P. 1
Mehmet Ali Demirbaş Merak_Edilen_Konular

Mehmet Ali Demirbaş Merak_Edilen_Konular

|Views: 29|Likes:
Yayınlayan: mcloon1

More info:

Published by: mcloon1 on Nov 21, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

09/09/2013

pdf

text

original

Sections

www.dinimizislam.

com

DİNİMİZ İSLAM
www.dinimizislam.com

Merak Edilen Konular
Künye Sahibi: Mehmet Ali Demirbaş Gazeteci – Yazar 29 Ekim Cad. No:23 Kat:4 Yenibosna İstanbul Tel: (0212) 454 38 20 mehmetali.demirbas@tg.com.tr

Hazırlayan: www.bizimsahife.org
1

www.dinimizislam.com

Merak Edilen Konular
Dünya nedir İÇİNDEKİLER İnsanın yeri nedir? 7
Dünya ahiretin tarlasıdır 7 Dünya sevgisi günahların başıdır 10 Gafletten kurtulmak nasıl olur 13 Dünya iş ve kazanç yeridir 18 İnsanlar huzura niçin kavuşamıyor 20 İnsan niçin yaratıldı 22 Herkesin çektiği, kendi cezası 26 Eşit yaratılmayışın sebebi 27 Dünyayı terk etmek 30 Dünya mümine zindandır 31 63 Kalb, Kâbe’den kıymetli mi? 64 Kalb temizliği nasıl olur 65 Nefse zulmetmek nedir? 78 Nefsin düşmanlığı 78 Günahlar ve günahkârın durumu 79 Haramlardan kimler kaçar 79 Haramdan kurtulmanın en kısa yolu 81 Günahtan kaçmak sevaptan önce gelir 83 Günah günahı çeker 88 Büyük ve küçük günahlar 89 Mekruh işlemek günah mıdır? 91 Vacib olan işler 93

Nefs ve kalb
Nefs nedir? Nefsi temizlemek ve hakiki iman Nefsi terbiye etmek için İzzet-i nefsime dokundu demek Nefsini tanıyan Rabbini tanır Nefsi tanımak ve nefsimizle cihad Nefsin fayda ve zararları Nefsi terbiye etmek gerekir Nefs-i emmare ve akl-ı selim Nefsin hevasına uymak Nefse hakim olmak Nefsin hilesi çoktur Nefsimizle konuşma Nefsi hor tutmak Nefs ile cihad Akıl, kalb, nefs ve beyin

32
32 35 39 41 43 44 47 49 51 52 54 56 58 59 60 61
2

Günah işlemenin insana zararı 97

Günaha önem vermemek ne demek 100 Günah işleyene kâfir denmez 104 Günahkâra şefaat 106 Kulun vazifesi ibadet etmektir 107 Rızkınızı güzel yoldan arayın 108 Kalb ile işlenen günahlar 110 Ya hep ya hiç mantığı 111 Günahta ısrar nedir 114 Ne düşünmeli ki günahtan uzaklaşılsın 114 Kelime-i tevhidin fazileti 116 Elini veren kolunu alamaz 117 İyilik ve kötülük 118 En büyük günah 118 Her şey günah mı? 122 En kötü şeyler 123 Günahlar sarhoş etseydi 124

www.dinimizislam.com

Günah ve sevgi Haramlardan bazıları Farzlardan bazıları Çirkinin çirkini İşlenmeyen günahın cezası Bu fetvayı kimden aldın? Zaruret ve haram Unutmak özürdür Günahkârın ibadetleri Günaha iyi denmez Yaldızlı necaset Vücut emaneti Yetenek ve günah Günah işlemekle ilgili çeşitli sorular

126 127 131 133 134 135 136 137 139 140 140 141 142 143

yeis] Fâsık ve günah Bir damlacık gözyaşı İbadetlerimizi kusurlu bilmeli Sitemsiz affediş Yetmiş istiğfar Tevbem kabul oldu mu? Tevbeyi geciktirmek Tevbede samimiyet Çok mühim tembih Bütün günahları affolur

190 192 193 194 196 196 196 197 198 199 200

Şehid ve Gazi kime denir 201
Şehid olmanın önemi Herkes şehid olabilir mi? Şehid olmak kolay mı? Günahkâr da şehid olur Kadınların şehid olması Şehid edilen bazı zatlar Şehidlik ucuz mu? Şehitlikle ilgili çeşitli sorular Gaziliğin fazileti 201 204 206 208 210 211 212 214 218

Ölüme hazırlanmak İçin 153
Ölümü hatırlamanın fazileti Kendini hesaba çekmek Kalbi karartan işler Hediyelerin hazırsa!.. Dünya ahiret saadetinin başı nedir Amel defteri ve Karne Ölmek felaket değildir İhtiyarlık nimeti 153 155 161 163 165 167 168 171
Herkes hesaba hazırlanmalıdır 159

Sigara haram mı
Tütün içmek haram mı? Sigara haram değildir Ceffel kalem konuşanlar Sigara ve saygısızlık Azı ayıltır, çoğu bayıltır Sigara ve iman İslam âlimlerini cahillikle suçlamak Sigara üzerine bir gençle yapılan diyalog Sigarayı savunmak Zehir ticareti haram mı?
3

219
221 229 230 231 232 233 234 235 240 241

Sigara çok zararlı bir maddedir 219

Tevbe istiğfarın önemi 172
Tevbe etmenin önemi Tevbe edilen günah affedilir Tevbe istiğfar nasıl yapılır Pişmanlığın fazileti Allah tevbe edeni sever Son nefeste tevbe [Tevbe-i 172 175 179 186 188

www.dinimizislam.com

Tütün de zikreder

242

Dini tabirler ve dili korumak

243

Dilde anarşi çıkarmak 243 Dili korumak, vatanını korumakla birdir 244 Türk dili bozuluyor 247 Ahlakı bozma gayretleri 249 Her ilmin tabirleri olur 251 Dini tabirleri değiştirmek 253 Bazı dini kelimelerin açıklamaları 254 Saygı ifadeleri 262 Esah, Sahih, Müftabih, Mu’temed 266 Farz-ı ayn ve farz-ı kifaye 267 İbadet ve taat ne demektir 271 Caiz ne demektir 272 Ahsen-ül halıkin 276 Allah razı olsun 276 Allah’ın ipi ne demektir 276 Allah’ın salât etmesi 277 Anam babam sana feda olsun 277 Beytullah 278 Dinde reform 278 Ebu ne demektir 278 Ehl-i sünnet vel-cemaat 279 Ehven-i şer 280 Eyvallah 281 Fâsık 281 Felek 283 Fetva 283 Feyz 283 Hadis-i kudsi 284 Hasbiyallah 284 Hayhuy etmek 285 İhya etmek 286
4

İlmel yakîn, Aynel yakîn ve Hakkel yakîn İmsak İtikâf Kalb gözü Kalb Yürek Kalu bela ne demektir Kanaat Keşke demek Kıyamet ile ahiret Kul, Mevla ne demektir Mealen ne demektir Medeni Mizmar Mübarek Muhlis ve Murad Müsafeha Nasuh tevbesi Oku ne demektir Rahip ne demektir? Rıfk Sağ ve Sol kavramı Sıhhat ve afiyet Sohbet Şans kelimesi Şirk Tesadüf-Tevafuk Ümmi Vahy Vakit nakittir Veli Vera ve zühd Ya ne demektir Yaşayan merhum Yedullah Zikir ne demektir? Zıllullah Zalime ceza vermek Zayıf ve müftabih kavil

286 286 287 287 288 288 288 289 289 290 290 291 291 291 292 293 294 294 295 295 295 300 300 301 301 301 304 305 305 305 306 306 306 307 308 309 310 310

www.dinimizislam.com

Sevgi ve aşk 311 İmameyn, tarafeyn, vs. 312 Tayyib ne demektir? 312 Ebrar ve mukarrebler 314 Sual ve soru 315 Ahmak olana verilecek cevap 316 Âlemlerin çeşitleri 318 Aziz ve zelil 319 Farsça terkipler 320 Allah’ın dostları 321 Takva ve fetva 321 Anahtar neyin sembolü? 322 Zarf ve mazruf 323 Hizbullah kime denir? 324 Göklerin secde etmesi 325 Ebced nedir? 326 Farz etmek 327 Gâib ne demektir? 328 Vatanın önemi 329 Omuzu mu, omzu mu? 329 Namus nedir? 331 Aşağılık zina 331 Tâğut ne demektir? 332 Kavram kargaşası 333 Tedbirini terk eyle! 334 Burnu sürtülsün 336

Çatal kazık İbadet de, kabahat de gizlidir Yanlış atasözleri Önce iğneyi kendine Sükût ikrardan gelir

372 374 375 377 377

Vesvese ve kurtuluş çaresi 378
Vesvese kötü bir hastalıktır Kötü düşünceler nereden geliyor Şeytanla bir âlimin münazarası İman ve vesvese Şeytanın saldırı yolları Şeytanın hileleri ve itirafları İblisin meleklere sorduğu sualler Kalbe gelen düşünceler Namazdan sonraki vesvese Kalb dönektir Vesvese edince Vesvese için Şeytan ve zararları Vesvese ihtiyat değildir 378 380 381 384 386 388 390 392 393 394 395 396 397 399

Atasözlerini doğru anlamak

Bazı kaynak kitaplar 401 337
337 350 353 354 355 355 361 371
5

Atasözlerine düşmanlık Atasözlerini anlamayanlar Üzümünü ye, bağını sorma İyilikten maraz doğar Gözden ırak olan Ecdadımızın güzel sözleri Atasözünde çelişki olmaz Her koyun kendi bacağından asılır

Nakli esas alan kitap Mektubat-ı Rabbani Mızraklı ilmihal Kıymetsiz yazılar Çok kitap okumak Pusula Sevgi ve düşmanlık Faideli Bilgiler kitabı Hak Sözün Vesikaları Herkese Lazım Olan İman

401 404 407 409 412 412 413 414 415 416

www.dinimizislam.com

İslam Ahlakı Eshab-ı kiram kitabı Kıyamet ve Âhiret Cevap Veremedi İngiliz Casusunun İtirafları Namaz Kitabı Şevahid-ün-nübüvve Menâkıb-ı çihâr yâr-i güzîn Hakikat Kitabevi Bir okuyucu mektubu Kitap yazmanın önemi Kaynaklı site Zenginlik ve Fakirlik İntihar etmek Nazar haktır Dert ve belaların geliş sebebi Deprem ve Günah ilişkisi Yemin ve yemin kefareti Rüya görmek Hipnotizma nedir? Mürted olmaktan korkmalı Hayvanların ilginç özellikleri 19’cular bâtıl dini nedir? Belam-ı Baura Ebu Talib’in diriltilmesi

417 419 420 420 421 422 423 424 424 426 427 428 429 443 449 452 460 467 481 485 487 499 508 512 512

Yanan araçta, yanmayan kitap 425

Herkes vasiyetini hazırlamalıdır 494

Eshab-ı kehfin hicreti Hallac-ı Mansur İbni Sina Somuncu Baba Çok olanın kıymeti bilinmez İnsanın üstünlüğü İnsanlarda üstünlük sırası Kadınların en üstünleri Kırk hadis ezberlemek Doğruyu bulmanın çaresi Başarı Allah’tandır Tanımak ne demektir? Kıyamete kadar Her işte başarılı olmak için Önemli sualler ve cevaplar Kuşlar ne diyor? Savaşta hile Renklerin güzeli Tarafsız olmak Dost istersen Allah yeter Sert cevap vermek Esas sebep unutuluyor Mubaha kaynak olmaz İhlâs Vakfı öğrenci yurtları Tâbi olmanın üstünlüğü Sevdiğiyle beraber olmak Açıklama

513 515 519 519 521 522 523 529 532 536 540 541 543 544 545 546 547 548 549 550 552 554 555 556 556 557 558

6

www.dinimizislam.com

Merak Edilen Konular
Dünya nedir
Dünya ahiretin tarlasıdır
Sual: Dünya nedir? CEVAP Ölümden önce olan her şeye dünya denir. Bunlardan, ölümden sonra faydası olanlar, dünyadan sayılmaz, ahiretten sayılır. Çünkü dünya, ahiret için tarladır. Ahirete yaramayan dünyalıklar, zararlıdır. Dünya, dine uygun kullanılırsa, ahirette faydalı olurlar. Hem dünya lezzetine, hem de ahiret nimetlerine kavuşulur. İyilik, kötülük, malda değildir. Malı kullanandadır. O halde, kötü olan dünya, Allahü teâlânın razı olmadığı, ahireti yıkıcı yerlerde kullanılan şeyler demektir. Rabbini unutup, nefsine düşkün olan, yolda hayvanın, palanı ile, yemi ile uğraşıp, arkadaşlarından geri kalan yolcuya benzer. Çölde yalnız kalıp, helak olur. İnsan da ne için yaratılmış olduğunu unutup, dünya ziynetlerine aldanır, ahiret hazırlığı yapmazsa, ebedi felakete sürüklenir. Dünyaya düşkünlük ahirete hazırlanmaya mani olur. Dünya ile ahiret, doğu ile batı gibidir ki, birine yaklaşan, ötekinden uzak olur. Bir kimse ibadetini yapmaz ve geçiminde Allahü teâlânın emrini gözetmezse, dünyaya düşkün olmuş olur. Allahü teâlâ herkesin kalbini bu kimseden soğutur. Dünya, ahiretin tarlasıdır. Burada tohum ekmeyen, böylece bir tohumdan kat kat meyve kazanmaktan mahrum kalan, ne kadar zavallıdır. Kardeşin kardeşten, ananın evladından kaçacağı o gün için, hazırlanmayan, dünyada da, ahirette de aldanmış, zarar etmiş olacaktır. Akıllı kimse, bu dünyayı fırsat bilir. Bu kısa zamanda, tohum ekerek, yani Allahü teâlânın beğendiği işi yaparak, kat kat fazla meyveleri toplar. Cenab-ı Hak, bu kısa zamanda yapılacak, hayırlı işlere ve ibadetlere sonsuz nimetler ihsan edecektir. Marifetname’deki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Dünya iki gündür: Biri sevinç, biri üzüntü günüdür. Bunlar geçicidir. Öyle ise geçici olanı bırakın da daimi olan nimetlerine kavuşmak için çalışın.) (Dünya için, dünyada kalacağın kadar, ahiret için, orada sonsuz kalacağına göre çalış! Allahü teâlâya, muhtaç olduğun kadar itaat et! Cehennem ateşine dayanacağın kadar günah işle!)
7

www.dinimizislam.com

(Dünya bir köprüdür hemen geçin, yalnız tamiri ile uğraşmayın, yolunuza devam edin!) (Arzusu ahiret olup, ahiret için çalışana, Allahü teâlâ dünyayı hizmetçi yapar.) (Yalnız dünya için çalışana, yalnız nasibi gelir, işleri karışık, üzüntüsü çok olur.) (Ahiretin sonsuz olduğuna inananın, yalnız bu dünyaya sarılması, çok şaşılacak şeydir.) (Dünya sizin için yaratıldı. Siz de ahiret için yaratıldınız! Ahirette ise, Cennet ve Cehennemden başka yer yoktur.) (Dünyaya düşkün olmak, insanın ahiretine zarar verir. Ahiretini seven dünyada haramlardan sakınır. Bu böyle olunca, siz bakiyi fâni üzerine tercih ediniz!) Dünyanın tatlı şeyleri ve geçici nimetleri ancak, dinimize uymaya yardımcı oldukları zaman, faydalı ve helal olurlar. Dünya kazancı, ahiret kazancı ile birlikte olduğu zaman işe yarar. Ahireti kazanmaya yardımcı olmayan dünya zevkleri, şekerle kaplanmış zehir gibidirler. Dünya zevkleri, bedene, nefse tatlı gelen şeylerdir. Halbuki insan yalnız bunun için yaratılmadı.

Gerçek zevk yeri
Ahiret ise ruha mahsus olan hakiki zevk ve lezzetlerin de yeridir. Dünya ile ahiret, birbirinin zıddı, tersidir. Birini sevindirmek, ötekinin gücenmesine sebep olur. Yani birinde zevk aramak, ötekinde elem çekmeye sebep olur. O halde, dünyada nimetleri, lezzetleri çok olanlar, bunlara gereken şükrü yapmazlarsa, ahirette çok korkacak, çok acı çekecektir. Dünyada tehlikelerden sakındığı, çalıştığı halde çok acı çeken mümin, ahirette çok lezzete kavuşacaktır. Dünyanın ömrü, ahiretin sonsuzluğu yanında, denize nispetle bir damla kadar bile değildir. Buna rağmen Allahü teâlâ, merhamet ederek, sevdiklerine sonsuz nimetlere kavuşmaları için, dünyada birkaç gün sıkıntı çektiriyor. Akıllı kimse; kendi işinde ve dünyasında hiç üzülmeyen, emellerini kısa tutup, sabaha bile çıkamayacağını düşünen, ibadetine kuvvet verecek ve doğru yolda yürüyecek miktardan fazla geçim derdi olmayandır. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Dünya hayatı, ancak oyun ve boş şeyle meşgul olmaktır. Ahiret ve nimetleri daimi olduğundan daha hayırlıdır. Bunların farkını anlamaz mısınız?) [Enam 32] (Yanınızdaki dünyalıklar geçici, Allah katındaki hazine ve rahmetler ise daimidir.) [Nahl 96]
8

www.dinimizislam.com

(Dünyayı ahirete tercih edersiniz, Halbuki ahiret hayırlı olup nimetleri daimidir.) [Ala 16, 17] İbni Mesud hazretleri buyuruyor ki: Dünyada herkes misafirdir. Yanındaki şeyler emanettir. Misafirin gitmekten, emanetin ise geri alınmaktan başka çaresi yoktur. Bu dünya, haramları terk eden için nimet, ibadet eden için ganimet, ibretle bakan için hikmet, manasını anlayan için selamet yeridir.

İlimler doğru yerde kullanılmazsa
İkinci binin müceddidi imam-ı Rabbani hazretleri (kuddise sirruh) buyuruyor ki: Yavrum! Bu, pek kötü olduğunu anladığın dünya, nedir biliyor musun? Dünya, seni, Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeyler demektir. Kadın, çocuk, mal, rütbe, mevki düşüncesi, Allahü teâlâyı unutturacak kadar aşırı olursa, dünya olur. Çalgılar, oyunlar, (Malayani) ile, yani faydasız, boş şeylerle vakit geçirmek, [kumarlar, kötü arkadaş, kötü filmler, mecmua ve romanlar], hep bunun için dünya demektir. Ahirete faydası olmayan ilimler, dersler de, hep dünyadır. Hesap, hendese [yani matematik ve geometri], astronomi, mantık, eğer Allahü teâlânın gösterdiği yerlerde kullanılmazsa [yani kâfirlerle mücadele ve onlardan üstün olmak için ve insanlara hizmet etmek için kullanılmazsa] bunlarla uğraşmak, boşuna vakit öldürmek olur ve dünya olur. Bu bilgileri bütün derinliği ile, incelikleri ile okumak, yalnız başına işe yarasaydı, eski Yunan felsefecileri [ve son zamanlardaki Avrupa’nın, Amerika’nın fen adamları, mütehassısları] saadet yolunu bulur, ahiretteki ebedi azaptan kurtulurlardı.

Dünyayı ahirete tercih
Akıllı, ahiretin sonsuz kazancını dünyanın geçici kârı ile değiştirmez. Bütün iyiliklerin, dinin emirlerine uymak ve yerine getirmekte olduğunu bilir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ahiret, dünyaya tercih edilince, La ilahe illallah sözü, Allahü teâlânın gazabından korur. Dünya kârını, ahirete tercih eden, La ilahe illallah dediği zaman, Allahü teâlâ, "Yalan söylüyorsun, sözünde sadık değilsin" buyurur.) [Beyheki] İlmi, mala ve mevkiye alet etmek uygun değildir. İlim bunu yasakladığı halde, bildiği halde ilme uymamak büyük vebaldir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Din bilgilerini dünya menfaati için öğrenenlere, ilmini paraya değişenlere kıyamette ateşten gömlek giydirilir.) [Deylemi] Allahü teâlânın kıymet verdiği ve her şeyin en şereflisi olan ilmi, mal, mevki kapmaya ve başa geçmeye vesile edenlere, bu ilim elbette zararlı
9

www.dinimizislam.com

olur. Halbuki, dünyaya düşkün olmak, Allahü teâlânın hiç sevmediği bir şeydir. O halde, Allahü teâlânın kıymet verdiği ilmi Onun sevmediği yolda harcetmek, çok çirkin bir iştir. Onun kıymet verdiğini kötülemek demektir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Âlimlerin en kötüsü, insanların en kötüsüdür.) [Bezzar]

Dünya haramlar demektir
Sual: Din kitaplarında dünya hep kötüleniyor. Dünya olmazsa âhirete nasıl hazırlanacağız? (Ed-dünya ci'fetün, tâlibühâ kilâbün) yani (Dünya leştir, talipleri de köpeklerdir) buyuruluyor. Dünya niye leştir? Dünyaya köpekler mi talip olur? CEVAP Leş olan haramlardır. Leşe üşüşenlere de köpek denmiştir. Dinimiz dünyayı kötülemiyor. Dünya sevgisini, haramları kötülüyor. Dünya, âhireti kazanma yeridir. Kazanç yeri kötülenir mi hiç? Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Dünya âhiretin tarlasıdır.) [Deylemi] İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Dünya, seni Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeyler, demektir. Kadın, çocuk, mal, rütbe, mevki düşüncesi Allahü teâlâyı unutturacak kadar aşırı olursa, dünya olur. Çalgılar, oyunlar, faydasız, boş şeylerle vakit geçirmek [kumar, kötü arkadaş, kötü filmler, mecmua ve romanlar] bunun için dünya demektir. Din ile dünyayı birlikte kazanmak imkânsızdır. Âhireti kazanmak isteyenin, bahsedilen dünyadan vazgeçmesi gerekir. Bu dünya âhiretin tarlasıdır. Burada tohum ekmeyip, yaratılışta bulunan, toprak gibi yetiştirici kuvvetini işletmeyenlere, bundan faydalanmayanlara ve amel, ibadet tohumlarını elden kaçıranlara yazıklar olsun! (1/73, 1/23)

Dünya sevgisi günahların başıdır
Sual: Bir hadis-i şerifte, "Dünyaya, burada kalacağınız kadar, ahirete de, orada kalacağınız kadar çalışınız!" buyuruluyor. Ne kadar büyük olursa olsun, bir sayının sonsuzun yanındaki değeri sıfır kabul edildiğine göre, dünya için hiç çalışmamak gerekmez mi? CEVAP Dinimiz, dünyaya da, ahirete de çalışmayı emretmektedir. Kur'an-ı kerimde mealen (Dünyadan da nasibini unutma!) buyuruluyor. (Kasas 77) Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (Dünyanızı ıslaha, düzeltmeye çalışınız! Yarın ölecekmiş gibi de
10

www.dinimizislam.com

ahiret için amel ediniz!) [Deylemi] (Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi de ahiret için çalışınız!) [İbni Asakir] (Sizin hayırlınız, ahireti için dünyasını, dünyası için ahiretini terk etmeyen ve insanlara yük olmayandır.) [Deylemi] (Dünyayı seven, ahiretine zarar verir. Ahireti seven, dünyasına zarar verir. O halde, devamlı olanı, geçici olana tercih etmelidir.) [Beyheki] (İlim, Allah rızası için değil, dünya menfaati için öğrenildiği ve ibadetler, dünya menfaatlerine alet edildiği zaman fitneler zuhur edecektir.) [A.Rezzak] Kur'an-ı kerimde de mealen buyuruluyor ki: (Mal ve evlat dünya hayatının süsüdür. Baki olan, salih ameller, Rabbinin katında, mal ve evlatlardan ve dünyalıklardan iyidir.) [Kehf 46]

Dünya binektir
İmam-ı Maverdi hazretleri buyuruyor ki: Dünya çalışma yeridir. Hadis-i şerifte, (Dünya ne güzel binektir. Ona binin ki, sizi ahirete kavuştursun!) buyuruluyor. Dünya mutlak manada kötü değildir. Ahiret azığını hazırlayanlar için servet yurdudur. İbrahim aleyhisselam, (Ya Rabbi ne zamana kadar daha dünyayı takip edeceğim) dediği zaman Allahü teâlâ buyurdu ki: (Ya İbrahim, böyle konuşma! Çoluk çocuğunun nafakası için çalışmak dünya talebi değil ki ondan şikayet edilsin!) [Edeb-üd-dünya] Dünya bir alet, bir vasıtadır. Bu vasıtayı iyi yolda kullanan kazanır, kötü yolda kullanan kaybeder. Mesela size yeni, güzel bir araba veriyorlar. (Bu araba ile, şu kadar zamanda şu karşıdaki köprüyü geçerseniz, kurtuluşa ereceksiniz) deniyor. Siz de, arabaya bakıp (Ne kadar da güzelmiş) diyerek onu sevmekle meşgul olur, verilen zaman içinde karşıya geçmezseniz, düşman gelir, sizi kıskıvrak yakalar, köprüyü geçemezsiniz. Bu vasıta, yolcuları sahile çıkaran bir gemi de olabilir. Bu vasıtaya zamanında binip gitmeyen kurtulamaz. Dinimiz bu vasıtayı, kötülememiştir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Dünya, ahiretin tarlasıdır.) [Deylemi] (Dünya, ahiretin köprüsüdür.) [Deylemi] (Allah rızasını kazanmak, ahiret azığını temin etmek için, dünya ne güzel yerdir. Allah rızasını kazanmayan, ahiret azığını temin etmeyen için de, dünya ne kötü yerdir. Bir kimse, "Allah dünyayı rezil etsin!" derse, dünya da ona, "Hangimiz Rabbimize asi oluyorsa, Allah onu
11

www.dinimizislam.com

rezil etsin!" der.) [Hakim, İbni Lal] (Dünyaya sövmeyin; çünkü mümin için ne güzel bir binektir. Hayra onunla erişilir, şerden onunla kurtulunur.) [Deylemi, İbni Neccar]

Dünya sevgisi
Dinimiz, bu bineğin sevgisini kötülemiştir. Yani "Binek ne güzelmiş" diyerek, onunla meşgul olup hedefe varmamak kötülenmiştir. Nitekim hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Dünya sevgisi bütün günahların başıdır.) [Beyheki, İbni Ebiddünya] Demek ki, bineği sevmekle meşgul olmayıp, binip bir an önce saadet diyarına gitmeye çalışmalıdır! Bizi maksadımıza ulaştıran bineğin iyi, sağlam olması istenir. Onun için Allahü teâlânın bize verdiği akıl, sağlık, mal gibi nimetleri yerinde kullanmalıdır! Cenab-ı Hak, dünya saadetini de istememizi emrediyor. (Ey Rabbimiz, bize dünyada da ahirette de iyilik, güzellik ver!) diye dua etmemizi istiyor. (Bekara 201) Hadis-i kudside de buyuruldu ki: (Hak teâlâ buyurdu ki, "Ey dünya, bana hizmet edene hizmetçi ol! Sana hizmet eden de senin hizmetçin olsun.") [Ebu Nuaym] Dünyanın faydasız işlerinden uzak durmak, ahirete yarayacak işler yapmak gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Dünyaya meyledenin emeli uzun olur, sonunu getiremez, bitmez tükenmez ihtiyaca düşer; öyle bir meşgale kaplar ki mihnetinden kendini kurtaramaz.) [Deylemi] (Ahireti isteyip onun için çalışan, geçim sıkıntısı çekmez, zengin olarak sabahlar, zengin olarak akşamlar. Dünyayı talep edip onun için koşan geçim darlığı çeker, fakir olarak sabahlar, fakir olarak akşamlar.) [İbni Neccar] (Ahiret işi sana kolay gelir, dünya işi zor gelirse, bil ki sen iyi hâl üzeresin. Ahiret işi zor, dünya işi kolay gelirse, bil ki durumun kötüdür.) [Beyheki]

Haksız kazanç
Muhammed aleyhisselam Peygamber olarak gönderilince, şeytanlar İblisin başında toplanıp üzüntülerini bildirdiler. Bunun üzerine İblis onlara, (Bunlar dünyayı sever mi?) dedi. Onlar, evet deyince, (Öyleyse üzülecek bir şey yok. Onlara haksız kazanç sağlatırım. Lüzumsuz masraf yaptırır, lüzumlu yere de harcatmam. Zaten her kötülük bu üç şeyden meydana gelir) dedi. Dünyalık için ne kadar üzülürsen o nispette ahiret sevgisi kalbden çıkar. Ahiret için ne kadar üzülürsen, o nispette dünya sıkıntısı kalbden
12

www.dinimizislam.com

çıkar. Dünyada herkes misafirdir. Yanındaki şeyler emanettir. Misafirin gitmekten, emanetin ise geri alınmaktan başka çaresi yoktur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Dünya mümine zindan, kâfire Cennettir.) [Müslim] Mümine dünyanın zindan olması, Cennete nispetledir. Cennette Müminler, gözlerin görmediği, kulakların duymadığı, akla ve hayale gelmeyen büyük nimetlere kavuşacaklardır. Hiçbir sıkıntı görmeyeceklerdir. Cennetin sonsuz nimetleri karşısında dünya hayatı, müminler için bir zindan, bir Cehennem azabı gibi gelecektir. Kâfirler için Cehennem azabı o kadar şiddetli olacaktır ki, dünyadaki en şiddetli işkence bile onlar için çok hafiftir.

Gafletten kurtulmak nasıl olur
Sual: Gaflet nedir? Gafletten kurtulmak nasıl olur? CEVAP Dini kelimelerin sözlük manasına değil, ıstılah manasına bakmak gerekir. Gaflet, Allahü teâlâyı unutmak demektir. Her ne şekilde olursa olsun, Allahü teâlâyı hatırlamak ise gafletten kurtulmak olur. Dinin emirlerini gözeterek yapılan bütün işler, alış verişler, yiyip içmeler, gafletten kurtulmak ve Allahü teâlâyı hatırlamak demektir. Evine, camiye rastgele sağ ayakla giren kimse, gafletle girdiği için sevap alamaz. Sünnet olduğunu düşünerek sağ ayakla girerse sevap alır. Bunun için gafleti yenmeye çalışmalıdır! Kur'an-ı kerimde mealen (Gafillerden olma) buyuruluyor. (Araf 205) Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (Gaflet üzere uyuyan, Kıyamette öyle dirilir. O halde kendinizi Allahü teâlâyı anarak uyumaya alıştırın!) [Deylemi] (Gafiller arasında Allahü teâlâyı anan, kuru çalılar arasındaki yeşil ağaç gibidir.) [Ebu Nuaym] (Gafil olduğu halde, gafletinden habersiz kimseye şaşılır. Şu kişiye de şaşılır ki ölüm onun peşinde iken, o dünyanın peşinde koşar. Rabbi kendinden hoşnut olup olmadığını bilmeden kahkaha ile gülene de şaşılır.) [Ebu Nuaym] Gafletin sonu pişmanlıktır. Gaflet, nimeti yok eder, hizmetleri engeller. Gaflet uykusunun sonu, sonsuz pişmanlık olabilir. Salihlerden biri, hocasını rüyada görüp sual eder: - Kıyamette en büyük pişmanlık nedir? Hocası buyurur ki: - Gafletin neticesi olan pişmanlık...
13

www.dinimizislam.com

Zünnun-i Mısri hazretlerini rüyada görüp sual ederler: - Vefatından sonra sana ne yaptılar? - Allahü teâlâ bana buyurdu ki: (Beni sevdiğini söylerdin; fakat benden gafil olurdun. Bu ise yalancılıktır.) Zünnun-i Mısri hazretlerine böyle denirse, bizlere ne söylenmez? Yine rüyada görülen birçok kimse, dünyada gaflet içinde yaşadığını söyler. Bunun için hadis-i şerifte (İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar) buyurulmaktadır. Ölmeden önce uyanmak gerekir. İş işten geçtikten sonra uyanmak faydasızdır. Azrail aleyhisselamla kardeş gibi görüşen Yakub aleyhisselam dedi ki: - Senden bir ricada bulunacağım. Ecelim yaklaşınca bana önceden haber ver! - Sana iki-üç haberci gönderirim. Bir müddet sonra Azrail aleyhisselam yine gelir. Yakub aleyhisselam sual eder: - Ziyaretime mi geldin? - Hayır, canını almaya geldim. - Nasıl olur, hani bana iki-üç haberci gönderecektin? - Sana üç haberci gelmedi mi? Saçların siyahken ağarmadı mı? Vücudun kuvvetli iken zayıflamadı mı? Dimdik dururken şimdi belin bükülmedi mi? Haberci istiyorsak çoktur. Her gün çeşitli sebeplerle ölenlere veya mezarlara bakmak kâfidir. Muhakkak olacak şeyi oldu bilmek gerekir! Ölüm muhakkaktır. Azrail aleyhisselam geldiği zaman, hazırım diyebilmelidir. Şakik-i Belhi hazretleri buyuruyor ki: (İnsanlar üç şey söylerler. Fiilleriyle ona muhalefet ederler. 1- Biz kuluz derler, fakat şef gibi yaşarlar. 2- Allah bizim rızkımıza kefildir derler. Fakat kalblerini rızık kazanmakla meşgul ederler. 3- Elbet biz de öleceğiz derler. Fakat hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya sarılırlar.) Adamın biri çuvalı kaybeder, arar bulamaz. Namaza durunca hatırlar. Kölesi adama, (Sen namaz kılmıyor, çuval mı arıyordun?) der. Adam köleyi ikazından dolayı azat eder. Her işi gafletten uzak yapmaya çalışmalıdır!

Gaflete sebep olanlar
İnsanların gaflete, hatta günaha, isyana, küfre dalması çeşitli sebepler yüzünden olur. Bunlar insandan insana değişmekle beraber, cehalet, kibir,
14

www.dinimizislam.com

dostunu düşmanını tasnif edememesi genel olup, bunların başında gelir. İnsanın gafletine sebep olan çok şey varsa da üçü önemlidir: 1- İnsanı tanımamak, yaratılış gayesini bilmemek 2- İşlerin sebeplerle yaratıldığını bilmemek 3- Ölümü unutmak.

1- İnsanı tanımamak, yaratılış gayesini bilmemek
İnsan, niçin yaratıldığını ve başına gelecekleri bilip unutmasa, gaflete düşebilir veya kibirlenebilir mi? Rabbine isyan edebilir mi? Demek ki insan yaratılış gayesini düşünmüyor. Eğer insanlar istenildiği gibi düşünebilseydi, Kur’an-ı kerimde sık sık, (Hiç düşünmüyor musunuz?) diye ikaz edilir miydi? Bir insan bir alet, bir makine yapınca, bunun nasıl ve nerelerde kullanılacağına dair bir tarif namesi hazırlanır. Tarif name ile de anlaşılması zor ise, kullanması için kurslar açar. Bir makine yanlış kullanılırsa, elden çıkar. Her şeyin yaratıcısı olan Cenab-ı Allah da, insan denilen bu muazzam makineyi yaratıp başıboş bırakmayıp (Sizi boş yere yarattığımızı mı sandınız?) buyurmuştur. Ne yapması gerektiğini, Peygamberleri vasıtası ile kitaplar göndererek bildirmiştir. Ne olduğunu, kim olduğunu, saadet ve felaketinin nelerde olduğunu bilmeyen, öldükten sonra başına gelecekleri düşünmeyen kimse akıllı olamaz. Allahü teâlâ, (Ben cin ve insanları ancak [beni tanısınlar] bana kulluk, ibadet etsinler diye yarattım) buyuruyor. (Zariyat 56) O halde insan kul olduğunu bilip, kulluk görevlerini yerine getirmelidir.

2- İşlerin sebeplerle yaratıldığını bilmemek
Allahü teâlâ her şeyi sebeplerle yaratmaktadır. Kudretini sebepler arkasında gizlemiştir. Âdet-i ilahi böyledir. Ancak bu âdetini bazen bozar, sebepsiz de yaratır. Bunu sevdiklerinin hatırı için yapar. İnsan çalışır kazanır, benim malım der, ben kazandım der. Bunun gibi kendisindeki her nimete, her başarıya (benim) der, (benim başarım, benim kabiliyetim, benim ilmim...vs) der ve nankör olur. Dertlerin, belaların gelmesine sebep günah işlemektir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Size gelen musibet, kendi ellerinizle işlediğiniz [günahlar] yüzündendir.) [Şura 30] (Sana gelen her iyilik, Allah’ın [bir ihsanı, bir nimeti olarak] gelmekte, her kötülük de [günahlarına karşılık olarak] kendinden gelmektedir. [Hepsini yaratan Allahü teâlâdır.]) [Nisa 79] Peygamberlere ve diğer büyük zatlara ise bela, onların derecelerinin yükselmesi için gelir.
15

www.dinimizislam.com

Tevekkülü ihmal etmemeli. Tevekkül, dinimizin bildirdiği sebeplere yapıştıktan sonra neticeyi sebeplerden değil, sebepleri yaratandan beklemektir. (Bir işe başladığın zaman, Allah’a tevekkül et, Ona güven) âyeti, tevekkül ile beraber azmederek çalışmak gerektiğini gösteriyor. (Al-i imran 159)

3- Ölümü unutmak
Dünya hayatı rüya gibidir. Ölünce rüya bitecek, hakiki hayat başlayacaktır. Hadis-i şerifte, (İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar) buyuruldu. Ölmeden önce uyanmak gerekir. Peygamber efendimiz, (Şu kişiye şaşılır ki, o dünyanın peşinde, ölüm de onun peşindedir) buyurdu. O halde, (Nasihat olarak ölüm yeter) hadis-i şerifini düşünerek ölenlerden ibret almaya çalışmalıdır. Genelde çok yaşamayı istemek, dünya zevklerine düşkün olmak, ölümü unutmak, sıhhat ve gençliğe aldanmaktan ileri gelir. Böyle kimsenin kalbi katı olur, ibadetleri vaktinde yapmaz, tevbeyi geciktirir, nasihat tesir etmez, ölümü unutur, hatırına bile gelmez. Hep dünya malına ve makamına kavuşmak için ömrünü harcar. Ahireti unutur, dünyanın faydasız zevk ve sefasını düşünür. Bunlardan kurtulmak için ölümün her an gelebileceğini düşünmeli, sıhhatin, gençliğin ölüme mani olmadığını unutmamalı.

Çok kıymetli nasihatler
Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki: Fırsat ganimettir. Ömrün tamamını faydasız işlerle telef etmemeli, Hak teâlânın rızasına uygun şeylere harcamalı! Beş vakit namazı, tadil-i erkan ile ve cemaat ile kılmalı, teheccüd namazını elden kaçırmamalı, seher vakitlerini istiğfarsız geçirmemeli, gaflet uykusuna dalmamalı, ölümü düşünmeli, ahiret hallerini gözetmeli, fani dünyanın haram olan işlerinden yüz çevirip, baki olan ahiret işlerine dönmeli. Dünya işleri ile zaruret miktarı uğraşmalı, diğer vakitlerde, ahireti imar etmekle meşgul olmalıdır. Sözün kısası, Allah’tan gayrı şeylerin sevgisinden korunmalı ve bedeni dinin hükümlerine uymakla süslemeli, onunla meşgul olmalıdır. İş budur, bundan gayrısı hiçtir. Abdül Kuddüs hazretleri de buyuruyor ki: Vaktin kıymetini bil! Gece gündüz ilim öğrenmeye çalış! Her zaman abdestli bulun! Beş vakit namazı, sünnetleri ile ve tadil-i erkan ile, huzur ve huşu ile kılmaya çalış! Bunları yapınca, dünyada ve ahirette, sayısız nimetlere kavuşursun. İlim öğrenmek, ibadet içindir. Kıyamette, işten sorulacak, çok ilim öğrendin mi diye sorulmayacaktır. İş ve ibadet de, ihlas elde etmek içindir. İhlas da, hakiki mabud ve kayıtsız, şartsız var olan
16

www.dinimizislam.com

sevgiliyi [Allahü teâlâyı] sevmek içindir. İbrahim-i Edhem hazretleri buyuruyor ki: 1- Günah işleyeceksen, Allah’ın verdiği rızkı yeme! Rızkını yiyip de, Ona isyan edilir mi? 2- Günah işleyeceğin zaman, mülkünden çık! Onun mülkünde Ona isyan edilir mi? 3- Günah işlerken Onun görmediği bir yerde işle! Onun mülkünde, rızkını yiyip, gördüğü yerde günah işlenir mi? 4- Can alıcı melek, ruhunu almaya gelince, bir müddet izin isteyebilir veya o meleği kovabilir misin? O zaman hemen tevbe et! Çünkü o melek ani gelir. 5- Mezarda, melekler, sual sorunca, (beni imtihan etmeyin) diyerek onları kovabilir misin? Öyle ise, şimdiden onlara cevap hazırla! 6- Kıyamette (Günahkârlar Cehenneme…) dendiği zaman, ben gitmem diyebilir misin? Allahü teâlâ, (Ey kullarım! Benden isteyin! Kabul eder, veririm) buyuruyor. Ama verilmeyenler de oluyor. Çünkü Ona dua eder, ama itaat etmezler. Peygamberini tanır, Ona uymazlar. Kur'anı okur, gösterdiği yolda gitmezler. Nimetlerinden faydalanır ama şükretmezler. Cennetin, ibadet edenler için olduğunu bilir, hazırlıkta bulunmazlar. Cehennemi, asiler için yarattığını bilir, ondan sakınmazlar. Ecdadının ne olduklarını görür, ibret almazlar. Kendi ayıplarına bakmayıp, başkalarının ayıplarını araştırırlar. Böyle kimseler, üzerlerine taş yağmadığına, yere batmadıklarına şükretsin! Dualarının neticesi, yalnız bu olursa, yetmez mi? İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Ölmek felaket değil, öldükten sonra başa gelecekleri düşünmemek felakettir. Mezhepsizlik ilhaddır. Ehl-i sünnet âlimlerine uyanlara müjdeler olsun. İmam-ı Rabbani hazretleri yine buyuruyor ki: Bu zamanınız fırsattır. Fırsat da, büyük nimettir. Sıhhat ile ve üzüntüsüz geçen vakitler, bulunmaz ganimettir. Her saati Allahü teâlâyı zikretmek ile geçirmelidir. Resulullahın bildirdiğine uygun olan her iş, hatta alış-veriş bile zikir olur. O halde, her hareketin, her duruşun, Resulullahın bildirdiğine uygun olması gerekir. Böylece, hepsi zikir olur. Zikir demek, gafletten uzaklaşmak, yani, Allahü teâlâyı hatırlamaktır. İnsan her hareketinde, her işinde, Allahü teâlânın emrini ve yasağını gözetince, emir ve yasakların sahibini unutmaktan kurtulur ve daima zikretmiş olur. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Yemeği Allah’ın zikri ile [İbadet ederek ve Allah yolunda çalışarak]
17

www.dinimizislam.com

eritin. Yer yemez yatmayın; kalbiniz katılaşır.) [Ebu Nuaym] Haramlardan ve şüpheli şeylerden kaçarak helal kazanmalıdır. Ahir zamanda bunlara dikkat eden az bulunur. Dine hizmet çok sevaptır. Bunu herkes gücü nispetinde yapar. Öğrendiği güzel bir sözü başkasına duyurmak bile sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Duyduğu hak sözü, bir müslüman kardeşine söylemek ne güzel hediyedir.) [Taberani] (Allah indinde en iyi kul, insanlara en çok nasihat edendir.) [İ. Ahmed]

Dünya iş ve kazanç yeridir
Sual: Boş vaktim çok. Vakitlerimi tavla ve satranç gibi oyunlarla geçiriyorum. Bazen onlardan çay içiyor, bazen de onlara içiriyorum. Mahzuru var mıdır? CEVAP İnsan, dünyaya oyun ve eğlence için gelmemiştir. Dünya iş ve kazanç yeridir. Peygamber efendimiz, (Dünya ahiretin tarlasıdır) buyurmaktadır. (Deylemi) Burada ne ekilirse, ahirette o biçilecektir. Boş vakit fırsat ve ganimettir. Faydalı iş yapmadan vakit geçirmek, vakti öldürmek olur. Dünyada yapılan her işin, her nefesin hesabı kıyamette muhakkak sorulacaktır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kıyamette, herkes ömrünü ve gençliğini nerede geçirdiğinden, malını nereden kazanıp nereye harcadığından ve ilmi ile amel edip etmediğinden sorguya çekilecektir.) [Tirmizi] Ömür, ilim, mal ve beden, Allahü teâlânın kullarına verdiği bir sermayedir. Bu sermayeyi Allahü teâlânın bildirdiği yerlerde harcamalıdır. Vakit geçtikten sonra pişmanlığın faydası olmaz. Onun için gençliğin, malın, sağlığın kıymetini bilmeli, dünyada ahireti kazanacak işler yapmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Beş şeyden önce beş şeyin kıymetini bil! İhtiyarlıktan önce gençliğin, hastalıktan önce sağlığın, meşguliyetten önce boş vaktin, fakirlikten önce zenginliğin ve ölümden önce hayatın kıymetini bil!) [Ebu Nuaym] Peygamber efendimiz, tavla oynayan bir grup insana buyurdu ki: (Oyunla meşgul olan el ve kalblere, boş ve bâtıl sözlere yazıklar olsun!) [Beyheki] Böyle oyunları parasız oynamak da uygun değildir. Çünkü hadis-i
18

www.dinimizislam.com

şeriflerde buyuruldu ki: (Satranç ve dama oynayan, ellerini domuz kanına bulaştırmış gibi olur.) [Müslim] (Tavla oynadıktan sonra kalkıp namaz kılan, irin ve domuz kanı ile abdest alıp namaz kılana benzer.) [İ. Ahmed] (Satranç, tavla ve benzeri haram olan oyunları oynayanlara rastladığınız zaman, selam vermeyin! Selamlarını da almayın!) [Deylemi] Yukarıdaki hadis-i şeriflerin açıklaması olan fıkhi hüküm ise şöyledir: (Tavla, satranç,14 taş gibi oyunları oynamak tahrimen mekruhtur. Devamlı oynanırsa haram olur. Eğer bir farzı yapmaya mani olursa yahut para için oynanırsa yine haram olur.) [Redd-ül-muhtar c.5, s.253] Parasız olarak ara sıra oynamak harama yakın mekruh, devamlı oynanırsa haramdır. Çayına da oynamak kumar olduğu için yine haramdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir kimsenin boş şeylerle vakit geçirmesi, Allahü teâlânın onu sevmediğinin alametidir.) [Mektubat-ı Rabbani] İmam-ı Malik hazretleri buyurdu ki: (Satranç ve dama oynayan Allah ve Resulüne âsi olmuş sayılır.) [U. Kübrâ] İmam-ı Gazali hazretleri ve İmam-ı Şafii hazretleri, ara sıra satranç oynamanın mubah, devamlı oynamanın ise tenzihi mekruh olduğunu bildirdi. İmam-ı Şafii hazretleri, (Satranç oynamak, din ve mürüvvet sahiplerinin âdeti değildir) buyurdu. (İhya) Bu yazılardan anlaşıldığına göre, Hanefilerin satranç dahil bütün oyunları oynamaları doğru değildir. Şafiilerin ise, ara sıra yalnız satranç oynamaları caizdir.

Dine uymak
Muhammed Masum hazretleri buyurdu ki: (Allahü teâlâ, insanları başıboş bırakmadı. Her istediklerini yapmaya izin vermedi. Nefslerinin arzularına tâbi olmalarını, böylece felaketlere sürüklenmelerini dilemedi. Rahat ve huzur içinde yaşamaları ve sonsuz saadete kavuşmaları için gereken faydalı şeyleri yapmalarını emretti. Zararlı şeyleri yapmalarını yasak etti. Saadete kavuşmak isteyen, dine uymaya mecburdur. Nefsinin ve tabiatının, dine uymayan arzularını terk etmesi gerekir. Dine uymazsa, sahibinin, yaradanının gadabına, azabına düçar olur. Dine uyan kul, mesut, rahat olur. Sahibi onu sever. Dünya ziraat yeridir. Tarlayı ekmeyip, tohumları yiyerek zevk ve safa süren, mahsul
19

www.dinimizislam.com

almaktan mahrum kalacağı gibi, dünya hayatını, geçici zevklerle, nefsin arzularını yapmakla geçiren de, ebedi nimetlerden, sonsuz zevklerden mahrum olur. Bu hâl, aklı başında olanın kabul edeceği bir şey değildir. Sonsuz lezzetleri kaçırmaya sebep olan geçici ve zararlı lezzetleri tercih etmez. Dine uymak için, önce Ehl-i sünnet âlimlerinin, Kur'an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden anlayıp bildirdikleri (Akaid)e uygun iman etmek, sonra haram, yasak edilmiş olanları öğrenip bunlardan sakınmak, daha sonra, yapması emr olunan farzları öğrenip yapmak gerekir. Bunları yapmaya (İbadet) etmek denir. Haramlardan sakınmaya (Takva) denir.) [c.2, m.11]

İnsanlar huzura niçin kavuşamıyor
Sual: Niçin insanlar tam bir huzura kavuşamıyor? CEVAP Dünyada, dertsiz, sıkıntısız insan yoktur. Dünya, mümin için huzur yeri değildir. Azap yeri de değildir. Esas huzur ve azap yeri, ahirettir. Dünya, ahiretin tarlasıdır. Yani dünya kazanç yeridir. Dünyada ne ekilirse, ahirette o biçilecektir. Her nimet, bir külfet karşılığıdır. Külfet de sıkıntısız olmaz. Fakire göre, zenginin sıkıntısı daha çok olur. Zengin, arabası ile giderken, benzini biter, arızalanır, tekeri patlar. Yedek parça ve tamirci arar. Bütün bunlar birer sıkıntıdır. Zenginin borçları, alacakları da olur. Alacaklarını toplamak, borçlarını ödemek için devamlı sıkıntı içindedir. Malı çok olanın, sıkıntısı da çok olur. Mümin, diğer insanlara göre daha çok sıkıntı çeker. Çünkü müslüman, komşularının ve diğer insanların eziyetlerine katlanır. Bunlar da birer sıkıntıdır. Helal kazanmak ve ebedi yurduna azık hazırlamak için yorulur. Bunlar da birer sıkıntıdır. Müslüman için asıl huzur Cennettedir. Çünkü dünya, mümin için sıkıntı yeridir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Dünya müminin zindanı ve kıtlık yıllarıdır. Dünyadan ayrılınca zindandan ve kıtlıktan kurtulmuş olur.) [Hakim] Dünyada, müminden bela, sıkıntı eksik olmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Mümin, kertenkele deliğine girse de, ona eza edecek biri musallat olur.) [Beyheki] Sıkıntılar, musibetler, günahlara kefaret olur. Sıkıntı istememeli; fakat sıkıntılardan da şikayet etmemelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Belayı nimet, rahatı musibet saymayan, kâmil mümin değildir.) [Taberani] Dünyanın faydasız eğlenceleri, tatlı sanılan şeyleri, ahiret azabıdır.
20

www.dinimizislam.com

Ahiret için çalışırken çekilen sıkıntılar ise, ahiretin en tatlı meyvesidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Dünyanın tatlılığı, ahiretin acılığıdır. Dünyanın acılığı ise, ahiretin tatlılığıdır.) [Hakim] Okul, iş hayatı için bir vasıtadır. İmtihanları başarı ile verip okuldan mezun olmak gerekir. Vasıtaya gaye gibi sarılmak, hep okulda kalmayı istemek akıl kârı değildir. Diploma almadan hayata atılmak da iyi değildir. Okula gitmekten gaye, diploma sahibi olmaktır. İşte dünya, bir okul gibidir. İman sahibi olmak da diploma almak gibidir. Talebenin maksadı, okulu başarı ile bitirip hayata atılmaktır. Müminin gayesi de, dünyadan iman ile ahirete gitmektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Dünyasını seven, ahiretine, ahiretini seven dünyasına zarar verir. Devamlı olanı, geçici olana tercih edin!) [Hakim] Sıkıntılar, müminin günahlarının affına ve ahirette derecesinin yükselmesine sebep olacağı için bir nimettir. Yunus Emre diyor ki: Bir söz diyeyim sana, dinle canın var ise Tamahkâr olma sakın, aklın sana yâr ise Gördün yârin eğridir, neyin varsa ver kurtul Büyüklerden öğüttür, işittiğin var ise. Baktın yârin sadıktır, köle ol kapısında Çıkar ciğerin yedir, eğer çâren var ise. Ekmek yiyip tuz basmak, nâmertlerin işidir Ekmek onu komaya, tuzun hakkı var ise Kötülük etme asla, herkes sana ilenir Senden sonra söylenir, ne dirliğin var ise Sözünden de bellidir, miskin Yunus delidir, Ayıplaman yârenler eksikliği var ise. Yaralılar ve yarasızlar İnsanların çoğu, kendilerini anlamadıklarından söz ederler. (Beni anlamıyorlar) derler. Dertsiz insan olmaz. Elbette birinin derdi ötekini pek ilgilendirmez. Derdini anlatır, fakat ötekiler, acı veya tatlı bir şey istemediği için hoşlanmazlar ve onun derdine çare aramaya bile lüzum görmezler. Onun için demişler ki: Yara sızlar, yara sızlar, Ok değmiş yara sızlar. Yaralının hâlinden, Ne bilsin yarasızlar. Bir divan şairi de diyor ki:
21

www.dinimizislam.com

Âsude olan hâl-i dil-efgârı ne bilsin Handân-ı tarab girye-künân zârı ne bilsin Yani, huzur ve mutluluk içinde gülen, inleyerek göz yaşı döken gönlü yaralının hâlini ne bilsin?

İnsan niçin yaratıldı
Sual: İnsan niçin yaratıldı, vazifesi nedir? CEVAP İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Bütün varlıkların hülasası, özü olan insan, eğlence için, oyun için, yiyip içmek, gezmek, yatmak keyf sürmek için yaratılmadı. Kulluk vazifelerini yapmak için, Rabbine itaat, tevazu, kuvvetsizliğini, ihtiyacını göstermek, Ona sığınmak ve yalvarmak için yaratıldı. Muhammed aleyhisselamın bildirdiği ibadetlerin hepsi, insanlara faydalı şeylerdir. İnsanlara yaradığı için emredilmiştir. Yoksa, hiçbir ibadetin Allahü teâlâya faydası yoktur. Candan teşekkür ederek, minnet ile ibadet yapmalı, tam teslim olarak emirleri yapmaya ve yasaklardan kaçınmaya çalışmalıdır. Allahü teâlâ hiçbir şeye muhtaç olmadığı halde, kullarını, emir ve yasaklar vermekle şereflendirdi. Her şeye muhtaç olan, biz kulların, bu büyük ihsana, bol bol teşekkür etmemiz, bunun için de, emirleri yapmaya candan sarılmamız gerekir. (73. Mektub) Allahü teâlâ, her şeyin sebepsiz, şartsız, maliki, hepimizin sahibidir. Bütün insanlar, Onun kullarıdır. Kullarına verdiği her emri ve her şeyi istediği gibi kullanması, hep yerindedir ve faydalıdır. Bunda, zulüm olamaz. Memurlar âmirlere, kullar sahiplere emirlerin, işlerin sebebini soramaz. Akla uygun, bundan daha açık bir şey yoktur. Bütün insanları Cehenneme koyup, sonsuz azap yapsaydı, kimin bir şey söylemeye hakkı olabilirdi? Çünkü, kendi yarattığı, yetiştirdiği mülkünü kullanıyor. Başkası yok ki, onun mülküne tecavüz olsun ve zulüm denilebilsin. Halbuki, insanların kullandığı, öğündükleri mallar, mülkler, hakikatte onların değil, hepsi, Onundur. Bizim bunlara el uzatmamız, karışmamız, hakikatte zulümdür. Allahü teâlâ, bu dünyanın düzeni için ve bazı faydalara yol açması için, bunları bize mülk kılmış ise de, hakikatte hepsi Onundur. O halde, bizim bunları, asıl sahibinin mubah ettiği, izin verdiği kadar kullanmamız yerinde olur. (266. mektub) [Bugün bile, Allahü teâlâyı inkâr eden, İslamiyet’i beğenmeyen, cahilliğin verdiği cesaret ve taşkınlıkla öğünen cemiyetlerin, Allahü teâlânın emirlerinden çoğunu benimsedikleri göze çarpıyor. Bütün insanların, din ahlakından uzaklaştıkça, geçimsizlik, sefalet, işkence, sıkıntı ile
22

www.dinimizislam.com

kıvrandıkları görülüyor. Fen aletleri, medeni vasıtalar, akıllara hayret verecek şekilde, ilerlediği halde, dünyadaki huzursuzluğun, insanlıktaki sıkıntının azalmadığı, arttığı, ibretle görülüyor.]

“Sizi boş yere mi yarattık?”
Sual: Bir arkadaş “ Hiçbir şey kendiliğinden olamayacağı için Allah’a inanıyorum, ama dinlere, Peygamberlere, ahirete inanmıyorum” diyor. Buna ahiretin varlığını nasıl inandırabilirim? CEVAP Arkadaş sözünde samimi değildir. Çünkü Nasreddin Hocanın, doğduğuna inanıyorsun da öldüğüne niye inanmıyorsun dediği gibi, “Ben öğrenciyim ama, öğretmene, derse, imtihana inanmam denir mi? Ben kanuna inanırım ama, savcıya, mahkemeye inanmam denir mi? İstisnalar hariç, bütün fen adamları, bu kâinatın kendiliğinden var olmadığını, bir yaratıcısının bulunduğunu ittifakla bildirmişlerdir. Fen ne kadar ilerlerse ilerlesin, insanlar, bir karıncayı, bir kuşu, bir arpa tanesini yaratamaz. Akıllı ve bilgili bir kimse, kâinata bakınca, çok intizamlı yaratıldığını görür. Bunun kendiliğinden olmadığını anlar. Bir insan bir alet, bir makine yapınca bunun nasıl ve nerelerde kullanılacağına dair bir prospektüsünü [tarifesini] de yanına koyar. Yine de anlaşılması zor ise, kullanması için kurslar açar. Bir makine yanlış kullanılırsa elden çıkar. Her şeyin yaratıcısı olan cenab-ı Allah da, insan denilen bu muazzam makineyi yaratıp başıboş bırakmamıştır. Bir âyet meali: (Sizi boş yere yarattığımızı mı sandınız?) [Müminun 115] Başıboş yaratılmayan insanın, ne yapması gerektiğini Peygamberleri vasıtası ile, kitaplar göndererek bildirmiştir. Son Peygamber olan Muhammed aleyhisselama gönderilen kitabı ise Kur'an-ı kerimdir. Kur'an-ı kerim çok veciz olduğu için, Peygamber efendimiz bunu hadis-i şerifleri ile açıklamıştır. Hadis-i şerifler de, diğer insanların sözlerine göre veciz olduğu için, bizlerin kolayca anlayabilmesi için âlimler bunları açıklamıştır. Bu, doktor ve eczacının ilacı hastaya verirken, aç karnına-tok karnına, sabah akşam birer tane, suyla iç, sütle içme gibi tarifine benzetilebilir. Kur'an-ı kerimde insanın niçin yaratıldığı bildirilmiştir: (Cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.) [Zariyat 56] Allahü teâlâ, “Emrime uyan Cennete, uymayan ise Cehenneme gidecektir” buyurmuştur. İbadetlerin faydası Allahü teâlâya değil, herkesin kendinedir. Maaşla çalışan bir doktor, bir hastaya ilaç verse, ilacın doktora
23

www.dinimizislam.com

faydası yok diye o ilacı kullanmamak akla uygun değildir. Zehir içsem doktora ne zararı olur diyerek zehir içmesi de ahmaklıktır. İşte, günahlarımın Allah’a bir zararı yok diyerek, her çeşit günahı işlemek akıllı insanın yapacağı iş değildir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Akıllı kimse, Allah’a ve Peygamberine inanan ve ibadetlerini yapandır.) [İ.Muhber] Öldükten sonra başına gelecekleri düşünmeyene, kendisini ebedi tehlikeye atana akıllı denebilir mi? Kur'an-ı kerimin çok yerinde, (Düşünmüyor musunuz?) diye ikaz edilmektedir. Hadis-i şerifte, (Aklı olmayanın dini de yoktur) buyurulmuştur. (Tirmizi) Her insanın yaptığı ibadetin faydası kendisinedir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Kim, [ibadetlerini yapar ve günahlarından] temizlenirse, faydası kendisinedir.) [Fatır 18] (Benim ibadetime Allah’ın ihtiyacı yok) diye, yanlış düşünen kimse, perhiz yapmayan hastaya benzer. Bu hastasına doktor, perhiz tavsiye ediyor. Bu ise, “Perhiz yapmazsam doktora hiç zararı olmaz” diyerek, perhiz yapmıyor. Evet doktora zararı olmaz, ama kendine zarar vermektedir. Doktor, kendine faydası olduğu için değil, onun hastalıktan kurtulması için, perhiz yapmasını tavsiye etmiştir. Doktorun tavsiyesine uyarsa, şifa bulur. Uymazsa ölür gider. Tabibin bundan hiç zararı olmaz. Bunun gibi, (Allah’ın benim ibadetime ihtiyacı yok) diyerek ibadetten kaçanlar da, Cehenneme gider. Muhammed Masum hazretleri buyurdu ki: (Allahü teâlâ, insanları başıboş bırakmadı. Her istediklerini yapmaya izin vermedi. Nefslerinin arzularına tabi olmalarını, böylece felaketlere sürüklenmelerini dilemedi. Rahat ve huzur içinde yaşamaları ve sonsuz saadete kavuşmaları için gereken faydalı şeyleri yapmalarını emretti. Zararlı şeyleri yapmalarını yasak etti. Saadete kavuşmak isteyen, dine uymaya mecburdur. Nefsinin ve tabiatının, dine uymayan arzularını terk etmesi gerekir. Dine uymazsa, sahibinin, yaradanının gadabına, azabına düçar olur. Dine uyan kul, mesut, rahat olur. Sahibi onu sever. Dünya ziraat yeridir. Tarlayı ekmeyip, tohumları yiyerek zevk ve safa süren, mahsul almaktan mahrum kalacağı gibi, dünya hayatını, geçici zevklerle, nefsin arzularını yapmakla geçiren de, ebedi nimetlerden, sonsuz zevklerden mahrum olur. Bu hâl, aklı başında olanın kabul edeceği bir şey değildir. Sonsuz lezzetleri kaçırmaya sebep olan geçici ve zararlı lezzetleri tercih etmez. Dine uymak için, önce Ehl-i sünnet âlimlerinin, Kur'an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden anlayıp bildirdikleri Akaide uygun
24

www.dinimizislam.com

iman etmek, sonra haram, yasak edilmiş olanları öğrenip bunlardan sakınmak, daha sonra, yapması emr olunan farzları öğrenip yapmak gerekir. Bunları yapmaya İbadet etmek denir. Haramlardan sakınmaya Takva denir.) [c.2, m.11]

Yaratılış gayesi
Sual: Allah, dünyayı ve insanları niye yarattı? Niye bir kısmını Cennete, bir kısmını da Cehenneme koyacak? CEVAP Allahü teâlâ dünyayı ve kâinatın tamamını insan için yarattı. Bitkileri, hayvanları, su, taş, toprak, maden gibi her şeyi insanın faydalanması için yarattı. İnsanları da, kendisini tanımaları ve kendisine ibadet etmeleri için yarattı. Bu tanımanın ve ibadetin faydası da, yine insanlaradır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlâ, hiçbir şey için, hiçbir şeye muhtaç değildir. Yaratılmakla, biz kıymetlendik, şereflendik. Zâriyat suresinin, (İnsanları ve cinleri, bana ibadet etmeleri için yarattım) mealindeki 56. âyet-i kerimesindeki (ibadet etmeleri için) ifadesi, (beni tanımaları için) demektir. Yani, Allahü teâlâyı tanımak, inanmak için yaratıldık. Hadis-i kudside, (Tanınmak için, her şeyi yarattım) buyurması, (Beni tanımakla şereflenmeleri için) demektir. (1/266) Cennet ve Cehennem de, insanların amellerine göre yaratıldı. İman edip iyi işler yapanlar Cennete, iman etmeyenler Cehenneme gidecek ve hepsi orada sonsuz kalacaktır. Hiç kimseye zulmedilmeyecek, orada herkes yaptığının karşılığını görecektir.

Yaratılış sebebi
Sual: Allah’ın (İnsanları, beni tanımakla şereflenmeleri için yarattım) dediği bildiriliyor. Kâfirler, Allah’a inanmadıkları için tanımış olmuyorlar. Tanımayınca yaratılmalarının sebebi nedir? CEVAP Kur’an-ı kerimde, (İnsanları bana kulluk etmeleri için yarattım) buyuruluyor. İnananlar kulluk edip şerefleniyorlar. Kâfirler inanmadıkları için bu şereften mahrum kalıyorlar. Böylece imtihanı kaybetmiş oluyorlar. Kâfir de ahirette tanıyacak; ama bu tanıması, müminin tanımasından çok farklı olacaktır. Mümin Allahü teâlâyı görmekle şereflerin, nimetlerin, en büyüğüne kavuşacak, kâfir ise, görünce azapların en büyüğüne maruz kalacaktır. Kâfirlerin, kıyamette Allahü teâlâyı görmesi, Cehennem azabından çok daha şiddetli olacaktır.

25

www.dinimizislam.com

Herkesin çektiği, kendi cezası
Sual: Allah, dünyada yaşayan bir çok dinsiz kimseye niçin iman nimetini vermiyor? CEVAP İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlânın feyzleri, nimetleri, ihsanları, yani iyilikleri, her an, insanların iyisine, kötüsüne herkese gelmektedir. Herkese mal, evlat, rızk, hidayet, irşat ve selamet ve daha her iyiliği fark gözetmeksizin göndermektedir. [Kullarının küfürlerini, günahlarını yüzlerine vurmuyor. Kendisine karşı gelenlerin, inkâr edenlerin, günah işleyenlerin rızklarını kesmiyor. Dünya için çalışanlara karşılıklarını, fark gözetmeksizin veriyor]. Fark, bunları kabulde, alabilmekte ve bazılarını da alamamak suretiyle, insanlardadır. [Allahü teâlâ, kullarına zulmetmez, haksızlık etmez. Onlar, kendilerini azaba, acılara sürükleyen bozuk düşünceleri, çirkin işleri ile, kendilerine zulüm ve işkence ediyorlar. Beyt: Hâşâ, zulmetmez kuluna, Hüdası, herkesin çektiği, kendi cezası!] Nitekim güneş, hem çamaşır yıkayan adama, hem de çamaşırlara, aynı şekilde, parlamakta iken, adamın yüzünü yakıp karartır, çamaşırlarını ise beyazlatır. [Bunun gibi, elmaya ve bibere aynı şekilde parladığı halde, elmayı kızartınca tatlılaştırır; biberi kızartınca acılaştırır. Tatlılık ve acılık hep güneşin parlaması ile ise de, aralarındaki fark, güneşten değil, kendilerindendir. Allahü teâlâ, bütün insanlara çok acıdığı için ve bir ananın yavrusuna olan merhametinden daha çok acıdığı için, dünyanın her tarafındaki, her insanın, her ailenin, her cemiyetin ve milletin, her zamanda ve her işlerinde nasıl hareket etmeleri lazım geleceğini, dünyada ve ahirette rahat etmeleri ve seadet-i ebediyyeye kavuşmaları için, işlerini ne yolda yürütmeleri ve nelerden kaçınmaları lazım geldiğini, İslamiyet ile bildirdi.] İnsanların, Allahü teâlâdan gelen nimetlere nail olmamaları, Ondan yüz çevirdikleri içindir. Yüz çeviren, elbette bir şey alamaz. Ağzı kapalı bir kap, Nisan yağmuruna elbette kavuşamaz. Evet, yüz çeviren birçok kimsenin, nimetler içinde yaşadığı görülüp, mahrum kalmadıkları zan olunuyor ise de, bunlarda nimet olarak görülenler, hakikatte azap ve felaket tohumlarıdır. Mekr-i ilahi ile, istidrac olarak, yani Allahü teâlânın aldatarak, nimet şeklinde gösterdiği musibetlerdir. O kimseleri harap etmek
26

www.dinimizislam.com

için ve daha ziyade azıp, sapıtmaları içindir. Nitekim, Müminun suresinin ellialtıncı âyetinde mealen, (Kâfirler, mal ve çok evlat gibi dünyalıkları verdiğimiz için, kendilerine iyilik mi ediyoruz, yardım mı ediyoruz sanıyor. Peygamberime inanmadıkları ve din-i İslamı beğenmedikleri için, onlara mükafat mı ediyoruz, diyorlar? Hayır, öyle değildir. Aldanıyorlar. Bunların nimet olmayıp, musibet olduğunu anlamıyorlar) buyurulmuştur. O halde, Hak teâlâdan yüz çevirenlere verilen dünyalıklar, hep haraplıktır, felakettir. [Şeker hastasına verilen tatlılar, helvalar gibidir. Onu bir an evvel helake sürükler.] Allahü teâlâ, bizleri, böyle olmaktan korusun! (C1, m.164)

Eşit yaratılmayışın sebebi
Sual: Bazıları, "İnsanlar, her bakımdan eşit yaratılsaydı, daha iyi olmaz mıydı?" diyorlar. Eşit yaratılmayışın sebebi nedir? CEVAP İnsanın yaratılış gayesi bilinmeyince, dünyadaki hadiselerin sebebi anlaşılamaz. Allahü teâlâ, dünya ve ahireti, sevgil kulu ve Resulü Muhammed aleyhisselam için yaratmıştır. Diğer canlı ve cansız varlıkları da insanoğlunun istifadesi için yaratmıştır. Dünya zevk için yaratılmadı. Ahiret ise, ebedi mükafat ve ceza yeridir. Dünya, ahiretin imtihan yeridir. Herkes her bakımdan eşit olsa imtihanın manası kalmaz, iyi ile kötü ayrılmazdı. Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymakla çeşitli sıkıntılar çekilecek, itaat edenle, isyan eden, birbirinden ayrılacaktır. İnsan cansız varlık gibi, ot veya hayvan gibi değil, kulluk, imtihan için yaratılmıştır.İnsan, ihtiyaçsız yaratılsaydı, imtihan ve dünya manasız olurdu. İnsanların, hayvanların ve kainattaki canlı, cansız diğer yaratıkların hareketleri, akılları durdurucu sistemleri incelenince, her şeye gücü yeten Rabbimizin dünyayı maksatsız yarattığı düşünülemez.

Yaratılış gayesi
Kâinatta herşeyin yaratılış gayesi aynı değildir. Mesela erkeğe niçin süt vermediği sual edilemez. Çünkü erkek, süt vermek için yaratılmamıştır. İnsan da bu dünyada yalnız zevk, sefa için değil imtihan için yaratılmıştır. İmtihana girecek talebenin, oyunla, eğlence ile meşgul olmayıp, ders çalışması, yerine göre az uyuması, imtihanı kazanabilmesi için çeşitli sıkıntılara katlanması gerekir. (Maksat imtihanı kazanmak olduğuna göre, imtihanı kazanmış olarak yaratılan Peygamberler niçin sıkıntı çekmiştir?) denebilir.
27

www.dinimizislam.com

İmam-ı Rabbani hazretleri bunun çeşitli sebeplerini anlatmaktadır. Bunlardan biri şöyle: (İnsanlar, dünyada, birkaç gün dert çekmeselerdi, Cennetin sonsuz lezzetlerinin kıymetini anlamazlar, ebedi sıhhat ve afiyet nimetlerinin kıymetini bilmezlerdi. Açlık çekmiyen yemeğin lezzetini anlamaz. Acı çekmiyen rahatlığın kıymetini bilmez.) Herkes, her bakımdan eşit yaratılsaydı, büyük bir felaket olur, cemiyet olmazdı. İnsanlar, boy, renk, şekil, zenginlik, sıhhat, kuvvet, güzellik, ahlak gibi her hususta eşit olunca, bir fabrikadan çıkmış gibi eşit, yani insanlar tıpatıp birbirinin aynı olurdu. Aynı olmazsa eşitlik olmaz. İnsanlar böyle eşit, yani bir birbirinin aynı olunca milyarlarca insanı birbirinden ayırmak mümkün olmaz. Kadın, kocasını, koca, kadınını tanıyamaz, insan, hanımı ile kızını ayırt edemez, hayat felç olur. Sırf bu şekil benzerliği bakımından, yüzlerce, binlerce problem ortaya çıkar. Diğer sahadaki eşitlikler görülmeden, yaşanmadan hayat söner.

İyi, kötü ile bilinir
Herkes bilgi ve kültür bakımından da eşit olunca, gazeteye, kitaba, filme ihtiyaç kalmaz. Güreş, koşu, yüzme gibi sporlar ve yarışlar olmaz. Çünkü, herkes aynı kabiliyettedir. İyinin kıymeti, kötü ile bilinir. Herkes iyi olunca, iyinin kıymeti kalmaz. Çirkinlik olmayınca, güzellik anlaşılmaz. Bir kimse, okuyup her bakımdan mükemmel bir insan olmak ister. Herkes aynı olursa, kim kimden üstün olacaktır? Her hususta eşitliğin zararları sayılamayacak kadar çoktur. Onun için Allahü teâlâ, her şeyi hikmetli ve adaletli yaratmıştır. Adalet olunca işler düzgün yürür. Mesela beş parmağın beşi de aynı olsaydı, baş parmak diğerlerinin arasında olsaydı, bugünkü kadar verimli iş yapılamaz, büyük eksiklik olurdu. Adaletli yaratılmak, eşit yaratılmakla mukayese bile edilmez. Aynı anababadan, zekâları, kabiliyetleri farklı çocukların yaratılması, milyarlarca insanın birbirine benzememesi, Yaratıcının kudretinin sonsuzluğunu göstermektedir. Eğer herkes, Allahü teâlânın emrine uyup, hakkına razı olur, imtihanı kazanmaya çalışırsa, dünya ve ahiret saadetine kavuşur.

Adalet, eşitlik ve hürriyet
Sual: Her işte eşitlik, her zaman tarafsızlık ve sınırsız hürriyet düşüncesi uygun mudur? CEVAP Bazı kimseler tarafından sık sık istismar edilen kelimelerden biri de
28

www.dinimizislam.com

eşitliktir. Her zaman, her işte eşitlik, bazen zulüm olur. Çünkü iyi ile kötü, âlim ile cahil, sağlam ile sakat ve bunlar gibi farklı şeylerin eşit olmasını istemek eşyanın tabiatına aykırıdır. Adalet, çok zaman eşitlikten farklıdır. Mesela bir patron, 1.5 metre boyundaki işçisine, elbise yaptırmak için 3 metre kumaş alsa, aynı kumaştan 2 metre boyundaki işçisine 4 metre kumaş alması gerekir. Her iki işçi de aynı kumaştan giyeceği için adaletli iş yapılmış olur. Fakat her birine 500 bin lira verilse, kısa olan işçi, uzun olandan daha kıymetli kumaş alır. Patron, eşit para verdiği için uzun olan, daha kalitesiz kumaşı almak zorunda kalmıştır. Patronun, her bir işçiye yetecek kadar aynı kumaştan alması adalet, ikinci misalde olduğu gibi her birine aynı miktar para vermesi eşitlik olur. Görüldüğü gibi, her ikisine de aynı parayı vermek eşitlik ise de, bu para ile uzun işçinin diğerinden daha kalitesiz kumaş alması, bir nevi haksızlık olmuştur. Aynı kumaştan birine az, diğerine çok verilip eşitsizlik yapılmasına rağmen, ikisi de aynı kumaştan elbiseye sahip oldukları için adaletle hareket edilmiş olunuyor.

Adalete bir misal
Boyu, yaşı ve tahsili aynı olan ve aynı zamanda işe giren işçiden birisine 7.5 milyon, diğerine ise, 10 milyon lira aylık veren patron, bunun sebebini şöyle açıklar: (10 milyon lira alan işçi, günde 500 parça, 7.5 milyon alan ise, 300 parça imal ediyor. Eğer, 10 milyon lira verdiğimiz işçi hakkını alıyorsa, 7.5 milyon verdiğimiz işçinin, yaptığı işe göre, 5 milyon alması gerekir. Şayet yaptığı işe göre, 7.5 milyon verdiğimiz işçi, hakkını alıyorsa, 10 milyon alana, 12. 5 milyon vermemiz gerekir.) Misalde görüldüğü gibi, çok iş yapanla az iş yapana, testiyi dolduranla, kırana eşit muamele edeceğiz diye, eşit maaş vermek adaletsizlik olur. Israrla tarafsızlıktan bahsedenler, kendileri tarafsız davranmayı asla istemezler. Başkalarının tarafsız olmasını isterler. Bunlara göre, iyiye iyi, kötüye kötü derseniz tarafsız olamazsınız. İyiyi övmemek, kötüyü tenkit etmemek tarafsızlık değildir. Hakkın, doğrunun, iyinin yanında olmayı taraf tutmakla suçlamak doğru olmaz. Yapıcıya göre doğru ve iyi olan bir şey, yıkıcıya göre, yanlış ve kötüdür; bunun için de doğrunun, iyinin yanında bulunanı tarafsız olmamakla suçlar. Yıkıcının fikrinde olmadığınız müddetçe bütün işleriniz tarafsızlığa aykırıdır.

Hürriyet nedir?
Hürriyet, başıboşluk, her istediğini yapabilmek değildir. Suç işleyeni
29

www.dinimizislam.com

mahkum etmek, hapse atmak hürriyete zıt değildir. Umumun hürriyetine mani olan birkaç caninin esir olması, hürriyetsizlik değildir. Sadece başkalarına değil, kendine bile zararlı olmak hürriyet değildir. Uyuşturucu madde gibi, vücuda zararlı olan şeyleri yasaklamak, hürriyetsizlik olarak vasıflandırılamaz. Trafiğin düzgün olması için, çeşitli kaide koyarak, soldan gitmeyi yasaklamak hürriyetsizlik değildir. Suç işleyene ceza vermek, onu affetmeyip cezasını çekmesini istemek hürriyetsizlik değildir. Kafesteki yılanı, halkın içine salmak, yılan için bir hürriyet ise de, insanlık için bir felakettir. Bir caninin serbest bırakılması, onun için özgürlük ise de, millet için hürriyet düşmanlığıdır. Netice olarak, her işte eşitlik, her yerde tarafsızlık ve sınırsız hürriyet diyerek milletin hakkı zedelenmemelidir!

Gayba iman etmek
Sual: Müslümanlar garip, Müslümanlar fakir, Müslümanlar hasta, Müslümanlar sıkıntıda, kâfirlerin ise bir elleri yağda, bir elleri baldadır. Allahü teâlânın çok sevdiği Müslüman kulları dünyada rahat etselerdi, sıkıntıda olmasalardı ne zararı olurdu? CEVAP Bizim dinimiz, gayba iman dinidir. Eğer Allahü teâlâ, razı olduğu, sevdiği kullarına bunları verseydi, sıkıntıda olan kâfirler sadece bu gördüklerine, bu rahata kavuşmak için Müslüman olurdu, kabul ederdi. Bu, (Kulları, Allahü teâlânın bildirdiği gayba mı, yoksa sadece gördüklerine mi iman edecekler?) diye Allahü teâlânın imtihanıdır. Onun için, müminlerin bu sıkıntıları bir hazinedir. Çünkü bu haller, o kulu Cenâb-ı Hakkın çok sevdiğinin alametidir. En çok sevdiği kulu olan Peygamber efendimiz herkesin çektiğinden daha fazla çekti. Dolayısıyla, üzüntü, sıkıntı hastalık çekenler sabrederse, bunun mükâfatı çok fazla olacaktır.

Dünyayı terk etmek
Sual: Ahireti kazanmak için, dünyayı terk etmek nasıl olur? CEVAP Dünyayı terk etmek çalışmayıp oturmak demek değildir. Dünyayı terk etmek, iki türlü olur: Birincisi, haramlarla beraber, mubahları da, yani günah olmayan lezzetlerin çoğunu da bırakıp, yaşamak için zaruri olan miktarını kullanmaktır. Yani çalışmayı, dünyanın zevk, keyif ve eğlencelerine dalmak yolunu bırakarak, her türlü zevk ve lezzetinden vazgeçip, ibadet ile ve
30

www.dinimizislam.com

Müslümanların rahatları ve İslam dinini bilmeyenlerin, doğru yola kavuşmaları için lazım olan ilmi, teknik usulleri ve vasıtaları, en ileri ve en üstün şekilde yapmak ve kullanmakla geçirmek ve dünya zevkini böyle çalışmakta aramak ve bulmaktır. Eshab-ı kiramın ve İslam âlimlerinin hepsi, böyle idi. Bundan maksat, İslamiyet’in emrettiği şeyleri yapmak için, bütün rahatı ve zevkleri feda etmektir. İkincisi, dünyada haram ve şüpheli şeylerden kaçıp mubahları kullanmaktır. Bu kadarı da, hele bu zamanda, çok kıymetlidir. Allahü teâlânın mubah ettiği, yani müsaade ettiği şeyler pek çoktur. Bunlarda bulunan lezzet, haramda bulunanlardan, fazladır. Mubah kullananları Allahü teâlâ sever, haram kullananları sevmez. Aklı olan, doğru düşünebilen bir kimse, geçici bir zevk için, sahibinin, yaratanının sevgisini teper mi? Zaten, haram olan şeylerin sayısı pek azdır. Bunlarda bulunan lezzet, mubahlarda da vardır.

Dünya da lazımdır
Sual: (En faziletli mümin dünyası için ahiretini, ahireti için dünyasını terk etmeyendir) mealindeki hadis-i şerifte bildirildiği gibi, ahiret için dünya terk edilse ne zararı olur? CEVAP Dünya ahiretin tarlasıdır. Ürün almak için tarlayı sürüp ekmek lazım olduğu gibi, ahiret nimetlerinin tohumu da dünyada ekilir. Çalışmayıp herkese muhtaç olan, sağlığına dikkat etmeyip hastalanan kimse, dünyasını yıktığı gibi ahiretini de yıkmaya sebep olur. İhtiyaç kadar dünyaya da çalışmak gerekir. Bu niyetle dünya için çalışmak da ahiret için çalışmak olur.

Dünya mümine zindandır
Sual: (Müslüman, dünyada da rahat, ahirette de rahat olur. Sıkıntıya maruz kalmak, ahirette de sıkıntıya maruz kalacağını gösterir) diyorlar. Bu söz doğru mudur? CEVAP Birinci söz doğrudur. İkinci söz yanlıştır. Allahü teâlâ sevdiklerine sevdiği nispetinde ağır belalar gönderir. O mümin de, bu belayı büyük nimet olarak görür. Neticede o da sevinir. Üç hadis-i şerif meali şöyledir: (Allahü teâlâ buyuruyor ki: Bana kavuşmayı arzulasınlar diye, ben dünyanın dostlarım için acı, bulanık, dar ve sıkıntılı olmasını istedim. Dünyayı dostlarım için bir zindan, düşmanlarım için de bir Cennet olarak yarattım.) [Beyheki]
31

www.dinimizislam.com

(Dünyanın tatlılığı, ahirette acılığa sebep olur. Dünyanın acılığı ahirette tatlılığa, yani rahatlıklar sıkıntıya, sıkıntılar rahatlığa sebep olur.) [İ.Ahmed] (En şiddetli bela, enbiya, evliya ve benzerlerine gelir. Kişi imanının sağlamlığı oranında belaya maruz kalır. İmanı sağlamsa, belası şiddetli, imanı zayıfsa hafif olur.) [Tirmizi] Bir nükte: Dertlere maruz kalır, enbiya ve evliya, Semadan yağmur gibi, onlara yağar belâ. Demek ki, bir müslümana çok sıkıntı, belâ gelince, o çok günahkâr biri değil, belki de iyi bir zat olabilir diye düşünmek daha uygundur.

Nefs ve kalb
Nefs nedir?
Sual: Kalb, yürek, gönül, nefs hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP Kalb, göğsümüzün sol tarafındaki et parçası değildir. Buna, yürek denir. Yürek, hayvanlarda da bulunur. Kalb, yürekte bulunan bir kuvvettir. Görülmez. Ampulde bulunan elektrik cereyanı gibidir. Buna, gönül diyoruz. Ampul yürek ise, ışığı da kalbdir, buna gönül de denir. Gönül insanlarda bulunur, hayvanlarda bulunmaz. Bedendeki bütün aza, kalbin emrindedir. His uzuvlarımızın duydukları bütün bilgiler kalbde toplanır. İnsanın, inanmak, sevmek, korkmak, kalbindedir. İtikad eden, yani iman eden, kâfir olan, kalbdir. Kalbi temiz olan, dine uyar. Kalbi kötü olan dinden kaçar. Güzel, iyi ahlakın ve kötü huyların yeri kalbdir. Allahü teâlâ dinlerini Peygamberleri, kalbi temizlemek için gönderdi. Kalbi temiz olan, herkese iyilik eder. Dünyada rahat, huzur içinde yaşarlar. Ahirette de, ebedi, sonsuz saadete kavuşurlar. Yürekli cesur demek iken, kalbi var veya kalbli demek yüreği hasta demektir. Yüreksiz, cesaretsiz, korkak demek iken, kalbsiz, merhametsiz demektir. Gönül kalb demek ise de, gönülsüz demek, kalbsiz demek değildir. Gönülsüz isteksiz demektir. Türkçe’den başka dile tercüme yapılırken, kalb eşittir yürek diye tercüme edilirse tuhaflıklar olur. İşte Arapça’dan veya başka dillerden Türkçe’ye tercüme yapılınca bu incelikler bilinmezse gariplikler ortaya çıkar. Gönül bir de nefs anlamında kullanılır. Nefs kelimesi, yirmiyi aşkın anlamda kullanılmaktadır. Ruh, can, kan, benlik, iç, kalb, büyüklük, yücelik, irade gibi. Fakat daha çok iki anlamı vardır:
32

www.dinimizislam.com

Birincisi, bir şeyin özü, kendisi, kişi. Mesela, Kur'an-ı kerimde, (Her nefs, ölümü tadıcıdır) buyuruluyor. İkincisi, dine uymayan isteklerin kaynağı olarak kullanılır. Buna nefs-i emmare de denir. Bu nefs, Allahü teâlânın düşmanıdır. Mesela hadis-i kudside (Nefsine düşmanlık et, çünkü o benim düşmanımdır) buyurulmuştur. Sual: Nefsimizin mahiyeti nedir? CEVAP Allahü teâlâ insanda üç şey yarattı: Akıl, kalb ve nefs. Bunların hiçbiri görülmez. Varlıklarını eserleri ile, yaptıkları işlerle ve dinimizin bildirmesi ile anlıyoruz. Akıl ve nefs dimağımızda, kalb, yüreğimizdedir. Bunlar, madde değildir, yer kaplamazlar. Buralarda bulunmaları, elektriğin ampulde bulunması gibidir. Peygamberler ve veliler hariç, herkesin nefsi, çok kötüdür. Bu kötü nefse, (nefs-i emmare) denir ki, kötülüklere sürükleyen nefs demektir. İnsanın en büyük düşmanı nefsidir. Daha sonra kötü arkadaş ve şeytan gelir. Kötü arkadaş ve şeytan da nefse tesir ederek insana zarar vermeye çalışırlar. Onun için nefsin, emmarelikten temizlenmesi gerekir. Çünkü nefs, kâfirdir, daima Allahü teâlâya isyan etmek ister. Şeytan, verdiği vesveseye insanın uymadığını görünce, bundan vazgeçer, başka bir vesvese verir. Âlimler, şeytanı köpeğe benzetmiştir. Köpek kovalanınca kaçar ise de, başka taraftan yine gelir. Nefs-i emmare ise kaplan gibidir, saldırması ancak öldürmekle biter. Nefsimiz de ölünceye kadar yakamızı bırakmaz. Bunun için nefsi tanımak ve zararlarından korunmak gerekir. İmam-ı Maverdi hazretleri buyuruyor ki: (Nefsin terbiyesi zaruridir. Hadis-i şerifte, (İnsanın en kuvvetli düşmanı nefsidir, sonra çoluk çocuğu gelir) buyuruldu. Kur'an-ı kerimde de mealen, (Nefs-i emmare, elbette günahları, kötülükleri emreder) buyuruluyor. (Yusuf 53) Nefsini terbiye edemeyen, ona uyan acizdir, ahmaktır. Hadis-i şeriflerde, (Asıl kahraman, nefsini yenendir), (Aklın alameti, nefse galip ve hakim olmak ve öldükten sonra gereken olanları hazırlamaktır. Ahmaklık alameti nefse uyup, Allah’tan af ve merhamet beklemektir) buyuruldu. Hazret-i Âişe validemiz, (İnsan Rabbini ne zaman tanır?) diye sual edince, Peygamber efendimiz, (Nefsini tanıdığı zaman) buyurdu.. (Edeb-üd-dünya) Nefs-i emmare ile cihad, iki yolla olur: 1- Riyazet,
33

www.dinimizislam.com

2- Mücahede. Riyazet, nefsin arzularını yapmamak demektir. Nefs ahmak olduğu için her istediği kendi zararınadır. Nefs daima haramları ister. Mücahede ise, nefsin istemediği şeyleri yapmaktır. Nefsimiz, iyilik ve ibadet etmemizi istemez. Nefse, günahlardan kaçmak, ibadet etmekten daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır. Nefs, dünya zevklerine, lezzetlerine düşkündür. Bunların iyi, fena, faydalı, zararlı olduklarını düşünmez. Arzuları, dinimizin emirlerine uygun olmaz. Dinimizin yasak ettiği şeyleri yapmak, nefsi kuvvetlendirir. Daha beterini yaptırmak ister. Fena, zararlı şeyleri, iyi gösterip, kalbi aldatır. Kalbe bunları yaptırarak, zevklerine kavuşmak için çalışır. Kalbin nefse aldanmaması için, kalbi kuvvetlendirmek ve nefsi zayıflatmak gerekir. Aklı kuvvetlendirmek, İslam bilgilerini okuyup, öğrenmekle olduğu gibi, kalbin kuvvetlenmesi, yani temizlenmesi de, dinimize uymakla olur. Dinimize uymak için, ihlas gerekir. İhlas, işleri, ibadetleri, Allahü teâlâ emrettiği için yapmaktır. Kalbin zikretmesi ile, yani Allah ismini çok söylemesi ile ihlas hasıl olur. Dinimize uymak, kalbi kuvvetlendirdiği gibi, nefsi zayıflatır. Bu sebeple nefs, kalbin dinimize uymasını istemez. Dinsiz, imansız olmasını ister. Aklına uymayıp, nefsine uyan, bunun için dinsiz olmaktadır. Allahü teâlânın, kullarının ibadetlerine ihtiyacı olmadığı için, kulların işleyeceği günahlar da Ona zarar vermez. Nefslerini terbiye etmeleri, nefsle cihad etmeleri ve böylece Cennete girmeleri için kullarına bunları emrediyor: (Cenab-ı Haktan korkup, nefsini kötü arzulardan uzaklaştıranların varacakları yer, muhakkak Cennettir.) [Naziat 40, 41] Dine uyan, arzusuna kavuşur. Kur'an-ı kerimde mealen, (Nefsine uyanlardan, doğru yolu arayanları, saadete ulaştıran yollara kavuştururuz) buyuruldu. (Ankebut 69 Tefsir-i Azizi) İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: İnsanda kötü vasıfları toplayan nefsle cihad etmek, onu kırmak gerekir. Hadis-i şerifte, (Senin en büyük düşmanın, seni çepeçevre kuşatan nefsindir) buyuruldu. Peygamber efendimiz bir savaştan dönünce de, (Küçük cihaddan büyük cihada döndük) buyurdu. Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah büyük cihad nedir?) diye sual edince, Peygamber efendimiz, (Nefsle cihaddır) buyurdu. [Deylemi, Beyheki, Hatibi Bağdadi, İ. Gazali, İ.Süyuti] Nefsi her zaman aşağılamak gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Nefsini zelil eden, dinini aziz etmiş, nefsini aziz eden de dinini aşağılamış olur.) [Ebu Nuaym]
34

www.dinimizislam.com

Sual: Cennette nefs olmadığı bildiriliyor. Hâlbuki, (Ey mutmaine olan nefs! Sen ondan, o da senden razı olarak rabbine dön! Benim kullarımın arasına katıl, Cennetime gir!) [Fecr 27–30] mealindeki âyetler, nefsin de Cennete gireceğini göstermiyor mu? Bir de Allah ne diye benim kullarım diyor? Allah’tan başkasının da mı kulu var? Nefsin Allah'tan razı olması ne demek? CEVAP Nefs, kelimesinin birçok manası var. Burada ruh, can, insan anlamındadır. Bildiğimiz nefs değildir. Bunun için doğru anlamı şöyle olur: (Ey huzura kavuşan ruh, sen ondan, o da senden razı olarak rabbine dön! Benim [salih] kullarımın arasına katılıp Cennetime gir!) [Fecr 27-30] (Sen ondan, o da senden razı olarak) demek, imanlı olduğun için Allah senden razıdır. Sana da Cennette öyle nimetler verecek ki sen de Allah’tan razı olacaksın demektir. Benim kullarım ifadesi bir tabirdir. Benim adamım, benim sağ kolum gibi. Cenab-ı Hak, şeytana diyor ki: (Benim kullarıma senin hâkimiyetin yoktur.) [İsra–65] İyiler de kötüler de Allahü teâlânın kulu olduğu halde salih kimseler için (Benim kulum) buyuruyor. Demek ki Rabbimizin (Benim kulum) dediği salih kimselerdir. Paraya, kötü arzularına kul olanlar için de buyuruyor ki: (Hevasını ilah edinenler...) [Casiye 23] Cenab-ı hak bunlar için benim kulum buyurmuyor, bunlar hevasının kulu buyuruyor. Onları Allah yarattığı halde başkalarını ilah edinmiş, onlara tapıyorlar. Bunlar nefs-i mutmaine değildir.

Nefsi temizlemek ve hakiki iman
Sual: Nefsimizi nasıl temizleriz? CEVAP İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Nefs-i emmare, dine inanmaz. Bunun için nefsi tezkiye etmek, kötülüklerden temizlemek ve faziletlerle doldurmak gerekir. Şems suresinde, (Nefsini tezkiye eden kurtuldu. Nefsini, günahta, cehalette, dalalette bırakan zarar etti) buyuruldu. Bekara suresinin (Kalblerinde hastalık vardır) âyet-i kerimesi ile bildirilen hastalık, tedavi edilmedikçe, hakiki iman ele geçmez. Kalbi hasta olanın imanı, imanın suretidir. Nefsini temizleyen hakiki imana kavuşur. Yunus suresinin, (Allahü teâlânın evliyası için azap korkusu, nimetlere kavuşmamak üzüntüsü yoktur) mealindeki âyet-i kerimesindeki müjde, hakiki imana kavuşanlar içindir.
35

www.dinimizislam.com

Herkesin nefsi, baş olmak sevdasındadır. Başkasının emri altına girmeyi asla istemez. Nefsin bu arzusu ilah olmak, herkesin kendine tapınmasını istemek demektir. Allah’a ortak olmak ister. Daha da ileri giderek bizzat ilah olmak ister. Hadis-i kudside, Allahü teâlâ, (Nefsine düşmanlık et, çünkü nefsin, benim düşmanımdır) buyuruyor. Demek ki nefsin isteklerine boyun eğmek, Allahü teâlânın bu düşmanına yardım etmek olur. Bu ise ne korkunç bir afettir. Dinin bütün emir ve yasakları nefsi ezmek, taşkınca isteklerini önlemek içindir. Dine uyuldukça nefsin istekleri azalır. Nefs, temizlenmedikçe, üstünlük sevdasından vazgeçmez. Nefsi temizlemek için en tesirli ilaç, kelime-i tevhidi söylemektir. Dışarıdan gelen kötü istekler, şeytandan gelmiş olmakla beraber, geçici hastalıktır. Küçük bir ilaç ile kolayca giderilebilir: (Şeytanın aldatması elbette zayıftır.) [Nisa 76] Nefsi kötülüklerden temizlemelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (En üstün cihad, nefs ile yapılan cihaddır.) [İ.Neccar] Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki: Gençlik, ömrün en kıymetli zamanıdır. İnsanın sıhhatli, kuvvetli olduğu zamandır. Bu zaman, her gün geçiyor, azalıyor, ihtiyarlık yaklaşıyor. Yazıklar olsun ki, en şerefli, en lüzumlu iş olan, marifetullahı kazanmayı, hayal olan ömrün sonuna bırakıyoruz. En şerefli olan zamanlarını, en zararlı, en kötü şey olan nefsin arzularına kavuşmak için sarf ediyoruz. Peygamber efendimiz, (Yarın yaparım diyen, aldandı) buyurdu. Allahü teâlâ, insanları ve cinleri marifetullaha ve Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmak için yarattı. Nefslerimizin arzuları peşinde koşan bizler, ne zaman aklımızı başımıza toplayacağız? İnsanın, Allahü teâlânın marifetine kavuşmasına mani olan en kuvvetli düşman nefsin arzularıdır. Bu arzular bitip tükenmez. Hepsi de çok zararlıdır. Maksudun, mabudundur buyuruluyor. Maksadın, arzun ne ise, ilahın odur. (Nefslerinin arzularını ilah edinenler) âyet-i kerimesi, bunun vesikasıdır. [Marifetullah, Allahü teâlânın zatını ve sıfatlarını tanımaktır. Zatını tanımak, anlaşılmayacağını anlamaktır.] Nefse uymaktan kurtulmak, dünya nimetlerinin en büyüğüdür. Çünkü nefs, Allahü teâlâ ile kul arasında en büyük perdedir. (Ebu Bekr Tamsitani) İbadetlerin en kıymetlisi, nefse uymamaktır. (Sehl bin Ab. Tüsteri) Her işte, nefsin arzularına uymak, nefse tapınmak olur. Nefsine uyan, küfre girebilir veya haram işlemeye başlar. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Hasislik, nefse uymak ve kendini beğenmek felakete sürükler.) [Taberani]
36

www.dinimizislam.com

(Akıllılık alameti, nefse hakim olmak ve öldükten sonra gerekenleri hazırlamaktır. Ahmaklık alameti, nefse uyup, Allah’tan af ve merhamet beklemektir.) [Tirmizi] Tefsir-i Azizi’de buyuruluyor ki: Allahü teâlânın merhameti sonsuz olduğundan, nefsin felakete sürüklenmesine mani olmak istedi. Hem nefsin arzularına uymayı sınırlayan, hem de nefsi temizleyip emmarelikten yani aşırı, taşkın olmaktan kurtaran emirler ve yasaklar gönderdi. Bir insan, işlerini yaparken, İslam dinine uyarsa, nefsi emmarelikten kurtulup mutmainne olur. Bu zaman şehveti ve gadabı faydalı olarak çalıştırır. Bu bakımdan nefse uymak, tatlı gelir. Dine uymak ise, bu arzuları frenlediği için acı, zor gelir. Akl-ı selim sahibi olan, nefsine uymaz. İslam dinine uyar. Aklı dinlemeyen kimse ise, nefsine uyar. Şerefüddin Ahmed bin Yahya Müniri hazretleri buyuruyor ki: İslamiyet, nefsin arzusu olan şehvet ve gadabın yok edilmesini değil, her ikisine hakim olup, dine uygun kullanılmasını emreder. Süvarinin atını ve avcının köpeğini yok etmesi değil, bunları terbiye ederek, kendilerinden faydalanması gerektiği gibidir. Yani, şehvet ve gadab, avcının köpeği ve süvarinin atı gibidir. Bu ikisi olmadıkça, ahiret nimetleri avlanamaz. Fakat, bunlardan faydalanmak için, terbiye ederek, dine uygun kullanılmaları gerekir. Riyazet, bu iki sıfatı yok etmek için değil, terbiye edip dine uymalarını sağlamak içindir.

Nefsimiz kâfirdir
Sual: S. Ebediyye’de, (Her mümin, nefsini tezkiye için, yani nefsin yaratılışında mevcut olan küfrü ve günahları temizlemek için, her zaman, “La ilahe illallah” sözünü çok söylemelidir) deniyor. İslamiyet’te herkes, yaratılışta, günahsız olarak doğmuyor mu? CEVAP Evet, günahsız doğuyor; fakat içimizdeki nefsimiz, kâfirdir. İnsana hep kötülük yaptırmak ister. Onun gıdası küfür, haram ve mekruhlardır. Yaratılışı böyledir. Bir âyet-i kerime meali: (Nefs-i emmare, elbette günahları, kötülükleri emreder.) [Yusuf 53] Bir hadis-i şerif meali: (İnsanın en kuvvetli düşmanı nefsidir.) [Deylemi] Kâfir olarak yaratılan bu nefsi temizlemek için, kelime-i tevhidi çok söylemek gerektiği bildiriliyor.

Hakiki iman nedir?
Sual: Hakiki imana kavuşmak için ne yapmak gerekir? CEVAP
37

www.dinimizislam.com

İslamiyet'in emirlerini yapmak nefsin tezkiyesi yani küfürden temizlenmesi ve kalbin tasfiyesi yani günahlardan temizlenmesi içindir. Nefis temizlenmedikçe ve kalb selamet bulmadıkça, hakiki iman hasıl olmaz. Felaketlerden, azaplardan kurtulmak için, hakiki imana kavuşmak lazımdır. İman, üç kısımdır: 1- Dinin hükümlerini bilmeyen, ana babasından gördüğü gibi ibadet eden, inanan kimselerin imanına Taklid-i iman denir. Böyle kimselerin imanının gitmesinden korkulur. 2- Dinin hükümlerini yani farz, vacip, sünnet, müstehap, mubah, haram, mekruh ve müfsidi ilmihalden öğrenip amel eden kimselerin imanına iman-ı istidlali yani delil ile anlayarak bilmek demektir. Böyle kimselerin imanı kuvvetlidir. 3- Ariflerin imanıdır. Herkes dinsiz olsa, onun kalbine asla şüphe gelmez. Onun imanı peygamber imanı gibidir. Buna iman-ı hakiki denir. Akıl yolu ile kalbde hasıl olan iman, imanın suretidir. Çünkü nefis, bu imanın tersini istemekte, küfründe inat ve ısrar etmektedir. Böyle iman, safra hastasının, şekerin tatlı olduğuna iman etmesi gibidir. Her ne kadar inandım dese de, vicdanı, şekeri acı bilmektedir. Safrası düzeldikten sonra, şekerin tatlı olduğuna hakiki iman hasıl olur. İmanın hakikati de, nefsin tezkiyesinden ve kalbin itminanından [hakiki imana kavuştuktan] sonra kalbde hasıl olur. İşte böyle hakiki iman yalnız Evliyada bulunur ve elden gitmez. Şu âyet meali bu müjdeyi göstermektedir: (Biliniz ki, Allah’ın Evliyası için, azap korkusu, nimetlere kavuşmamak üzüntüsü yoktur.) [Yunus 62] Said bin Cübeyr hazretleri diyor ki: Üç türlü kalb vardır: 1- Müminin kalbidir. Temiz ve sevgi ile Allahü teâlâya bağlıdır. 2- Katı, ölü kalbdir. Kimseye acımaz. 3- Hasta kalbdir. Hastalık, münafıklık hastalığıdır. İlki kurtulucu, son ikisi ise azaptadır. Müminin kalbi selimdir. Kalbi selim övülüyor. Bir âyet meali: (Kalbi selim ile gelen hariç, o gün, mal ve çocuklar fayda vermez.) [Şuara 88-89] Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlâyı tanımak iki türlüdür: 1- Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi tanımak, 2- Tasavvuf büyüklerinin tanımaları. Birinci şekildeki imanda nefs azgınlığından vazgeçmemiştir, iman hakiki değil, mecazidir. Bu iman gidebilir. İkincisinde nefs de imana geldiği
38

www.dinimizislam.com

için iman yok olmaktan korunmuştur. (Ya Rabbi, senden sonu küfür olmayan iman istiyorum) hadis-i şerifi ve Nisa suresinin (Ey iman sahipleri, iman edin) mealindeki 136. âyet-i kerimesi de hakiki imanı bildirmektedir. Bu âyet, (Hakiki imana kavuşun) manasındadır. İmam-ı Ahmed hazretleri ilim ve ictihadda çok yüksek dereceye sahip olduğu hâlde, hakiki imana kavuşmak için Bişr-i Hafi [ve Zünnun-i Mısri] hazretleri gibi evliyanın sohbetinde bulundu. İmam-ı a'zam hazretleri de, ömrünün son yıllarında Cafer-i Sadık hazretlerinin sohbetinde bulunduktan sonra, (Bu iki sene olmasaydı, Numan helak olurdu), yani (Hakiki imana kavuşamazdım) buyurdu. Her iki imam da ilimde ve ibadette son derece ileri oldukları halde, tasavvuf büyüklerinin sohbetinde bulunarak marifeti ve bunun meyvesi olan hakiki imanı elde ettiler. (2/10) Senaullah-i Dehlevi hazretleri buyuruyor ki: Tasavvufta fena makamına kavuşan, muhakkak imanla ölür. Bekara suresinin (Allahü teâlâ imanınızı zayi etmez) mealindeki 143. âyeti ve (Allahü teâlâ, kullarının imanlarını geri almaz. Fakat âlimleri yok ederek ilmi geri alır) hadis-i şerifi, hakiki imanın ve batın ilminin geri alınmayacağını göstermektedir. (İrşad-üt-talibin) Hubbi fillah buğdi fillah olmadıkça da hakiki imana kavuşulamaz. İki hadis-i şerif meali: (Allah’ı sevmeyen ve Onun düşmanlarını düşman bilmeyen, hakiki iman etmiş olmaz. Müminleri Allah için seven ve kâfirleri düşman bilen, Allah’ın sevgisine kavuşur.) [İ.Ahmed] (Allah’ın dostunu seven, düşmanını düşman bilen kâmil iman sahibi olur.) [Ebu Davud]

Nefsi terbiye etmek için
Sual: Nefsimizi nasıl terbiye edebiliriz? CEVAP İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlâ, (Şehvetlerinizi, [yani nefsin arzularını] haramlardan almamaya uğraşın ve bu cihadda sebat edin, dayanın) buyuruyor. Bunun içindir ki, aklı olanlar, din büyükleri, bu dünyanın bir pazar yeri gibi olduğunu ve burada, nefs ile alışverişte olduklarını anlamışlardır. Bu ticarette kâr Cennet, zarar da Cehennemdir. Yani kârı, ebedi saadet, ziyanı da, sonsuz felakettir. Akıllı kimse nefsini, ticaretteki ortak yerine koyup, gerekli nasihati yapar. Bunlardan altısı şöyle:
39

www.dinimizislam.com

1- Ticaret ortağı, insanın para kazanmakta ortağı olduğu gibi, bazen de, hıyanet yapınca, düşmanı olur. Halbuki dünyada kazanılan şeyler geçicidir. Aklı olan, buna kıymet vermez. Her nefes, kıymetli bir cevher gibidir ki, bunlardan bir hazine yapılabilir. Akıllı kişi, her gün, nefsine demeli ki: (Benim sermayem, yalnız ömrümdür. Bu sermaye, o kadar kıymetlidir ki, her çıkan nefes, hiçbir şeyle tekrar ele geçemez ve nefesler sayılıdır, azalmaktadır. Ömür bitince, ticaret sona erer. Ticarete sarılalım ki, vaktimiz azdır. Günlerimiz, o kadar kıymetlidir ki, ecel gelince, bir gün izin istense de ele geçemez. Bugün, bu nimet elimizdedir. Aman nefsim, çok dikkat et de, bu büyük sermayeyi elden kaçırma! Sonra ağlamak fayda vermez. Bugün, ecelin geldiğini, şimdi, o günde bulunduğunu, farz et! O halde, bugünü elden kaçırmaktan, bununla, saadete kavuşmamaktan daha büyük ziyan olur mu? Yarın ölecekmiş gibi haramdan kaç!) Asi nefsimiz, emirleri yapmak istemez ise de, riyazet yapmak, istediklerini vermemek, ona tesir eder. İşte nefs muhasebesi böyle olur. Resulullah efendimiz, (Akıllı, ölmeden önce hesabını gören, ölümden sonra kendine yarayacak şeyleri yapan kimsedir) ve (Yapacağın her işi, önce düşün, Allahü teâlânın razı olduğu, izin verdiği bir iş ise, onu yap! Böyle değilse, o işten kaç!) buyurdu. 2- Nefsi kontrol edip ondan gafil olmamalı! Ondan gafil olursa, kendi şehvetine ve tembelliğine döner. Allahü teâlânın, her yaptığımız, her düşündüğümüz şeyi bildiğini unutmamalıyız. Bunu bilenin, işleri ve düşünceleri edepli olur. Zaten buna inanmayan kâfirdir. İnanıp da, yapmamak ise, büyük felakettir. 3- Her gün yatarken, o gün yaptığı işler için nefsi hesaba çekmeli, sermayeyi, kâr ve zarardan ayırmalıdır. Sermaye farzlar, kâr da, nafilelerdir. Ziyan ise, günahlardır. 4- Nefsin kusurları görülüp, ona ceza verilmez ise, cesaret bulur, şımarır. Kendisi ile başa çıkılamaz. Şüpheli şey yemiş ise, ceza olarak, aç bırakmalı, yabancı kadınlara bakmış ise, iyi mubahlara baktırmamalı. Hep böyle ceza vermelidir! 5- Büyükler, nefsleri kabahat yapınca, ceza olarak çok ibadet ederlerdi. Mesela bazısı, bir namazda, cemaate yetişmeseydi, bir gece uyumazdı. İbadetleri seve seve yapamayan kimseye en iyi ilaç, salih bir zatın yanında bulunmaktır. 6- Nefsi azarlamalı. Nefs yaratılışta iyi işlerden kaçıcı, kötülüklere koşucudur, tembeldir ve şehvetlerine kavuşmak ister. Dinimiz, nefsimizi, bu huyundan vazgeçirmeyi emrediyor. Bu vazifeyi başarmak için, onu bazen
40

www.dinimizislam.com

okşamak, bazen zorlamak ve bazen söz ile, iş ile, idare etmek gerekir. Çünkü nefs, öyle yaratılmıştır ki, kendine iyi gelen şeylere koşarken, rastlayacağı güçlüklere sabreder. Nefsin, saadete kavuşmaya mani olan en büyük perdesi, gafleti ve cehaletidir. Gafletten uyandırılıp, saadetinin nelerde olduğu gösterilirse, kabul eder. Zira Allahü teâlâ (Onlara nasihat et! Nasihat, müminlere elbette fayda verir) buyurdu. (Zariyat 55) Kalb, ruh ile nefs arasındaki bir köprü gibidir. Marifetler, feyzler kalbe ruh vasıtası ile gelir. Kalb, his organlarına da bağlıdır. His organları, ne ile meşgul olursa, kalb ona bağlanır. İnsan güzel bir şey görünce, güzel bir ses duyunca, kalb bunlara bağlanır. Ruha veya nefse tatlı gelenleri sever. Bu sevgi insanın elinde olmaz. Güzel, tatlı demek, kalbe güzel, tatlı gelen şey demektir. İnsan, çok defa hakiki güzelliği anlayamaz. Nefse güzel gelen ile, ruha güzel geleni karıştırır. Ruh kuvvetli ise, gerçek güzelliği anlayıp, onu sever, bağlanır. Âyet-i kerimeler, hadis-i şerifler, evliyanın sözleri gibi kıymetli şeyler, aslında güzeldir. Çok tatlıdır. Kalbin nefse bağlılığı azalıp nefsin elinden kurtulunca, bunları okuduğu, duyduğu zaman, bunların güzelliğini anlar ve bağlanır da, insanın haberi olmaz. İbadetleri yapınca, Allahü teâlâyı sever. Kalbi, nefsin elinden kurtarmak için, nefsi ezmek, kalbi kuvvetlendirmek gerekir. Bu da, Resulullah efendimize uymakla olur. Kalbini, nefsinin pençesinden kurtaran kimse, bir evliyanın Resulullahın vârisi, Allah’ın sevgili kulu olduğunu anlar. Allahü teâlâyı çok sevdiği için, Allahü teâlânın sevdiğini de çok sever.

Nefsin hoşuna gidenler
Sual: Nefsimizin hoşuna giden şeylerin hapsi haram mıdır? CEVAP Nefsimiz kâfirdir. Haramlar ve mekruhlar onun hoşuna gider. Farzlar ve sünnetler hoşuna gitmez. Namaz kılmak ve oruç tutmak gibi ibadetleri yapmak istemez. Gıdası haramlardır. Haramları sever hep. Riyazet ve mücahede yapan nefsiyle savaşmış olur. Riyazet, nefsin arzularını yapmamaktır. Mücahede, nefsin istemediği şeyleri yapmak demektir. Bir hadis-i şerif meali: (Cennet, dünyada nefsin sevmediği şeylerle, Cehennem de nefsin arzu ettikleriyle bezenip süslenmiştir.) [Buhari, Müslim]

İzzet-i nefsime dokundu demek
Sual: “Bu söz, izzet-i nefsime dokundu" demek uygun mudur? Nefsin izzeti olur mu?
41

www.dinimizislam.com

CEVAP Nefs kelimesi, yirmiyi aşkın anlamda kullanılmakta ise de daha çok iki anlamı vardır. Birisi kâfir olan nefstir. Kâfir olan nefsin izzeti olmaz. Gururuma dokundu demek gibi yanlış bir sözdür. İslam âlimleri buyuruyor ki: Ayıplanmak, izzet-i nefse dokunmak kuruntusuna tutulmamalı. Çünkü Allahü teâlâ, bu dini, bozuk âdetleri kaldırmak ve nefs-i emmarenin izzet-i nefs çılgınlıklarını yatıştırmak için gönderdi. (İmam-ı Rabbani) Allah sevgisi, nefs-i emmarenin azgınlığından meydana gelen, benlik ve izzet-i nefs perdesini yakar. (M. Masum Faruki) Zillete sebep olan günah, izzet-i nefse ve kibre sebep olan iyilikten daha hafiftir. (Hikemi Ataiyye) Bazı cahiller, öfkelenmeye erkeklik ve izzet-i nefs diyorlar ki bu yanlıştır. (İslam Ahlakı) Görüldüğü gibi, nefs-i emmare kastedilerek izzet-i nefsime dokundu demek uygun değildir. Bir de nefs, bir şeyin özü, kendisi, kişi gibi anlama gelir. Mesela, Kur'an-ı kerimde, (Her nefs, ölümü tadıcıdır) buyuruluyor. Yani her canlı, herkes ölecek demektir. Nefsin çoğulu nüfustur. Nüfus sayımında nefsler [kişiler] sayılıyor. Nefs, insan demek olduğuna göre, izzetli insan olur. İzzet, insanlık şerefinin ve haysiyetinin korunması demektir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (İzzet, Allah’ın, Resulünün ve müminlerindir.) [Münafikun 8] Demek ki, mümin izzet ve şeref sahibidir. Bu bakımdan "Bu söz, izzet-i nefsime dokundu" demekte mahzur yok ise de, bu tabiri kullananlar öteki anlamdaki nefs için kullanıyorlar. Bu nefse, nefs-i emmare denir. Dine uymayan isteklerin kaynağıdır. O nefsin izzeti olmaz. O şekilde söylemek ise asla caiz olmaz. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki: (Nefsinin arzularını ilah edineni gördün mü?) [Casiye 23] (Nefsini temizleyen kurtuluşa ermiş, kötülükte [günahlarda] bırakan, ziyan etmiştir.) [Şems 8] Nefs temizlenince, kalb tasfiye bulur. Yani nefs, kötü isteklerden kurtarılınca, kalbin haramlara bağlılığı kalmaz. İslamiyet’e uyanların nefsleri temizlenir. (Mevakib) Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki: (Hak teâlâ buyurdu ki: Nefsine düşmanlık et, çünkü o benim düşmanımdır.) [M.Rabbani] (Hak teâlâ buyurdu ki: Nefsine düşmanlık ederek bana dost ol.) [İ.Gazali]
42

www.dinimizislam.com

(Akıllı, nefsine uymaz, ibadet eder. Ahmak ise nefsine uyar, [ibadet etmez, günah işler] sonra da Allah’ın rahmetini bekler.) [Tirmizi] (İbadet edilen, tapınılan en sevimsiz ilah, kişinin hevasıdır.) [Taberani] [Heva, nefsin sevdiği, istediği şeylerdir. Nefsin istekleri ise, hep hayvani arzulardır.] (En faziletli amel, nefse en zor gelenidir.) [İ.Gazali] İzzet-i nefsime dokundu denirken ekseriya bu nefs kastediliyor, bu ise çok yanlıştır, kâfir olan nefsin izzeti olmaz. Günah işlemek nefse tatlı gelir. Bütün bid’atler, günahlar, Allahü teâlânın düşmanı olan nefsi besler, kuvvetlendirir. Her günahın işlenmesi nefsi kuvvetlendirir. Nefs, insanın en büyük düşmanıdır. İnsanın imanını yok etmek ister. Bundan zevk alır. Bu bakımdan nefsi iyi tanımak, hilelerini bilmek gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Nefsini tanıyan Rabbini tanır.) [Deylemi]

Nefsini tanıyan Rabbini tanır
Sual: Hadis-i şerifte (Nefsini tanıyan Rabbini tanır) buyuruluyor. Kişi kendini nasıl tanır? CEVAP Bir kimse, kendi şahsında Allahü teâlânın zatının varlığını, kendi sıfatlarında, cenab-ı Hakkın sıfatlarını, kendi irade ve tasarrufundan, Onun bütün âlemlerdeki tasarrufunu anlayabilir. İnsan kendine baktığı zaman, bir damla sudan, göz, baş, kan, sinir gibi vücudunun bütün organlarının ve akıl ve ruhunun yaratılmış olduğunu görür. Bunu kendisinin yaratmadığını, bir yaratıcının bulunduğunu zaruri olarak bilir. Tesadüfen muazzam bir vücudun meydana geldiğini düşünmek akla uygun olmaz. Vücuttaki organların yerli yerinde yaratılışını, hiçbir uzuvda eksiklik ve fazlalığın bulunmayışını görür ve bunları yoktan yaratanın kudretini anlar. Bütün akıllılar bir araya gelse, insanın şeklinden daha mükemmelini düşünemezler. İki el yerine üç veya dört el olsa veya göz, başka bir yerde olsa daha iyi olurdu denemez. Her organın en uygun şekilde yaratılmış olduğunu görür. İnsan ne düşünürse düşünsün eksik olur ve Hak teâlânın yarattığı ise en mükemmeldir. Yaratan her şeyi bilir ve her şeye gücü yeter. Bir kimse, organlarının faydalarını ve hikmetlerini ne kadar çok bilirse, Yaratıcıya olan hayranlığı o kadar çok olur. İşte bunun için kendini tanımak, Allahü teâlâyı bilmenin anahtarıdır. İnsan, canlı cansız bir mahlûka baksa, mesela suya, havaya, Güneşe,
43

www.dinimizislam.com

Aya baksa, bunların işleyişlerini, faydalarını düşünse, yine Rabbimizin büyüklüğünü, kudretini görür. Bunları görebilen, kendinin yaratılış gayesini düşünür. Bunun da Yaratana kulluk ve ibadet etmek olduğunu öğrenir. O halde Allahü teâlâyı tanımaktan maksat, Ona, Onun istediği şekilde doğru ibadet etmektir. Bunun için de, İslam âlimlerinin Kur'an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden çıkardığı bilgileri öğrenmek gerekir. Herkes, her sahada uzman olamaz. Uzman âlimlerin kendi sahalarında söz sahibi oldukları bilgilerden bize faydalı olanlarını öğrenmek lazımdır. Bu bilgileri kendimiz, doğrudan doğruya Kur'an-ı kerimden öğrenmemiz mümkün değildir. Mümkün olsa idi, Resulullah efendimizin gönderilmesi lüzumsuz olurdu. Hâşâ Allahü teâlâ lüzumsuz iş yapmaz. Herkes anlayabilseydi, (Resulüm bu Kur’anı ümmetine açıkla) [Nahl 44] buyurmaz, insanlara, (Alın bu Kur’anı okuyun, herkes anladığı gibi amel etsin) derdi. Demek ki yalnız Kur’an diyenlerin art niyetli oldukları buradan da anlaşılmaktadır. Üstelik Kur’an-ı kerim 23 yılda geldi. Resulullah efendimizin vârisi olan âlimler, Kitap ve sünneti açıklayarak, çeşitli kitaplar hazırlamışlardır. Bu bakımdan dinimizi, ibadetlerimizi muteber ilmihallerden öğrenip ilmimizle amel etmeye çalışmalıyız. Nefsin ikinci ve önemli bir manası daha var. Şeytandan daha kötü olan içimizdeki bu varlığa da nefs yani nefsi emmare denir. Bütün kötülüklerin kaynağıdır. Nefsi emmare, hiç iyilik yapmak istemez. Hep kötülük yapmak ister. Kendisine ve başkalarına zararlı olan şeyleri sever. Dünya ve ahirette saadete kavuşmak için, nefse uymamak, onu zayıflatıp, zarar yapamayacak hâle getirmek lazımdır. Nefsi zayıflatacak birinci ilaç, İslamiyet'e uymaktır. Haramların hepsi, dünya malına, mevkisine, zevklerine düşkün olmak, nefsin gıdasıdır. Onu besler, kuvvetlendirirler. Nefs kuvvetlenince, bütün iyiliklerin, güzel ahlakın ve medeniyetin kaynağı olan İslamiyet'e saldırır. Din ile, iman ile, Allahü teâlânın emirleri ile alay eder. Çünkü nefsimiz Allah’ın düşmanıdır. Allahü teâlâ Hazret-i Davud’a buyurdu ki: (Nefsine düşmanlık ederek bana dost ol!) [İhya]

Nefsi tanımak ve nefsimizle cihad
Sual: Nefsini bilen Rabbini bilir veya nefsini tanıyan Rabbini tanır hadisinin uydurma olduğu söyleniyor. Bu hadis İslam âlimlerinin kitaplarında var mıdır? CEVAP Önce şunu bildirelim. Uydurma bir hadis iki sebepten kitaba alınır: 1- Kitabın yazarı haindir, İslamiyet’i içeriden yıkmak için uydurma
44

www.dinimizislam.com

hadisleri kitabına alır. 2- Kitap yazan hain değildir ama cahil ve gafil olduğu için alır. Hakiki İslam âlimlerinin kitaplarında uydurma hadis var denirse, bu büyük zatlar gafillik, cahillik veya hainlikle suçlanmış olur. O mübarek zatlara bunlar nasıl yakıştırılabilir? Bir İslam âlimi uydurma hadisi kitabına alır mı hiç? Cahillik denirse hâşâ İslam âlimi cahil olursa kim âlim olur ki? Gafillik de öyle. Onlar gafil ise biz nasıl müteyakkız [uyanık] oluruz? Müctehid, bir hadis için sahih değil diyebilir, bu da ancak kendisi için geçerlidir. Bir muhaddis, şu hadis bana göre uydurma dedi diye bizim de uydurma dememiz caiz olmaz, bu haddini bilmemekten, cahillikten, hatta hainlikten ileri gelen bir söz olur. Kur'an-ı kerimde, (Âlimlere sorun) buyuruluyor. Hadis-i şerifte ise, (Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir), (Âlim, Allahü teâlânın güvendiği kimsedir) buyuruluyor. Allahü teâlânın güvendiği ve kendilerine sorun dediği vârisi olan âlimler kimdir? Muhaddisler, müfessirler ve fakihler değil midir? Resulullah efendimizin (Vârislerim) dediği âlimler İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani değil ise kimlerdir? Abduh mu? Şevkani mi? Sehavi mi, Kardavi mi? Acluni mi? Mezhep imamları veya bir imam-ı Gazali, bir imam-ı Rabbani eğer Resulullahın vârisi değil ise, başka bir tane vâris gösterilemez. Allah’ın güvendiği, Resulünün vârisi olan âlimlere güvenmeyen, hâşâ onların yalan söyleyeceğini veya Kur'an-ı kerime aykırı hadis nakledebileceğini sanmak ne kadar yanlıştır. Mezhepsizlerin anladıkları doğru oluyor da, ne diye muhaddislerin, fakihlerin, müfessirlerin anladıkları doğru olmuyor? Onlardan öğrenilen bilgilerle, onlar sorguya mı çekilir? Bu nasıl mantık, bu nasıl ilim, bu nasıl edep böyle? İslam âlimlerinin kitaplarında uydurma hadis var diyerek din düşmanlarına alet olmaktan, onların tuzaklarına düşmekten çok sakınmalı. (Nefsini [kendini] tanıyan Rabbini tanır) hadisini imam-ı Münavi, Künuz-üd-dekâık isimli hadis kitabında yazmakta ve Deylemi’de bulunduğunu da bildirmektedir. İmam-ı Maverdi hazretleri buyurdu ki: Hazret-i Âişe, (İnsan Rabbini ne zaman tanır?) diye sual edince, Peygamber efendimiz, (Nefsini tanıdığı zaman) buyurmuştur. (Edeb-üddünya) İmam-ı Rabbani hazretlerinin oğlu Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki: Men arefe nefsehü, fekad arefe rabbehü = kendini tanıyan rabbini tanır hadis-i şerifinin manası, bir kimse kendi hakikatini, kötülükler ve zıtlıklar ile beraber bilip, her hayır ve kemali, Allahü teâlâya ait bilince
45

www.dinimizislam.com

çaresiz, Allahü teâlâyı hayır ve kemali ile bilmiş olur. (3/65) Allahü teâlâyı tanımaktan maksat, Ona, Onun istediği şekilde doğru ibadet etmektir.

Nefsimizle cihad
Sual: Nefsle mücadeleyi büyük cihad olarak bildiren hadis uydurma diyorlar. Bu hadis-i şerif, hadis kitaplarında yok mudur? CEVAP Nefsimiz kâfirdir. Gıdası da haramlardır, ibadet etmek istemez, ilah olmak ister. Nefsi tanımayanlar, bunun şerrinden kurtulmayı cihad sanmazlar. Bir hadis-i şerif meali: (Hak teâlâ buyurdu ki: Nefsine düşmanlık et, çünkü o benim düşmanımdır.) [M.Rabbani] Nefsini yenmek çok zor ve büyük iştir. Nefsimizi günahlardan temizlemeye, emir ve yasaklara uymaya çalışmak Cihad-ı ekber olarak bildirilmiştir. Kalbin yani ruhun nefse aldanmaması, ona uymaması için, nefs ile yaptığı mücadele büyük cihad olur. İslamiyet her asırda geçerlidir. Bu büyük imamların naklettiği bu hadis-i şerife uydurma demek, İslâm âlimlerine olan itimadı sarsmaya çalışmak demektir. Seyyid Abdülhakim efendi buyurdu ki: Hadis ilminde müctehid bir âlim, bazı âlimlerin sahih dediği bir hadise mevdu diyebilir. Müctehidin böyle demesi; “Bu hadisi, Resulullah söylememiştir" anlamında değildir. Bu hadis benim usulüme göre yani sahih olması için aradığım lüzumlu şartları taşımadığından hadis değil, uydurmadır; fakat başka müctehide göre hadis sahih olabilir demektir. Farklı ictihadlar da aynen böyledir. Bana göre yani elimdeki mevcut delillere göre doğrusu bu der; fakat farklı ictihadda bulunan müctehide söz söylemez. Bunun için hiçbir Ehl-i sünnet âliminin kitabında uydurma hadis olmaz. Resulullah efendimiz, hadis uyduran ve uydurma hadisi nakleden için ağır tehditlerde bulunmuştur. Mesela (Hadis uyduran Cehennemdeki yerine hazırlansın) hadis-i şerifi din kitaplarında var. Böyle bir hadis-i şerif olmasa bile, hangi İslam âlimi kitabına uydurma hadis alır? Mezhepsizler, (Uydurma hadisi kitabına almak, ya ihmallik, ya gafillik ya cahillik veya hainlikten ileri gelir) diyorlar. Peki Kütüb-i sittede, diğer hadis ve tefsir kitaplarında veya İhya’da uydurma hadis var denirse, bu büyük zatlar ihmallik, gâfillik, cahillik veya hainlikle suçlanmış olmuyor mu? O mübarek zatlara bunlar nasıl yakıştırılabilir? Mısırlı mezhepsizler, (Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında uydurma hadis çoktur) diyorlar. Mezhepsizlerin sözleri delil oluyor da, mezhep
46

www.dinimizislam.com

imamlarının, İmam-ı Gazalinin, İmam-ı Rabbaninin sözü neden delil olmuyor? Onlardan öğrendiğimiz bilgilerle, onları mı sorguya çekeceğiz? Bu nasıl mantık, bu nasıl ilim, bu nasıl edep böyle?

Netice:
(Uydurma hadis), bu sözü Allah Resulü söyledi diye iftira etmektir. Sıradan bir müslümanın bile hayalinden dahi geçiremiyeceği bu iftirayı, bir ehl-i sünnet âlimi hiç yapabilir mi? Resulullah efendimizin (Vârislerim) dediği, Allahü teâlânın güvendiği zatlara yani İslam âlimlerine karşı en azından edebi muhafaza etmeli, din düşmanlarına aldanıp suizan etmemeli. Allahü teâlânın, dinini, soysuzlara karşı bu mübarek zatlar vasıtasıyla muhafaza edip, yaydığını unutmamalı.

Sigara içmemeye sabretmek
Sual: Açlık ve susuzluğa sabreden nefsiyle cihad sevabı aldığı gibi, sigarasızlığa sabreden de cihad sevabı alır mı? CEVAP Nefsiyle mücadele eden, cihad-ı ekber sevabına kavuşur.

Nefse güvenmek
Sual: Ben nefsime güvenirim, günahlara girmem demek doğru mu? CEVAP Doğru değildir. Her nefsin istediği kendi aleyhinedir. Nefsimiz hep günah işlemek ister. Özellikle kötü arkadaş vasıtasıyla insana kötülük eder. Nefse elini veren, kolunu alamaz. Nefsimiz Allahü teâlânın düşmanıdır. Nefsi düşman bilip ona göre tedbir alınırsa, zararı asgariye indirilir. Büyük bir Peygamber iken, Yusuf aleyhisselamın, (Benim nefsim kötü şeyler istemez demiyorum) buyurduğunu, Kur’an-ı kerim bildirmektedir. Yusuf aleyhisselam böyle söylerken, artık başkalarına ne demek düşer? Peygamberler nefse uyup günah işlemezler, ama nefsimiz, yaratılış itibarıyla günah işlemek ister. Allahü teâlâdan korkan, nefsine uyup günah işlemez.

Nefsin fayda ve zararları
Sual: Günah diye bir şey olmasaydı, şeytan veya nefsimiz yaratılmasaydı da, herkes Cennete girseydi daha iyi olmaz mıydı? CEVAP Şeytanı da, nefsimizi de, günahı da yaratan Allahü teâlâdır. Sanki niçin yaratıyor gibi bir sual bu. Hikmetlerini bilmesek de kabullenmekten başka
47

www.dinimizislam.com

çaremiz yoktur. Bu dünyada, her mahlûkta, her şeyde, Allahü teâlânın hem rahmet sıfatı, hem de, kahır, gadab sıfatı zuhur etmektedir. Su, insanların, hayvanların ve bitkilerin yaşamaları için, temizlik için yemek, ilaç yapmak için gerektiği gibi, denizde binlerce insan boğulmakta, sel suları evleri yıkmakta, çok soğuk su içen, hasta olmaktadır. Suyun böyle zararları vardır diye suyu istemeyiz diyebilir miyiz? Ateş, ekmek, yemek pişirmek için, kışın ısınmak için gerektiği gibi, içine düşeni yakar. Elektrik, çok yerde işimize yaradığı halde, yangına sebep olur, insana çarpınca, hemen öldürür. Her ilaç bir derde deva olduğu halde, fazlası zararlı olur. Her şey böyledir. İşte nefsimiz de bunlar gibidir. Hem faydalı, hem zararlı tarafları vardır. Nefsin yaratılması, insanların yaşaması, üremesi ve dünya için çalışmaları ve ahiret için cihad sevabı kazanmaları içindir. Allahü teâlâ, nefsi böyle nice faydalar için yarattı. Fakat nefsimiz birçok lezzetlere doymaz. Allahü teâlâ bütün insanlara merhamet ederek, acıyarak, nefse hakim olup, zararlı arzularını önlemeleri için, akıl da yarattı. Akıl, insan beyni vasıtası ile, his uzuvlarından, şeytan ve nefsten kalbe gelen arzuları inceleyerek, iyilerini, kötülerinden ayıran bir kuvvettir. Ayırırken yanılmazsa akl-ı selim denir. Allahü teâlâ, ayrıca Peygamberler göndererek, hangi şeylerin faydalı, iyi ve hangi şeylerin zararlı, kötü olduklarını ve nefsin bütün arzularının kötü olduğunu bildirdi. Akıl, nefsin isteklerini Peygamberlerin iyi dedikleri şeylerden ayırıp, kalbe bildirir, kalb de, aklın bildirdiğini tercih ederse, nefsin arzularını yapmayı irade etmez. Yani beyin vasıtası ile, hareket uzuvlarına bunu yaptırmaz. Kalb, dinimizin iyi dediklerini, irade eder ve yaptırırsa, insan saadete, mutluluğa kavuşur. Kalbin, iyiden, kötüden birini irade etmesine kesb denir. İnsanın hareket organları, beynine, beyni de kalbine tâbidir. Kalbin emrine uygun hareket ederler. Kalb, beyin vasıtası ile his organlarından ve ruh vasıtası ile taraf-ı ilahiden ve akıldan, melekten, hafızadan, nefsten ve şeytandan gelen tesirlerin toplandığı bir merkezdir. Kalb, akla uyunca, nefsin yaratılmış olması, insanların sonsuz nimetlere kavuşmalarına mani olmaz. Kalbin nefse aldanmaması, ona uymaması, nefs ile cihad-ı ekber olur. Allahü teâlâ cihad edenlere, Cennette yüksek dereceler vereceğini bildiriyor. Nefs, insanların cihad sevabına kavuşmalarına meleklerden üstün olmalarına sebep olmaktadır. Nefs, iki tarafı keskin bıçak gibidir. Hem de, zehirli ilaç gibidir.
48

www.dinimizislam.com

Doktorun tavsiyesine göre kullanan, bundan fayda kazanır. Aşırı kullanan helak olur. İslamiyet, nefsin helak edilmesini, yok edilmesini değil, terbiye edilmesini, ondan faydalanılmasını emretmektedir. İnsanlarda nefs olmasaydı, insanlık kalmaz, meleklik hasıl olurdu. Halbuki, beden birçok şeylere muhtaçtır. Yemek, içmek, uyumak, istirahat etmek gerekir. Süvariye hayvan gerektiği gibi, insana da beden gerekir. Hayvana bakmak gerektiği gibi, bedene hizmet etmek de gerekir. İbadetler beden ile yapılmaktadır. İnsanda, akıl, kalb ve nefs denilen kuvvetler vardır. Aklın ve nefsin yeri beyindir. Kalbin yeri yürektir. Elektriğin aküde, pilde bulunması gibidir. Ruh [can] ise, bedenin her yerinde bulunur. Kalb, nefse uyarsa günah işler. İnsanın azaplara, felaketlere sürüklenmesine sebep, kendisidir. Kalbinin İslamiyet’e uymayıp, nefsine uymasıdır. Bazı kimseler de şehvet ve öfkeyi yok etmek için açlık çekerek riyazet yapıyorlar. Bu uygun değildir. Çünkü İslamiyet, şehvetin ve öfkenin yok edilmesini değil, her ikisine hakim olup, dine uygun kullanılmalarını emretmektedir. Süvarinin atını ve avcının köpeğini yok etmeleri değil, bunları terbiye ederek, kendilerinden faydalanmaları gerektiği gibidir. Yani şehvet ve öfke, avcının köpeği ve süvarinin atı gibidir. Bu ikisi olmadıkça, ahiret nimetleri avlanamaz. Fakat bunlardan faydalanabilmek için, terbiye ederek, dine uygun kullanılmaları gerekir. Terbiye edilmezler, azgın olup, dinin sınırlarını aşarlarsa, insanı felakete sürüklerler. Riyazet yapmak, bu iki sıfatı yok etmek için değil, terbiye edip dine uymalarını sağlamak içindir. Bunu sağlamak da, herkes için mümkündür. Muhammed aleyhisselam da (Ben insanım. Herkes gibi ben de kızarım) buyururdu. Ara sıra kızdığı görülürdü. Kızması, hep Allahü teâlâ için olurdu. Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde, (Öfkelerini yenen) kimseleri övmektedir. (Al-i İmran 134)

Nefsi terbiye etmek gerekir
Sual: Nefsi terbiye etmek için ne yapmak gerekir? CEVAP Hayvanlarda akıl ve nefs olmadığı için, ihtiyaçlarını bulunca kullanırlar. Yalnız bedenlerine zarar veren, kendilerini inciten şeylerden kaçarlar. İslam dini, rahat ve huzur içinde yaşamak için gereken şeylerden ve dünya lezzetlerinden faydalı olanları yasak etmiyor. Bunların elde edilmesinde ve kullanılmasında, selim akla ve dine uymayı emrediyor. İnsanların dünyada da, ahirette de rahat ve huzur içinde yaşamasını istiyor. Bunun için, selim akla uymayı emredip nefse uymayı yasak ediyor.
49

www.dinimizislam.com

[Selim akıl yalnız Peygamberlerde bulunur.] Nefse uyan, İslamiyet’in dışına çıkar. Çünkü nefsimiz hep kötülük yapmak ister. Allah’ın düşmanıdır. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Esas düşmanın, seni öldürünce seni Cennete sokan veya onu öldürdüğünde sana sevap kazandıran kimse değildir. Asıl düşmanın, kendi nefsin, ailen ve evladındır.) [Deylemi] Akıl yaratılmasaydı, insan hep nefsine uyar, felaketlere sürüklenirdi. Nefs olmasaydı, insan, yaşaması ve medeni hayat için çalışmasında kusur ederdi. Nefs ile cihad sevabından mahrum kalırdı. Meleklerden daha üstün olma yolu kapalı kalırdı. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ahirette hakkında sizin bildiklerinizi hayvanlar bilseydi, yemek için et bulamazdınız!) [Beyheki] Yani hayvanlar ahiretteki azapların korkusundan dolayı, yiyip içmekten kesilirler, bir deri, bir kemik kalırlardı. İnsanlarda nefs olmasaydı, hayvanlar gibi, korkudan, yiyip içemez, yaşayamazlardı. İnsanların yaşayabilmeleri, nefslerinin gafleti ve dünya lezzetlerine düşkün olması iledir. İslamiyet, nefsin helak edilmesini, yok edilmesini değil, terbiye edilmesini, ondan faydalanılmasını emretmektedir. Her hastalık, sebebinin zıddı ile tedavi edilir. Nefsin çeşitli arzularından kurtulmanın ilacı, aza kanaat ve sabırdır. Kendinde kötü huy bulunan kimse, buna yakalanmanın sebebini araştırmalı, bu sebebi yok etmeye, bunun zıddını yapmaya çalışmalıdır. Kötü huydan kurtulmak, bunun zıddını yapmak için çok uğraşmak gerekir. Çünkü insanın alıştığı şeyden kurtulması zordur. Kötü şeyler nefse tatlı gelir. İnsanın, kötü şey yapınca, arkasından riyazet çekmeyi, nefse güç gelen şey yapmayı âdet edinmesi de, faydalı ilaçtır. Mesela, bir kötülük yaparsam, şu kadar sadaka vereceğim veya oruç tutacağım, gece namazları kılacağım diye yemin edilebilir. Nefs, bu güç şeyleri yapmamak için, onlara sebep olan kötü âdetini yapmaz. Kötü ahlakın zararlarını okumak, işitmek de, faydalı ilaçtır. Bu zararları bildiren hadis-i şerifler çoktur. Bazıları şöyledir: (Güzel ahlaka sahip olun, güzel ahlak Cennete götürür, kötü ahlaktan da çekinin, o da Cehenneme götürür.) [İbni Lâl] (Her günahın tevbesi vardır. Kötü ahlakın tevbesi olmaz. İnsan, kötü huyunun tevbesini yapmayıp, daha kötüsünü yapar.) [Hatib] (Güzel ahlak, günahları, suyun kirleri temizlemesi gibi temizler. Kötü ahlak ise, sirkenin balı bozduğu gibi salih amelleri bozar.) [İbni Hibban]
50

www.dinimizislam.com

(Sıcak su buzu erittiği gibi, iyi huylu olmak, günahları eritir, yok eder. Sirke balı bozup yenilmez hâle soktuğu gibi, kötü huylu olmak, ibadetleri bozup yok eder.) [Taberani] (Güzel huy, Cennetin en üstün derecelerine kavuşturur. Nafile ibadetlerle bu derecelere kavuşulmaz. Kötü huy, Cehennemin dibine sürükler, bazen küfre sokar.) [Taberani] (Ya Rabbi, kötü huy, kötü iş, kötü arzu ve kötü hastalıklardan sana sığınırım.) [Ebu Davud]

Nefs-i emmare ve akl-ı selim
Sual: Nefs-i emmare nedir? Bundan nasıl kurtuluruz? CEVAP Nefs-i emmare, şehvetlere kavuşmak ve kızdıkları ile dövüşmek için bir ölçü, bir sınır tanımaz. Yaptığı işler, hep aşırı, hep zararlı olur. Mesela hayvan susayınca, temiz suyu kolayca bulur, içer. Doyunca, artık içmez. İnsanı nefsi, doyduktan sonra da içirir. Sığır aç olunca, çayırda otlar. Doyunca, yatar, uyur. İnsan aç olunca, çayırda otlayamaz. Bulduğu otlar arasında seçim yapması, seçtiğini soyup, temizleyip, pişirmesi lazımdır. Nefs, bu yorucu, usandırıcı işleri seve seve yaptırır. Fakat, hoşuna gideni, doyduktan sonra da yedirir. Allahü teâlâ, merhameti sonsuz olduğu için, her devirde, Peygamberleri vasıtası ile nefsin insanı felakete sürüklemesine mani olmak maksadı ile nefsin arzularına uymayı sınırlayan, hem de nefsi temizleyip emmarelikten [taşkın olmaktan] kurtaran emir ve yasaklar gönderdi. En son olarak İslamiyet’i göndermiştir, ötekileri de nesh etmiş, yani yürürlükten kaldırmıştır. Önceki dinler hiç değişmemiş bile olsa, 4 incil değil tek İncil bile olsa artık onlarla amel etmek caiz olmaz. Bir insan, işlerini yaparken, İslamiyet’e uyarsa, nefsi, emmarelikten kurtulup, mutmainne olur. Bu zaman, şehveti ve öfkeyi faydalı olarak çalıştırır. Nefs-i emmare, şehveti ve öfkeyi aşırı çalıştırdığı için, buna uymak tatlı gelir. İslamiyet'e uymak ise, bu arzuları frenlediği, tahdit ettiği için, acı, zor gelmektedir. Bunun için insan, İslamiyet'e uymak istemez. Nefse uymak ister. Nefsine uyan da felaketlere sürüklenir. Allahü teâlânın merhameti sonsuz olduğundan, insanlarda, saadeti felaketten, doğruyu eğriden ve yararlıyı zararlıdan ayırabilen bir kuvvet de yarattı. Bu çok kıymetli kuvvet, Akıldır. Şaşmayan, yanılmayan akla Akl-ı selim denir. Akl-ı selim sahibi olan kimse nefsine uymaz, İslamiyet’e uyar.
51

www.dinimizislam.com

Aklı dinlemeyen kimse ise, nefsine uyar. Kalb, hem nefse, hem his uzuvlarına bağlıdır. His uzuvları ne ile meşgul olursa, kalb ona bağlanır. İnsan güzel bir şeyi görünce, güzel bir ses duyunca, tatlı bir şey alınca, kalb bunlara bağlanır. Bu sevgi insanın elinde olmaz. İnsan güzel bir şey okuyunca, kalb, bunların manalarına, yazarına bağlanır. Güzel, tatlı demek, kalbe güzel, tatlı gelen şey demektir. İnsan, çok defa hakiki güzelliği anlayamaz. Nefse güzel gelen ile, kalbe güzel geleni birbiri ile karıştırır. Kalb kuvvetli ise, hakiki güzelliği anlayıp, onu sever, bağlanır. Âyet-i kerimeler, hadis-i şerifler, Evliya zatların sözleri, dua, tesbih gibi kıymetli şeyler, aslında güzeldir. Çok tatlıdır. Kalbin nefse bağlılığı azalınca ve nefsin elinden kurtulunca, bunları okuduğu, duyduğu zaman, bunların güzelliğini anlar ve bağlanır da, insanın haberi olmaz. Kur'an-ı kerim okuyunca veya dinleyince, zikir yapınca, ibadetleri yapınca, Allahü teâlâyı sever. Kalbi, nefsin elinden, baskısından kurtarmak için, nefsi ezmek, kalbi uyandırıp kuvvetlendirmek lazımdır. Bu da, Resulullah efendimize uymakla olur. Muhammed aleyhisselama uyarak, kalbini nefsinin pençesinden kurtaran bir kimse, evliyadan bir zatın hayatını incelerse, onun Resulullahın vârisi, Allah’ın sevgili kulu olduğunu anlar. Allahü teâlâyı çok sevdiği için, Allah’ın sevdiğini de çok sever. Ancak, ehl-i sünnet âlimlerinin yolundan gidilmezse, insan sevmekte yanılabilir. Nefsin sevdiklerini, kalbin sevdiği hakiki güzellikler sanarak aldananlar çok olmuş, felakete sürüklenmişlerdir. Onun için dinimizi bilmek ve nefsi iyi tanımak gerekir.

Nefsin hevasına uymak
Sual: Nefsin hevasına uymamak için yapmak gerekir? CEVAP Nefsin sevdiği, istediği şeylere heva denir. Nefsin hevasına, şehvetlerine, isteklerine, lezzetlerine tâbi olmak kötü huyların başında gelir. Nefsin arzularının, insanı Allah yolundan saptırıcı oldukları, Kur'an-ı kerimde haber verilmiştir. Çünkü nefs, daima Allahü teâlâyı inkâr, Ona inat, isyan etmek ister. Her işte, nefsin arzularına uymak, nefse tapınmak olur. Nefsine uyan, küfre veya bid’at sahibi olmaya yahut fıska [haram işlemeye] başlar. Âlimler, (Nefse uymaktan kurtulmak, dünya nimetlerinin en büyüğüdür. Çünkü nefs, Allahü teâlâ ile kul arasındaki engellerin en tehlikelisidir. İbadetlerin en kıymetlisi, nefse uymamaktır) buyurmuşlardır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
52

www.dinimizislam.com

(Rabbinin azametinden korkup, kendini nefsinin arzularından men edenin, varacağı yer elbette Cennettir.) [Naziat 40,41] Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (Şu üç şey insanı felakete sürükler: Hasislik, nefse uymak, kendini beğenmek.) [Ebu Nasr, Hakim-i Tirmizi] (Şu dört şey kimde bulunursa ona Cehennem haramdır, şeytan ve nefsinden de korunmuş olur. Nefsi bir şeye heves etse, nefsin şehvet ve öfkesine hakim olur. Nefsi bir şeyden nefret etse de onu yapar. Bu dört şey şunlardır: Bir miskini barındırmak, güçsüze acımak, hizmetçiye yumuşaklık göstermek, ana babaya infak.) [Deylemi] (Aklın alameti, nefse hakim olup öldükten sonra gerekenleri hazırlamaktır. Ahmaklık alameti nefse uyup, Allah’tan af ve merhamet beklemektir.) [Tirmizi] Nefse uyup da, tevbe ve istiğfar etmeden, af ve Cennet beklemek ahmaklık olmaktadır. Nefs, yaratılışında kötülükleri, zararlı şeyleri sevici ve isteyicidir. (Nefsinden sakın daim. Ona güvenme asla. Yetmiş şeytandan daha fazla düşmandır sana) Nefsin, insanı haramlara ve mekruhlara sürüklemesinin zararları meydandadır. İstekleri hep hayvani arzulardır. Hayvani arzular ise, hep dünyadaki ihtiyaçlardır. İnsan bu arzuların peşinde koşarsa, ahiret ihtiyaçlarını hazırlamaktan geri kalır. Çok önemli olan bir şey de, nefs mubahlarla doymaz. Mubahları kullanmayı arttırdıkça, isteklerini arttırır. Yine de, doymaz. İnsanı haramlara sürükler. Haramlara düşenin de küfre girmesi kolaylaşır. Mubahları aşırı kullanmak, dertlere, hastalıklara sebep olur. Böyle insan, hep midesini, zevkini düşünür. Hasis ve rezil olur. Nefsin İslamiyet'in dışına taşmasını önlemek için, onunla iki cihad vardır: 1- Nefse uymamak, onun arzularını yapmamaktır. Buna, Riyazet denir. Riyazet, takva ve vera ile olur. Takva, haramlardan kaçmaktır. Vera, haramlardan kaçıp mubahları da ihtiyaçtan fazla kullanmaktan sakınmaktır. 2- Nefsin istemediği şeyleri yapmaktır. Buna Mücahede denir. Bütün ibadetler mücahededir. Bu iki cihad, nefsi terbiye eder. İnsanı olgunlaştırır. Ruhları kuvvetlendirir. Sıddıkların, şehidlerin ve salihlerin yoluna kavuşturur. Allahü teâlâ kullarının ibadetlerine muhtaç değildir. Kullarının günah işlemesi de Ona zarar vermez. Kulun nefsini terbiye etmek, nefsle cihad etmek için bunları emretmiştir. Sual: Bazı ibadetleri yapmak nefsime zor geliyor, ne yapayım?
53

www.dinimizislam.com

CEVAP Nefsimize zor gelse de, dinimizin emirlerini yapmaya çalışmak gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Nefsini hor gören dinine değer verir, nefsini aziz gören dinini horlamış olur. Dinin ise aziz olması gerekir. Nefsini besleyen dinini zayıflatmış, dinini besleyen, dinini de nefsini de beslemiş olur.) [Ebu Nuaym]

Nefse hakim olmak
Sual: Nefse nasıl hakim olabiliriz? CEVAP Nefsini terbiye eden ona hakim olur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (İnanıp nefsini ıslah edene korku ve üzüntü yoktur.) [Enam 48] (Nefsini temizleyen kurtuluşa ermiş, kötülükte bırakan, zarar etmiştir.) [Şems 8,9] (Sana gelen iyilik Allah‘tan, her kötülük ise nefsindendir.) [Nisa 79] (Hazret-i Yusuf dedi ki: Ben nefsimi temize çıkarmam, benim nefsim kötü şeyler istemez demiyorum, çünkü nefs, Rabbim acıyıp korumadıkça, hep kötülüğü emreder.) [Yusuf 53] Allahü teâlâ her şeyden önce aklı yaratmış, ona ilim, zekâ, hulus, doğruluk, cömertlik, tevekkül, korku, ümit gibi hasletler vermiştir. İşte, bu akılla müşerref olan kimse, cenab-ı Hakkın varlığını ve birliğini tasdik ederek, Onun rızasına kavuşur. Günahlar nefse tatlı gelir. İbadetler ise nefse zor gelir. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Cehennem nefse hoş gelen, Cennet ise nefsin hoşuna gitmeyen şeylerle kuşatılmıştır.) [Buhari] Mümin, nefsine aldanarak günah işleyebilir. Fakat, günah işlerken, aklı ve imanı onu üzer. İnsan, aklı ile iman eder. Nefse tatlı geldiği için de, günaha sürüklenir. Bundan dolayı, iman ile isyanın [günah işlemenin] aynı olmadığı, ayrı olduğu anlaşılır. Yani günah işleyene, ibadet etmeyene kâfir denmez. Bid’at fırkalarından bazıları, namaz kılmayana veya başka günah işleyene kâfir diyorlar. Bazı kimseler, hiç ibadet yapmaz, haramlardan sakınmaz, yani İslamiyet'e uymaz. (Allah kerimdir, beni de affeder) der. Burada nefs ve şeytan kendilerini aldatmakta, isyana sürüklemektedir. Aklı olan kimse, bunlara aldanmaz. Allahü teâlâ, kerim olduğu gibi, azabı da şiddetlidir. Bu
54

www.dinimizislam.com

dünyada, çoklarını fakirlik ve sıkıntılar içinde yaşattığını görüyoruz. Nice kullarını, hiç çekinmeden azaplar içinde yaşatıyor. Herkesi yaşatan O olduğu halde, yiyip içmeyen insanı yaşatmıyor. İlaç kullanmayan hastaya şifa vermiyor. Yaşamak, hasta olmamak ve mal sahibi olabilmek gibi, dünya nimetlerinin hepsi için sebepler yaratmış, sebebine yapışmayanlara hiç acımayıp, dünya nimetlerinden mahrum bırakmıştır. Ahiret nimetlerine kavuşmak da böyledir. Küfür, kalbi ve ruhu öldüren bir zehirdir. Tembellik de, ruhu hasta yapar. Bunlara ilaç yapılmazsa, ruh hastalanır, ölür. Küfrün ve cahilliğin biricik ilacı, ilimdir. Tembelliğin ilacı da, namaz kılmak ve diğer ibadetleri yapmaktır. Bir kimse, (Allah kerimdir bana zehir tesir etmez) diyerek zehir yiyip içse, hastalanır, ölür. İnsanların bedenleri nazik olduğu için, yiyip içmek, giyinmek ve barınmak gibi şeylere ihtiyaç duyar. Bunları bulmak ve İslamiyet'e uygun olarak kullanabilmek için, hazırlamak çok güçtür. Bu işlerin kolay ve rahat yapılması için, insanlarda Nefs denilen bir kuvvet yaratılmıştır. Nefs, bedene lazım olan şeylerin yapılmasını ister. Bu şeyleri fazlası ile yapmak ona tatlı gelir. Nefsin isteklerine Şehvet denir. Şehveti, akla danışmadan, ihtiyaçtan fazla yapması, kalbe ve bedene zarar verir, günah olur. İnsan, nefsini ne kadar aşağılarsa, Allahü teâlâ indinde kıymeti o kadar yükselir, kendine kıymet verenin, Allah katında kıymeti olmaz. O halde nefsimizi kibirlenmekten korumalıyız. İlmi olduğu halde, kibrin zararını bilmeyene âlim denmez. İnsanın ilmi arttıkça, Allah’tan korkması da artar, günah işlemeye cesaret edemez.

Murakabe nedir?
Sual: Murakabe nedir? CEVAP Sözlük manası, kontrol etmektir. Istılah manası ise, kulun, bütün hâllerinde, Allahü teâlânın kendini gördüğünü bilmesi ve Onu unutmaması demektir. Bir diğer manası da, nefsi kontrol etmek, ondan gâfil olmamaktır. Nefsin her an gözetilmesi, kontrol edilmesi lâzımdır. Ondan gâfil olursak, nefs, şehvet ve tembelliği ister. Murakabenin esası, her yaptığımızı, her düşündüğümüzü Allahü teâlânın bildiğini unutmamaktır. İnsanlar birbirinin dışını görür. Allahü teâlâ ise, dışını gördüğü gibi, içini yani niyetini, düşüncesini bilir. Bu durumu bilenin, işleri ve düşünceleri elbette dine uygun olur. Murakabe, Allahü teâlânın her an insanı görmekte ve bilmekte olduğunu düşünmektir. Bu da, doğru namaz kılmakla hâsıl olur. (H. S. Vesikaları)
55

www.dinimizislam.com

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Evliyanın çoğu her gece, o gün yapmış olduğu işlerini, sözlerini, hareketlerini, düşüncelerini, her birinin niçin olduğunu anlarlar. Kusurlarını ve günahlarını temizlemek için, tevbe ve istiğfar ederler. Her gece yatarken yüz defa, (Sübhanallahi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber) okuyan, muhasebe yapmış, kendini hesaba çekmiş sayılır. (1/309)

Nefsin hilesi çoktur
Sual: Nefsin hileleri bilinirse nefsi terbiye etmek daha kolay olur. Nefsin hileleri nelerdir? CEVAP İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Nefs-i emmareden hasıl olan kötülükler, insanın kendi hastalığıdır. Öldürücü zehirdir ve kullukla bağdaşmaz. Dışardan gelen kötü istekler, şeytandan gelmiş olmakla beraber, geçici hastalık olur. Ufak bir ilaç ile, kolayca giderilebilir. Kur’an-ı kerimde, (Şeytanın aldatması, elbette zayıftır) buyuruldu. En büyük düşmanımız, nefsimizdir. Can düşmanımız, her zaman yanımızda bulunan bu azılı arkadaşımızdır. Dışarıdaki düşmanımız, bu iç düşmanın yardımı ile bize saldırıyor. Onun yardımı ile bizi yaralıyor. Varlıklar içinde en cahil olanı, insanın nefsidir. Çünkü, nefs-i emmare kendine düşmanlık yapmaktadır. Hep, kendini yok edici şeyleri istemektedir. Her isteği, Allahü teâlânın yasak ettiği şeylerdir. Her işi, sahibi olan ve bütün iyiliklerin sahibi bulunan Allahü teâlâya karşı gelmektir. Hep, kendi can düşmanı olan şeytana uymaktadır. (3/27) Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki: Gençlik, ömrün en kıymetli, İnsanın sıhhatli, kuvvetli olduğu zamandır. Bu zaman, her gün geçiyor, azalıyor, ihtiyarlık yaklaşıyor. Yazıklar olsun ki, en şerefli, en lüzumlu iş olan, marifetullahı kazanmayı, hayal olan ömrün sonuna bırakıyoruz. En şerefli olan zamanlarını, en zararlı, en kötü şey olan nefsin arzularına kavuşmak için sarf ediyoruz. Peygamber efendimiz, (Yarın yaparım diyenler, aldandı) buyurdu. Allahü teâlâ, insan ve cinleri marifetullaha ve Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmak için yarattı. Nefslerimizin arzuları peşinde koşan biz ahmaklar, ne zaman aklımızı başımıza toplayacağız? Ne zamana kadar bu nimetten mahrum kalacağız? Nefsi ve şeytanı sevindirmeye ve Allahü teâlânın rızasından mahrum kalmaya daha ne kadar devam edeceğiz? Dünya lezzetleri nefsin arzularıdır. İnsanın, Allahü teâlânın marifetine kavuşmasına mani olan en kuvvetli düşman da nefsin arzularıdır. Bu arzular bitmez ve tükenmez.
56

www.dinimizislam.com

Hepsi de çok zararlıdır. (Maksudun, mabudundur) sözü meşhurdur. (Nefslerinin arzularını ilah edinenler) âyet-i kerimesi, bu sözümün vesikasıdır. (1/65) Nefs hakkında Yunus Emre de der ki: Hak bir nefs verdi ki bana, ha demeden hayran olur Bir an gelir neşe saçar, bir an gelir giryan olur. Bir an gelir dilsiz olur, söz söylemez kalır naçar Bir an dili hikmet saçar, dertlilere derman olur Bir an çıkar Arş üstüne bir an iner yer altına Bir an denizde damladır, bir an taşar umman olur Bir an cehalette kalır hiçbir şeyi bilmez olur Bir an irfan kaynağıdır, hikmet ehli Lokman olur Bir an giderek camiye yüzünü sürer secdeye Bir an varır kiliseye İncil okur ruhban olur Bir an gelir İsa gibi, ölmüşleri eyler diri Bir an çok kabarır kibri, Firavunla Haman olur Bir an döner Cebraile rahmet saçar her mahfile Bir an biter her gaile miskin Yunus hayran olur Yunus Emre’ye nazire olarak deniyor ki: Bir an gelir dost iken, yedi kat bir el olur Bendini yıkıp geçen kükremiş bir sel olur Bir an gelir, durulur, tatlı bir pınar olur, Herkese gölge veren büyük bir çınar olur Bir an gelir para der, haram helal ayırmaz Bütün dünya verilse, aç gözünü doyurmaz Bir an gelir inanır, hak ehlinin sözüne Vurur iki dizine, yaşlar dolar gözüne Bir an gelir sert bakar gözünde şimşek çakar Yılların kazancını, tutar bir anda yakar Bir an gelir, iyidir, kötüye düşman olur Bütün yaptıklarına, utanır, pişman olur Bir an gelir, saçmalar, ayarsız densiz olur İman İslam tanımaz kıpkızıl dinsiz olur Bir an gelir uysaldır, her şeyi kabul eder Bâtılları bırakır, hakkın yolunda gider Bir an gelir tanımaz, herkese ağyâr olur Mazlum canlara kıyar, azgın canavar olur Bir an gelir harama kapatır gözlerini Hatırından çıkarmaz Resulün sözlerini
57

www.dinimizislam.com

Bir an gelir zulmeder, ruhumuzu inletir Ne naneler yedirir, ne mavallar dinletir. Aman ha aman, nefse uyanın hali yaman Onun hilesi çoktur, tükenmez hiçbir zaman.

Nefsimizle konuşma
Sual: Nefsimizi terbiye için ne yapmak gerekir? CEVAP Nefs yaratılışta iyi işlerden kaçıcı, kötülüklere koşucudur ve hep tembellik etmek ve şehvetlerine kavuşmak ister. Allahü teâlâ bizlere, nefslerimizi bu huyundan vazgeçirmeyi, yanlış yoldan doğru yola çevirmeyi emretmektedir. Nefsin, saadete kavuşmasına mani olan en büyük perde, gafleti ve cehaletidir. Gafletten uyandırılır, saadetinin nelerde olduğu gösterilirse, kabul eder. Bunun içindir ki, Allahü teâlâ, (Onlara nasihat et! Nasihat, müminlere elbette fayda verir!) buyurdu. O halde önce kendi nefsimize nasihat etmeli ve onu azarlamalıdır! Nefsimize demeli ki; - Ey nefsim, yaptığın bütün işler kendi zararınadır. - Benim kâr ve zararım nedir? - Sen bir tüccarsın, kârın ebedi saadet, zararın ise ebedi felaket... Sermayen ise ömründür. Ebedi saadet ömür sermayesi ile kazanılır. Ömür tükenince ticaret kesilir. Şu anda ölmüş olsaydın, salih amel işleyebilmek için dünyaya geri gelmek istemez miydin? - Elbette isterdim. - Farzet ki öldün, bir günlüğüne dünyaya geldin. Uzun vadeli işe girilir mi? - Her günü nasıl karşılamalıyım? - Allahü teâlâ bana bugün de mühlet verdi, diye hareket etmelisin! - Fakat fazla çalışmak hoşuma gitmiyor. Allah affedebilir. - Ey nefsim, affolurum ümidiyle kendini avutma! Affa uğramak herkese nasip olmaz. - O halde ne yapmalıyım? - Ölümle seni terk eden her şeyi terk et! Dünyada ne kadar sıkıntı çekilirse, ahirette o kadar rahatlık var demektir. - Ben sıkıntıya gelemem. - Ey nefsim farzet ki hasta oldun, mesela şeker hastası... Kendisine itimat ettiğimiz mütehassıs bir doktor, senin çok sevdiğin tatlıları, balı, baklavayı sana yasak etse, faydalı olur diye acı ilaçlar
58

www.dinimizislam.com

verse, hastalığın iyi oluncaya kadar, uzun müddet sevdiğin tatlıları bırakıp, acı ilaçları içmeye devam eder misin? - Kim etmez? - Farz et ki, dostlarının yanına gitmek, sevdiklerine kavuşmak için uzun bir yolculuğa çıktın. Varacağın yerde, istirahat edeceğini, gayet rahat olacağını umduğun için yol meşakkatlerine, güç sıkıntılara ister istemez katlanmaz mısın? - Elbette katlanırım. - İşte sen bir yolcusun, varacağın yer ahirettir. Yolcu yol meşakkatlerine katlanmak mecburiyetindedir. Şayet yoldaki sıkıntılara katlanmayıp, rahat edeyim diye yola devam etmezse, ne olur? - Yolda kalır, sevdiklerine kavuşamaz, helak olur. - O halde bazı sıkıntılara katlanmak gerekir. Bu sıkıntılar görünüşte çok acı ise de, bunların birer nimet olduğunu unutmamalıdır. Nasıl şeker, şeker hastası için bir zehir ise, dünya tamahı da şekerle kaplanmış birer zehirdir. - Yani mal ve makamdan vaz mı geçeyim? - Hayır, malın kendisi değil, mala muhabbet kötülenmiştir. Mal, Allahü teâlânın verdiği bir nimettir. Ahireti kazanmak mal ile olur. Birçok dini vazife mal ile olur. Sıhhat ve namus mal ile korunur. Mal, helal yolda kullanılırsa, dünyalık değil, ahiretlik olur. - Ben çok merhametliyim, bu sapıkların Cehenneme gitmesini istemiyorum. Ne pahasına olursa olsun onlarla mücadele etmek istiyorum. - Üstünde akrep olan bir kimsenin, o akrebi üstünden atmaya, onu öldürmeye çalışmayıp da, başkasının yüzüne konan sinekleri kovalamaya çalışması ahmaklık değil mi? - Evet. - O halde her biri zehirli akrepten daha fena olan birçok kötü huyun mevcutken, başkaları ile mücadele etmek uygun olmaz.

Nefsi hor tutmak
Sual: Tevazu göstermekle tevazu sahibi olmak farklı mıdır? İzzeti nefsine düşkün olmak zararlı mıdır? CEVAP Tevazu göstermek yapmacık ve gülünç olur. Züğürdün hava atmasına benzer. Tevazu sahibi olmak ise tabiidir. Nefse düşkün olmak çok zararlıdır. Çünkü nefsin her istediği kendi zararınadır. Nefsin isteklerine uymamak için çalışmak cihad olur. Peygamber efendimiz nefsle mücahede yapmaya büyük cihad adını vermiştir. Nefsin arzularından kaçıp dinimizin
59

www.dinimizislam.com

emrine uymaya çalışmalıyız. Üç hadis-i şerif meali şöyledir: (Nefsini hor tutan, dinini kıymetlendirmiş, nefsini aziz tutan dinini hor tutmuş olur. Din ise aziz tutulması lazım gelen en büyük nimettir. Nefsini besleyen dinini zayıflatmış olur, dinini besleyen ise, dini de, nefsi de makbul şekilde beslemiş olur.) [Ebu Nuaym] (Ne mutlu o kimseye ki, nefsini alçaltmadan tevazu gösterir, miskinliğe düşmeden nefsini küçültür, malını günah olmayan yerlere harcar, yoksullara, muhtaçlara merhamet eder, fıkıh ve hikmet ehli ile beraber olur, ilmi ile amel eder, malının fazlasını infak eder ve sözünün fazlasını tutar.) [Beyheki] (Allah’a ibadet yolunda nefsini zelil eden kimse, günah işleyerek şeref arayandan daha aziz olur.) [Ebu Nuaym] Nefsini hor, dinini aziz tutmanın en kestirme ve ferah yolu, imam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklerin yolunda olmak, onları çok sevmek, onlarda fani olmaktır. Böyle yapmayan, ne nefsini hor görebilir, ne de dinini aziz tutabilir.

Nefs ile cihad
Sual: Resulullahın ve Eshabı kiramın nefsleri itminana kavuştuğuna göre, (Küçük cihaddan döndük, nefsle olan büyük cihada başladık) hadisindeki nefsle olan cihad nedir? CEVAP İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Nefs mutmainne olunca, kıl kadar azgınlık, taşkınlık yapmaz. İslamiyet’e tam teslim olmuş, her kötülüğü yok olmuştur. Sahibi için kendini yok etmiştir. Böyle olan nefsin İslamiyet’e uymaması, imkânsızdır. Nefs Allahü teâlâdan, Allahü teâlâ da ondan razı olunca, artık taşkınlık, azgınlık yapamaz. Azgın olandan razı olunmaz. Allahü teâlânın razı olduğu nefs, razı olmayacak bir şey yapabilir mi? Hadis-i şerifte bildirilen büyük cihad, bedene, cesede karşı yapılan cihaddır; çünkü insanın bedeni, su, ateş, toprak ve hava gibi birbirine zıt olan dört türlü maddeden yapılmıştır. Her çeşit madde, başka şeyler istemekte ve başka şeylerden kaçmaktadır. İnsanın şehvani istekleri, bedenden doğmaktadır. Gazap etmesi, istememesi de, bedenden ileri gelmektedir. İnsanda bu cihadın sonu olmaz. Nefsin itminana ermesi, bu cihadı ortadan kaldırmaz. Kalbin vilayet makamına kavuşmasıyla, bu cihad yok olmaz. İnsanda bu cihadın bulunması, çeşitli faydalar sağlamaktadır. Böylece beden temizlenir. Ahirette yüksek derecelere kavuşur. Dünya hayatında beden kalbe tâbidir. Ahirette iş bunun tersinedir. Orada kalb
60

www.dinimizislam.com

bedene tâbi olur. İnsan ölünce ahiret hayatı başlar. Bu cihad biter. (2/50) Buradaki büyük cihad, insanın huyunu, İslam ahlakına uygun şekilde, düzeltmeye çalışmasıdır. (Can çıkar huy çıkmaz) sözü doğrudur, yani huy tamamen yok olmaz; fakat terbiye edilebilir. Yani insan İslam ahlâkıyla ahlâklanırsa, huyunu iyi yerde kullanır. Mesela sert mizaçlıysa, bunu iyi yerde kullanır. Kötü kimselere karşı mücadele eder. İnsan huysuzsa, mutlaka o huysuzluk bir gün çarpar, ya bir kalb kırar yahut da birine bir hakaret eder, o zaman da kazandıklarının hepsi gider. Kötü huy felakettir. Mesela şu iki kötü huy kimde varsa çok fenadır. Biri inat, biri de kibirdir. Ben haklıyım, benim görüşüm doğru demek ve kendini başkasından üstün görmek... Bunlar kâfirde varsa, Müslüman olmasına engeldir. Şayet Müslümanda varsa, son nefeste imansız gitmesine sebep olur. Huy terbiyesi çok zordur. Peygamber efendimiz, (Ben güzel ahlâkı tamamlamak, anlatmak için gönderildim) buyuruyor. Yani huyunuzu düzeltmek için geldim diyor. Peygamber efendimizin en büyük mucizelerinden birisi, bütün işlerinin, hareketlerinin, huylarının, hep ortada olmasıdır. En güzel ahlâk da, aşırı uçlardan uzaklaşarak hep orta yolda olmaktır. Mesela, korkak olmak da, çok atılgan olmak da iyi değildir. En iyisi, ikisinin ortasıdır yani cesur olmak; ama gerektiğinde tehlikelerden de kaçmaktır. Her şeyin ortasını yakalayan, bulan, yalnız Peygamber efendimizdir. Biz ortayı bulamayız; ama ortalamasını bulmaya çalışmalıyız. Tam ortasından olmasa da, ortalamadan giden yani mümkün olduğu kadar tam ortaya yakın hareket etmeye çalışan kurtulur.

Akıl, kalb, nefs ve beyin
Sual: Akıl, kalb, beyin ve nefsin görevleri nelerdir? Yerleri neresidir ve bizi idare eden beyin mi kalb midir? CEVAP Allahü teâlâ insanda görülmeyen üç şey yarattı: Akıl, kalb ve nefs. Varlıklarını eserleriyle yaptıkları işlerle ve dinimizin bildirmesiyle anlıyoruz. Akıl ve nefs beynimizde kalb, yüreğimizdedir. Buralarda bulunmaları, elektriğin ampulde bulunması gibidir. Enbiya ve evliya hariç, herkesin nefsi, çok kötüdür, kâfirdir. Bu kötü nefse, (nefs-i emmare) denir. Kötülüklere sürükleyen nefs demektir, insanın en büyük düşmanıdır. Daha sonra kötü arkadaş ve şeytan gelir. Şeytan, verdiği vesveseye uyulmadığını görünce, bundan vazgeçer, başka bir vesvese verir. Şeytan köpeğe benzer, kovalanınca kaçar ise de,
61

www.dinimizislam.com

başka taraftan yine gelir. Nefs-i emmare ise kaplana benzer, saldırması ancak öldürmekle biter, ölünceye kadar yakamızı bırakmaz. Bir âyet meali: (Nefs-i emmare, elbette günahları, kötülükleri emreder.) [Yusuf 53] Edeb-üd-dünya isimli kitaptaki hadis-i şeriflerden birkaçının meali şöyledir: (İnsanın en kuvvetli düşmanı nefsidir, sonra çoluk çocuğu gelir.) [Deylemi] (Asıl kahraman, nefsini yenendir.) [El-Askeri] (Aklın alameti, nefse galip gelmek ve öldükten sonra lazım olanları hazırlamaktır. Ahmaklık alameti nefse uyup, Allah’tan af ve merhamet beklemektir.) [Tirmizi] Akıl, beyin vasıtası ile, his uzuvlarından, şeytan ve nefsten kalbe gelen arzuları inceleyip, iyilerini, kötülerinden ayıran bir kuvvettir. Ayırırken yanılmazsa Akl-ı selim denir. Akıl, nefsin isteklerini Peygamberlerin iyi dedikleri şeylerden ayırıp, kalbe bildirir, kalb de, aklın bildirdiğini tercih ederse, nefsin arzularını yapmayı irade etmez. Yani beyin vasıtası ile, hareket uzuvlarına bunu yaptırmaz. Kalb, dinimizin iyi dediklerini, seçip yaptırırsa, insan saadete kavuşur. İnsanın hareket organları, beynine, beyni de kalbine tâbidir. Kalbin emrine uygun hareket ederler. Kalb, beyin vasıtası ile his organlarından ve ruh vasıtası ile taraf-ı ilahiden ve akıldan, melekten, hafızadan, nefsten ve şeytandan gelen tesirlerin toplandığı bir merkezdir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Kalb, organların hükümdarıdır. Hükümdar iyi olunca emrindekiler de iyi olur. Bozuk olunca emrindekiler de bozulur.) [Beyheki, İbni Adiy] Kalb, akla uyunca, nefsin yaratılmış olması, insanların sonsuz nimetlere kavuşmalarına mani olmaz. Kalbin nefse aldanmaması, ona uymaması, nefs ile (Cihad-ı ekber) olur. Allahü teâlâ cihad edenlere, Cennette yüksek dereceler vereceğini bildiriyor. Bir âyet meali: (Allah’tan korkup, nefsini kötü arzulardan uzaklaştıranların varacakları yer, muhakkak Cennettir.) [Naziat 40, 41] Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (En üstün cihad, Allah yolunda nefsle yapılan cihattır.) [Ebu Davud, Taberani] Nefs, insanların cihad sevabına kavuşmalarına meleklerden üstün olmalarına sebep olmaktadır.

Şeytanın nefsi yoktur
Sual: Şeytanın da, bizim gibi nefs-i emmaresi var mıdır? CEVAP
62

www.dinimizislam.com

Hayır, yoktur.

İnsanın yeri nedir?
Sual: Mahlûklar içinde, insanların yeri nedir? CEVAP İnsanların dereceleri, bütün mahlûkların tam ortasındadır. İslamiyet’e uyanlar, yükselirler, meleklerden üstün olurlar. Nefslerine ve kötü arkadaşlara uyarak, İslamiyet’ten uzaklaşanlar, alçalırlar. İnsan, ruhu tarafından meleklere, bedenin yapısı bakımından hayvanlara benzemektedir. Ruh tarafını kuvvetlendiren kimse, meleklerden de üstün olur. Çünkü beden, insanı meleklikten uzaklaştırmakta, hayvanlara yaklaştırmakta iken, bu alçalmaya karşı koymuş ve yükselmiştir. Melekte, hayvanlaştırıcı bir beden yoktur. İyilikleri, meleklik ile birlikte yaratılmıştır. Bir kimse, bedeni kayırır, nefsi kuvvetlendirirse, hayvanlardan aşağı olur. Allahü teâlâ, (Hatta onlar, hayvanlardan daha aşağıdır) buyurarak, böyle kimselerin kötülüklerini bildirmektedir. (Araf 179, Furkan 44) Çünkü, hayvanda akıl yoktur. Meleklere benzeyen ruhları da yoktur. Şehvetlerine uymaları suç olmaz. İnsanlara akıl ışığı verilmiş olduğundan, nefslerine uymaları, doğru yoldan sapmaları çok çirkin olur. İnsanların, hayvanların yaşamaları için, en çok gerekeni havadır. Havasızlığa birkaç dakikadan fazla dayanamazlar. Hemen ölürler. Hava, aramakla, bulmakla, zahmet çekmekle ele geçecek bir şey olsaydı, bunu arayacak kadar zaman bile yaşayamazlardı. Bu derece acil olan, bu çok lüzumlu maddeyi, Allahü teâlâ, her yerde bulunacak ve mahlûklarının ciğerlerine kadar, kendiliğinden, kolayca girecek şekilde yaratmıştır. Yaşayabilmek için su, bu kadar acil değildir. İnsanlar ve hayvanlar, suyu arayıp bulacak zaman kadar yaşayabilirler. Bunun için, suyu bulmak icap etmektedir. Hayvanlarda akıl bulunmadığı ve birbirlerine yardımcı olmadıkları için, yiyeceklerine yardımcı olmadıkları için, yiyeceklerini ve giyeceklerini hazırlayamazlar. Bundan dolayı, yiyeceklerini pişirmeleri, hazırlamaları gerekmez. Ot, leş yerler. Tüy, yün, kıl ile ısınırlar. Korunma aletleri, kendilerinde yaratılmıştır. Birbirlerine muhtaç değildirler. İnsanlar ise, bütün bunları hazırlamaya, düşünmeye mecburdur. Ekip biçmedikçe, ekmek yapmadıkça doyamazlar. İplik ve dokuma ve dikicilik yapmadıkça giyinemezler. Korunmaları için de, akıllarını zekâlarını işletmeleri, fen bilgisi öğrenmeleri, sanayi kurmaları gerekir. Her hayvanda bulunan bir çeşit üstünlük, insanda bir araya getirilmiştir.
63

www.dinimizislam.com

İnsanın, kendisinde yaratılan bu üstünlükleri meydana çıkarması için, aklını kullanması, fikrini yorması, çalışması gerekir. Saadet ve felaket kapılarının anahtarı, insanın eline verilmiştir. Yükselmesi veya alçalması, kuvvetini sarf etmesine ve çalışmasına bırakılmıştır. Aklını, fikrini işleterek, saadet yolunu görüp, bu yolda yürümeye çalışırsa, içinde yaratılmış olan yükseklikler, kıymetler eline geçer, yükselerek, meleklere karışır. Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşur. Yok eğer, nefsin zararlı arzularına uyarak, yaratıldığı gibi, hayvanlık derecesinde kalırsa, işi tersine dönerek, alçala alçala, esfel-üs-safiline düşer. Felaketten felakete, Cehenneme kadar sürüklenir.

Kalb, Kâbe’den kıymetli mi?
Sual: Yunus Emre bir şiirinde, (Bir gönül yapmak, yüz Kâbe’yi yapmaktan iyidir) dediği gibi, (Kalb kırmak, Kâbe’yi yıkmaktan daha kötüdür) de deniyor. Kalb niye Kâbe’den daha kıymetlidir? CEVAP Kâbe’yi yapan insandır; kalbi ise Allahü teâlâ yaratmıştır. Herkesle iyi geçin, öfkelenip sert çıkma! Kalb Allahın evidir, bu evi sakın yıkma! İmam-ı Rabbani hazretleri de buyurdu ki: Kalb, Allahü teâlânın komşusudur. Allahü teâlâya kalbin yakın olduğu kadar hiçbir şey yakın değildir. Mümin olsun, âsi olsun, hiçbir insanın kalbini incitmemeli; çünkü âsi olan komşuyu da korumak lazımdır. Sakının çok sakının, kalb kırmaktan pek sakının! Allahü teâlâyı en ziyade inciten küfürden sonra, kalb kırmak gibi büyük günah yoktur. Çünkü Allahü teâlâya ulaşan şeylerin en yakın olanı kalbdir. İnsanların hepsi, Allahü teâlânın köleleridir. Herhangi bir kimsenin kölesi dövülür, incitilirse, onun efendisi elbette gücenir. Her şeyin biricik maliki, sahibi olan efendinin şanını, büyüklüğünü düşünmelidir. (3/45) Bir hadis-i şerif meali: (Bir müslümanın kalbini kırmak, haksız olarak incitmek, Kabeyi 70 kere yıkmaktan daha günahtır.) [Rıyad-un-nasihin] Söylerken dikkat ettim, kalbini kırmamağa, Çekindim kalb kırmaktan, yoksa sözüm çok sana! Kalb kırmak çok günah olduğu gibi, o kalbi yapmak yani gönül almak da büyük sevabdır. Kâbe çok şereflidir; ancak müminin şerefi daha fazladır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Merhaba ey Beytullah! Ne büyüksün ve hürmetin ne büyüktür. Lakin mümin, Allahü teâlâ indinde senden daha muhteremdir.)
64

www.dinimizislam.com

[Beyheki] (Mümin, Kâbe’den üstündür.) [İbni Mace] İşte bundan dolayı Yunus Emre, (Bir gönül yapmak, yüz Kâbe’yi yapmaktan iyidir) demiştir. Burada Kâbe küçümsenmiyor, gönül yapmanın önemi vurgulanıyor. Bu inceliği iyi anlamalıdır.

Kalb temizliği nasıl olur
Sual: Kalb ile yürek farklı mıdır? Kalbi nasıl temizlemek gerekir? CEVAP Göğsün sol tarafındaki et parçası yürektir. Yürek, hayvanlarda da bulunur. Kalb, yürekte bulunan bir kuvvettir. Görülmez. Ampulde bulunan elektrik cereyanı gibidir. Buna, gönül de denir. Gönül, insanlarda bulunur, hayvanlarda bulunmaz. Bedendeki bütün a’za, kalbin emrindedir. His uzuvlarımızın duydukları bütün bilgiler kalbde toplanır. İnanmak, sevmek, korkmak, insanın kalbindedir. İman eden, kâfir olan, kalbdir. Kalbi temiz olan, dine uyar. Kalbi kötü olan dinden kaçar. Güzel, iyi ahlakın ve kötü huyların yeri kalbdir. Allahü teâlâ dinlerini, peygamberleri, kalbi temizlemek için gönderdi. Kalbi temiz olan, herkese iyilik eder. Dünyada rahat, huzur içinde yaşar. Ahirette de sonsuz saadete kavuşur. Kötü huylar, kalbi, ruhu hasta eder. Hastalığın artması, kalbin, ruhun ölümüne sebep olur. Önce kalbi temizlemek lazımdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kalb bozuk olunca, bedenin işleri de hep bozuk olur.) [Beyheki] İnsanı Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşturan yol kalbdir. İnsanı Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeylerin en zararlısı, kalbin kararmasıdır. Bu sevgi, kötü arkadaşlardan ve lüzumsuz ve zararlı şeyler seyretmekten hasıl olur. Faydasız kitap, [roman, hikaye, gazete, dergi] okumak, lüzumsuz şeyler konuşmak, bu sevgiyi arttırır. Kadın ve kadın resimleri [resimli dergi, filmler, tv] seyretmek, şarkı, çalgı dinlemek, bu sevgiyi kalbde yerleştirir. Bunların hepsi, insanı Allahü teâlâdan uzaklaştırır. Kalb, sevgi yeridir. Sevgi bulunmayan kalb ölmüş demektir. İslamiyet’in emir ve yasaklarına uymalıdır. Kalbi uyanık olmayanın, Allahü teâlânın varlığını, büyüklüğünü ve Cennet nimetlerini ve Cehennem ateşinin şiddetini hatırlamayanın, düşünmeyenin bedeninin İslamiyet’e uyması güç olur. Bedenin İslamiyet’e severek ve kolay uyması için, kalbin temiz olması lazımdır. Kalbin temiz ve nefsin mutmainne [uysal] olduğunun alameti, bedenin İslamiyet’e seve seve uymasıdır. Namaz kılmak, kalbi temizler. Günahların affedilmesine sebep olur.
65

www.dinimizislam.com

Fakat, kulluk vazifesi olduğunu düşünmeden, şehvetlerini, dünya çıkarlarını düşünerek kılınan namaz, şartlarına uygun olup, sahih olsa bile, dünyada ve ahirette faydası olmaz. Namaz kılarken, Allahü teâlânın büyüklüğünü, Onun emrini yapmayı düşünmek lazımdır. Ancak, böyle kılınan namaz, kalbi temizler, insanı kötülük yapmaktan korur. Feyz, kalbden kalbe gelen, insana Allahü teâlânın razı olduğu şeyleri yaptıran nurdur, bir kuvvettir. Feyzler, Resulullah efendimizin mübarek kalbinden yayılmakta, evliyanın kalbleri vasıtası ile, evliyayı çok seven kalblere gelmektedir. Feyze kavuşan bir insanın kalbi, ilimler, marifetler, kerametler hazinesi olur. Bu saadete kavuşmak için, Ehl-i sünnet itikadında olmak ve dinin emir ve yasaklarına uymak şarttır. Bedeni besleyen rızıklar ve kalbi temizleyen feyzler, ezelde takdir ve taksim edilmiştir. Fakat, bunlara kavuşmak için, âdet-i ilahiyyeye uymak, sebeplerini aramak, bulmak için çalışmak lazımdır. Şartlarına uyarak çalışana elbet verilir. Kıymetli ulema ve evliyanın kitaplarından tercüme edilerek hazırlanmış olan Hakikat Kitabevi’nin yayınlarından ilmihal ve diğer kitaplardan her gün bir veya iki sayfa okuyan o büyüklerden feyz alır. Feyz, nur demektir. Nur kalbe yağar, kalbi temizler. Okudukça kalb nurlanır. Okuduğunu da anlamaya başlar. Evliya, Resulullahı iyi tanıdığı için, Onun mübarek kalbinden feyz alır ve bu feyzler, bunun kalbinden, kendisine bağlananların kalblerine akar. Feyz gelen kalb temizlenir. Ahlakı güzel olur. Velinin kalbindeki feyzler, nurlar, güneşin ziyası gibi yayılır. Onu seven müslümanların kalblerine akar. Onların bu feyzleri aldıklarından haberleri olmaz. Kalblerinin temizlendiğini anlarlar. Karpuzun güneş karşısında olgunlaştığı gibi, kemale gelirler. Eshab-ı kiram, Resulullahın sohbetinde, böyle kemale geldi. Sual: Kalbi temizlemek için ne yapmalıdır? CEVAP Kalbi karartan günahlardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir kimse, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Eğer tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbin tamamını kaplar, kalb, kapkara olur.) [Harâiti] Günahlar kalbi kararttığına göre günaha sebep olacak şeylerden de kaçmak gerekir. Mesela uyku mubahtır. Ancak çok uyumak kalbe kasvet verip günah işlemeye zemin hazırlar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Üç şey kalbe kasvet verir: Yemeği, uykuyu ve rahat olmayı sevmek.) [Deylemi] Günah işleyince, hemen tevbe ve istiğfar etmelidir. Hadis-i şerifte
66

www.dinimizislam.com

buyuruldu ki: (Paslanan her şeyin bir cilası vardır. Kalbin cilası "Estağfirullah" demektir.) [Deylemi] Ölümü çok hatırlamak da, oruç tutmak da kalblerin pasını siler. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Her ay 3 gün oruç tutanın kalbinin pası temizlenir.) [Nesai] (Su değdiği, [rutubette kaldığı] zaman demirin paslandığı gibi, kalbler de [günah yüzünden] paslanır.) Orada bulunanlar, (Kalblerin cilası nedir ya Resulallah) dediler. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Ölümü çok hatırlamak ve Kur'an-ı kerim okumaktır.) [Beyheki] Müminin kalbi temizdir. Fâsıkların kalbi kirlidir, karadır. Kâfirlerin kalbi ise simsiyahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Müminin kalbi temizdir, orada parlayan bir ışık vardır. Kâfirin kalbi simsiyahtır ve terstir.) [Taberani] Sual: Bir işi yaparken kalbime bir sıkıntı geliyor. Ne yapmak gerekir? CEVAP İslam âlimleri buyuruyor ki: Kalbinin ürperdiği işi yapma! Nefsine uyma! Şüphe ettiğin işlerde kalbine danış! Şüpheli bir şeyle karşılaşınca, eli kalb üzerine koymalı, kalb çarpması artmazsa, o şeyi yapmalı! Eğer, farzla çarparsa yapmamalı! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Elini göğsüne koy, helal şeyde kalb sakin olur. Günah işte çarpıntı olur. Şüpheye düşersen, din adamları fetva verseler de yapma!) [İ. Ahmed, Hakim] (Günah olan iş yapılırken kalbde çarpıntı olur.) [Beyheki] (Nefse sükunet ve kalbe ferahlık veren şey, iyi iştir. Nefsi azdıran, kalbe heyecan veren iş günahtır.) [Beyheki, İ.Ahmed, Taberani] (Helal haram bellidir. Şüphelilerden kaçın! Şüpheli olmayanları yapın!) [Taberani] (Seni rahatlatan şey iyidir. Seni şüpheye düşüren, sıkıntı uyandıran şey günahtır. Sana fetva verse de böyledir.) [İ. Ahmed, Beyheki, Taberani] (Kalbine danış; iyilik, kalbin mutmain olduğu, rahatladığı şeydir. Günah ise, canını sıkan, kalbinde tereddüt uyandıran şeydir. Aksine fetva verseler de.) [Taberani, İbni Asakir] (Yapacağın bir iş için, yedi defa Rabbinden hayırlı olanı iste, sonra kalbine bak, hangisi kalbine ferahlık veriyorsa, hayırlı olan odur.) [Deylemi] (Şüphelileri bırak, şüphe uyandırmayana bak. Doğru işlerde kalb
67

www.dinimizislam.com

sakin olur, yalan ise kalbde şüphe uyanır.) [Tirmizi, Nesai] (Müftüler, fetva verseler de sen, yine kalbine danış.) [İ.Ahmed] Ahir zamanda bilen bilmeyen herkes, din hakkında konuşup fetva veriyor. Bazısı, son hadis-i şerife dayanarak, bir çok sahih hadise, “Bu benim kalbime yatmıyor” diyerek uydurma damgasını vuruyor. Dinimizde, herkesin kalbi ölçü olsa idi, Kur’an-ı kerime, Peygambere ve âlimlere ihtiyaç kalmazdı. Bid’at fırkalarından mutezile de, (Akıl, iyi ile kötüyü, hak ile batılı birbirinden ayırır) diyerek aklı ölçü kabul ediyor. Bugün mutezile kafasında olanlar dindeki dört delile göre değil, aklına göre konuşuyorlar. Dinimizde akıl da kalb de, bir şeyin haram olmasında kesin ölçü olamaz. Mesela bir doktor, yazdığı kitabında (Dalak kandır ve haramdır) diyor. Halbuki fıkıh kitaplarında dalak yemenin haram olmadığı bildiriliyor. Bazıları da, (Ben Ankara’dan oğlumun bulunduğu İstanbul’a uçakla kısa bir zamanda geldim. Bir gün kalıp gideceğim. Ben günlerce yol gitmedim ki, hem gittiğim yer kendi evim sayılır, kendi evimden daha çok rahat ediyorum. Niye İstanbul’da seferi olacakmışım ki. Üstelik Peygamberimiz, aklı olmayanın dini yoktur, müftüler fetva verseler de sen kalbine danış, demiyor mu? Öyle ise ben de aklıma ve kalbime danıştım, Ankara’dan İstanbul’a gelmekle seferi olmam) diyorlar. Halbuki, bir kimse Ankara’dan bir saatte İstanbul’a gelse, seferi olur da, Pendik’ten Fatih’e iki saatte gelse yine seferi olmaz. Eğer dindeki dört delil esas alınmazsa, herkesin aklına ve kalbine göre sayısız din meydana çıkar. Ölçüyü iyi bilmek gerekir. Bir kimse, bir memura hediye verse, müftü, bir çıkarı olmadan, kendi rızası ile vermişse bu hediye helal diye fetva verir. Ama o kimse, (Ben bunu memur işimi yapsın diye verdim, kalbim bunu hoş görmüyor) diyorsa, burada kalbin rolü vardır. Müftü o hediye diye fetva verse de sen rüşvete bulaşma. Sual: Kalbin karardığı nasıl bilinir, temizlenmesi nasıl olur? CEVAP Haram yemek kalbi karartır, hasta eder. Zünnun-i Mısri hazretleri buyurdu ki: Kalbin kararmasının dört alameti vardır: 1- İbadetin tadını duymaz. 2- Allah korkusu hatırına gelmez. 3- Gördüklerinden ibret almaz. 4- Okuduklarını, öğrendiklerini anlayıp kavrayamaz. Muhammed bin Fadl Belhi hazretleri de buyurdu ki: Kalbin kararmasına 4 şey sebep olur: 1- Öğrendiği ile amel etmemek. 2- Bilmeyerek yapmak.
68

www.dinimizislam.com

3- Bilmediklerini öğrenmemek. 4- Başkasının öğrenmesine mani olmak. Nefs, kötü isteklerden [dinin yasakladığı şeylerden] kurtarılınca, kalb temizlenir. Kalbi temizlemek için riyazet ve mücahede gerekir. Riyazet, nefsin arzularını yapmamaktır. Nefsimiz, haramları, mekruhları arzu eder. Bunlardan kaçmak gerekir. Mücahede, nefsin istemediği şeyleri yapmak demektir. Nefsimiz, iyilik ve ibadet yapmak istemez. İyilik ve ibadet ederek kalbi temizlemelidir! Nefsin istediği her şey, sonsuz ahiret nimetleri yanında kıymetsizdir. Ahiret nimetleri altın ise, dünya menfaatleri teneke bile değildir. Bu geçici basit menfaatler, sonsuz nimetlerle mukayese bile kabul etmez. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlânın emirlerini yapmamak kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk olması, dine tam inanmamaktır. İmanın alameti, dinin emirlerini seve seve yapmaktır. [Namaz kılmayıp günah işleyenin, (Benim kalbim temiz, sen kalbe bak) demesinin çok yanlış olduğu buradan da anlaşılır.] Kalb, sevgi yeridir. Sevgi bulunmayan kalb ölmüş demektir. Kalbde, ya dünya sevgisi veya Allah sevgisi bulunur. Allah’ı anarak, ibadet yaparak, kalbden dünya sevgisi çıkarılınca, kalb temiz olur. Bu temiz kalbe, Allah sevgisi, kendiliğinden dolar. Günah işleyince, kalb kararır, hastalanır, dünya sevgisi yerleşir ve Allah sevgisi gider. Kalbin bu hali, bir şişeye benzer. Su doldurunca, havası çıkar. Suyu boşaltınca, hava kendiliğinden dolar. Kalbi temizlerken dört engel çıkar: 1- Mal sevgisi: Malın kendisi değil, sevgisidir. Kalbi temizlemek, ahireti kazanmak için malın önemi büyüktür. Fakat mal sevgisi engeldir. Mal sevgisini kalbden çıkarmalıdır! 2- Makam sevgisi: Ahiret nimetlerini elde etmek için makam ve mevki elbette iyidir. Mal gibi makamın da kendisi değil sevgisi engeldir. Hizmet için bir makama talip olmak başka şey, nefsin arzularını tatmin için makam sahibi olmak ayrı şeydir. 3- Yabancı sevgi: Allah sevgisinden başka her sevgiyi kalbden çıkarmalıdır! 4- Günah: Her günaha tevbe etmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kim günah işlerse, kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Tevbe ederse silinir. Günahlara devam ederse, o leke büyüyüp kalbin tamamını kaplar.) [Nesai]
69

www.dinimizislam.com

Bu dört engeli aşmak için dört şey gerekir. 1- Çok yememek, helalinden yemek. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Çok yiyip içmekle kalbinizi öldürmeyin!) [İ.Gazali] (Haram karıştırmadan, kırk gün helal yiyenin kalbi nurla dolar. Kalbine nehir gibi hikmet akar. Dünya sevgisi kalbinden çıkar.) [Ebu Nuaym] 2- Çok uyumamak. Çok yiyen çok su içip çok uyur. Çok uyuyan da Kıyamette pişman olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, çok yiyip içeni ve çok uyuyanı sevmez.) [İ.Gazali] 3- Çok konuşmamak. Hadis-i şerifte, (Çok konuşan çok hata eder, çok günah işler. Çok günah işleyen de, Cehenneme gider) buyuruldu. (Ebu Nuaym) 4- Kötülerden uzak durmak. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir, kiminle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin.) [Hakim] Sual: Kalbi günahlardan riyazetle temizlemek mümkünmüş. Riyazet nedir? CEVAP Günahlar kalbi karartır. Günahkâr kimsede, ibadet etme isteği kalmaz. Günahı silmek için iyilik ve ibadet yapmak lazımdır. Günah işlemeden iyilik ve ibadet yapılırsa kalb daha parlar, cilalanır. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Bizim için, bizim uğrumuzda mücahede edenleri elbette kendi yollarımıza kavuştururuz.) [Ankebut 69] Nefs-i emmare ile cihad, iki yolla olur. Birincisine (Riyazet), ikincisine (Mücahede) denir. Riyazet, nefsin arzularını yapmamak demektir. Nefs ahmak olduğu için her istediği kendi zararınadır. Nefs daima haramları ister. Mücahede ise, nefsin istemediği şeyleri yapmaktır. Nefsimiz, iyilik ve ibadet etmemizi istemez. Nefse, günahlardan kaçmak, ibadet etmekten daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır. Yahya bin Muaz-i Razi hazretleri buyuruyor ki: (Riyazet dört şeyle olur: Az yemek, az uyumak, az konuşmak ve günahlardan gelecek sıkıntıya katlanmakla.) Bir kimse mücahede ve riyazet yaparsa, yani bildiği hususlarda dinimizin emirlerine uymaya çalışırsa, bilmediği hususları da kolayca
70

www.dinimizislam.com

öğrenir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bildiği ile amel edene, Allahü teâlâ bilmediklerini de öğretir.) [Buhari] Allahü teâlânın bildirdiği yola girip o yolda yürümeye çalışana yaptığı işler kolaylaştırılır. Allahü teâlâ bir iyiliğe on mislinden yedi yüz misline kadar, hatta daha fazla sevap verir. Allahü teâlânın ihsanı boldur. Allahü teâlâ, hadis-i kudside, (Bana bir karış yaklaşana, bir arşın yaklaşırım) buyuruyor. Elbette bu yaklaşma manevi yaklaşmadır. Birisine, yakın dostum demek, evimiz yakın demek değil, dostluğumuz iyi demektir. Allahü teâlânın yakınlığını da böyle anlamalıdır. (Yere göğe sığmam, mümin kulların kalbine sığarım) ve (Müminlerin kalbindeyim) hadis-i kudsileri de böyledir. Bir insan, her türlü kötülüğü yaptıktan sonra, kalbim temizdir, diyemez. Bir insanın iyi veya kötü olması yaptıklarına göre değişir. Bir insan eğer hiç kimseye zararı dokunmuyorsa, elinden geldiği kadar herkese faydalı olmaya çalışıyorsa, Allahü teâlânın emirlerine uyup yasakladıklarından kaçıyorsa o insan hem iyi niyetli hem de temiz kalblidir. Fakat her kötülüğü yapıyorsa, Allahü teâlânın emirlerini yapmayıp yasaklarından kaçmıyorsa; ne kadar niyetim iyi, kalbim temiz, sen kalbe bak, dese de ona inanılmaz ve iyi biri olduğu asla söylenmez. Çünkü Hadika isimli kıymetli kitapta buyuruluyor ki: Haram işleyenlerin, sen kalbime bak, kalbim temiz demeleri yanlıştır. Müslümanları aldatmaktır. Ancak dinin emir ve yasaklarına uyanın kalbi temiz olur.

İbadet nedir
Sual: Allah’ın emrini yapmayıp, yasaklarından da sakınmayan küfre girer mi? İbadet nedir? Bir kimse bildiği halde ibadet etmezse, ancak kalbi temizse Cennete gider mi? CEVAP Üç sualiniz var: 1- Tekliflere yani emirlerin yapılması gerektiğine ve yasaklardan sakınmak lazım geldiğine inanmak, imanın şartıdır. Tekliflerin çoğuna inanıp da, yalnız birine inanmayan, beğenmeyen, buna uymak istemeyen, Muhammed aleyhisselama inanmamış olur. Kâfir olur. Müslüman olmak için, tekliflerin hepsine inanmak, hepsini beğenmek gerekir. Bir müslüman, tekliflere inandığı halde, bunlara uymazsa, mesela, tembellik ederek, namaz kılmazsa; kötü arkadaşa ve nefsine uyarak, içki içerse, kadın, tesettüre riayet etmezse, imanı gitmez, kâfir olmaz. Günah işlemiş, asi müslümandır. Tekliflerin sadece birine uymak istemezse, yani beğenmez,
71

www.dinimizislam.com

vazife olduğuna önem vermez ise, hafif görürse, imanı gider, kâfir olur. (Namaz kılmıyorsam, açık geziyorsam ne çıkar? Sen kalbe bak. Kalbim temizdir) demek, veya (Önce ekmek parası kazanmak, herkese iyilik etmek. Sonra namaz) gibi sözler, tekliflerin bir kısmını beğenip bir kısmını beğenmemektir. Her müslümanın bu inceliğe dikkat etmesi, tekliflere uymayanların, imanlarının gitmemesi için uyanık olmaları gerekir. Teklife uymamak başka, uymak istememek, beğenmemek başkadır. Bu ikisini karıştırmamalıdır! 2- İbadet demek, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselama tâbi olmak demektir. Yani bütün sözlerini ve hareketlerini Onun emirlerine ve nehylerine uydurmak demektir. Şunu iyi bilmelidir ki, ibadet şeklinde yaptığı işler, eğer Onun emri ile olmadı ise, ibadet olmaz, hatta günah olur. Namaz ve oruç ise de böyledir. Ramazan Bayramının birinci günü ve Kurban Bayramının her dört günü oruç tutmak günahtır. Halbuki, oruç bir ibadettir. Fakat, emir ile olmadığından günah oldu. Bunun gibi, başkasından zor ile alınan elbise ile veya böyle bir yerde namaz kılmak da günahtır. Halbuki namaz bir ibadettir. Fakat, emir ile olmayınca isyan oluyor. Bunlar gibi, bir kimsenin, nikahlı ailesi ile her türlü oyun ve latife yapması ibadettir, yani sevaptır. Halbuki yapılan şey oyun ve eğlencedir. Fakat emir ile olduğundan sevaptır. Görülüyor ki, ibadet demek, yalnız namaz kılmak, oruç tutmak değildir. İbadet demek, İslamiyet’in emirlerine uymak demektir. Çünkü, namaz ve oruç, İslamiyet’e uygun olunca, ibadet olur. 3- İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: İyi bil ki, amelsiz ilim, insanı kurtaramaz. Bir kimse, dağda bir aslana rastlasa, yanında tüfeği ve kılıcı bulunsa ve bunları kullanmasını iyi bilse ve ne kadar cesur olsa da, bu aletleri kullanmadıkça, aslandan kurtulabilir mi? İşte bunun gibi, bir kimse ne kadar ilim sahibi, olursa olsun, bildiğine göre hareket etmezse, ilminin faydası olmaz. Mütehassıs bir doktor hastalansa, hastalığı da kendi branşında olsa, bunun en etkili ilacını da bilse ve bu ilaç hakikaten o hastalığa çok iyi gelse, ilacı kullanmadıkça, yalnız bilgisi onu iyi edemez. Bir insan da, ne kadar ilim edinse, ne kadar kitab okusa, bildiklerini yapmadıkça faydası olmaz. (Eyyühelveled) Sual: Günah işleyenlerin, "Sen kalbe bak, kalbimiz temizdir. Allah kalbe bakar" demeleri doğru mudur? CEVAP Kur'an-ı kerimde mealen, (Günah işleyene ve kâfir olana itaat etme) buyuruldu. (İnsan 23)
72

www.dinimizislam.com

Allahü teâlâ, bu âyet-i kerimede, önce (günah işleyene) sonra (kâfire itaat etme!) buyurdu. Çünkü, müslümanın kâfirle buluşması az olur. Günah işleyenden emir alması daha çok olur. Bundan başka, günah işleyen ile birlikte bulunmanın, kâfirle beraber bulunmaktan daha çok zararlı olduğunu göstermektedir. Yine Kur'an-ı kerimde mealen, (Kalbi bizi zikretmekten gafil olan ve nefsinin arzuları peşinde koşan ve hareketlerinde İslam’ın dışına taşan kimseye itaat etme) buyuruldu. (Kehf 28) Bu âyet-i kerimeden anlaşılıyor ki, nefse uymak, kalbin gafil olmasını gösterir. Bedenin bozuk olması, yani günah işlemek, kalbin bozuk olmasının alametidir. Açık gezenlerin, içki içenlerin veya başka günah işleyenlerin ve ibadet etmeyenlerin, müslümanlara karşı, (Sen, kalbe bak, kalbimiz temizdir. Allah kalbe bakar) demelerinin yanlış ve bozuk olduğunu, bu âyet-i kerime göstermektedir. Hadis-i şerifte de, (Kalb bozuk olunca, bedenin işleri de hep bozuk olur) buyuruldu. (Beyheki) Bu hadis-i şerif de, günah işleyenlerin bu gibi sözlerini yalanlamaktadır. (Allah dışınıza bakmaz, kalblerinize bakar) hadis-i şerifi, ibadet yapanlar, hayır işleyenler içindir. Yani, ibadetin kabul olması için, Allahü teâlânın rızası için yapılması gerekir. Sual: Bazı kimseler hiç ibadet etmediği ve her çeşit günahı işlediği halde, "Benim kalbim temizdir, sen kalbe bak" diyorlar. Kalb nasıl kirlenir, nasıl temizlenir? CEVAP Namaz kılmayan ve kendisine farz olan diğer ibadetleri yapmayan kimsenin kalbi temiz olmaz. Günah işleyenlerin kalbi temiz olmaz. Günah kalbi karartır. Zaten namaz kılmamak en büyük günahlardan biridir. Hatta namaz kılmayana kâfir diyen âlimler bile olmuştur. Namaz kılmayanın, içki içenin kalbi çok kararmış demektir. Her türlü rezaleti işleyip de, "Sen kalbe bak" demek, dinsizlerin veya din cahillerinin sözüdür. Bir yazar, kitabında, bir fâsıkı överken, "Çok içki içerdi. Şarabı hamamın kurnasına koyar, oradan içerdi; fakat tertemiz, pırıl pırıl bir kalbi vardı" diyor. Allahü teâlâ ve Peygamber efendimiz, namaz kılmayanın ve içki içenin kalbi temiz olmaz buyururken, cahil yazar, böyle söylemekle Allah’ı ve Resulullahı yalancı çıkarmaya çalışıyor. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir kimse, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Eğer tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbin tamamını kaplar, kalb, kapkara olur.) [Haraiti] Müminin kalbi temizdir. Fâsıkların kalbi kirlidir, karadır. Kâfirlerin kalbi
73

www.dinimizislam.com

ise simsiyahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Müminin kalbi temizdir, orada parlayan bir ışık vardır. Kâfirin kalbi simsiyahtır ve terstir.) [Taberani] İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlânın emirlerini yapmamak kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk olması, dine tam inanmamaktır. İmanın alameti, dinin emirlerini seve seve yapmaktır. Kalb, sevgi yeridir. Sevgi bulunmayan kalb ölmüş demektir. Kalbde, ya dünya sevgisi veya Allah sevgisi bulunur. Allah’ı anarak, ibadet yaparak, kalbden dünya sevgisi çıkarılınca, kalb temiz olur. Bu temiz kalbe, Allah sevgisi, kendiliğinden dolar. Günah işleyince, kalb kararır, hastalanır, dünya sevgisi yerleşir ve Allah sevgisi gider. Kalbin bu hâli, bir şişeye benzer. Su doldurunca, havası çıkar. Suyu boşaltınca, hava kendiliğinden dolar. Bir bardaktaki hava çıkmadıkça içine su girmez. İçine su koyunca da, bu suyu çıkarmadan başka şey koyulmaz. Kalb de bardak gibidir. Kalbi Allah sevgisiyle doldurmak için, başka her şeyi temizlemek gerekir. Bir kalbde iki veya daha fazla sevgi bulunamaz. Kur'an-ı kerimde mealen, (Allah, insanın içinde iki kalb yaratmamıştır) buyuruluyor. (Ahzab 4) Nefs-i emmare, dine inanmaz. Bunun için, nefsi, tezkiye etmek, kötülüklerden temizlemek ve faziletlerle doldurmak gerekir. Şems suresinde mealen, (Nefsini tezkiye eden kurtuldu. Nefsini, günahta, cehalette, dalalette bırakan zarar etti) buyuruldu. Hadika’da buyuruluyor ki: Haram işleyenlerin, sen kalbime bak, kalbim temiz demeleri yanlıştır. Müslümanları aldatmaktır. Ancak dinin emir ve yasaklarına uyanın kalbi temiz olur. Peygamber efendimiz, (Günaha devam edenlerin zamanla kalbi mühürlenir. O, artık sevap işleyemez olur) buyuruyor. (Bezzar) La ilahe illallah kelimesini çok söylemek, kalbi temizlemekte çok tesirlidir. Her gün, belli miktar okumak iyi olur. Abdestli ve abdestsiz söylenebilir. (Kayyum-i Rabbani c.1, m.14) Rabbimizin gazabını söndürmek için (La ilahe illallah Muhammedün Resulullah) güzel kelimesinden daha faydalı bir şey yoktur. Bu güzel kelime, Cehenneme götüren gazabı söndürünce, daha küçük olan başka gazaplarını elbette söndürür. Bu güzel kelime, Kıyamet için ayrılmış olan 99 rahmet hazinesinin anahtarıdır. Küfür karanlıklarını, şirk pisliklerini temizlemek için, bu güzel kelimeden daha kuvvetli, hiçbir yardımcı yoktur. Bir kimse, bu kelimeye inanınca, imanın zerresi hasıl olur. (c.2, m.37) Allah’ı anmanın, La ilahe illallah demenin faydalı olabilmesi için
74

www.dinimizislam.com

dinimize uymak şarttır. Farzları ve sünnetleri yapmak ve haramlardan ve şüphelilerden sakınmak gerekir. (m.190) Kalbin Allahü teâlâdan başka şeyleri sevmesi onu karartır, paslandırır. Bu pası temizlemek gerekir. Temizleyicilerin en iyisi sünnet-i seniyyeye uymaktır. Sünnet-i seniyyeye uymak, nefsin kalbi karartan isteklerini yok eder.

Her kaptan içindeki sızar
Sual: “Önyargılı davranmamalı. İçki içmeyenleri hatasız, içki içenleri hatalı sanmak çok ama çok yanlış bir düşüncedir. Kumar oynamayanları hatasız, kumar oynayanları hatalı sanmak çok ama çok yanlış bir düşüncedir. Namaz kılanları hatasız, namaz kılmayanları hatalı sanmak çok ama çok yanlış bir düşüncedir. Dine uygun tesettürlü bir bayan hatasız, tesettürsüzler hata içerisinde gibi bir duyguya kapılmak çok ama çok yanlış bir düşünce. Dürüstlük giyim kuşamla değil yetişme tarzı ve karakterle ilgilidir. İnsanları giyim kuşamıyla yargılamak çok ama çok yanlıştır. Büyük hatadır. Böyle yanlış duygu ve düşünceye kapılanlar bu yanlışlarından vazgeçmelidir” iddiası doğru mudur? CEVAP Çok yanlıştır. Bir insanın iyi veya kötü olduğu, konuşmalarından, hareketlerinden, yaptığı işlerden anlaşılır. Bir hadis-i şerifte, (Her kaptan içindeki sızar) buyuruluyor. İmam-ı Rabbani hazretleri de, “Görünüşümüz, bâtınımızın [içimizin] alametidir” buyuruyor. Yunus Emre de diyor ki: Kim ki edepsiz gezer, er geç yolundan azar Dış yüzüne o sızar, içinde ne var ise. İstisnalar hariç, bir adamın işine bak, giyinişine bak, ne mal olduğu belli olur. İstisna olanları hüküm gibi ortaya atmak yanlıştır, hem de çok yanlıştır. Birkaç örnek verelim: Minare olan yerde cami var demektir. Sünnet olmak Müslümanlık alameti sayılır. Sünnetsiz birini görsek buna gayri müslim demek yanlış olur. Türk bayrakları dalgalanan yerin Türkiye, polis elbisesi giyenlerin de polis olduğu anlaşılır. Ancak başka ülkede de Türk bayrağı dalgalanabilir, polis olmayan biri de, polis elbisesi giyebilir. Ama bunlar istisnadır. İstisnalara bakıp da genel bir hüküm verilemez. Allah korkusunun alameti, haramlardan kaçmaktır. Her günahı çok tehlikeli görmelidir! Müminin alametlerinden biri de günahını çok tehlikeli görür. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Mümin günahını başucunda, hemen üstüne yıkılacak bir dağ gibi görür. Münafık ise burnuna konmuş hemen uçacak sinek gibi görür.) [Buhari]
75

www.dinimizislam.com

Bedenin bozuk olması, yani günah işlemek, kalbin bozuk olmasının alametidir. Açık saçık gezenlerin veya başka günah işleyenlerin, (Sen, kalbe bak, kalbim temizdir) demelerinin yanlıştır. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Kalb bozuk olunca, bedenin işleri de hep bozuk olur.) [Beyheki] İçki içen, kumar oynayan, namaz kılmayan, açık saçık gezen, başka vasıfları ne kadar iyi olursa olsun, bir kere açıktan işlediği bir günahı vardır. O peşinen salih birisi olmayı kaybetmiş, fâsık sınıfına girmiştir. Allah’ın emrine isyan ediyor. Tesettürlü olan, çok kötü olsa bile, açıkça bir günahı görülmemektedir. Fahişelerin hemen hepsi açık saçık giyinir. Tesettürlü kadından da fahişe olabilir, ama bu oran çok azdır. Onun için kıyafetlerin önemi inkâr edilemez. “Dürüstlük giyim kuşamla değil” diyen cahil türedilere itibar etmemelidir. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Din cahillerinin çoğalması, kıyamet alametlerindendir.) [Buhari] Haram işleyene, günah işlediği bilinene, açıktan günah işleyene fâsık denir. Mesela namaz kılmayan, içki içen, kumar oynayan, yabancı kadınlara bakan, hanımını, kızını açık gezdiren fâsıktır. İşlediği günaha da fısk denir. Küçük günaha devam eden de fâsık olur. Fâsıklar hakkında hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Fâsık övülünce, Rabbimiz gadaba gelir.) [Beyheki] (Dinin afeti üçtür: Fâsık âlim, zalim idareci, cahil sofu.) [Deylemi] (Fıskı aşikâre olan fâsıka lanet olsun.) [Deylemi] (Fıskını ilan eden fâsık, hürmeti kaybetmiştir.) [Deylemi] Sual: Kalb gözü nedir? CEVAP Kalb gözü, baştaki gözden daha keskin görür. Nitekim Kur'an-ı kerimde mealen, (Gözünün gördüğünü kalbi yalanlamadı) buyuruluyor. (Necm 11) Cenab-ı Hak, İbrahim aleyhisselamdaki kalb gözünü kastederek buyuruyor ki: (Biz İbrahim’e, göklerin ve yerin gizli sırlarını gösterdik.) [Enam 75] Bu görme işinden habersiz olana da "kalbi kör" buyuruyor. Kur'an-ı kerimde mealen, (Gerçekte gözler değil, sinedeki kalbler kör olur) buyuruluyor. (Hac 46) Kalb körlüğü çok kötüdür. Kur'an-ı kerimde yine buyuruluyor ki: (Dünyada [kalb gözü] kör olan, ahirette de kördür.) [İsra 72] Hadis-i şerifte de, (Ümmetimden kalb gözü açık, ilham sahibi [evliya] kimseler vardır. [Hazret-i] Ömer bunlardan biridir) buyuruldu.
76

www.dinimizislam.com

(Buhari)

Kalbim temiz mi?
Sual: Kalbim bir kararda kalmıyor. Bazen iyiye bazen kötüye meyledebiliyor. Kalbimin hep temiz kalması ve sabit durması için ne yapmak gerekir? CEVAP Müminin kalbi zaten öyle olur. Kâfirin kalbi hareketsizdir. Kalbimizin temiz mi, kirli mi olduğu günahlara olan durumundan belli olur. Bir hadis-i şerif meali: (Her kalb fitneye maruz kalır. Hangi kalbe bir fitne [günah] sinerse, orada bir siyah leke hasıl olur. Hangi kalb de, o fitneyi reddederse, orada beyaz bir nokta meydana gelir. O kalb, beyaz bir bez gibi bembeyaz olur. Fitne, ona hiç zarar veremez. Bulanık kalb ise, siyah bir taş gibidir. Yamuk veya ters bir bardağa benzer. Böyle kalb iyilikleri tanımaz, kötülükleri yadırgamaz ve hep nefsinin hevasına uyar.) [Müslim] Demek ki, günahlardan kaçıyorsak kalbimiz temizdir. Günahları rahat işleyebiliyorsak kirlidir. Neyin günah olduğunu da dinimiz bildirmiştir.

Zulmeti temizlemenin yolu
Sual: Günahlarımız, kötü kimselerin yemekleri ve bunlarla görüşmek sebebiyle, kalbimize gelen zulmet, nasıl temizlenir? CEVAP İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Kalbe gelen zulmeti [lekeleri] temizlemek için, tevbe ve istiğfar ederek Allahü teâlâya sığınmalıdır. (1/171) Hazret-i Ebu Bekir buyurdu ki: Beş zulmetin beş ışığı vardır: 1- Dünya zulmetinin ışığı ibadettir. 2- Günah zulmetinin ışığı tevbedir. 3- Kabir zulmetinin ışığı, La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah demektir. 4- Âhiret karanlığının ışığı, salih ameldir. 5- Sırat karanlığının ışığı, yakîndir. [Doğru ve şüphesiz imandır.] Hazret-i Osman da buyurdu ki: Dünya ve dünya malı için üzülmek kalbe zulmet verir. Âhiret için üzülmek ise kalbi nurlandırır. (M. Ç. Y. Güzin)

77

www.dinimizislam.com

Nefse zulmetmek nedir?
Sual: (Nefsinize zulmetmeyin) ne demektir? Nefsimiz Allah’ın düşmanı olduğuna göre nefse zulmetmek gerekmez mi? CEVAP Nefs kelimesinin, ruh, can, kan, benlik, iç, kalb, büyüklük, yücelik, irade gibi birçok manası vardır, fakat daha çok iki anlamda kullanılır: Birincisi, dine uymayan isteklerin kaynağı olarak kullanılır. Buna nefsi emmare de denir. Bu nefs, Allahü teâlânın ve kendimizin düşmanıdır. Bir hadis-i şerif meali: (Senin en büyük düşmanın, seni çepeçevre kuşatan nefsindir.) [Deylemi] Allah düşmanı olan nefse zulmetmek için, yani onun zararlarını önlemek için, dinimizin emrine tam uymak ve bu nefsi kötü bilip her zaman aşağılamak gerekir. Bir hadis-i şerif meali: (Nefsini zelil eden, dinini aziz etmiş, nefsini aziz eden de dinini aşağılamış olur.) [Ebu Nuaym] İkincisi, bir şeyin özü, kendisidir, kişidir. Mesela, Kur’an-ı kerimde, (Her nefis, ölümü tadıcıdır) buyuruluyor. Yani her canlı ölümü tadacak demektir. (Nefsinize zulmetmeyin) demek, (Kendinize zulmetmeyin) demektir. Çok yiyip şişmanlamayın veya çok az yiyip perişan olmayın demektir. Ne çok uyumalı, ne de hep uyanık kalmalı, yani bedenimizin ihtiyaçlarını da ihmal etmemeli demektir. Bir hadis-i şerif meali: (Din kolaylıktır. Dinde aşırı gideni, din mağlup eder.) [Nesai] Seyyid Abdülhakim-i Arvasi hazretleri de, (Helâl olan elbiseleri, yemekleri ve şerbetleri lüzumu kadar kullanın! Çeşitli, lezzetli yemeklerle ve tatlı, soğuk şerbetlerle bedeninizi, nefislerinizi rahat ve hoş tutun!) buyuruyor. Peygamber efendimizin ve İslam âlimlerinin bu bildirdiği hususlara uymak niyetiyle yapılırsa, bunlar da ibadet olur, sevab olur. Böylece kendimize de zulmetmemiş oluruz.

Nefsin düşmanlığı
Sual: Nefsin her istediği kendi zararına deniyor. Nefsin en fazla düşmanlığı hangi yönden olur? CEVAP Nefsin gayesi, insan kâfir yapmaktır. İnsanı en çok, mal ve şöhrete düşkün olmaya zorlar. Mala ve şöhrete düşkünlük, nefisten kaynaklanır. Daha çok bu yollarla insanı felakete sürüklemeye çalışır. Çok mal ve şöhret sahibi olmak mutlaka kötü değildir. Dine ve
78

www.dinimizislam.com

Müslümanlara hizmet için çok mal sahibi olmak elbette iyidir. Bu niyetle makam sahibi olmak da iyidir. Nefis, bunları kötü yollarda kullanmaya çalışır. Bunları haram yollardan elde etmeye uğraştırır. Mesela bir çeşme yapınca, ismini yazdırır, böylece gösterişe, riyaya sürüklemek ister. Makale yazar, kitap yazar, ismini her yere duyurmak ister. Helâl yollardan çok mal kazanmak biraz zordur. Onun için atalarımız, (Çok söz yalansız, çok mal haramsız olmaz) demişlerdir. Bu, çok olan mala muhakkak haram karışmış demek değildir. Zenginlik de, fakirlik de, insanı azdırıp küfre sürükleyebilir. Bunun için Peygamber efendimiz, (Ya Rabbi, azdıran zenginlik ve azdıran fakirlikten sana sığınırım) diye dua edilmesini bildirmiştir. Kimi fakirliğine isyan edip, kimi de zengin olunca şımarıp Allah'ı unutur, felaketine sebep olur. Bu bakımdan şükrünü eda edebileceğimiz hayırlı mal istemeli. Şöhret sahibi olmak da, tehlikeli olabilir. Onun için, (Şöhret âfettir) buyurulmuştur. Allahü teâlânın korudukları hariç, çok kimse şöhretinin kurbanı olur. İşte nefis, şöhret ve malla insanı küfre sokmaya çalışır. Nefsin oyununa gelmemeye çalışmalıdır.

Günahlar ve günahkârın durumu
Haramlardan kimler kaçar
Sual: Haramlardan kimler nasıl kaçar? CEVAP Farzları herkes yapabilir, ama haramlardan herkes kaçamaz. Ancak salih kullar kaçar. Dinimizde günah işlememek, ibadet etmekten daha kıymetlidir. Bir hadis-i şerifte, (Çok az bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir) buyuruluyor. Her günah, Allahü teâlâya isyan olduğundan, büyüktür; fakat bazısı, bazısına göre küçük görünür. Bir küçük günahı yapmamak bütün cihanın nafile ibadetlerinden daha sevabdır, çünkü nafile ibadet yapmak farz değildir. Günahlardan kaçınmaksa farzdır. (Rıyad-un-nasıhin) Bid'at işlemek ise, büyük günahlardan daha tehlikelidir. Bu bakımdan dine hizmet etmek niyetiyle bid'at işlemeyi mubah görmemeli. Bir haramdan kaçmak, milyonlarca nafile namaz kılmaktan evladır. Haram işleyerek farz, mekruh işleyerek sünnet yapılmaz. Günahtan kaçmak ibadet yapmaktan önce gelir. (U. Besair) Bir emri yapmak, bir haramı işlemeye sebep olursa, haram işlememek için, o emir tehir veya terk edilir, yapılmaz. Mesela bir kadının hacca gitmesi farzdır yani emirdir, ama yanında mahremi yoksa gitmesi haram
79

www.dinimizislam.com

olur. Avret yerini açmadan, necaseti temizlemek mümkün olmazsa, namazı, öyle kılar. Çünkü, temizlemek emirdir, açmak ise yasaktır. Ey Oğul İlmihali’nde diyor ki: Haramdan kaçmanın sevabı, farzları yapmanın sevabından daha fazladır. Farzları yapmamanın günahı, haram işlemek günahından daha çoktur. Burada sanki ibadet etmek haramdan kaçmaktan önce geliyor sanılabilir. Ama öyle değildir. Yine haramdan kaçmak önce gelmektedir. Muhammed Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki: “Teberri etmedikçe, tevelli olmaz. Yani uzaklaşmadıkça, dostluk olmaz. Farzları herkes yapabilir; ama haramlardan herkes kaçamaz. Ancak salihler kaçar. İyi olan da, kötü olan da, iyilik yapabilir. Kötülük yapmamak ise, ancak Allah adamlarının özelliğidir. Sıddıklar günah işlemez.” Farzları yapmamanın günahı, haram işlemek günahından daha çoktur meselesine gelince, haramların terkinde sadece tasdik yani bunlar haramdır diye inanmak ve kaçınmak vardır, amel yoktur. Farzlar da ise tasdik ile beraber ameli de yapmak vardır. Amel terk edildiği için günahı daha fazladır. Başka bir ifadeyle, farzları yapmayan ameli terk ettiği için, haramları işlemekten daha büyük günaha girer. Haram işi yapmayan mesela içki içmeyen; namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek gibi ameli gerektiren işleri yapmıyor. İçki içen sadece bir haram işlemiş olur. Namaz kılmayan ise, çok ameli terk etmiştir. Bir namazda 12 farz var. Beş vakit namazda 60 farz var. Namaz kılmayan, günde 60 kere büyük günah işliyor. Artık bu insanı düşünün, ne kadar iyilik yaparsa yapsın, ne kadar ibadet ederse etsin hepsinin sevabı azalıp yok olur. Borçtan kurtulur ise de sevap olarak eline bir şey geçmez. O halde, kim ne kadar çok büyük günah işlerse işlesin, ama namazı terk etmesin. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Haramlardan tamamen kaçınabilmek için, mubahların fazlasından kaçınmalı! Mubahları gerektiği kadar kullanmalı! Bir insan, mubah [İslamiyet’in izin verdiği] şeylerden her istediğini yapar, taşkınca mubah işlerse, şüpheli şeyleri yapmaya başlar. Şüpheliler ise, haram olanlara yakındır. İnsanın nefsi, hayvan gibi, kendine düşkündür. Uçurum yanında dolaşan, bir gün uçuruma düşebilir. Takvayı tam yapabilmek için mubahları gerektiği kadar kullanmalı, zaruret miktarını aşmamalı! Bu kadarını da, kulluk vazifelerini yapabilmek için kullanmaya, niyet etmelidir. Mubahların fazlasından kaçınabilmek büyük nimettir. Hiç olmazsa, haramlardan kaçınmalı, mubahların fazlasından da elden geldiği kadar sakınmaya
80

www.dinimizislam.com

çalışmalı! Mubahlar lüzumundan fazla işlendiğinde, pişman olup tevbe etmeli! Bu işleri, haram işlemeye başlangıç bilmeli! Allahü teâlâya sığınmalı ve yalvarmalı! Bu pişmanlık, tevbe ve yalvarmak, belki mubahların fazlasından büsbütün sakınmak yerine geçerek, böyle işlerin zararından korur. Çünkü (Günahkârın, boynunu bükmesi, ibadet edenin göğsünü kabartmasından daha iyidir) buyurmuşlardır. (m.76)

Haramdan kurtulmanın en kısa yolu
Sual: Haramdan kurtulmanın en kısa yolu nedir? CEVAP Her Müslümanın dinimizin emirlerine uyup, yasak ettiklerinden kaçması gerekir. Haramların hepsinden kaçmak çok zordur. Ama İmam-ı Rabbani hazretlerinin bildirdiği yol ile dinin emir ve yasaklarına uymak kolaylaşıyor. O da salihlerle, sadıklarla beraber olmaktır. Bir âyet-i kerime meali de şöyledir: (Allah’tan korkup sadıklarla [doğrularla] beraber olun!) [Tevbe 119] Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.) [Ebu Davud] (Âlimle beraber bulunmak ibadettir.) [Deylemi] (Haramdan sakınan kimse ile oturmak ibadettir.) [Deylemi] İyilerle beraber olan iyi, kötülerle beraber olan da kötü olur. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Kâfirlerle beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz.) [Nisa 140] Zaruret olmadıkça kâfirlerle, bid’at ehli ile oturmak uygun değildir. Allah adamları ile, evliya ile salih âlimlerle birlikte bulunmaya çalışmalıdır. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Onlarla beraber olan şaki olmaz.) [Buhari] Peki salih ulema ve evliyayı bulamayan ne yapacak? Bunu da bildirmişler: (Onları bulamayan, kitaplarını okurlarsa, bunlar da şaki olmaz) buyurmuşlardır. O halde Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını büyük nimet bilip okumaya çalışmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allahü teâlâ buyurdu ki: Benim evliyam şunlardır ki, ben anılırsam, onlar hatırlanır, onlar hatırlanınca ben anılırım.) [Ebu Nuaym] (Evliya görülünce, Allahü teâlâ hatırlanır.) [İbni Mace] Salih bir zatın oğluna nasihati şöyledir: Oğlum, salihlerle beraber ol! Eğer ilim sahibi isen, ilmin onlara faydalı olur. İlim sahibi değilsen, onlardan bir şeyler öğrenirsin. Allahü teâlâyı
81

www.dinimizislam.com

hatırlamayanlarla beraber olma! İlim ehli de olsan, ilmin onlara faydası olmaz. İlim ehli değilsen, daha çok zarara girersin. Eğer Allahü teâlâ onlara gazap ederse, sen de helâk olursun. İyilerle beraber iken, Allahü teâlâ onlara rahmet ederse, layık olmasan da, sen de o rahmetten faydalanırsın. Peygamber efendimize kimlerle beraber olmak gerektiği sual edildiğinde buyurdu ki: (Gördüğünüzde sizlere Allahü teâlâyı hatırlatan, konuşması ilminizi artıran, ilmi ahireti düşünmenize yarayanla beraber olun!) [Ebu Ya’la] Arş’ın altında şöyle yazılıdır: (Bir kimse, salihler gibi amel işlese; fakat günahkârlarla düşüp kalksa, iyi amelleri boşa gider, kıyamette kötülerle beraber haşrolur. Bir kimse de, kötüler gibi amel işlese; fakat salihleri sevse, onlarla beraber olsa, günahları iyiliğe çevrilir, iyilerle beraber haşrolur.) [Ka’b-ül-Ahbar] Salih bir arkadaş bulunca, ona gerekli hürmeti göstermeli! Onun can ve malını, kendi can ve malından önce tutmalı! Ayıplarını araştırmamalı, aybı olsa bile görmemeli ve kimseye söylememeli, hatta unutmalı! Sözüne itiraz etmemeli, onunla tartışmamalı! Aleyhinde konuşan olursa, uygun şekilde susturmalı, alınacağı veya üzüleceği bir söz söylememeli! Suizanda bulunmamalı, uygunsuz hareketlerini dalgınlığa veya unutkanlığa yormalı! Yani bir mazeret arayıp suçsuz olduğunu kabul etmelidir! Çünkü güzel ahlak sahibi, insanları mazur görür. Onların kusurlarını meydana çıkarmaz, insafla hareket eder, fakat başkasından bu insafı beklemez. Böyle bir arkadaşın sevdiklerini sevmeli, sevmediklerinden uzak olmalı! Onu kendisine dost ve kardeş bilmeli! Ona hürmet göstermedikçe, ilminden istifade edemez.

Kurtulmanın kolay yolu
Sual: Nefsin, şeytanın şerrinden ve günahlardan kurtulmanın kolay yolu var mıdır? CEVAP Evet vardır. Bunun yolu, kurtulanları [salihleri] sevmek ve onlarla beraber olmaktır. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Salihlerle beraber olan, şaki olmaz.) [Buhari] (Haramdan sakınanla oturmak, ibadettir.) [Deylemi] Bu zamanda böyle salih zatları bulmak çok zor olduğu için, onların kitaplarını bulup okumak gerekir. Ehl-i sünnet itikadında olmayan ve buna uygun yaşamayan, salih olamaz.

82

www.dinimizislam.com

Günahtan kaçmak sevaptan önce gelir
Bir haramdan kaçmak, milyonlarca nafile namaz kılmaktan evladır. Haram işleyerek farz, mekruh işleyerek sünnet yapılmaz. Günahtan kaçmak ibadet yapmaktan önce gelir. (U. Besair) Dinimizde, günahtan kaçınmak, sevap kazanmaktan önce gelir. Hadisi şerifte buyuruluyor ki: (Az bir haramdan kaçmak, 80 bin nafile hac sevabından efdaldir.) [Deylemi] Bir hadis-i şerifte, (Çok az bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir) buyuruluyor. Her günah, Allahü teâlâya isyan olduğundan, büyüktür; fakat bazısı, bazısına göre küçük görünür. Bir küçük günahı yapmamak bütün cihanın nafile ibadetlerinden daha sevabdır, çünkü nafile ibadet yapmak farz değildir. Günahlardan kaçınmaksa farzdır. (Rıyad-un-nasıhin) Günah işlemeyi düşünmek, işlemeye niyet etmek, karar vermek günah olmaz, yapmak günah olur. Günah işlemeye karar verip bir kere yaparsa, ısrar olur. Hiç yapmazsa, devamlı yapmaya kasd etmesi, karar vermesi ısrar olmaz. Devamlı yapmaya karar verip ve işleyip de pişman olur, terk ederse ısrar olmaz. Tekrar yapıp yine tevbe ederse, ısrar olmaz. Günde çok kere yapıp, her birinden sonra tevbe etmek, ısrar olmaz. Tevbe ederken, günah işlediğine pişman olup üzülmek ve günahtan hemen vazgeçmek ve bir daha yapmamaya karar vermek şarttır. Bu üç şartı yapmadan, yalnız dil ile tevbe etmek, yalancılık olur. Küçük günahta ısrar etmek, büyük günah olur, büyük günahı bir kere yapmaktan daha büyük olur. Tevbe edince, büyük günah da affolur. Küçük günahı küçük görmek, büyük günahtır. Küçük günah işlediğini söyleyerek övünmek, büyük günah olur. Küçük günah işleyeni, âlim ve salih sanmak da, büyük günah olur. İmanı olan, büyük günaha düşmemek için, küçük günahtan kaçar, günahın küçüğü olmaz, Allah’a olan her muhalefet büyüktür. Şüpheli bir şeyle karşılaşınca, eli kalb üzerine koymalı. Kalb çarpması artmazsa, o şeyi yapmalı. Eğer, fazla çarparsa yapmamalı. Hadis-i şerifte, (Elini göğsüne koy! Helal şeyde kalb sakin olur. Haram şeyde çarpıntı olur. Şüpheye düşersen yapma! Din adamları fetva verseler de yapma!) buyuruldu. Büyük günahlar çok yapılırsa, iman gidebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Şu yedi büyük günahtan kaçının: 1- Allah’a şirk koşmak 2Büyücülük 3- Katillik 4- Harpten kaçmak 5- Yetim malı yemek 683

www.dinimizislam.com

Faizcilik. 7- Namuslu kadına iftira etmek.) [Taberani] (En büyük günah, kişinin, geçimi kendisine ait olanları ihmal etmesidir.) [Müslim] (En büyük günah, kişinin borcunu ödemek için mal bırakmadan ölmesidir.) [Ebu Davud] (Ana babaya eziyet ve yalan yere şahitlik büyük günahtır.) [Deylemi] (Yalan yere yemin büyük günahtır.) [Buhari] (İlimde cimri olmayın, ilmi öğretmekten geri kalmayın. İlmi gizlemeyin. Çünkü ilmi gizlemekle yapılan hıyanet, malda yapılan hıyanetten daha büyük günahtır.) [Ebu Nuaym] (Üç büyük günah: Asiler etrafında toplanmak, ana babaya isyan, zalime yardım.) [Taberani] (Vasiyette vârislerden birini zarara sokmak büyük günahtır.) [İbni Cerir] (Şirkten sonra en büyük günah zinadır.) [İbni Ebiddünya] (Şarap içmek, büyük günahtır. Bütün kötülüklerin anasıdır, başıdır.) [Zevacir] (Avret yerlerini [başkasının görmesi haram olan yerleri] açmak büyük günahtır.) [Hakim] (Bir müslümanın kalbini kırmak, Kâbe’yi yetmiş kere yıkmaktan daha günahtır.) [R. Nasıhin] (Kalbinde zerre kadar kibir olan Cennete giremez.) [Taberani]

Önemli kaideler
Sual: (Takkesiz kimsenin, cemaatle namaz kılması mı evla, yoksa yalnız başına takkeli mi kılması evladır?) sualine (Cemaatle namaz kılmak sünnettir. Takkesiz namaz kılmak mekruhtur. Takkesi olmayan cemaate uymaz, takkeyi bulup yalnız kılması, takkesiz cemaatle kılmasından evladır) deniyor. Bu yanlış değil mi? Çünkü burada iki sünnet meselesi var, hangisi önemli ise o yapılmaz mı? Yani cemaatle kılmak daha evla değil mi? 27 derece sevap daha fazla değil mi? CEVAP Bu konudaki kaideleri bildirelim: (Bir sünnet ile bir mekruh çakşınca, yani sünnet işlemek için mekruh işlemek zorunda kalınca sünneti bırakmak gerekir. Yani mekruhtan kaçmak, sünneti yapmaktan önce gelir.) (Bir farz ile bir haram çakşınca, yani farz işlemek için haram işlemek zorunda kalınca farzı tehir etmek gerekir.)

Bir örnek verelim:
84

www.dinimizislam.com

Bir kadına hac farz olsa, fakat yanında mahremi bulunmadan hacca gidemez. Giderse hac borcu ödenir ama, işlediği günah, kazandığı sevaptan daha fazla olur.

Emir ile yasakta da bir kaide vardır:
Üstünde namaza mani olacak kadar necaset bulunan kimse, temizlemesi mümkün değilse, başka elbisesi de yoksa, öyle kılar, çıplak kılmaz. Hatta temizleme imkanı olsa; fakat yanında yabancılar bulunsa, temizlemeden kılar. Çünkü başkalarının yanında avret yerini açmak yasak edilmiştir. Necaseti temizlemek ise emredilmiştir. Kaide şöyledir: (Emir ile yasak bir araya gelince, yasaktan kaçılır. Çünkü, haramdan kaçmak, farzı yapmaktan önce gelir.)

Yine önemli bir kaide de şudur:
(Haramdan kaçmanın sevabı, farzları yapmanın sevabından daha fazladır. Farzları yapmamanın günahı, haram işlemek günahından daha çoktur.) Burada sanki ibadet etmek haramdan kaçmaktan önce geliyor sanılabilir. Ama öyle değildir. Yine haramdan kaçmak önce gelmektedir. Muhammed Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki: “Teberri etmedikçe, tevelli olmaz. Yani uzaklaşmadıkça, dostluk olmaz. Farzları herkes yapabilir; ama haramlardan herkes kaçamaz. Ancak salihler kaçar. İyi olan da, kötü olan da, iyilik yapabilir. Kötülük yapmamak ise, ancak Allah adamlarının özelliğidir. Sıddıklar günah işlemez.” Farzları yapmamanın günahı, haram işlemek günahından daha çoktur meselesine gelince, haramların terkinde sadece tasdik yani bunlar haramdır diye inanmak ve kaçınmak vardır, amel yoktur. Farzlar da ise tasdik ile beraber ameli de yapmak vardır. Amel terk edildiği için günahı daha fazladır. Başka bir ifadeyle, farzları yapmayan ameli terk ettiği için, haramları işlemekten daha büyük günaha girer. Haram işi yapmayan mesela içki içmeyen; namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek gibi ameli gerektiren işleri yapmıyor. İçki içen sadece bir haram işlemiş olur. Namaz kılmayan ise, çok ameli terk etmiştir. Bir namazda 12 farz var. Beş vakit namazda 60 farz var. Günde 60 kere büyük günah işliyor namaz kılmayan. Diğer farz ve günahlar da buna benzer. O örnekte, cemaat sünnetini işlemek için takkesiz namaz kılmak yani mekruh işlemek meselesi var. Cemaat sünnetini terk etmek mekruh olsa idi, iki mekruh çakışacağı için, sizin dediğiniz doğru olurdu. Ancak, cemaatsiz, tek başına namaz kılmak mekruh değildir. Burada cemaat sünneti ile takkesiz kılma mekruhu çakışıyor. (Mekruh işlememek için
85

www.dinimizislam.com

sünnet terk edilir) kaidesi uygulanıyor. O örnekte iki sünnet yok. Takkesiz kılmak mekruhtur, cemaate katılmadan kılmak, yani tek başına kılmak mekruh değildir. Mekruh olsa idi, iki mekruhtan hafif olan tercih edilirdi. Çünkü kaideler şöyledir: (İki sünnet çakışınca, evla olan tercih edilir.) (İki mekruh çakışınca, hafif mekruh olan tercih edilir.) Mesela, mekruh vakitte ve abdest sıkıştırırken de namaz kılmak mekruhtur. İkindi, abdest sıkışık vaziyette mekruh vakit girmeden kılınacak olsa, sıkışık kılındığı için namaz mekruh olur. Abdest alıp kılınacak olunca mekruh vakit girecekse, bu ikisi arasında daha hafif olan tercih edilir. Daha hafif olan ise, ikindinin mekruh vakte kalmasıdır. Abdestin sıkışık olması, biraz daha kerihtir. Onun için, namaz mekruh vakte de girse, sıkışık kılmamak için abdest alıp rahat kılmalıdır. İki şerden birini yapmak zorunda kalan da hafif olanı yapar. Mecelle kaidesi şöyledir: (Ehveni şerreyn tercih olunur.) Yani iki zararlı şeyden birini yapmak zorunda kalanın hafifini tercih etmesi gerekir.

Haramdan kaçmak
Sual: Haramlardan kaçmak mı, yoksa farzları yapmak mı daha kolaydır? CEVAP Muhammed Masum-i Faruki hazretleri, (Teberri etmedikçe, tevelli olmaz. Yani uzaklaşmadıkça, dostluk olmaz. Farzları herkes yapabilir; ama haramlardan herkes kaçamaz. Ancak salihler kaçar. İyi olan da, kötü olan da, iyilik yapabilir. Kötülük yapmamaksa, ancak Allah adamlarının özelliğidir. Sıddıklar günah işlemez) buyuruyor.

Haramdan kaçmak
Sual: Haramdan sakınmak mı, yoksa farzı yapmak mı daha sevabdır? CEVAP Bir haramdan sakınmanın sevabı, bir farzı yapmanın sevabından kat kat çoktur. Haramdan sakınmak, farzı yapmaktan önce gelir. Zararlardan kaçmak; faydalı şeyleri yapmaktan daha önce gelir. Mekruhtan sakınmak, sünnet işlemekten önce gelir. Günahtan kaçmak ibadet yapmaktan önce gelir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Haramdan sakınan kimseyle oturmak ibadettir.) [Deylemi] (Ahirette, helal kazancın hesabı, haram kazancın da azabı vardır.) [İ. Ahlakı] (Duanızın kabul olması için, helal lokma yiyin! Çok kimsenin yediği ve giydiği haramdır. Sonra ellerini kaldırıp dua ederler. Böyle
86

www.dinimizislam.com

dua nasıl kabul olunur?) [Şir’a] Haram işleyerek farz yapılmaz. Farzla haram bir araya gelince, yani farzı işlerken haram işlemek mecburiyeti olunca, haram işlememek için farz, duruma göre terk veya tehir edilir. Haramların terkinde sadece tasdik yani bunlar haramdır diye inanmak ve kaçınmak vardır, amel yoktur. Farzlardaysa, tasdikle beraber ameli de yapmak vardır. Amel terk edildiği için günahı daha fazladır. Başka bir ifadeyle, farzları yapmayan, ameli terk ettiği için, haram işlemekten daha büyük günaha girer. İçki içen sadece bir haram işlemiş olur. Namaz kılmayansa, çok ameli terk etmiştir.

Haram ve farzlar
Sual: Şu üç cümleyi birer örnekle açıklar mısınız? 1- Haramdan kaçmanın sevabı, farzları yapmanın sevabından daha fazladır 2- Farzları yapmamanın günahı, haram işlemek günahından daha çoktur. 3- Kötülükten sakınmak, iyilikten daha sevabdır. CEVAP 1- Haramdan kaçmanın sevabı 100 birim, farzı yapmanın sevabı 10 birim olsun. Ana babaya isyan günahı 100 birim, ana babaya iyilik ise 10 sevabdır. Haramdan kaçmak daha çok sevab oluyor. 2- Farzları yapmamak 100 birim, haram işlemek 10 birim günah olsun. Farz olan namazı kılmayan kimse, 100 birim, içki içen ise 10 birim günah işlemiş olur. Bir insan her akşam bir içki içse 10 birim günah kazanır. Bir namazda 12 tane farz var. Bir günde 60 farz eder. Bir Müslüman, beş vakit namazını kılmazsa, günde tam 60 kere Allahü teâlâya karşı gelmiş oluyor. 60 x 100 = 6000 birim günah eder. Farzların özellikle namazın önemi buradan anlaşılmalıdır. 3- Kötülükten sakınmak, iyilik yapmaktan daha önce gelir, sevabı da daha fazladır. Her üç maddede, günahtan sakınmanın önemi bildiriliyor. Farzları yapmamak da günah oluyor. Günahtan kaçmak, sevab işlemekten önce geliyor. (Gölge etme, başka ihsan istemem) sözü de bunlara benziyor. Gölge edip bana zararın dokunmazsa, iyilik etmezsen bana zararın olmaz denmek isteniyor. Komşumuza iyilik etmezsek, bize bir şey demez, ama onu rahatsız edersek, kötü komşu olmuş oluruz. Tersine, komşu bize sıkıntı verir de, biz ona katlanırsak, Allah indinde de, iyi komşu olmuş oluruz. Hiç kimseye iyilik etmek zorunda değiliz, ama hiç kimseye kötülük etmemeye mecburuz. Mecelle’de, (Zararı yok etmek, fayda sağlamaktan
87

www.dinimizislam.com

önce gelir) deniyor. Burada da, zarardan, kötülükten sakınmak fayda sağlamaktan, iyilik etmekten önce geliyor. Yapacağımız bir işte 99 fayda ile bir zarar meydana gelecekse, bir zarardan sakınmak için o 99 faydadan vazgeçmek gerekir.

Günah günahı çeker
Sual: Anneme, (Saçlarımı açmam günahtır. Ben bu günahı işliyorum, kollarımı ve bacaklarımı da açsam ne olur ki) diyorum. Annem razı olmuyor. Hatta namazını kıl diyor. Ben de hiç günah işlemesem kılarım diyorum. Ha bir günah işlemişim ha üç günah, ne fark eder diyorum. Ben haklı değil miyim? CEVAP Günah işleyene sen haklısın denmez. Maalesef günümüzde ibadetlerde ya hep ya hiç mantığı var. Ya hep ya hiç imanda olur, günahlarda ve ibadetlerde olmaz. İmanın azı çoğu olmaz. İman ya vardır, ya yoktur. Bazı ibadetleri yapamayana veya bazı günahlardan kaçamayana sen günahkârsın artık ibadete lüzum yok denmez. Günah küçük olsa da kaçmaya çalışmalıdır. Bir günaha alışan, ötekilerini de işlemek isteyebilir. Bir günah öteki günahları davet eder. Günah demek, isyan demektir. Akıllı olan, Rabbine isyan sayısını hiç artırır mı? Aksine azaltmaya çalışır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Bütün günahlara tevbe edip hepsinden kaçmak büyük nimettir. Bu yapılamazsa, bazı günahlara tevbe etmek de nimettir. Bunların bereketiyle belki bütün günahlara tevbe etmek nasip olur. "Bir şeyin bütünü ele geçmezse, hepsini de kaçırmamalı" buyuruldu. (2/66) Birkaç günaha müptela olan kimse, birinden vazgeçmek isterse, ona, (Diğerlerini bırakmadığına göre bu günaha da devam et) denmez. Günah miktarı ne kadar azaltılırsa o kadar iyi olur. Çünkü Allah’tan korkarak bir günahtan vazgeçmek iman alametidir. Hadis-i şerifte, (Ömründe bir defa Allah’ı anan veya Ondan korkan Müslüman, Cehennemden çıkar) buyuruldu. (Tirmizi) Günahkâr birisi bir ibadeti yapıyorsa, (Aman bunu bari bırakma) demeli! Bu ibadeti de yapmazsa, dinden tamamen uzaklaşabilir. Korkutmaktan çok, müjdeleyici olmak gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Allah’ın rahmetinden ümit kestirip dinden nefret ettirene lanet olsun!) [Nesai]
88

www.dinimizislam.com

(Kolaylaştırın, güçleştirmeyin, müjdeleyin, sevdirin, nefret ettirmeyin!) [Buhari] Bir genç, Peygamber efendimize, (Şu üç günahı bırakamıyorum) dedi. O üç günah, yalan, zina ve içki idi. Resulullah efendimiz, (Bu üç günahtan birini benim için bırak) buyurdu. O genç de üç günahtan biri olan yalanı bırakmayı, kabul edip gitti. Daha sonra, diğer iki günahı işlemek isteyince, (Bu günahları işleyip Resulullahın karşısına çıkınca, "Ben işlemedim" desem yalan söylemiş olurum. Eğer işlediğimi söylersem, cezaya maruz kalırım) diye düşündü. Diğer iki günahtan da vazgeçti. (Şir’a) İnsanlardan utanarak günahı gizlemek de hayadandır. Haya da imandandır. Günah gizlenmezse, fâsıklar bundan cesaret alır. (Falanca günah işliyor. Ben de işlesem ne çıkar?) diyebilirler. Falancalar şunu bunu yapıyor, onlara günah değil de bize mi günah diyebilirler. Buna sebep olmamalı. Her ne kadar bazı sapıklar, (günah işleyen, mesela namaz kılmayan kâfir olur) diyorlarsa da, günah işleyen, Müslümanlıktan çıkmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Cebrail aleyhisselam, "Ümmetine müjde ver ki, müşrik olarak ölmeyen Cennete girer" dedi. Ben, "Zina ve hırsızlık eden de mi Cennete girer" diye üç defa sordum. Evet, zina ve hırsızlık eden de Cennete girer" dedi. Daha sonra, "İçki içse de, yine sonunda Cennete girer" dedi.) [Buhari] Bu Ehl-i sünnet itikadıdır. Günahları hafif görmek değildir. Bu inanış, insanı günaha sevk etmemeli! Her günah, kalbi karartır ve insanı küfre sürükleyip ebedi Cehennemde kalmaya sebep olabilir. Her günahtan kaçınmalı, çünkü Allah’ın gazabı günahlar içinde saklıdır. Belam-ı Baura, çok ibadet eden büyük bir âlim iken, bir günah yüzünden kâfir oldu. Günah işleyen hemen tevbe etmelidir! (K.Saadet)

Büyük ve küçük günahlar
Sual: Nisa suresinin “Eğer yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, küçük günahlarınızı örter, sizi şerefli bir makama yükseltiriz” mealindeki 31. âyetindeki büyük günahlar nelerdir? CEVAP Büyük günahların sayısı çoktur. İnsan, her günahtan korkup sakınsın diye, büyük günahların hepsi isim olarak açıklanmamıştır. Günah Allah’a isyan etmektir. Günahkâr ise, âsi demektir. Günahların hepsi Allahü teâlânın emrini yapmamak, olduğundan büyüktür. Fakat bazısı bazısına göre küçük görünür. Bir küçük günahı
89

www.dinimizislam.com

yapmamak bütün cihanın nafile ibadetlerinden daha sevaptır. Çünkü nafile ibadet yapmak farz değil, günahlardan kaçmak ise herkese farzdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Küçük görülen günahlardan sakının! Bu şuna benzer: Bir topluluk bir vadide konaklar. Ekmeklerini pişirmek için herbiri çalı çırpı getirir, böylece yeterli odun toplanır. İşte küçük gibi görülen günahlar da, toplanınca sahibini helâke götürür.) [Buhari] (Herkes, en küçük günahı sebebiyle de cezalandırılırım diye korksun.) [Ebu Nuaym) (Günahın küçüklüğüne bakmayın, onu büyük bilip yapmayın!) [K. Saadet] (Büyük günah tevbe edilince küçülüp silinir, küçük günaha devam edilince büyür.) [İ. Asakir] (İşlenen hata kalbde bir iz bırakır, tevbe ve istiğfar edilince, o leke kaybolur, kalb cilalanır. Hataya devam edilirse, o siyah nokta büyüyerek bütün kalbi kaplar.) [Tirmizi] Mümin, iman nuruyla küçük günahları da büyük görür. Her günah işleyişte kalbi sızlar. Günah, kulun yanında küçük ve kıymetsiz görününce, Allahü teâlâ katında büyük olur. Kul küçük günahı büyük görünce, o günah Allahü teâlânın katında küçülür. Günah küçük olsa da, devam edilince büyük günah olur. Bir taşın üzerine devamlı damlayan su, taş üzerinde iz bırakır, zamanla taşı bile deler. İyiliği, az çok demeden sayarak değil, saçarak yapmalı. Allahü teâlânın rahmeti iyilikler içinde gizlidir. Küçük sanılan bir iyilik yüzünden rahmete kavuşur. Büyük küçük demeden her günahtan da kaçmaya çalışmalı. Çünkü Allahü teâlânın gazabı da günahlar içinde gizlidir. Küçük sanılan bir günah yüzünden, Allahü teâlânın gazabına uğrayabilir, helak olabiliriz. Kedisini aç bırakarak ölmesine sebep olan bir kadın, sırf bu yüzden Cehennemlik oldu. Susuzluktan kıvranan bir köpeğe acıyarak kuyudan su çekip ona veren fahişe de hidayete kavuştu. Bir köpeğe yaptığı iyiliğin neticesi bu olursa, bir müslümana yapılan iyiliğin hesabını düşünmek gerekir. Günahı küçümsemek veya günahı ile övünmek o günahı büyütür. “Falancanın yaptıklarını yüzüne vurarak rezil ettim” diyerek günahın açıklanması, günahı daha da büyütür. Çünkü o günahın başkaları tarafından yapılmasını teşvik etmiş olur. Halka rehber ve örnek durumunda olanların hareketleri örnek alınır, birçok kimsenin o günahı işlemesine sebebiyet verir. Bir âlim, halka kötü örnek olmuş, sonra tevbe etmişti. Allahü teâlâ, o kavmin Peygamberine şöyle vahyetti: (Eğer günahlarını gizleseydi affederdim. Fakat birçok insanın
90

www.dinimizislam.com

sapıtıp, Cehennemlik olmasına sebep oldu.) [Tibyan] Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki: (Her mümin affedilebilir, ancak günahını başkalarına açıklayan hariç.) [Buhari] (Günahlardan uzak durun. Günah işleyen de, onu örtsün, günahını kimseye söylemesin ve tevbe etsin. Günahını açıklayana dinin hükmünü uygularız.) [Beyheki] (Allahü teâlâ, pervasızca günah işleyen şuursuz mümine gazap eder.) [Ukayli] Sual: Bazı kimseler, (Türkiye’de neredeyse hiç kimse domuz eti yemez, fakat bir çok insan içki içer. Demek ki, domuz yemek daha büyük günahtır) diyorlar. İçki içmek mi, yoksa domuz eti yemek mi daha büyük günahtır? CEVAP Türkiye’de veya başka İslam ülkesinde az veya çok yenmesi ile, domuz etinin daha büyük günah olmasının hiçbir ilgisi yoktur. Mesela gıybet, zinadan daha büyük bir günahtır. Ama zinayı herkes yapmaz, gıybet ise en çok işlenen günahlardandır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Gıybetten sakının; çünkü gıybet zinadan daha şiddetlidir. Zina eden, tevbe edip bir daha yapmazsa, Allahü teâlâ onun tevbesini kabul eder. Gıybet edilen, gıybet edeni affetmedikçe, affolmaz.) [Deylemi, Taberani, Beyheki] İçki içmek de, domuz eti yemek de büyük günahlardandır. Hangisinin daha büyük olduğu bildirilmedi. Demek ki bu, kişiye, zamana göre değişebilir. İslam âlimleri buyuruyor ki: Günahları büyük ve küçük diye ikiye ayırmışlar ise de, küçük günahlardan da, büyük günah gibi kaçınmak, hiçbir günahı küçümsememek gerekir. Çünkü, Allahü teâlâ, günahların cezasını vermekte hiç kimseden çekinmez. Rızasını ibadetler içinde gizlediği gibi, gazabını da, günahlar içinde gizlemiştir. Küçük sanılan bir günah, gazabına sebep olabilir. Domuzun mu, yoksa içkinin mi, Allahın gazabına sebep olacağı bilinemez. İkisi de, büyük günahtır. İkisinden de kaçmak gerekir.

Mekruh işlemek günah mıdır?
Sual: Mekruhların hepsi aynı derece günah mıdır? CEVAP Mekruh ikiye ayrılır: Tahrimen mekruh, tenzihen mekruh. Tahrimen mekruh: Vacibin terkidir. Harama yakın olan mekruhtur.
91

www.dinimizislam.com

Bunları kasıtla işleyen günahkâr olur. Cehennem azabına layık olur. Namazda vacipleri özürsüz terk ederek tahrimen mekruh işleyenin, o namazı iade etmesi vaciptir. İmam-ı Muhammed, tahrimen mekruh haram demektir buyurdu. İmam-ı a’zam ile imam-ı Ebu Yusuf ise, harama yakındır dedi. Tahrimen mekruh işlemek, küçük günah olur. Küçük günaha devam edenin adaleti gider fâsık olur. Tenzihen mekruh: Mubah, yani helal olan işlerine yakın olan, yahut, yapılmaması yapılmasından daha iyi olan işlerdir. Gayri müekked sünnetleri veya müstehapları yapmamak gibi. Mekruh tek başına kullanınca tahrimen mekruh anlaşılır.

Tahrimen mekruhlardan bazıları:
Akşam namazından önce nafile kılmak. Alınan kaporayı izinsiz kullanmak. Altın ve gümüş kap ile yiyip içmek ve kullanmak. Ana babayı ve kadın kocasını adı ile çağırmak. Balık hariç, deniz hayvanlarını, deniz haşaratını yemek. Birkaç kişinin, aynı yerde, yüksek sesle Kur’an okumaları. Cami resmi bulunan seccadeyi yere sermek. Camide yüksek sesle konuşmak, nutuk söylemek, kavga etmek, dünya kelamı ile meşgul olmak. Camiye veya eve kapanıp hep ibadet etmek ve yiyip içip, evlenmek, gezmek gibi eğlenceleri terk etmek. Canlı resmi olan elbise ile namaz kılmak. Farz kılmaya az bir zaman varken sünnete başlamak. Sabahın sünneti hariç. Cenazeyi görünce, olduğu yerde ona karşı dikilip beklemek. Fâsıkın ezan okuması ve imam olması. Oturarak ezan okumak. Fuhuş söz söylemek. Hıristiyan ve Yahudi kadın ile evlenmek. Hutbe ile namaz arasında hatibin dünya işlerinden söylemesi. (Mesela kaybolan şemsiyemi bulan getirsin) demek gibi. Başına mendil sarıp, tepesi açık namaz kılmak. İkinci rekatta, ilk okuduğu âyetten öncekini okumak veya ikinci rekatta birinciden üç âyet uzun okumak. Unutarak okursa, mekruh olmaz. İkinci rekatta birincide okuduğu âyeti tekrar okumak tenzihen mekruhtur. İmam olanın, kıraati ve tesbihleri sünnetten fazla okuması. İmamdan önce rükuya veya secdeye gitmek yahut önce kalkmak. İmamın arkasında Fatiha okumak. İpekle veya çalınmış elbise ile namaz kılmak. Kadının özürsüz saçını kazıması. Erkeklere benzetmemek şartı ile kulaklara kadar kısaltması caizdir. Kadınların birbiriyle öpüşmesi veya cenazeye gitmeleri. Kendisi muhtaç iken sadaka vermek. Kibir, gösteriş için mendil kullanmak. İhtiyaç için, mesela ter veya burun silmek için caizdir.
92

www.dinimizislam.com

Kıbleye karşı ayaklarını veya bir ayağını uzatmak. Özür ile veya yanlışlıkla uzatmak mekruh olmaz. Koltuk ve kasık kıllarını tıraş etmeyi kırk günden fazla geciktirmek. Namaz vakti daraldığı zaman sünnet kılmak. Namazda müekked sünneti terk. Müekked olmayan sünneti terk, tenzihen mekruh olur. Sünnetleri özürsüz kılmamakta ısrar etmek, küçük günah olur. Sünnete önem vermeyen ise kâfir olur. Namazda ve camide iki elin parmaklarını birbirine geçirmek. Başka yerlerde tenzihen mekruhtur. Özürsüz nafile orucu bozmak, bozulan nafile orucu kaza etmemek. Ramazan olup olmadığı şüpheli olan günde, Ramazan orucu tutmak. Yatsıyı gecenin yarısından sonraya, ikindiyi akşama yakın vakte kadar geciktirmek. Tavla, satranç gibi oyunları oynamak. Devamlı veya kumar ile yapılırsa haram olur. Zemzem suyu ile, yaprak ile, kağıt ile taharetlenmek. Tuvalette kıbleye önünü ve arkasını dönmek. Unutulursa veya başka özür varsa, mekruh olmaz. Zekatı farz olduktan sonra vermeyip geciktirmek. Sual: Tam İlmihal’de, (Midye yemek haramdır, akşam namazını yıldızlar görünene kadar geciktirmek haramdır, ikindiyi, güneş batmasına bir mızrak boyu yaklaşıncaya kadar geciktirmek haramdır) gibi ifadeler geçmektedir. Bazı kitaplarda ise tahrimen mekruh deniyor. Bunun sebebi nedir? CEVAP İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: Bahr-ür raık kitabında, tahrimen mekruha haram demenin sahih olduğu beyan edilmiştir. İmam-ı Muhammed'e göre tahrimen mekruh haramdır. Şeyhayna göre ise harama yakındır. (Redd-ül-muhtar)

Vacib olan işler
Sual: Vacib ne demektir, vacibler nelerdir? CEVAP Vacib, yapılması farz gibi kesin olan, fakat Kur’an-ı kerimdeki delili farz kadar açık olmayan emirlere denir. Vacibin hükmü farz gibidir. Vacibi terk etmek, tahrimen mekruhtur. İbadetlerdeki vaciblerden bazıları şunlardır: 1- Adağı yerine getirmek, 2- Başlanan nafile namazı tamamlamak, 3- Vitri kılmak ve kunut duasını okumak, 4- Namazda bir farzdan bir farza geçmek, mesela kıyamdan rükûa giderken ve secdeden kıyama kalkarken geçişi geciktirmemek, 5- Esselamü aleyküm ve rahmetullah diyerek namazdan çıkmak,
93

www.dinimizislam.com

6- Farzların iki rekâtında ve diğer namazların her rekâtında Fatiha okumak, 7-Fâsid olan yani bozulan sünnet ve nafile namazları iade etmek, 8- İlk iki rekâtta Fatiha okumak, 9-Fatiha’yı zamm-ı sureden önce okumak, 10- Namazda son oturuşta Ettehıyyatü’yü okumak, 11- Namazda birinci oturuşta oturmak ve Ettehıyyatü’yü okuyunca beklemeyip kalkmak, 12- Bayram namazlarını kılmak ve kurban bayramında, Arefe günü sabah namazından, dördüncü günün ikindi namazına kadar, farzlardan sonra teşrik tekbirini okumak, 13- Cemaatle kılınan namazda imama tâbi olmak, 14- Namazda zamm-ı sure okumak, 15- Nisaba malik olan için fıtra vermek ve kurban kesmek, 16- Rükûda üç kere Sübhanallah diyecek kadar durmak, 17- Rükûdan kıyama doğrulunca ve iki secde arasında doğrulup oturunca, bir kere Sübhanallah diyecek kadar durmak, 18- Gerektiğinde secde-i sehv yapmak, 19- Secdeleri birbiri arkasından yapmak, 20- Sesli okunacak yerde sesli, sessiz okunacak yerde sessiz okumak, 21- Tadil-i erkâna riayet etmek, 22- Tahrimen mekruhu terk etmek, 23- Tilavet secdesi yapmak.

Şart anlamındaki vacibler
Sual: Vacib kelimesinin şart, farz anlamına kullanıldığı yerler nelerdir? CEVAP Aşağıda, vacib diye geçen hükümler; farzdır, şarttır anlamında kullanılmıştır: 1- Allahü teâlânın, ihsan ettiği nimetlere şükretmek vacibdir. (Ahlak-ı alai) 2- Resulullahın peygamberliğini işitene iman etmek vacibdir. (Mevahib-i ledünniye) 3- Her asırda yaşayan her milletin, Resulullaha uyması vacibdir. (S. Ebediyye) 4- Semavi dinlerin âyet-i kerime veya hadis-i şerifle bildirilen ve nesh edilmeyen hükümleriyle amel etmek vacibdir. (Tefsir-i Mazheri) 5- Herkesin, sanatının, mesleğinin ilmini öğrenmesi vacibdir. (Kimya-i Seadet) 6- Âyet ve hadislerle, kesin olarak bildirildi ki, namaz kılmak vacibdir.
94

www.dinimizislam.com

(El-muvafakat) 7- Gıybetten sakınmak vacibdir. (Mekatib-i şerife m.85) 8- Hayzlı veya nifaslının, kan kesilince gusletmesi vacibdir. (Fetava-yı Hindiyye) 9- Düşman, İslam ülkesine saldırınca, herkesin savunması vacib olur. (El-ihtiyar) 10- Kabul edeceği umulan kimseye, emr-i maruf yapmak vacibdir. (Berika) 11- Emr-i marufu, yumuşak yapmak da vacibdir. (Berika) 12- Halife-i müsliminin, seçip emrettiği ictihada göre amel etmek vacib olur. (Mecelle) 13- Avamın müctehidi taklit etmesi [bir mezhebe uyması], vacibdir. (Ez-Zehire lil Kurafi) 14- Bugün her Müslümanın, dört mezhepten birinde bulunması vacibdir. (Tahtavi) 15- Her müctehidin kendi ictihadına uyması vacibdir. (Mektubat-ı Masumiyye Rabbani 2/36) 16- Naslarda açıkça bildirilen emirlere uymak ve inanmak vacibdir. (Mektubat-ı Rabbani 2/36) 17- Rüşvet alanın, aldığı malı, geri vermesi vacib olur. (Redd-ül Muhtar) 18- Müftünün müctehit olması vacibdir. Mutlak müctehit olmayan müftünün fetva vermesi, haramdır. Bunun, sadece müctehitlerin fetvalarını nakletmesi caizdir. (Tuhfet-ül-arabi vel-acem) 19- Ana, babaya hizmet etmek, vacibdir. (Hadika) 20- Erkek olsun, kadın olsun, zi-rahmi mahrem akrabayı ziyaret, vacibdir. (Berika) 21- Şafide, sünnet olmak vacibdir. (İslam Ahlakı) 22- Peygamberlerin, mucize göstermeleri vacibdir. (Mektubat-ı Rabbani 3/86) 23- Bir mahallede salih kimse kalmayıp, fesat ve bid’at artınca, başka mahalleye göçüp yerleşmek veya böyle bir şehirden başka şehre hicret etmek, vacib olur. (Kenz-i mahfi) 24- Hayvan keserken, (Bismillahi) veya (Allahü ekber) demek vacibdir. (İbni Âbidîn) 25- Hanbelî mezhebinde sözünde durmak vacib, durmamak haram olur. (İslam Ahlakı) 26- Eshab-ı kiramın hepsinin salih ve adil olduğuna inanmak, hiçbirine dil uzatmamak, düşmanlık etmemek bütün Müslümanlara vacibdir. (Mirat-i
95

www.dinimizislam.com

kâinat) 27- Sultan zalim de olsa, İslamiyet’e uygun emirlerine itaat, vacibdir. (Faideli Bilgiler) 28- Resulullahın Ehl-i beytini ve hanımlarına saygı göstermek vacibdir. (Kurret-ül ayneyn) 29- Kâfirlerin ibadet olarak yaptıkları, kâfirlik alameti olan şeyleri, tahkir etmek vacibdir. (Birgivi) 30- Allah’ın düşmanı olduğu için, kâfirlere (Buğd-i fillah) vacibdir. (Mektubat-ı Masumiyye 3/55) 31- Müslümana ilk vacib olan şey, ahkâm-ı İslamiyeye uymaktır. (Elmünire) 32- Üzerinde Allah hakkı veya kul hakkı bulunanın, iki şahit yanında vasiyet yazması vacibdir. Üzerinde hak yoksa vasiyet yazmak müstehab olur. (Cila-ül-kulub) 33- Borçları ödeyip, ölüme hazırlanmak ve ölüm hastalığında vasiyet yazmak vacibdir. (S. Ahiret) 34- Eshab-ı kirama uymak vacibdir. (Faideli Bilgiler) [Bu bizim gibi avam için değil, müctehidler içindir.] 35- Kız ve oğlan çocuk yedi yaşına gelince, namaz kılmalarını emretmek, velisi üzerine vacib olur. (Ey Oğul İlmihali) 36- Dar-ül-harbde imana gelenin, Dar-ül-islama hicret etmesi vacib olur. (Redd-ül-muhtar) 37- Çocuğun, babasına hizmet etmesi vacibdir. (Hadika) 38- Zengin babanın, fakir çocuğunu evlendirmesi vacibdir. (Uyun-ülbesair) Hadis-i şeriflerde de, buyuruldu ki: (Helal kazanmak için sıkıntı çekenlere, Cennet vacib olur.) [R. Nasıhin] (Allah’a şirk koşmadan ihlasla ibadet edene, Cennet vacib olur. Allah’a şirk koşarak mülaki olana da, Cehennem vacib olur.) [Hâkim] (Gurbette iken ölen garip Müslümana, Cennet vacib olur) [E. Nuaym] (Yalan yeminle, haksız olarak, birisinin malını alana, Cehennem vacib olur.) [Bagavî] (Ölürken kelime-i şehadeti söyleyene, Cennet vacip olur.) [Taberani] (İhlasla, “Rabbim Allah, dinim İslam ve peygamberim Muhammed aleyhisselam” diyene, Cennet vacib olur.) [Hâkim] (Beş vakit namazı doğru kılana, Cennet vacib olur.) [Taberani]
96

www.dinimizislam.com

(Beş vakit namazı kırk gün cemaatle kılana, Cennet vacib olur.) [Ebu Ya’la] (Haşefe içeri girince, meni gelse de, gelmese de, gusül vacib olur.) [Taberani] (Bir yetimi, kendini kurtarana kadar bakıp büyütene, Cennet vacib olur.) [Taberani] (Köle, kadın, çocuk ve hasta hariç, Cuma namazı, her Müslümana vacibdir.) [Hâkim] (İmamla birlikte dört kişi olan köyde, Cuma kılmak vacibdir.) [Deylemi] (Gaza vacibdir. Cenaze namazı da vacibdir.) [Ebu Ya’la] (Ebu Bekir’i sevmek ve ona şükretmek, her Müslümana vacibdir.) [Deylemi, Hatib, Münavi] (Fıkıh öğrenmek, her Müslümana mutlaka vacibdir.) [Hâkim] (Aksırıp, Elhamdülillah diyen mümine, Yerhamükellah demek, vacib olur.) [Buhari] (Yasaklardan men etmekte korku olmadıkça, emr-i maruf ve nehyi münker, vacibdir. Eğer zararından korkuyorsanız, susmak helal olur.) [Deylemi] (Kabrimi ziyaret edene, şefaatim vacib olur.) [Bezzar, Dare Kutni, Taberani, Kadı İyad]

İhanet etmek
Sual: İslam Ahlakı kitabında, (Fâsık, âlim olsa da imam yapılması mekruh olur, çünkü İslamiyet’e uymakta gevşek davranır. Buna ihanet etmek vacibdir) deniyor. (İhanet etmek vacibdir) ne demek oluyor? CEVAP İhanet kelimesinin birkaç manası vardır. İhanet, hainlik, haksızlık, kötülük anlamına geldiği gibi alçak ve hakir görmek, itibar etmemek, kıymet vermemek anlamına da gelir. Fâsık insana, yani açıktan günah işleyene değer verip onu imamlığa geçirmemeli demektir. Ona değer vermemek vacibdir deniyor.

Günah işlemenin insana zararı
Sual: Günah işlemenin insana zararı nedir? CEVAP Günah işleyen, dünya ve ahirette büyük sıkıntılara maruz kalır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Günah işleyince kalbde siyah bir nokta hasıl olur. Eğer tevbe
97

www.dinimizislam.com

edilirse o leke silinir. Günahlara devam edilirse, o leke büyür ve kalbinin tamamını kaplar.) [Nesai] [Kalb kararınca da, artık ibadet etmek zor olur, günahları işlemek kolay gelir.] (Günaha devam edenlerin zamanla kalbi mühürlenir. O kimse artık sevap işleyemez olur.) [Bezzar] (Derdiniz günahlardır, devası istiğfardır.) [Deylemi] [İnsanların başına gelen bütün sıkıntılar günahları yüzündendir. İstiğfar edince, yani pişman olup tevbe edince günahlar silinir.] (Kendini günahlardan korumayanı Allahü teâlâ [dünya ve ahirette felaketlerden] korumaz.) [İbni Hüzeymi] [Günahtan kaçmaya gayret edersek, Allahü telâlâ da bize yardım eder. Günaha önem vermezsek, felaketlerden kurtulamayız.] (Kişi işlediği günahlardan dolayı rızkından mahrum kalır.) [Hakim] [Günah işleyenin kazancında bereket olmaz. Ömrü sıkıntı içinde geçer.] Her günahı çok tehlikeli görmelidir! Müminin alametlerinden biri de günahını çok tehlikeli görür. Hadis-i şerifte, (Mümin, günahını başucunda dağ gibi görür, hemen üzerine yıkılacağından korkar. Münafık ise burnuna konmuş sinek gibi görür, hemen uçacağını zanneder) buyuruldu. (Buhari) Gizli işlediği bir günahı ona buna duyurmak da ikinci bir günahtır. Böyle günahların affı zor olur. Hadis-i şerifte, (Her mümin affedilir, ancak günahını başkalarına açıklayanlar hariç) buyuruldu. (Buhari) Kabahat gizli de, açık da işlenmez. Bir âyet-i kerime meali: (Açık da olsa, gizli de olsa günahlardan sakının!) [Enam 120] Fakat gizli işlenmiş bir günahı açığa vurmak ayrıca günahtır. İbni Âbidin hazretleri, (Günahını açığa vurmak ayrıca günah olur. Gizli yapılan günahı başkalarına anlatmak da günahtır) buyuruyor. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Kim, dünyada günahını gizlerse, Allahü teâlâ da, kıyamette o günahı herkesten saklar.) [Müslim] (Bir günaha düşen, Allah’ın örtüsünü, onun üzerinde bulundursun!) [Müslim] Günahtan el çekemeyen kimse, kötü örnek olmamak için günahını gizlemelidir. Oruç tutmayan kimse, orucunu gizli yemelidir. Açıktan yemesi ayrıca günah olur. İşte atalarımızın, (Kabahat de gizlidir) demeleri bu sebeptendir. Günahların hepsi Allahü teâlânın emrini yapmamak olduğundan büyüktür. Bir hadis-i şerifte, (Çok az bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir) buyuruluyor. Her
98

www.dinimizislam.com

günah, Allahü teâlâya isyan olduğundan, büyüktür; fakat bazısı, bazısına göre küçük görünür. Bir küçük günahı yapmamak bütün cihanın nafile ibadetlerinden daha sevabdır, çünkü nafile ibadet yapmak farz değildir. Günahlardan kaçınmaksa farzdır. (Rıyad-un-nasıhin) Demek ki günah işleyerek ibadet yapılmaz. O halde, bir farzı yaparken haram işlemek mecburiyeti olursa haram işlememek için farz tehir edilir. Bir sünneti işlerken de, mekruh işlemek gerekirse, mekruhtan kaçmak için sünnet terk edilir. Allahü teâlânın yasak ettiklerinden kaçmamak günah olduğu gibi, emirlerine riayet etmemek de günahtır. Haram işlememek, farzı yapmaktan önce gelirse de, farzları yapmamanın günahı, haram işlemek günahından daha çoktur. Mesela, namaz kılmamak içki içmekten daha büyük günahtır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Günahtan nefret eden ve ibadetten lezzet alan, hakiki mümindir.) [Taberani] (Günahlardan çok korkan, Allah’a en çok ibadet edenlerden olur.) [İbni Mace] Günah işlemeye devam eden kimse unutkan olur, ahmaklaşır, aklı da azalır. Hadis-i şerifte (Günah işleyenin bir aklı gider, bir daha geri dönmez) buyuruldu. (İ.Gazali) O halde günah işlemekten çok sakınmalıdır. Sual: Günah işlemenin dünya işlerine de zararı olur mu? CEVAP Evet günahların dünya işlerinde de zararı olur. Fakat bir iş, neticesi ile ölçülür. Hadis-i şerifte, (Dünya ahiretin tarlasıdır) buyuruldu. Dünyada ekmezsek, ahirette ne biçeceğiz? Günah işleyenin aklı azalır, hafızası bozulur. Böyle bir kimse, dünya işlerini de beceremez. Ahiretine de zararı çok olur. Hadis-i şerifte, (Günah işleyenin, bir daha gelmemek üzere, aklı azalır) buyuruldu. İbni Mesud hazretleri, (Günah işleyen, bildiklerinden bazısını unutur) buyurdu. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Günah işleyen rızıktan mahrum kalır.) [İbni Mace] Fudayl bin Iyad hazretleri, (Arkadaşlarının sana verdiği sıkıntılar, günahların neticesidir) buyurdu. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Şikayet ettiğiniz şeyler, amellerinizin bozukluğundandır.) [Beyheki] Bir zat da, (Farelerin evimi istila etmesini, günahımın cezası olarak bilirim) buyurdu. Bir hadis-i şerifte, (Nefsin arzularını taate tercih eden, ibadetin zevkini alamaz) buyuruldu.
99

www.dinimizislam.com

Ariflerden bir zat, çamurlu ve kaygan bir yolda giderken, çamura düşmemek için dikkatli yürür. Buna rağmen çamura yuvarlanır. Her yeri çamur olur. Artık hiç dikkat etmeden yürümeye başlar. Sonra ağlayarak der ki: "İşte günaha düşmeden önce günahlarından sakınan adamın hâli budur. Bir iki defa günaha düştükten sonra, artık o günahları işlemekten çekinmez. Bu da gösteriyor ki, bir günah, başka bir günahı çeker." Günaha engel olunmazsa, herkes zarar görebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Fuhuş yayılınca zelzele ve fitne çoğalır.) [Deylemi] (Masiyetler zuhur edince, iyi-kötü herkes umumi bir azaba maruz kalır. Daha sonra iyiler Allahü teâlânın rızasına nail olur.) [Taberani] Her ne kadar küfür hariç, büyük günah işleyenlere kâfir dememek gerekir ise de, günahlara devam eden kimsenin, zamanla kalbi kararır, haramları işlerken içi sızlamaz, imanı da zayıflayıp bir gün tamamen sönebilir. Günahların küçüğünden de büyüğünden de çok sakınmak gerekir. Allahü teâlânın hakkı olan günahlar için tevbe etmeli, pişmanlık ve üzüntü duymalı, günahı terk etmeli, kefaret olmak için çok sevap işlemelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Günah işlediğin zaman, karşılığında onu mahvedecek sevap işle!) [İ. Gazali] Kul hakkının kefareti için, hak sahibi ölmüş ise, o kimseyi rahmetle anmalı, çoluk çocuğuna ve vârislerine ihsanda bulunmalıdır. Günahları için istiğfara devam etmelidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, istiğfara devam edeni, her sıkıntıdan kurtarır, her darlıkta bir genişlik verir ve ummadığı yerden rızıklandırır.) [Nesai] (Allahü teâlâ buyurdu ki: "Ey kullarım, koruduklarım müstesna, hepiniz günahkârsınız. Günahınıza istiğfar ederseniz, sizi affederim. Kim kendisini affetmeye kadir olduğumu bilirse, onun günahlarını affederim.") [Tirmizi] (Bir kimse, "Rabbim, seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Nefsime zulmettim. Kötü işlerde bulundum. Senden başka günahımı affedecek kimse yoktur. Sen beni affet!" derse karıncalar sayısınca günahı olsa, Allahü teâlâ affeder.) [Beyheki]

Günaha önem vermemek ne demek
Sual: Bazıları (İçki içmeye devam eden kimse, haram olduğuna önem verse, içmez, açık gezen bayan, bunun haram olduğuna önem verse kapanır. O halde bunlar, işlediği günahlarına üzülmedikleri, yani haramı
100

www.dinimizislam.com

önemsiz saydıkları için kâfirdir) diyorlar. Bu hususu açıklar mısınız? CEVAP Günahı önemsiz saymanın ne demek olduğu çok kimse tarafından bilinmemekte, bu yüzden günahkarlara kâfir denmektedir. Bu yanlıştır. Üzülmeyen, önem vermeyen kâfir olur ama, üzülmek, önem vermemek ne demektir? Mesela namazını kılan bir bayan, açık gezmenin günah olduğunu biliyorsa, (Kapanmak Allah’ın emri, kapansak iyi olur ama, bu zamanda kapanamıyoruz) derse, bu bayana kâfir denmez. Bunun gibi içki içen kimse de, (İçki haramdır, fakat alıştık bırakamıyoruz) derse, bu kimseye kâfir denmez. Aksine, hiç içki içmeyen birisi, (Bir bardak şarap içmek günah sayılmaz) dese küfre girer. Yahut, (Herkes açık geziyor, ne oluyor, biz de geziyoruz, herkes içiyor, biz de içiyoruz, sarhoş olmadıktan sonra ne zararı olur) diyerek haramı önemsiz saymak küfür olur. Allahü teâlânın gazabı günahlar içinde saklıdır. Bir günah yüzünden büyük azaba maruz bırakabilir. Yüz bin sene ibadet eden iyi bir kulunu, sonsuz olarak Cehenneme koyabilir. Mesela yüz bin sene itaat eden İblis, kibrederek secde etmediği için sonsuz olarak Cehennemlik oldu. Âdem aleyhisselamın oğlu, bir adam öldürdüğü için ebedi Cehennemlik oldu. Her duası kabul olan Belam-ı Baura, bir günaha meylettiği için imansız gitti. Karun zekât vermediği için malı ile helak oldu. O halde her günahtan kaçmaya çalışmalı. Bir hadis-i şerifte, (Çok az bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir) buyuruluyor. Her günah, Allahü teâlâya isyan olduğundan, büyüktür; fakat bazısı, bazısına göre küçük görünür. Bir küçük günahı yapmamak bütün cihanın nafile ibadetlerinden daha sevabdır, çünkü nafile ibadet yapmak farz değildir. Günahlardan kaçınmaksa farzdır. (Rıyad-un-nasıhin) İmanla ölen günahkâr, cezasını çektikten sonra Cennete gider. Ancak, bir kimse, (Cennete gitmek için amel şart değildir) diyerek ibadet etmezse, işlediği günahlar kalbini karartır ve imanı gidebilir. İman, muma benzer, ibadetler mum etrafındaki fener gibidir. Mum ile birlikte fener de, İslamiyet’tir. Fenersiz mum çabuk söner. İmansız İslam olmaz, İslam olmayınca, iman da yoktur. (K.Saadet) Allahü teâlânın rızasının ve gazabının hangi işte, hangi sözde olduğunu bilmeyiz. Bu bakımdan hiç bir sözü, hiç bir iyiliği ve kötülüğü küçük görmemelidir. Cenab-ı Hak, rızasını iyilikler içinde, gazabını da günahlar içinde saklamıştır. Önem verilmeyen bir günah, Allahü teâlânın gazabına sebep olabilir. Onun için sözümüze dikkat etmeliyiz. Atalarımız,
101

www.dinimizislam.com

(Söz var iş bitirir, söz var baş yitirir) demişlerdir. İbadet yapmamak, günahlardan kaçmamak insanın kalbini karartır, zamanla küfre sokar, kâfir olur. Günahların hepsi Allahü teâlânın emrini yapmamak olduğundan büyüktür. İslam âlimleri buyuruyor ki: Nefsin gıdası haramlardır. Nefsi emmare ise kâfirdir ve ahmaktır. Her isteği kendi aleyhine, zararınadır. Bu yüzden onun isteklerini yapıp, gıdasını vermemeli, yani haram, günah işlememelidir. Nefs ve şeytan hakimiyeti ele geçirirse, insan istemese bile, kendini günahlardan alıkoyamaz, bile bile işler. Aynı freni patlayan veya direksiyonu boşa dönen arabaya şoförün hakim olamadığı gibi. Nerede duracağı, nereye çarpacağı belli değil. İbni Münkedir hazretleri ölüm döşeğinde ağlıyordu. Sebebini sordular. "Kasden büyük bir günah işlemedim. Önemsiz saydığım küçük bir günah, Allahü teâlânın gazabına sebep olduysa diye korktuğum için ağlıyorum" dedi. İşte böyle korkular müslümanın kurtuluşuna sebeptir. Çünkü hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ, kıyamette buyurur ki: "Dünyada iken bir gün beni hatırlayıp ananı, benden bir kerecik korkanı, Cehennemden çıkarın") buyuruldu. (Tirmizi) Günah işleyince de ümitsizliğe kapılmamalı, hemen tevbe etmelidir. Mümin hem Allahü teâlânın rahmetinden ümidini kesmemeli, hem de Ondan çok korkmalıdır. Hadis-i şerifte (Müminin kalbinde korku ile ümit varsa, Allahü teâlâ onu umduğuna kavuşturur, korktuğundan da emin eder) buyuruldu. (İbni Mace, Tirmizi) Yani bir mümin, Allahü teâlânın azabından korkar, rahmetinden de ümidini kesmez, haramlardan kaçıp ibadetlerini yapmaya çalışırsa Cennete gider. Bir insan ne kadar büyük günah işlerse işlesin, Allahü teâlânın rahmetinden ümidini kesmemelidir. Hatta azılı bir kâfir bile tevbe edip "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" dese, bütün günahları affolur, tertemiz bir insan olur. Yani dünyada iken Allahü teâlânın affetmediği günah yoktur. Tevbe edince şirki yani kâfirliği de affeder. Ancak, öldükten sonra artık kâfirlere af yoktur. Hadis-i kudside buyuruldu ki: (Kulum, göklere ulaşacak günah işlese; fakat rahmetimden ümidini kesmeyip, benden mağfiret dilerse, affederim.) [Tirmizi] Kur’an-ı kerimde de mealen buyuruldu ki: (De ki, ey çok günah işlemekle haddi aşan kullarım, Allah’ın
102

www.dinimizislam.com

rahmetinden [bizi affetmez diye] ümidinizi kesmeyin! Çünkü Allah, [iman ehlinin] bütün günahlarını hiç şüphesiz affeder. Elbette O, sonsuz mağfiret ve nihayetsiz merhamet sahibidir.) [Zümer 53] Hem Allahü teâlânın azabından emin olmamalı, hem de Onun rahmetinden ümit kesmemeli! Sual: Kitaplarda, (Bir harama, hatta bir mekruha önem vermeyip işlemek veya bir sünneti önem vermeyip, terk etmek küfür olur) deniyor. Biz gıybet ediyoruz, falanca senin hakkında böyle söyledi diye laf taşıyoruz. Harama bakıyoruz, çalgı dinliyoruz. Yalan söylüyoruz. Açık geziyoruz. Sünnet-i gayri müekkede diye, ikindinin ve yatsının sünnetini kılmadığımız zamanlar oluyor. Hatta, diğer sünnetleri de, kılmadığımız zamanlar oluyor. Cemaat sünnetini, terk ettiğimiz oluyor. Cuma günü gusletmeyerek, sünneti terk etmiş oluyoruz. Bunları bilerek yapıyoruz. Bunlar günaha, mekruha veya sünnete önem vermemek mi oluyor? Küfre giriyor muyuz? CEVAP Günaha önem vermemek, zerre kadar da olsa, üzülmemek demektir. Bu çok ince bir meseledir. Haram olduğunu bilip, nefse uyarak, haram işlemek küfür olmaz. Tembellikle veya başka bir özürle, bir sünneti terk etmek küfür olmaz. Bir kimse, işlediği haramın, haram; mekruhun mekruh olduğunu biliyorsa, yapılmaması gerektiğine inanıyorsa, yapmasam iyi olur diyorsa, yani yaptığına üzülüyorsa, nefsine, kötü arkadaşa uyarak yapıyorsa, harama veya mekruha önem vermemiş sayılmaz, yani ona kâfir denmez. Günahı, gayet tabii olarak görüyor, işlerken zerre kadar üzülmüyorsa, (Günah işliyorum ama; kalbim temiz, sen kalbe bak, günahın bana zararı olmaz) diyorsa, yani günah işlemek doğal geliyor ve işlediği için hiç üzülmüyorsa, o zaman günaha önem vermemiş olur, küfre girer. Açık gezen bir kadın, kapanmanın Allah’ın emri olduğunu biliyor, inanıyor ve beğeniyorsa, fakat; çevrenin baskısı, ayıplanma korkusu, rızk meselesi gibi herhangi bir sebeple kapanamıyorsa, buna kâfir denmez. Kapanmayı Allah’ın emri kabul etmiyorsa veya kabul edip beğenmiyorsa, açık gezdiği için hiç üzülmüyorsa, küfür olur. Sual: Bir arkadaş, kısa kollu ve takkesiz namaza dururken, dur, takke vereyim, şu gömleği de giy dedim. Lüzumu yok diyerek reddetti. Sünnete veya mekruha önem vermemenin dindeki yeri nedir? CEVAP Belki takkenin sünnet olduğunu, kolu açık namaz kılmanın mekruh olduğunu bilmiyordur. Namaz kılan kimse, bilerek böyle yapmaz; çünkü
103

www.dinimizislam.com

Sünnete ve mekruha önem vermemek küfür olur. Halbuki haramı haram bilerek işlemek küfür olmaz, ama harama önem vermemek, mekruha önem vermemek küfür olur.

Günah ve iman
Sual: Zina eden küfre düşeceği için, tecdid-i iman ve tecdid-i nikâh yapması gerekir mi? CEVAP Zinanın günah olduğunu bildiği halde nefsine uyarak, zina etmek küfür olmadığı için, tecdid-i iman ve tecdid-i nikâh gerekmez. İmanı gitmiş olsaydı, nikâhını da tazelemek gerekirdi. Haramların hepsi böyledir. Mesela içki içen, günah olduğunu bilerek, mesela, şu zıkkımı içmesek iyi olur diyerek içiyorsa küfür olmaz. Günah olduğuna önem vermeden, üzülmeden içki içmek küfür olur. Namaz kılmamak da böyledir. Tembellikle değil de, namaza önem vermediği için, vazife kabul etmediği için kılmıyorsa küfür olur. (Biz de kılsak iyi olur) diyorsa, küfür olmaz. Tesettür de böyledir, şu veya bu sebeple yapamıyorsa; ama (Yapmak lazım), yapanlara (Ne iyi!) diyorsa küfür olmaz.

Günah işleyene kâfir denmez
Sual: Günah işlediği sanılan veya günah işleyen müslümanlara kâfir denir mi, onlara lanet edilir mi? CEVAP Günah işleyen müslümana kâfir denmez. Çünkü Ehl-i sünnete göre, bir insan günah işlemekle kâfir olmaz. Bid'at fırkaları, günah işleyene, kendileri gibi düşünmeyen müslümanlara kâfir demek sapıklığında bulunmuşlardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Mümine kâfir diyenin, kendisi kâfir olur.) [Buhari] Müslümanım diyen, kelime-i şehadet söyleyen kimseye kâfir denmez. Bir savaşta, kelime-i şehadet getiren birisini öldüren kimseye, Resulullah efendimiz, (Kelime-i şehadet söyleyen kimseyi niçin öldürdün?) buyurdu. O da, (Dili ile söylüyordu ama kalbi ile inkâr ediyordu dedi. (Kalbini yarıp da baktın mı?) diyerek onu tekdir buyurdu.) Onun için mümine kâfir demekten ona lanet etmekten sakınmalıdır! Lanet, sahibine döner. Hadis-i şerifte, (Kul, lanet ettiği zaman, lanet edilen buna müstahak değilse, kendine döner) buyuruldu. (Beyheki) Sual: Günah işleyen ve ibadet etmeyen kâfir olup ebedi Cehennemde kalır mı? CEVAP
104

www.dinimizislam.com

Günah işleyen ve ibadet etmeyen müslümana kâfir denmez. Kâfirden başkası, ebedi Cehennemde kalmaz. Günah işleyen müslümanın kâfir olmayacağı hakkında birçok âyet ve hadis vardır. Mutezile, (Günah işleyen ve ibadet etmeyen kâfirdir) demişse de, Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki: Küfrün zıddı iman, günahın zıddı ise ibadettir. İmanı bırakan kâfir olur, ibadeti terk eden günahkâr olur. Amelsiz iman makbuldür, imansız amel ise makbul değildir. Kadınların, muayyen hallerinde, namaz, oruç gibi ibadetleri bırakmaları caiz ve lazım iken, imanı hiçbir zaman bırakmaları caiz olmaz. Çünkü Kur’an-ı kerimde mealen bildiriliyor ki: (İman edip salih amel işleyenler...) [Araf 42, Hud 23, Rad 29, Hac 50] Bu ve benzeri âyetler, iman ile amelin başka başka olduğunu, amelin, imanın içinde değil, dışında olduğunu gösterir. Eğer aksi olsaydı, (ve amilussalihât) sözü lüzumsuz tekrar edilmiş olurdu. Halbuki âyet-i kerime için lüzumsuzluk düşünülmez. Eğer amel, imanın parçası olsa idi, âyet-i kerimede ayrıca bildirilmezdi. Bir şey başka şeye atfedilince, ikisinin başka başka oldukları anlaşılır. (İhyâ) Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki: (Allah şirki [küfrü, bozuk imanı] asla affetmez. Diğer bütün günahları ise, istediği kimselerden affeder.) [Nisa 48] (De ki, ey çok günah işlemekle haddi aşan kullarım, Allah’ın rahmetinden [bizi affetmez diye] ümidinizi kesmeyin! Çünkü Allah, [iman ehlinin] bütün günahlarını hiç şüphesiz affeder. Elbette O, sonsuz mağfiret ve nihayetsiz merhamet sahibidir.) [Zümer 53] (Müminlerden iki fırka birbiriyle dövüşürse, aralarını bulun!) [Hucurat 9] Bu âyet-i kerimede, birbirini öldürenlere de mümin denmektedir. (Allah’a iman etmeyenlerin yaptıkları faydalı işler, fırtınalı bir günde rüzgârın savurduğu küller gibidir. Ahirette o işlerin hiçbir faydasını bulamazlar.) [İbrahim 18] (Kıyamet günü onların iyi işlerini, bizim için yapmadıklarından, kimler için yaptılar ise, onlara doğru saçılan ince toz hâline getiririz.) [Furkan 23] (Emekleri en ziyade boşa gidenler, dünyada güzel iş yaptıklarını sanır. Halbuki boşuna uğraşırlar, Rablerinin âyetlerine ve kıyamette Onun huzuruna çıkacaklarına inanmazlar. Biz de onların iyiliklerini yok ederiz. İyilikleri ile kötülüklerini ölçmeyiz.) [Kehf 103-105] (Kâfirlerin dünyada yaptıkları iyi işler, çölde görünen serâba benzer. Susuz kalan adam onu uzaktan su sanır. Fakat, yanına
105

www.dinimizislam.com

varınca, umduğunu bulamaz. Kâfirler de, kıyamette, dünyada yaptıkları iyilikleri serap gibi yapan, yani yok eden Allah’ı bulur ve hesabını Ona verir.) [Nur 39] Bu âyet-i kerimeler de, amelin, imanın bir parçası olmadığını, kâfirlerin hiçbir amelinin fayda vermeyeceğini göstermektedir. Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (İkrar ettiği şeyi, inkâr etmeyen, kâfir olmaz.) [Taberani] (Zina etmiş, hırsızlık yapmış, içki içmiş mümin de Cennete girer.) [Buhari] (Ömründe bir defa Allah’ı anan veya Ondan korkan müslüman, Cehennemden çıkar.) [Tirmizi] Müslümanlığın temeli, Allahü teâlânın birliğine ve Muhammed aleyhisselamın bildirdiği belli olan emirlerin ve yasakların hepsini, Allah tarafından getirmiş olduğuna inanmaktır. Yani emirleri yapmak ve yasak edilenleri yapmamak imanın şartı değil ise de, yapmak ve yapmamak lazım olduğuna inanmak imanın şartıdır. Böyle imanı olmayan, yani müslüman olmayana kâfir denir. Kâfirler, ne kadar iyi iş yapsa da, ahirette azaptan kurtulamaz. İmanın ve iman ile birlikte olan ibadetlerin ve bütün iyi işlerin dünyada da, ahirette de çok faydası vardır. Fakat imansız olana, iyi işlerin ahirette faydası olamaz. Günahı çok olan bir mümin, tevbe etmeden ölmüş ise, Allahü teâlâ dilerse, günahlarının hepsini affeder, dilerse günahları kadar azap eder; fakat sonunda yine Cennete koyar. Ahirette kurtulmayacak olan yalnız kâfirlerdir. Zerre kadar imanı olan kurtuluşa kavuşur. (Mektubât-ı Rabbani)

Günahkâra şefaat
Sual: Bir mümin, çok günah işlese, şefaate kavuşabilir mi? CEVAP Bir mümin, çok günah işlese de kâfir olmaz, kâfir olmadığı için şefaate kavuşur. Ahirette yalnız imansızlara şefaat edilmez. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Büyük günah işleyen her mümine şefaat edeceğim.) [Nesai, Tirmizi] (İmanla ölen günahkârlara şefaat edeceğim.) [Buhari, Müslim] Peygamber efendimiz, günahkâr müminlere şefaat edeceğini bildirince, Ebüdderda hazretleri, (Hırsızlar ve zina eden müminler de şefaate kavuşacak mı?) diye sual etti. (Evet onlara da şefaat edeceğim) buyurdu. (Hatib)
106

www.dinimizislam.com

Bu hadis-i şerifler de, günah işleyen müslümana kâfir denilmeyeceğini göstermektedir.

Kulun vazifesi ibadet etmektir
Sual: Öğretmenimiz, (İman önemlidir. İbadet etmeseniz de olur. Çünkü, (Hiç kimse, ibadeti sebebi ile Cennete girmez) hadisi bunu gösteriyor. Günah işlemekten de fazla korkmamak gerekir. Çünkü, (Yeminle söylüyorum ki, siz günah işlemeseniz, Allah günah işleyecek başka bir kavim yaratır, istiğfârları sebebiyle onları affederdi) hadisi, günahın o kadar fazla kötü olmadığını göstermektedir) dedi. Bu hadisler sahih midir? CEVAP Hadis-i şerifler sahihtir. Fakat yanlış yorumlanmaktadır. Evet insan, yalnız ibadeti ile Cennete girmez. Çünkü yaptığımız bütün ibadetler kabul olsa bile, bir gözümüzün şükrünün karşılığı bile değildir. Cennete, Allahü teâlânın lütfu ve ihsanı ile girilir. Lütuf ve ihsana kavuşmak için, iman etmek ve salih amel işlemek lazımdır. Bir insan ne kadar çok ibadet ederse etsin, ibadeti sebebiyle kendini mutlaka Cennetlik olarak bilmemelidir. Kulun vazifesi ibadet etmektir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Ben cin ve insanları yalnız bana ibadet etmeleri için yarattım.) [Zariyat 56] (Rabbinden korkup da kendini kötülükten alıkoyan kimse, elbette Cennete gider.) [Naziat 40,41] (İman edip, salih amel işleyen [ibadet yapan ve haramlardan kaçan] Cennete girer.) [Kehf 107] Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki: (Birbirinize selam verin! Birbirinize yiyecek ikram edin! Akrabanızın haklarını gözetin! Gece, herkes uyurken namaz kılın! Bunları yaparak, selametle Cennete girin!) [Tirmizi] Cennete götürecek bir ameli soran zata, (Ortak koşmadan Allah’a ibadet eder, farz olan namazı kılar, farz olan zekâtı verir, Ramazanda oruç tutarsın) buyurdu. O zat, (Allah’a yemin ederim ki bundan fazlasını yapmam) dedi. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Cennetlik bir kimseye bakmak isteyen buna baksın!) [Buhari] İnanmakla ve söylemekle iman hasıl oluyor, ibadet etmekle kemale gelip cilalanıyor. İmam-ı a’zam hazretleri, (İman, dil ile söylemek ve kalb ile inanmaktır) buyurmuştur. Farzları terk etmek büyük günahtır. Bu günahlardan kurtulmak için
107

www.dinimizislam.com

ibadetleri yapmak lazımdır. İbadet yapmadan Cennete girmek için dua etmek günahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Akıllı, nefsine uymaz, ibadet eder. Ahmak ise nefsine uyar, [ibadet etmez, günah işler] sonra da Allah’ın rahmetini bekler.) [Tirmizi] İbadet etmeyip günah işleyenin ahmak olduğu bildirilmektedir. Günahlar zehirdir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (İyi biliniz ki, derdiniz günahlardır, devası da istiğfardır.) [Deylemi] (Cehennem zebanileri, günah işleyen hâfızlara, puta tapanlardan daha çok azap yapar. Çünkü bilerek yapılan günah, bilmeyerek yapılan günahtan daha kötüdür.) [Taberani] Bir kimse, günahı sebebiyle kendini Cehennemlik olarak görmemelidir. Çünkü Allahü teâlânın affı, rahmeti o kimsenin günahlarından daha büyüktür. Bu bakımdan Allahü teâlânın rahmetinden ümit kesmemeli, ibadetim çok diye azabından emin olmamalıdır. Yani, korku ile ümit arasında olmalı, günahlardan kaçarak ibadete devam etmelidir. (Berika) İmam-ı Rabbani hazretleri, sonsuz kurtuluşa erişmek için ilim, amel ve ihlasın şart olduğunu bildirir. Bunlardan birisi olmazsa, diğerlerinin kıymeti olmaz. Yani ilimsiz amel, ihlaslı da olsa kıymetli olmaz. Çünkü ilmi olmadığı için yaptığı kötü bir şeyi Allah rızasına uygun zanneder. İlimle işlenen amelde ihlas yoksa, yine o ibadet kıymetsizdir. İlim ve ihlas olsa, amel olmazsa, zaten ortada yapılan bir şey yoktur. İlim ve ihlasla yapılan amel, imanın parlayıp kuvvetlenmesine sebep olur. İmanla ölen kimse, ne kadar günahkâr olursa olsun, sonunda Cennete gider. Ancak, (Cennete gitmek için iman şarttır, amel şart değildir) diyen kimse, ibadet etmezse, işlediği günahlar kalbini karartır ve imanı gidebilir. Çünkü iman, muma benzer, ibadetler mum etrafındaki fener gibidir. Mum ile birlikte fener de, İslamiyet’tir. Fenersiz mum çabuk söner. İmansız, İslam olamaz, İslam olmayınca, iman da yoktur. Genel olarak Allahü teâlânın emrine uyup yasak ettiklerinden kaçan, Cennetlik; Allah’a isyan eden, kâfir olan ise Cehennemlik demektir. Her şey neticesi ile ölçülür. Bu bakımdan, kâfir bir kimse, ömrünün sonunda imana kavuşursa Cennetlik olur, mümin de maazallah sapıtıp kâfir olabilir. Fakat bu çok azdır. Genel olarak insan nasıl yaşarsa öyle ölür. Yani mümin olarak yaşayan mümin olarak, kâfir olarak yaşayan kâfir olarak ölür.

Rızkınızı güzel yoldan arayın
Sual: Rızkımızı kazanıyoruz diye helale harama dikkat edilmiyor. Rızkı
108

www.dinimizislam.com

helal yoldan aramak lazım değil mi? CEVAP Cenab-ı Hak, her canlının rızkını göndereceğini "Allahü teâlânın rızk vermediği, yeryüzünde bir mahlûk yoktur" buyurarak bildiriyor. Allahü teâlâ, her insanın ve her hayvanın rızkını ezelde takdir etmiş, ayırmıştır. İnsanların ve hayvanların ecelleri ve nefeslerinin sayısı belli olduğu gibi, her insanın bedeninin ve ruhunun rızkları da bellidir. Rızk hiç değişmez, azalmaz ve çoğalmaz. Kimse kimsenin rızkını yiyemez. Kimse kendi rızkını yiyip bitirmeden ölmez. Bir kimse, Allahü teâlâ emrettiği için çalışır, rızkını helal yoldan ararsa, ezelde belli olan rızkına kavuşur. Bu rızk, ona bereketli olur. Bu çalışmaları için de sevap kazanır. Eğer, rızkını Allahü teâlânın yasak ettiği yerlerde ararsa, yine ezelde ayrılmış olan o belli rızka kavuşur. Fakat, bu rızk ona hayırsız, bereketsiz olur. Rızkına kavuşmak için kazandığı günahlar da, onu felaketlere sürükler. Her canlının rızkını Allahü teâlâ verir. Çocuk, ana karnında çalışmaktan aciz olduğu için, göbeğinden ona rızk gönderir. Çocuk dünyaya gelince, rızk olarak, anasının göğsünden süt gönderir. Bir şey yiyebileceği yaşa gelince de, dişlerini yaratır. Çocuğun ana-babası ölüp, yetim kalırsa, önceden yalnız şefkatle annesi bakarken, sonradan, herkesin kalbini, ona karşı merhametle doldurur. Daha büyüyünce de, çalışmak için kuvvet ve para kazanma arzusu ihsan eder. O kimse, bu arzudan vazgeçip, takva yolunu tutar, kendini yetim haline korsa, ona karşı kalbleri, yine şefkatle doldurur. Herkes, (Bu kimse Allah yolundadır. Her şeyin iyisi buna layık) der. Para kazanırken, kendine, yalnız kendi acırdı. Şimdi herkes acır. Fakat, takva yolundan ayrılır, nefsine uyar ve çalışmazsa, kalblerde ona karşı şefkat hasıl etmez. Böyle kimselerin, tevekkül ediyorum diye çalışmaması, tembel oturması, hiç caiz değildir. Kendini düşünen kimsenin, çalışıp, ihtiyaçlarını elde etmeyi de düşünmesi gerekir. Demek ki, Allah yolunda olup, yetim gibi olana karşı, herkesin kalbinde şefkat, merhamet yaratır. Cüneyd-i Bağdadi hazretleri, “Allahü teâlâ emrettiği için çalışmalı, rızk için üzülmemeli” buyurdu. Rızk için Allahü teâlânın verdiği söze güvenmelidir. Müslüman, Allahü teâlâ, çalışmayı emrettiği için çalışıp kazanır. Nefsinin kötü arzularına, zevklerine kavuşmak için çalışıp para kazanmak ve çalışırken, helali haramdan ayırmamak, başkalarının haklarına saldırmak, onlara olan borçlarını ödememek, suç işlemek, dünyaya düşkün olmayı gösterir. Dünyaya düşkün olmak, büyük günahtır.
109

www.dinimizislam.com

Allahü teâlâ emrettiği için çok çalışıp, çok kazanmak ve Onun emrettiği gibi çalışıp, kazandığını, Onun emrettiği yerlere sarf etmek, ibadet yapmak olur. Çok sevap olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Herkese dünyalıktan nasibi neyse, o şeyler ona kolaylaştırılır) buyuruldu. (Hakim) Bir kimse kazancını kumardan elde etmeye çalışsa, zamanla kumar işinde mahareti artar. Marangoz, terzi gibi helal bir meslek edinmek isteyene de işleri kolaylaştırılır. Onun için daima helal kazanç yollarını aramalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ey insanlar, Allah’tan korkun ve rızkınızı aramada güzel yol tutun! Çünkü hiç bir kimse, rızkını ele geçirmeden ölmez. O halde Allah’tan korkun ve rızkınızı güzel yollarla elde edin, helali alın, haramı terk edin!) [İbni Mace] (Rızkınızı gecikmiş saymayın! Hiç kimse, takdir edilen rızkına kavuşmadıkça ölmez. O halde rızkınızı güzel yoldan arayın, helali alın, haramdan kaçın!) [Hakim]

Kalb ile işlenen günahlar
Sual: Hep evinde duran veya hasta olup dışarı çıkamayan bir kimse, günah işleyebilir mi? CEVAP Kalb ile işlenen altmıştan fazla günah vardır. Bunlardan bazıları kısaca şöyle: Tul-i emel, zevk sürmek için çok yaşamayı istemektir. Tul-i emelin sebepleri, dünya zevklerine düşkün olmak ve ölümü unutmak ve sıhhatine, gençliğine aldanmaktır. Tul-i emelli, ibadetleri vaktinde yapmaz, tevbeyi terk eder. Kalbi katı olur. Nasihat tesir etmez. Ölümü unutur. Hep dünya malına ve mevkiine kavuşmak için ömrünü harcar, ahireti unutur, dünyanın faydasız zevkini düşünür. Bunlardan kurtulmak için, ölümün her an gelebileceğini düşünmeli, sıhhatin, gençliğin ölüme mani olmadığını unutmamalıdır! Birçok hastanın iyileşip yaşadığı, sağlam birçok kişinin öldüğü çok görülmektedir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (İnsan yaşlandıkça, mal hırsı ve tul-i emeli gençleşir.) [Müslim] (Cenneti isteyen, uzun emelli olmasın, ölümü unutmasın!) [İbni Ebid-dünya] Kibir, kendisini bir veya birkaç bakımdan başkasından üstün görmektir. Yanına başkasının oturmamasını istemek, doğru sözü kabul
110

www.dinimizislam.com

etmemek, kusurunu söyleyene teşekkür etmemek ve hep zenginin davetini tercih etmek kibir alametidir. Kibirli olan, salih insan olamaz. Kibir, her iyiliğe engeldir. Kibirli değilim diyen, kibirlidir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah, kibredenleri sevmez.) [Nahl 23] Ucub, kendisini başkasından üstün bilmek, yaptığı iyi işler sebebiyle kendini beğenmektir. Ucbeden, günahlarını hatırlamaz. Allahü teâlânın kendine ihsan ettiği iyilik etme nimetini kendinden bilir, kabiliyeti ile övünür. Suizan, birinin kötü bir iş yaptığını zannetmektir. Kalbe gelen kötü düşünce, o haliyle suizan olmaz. Kalbin o tarafa kayması suizan olur. Mesela birisinde bir kalem görünce, (Acaba bu kalemi çalmış olabilir mi) diye düşünmek suizan olmaz. (Çalmış olabilir) diye zannetmek suizan olur. Haset, kıskanmak, çekememektir. Onun haklı olan sözlerini ve nasihatlerini reddeder. Kendisinden üstün bile olsa, ona karşı kibirlenir, ondan bir şey sorup öğrenmek istemez. İnsan, hasetten kurtulamaz. Mesela birinin iyi bir arabasını görünce, onda kusur arar. (Şurası şöyle, burası böyle) der. Haset edenin ömrü üzüntü ile geçer. Haset ettiği kimsenin nimetinin azalmadığını, hatta arttığını görerek, sinir krizi geçirir. Hasetten kurtulmak için, haset ettiği kimseye hediye vermeli, ona karşı tevazu göstermeli ve onun nimetinin artması için dua etmeli, mesela, (Ya Rabbi, ona daha iyi arabalar nasip eyle) demelidir! Hıkd, başkasından nefret etmek, ona karşı kin beslemektir. Kendine nasihat verene kin beslemek haramdır. Onu sevmek, ona hürmet etmek gerekir. Halbuki o, kendisi ile aynı derecede veya daha üstün olana kızar. Bir şey yapmak elinden gelmediği için, ona karşı kibirlenir. Tevazu gösterilmesi gerekene tevazu edemez. Onun haklı sözlerini, tavsiyelerini kabul etmez. Herkese karşı ondan daha üstün olduğunu göstermek ister. Ona eziyet verse de, özür dilemez. Şematet, başkasına gelen belaya sevinmektir. Hadis-i şerifte, (Arkadaşınıza şematet ederseniz, Allahü teâlâ, belayı ondan alır, size verir) buyuruldu. Hicr, dostuna darılmaktır. Üç günden fazla dargın durmak helal olmaz. Gadr, sözünde durmamaktır. Hadis-i şerifte, (Gadr eden, kıyamette kötü şekilde ceza görür) buyuruldu. (İslam Ahlakı)

Ya hep ya hiç mantığı
Sual: Ben namaz kılan, oruç tutan haramlardan kaçmaya çalışan bir bayanım. Ancak tesettürlü değilim. İki grup insan bana sataşıyor:
111

www.dinimizislam.com

Bir kısmı diyor ki: Başın açık olduğuna göre, hiçbir ibadetin muteber değildir, boşuna ibadet etme, İslam bir bütündür tamamını uygulamak gerekir diyorlar. Bir kısmına da, gıybet etmeyin, içki içmeyin, yalan söylemeyin gibi sözler söylediğim zaman, sen de başını açıyorsun ya diyorlar. Bunların beni böyle eleştirmesi doğru mudur? CEVAP Elbette yanlış. Maalesef günümüzde ibadetlerde ya hep ya hiç mantığı var. Ya hep ya hiç imanda olur, günahlarda ve ibadetlerde olmaz. İmanın azı çoğu olmaz. İman ya vardır, ya yoktur. Bazı ibadetleri yapamayana veya bazı günahlardan kaçamayana sen şu günahı işliyorsun, artık ibadete lüzum yok denmez. Günah küçük olsa da kaçmaya çalışmalıdır. Bir günaha alışan, ötekilerini de işlemek isteyebilir. Bir günah öteki günahları davet eder. Günah demek, isyan demektir. Akıllı olan, Rabbine isyan sayısını hiç artırır mı? Aksine azaltmaya çalışır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Bütün günahlara tevbe edip hepsinden kaçmak büyük nimettir. Bu yapılamazsa, bazı günahlara tevbe etmek de nimettir. Bunların bereketiyle belki bütün günahlara tevbe etmek nasip olur. "Bir şeyin bütünü ele geçmezse, hepsini de kaçırmamalı" buyuruldu. (2/66) Birkaç günaha müptela olan kimse, birinden vazgeçmek isterse, ona, (Diğerlerini bırakmadığına göre bu günaha da devam et) denmez. Günah miktarı ne kadar azaltılırsa o kadar iyi olur. Çünkü Allah’tan korkarak bir günahtan vazgeçmek iman alametidir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Ömründe bir defa Allah’ı anan veya Ondan korkan Müslüman, elbette Cehennemden çıkacaktır.) [Tirmizi] O halde hangi günah olursa olsun kaçmaya çalışırsak, günahlarımızın cezasını Cehennemde çeksek bile bir gün oradan kurtulup Cennete gideriz. Hatta, şefaate kavuşup hiç girmeden de Cennete gitme ihtimali mevcuttur. Onun için imanlı ölmeye gayret etmelidir. İmanlı ölmek için de, haramlardan kaçmak ve ibadetleri yapmak lazımdır. Gafillerin zindanında Esir olup kalan insan Harap olan şu dünyada Gaflet ile yatan insan Gözünü aç, tarihe bak Gelip geçti nice sultan Ne ahmaktır bu faniye Gönül verip, duran insan
112

www.dinimizislam.com

İşte altın kafes dense Bülbül durmaz der ki vatan Niçin çıkmak istemez ki Bu zindana giren insan Değerlendir fırsatları Elinde var iken imkan Cehennemde yanacaktır Adam sen de diyen insan.

Ya hep ya hiç
Sual: İbadetlerde, (Ya her ibadetin hepsini yap veya hiç birini yapma), günah konusunda da, (Ya günahların hepsinden vazgeç veya hiç birini terk etme, ya hep ya hiç) deniyor. Böyle konuşmak dinimize aykırı değil midir? CEVAP Bu konularda (Ya hep ya hiç) demenin, uygun olan ve uygun olmayan yönü vardır.

Uygun yönü:
Namaz kıl da nasıl kılarsan kıl, bir şey okumadan kıl, abdestsiz kıl demek yanlıştır. Her ibadeti dinin bildirdiği ölçülere göre yapmaya çalışmak gerekir. Yani yapabildiğimiz kadar yaparız. Mesela oruç tutan kimse, öğleye kadar tutup, öğleden sonra yiyip içse, (Başkaları hiç tutmuyor, ben yine öğleye kadar tuttum) dese, yanlış olur. Bu, emri değiştirmek yani bid’at olur, hatta oruçla alay olabilir. İki rekât sabah namazının farzını kılmaya başladıktan sonra, bir rekât kılıp bıraksa, (Başkaları hiç kılmıyor, ben yine bir rekât kıldım) demek yanlış olur. Namazla alaya sebep olabilir. Hiç yapmamak çok kötü ise de; böyle yapmak, hiç yapmamaktan daha kötü olabilir. Saz çalarak Kur'an okuyanın, (Başkaları hiç okumuyor ya) demesi çok yanlış olur. Böyle okumak, hiç okumamaktan daha kötüdür.

Uygun olmayan yönü:
(İslamiyet bir bütündür, namaz kılmıyorsan oruç da tutma, açık geziyorsan namaz da kılma, kumar oynuyorsun, içki içmemenin bir faydası olmaz, ya hep ya hiç) demek yanlıştır. Birkaç günah işliyorum diye, diğer günahları da yapmak gerekmez. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: (Bütün günahlara tevbe edip hepsinden kaçmak büyük nimettir. Bu yapılamazsa, bazı günahlara tevbe etmek de nimettir. Bunların bereketiyle belki bütün günahlara tevbe etmek nasip olur. “Bir şeyin bütünü ele geçmezse, hepsini de kaçırmamalı” buyuruldu.) Demek ki, ibadetlerin hepsi yapılamasa da, yapılabildiği kadar yapmak, günahların hepsinden kaçılamasa da, kaçılabildiği kadar kaçmak da bir nimettir. Bu konularda, (Ya hep ya hiç) demek dine aykırı olur.
113

www.dinimizislam.com

Günahta ısrar nedir
Sual: Şu (İstiğfar eden, hiç günah işlememiş gibi olur), (İstiğfar eden, günde yetmiş defa aynı günahı işlese ısrar etmiş sayılmaz), (Günahı bırakmadan istiğfar eden, Allah ile alay etmiş olur) hadis-i şerifler birbirine zıt gibi. Günahta ısrar ne demektir? CEVAP Günahta ısrar demek, hiç pişman olmadan, Allahü teâlâdan çekinmeden günah işlemeye devam etmektir. Üç hadis-i şerifi âlimler nasıl açıklamışsa bildirelim: Bir insan yıllarca içki içmiştir, tesettüre riayet etmemiştir. Bir gün yaptığı günahlara pişman olur, bir daha aynı günahı işlemezse, Allahü teâlâ onun bu günahlarını affeder, hiç günah işlememiş gibi olur. Bunun için Peygamber efendimiz, (İstiğfar eden, hiç günah işlememiş gibi olur) buyurdu. (İbni Mace) İnsan bu, günahı terk ettiği halde, kötü arkadaşlara veya nefsine uyarak aynı günahı işlese, sonra pişman olsa, tekrar tevbe etse, aradan bir müddet geçtikten sonra yine nefsine veya şeytana uyup aynı günahı işlese, tekrar pişman olup bir daha işlemeye tevbe etse, tevbesi yine makbul olur. Yani ben bu günaha kaç kere tevbe ettim ve yine işledim, artık Allah beni affetmez diye Allah’tan ümit kesmek caiz değildir. Onun için Hazret-i Mevlana, (Bin kere tevbeni bozsan da yine gel, bu kapı ümitsizlik kapısı değildir) buyuruyor. Peygamber efendimiz de, aynı anlamda, (İstiğfar eden, günde 70 defa aynı günahı işlese ısrar etmiş sayılmaz) buyuruyor. (Tirmizi) Bazı kimseler de, içki içmeye veya başka günaha hiç çekinmeden devam ederler, bu arada, (Ya Rabbi, hep sana isyan ediyoruz, sen çok affedicisin, bizi de affet) derler. Bu af dilemek, özür dilemek değildir. Evet Allahü teâlâ af dileyeni kabul eder ama, bu af dilemek değildir. Bir daha yapmam diye yalvarmak af dilemektir. Günahtan vazgeçmeden af dilemek edepsizlik olur. Onun için Peygamber efendimiz, (Günahı bırakmadan istiğfar eden, Allahü teâlâ ile alay etmiş olur) buyuruyor. (İbni Asakir) Görüldüğü gibi hadis-i şerifler birbirine zıt değildir. Hadis-i şerifler hangi olay üzerine söylenmişse onu bilmeden bu hadis, ötekine zıt dememelidir.

Ne düşünmeli ki günahtan uzaklaşılsın
Sual: İnsan günah işleyeceği zaman nasıl düşünmeli ki o günahı işlemekten uzaklaşsın? CEVAP
114

www.dinimizislam.com

Bir kimse, günah işleyeceği zaman, kendisini, Allahü teâlânın hep gördüğünü ve yanında amellerini yazan meleklerin de bulunduğunu düşünmelidir! Allahü teâlânın sıfat-ı sübutiyyesinden, Basar, görmek, esma-i hüsnasından El-Basir, gizli açık, her şeyi çok iyi gören demektir. Kur'an-ı kerimde birçok âyet-i kerimede, Allahü teâlânın, insanların yaptıkları her işi en iyi şekilde gördüğü bildirilmektedir. (Bekara, 110, 233, 237) Allahü teâlâ, sadece yapılanları değil, yapılacak olanları da, insanların ne düşündüklerini de bilir. Birkaç âyet-i kerime meali: (İnsanı ben yarattım ve nefsinin kendisine fısıldadığını [ne düşündüğünü, ne düşüneceğini] bilirim ve ben ona şah damarından daha yakınım.) [Kaf 16] (Allah onların kalblerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.) [Neml 74] (Allahü teâlâ, içinizde ne varsa hepsini bilir.) [A.İmran 154] Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir kimse, iki salih komşusundan nasıl utanıyorsa, gece-gündüz, kendisi ile beraber olan iki melekten de öyle utanmalıdır!) [Beyheki] Sual: Namaz kılan biriyim. Namahreme bakmak veya başka bir günah işlemek istendiği zaman, bundan korunacak bir dua var mıdır? CEVAP Evet, vardır. Ancak doğru kılınan namazın, her kötülükten koruduğu Kur’an-ı kerimde bildiriliyor. Onun için ilkönce namazı doğru kılmaya çalışın. Namazın farz, vacib, sünnet ve müstehablarına riayet edin. Mekruhlarından kaçının. Böyle namaz kılan kimse elini harama uzatamaz. Duaya gelince, Allahü teâlâyı zikretmeli, yani anmalı, hatırlamalı. Mesela La ilahe illallah demeli. Allah'ı anmadan gaflet içinde yaşayana şeytan musallat olur. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Rahman olan Allah'ı zikretmekten gâfil olana, yanından ayrılmayan bir şeytan musallat ederiz.) [Zuhruf 36] Şeytan, insana musallat olup da günaha teşvik edince, hemen Allah'ı zikretmeli yani kelime-i tevhid okuyarak, estağfirullah diyerek, La havle... okuyarak Allah'ı anmalıdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Şeytan, Allah zikredilince, kaçar, zikredilmezse, vesvese vermeye devam eder.) [Ebu Ya'la] Her zaman Allahü teâlâ zikredilirse, şeytan musallat olamaz. Şeytanın şerrinden ve vesvesesinden kurtulmuş olunur. Zaten şeytan gâfillere musallat olur. İyilere bir zararı dokunamaz. Allahü teâlâ şeytana diyor ki: (Benim kullarıma senin hakimiyetin yoktur, onlara musallat
115

www.dinimizislam.com

olamazsın.) [İsra 65] İyiler de, kötüler de, Allahü teâlânın kulu olduğu halde salihler için, (Benim kulum) buyuruyor. Demek ki Rabbimizin (Benim kulum) dediği salih kimselere şeytan musallat olamıyor. Paraya, kötü arzularına kul olanlara şeytan musallat oluyor. Casiye suresinde (Hevasını ilah edinenler) tabiri geçiyor. Yani kötü arzularının kulu olanlar buyuruluyor. Kişi neye tapıyorsa onun kuludur.

Kelime-i tevhidin fazileti
Sual: İslam Ahlakı kitabında, Kelime-i tevhidin sevabının, bütün günahlardan ağır geldiği bildirilerek, (Mahşer günü bir kişi gelecek, 99 amel defteri olup, her bir defterin yaprağı göz gördüğü kadar geniştir. Hiç birinde iyiliği olmayıp, yalnız bir parmak kadar, o kimsenin dünyada söylediği bir kelime-i tevhid bulunur. O 99 defter terazinin bir kefesine ve bir kelime-i tevhidi diğer kefesine koyarlar. Kelime-i tevhid tarafı ağır gelir) mealindeki hadis bildiriliyor. O zaman, La ilahe illallah diyerek bir kelime-i tevhid söyledikten sonra, günahlardan sakınmaya ve ibadet etmeye gerek var mıdır? CEVAP Akıl mantık yürütmekle din olmaz. Bizim gibilerin hadis-i şeriften mana çıkarması yanlış olur. Allah saklasın, günahlardan kaçmaz, ibadeti lüzumsuz görebiliriz. Dinimizde bir şey şartsız bildirilirse, onun bir çok şartlarının olduğu anlaşılır. La ilahe illallah diyenin Cennete gidebilmesi için birçok şartları var. Birkaçını bildirelim: 1- Kelime-i tevhidi inanarak söylemek şarttır. İnanmadan söylenirse faydası olmaz. Müslüman olarak söylemek gerekir. Kâfirliği bırakmadan bir gayri müslim söylese hiç kıymeti yoktur. 2- Amentü’deki altı esasa inanması ve beğenmesi şarttır. İnanmadan La ilahe illallah demenin hiç önemi yoktur. İnansa fakat beğenmese yine kıymetsizdir. Bu altı esastan birine inanmasa yine kıymetsizdir. Mesela Muhammedün Resulullah demese yine ebedi Cehennemliktir. 3- İtikadının düzgün olması şarttır. İtikadı bid’at olanlar, muhakkak Cehenneme gider. 4- Haramlardan kaçması lazım. Namaz, oruç gibi ibadetleri yapmamak haramdır. (Haramlardan kaçıp, ihlasla, la ilahe illallah diyen Cennete girer) hadis-i şerifindeki (İhlasla) ifadesi için Resulullah efendimiz, (Söyleyeni haramlardan alıkoymasıdır) buyurdu. (Taberani) Demek ki haramlardan kaçmadan la ilahe illallah demenin insanı
116

www.dinimizislam.com

Cehennemden kurtarması çok zordur. 5- Meşhur bir harama helal dese, mesela şarap veya domuz eti helaldir dese, la ilahe illallah demesi onu Cehennemden kurtarmaz. Meşhur bir farzı inkâr etse, mesela namaz, oruç farz değil dese, la ilahe illallah demesi onu Cennete sokmaz. Bir kimse, haramlardan kaçmaz, ibadetlerini yapmazsa, o kimsenin ölürken imanını muhafaza etmesi çok zordur. O halde haramlardan kaçmak ve ibadetleri yapmak, insanın imanlı ölmesine sebep olmaktadır.

Elini veren kolunu alamaz
Sual: Bazen nefsimize uyarak, sünnetleri terk etsek, mekruh işlesek, zararı ne olur? CEVAP Bir ihtiyaç veya zaruret olmadıkça, sünnetler terk edilmez, mekruh işlenmez. Zaruret varsa, (Zaruretler yasak olan şeyleri mubah kılar) hükmüne göre, sünnet terk edilebilir, mekruh işlenebilir. Yani, başka hiçbir çare yoksa, haram olan bir şeyi zaruret miktarı işlemek ve farzı, zaruret ortadan kalkana kadar terk veya tehir etmek caiz olur. Fakat, geçerli bir mazeret yok iken, sırf nefsimize ağır geliyor diyerek, sünnetleri terk edip, mekruh işlememelidir. Nefse mağlup olmayıp, bilakis üstüne gitmelidir. Küçük tavizler, sonra daha büyük felaketlere sebep olabilir. Elini veren, kolunu alamaz. Abdullah ibni Mübarek hazretleri buyuruyor ki: Müstehabları yapmakta gevşek davranan, sünnetleri yapamaz. Sünnetleri yapmakta gevşeklik de, farzların yapılmasını zorlaştırır. Farzlarda gevşek davranan da, marifete, yani Allahü teâlânın rızasına kavuşamaz. (F. Bilgiler) Mekruh işlemek de böyledir. Genelde, mekruh tek başına söylenince, tahrimen mekruh anlaşılır. Bu ise, harama çok yakındır. Nasıl farzı terk etmek haram ise, vacibi terk etmek de tahrimen mekruh olur. Bir ihtiyaç olmadıkça, tenzihi de olsa, mekruhtan sakınmaya çalışmalı. Mekruh, kerih olan, yani çirkin, beğenilmeyen şey demektir. Mekruh işlemeye alışan kimseye, zamanla haram işlemek de normal gelmeye başlar. (Alışmış, kudurmuştan beterdir) denilmiştir. Ayrıca, küçük günaha devam etmek, büyük günah olur. Büyük günaha devam etmek ise, insanı küfre kadar götürür. İki hadis-i şerif meali: (Günahların küçük görüneninden sakının! Bunlar toplanınca sahibini helak eder. Bu şuna benzer ki, bir kavim bir vadiye iner, çerçöp, odun ne bulurlarsa toplayıp getirirler. Böylece koca bir yığın olur. Bunu yakıp ateşinde yemek pişirirler. İşte küçük görünen
117

www.dinimizislam.com

günahlardan hesaba çekilen de, helak olur.) [Taberani] (Uçurumun kenarında dolaşan, her an uçuruma yuvarlanabilir.) [Buhari]

İyilik ve kötülük
Sual: Bir günahı veya bir iyiliği iki ayrı kişi işlese, günah ve sevab yönünden farklı olabilir mi? CEVAP Evet olabilir. Mesela bir iyiliği Eshab-ı kiram işlese, onlara dağlar kadar sevab verilir. İhlası çok olana daha çok sevab verilir. İyilik, güzellik her zaman iyidir. Ancak bazı kimselerde olursa daha iyi daha güzel olur. Bir hadis-i şerif meali: (Güzellik, kiminde daha güzeldir: Adalet güzeldir, idarecide olursa daha güzeldir. Cömertlik güzeldir, zenginde olursa daha güzeldir. Vera âlimde, sabır fakirde, tevbe gençte daha güzeldir. Haya güzeldir, kadında olursa daha güzeldir.) [Deylemi] Kötülük, günah her zaman kötüdür. Ama bazı kimselerde daha kötü olur. Birisi bize kötülük etse üzülürüz, ama kendisine çok iyilik ettiğimiz bir kimse kötülük ederse daha çok üzülürüz. Kâfir, kâfirlik yapsa o kadar anormal görülmez. Ama bir Müslüman, kâfir olsa, daha kötüdür. Onun için mürtedin cezası daha ağır olur. Zina çok çirkin büyük bir günahtır. Ama zina kendi yakınımızla falan olursa daha çirkin daha büyük olur. Yer de önemlidir. Gizli yerde yapmakla açıktan yapmak daha kötüdür. Bu kötülüğü camide veya Kâbe’de yapmak daha büyük günah olur. Yalan kötüdür. Ama bunu sıradan bir insanın söylemesi ile yetkili bir devlet adamının millete zarar olacak bir yalanı elbette daha büyük olur. Kibretmek büyük günahtır. Fakat fakirin kibirlenmesi daha çirkindir. Bir hadis-i şerif meali: (Kıyamet günü şu üç kişiye Allahü teâlâ rahmet nazarı ile bakmaz ve acıklı azaba düçar eder: 1- Zina eden ihtiyar, 2- Yalan söyleyen hükümdar, 3- Kibirlenen fakir.) [Müslim, Tirmizi, Nesai]

En büyük günah
Sual: En kıymetli ibadet ve en büyük günah net olarak hangisidir? Hadis-i şeriflerde çok farklı bildiriliyor. Bir hadiste ana babaya itaat, başka
118

www.dinimizislam.com

birisinde namaz deniyor. Günahlar için de aynı şekilde farklı hadis-i şerifler var. Yedi büyük günah bildiriliyor. Başka bir hadiste bu yedi günahın dışında olarak zina en büyük günah denirken, başka bir hadiste içki içmek en büyük günah olarak bildiriliyor. Bunların sebebi nedir? CEVAP Hangi ibadet, Allahü teâlânın rızasına kavuşturursa, o en büyük ibadet olur. En büyük günah ise, Allahü teâlânın gazabına sebep olan günahtır. Bunu da biz bilemeyiz. Allahü teâlânın gazabı günahlar içinde saklıdır. Onun için her günahtan kaçınmalıdır. Belki bizim büyük sanmadığımız bir günah, Onun gazabına sebep olabilir. Nefsine yenilip günah işleyen de, korku içinde olmalıdır. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Pervasızca günah işleyen mümine Allahü teâlâ gazap eder.) [Ukaylî] Hadis-i şeriflerin farklı olmasının sebebi ise şudur: Suali soranların hallerine uygun, çeşitli cevaplar verilmiştir. Kimisi için namazdır, kimisi için emri maruftur. Günahlar da öyledir. Bazısı için zina, onun felaketine sebep olur, bazısı için de içki sebep olabilir. Bir de, zamana göre, uygun cevap verilmiştir. Mesela İslamiyet’in ilk zamanları cihad önemli idi. Günümüzde emr-i marufun, ehli sünnet itikadını yaymanın önemi büyüktür. Demek ki, kişilerin hallerine ve zamana göre büyüklük değişiyor. Zaten emredilen ibadetleri yapmak, yasak edilenlerden kaçınmak her Müslümanın her zaman vazifesidir. Sual: Şirk hariç, en büyük günah nedir? CEVAP Günah, Allahü teâlânın emirlerini yapmamak yani isyan etmek olduğu için, günahların hepsi de büyüktür. En büyük günah, Allahü teâlânın gazabına sebep olan günahtır. Bunu da insan bilemez. Allahü teâlânın gazabı günahlar içinde saklıdır. Onun için her günahtan kaçınmalı. Belki bizim küçük sandığımız bir günah, Onun gazabına sebep olabilir. Âlimlerimiz buyuruyor ki: En büyük günah, bid’at itikadında olmaktır. Doğru iman bilgileri öğrenilmezse, yani iman bozuksa, yaptığı ibadetlerin hiç kıymeti olmaz. En büyük günah, günahı bilmemektir. Ondan daha büyük günah ise, günahı ibadet olarak yapmaktır. Bid’at işleyenler böyledir. Bid’ati, dinin emri gibi yapar. En büyük günah, kalb kırmaktır. En büyük günah, kibirdir. En büyük günah, gıybettir. En büyük günah, namazı özürsüz kazaya bırakmaktır. Farzları, vazife
119

www.dinimizislam.com

bilip, kaza etmeyi, ödemeyi düşünmek şartı ile, tembellikle yapmamak, en büyük günahtır. Vazife bilmemek, önem vermemek ise, küfür olur. Namaz kılmamak, diğer bütün günahlara yol açacağı için, en büyük günah namaz kılmamak denebilir. Namaz kılan, diğer günahlardan korunur. Çünkü Kur’an-ı kerimde, namazın bütün kötülükleri önleyeceği bildiriliyor. Büyük günahlarla ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır: (En büyük günah, katillik, ana babaya zulüm, yalan yere şâhitliktir.) [Deylemi] (En büyük günah, yalan yere yemin etmektir.) [Buhari] (En büyük günah, dünya sevgisidir.) [Deylemi] (Dünya sevgisi, bütün günahların başıdır.) [Beyheki, İbni Ebi-ddünya] (En büyük günah, zinadır.) [İbni Ebi-d-dünya] (En büyük günah, içki içmektir.) [Taberani] (En büyük günah, Allah hakkında suizan etmektir.) [Deylemi] (En büyük günah, haksız yere, bir Müslümanın malını almaktır.) [Taberani] (En büyük günah, faiz, iffetli kadına iftira, yetim malı yemektir.) [Taberani] (En büyük günah, kişinin, geçimi kendisine ait olanları ihmal etmesidir.) [Müslim] (En büyük günah, kişinin borcunu ödemek için mal bırakmadan ölmesidir.) [Ebu Davud] (Gıybet zinadan da büyük günahtır. Zinadan tevbe edeni Allahü teâlâ affeder. Gıybet edilen, gıybet edeni affetmedikçe, affolmaz.) [Taberani] (Livata yapan mel’undur.) [İ. Ahmed] (Vasiyette vârislerden birini zarara sokmak büyük günahtır.) [İbni Cerir] (Avret yerlerini açmak büyük günahtır.) [Hâkim] (Bir Müslümanın kalbini kırmak, Kâbe’yi yetmiş kere yıkmaktan daha günahtır.) [R. Nasıhin] (Küçük günaha devam etmek, büyük günah olur.) [İ. Asakir] (Küçük görünen günahlar, toplanınca sahibini helak eder.) [Taberani] (Şu yedi büyük günahtan kaçının: 1- Allah’a şirk koşmak, 2Büyücülük, 3- Katillik, 4- Harpten kaçmak, 5- Yetim malı yemek, 6Faizcilik, 7- Namuslu kadına iftira etmek.) [Taberani] (İlmi gizlemekle yapılan hıyanet, malda yapılan hıyanetten daha
120

www.dinimizislam.com

büyük günahtır.) [Ebu Nuaym] Hadis-i şeriflerde, suali soranların hâllerine uygun, çeşitli cevaplar verilmiştir. Bazısı için zina, onun felaketine sebep olur, bazısı için de içki sebep olabilir. Günahın büyüklüğü, kişilerin hâllerine ve zamana göre değişiyor. Sual: Şu hadisi bildirdiniz: (Beş vakit namaz kılan, Ramazan orucunu tutan, zekâtını veren ve yedi büyük günahtan kaçınana, Cennetin bütün kapıları açılır, selamet ve emniyet içinde gir denilir.) [Nesai] Bu hadiste bildirilen yedi büyük hangileridir? CEVAP Yedi büyük günah şunlardır: 1- Allah’a şirk koşmak. 2- Büyücülük, 3- Katillik, 4- Harpten kaçmak, 5- Yetim malı yemek, 6- Faizcilik, 7Namuslu kadına iftira etmek. (Buhari, Müslim) Başka bir hadis-i şerifte de, yedi büyük günah içinde Müslüman olan ana babaya asi olmak ifadesi geçiyor. Allah’a şirk koşmak küfürdür. Küfür de, bazen büyük günahlar arasında sayılır.

Allah kimleri sevmez
Sual: Allah kimleri sevmez? CEVAP Allahü teâlâ, kâfirleri de, günah işleyen Müslümanları da sevmez. Bu ikisi arasında elbette fark vardır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlânın kâfirlere düşmanlığı, zatından yani kendisindendir. Müslümanların işlediği günahları ise, sıfatları sevmez. Bu düşmanlık sıfatlara aittir. Rahmet sıfatı, zatın düşmanlığını ortadan kaldırmaz. (1/266) Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir: (Allahü teâlâ, kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32] (Allahü teâlâ, israf edenleri sevmez.) [Enam 141] (Allahü teâlâ, kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez.) [Lokman 18] Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir: (“Allah’tan kork” denince, “Sen kendine bak” diyeni Allahü teâlâ sevmez.) [Beyhekî] (Düşmanlıkta ileri gidenleri Allahü teâlâ sevmez.) [Buhari] (Allahü teâlâ, kibirlileri sevmez.) [Deylemi] (Allahü teâlâ, komşusuna sıkıntı vereni sevmez.) [Deylemi] (Allahü teâlâ, eshabımı ve akrabamı incitenleri sevmez.) [Taberani] (Allahü teâlâ, çok yiyip içeni ve çok uyuyanı sevmez.) [İ. Gazali] (Allahü teâlâ, cimriliği sevmez.) [Berika]
121

www.dinimizislam.com

(Allahü teâlâ, çirkin söz söyleyeni sevmez.) [İbni Ebi-d-dünya] (Allahü teâlâ, zalim zengini sevmez.) [Bezzar] (Allahü teâlâ, taatten gafil olanı sevmez.) [Deylemi] (Allahü teâlâ, çalışmayan gençleri sevmez.) [Münavi] (Allahü teâlâ, hakkı kabul etmekte inat edeni sevmez.) [Buhari]

En şiddetli azap
Sual: Müslüman olduğu hâlde, günahları çok gelerek Cehenneme düşen kimseler içinde, azabı en şiddetli olan kimlerdir? Yani hangi günah sebebiyle şiddetli azaba maruz kalırlar? CEVAP Bu, şahıslara göre değiştiği gibi, günahı işleyiş sebeplerine göre de değişir. Mesela bir kralın zulmü ile bir kölenin zulmü aynı olamaz. Put yapanla, resim çizenin, azapları aynı olmaz. Niyetlerine göre değişir. Peygamber efendimizin, bazı günahların önemini bildirmek için, (Şu günahları işleyen en şiddetli azaba mâruz kalacaktır) buyurduğu olmuştur. Bunlardan üç hadis-i şerif meali şöyledir: (Kıyamette azabı en şiddetli olan, canlı resmi yapandır.) [Buhârî] (Kıyamette azabı en şiddetli olan, zâlim hükümdardır.) [Beyheki] (Kıyamette azabı en şiddetli olan, ilmi kendisine fayda vermeyen âlimdir.) [Taberanî]

Her şey günah mı?
Sual: Sık sık dinden bahsedilip, şunu yapmak farzdır, yapmamak günah olur deniyor. İslamiyet’te her şey günah mı? CEVAP Hayır, dinimizde her şey günah değildir. Helal olan şeylerin yanında, haramlar çok azdır. Bütün meyveler, sebzeler, zehirli olanları hariç bütün otlar mubahtır. Deniz haşaratı hariç, bütün balık çeşitleri, sarhoş edenler hariç bütün içilecek şeyler helaldir. Mahrem akraba ve kitapsız kâfirler hariç, yabancı kadınların hepsiyle evlenmek caizdir. İpek hariç, bütün giyecekler mubahtır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlânın mubah ettiği, izin verdiği şeylerin çeşidi ve sayısı pek çoktur. Haram ettiği, yasak ettiği şeylerse, pek azdır. Mubahlardaki fayda ve lezzet, haramlardan çok fazladır. Hepsinden daha önemlisi, Allahü teâlâ mubah işleyeni sever, haram işleyeni sevmez. Aklı olan kimse, çabuk geçen bir lezzet için, Allahü teâlâyı gücendirmeyi elbette istemez. (1/163) Allahü teâlâ kullarına çok merhamet ve ikram ederek, mubahlarla zevklenmeye izin vermiş ve pek çok şeyi mubah etmiştir. Helal olan bu
122

www.dinimizislam.com

sayısız zevkleri, lezzetleri bırakıp da, haram edilen birkaç zevke sapmak, Allah’a karşı ne kadar edepsizlik olur. Hem de, haram ettiği lezzetleri, daha fazlasıyla mubahlarda da yaratmıştır. Helal olan çeşitli nimetlerin zevkleri bir yana, insanın işinden, Rabbinin razı olmasından, daha büyük zevk olur mu? Bir kölenin işini, efendisinin beğenmemesinden daha büyük sıkıntı olur mu? Biz kuluz, sahibimiz olan Allah’ın emrindeyiz. Başıboş değiliz. (1/73) Bir insan, ne olduğunu, niçin yaratıldığını, ne yapması, neden sakınması gerektiğini, iyinin, kötünün, faydalının, zararlının, dostunun, düşmanının ne olduğunu bilmezse, hayvandan ne farkı kalır? İnsanı ve bütün mahlûkatı Allahü teâlâ yarattı. Gönderdiği Peygamberler vasıtasıyla, (Sizi ben yarattım. Beni tanımakla şereflenmeniz, kulluk etmeniz için yarattım. Şunları yaparsanız, dünyada da, ahirette de rahat ve mutlu olursunuz. Şunları yapmazsanız dünyada da ahirette de bedbaht olur, çok sıkıntı çekersiniz) buyurdu. Yapmamız ve sakınmamız gereken şeyleri bildirdi. İşte bu bildirdiği kaidelerin toplamına din deniyor. Yani din, insan denilen bu mükemmel varlığın kullanma talimatıdır, rahat ve mutlu olma, kendisine ve insanlara faydalı olma, kendisini ve insanları zarardan koruma talimatıdır. İyiyi ve kötüyü, faydalıyı ve zararlıyı, dostu ve düşmanı tanıtma rehberidir. Bu kaidelerin hepsini, insanı yaratan Allahü teâlâ bildirmiştir. Bizi O yaratmıştır ve elbette, yaratan yarattığını en iyi bilendir. İhsan ve merhamet edip, bunları bildirmiştir. Bildirmeseydi, bu halimizle hayvandan bir farkımız kalmazdı. Yer içer, kırar döker, yatıp kalkar, parçalardık. Bize bütün nimetleri ihsan eden Rabbimize şükredeceğimiz yerde nankörlük edersek, bunun cezası da elbette ağır olur.

En kötü şeyler
Kötü olan çoktur; fakat bazıları daha kötüdür. Hadis-i şerifte bildirilen birkaçı şöyledir: (İnsanların en kötüsü, zararından kurtulmak için yanına yaklaşılmayandır.) [Buhari] (İnsanların en kötüsü, ömrü uzun, ameli kötü olandır.) [Tirmizi] (İnsanların en kötüsü, ikiyüzlü olandır.) [Buhari] (İnsanların en kötüsü, tez kızan, geç yatışandır.) [Tirmizi] (İnsanların en kötüsü, insanlara zarar veren, onları incitendir.) [İ. Ahlakı] (İnsanların en kötüsü, kötü âlimlerdir.) [Bezzar] (İnsanların en kötüsü, imkânı varken, çoluk çocuğunun rızkını kısandır.) [Taberani]
123

www.dinimizislam.com

(Ahmaklığın en kötüsü, Müslümanlığı bırakıp, başka dine meyletmektir.) [Deylemi] (İşlerin en kötüsü bid’attir.) [Buhari, Müslim, Nesai] (Yaratıkların en kötüsü, bid’at ehlidir.) [Ebu Nuaym] (En kötü hastalık, cimriliktir.) [Dare Kutni] (En kötü yemek, zenginlerin davet edilip, fakirlerin çağırılmadığı ziyafettir.) [Buhari] (En kötü hırsız, namazından çalandır. Rükû ve secdeden çalar. [Taberani] (En kötü pişmanlık, Kıyamet günü duyulan pişmanlıktır.) [Beyheki] (En kötü ihtiyar, gaflet ve nefse uymakta gençlere benzemeye çalışandır.) [Taberani] (En kötü vasıf, cimrilik ve aşırı korkaklıktır.) [Buhari]

Günahlar sarhoş etseydi
Sual: Hayyam’ın tenkit edilen şiirleri yanında; Çok şarap içiyor diye çoktur beni ayıplayan Sarhoş etseydi her günah bulunmazdı ayık insan. Şiirinin hoş olduğu bildiriliyor. Burada açıkça şaraba helal denmiyor mu? CEVAP Hayyam, öteki şiirlerinde şaraba helal diyor; ama bu şiirinde şaraba helal demiyor. (Şarap günahtır, ama diğer günahlar da şarap gibi sarhoş etseydi, ayık insan kalmazdı) diyor. Burada hoşa giden, şarap içmek değil, günah işleyenlerin sarhoş olmasıdır. Namaz kılmamak, oruç tutmamak, zekât vermemek, hacca gitmemek gibi farzların terki ile meydana gelen günahlar, şarap içmekten daha büyük günahtır; çünkü din kitaplarında diyor ki: Haramdan kaçmanın sevabı, farzları yapmanın sevabından daha fazladır. Farzları yapmamanın günahı, haram işlemek günahından daha çoktur. İçki içen sadece bir haram işlemiş olur. Namaz kılmayan ise, namaz kılmama günahı yanında, farzı terk etme günahı da vardır. İki günah işlemektedir. Diğer bütün farz ve günahlar da böyledir. Düşünmeli, gıybetçiler, laf taşıyanlar, açık gezenler, hırsızlar, hainler, kibirliler, zaniler, bid’at ehli olanlar ve diğer günahları işleyenler, sarhoş olup yamuk yumuk yürüselerdi, gerçekten ortada ayık insan bulmak zor olurdu. Eski ümmetlerden, günah işleyenlerin sabahleyin kapısına bu şu
124

www.dinimizislam.com

günahı işledi diye yazılırmış. İşlediğimiz günahlar bizi sarhoş etseydi, halimiz nice olurdu? Yahut günah işleyince hemen bizi cezalandırsaydı dünyada kaç kişi kalabilirdi ki? Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Eğer Allah, yaptıkları yüzünden insanları hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı kalmazdı. Fakat Allah, onları belli bir süreye kadar erteler.) [Fatır 45] Allahü teâlâya hamd olsun ki, günahlarımız yüzünden bizi hemen cezalandırmıyor, tevbe etmemize imkân veriyor ve günahlarımızı başkalarına göstermiyor. Sual: Bir hoca, (Ömer Hayyam’ın şarap dediği şey zemzem, meyhane dediği mescit ve tekkedir. Onun şiirleri tevil ile anlaşılır) dedi. Hocanın dedikleri doğru mudur? CEVAP Bir atasözü: Zırva tevil götürmez. Hayyam, (Atın ölümü arpadan, benim ölümüm de şaraptan olsun, cenazemi şarapla yıkayın) diyor. Cenneti Cehennemi inkâr ediyor, hepsi bu dünyada diyor. Madem hayır şer tanrıdan o halde tanrının bizi sorguya çekmeye hakkı yoktur diyor. Şarabı peygamber haram etti diyor. Zarar vermeyene günah olmaz diyor. Şarapçılar ve ateistler kendilerine delil olarak Hayyam’ın şiirlerini sitelerine koymuşlardır. Hayyam, eğlence, aşk ve şarap konularına ağırlık vermektedir. Hasan Sabbah’ın yoluna girmiştir. Ahirete ve öldükten sonra dirilmeye inanmaz. (Rehber Ansiklopedisi) Şiirlerinden bazıları: Sarhoşken Arabın devesini öldürünce Hamza Peygamber, şarabı yalnız haram etmiş ona Bu dünyadan başka bir dünya yok, arama O var sandığın şey yoktur boşa arama Ben içerim, ama senin gibi kötülük yapmam Şaraba taparım senin gibi kendime tapmam. Cılız karıncalarız, Süleyman değiliz biz Biz aşka tapanlarız, Müslüman değiliz biz Sen sorguya çekmeden ben sorgularım seni Ey Tanrı, hangi günahım için öldürdün beni Herkes koyu Müslüman dönerken Biz tam putperest döndük Kâbe’den Şarap haram olsa da bana göre hava hoş Hem, bana sorarsanız, haram olan her şey hoş Seccadeye yatanlar eşek değil de nedir?
125

www.dinimizislam.com

Müslüman geçinir ya, gâvurdan da beterdir Her gün tevbe eder bozarız biz Sarhoş doğduk, sarhoş yaşarız biz Kızıl şarap iç solgun yüzüne bir renk gelsin Şu yaşamına ahenk, işlerin de denk gelsin Ben şarap ile çalgıda buldum saadeti Dinim dinsizliktir, bıraktım her ibadeti Bize yıllanmış şarap size cami kilise; Sizler cennetliksiniz, cehennemliğiz bizse Şarap ile yıkayın beni öldüğüm zaman Tabutumu yapınız üzüm asmalarından

Günah ve sevgi
Sual: Hiçbir sebep yokken arkadaşımla aramızda bir soğukluk oldu. Sebebi ne olabilir? CEVAP İşin başı Allahü teâlâyı sevip günahlardan kaçmaktır. Allahü teâlâ bir kimseyi severse, iyilere de onu sevdirir. Allah’ın sevmediği kimselerden iyiler nefret eder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, bir kulunu sevince, o kulun sevgisini meleklerin kalbine yerleştirir. [Melekler de onu sever.] Eğer Allahü teâlâ, o kula buğzederse, o buğzu meleklerin kalbine de yerleştirir. [Melekler de o kimseye buğzeder.] Allahü teâlâ o sevgi ve buğzu insanların kalbine de yerleştirir.) [Ebu Nuaym] Günah işleyen, önce Allahü teâlânın sonra da insanların sevgisini kaybeder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (İki kimse, Allah için birbirini severken, sonra aralarındaki muhabbet zail olmuşsa, bu ikisinden birinin işlediği günahtan dolayıdır.) [Buhari] Dünyada Allahü teâlâdan korkup haramlardan kaçan ve ibadetleri yapan kimse için, ahirette korkacak sıkıntı kalmaz. Dünyada korkmayan ahirette çok sıkıntılara maruz kalır. Hadis-i kudside buyuruldu ki: (Bir kuluma iki korku, iki eminlik vermem. Eğer dünyada benden emin olursa, ahirette korkar. Dünyada korkarsa, ahirette emin olur.) [Ebu Nuaym] Harama bakmaktan da çok sakınmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Harama bakış, İblisin zehirli oklarından biridir. Allah korkusundan dolayı bakışına hakim olan, imanının tadını duyar.)
126

www.dinimizislam.com

[Taberani]

Niyet kalbin amelidir
Niyet, kalbin amelidir. Kalb ise marifet kaynağıdır. Marifet kaynağında bulunanlar, dışarıdakilerden daha değerlidir. Münafık ise, çok kötülük yapmak ister, fakat niyetini gerçekleştiremez. İnsanlara yaranmak için iyi şeyler yapmaya çalışır. Bu bakımdan münafığın ameli niyetinden hayırlı olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, sizin güzel suretlerinize, mallarınıza bakmaz. Kalblerinize ve amellerinize bakar.) [Müslim] Yani Allahü teâlâ, insanın yeni, temiz elbisesine, makam ve rütbesine bakarak sevap vermez. Amelini ne düşünce ile, ne niyetle yaptığına bakarak sevap veya azap verir. Yahya bin Muaz-ı Razi hazretlerine Allah sevgisinin [muhabbetin] ne olduğu soruldu. Cevabında, (İyilikle artmayan, kötülükle eksilmeyen bir şeydir) buyurdu. Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri de, (Muhabbet, sevdiği şeyleri sevdiği için vermektir) buyurdu. Hazret-i Şibli, (Sevdiğini söyleyip de, başkaları ile meşgul olan, dost ile alay etmiş olur) buyurdu. Sevginin alameti üçtür: Çok tefekkür, az uyku ve Allahü teâlâyı çok anmak. (T. Gafilin, R. Nasıhin)

Haramlardan bazıları
Sual: Kolay anlamak için, haramları maddeler halinde bildirmeniz mümkün mü? CEVAP Haram olduğu, kitaplarda bildirilenlerden bazıları şunlardır: 1- Abdestte ve gusülde, lüzumundan fazla su kullanmak, 2- Adak etini zenginlerin yemesi, 3- Aksırıp elhamdülillah diyene, yerhamükellah dememek, 4- Alkollü içki içmek, 5- Allahtan başkasına eğilmek veya secde etmek, 6- Allahü teâlâdan gayri eşyaya yemin etmek, 7- Allahü teâlânın Rahman, Kuddüs ve Halık gibi isimlerini insanlara koymak, 8- Arkadaşının elini öpmek, 9- Avret yerini açmak ve başkasının avret yerine bakmak, [Erkeğin
127

www.dinimizislam.com

avret yeri göbekle diz arası, kadının avret yeri el ve yüz hariç her yeridir.] 10- Bakkala borç para verip, o para bitinceye kadar ondan mal satın almak, 11- Başı açık gezen kadına, yakınlarının razı olması, 12- Başkasının malını ondan izinsiz kullanıp yerine koymak, 13- Başlık parası almak, 14- Bayram günü oruç tutmak, 15- Besmelesiz kesilen ve kitapsız kâfirlerin kestiği hayvanı yemek, 16- Bidat sahiplerini sevmek ve saygı göstermek, 17- Bir günlük yiyeceği olanın dilenmesi ve bunu bilenin ona sadaka vermesi, 18- Bir Müslümanı yalan sözlerle övmek, 19- Bira, kımız ve kefir içmek, 20- Birine ücretsiz iş gördürmek, 21- Birinin malını şaka olarak alıp saklayarak onu üzmek, 22- Bulaşıcı hastalığın kesin bulaşacağına inanmak, 23- Büyüklerin giymeleri, yiyip içmeleri haram olan şeyleri çocuklara yaptırmak, 24- Camiye, necaset bulaştıracak olan deliyi ve küçük çocukları sokmak, 25- Canlı resmi yapmak, 26- Canlı resmini belden yukarıya asmak, 27- Cemaat arasında dolaşarak dilenmek ve buna sadaka vermek, 28- Cenazeye çiçek ve çelenk götürmek ve matem alametleri taşımak, 29- Cenazeyi camiye sokmak, [Namazını kılmak için de sokulmaz.] 30- Cuma ve bayram hutbelerini nutuk çeker gibi okumak, 31- Cünübün camiye girmesi, namaz kılması, Kur’an okuması, [Hayzlıya bunlar haram olduğu gibi, cima etmesi ve oruç tutması da haramdır.] 32- Çalgı çalmak ve dinlemek, 33- Deyyusluk etmek, 34- Din kardeşine üç günden çok dargın durmak, 35- Doyduktan sonra yiyip içmek, 36- Erkeğin altın yüzük takması, 37- Erkeğin hanımını çalışıp kazanmaya zorlaması, 38- Erkeğin ipek giymesi, altın ve gümüşü süs olarak takması 39- Erkeğin kadına ve kadının erkeğe benzemesi, Mesela erkeğin kolye takması, 40- Erkek hayvanın dişiye aşması için ücret almak,
128

www.dinimizislam.com

41- Eshab-ı kiramdan herhangi birine sövmek, 42- Ezanı hoparlörle okumak, 43- Faiz alıp vermek, 44- Falcılığı öğrenmek ve falcılık yapmak, 45- Farz namazı, özürsüz kazaya bırakmak, 46- Farz ve haramlardan meşhur olanları, lüzumu kadar öğrenmemek, 47- Farzları terk etmek, 48- Fuhuş söz söylemek, 49- Gelinin, kapalı gelinlikle de olsa, yabancı erkeğe görünmesi, 50- Gıda almayıp ölmek, 51- Gıybet etmek ve dinlemek, 52- Gizli yamalı ve kusurlu malı yeni, sağlam diye satmak, 53- Hacılardan ayakbastı parası almak, 54- Hanımı bir defada üç talakla boşamak, 55- Hanımı dövmek, eziyet etmek, nafakasını tam vermemek, 56- Haram işlemeye başlarken besmele çekmek, 57- Haram yiyip içtikten sonra hamd etmek, 58- Haset etmek, 59- Hastalığı herkese söyleyip, halinden şikâyet etmek, 60- Hırsızlık ve gasp, 61- Hıyanet etmek, 62- Horoz ve diğer hayvanları dövüştürmek, 63- Hutbeye dünya sözü karıştırmak, 64- İbadetlere bid’at karıştırmak, 65- İcmaa muhalefet etmek, 66- İçi ve kursağı çıkarılmadan kaynar suda haşlanan tavuğu yemek, 67- İftira etmek, 68- İmamın namazda, ihtiyaçtan fazla yüksek sesle okuması, 69- İsraf etmek, 70- Kadına dübüründen yaklaşmak, 71- Kadının mahremsiz hacca veya sefere gitmesi, 72- Kadının, Kur’an, mevlid, ilahi okuyarak sesini yabancı erkeklere duyurması, 73- Kadınların kaşlarını inceltmesi, 74- Kadınların kesilen saçı ve diğer kılları erkeklere göstermesi, 75- Kadınların sokağa çıkarken güzel koku sürünmesi, 76- Kâfirlere ibadette benzemek, [Mekruh ve küfür olanları da vardır. Mesela kâfirler boyadığı için, onlara benzeme niyeti olmadan yumurta boyamak mekruhtur. Hıristiyanlara benzemek niyetiyle olursa haram olur.
129

www.dinimizislam.com

Nevruz günü mecusilere benzemek niyetiyle olursa küfür olur.] 77- Kanuna uymayıp, cezaya, zarara sebep olarak fitneye yol açmak, 78- Karada, suda yaşayan haşeratı yemek, 79- Katillik, 80- Kendine nasihat verenlere kızmak, 81- Kendini tehlikeye düşürmek, 82- Kibirlenmek, 83- Kokmuş et yemek, 84- Köpek, kurt ve diğer yırtıcı hayvanları yemek, 85- Kumar oynamak, 86- Kur’an-ı kerimi abdestsiz tutmak, 87- Kur’an-ı kerimi Parayla okumak ve okutmak, 88- Kur’an-ı kerimi teganni ederek okumak ve dinlemek, 89- Kürtaj yapmak, çocuk düşürmek, [Zaruret varsa 120 güne kadar caiz olur.] 90- Makam sahipleri gelince, saygı için hayvan kesmek, 91- Malı olduğu halde, borcunu ödememek, 92- Mastürbasyon yapmak, 93- Mekke’deki evleri hac zamanında, hacılara ücretle kiraya vermek, 94- Metres tutmak, müta denilen geçici nikâh yapmak, 95- Muhtaç ana babadan izinsiz hacca gitmek, 96- Mübarek zatların resimlerini yükseğe asmak veya aşağı koymak, 97- Namaz kılarken yapması haram olan bir şeyi, hutbe dinlerken de yapmak, 98- Namazda Arapça’dan başka dille dua etmek, 99- Namazı özürsüz bozmak, 100- Namazları vakti girmeden önce kılmak, vaktinden sonraya bırakmak, 101- Ölünün avret yerine bakmak, 102- Ölünün bir yerini zaruretsiz kesmek, [Organ nakli caizdir.] 103- Pis, necis olan şeyleri yemek, 104- Rüşvet alıp vermek, 105- Sakalı bir tutamdan kısa yaparak sünneti değiştirmek, 106- Salih ana babanın haram olmayan emirlerini yapmamak, 107- Selam verenin selamını hemen almamak, 108- Sihir [büyü] yapmak yaptırmak, 109- Söz taşımak, 110- Suizan etmek, tecessüs etmek 111- Tesiri kesin olan ilaçları kullanmamak,
130

www.dinimizislam.com

112- Uşur vermemek ve uşrunu vermediği mahsulü yemek, 113- Uyuşturucu kullanmak, 114- Vadesi gelmemiş çeki, senedi, iskonto yaparak ödemek, [Senet kırdırmak.] 115- Vücuda zarar veren şeyleri yiyip içmek, 116- Yabancı çocuğu kendi öz evladı olarak ilan etmek, 117- Yabancı erkeğin menisiyle tüp bebek sahibi olmak, taşıyıcı annelik, 118- Yalan söylemek, yalan yere yemin etmek, yalan olarak söz vermek, 119- Zekât ve sadakayı, malını haram yerlere harcayan kimselere vermek, 120- Zenginliğiyle veya makamıyla kendini başkalarından üstün görmek, 121- Zina, livata ve hayvana tecavüz.

Farzlardan bazıları
Sual: Haramlardan bazılarını maddeler halinde bildirmiştiniz? Bunun gibi, farzları da bildirebilir misiniz? CEVAP Farzlardan bazıları da şunlardır: 1- Allah rızası için aç olanı doyurmak, 2- Aksırınca elhamdülillah diyene yerhamükellah demek, 3- Allah ve Resulüne itaat, [kendine farz olanları öğrenip yapmak ve haramlardan sakınmak] 4- Allah’ın azabından emin olmayıp korkmak, rahmetinden de ümit kesmeyip ümitli olmak, 5- Allahü teâlânın rızka kefil olduğuna ve rızkın Allah’tan olduğuna inanmak, 6- Allahü teâlânın varlığını tefekkür etmek, 7- Allahü teâlâya ihsan ettiği nimetleri için şükretmek, 8- Allahü teâlâyı hiç unutmamak [Her işinde Allah’ın rızasını gözetmek], 9- Amentüdeki altı esasa inanmak, ezberleyip manasını bilmek, 10- Ana babaya iyilik ve hizmet etmek, 11- Belâlara sabretmek yani isyan etmemek, 12- Bir yerde salih kimse kalmayıp, fesat ve bid’at artınca, başka yere göçmek, 13- Hayvan keserken Besmele çekmek,
131

www.dinimizislam.com

14- Boşadığı kadına mehr parasını ödemek, 15- Boşanan kadının nafakasını babası, babası yoksa zengin akrabasının vermesi, 16- Çocuğun, babasına hizmet etmesi, 17- Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek, 18- Emîrin, İslamiyete uygun emirlerine itaat etmek, 19- Emr-i maruf ve nehyi münkerde bulunmak, 20- Emr-i marufu yumuşak yapmak, 21- Erkeklerin Cuma namazı kılması, 22- Eshab-ı kiramın hepsinin salih ve adil olduğuna inanmak, hiçbirine dil uzatmamak, 23- Fuhuş sözlerden sakınmak, 24- Günahları için tevbe etmek, 25- Halife-i müsliminin, seçip emrettiği ictihada göre amel etmek, 26- Haram işlemekten korkan bekârların evlenmesi, 27- Helâl yiyip içmek ve giyinmek, 28- Her asırda yaşayan her milletin, Resulullaha uyması, 29- Her müslümanın, müctehidi taklit etmesi yani dört mezhepten birinde bulunması, 30- Hubb-i fillah ve buğd-i fillah üzere olmak, 31- İslam’ın beş şartını öğrenip tatbik etmek, [Namaz, oruç, zenginse zekât ve hac] 32- İyi huylu olmak ve ahlak ilmini öğrenmek, 33- Kâinata, ibret nazarıyla bakmak, 34- Kanaat etmek, 35- Karısı zengin olsa bile, bunun nafakasını vermek, 36- Kaza ve kadere razı olmak, 37- Kız ve oğlan çocuk yedi yaşına gelince, namaz kılmalarını emretmek, 38- Kifayet miktarı rızık [yani yiyecek, giyecek ve mesken] kazanmak için çalışmak, 39- Kul ve hak borçlarını ödeyip ölüme hazırlanmak ve borçlunun vasiyet yazması, 40- Sanatına, mesleğine ait din ve fen bilgilerini öğrenmek, 41- Müctehidin Eshab-ı kirama uyması, 42- Müctehidin kendi ictihadına uyması, 43- Müdara etmek, yani insanlarla iyi geçinmek, 44- Müftünün müctehid olması, 45- Namaz kılacağı zaman hayzdan ve cünüplükten gusletmek,
132

www.dinimizislam.com

46- Namaz kılacak kadar sure veya âyet ezberlemek, 47- Nasslarda açıkça bildirilen emirlere inanmak ve uymak, 48- Ölüyü yıkamak, kefenlemek, cenaze namazı kılmak, kabre defnetmek farz-ı kifayedir, 49- Peygamberlerin mucize göstermeleri, 50- Resulullahın Ehl-i beytine ve hanımlarına saygı göstermek, 51- Resulullahın peygamberliğini işitenin, Ona iman etmesi, 52- Salih ve mahrem akrabayı ziyaret etmek, 53- Selam verenin selamını almak, 54- Sözüne sadık olmak, doğru söylemek, 55- Şafii’de, erkek çocukların sünnet olması, 56- Tartı ve ölçüleri hilesiz, doğru kullanmak, 57- Tevekkül etmek, 58- Zengin babanın, fakir çocuğunu evlendirmesi,

Çirkinin çirkini
Sual: Bazı günahları gençler işleyince normal gibi karşılanıyor da, yaşlılar işleyince, kocaman adam nasıl yapar deniyor. Günahsa herkese günah değil mi? Bir bankacı içki içse göze batmaz da, bir imam içki içse basında konu olur. İkisine de aynı günah değil mi? CEVAP Güzelin güzeli olduğu gibi, çirkinin de çirkini olur. İyi işler, güzellikler bazısında daha çok dikkati çeker. Bir hadis-i şerif meali: (Güzellik, kiminde daha güzeldir. Mesela adalet güzeldir, fakat idarecide daha güzeldir. Cömertlik güzeldir, zenginde daha güzeldir. Hayâ güzeldir, kadında daha güzeldir.) [Deylemi] Bir kimsenin adaletli olması iyidir, ama bir müdürün, bir bakanın veya bir padişahın adaletli olması daha farklıdır. Bir padişahın adaleti, dillere destan olur. Hazret-i Ömer’in adaleti, asırlar geçmesine rağmen hâlâ unutulamamıştır. Cömertlik güzeldir, ama fakir cömert olsa ne yapabilir, kaç kişiye ne verebilir ki? Zenginin cömertliğiyse, her tarafa yayılır. Mesela Hatem-i Tai isimli zenginin cömertliği dillere destan olmuş, 15 asır geçmesine rağmen unutulmamıştır. Çirkin şeyler de böyledir. Kibir herkes için kötüdür, ama fakirin, âcizin, cahilin, işçinin kibirlenmesi daha çok dikkati çeker. Malınla mı büyükleniyorsun, ilminle mi büyükleniyorsun, makamınla mı büyükleniyorsun demezler mi? Böyleleri için, (Kavurga yer, kavurma yedim der) diye kötülenir. [Kavurga, buğday, mısır gibi tahılların, kuru
133

www.dinimizislam.com

yemiş olarak yenmesi için, ateşte kavrulmuşuna denir.] Dinden uzak bir kimse, içki içse, kumar oynasa göze batmaz, ama bir din adamı, bir imam camiye sarhoş gelse günün olayı olur. Din adamı beyaz elbise gibidir, ufak bir leke hemen görünür. Başı kapalı bir bayan, mini etek giyse, herkesin dikkatini üzerine çeker. Cumhurbaşkanı lüks arabayla gelse kimse yadırgamaz, ama fakirin aynı arabayla hava atması ayıplanır. Onun için derler ki: Adamın ayranı yoktur içmeye, Altın gümüş köprü ister geçmeye. Herifin açlıktan nefesi kokar, Lüks araba ile gezmeye çıkar. Zina büyük günah ve çok çirkin bir iştir, fakat ihtiyarın zina etmesi daha çirkin, daha kötüdür. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Yedi kat gök ve yer, zina eden ihtiyara hep lanet eder.) [Bezzar] (Allahü teâlâ şu üç kişiye şiddetli azap eder: 1- Zina eden ihtiyara, 2- Yalan söyleyen idareciye, 3- Kibirli fakire.) [Müslim] 70–80 yaşında bir nine, boyansa, mini etek giyse normal karşılanmaz, belki gülünç olur.

İşlenmeyen günahın cezası
Sual: Gazetenizde çıkan bir yazıda, (Bedenine zarar verdiği için alkollü içkileri bırakan, sarhoşluk günahından kurtulamaz. Frengi, belsoğukluğu ve AIDS gibi korkunç hastalıklara yakalanmamak için, zinadan, genelevlere gitmekten sakınan kimse de, İslamiyet’te, afif, temiz sayılmaz) deniyordu. Bir günah işlenmeden nasıl sarhoşluk günahı yazılır? Günah işlemeye sadece karar verilse, işlenmese yine günah işlenmiş olur mu? CEVAP Günahı işlemeye karar verince, günaha azmedince sadece karar verme günahı yazılır diyen âlimler varsa da, birçok âlim, (Günah işlemeye karar verilse, fakat işlenmese, karar verme günahı da yazılmaz) buyuruyor. Günah işlemeyi istemek günah olmaz. İşlemeye karar verilince, yalnız karar vermek günahı yazılır. İşlemek günahı yazılmaz. Küfür ve küfre sebep olan şeyler böyle değildir. Bunlara karar verince kâfir olur. (Bezzaziyye) Günah işlemeyi düşünmek, işlemeye niyet etmek, karar vermek günah olmaz, yapmak günah olur. (İslam Ahlakı) Günah, terk edilirse, sevab yazılır. Bu günahı işlemeye azmederse, bir günah yazılır. İşlemezse, bu da affolur. Hadis-i şerifte, (Kalbe gelen kötü
134

www.dinimizislam.com

düşünce, söylenmedikçe ve buna uygun hareket edilmedikçe affedilir) buyuruldu. (Berika, Buhari) Bir kimse içki içmeyi düşünüp, içki almaya karar verirse, sonra günahını düşünerek vazgeçerse, çok sevab alır; çünkü (Bir haramdan sakınmanın sevabı, bir farzı yapmanın sevabından kat kat çoktur) buyuruluyor. Şimdi gazetede çıkan yazıyı açıklayalım: Bir kimse, içki içip sarhoş oluyor. Doktor, bir daha içki içersen, şöyle bir hastalık çıkar veya ölürsün dese, o da sırf bedenine zarar verdiği için içmezse, haramdan sakınma sevabına kavuşamadığı gibi, eski içtikleri de affa uğramaz, çünkü tevbe etmemiştir. İçkiyi bırakmasının sebebi, vücuduna zarar vereceği içindir. Vücuduna zarar vermeyeceğini bilse bırakmaz. Hastalık bulaşır diye zinadan kaçan kimse de, günahına tevbe etmediği için, hastalık tehlikesi yoksa yine zina edebileceği için, zinadan sakınma sevabına kavuşamadığı gibi, eski zinaları da affa uğramaz ve dinde namuslu kimse sayılmaz.

Bu fetvayı kimden aldın?
Sual: İnternette, (Bu fetvayı kimden aldın müslüman?) diye bir şiir dolaşıyor. Bu şiirde dine aykırı yerler var mı? CEVAP Şiirde, gayrimüslimlerin ürettiği eşarbı almak tenkit ediliyor. Dinimiz, gayrimüslimlerle alış veriş yapmanın caiz olduğunu bildiriyor. Peygamber efendimiz de, gayrimüslimlerle alış veriş yapmıştır. Eşarp için ölçü, dinin emirlerine uygun olmasıdır. Mesela rengiyle dikkat çeken, ipek bir eşarbı Müslüman da üretse, ucuz da olsa, giymek caiz olmaz. Gayrimüslimden eşarp almanın günah olduğunu söyleyen kişi, bu fetvayı acaba kimden almıştır? Şiirde, eli kolu kuyumcu vitrini denilerek ziynet takılması tenkit ediliyor. Zekâtını vermek ve yabancı erkeklere göstermemek şartıyla, ne kadar çok olursa olsun, ziynet takmak günah değildir. Ziynet takmaya İslami yaşayış değil diyen kişi, bu fetvayı acaba kimden almıştır? Şiirde, (Evinde eşyası hep otomatik, bu rahatlıkla işler bitik) deniyor. Çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, temizlik robotu gibi otomatik eşya kullanmak, günah değildir. Hatta Müslümanların, teknolojiyi takip ederek, her çeşit yeni vasıtaları, hayırlı işlerde kullanmaları gerekir. Otomatiğe, pratik iş yapmaya günah diyen kişi, bu fetvayı acaba kimden almıştır?
135

www.dinimizislam.com

Şiirde, (Oğlum kızım diye mallar alınıp yığılıyor) deniyor. Helalden olmak şartıyla çok mal almak ve helal yolda harcamak, günah olmaz. Oğluna kızına çok mal almanın günah olduğunu söyleyen kişi, bu fetvayı acaba kimden almıştır? Şiirde, (Allah seni Kur’ana konu yaptı, aç da şu seriyi oku) deniyor. Kur’an mealinden anladığımıza göre, din olur mu hiç? Aynı âyeti birçok ilahiyatçı, tesettür yok diye tefsir ediyor. Müslümana meal değil, ilmihal tavsiye edilmeli. Yoksa ortalık, farklı görüşten geçilmez. Meal okumayı tavsiye eden kişi, acaba bu fetvayı kimden almıştır? Son olarak şiirde, (İslami yaşayış bu değil inan, bu fetvayı nerden aldın Müslüman?) deniyor. Bunu yazan kişi, İslami yaşayışın bu olmadığını bildiren fetvayı acaba kimden almıştır? Doğru yanlış karışık olan böyle şiirleri, (Herkese gönderin) diyerek başkalarına gönderenler de, bu fetvayı acaba kimden almışlardır?

Zaruret ve haram
Sual: (Herhangi bir şey almak için zaruret varsa, bankadan faizle kredi çekmek caiz olur) deniyor. Hâlbuki faizle kredi çekmek de haramdır. Haram işlememek için, bir başka haramı işlemek nasıl caiz olur? CEVAP Bu kıyas, dinimize aykırıdır. Bir şey zaruret mi, değil mi, o ayrı şeydir. Eğer zaruretse, zarureti giderecek kadar işlenen haram caizdir. Bunun aksi asla iddia edilemez. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Zaruretler, haramlığı ortadan kaldırır) buyuruyor. Aynı anlamda, Mecelle'de, (Zaruretler, haramları mubah kılar) buyuruluyor. Demek ki bir işi yapmak zaruretse, o işi yapmak haramlıktan çıkıyor. Burada önemli olan o işin zaruret olup olmadığını tespittir. Bir iki örnek verelim. Din kitaplarındaki ifadeler şöyledir: Bahr kitabında diyor ki: (Muhtaç olanın faizle borç alması caizdir.) Fakat buna da faizle ödünç vermek haramdır. Nafakası olmayıp, bulamayanlara muhtaç denir. İslamiyet, bu ihtiyacı zaruret kabul etmektedir. [Eşbah] (S. Ebediyye) Etkili olduğu tecrübeyle bilinen haram maddeleri, zaruret halinde ilaç olarak kullanmak haram olmaz. (Redd-ül-muhtar) Erkek doktorun, kadının avret sayılan yerlerine bakması caiz değildir, fakat kadın doktor bulunmazsa, hastalık tehlikeli veya çok ağrılıysa erkek jinekologa da gidilebilir. (S. Ebediyye) Açlıktan ölecek kimsenin, leş yemesi caizdir. (Hindiyye, İslam Ahlakı) Buhari'deki hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ, haram olan şeylerde, size şifa yaratmamıştır) buyurulmuştur. Bunun manası, şifası olduğu tecrübe
136

www.dinimizislam.com

edilen haram maddeler, ilaç için helal olur, demektir. Nitekim susuzluktan ölecek kimseye, ölümden kurtaracak kadar şarap içmek helal olur. Haram olan şeyde, şifa bulunması, mütehassıs olan Müslüman bir doktorun söylemesiyle anlaşılır. Yalnız, domuz eti ve yağı, şifası bulunsa da, ilaç olarak da kullanılmaz. (Redd-ül muhtar, Tam ilmihal) Demek ki, bu vesikalardan da anlaşıldığına göre, zaruret olunca haram, mubah hale geliyor, haramdan kurtulmuş oluyoruz.

Unutmak özürdür
Sual: Unutmak nerelerde özür, nerelerde özür değildir? CEVAP Birkaç örnek verelim: 1- Namaz kılarken farzı unutmak özür olmaz, namazı yeniden kılmak gerekir. 2- Namazda sünneti unutmak özür olur; namaz tamam olur. 3- Namazda vacibi unutmak da özür olur; ama secde-i sehv ile tamamlanmış olur. 4- Namazda secde-i sehvi unutmak da özürdür. Unutulunca namaz tamam olur. 5- Unutunca namazın kazaya kalması günah olmaz. 6- Namazda unutarak bir önceki zammı sureyi okumak özürdür, mekruh olmaz. 7- Tertip sahibi namaz içindeyken, önceki vakti kılmadığını unutursa, namazdan sonra hatırlasa da, kıldığı namazı sahih olur; çünkü unutmak özürdür. Tekrar kılmak gerekmez. 8- Camiye cemaate gideceğini unutup soğan sarımsak yiyen, cemaate gelmez. Unutması özür olur. 9- Ramazanda unutup oruç tutmayınca, o orucu kaza etmek farz olur. Unutmakla oruçtan kurtulmuş olmaz. 10- Oruçluyken unutarak yiyip içmek özürdür, orucu bozmaz. Yanılmak, unutmak gibi değildir. Akşam oldu sanarak yiyip içenin orucu bozulmuş olur; fakat kefaret gerekmez, kaza gerekir. Bunun gibi, imsak vakti çıkmışken çıkmadı sanıp yiyip içenin orucu sahih olmaz. Yarın oruç tutacağım diye niyet edip de unutup tutmayan, oruç tutmuş sayılmaz. 11- Yeminde, unutup yapmayacağım dediği şeyi yaparsa yemini bozulmuş olur. Yemin kefareti vermesi gerekir. 12- Birine selam söyle dense, selam götürmeyi kabul edenin o selamı götürmesi farzdır, unutursa günah olmaz. Sual: Bekara suresinin, (Rabbimiz, unutursak veya hataya
137

www.dinimizislam.com

düşersek bizi sorumlu tutma) mealindeki son âyetinde bildirilen unutmalar nelerdir? Unutup sonra hatırlasak, yine sorumluluk devam eder mi? CEVAP Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Allahü teâlâ, ümmetimin yanlışlıkla, unutarak veya mecburen [zaruretle] işlediği günahları affetmiştir.) [İbni Mace] Unutmalar, hatalar farklıdır. Birkaç örnek verelim: 1- Oruçluyken unutup yiyip içmekle oruç bozulmuş olmaz. Hiç hatırlamazsa oruç sahihtir. Hatırlayınca bırakması gerekir. Bırakmayıp yemeye devam ederse orucu bozulmuş olur. 2- Abdestsiz namaz kılsa, abdestsiz olduğunu hatırlamasa namazı sahih olur. Abdestsiz olduğunu hatırlarsa, o zaman namazını iade etmesi gerekir. Unutmuştum demesi mazeret olmaz. Unutması günah olmaz; fakat hatırlayınca iade etmesi gerekir. 3- Guslederken, kuru yer kalmış olsa, kuru yer kaldığını bilmese guslü sahih olur. 4- Unutarak vaktin namazını kılamayıp kazaya kalsa, günah olmaz. 5- Vitir namazında kunut dualarını unutsa, namaz içinde hatırlayınca, secde-i sehv ile namazı tamam olur. Secde-i sehvi de unutursa yine unuttuğu için namazı tamamdır; ama bir farzı unutsa, mesela iftitah tekbirini unutsa sonra unuttuğunu kesin olarak anlasa, namazı yeniden kılması gerekir. Hatırlamazsa namazı sahih olur. Vesveseye itibar etmemelidir. 6- Elbisenin bir yerine necaset bulaşsa, bulaşan yeri unutsa, zannettiği yeri yıkasa, temizlendi kabul edilir. 7- Unutarak veya yanlışlıkla başka şey diye alkol içilse günah olmaz.

Unutmak özür mü?
Sual: Dinde her unutmak özür değil mi? Mesela unutarak yiyip içmek orucu bozmaz. Bunun gibi bir namazı unutsak vakti çıksa, artık o namazı kaza etmek gerekmiyor mu? CEVAP Unutmak özürdür. Unutarak namazın kazaya kalması günah olmaz, ama hatırlayınca kaza etmek farzdır. Evet, oruçlu kimse unutarak su içse orucu bozulmaz, fakat namaz kılarken unutularak su içse namaz bozulur. Elbisenin bir yerine necaset bulaşsa, bulaşan yeri unutsa, zannettiği yeri yıkasa, temizlendi kabul edilir. (Hadika) Bir kimse, kendi hanımının yatağı sanarak, gece kayınvalidesinin yatağına girse, şehvetle öpse, hürmet-i müsahere olur, karısı ona haram
138

www.dinimizislam.com

olur. (Bezzaziyye) Hâlbuki kasten yapmadı, bilmeden unutarak yaptı. Demek ki unutmanın yerine göre, farklı hükmü oluyor. Kendi aklımıza göre, her unutmayı aynı kefeye koyarak genel bir kaide çıkarmamız geçerli olmaz.

Günahkârın ibadetleri
Sual: Müslüman olarak ölenlerin sevablarıyla günahları tartılıp, sevab kefesi ağır gelenler doğrudan cennete gireceğine göre, şimdi günah işlesek mesela açık gezsek, içki içsek de, sonra bu günahları telafi edecek kadar hayır hasenat yapsak, çeşme yaptırsak, fakir giydirsek ve daha başka sevablar kazansak, cehenneme girmekten kurtulur muyuz? CEVAP Evet, sevab işlemekle cehenneme girmekten kurtulabiliriz; ama haramları karşılayacak çok büyük sevabların olması gerekir. Bin fakir giydirilip doyurulsa, bir vakit namazı kasten kazaya bırakma günahını ödeyemez, bir lira zekât borcunu veya azıcık bir kul hakkını ödemiş olamaz; çünkü farzların yanında nafile sevablar denizde damla değildir. Düşman uçağına tabancayla, tüfekle karşı konulmayıp uçaksavar gerektiği gibi, haramlara da, farzlarla karşı koymak gerekir. Ayrıca, günah işleyenin iyiliklerine sevab verilmez. Mesela, içki içen bir kimse namaz kılınca namaz borcundan kurtulur; fakat tevbe edip günahı terk etmedikçe, namaz kılanlar için vaat edilen büyük sevablara kavuşamaz; çünkü dinimizde günahtan kaçmak ibadet etmekten önce gelir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Şarap [alkollü içki] içenlerin, tevbe etmedikçe, namazlarına, oruçlarına, haclarına, zekâtlarına ve sadakalarına sevab verilmez.) [Enis-ül-vaizin] İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Bir farzı kasten yapmayan veya bir haramdan kaçmayan, açıkça günah işleyen kimsenin yaptığı nafile ve sünnetleri kabul olmaz, sevab verilmez. Bir lira zekât vermeyenin milyonlar vererek yaptığı hayratların ve hasenatların hiçbiri kabul olmaz. Yaptığı camilere, okullara, hastanelere, hayır kurumlarına ettiği yardımlara sevab verilmez. (1/29) Muhammed Hadimi hazretleri de buyuruyor ki: Günah işlemeye devam edildikçe, taatların, ibadetlerin faydası olmaz. Hiçbirine sevab verilmez. (Berika) (Faydası olmaz, sevab verilmez) demek farzlar sahih olur, borçtan kurtulursa da, o ibadeti yapmakla hâsıl olacak büyük sevablara kavuşamaz demektir. Haram işlemeye devam edenin ve farz borcu olanın o konudaki
139

www.dinimizislam.com

nafile ibadetlerine zaten hiç sevab verilmez.

Günaha iyi denmez
Sual: (Günah işlemek kötü değildir, kötü olsaydı, sahabeden, evliyadan günah işleyenler çıkmazdı. Kötü olan, günah işlemek değil, günahta ısrar etmek ve işlediği günahın arkasına tevbe etmemektir) demek doğru mudur? CEVAP Günahı kim işlerse işlesin günah işlemek kötüdür. Günah, Allahü teâlâya isyan etmek demektir. Tevbe etmemek, ısrar etmek ise daha büyük günahtır. Tevbe edip ısrar edilmezse affolur. Affedilse bile, günah için iyidir denmez. Günahtan sakınmak dinimizin emridir. Bir âyet-i kerime meali: (Açık da olsa, gizli de olsa, günahlardan sakının!) [Enam 120] Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Günah işleyince kalbde siyah bir nokta hâsıl olur. Eğer tevbe edilirse o leke silinir. Günahlara devam edilirse, o leke büyür ve kalbinin tamamını kaplar.) [Nesai]

Yaldızlı necaset
Sual: Haramlar neden tatlı geliyor da, ibadetler güç geliyor? CEVAP Haramlar herkese tatlı gelmez. Ancak nefsinin esiri olan günahkârlara tatlı gelir. Haramlar necaset gibidir, fakat üstleri yaldızlanmış, cilalanmış, cazip ve tatlı hale getirilmiştir. Bunların içinin, necaset ve zehir olduğunu bilen, görünüşe aldanmaz. Bazı meyveler var, dışı, kabuğu yani görünüşü çok güzel, ama içi acıdır. Bazı meyvelerin ise, görünüşü hoş değilse de içi tatlıdır. Ekşi narın kabuğu çok güzeldir, ama içi ekşidir. Tatlı narın kabuğu çirkindir, ama içi tatlıdır. Zakkumun çiçekleri çok güzeldir. Güzel tavus kuşunun sesi çok çirkindir. Kötüler için, (Dışı seni, içi beni yakar) denmiştir. Görünüşe, kabuğuna aldanmamalıdır. Cevizin sert kabuğunu kırmadan yenmez. Dışı odun ise de, içi tatlıdır. Ağaçtayken, odun kabuğundan önce de, zehirli bir dış kabuğu vardır. Dışı zehirli ve odun diye, kırılması çetin olan cevizden vazgeçilmez. İbadetlerin, nimetlerin dışı, bize acı gelirse de, içleri tatlıdır. Dışına değil, içine bakmalı. Mesela hastalık, bela, birer nimettir. Bunları nimet bilip sabreden kazanır. Onun için, (Sabır acıysa da, meyvesi tatlıdır)
140

www.dinimizislam.com

buyuruluyor. Belaya ve hastalıklara sabretmek, nimettir. Ezelde takdir edilmiş olan şey başa gelir, eğer sabredilirse sevabına kavuşulur. Sabredilmez, bağırılırsa, günaha girilir ve huzursuz olunur. Sıkıntı her ne kadar çok acı olsa da, sabredilirse nimet olur. Bir âyet-i kerime meali: (Hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinize, sevdiğiniz şey de kötülüğünüze olabilir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.) [Bekara 216] Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (Allah’ın sevdikleri belaya uğrar. Sabreden mükâfata nail olur.) [İ. Ahmed] (Üç gün hasta yatan mümin, yeni doğmuş gibi günahtan temiz olur.) [Ebu-ş-şeyh] (Kişi, hep sıhhat ve selamette olsa, bu ikisi onun helaki için kâfi gelir.) [İ. Asakir] (Günahları affoluncaya kadar, mümine bela ve hastalık gelir.) [Hâkim] Biri, (Ey Allah’ın Resulü, malım gitti, param gitti, vücudum hasta oldu) dedi. Ona buyurdu ki: (Malı gitmeyende, parası bitmeyende ve hasta olmayanda hayır yoktur, çünkü Allahü teâlânın sevdiği kul, belaya maruz kalır.) [Ebu Davud]

Vücut emaneti
Sual: Yerli bir vehhabi, yani selefiyim diyen biri, (Vücudumuz ve organlarımız bize Allah’ın emaneti değildir. Cahil halk emanet sanıyor. Emanet, bütün ibadetlerdir) diyor. Bu sözü yanlış değil mi? CEVAP Onların yerlisinin de, yabancısının da, Ehl-i sünnete aykırı bütün sözleri yanlıştır, çünkü nakle itibar etmiyorlar, dini akılla ölçüyorlar. Hâlbuki bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Dini akılla ölçmek kadar zararlı bir şey yoktur.) [Taberani] Âyet ve hadisleri de yersiz tevil ediyorlar. Bir hadis-i şerif meali: (Ümmetime en çok tehlikeli olanı, Kur’anı yersiz tevil edendir.) [Taberani] Ehl-i sünnete aykırı, bir din meydana getirmeye çalışıyorlar. (Vücudumuz ve organlarımız bize Allah’ın emaneti değil) demeleri yanlıştır. Peygamber efendimiz, (Elin, sana bir emanettir, onunla haram olan şeyi tutma! Ayağın sana bir emanettir. Onunla haram yere gitme! Tenasül aleti sana bir emanettir, onunla zina etme!) buyuruyor. Bunun gibi bedendeki bütün organlar birer emanettir. Bu nimetleri meşru şekilde ve meşru yerlerde kullanan, emin kimselerden olur, Cenab-ı Hakka karşı
141

www.dinimizislam.com

tam şükür yapmış olur. Bu emanetleri gayri meşru yerlerde kullanan insan, Allahü teâlâya isyan etmiş ve hıyanet etmiş olur. (Ey Oğul İlmihali) Bize emanet olarak verilen organlarımız: 1- El: Haram olan şeyleri tutmamalı. 2- Dil: Yalan söylememeli ve kötü şeyler konuşmamalı. 3- Göz: Haram olan şeylere bakmamalı. 4- Mide: Haram olan şeyleri mideye sokmamalı. 5- Kalb: Kibir, ucup, suizan gibi şeylerden kaçmalı. 6- Kulak: Haram olan şeyleri dinlememeli. 7- Ayak: Kötü yerlere gitmemeli. 8- Ferc: Zina ve livatadan uzak durmalı. 9- Burun: Haram şeyler koklamamalı. 10- Setr-i avret: Erkekler ve kadınlar dinimizin emrine uygun kapanmalıdır. Emanet, sadece bize verilen organlarımız değildir. Çoluk çocuk, mallar ve sahip olduğumuz her şey bize emanettir. Aile efradımız da bize emanettir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Kadınlarınıza eziyet etmeyiniz! Onlar, Allahü teâlânın sizlere emanetidir. Onlara yumuşak olunuz, iyilik ediniz!) [Müslim] (Ey insanlar! Kadınlar size Allah’ın emaneti olarak verildi. Sizin onlar üzerinde haklarınız olduğu gibi, sizin üzerinizde onların da hakları vardır.) [İ. Cerir] (Hepiniz, bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evinizde ve emriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız! Onlara Müslümanlığı öğretmezseniz, mesul olursunuz.) [Müslim] (Bir kimse, kızını fâsıka [kötü kimseye] verirse, Allahü teâlânın emanetine hıyanet etmiş olur. Emanete hıyanet edenlerin gideceği yer, Cehennemdir.) [S. Ebediyye] Ahzab suresinin, (Emaneti göklere ve yere ve dağlara bildirdik, yüklenmek istemediler. Ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. İnsan zalim oldu. Cahil oldu) mealindeki 72. âyet-i kerimesinde bildirilen emanet, akıl ve İslamiyet’tir. Yani beş vakit namaz başta olmak üzere bütün ibadetlerdir. (Beydavi)

Yetenek ve günah
Sual: Canlı resmi ve heykeli yapmanın, çalgı çalmanın günah olduğunu söylemek yanlıştır, eğer günah olsaydı Allah o kimseye böyle yetenek vermezdi. Allah günah olan işlere yetenek verir mi hiç?
142

www.dinimizislam.com

CEVAP Elbette verir. Burası imtihan yeridir. Günah işlemeye yetenek verilmezse, o zaman yeteneksiz kimse nasıl günah işlesin ki? Şimdi birkaç yetenek yazalım: 1- Bir kimsenin kumar oynama yeteneği olsa, o kişinin kumar oynaması günah olmaktan çıkar mı? 2- Bir çilingir her kilidi açabilse, bu kabiliyetinden dolayı, kilitli kapıları açıp evdeki başkalarının eşyalarını çalsa, bu hırsızlığı günah olmaktan çıkar mı? 3- Attığını on ikiden vurabilme yeteneğine sahip olan bir avcı, başkalarının at, inek, koyun gibi hayvanlarını veya insanları vurup öldürse, yaptığı cinayet günah olmaktan çıkar mı? 4- Bir kimsenin, tabanca, silah yapma yeteneği olsa, yaptığı bu aletlerle insanları öldürse, yaptığı katillik günah olmaktan çıkar mı? 5- Bir heykeltıraş, yaptığı puta tapsa, yaptığı put günah olmaktan çıkar mı? 6- Usta bir ressam, yüksek yeteneğinden dolayı, canlı gibi resimler yapsa, mesela müstehcen kadın resimleri yapsa, bu günah olmaktan çıkar mı? 7- Yetenekli bir dansöz, soyunup kimsenin yapamadığı gösteriler yapsa, yaptığı günah olmaktan çıkar mı? Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Yeteneğimiz olsa da, olmasa da, o şeyin hiçbir zararı olmasa da, dinimizin yasak ettiği şeyi yapmamalıdır.

Günah işlemekle ilgili çeşitli sorular
Sual: Bir Alman genci bana, "Şu günahı işlersen müslüman olacağım" dedi. Ben de bir danışayım dedim. Birine sordum. "Bir insanın hidayetine sebep olmak, dünyadaki her şeyden kıymetlidir. Günahı işle tevbe edersin!" dedi. Ben ise daha önceki yazılarınızdan bunun caiz olmayacağını anlıyorum. Günah işleyerek ibadet edilmeyeceğini yazmıştınız. Kâfirin müslüman olması için günah işlemek caiz midir? CEVAP Asla caiz olmaz. Dinimizde günah işlememek, ibadet etmekten daha kıymetlidir. Bir hadis-i şerifte, (Çok az bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir) buyuruluyor. Her günah, Allahü teâlâya isyan olduğundan, büyüktür; fakat bazısı, bazısına göre küçük görünür. Bir küçük günahı yapmamak bütün cihanın nafile ibadetlerinden daha sevabdır, çünkü nafile ibadet yapmak farz değildir. Günahlardan kaçınmaksa farzdır. (Rıyad-un-nasıhin)
143

www.dinimizislam.com

Bid'at işlemek ise, büyük günahlardan daha tehlikelidir. Bu bakımdan dine hizmet etmek niyetiyle bid'at işlemeyi mubah görmemelidir. Bazı cahil kimseler de, tesbih namazını cemaatle kılabilmek için, namaza duruyorlar, sonra kasten bozuyorlarmış. Böylece bu namazı kılmayı kendilerine vacip yapıyorlarmış. (Vacip olunca da cemaatle kılınır) diyerek, Tesbih namazını cemaatle kılıyorlarmış. Bir defa vacip de olsa cemaatle kılınmaz. Vitir vacip olduğu halde, Ramazan haricinde cemaatle kılınmıyor. Tesbih namazı nasıl cemaatle kılınabilir? Bir namazı kasten bozmak haramdır, büyük günahtır. Bir haramdan kaçmak, milyonlarca nafile namaz kılmaktan evladır. Haram işleyerek farz, mekruh işleyerek sünnet yapılmaz. Günahtan kaçmak ibadet yapmaktan önce gelir. (Uyun-ül Besair) Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Az bir haramdan kaçmak, 80 bin nafile hac sevabından efdaldir.) [Deylemi] Sual: Allah’a asi olmak ne demektir? CEVAP Asi olmak, karşı gelmek, günah işlemek demektir. Allahü teâlâya asi olmak iki türlüdür: 1- Allahü teâlânın emirlerini, yani farzları yapmamaktır. Farzları, vazife kabul etmeyenler kâfir olur. Vazife bilip, tembellikle yapmayanlar, yani kaza etmek, ödemek fikrinde olanlar, Hanefi mezhebinde kâfir olmaz. Fakat en büyük günah olur. 2- Hak teâlânın men ettiği şeyleri, yani haramları yapmaktır. Haramdan kaçmayı vazife bildiği halde, nefsine uyarak yapan ve sonra üzülenler kâfir olmaz. Haram işleyen müslümanlara fâsık, asi denir. Haram işlemeyenlere salih, mütteki denir. İttikanın, yani haramdan kaçmanın sevabı, farzları yapmanın sevabından daha fazladır. Sual: Bir kitapta, Peygamber efendimizin, (Ya Rabbi bugünden sonra Osman’a günah yazma) diye dua ettiğini okudum. Bir kimse, günah işlediği halde, niçin günah yazılmaz? Günah yazma demek, günah işletme demek midir? CEVAP Evet günah işletme demektir. Peygamberler hariç, günahsız kul olmaz. Bir de mahfuz evliya vardır. Allahü teâlâ bunlara günah işletmez. Allahü teâlâ, sevdiklerini, bazı evliyayı günah işlemekten korur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlânın sevdiği kula günah zarar vermez.) [Deylemi] Günahın zarar vermemesi iki türlü olur:
144

www.dinimizislam.com

1- Kul, ölmeden önce tevbe eder, tevbe eden de hiç günah işlememiş gibi olur. Böylece işlenen günah zarar vermez. 2- Allahü teâlâ, sevdiği kulunu günah işlemekten korur. Peygamber efendimizin, (Osman’a günah yazma) diye dua etmesi böyledir. Yani, (Onu günahtan muhafaza buyur) demektir.

Günah ve istek
Sual: (Allahü teâlâ vermek istemeseydi, istek vermezdi) sözü meşhurdur. Bu söz, günah olan bir şeyi de yapmayı çok istediğimizde, bunu Allah’ın yapmamızı istediğini göstermez mi? CEVAP Hayır. Allahü teâlâ günah işlenmesinden kesinlikle razı olmaz ve kullarının günah işlemesini istemez. O söz, dine uygun işler içindir. Mesela, şartlarına uygun yapılan dualar kabul olur. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Dua etme arzusu gelince, dua edin! Çünkü bu, duanın kabul olacağına alamettir.) [Tirmizi] (Allahü teâlâ, dua etmeyi takdir etmişse, kabul etmeyi de takdir etmiştir.) [Ebu Nuaym] İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Dine uygun istek, kavuşmanın müjdecisidir. Yanıp yakılmak da, kavuşmanın başlangıcıdır. (1/61)

Haram olduğunu bilmemek
Sual: Haram olan bir şeyi, haram olduğunu bilmeden işleyene günah olur mu? CEVAP Evet, din bilgilerinin her tarafa yayıldığı bir yerde, bir şeyin dindeki hükmünü bilmemek özür değildir. O şeyi kullanmak, haram olur. Mesela içki içse, zina etse, ben içkinin, zinanın haram olduğunu bilmiyordum dese, yine haram işlemiş olur. Ancak, Müslümanlardan uzak bir yerde yaşadığı veya yeni Müslüman olduğu için bilmiyorsa, öğrenme imkânı da yoksa mazur olur.

İbretlik olay
Sual: Geçen gün Yozgat’ta ibretlik bir olay oldu. İbadetleri yapmayan ve günahları açıktan işlemekten çekinmeyen bir kadın intihar etti. Kabrinden etrafa çok kötü bir koku yayılıyor, kimse kabrin yanına yaklaşamıyor. Neden olabilir? CEVAP İbadetleri yapmayan üstelik de günahları açıkça işleyen kimsenin, imanını muhafaza etmesi çok zordur. İntihar etmesi de çok büyük günahtır. Bu olay, sanki onun imansız öldüğüne alamettir. Bir hadis-i şerif meali
145

www.dinimizislam.com

şöyledir: (Bir şeyle canına kıyan kimseye, Cehennemde onunla azap edilir.) [Buhari] Bu hadis-i şerif, istisnalar hariç, intihar edenlerin Cehenneme gideceğini bildirmektedir. Az da olsa, imansız ölen kimselerin kabirlerinde çektikleri azap görülebiliyor. Mesela Trabzonlu bir arkadaş şunu anlattı: Bir bayanı kabre koydukları zaman sanki deprem oluyor gibi kabir sallanınca, kocası merak edip kabri herkesin gözü önünde açıyor. Karısının kömür haline geldiğini görüyor. Kocası, (Eşim dinin tesettür emrini inkâr ederdi) diyor. Kâfir olarak ölmekten çok korkmak gerekir. Yapamasak bile, dinimizin bildirdiklerine inanmak, hepsini beğenmek lazım. Günah ayrı, inkâr ayrıdır. İnkâr eden, beğenmeyen dinden çıkar. Sual: Vera sahibi olmak için, nasıl hareket etmek gerekir? CEVAP Bir kimse, şu on şeye riayet etmedikçe tam vera sahibi olamaz: 1Gıybet etmemeli. 2- Müminlere suizan etmemeli, kötü bilmemeli. 3- Kimse ile alay etmemeli. 4- Namahreme bakmamalı. 5- Doğruluktan ayrılmamalı. 6- Kibirlenmemeli.7- Malını haramlara harcamamalı.8- Nefsi için makam istememeli. 9- Beş vakit namazı vaktinde kılmayı, birinci görev bilmeli. 10Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği iman ve amellere uymalı. (Mekt. Rabbani 2/66)

Günaha ortak olmak
Sual: Çeşitli günah olan konserler tertip ediliyor. Bu konserleri düzenleyenler mi, yoksa konsere iştirak edenler mi günaha giriyor? CEVAP İkisi de günahta ortaktır. Dinleyen olmasaydı, öyle konser tertip edilmezdi. Mesela, cambaz, ipten düşüp ölürse, seyirciler de günaha girer; çünkü onlar seyretmeselerdi, cambaz oynamayacak ve ölmeyecekti. Evet, öldürülen kimse, eceli geldiği için ölür; fakat bunu öldüren de, cezasını görür. (S. Ebediyye) Sual: Bir kimse, ana-babasının veya başkasının günahını üzerine alabilir mi? Kimi, Vebalim senin boynuna diyor. Böyle söylemekle, birinin günahı başkasına yazılır mı, kimi de Sen şunu işle günahı bana diyor. Biz onu işleyince günahı ona mı olur? CEVAP "Vebalim senin boynuna" demekle, onun günahı başkasına yazılmaz. "Günahı bana" demekle de, günah olan bir şey işlenince, işleyen günahtan
146

www.dinimizislam.com

kurtulamaz. Günaha teşvik eden de günaha girer. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Hiçbir günahkâr, başkasının günahını çekmez.) [Enam 164] Hadis-i şerifte de aynı ifadeler vardır: (Hiç kimse başkasının günahını çekmez.) [Hakim] Ancak günah işlemeyi öğreten babaya evladının günahı da yazılır. İbadet öğretirse, onun sevabı da babasına yazılır. Hadis-i şerifte, (Bir müslümanın evladı, ibadet edince, kazandığı sevap kadar, babasına da verilir. Bir kimse, çocuğuna günah öğretirse, bu çocuk ne kadar günah işlerse, babasına da o kadar günah yazılır) buyuruldu. (S. Ebediyye) yüklendikleri gibi İnsanları sapıtanlar, kendi günahlarını sapıttırdıklarının günahlarını da yüklenirler. (Nahl 25, Beydavi) Sual: (Yetmiş yaşından sonra, her günahı işle, sana sual yok) diyorlar, doğru mu? CEVAP Yanlıştır. Herkese sual vardır. Kimininki hafif, kimininki şiddetli olacaktır. Yaşlı Müslümana Allahü teâlâ daha çok merhamet eder. Sual: Bir günahı bilerek işlemek mi, yoksa bilmeden işlemek mi daha günahtır? CEVAP Öğrenmesi farz olan, şeyi bilmemek özür olmaz, günah olur. Bir hadis-i şerif meali: (Aynı günahı işleyen âlime bir, cahile iki günah yazılır. Âlim, yalnız günahın cezasını; cahil ise, hem günahın, hem de o meseleyi öğrenmemenin cezasını çeker.) [Deylemi] Bir de şu durum var. Cahil bir günahı gafletle işler. Âlim ise kasten işleyebilir. Kasten işlemek daha büyük günahtır. Mesela cahil, kendi bahçesine uzanan komşunun meyvesini yese, buna, başkasının meyvesini yemek günahı ile birlikte bu meseleyi öğrenmemek günahı yazılır. Fakat âlim bunu yaparsa, kasten haram işlemiş olur. Bunun cezası, cahilin iki günahından daha ağır olur. Bilerek, kasten günah işlemek günaha önem vermemek anlamı da taşıyabilir. İki hadis-i şerif meali: (Zebaniler, günahkâr hâfızlara, puta tapanlardan daha önce azap yapar. Çünkü bilerek yapılan günah, bilmeyerek yapılandan daha kötüdür.) [Taberani] (İlmi ile amel etmeyen âlim, kıyamette en şiddetli azaba düçar olur.) [Beyheki] Demek ki, hem bize lazım olan bilgileri öğrenmemiz, hem de bunlarla
147

www.dinimizislam.com

amel etmemiz gerekir. Sual: Bir zatın, 4 bin hadisten birini seçip onunla amel ettiğini duydum. Bu hadis nasıldır? CEVAP Ebu Bekr-i Şiblî hazretleri, 400 hocadan ders alıp onlardan öğrendiği 4 bin hadisin içinden şunu seçip onunla amel etmiştir: 1- Dünya için, dünyada kalacağın kadar çalış! 2- Ahiret için orada kalacağın kadar çalış! 3- Allah’a muhtaç olduğun kadar itaat et! 4- Ateşe dayanabileceğin kadar günah işle. Sual: Kitaplarda imanın gitmesine sebep olan şeylerden bahsedilirken, dokuz azasını doğru yoldan çıkarmak olduğu bildiriliyor. Bu dokuz aza nelerdir? CEVAP İnsanın bütün uzuvlarıdır. Her uzvu yaratılış gayesine uygun olarak kullanmalı, haram işlerde kullanmamalı. Bazı âlimler, 8, bazıları 9, bazıları da 10 uzuv olarak bildirmişlerdir. 1- El: Haram olan şeyleri tutmamalı. 2- Dil: Yalan söylememeli ve kötü şeyler konuşmamalı. 3- Göz: Haram olan şeylere bakmamalı. 4- Mide: Haram olan şeyleri mideye sokmamalı. 5- Kalb: Kibir, ucup, suizan gibi şeylerden kaçmalı. 6- Kulak: Haram şeyleri dinlememeli. 7- Ayak: Kötü yerlere gitmemeli. 8- Ferc: Zina ve Livatadan uzak durmalı. 9- Burun: Haram şeyler koklamamalı. 10- Setr-i avret: Erkekler göbek ile diz arasını, kadınlar el, yüz hariç her yerini kapatmalı. Sual: Kadın erkek beraberce oyun oynamak, içki içmek veya başka günahları işlemek için birlikte olunan yere fısk meclisi deniyor. Peki, günah işlemek için değil de, Allah rızası için ibadet etmek için beraber bulunulsa mesela beraberce mevlit dinlense, beraberce camide vaaz dinlense yine mi günah olur? CEVAP Dışarıda, kadın erkek birlikte oturmak günah olduğu gibi, mevlit için bir araya toplanmak veya birlikte vaaz dinlemek daha günahtır. İbadet şeklinde günah işlemek, başka yerde işlemekten daha çok günahtır. Üç kerahat vaktinde namaz kılmanın yasak olması da bunun gibidir. Yasak olan zamanda ve yerde kılınan namazın sevabı olmaz, günah da olur;
148

www.dinimizislam.com

çünkü yasak edildiği halde yapılmaktadır. Kadınların, örtülü olarak da, yabancı erkeklerle karışık oturmaları yasak edilmiştir. Bu yasak, camilerde ibadet şeklinde olursa, daha büyük günah olur. Sual: Özellikle yatılı okullarda, okul müdürü, nöbetçi öğretmen gibi bazıları, (Gusletmenize gerek yok. Eğer vebali varsa benim boynuma) diyorlar; hatta bir din dersi öğretmenimiz, (Akşama 15 dakika kala orucunuzu açın, size tekeffül ediyorum, bir vebali varsa benim boynuma) dedi. Öğretmenin dediklerini yaparsak biz vebalden kurtulur muyuz? CEVAP Vebali bana demekle, siz vebalden kurtulamazsınız. Yani birisi size, (İçki için, zina edin, bütün vebaliniz benim boynuma) dese, siz vebalden kurtulamazsınız. Şimdi birisi çıkıp, ey insanlar İslamiyet’e uymayın, istediğinizi yapın, vebali benim boynuma dese olur mu? Böyle söyleyenler, din cahilleri veya din düşmanlarıdır. Bunların oyununa gelmemelidir.

Başkasının hatırı için günah işlemek
Sual: Eşin dostun gönüllerini almak, onları kırmamak için karşı cinsle tokalaşmak, onlara sarılmak caiz midir? CEVAP İmam-ı Rabbani hazretleri, (Eşin, dostun gönüllerini yapmak için, kendini günaha sokmak ve ahiretin sonsuz azaplarına atılmak, aklı olanın yapacağı iş değildir) buyuruyor. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Bir kimse kötü insanların kızacakları şeyde Allahü teâlânın rızasını ararsa, Allahü teâlâ onu, insanlardan geleceklerden korur. Bir kimse, Allahü teâlânın kızacağı şeyde, insanların rızasını ararsa, Allahü teâlâ onun işini insanlara bırakır.) [Tirmizi]

Kalbi mühürlenmek
Sual: Peygamberimiz, (Üç Cumayı mazeretsiz kılmayanın) veya (Günaha devam edenin) kalbi mühürlenir buyuruyor. Kalbi mühürlenmek ne demektir? CEVAP Kalbi mühürlenmek, iyilik yapamaz hâle gelmektir. Hayır, hasenat ve ibadet yapmak ona zor gelir. Bundan kurtulmak için, tevbe edip günahlardan kaçmaya çalışmalıdır; çünkü günahta ısrar etmek, insanı küfre kadar sürükler.

İstemeden görmek ve işitmek
Sual: Sokakta açık bayanlar oluyor, bunlara istemeden bakmanın ve yine sokakta, istemeden gelen müzik seslerini dinlemenin hükmü nedir? CEVAP
149

www.dinimizislam.com

Bakmakla görmek, işitmekle dinlemek farklıdır. Açık kadın, göze çarparsa günah olmaz. Gelen müzik sesi, sadece duyulursa; fakat isteyerek dinlenmiyorsa veya dolmuş, alış veriş merkezi gibi yerlerde, istenmeden dinlemek zorunda kalınmışsa günah olmaz.

Günahları saymak
Sual: (Zikri, tesbihi saydığın gibi niye günahlarını saymıyorsun) deniyor. Günahları saymanın faydası ne ki, sayınca mubah mı oluyor? CEVAP Hayır, mubah olmaz. Günahlar sayılınca, insan günahın çokluğunu görüp tevbe edebilir, daha az günah işleyebilir. (Günahlarını unutma) anlamında söylenmiş olabilir.

İyi ve kötü amel
Sual: Hadis-i şerifte, (Melekler insanların amel defterlerini götürürken, başında ve sonunda iyi iş yazılı ise, gün ortasında yapılanları ona bağışlarlar) buyuruluyor. Ya aksi olursa ne olur? Yani başı ve sonu kötü amel olup da, ortası iyi amel ise ne olur? Başı ve sonu kötü olduğu için iyi ameller de mi yok olur? CEVAP Hayır. Günahlar bir bahaneyle affedilirse de, iyi ameller zayi olmaz. Ortada yapılan iyi ameller çok ise, yine o gün iyi amel etmiş yazılır. Her zaman müminin lehine hareket edilir. Günahlar bire bir yazılırken, iyi ameller bire on ve hatta daha fazla yazılır. Mümin, birkaç günah işler, sağdaki âmir olan melek soldakine günahları yazdırmaz, biraz bekle, belki bir iyilik işler der. Kul, bir iyilik işleyince, şimdi yazalım der. Bir iyiliğe on sevab verilir, o kişi üç günah işlemişse, ondan üçü çıkar, geriye yedi sevab yazılır. Bir hadis-i şerif meali: (Sağdaki melek, soldaki meleğin âmiridir. Kul, bir iyilik yapınca, on sevab yazar. Kötülük yapınca, sağdaki melek, soldaki meleğe bekle der; o da, altı saat bekler. Eğer kul, istiğfar ederse, hiç bir şey yazmaz. İstiğfar etmezse, tek bir günah yazar.) [Taberani]

Allah’a sövenin tevbesi
Sual: Mugni tefsirinde, (Allah’a ve Resulüne küfretmek haddi gerektirir. Küfreden tevbe etse de durum değişmez; çünkü tevbe, haddi düşürmez) deniyor. Diğer hadler de böyle değil mi? CEVAP Evet, bütün hadler böyledir. Had, günahına göre verilen bir cezadır. Tevbe ederse imanlı olarak had tatbik edilir. İçki içen Müslüman, tevbe etse bile, had cezasını çeker. Bugün dünyada İslam halifesi olmadığı için hadler uygulanmaz.
150

www.dinimizislam.com

Harama uymak ne demektir?
Sual: S. Ebediyye’de deniyor ki: (Erkek olsun, kadın olsun, her insanın, her sözünde, her işinde, Allahü teâlânın emirlerine, yani farzlara ve yasak ettiklerine [haramlara] uyması lazımdır. Bir farzın yapılmasına, bir haramdan sakınmaya önem vermeyenin imanı gider, kâfir olur.) Farza uymak elbette şarttır; fakat niye yasaklara, harama uymak gerekiyor? Harama uyunca haram işlenmiş olmaz mı? CEVAP Buradaki uymak, o işin gereğini yapmak, verilen emir ve yasağa riayet etmek demektir. Farzlara uymak, dinimizin bildirdiği şekilde, o farzları yapmak demektir. Haramlara uymak da, dinimizin bildirdiği şekilde, o haramlardan kaçmak demektir. Yasak emrine uyulunca yasaktan sakınmak gerekir.

İhtiyarın günahı
Sual: Gençlerin mi, yoksa yaşlıların mı ibadeti daha makbuldür? Günah işlemeleri de farklı mıdır? CEVAP İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Gençlik çağı, nefsin kaynadığı, şehvetlerin oynadığı, insan ve cin şeytanlarının saldırdığı bir zamandır. Böyle bir çağda yapılan az bir ibadete, pek çok sevab verilir. İhtiyarınki böyle değildir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Allah’a, tevbekâr gençten daha kıymetlisi yoktur. Günahlara devam eden ihtiyardan da, daha çok buğzettiği kimse yoktur.) [Ramuz] (En iyi genç, ihtiyar gibi ölümü düşünen, gençlik heveslerine kapılmayıp gafletten uzak kalandır. En kötü ihtiyar da, gaflet ve nefse uymakta gençlere benzemeye çalışandır.) [Taberani] (Cömert ve güzel huylu bir genç, Allah katında, hep ibadet eden cimri ve huysuz bir ihtiyardan daha üstündür.) [Deylemi]

Sevab, günahı yok eder
Sual: Kur'anda, (İyilikler kötülükleri, sevablar günahları yok eder) buyuruluyor. Bu, herhangi bir iyiliğin, herhangi bir sevabın günahları yok edeceği anlamına mı geliyor? CEVAP Hayır. Herhangi birisi değil, o kötülüğü, o günahı yok edecek derecede bir iyilik, bir sevab gerekir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Her yerde, her zaman Allah’tan kork! Bir kötülük yapınca, onu giderecek bir iyilik yap!) [Tirmizî]
151

www.dinimizislam.com

Demek ki, o kötülüğü giderecek derecede bir iyilik gerekiyor. Mesela bir savaş uçağını tabancayla önlemek mümkün değildir. Uçaksavar gerekir. Haramları yok etmek için de, farz ibadet gerekir, nafile ibadetlerle büyük günahlar affolmaz. Bildirilen âyet-i kerimede, namazdan bahsediliyor. Namaz kılmak, günahları yok ediyor. Zaten namaz kılmayanın yaptıkları iyilikler, kabul olmuyor. Kul hakkı gibi büyük günahlar için, farz namaz, farz oruç gibi büyük sevablar şarttır. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Müflis, kıyamette, amel defterinde pek çok namaz, oruç ve zekât sevabı olduğu hâlde, bazılarına çeşitli yönden zararı dokunduğu için, sevabları, bu hak sahiplerine dağıtılan kimsedir. Hakları ödenmeden önce sevabları biterse, hak sahiplerinin günahları, bunun üzerine yükletilip Cehenneme atılır.) [Müslim] Demek ki günahlarımız çok, sevablarımız azsa, halimiz haraptır. Hem günahları azaltmalı, hem de farz sevablarımızı çoğaltmalıyız.

Ölüleri üzmemeli
Sual: İnsan ölse de, ruhu ölmediği için, ölmüş yakınlarımız, işlediğimiz günahlardan haberdar olur mu? Günahlarımızdan dolayı üzülürler mi? CEVAP Evet, haberdar olurlar ve üzülürler. İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki: Ruh, bedenden ayrılınca, yine bilir, görür, anlar, sevinir, üzülür, bu halleri yok olmaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ameller, pazartesi ve perşembe günleri Allah’a arz olunur. Cuma günleri de, peygamberlere, ana babaya, diğer yakınlara arz olunur. İyi amellerinizle onlar ferahlanır ve yüzlerinin parlaklığı artar. Öyle ise Allah'tan korkun, günah işlemek suretiyle ölülerinize eziyet etmeyin!) [Hakîm] (Yaptığınız işler, kabirde olan yakınlarınıza ve tanıdıklarınıza bildirilir. İyi işlerinizi görünce sevinirler. Böyle olmayan işleriniz için, “Ya Rabbi! Bizi doğru yola kavuşturduğun gibi, bu kardeşimizi de kavuştur. Ondan sonra ruhunu al!” derler.) [İ. Ahmed, Tirmizi] (Yaptığınız işler, mezardaki yakınlarınıza ve tanıdıklarınıza gösterilir. İşleriniz iyi ise, sevinirler. İyi değil ise, “Yâ Rabbi, bunlara iyi işler yapmaları için kalblerine ilham eyle” derler.) [Ebu Davud] (İnsanların yaptıkları işler, pazartesi ve perşembe günleri, Allahü teâlâya arz olunur. Peygamberlere, evliyaya ve ana babaya cuma günleri gösterilir. İyi işleri görünce sevinirler. Yüzlerinin parlaklığı artar. Allah’tan korkunuz! Ölülerinizi incitmeyiniz!) [Tirmizi] (Yaptığınız işler, ölülere gösterilir. İyi işlerinizi görünce sevinirler. Kötü işlerinizi görünce üzülürler.) [İbni Ebi-d-dünya]
152

www.dinimizislam.com

Mezhepsizlerce bile her sözü senet kabul edilen İbni Kayyım-ı Cevziyye, Kitab-ür-ruh kitabında, İbni Ebi-d-dünya’dan, o da Sadaka bin Süleyman Caferi’den bildiriyor ki: Bir kötü huyum vardı. Babamın ölümünden sonra, pişman oldum. Bu taşkınlıklarımdan vazgeçtim. Bir aralık bir kabahat yaptım. Babamı rüyada gördüm. Ey oğlum! Senin güzel işlerinle kabrimde rahat ediyordum. Yaptığın işler bize gösteriliyor. İşlerin salihlerin amellerine benziyor, fakat son yaptığından dolayı çok üzüldüm, utandım. Yanımdaki mevtalar arasında beni utandırma, dedi. Bu haber, yabancı ölülerin de, dünyadaki işleri anladıklarını gösteriyor. Çünkü çocuğun işleri babasına gösterildiği zaman, babası oğluna, beni yanımdaki ölülere utandırma demektedir. Yabancı ölüler, çocuğun işlerinin babasına gösterildiğini anlamasalardı, babası rüyada böyle söylemezdi. (Kitab-ürruh)

Ekmeği aşağıda tutmak
Sual: Fırından ekmeği eline alıp, poşetle veya poşetsiz sallayarak getirmek günah mıdır? CEVAP Bazı yörelerde böyle yapmak günah sayılıyorsa da, dinen öyle götürmek günah değildir.

Ölüme hazırlanmak için
Ölümü hatırlamanın fazileti
Sual: Ölümü hatırlamanın fazileti nedir? Ölüm nedir, ölümden korkmalı mıdır? CEVAP Her müslüman, Cennet ve Cehenneme inanır. Cehennemden kurtulmak, Cennete girmek isteyen akıllı kimsenin ölüme hazır beklemesi gerekir. Çünkü Peygamber efendimiz, (Akıllı kimse, kendisini hesaba çekip ölüm için hazırlanan kimsedir) buyuruyor. Bir şey için hazırlanmak, onu sık sık hatırlamakla olur. Hatırlamak ise, hatırlatıcı şeylere bakmakla, onları yapmakla mümkündür. Genel olarak bütün insanlar ölümden gafildir. Bir âyet-i kerimede, (Hesap görme zamanı yaklaşmasına rağmen, insanlar gaflet içinde, bundan yüz çeviriyorlar) buyuruluyor. (Enbiya 1) Dünyanın faydasız zevklerine aldanan, ölümden habersiz yaşar. Yanında ölümden bahsedilince, nefret eder. Peygamber efendimiz, (Kim ölümden nefret ederse, Allah da ondan nefret eder) buyuruyor. Allahü
153

www.dinimizislam.com

teâlâ da, (Kendisinden kaçtığınız ölüme mutlaka yakalanacaksınız) buyuruyor. (Cuma 8) Günahlardan kaçıp ibadetlerini yapan kimse, ölümü istemese, ölümden nefret etmiş sayılmaz. Çünkü, o kusurlarını telafi peşindedir. Bir kimseye sevgilisi hemen gel dese, o kimse de, yıkansa, tıraş olsa, yeni elbiseler giymekle, sevgilisine hediyeler almakla meşgul olsa, geciktiği için sevgilisine kavuşmaktan nefret etmiş sayılmaz. Yani ölümden hoşlanmamasında mazurdur. Çünkü ölüm için hazırlık yapmaktadır. Ebu Süleyman Darani hazretleri, saliha bir hanıma, (Ölümü sever misin?) dedi. O da (Hayır sevmem) dedi. Sebebini sorunca, (Birisine karşı bir kabahat işlesem, onun yüzüne bakmaya utanırım. Onu görmek istemem. Bu kadar günah içinde iken, günahlardan kurtulmadan, nasıl olur da Allahü teâlânın huzuruna çıkmayı sevebilirim?) dedi. Arifler ise, ölümü devamlı hatırlar. Çünkü onlar ölüme her zaman hazırdır. Ayrıca onlar bilir ki, ölüm sevgili ile buluşma zamanıdır. Ölüm, dostu dosta kavuşturan bir köprüdür. Bu köprüden geçmeyen sevgiliye kavuşamaz. Arifler bunun için ölümü severler. Hazret-i Mevlana da Azrail aleyhisselama, (Tez gel, haydi canımı çabuk al, beni Rabbime hemen kavuştur) demiştir. Öyle ya, seven sevgilisi ile buluşacağı günü hiç hatırından çıkarır mı, o günün bir an gelmesini şiddetli şekilde arzu etmez mi? Hatta ölümün gecikmesine canı sıkılır. Bir an önce ona kavuşmaya can atar. Hazret-i Huzeyfe ölüm döşeğinde iken, (Dost ani bir baskınla geldi, pişmanlık fayda vermez. Ya Rabbi, yaşamak hakkımda hayırlı ise yaşamamı nasip eyle, ölüm, hakkımda hayırlı ise, ölüm yolunu bana kolaylaştır) diye dua etmiştir. Müslümanlar da böyle dua etmelidir. Her zaman, iyi ve kötü hallerde de ölümü hatırlamanın fazileti çoktur. Çünkü dünyanın faydasız zevklerine sımsıkı sarılan kimse bile, ölümü ana ana dünyanın kirli işlerinden uzaklaşmaya başlar. Zamanla dünyanın külfeti, ona ağır gelir, zevklerinden hoşlanmaz. Böylece dünyanın faydasız işlerinden soğutan her şey, bir kurtuluş sebebidir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Ölümü anmak, günahlardan korur.) [İbni Ebiddünya] (Ölümü anmak sadaka vermek gibi sevaptır.) [Deylemi] (Ölümü çok hatırlayanın kalbi ihya olur, ölümü de kolaylaşır.) [Deylemi] (Ölümü çok anmak, insanı dünyadan çeker, günahlardan sıyırır.) [İbni Lâl] (En akıllınız, ölümü çok hatırlayan, ahiret için azık toplamakta
154

www.dinimizislam.com

acele edendir. Ölümü çok hatırlayan dünya ve ahiret saadetine kavuşur.) [Taberani] (Lezzetleri yok eden, ağız tadını bozan, ümitleri kıran ölümü çok anın! Ölümü darlıkta düşünen rahatlar. Bollukta düşünen, lüzumsuz işten, israftan kaçar kanaatkâr olur.) [İ. Hibban] (Allah’tan utanan, ölümü düşünmeden yatmaz, haram lokma yemez, zinadan kaçar, dilini, gözünü ve kulağını haramlardan sakınır, öldükten sonra çürüyeceğini düşünür.) [Taberani] (Ölümü anmak, günahlardan korur ve dünyadan [Allahü teâlânın rızasına mani olan her şeyden] alıkoyar.) [İbni Ebiddünya] (Demir paslandığı gibi, kalbler de günahla paslanır. Kalblerin cilası ölümü çok hatırlamak ve Kur'an-ı kerim okumaktır.) [Beyheki] “Ölümü çok anıp günahlardan kaçanın kabri, Cennet bahçesi olur. Ölümü unutup günahlara dalan kimse kabri de Cehennem çukuru olur." (Süfyan-ı Sevri) Bir zatı çok övdüler. Orada bulunan Resulullah efendimiz, (O kimse ölümü hatırlar mı?) buyurdu. (Ölümden söz ettiğini duymadık) dediler. (Ölümü anmayan değerli olmaz) buyurdu. (İ.Ebiddünya)

Kendini hesaba çekmek
Sual: Peygamber efendimiz, (Ölmeden önce ölün, hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin) buyuruyor. Kendimizi hesaba nasıl çekeriz? CEVAP Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Kıyamet günü terazi kurarız. O gün, hiç kimseye zulmedilmez. Herkesin, yaptığı zerre kadar iyilik ve kötülüğü meydana çıkarıp, teraziye koyarız. Herkesin hesabını yapmaya yetişiriz.) [Enbiya 47] Peygamber efendimiz de buyurdu ki: (Akıllı kimse, günü dörde ayırır, birincisinde, yaptıklarını ve yapacaklarını hesap eder. İkincisinde, Allahü teâlâya münacat eder, yalvarır. Üçüncüsünde, bir işte çalışıp, helal para kazanır. Dördüncüsünde, istirahat eder ve mubahlarla kendini eğlendirir, haramlardan kaçar.) [İ.Gazali] İslam âlimlerinin en büyüklerinden imam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Peygamberlerin gönderilmesi, İslamiyet’in emirleri yasakları, hep, nefsi kırmak, ezmek içindir. Onun taşkınca isteklerini önlemek içindir. İslamiyet’e uyuldukça, nefsin istekleri azalır. Bunun içindir ki, İslamiyet’e uymak, nefsin isteklerini yok eder.
155

www.dinimizislam.com

Nefsin zararını önlemek için, iki cihad yolu vardır: 1- Ona uymamak, onun arzularını yapmamaktır. Buna, riyazet çekmek denir. Riyazet vera ve takva ile olur. Takva, haramlardan sakınmak, Vera haramlarla birlikte, mubahları ihtiyaçtan fazla kullanmaktan da sakınmaktır. 2- Nefsin istemediği şeyleri yapmaktır. Buna, mücahede denir. Bütün ibadetler mücahededir. Bu iki cihad, nefsi terbiye eder. İnsanı olgunlaştırır. Ruhu kuvvetlendirir. Salihlerin yoluna kavuşturur. Allahü teâlâ, kullarının ibadetlerine muhtaç değildir, onların günah işlemesi Ona hiç zarar vermez. Nefsi terbiye için bunları emretmiştir. İmam-ı Rabbani hazretleri yine buyuruyor ki: Evliyanın çoğu her gece, yatacağı zaman, o gün yapmış olduğu işlerini, sözlerini, hareketlerini, hareketsizliklerini, düşüncelerini, her birinin niçin olduğunu anlarlar. Kusurlarını ve günahlarını temizlemek için, tevbe ve istiğfar ederler. Allahü teâlâya boyun bükerler, yalvarırlar. İbadetlerini ve iyiliklerini de, Allahü teâlânın hatırlatması ile ve kuvvet vermesi ile olduğunu bilirler. Bunun için, Hak teâlâya hamd ve şükür ederler. Muhyiddin-i Arabi hazretleri, kendini böyle muhasebe edenlerden biri idi. (Ben kendimi hesaba çekmekte, Meşayıh-ı kiramın hepsinden ileri gittim. Niyetlerimi, düşüncelerimi de hesaba kattım) buyururdu. Her gece yatarken yüz defa (Sübhanallahi velhamdü lillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber) okuyan kimse, yüz defa tesbih, tahmid ve tekbir söylemiş olur. Böylece, muhasebe yapmış, kendini hesaba çekmiş sayılır. [Tesbih sübhanallah, tahmid elhamdülillah, tekbir de Allahü ekber demektir.] Tesbih söylemek, tevbenin anahtarıdır. İnsan bunu çok okumakla, kusurlarının, günahlarının affedilmesini istemiş olur. Günah işleyen bir kimse, bu emirlerin ve yasakların sahibinin azametini ve kibriyasını düşünmüş olsaydı, Onun emirlerine karşı gelemezdi. Günahları yapması, Onun emirlerine ve yasaklarına kıymet vermediğini göstermektedir. Böyle şeyden, Allahü teâlâya sığınırız. Tenzih kelimesini, [yani yukarıda yazılı olan tesbihi] çok okumakla, bu kusur affolunur. İstiğfar etmek, günahların örtülmesini istemektir. Tenzih kelimesini okumak ise, günahların yok olmasını istemektir. O nerede, bu nerede? Sübhanallah şaşılacak bir kelimedir. Söylemesi çok kısadır. Manaları ve faydaları ise pek çoktur. Tahmid [Elhamdülillah] kelimesini çok okumakla, Allahü teâlâya şükredilmiş olur. Onun verdiği nimetlerin şükrü yapılmış olur.
156

www.dinimizislam.com

Tekbir [Allahü ekber] kelimesi, Allahü teâlânın, kulların yaptığı şükürlerden çok yüksek olduğunu, Ona yakışan şükür yapılamayacağını göstermektedir. Çünkü, Ona yapılan istiğfarlar, af dilemekler için de, çok istiğfar etmek gerekir. Hak teâlâya yakışan hamd, ancak Onun tarafından yapılabilir. Bunun içindir ki kendisi, Saffat suresinin sonunda, (Sübhane Rabbike...) buyurmuştur. Kendini hesaba çekmek isteyen, bu âyet-i kerimeyi çok okumalıdır! Böylece istiğfar ve şükretmiş olur. İstiğfar ve şükredemediğini de ve kusurlarını da bildirmiş olur. (Mektubat-ı Rabbani c.1, m.309)

Hesaba çekilme riski var
Ahirette hesaba çekilen herkes sıkıntı görür. Onun için sorgusuz sualsiz Cennete girmeye çalışmalı! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kıyamette hesaba çekilen, helak olmuştur.) [Buhari] (Hesaba çekilen azap görmüş olur.) [Bezzar] (Kıyamette herkes, şu dört suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamaz: 1- Ömrünü nasıl geçirdi? 2- İlmi ile nasıl amel etti? 3- Malını nereden, nasıl kazandı, nereye harcadı? 4- Bedenini nerede yordu?) [Tirmizi] Ancak hesabı çok kolay geçenler de olacaktır. Mesela (Sen falanca mısın?) diye sorulacak, sonra bekletmeden Cennete konacaktır. Mesela Hazret-i Osman bunlardan biridir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Osman’ın şefaati ile Cehennemlik olan 70 bin kişi, sorgusuz sualsiz Cennete girer.) [İbni Asakir] (Kıyamette hesaba çekilirken, üç defa "Allah’tan alacağı olanlar, kalksın ve Cennete girsin" diye ses duyulur. Oradakiler, "Allah’tan alacaklı olan da olur mu ki?" derler. "İnsanları affedenlerdir" denir. Bunlar, kalkıp hemen sorgusuz sualsiz Cennete girerler.) [Taberani] (Hacca giderken veya gelirken ölenin, bütün günahları affolur. O kimse, hesaba çekilmeden ve azap görmeden Cennete girer.) [İsfehani] (Sabırlı ve ihlaslı olanlar, hesaba çekilmeden Cennete girer.) [Taberani] (Kibri, hıyaneti ve kul borcu olmayan mümin, hesaba çekilmeden Cennete girer.) [İbni Hibban] (Allahü teâlâ, namazlarını doğru olarak kılana, azap etmeden, sorgusuz sualsiz Cennete koyacağına söz vermiştir.) [Hakim] (Din kardeşinin bir işini yapmak için gidenin, her adımında 70 günahı affedilir ve ona 70 sevap verilir. Bu iş bitinceye kadar böyle
157

www.dinimizislam.com

devam eder. İş yapılınca, bütün günahları affedilir. Bu işi yaparken ölürse, sorgusuz sualsiz Cennete girer.) [İ.Ebiddünya] (Ümmetim üç sınıftır. Bir kısmı sorgusuz sualsiz Cennete girer. Bir kısmı hafif hesaba çekilerek girer. Bir kısmı da günahlardan temizlenerek girer.) [Taberani] Suda boğularak ölen şehitlerin kul borçları da affedilir. Hak sahipleri, bu şehitten haklarını istedikleri zaman, Allahü teâlâ, (Ondaki haklarınızı benden isteyin) buyuracak, hak sahiplerine alacaklarını fazla fazla verecektir. Şehit de, sorgusuz sualsiz Cennete girecektir. Cennete sorgusuz sualsiz giren fazilet sahiplerine, sizin ameliniz ne idi diye sorulduğunda, (Dünyada bize yapılan hakarete ve zulme sabreder ve bunları affederdik) derler. Bazı kimseler de, sorgusuz sualsiz Cehenneme girer, yani hesapları zor olur. Mesela bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Şu altı kişi, [affa veya şefaate uğramazsa] sorgusuz sualsiz Cehenneme girer: 1- Zulmü yüzünden hükümdar, 2- Irkçılık yüzünden Arap, 3- Kibri yüzünden köy muhtarı, 4- Yalanı, hıyaneti yüzünden tüccar, 5- Hasedi yüzünden âlim, 6- Hasisliği yüzünden zengin.) [Ebu Ya’la] Salih Müslüman olan, hesaba çekilmeden sorgusuz sualsiz Cennete girer, yani hesapları kolay olur. O halde iyi bir Müslüman olmaya çalışmalıdır!

Ölmeden önce ölmek
Sual: Ölmeden önce ölmek ne demektir? CEVAP (Dünyaya en az kim rağbet eder?) diye sual eden bir zata, Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Kabri ve kabirde çürüyüp toprak olacağını unutmayan, dünya ziynetini terk eden, ecri baki olan ahireti, fani dünyaya tercih eden, bugünün işini yarına bırakmayan, kendini ölmüş sayan, ölmeden önce ölen kimsedir.) [İbni Ebiddünya] Demek ki, ölmeden önce ölmek, öldükten sonra başına gelecekleri düşünerek, dinin emri ve yasaklarına riayet etmektir.

158

www.dinimizislam.com

Herkes hesaba hazırlanmalıdır
Sual: Ahirette mükafat da cezada büyük olduğu için, imtihan da çok büyük olacak değil mi? CEVAP Cennet, müminler için ebedi mükafat yeri, Cehennem de, kâfirler için ebedi ceza yeridir. Cennet, hatıra, hayale gelmeyen nimetlerle doludur. Cehennem de, akıl almayacak azaplarla doludur. Mükafat ve azaplar bir hâl işidir. Yaşanmadıkça anlatılamaz. Mükafat ve ceza büyük olduğu için sorgu-sual işi de büyük olacaktır. Allahü teâlâ, (Salih kullarım için gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, hatta hatıra gelmeyen, hayal edilemeyen nimetler hazırladım) buyuruyor. (Müslim) Kur'an-ı kerimde de mealen buyuruluyor ki: (Artık onlar için yaptıklarına mükafat olarak göz aydınlatıcı ne nimetler saklandığını [hazırlandığı] hiç kimse [Hatta melekler ve peygamberler bile] bilemez.) [Secde 17 Beydavi] Cehennem azabının şiddeti de çeşitli âyet-i kerimelerle bildirilmiştir. Böyle büyük mükafat ve büyük ceza için elbette büyük imtihan olacak ve ince şeyler sorulacaktır. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Zerre kadar hayır yapan sevabını, zerre kadar şer yapan da cezasını görecektir.) [Zilzal 7,8] Ahirette hiç kimseye zulmedilmez. Haksızlık yapılmaz ama, mükafat verilirken de bol bol ihsan edilecektir. Âyet-i kerimede mealen buyuruluyor ki: (Şüphesiz Allah, zerre kadar haksızlık etmez. Zerre kadar bir iyiliğin sevabını da kat kat artırır, kendinden de büyük mükafat verir.) [Nisa 40] İlkokul imtihanı ile üniversite imtihanı aynı olmadığı gibi, her fakültenin imtihanı da farklıdır. Çöpçülük imtihanında da fizikten, cebirden sorulmaz. Kuyumculardaki küçük terazilerde küçük ağırlıklar tartılır. Ona niçin beş on kiloyu tartmadın diye sorulmaz. Kırk elli tonluk büyük basküllere, kantarlara da niye beş-on gramı tartmadın diye sorulmaz. Herkes gücüne göre imtihana tâbi tutulur. Herkese ne nimet verilmişse, onun hesabı sorulur. A’maya göz nimetinden sorulmaz. Dilsize dilden sorulmaz. Başbakanın mesuliyeti ile odacınınki farklıdır. Âlim ile cahilinki de farklıdır. Dağda, ormanda veya demirperde gerisinde yaşayıp da Müslümanlığı duymayanlar, hesaba çekilmeyecektir. Âyet-i kerimede mealen buyuruluyor ki: (Kendilerine peygamber gönderilenlere ve gönderilen
159

www.dinimizislam.com

peygamberlere de elbette hesap soracağız.) [Araf 6] [İnsanlara Peygamberlere tâbi olup olmadıkları, Peygamberlere de tebliğ vazifesini ne derece yaptıkları sorulacaktır. (Beydavi)] Bir millete Peygamber gönderilmemişse, yahut bir millet Peygamberi duymamışsa cezalandırılmayacaktır. Kur'an-ı kerimde mealen, (Biz, peygamber göndererek bildirmeden önce azap yapıcı değiliz) buyuruluyor. (İsra 15) Peygamber gönderilenlere, Müslümanlığı duyanlara mutlaka hesap sorulacaktır. Kur'an-ı kerimde mealen, (Rabbin hakkı için, onların hepsine yaptıklarının hesabını elbette soracağız) buyuruluyor. (Hicr 923) Her insanda bulunan kiramen katibin melekleri, insanların yaptığı bütün işlerin resmini çekmekte, her anını filme almaktadır. İnsanların yapacağı işleri Allahü teâlâ ezelde bildiği için levh-i mahfuza da kaydetmiştir. En ufak bir yanlışlık ve haksızlık olmayacaktır. Âyet-i kerimede mealen, (Hiç kimseyi gücünün yettiğinden fazlası ile yükümlü kılmayız. Nezdimizde hakkı söyleyen bir kitap vardır. Hiç kimse haksızlığa uğratılmaz) buyuruluyor. (Müminun 62) Milyarlarca insanın hesabı çok kısa bir zamanda yapılacaktır. Kur'an-ı kerimde "Vallahü seriulhisab" ifadeleri geçmektedir. (Allah, hesabı çok çabuk görür) demektir. Herkes hesaba hazırlanmalıdır!

Neyi bekliyorsunuz?
Sual: Ölen bir Müslüman, dünyaya gelse ne yapar? CEVAP Mübarek bir zat, bir Müslümana ait kabrin önünde durup, talebelerine sorar: —Bu kabirdeki kişi, tekrar dünyaya gelse sizce ne ile uğraşır, ne yapar? Talebenin birisi der ki: —Elbette sürekli namaz kılar. Diğer bir talebe de der ki: —Devamlı oruç tutar. Bir diğeri de der ki: —Cihat eder, emri maruf yapar. Velhasıl talebeler faydalı bütün işleri sayarlar. O zat buyurur ki: —Bu mezarda yatan kişinin dünyaya tekrar gelip gelemeyeceği şüphelidir. Ama sizin oraya gideceğiniz kesindir; yani siz de onun gibi öleceksiniz. O halde neden şimdi bu söylediklerinizi yapmıyorsunuz?
160

www.dinimizislam.com

Neyi bekliyorsunuz? Onun kaybettiği fırsatı, siz bir ganimet bilmelisiniz yarına bırakmadan bu faydalı işlerle uğraşmalısınız.

Kalbi karartan işler
Sual: Kalb ve yürek aynı şeyler midir? Kalbi temizlemek için ne yapmak lazımdır? CEVAP Kalb, göğsümüzün sol tarafındaki et parçası değildir. Buna, yürek denir. Yürek, hayvanlarda da bulunur. Kalb, yürekte bulunan bir kuvvettir. Görülmez. Ampulde bulunan elektrik cereyanı gibidir. Buna, kalb veya gönül diyoruz. Gönül, insanlarda bulunur. Hayvanlarda bulunmaz. Bedendeki bütün organlar, kalbin emrindedir. His uzuvlarımızın duydukları bütün bilgiler kalbde toplanır. İnsanın, inanmak, sevmek, korkmak, kalbindedir. İman eden ve kâfir olan kalbdir. Güzel, iyi ahlakın ve kötü huyların yeri kalbdir. Kalbi temizlemek için riyazet ve mücahede gerekir. Riyazet, nefsin arzularını yapmamaktır. Nefsimiz, dinimizin yasakladığı haramları, mekruhları arzu eder. Bunlardan kaçmak gerekir. Mücahede, nefsin istemediği şeyleri yapmak demektir. Nefsimiz, iyilik ve ibadet yapmak istemez. İyilik ve ibadet ederek kalbi temizlemelidir! Allahü teâlâ, dinleri, Peygamberleri, kalbi temizlemek için gönderdi. Kalbi temiz olan, dinimizin emirlerine uyar, yasak ettiklerinden kaçar. Günah işleyenlerin kalbi temiz olmaz. Günah kalbi karartır. Namaz kılmamak en büyük günahlardan biridir. Namaz kılmayanın, içki içenin kalbi çok kararmış demektir. Müminlerin kalbi temizdir. Fâsıkların kalbi kirlidir, karadır. Kâfirlerin kalbi ise kapkaradır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Müminin temiz kalbinde parlayan bir ışık vardır. Kâfirin kalbi simsiyahtır.) [Taberani] (Günah işleyenin kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Eğer tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbini kaplar, kalb kapkara olur.) [Harâiti] (Günaha devam edenin zamanla kalbi mühürlenir, o artık sevap işleyemez olur.) [Bezzar] İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlânın emirlerini yapmamak kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk olması, dine tam inanmamaktır. İmanın alameti, dinin emirlerini seve seve yapmaktır. Kalb, sevgi yeridir. Sevgi bulunmayan kalb ölmüş demektir. Kalbde, ya
161

www.dinimizislam.com

dünya sevgisi veya Allah sevgisi bulunur. Allahü teâlâyı anarak, ibadet yaparak, kalbden dünya sevgisi çıkarılınca, kalb temiz olur. Bu temiz kalbe, Allah sevgisi, kendiliğinden dolar. Günah işleyince, kalb kararır, hastalanır, dünya sevgisi yerleşir ve Allah sevgisi gider. Kalbin bu hâli, bir şişeye benzer. Su doldurunca, havası çıkar. Suyu boşaltınca, hava kendiliğinden dolar. Bir bardaktaki hava çıkmadıkça içine su girmez. İçine su koyunca da, bu suyu çıkarmadan başka şey koyulmaz. Kalb de bardak gibidir. Kalbi Allah sevgisiyle doldurmak için, başka her şeyi, her sevgiyi kalbden temizlemek gerekir. Her hastalık zıddı ile tedavi edilir. Günah sebebi ile kararan kalb, iyilik nuru ile temizlenir. Geçim ihtiyacından dolayı gelen her sıkıntı, müslümanın kalbini dünyadan soğutur ve nefret ettirir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Öyle günahlar vardır ki, onları ancak geçim hususunda çekilen sıkıntılar yok eder.) [Hatib] O halde, helal kazanmak için geçim için sıkıntılara katlanmak nimet olur.

Kararan kalbi temizlemek
Kalbi temiz olan hep iyi işler yapar, kalbi bozuk olan da, kötü işler yapar. Hadis-i şerifte, (Kalb bozuk olunca, bedenin işleri de hep bozuk olur) buyuruldu. O halde kalbi karartmaktan sakınmalıdır. Zünnun-i Mısri hazretleri buyurdu ki: Kalbin kararmasının dört alameti vardır: 1- İbadetin tadını duymaz. 2- Allah korkusu hatırına gelmez. 3- Gördüklerinden ibret almaz. 4- Okuduklarını, öğrendiklerini anlayıp kavrayamaz.Namaz kılmayan ve günah işleyen kimsenin kalbi kararır, hasta olur. Muhammed bin Fadl Belhi hazretleri de buyurdu ki: Kalbin kararmasına 4 şey sebep olur: 1- Öğrendiği ile amel etmemek. 2- Bilmeyerek yapmak. 3- Bilmediklerini öğrenmemek. 4- Başkasının öğrenmesine mani olmak. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Çok gülmek kalbi öldürür.) [Tirmizi] (Üç şey kalbe kasvet verir: Yemeği, uykuyu ve rahatı sevmek.) [Deylemi] (Çok yiyip içmekle kalbinizi öldürmeyin!) [İ.Gazali]
162

www.dinimizislam.com

(Haram karıştırmadan, kırk gün helal yiyenin kalbi nurla dolar. Kalbine nehir gibi hikmet akar. Dünya sevgisi kalbinden çıkar.) [Ebu Nuaym] Muhammed Parisa hazretleri buyuruyor ki: İnsanı Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşturan yol kalbdir. İnsanı Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeylerin en zararlısı dünya sevgisinin kalbi karartmasıdır. Kalbi kararan dünyayı [faydasız şeyleri] sever. Dünya sevgisi, kötü arkadaşlardan ve lüzumsuz ve zararlı şeyler seyretmekten hasıl olur. Faydasız kitap, [roman, hikaye, gazete, dergi] okumak, lüzumsuz şeyler konuşmak, bu sevgiyi arttırır. Kadınlara bakmak, kadın resimleri [resimli dergi, filmler, tv] seyretmek, şarkı, çalgı dinlemek, bu sevgiyi kalbde yerleştirir. Bunların hepsi, insanı Allahü teâlâdan uzaklaştırır. Kalb, sevgi yeridir. Sevgi bulunmayan kalb ölmüş demektir. Kalbde, ya dünya sevgisi veya Allah sevgisi bulunur. İslamiyet’in emirlerine uyup, yasaklarından kaçarak, kalbden dünya sevgisi çıkarılınca, kalb temiz olur. Bu temiz kalbe, Allah sevgisi, kendiliğinden dolar. Malı, makamı ve Allah’tan gayrisini sevmek ve günah işlemek, kalbi temizlemeye engeldir. Kalbin temizlenmesi, İslamiyet’e uymakla olur. Namaz kılmak, kalbi temizler. Kur’an-ı kerim okumak ve ölümü çok hatırlamak günah işleyince, hemen tevbe ve istiğfar etmek ve oruç tutmak kalbi temizler. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Paslanan her şeyin bir cilası vardır. Kalbin cilası "Estağfirullah" demektir.) [Deylemi] (Her ay 3 gün oruç tutanın kalbinin pası temizlenir.) [Nesai] (Kalb, ekin; yemek ise yağmur gibidir. Fazla su ekini kuruttuğu gibi, fazla yemek de kalbi öldürür. Kalbini az gülüp, az yemekle ihya et, açlıkla temizle ki yumuşayıp parlasın!) [İ.Gazali] (Rutubette demirin paslandığı gibi, günah kiri kalbi paslandırır. Kalbin cilası ölümü çok hatırlamak ve Kur'an-ı kerim okumaktır.) [Beyheki] O halde kalbi temizlemek için günahlardan kaçarak dinimizin emirlerine uymamız gerekiyor.

Hediyelerin hazırsa!..
Bir kimse, Peygamber efendimize gelerek dedi ki: -İzin ver yâ Resulallah, ölümümü temenni edeyim. Peygamber efendimiz buyurdu ki: -Ölüm öyle bir şeydir ki onun için hazırlıklı ol! Yol uzun, azık ister.
163

www.dinimizislam.com

Ölümü temenni edenin on hediye hazırlaması lazım. O kimse sordu: - Hediyeler kime yâ Resulallah? Peygamber efendimiz buyurdu: 1- Azrail'in hediyesi 2- Kabrin hediyesi 3- Münker ve Nekir'in hediyesi 4- Mizanın hediyesi 5- Sırat köprüsünün hediyesi 6- Malik'in hediyesi 7- Rıdvan'ın hediyesi 8- Ruhun hediyesi 9- Peygamberinin hediyesi 10- Rabbinin hediyesi. - Bu hediyeler nelerdir, ya Resulallah?

Azrâil'in hediyeleri dörttür:
1- İyi huylu olmak 2- Geçirdiğin ibadetleri kaza etmek 3- Ölüme hazırlanmak, sefere çıkacak yolcu gibi 4- Kalbinde Allah aşkını taşımak.

Kabrin hediyeleri de dörttür:
1- Söz taşımayı terk 2- Elbiseye idrar sıçratmamak 3- Kur'an-ı kerimi okumak 4- Salevât-ı şerifeyi çok okumak.

Münker ve Nekir'in hediyeleri:
1- Doğru konuşmak 2- Gıybeti terk etmek 3- Hakkı kabul etmek 4- Tevazu sahibi olmak.

Mizanın hediyesi:
1- Amelini ihlâs ile yapmak 2- Başkasına eza yapmaktan sakınmak 3- Güzel ahlak sahibi olmak 4- Allah’ı çok zikretmek.

Sırat Köprüsü'nün hediyesi:
1- Gadabını yutmak, kızmamak 2- Takva sahibi olmak 3- Cemaate devam etmek
164

www.dinimizislam.com

4- İbadetlere ara vermeden devam etmek.

Malik'in hediyeleri:
1- Allah korkusundan ağlamak 2- Gizli sadaka vermek 3- İsyanı terk etmek 4- Anne ve babaya iyilik etmek.

Cennet meleği Rıdvan'ın hediyesi:
1- Kötülüklerden kaçınmak 2- Nimetlere şükretmek 3- Malını Allah yolunda infak etmek 4- Emaneti muhafaza etmek.

Ruhun hediyesi:
1- Az yemek 2- Az konuşmak 3- Az uyumak 4- İstiğfara devam etmek.

Peygamberin hediyesi:
1- Ehl-i beyti sevmek 2- Sünnete uymak 3- Peygamberin sevdiklerini sevmek 4- Sahabe-i kiramı sevmek.

Allahü zülcelalin hediyeleri:
1- Allah'ın emirlerini yapmak 2- Nehyettiği, yasak ettiği şeylerden kaçınmak 3- İnsanlara nasihat etmek 4- Bütün mahlûkata karşı merhametli olmak. Bunlara hazırsan ölümü temenni edebilirsin.

Dünya ahiret saadetinin başı nedir
Sual: Dünya saadetinin başı nedir, nasıl elde edilir? CEVAP Dinimizin emir ve yasaklarına riayet eden, yani iyi bir müslüman olan herkes, dünya ve ahirette mutlu olur. Dünya ve ahiret saadetinin başı, en iyisi, Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmaktır. Bu da dinimize uyarak, yani farzları, sünnetleri yaparak ve haramlardan, mekruhlardan sakınarak kazanılır. Fakat bunları ihlas ile yapmak gerekir. İhlas, kalbin temiz olması demektir. Kalbin temiz olması da, dünyaya düşkün olmaması, onu sevmemesi, yalnız Allahü teâlâyı sevmesidir. Kalbin
165

www.dinimizislam.com

Allahü teâlâyı sevmesi için, bir şey yapmak, çalışmak gerekmez. Kalb, dünya sevgisinden kurtulursa, Allah sevgisi kalbe kendiliğinden yerleşir. Kalbin dünya sevgisinden kurtulması için, dünyayı unutması gerekir. Dünyayı unutmaya Fenafillah denir. Fenafillaha kavuşmak, Allahü teâlâyı çok anmakla veya evliyadan büyük bir âlimin [mesela imam-ı Rabbani hazretlerinin] kitaplarından faydalanmakla da olur. Allahü teâlâyı anmak üç türlü olur: Kalb ile çok Allah demek, çok çok La ilahe illallah demek ve dine uyarak, sanat, ticaret ve her mubah işleri yapmaktır. Yahut âlim ve veli olan bir zatın hayatını okuyarak, onu çok sevip, çok hatırlamak, ona yalvarmak da fenaya (Allah rızasına kavuşmaya) yardım eder. Kabrini ziyaret edince, faydası daha çok olur. Kalb fani olunca, aklın, fikrin ve hafızanın da dünya işlerini unutması gerekmez. Kalb fani iken de, bütün organlara, akla, fikre, hafızaya, her çeşit dünya işlerini yaptırır, başka insanlar gibi dünya işlerine de çalışır. Bütün insanlık vazifelerini, her iyiliği yapar. Yaptığı bütün dünya işleri dine uygun olduğu için hepsi de zikir yani Allahü teâlâyı anmak, hatırlamak olur. Her Müslümanın arzusu, Allahü teâlânın rızasını kazanmak olmalıdır. Yunus Emre, (Gel Allah’ın rızasını kazanalım yerine, gel dosta gidelim dosta) diyerek bu durumu şöyle anlatıyor:

Dosta gidelim
Uzakta kalmayalım, dosta gidelim dosta, Hasretle ölmeyelim, dosta gidelim dosta. Yol alalım durmadan, tan yeri ağarmadan, Araya el girmeden dosta gidelim dosta. Hakka kılalım zârı, terk edelim diyârı, Ele geçirip yârı, dosta gidelim dosta. Dünyaya dalmayalım, fanidir kanmayalım Asla ayrılmayalım, dosta gidelim dosta. Aşk şarabı içelim, kendimizden geçelim, Dost iline göçelim, dosta gidelim dosta. Kılavuzluk yap bana, yönümüz dosttan yana Aldırma ona buna, dosta gidelim dosta. Zulüm olmaz pâyidâr, sen ol bana sadık yâr, Ne derse desin ağyar, dosta gidelim dosta Erenleri bulalım, dost yolunu soralım, Yunusu da alalım, dosta gidelim dosta.

166

www.dinimizislam.com

Amel defteri ve Karne
Sual: Oğlum karneyi getirince, 2 zayıf dersi için azarladım. (Baba, bizim ailece karnemiz zayıf sen sadece bana ne kızıyorsun) dedi. Ne demek istediğini sorunca, gazetenizde çıkan bir yazıyı anlattı. Bu yazıyı okumamışım. Nasıl bir yazıydı o? CEVAP O yazıda Başmakçı Müftüsü sayın Vehbi Akşit, özetle diyor ki: İnsanların dünyada benimsedikleri inançlar ile yaptıkları amellerin kayıtlı bulunduğu ve ahirette kendilerine verilecek olan kitaba [sahibinin durumunu açıklayan belgeye] amel defteri denir. Kiramen kâtibin denilen meleklerin yazıp kaydettiği bu kitap insanın, hak-batıl, yalan-doğru, hayırşer, iyi-kötü bütün inanç, düşünce, söz ve davranışlarını kapsar. Öğrencilerin her dersten aldıkları notları gösteren belgeye karne denir. Her yıl öğrencilere birinci ve ikinci dönemin sonunda, aldıkları not durumlarını gösteren karne verilmektedir. Öğrenci velileri, anne ve babalar bu karnelere bakarak çocuklarının durumunu anlar. Amel defterleri Cennetliklere sağdan, Cehennemliklere soldan veya arkadan verilecektir. Amel defteri olarak düşünebileceğimiz karneler, öğrencilere yılda iki defa verilmektedir. Karneyi alanlar, ders notlarını gördükleri zaman bunun iyiye veya kötüye işaret olup olmadığını gayet iyi anlamaktadır. Kur’an-ı kerimde, insanın dünya hayatındaki didinmeleri sona erip Rabbine kavuştuğunda şayet kitabı sağ eline verilenlerden ise hesabının kolay olacağı ve mutlu bir hayatı hak edeceği, kitabı arkadan verilenlerden ise alevli ateşe atılacağı bildirilmiştir. (İnşikak 6-12) Karne verilirken kimi öğrencilerin yüzleri gülmekte, başarılarını süsleyen teşekkür veya takdir belgesi ile sevincini yaşarken, zayıfı olan öğrenciler ise üzüntülü ve mahcup bir haldedir. Amel defterini sağdan alan “yüzleri parlak zümre” sevinip umduğuna kavuşacak, soldan alan “bedbaht zümre” ise başına gelecek felaketi anlayarak yok olmayı isteyecektir. (Hakka 18-27) Evet, ahirette bizlere verilecek olan amel defterine benzer bir belgeyi çocuklarımız bizlere yılda iki defa getirmektedir. O karneye bakarken acaba basit bir belge olarak mı bakıyoruz. Yoksa ahirette bizlere de verilecek olan amel defteri ile bir bağlantı kurabiliyor muyuz? Bugün derslerinde zayıf alan oğlumuzu, kızımızı, derslerine çalışmadığı, oyuna dalıp derslerini ihmal edip, ödevlerini yapmadığı için azarlarken; karneye bakıp da kızarken acaba aklımıza şunlar gelmiyor mu? “Bir gün bu karne gibi bana da bir karne, amel kitabı, defteri verilecek.
167

www.dinimizislam.com

Yapmış olduğum her şeyin yazılı olduğu, kayıtlı olduğu bir amel defteri... Büyük-küçük ne varsa, ne yaptım ise her şeyin, zerre miktarına kadar iyilik veya kötülüğün yazılı olduğu bir amel defteri... Ben çocuğumu zayıf aldı diye azarlarken, derslerine çalışmadı diye kızarken, Allahü teâlâ da “Kulum, sana, mal, mülk, evlat, servet gibi bir çok nimet verdim. Niçin bana kulluk etmedin? Beş vakit namaz kılmayı emrettim. Sen ise günde beş defa okunan ezanlara kulak vermedin, derse ne cevap veririz? Çocuğumuzun karnesine bakarken, ahireti, hesabı, mizanı, sırat köprüsünü, mahşeri düşünelim. Daha önce, alelade bir belge olarak baktığınız, iyi olduğu zaman, teşekkür aldığı, takdir aldığı zaman sevindiğiniz, öğündüğünüz o karne size çok şeyler anlatacaktır. Çocuğunuz kötü bir karne getirdiği zaman bile, Allahü teâlânın eşsiz merhametini düşünerek, acıyarak çocuğunuza güzel tavsiyelerde bulunacaksınız. Halbuki bu tavsiyelerin öncelikle kendinize lazım olduğunu asla unutmayacaksınız. Böylece daha amel defteri açılmadan, kendinize gerekli olan dersi alacak, hayatınıza bir çeki düzen vereceksiniz. Karneye bakarken, amel defterinizdeki şeyleri görecek ve gayri ihtiyari olarak “Ben yapmadım” diyeceksiniz. Kıyamet günü kulakların, gözlerin ve derilerin şahitlik edeceğini, ağızların mühürlenip ellerin ve ayakların insanın işlediği fiillere şahitlik yapacağını bildirmesi amel defteriyle ilgili olarak Allahü teâlânın kıyamet sahnelerinden bizi haberdar ettiğini göstermektedir. (Fussilet 20, Yasin 65) Bir nebze de olsa, dünyadan misal getirerek, ahireti hatırlayabildiysek ne mutlu... Artık karnelere bir başka gözle bakarız inşallah...

Ölmek felaket değildir
Sual: Efendim, gencim ama ben ölümden çok korkuyorum. Bana ne tavsiye edersiniz? CEVAP İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Ölmek felaket değildir. Öldükten sonra başına gelecekleri bilmemek, tedbirini almamak felakettir. Senin yaşta iken günahı azken ölmek elbette büyük nimet olur. Bizim her gün günahımız artıyor. Ölümü günde yirmi kere düşünen şehid olarak ölür. Hep ölümden bahsetmek sünnettir. Ölümden kaçış olmaz. Ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuşturan köprüdür. Ölüm müslümana hediyedir. Ölüm, ölmemek üzere doğuştur. Ölüm olmasaydı bu hayat hiç çekilir miydi? Ölüm, müslümanın teselli kaynağıdır, hasretidir. Hatta bir evliya zat buyurur ki, (Ben Azrail aleyhisselamı Cebrail
168

www.dinimizislam.com

aleyhisselamdan daha çok seviyorum). Derler ki efendim hikmeti ne? (Çünkü o beni Rabbime kavuşturuyor) cevabını verir. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlâya kavuşturduğu için, ölüm sevilir. Sevdiğim kimsenin kalmasını da, ölmesini de severim. Dost dosta kavuşmak istemez mi? Azrail aleyhisselam, İbrahim aleyhisselamdan ruhunu almak için izin istediğinde, (Nasıl olur, Dost, dostun canını alır mı hiç?) dedi. Allahü teâlâ, Azrail aleyhisselam ile haber gönderip, (Dost dosta kavuşmaktan kaçınır mı?) buyurunca, (Ya Rabbi, Ruhumu hemen al!) diye dua eyledi.

Ölüm korkusu
Sual: Ölüm acısından çok korkanın, ne yapması gerekir? CEVAP Müslüman, Allah’ın dostudur. Dostlara ölüm acısı olmaz. Acı olmayınca korkmak lüzumsuz olur. Allahü teâlâ, Azrail aleyhisselama buyurdu ki: (Dostlarımın canını kolay al, düşmanlarımın canını güç al!) [Cennet Yolu İlmihali] Yasin-i şerif okumak, çok faydalıdır. Faydalarından birisi de, eceli gelen hasta ölüm acısı duymaz. Ayrıca her zaman abdestli bulunmaya çalışmalı. Abdestliyken ölenlere şehid sevabı verilir. Peygamber efendimiz, (Abdestli olarak ölen, ölüm acısı çekmez; çünkü abdest, imanlı olmanın alametidir. Namazın anahtarı, bedenin günahlardan temizleyicisidir) buyuruyor. Şehidler ölürken, kabirde verilecek olan Cennet nimetlerini görerek çok sevinir, çok neşelenir. Ölürken hiç acı duymaz ve Cennet nimetlerine kavuşurlar. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Müslümanın kabri, Cennet bahçesidir.) [Tirmizi] Sual: Ölmeyi istemek günah mıdır? CEVAP Dünya sıkıntılarından kurtulmak için, ölümü istemek mekruhtur. Fitnelerden uzak kalmak ve günaha düşmemek için istemek caiz olur. (Hindiyye)

Ölümün faydası
Sual: S. Ebediyye’de, (Kâfirlere de ölüm faydalıdır) deniyor. Kâfire ölümün ne faydası olur ki? CEVAP Kâfir, yaşadığı müddetçe küfrüne devam eder, her aldığı nefes de azabını arttırır. Ölüm, kâfirin küfrünün devam etmesine ve azabının artmasına mani olur. 90 yıl yaşamış bir kâfirle 40 yıl yaşamış kâfirin küfrü ve azabı eşit olmaz.
169

www.dinimizislam.com

Aynı şeyler için ya Cennete ya Cehenneme gideceksin [Büyüklerin sözleri]
* Dünya, zıll-i zâildir, yani yok olan bir gölge, bir görüntüdür. Aynadaki görüntü gibi. Bu görüntü ahiretin görüntüsüdür. Ahirette ne var, Cennet, Cehennem. İbadetlerimiz, iyiliklerimiz, Cennetin dünyadaki görüntüsüdür. Günahlar, kötü yerler, karanlık sıkıntılı izbe yerler de Cehennemin görüntüsüdür. * Cennetlik, Cennetlik işleri, Cehennemlik olan da Cehenneme götürücü işler yapar. Demiri çürüten, kendi pası olduğu gibi, insanı Cehennemlik eden de kendi günahlarıdır. Mıknatıs demiri nasıl kendine çekiyorsa, haramlar Cehenneme, ibadetler Cennete çeker. Kıyamette nereye gitmek istiyorsak, ona göre hazırlık yapmalıyız. Ahirette Cennet ve Cehennemden başka yer yoktur. Cennete girmek için, doğru iman sahibi olmak ve dine uymak gerekir. Cehenneme götürücü tuzaklara yakalanmamalı. Bu tuzaklar şöyle bildiriliyor: (Dünya hayatı ancak bir laib [oyun], lehv [eğlence], ziynet [süs], aranızda tefahür [övünme] ve mal ve evlâdı çoğaltma isteğinden ibarettir.) [Hadid 20] Bunların bir tanesine yakalananın gönlü ölür. Çalışın ve nefslerinizi, içinde yer alacakları ölüm ötesi için hazırlayın. Önünüzde çözümü zorlaşan şeyleri Allah'ın ilmine havale edin. Öbür âleme geçmeden önce bir şey hazırlayın ki, oraya vardığınızda karşınıza çıksın. Çünkü Allahü teâlâ, buyuruyor ki: (O gün [kıyamette] herkes, dünyada ne hayır yapmışsa, onu karşısında hazır bulacak, ne kötülük yapmışsa, onlarla kendi arasında uzun bir mesafe olmasını arzu edecektir. Kullarına karşı şefkatli, esirgeyici olan Allah size kendinden korkmanızı emreder.) [Al-i imran 30] O halde, Allah'tan korkun, yani Onun emir ve yasaklarına riayet edin. Sizden önce gelip geçenlerden de ibret alın. Unutmayın ki, yarın küçük büyük bütün davranışlarınızın karşılığını bulacaksınız. * Rızk mukadderdir. Yani herkesin rızkı bellidir, artmaz eksilmez, rızkını almadan dünyadan ayrılmaz. İsteyene helalden gelir, isteyene haramdan. Gelen miktar aynıdır. Ecel mukadderdir. Yani herkesin ömrü bellidir, uzamaz kısalmaz, vakti dolunca dünyadan ayrılır. Kaza ve kader, hayır ve şer, zaten imanın şartlarındandır. Peki, daha ne diye isyan ediyorsun, daha ne diye şükretmiyorsun? Rızkın belli, ömrün belli, başına gelenler Allah'tan. İster isyan et, ister şükret. Değişen bir şey yok. İsyan edenin yeri Cehennem, şükredeninki Cennet. Yani aynı şeyler için, ya Cennete gideceksin ya Cehenneme. * Dünya misafirhanedir. Dünyayı ele geçirmek için ahireti vermek ve
170

www.dinimizislam.com

insanlara yaranmak için Allahü teâlâyı bırakmak ahmaklıktır. Göğsünü kıbleden çevirenin namazının bozulduğu gibi, yüzünü İslamiyet'ten çevirenin hem dünyası hem ahireti bozulur. * Laf ile Müslümanlık olmaz. Dinin emir ve yasaklarına önem vermeyenin imanı gider. Önem vermemek, işlediği günaha üzülmemek demektir. * Dinin en büyük düşmanı cehalettir. Cahillik Cehenneme götürür. * Kıyamet derdini bilseydiniz, dünyada dert diye bir şey tanımazdınız. Bütün geçimsizlikler, ölümü unutmaktandır. * İnsanların çokluğu, dilediklerini yapmaları, gaflet içinde yaşamaları sakın seni de gaflete düşürmesin. Sen tek olarak öleceksin, tek olarak kabre gireceksin, tek olarak hesabını vereceksin. Sen dini, imanı, Allah’ın emir ve yasaklarını unuttun. Sen unuttun ama unutulmadın.

İhtiyarlık nimeti
Sual: Müslüman olarak ihtiyarlamanın, dindeki fazileti nedir? CEVAP Müslüman, nimetlere konmuş kimse demektir. Müslüman olarak ihtiyarlamak daha büyük nimettir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allahü teâlâ buyuruyor ki: İhtiyarlık, nurumdur. Nuruma, narımla [Cehennem ateşiyle] azap etmekten hayâ ederim. O halde siz de, benden hayâ edin!) [Ebu-ş-şeyh] (Hak teâlâ, Müslüman olarak ihtiyarlayana, azap etmekten hayâ eder.) [Hatib] (Müslüman olarak ihtiyarlayana, ikram eden, Nuh aleyhisselama ikram etmiş gibi sevab alır. Nuh aleyhisselama ikram eden de, Allahü teâlâya ikram etmiş olur.) [Hatib] Resulullah efendimiz, Allahü teâlânın, yemin ederek, (Müslüman olarak ihtiyarlayana azap etmekten hayâ ederim) buyurduğunu bildirdikten sonra, ağladı. Sebebi sorulunca, (Allahü teâlâ, kendisinden hayâ ettiği halde, Ondan hayâ etmeyene ağlıyorum) buyurdu. (Beyheki) 1- Kırk yaşına giren Müslüman, cinnet, cüzzam ve baras hastalıklarından emin olur. 2- Elli yaşına girenin hesabı hafifler. 3- Altmışına giren salih Müslüman, şehit olarak ölür. 4- Yetmişine gireni, Allahü teâlâ ve melekleri sever. 5- Seksenine girenin günahları yazılmaz, sevabları yazılır.
171

www.dinimizislam.com

6- Doksanına girenden hesap sorulmaz. Aile halkına şefaatçi olur. (Deylemi, Ebu Ya’la)

Tevbe istiğfarın önemi
Tevbe etmenin önemi
Sual: İnsanlık hâli bir günah işleyince ne yapmak gerekir? CEVAP Günah işleyince, hemen [kalb ile] tevbe ve [dil ile] istiğfar etmelidir! Kalbe gelen her sıkıntı ve karartı; tevbe, istiğfar ve pişmanlık ile ve Allahü teâlâya sığınarak kolayca giderilebilir. Fakat, bu alçak dünya için gelen karartı, leke, kalbi büsbütün karartır. Bunu temizlemek çok güç olur. (Dünyaya düşkün olmak, günahların başıdır) hadis-i şerifi bunu göstermektedir. (Beyheki) Günah işleyen biri, pişman olur, abdest alıp namaz kılar ve günahı için istiğfar ederse, Allahü teâlâ, o günahı elbette affeder. Çünkü, âyet-i kerimede mealen buyuruluyor ki: (Biri günah işler veya kendine zulmeder, sonra pişman olup, Allahü teâlâya istiğfar ederse, Allahü teâlâyı çok merhametli ve af ve mağfiret edici bulur.) [Nisa 110] M.Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki: Dertlerin, belaların gitmesi için, istiğfar okumak çok faydalıdır. Çok tecrübe edilmiştir. Beyheki'nin bildirdiği hadis-i şerifte, (İstiğfara devam edeni, çok okuyanı, Allahü teâlâ, dertlerden, sıkıntılardan kurtarır. Onu, hiç ummadığı yerden rızıklandırır) buyuruldu. (c.2, m.80) İstiğfar, insanı her murada, afiyete kavuşturur. Şifa için; tevbe etmeli, istiğfarı çok okumalı. Bütün dertlere, sıkıntılara karşı faydalıdır. Çünkü Allahü teâlâ, istiğfar okuyanların imdadına yetişir. (Hud 52, Fevâid-i Osmaniyye) İstiğfar, günahın affını istemek, Estağfirullah demektir. Estağfirullah, günahlarımı affet Allah’ım, demektir. İstiğfar etmek, günahların affına sebep olan iyilikleri yapmaktır. Mesela Kur'an-ı kerim okumak, sadaka vermek ve diğer hayır hasenatta bulunmaktır. Tevbe, haram işledikten sonra, pişman olup, Allahü teâlâdan korkmak, bir daha yapmamaya azmetmek, karar vermektir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Tevbe, günahtan sonra o günahı bir daha yapmamaktır.) [İ.Ahmed] (Sükutu tefekkür, bakışı ibret olup çok istiğfar eden kurtuldu.)
172

www.dinimizislam.com

[Deylemi] (Rızka kavuşan çok hamd etsin! Rızkı azalan istiğfar etsin!) [Hatib] (Günahınız çok olup göklere ulaşsa, tevbe edince, Allahü teâlâ tevbenizi kabul eder.) [İbni Mace] (Günah kalbde bir iz bırakır, tevbe ve istiğfar edilince, o leke kaybolur, kalb cilalanır.) [Tirmizi] Günahtan hemen sonra tevbe etmek farzdır. Tevbeyi geciktirmek de büyük günahtır. Bunun için de, ayrıca tevbe etmek lazımdır. Hazret-i Huzeyfe, çoluk çocuğunu geçindirmekte çok sıkıntı çekiyordu. Hâlini arz edince, Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Ey Huzeyfe, neden istiğfar etmiyorsun? Ben günde yüz defa istiğfar ederim.) [Nesai] Hasan-ı Basri hazretlerine birisi kıtlıktan şikayet etti. Başka birisi fakirlikten, diğer birisi de çocuğunun olmadığından şikayette bulundu. Hepsine de istiğfar etmesini tavsiye etti. Daha başka insanlar da çeşitli konularda sual ettiler. Onlara da istiğfar etmelerini tavsiye etti. Sebebini sorduklarında, Nuh suresi 10,11 ve 12. âyet-i kerimelerini okudu. Nasr suresinde Allahü teâlânın tevbeleri kabul edeceği bildirilmektedir. Şartlarına uygun yapılan tevbeyi muhakkak kabul eder.

Sıkıntıdan kurtulmak için
Belalardan, sıkıntılardan kurtulmak için, istiğfar okumak çok faydalıdır. Her zaman yüz defa (Estağfirullâhel'azim ellezi lâ ilâhe illâ hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh) demeli ve manasını düşünerek söylemelidir! Manası, (Kendisinden başka ilah bulunmayan hay, kayyum ve azim olan Allah’a istiğfar eder ve günahlarıma pişman olup Ona sığınırım) demektir. [Azim, zatı ve sıfatları kemalde, yani büyüklükte benzeri olmayan demektir. Hay, ezeli ve ebedi bir hayatla diri olan, Kayyum, zatı ile kâim olan, yarattığı her şeyi varlıkta durduran demektir.] Yukarıda bildirilen istiğfarı ikindi namazından, tesbihlerden ve duadan sonra yüz defa okumalıdır! Ehl-i sünnet itikadında olmak, kul haklarını ve kazaya kalan farzlarını ödemek ve haramlardan vazgeçmek şartı ile Cuma günü sabah namazından önce, yukarıdaki istiğfarı okuyanın bütün günahları affolur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kıyamette, amel defterinde çok istiğfar bulunanlara, müjdeler olsun!) [Beyheki]
173

www.dinimizislam.com

(İstiğfara devam eden, her türlü sıkıntı ve üzüntüden uzaklaşır, geçim darlığından kurtulur, ferahlığa çıkar, ummadığı yerden rızka kavuşur.) [Nesai] (Derdiniz, günahlardır, devası da istiğfardır.) [Hakim] (Kalblerin cilası istiğfardır.) [Beyheki] Allahü teâlâ buyuruyor ki: (İstiğfar edeni affederim. Kendisini affetmeye kadir olduğumu bilenin günahlarını affederim.) [Tirmizi] Sual: Bazen kadınlarla toplanıyoruz. Çeşitli dedikodular ediliyor, en azından boş şeyler konuşuluyor. Bu günahlardan kurtulmak için bir dua var mıdır? CEVAP Yapılan günahlar için tevbe-istiğfar etmek gerekir. Hak sahipleri ile de helalleşmek gerekir. Ayrıca Allahü teâlâyı anmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir yerde toplanıp lüzumsuz şeyler konuşanlar, kalkarken, "Sübhanekallahümme ve bihamdike eşhedü en la ilahe illa ente estağfiruke ve etubü ileyke" okurlarsa, orada işledikleri günahlar affolur.) [Tirmizi]

İyi amelin önemi
Sual: Büyük günah işleyen kimse, tevbeden başka ne yapması gerekir? CEVAP İyi amel işlemesi gerekir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki: (Biz iyi amellerde bulunanların mükafatlarını elbette zayi etmeyiz.) [Kehf 30] (Allah ihsan edenleri sever.) [Al-i İmran 134] (Asra yemin olsun ki, insanlar ziyandadır; ancak iman edip salih amel işleyenler müstesnadır.) [Asr 1-3] Görüldüğü gibi imanlı olmak şartı ile iyi amelin önemi çok büyüktür. Günah işleyen kimse tevbe etmeli, iyi amellerde bulunmalıdır! Bilhassa yakın ana-babaya ve yakın akrabaya iyilik etmenin sevabı daha büyüktür. Bir kimse sual etti: - Ya Resulallah, büyük bir günah işledim. Tevbem kabul olur mu, ne yapmam gerekir? Peygamber efendimiz buyurdu ki: - Annen var mı? - Hayır yok. - Teyzen var mı? - Evet var.
174

www.dinimizislam.com

- Öyle ise ona iyilik et! (Tirmizi)

Tevbe edilen günah affedilir
Sual: Tevbe edince çok büyük de olsa günahımız affolur mu? Tekrar günah işleme ihtimalinden dolayı, tevbe etmemek daha iyi olmaz mı? CEVAP Tevbe edenin günahları affolur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Tevbe eden, günah işlememiş gibi olur.) [İbni Mace] Tekrar günah işlerim korkusu ile tevbeden vazgeçmemelidir! Günahkâr bir kul, tevbe edince, Cenab-ı Hak, hem o kulunun günahlarını affeder, hem de kulu tevbe ettiği için sevinir. İki hadis-i şerif meali: (Çölde devesini kaybedip sonra bulan kimsenin sevinmesinden çok, Allahü teâlâ, kulunun tevbe etmesine sevinir.) [Buhari] (Allahü teâlâ, tevbe edenin tevbesinden dolayı, susamış kimsenin, suya kavuşmasından, çocuğu olmayanın çocuk sahibi olmasından ve bir şey kaybedenin o yitiğini bulmasından daha çok sevinir. Her kim içten ve bir daha günaha dönmemek üzere Allah’a tevbe ederse, Allah da onun günahlarını yazan iki meleğe, kendi organlarına ve günah işlediği yere, bütün bunlara günahlarını unutturur.) [Ebu-l-Abbas] (Allahü teâlâ, herkese unutturunca günah işlediğine şahit kalmaz.) Ne büyük lütuf ve ihsan. Biz günahımıza pişman olunca, Cenab-ı Hak seviniyor. Bir âyet meali de şöyledir: (Ey müminler, Allah’a tevbe edin ki kurtuluşa eresiniz.) [Nur 31] Sual: Günahım çok, ne yapsam Allah beni affetmez demek doğru mudur? CEVAP Çok yanlıştır. Çünkü Cenab-ı Hak, tevbe edilen her günahı affeder. Bir kâfir, küfrüne tevbe ederse, mümin olur, bütün günahları affolur. Bir mümin de Allah’a şirk koşsa, sonra pişman olup tevbe etse Allahü teâlâ affeder. Bir âyet-i kerime meali: (De ki, ey çok günah işlemekle haddi aşan kullarım, Allah’ın rahmetinden [bizi affetmez diye] ümidinizi kesmeyin! Çünkü Allah, [iman ehlinin] bütün günahlarını hiç şüphesiz affeder. Elbette O, sonsuz mağfiret ve nihayetsiz merhamet sahibidir.) [Zümer 53] Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allah’ın rahmetinden ümit kestirip [dinden] nefret ettirenlere Allah lanet etsin! Kolaylaştırın, güçleştirmeyin!) [Nesai] (Allah’ı kullarına sevdirin ki, Allah da sizi sevsin!) [Taberani]
175

www.dinimizislam.com

(İnsanlara Rablerinden bahsederken, korku ve sıkıntı veren şeylerden söz etmeyin!) [Beyheki] (Hak teâlâ buyurdu ki, kulumun, günahı göklere kadar yükselse, benden ümit kesmeyip, af dilerse affederim.) [Tirmizi] (İhlasla "La ilahe illallah" diyen Cennete girer.) [Beyheki] (Bir kimse, yakînen Allah’ın Rab, benim de Peygamber olduğuma inansa, Cehennem ona haram olur.) [Hakim] (Allahü teâlâ, günahını affından büyük görene şiddetli gazap eder.) [Deylemi] (Kâfir, Allahü teâlânın rahmetinin çokluğunu bilse, Cennetten ümit kesmezdi.) [Müslim] (İyilik ve ibadet edene büyük ecir verileceğini müjdeleyin, nefret ettirmeyin!) [Şir’a] (Ömründe bir defa Allah’ı anan veya Ondan korkan Cehennemden çıkar.) [Tirmizi] (Allahü teâlâ buyurdu ki, "Ey kulum, af dilediğin müddetçe, günahlarının çokluğuna bakmadan affederim. Günahların bulutlara kadar yükselse de yine affederim. Yer dolusu günahla gelsen, yer dolusu mağfiretle karşılarım. Yeter ki iman ile gel!") [Tirmizi] Allahü teâlâ, Davud aleyhisselama vahyetti ki: - Ya Davud beni sev, beni seveni sev! Beni de kullarıma sevdir! - Ya Rabbi bunu nasıl yapayım? - Nimet ve ihsanlarımı onlara hatırlat, onlar benden ancak iyilik beklesinler.

Allahü teâlâya hüsn-i zan
Müslüman ömrünün sonlarına doğru, öleceği zaman Allahü teâlâya daha çok hüsn-i zan etmelidir! Yani (Ben her ne kadar günahkâr isem de, Allahü teâlâ beni affeder) diye ümit etmelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ölürken mutlaka Allahü teâlâya hüsn-i zan etmelisiniz.) [Müslim] (Allahü teâlâ, "Ben kulumun zannı üzereyim. Beni nasıl zannederse öyle bulur" buyurdu.) [İbni Hibban] (Yani "Allah, beni affeder" diye ümit ediyorsa onu affeder. Allah’tan ümidini keserek, "Ben mutlaka Cehennemliğim" diyorsa Cehenneme gider.) Ölüm döşeğindeki birisi, Peygamber efendimize (Cehenneme gitmekten korkuyorum; fakat Allah’ın rahmetinden de ümidimi kesmiyorum) dedi. Resul-i ekrem, (Müminin kalbinde korku ile ümit varsa, Allahü teâlâ da ona umduğunu verir, korktuğundan da emin eder) buyurdu. (Tirmizi)
176

www.dinimizislam.com

Günahlar örtülecek
Sual: Tevbe edilen günahların affedildiğini kitaplardan okuyoruz. Âhirette bu günahlar, bizim yüzümüze vurulacak mıdır? CEVAP Hayır, asla vurulmayacak, hattâ öyle bir günah işlediğimiz bile unutturulacaktır. Günahımız hatırlatılınca rezil oluruz. Allahü teâlâ affettiği kulunu rezil etmez. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (O gün Allah, Peygamberini ve iman edip onunla beraber olanları rezil etmez.) [Tahrim 8] Peygamber efendimiz âhirette, (Ya Rabbi, ümmetimin kusurlarını hiç kimsenin duymaması için onların hesaplarını bana ver!) diyecek, Allahü teâlâ da, (Onlar senin ümmetinse, benim de kullarımdır. Ben onlara senden daha merhametliyim. Hiç kimse onların kusurlarını görmeyecektir) buyuracaktır. Bir hadis-i şerif meali daha: (Allahü teâlâ, tevbe edenin günahlarını, yazıcı meleklerine unutturduğu gibi, kulun kendi organlarına ve dünyada bunu bilenlere de, unutturur. O kimse, Allahü teâlâya kavuşunca, artık günahı sebebiyle aleyhine şahitlik edecek kimse kalmaz.) [İ.Asakir] Bir âyet-i kerime meali de şöyledir: (Allah, o müminlerin geçmişte yaptıkları en kötü hareketleri bile örtüp bağışlayacak ve yaptıkları amellerin en güzelleriyle mükâfatlar ihsan edecektir.) [Zümer 35] Bu ne büyük nimettir! Hem günahlar örtülüp gösterilmeyecek, hem de en güzel mükâfatlar verilecektir. O halde tevbe edip, tevbesinde sadık olan kullardan olmaya çalışmalıyız.

Affedilmeyen günah mı?
Sual: Bir arkadaş, içki, kumar, faiz, zina ve livata gibi hemen her büyük günahı işlemiş. Tevbe edip, bunların hepsini bırakmış ama, Allah beni kesinlikle affetmez diyor. Allah hangi günahları affetmez? CEVAP Allahü teâlâ, tevbe edilen her günahı affeder. Affetmediği tek günah yoktur. Müşrikleri, kâfirleri bile tevbe edince affediyor. İki hadis-i şerif şu mealdedir: (Hak teâlâ buyurdu ki: Ey Âdemoğlu, dua edip, benden af dilersen, günahların ne kadar çok, ne kadar büyük olursa olsun, hiç birine bakmadan seni affederim. Göklere ulaşacak kadar günah işlesen; ama rahmetimden ümidini kesmeyip, benden mağfiret dilersen, seni affederim.) [Tirmizi] (Tevbe eden kimse, hiç günah işlememiş gibi olur.) [İbni Mace]
177

www.dinimizislam.com

Bir âyet-i kerime meali de şöyledir: (De ki, ey çok günah işlemekle haddi aşan kullarım, Allah’ın rahmetinden [bizi affetmez diye] ümidinizi kesmeyin! Çünkü Allah, [iman ehlinin] bütün günahlarını hiç şüphesiz affeder. Elbette O, sonsuz mağfiret ve nihayetsiz merhamet sahibidir.) [Zümer 53] Bu âyet-i kerime ve hadis-i şerifler gösteriyor ki tevbe edince her günah affolur. Sual: Tam İlmihal’de, (Tevbenin kabul olması için, namaz borcu ve kul hakkı olmamak lazımdır. Bir namaz borcu olan, bunu kaza etmedikçe, tevbesi kabul olmaz) deniyor. Mesela içkiye tevbe eden kimse, namaz borcu veya kul hakkını ödemedikçe, tevbesi kabul olmaz mı? CEVAP Tevbesi kabul olmaz demek, mesela namaz borcu olan bir kimse, (Yâ Rabbi, kılmadığım namazlar için tevbe ettim, bunları affet) derse, kaza etmedikçe affedilmez, yani bu tevbesi kabul olmaz. Bunun gibi, üzerinde kul hakkı olan bir kimse, (Yâ Rabbi, kul haklarımı affet) derse, hak sahiplerinin hakkını ödemedikçe, helalleşmedikçe, yine kul hakları affedilmez, yani bu tevbesi kabul olmaz. Bir kimse içki içse, kumar oynasa ve yalnız içkiye tevbe etse, içki içme günahı affolur, kumarı bırakmadığı için kumar günahı affolmaz. Kumarı da bırakırsa ikisi de affolur. Günahlar birbirine bağlı değildir. Hangisine tevbe edilirse o affedilir. Sualdeki affedilmez ifadesi, (Hiç affa uğramaz, doğruca cehenneme gider) demek de değildir. Ahirette de, helalleşme olacaktır. Hak sahibi, ahirette hakkını helal ederse, mesele kalmaz. Helal etmezse, hakkı kadar sevablar alınıp, hak sahibine verilir. Böylece, kul borcu olanın, sevabları azalmış olur. Sevabları yoksa, hak sahibinin günahlarını, yüklenmek zorunda kalır. Namaz borcu olan da, affa veya şefaate kavuşarak cennete gider. Affa veya şefaate kavuşmazsa, kabirde, mahşerde çektiği sıkıntılar günahlarına kefaret olur.

Günahların birine tevbe etmek
Sual: Bütün günahlarına değil de, bunlardan birine, mesela kumar oynamaya tevbe edilse, diğer günahlar geciktirilse, tevbe edilen günah affedilir mi? CEVAP Günahlar birbirine bağlı değildir. Elbette tevbe edilen ve bir daha yapılmayan günah affolur. Bu, kumar olur, içki olur fark etmez; fakat diğer günahların tevbesini geciktirmek doğru değildir. Tevbe ederken, şu üç şartı gözetmeli:
178

www.dinimizislam.com

1- İşlediği günaha pişman olup üzülmeli, 2- Günahtan hemen vazgeçmeli, 3- Bir daha yapmamaya karar vermeli. Bu üç şartı yapmadan, yalnız dille tevbe etmek, yalancılık olur. Günahtan sonra, hemen tevbe etmek farzdır. Tevbeyi geciktirmek, bu günahı işlemekten daha büyük günahtır. Bu günah, her gün bir misli artar. Bunun için de, ayrıca tevbe etmek gerekir. (Berika)

Tevbe istiğfar nasıl yapılır
Sual: Tevbe-istiğfar nedir, nasıl yapılır? CEVAP İstiğfar etmek, estağfirullah demektir. Tevbe, haram işledikten sonra, pişman olup, Allahü teâlâdan korkmak, bir daha yapmamaya azmetmek, karar vermektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Tevbe, günahtan sonra o günahı bir daha yapmamaktır.) [İ.Ahmed] Günahtan hemen sonra tevbe etmek farzdır. Tevbeyi geciktirmek de büyük günahtır. Bunun için de, ayrıca tevbe etmek gerekir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah’a tevbe edin!) [Nur 31] (Allahü teâlâ, tevbe edenleri sever.) [Bekara 222] (Allah’a tevbe-i nasuh yapınız!) [Tahrim 8] Nasuh kelimesine 23 mana verilmiştir. Bunlardan en meşhuru günahlara pişman olup, istiğfar etmek ve bir daha işlememeye karar vermektir. Nasuh tevbesinin ne olduğunu soran zata Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Tevbe-i nasuh, günahkârın işlediği günahtan pişman olması, Allah’tan mağfiret dilemesi, bir daha böyle bir günah işlememesi demektir.) [Beyheki] İstiğfarın fazileti çok fazladır. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (İstiğfar okuyunuz! İmdadınıza yetişirim.) [Hud 52] Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, günah işleyip pişman olanı, istiğfar etmeden önce affeder.) [Taberani] (Küçük günahlarda ısrar edilirse küçük kalmaz. Büyük günahlara istiğfar edilirse büyük kalmaz.) [Deylemi] (İstiğfar eden, günde 70 defa aynı günahı işlese ısrar etmiş sayılmaz.) [Tirmizi]
179

www.dinimizislam.com

(Günde 70 defa istiğfar edenin, 700 günahı affolur.) [Beyheki] (İstiğfara devam edeni, Allahü teâlâ, dertlerden, sıkıntılardan kurtarır. Ummadığı yerden rızıklandırır.) [Nesai] (Bir mümin günah işleyince, melek üç saat bekler, eğer o kimse istiğfar ederse, o günahı yazmaz.) [Hakim] (Günahınız çok olup göklere kadar ulaşsa, pişman olunca, Allahü teâlâ, tevbenizi kabul eder.) [İbni Mace] (Günahlar kalbi paslandırır, karartır. Kalblerin cilası ise istiğfardır.) [Beyheki] (Derdinizi ve devasını bildireyim. Derdiniz, günahlar, devası da istiğfardır.) [Hakim] (Bir günahkâr, istiğfar eder, sonra bu günahı tekrar yapar, sonra istiğfar eder. Üçüncüde yine yapar, yine tevbe ve istiğfar ederse, dördüncü defa yapınca, büyük günah yazılır.) [Deylemi] (Günaha devam edip, dili ile istiğfar eden, Rabbi ile alay etmiş sayılır.) [Beyheki] (Herkes günah işler. Fakat günahkârların en iyisi tevbe edendir.) [Hakim] (Günahına pişman olup abdest alıp, namaz kılanı ve günahı için istiğfar edeni, Allahü teâlâ affeder.) [Nesai] (Kıyamette, amel defterinde çok istiğfar bulunana müjdeler olsun!) [Beyheki] Peygamber efendimiz, (“Estağfirullahelazim ellezi la ilahe illa hüverrahmanürrahim el-hayy-ül-kayyumüllezi la-yemutü ve etubü ileyh Rabbigfir li” istiğfarını 25 defa okuyanın, odasında, ailesinde, evinde ve şehrinde kaza, bela olmaz) buyurdu. Bunu ayrıca her sabah ve akşam da üç kere okumalıdır. [Günde 25 kere okunmalı, ayrıca sabah ve akşam üçer kere okunmalı] Âlimlerin çoğu, talebelerine ve evlatlarına bunu okumalarını tavsiye etmişler, çok faydasını görmüşlerdir. Bu nimetlere kavuşabilmek için Ehl-i sünnet itikadında olmak ve dinimizin emir ve yasaklarına riayet etmek şarttır. İtikadı bozuk olanın, bid'at ehlinin okuması fayda vermez. (Mearicülhidaye) Ehl-i sünnet itikadında olmak, kul haklarını ve kazaya kalan farzlarını ödemek ve haramlardan vazgeçmek şartı ile Cuma günü sabah namazından önce, aşağıdaki duayı okuyanın bütün günahlarının affedileceği hadis-i şerifle bildirildi. Dua şudur: (Estağfirullahelazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh.) [Ramuz]

Günaha pişmanlık
180

www.dinimizislam.com

Tevbe istiğfardan önce yapılmalıdır! Tevbe çirkin şeyi bırakıp güzel olana dönmek demektir. İstiğfar, günahın çirkinliğini görüp, ondan yüz çevirdikten sonra, mağfiret talep etmektir. Hadis-i şerifte (Pişmanlık tevbedir) buyuruldu. (Hakim) Yapılan günahları her hatırlayışta istiğfar etmelidir! Günahları hatırladıkça istiğfara devam edilirse, geçmiş günahlar affolur. Tevbe edebilmek, Hak teâlânın büyük nimetlerinden biridir. Günah işleme korkusu ile tevbeyi asla geciktirmemelidir! Çünkü, hadis-i şerifte (Sonra yaparım diyenler helak oldu) buyuruldu. Yani tevbeyi ve diğer iyi işleri geciktirenler, bu günün işini yarına bırakanlar, aldandı, ziyan etti. (İ.Gazali) Günah, kulun yanında küçük ve kıymetsiz görününce, Allahü teâlâ katında büyük olur. Kul küçük günahı büyük görünce, o günah Allahü teâlânın katında küçülür. Mümin, iman ve marifetiyle küçük günahları da büyük görür. Her günah işleyişte kalbi sızlar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Mümin, günahını dağ gibi görüp, üstüne düşeceğinden korkar. Münafık ise, burnunun üzerine konan ve hemen uçacak sinek gibi görür.) [Buhari]

Günah işlediğini bilmek
Şu halde, günah işlediğini bilmek büyük nimettir. O kişinin mümin olduğunu gösterir. Allahü teâlânın hakkı olan günahları için tevbe etmeli, pişmanlık ve üzüntü duymalı, günahı terk etmeli, kefaret olması için çok sevap işlemelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Günah işlediğin zaman, karşılığında onu mahvedecek sevap işle!) [İ.Gazali] Kul hakkının kefareti için, hak sahiplerine iyilik ve dua etmelidir! Hak sahibi ölmüş ise, o kimseyi rahmetle anmalı, çoluk çocuğuna ve vârislerine ihsanda bulunmalıdır! Günahları için istiğfara devam etmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, istiğfara devam edeni, her sıkıntıdan kurtarır, her darlıkta bir genişlik verir ve ummadığı yerden rızıklandırır.) [Nesai] Bir kimse günah işleyince, Allahü teâlânın bu günahı işlerken gördüğünü bilse, Allahü teâlâ, kulunun kendisini hatırlaması sebebiyle günahını affeder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (İşlediği günahı, Allahü teâlânın bildiğine inanan, günahına tevbe etmese bile, Allahü teâlâ onu affeder.) [Taberani] İşlediği günahı, Allahü teâlânın bildiğine inanan kimse, Allah’a inanıyor demektir. Allahü teâlâya inanan kimse de günah işleyince, günahını Allahü teâlâ gördüğü için utanır ve ister istemez pişmanlık duyar. Pişmanlık ise
181

www.dinimizislam.com

tevbedir. Tevbe eden kimseyi de Allahü teâlâ affeder. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ya Rabbi, iyilik edince müjdelenen, kötülük edince istiğfar edenlerden eyle.) [Buhari] (Yatağa girince, 3 defa "Estağfirullahelazim ellezi la ilahe illa huv el-hayyel- kayyume ve etubü ileyh" diyenin günahları, deniz köpükleri kadar çok olsa da, affolur.) [Tirmizi] ("Rabbim, seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Kötü işlerde bulundum. Senden başka günahımı affedecek yoktur. Beni affet!" diyenin karıncalar sayısınca günahı olsa, Allahü teâlâ affeder.) [Beyheki] (Ey kullarım, koruduklarım hariç, hepiniz günahkârsınız, benden mağfiret dileyeni bağışlarım. Mağfiret etmeye kadir olduğuma inananı affederim.) [Tirmizi] (Günahtan korunmayanı Allahü teâlâ da [dünya ve ahirette felaketlerden] korumaz.) [İ.Huzeyme] (Müminler için, her gün 25 defa, istiğfar okuyanın kalbinden kin, hile ve haset çıkar. İsmi evliyalar arasına yazılır. Ona bütün müslümanlar sayısınca, sevap verilir. Kıyamette bütün müminler, "Ya Rabbi, bu kulun bizim için istiğfar okudu. Sen de onu affet!" derler.) Müminler için istiğfar: (Allahümmağfir-li velivalideyye veli üstaziyye velil-müminine velmüminat, vel-müslimine vel-müslimat, el-ahya-i minhüm vel-emvat, birahmetike ya erhamerrahimin.) [Miftah-ün-necat] Günah işlemeye devam eden kimse unutkan olur, ahmaklaşır, aklı da azalır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki : (Günah işleyenin bir aklı gider, bir daha geri dönmez.) [İ.Gazali] Günahların hepsi Allahü teâlânın emrini yapmamak olduğundan büyüktür. Bir hadis-i şerifte, (Çok az bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir) buyuruluyor. Her günah, Allahü teâlâya isyan olduğundan, büyüktür; fakat bazısı, bazısına göre küçük görünür. Bir küçük günahı yapmamak bütün cihanın nafile ibadetlerinden daha sevabdır, çünkü nafile ibadet yapmak farz değildir. Günahlardan kaçınmaksa farzdır. (Rıyad-un-nasıhin)

Günahı küçük görmek
Günahların bazısı, bazısına göre küçük görünse de, Allahü teâlânın emirlerini yapmamak olduğu için hepsi de büyüktür. Çünkü Allahü teâlânın gazabı günahlar içinde gizlidir. Hadis-i şerifte, (Küçük günaha devam edilirse, büyük olur) buyuruldu. Küçük görülen günah büyür. Hadis-i
182

www.dinimizislam.com

şeriflerde buyuruldu ki: (Günahların küçük görüneninden sakının! Bunlar toplanınca sahibini helak eder. Bu şuna benzer ki, bir kavim bir vadiye iner, çerçöp, odun ne bulurlarsa toplayıp getirirler. Böylece koca bir yığın olur. Bunu yakıp ateşinde ekmeklerini pişirirler. İşte küçük görünen günahlardan hesaba çekilen de helak olur.) [Taberani] (Hep günah işleyenin kalbi mühürlenir, artık sevap işleyemez olur.) [Bezzar] (Bir kimse, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Eğer tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbin tamamını kaplar, kalb, kapkara olur.) [Harâiti] Biri, 2-3 defa (Vay günahlarım) deyince, Resulullah efendimiz, (Allahümme mağfiretüke evseu min zünubi ve rahmetüke erca indi min ameli diye dua et) buyurup, o kişiye üç defa tekrarlattıktan sonra (Allah seni affetti) buyurdu. (Hakim) Yukarıdaki duanın tercümesi şöyle: (Allah’ım, benim günahlarıma göre senin rahmetin çok fazladır. Ben amelime güvenmiyor, senin rahmetini ümit ediyorum.) Günahlarına tevbe eden, pişman olan kimsenin kul borçları, namaz, oruç gibi kazaları hariç, günahları affolur. Borçlarını ödemeli veya helalleşmelidir! Kazalarını da bir an önce bitirmelidir! Hazret-i Bera’ya "Kendinizi elinizle, tehlikeye atmayın" âyeti düşmanla karşılaşıp şehid düşene kadar savaşan kimse hakkında mıdır?" diye sorulunca; Hazret-i Bera, (Hayır! Bir günah işleyip sonra da Allah onu bağışlamaz diyen hakkındadır) dedi. (Hakim) Hasan-ı Basri hazretlerine birisi kıtlıktan şikayet etti. Başka birisi fakirlikten, diğer birisi de çocuğunun olmadığından şikayette bulundu. Hepsine de istiğfar etmesini tavsiye etti. Daha başka insanlar da çeşitli konularda sual ettiler. Onlara da istiğfar etmelerini tavsiye etti. Sebebini sorduklarında, Nuh suresi 10,11 ve 12. âyet-i kerimesini okudu. Eshab-ı kiramdan bir zat, çocuğu olmayan birisine istiğfara devam etmesini söyledi. O kimse günde yedi yüz defa istiğfar ederdi. Nihayet bu şahsın on çocuğu oldu.

Bütün günahları affolur
Sual: Hadis-i şeriflerde, bazı duaları okuyanın ve bazı ibadetleri yapanın bütün günahlarının affedileceği bildirilmiş. Bunlara büyük günahlar da, dahil midir? CEVAP
183

www.dinimizislam.com

Genelde, bütün günahlardan kasıt, küçük günahlardır. Büyük günahların affedilmesi için ayrıca tevbe etmek, kul hakkı varsa, hak sahipleri ile helalleşmek gerekir. Namaz, oruç gibi, farz ibadetler terk edilmiş ise, hem tevbe istiğfar etmek, hem de, bunları kaza etmek gerekir. Kadir gecesini ihya edenin, Ramazan orucunu tutanın, haccı kabul olanın, günahları affedilirse de, namaz, oruç ve kul borçları ödenmiş olmaz. Bunları kaza ederek, borçtan kurtulması gerekir.

Günahı hatırlayınca
Sual: Büyük bir günah işledik. Sonra tevbe ettik. O günahı hatırlayınca, yine istiğfâr gerekir mi? CEVAP Her hatırlayışta istiğfar gerekir.

Tevbe için namaz
Sual: Tevbe etmek için illa 2 rekat namaz kılıp mı tevbe etmeliyiz? CEVAP Namaz kılma mecburiyeti yoktur. Namaz kılıp dua ederek Allahü teâlâya sığınmak iyi olur. Pişman olmak tevbedir.

Açıkça işlenen günah
Sual: Açıkça işlenen günahın tevbesi de açıkça yapılmazsa, bu tevbe sahih olmaz mı? CEVAP Sahih olur. Tevbenin sahih olması için, açıkça yapılma şartı yoktur, fakat açıkça yapılmazsa, o günahı işlediğini bilenler, o kimseye, günaha devam ediyor diye suizan edebilirler. Bunun için, açıkça işlenen günahın tevbesini de mümkünse açıkça yapmalı, günahımızı bilenlere, artık o günahı bıraktığımızı duyurmalı. Duyurulmasa da, tevbe yine sahih olur.

Tevbesini duyurmak
Sual: Açıktan işlenen günahın tevbesini mutlaka açıktan yapmak gerekir mi? (Ben şu günahı işliyordum, tevbe ettim) denirse, duymayanlara da duyurmuş olmaz mıyız? CEVAP Açık yapıldı diye, her günahın tevbesini açıktan yaparak, günahını başkalarına da duyurmak doğru olmaz. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Günah işleyen, günahını kimseye söylemesin, onu örtsün ve tevbe etsin!) [Beyheki] (“Gece şu günahları işledim” diye söylemek, günahı açıkça işlemekten sıkılmamak demektir. Rabbi gece suçunu örtmüşken, sabah Allah’ın kapattığı bu örtüyü kaldırmamalıdır.) [Buhari] Tevbeyi açıktan yapmak gerekir demek, o günahı işlerken görenlere
184

www.dinimizislam.com

ve o günahı işlediğini bilenlere tevbeyi duyurmak demektir, yoksa bilmeyenlere de duyurmak demek değildir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Gizli işlediğin günaha gizli, açık işlediğin günaha açık tevbe et!) [Taberani]

İstiğfar etmek
Sual: (Ölmüşleriniz için istiğfar edin) deniyor. Ölü için nasıl istiğfar edilir? İstiğfar etmekle istiğfar okumak ayrı mıdır? CEVAP Evet, ayrıdır. İstiğfar okumak, Estağfirullah demek veya istiğfar duasını okumaktır. İstiğfar etmek ise, hayır hasenat yaparak, günahların affına sebep olmak demektir. Sevabı ölüler için, kurban kesmek, Kur’an okumak, cami ve çeşme gibi hayır hasenat yapmak, istiğfar etmek olur. Bir kişi, (Ya Resulallah, ölmüş olan ana babamın günahlarının affı için ne yapmam gerekir) dedi. Peygamber efendimiz, (Onlar için dua et, Kuran-ı kerim oku ve istiğfar et!) buyurdu. (Ey Oğul İlmihali) İstiğfar etmek, her çeşit hayır hasenat yapmak demektir.

Tevbenin duyurulması
Sual: Bir hoca, (Açık işlenen günahların tevbesinin de açık yapılması şarttır. Açık yapılmazsa, tevbe edilmiş olmaz. Tevbe eden bir zındığın, din aleyhine yazdığı kitapların yanlış olduğunu duyurması şarttır, duyurmadan ölürse, kâfir olarak ölür) dedi. Tevbe eden niye kâfir olarak ölüyor? CEVAP Tevbe eden, hiç günah işlememiş gibi olur. Doğrudan Cennete gider. Ama tevbesini duyurmadığı için, biz onu yine zındık olarak bilip, (Zındık öldü, Cehenneme gitti) dersek sorumlu olmayız. Aksine salih bir müslüman, dinden çıkıp kâfir olarak ölse, bunun dinden çıktığı ve kâfir olarak öldüğü bilinmediği için, bu kişi için (Cennete gitti) dersek sorumlu olmayız. Çünkü dinimiz zahire göre hüküm verir, kalblerini bilemeyiz. Her fırsatta Müslümanlığın aleyhine konuşanlar, İslamiyet’e düşmanlığı ile ün kazananlar, ölünce, (Belki tevbe etmiştir, tevbesini gizlemiştir) diyerek onları rahmetle anmak asla caiz olmaz. Aksine, İslâmiyet'e büyük hizmetleri olan kimse, belki kâfir olarak ölmüştür diye, onu kötülemek de asla caiz olmaz. Açıktan işlenen günahın tevbesini mutlaka açıktan yapmak, (Ben şu günahı işliyordum, tevbe ettim) demek gerekir diyenler de oluyor. Açık yapılsa da, her günahın tevbesini açıktan yaparak, günahını başkalarına da duyurmanın günah olduğu hadis-i şerifle de bildiriliyor. Sadece, günah işlediğimizi bilenlere, bizi hâlâ o günahı işliyor sanmamaları için, tevbe ettiğimizi duyurmamız iyi olur.
185

www.dinimizislam.com

Mâ kerihallah
Sual: Bir arkadaş, (Estağfirullah min külli mâ kerihallah) istiğfarındaki kerihallah ifadesi için doğrusu kerimallah olacak diyor. Doğrusu nedir? CEVAP Onun söylediği yanlıştır. Kerihallah tek başına kullanılmıyor. Bu istiğfarın mânası şöyledir: (Ya Rabbi, beğenmediğin, razı olmadığın, kerih olan şeylerden birini yaptıysam, beni affet! Yapmadıklarımı da yapmaktan koru!) Ma kerihallah = Allah'ın kerih gördüğü beğenmediği şeyler demektir. Kerim demek çok yanlıştır. O zaman mâna şöyle olur: (Ya Rabbi, beğendiğin, razı olduğun, şerefli, kerim şeylerden birini yaptıysam, beni affet! Yapmadığım şerefli işlerden beni koru!) Görüldüğü gibi mâna çok değişiyor, çok tuhaf oluyor. Kesin bilmediği şey hakkında hüküm vermek yanlış olur. Dinî konularda dikkatli olmaya çalışmalıdır.

Pişmanlığın fazileti
Sual: Büyük bir günah işleyenin, artık Allah beni affetmez diye düşünmesi doğru mu? CEVAP Çok yanlıştır. İnsan ne kadar büyük günah işlerse işlesin, Allahü teâlânın rahmetinden ümidini kesmemelidir. Bir günah işleyince, hemen tevbe etmelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Eskiden bir kimse 99 adam öldürür, sonra pişman olur. Bir rahibe gidip sorar: - Benim tevbem kabul olur mu? Rahip der ki: - Hayır tevben kabul olmaz. Adam bunu da öldürür. Sonra büyük bir âlimi bulur. Ona da durumu anlatıp sorar: - Tevbem kabul edilir mi? Âlim der ki: Elbette her günahın tevbesi vardır. Ancak ülkene gitme, orada kötü insanlar var. Bunu, iyi insanların bulunduğu başka bir yere gönderir. Adam giderken yolda ölür. Azap melekleri ile rahmet melekleri gelir. Ölüyü almak isterler. Başka bir meleği hakem tayin ederler. Bu melek de o kimsenin, çıkış yeri ile gideceği köy arasını
186

www.dinimizislam.com

ölçer. İyi insanların bulunduğu yere bir karış yakın olduğu için ölüyü rahmet meleklerine verir. Allahü teâlâ, iyi insanların bulunduğu köyü yakınlaştırdığından melekler orayı daha yakın bulurlar. Böylece ölü mağfiret olur.) [Buhari]

Samimi pişmanlık
Sual: İşlediğim günaha çok pişman oldum. Ne tavsiye edersiniz, intihar mı edeyim? CEVAP İnsan, ne kadar büyük günah işlerse işlesin, pişman olur ve bir daha aynı günahı işlemezse, günahı affolur. İşlediği günahları kimseye söylemezse, ahirette o günahlar açıklanmaz. Hiç kimseye bir şey söylemeden, "Günahlarıma tevbe ettim. Bir daha işlememeye karar verdim. Ya Rabbi, günahlarımı affet" demek kâfidir. Namazınızı hiçbir zaman aksatmayınız! Cenab-ı Hak, tevbe edilen her günahı affeder. Bir kâfir, küfrüne tevbe ederse, mümin olur, bütün yaptıkları affolur. Bir mümin de, her büyük günahtan daha büyük günah olan Allah’a şirk koşarak kâfir olsa, sonra pişman olup tevbe etse Allahü teâlâ yine affeder. İşte birkaç âyet-i kerime meali: (De ki, ey çok günah işlemekle haddi aşan kullarım, Allah’ın rahmetinden [bizi affetmez diye] ümidinizi kesmeyin! Çünkü Allah, [iman ehlinin] bütün günahlarını hiç şüphesiz affeder. Elbette O, sonsuz mağfiret ve nihayetsiz merhamet sahibidir.) [Zümer 53] (Kim, kötülük eder, nefsine zulümde bulunur da, sonra mağfiret dilerse, Allah’ı çok affedici, çok merhametli bulur.) [Nisa 110] (Ey müminler, Allah’a tevbe edin ki kurtuluşa eresiniz.) [Tahrim 8] Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (Günahına tevbe eden, günah işlememiş gibi olur.) [İbni Mace] (Hak teâlâ buyurdu ki, kulumun, günahı göklere kadar yükselse, benden ümit kesmeyip, af dilerse affederim.) [Tirmizi] Artık bu kadar müjdeden sonra hemen, ellerinizi açıp dua edin, günahlarımızı, sadece pişman olmakla affettiği için Allahü teâlâya şükredin! İntihar, bir kurtuluş, bir çare değil, aksine tarifi imkansız büyük azaba kendini atmak demektir. Ahiret sıkıntıları, dünya sıkıntıları ile mukayese bile kabul etmez. Ahiret sıkıntısı çok ağırdır. Dünya sıkıntılarına katlanamayan ahiretinkine nasıl katlanabilir? Dinimizde bir kimseyi öldürmek büyük günahtır. Kendini öldürmek ise başkasını öldürmekten daha büyük günahtır. (Hindiyye)

Günahkârın tevbesi
187

www.dinimizislam.com

Sual: Birçok çeşitli günahlar işleyen birisi, tevbe edip dua etse, günahları affolur mu? CEVAP Evet, affolur. Tevbe eden, bir daha günah işlemezse, artık o hiç günah işlememiş gibi olur. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Allahü teâlâ, “Kulum, elini kaldırıp dua ederse, ben onun elini boş çevirmekten haya ederim” buyurdu. Melekler, “Ya Rabbi, dua eden kimse, layık birisi değilse, yine mi elini boş çevirmezsin” dediler. Allahü teâlâ, “Ben mağfiret ehliyim. Siz şahit olun ki onu da affederim” buyurur.) [Hâkim] (Kul tevbe edince Allah onun günâhlarını muhafaza meleklerine unutturduğu gibi, onun uzuvlarına ve bilen kim varsa hepsine unutturur. Allah’a mülâki olduğunda [hesap günü], günahı sebebiyle aleyhine şahitlik yapacak kimse kalmaz.) [İbni Asakir]

Allah tevbe edeni sever
Sual: Çok günah işleyen biri, Allah’ın sevgili kulu olabilir mi? CEVAP Elbette olur. Tevbe edenin günahları affolur. Allahü teâlâ, tevbe edenleri sever. Hadis-i şerifte, (Tevbe eden Allah’ın habibidir) buyuruldu. (İ.Ebiddünya) [Habib, sevgili demektir.] Tevbe edip bir daha günah işlemeyen, Allahü teâlânın sevdiği kul olur. Kur'an-ı kerimde de mealen, (Allah, tevbe edenleri sever) buyuruluyor. (Bekara 222) Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Bir kimse, istirahat için ıssız bir çölde uyur. Uyanınca yiyip içeceği bulunan bineğinin, yanından kaybolduğunu görür. Her tarafta arar bulamaz. Yorgunluk içinde eski uyuduğu yere gelir, "Bu ıssız çölde aç susuz kalacağım için ölmem mümkündür" diyerek ümitsizlik içinde uyuyakalır. Uyandığı zaman devesini ve yiyip içeceğini yanı başında görünce çok sevinir. İşte Allahü teâlâ da bu kulun sevinmesinden çok, tevbe edene sevinir.) [Müslim] [Yani Allahü teâlâ, yiyip içeceği ile devesini kaybedip, ölüm tehlikesi ile karşı karşıya kalan ve ümidini kestikten sonra yiyip içeceği ile birlikte devesini bulan kimsenin sevincinden çok, kulun, kendisine yönelip, tevbe etmesine sevinir.] Sual: Pişman olup tevbe edilen her günah affolur mu? CEVAP
188

www.dinimizislam.com

Allahü teâlâ, tevbe edilen her günahı affeder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir kimse, işlediği günaha tevbe edince, Allahü teâlâ meleklerine buyurur ki: "Şu kimseye bakın, günah işledi, günahın cezasını veren ve affeden bir Rabbi olduğunu hatırlayıp tevbe etti. Şahit olun ki onu affettim.") [Buhari] Bedevinin biri Peygamber efendimize sual etti: - Ya Resulallah! Kıyamette insanların hesabını kim görecektir? - Allahü teâlâ görecektir. - Bizzat kendisi mi? - Evet. Bedevi memnuniyet içinde güldü. Peygamber efendimiz sordu: - Niçin gülüyorsun? - Kerem sahibi gücü yettiği vakit affeder, hesap gördüğü vakit de müsamaha eder. - Doğru söyledin. Allah’tan daha keremli kimse olamaz. O her keremliden daha keremlidir. Peygamber efendimiz, oradakilere, (Bedevi fakih oldu) buyurduktan sonra şöyle devam etti: - Bir kimse, Allahü teâlânın şeref verdiği Kâbe’yi yıkıp yaksa, Allah’ın dostlarından birine hakaret etmek kadar büyük günah işlemiş olmaz. - Ya Resulallah, Allah’ın dostları kimlerdir? - Müminlerin hepsi Allah’ın dostlarıdır. Kur'an-ı kerimde şu âyeti duymadın mı? (Allah müminlerin yardımcısıdır. Onları karanlıklardan nura çıkarır.) [Bekara 257] Hadis-i şeriflerde de, (Mümin Kâbe’den üstündür) ve (Kalb kırmak, Kâbe’yi yetmiş defa yıkmaktan daha kötüdür) buyuruldu. Görüldüğü gibi iman nimeti çok büyük bir nimettir. Mümin ölürken, yani Cenneti, Cehennemi ve ahiret hallerini gördüğü vakit bile tevbe etse, bütün günahları affolur. Fakat imansızın tevbesi kabul olmaz. Sual: Bir kişi, en büyük günahları işlese, sonra tevbe edip Hak yola dönse, Allah bunun tevbesini kabul eder mi? Şirkin tevbesi olmaz mı? CEVAP Bir kimse, en büyük günahları işlese, hatta Allah’ı inkâr etse, şirk koşsa, sonra pişman olup tevbe ederse, Allahü teâlâ onun bütün günahlarını affeder. Cenab-ı Hakkın rahmeti bu kadar boldur. Kur'an-ı
189

www.dinimizislam.com

kerimde, (Şirki affetmem) buyurması, (Şirk üzere imansız ölenleri affetmem) demektir. Yoksa ölmeden önce yaptığı şirklere tevbe edenin tevbesini kabul eder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Günahınız çok olup göklere kadar ulaşsa, tevbe edince, Allahü teâlâ tevbenizi kabul eder.) [İbni Mace] Bu hadis-i şerif kul hakkı bulunmayan günahlar içindir. Eğer işlenen günahlarda kul hakkı da varsa, sahibi ile helalleşmek gerekir. Borcu varsa, borçlarını ödemelidir. Kul borçlarını ödeyip onlarla helalleşen, diğer günahlarına da tevbe edip bir daha işlemeyen kimse, hiç günah işlememiş gibi olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Tevbe eden, günah işlememiş gibi olur.) [İbni Mace] Sual: Şirk ne demektir? CEVAP Şirk, Allahü teâlâya ortak yapmak, benzetmek demektir. Benzeten kimseye müşrik, denir. Küfrün çeşitleri vardır. Hepsinin en kötüsü, en büyüğü şirktir. Bir şeyin her çeşidini bildirmek için, çok defa, bunların en büyüğü söylenir. Bunun için, âyet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde bulunan şirk, her nevi küfür demektir. Mesela Nisa suresinin 48 ve 116. âyetinde mealen, (Allahü teâlâ, kendisine şirk koşanları [yani müşrikleri, kâfirleri] affetmez ve şirkten [yani her çeşit küfürden] başka olan günahları affeder) buyuruluyor. Şu halde her çeşit günahın en kötüsü küfürdür. Küfür ise kâfirlik demektir.

Son nefeste tevbe [Tevbe-i yeis]
Sual: Yeis halinde iken tevbenin kabul olması ne demektir? CEVAP Yeis, kelime olarak ümitsizlik demektir. Tevbe-i yeis, ölüm alameti başlayıp, hayattan ümit kesilince, yapılan tevbe demektir. Din kitaplarındaki bu konudaki bilgiler şöyledir: Kadıhan’ın Fetava’sında buyuruluyor ki: Yeis hâlinde tevbe makbul, ama iman makbul değildir. Yani fâsık tevbe ederse tevbesi kabul olur, ama kâfir iman etse imanı kabul olmaz. Şûra suresinin, (Kullarının tevbesini kabul eden Odur) mealindeki 185. âyetine göre, fâsıkın tevbesi makbuldür. (Dürer Gurer) Ölüm alameti başlayıp hayattan ümit kesilince tevbe kabul olursa da, kâfirin iman etmesi kabul olmaz. (S. Ebediyye) Can boğaza gelince, âhiretin bütün halleri gösterilir. O zaman her kâfir iman etmek ister. Hâlbuki imanın gaybî olması yani görmeden inanması
190

www.dinimizislam.com

gerekir. (Namaz Kitabı) Hastanın ruhu gargaraya gelince, yani âhiretteki yerini görmeye başlayınca, iman etmesi fayda vermez. (Kıyamet ve Âhiret) Bazı âlimler de, Nisa sûresinin, ([Ömrü] Kötülüklerle geçip de öleceği vakit, “Ben şimdi tevbe ettim” diyenlerle, kâfir olarak ölenlerin tevbeleri makbul değildir) mealindeki 18. âyet-i kerimeye göre, iman gibi tevbenin de kabul edilmeyeceğini bildirmişlerdir. Eş’ariler, (Allah bir kulun tevbesini gargara haline gelmedikçe kabul eder) hadis-i şerifini esas alıp, gargara halinde tevbenin de, imanın da makbul olmadığını bildirmişlerdir. Onlara göre bu hadis-i şerif, mümin ve kâfirin tevbeleri için geçerlidir. Tevbede ihtilaf olmuşsa da, yeis hâlindeki iman sözbirliğiyle makbul değildir. Kâfir o zamana kadar Allahü teâlâyı tanımamaktadır. Hayattan umudunu kesip hakkı ve hakikati görünce o anda iman etmektedir. O durumda yapılan iman, makbul ve muteber değildir. Fâsık, Allahü teâlâyı tanımaktadır. Müslümandır, mümindir. İmanı mevcuttur ve bâkîdir. Bâkî olan bir şey, yeni baştan yapılandan kolaydır. (Redd-ül muhtar) Bunun için, Firavun’un son nefesteki imanı muteber değildir. Bir âyet-i kerime meali: (Firavun boğulacağı an, “İsrailoğullarının inandığından başka ilah olmadığına inandım, artık ben de Müslüman oldum” dedi. Ona, “Şimdi mi inandın, daha önce başkaldırmış ve bozgunculuk etmiştin” dendi.) [Yunus 90, 91] Bir terzi, büyüklerden birine sordu: - Ölüm yaklaşınca tevbenin kabul edileceğini bildiren hadis-i şerifin açıklaması nasıldır? - Evet tevbe kabul edilir; ama senin mesleğin nedir? - Terziyim, elbise dikerim. - Terzilikte en kolay iş nedir? - Kumaşı makasla kesmektir. - Kaç yıldır terzisin? - Otuz yıldır. - Canın gargaraya gelince kumaş kesebilir misin? - Hayır kesemem. - Otuz yıl kolaylıkla yaptığın işi, o zaman yapamazsan, ömründe hiç yapmadığın tevbeyi, can gargarada iken nasıl yapabilirsin? Bugün gücün yerinde iken tevbe eyle! O zaman yapman çok güç olur. Şimdi tevbe edersen, o zaman da tevbe etmek nasip olur. Terzi tevbe edip, salihlerden oldu. (R.Nasıhin)
191

www.dinimizislam.com

Sual: Tevbe kapısı ne zamana kadar açıktır? CEVAP Güneş batıdan doğmadan önce iman etmek şarttır. Kıyametin büyük alametlerinden birisi de, güneş batıdan doğacaktır. Bunu gören bütün insanlar, iman edecekler. Fakat bu imanları kabul olmayacaktır. Çünkü artık tevbe kapısı kapanmış olur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Tevbe kapısı açıktır. Güneş garbdan doğuncaya kadar kapanmaz.) [Taberani] Bugünkü insanlar için ise, tevbe kapısı her zaman açıktır. Son nefese kadar tevbeler kabul edilir. Can boğaza gelmeden iman etmek şarttır. Ölürken, ahiret hallerini gördükten sonra kâfirin imanı muteber olmaz. Fakat o anda da, Müslümanın günahlardan tevbesi kabul olur. Sual: Öleceğini anlayan hasta, (Bütün günahlarıma tevbe ettim) dese, tevbesi kabul olur mu? CEVAP Ölüm alametleri başladığı, hayattan ümit kesildiği zaman bile, Müslümanın tevbesi kabul olur; fakat kâfirin imana gelmesi kabul olmaz. Sual: Ölmek üzereyken, (Cennet, Cehennem yok) gibi, küfre sebep olan bir şey söyleyen kimse, kâfir olarak mı ölmüş olur? CEVAP Ölüm halindeyken, küfre sebep olan şey söyleyen Müslüman, mümin kabul edilir; çünkü o anda aklı başında değildir. Müslümana hüsnü zan edilip, ölüm sarhoşluğuyla söylediği kabul edilir.

Fâsık ve günah
Sual: Meal okuyorum, ancak kafayı üşütmek üzereyim. Fâsık, kâfir demek midir? CEVAP Fâsık, kâfir demek değildir. Okuduğunuz Kur'an tercümeleri ile dini doğru öğrenmeniz mümkün olmaz. Birçok kelime, her ilimde, ayrı manada kullanılır. Mesela, zalim kelimesi tefsir ilminde, kâfir demektir. Fıkıh ilminde, başkasının hakkına saldıran kimseye denir. O halde, bir ilme ait bir kitabı okuyup anlayabilmek için, önce kelimelerin bu ilimdeki özel manalarını bilmek gerekir. İşte, birkaç sene Arabi öğrenenlerin ve eline bir cep lügati alıp da, Kur'an-ı kerimi ve hadis-i şerifleri tercümeye kalkışan türedilerin, para kazanmak için yaptıkları tercüme ve tefsirler, bozuk ve zararlı olmaktadır. Mealden tefsirden din öğrenilmez. Tevbe edip bir daha günah işlemeyen hemen fâsıklıktan kurtulur. Cenab-ı Hak, tevbe edilen her günahı affeder. Bir kâfir, küfrüne tevbe
192

www.dinimizislam.com

ederse, mümin olur, bütün günahları affolur. Bir mümin de her çeşit günahı işlese, hatta Allah’a şirk koşsa, sonra pişman olup tevbe etse, Allahü teâlâ yine affeder. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki: (De ki, ey çok günah işlemekle haddi aşan kullarım, Allah’ın rahmetinden [bizi affetmez diye] ümidinizi kesmeyin! Çünkü Allah, [iman ehlinin] bütün günahlarını hiç şüphesiz affeder. Elbette O, sonsuz mağfiret ve nihayetsiz merhamet sahibidir.) [Zümer 53] Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Tevbe eden, günah işlememiş gibi olur.) [İbni Mace] (Allah’ın Rab, benim de Peygamber olduğuma yakînen inanana, Cehennem haram olur.) [Hakim] (Hak teâlâ, "Günahını affımdan büyük görene şiddetli gazap ederim" buyurdu.) [Deylemi] (Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyen fâsık, Allah’ın rahmetinden ümit kesen abidden, rahmete daha yakındır.) [Hakim] (Mümin, Allah’ın azabını bilseydi, Cenneti ümit etmezdi. Kâfir de Allah’ın rahmetini bilseydi, Cennetten ümidini kesmezdi.) [Müslim] [Allah’ın rahmeti bu kadar bol iken Onun rahmetinden hiç ümit kesilir mi?] (Allahü teâlâ, hiç kimsenin hatırına gelmeyen bir mağfiretle, günahkâr müslümanları affeder.) [Beyheki] (Allahü teâlâ buyurdu ki, "Ey kulum, af dilersen, günahlarının çokluğuna bakmadan affederim. Günahların bulutlara kadar yükselse de affederim. Yer dolusu günahla gelsen, yer dolusu mağfiretle karşılarım. Yeter ki iman ile gel!") [Tirmizi]

Bir damlacık gözyaşı
Sual: Ağlayıp gözyaşı dökmenin Allah korkusu ile bir ilgisi var mıdır? CEVAP Her ağlamanın Allah korkusu ile ilgisi yoktur. Rol icabı da olsa ağlayıp gözyaşı dökenler çoktur. Ancak, Allah korkusu ile ağlamanın fazileti büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allah’ı anarken, Allah korkusu ile gözünden yaş akana, kıyamette azap olmaz.) [Hakim] (Allah korkusu ile ağlayan göze, Cehennem ateşinin dokunması haramdır.) [Nesai] (Kıyamette herkes ağlayıp gözyaşı dökecektir. Ancak dünyada Allah korkusu ile, bir damlacık gözyaşı dökenler ağlamayacaktır.) [İsfehani]
193

www.dinimizislam.com

(Allah korkusu ile, gözünden yaş akan mümini, Hak teâlâ ateşten koruduğu gibi, ateşi de onun nurundan korur.) [İbni Mace] (Allah için gözlerinden yaş akan müminin vücudunun, Cehennem ateşinde yanması haramdır. Bir damla gözyaşı ile yanağı ıslanan kimsenin yüzü, hiçbir zaman darlığa düşmez. Kıyamette her şey ölçülür, tartılır. Bunlardan Allah korkusu ile akan gözyaşı, ateş deryasını söndürecek güçtedir.) [Beyheki] (Vücudu Allah korkusu ile ürperen kimsenin günahları, ağaçtan yaprakların dökülmesi gibi dökülür.) [Beyheki] (Allahü teâlâ, Hazret-i Musa’ya buyurdu ki: "Benden korkup ağlayarak yapılan ibadet, diğer ibadetlerden üstündür.") [Taberani] (Cenab-ı Hak, yemin ile buyuruyor ki: "Dünyada benden korkarak ağlayanı, Cennette ebedi güldürürüm.") [Beyheki] (Sağılan süt, tekrar memeye girmediği gibi, Allah korkusundan ağlayan da ateşe girmez.) [Tirmizi] (Allahü teâlânın, himayesinden başka hiçbir himayenin bulunmadığı kıyamette, himayesine aldığı yedi kimseden biri de, yalnız iken Allah’ı anıp gözünden yaş akan kimsedir.) [Buhari] (Allah korkusu ile gözden akan bir damla göz yaşından veya Allah yolunda akıtılan bir damla kan damlasından daha kıymetli, Allah indinde bir damla yoktur.) [Tirmizi] (Ağlayın, ağlayamazsanız, kendinizi zorlayın, hüzünlenin! Kıyametteki azabın dehşetini bilseniz, ayakta duramayacak hâle gelinceye kadar namaz kılar, sesiniz kısılıncaya kadar ağlarsınız.) [Buhari] (Her mümin dağlar kadar günah ile mescidimizde bulunsa, ağlayan şu kişinin hürmetine oradakilerin hepsinin günahları affolur. Çünkü melekler "Ey Rabbimiz, ağlayanları, ağlamayanlara şefaatçi kıl!" derler.) [Beyheki] İbni Ömer hazretleri buyurdu ki: (Allah korkusu ile bir damla gözyaşı akıtmak, binlerce altın sadaka vermekten daha kıymetlidir.) [İhya]

İbadetlerimizi kusurlu bilmeli
Sual: Namaz kıldıktan sonra da istiğfar ediyoruz. Her iyilik ve ibadetten sonra da niçin suç işlemiş gibi korkup istiğfar ediyoruz? CEVAP Bir iyilik ve ibadet edince de dört yerde korkmak gerekir: Birinci korku, insan bir iyilik işleyince veya bir ibadet edince, o iyilik ve
194

www.dinimizislam.com

ibadetin kabul edilip edilmediğinden endişe edip korkmalıdır! Çünkü Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ ancak müttekilerin [takva ehlinin] amelini kabul eder.) [Maide 27] İkincisi, riyadır. İhlassız amellerin kıymeti yoktur. İyiliği sırf Allah rızası için mi yaptım, yoksa başka bir menfaat düşündüm mü diye korkmak gerekir. Ancak ihlasla yapılan ibadetin kabul edileceği yine Kur'an-ı kerimde bildiriliyor. (Beyyine 5) Üçüncüsü, yapılan iyilikleri, ibadetleri zarara uğratmadan yerine teslim edebilme korkusudur. Kötülükler, günahlar, iyiliğe zarar verir. Şu halde, iyiliği, ibadeti zarara uğratmadan yerine götürmeye çalışmalıdır! Âyet-i kerimede mealen buyuruluyor ki: (Bir iyilik getirene on katı verilir.) [Enam 160] Dördüncüsü, yapılan iyilikle rezil olma korkusudur. Başkalarınca iyilik sanılan şeyler, belki de art niyetle yapılmış birer kötülük olabilir. Yapılan iyiliklerin, zararlardan korunarak başarıya ulaşıp ulaşmayacağından da korkmalıdır! Âyet-i kerimede mealen buyuruluyor ki: (Başarmam ancak Allah’ın yardımı iledir.) [Hud 88] Allah’ın yardımına kavuşmak için de, Onun emirlerine uyup, yasak ettiklerinden kaçmak gerekir. Kötülük veya herhangi bir günah işledikten sonra pişman olmak ve iyilik ve ibadet etmeye devam etmek gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Bir günah işleyince hemen arkasından bir iyilik yap, bir sevap işle ki onu mahvetsin!) [Beyheki] (Nerede, ne halde bulunursan bulun, Allah’tan kork ve kötülüğün akabinde bir iyilik yap ki onu yok etsin!) [Tirmizi] Âyet-i kerimede de mealen buyuruluyor ki: (Elbette hasenat, seyyiatı yok eder.) [Hud 114] [Hasenat, her çeşit iyilik, seyyiat, her çeşit kötülük] İnsan bütün taatlarını, ibadetlerini kusurlu bilmeli, hakkıyla yapamadığını düşünmelidir! Çünkü, (Allahü teâlâ, Âl-i İmran suresinin 17.âyetinde, sabredenleri, sadıkları, namaz kılanları, zekât verenleri ve seher vakitlerinde istiğfar edenleri meth buyurdu. Hepsinden sonra, istiğfar edenleri bildirmesi, insanın her ibadetini kusurlu görüp, daima istiğfar etmesi içindir. İbadet yapanların kendilerini beğenmeleri, fâsıkların günahlarından daha kötü ve daha zararlıdır) buyurulmaktadır.
195

www.dinimizislam.com

(M.Masumiyye)

Sitemsiz affediş
Sual: Bütün günahlarıma tevbe ettim. Ancak onlar hatırıma geldikçe utanıyorum. Ahirette de o tevbe ettiğim günahlardan sıkıntı çeker miyim? CEVAP Bir insan, günahlarına tevbe edince, Allahü teâlâ onu affeder. Artık o kimse, hiç günah işlememiş gibi olur. Eski günahlarından dolayı da ona sitem edilmez. Hicr suresinin (Onlara güzel muamelede bulun) mealindeki 85. âyet-i kerimesini Cebrail aleyhisselam, (Sana kötülük edeni affettiğin zaman, artık ona sitem etme!) diye açıklamıştır. Allahü teâlâ, (Affettiğimi itab etmem. Bu benim keremime yakışmaz) buyurdu. (İ.Gazali) [İtab, darılmak, azarlamak, sitem etmek demektir.]

Yetmiş istiğfar
Sual: Yetmiş istiğfar hemen namazın sonunda mı okunur? Fazileti nedir? CEVAP Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Her namazdan sonra yetmiş istiğfar okuyanın, işlediği günahlar affolur ve Cennetteki köşklerini görmeden dünyadan gitmez.) [Deylemi] [Yani ölürken Cennetteki köşklerini görür.] (Her namazdan sonra, üç kere, "Estağfirullah elazim ellezi la ilahe illa huv el hayyel-kayyume ve etubü ileyh" okuyanın, bütün günahları affolur.) [İbni Sünni] Muhammed Masum hazretleri, bu üç istiğfarın, namaz sonunda Allahümme entesselam... dan sonra, kalan 67 istiğfarı da sadece Estağfirullah diyerek duadan sonra okuduğunu bildiriyor. (c.2, m.80)

Tevbem kabul oldu mu?
Sual: Tevbenin kabul edildiği bilinebilir mi? CEVAP İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki: Tevbenin kabul edildiğine dair alametler vardır. Böyle bir kimse, 1- Tevbe ettiği günahlara meyletmez. 2- Her yerde, her zaman Allahü teâlânın kendisini gördüğünü bilip
196

www.dinimizislam.com

günah işlemekten utanır. 3- Fâsıklardan kaçar, salihlerle beraber olur. 4- Dünya malına tamah etmez. Ahiret için çalıştığını az görür. 5- Farz amelleri aksatmaz. 6- İşlediği günahları hatırladıkça üzülür ve istiğfar eder. Bütün azalarını günah işlemekten muhafaza etmeye çalışır. Böyle bir kimsenin tevbesi kabul edilmiş demektir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Elbette, Allahü teâlâ, tevbe edenleri de, temizlenenleri de sever.) [Bekara 222]

Tevbeyi geciktirmek
Sual: Bir günah işliyoruz, yine işleriz diye tevbe etmiyoruz. Tevbeyi geciktirmenin mahzuru var mıdır? Tevbe ettim demek yeterli midir? CEVAP Her günahtan sonra, hemen tevbe etmek farzdır. Tevbeyi bir saat geciktirince, günah iki kat olur. Tevbe ettim demek, tevbe olmaz. Çünkü, tevbenin sahih olması için üç şart lazımdır: 1- Hemen günahı bırakmalıdır. 2- Günah işlediğine, Allahü teâlâdan korktuğu için, utanmak ve pişman olmak lazımdır. 3- Bu günahı bir daha hiç yapmamayı gönülden söz vermektir. Allahü teâlâ şartlarına uygun olan tevbeyi kabul edeceğine söz vermiştir.

Günaha tevbe etmeli
Sual: Günaha tevbe etmemek veya tevbeyi geciktirmek de günah mıdır? CEVAP Elbette günahtır. Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki: İşlenen günaha tevbe etmemek, o günahı işlemekten daha kötüdür. (2/110) Her günahtan sonra, hemen tevbe etmek farzdır. Tevbeyi bir saat kadar geciktirince, günah iki kat olur. (Hak Sözün Vesikaları)

Tevbeyi geciktirmek
Sual: (Tevbeyi bir saat geciktirince günahı iki kat olur) dendiği gibi, (Günah işleyince melekler üç saat yazmaz, tevbe edilmezse, o zaman yazılır) da deniyor. Buradaki incelik nedir? CEVAP
197

www.dinimizislam.com

Bir saat gecikince günahı artıyor; ama üç saat içinde tevbe ederse, hiç günah yazılmıyor. Üç saat içinde tevbe edilmezse, günahı katlanmış olur, o katlanmış haliyle günah yazılır demektir.

Tevbede samimiyet
Sual: Tevbe ettiği günahı tekrar işleyip, sonra tekrar tevbe eden, uygunsuz iş mi yapmış olur? CEVAP Tevbe ettiği hâlde, günaha devam edip, (Şimdi bu günahı işleyeyim de, nasıl olsa, tevbe edince, affedilir) denirse, uygunsuz iş yapılmış olur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Günaha devam edip, diliyle istiğfar eden, Rabbiyle alay etmiş sayılır.) [Beyheki] Bir kimse, samimiyetle, bir daha yapmamak üzere tevbe ettikten sonra, nefsine uyarak, tekrar o günahı işlese, sonra yine pişman olup, tevbe etse, Allahü teâlâ günahını affeder. Bu şekilde tevbesini bin kere bozsa da, yine tevbe etmelidir. Bir âyet-i kerime meali: (Bir kimse, günah işler veya kendine zulmeder, sonra pişman olup, Allahü teâlâya istiğfar ederse, Allahü teâlâyı çok merhametli, af ve mağfiret edici bulur.) [Nisa 110] Tevbeden sonra, tekrar tekrar günah işleyenin, tekrar tekrar tevbe etmesi sahih olur. (Berika) Tevbe ettim demekle tevbe olmaz, çünkü tevbenin sahih olması için üç şart lazımdır: 1- Günahı hemen bırakmalı. 2- Günah işlediğine, Allahü teâlâdan korktuğu için, utanmalı ve pişman olmalı. 3- Bu günahı, bir daha hiç yapmamaya gönülden söz vermeli. Allahü teâlâ, şartlarına uygun olan tevbeyi kabul edeceğine söz verdi. Tevbe edenleri sever, affeder. Sonra, o günahı tekrar yaparsa, tevbesi bozulmaz. İkinci bir tevbe, gerekir. Tevbe ettiği bir günahı hatırlayınca, günahı işlediğine sevinirse, tekrar tevbe etmeli. Günahı tekrar işlersem tevbem bozulur diye tevbe etmemek, cahilliktir, şeytanın aldatmasıdır. Her günahtan sonra, hemen tevbe etmek farzdır. Tevbeyi kasten geciktirince, günahı iki kat olur. (Hak Sözün Vesikaları) Sual: İslam Ahlakı kitabında, (Günahın dünyadaki zararını düşünüp, günahtan vazgeçmek tevbe olmaz) diyor. Öyleyse zinanın mala olan zararını düşünerek, ondan vazgeçmek, tevbe olmamış mı oluyor?
198

www.dinimizislam.com

CEVAP O ifade, günah işlemeye devam eden kimse içindir. Dünyadaki zarardan, hep mala zarar düşünmemeli. Mesela kimse görmediği zaman hırsızlık yapıyor, insanlar varken yahut biri görür diye yapmazsa, hırsızlığa tevbe etmiş sayılmaz demektir. Yakalanırsa hapse düşebilir, dünyasına zararı olur. Zina da öyledir. Hep zina ediyordur. Fakat duyulma ihtimaline karşı zina yapmazsa, zinaya tevbe etmemiş demektir. Duyulursa adı kötüye çıkar. Bu da dünyasına zarar verir.

Günaha devam eden
Sual: Bir kimse, hep aynı günahı işlemeye devam edip, ardından tevbe etse, sonra yine aynı günahı işlemeye devam etse, tevbesi makbul müdür? CEVAP Günahı bırakmadıkça, tevbesi makbul olmaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Bir kimse günahına tevbe eder, sonra bu günahı tekrar yapar, sonra yine istiğfar eder; üçüncüye yine yapar ve yine tevbe ederse, dördüncü olarak yapınca, büyük günah yazılır.) [Mektubat-ı Rabbani c.2, m. 66] Bir genç, tevbe ediyor, yine de günahlara devam ediyormuş. Başına bazı belalar da gelince, bir âlime gidip, (Ben tevbe ettiğim halde Allah yine bana bela gönderiyor, bu nasıl oluyor?) demiş. Âlim de, (Tevbe etmek, bir daha o günahı yapmamak demektir. Günahtan el çekmeden tevbe etmek, Rabbiyle alay etmek olur. Makbul tevbe, o günahın bir daha gündeme gelmemesidir) demiş. Tevbe ettikten sonra, günaha dalmamalı, Utanıp Rabbimizi alaya almamalı.

Çok mühim tembih
Sual: Bilip bilmeden çok söz söylüyor, doğru yanlış çok iş yapıyoruz. Farkında olmadan küfre düşmüşsek ne yapmamız lazımdır? CEVAP Erkek olsun, kadın olsun, her Müslümanın, her sözünde, her işinde, Allahü teâlânın emirlerine, yani farzlara ve yasak ettiklerine yani haramlara riayet etmesi lazımdır. Bir farzın yapılmasına, bir haramdan sakınmaya ehemmiyet vermeyenin imanı gider, kâfir [Allah’ın düşmanı] olur. Kâfir olarak ölen kimse, kabirde azap çeker. Ahirette Cehenneme gider. Cehennemde sonsuz yanar. Af edilmesine, Cehennemden
199

www.dinimizislam.com

çıkmasına imkan ve ihtimal yoktur. Kâfir olmak çok kolaydır. Her sözde, her işte kâfir olmak ihtimali çoktur. Küfürden kurtulmak da çok kolaydır. Küfrün sebebi bilinmese dahi, her gün bir kere, (Ya Rabbi! Bilerek veya bilmeyerek küfre sebep olan bir söz söyledim veya bir iş yaptım ise, nadim oldum, pişman oldum. Beni af et) diyerek tevbe etse, Allahü teâlâya yalvarsa, muhakkak af olur. Cehenneme gitmekten kurtulur. Cehennemde sonsuz yanmamak için, her gün muhakkak tevbe etmelidir. Bu tevbeden daha mühim bir vazife yoktur. Kul hakkı bulunan günahlara tevbe ederken bu hakları ödemeli, kılınmamış namaz borçlarına tevbe ederken de, bunları kaza etmeye çalışmalıdır. (Seadet-i Ebediyye)

Bütün günahları affolur
Sual: Bazı hadis-i şeriflerde, şunu yapanın bütün günahları affolur deniyor. Bunlara büyük günahlar da dâhil midir? Mesela kumar, içki, faiz, zina, katillik, gasp, namaz kılmamak, oruç tutmamak gibi büyük günahlar da dâhil midir? CEVAP Fıkıh bilgisi, hadis-i şeriflerden öğrenilmez. Hadis-i şeriflerin açıklaması, nakli esas alan ilmihal kitaplarından öğrenilir. Mesela hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Abdest alanın bütün günahları affolur.) [Müslim] (Her gün üç kere, Âdem aleyhisselama salevat getirenin yani “Salevatüllahi alâ Âdeme” diyenin bütün günahları affolur.) [Deylemi] (Hacca giderken veya gelirken ölenin, bütün günahları affolur.) [İsfehani] (Her namazdan sonra 3 kere, “Estağfirullahel azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüvel hayyel kayyûme ve etûbü ileyh” okuyanın, bütün günahları affolur.) [İbni Sünni] (Cuma günü sabah namazından önce, “Estağfirullahel azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüvel hayyel kayyûme ve etûbü ileyh” okuyanın, bütün günahları affolur.) [İbni Sünni] (Her namazdan sonra 33 Sübhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 Allahü ekber sonra, “Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerike leh, lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadir” diyenin deniz köpüğü kadar günahı olsa da affedilir.) [Müslim] (İşrak vakti iki rekât namaz kılanın, bütün günahları affolur.) [İ. Ahmed]
200

www.dinimizislam.com

(İki Müslüman, selamlaşıp müsafeha eder [tokalaşır] ve bir de bana salevat-ı şerife okursa, anadan yeni doğmuş gibi bütün günahları temizlenir.) [R. Nasıhin] Bu hadis-i şerifler, şartsız söylendiği için, bazı şartları var demektir. Bütün günahların affolması için bazı şartlar vardır: 1- İtikadın doğru olması şarttır. Ehl-i sünnet itikadında olmayanın, bid’at ehli olanın hiçbir ibadeti kabul olmaz. 2- Farzları yapıp haramlardan kaçmak şarttır. Mesela namaz kılmayan veya zina eden kimse, bin Müslümanla tokalaşsa da günahları affolmaz. 3- Günahlara tevbe etmek ve kul haklarını ödemek de şarttır. 4- O işleri ibadet olarak yapmaya, niyet etmek de şarttır. 5- Bir de bütün günahlar denince, büyük günahlar anlaşılmaz; genelde küçük günahlar anlaşılır. Yani yukarıda bildirilenler küçük günahlardır. Buna rağmen, hiç yapamıyorsak, yapabildiğimiz kadarını da elden kaçırmamalı. Ayrıca, tevbe edince, büyük günahlar da affolur.

Şehid ve Gazi kime denir
Şehid olmanın önemi
Sual: Herkes şehid olabilir mi? Şehid olmanın faydası ne? CEVAP Şehid, kendisine şahitlik yapılmış, Cennetlik olduğuna şahitlik edilmiş anlamındadır. Şahit manası da vardır. Çünkü Allah katında, ölü değil diridir. Şehid olmak için Müslüman olmak şarttır. Gayri müslim nasıl ölürse ölsün veya öldürülsün şehid olmaz. Hayzlı veya cünüp ölmek şehidliğe mani değildir. Eshab-ı kiramdan Hanzala cünüp olarak şehid olmuştur. [Gusledecek kadar dahi vakit bulamamış, gazaya katılmıştı.] Şehid olmak büyük nimettir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Şehid kabir azabından emindir.) [İbni Mace, Beyheki, imam-ı Ahmed] (Deniz savaşında şehid olanların, bütün günahları, hatta kul hakları da affolur.) [İbni Mace] (Şehid, yakınlarından 70 kişiye şefaat eder.) [Beyheki] (Şehid, ölüm acısı duymaz, kabirde üzülmez, kıyametin dehşeti, hesab, mizan, sırat onu rahatsız etmez, doğruca Cennete gider.) [Beyheki] (Karada şehid olanın borçları ve emanetleri hariç, bütün günahları
201

www.dinimizislam.com

affolur. Denizde, suda boğularak ölen şehidin ise, borç ve emanetleri de dahil bütün günahları affolur.) [Ebu Nuaym] Şehid, kanının ilk damlasında günahları affolur. Kabir azabından ve Kıyamet korkusundan emindir. Şehidin, kul haklarından başka bütün günahları affolur. Kul haklarını da, Allahü teâlâ Kıyamette helalleştirecektir. Suda boğularak ölen şehidlerin kul borçları da affedilir. Hak sahipleri, bu şehidden haklarını istedikleri zaman, Allahü teâlâ, (Ondaki haklarınızı benden isteyin) buyuracak, hak sahiplerine alacaklarını fazla fazla verecektir. Şehid de, sorgusuz sualsiz Cennete gidecektir. Aşağıda yazının tamamına yakını İbni Âbidin hazretlerinin Redd-ülmuhtar kitabından alınmıştır. Müslüman olmak şartı ile aşağıdaki 37 maddede bildirilen kimseler şehid olarak ölür. Hepsi de hadis-i şerif ile bildirilmiştir: 1- Kendinin, komşusunun, can, mal ve namusunu müdafaa ederken öldürülen, 2- Haksız olarak hapsedilip ölen, 3- Mülci ikrah ile öldürülen, mesela bu içkiyi iç denilse onu içmesi caiz olur. Caiz olacağını bilmediği için, içmeyip öldürülürse, şehid olur. 4- Hırsızın, gaspçının, kapkaççının, yol kesicinin, eşkıyanın, yan kesicinin öldürdüğü kimse, 5- Yüksekten veya attan düşüp ölen, başına taş veya başka şey düşerek ölen, 6- Aslan, kurt gibi yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanarak ölen, 7- Akrep ve yılan gibi zehirli hayvan sokmasından ölen, 8- Suda boğulan, 9- Yangında ölen, 10- Gurbette garip iken ölen, 11- Depremde, duvar ve enkaz altında kalarak ölen, 12- Sara, sari hastalıklar, ateşli hastalıklar verem, kanser, kolera, veba, şiddetli öksürük, ishal ve diğer iç hastalıkları sebebiyle ölen, [Ameliyat edilirken ölen] 13- Soğukta gusledip ölen. 14- Hamile, lohusa ve doğumda ölen kadın, [Bir hadis-i şerif meali: (Müslüman kadın, hamilelikten doğuma kadar ve çocuğu memeden kesene kadar Allah yolundaki mücahid gibi olup ölürse şehid olur.) [Taberani] 15- Cuma günü veya gecesi ölen, 16- Aşkını gizleyip iffetini korurken ölen,
202

www.dinimizislam.com

17- Emr-i maruf ve nehy-i münker yaparken öldürülen şehiddir. Doğru imanı ve namaz kılmayı meydana çıkaranlar, dinini öğrenmek, öğretmek ve yaymakta iken ölen, 18- Allah rızası için müezzinlik yaparken ölen, 19- Deniz tutup kusarak ölen, 20- Beş vakit namazı doğru olarak kılan. İki hadis-i şerif meali: (5 vakit namazı doğru kılana, her gün için bin şehid sevabı verilir.) [Tergib-i Hadimi] (Ümmetimin fesadı zamanında sünnetime [Ehl-i sünnete] yapışan ve beş vakit namazı cemaatle kılanın amel defterine her gün yüz şehid sevabı yazılır.) [İ. Nasiruddin] 21- Kuşluk namazı kılan, 22- Yolculukta da vitir namazını terk etmeyen, 23- Her ay üç gün oruç tutan, 24- Abdestli iken ölen, abdestli yatıp ölen, 25- Namazda iken ölen, 26- Günde yirmi kere ölümü düşünen, 27- Dine uygun ticaret yapan, 28- Gıda maddelerini ucuza satan, 29- Helal kazanıp çoluk çocuğunun din bilgisi öğrenmeleri ve ibadet yapmaları için çalışan, 30- Altmış yaşını geçen salih kimse, 31- Günde 25 kere "Allahümme barik li filmevt ve fi-ma bad-el-mevt" okuyan, 32- Müdara eden, yani insanlarla iyi geçinen, dinini koruyabilmek için dünyalık veren. Bir hadis-i şerif meali: (Müdara eden, şehid olarak ölür.) [Deylemi] 33- Ölüm hastalığında, kırk kere "La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü min-ez-zâlimin" okuyan, 34- Günde yüz defa salevat-ı şerife okuyan, 35- Her gece Yasin okuyan, sabah akşam Haşr suresinin sonunu okuyan, 36- Allah yolunda şehid olarak ölmeyi isteyen. [Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Sıdk ile ihlas ile şehidlik isteyen, yatağında ölse de, şehid olur.) [Müslim] (Şehidlerin çoğu, yatakta ölür. Savaşta öldürülenin niyetini ancak Allah bilir.) [İ.Ahmed] (İhlasla şehidliği arzu eden, şehid olmasa da, şehidlik sevabına
203

www.dinimizislam.com

kavuşur.) [Müslim] 37- Günah işlerken zulmen öldürülen.

Herkes şehid olabilir mi?
Sual: Kimler şehiddir? Şehidler çürür mü? CEVAP Herkes şehid olamaz. Şehid olmak veya şehidlik sevabına kavuşabilmek için müslüman olmak şarttır. Ne yaparsa yapsın, nerede, nasıl ölürse ölsün veya öldürülsün müslüman olmayan şehid olmaz. Müslüman bir kimse, çok günahkâr olsa da, hatta İbni Nüceym hazretlerinin fetvasında bildirdiği gibi, günah işlerken mazlum olarak öldürülse, şehid olur. Şehidler de çeşit çeşittir. Çok günahkâr biri ile, salih birinin şehidliği arasında çok fark vardır. Savaşta öldürülen şehid ile, attan düşüp ölen şehid arasında çok fark vardır. İslam’ın beş şartından sonra ibadetlerin en üstünü cihaddır. Cihadda ölen şehidin, kul haklarından başka bütün günahları affolur. Cihadda ve hac yolunda ve hudut boyunda nöbette ölenlere, Kıyamete kadar, bu ibadetlerin sevabı devamlı verilir. Her biri Kıyamette yetmiş kişiye şefaat eder. Bir hadis-i şerifte, (Şehid, ölüm acısı duymaz, kabirde üzülmez, kıyametin dehşeti, hesap, mizan, sırat onu rahatsız etmez, doğruca Cennete gider) buyurulmaktadır. (Beyheki) Şehidlik çeşitleri hakkında hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (5 vakit namaz kılana, her gün için bin şehid sevabı verilir.) [Tergib-i Hadimi] (İlim öğrenirken ölen şehiddir.) [Hatib] (Allahü teâlâdan, ihlasla şehidlik isteyen, yatağında ölse de şehid olur.) [Müslim] (Aşık olup, aşkını gizleyip ve iffetini koruyup ölen şehid olur.) [Hakim] (Abdestli yatıp da ölen şehiddir.) [Deylemi] (Suda boğulan, yangında ölen, garip, kimsesiz olarak ölen, zehirli hayvan sokarak ölen, iç hastalıklarından ölen, duvar ve enkaz altında kalarak ölen, kocasını kıskandığını gizleyen kadın, kendinin, din kardeşinin ve komşunun malını savunurken öldürülen, emr-i maruf ve nehy-i münker yaparken öldürülen kimse şehiddir.) [İbni Asakir] (Hamile iken, doğumda veya lohusa iken ölen kadın şehiddir.) [Taberani] (Cuma günü veya gecesi ölen, şehid olur, kabir azabından
204

www.dinimizislam.com

kurtulur.) [Ebu Nuaym] (Her gece, Yasin okumaya devam eden kimse, şehid olarak ölür.) [Taberani] (Ümmetimin arasında fitne, fesat yayıldığı zaman, sünnetime sarılana yüz şehid sevabı vardır.) [Hakim] (Terkedilmiş bir sünnetimi ortaya çıkarana, yüz şehid sevabı vardır.) [Hakim] (Misafir, bir müminin evine girince, onunla bin bereket ve bin rahmet girer. O ev halkının günahları, denizlerdeki köpüklerden ve ağaçlardaki yapraklardan daha çok olsa da affolur. Herbirine bin şehid sevabı verilir. Misafirin yediği her lokma için bir hac ve umre sevabı yazılır ve onlar için Cennette bir şehir inşa edilir.) [Nisab-ül ahbar] Şunlar da şehiddir: Allahü teâlânın emirlerine uygun ticaret yapanlar. (Tirmizi) Dinini öğrenmek, öğretmek ve yaymakta iken ölenler. (İbni Asakir) Devamlı olarak müdara edenler, insanlarla iyi geçinenler. (Deylemi) Gıda maddelerini ucuza satanlar. (Deylemi) Günde yirmi kere ölümü düşünenler. (İhya) Yol kesiciler, şehir eşkıyası [anarşistler] tarafından öldürülenler. (Taberani) Hayvandan düşüp ölenler. (İ. Süyuti) Zimmilerin, can, mal ve namusunu müdafaa ederken öldürülenler. (Ramuz) Haksız olarak, zulümle hapsedilip ölenler. (İ. Süyuti) Allah rızası için müezzinlik ederken ölenler. (İ. Ahmed) Soğukta gusledip ölenler. (İ. Hasan) Sara hastalığından, taundan [vebadan], koleradan, veremden, zatülcenbden, sari hastalıklardan, şiddetli öksürükten, ishalden ve bazı iç hastalıklardan ölenler. (S. Ebediyye) Her sabah-akşam üç kere (Euzü billahissemiilâlimi mineşşeytanirracim) ile (Haşr) suresinin sonunu okuyanlar. (Taberani) Ehl-i sünnet itikadını ve namazı tadil-i erkan ile kılmayı meydana çıkaranlar. (Mektubat-ı Rabbani) Duha namazı kılanlar, her ay üç gün oruç tutanlar, yolculukta vitir namazını terk etmeyenler, her gece Yasin okuyanlar, helal kazanıp çoluk çocuğuna ibadet yapmaları için çalışanlar, her gün 25 kere "Allahümme barik li filmevt ve fi-ma bad-el-mevt" okuyanlar, ölüm
205

www.dinimizislam.com

hastalığında, kırk kere "La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minez-zalimin" okuyanlar. (Redd-ül-muhtar) Namazda iken ölenler. (Abdurrezzak) Peygamber efendimize günde yüz kere salevat getirenler. (Taberani) Altmış yaşını geçip, beş vakit namaza devam edenler. (Cennet Yolu İlmihali) Şehidler çürümez Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah yolunda öldürülenleri [şehidleri] ölü sanmayın, onlar Rablerinin yanında diridir, rızıklandırılır.) [Al-i İmran 169] Her Peygamber, şehiddir ve diğer şehidlerden üstündür. Peygamberlerin bedenleri çürümez. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, toprağın Peygamberleri çürütmesini haram etmiştir.) [Beyheki] Haram lokma yemiş ve çeşitli günah işlemiş kimseler, şehid de olsalar, bedenleri çürür. Haram yememiş, mütteki kimseler, yataklarında ölse bile şehid olur ve bedenlerini toprak çürütemez. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Mütteki, müezzin, kan içinde kımıldayan şehid gibidir. Ölürse kabrinde kurtlanmaz.) [Taberani] Sual: Kaç türlü şehid vardır? CEVAP Üç türlü şehid vardır: 1- Tam şehid, 2- Dünya şehidi, 3- Ahiret şehidi. Savaşta düşman, barışta eşkıya tarafından öldürülenler, tam şehid olur. Dünya menfaati için harpte ölenler, dünya şehidi olur. Ahiret şehidi çoktur. İlim öğrenirken, abdestli iken ölenler gibi. Sual: Tam ilmihalde, Haşr suresinin sonunu okuyanların ahiret şehidi olacağı bildiriliyor. Haşr suresinin sonu denince, sondan kaç âyet anlaşılır? CEVAP Hüvallahüllezi… diye başlayan üç âyet anlaşılır. Beş ve beşten fazla âyet okumak daha sevab olur.

Şehid olmak kolay mı?
Sual: Şehid olmanın ölçüsü nedir, herkes şehid olur mu? CEVAP
206

www.dinimizislam.com

Herkes şehid olmaz. Ancak müslüman olan ve aşağıda bildirilen hallerden birisi ile ölen veya öldürülen şehid olur. Doğru imana sahip olmayan kimse şehid olmaz. Muteber kitaplardan alarak aşağıda şehidliğe sebep olan hususları bildiriyoruz: Müslüman olmak şartı ile sara, verem, kolera, veba, kanser, zatülcenb, ishal, şiddetli öksürük, sari hastalıklar, bazı iç hastalıkları sebebiyle ölenler, hamile, lohusa ve doğumda ölen kadınlar, soğukta gusledip ölenler şehiddir. Yine müslüman olmak şartı ile haksız olarak, zulümle hapsedilip ölen, eşkıya, anarşist tarafından öldürülen, kendinin, komşusunun, hatta zimminin [gayrı müslim vatandaşın] can, mal ve namusunu müdafaa ederken öldürülen, hayvandan [yüksek bir yerden] düşüp ölen, denizde, suda boğulan, yangında ölen, zehirli hayvan sokarak ölen, zelzelede, duvar ve enkaz altında kalarak ölen, garip olarak ölen, aşkını gizleyip iffetini korurken ölen, emr-i maruf ve nehy-i münker yaparken öldürülen şehiddir.

Dinine bağlı olanlar
Ehl-i sünnet itikadını ve namazı tadil-i erkan ile kılmayı meydana çıkaranlar, beş vakit namaza devam edenler, Allah rızası için müezzinlik edenler, dinini öğrenmek, öğretmek ve yaymakta iken ölenler, Allahü teâlânın emirlerine uygun ticaret yapanlar, gıda maddelerini ucuza satanlar, abdestli yatıp ölenler, günde yirmi kere ölümü düşünenler, günde yüz defa salevat-ı şerife getirenler, duha namazı kılanlar, her ay üç gün oruç tutanlar, yolculukta da vitir namazını terk etmeyenler, her gece Yasin okuyanlar, helal kazanıp çoluk çocuğunun din bilgisi öğrenmeleri ve ibadet yapmaları için çalışanlar, namazda iken ölenler, müdara edenler, yani insanlarla iyi geçinenler, dinini koruyabilmek için dünyalık verenler, ölünce şehid olurlar. Bunlardan başka da şehidlik sevabını alanlar vardır. Mesela bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Sıdk ile ihlas ile şehidlik isteyen, yatağında ölse de, şehid olur.) [Müslim] Tekrar ediyoruz. Şehid olmak için iman sahibi olmak şarttır. Ne yaparsa yapsın, nerede, nasıl ölürse ölsün veya öldürülsün, imanı olmayan şehid olmaz. İman sahibi bir kimse, çok günahkâr olsa da, hatta Hayreddin-i Remli hazretlerinin fetvasında bildirdiği gibi, günah işlerken mazlum olarak öldürülse, şehid olur. Şehidler de çeşit çeşittir. Çok günahkâr biri ile, salih birinin şehidliği arasında çok fark vardır. Savaşta öldürülen şehid ile, trafik kazasında ölen
207

www.dinimizislam.com

şehid arasında çok fark vardır. İslam’ın beş şartından sonra, ibadetlerin en üstünü cihaddır. Cihadda ölen şehidin, kul haklarından başka bütün günahları affolur. Cihad ederken denizde boğulup ölenin ise kul hakkı da affolur.

Deniz şehidleri
Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Deniz savaşında şehid olanların, bütün günahları, hatta [gıybet, hakaret, gibi bütün] kul hakları da affolur.) [İbni Mace] Cihadda ve hac yolunda ve hudut boyunda nöbette ölenlere, kıyamete kadar, bu ibadetlerin sevabı devamlı verilir. Her biri kıyamette yetmiş kişiye şefaat eder. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah yolunda öldürülenleri [şehidleri] ölü sanmayın, onlar Rablerinin yanında diridir, rızıklandırılır.) [Al-i İmran 169] Her Peygamber, şehiddir ve diğer şehidlerden üstündür. Peygamberlerin bedenleri çürümez. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, toprağın Peygamberleri çürütmesini haram etmiştir.) [Beyheki] Haram lokma yemiş ve çeşitli günah işlemiş kimseler, şehid de olsalar, bedenleri çürür. Haram yememiş, mütteki kimse, yatağında bile şehid olsa, bedenini toprak çürütemez. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Mütteki, muhlis müezzin, kanlar içinde kımıldayan şehid gibidir. Ölürse kabrinde kurtlanmaz.) [Taberani] [Mütteki, haramlardan sakınan. Muhlis, Allah’ın rızasını gözeten demektir.]

Günahkâr da şehid olur
Sual: Büyük günah işleyen kâfir olur mu? Savaşırken ölen sarhoş şehid olur mu? CEVAP Ehl-i sünnete göre, amel, imandan bir parça değildir. Bir mümin, çok günah işlese de kâfir olmaz, kâfir olmadığı için şefaate kavuşabilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim.) [Nesai, Tirmizi] (Şirk üzere ölmeyen her mümine şefaat edeceğim.) [Buhari, Müslim] Peygamber efendimiz, günahkâr müminlere şefaat edeceğini bildirince Ebüdderda hazretleri, (Hırsızlar ve zina eden müminler de şefaate
208

www.dinimizislam.com

kavuşacaklar mı?) diye sual etti. (Evet onlara da şefaat edeceğim) buyurdu. (Hatib) Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah şirki [küfrü, bozuk imanı] asla affetmez. Diğer bütün günahları ise, istediği kimselerden affeder.) [Nisa 48] (De ki, ey çok günah işlemekle haddi aşan kullarım, Allah’ın rahmetinden [bizi affetmez diye] ümidinizi kesmeyin! Çünkü Allah, [iman ehlinin] bütün günahlarını hiç şüphesiz affeder. Elbette O, sonsuz mağfiret ve nihayetsiz merhamet sahibidir.) [Zümer 53] İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: Günah işleyene kâfir denmez. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Cebrail aleyhisselam bana dedi ki: “Ümmetine müjde ver ki, mümin olarak ölen herkes Cennete girer." Zina ve hırsızlık eden de Cennete girer mi dedim, “Evet” dedi. Aynı suali üç defa sordum. Üçüncüsünde ise "Evet zina ve hırsızlık eden mümin de [günahının cezasını çektikten sonra] Cennete girer" dedi.) [Buhari, Müslim, Bezzar] Burada Ehl-i sünnet itikadı bildirilmiştir. Günah hafife alınmaz. Günahlar zehir gibidir. Her günah Cehenneme götürür. Ama zerre kadar imanı olan, sonunda Cehennemden çıkar. Fakat içki içen, zina eden kimse, kolay kolay imanını muhafaza edemez. Büyük günaha devam edenin kâfir olması kolaylaşır. Günahkâr veya günah işlerken şehidliği icap ettiren bir sebeple ölen veya öldürülen mümin şehiddir. İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: İşlediği günah sebebiyle ölen, şehid olmaz. Günah işlerken, şehidliği gerektiren bir sebeple ölürse, Ahiret şehidi olur ve günahının cezasını da yüklenir. Mesela, günah işlerken üzerlerine ev yıkılıp ölenler, şehid olurlar. Fakat şarap içip çatlayan şehid olmaz. Şarap içerken, zulmen öldürülen kimse şehid olur. Çünkü, şaraptan ölmemiş, başka sebeple ölmüştür. Fakat, şarap günahını da yüklenir. Bir kimse, yol keserken boğulursa şehiddir. İşlediği günahın cezasını da çeker. Gasp edilmiş bir at üzerinde savaşırken ölürse, yahut günah işleyenlerin üzerlerine ev yıkılırsa şehid olurlar. İşledikleri günahın cezasını da yüklenirler. Hazret-i Remlinin bildirdiğine göre, zinadan çocuk doğururken ölen kadın da şehid olur. Fakat kadın, çocuğunu düşürmeye çalışırken ölürse şehid olmaz. (Reddül-muhtar, c.2, s.253) [İbni Abidin’in Türkçe tercümesine, şarap kısmını almamışlar. Aslında vardır.] Hanefi mezhebinin büyük âlimlerinden Hayreddin-i Remli hazretlerinin fetvası şöyle:
209

www.dinimizislam.com

Sual: Şarap içen kimse, sarhoş halde iken zulmen öldürülürse şehid olur mu? CEVAP Evet şehid olur. Şarap içmek masiyet [günah] ise de, şehid olmaya mani değildir. Çünkü şehidlik için, sarhoş olmamak ve masiyet içinde olmamak gibi bir şart yoktur. (Fetava-i Hayriyye c.1, s.16)

Kadınların şehid olması
Sual: Kadınlar cihad edemeyip şehid olamadıklarına göre, Cennete girmeleri zor değil midir? CEVAP Müslüman kadının Cennete girmesi, şehid olması kolaydır. Bir kadın salih kocasına itaat ederse cihad sevabı kazanır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Müslüman bir kadın beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar kocasına itaat edip namusunu muhafaza ederse, Cennete istediği kapıdan girer.) [İbni Hibban] (Kadının cihadı, kocası ile iyi geçinmektir.) [Taberani] (Koca hakkına riayet, Allah yolunda cihad etmek gibidir.) [Taberani] (Hamile iken, doğururken veya lohusa iken ölen müslüman kadın şehiddir.) [Taberani] (Müslüman kadın, hamilelikten doğuma kadar ve çocuğu memeden kesene kadar Allah yolundaki mücahid gibi olup ölürse şehid sevabı verilir.) [Taberani] (Müslüman kadın, hamile iken, gündüz saim, gece kaim ve Allah korkusu kendisinde galip olan bir mücahid sevabı hak eder. Onu ağrı tuttuğunda kendisine verilecek sevabı hiç kimse bilmez. Bebeğin her emişinde bir can ihya etmiş gibi sevap alır. Sütten kestiğinde ise, bir melek, onu takdir ederek, “haydi bir daha” der.) [Ebuşşeyh] Saim = oruçlu demektir, kaim = gece kalkıp namaz kılmak, ibadet etmek demektir. (Bir kadının kocası kendisinden razı olduğu halde hamile kaldığında Allah yolunda gündüz oruç tutup gece ibadet eden bir kişinin sevabı kadar ona sevap verilir. Doğum sancısı tutunca ona verilecek sevabı ancak Allahü teâlâ bilir. Doğum yapınca çocuğun emdiği her yudum süte karşılık kendisine bir sevap yazılır. Gece çocuk onu uykusuz bırakınca Allah rızası için 70 köle azat etmiş gibi sevap kazanır. Ey Selâme, bunları söylemekteki maksadımı biliyor
210

www.dinimizislam.com

musun? Namusunu muhafaza eden, kocasına itaat kocasından gördüğü iyilikleri inkâr etmeyen saliha kastediyorum.) [Taberani]

eden ve hanımları

Şehid edilen bazı zatlar
Filistin valisi Herod, yeğeni ile evlenmek istedi. İncil’de bu yasak olduğu için, Hazret-i Yahya nikah yapmadı. Herod da, bunu şehid etti. Babası Hazret-i Zekeriya, oğlunu kurtarmaya çalışınca, bunu da öldürmek istedi. Hazret-i Zekeriya bir kütük içine saklandı. Kütükle birlikte testere ile kesilerek şehid edildi. Hazret-i Hamza, Bedir’de Cübeyrin amcasını öldürmüştü. Cübeyr, kölesi Vahşi’ye, “Hamza’yı öldürürsen azat ol” demişti. Sonradan Resulullahın kayınvalidesi olan Hind de, babasının intikamı için, Hamza’yı öldürene çok altın vereceğim demişti. Azat olmak ve altınlara kavuşmak için, iyi okçu olan Vahşi, Hazret-i Hamza’yı, ok atarak ağır yaralayıp kılıcı ile şehid etti. Mekke’nin fethinden sonra, iman etti. İman edince, sahabi oldu. Yemame tarafına gitmesi emrolundu. Müseyleme ile savaşan Halid bin Velid’in ordusu bozulduğu sırada, Hazret-i Vahşi kahramanca saldırıp, Peygamberim diyen Müseyleme-tül-kezzâbı öldürdü. Bunu gören müslümanlar hücum edip, zafer elde ettiler. Resulullah efendimizin, Hazreti Vahşi’yi Yemame tarafına göndermesinin, mucize olduğu meydana çıktı. Hazret-i Ömer, aşere-i mübeşşereden, yani Cennetle müjdelenen on kişiden biridir. Camide sabah namazına durunca, Mugire’nin kölesi kâfir Ebu Lü'lü Firuz tarafından karnından bıçaklanarak şehid edildi, bir gün sonra vefat etti. Resulullahın kayınpederi ve Hazret-i Ali’nin damadı idi. Hazret-i Osman, Resulullahın damadı ve aşere-i mübeşşeredendir. Mısırlı fellahlardan bir grup, Medine’ye kadar gelince, halifelikten istifa etmesi söylendi. Hazret-i Osman, (Kur'an-ı kerim okurken şehid olacağımı, Resulullah bana haber vermişti) buyurarak, kazaya rıza, belaya sabır göstermişti. Eşkıyanın halifenin evine saldırdığını, Hazret-i Ali işiterek, korumak için iki oğlu Hasan ve Hüseyini halifenin evine gönderdi. Her ikisi kılıçlarını çekerek kapıdan kuş uçurtmadılar ise de, 5-6 eşkıya, arka taraftan merdivenle içeri girdi. Resulullah efendimiz, rüyada, (Ya Osman, bu gece bizim yanımızda iftar edersin) buyurdu. Mısırlı fellahlardan Kinane bin Beşir isimli çingene, Kur'an-ı kerim okurken şehid etti. Sonra sanki kâfiri öldürmüşler gibi, sarayı yağma ettiler. Hazret-i Ali, aşere-i mübeşşereden, Resulullahın damadı ve Hazret-i Ömer’in kayınpederidir. Sabah namazına giderken ibni Mülcem isimli bir harici, kılıçla alnına vurarak şehid etti. Fakat Hazret-i Ali iki gün sonra vefat
211

www.dinimizislam.com

etti. Resulullah, Hazret-i Ali’nin İbni Mülcemin kılıcı ile şehid olacağını bildirmişti. Hazret-i Ali, İbni Mülcemi gördükçe; mübarek başını gösterip, (Bunu ne zaman kana bulayacaksın) buyururdu. İbni Mülcem de, (Ya Ali, bu kötü işi, Peygamberimiz bildirmiştir. Sen beni öldür de, kıyamete kadar lanete maruz kalmayayım) derdi. Hazret-i Ali de, (Öldürmeden önce ceza olamaz) buyururdu. Hazret-i Hasan, babası Hazret-i Ali’den sonra halife seçildi. 7 ay sonra, savaşa hazırlanırken, müslüman kanı dökülmemesi için, hilafeti bıraktı. Kıskançlık yüzünden hanımı tarafından zehirlenerek şehid edildi. Hazret-i Hüseyin, İbni Mercane denilen, Sinan bin Enes Nehai isimli biri tarafından Kerbela’da şehid edildi. Hazret-i Hüseyin ile birlikte 70 kişi daha şehid oldu. Mübarek başı, Mısır’da Karafe kabristanındadır. Dinimizde, yas tutmak günah olduğundan, şehid olan bu mübarek zatların hiç birisi için matem tutmak caiz olmaz.

Şehidlik ucuz mu?
Sual: Bazı arkadaşlar, Mehmet Darende’den bahsederken şehid diyorlar. Savaşta ölmeden de şehid olunur mu? Şehidlik o kadar ucuz mudur? CEVAP Şehidlik ucuz değil, çok kıymetlidir. Küfür dört yanı sarmıştır. Çok kimse, imanla bile ölmüyor. İmansız ölen, nasıl şehid olur? Elbette şehitlik çok değerlidir. Merhum Mehmet Darende, birkaç yönden şehiddir. Din kitaplarında bildirilen şehidlik çeşidi çoktur. Birkaçı şöyledir: 1- Ehl-i sünnet itikadını meydana çıkarmaya çalışanlar şehiddir. (Mektubat-ı Rabbani) Merhum Mehmet Darende, Ehl-i sünnet itikadını yaymak için gece gündüz çalışıyordu. 2- Din öğrenmeye ve öğretmeye giderken ölen şehiddir. Dört hadis-i şerif meali: (Dinini öğrenmek, öğretmek ve yaymakta iken ölen şehiddir.) [İbni Asakir] (Emr-i maruf ve nehy-i münker yaparken ölen şehiddir.) [İbni Asakir] (Terk edilmiş bir sünnetimi ortaya çıkarana, yüz şehid sevabı vardır.) [Hakim] (Fitne zamanında, sünnetime sarılana yüz şehid sevabı vardır.) [Hakim] Merhum, bu hadis-i şeriflere uygun iş yaparken şehid olmuştur.
212

www.dinimizislam.com

3- Namazı tadil-i erkân ile kılmayı meydana çıkaranlar şehiddir. (Mektubat-ı Rabbani) Merhum, namazın önemini bildiren kitapları dağıtırken şehid olmuştur. 4- Namazını doğru kılan şehid olarak ölür. Bir hadis-i şerif meali: (Beş vakit namazı doğru kılana, her gün için bin şehid sevabı verilir.) [Tergib-i Hadimi] Merhum, namazını aksatmayan ve doğru kılan birisiydi. 5- Yüksekten düşmek, enkaz altında kalmak, hayvan parçalamak gibi sebeplerle ölen mümin şehid olur. (Redd-ül muhtar) Merhum da, trafik kazasında şehid olmuştu. 6- Abdestli ölen şehid olur. Bir hadis-i şerifte, (Abdestli ölen şehittir) buyuruluyor. [Deylemi] Merhumun abdestli olduğunu, arkadaşları bildirmiştir. 7- Allahü teâlânın yolunda şehid olarak ölmeyi isteyen şehid olur. İki hadis-i şerif meali: (Allahü teâlâdan, ihlâsla şehidlik isteyen, yatağında ölse de şehid olur.) [Müslim] (Şehidlerin çoğu yatakta ölür. Savaştakilerin niyetini ancak Allah bilir.) [İ. Ahmed] Merhum, hep Allah yolunda çalışıyor, Allah yolunda ölmeyi arzu ediyordu. Sonunda arzusuna kavuştu.

Şehid Mehmet Darende
Kendini vakfettin yüce hizmete, İrfan nehri gibi aktın Darende. İhlâsla kavuştun büyük nimete, İlmi köye kente soktun Darende. Vazifeye koşar, kış yaz demezdin, Fani rahatını hiç düşünmezdin, Yalancı dünyaya kıymet vermezdin, Yalnız ahirete baktın Darende. Kutsal yolda ihlâs oldu sermayen, Allah rızasıydı mübarek gayen, Hakka teslim oldun, yükseldi payen, Yüce makamlara çıktın Darende. Emr-i maruf idi bütün düşüncen, Cihad ile geçti gündüzle gecen, Nice sünnet ihya ettin tedricen, Sayısız bid’ati yıktın Darende. İstedin insanlar gerçeği göre,
213

www.dinimizislam.com

Ayağına kadar gittin kimlere, Derneğe kahveye en ücra yere, İlim tohumunu ektin Darende. Nasipsiz gafiller tersledi seni, Sustun, alttan aldın, ezdin nefsini, İslam için feda ettin kendini, Dünyada çok zahmet çektin Darende. Işık oldun aydınlattın herkesi, Hak yolda tükettin bunca nefesi, Seni sevenlerin müşterek sesi: (Sen bu hizmetlerde tektin Darende.) İrtihalin mahzun etti bizleri, Ağlattı ahvalin gören gözleri, Tesellimiz, (Şehid oldu) sözleri, Nice ölmez eser diktin Darende. Hizmetin büyüktü ehl-i sünnete, Genç yaşta kavuştun yüce himmete, Beratın elinde girdin Cennete, Şehidlik nişanı taktın Darende. Gösterdin Hâlık’a itaatini, İçtin şehadetin pak şerbetini, Sevenlerin bekler şefaatini, Nur saçan meşale yaktın Darende.

Şehitlikle ilgili çeşitli sorular
Sual: Kanser, verem, kolera, veba, bronşit, ishal gibi iç hastalıklarından ölen şehid midir? CEVAP Evet şehid sevabına kavuşur. Sadece iç hastalıkları değil başka hastalıklardan ölenler de şehid olur. Mesela sara, bulaşıcı ve ateşli hastalıklardan ölenler de şehiddir. Sual: Ameliyat masasından kalkamayarak ölen müslüman şehid olur mu? CEVAP Ameliyat edilirken ölen müslüman şehid sevabı alır. Ölmezse, ameliyat yüzünden günahları affolur. Ayağa bir diken batması bile günahlara kefaret olur. Mümin ameliyata yatarken tevbe istiğfar etmeli, (Bu hastalıktan kurtulursam, ibadetlerimi daha kolay yaparım, dinime daha çok hizmet ederim, insanlara daha çok faydalı olurum) gibi niyet ederse, niyeti kadar
214

www.dinimizislam.com

çok sevap kazanır. Ameliyat masasından kalkamazsa, tevbe de ettiği için günahları da affedilmiş bir şehid olarak vefat eder. Kul hakları da ahirette helalleştirilip, hiç günahsız olarak Cennete gider. Onun için müminin hastalığı da; ameliyatı da, yaşaması da, ölmesi de güzeldir. Sayılı günler, muayyen sıkıntılar bir gün geçecek ve hiç bitmeyen bir gün gelecektir. Ebedi saadet için her türlü sıkıntıya katlanmak, her türlü çileyi nimet bilmek gerekir. Sual: Aşkın duyulması şehidliğe mani midir? CEVAP Hadis-i şerifte, (Aşık olup, aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek ölen şehid olur) buyuruldu. [Hakim] Aşkın duyulması, şehidliğe mani değildir. Mühim olan iffeti korumaktır. Sevgi, insanın elinde olmayan bir duygudur. İffeti yani namusu korumak şartı ile birisine karşı sevgi duymakta mahzur yoktur. Hatta iffetini koruyarak sevgisini gizlemek çok sevaptır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Aşkını gizleyip, namusunu koruyarak sabreden, Cennete girer.) [İbni Asakir] Demek ki, dinimizde iffeti muhafaza etmek ve sevgisi sebebiyle günah işlememeye sabretmek, çok sevaptır. Çünkü genel olarak birisine sevgi duyan kimsenin, kendisini günah işlemekten alıkoyması zordur. Zor olan işleri başarmanın sevabı da büyük olur. Sual: Şehid, ölürken, merminin veya kılıcın acısını duyar mı? CEVAP Duymaz. Sual: Suçsuz asılan, şehid olacağı için, ölüm acısını duyar mı? CEVAP Duymaz. Sual: Şehid, öldüğü bedenle mi dirilecektir? CEVAP Herkes öldüğü gibi dirilir, sonra sıfatına uygun şekil alır. Sual: Şehid çürümez mi? CEVAP Çürür. Haram yememiş, takva ehli olan çürümez.

Dini tabirleri yanlış kullanmak
Sual: Dine inanmayan ve ömründe oruç tutmayanın, gece gündüz aç kalmasına, (Ölüm orucu) demek yanlış değil mi? Bunun gibi, dini, imanı olmayıp da ölen kimse için, (Devrim şehidi) veya (Görev şehidi) demek de dinimize aykırı değil midir? CEVAP
215

www.dinimizislam.com

Elbette dine aykırıdır. Dini tabirleri böyle rastgele kullanmak doğru değildir. Oruç, Allah rızası için imsak vaktinden akşam ezanı okunana kadar yiyip içmekten ve oruca mani diğer işlerden uzak durmak demektir. Dinî bir tabirdir. Dinimizde, ölüm orucu diye bir oruç çeşidi yoktur. Buna, açlık grevi gibi bir şey demeli. Şehid de dinî bir tabirdir. Devrim şehidi, görev şehidi, mafya şehidi olmaz. Allah yolunda cihad ederken ölen Müslümana şehid denir. Bir kimse Allah yolunda ölse bile, imanı yoksa, hatta imanı olsa bile, dünyalık için, şöhret için savaşırken ölürse şehid olmaz. Sual: Esir kadının namusuna halel gelmemesi veya işkence edilmemesi için, yakınlarının bu kadını öldürmesi caiz olur mu? CEVAP Asla caiz olmaz. Düşmanın öldürdüğü şehid olur. Sual: İstanbul’un çeşitli yerlerine, (İslam şehidlerini anma günü) diye yazılan afişleri görmüşsünüzdür. İslam’dan başka şehid de olur mu? Niçin şehid kelimesi yozlaştırılıp bid'at çıkarılıyor? Mesela İslam namazı olur mu? CEVAP Elbette müslüman olmayan şehid olmaz. Belki de, devrim şehidi, demokrasi şehidi diyerek şehidlik kelimesini istismar edenlerden ayrılmak için İslam şehidi demişlerdir. Bu bakımdan onları da mazur görmelidir. Sual: Savaşta ölen herkes şehid midir? CEVAP Şehidlik müslüman olmaya ve niyete bağlıdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Nice kendisine silah isabet edip ölen vardır ki, ne şehiddir, ne de hamid. Nice döşeğinde ölen kimse vardır ki, Allah katında sıddık ve şehiddir.) [Ebu Nuaym, Ebuşşeyh] (Hamid, şükreden demektir.]

Şehidin cenaze namazı
Sual: Şafii’de şehidin cenaze namazı kılınmadığına göre, Hanefi cemaatin, Şafii olan şehidin namazını kılmaları gerekir mi? Şehid Hanefi, cemaat Şafii olursa, şehidin namazı kılınır mı? CEVAP Hanefi cemaatin, kendi mezheplerine göre, Şafii şehidin namazını kılmaları gerekir. Şafii cemaatin ise, Hanefi şehidin namazını, kendi mezheplerinde kılınmadığı için kılmaları gerekmez.

Kene ısırması
Sual: Kene ısırıp ölen şehit olur mu?
216

www.dinimizislam.com

CEVAP Evet, zehirli hayvan sokup ölen şehit olur. (Redd-ül muhtar) Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Suda boğulan, yangında ölen, garip, kimsesiz olarak ölen, zehirli hayvan sokup ölen, iç hastalıklarından ölen, duvar ve enkaz altında kalarak ölen, kocasını kıskandığını gizleyen kadın, kendinin, din kardeşinin ve komşunun malını savunurken öldürülen, emr-i maruf ve nehy-i münker yaparken öldürülen kimse şehiddir.) [İbni Asakir]

Şehid olarak ölmek
Sual: Bir arkadaş, denizde boğularak şehid olmanın sevabının büyük olduğunu bildiği için, suda, denizde boğularak ölmem için bana dua ediyormuş. Yüzüme karşı da, inşallah denizde boğulursun dedi. Böyle dua etmek uygun mudur? CEVAP Şehid olarak ölmek elbette çok iyidir. Şehid ol diye dua etmek de iyidir, fakat denizde boğularak öl diye dua etmek doğru değildir. Bir insanı yılan soksa, vahşi hayvanlar parçalayıp öldürse şehid olur. Ona, seni yılanlar soksun, aslanlar parçalasın diye dua etmek çok yanlıştır. Trafik kazasında beyni parçalanarak ölen de şehid olur, ama sen bu şekilde öl diye dua edilir mi hiç? Donarak veya ateşte yanarak ölen de şehid olur, ama birine böyle dua etmek, beddua olur. Denizde boğularak ölmek, acı bir ölümdür. Onun için Aziz Mahmut Hüdayi hazretleri, (Bana bir Fatiha okuyan, denizde, suda boğulmaktan kurtulsun) diye dua ediyor. Yani o kimsenin şehid olmasını istemiyor mu? Peygamber efendimiz de buyuruyor ki: (Gemiye binen kimse, Besmele çekerek, Hud suresinin 41. âyet-i kerimesini okursa, boğulmaktan emin olur.) [Taberani] Yine bir hadis-i şerifte, gemiye binince, Zümer suresinin 67. âyet-i kerimesini okuyanın, boğulmaktan emin olacağı bildirilmiştir. (Kurtubi) Suda, denizde boğulmak için dua etmek uygun olsaydı, Peygamber efendimiz, (Şu duayı okuyun, suda boğulun) diye dua ederdi. Hâlbuki boğulmayın diye dua edilmesini bildiriyor. İnsan yatağında da rahatça ölse yine şehid olabilir. Yatağında şehid olarak ölmek için dua etmelidir.

Vücudu çürümeyenler
Sual: Sadece şehidlerin mi vücudu çürümez? CEVAP Şehidlerden vücudu çürüyenler de olur. Haram yemeyenlerin vücudu çürümez. Peygamberlerin vücutları çürümez. Bir de evliya zatların vücudu
217

www.dinimizislam.com

çürümez.

Niye şehitlik istenir?
Sual: Şehit olmayı istememek münafıklık alameti deniyor. Şehit olarak ölmek sıkıntılı bir şey değil mi? Niye şehit olarak ölmeyi istemeliyiz? CEVAP Şehit olmak denince hemen, alnından kurşunlanarak ölmek anlaşılmaz. Yatağında ölen de şehit olabilir. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Allahü teâlâdan, ihlâsla şehidlik isteyen, yatağında ölse de şehid olur.) [Müslim] (Şehidlerin çoğu yatakta ölür.) [İ. Ahmed] Alnından kurşun vurularak ölse de, uçaktan düşse de, şehit acı duymaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Şehid, ölüm acısı duymaz.) [Beyheki] Acı duymayınca nasıl ölürse ölsün fark eder mi hiç? Şehit olarak ölenin bütün günahları affolur ve Cennete girer. O hâlde şehit olarak ölmek için hep dua etmeliyiz.

Yüz şehid sevabı
Sual: Bir hadiste, fitne zamanında, sünnete sarılana yüz şehid sevabı verileceği bildiriliyor. Bu hangi sünnettir? CEVAP Buradaki sünnet, Ehl-i sünnet vel-cemaat itikadı demektir. Fitne fesat zamanında İslamiyet’e uymak, kâfirlerle savaşmak gibi güç olacağı için, bu itikada sahip olana ve beş vakit namazı cemaatle kılana yüz şehid sevabı verileceği din kitaplarında yazılıdır. Muteber kitapları dağıtarak Ehl-i sünnet itikadını yayana, verilecek sevab elbette daha çoktur.

Gaziliğin fazileti
Sual: Gaziliğin fazileti nedir? CEVAP Gazi, savaşa, cihada katılıp sağ olarak geri dönen kimse demektir. Cihad edene mücahid denir. Mücahid sağ olarak evine dönerse buna gazi denir. Savaşta her ölene şehid, geri dönenlere de gazi deniyorsa da, hakiki şehid ve gaziyi ancak Allahü teâlâ bilir. İmanı olan ancak şehid ve gazi olur. Diğerlerinki zahiren öyledir. Gazilik ve şehidlik yüce bir mertebedir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Ey müminler, Allah’tan korkun, Ona [Onun rızasına kavuşmak için] vesile arayın ve Allah yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.)
218

www.dinimizislam.com

[Maide 35] (Onlar, [şerefli müminler] hiç kimsenin kınamasından çekinmeden Allah yolunda cihad ederler.) [Maide 54] (İman edip de Allah yolunda hicret edenler, cihad edenler ve bunları barındırıp yardım edenler, işte gerçek mümin bunlardır.) [Enfal 74] (De ki, eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, hanımlarınız, aşiretiniz [hısım, akraba ve yakınlarınız] kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret ve hoşlandığınız meskenler, size Allah’tan, Resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah fâsıklar güruhunu hidayete erdirmez.) [Tevbe 24]

Şehidlik ve Gazilik
Kur'an-ı kerimde şehidlik ve gazilik için iki güzellik, iki iyilik tabiri kullanılmaktadır. (Tevbe 52) Şehid olmasa da, cihada katılmanın, gazi olmanın sevabı büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allah yolundaki bir savaşta bir saat durmak, 60 yıl ibadetten üstündür.) [F.Kadir] (Allah yolunda bir ok atan, bir köle azat etmiş gibi sevap kazanır.) [F.Kadir] (Bir gün nöbet tutmak, bir ay oruç tutmaktan ve gecelerini ibadetle geçirmekten hayırlıdır.) [Müslim] (Allah için savaşmayan veya bir mücahidi silahla donatmayan veya bir mücahidin çoluk çocuğuna yardım etmeyen bir belaya maruz kalır.) [E.Davud] (Bir mücahidi donatan, o mücahid kadar sevaba kavuşur.) [İbni Mace] (Cihada çıkan bir gaziyi donatan, cihad etmiş gibi ecre kavuşur.) [Buhari]

Sigara haram mı
Sigara çok zararlı bir maddedir
Tütünün etkili maddesi olan nikotinin, bir damladan az miktarı insanı öldürür. Bir sigara içinde bulunan nikotin, deri altına şırınga edilirse, iki insanı öldürür. Tütün dumanında nikotinden başka birçok şiddetli zehirler vardır. Mesela bir sigara dumanında, bir miligram siyan asidi, % 5 karbon monoksit, amonyak, % 1,5 kükürtlü hidrojen mevcuttur. Sigara yanarken nikotinin % 25i harap olur. % 30u dumanla havaya
219

www.dinimizislam.com

gider. % 45i de sigara içinden ağza doğru çekiliyor ise de, bunun üçte ikisi sigaranın soğuk kısmında sıvı halde kalıp, ağza, sigaradaki nikotinin, ancak % 15i dahil olur. Ağza giren nikotinin mühim bir kısmı, tükürük ile mideye gidip mide ifrazını azaltarak iştahı keser. Nikotin, ağız ve mide zarlarında kana karışır. Kanla dolaşan nikotin, böbrek üstü bezlerini tahriş ederek adrenalin ifrazı artıp tansiyon yükselir ve derideki damarlar sıkışarak, renk solar, ishal yapar. Safra yollarını daralttığından safrası ve karaciğeri zayıf olan, fazla tütüne dayanamaz. 45 yaşın altındaki genç erkeklerden, kroner kalb hastalıklarından ölenlerin % 80i sigara tiryakisidir. Sigara içenlerde akciğer kanseri, içmeyenlere nispetle 15 kat fazladır. Akciğer kanserine yakalanan hastaların % 94’ünün sigara tiryakisi olduğu ortaya çıkmıştır. Sigara içmeyen kadınlarda kısırlık % 3,8 iken, sigara içenlerde bu oran % 41’dir. Günde bir paket sigara içilen evlerdeki çocukların da, günde 5er adet sigara içmiş gibi olduğu tespit edilmiştir. Sigaradan bir nefes çekip üfleyen kimse, dumanla beraber çevreye 70 mg yanmış madde ve 25 mg karbonmonoksit vererek etrafındakileri zehirlemektedir. Bacaklarında damar tıkanıklığı olan kişilerin % 90ının sigara içenlerden olduğu ilmi bir gerçektir. Sigara içenle, sigara ile kirlenmiş havayı teneffüs eden arasında, gördüğü zarar bakımından fark azdır. Sigara içilen yerde duran, % 70 sigaranın zararından etkilenir. Gerek hamilelik öncesinde, gerekse hamile ve emzikli iken sigara ve alkole devam eden ana babalar, çocukların hayatlarına kastetmiş sayılırlar. O halde ilk fırsatta sigarayı bırakmaya çalışmalıdır.

Sigarayı bırakmak için
1- Sigarayı bırakmaya kesin karar verip bu işte iradeyi sonuna kadar kullanmak gerekir. 2- Sigarayı birden bırakınız! Zira birden bırakmanın daha başarılı olduğunu tecrübeler göstermiştir. Birden bırakamayan da yavaş yavaş bırakmalıdır. 3- İlk iş olarak sigara içen ve sizi sigaraya iten arkadaşlardan ve onlarla işbirliği yaptığınız çevreden uzaklaşınız! (Kahvehane, oyun yerleri vs.) 4- Sigara içen ve sigarayı hatırlatan her şeyden uzak durun! (Sigara paketi, kibrit gibi) 5- Sizde sigara arzusu uyandıran yiyecek ve içeceklerden uzak durunuz. Genellikle sebze, meyve ve sulu yiyecekleri tercih edin. 6- Bilhassa sigara arzusu arttığı hallerde bir bardak su içiniz! 7- Planlı, disiplinli ve faal bir yaşama şeklini benimseyiniz!
220

www.dinimizislam.com

8- Sizi strese sokacak konulardan ve tartışmalardan uzak durunuz! 9- Boş zamanlarınızı faydalı çalışmalarla ve açık havada yürüyüşlerle değerlendiriniz. 10- Mümkünse birkaç arkadaşla, grup halinde bırakın! 11- Sigarayı bıraktıktan sonra, her geçen günün sağlığınıza getirdiklerini hatırlayarak kendinize olan güveni pekiştirmelisiniz! 12- Bu arada kilo almaktan korkulursa, şekerli, tuzlu, unlu, nişastalı ve fazla yağlı yiyeceklerden uzak durmalıdır. 13- Sinirlerin güçlenmesi ve fizik mukavemetin artması bakımından B vitaminince zengin gıdalar tercih edilmelidir! 14- Gece hayatından uzak durmalıdır! 15- "Bir tane sigaradan ne çıkar" gibi aldatıcı tekliflere kanmayınız! Zira, bu tek sigaranın bu yoldaki bütün emeklerinizi boşa çıkarabileceğini unutmayın! 16- Şimdi bazı ilaçlar çıkmıştır. Sigarayı bırakmakta büyük rolleri vardır.

Tütün içmek haram mı?
Sual: Tütün, sigara içmek haram mıdır? İslam âlimleri bu konuda ne bildirmişlerdir? CEVAP Dürr-ül-muhtar kitabının beşinci cildinde buyuruluyor ki: Hanefi âlim İbni Nüceymi Mısri, Eşbah kitabında diyor ki: Âyet-i kerimede ve hadis-i şeriflerde haram olduğu bildirilmeyen şeyler, aslı üzere helal olur. Veya helal ve haram diye hüküm verilemez. Hanefi ve Şafii âlimlerinin çoğu, böyle şeyler helal olur dedi. İbni Hümam, Tahrir kitabında da böyle söylüyor. Bunun için, Besmele ile kesildiği bilinmeyen hayvana ve zararı görülmeyen ota helal denir. Tütün de böyledir. Âlimlerin çoğuna göre, helaldir. Birkaçına göre ise, hüküm verilemez. [Uyun-ülbesair’de, Hamevi Eşbahı şerh ederken, (Buradan tütün içmenin helal olduğu anlaşılıyor) buyuruyor.] Hanefi âlimlerinden, Şam müftüsü, Abdürrahman İmadi, Hediye adındaki kitabında, (Tütün; soğan, sarmısak gibi mekruhtur) buyurdu. İbni Abidin, bu satırları açıklarken buyuruyor ki: Vehbaniyye şerhinde, (Tütün içmek ve satmak yasak edilmelidir) diyor. [Tütünü yasak eden dördüncü Murad han zamanında bulunan Şernblali de, (Halife mubahları yasak edince haram olur) diyerek, tütün yasak edilmeli demiş, fakat yine de haram veya mekruh dememiştir.] Mısır’da, Maliki âlimlerinin büyüklerinden Ali Echüri hazretleri tütünün
221

www.dinimizislam.com

helal olduğunu bildiren kitap yazıp, dört mezhep âlimlerinin, tütünün helal olduğunu bildiren fetvalarını nakletmiştir. Abdülgani Nablüsi hazretleri de tütünün mubah olduğunu bildiren, Essulhu beynelihvan kitabında diyor ki: Tütün bazılarına zarar verirse, yalnız bunlara haram olur, başkalarına haram olmaz. Bal, safra hastasına zarar verir. Fakat, başkalarına haram değildir. Her şey aslında helaldir. Haram veya mekruh diyebilmek için, delil lazımdır. Şarap habislerin en kötüsü iken ve Resulullah İslamiyetin bildiricisi olduğu halde, şaraba haram demedi. Âyet-i kerime ile yasak edilmesini bekledi. O halde, tütün içmek mubahtır, helaldir. Kokusu ise tab’an mekruhtur. Şer’an mekruh değildir. İbni Abidin hazretleri devam ederek buyuruyor ki: Tütün içmek Şafii’de haram değil, tenzihen mekruhtur. Hatta, zevce tütünü bırakınca, zarar görmezse, meyve gibi olur. Kocasının tütün parası vermesi lazım olur. Tütünü bırakınca, kadın zarar görürse, ilaç gibi olur. Tütünü haram sananların vesika olarak ileri sürdükleri, Berika kitabının sahibi Muhammed Hadimi hazretleri diyor ki: Bazıları, (Tütün ve kahve kullanmak da, âdette bid’attir. İkisi de haram değildir ve mekruh da değildir. Doğrusu da budur. Bunlara haram diyen, âdette bid’ati haram etmiş olur) dedi. Bize göre, kahve belki böyledir. Fakat, bunu da, kullanmamak daha iyidir. Çünkü, hakkında söz birliği yoktur. Tütüne gelince, haram olmadığı doğru ise de, mekruh olduğunda şüphe yoktur. Çünkü, helal olmasında söz birliği yoktur. Hadis-i şerifte, (Soğan, sarmısak yiyen, mescidimize gelmesin) buyuruldu. Çünkü, melekler pis kokudan incinir. Cüzzam, baras hastaları, yarası kokanlar, üzeri balık kokanlar da böyledir. Tütünü içmek de bunun için mekruh olur dedi. Salih olan kimse, bu hadis-i şeriften korkarak tütün içmez. (Berika) Abdülgani Nablusi hazretleri diyor ki: Tütün ve kahve için çeşitli şeyler söyleniyor ise de, sözün doğrusu, ikisine de haram ve mekruh dedirtecek bir sebep yoktur. Her ikisi de, (Âdette bid’at)dir. Herhangi bir sebep göstererek bunlara haram diyen kimse, âdette bid’at olan şeye haram demiş olur. Âdette bid’ate haram denilemeyeceğini, cumhuri ulema bildirmiştir. (Hadika s.143) İsmail Hakkı hazretleri, ilk zamanlarında tütünün haram olduğunu yazmıştı. Çünkü, sultan Murad, tütün içmeyi yasak etmişti. İçen öldürülüyordu. Bu âlim, tütüne değil, tütün içmeye, idama sebep olduğu için haram demişti. Hükümet, tütün yasağını kaldırdıktan sonra, yazdığı kitabında, tütünün haram olmadığını bildirmiştir. [Bursa’da Orhan kütüphanesinde bu kitap vardır.]
222

www.dinimizislam.com

Maliki âlimlerinden Ali Echüri hazretleri buyuruyor ki: Tütün, aklı gidermiyor. Necis de değildir. Böyle olunca, tütün içmek haram değildir. Başka türlü zararlara sebep olursa haram olur. Zarar vermeyen kimseye haram değildir. Afyonu, aklı gidermeyecek az miktarda yemek caiz olduğu gibi, tütünü de aklı gidermeyecek miktarda içmek caiz olur. Bu ise, insanlara göre ve içilen miktara göre değişir. Bir kimsenin aklını gideren miktar, başkasının aklını gidermez. Tütün haramdır, diye kesin söylenemez. Bunu ancak din cahili olan söyler. Aklı gidermeyince, helal olduğu anlaşılmaktadır. Tütün, israf olduğu için haramdır da denilemez. Çünkü, mubah olan şeyi almak için verilen mal israf olmaz. Zararlı olduğundan haramdır demek de ilmi bir söz değildir. Çünkü, zarar verene haram olur. Zarar vermeyene haram olmaz. Hanefi âlimlerinden şeyh Muhammed Nihriri, uzman doktorun sözü ile veya tecrübe ile zarar verdiğini anlayan kimseye tütün içmek haram olur. Böyle kesin anlaşılmadıkça, helal olduğuna fetva vermiştir. Tütün hakkında bir hadis yoktur. Hanbeli âlimlerinden Meri bin Yusüf Mukaddisi, Tahkikul-burhan fi-şanid-duhan kitabında, başka zarar vermedikçe tütünün haram olmadığını, ateş dumanını ağza çekmek gibi olduğunu, bunun haram olacağını ise kimsenin bildirmemiş olduğunu yazmaktadır. Yeni meydana çıkan bir şey, mubaha benzerse mubah olur. Harama benzerse haram olur. Aklı olan bir din adamı, tütünü elbet mubahlara benzetir. Zarara sebep olmadıkça haram diyemez. Aklı gidermeyecek kadar tütün içmenin haram olmadığını dört mezhep âlimleri sözbirliği ile bildirmişlerdir. (Gayetül-beyan) Tütün, aklı giderir veya zarar verirse yahut nafakası vacip olanın nafakasını terke veya namazın vaktini kaçırmaya sebep olursa, haram olur. Başkalarının içmesi haram olmaz. Uyuşturucu maddenin aklı gidermeyen kadar az miktarını satmak da caizdir. (Celal-ül-hak fi keşfi ahvali şirarilhalk) Tütün içmek, alkollü içkiler ve afyon, morfin, esrar ve benzerleri uyuşturucu maddeler gibi, haram edilmemiştir. İbni Abidin, (Zebaih) kısmında, (Allahü teâlânın, helal ve haram diye açıklamadığı şey, Allahü teâlânın af ettiği şeylerdendir) hadis-i şerifini yazarak, haram olduğu bildirilmeyen ve haram edilmiş olanlara benzemeyen her şeyin mubah olduğunu göstermektedir. Kötü alışkanlık, haram işlemeye alışmak demektir. Haram olmayan şeyi kullanmaya kötü alışkanlık denmez. Boğazına düşkün olanlar, yiyeceğe benzetilemez diyerek de tütünü kötülüyorlar. Tütün bitkisini yakıp, dumanını çekmek, ihtiyaç değil, caiz olmaz diyorlar. Günnük, ud ağacı,
223

www.dinimizislam.com

tütsü otunu yakıp koklamak mubahtır. Bunlar, yenmez, içilmez, caiz olmaz denemez. Ölülerde ve dirilerde kullanılması sünnet olan şeyi de, yakılıp dumanı savruluyor diye, kötülenemez. Bunlar ve pis kokulu otlar, Araf suresindeki, (Yerden çıkardığı ziynet) kelimesine dahil olunmuştur. İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: (Çok yiyince sarhoş eden katı madde ve otların aslı temizdir, mubahtır.) (Redd-ül-muhtar 5/ 295) Bir kimseye zarar veren mubah şey, ona haram olur. Zarar vermediği kimselere haram olmaz. Aşırı içen bazı kimselere zarar verirse, bunların çok içmesi haram olur. Fakat, bunların az içmelerine ve zarar görmeyenlere de haram olur denilemez. Çoğu zarar veren şeyin azı da haram olur demek pek yanlıştır. Her şeyin çoğu zarar verir. Ekmeğin, suyun da çoğu, zarar verir. Bunun içindir ki, doyduktan sonra yemek haramdır. Fakat, çoğu zarar veriyor diye, az yemek, içmek, haram olur mu? Abdülgani Nablusi hazretleri buyuruyor ki: Yemesi, içmesi zararlı olanlar üçe ayrılır: 1- Öldürücü olanlar. Her zehir, cam tozu ve benzerleri böyledir. Bunları yemek, içmek haramdır. 2- Öldürücü olmayanlar. Toprak, çamur, kil ve benzerleri böyledir. Bunları çok yemek, içmek mekruh olup, zararsız miktarları mubahtır. 3- Organlarında zafiyet olanlara zarar verenler. Sağlam olanlara zarar vermezler. Bazı kimselere balık eti, süt, yumurta, biber gibi şeyler zarar verir. Bunlar, yalnız zarar verenlere haram, mekruh olur. Zarar vermeyenlere ise mubahtır. (Hadika) Tütüne zararlıdır diyenler üçüncü maddeye dahil ediyorlar. Her içeni öldürücü bir zehir olduğunu bildiren bir ilim adamı yoktur. Tütündeki nikotinden dolayı, günde bir iki sigara içen zehirlenir diyen de yoktur. Çünkü bu söz, havada, boğucu olan karbondioksit gazı bulunduğu için, nefes alan zehirlenir demeye benzer. Nikotinden çok daha zehirli olan siyanür asidi, acı bademde de vardır. Bu zehirden dolayı acı badem yemek haramdır, mekruhtur diyen yoktur. Her şeyi fazla yemek, içmek zararlı olur. Aşırı tütün içmek elbette zararlıdır. Bunun için sigara herkese zararlıdır, kansere sebep olur diyerek, günde 1-2 sigaranın da zararlı olacağını sanmak, bu yüzden haram veya mekruh demek ilme aykırıdır. Hanefi âlimi seyyid Ahmed Tahtavi diyor ki: Şafii âlimlerinin çoğu, tütüne tenzihen mekruh dedi. Hanefi mezhebinde, soğan, sarmısak gibi tenzihen mekruhtur. (Dürr-ül-muhtar haşiyesi) İbni Abidin, abdestin sünnetlerini anlatırken diyor ki:
224

www.dinimizislam.com

Pezdevi üsulünde denildiği gibi, haram olduğu açıkça bildirilmeyen her şey, sözbirliği ile mubahtır. Çünkü, Allahü teâlâ Bekara suresinde, (Yerlerde olan her şeyi sizin için yarattım) mealindeki âyet-i kerimede, hepsinin mubah olduğunu bildirmektedir. Tahrir kitabında bildirildiği gibi, Hanefi ve Şafii âlimlerinin çoğunluğuna göre, her şey yaratılışında helaldir. Ekmel-üd-din, (Pezdevi) şerhinde de böyle bildiriyor ve bir şeyin haram olduğunu işitmeyen kimselerin, o şeyi yemesi mubahtır diyor. İmam-ı Muhammed, (Leş ve şarap, yasak edildikten sonra haram oldu) diyerek, her şeyin aslında mubah olduğunu, yasak edilince haram olduklarını bildiriyor. Milyonlarla salih Müslümanın ve halife-i müsliminin, şeyh-ül İslamların kullandığı şeye, kendi aklı ile kötü alışkanlık demek, bunu haramlara benzetmeye kalkışmak, ancak cahillerin yapacağı iştir. İkinci Abdülhamid han tütün içerdi. Kendisine Şemdinan ve İskeçe şehrinden tütün gelirdi. İskeçe, Şemdinan ve Samsun tütünleri, kıyılmış halinde, latif kokmaktadır. Çubuğa koyup içerlerken, etrafa hoş kokusu yayılmaktadır. Bozuk, karışık tütün içerken iyi kokmazsa, halis ve hoş kokulusu kötülenemez. Acı biberi sevmeyen kimse, tatlı biberi, hatta acısını da kötüleyemez. Bunlara mekruh diyemez. Eğer derse, sözünün kıymeti olmaz. Herkes, sevmediği şeye haram, mekruh derse, din-i İslam, Hıristiyanlığa döner. Onun gibi karmakarışık olur. Tütünü bırakmak nefs ile mücadele sevabı kazandırmaz. Bedene ihtiyacını vermemek, zulüm olur. Günah olur. Nefs, ihtiyaca kavuşmakla doymaz. İhtiyaçtan fazlasını ve haramları ister. O halde, nefsle mücadele, haramlardan ve mubahların fazlasından sakınmaktır. Günde bir kere tütün içmemek, nefsle mücadele değildir. Tütünü, sıhhate ve keseye zararlı olacak miktarda fazla içmemek mücadeledir. Yalnız tütün ile değil, bütün mubahlarla da nefs mücadelesinin böyle olması gerekir. Tütünü, afyona benzetmek de, onun herkese haram olacağını göstermez. Tersine olarak, zarar yapmayacak kadar az içenlere mekruh bile olmadığını, gösterir. Çünkü müctehidler, afyon gibi uyuşturucu maddeleri, haram olan içkilerden ayırmaktadır. Dürr-ül-muhtar 3. cilt, 166.sayfada, (Benc veya Ban otu denilen uyuşturucu otu yemek mubahtır. Çünkü ottur. Bununla sarhoş olmak haramdır) diyor. İbni Abidin hazretleri bunu açıklarken buyuruyor ki: (İmam-ı Muhammede göre, çoğu sarhoş edenin azı da haram olması, sıvı olan içkiler içindir. Böyle olmasaydı, safran, anber gibi, fazlası sarhoş eden birçok katı maddelerin az miktarını yemek de haram olurdu. Bunlara
225

www.dinimizislam.com

haram diyen hiçbir âlim yoktur. Ban otu ve benzeri zehirli otların necis olduğunu hiçbir âlim bildirmedi. Ban otunun ilaç olarak kullanılması caizdir. Aklı giderip keyif verici olarak kullanılması caiz değildir. İmam-ı Muhammedin sözü sıvı haldeki içkiler içindir. Ban otu ve benzerleri, katı oldukları için, ancak sarhoş olmak için kullanılmaları haram olur. Bu da, çok miktarda kullanılmaları haram olur demektir. Az miktarda kullanılmaları haram olmaz. Mesela, Amber ve benzerlerini koku için ve Skamonya denilen zehirli mahmude otunu müshil olarak kullanmak ve diğer katı zehirli ilaçları az miktarda kullanmak haram olmaz. Caiz olur. Zarar veren çok miktarlarını kullanmak haramdır.) [Redd-ül-muhtar] Tütün abes de değildir. Abes, faydasız iş yapmaya, boş yere vakit geçirmeye denir. Çalgı ile, oyun ile vakit geçirmek böyledir. Tütün, vakit öldüren bir iş değildir ki, abes denilsin. Tütün içmek, faydalı iş yapmaya mani olmuyor. Tütün içerken kitap okunur. Misafir ile sohbet edilir. Büyüklerin yanında, camilerde, vaazlarda, muhterem yerlerde içilmemesi de, haram veya mekruh olacağını göstermez. Büyüklerin yanında yatılmaz. Bunlara ve Kâbe’ye karşı ayak uzatılmaz. Vaazda, derste ekmek bile yenmez. Böyle, birçok yerlerde ve sıkıntı duyanların yanında yapılmayan çok şey vardır ki, başka yerlerde ve yalnız iken hiçbiri haram veya mekruh değildir. Camide alış veriş etmek, yüksek sesle konuşmak, kan aldırmak mekruhtur. Fakat bunlar, cami dışında mekruh değildir. İhtiyaç deyince yalnız yiyip içecekleri anlamak, pek basit bir görüştür. Bedenin, ruhun çeşitli ihtiyaçları olduğu, din kitaplarında yer almaktadır. Bütün duyu organlarımızın farklı ihtiyaçları olduğu gibi, sinir sisteminin, hatta her organın ayrı ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçların, ekmek, su gibi önemli olduğu, herkesçe bilinmektedir. Fıkıh kitaplarında, akla gelmeyen, çeşitli ihtiyaçlar görüyoruz. Mesela, Dürr-ül-muhtar’da, (Burnu ve teri silmek için mendil satın almak, ihtiyaç için olursa caizdir. Gösteriş için olursa, tahrimen mekruhtur) diyor. Görülüyor ki, bir şeyi kullanmak bile, niyete göre ihtiyaç olmaktadır. Doyduktan sonra yemek haramdır. Fakat, oruç tutmak veya misafiri utandırmamak için olunca, helal, hatta sevap oluyor. Misafire ikram için, haram, helal oluyor da, haram olmayan tütünü ikram etmek neden suç olsun? Tütünü kötüleyenler, bu hücumlarını, keşke, İslamiyet’in haram ettiği şeylere karşı yapsalardı, çok sevap kazanırlardı. İslam’a büyük hizmet etmiş olurlardı. Fakat, şeytan herkesi bir taraftan yakalıyor. Hem İslamiyet’e saldırtıyor, hem de, ibadet yaptığını sanarak, kibre, ucba sürüklüyor. Bunları anlamadan konuşmak, dine de, söz sahibine de kusur
226

www.dinimizislam.com

getirir. Hissi, yani kendi görüşlerini, dinin emirleri ve yasakları durumunda göstermeye kalkışmak ve yapılan işlerin, helal mi, haram mı olacağını ayırırken taassuba kapılıp, nasslara dayanmamak felakettir. Birkaç âlim ise, nafakadan kesilmesi, dumanı ile başkasını rahatsız etmesi, çok içerek bedene zarar vermesi... gibi şartlarda tütüne haram veya mekruh demişlerdir. Yoksa, mücerret [soyut olarak] tütünün içilmesini kötüleyen hiçbir âlim yoktur. El-Ukud-üd-dürriyye’nin ve Hadika ikinci cildinin sonunda, tütünün haram olmadığı vesikalarla ispat edilmiş ve Tahtavi’nin Merakıl-felah haşiyesi, orucu bozanlarda da uzun yazılıdır. Şam âlimlerinden Mustafa Rüştünün Tuhfet-ülihvan ma kile fiddühan kitabında, insanın sıhhatini bozan, zarar veren şeyleri ve israfı uzun anlattıktan sonra, tütünün böyle olmadığını bildiriyor. Tütüne haram demek, vera ve takva da olmaz. Vera sahipleri, Allahü teâlânın haram etmediği şeye, haram diyemez diyor. Hanefi âlimlerinden allame Abdüllah bin Muhammed Nihriri ve Şafii âlimlerinden Ali bin Yahya Nevreddin Ziyadi ve Abdürraufi Münavi ve şeyh Ali Şevberi ve şeyh İsmaili Sencidi ve Maliki âlimlerinden allame Külli ve Hanbeli âlimlerinden şeyh Meri, tütünün haram olmadığına fetva vermişlerdir diyor. Zararı ve lüzumu olmayan şey için mubah, zihin durgunluğunu giderip, hafızasını kuvvetlendirene mendub, terk edince zarar verene vacib, kullanınca zarar verene haram, içmek istemeyene, tütün içmesi mekruh olur, diyor. Şarap böyle değildir. Şaraba alışan, tevbe etse, şarabı terk ettiği için hasta olup, ölse, sevap olur. Âlimlerin çoğu tütüne mubah demiştir. Mesela Şeyh-ul İslam Ebülbeka, Ahmed bin Ali Hariri, İsmail Meraşi, kadi Abdürrahim, Ganim bin Muhammed Bağdadi, Şeyhul İslam Behai, Muhammed Tarsusi, Muhammed Kehvaki, Mısır âlimlerinden Yusüf Decvi ve Muhammed bin Abdülbaki Zerkani, allame Abdülgani Nablusi, Abdürrahman bin Muhammed İmadi, allame Ali Echüri, Mahmud-i Samini, Osman Bedreddin, seyyid Abdülhakim efendi, büyük âlim, veliyyi kâmil mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri buyuruyorlar ki: (Zarar ve alışkanlık yapmayacak kadar az içilen tütüne haram ve mekruh demekten sakınmalı, kesesine ve sıhhatine zarar vermeyecek kadar az içenleri fâsık, günahkâr bilmemelidir.)

Tütün içmek israf mıdır?
İsraf, malı haram olan yere vermektir. Azı da, çoğu da israf olur. Büyük günah olur. İçki ve kumar için vermek böyledir. Sigara haram olsaydı, buna az veya çok verilen para israf olurdu. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: (İnsanın bazı arzuları, tabiatından ileri gelmektedir. Hiç kimse bu
227

www.dinimizislam.com

isteklerden kurtulamaz. Mesela, sıcakta, insanın tabiatı serin bir şey içmek ister. Soğukta, sıcak bir şey ister. Böyle istekleri yapmak nefse uymak değildir. Çünkü, tabiatımızın zaruri istekleri mubahtır. Bu ihtiyaç maddelerini lazım olduğu kadar kullanmak sünnettir. Çünkü, bu tabii istekler nefsi emmarenin arzularının dışındadır. Nefs, mubahların lüzumundan fazlasını ve haramları ister.) [Mektubat 3/27] Malı, ihtiyaç olan mubahlara harcamak israf değildir. Günah olmaz. Sigaraya alışmış kimsenin tabiatı ekmek ister gibi, tütünü istiyor. Böyle kimsenin, ihtiyacı kadar kullanması israf olmaz.

Tab’an mekruh
Sual: Tab’an mekruh ne demektir? CEVAP Tab’an mekruh, insanın tabiatına çirkin gelen, tiksindiren şey demektir. Çiğ soğan ve sarımsak yemek gibi. Bunları yemek mubah, yani dinen mekruh değildir. Kokusu rahatsız ettiği için, tab’an mekruhtur. Dinen mekruh değildir.

Muz, kivi ve sigara
Sual: Kur’anda ve hadiste, sigaranın mubah olduğuna dair bir delil var mıdır? CEVAP Dinimizde mubah olan şey için delil aranmaz. Haram olan şey için delil sorulur. Mesela muzun, kivinin mubah olduğu Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde olmaz.

Sigara
Sual: Tam İlmihal’de sigaraya mubah deniyormuş. Öyle midir? CEVAP Tam İlmihal nakle dayanır. Tütün bahsinde de âlimlerden nakil yapılmıştır. Tam İlmihale itiraz eden oradaki âlimlere itiraz ediyor demektir. Tam İlmihal’de diyor ki: Tütüne haram diyen birkaç âlim ve mekruh diyenler oldu. Dikkat edilirse, bütün bu kitaplarda, tütünün haram olmasında bazı şartlar bildirilmekte, haram olmasını (Nafakadan kesilmesi, dumanı ile başkasını rahatsız etmesi, çok içerek bedene zarar vermesi... gibi şeylere) bağlanmakta, bu şartlar için kötülenmektedir. Yoksa, mücerret tütünün içilmesini kötüleyen hiçbir âlim yoktur. O halde, sigara içmenin kötülenmesine sebep olan şartları taşımayan bir kimsenin az miktarda tütün içmesine, haram ve mekruh denmemiştir.

228

www.dinimizislam.com

Sigara haram değildir
Sual: Bir tasavvuf kitabında, (kahve, tütün, tömbeki, esrar, şaraptan daha kemdir) deniyor. Kahve, tütün, şaraptan daha kötü nasıl olabilir? CEVAP Kitaptaki ifadelerde bir nakil hatası olabilir. İstanbul Üniversitesi yayınlarından Gıda Kimyası kitabında deniyor ki: (Çaydaki tein ile, eskiden ayrı bir alkaloit olarak kabul edilen Kafeinin aynı olduğu tespit edildi. Çayda %2,5-3, kahvede ise %1,3 oranında kafein bulunur. Kafein, zihni açar, kan dolaşımını artırır, vücuda sıcaklık verir, yorgunluğu giderir, sindirimi kolaylaştırır. Fazlası sinir sistemi üzerinde etki yapar. Kalb hastalıklarında, sinirleri zayıf insanlarda ve çocuklarda az miktar kahve bile fena etki yapabilir.) [s. 658] Çaydaki kafein, kahvedekinden iki misli fazladır. Kahvedeki kafeine haram denirse, çaydakine de haram denmesi gerekir. Çoğu zarar veren şeyin, zarar verecek miktarını kullanmamalıdır! Vücuda zarar verecek kadar çok yemek de haramdır. Bazı gıdalar, bazı hastalara zararlıdır. Vücuda zarar verdiği bilinen şeyleri kullanmak doğru değildir. Bir kimseye kahve ve çayın fazlası zarar veriyorsa az içmeli, azı da zarar veriyorsa hiç içmemelidir! Hastaya haram olan bir şey, sağlama da haramdır denmez. İmam-ı Münavi hazretleri, Camius-sagir şerhinde kahve içmenin haram ve mekruh olmadığını bildirmiştir. (Hadika s.143) Çay ve kahvedeki kafein, tütündeki nikotin, fazla alınırsa elbette zararlı olur. Çoğu zarar veren mubah bir şeyin, zarar vermeyen az miktarının kullanılması haram değildir. Alkollü içkilerin ise, hiç zarar vermese de, damlası haramdır. İmam-ı Nevevi hazretleri buyuruyor ki: Sıvı içkilerin azı da haramdır. Esrarın sarhoş etmeyen miktarını ilaç olarak kullanmak caizdir. (Mühezzeb) Afyonun da sarhoş etmeyen az miktarı haram değildir. (Feth-ur-rahim s.30) İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki: Afyon ve diğer zehirli otların alınan çok miktarları haramdır, fakat az miktarlarını ilaç olarak kullanmak caizdir. (Zevacir) Uyuşturucu benc otu mubahtır. Bununla sarhoş olmak haramdır. (Dürr-ül Muhtar c.3, s.166) İbni Abidin hazretleri, bunu açıklarken buyuruyor ki: Benc otunu ilaç olarak kullanmak caizdir. Sarhoş edici miktarı caiz değildir. (Çoğu sarhoş edenin azı da haram olur) hadis-i şerifi sıvı içkilere mahsustur. Zehirli bitkileri ve sarhoş edici katı ilaçları az miktarda
229

www.dinimizislam.com

kullanmak haram olmaz. (Redd-ül-muhtar c.5, s.295) Ali Echuri hazretleri, (Tütün içmek aklı giderir veya nafaka temininin terkine sebep olursa, haram olur. Böyle bir durum olmazsa haram olmaz) buyuruyor. (Gâyet-ül-beyan) Tütün mubahtır. (Essulh-u beynel-ihvan, El-ukudüddürriyye, Tahtavi, Berika) Bursalı İsmail Hakkı hazretleri, ilk yazdığı kitaplarında, tütüne haram diyordu. Çünkü zamanın padişahınca tütün yasaklanmış, içene ceza veriliyordu. Tütüne israf yönünden hiçbir âlim haram dememiştir. Fakirin su yerine meşrubat içmesi israftır, fakat alıştığı için çay, kahve veya tütün içmesi israf olmaz. Şafii âlimlerinin çoğu, sigaraya tenzihen mekruh dedi. Hanefi’de, soğan sarmısak gibi, tenzihen mekruhtur. (Tahtavi) Büyük bir âlim, mubah olan bir şeyi yasaklarsa, talebelerinin itaat ederek, o şeyi kullanmamaları gerekir. Fakat bu herkese şamil edilemez.

Ceffel kalem konuşanlar
Sual: Ehl-i sünnet olarak bildiğimiz bir hoca, “Eski zamanlarda sigaranın zararı o günkü teknoloji ile tamamen anlaşılmadığı için, âlimler sigaraya ittifakla mubah demişlerdir. Ancak fıkıhta, (Zararı kesin olan şey haramdır) kaidesi vardır. Bugünkü bilim adamları da ittifakla, sigaranın zararlı olduğunu söylüyor. Bu bakımdan sigara kesinlikle haramdır” dedi. Bir ateist de, “Eskiden domuzda trişin ve başka zararlı maddeler olduğu için İslamiyet yasaklamıştı. Bugünkü teknoloji ile domuz etindeki bütün zararlı maddeler yok ediliyor, fazla yağı da alınarak taze kuzu eti gibi yapılıyor. Bu bakımdan yenmesinde mahzur kalmıyor” demişti. Aynı mantıkla, bir bardak biranın zararı olmaz. Halbuki haram olması için illa zararlı olması gerekmiyor. Besmelesiz kesilen kuzu eti de haramdır. Dinde bildirilen bir harama, az miktarının zararı yok diye haram değil demek yanlış değil mi? CEVAP Bazı şeyler bazı kişilere zararlıdır, bazılarına zararlı değildir. Bazılarına zararlıdır diye herkese haramdır denilemez. Bir de bir şeyin az miktarı zararsız olur da çok miktarı zararlı olur. Mesela eterin azı ayıltır, çoğu bayıltır. Eter zararlıdır, azı da haramdır denemez. Afyon gibi uyuşturuculardan yapılan ilaçlar vardır. Az miktarları faydalıdır, çok miktarları zararlıdır. Çoğu zararlı diye azına da haram demek yanlıştır. (Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır) kaidesi sıvı içkiler içindir. Katı
230

www.dinimizislam.com

maddelerin az miktarlarını ilaç olarak kullanmakta mahzur yoktur. Tanıdığımız salih Müslüman ve branşında uzman bir doktor diyor ki: “Bazı astım hastalarına bir tek sigara bile zararlıdır. Hastalıksız insanlara, birkaç tane sigaranın zararı olmaz. Bazı kimselere 5-10 tanesi, hatta 20 tanesi bile zararlı değildir. Çilek, patlıcan gibi bazı besinler alerji yapar, yani zararlıdır. Kendisine zararı dokunan şeyleri elbette yememek gerekir.” Bir tek sigaranın tütününü içmek yerine, ekmeğin arasına koyup yense vücuda bir zararı olmaz. Eskiden ceffel kalem diye bir tabir kullanılırdı. Düşünülmeden, hemen söylenen sözlere denirdi. Sigaraya da, az çok kaydı koymadan, ceffel kalem haram demek büyük veballi iştir. İkincisi asrımıza kadar gelen İslam âlimleri, sigaraya mubah dediğine göre, o günkü teknolojiyle zararı bilinmediği için denmiş demek de, İslam âlimlerini ceffel kalem suçlamak olur. İslam âlimleri, bilmediği bir şeye haram veya helal diyecek kadar sorumsuz kimseler midir? Resulullahın vârisi olan İslam âlimlerini suçlamak vâris sahibi Resulullahı üzmez mi? Dinde bildirilen bir harama, az miktarının zararı yok diye haram değil demek çok yanlıştır. Tersi de böyledir. Mubah olan bir şeyin çoğu zarar veriyorsa, azına da haram demek çok yanlış olur. Mesela yemek yemek mubahtır, çok yenince haram olur. Azına da haram demek çok yanlıştır. Aynı mantıkla, faydası tam tespit edilemeyen farzların da terki mümkündür demek doğru mu? Harama mubah demek nasıl küfrü gerektiriyorsa, mubaha da haram demek aynı hükme girer. Din hakkında hüküm verirken, Allah’tan korkmalıdır.

Sigara ve saygısızlık
Sual: Felsefeci bir hoca, (Sigaranın haram olduğuna dair en büyük delil şudur. Sen Resulullahın huzurunda sigara içebilir misin?) diyor. Sonra kendisi cevap veriyor, (İçemezsin, içersen saygısızlık olacağı için küfür bile olur. O halde, Resulullahın huzurunda içilmeyen bu mereti Allah’ın huzurunda nasıl içersin?) diyor. Hocanın sözü doğru değil mi? CEVAP Çok yanlış bir kıyas. Peygamber efendimizin huzurunda yapılamayan ve Allah’ın huzurunda yapılmasında mahzur olmayan çok şey vardır. Mesela bir kimse, Resulullahın huzurunda hela ihtiyacını yapamaz, eşi ile beraber olamaz. Ama bunları Allah’ın huzurunda yapmak günah olmaz. Çünkü Allahü teâlânın görmediği yer yoktur. Bunun için sigaraya bir delile dayanmadan haram demek çok veballi bir iştir. Çünkü meşhur olan helale
231

www.dinimizislam.com

haram, harama helal demek küfür olur.

Azı ayıltır, çoğu bayıltır
Sual: Bir tek sigara vücuda zarar vermese de haramdır. Çünkü çoğu zararlı olan şeyin azı mubah olamaz. Çoğu haram olanın azı da haramdır. Azı mubah olan şeyin çoğu haram olamaz. CEVAP (Çoğu sarhoş eden içkilerin azı da haramdır) kaidesi sıvı içkiler içindir, diğer maddeler için değildir. (Redd-ül-muhtar) Azı mubah olduğu halde çoğu haram olan çok şey vardır. Birkaçını yazalım: 1- Ekmek: Doyana kadar yemek mubahtır. Doyduktan sonra yemek haramdır. 2- Su: Kanana kadar su içmek mubahtır. Kandıktan sonra su zararlıdır. Hatta çok suyun zehirlenme yaptığı tıbbi bir gerçektir. 3- Eter: Azı ayıltır, çoğu bayıltır. Çoğu zararlıdır, azı ise mubahtır. Amber: Çoğu sarhoş eder. Ama azına hiçbir âlim haram dememiştir. Haşhaş: Sarhoş eden bütün otların azı mubahtır, sarhoş edecek miktarı haramdır. Kafein: Azı zihni açar, yorgunluğu giderir, sindirimi kolaylaştırır. Fazlası zararlıdır, sinir zafiyetine sebep olur. Aslında hemen her şeyin çoğu zararlıdır. 4- Yürümek, koşmak: Bunlar mubah harekettir. Ama çatlayana kadar koşmak günahtır. 5- Uyumak: 24 saatte 23 saat uyumak haramdır. Ama ihtiyaç kadar uyumak mubahtır. 6- Deniz iklimi: Rutubet ve deniz iklimi kendilerine zarar veren kimselerin, zaruretsiz deniz ikliminde yaşamaları günahtır. 7- Güneşlenmek: Mubahtır ama soyunup yazın güneş altında 5-10 saat kalmak zararlıdır. 8- Alerjik gıda: Bazı kimselere bazı şeyler alerji yapar. Diyelim on çilek bir adama alerji yapıyorsa bir tanesi de bir şey yapmıyorsa bir çilek yemesi haram olmaz, mubah olur. Yumurta, balık bazılarına alerji yapar. Alerji yapana haram, yapmayana mubahtır. Et, yumurta çok yenirse ihtiyarlara zarar verir. Felç yapabilir. Onların çok yemesi haram olur. Halbuki et ve yumurta mubah bir gıdadır. 9- Şeker: Diyabet hastası için çok zararlıdır. Diğer insanlara zararlı değildir. Tuzlu gıda: Tansiyon hastaları için zararlıdır. Diğer insanlar için zararlı değildir. 10- Işık: Bir odaya 100 wattlık ampul yeterken, on tane 100 wattlık
232

www.dinimizislam.com

ampul takmak israftır haramdır. Halbuki bir tanesi mubahtır. Az su ile abdest almak mubah, suyu çok fazla kullanmak israftır, caiz değildir. İsrafa giren her şeyin azı caiz, çoğu haramdır. Demek ki çoğu haram olan şeyin azı da haram değildir. Şu halde tütünün, zarar vermeyecek az miktarı mubah, zarar veren miktarı haramdır. Bu kadar örnekten sonra, (Çoğu zararlı olan şeyin azı mubah olamaz) demek gülünç olur.

Sigara ve iman
Sual: Bir yazar, web sitesindeki yazısında mesajlar kısmında diyor ki: (Sigara içen biri, sigaranın beynine ve dolayısıyla ahiretine zarar vermekte ve kendine zulmetmekte olduğuna imanlı mıdır? İmandan amaç, imanın gereği olan amel midir? İmanın gereği olan amel yoksa, iman mevcut olabilir mi? Sigara içen biri, “ben sigaranın zararlarına iman ediyorum” dese dahi, böyle bir imanı var mıdır? O zarara iman etmiş biri sigaraya devam edebilir mi? Ediyorsa, o konuda imanı hâlâ var olabilir mi? “İman ehlinden, mümine bilerek zarar gelmez” diyor Hazret-i Rasul. Eğer çevremize veya kendimize bilerek zarar veriyorsak, bu durumda ne kadar imanlı olabiliriz? Buhari 2144 nolu hadise göre zina en hafif günahlardandır; iki kişi arasında kalması ve beyne direkt zararı olmaması yönünden! Ama sigara kişinin hem kendisine hem de çevresine bilerek zulmetmesidir ki, bu zinadan çok daha büyük günahtır. Öyleyse, ister sigara yollu, ister başka fiillerle kendisine veya çevresine bilerek zarar veren kişinin imanından ne kadar söz edilebilir?) Bu kişi, iman amelden parça demek istemiyor mu? Nasıl oluyor da (sigara, zinadan daha büyük günah) diyebiliyor? CEVAP O kişi, felsefecidir. Kitaplarının hiç birisinde İslam âlimlerinden nakli esas almaz. Yukarıda görüldüğü gibi hadis-i şeriflere de, kendi anlayışına göre mana verir. Bu mutezilenin, felsefecilerin yoludur. Sigara hakkında İslam âlimlerinin ciltler dolusu kitapları vardır. Hiç birisinden nakil yapmadan kendi görüşünü din gibi ortaya koymaktadır. Sigara içmenin, yani amelin iman ile irtibatı olduğunu bildirmektedir. Halbuki Ehl-i sünnet itikadına göre, hangi günah olursa olsun, günah işleyene kâfir denmez. Günah işleyene kâfir demek, İngilizlerin kurduğu Vehhabilik dininde de vardır. Hâşâ günah işleyen kâfir denirse, dünyada müslüman kalmaz.

233

www.dinimizislam.com

İslam âlimlerini cahillikle suçlamak
Sual: (Eski âlimler, sigaranın zararlarını bilmedikleri için sigaraya helal demişler. Bugün sigaranın öldürücü bir zehir olduğu kesin olarak ispat edilmiştir. Sigara içmek intihardır. Sigara elbette haramdır) diyenler çıkıyor. Eski âlimleri bilgisizlikle suçlamak doğru mudur? CEVAP Çok yanlıştır. Günümüzdeki cahillerin, önceki âlimleri sigaranın zararlarını bilmiyorlardı diyerek cahillikle suçlamaları, kıyamet alametidir. İslam âlimlerine olan düşmanlığın açık bir örneğidir. Resulullahın vârisleri olan İslam âlimlerini cahillikle suçlamak çirkin bir bid’attir. Üç hadis-i şerif meali: (Kıyamete yakın, türediler, önceki âlimleri cahillikle suçlayacaktır.) [İbni Asakir] (Bu ümmetin sonunda gelenler, önceki âlimleri kötülediği, cahillikle suçladığı zaman, ilmini gizleyen, Allah’ın indirdiği Kur’anı gizlemiş olur.) [İbni Mace] (Bid'atler çıkınca âlim ilmini açıklasın! İlmini açıklamayana lanet olsun!) [Deylemi] Kur’an-ı kerimi gizleyerek lanete müstahak olmamak için, İslam âlimlerine kuduz gibi saldıran türedilere, yine o büyük âlimlerin kitaplarından alarak cevap vermek zorunda kaldık. Birçok şeyin fazlası zararlıdır. Bunların fazlası zararlı diye, azını kullanmaya haram denemez. Aklımıza değil, din kitaplarında ne yazıyorsa ona uymamız gerekir. Tıpta kullanılan ilaçların çoğunda zehir vardır. Çok miktarları ölüme sebep olurken, az miktarları ise dertlere deva olmaktadır. Mesela eter için azı ayıltır, çoğu bayıltır denmektedir. Allahü teâlâ zehirleri de boşuna yaratmadı. Kanserlilere de zehir verilmektedir. Sigarada da öldürücü zehirler vardır. Çoğu elbette zararlıdır, ama azı zevkle içilmektedir. Oruçlu kimse, akşam iftar vakti, yemekten önce sigaraya sarılmaktadır. Kafam çalışmıyordu, sigara içtim rahatladım diyenler oluyor. Tütünün zararları bilinmese bile, zehirli otların zararları bilinmekteydi. Afyon ve türevleri olan eroin, kodein, morfin ile baldıran, zakkum, esrar, kafein, kokain gibi zehirli otlar ve diğer zehirler eskiden de biliniyordu. Bilinen bu zehirli otların sarhoş etmeyecek, zarar vermeyecek miktarlarının haram olmadığı, az miktarlarını ilaç olarak kullanmanın caiz olduğu, (Fethur-rahim, Dürr-ül Muhtar, Redd-ül-muhtar) gibi fıkıh kitaplarında yazılıdır. İmam-ı Nevevi hazretleri buyuruyor ki:
234

www.dinimizislam.com

Sıvı içkilerin azı, zarar vermese de haramdır. Zehirli otların sarhoş etmeyen, zarar vermeyen miktarını ilaç olarak kullanmak caizdir. (Mühezzeb) İbni Hacer-i Mekki hazretleri de buyuruyor ki: Afyon ve diğer zehirli otlar haramdır, fakat az miktarlarını ilaç olarak kullanmak caizdir. (Zevacir) Zehir yeni çıkmadı. İnsanlık tarihinden beri biliniyor. İslam âlimleri, buna rağmen ilaç olarak kullanılmasına cevaz vermişlerdir. Şu halde, (Eskiden âlimler sigaranın zararlarını bilmedikleri için mubah demişler) demenin ne kadar yanlış, ne kadar cahilce, ne kadar ahmakça bir söz olduğu meydandadır. Din bilgilerinde, açıklanmamış bir şey kalmamıştır. Kemale gelmiş olan bu dine eklenecek bir şey de yoktur. Dinimiz, kıyamete kadar olacak her şeyin hükmünü bildirmiştir. Âlimler bunları açıklamıştır. İctihad için konu kalmamıştır. Helal ve haram bellidir. Her çeşit uyuşturucunun ve zehrin hükmü bellidir. Dinde eksiklik olmaz. Bir âyet-i kerime meali: (Dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım.) [Maide 3] Tamamlanmış bir dinde, sonradan eksik bir şey çıkmış olamaz.

Sigara üzerine bir gençle yapılan diyalog
Genç: Hocamız, sigaraya haram dediği için, hiçbir delil olmasa da biz sigaraya haram deriz. Üstelik sigaranın haram olduğuna dair delilimiz de çoktur. CEVAP Kendiniz haram deseniz de, bunu bütün Müslümanlara şamil edemezsiniz. Delilsiz konuşmanın vebali büyüktür. Çok delil nedir? Genç: Sigara israf ve zararlı olduğu için haramdır. (İsraf haramdır) ve (Kendinizi tehlikeye atmayın) âyetleri bunun delildir. Akıl ve mantık ilmi de, bunun haram olduğunu gösteriyor. Mesela İsaguci mantığından örnek vereyim: Zarar yönünden bakalım: Dava: Sigara haramdır. Süğra: Her vücuda zarar veren haramdır. Kübra: Sigara zararlıdır Netice: O halde sigara haramdır. İsraf yönünden bakalım: Dava: Sigara haramdır. Süğra: İsraf haramdır. Kübra: Sigara içmek israftır.
235

www.dinimizislam.com

Netice: O halde sigara içmek haramdır. CEVAP Bu kıyası hangi İslam âlimi yaptı ki? Âyetlere böyle mana vermek, mantıkla açıklamak, hangi mezhepte vardır? Herkes haddini bilmelidir. Yanlış kıyas yaparak, mubaha haram diyerek küfre düşmekten çok korkmalıdır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki: Kur'an-ı kerimin tefsiri, Resulullahtan işitildiği gibi yapılabilir. (Kur'an-ı kerimi, kendi görüşüne, anlayışına göre tefsir eden kâfir olur) hadis-i şerifi, bunu bildirmektedir. (1/234) Başka bir hadis-i şerifte de, (Kur'an-ı kerimi, kendi görüşüyle açıklayan, doğru olsa dahi, mutlaka hata etmiştir) buyuruluyor. (Nesai) Kur’an-ı kerimi kendi kafasına göre tefsir edip sigaraya israf ve haram diyen kimse, iki hadis-i şerife göre hata etmiştir. Her iki kıyasta, dava da, kübra da yanlıştır. Aynı bozuk mantıkla şu kıyaslar yapılabilir: Dava: Sigara mubahtır. Süğra: Mubah haram değildir. Kübra: Sigara mubahtır. Netice: O halde sigara haram değil, mubahtır. Burada dava yanlıştır. Sigara mubah diye dava olmaz. Dava, sigara haram mı, değil mi diye olur. İsraf yönünden bakalım: Dava: Çikolata haramdır. Süğra: İsraf haramdır. Kübra: Çikolata israftır. Netice: O halde çikolata haramdır. Yukarıda davalar yanlış olduğu gibi; (Kübra) denilen önermeler de yanlış olduğu için, (Netice) yanlış oldu. Şimdi sigara yerine çikolata koyalım, neticeye bakalım: Dava: Sigara haramdır = Çikolata haramdır Süğra: İsraf haramdır = İsraf haramdır. Kübra: Sigara israftır = Çikolata israftır. Netice: Sigara haramdır = Çikolata haramdır. Kübra yanlış olduğu için, netice yanlış çıktı. Sigara veya çikolatanın israf ve haram olduğunu kim söyledi? Burada mantık ilminin suçu yok. Suç mantık ilmini kullanamayandadır. Bir kıyas daha: Dava: Memeli hayvanlar uçar mı? Süğra: Yarasa memeli hayvandır. Kübra: Memeli hayvanlar uçmaz. Netice: O halde yarasa uçmaz.
236

www.dinimizislam.com

Burada Kübra yanlış olduğu için, netice yanlış çıktı. O halde Kübraların doğru olması şarttır. Kübra denilen önermeye, sigara israftır diye yanlış koyunca netice yanlış olur. Genç: Sigara israf olduğu gibi, zararlı olduğu için de haramdır. CEVAP Bu kendi kıyasınızdır. Hiçbir âlimin böyle kıyası yoktur. İslamiyet, böyle indî kıyasları reddeder. Kıyası ancak müctehid yapar. Bu iş size, bize düşmez. Bir insan, çok iyi otomobil kullansa; fakat ehliyeti yoksa kaza yapmasa bile cezalanır. Sizin kıyasınız, tamamen indidir. Buna rağmen doğru olsa bile, müctehid olmadığınız için, İslam âlimlerinden nakil yapmanız gerekir. İslamiyet mücerret [yalnız] akıl dini değil, selim akla uygun nakil dinidir. Akıl Şiilerde hüccettir. Kıyasınız tamamen akla, mantığa dayanıyor. İlmi hiçbir kıymeti yoktur. İlmi kıymetinin olması için, naklen bildirmek gerekir. Mesela (İbni Abidin, Mevlana Halid-i Bağdadi sigaraya haram dedi) demek gerekir. Böyle diyen hiçbir âlim olmadığına göre sözünüzün hiç değeri olmaz. Bir de, mubahlarda delil aranmaz, haramlarda aranır. Mesela çayın, kahvenin, mubahlığı için delil aranmaz. Biz yine, delil gösterelim. S. Ebediyye’de deniyor ki: (Şeyhul İslam Ebülbeka, Ahmed bin Ali Hariri, İsmail Meraşi, kadı Abdürrahim, Ganim bin Muhammed Bağdadi, Şeyhul İslam Behai, Muhammed Tarsusi, Muhammed Kehvaki, Mısır âlimlerinden Yusuf Decvi ve Muhammed bin Abdülbaki Zerkani, allâme Abdülgani Nablusi, Abdurrahman bin Muhammed İmadi, âllame Ali Echüri, Mahmud-i Samini, Osman Bedreddin, seyyid Abdülhakim efendi ve büyük âlim, veliyyi kâmil Mevlana Halidi Bağdadi’nin buyurdukları gibi, zarar ve alışkanlık yapmayacak kadar az içilen tütüne, haram ve mekruh demekten sakınmalı, kesesine ve sıhhatine zarar vermeyecek kadar az içenleri günahkâr bilmemelidir.) Bu âlimlerin hocanız kadar ilimleri yok mu idi? Hocanız kadar takva ehli değil miydi? Genç: Bugün çok kimse, sigaranın zararlı ve israf olduğu için haram olduğunu söylüyor. Çoğunluğun yanılması mümkün müdür? CEVAP Çoğunluğun içinde İslam âlimi yoksa kıymeti olmaz. İnsanların çoğuna uyan zarardadır; çünkü Kur’an-ı kerimde mealen, (Yeryüzündeki insanların çoğuna uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar) buyuruluyor. (Enam 116) Genç: Sigara israfın tarifine uyduğu için, sigaraya haram diyoruz. CEVAP
237

www.dinimizislam.com

Sigaranın israfın tarifine uyduğunu nasıl biliyorsunuz ki? Sigara israf olduğu için haram diyen bir tek İslam âlimi var mı? İslam âlimi israfı bilemezse başka kim bilir ki? Dini bize onlar bildirdi. Siz diyorsunuz ki: İsraf haramdır. Sigara israftır. Öyleyse sigara haramdır. Bu ayetle sabittir. Bu mantığı hiçbir İslam âlimi bilemedi de, onun için mi sigaraya haram değil dediler? Siz israf âyetinden, sigaranın israf olduğunu söylediniz. O âyet yeni mi indi? İslam âlimleri niye bilmiyordu? Genç: Haramın azına helal denmez. Mesela şarabın azı helal olamaz. Sigara da böyledir. CEVAP Maazallah… Sigara şarapla mukayese edilemez. Şarabın damlası haramdır; ama ömründe bir tek sigara içene haram işledin demek koyu cehaletin veya taassubun bir alametidir. Genç: Sigara tedrici olarak ölüme götürdüğünden açıkça intihardır. CEVAP Hangi İslam âlimi böyle benzetmeler yaptı ki? Şarapla mukayese etmek, intihar demek hangi din kitabında yazıyor ki? İndî görüşlerin dinde yeri olur mu hiç? Genç: Sigaranın zararlarını inkâr mı ediyorsunuz? CEVAP Sigaranın zararı inkâr edilir mi hiç? Bunu sormak bile gereksiz. S. Ebediyye’de sigaranın zararları yeteri kadar bildiriliyor. Kahvedeki kafein, çaydaki tein çok alınırsa insanı öldürür; ama az kahve veya çay içmeye, şaraptan kötü denmez. Genç: Her zehrin faydası da olur; ama faydasız olarak yaratılan tek bitki tütündür. CEVAP Nikotinin öldürücü zararları yanında, güldürücü faydaları da vardır. Bugün fen, nikotinin hafızayı kuvvetlendirdiğini keşfetmiştir. Hafızanın yeniden kazanılmasını için başarılı araştırmalardan biri de Harvard Üniversitesi’nde yapıldı. Nikotinin beyni nasıl etkilediğini araştıran bilim adamları, nikotinin hafıza merkezindeki beyin hücrelerini uyardığını keşfetti. Bu beyin hücreleri aynı zamanda hafıza kaybını da engelleyen proteini üreten beyin hücreleriydi. Nikotinin uyardığı hücreleri ayıran bilim adamları, aynı uyarılmayla hafıza kaybını önlediğini keşfetti. (Newsweek) Yaprağından hazırlanan infüzyonlar, vücut parazitlerine karşı kullanılır.
238

www.dinimizislam.com

Nikotinin sülfat tuzları tarımda böcek öldürücü olarak kullanılır. Ayrıca tütün yaprağı fermente edilerek kokulandırılıp, enfiye adı verilen keyif verici ve aksırtıcı bir ürün elde edilir. Tütün tohumları yağ bakımından da zengindir. Tütün yağı boya ve sabun sanayiinde kullanılır. (Wikipedia) Allahü teâlâ faydasız hiçbir şey yaratmamıştır. Ayrıca, sigaranın zararları eski âlimlerce bilinmiyordu da, hocanız, nereden bildi de haram dedi? Genç: Hocamız, sadece fetvaya değil, takvaya uyar, ince eler sık dokurdu. Tasavvuf ehli, şüpheli şeylere, haram muamelesi yapar. Onun için hocamız, sigaraya haram demiştir. CEVAP Eğer sigaraya bu sebepten haram denirse cahillik olur. Şüphelilerden kaçmak ayrı, şüpheliye haram demek ayrıdır. Hazret-i Ömer, (Harama ve şüpheliye düşerim korkusuyla yetmiş helalden el çektim) buyuruyor. Helalden el çekmek ayrı, helale haram demek ayrıdır. El çekmede takva olur; helale haram demek ise küfür olur. Her tasavvuf ehli, el çektiği şeylere, mekruh veya haram derse, ortada din mi kalır? Peki, sigaraya mubah diyen tasavvuf ehli âlimler, hocanız kadar takva ehli değil miydi? Onlar şüpheli şeylerden mekruhlardan israftan kaçmazlar mıydı? Niye sigaraya haram demediler? Demek ki, hocanızın sigaraya haram demesi, tarikatçı ve takva ehli olduğu için değil, (Sigara israftır, israf haramdır, o halde sigara haramdır) fâsid mantığıyla hareket ettiği içindir. Genç: Sigaranın zararı 20 yıldır biliniyor. Onun için eski âlimler sigaraya haram dememiştir. CEVAP Peki, Bursalı İsmail Hakkı Efendi, 300 yıl önce tütünün zararını nasıl bildi de haram dedi? Genç: O, tasavvuf ehli büyük bir evliya olduğu için haram demiştir. CEVAP Sigaranın zararı, diğer âlimlerce ve diğer mutasavvıflarca bilinmediği halde, bu âlim nasıl olmuş da bilmiş ki? Bütün ulema ve evliya zatlar zararını niye bilememiş de haram değil demişler? İşin doğrusu S. Ebediyye kitabında şöyle bildiriliyor: (İsmail Hakkı hazretleri, önce tütünün haram olduğunu yazmıştı; çünkü sultan Murad, tütünü yasak etmişti. İçenler cezalanıyordu. Bu âlim, tütünü değil, tütün içmek suç olduğu için, suç işlemeye haram demişti. Hükümet, tütün yasağını kaldırdıktan sonra, yazdığı kitabında, tütünün haram olmadığını bildirmiştir. Mütercim fakir, Bursa’da Orhan kütüphanesinde tütüne mubah dediğini bildiren bu kitabını gördüm.)
239

www.dinimizislam.com

Genç: Namaz kılmasa da, sigara içmeyen, kıymetlidir, içen ise, namaz kılsa da kıymetsizdir. CEVAP Böyle söylemek Allah saklasın namazı önemsememek anlamına gelir. Taassup, sizi böyle tehlikeli sözlere sürüklüyor. Sarı Lütfi denilen Tokatlı Molla Lütfi, (Namazı doğru kılmıyoruz. Kıldığımız namazlar, yatıp kalkmaktan ibarettir) demiş ve bu sözü namazı önemsiz görmek kabul edilerek, 1495’te idam edilmişti. Sizin sözünüz ise Molla Lütfi’ninkinden çok daha kötüdür. Bu kör taassubu bırakmak gerekir. Genç: Sigaraya mubah diyen âlimlerden hangisi kimyager, hangisi tabip, hangisi eczacı veya araştırmacıdır? İçlerinde bir tek fen adamı var mıdır? CEVAP Elbette vardır. S. Ebediyye’nin yazarı, icazetli, yetkili bir din adamı olduğu gibi aynı zamanda, Arapça, Farsça yanında, Fransızca ve Almanca da bilen, yüksek kimya mühendisi, eczacı, araştırmacı ve öğretmen olan bir fen adamıydı. Çeşitli araştırmalar yaparak, (Fenil-siyan-nitrometan) cisminin sentezini yapmış ve formülünü bulmuştur. Binlerce kitaptan araştırarak hazırladığı S. Ebediyye’deki bilgiler ve kaynakları da, yetkili bir din ve fen adamı olduğunun canlı ispatıdır.

Sigarayı savunmak
Sual: Bütün dünya sigaraya savaş ilan ederken, sigara nasıl savunulabilir? CEVAP Sigarayı kimse savunmaz. Normal insan, sigaranın zararlarını inkâr edemez. Biz, sigara zararsızdır demiyoruz. Bizim endişemiz, mubaha haram denme korkusudur. Harama helal demek gibi, bu da tehlikelidir. Bütün fıkıh kitaplarında, (Zarar vermeyen miktarı mubahtır) deniyor. Salih bir doktor bir kimseye, bir tanesi de sana zarar verir derse, ona haram olur; ama bu umuma şamil edilemez. Demek ki ölçü, zarar verip vermemesidir. Bir tek sigara içen bir kimseye, haram işledin demek, çok veballi bir iştir. Şahsen, sigaradan nefret ederim. Ömrümde hiç sigara içmedim; fakat kendimiz sevmiyoruz diye, mubaha haram demekten Allahü teâlâya sığınırız!

240

www.dinimizislam.com

Zehir ticareti haram mı?
Sual: Zehir alıp satmak haram olduğu gibi, bir zehir olan tütünü ekmenin ve ticaretini yapmanın haram olduğunu dünyaya ilan ediyorum. Devlet bile sigara öldürür dediğine göre, artık bunun ticareti nasıl mubah olur? CEVAP Bu, hiçbir muteber kitaba dayanmadan söylenen indi bir görüştür, dinde yeri yoktur. Devletin yazmasını dinde ölçü gibi göstermiş. Madem devletin sözü dinde geçerli ise, niye devlet, görevi gereği sigarayı yasaklamıyor? Aksine, sigara öldürse de onu yasaklamıyor, uyuşturucu öldürmese de onu yasaklıyor? Tütünün zarar verdiğini kimse inkâr edemez. Ancak çoğu zarar veren bir şeyin yetiştirilmesinin ve satılmasının haram olduğunu söylemek, dinimize aykırıdır. Bazı cahillerin, (Eski âlimler tütünün zararını bilmediği için haram olmadığını söylemişlerdir) demeleri, ilmî değildir, çünkü tütünün zararları bilinmese bile, zehirli otların zararları bilinmekteydi. Afyon ve türevleri olan eroin, kodein, morfin ile baldıran, zakkum, esrar, kafein, kokain gibi zehirli otlar ve diğer zehirler, eskiden de biliniyordu. Bilinen bu zehirli otların, sarhoş etmeyecek, zarar vermeyecek miktarlarının haram olmadığı, az miktarlarını ilaç olarak kullanmanın caiz olduğu, Feth-ur-rahim, Dürr-ümuhtar, Redd-ül-muhtar gibi fıkıh kitaplarında yazılıdır. Hangi İslam âlimi, afyon ve esrar gibi zehirli otları ekmeye ve satmaya haram demiştir? Nikotin, organik kimyada piridin tipindeki alkoloitlerin en önemli üyesidir. Nikotin, ham nikotin veya nikotin sülfat hâlinde, tütünden buhar destilasyonuyla veya trikloretilen gibi bir çözücüyle ekstrakte edilerek elde edilir. Çeşitli alanlarda bu zehirden faydalanıldığı gibi, bitki hastalıklarıyla mücadelede bitkileri saran dış asalakları öldürmek için de kullanılır. Tütününün zararları olduğu gibi, faydalı yerlerde de kullanıldığı bir gerçektir. Üzümden şarap yapılıyor diye üzüm ticaretini yasaklamak nasıl ilme aykırı ise, tütün ekimine de haram demek böyle ilme ve dine aykırıdır. Tütün ticaretine haram demek, demirden bıçak yapılıp insanlar öldürülür diye, demir ticaretini yasaklamak veya tıka basa çok ekmek yemek haramdır diye fırıncılığa günah demek gibi çok yanlış bir iştir. Skamonya denilen zehirli mahmude otunu müshil olarak kullanmak ve diğer katı zehirli ilaçları az miktarda kullanmak haram olmaz. Bunların az
241

www.dinimizislam.com

miktarını kullanmak caizdir. Zarar veren çok miktarlarını kullanmak haramdır. (Redd-ül-muhtar) Bazı kimselere balık eti, süt, yumurta, biber gibi şeyler zarar verir. Bunlar, yalnız zarar verenlere haram, mekruh olur. Zarar vermeyenlere ise mubahtır. (Hadika) İmam-ı Nevevi hazretleri buyuruyor ki: Kenevir bitkisinden elde edilen esrarın, sarhoş etmeyen miktarını ilaç olarak kullanmak caizdir. (Mühezzeb) Afyonun da sarhoş etmeyen az miktarı haram değildir. (Feth-ur-rahim s.30) Afyon ve diğer zehirli otların alınan çok miktarları haramdır, fakat az miktarlarını ilaç olarak kullanmak caizdir. (Zevacir) Uyuşturucu benc otu mubahtır. Bununla sarhoş olmak haramdır. (Dürr-ül-muhtar 3/166) (Çoğu sarhoş edenin azı da haram olur) hadis-i şerifi sıvı içkilere mahsustur. Zehirli bitkileri ve sarhoş edici katı ilaçları az miktarda, ilaç olarak kullanmak haram olmaz. (Redd-ül-muhtar 5/295) Bu vesikalar karşısında, afyon, kenevir ve tütün ekimine, ticaretine haram diyen yazarın tevbe etmesi lazımdır. Bu bitkiler zehirli ise de, tıpta, sanayide de kullanıldığı için, ticaretine haram demek çok veballi bir iştir. Allahü teâlâ lüzumsuz bir şey yaratmamıştır. Yarattı demek küfre düşürür.

Tütün de zikreder
Sual: Bir hoca, (Bütün otlar zikreder, tek zikretmeyen ot, tütün bitkisidir) diyor. Tütün niye zikretmez ki? CEVAP O kimse, ya cahilliğinden veya bildiği hâlde taassubundan dolayı tütünü kötülemek için öyle söylemiş olabilir. Gökte ve yerde bulunan gezegen ve taş gibi canlı cansız her şey zikreder. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Yedi kat gökle yer ve bunların içindekiler [canlı cansız her şey], Allah’ı tesbih eder. Hiçbir şey yok ki, Onu hamdle tesbih etmesin, fakat siz, onların tesbihini anlayamazsınız!) [İsra 44] Allahü teâlâ, (Allah'ı zikretmeyen hiçbir şey yok) buyururken, o hocanın tütün bitkisi zikretmez demesi çok yanlıştır. Hac suresinin 18. âyet-i kerimesinde de, gökteki Güneş, Ay ve yıldızlarla yerdeki dağlar, ağaçlar ve bütün hayvanların zikrettiği bildiriliyor. Yine böyle, mutaassıp bir cami imamı, (Her bitki Allah'ı zikreder, tütün zikretmez, o kâfirdir) der. Nakşi büyüklerinden âlim ve seyyid bir şeyh
242

www.dinimizislam.com

hazretleri de, tütün içmediği hâlde, onun mubah olduğunu göstermek için, (Getirin, imamın kâfir dediği tütünü yakayım) buyurur. İmam hatasını anlayıp özür diler. Yine tütüne haram diyen taassup ehli bir hocaya Temel der ki: (Mubah diyenler de var, haram diyenler de. Ben her iki tarafı da memnun ediyorum. Tütün, haramsa yakıyor, helâl ise içiyorum.) Temel, (Tütün haramdır, tütün kâfirdir) diyenin gönlü olsun diye, tütünü yakıyormuş, bu arada mubah diyen zata da uymak için içiyormuş.

Dini tabirler ve dili korumak
Dilde anarşi çıkarmak
Sual: Yazılarınızda, vacip, secde-i sehv, riya gibi kelimeler kullanılıyor. Yazıyı anlamakta güçlük çekiyoruz. Bunların Türkçesini yazsanız ne olacak sanki? Bir de gereksiz olarak, hemen her sözcüğe, inceltme ve kesme işaretleri konuyor. Bunlar gereksiz değil midir? CEVAP Bir milleti meydana getiren başlıca unsurları tarif ederken, ikisinin Dil ve Din olduğunu belirtmişlerdir. Eskiden beri kullandığımız kelimeleri atmanın bir faydası olmadığı gibi birçok zararları da vardır. Mesela insan hakları ile ilgili tapu kayıtlarının önemi büyüktür. Bunları okuyacak insan sayısı, gittikçe azalmaktadır. Çok zengin olan arşivimizi, kitaplarımızı okuyup anlayacak kimse kalmayınca ne yapılacak? İrfan hazinemizden faydalanmak için, uydurmacılığa milletçe engel olmak milli bir görevdir. Dili korumak, vatanını korumakla birdir. Dil, vatan gibi, örf ve âdetlerimiz gibi büyük bir önem arzeder. Milli kültürün esası dildir. Başka dilden gelen kelimeler, değişikliğe uğrayarak yeni bir özellik kazanmışsa, o kelime artık yabancı olmaktan çıkmış, o milletin malı olmuştur. Asırlardır kullandığımız bu kelimeleri atmak, (Bu topraklar, mesela İstanbul daha önce yabancıların olduğu için istemeyiz) demeye benzer. İstanbul, bizim vatanımız olmuştur. Hak, adalet, ilim gibi kelimeler de bizim malımızdır. Sebepsiz yere malımızın atılmasına razı olamayız. Din ve dilin önemini bilen düşmanlar, dini ve dilimizi bozmak, milli kültürümüzü çökertmek için dinde ve dilde anarşi meydana getirmeye çalışmışlardır. Her işte, her meslekte, her ilimde özel deyimler vardır. Mesela sporla
243

www.dinimizislam.com

ilgilenen, ofsayt, aut, korner gibi futbol deyimlerini bilir. Bilmezse, seyrettiği maçtan zevk almaz. Hakemler, spikerler bunların Türkçesini söylemez. Sporda olduğu gibi, hukukta, tıpta, ekonomide ve her ilim dalında o ilimle ilgili deyimler bulunur. Mesela bir doktor, (Hastaya anestezi yaptık) derse, tıpla ilgilenen, bunun narkoz, eter gibi bir madde ile hastanın bayıltıldığı veya uyuşturulduğunu anlar. Ekonomide kullanılan deyimleri de ancak ekonomistler ve bu işle ilgilenenler bilir. Mesela açığı kapatmak için hükümetçe yapılan para yardımına Sübvansiyon, para arzına Emisyon, yabancı paralara göre, paranın değerini düşürmeye Devalüasyon deniyor. Böyle kelimelerin Türkçesi olmaz. Namaz kılanın da, farz, vacip, secde-i sehv, ihlas, riya gibi deyimleri bilmesi gerekir. Bilmezse dinini öğrenmesi mümkün olmaz. Bunların Türkçesi olmaz. Sporcunun, sporla ilgili deyimleri bildiği gibi, namaz kılanın da, namazla ilgili deyimleri bilmesi gerekir. Bununla beraber, biz, zaman zaman bu kelimeleri açıklıyoruz. Fakat her yazıda açıklanması uygun olmuyor. Birkaç ay devamlı okunursa, bu kelimelere alışılır, yabancılık çekilmez. Biz yine de, açıklama yapmaya çalışacağız. Kelimelerin imlasına gelince, kar ile kâr, hala ile hâlâ, yar ile yâr, hal ile hâl kelimeleri, inceltme işareti kullanmadan yazılırsa, birbirine karışır, anlaşılması güç olur. Bir de ince okunan kâfir, Kâzım gibi kelimeler vardır. Bunlar inceltmesiz olarak okununca çok tuhaf oluyor. Bir de kesme işareti vardır. Mesela Kur'an ile kuran farklı iki kelimedir. Kesme işareti olmadan yazılınca yanlışlığa yol açar. Arapça asıllı kelimelerdeki elif ve ayın harfini göstermek için kesme işareti kullanmak zorunda kalıyoruz. Yanlışlığa sebep olmayanları kullanmamaya dikkat ediyoruz.

Dili korumak, vatanını korumakla birdir
Sual: Dinde dilin yeri, önemi nedir? CEVAP Bir milleti meydana getiren başlıca unsurlardan ikisi, Dil ve Din diye tarif edilir. Dinde de dilin yeri, önemi büyüktür. Ecdadımızın yazdığı bir Mızraklı ilmihali okuyamayan genç, dinini nasıl öğrenecektir? İnsan hakları ile ilgili tapu kayıtlarının önemi büyüktür. Bunları okuyacak insan sayısı, gittikçe azalmaktadır. Çok zengin olan arşivimizi, kitaplarımızı okuyup anlayacak kimse kalmayınca ne yapılacak? İrfan hazinemizden faydalanmak için, uydurmacılığa milletçe karşı çıkmak milli bir vazifedir. Dili korumak, vatanını korumakla birdir. Dil, vatan gibi, örf ve
244

www.dinimizislam.com

âdetlerimiz gibi büyük bir önem arz eder. Milli kültürün esası dildir. Başka dilden gelen kelimeler, değişikliğe uğrayarak yeni bir özellik kazanmışsa, o kelime artık yabancı olmaktan çıkmış, o milletin malı olmuştur. Asırlardır kullanarak öz malımız haline gelen bu kelimeleri atmak, (daha önce bu topraklar yabancıların olduğu için mesela, İstanbul Bizans’tan gelmedir, istemeyiz) demeye benzer. İstanbul bizim vatanımız oldu. Hak, adalet, ilim gibi kelimeler de malımızdır. Malımızın atılmasına göz yumulmamalıdır. Din ve dilin önemini bilen millet düşmanları, din ve dilimizi bozmak, milli kültürümüzü çökertmek için dinde ve dilde anarşi meydana getirmeye çalışmışlardır. Dünyada hiçbir dil, saf olmadığı gibi, saf olması da mümkün değildir. İngilizce’nin yarıdan fazlası Fransızca’dır. Fransızca’nın, hemen hepsi başka dillerden gelmiştir. Çoğu Latin ve Grek asıllıdır. En saf olan Arapça’da bile İbrani, Süryani, Türk ve Avrupa menşeli birçok kelime vardır. Kamyon, tren, kravat, sonu ist ile biten sosyalist ve kapitalist, sonu tör ile bitenler, traktör ve vantilatör, sonu siyonla biten enflasyon, istasyon gibi Fransızca’dan gelen kelimeler; çek, maç, gol gibi İngilizce’den; fasulye, polis, anahtar gibi Yunanca’dan; nisan, şubat gibi Süryanice’den; kitap, kalem, insan, vatan, halk gibi Arapça’dan; çoban, kağıt, çarşaf gibi Farsça’dan gelen kelimeler ile mazot [Rusça], çay [Çince], makarna [İtalyanca] gibi kelimeler, dilimize yerleşmiştir. Bunları atıp yerine sözcük uydurmak, kültür emperyalizmidir, dilimize yapılan bir su-i kasttır. Ağaçtaki kuru dalları ayıklarken balta ile dal ve kökleri kesmek ağaca zarar verir. Meyve ağacı balta ile budanmaz. Budama makası gerekir. Budama gibi, aşılama da rastgele olmaz. Ameliyat bıçağı, aşı bıçağından ayrıdır. Portakal yaprağı, çam ağacına konsa iğreti durur. Ağaçta da, dilde de gelişmenin tabii olması, bünyeye uyması şarttır. Dilin de kanunları vardır. Kanunsuz müdahale, onu dejenere eder. Kuralsız kelime uydurmak hastalıktır. Psikolog Ayhan Songar, (Bazı akıl hastaları, durup dururken kelime uydurur. Bunların konuşmaları, bazen hiç anlaşılmaz bir uydurma lisan haline gelebilir) diyor. Uydurma kelimeler, dağdan gelip bağdakini kovarsa ne olur? Devlete İlkut diyorlar. Eğer İlkut yayılırsa, ortada devlet kalmaz. Özgürlük gırtlağımıza çıkarsa, hürriyetimiz yok oldu demektir. Yaşam her yeri kaplarsa, hayatımız sona ermiş olur. Artam, meziyetlerimizi alıp götürür. Kitap yerine Betik, kütüphaneleri doldurursa kitapsız kaldık demektir. Vicdan yerine Bulunç ortada gezerse, artık vicdansız oluruz.
245

www.dinimizislam.com

Demokrasi denilen Budunbuyrun zorbası, Meclise de girerse, demokrasi yıkılmış olur. Doygu rızıkmış. Doygu, egemen olursa, maazallah rızkımız kesilir. Düzence disiplinmiş. Düzence her yere girerse, hiçbir yerde disiplin kalmaz. İstikamet yerine Yönelti yolumuza çıkarsa, istikametimizi şaşırırız. Mut, saadetmiş. Mutlar her yeri kaplarsa, saadetten mahrum kalırız. Eser, Yapıt olursa, tarihi eserlerimiz yıkılmış olur. Radyo yaymaçmış. Yaymaç çoğalırsa radyo dinleyemeyiz, dinlesek de zaten anlayamayız. Ulusçuluk milliyetçilikmiş. Ulusçuluk borusu öterse, milliyetçilik susar. Nasıl dil tasfiyecileri kelimeleri bilinçli çıkarmak istiyorsa, sağ duyu sahipleri de şuurluca uydurukçadan uzak durmalıdır.

Dini deyimlerin açıklanması
Dinimizde kullanılan bazı kelimeler bilinirse, din kitapları daha iyi anlaşılır. Ateistlere göre de tarifleri yapılmıştır. Allah, Kâinatı yoktan yaratan ilah. Ateiste göre, insanların yarattığı hayali varlık. İslamiyet, Allah’ın emir ve yasaklarının tamamı. Ateiste göre, hurafeler zinciri. Müslüman, İslamiyet’e uyan kimse. Ateiste göre, hurafelere uyan gerici. Salih, ibadetleri yapıp haramlardan kaçan müslüman. Ateiste göre, tam bağnaz kimse. Fâsık, bazı farzları yapmayan veya birkaç haram işleyen müslüman. Ateiste göre, az bağnaz kimse. Kâfir, Müslüman olmayan. Ateiste göre, tam özgür kişi. Münafık, Müslümanları aldatmak için müslüman görünen kâfir. Ateiste göre, özgürlüklerinden özveride bulunan yiğit militan. Mürted, Müslümanlıktan ayrılıp, kâfir olan. Ateiste göre, tam özgürlüğü seçen ilerici. Mülhid, kendini samimi müslüman bildiği halde, âyet ve hadise kendi görüşü ile mana vererek, imanı bozulan, küfre düşen kimse. Ateiste göre, aydın müslüman. Zındık, Allah’a, helale, harama inanmadığı halde inanıyor gibi görünen dinsiz kâfir. Ateiste göre, özgürlüklerinden özveride bulunan militan. Yobaz, bütün hakikatler kendisine gösterildiği halde, kabul etmeyen, kendi indi ve hatalı görüşünde körü körüne ısrar ve inat eden kaba, cahil kimse. Bunun din yobazı, fen yobazı, devrim yobazı, laiklik yobazı gibi birçok çeşidi vardır. Yobazların her çeşidi zararlıdır. Ateiste göre, herhangi
246

www.dinimizislam.com

bir dine inanan bağnaz. Nikah, Meşru bir aile kurmak için, sünnete uygun yapılan evlilik. Ateiste göre, bir eşle beraber yaşamaya zorlanan, özgürlükleri kısıtlayıcı, Sümerlerden kalma yasal baskı. Tesettür, Dine uygun giyinme. Ateiste göre, özgürlüğü örten, öcüsel giysi. Ölüm, Müslümanların Allah’a, kâfirlerin azaba kavuşması. Ateiste göre, insanın yok olup gitmesi.

Fundamentalizm
Dine ve bilhassa Müslümanlığa düşman olan kimseler, müslümanlara çamur atmak için yıllardır bazı kelimeler uyduruyorlar. Müslümana müslüman diye saldırsalar, tepki alacakları için, müslümana gerici, çağdışı, yobaz, mürteci, dinci diyorlardı. Şimdi de, fundamentalist, kökten dinci, radikal gibi kelimelerle saldırıyorlar.

Fundamentalizm: Temelcilik, esascılık (=kökten dincilik)
1900-1918 yılları arasında ABD de hıristiyanlığın özüne dönülmesini savunan broşürler yayınlandı. Burada Kitab-ı Mukaddesin lafzına sıkı sıkıya bağlı kalınması savunulmuş ve diğer tefsirlere başvurulmasına karşı çıkılmıştır. Modernistler de bunlara karşı çıkmıştır. 1925 yılında evrim teorisini okutan bir ilkokul öğretmenine karşı Tennesseede (ABD) açılan bir dava sonucu dünya bunları tanıdı. 1918de ABD de Worlds Christian Fundomentals Association kuruldu. Kökten dincilik denilen fundamentalizmin müslümanlıkla hiçbir alakası yoktur. Zahiriye fırkası ile mezhepsizliğe benzer yönleri vardır.

Radikalizm: Köktencilik - Cezriyye
Toplumun siyasi, iktisadi ve ictimai yapısını kökten değiştirmeyi gaye edinmiş bir fikir cereyanıdır. İngiltere’de 18. asrın sonunda krallık ve kilise aleyhtarı Whig partisi için kullanıldı. ABD de 19. asırda kölelik aleyhtarları için kullanıldı. Fransa’da 1830-1848 arasında laikliğin iyice yerleştirilmesini sağlamak için krallık ve kilise aleyhtarı olarak çıktılar. 1899da iktidar oldular, antisosyalist idiler. İsviçre’de 1830da kilise aleyhtarı olarak ortaya çıkıp iktidara geldiler. Fundamentalizm gibi, Radikalizmin de müslümanlıkla hiçbir ilgisi yoktur.

Türk dili bozuluyor
Sual: Bir sürü uydurma kelime çıkardılar. Bunlar Türk dilini bozuyorlar. Bazı örneklerle zararlarını açıklar mısınız? CEVAP
247

www.dinimizislam.com

Çok kimse, yanlış olarak, meşhur oldu yerine, şöhret oldu, geçen yıl yerine, geçtiğimiz yıl, ucuzluk yerine, şok indirim veya mucize indirim diyorlar. İlim sahibi olana âlim oldu denir, ilim oldu denmediği gibi, şöhret sahibi olana da, şöhret oldu denmez, meşhur oldu denir. Meşhur yerine, şöhretli veya ünlü de denebilir. Geçtiğimiz yıl, geçtiğimiz ay, geçtiğimiz hafta, geçtiğimiz gün denmez. Çünkü biz zamanı değil, zaman bizi geçmektedir. Şok; kaza, beklenmeyen kötü bir olay demektir. Fiyatlar ucuzlayınca alıcı niye şok olsun? Fiyatlar çok yükselince insan şok veya şoke olur. Şoke olmak, birdenbire şaşırmak, hoşa gitmeyecek bir şeyle karşılaşmak demektir. Hele mucize indirim demek çok yanlıştır. Dil tasfiyecileri, bir sürü uydurma kelime çıkardılar. Bu kelimeler bilhassa iki yönden daha zararlıdır: 1- İhtiyaç yokken, sırf bir kelime başka dilden geldi diye, mutaassıp kelimesini atıp yerine, hiçbir kaideye uymayan uydurma bir sözcük, mesela bağnaz koymak dilde anarşiye yol açar. 2- Osmanlı arşivlerini, lüzumlu vesikaları yıllardır okuyacak kimse bulunamadı. Bu fark edilince tedbir almaya çalıştılar. Osmanlı eserlerini bugünkü gençliğin anlaması gittikçe zorlaşıyor. Azerbaycan’dan bir genç geldi. Mızraklı ilmihal’in aslını okudum, rahatça anladı. İslam’ın koşulu beştir dedim. Anlamadı. Yarın şart kelimesi unutulup yerine koşul gelirse, kimse İslam’ın beş şartını bilemeyecektir. Bu uydurma kelimeleri tasvip etmemek bu bakımdan din gayreti olur. Müslüman, dininin unutulması için yapılan böyle çalışmaları hoş görmemelidir. Mektup, kitap yabancıdan yani Arapça’dan geldiği için onun yerine Betik kullanılmasını istiyorlar. Eğer bu betikler, topluma hâkim olursa, artık mektup yazamayacak, kitap okuyamayacağız. Saptamak sözcüğünü hançer gibi bağrımıza saplamaktan çekinmediler. Azman, aşırı şekilde gelişmiş demektir. Kurt azmanı köpekler böyledir. Azman vezninde yazman ve uzman var. Azmanlar, yazmanlar çoğalır, azmanlaşırlarsa, ortalıkta kâtip diye birine rastlamak mümkün olmaz. Azman veznindeki uzmanlar, çoğaldığından, artık mütehassıs elaman bulmak zorlaştı. Bu bağnaz dilciler, hayvanlardan esinlenerek [ilham alarak] hayvanlara benzer sözcükler üretmeye çalışıyorlar. Boğaya benzesin diye doğa, aygıra benzesin diye uygar sözcükleri buldular. Herkes uygar olursa, bir tek medeni kimse bulmak mümkün olmayacaktır.
248

www.dinimizislam.com

Kuyruk hayvanlarda olur. Bunun için kuyruk vezninde uyruk sözcüğü buldular. Köpeklerin hav hav, kedilerin miyav miyav sesinden esinlenerek sınav diye bir sözcük uydurdular. Hayvanlar arabaya koşulur. Koşulmak kelimesinin emir şekli koşul’dur. Bu koşulu şart yerine koymak, kelime düzenini alt üst etmek olur. Hâkim kelimesi Arapça olduğu için uydurma bir sözcük aradılar, yargı kelimesinden doğru olarak yargılayıcı veya yargıcı kelimesi mümkün iken, sırf uydurma olsun, kırlangıç’a benzesin diye yargıç sözcüğünü buldular. Yargıç yarma aleti demektir. Mahkemeye de yargıçevi diyebilirler. İzlemek, takip etmek iz üzerinde yürümek demektir. Seyretmek, bakmak anlamında kullanılması yanlıştır. Türkistanlı bir genç, (Televizyon izliyoruz) diyenlere şaşırıp kalır, (Ne o televizyon kaçtı da onu mu takip ediyorsunuz, izini mi sürüyorsunuz) der. Gülünç hâle düşmenin ne âlemi vardır?

Ahlakı bozma gayretleri
Sual: Ahlakımızı bozma gayretleri dilimizde nasıl anlaşılır? Birkaç örnek verir misiniz? CEVAP Ahlakımızı çökertmek için, aile mefhumunu kaldırma, rezaletleri meşru gibi, meşru olanları da kötü gibi gösterme gayretleri devam etmektedir. Hırsızlık, fuhuş, kumar, esrarkeş ve sarhoş olmak gibi dinimizde kötülükleri, iyi bir şey gibi göstermeye, hafife almaya çalışıyorlar. Birkaç örnek verelim: Hırsızlık yapana çok uyanık veya uyanığın biri diyorlar. Halbuki uyanık açıkgöz, zeki demektir. Şoför, kör kütük sarhoş yakalanıyor, alkollü idi, sarhoşken başkasını öldüren birine de, alkol almıştı deniyor. Sanki yanında bir kapta alkol taşıyormuş gibi basit gösteriliyor. Ahlaksız bayanlara sosyetik diyerek rezaletlerini hafife almaya çalışıyorlar. Yurtdışından gelen denetimsiz, frengili, aidsli kötü bayanlara, fahişe denmiyor da, nataşa deniyor. Bir erkekle nikahsız gezen fahişeye, o erkeğin dostu diyorlar. Dost ne güzel bir kelimedir, fahişeye dost denir mi hiç? Bunlara metres de diyorlar. Metres, efendi, öğretmen demektir. Zina yapılan resmi yerlere, genel ev, özel yerlere randevu evi
249

www.dinimizislam.com

deniyor. Randevu buluşma demektir. Zina evi denmiyor, buluşma evi deniyor. Fahişe için hayat kadını, tele-kız ve daha başka cazip kelimeler kullanıyorlar. Hayat kadını, hayat veren kadın anlamında, Tele kızdaki kız ise, el değmemiş, bâkire anlamındadır. Zinayı hafifletmek için, cinsel taciz ifadesi kullanılıyor. Mesela, (Clinton cinsel tacizde bulunmuş) denmişti. Zina yerine kaçamak da deniyor, “Ara sıra kaçamak yapmalı” diyorlar. Puşta, ibneye, daha yumuşak bir kelime, mesela eşcinsel, travesti diyorlar. Birbiri ile kötü ilişki kurmaya çalışan bayanlara da lezbiyen, sevici diyorlar. Kötü iş yapmıyor da, sadece seviyor gibi gösteriliyor. Aksırınca (hapşırınca) elhamdülillah diyene, yerhamükellah yerine, çok yaşa diyorlar. Kötü şeyler iyi gibi gösterilirken, iyi şeyler de kötü gibi gösteriliyor. Birkaç da buna örnek verelim: Efendi kelimesi, asırlardır çok kıymetli zatlara verilmişti. Başta Peygamberimize, efendimiz diyoruz. Ama bugün, resmi dairelerdeki odacıya, kapıcıya, çaycıya basit işlerde çalışana efendi denerek, efendi kelimesi aşağılanmak isteniyor. Başörtüsü, çaycılık ve benzeri hizmetlerde çalışan bayana uygun görülüyor da, memurluk yapan bayana uygun görülmüyor. Allah’ın emri olan başörtüsüne, gayri meşru bir kıyafet gibi sıkma baş diyorlar. Başörtüsü dememek için türban da diyorlar. Dindar Müslümana, dinci, gerici, yobaz diyorlar. Sakallı olanlarına, çember sakallı diyorlar. Kastro tipi sakallılara da özgür sakallı diyorlar. Milli oyunlara, halk dansları deniliyor. Böylece dansı meşru göstermeye çalışıyorlar. Bakire kızlara, bayan diyorlar. Böylece bakireliğin önemi olmadığı havası verilmeye çalışılıyor. Allah’a ısmarladık yerine, emir verir gibi, ukalaca kendine iyi bak deniyor. İnşaallah yerine, umarım ki kelimesini kullanıyorlar. Hadis-i şerifte, (İnşaallah demekten daha faziletli iş yoktur) buyuruldu. Kesin işlerde de inşaallah denir. Allahü teâlâ, (Mescid-i harama inşaallah gireceksiniz) buyurdu. Yine Allahü teâlâ, (İnşaallah demeden hiçbir şeyi yarın yapacağım deme) buyurdu. İnşallahla maşallahla olmaz diyerek bu güzel kelimelerle de alay ediyorlar. Böylece bizim güzel mefhumlarımız kayboluyor, iyiyi, kötüyü tefrik edemez, anlaşamaz bir toplum haline geliyoruz. Bunların oyununa gelmemelidir.

250

www.dinimizislam.com

Her ilmin tabirleri olur
Sual: Gönderdiğiniz Tam İlmihal kitabını aldım; ama dil çok ağır, anlamakta zorlanıyorum. Niye rükû, secde, tekbir gibi yabancı sözcükler kullanılmış ki? Bunların Türkçesi yazılsa da herkes anlasa, daha uygun olmaz mı? CEVAP Hiç uygun olmaz. Şu bir gerçektir ki, her işte, her meslekte, her ilimde o ilme has [özgü] özel tabirler, terimler vardır. Mesela sporla ilgilenen, ofsayt, aut, korner, penaltı, basketbol, futbol, kale, gol kelimelerini bilir. Bilmezse, seyrettiği maçtan zevk almaz. Maça gidenin de bunları bilmesi gerekir. Hakemler, spikerler bunların Türkçesini söylemez. Hakem, spiker yabancı kelimedir; ama bunlar çok kimse tarafından bilinir, bunların Türkçesi olmaz. Maç seyreden, kale denilince, etrafı surla çevrilmiş, askeri bakımdan önem taşıyan kalın duvarlı binayı anlamaz. Bunun gibi harç kelimesinin, hukukta, inşaatta, ziraatta, ev işlerinde ayrı anlamları vardır. Sporda olduğu gibi, hukukta, tıpta, ekonomide ve her ilim dalında, o ilme mahsus [özgü] terimler bulunur. Bu kelimelerin Türkçesi olmaz. Mesela Turgut Özal, (Özden layüsel değildir) demişti. Uydurma dilciler, bu kelimenin yerine "sorumsuz" kelimesini kullanıyorlarsa da, onun yerini tutamaz, çünkü layüsel, yaptığı işlerden hesap sorulmayan, hükmü elinde olan, istediği gibi hareket eden demektir. Yalnız Allahü teâlâ layüseldir. İnsanlar layüsel değildir. Birkaç dalda daha örnek verelim: 1- Hukukta bazı terimler kullanılır. Mesela dava, duruşma, beraat, vekil, müvekkil, teminat, zimmet, icra, iflas, miras, varis, vasi, infaz, zabıt, muhakeme, tahkikat, mümeyyiz, nafaka, hak, hukuk gibi kelimelerin Türkçesi olmaz. Türkçesi yazılsa da anlaşılmaz zaten. 2- Tıpta da bazı terimler kullanılır. Mesela, karantina, terapi, psikiyatri, kardiyoloji, jinekoloji, üroloji, nöroloji, check up [çekap], anestezi, narkoz, operasyon, enjeksiyon, tahlil, tomografi, röntgen, migren, tansiyon, prostat, menopoz, glokom, katarakt, aft, kolesterol, kist, sinüzit, farenjit, menenjit, bronşit, siroz, diyabet, egzama, alerji, kanser, ülser, enfeksiyon, nevrasteni gibi kelimelerin Türkçesi olmaz. Mesela bir doktor, (Ameliyat için hastaya anestezi yaptık) derse, herkes anlayamasa da, tıpla ilgilenen biri, bunun narkoz, eter gibi bir madde ile hastanın bayıltıldığı veya uyuşturulduğu manasına geldiğini anlar. Bunun gibi (Hasta karantinaya alındı) sözü ile de ne demek istediğini tıpla ilgilenen bilir. 3- Ekonomide de bazı terimler kullanılır. Bunları ancak ekonomistler ve bu işle ilgilenenler bilir. Mesela açığı kapatmak için hükümetçe yapılan para yardımına sübvansiyon deniyor. Para arzına emisyon, yabancı
251

www.dinimizislam.com

paralara göre, paranın değerini düşürmeye devalüasyon deniyor. Fiyatların artması, paranın değerinin düşmesiyle meydana gelen ekonomik bozukluğa enflasyon deniyor. Böyle kelimelerin Türkçesi olmaz. 4- Bilgisayar kullanıyoruz. Bazı teknik tabirleri, mesela delete, enter, mouse, mail, CD, disk, disket, ekran, online, offline, chat [sohbet] gibi kelimeleri bilmek gerekir. Chat [çet] sohbet demekse de, bilinen sohbetten farklıdır. Bir sanal odada, bir sayfada karşılıklı yazışmadır. 5- Dinini öğrenmek isteyen kimsenin de, ezan, ikamet, niyet, kefaret, fidye, farz, vacib, sünnet, müstehab, kıyam, kıraat, rükû, secde, âyet, hadis, sure, tadil-i erkân, haram, helal, küfür, fâsid, batıl, sahih, caiz, nisab, ictihad, müctehid, mezhep, tasavvuf, ihlas, riya, gıybet, su-i zan, hüsn-i zan, mucize, keramet, firaset gibi Arapça kelimeleri bilmesi gerekir. Bilmezse dinini öğrenmesi mümkün olmaz. Bu kelimelerin Türkçesi olmaz. Açıklamaları ise zaten yapılıyor. Birkaç örnek verelim: 1- Kurban kesimi anlatılırken, kurban kelimesi kullanılmak zorundadır. Hayvan boğazlamak dense olmaz. Kurban derisi yerine, hayvan derisi dense olmaz. Kurban kesme bir ibadettir, hayvan kesme her zaman yapılan bir iştir. 2- Namaz kılma anlatılırken, namaz tabiri kullanılmak zorundadır. Bunun yerine yatıp kalkmak dense uygun olmaz. Farz, vacib, sünnet, mekruh kelimelerinin yerine başka kelimeler kullanılamaz. Namazın farzları yerine, (Yatıp kalkmaktaki Allah’ın emirleri) dense gülünç olmaz mı? 3- Oruç, zekât, hac, gibi dini tabirler yerine, başka kelime veya ifade kullanmak uygun olmaz. Mesela oruç yerine aç durmak, zekât yerine fakirin hakkını vermek, hac yerine turistik dini gezi denmez. Abdest yerine tarifi söylenmez, mesela (Yüz, kol ve ayakları yıkamak ve başı mesh etmek) denmez. Taharet etmek yerine, şurayı burayı yıkamak denmez. Dünya işlerinde, teknikte de öyledir. Birkaç örnek verelim: 1- Bir spiker maçı anlatırken, gol oldu yerine top iki direk arasına girdi dese tuhaf olmaz mı? Korner, ofsayt, faul, penaltı gibi kelimeler yerine başka kelimeler kullanılsa tuhaf olur. 2- İnternet, genel ağ demektir; ama bir kimse internete girdim yerine, açıklaması olan, herhangi bir sınırlaması ve yöneticisi olmayan uluslararası bilgi iletişim ağına girdim demesi tuhaf olur. 3- Tıpta da bazı terimler kullanılır. Mesela, kanser yerine, hücrelerin kontrolsüz olarak bölünüp çoğalan kötü ur hastalığı demek tuhaf olmaz mı?
252

www.dinimizislam.com

Her ilmin, her mesleğin kendine has deyimleri bulunur. Bunları yadırgamamak lazımdır. O ilmi öğreneceksek terimleriyle öğrenmemiz gerekir. Dini terimler hakkında, sitemizde, linkler bölümündeki Dini Sözlük’te yeterli bilgi vardır.

Dini tabirleri değiştirmek
Sual: Kelimeleri yanlış kullanmanın veya dini tabirleri değiştirmenin mahzuru olur mu? CEVAP Kelimeleri yanlış kullanmak belki hoş görülebilir. Fakat dini tabirleri bozmak asla hoş görülmez. Çünkü bir söz insanı kâfir edebilir. Dini kelimeleri yerli yerinde kullanmamak dini bilgilerden noksan olmaktan ileri gelmektedir. Hatta bazı kimselerin din ile hiç ilgisi olmuyor. Rastgele konuşuyor. Açlık grevine ölüm orucu deniyor. Müslüman da bunlara bakarak aynı hataya düşüyor. Müslüman olmayana şehid denmez. Çin ile Japonya savaşsa, savaşta ölenlere şehid denmez. Şehid kelimesi gibi, yaratmak, kader, mucize, keramet, sihir, kehanet gibi bir çok kelime de yerli yerinde kullanılmıyor. Hırsızın, üç kağıtçının el çabukluğu ile yaptığı harekete, keramet veya mucize denmez. Evliya harika bir şey gösterse, mesela su üstünde yürüse, buna keramet denir. Peygamber su üstünde yürüse buna mucize denir. Salih bir müslüman yürüse buna firaset denir. Bu kimse, fâsık ise istidrac, kâfir ise, sihir denir. Kâfir olan Deccalın da insanları öldürüp diriltmesi bir sihirdir. Sihir, cisimlerin fizik özelliklerini, şekillerini değiştirir. Maddenin yapısını değiştiremez. Mucize ve keramet, ikisini de değiştirebilir. Demek ki Mucize sadece Peygamberlerde görülür. Bunun için (mucize indirim) demek, birisini övmek için (Mucize yarattı) demek, (Yedinci kattan düştü, mucize olarak kurtuldu) demek, Onun Peygamber olduğunu söylemek olur. Bunda niyete bakılmaz, söze bakılır. Herhangi bir kimseye peygamber demek küfür olur. Allahü teâlâdan başkasına yaratıcı demek mesela, eser yarattım, panik yarattı, yaratıcı bir insan demek müslüman için çok tehlikelidir. Yaratıcı yalnız Allahü teâlâdır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Yaratmak Allah’a mahsustur.) [Araf 54] Bazı kimseler, Allahü teâlânın yarattığı işlere, mesela gözün, kulağın yapısına mucize diyorlar. Bal peteğinin üstünde Allah yazılı olsa, buna da mucize diyorlar. Böyle söylemek yanlıştır. Allah’ın kudreti, Allah’ın hikmeti gibi bir şey demek gerekir. Bir profesörün, bilimden imana giden yolu açıklayan eserini tavsiye
253

www.dinimizislam.com

edecektim. Fakat Allah’ın kudretine mucize dediği için, kıymetli eserini tavsiye edemedim. Mucize kelimesini bozmaya çalıştıkları gibi, müslüman kelimesi yerine İslamcı veya dinci diyorlar. Dinimiz salih, mücahid, dindar, mütteki gibi kelimeleri bildirmişken, İslamcı demek bid'attir. Hiç bir İslam âlimi İslamcılıktan bahsetmemiştir. Türkçe’de genel olarak, cı, cu ekleri isim ve sıfat üreten bir ektir. İsim olarak, sütçü, balıkçı, şarkıcı gibi o işin ticaretini yapan kimseye denir. Sıfat olarak pilavcı, esrarcı makarnacı gibi kelimeler, o şeyi yiyip bitirmekle zevk alana denir. İslamcı, dinci de bana bunlar gibi geliyor. İslamı ve dini yiyip bitirmekle zevk alan veya onun ticaretini yapan kimse gibidir. Bunun için de hiç kimsenin dinci veya İslamcı olmasını tavsiye etmeyiz. Kader kelimesi de yanlış kullanılıyor. (İşçi kaderine terk edilemez, işi kadere bırakmamalı) diyorlar. Kader, insanların elinde değildir. Kader kelimesi yanlış olarak tesadüf yerine kullanılıyor. (İşi tesadüfe bırakmamalı) denir. Fakat (İşi kadere bırakmamalı) denmez. Kader, Allahü teâlânın ezeli ilmi ile, kulların yapacakları şeyleri bilmesidir. Allahü teâlânın ilmine kimse müdahale edemez. İntihar eden de Allah’ın kaderini değiştiremez. (Öldürülen kişinin eceli, o anda, ömrü ortadan kesilmiş değildir) ifadesini Ahmed Asım efendi, (Öldürülen kimsenin [ve intihar edenin] o anda eceli gelmiştir. Ömrü ortadan kesilmemiştir. Herkesin eceli bir tanedir) şeklinde açıklamaktadır.

Bazı dini kelimelerin açıklamaları
Sual: Bid'at, caiz gibi kelimeleri anlayamıyorum. Bunların bir kısmını yazdım. Açıklarsanız, dini yazı okurken bakarım. CEVAP Her ilim, ıstılahları [deyimleri] ile öğrenilir. Bu bakımdan Türkçesi olmayan kelimeleri öğrenmeniz şarttır. Bildirdiğiniz kelimelerin açıklamaları şöyle: Abid: İbadetle meşgul olan. Akıl-balig: Ergenlik çağına ulaşmış olan. Akika: Çocuk nimetine karşılık, Allahü teâlâya şükretmek niyetiyle kesilen hayvan. Arefe: Zilhiccenin 9. günü. Kurban bayramından önceki gün. Başka güne arefe denmez. Aşere-i mübeşşere: Cennete girecekleri, dünyada iken ismen müjdelenen on Sahabi. Ateist: Allahü teâlâya inanmayan, dinsiz.
254

www.dinimizislam.com

Bid'at: Sonradan ortaya çıkan şey. Zararlı olmayan âdetlerdeki değişiklikler günah olmaz. İbadette, bid'at yasaktır. Mesela papaz elbisesi giymek günah değil, haç takmak küfürdür. Caiz: Yapılmasında mahzur, [sakınca] olmayan şey. Dar-ül-Harb: İslam ahkamının tatbik edilmediği yer. Kâfir diyarı. İslam ahkamının tatbik edildiği yere, İslam diyarına Dar-ül-İslam denir. Edille-i şeriyye: Dinimiz için esas olan ve bunlara bağlı olan deliller. Edille-i şeriyye dörttür. Bunlar, Kitap [Kur'an-ı kerim], Sünnet, İcma ve Kıyastır. Eshab: Peygamber efendimizin mübarek arkadaşları. [Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimde hepsinden razı olduğunu ve hepsine Cenneti vaat ettiğini bildirmiştir.] Fâsık: Harama önem verdiği halde emir ve yasaklara uymayan günahkâr. Feyz: İlahi ihsan, lütuf, manevi nimetler. Fıkıh: Dinde yapılması ve yapılmaması gereken işleri bildiren ilim. Bu ilimden kendisine lazım olanları öğrenmek farzdır. Fakih: İctihad derecesine varmış âlim. Fitne: Bölücülük yapmak, insanları sıkıntıya, belaya düşürmek. Fuhş: Çirkin söz ve iş. Gayrı müslim: Müslüman olmayan. Daha çok hıristiyan ve yahudilere denir. Hacamat: Deriyi keserek kan alma. Sülükle de olabilir. Halife: Resulullah efendimizin vekili ve bütün müslümanların reisi veya bir tasavvuf büyüğünün vazifelendirdiği talebesi. Halvet: Yabancı bir kadınla bir erkeğin, bir yerde yalnız kalması. Hasenat: Güzel işler, iyilikler. Seyyiat ise bunun zıddıdır. Kötülükler, günahlar demektir. Hatem-ül-enbiya: Peygamberlerin sonuncusu Muhammed aleyhisselam. Hubb-i fillah ve Buğd-i fillah: Allah için sevip Allah için düşmanlık etmek. Hurmet-i müsahere: Herhangi bir kadına, şehvetle dokunmakla hasıl olan durum. Bir kadının herhangi bir yerine şehvetle dokunmak, hurmet-i müsahereye sebep olur. Yani o kadının neseb ile ve süt ile olan anası ve kızları ile, o erkeğin evlenmesi haram olur. Hüsn-i zan: İyi zan. Su-i zan: kötü zan. İctihad: Müctehid âlimlerin Kur'an-ı kerim ve hadis-i şeriflerden
255

www.dinimizislam.com

çıkardıkları hüküm. İddet: Boşanan veya kocasının ölümü ile dul kalan kadının başka erkekle evlenebilmesi için beklemesi gereken zaman. İhlas: Bütün iş ve ibadetlerini yalnız Allah için yapmak. İhlas sahibine muhlis denir. İrtidad: Müslüman iken, İslam dinini terk etme. Terk edene mürted denir. İskat ve Devir: Ölen müslümanı, namaz oruç gibi borcundan kurtarmak için yapılan iş. İstiğfar: Allahü teâlâdan mağfiret, af dilemek. İstihare: Bir işin hayırlı olup olmayacağını anlamak için, iki rekat namaz kıldıktan sonra, rüya görmek üzere uykuya yatma. İstihaza: Adet ve lohusalık dışında gelip oruca, namaza mani olmayan hastalık kanı. İtikad: Peygamber efendimizin, Allahü teâlâ tarafından, Peygamber olarak bütün insanlara getirdiği ve bildirdiği hususların hepsini kalben tasdik ederek inanma. Kefaret: Yanlışlıkla veya kasten işlenen bir günahın affı için dinin emrettiğini yapma. Kelime-i Tevhid: "La ilahe illallah Muhammedün resulullah" sözü. Kelime-i Temcid: "La havle vela kuvvete illa billah" sözü. Kerahet: İşlenen amelin sevabını gideren şeyler. Buna mekruh da denir. Mahrem: Nikah düşmeyen kimse. Namahrem, yabancı, kendisiyle evlenilmesi haram olmayan demektir. Herkese söylenmeyen gizli şeylere de mahrem denir. Mahşer: Kıyamette bütün mahlûkatın dirildikten sonra hesap için toplanacakları yer. Mendub: Yapılması halinde sevap, yapılmazsa günah olmayan şeyler. Mubah: Dinimizde yapılması emir olunmayan ve yasak da edilmeyen şeyler. Müdahene: Gücü yettiği halde, haram işleyene mani olmamak. Müdara: Dini veya dünyayı zarardan kurtarmak için, dünya menfaatinden vermek. Mümin: Resul-i Ekremin bildirdiklerinin hepsini beğenip, kalbi ile kabul eden, inanmayıp inkâr edene münkir veya kâfir denir. Münafık: İnanmadığı halde, müslümanları aldatmak için, müslüman görünen kimse. Riyazet: Nefsin isteklerini yapmamak. Nefsin istemediğini yapmak ise
256

www.dinimizislam.com

mücahededir. Ruhsat: İslamiyet’in meşakkat ve zaruret gibi sebeplere bağlı olarak, ibadetlerde ve diğer işlerde tanıdığı izin ve kolaylık, kolaylık yolu, azimetin zıddı. Salih: Ehl-i sünnet itikadında olup genel olarak günah işlemeyen kimse. Sapık: İtikad veya ibadetlerde Ehl-i sünnetten ayrılan. Sütre: Namaz kılanın önüne diktiği yarım metreden uzun çubuk. Tahmid: "Elhamdülillah" sözü. Riya: İki yüzlülük, Allah’tan başkası için ibadet etme. Nifak: Münafıklık. Şikak: Uyuşmazlık. Nefs-i emmare: Kötülük yapmak isteyen nefs. Rüşdü hidayet : Doğru yolu arayıp bulma. İstikamet: Doğru yol. Erzel-i ömür: Başkalarına muhtaç olunan sıkıntılı ihtiyarlık dönemi. Murat: Seçilmiş kimse. Muhlas: Devamlı ihlas sahibi. Îsâr: Cömertlik, kendine ihtiyacı olmayan şeyleri vermek, îsâr ise, kendine gereken şeyleri vermektir. Yani başkalarını kendine tercih etmektir. Amel-i kesir: Namazı bozan çok hareket. Rükün: Namazın içindeki bir farz. Rüku: Namazda, elleri dize koyup yaklaşık 90 derece eğilmek. Necaset: Gaita, idrar, kan gibi pislik. Teganni: Teganni, ırlamak, sesini hançeresinde tekrarlayıp türlü sesler çıkarmaktır. Yani, musiki perdesine uydurmak için, hareke, harf ve med [uzatmak] eklemek veya çıkarmak suretiyle kelimeleri bozmak demektir. Tefekkür: Allah’ın varlığını birliğini ve yarattıklarındaki hikmetleri düşünmek demektir. Dimağı yorulur: Beyni yorulur demektir. İtidal: Orta yol, aşırılıklardan uzak olmak demektir. Sual: Feth suresinin başındaki "zenb" kelimesini ehl-i sünnet âlimleri nasıl tevil ediyorlar? CEVAP Oradaki zenb yani günah kelimesi, (Habibim seni geçmişte ve gelecekte günah işlemekten mahfuz buyurduk) anlamındadır. Sual: Salik ne demek?
257

www.dinimizislam.com

CEVAP Salik, tasavvuf yoluna girmiş talebe, mürid demektir. Salik, Allahü teâlânın sevgisi ile ve Onun sevgisine kavuşmak arzusu ile yanar. Bilmediği, anlayamadığı bir aşk ile şaşkın haldedir. Uykusu kaçar, gözyaşları dinmez. Geçmişteki günahlarından utanarak başını kaldıramaz. Her işinde Allah’tan korkar, titrer. Allahü teâlânın sevgisine kavuşturacak işleri yapmak için çırpınır. Her işinde sabır ve af eder. Her geçimsizlikte, sıkıntıda kusuru kendisinde görür. Her nefeste Allah’ını düşünür. Gaflet ile yaşamaz. Kimseyle münakaşa etmez. Bir kalbi incitmekten korkar. Kalbleri Allahü teâlânın evi bilir. Sual: Kurbet ne demektir? CEVAP Allah rızası için yapılan iş demektir. Sual: Kâbe’ye niçin mescid-i haram denilmiştir? CEVAP Orada, idamlığı da, öldürmek haram olduğu için. Sual: (Anam-babam sana feda olsun ya Resulallah) ne demektir? CEVAP (Senin emrin onlarınkine tercih edilir) demektir. Sual: Ahmaklık ne demektir? CEVAP Zararlı iş görmektir. Sual: Peder ne demektir? Baba yerine kullanmak caiz midir? CEVAP Peder, Farsça baba demektir. Kayınbabaya kayınpeder denir. Kullanmakta mahzur yoktur. Sual: Cuma günü ruhun tanıdıkların evine gelmesi ne demektir? CEVAP Ruh madde değil, gelmesi, bilmek, tanımak demektir. Sual: Hadis-i şerifte başı ağrımayan birinin, Cehennemlik olduğu bildirilmiştir. Burada baş ağrısı ne demektir? CEVAP Dert demektir. Yani her müslümana dert, keder gelir demektir. Mefhumu muhalifi muteber olmaktadır. Sual: Bir kelimeyi çocuğa isim olarak konunca anlamı değişir mi? CEVAP Değişebilir. Misallerle açıklayalım. Mesela, İslam, cihad kelimeleri isim olarak konmuşsa, artık, İslam'a, müslüman olmak denmez. Müslüman olan diye tarif edilir. Cihad kelimesine de savaş, savaş etmek denmez. Allah için
258

www.dinimizislam.com

savaşan denir. Cihad kelimesinin biraz daha kuvvetlisi Cahid'dir. Bunun da daha kuvvetlisi Mücahid'dir. İsim olarak konunca, artık, Cihad da, Cahid de, Mücahid de, biri diğerinden daha kuvvetli olmak üzere, cihad eden anlamına gelir. Bunun gibi, Hicabi, utanmakla ilgili demektir. Ama bu isim olarak kullanılınca, mahcup, utangaç, hayâlı, edepli, terbiyeli, perdeli, namuslu gibi anlamlara gelir. Hulki, Ruhi, Sulhi kelimeleri de böyledir. Sual: Ben evli olduğum halde, dedem bana nabekâr diye takılıyor. Bu ne demektir? CEVAP Nabekâr, faydasız, işe yaramaz demektir. Serseri, haylaz, avare, işsiz gibi manaları da vardır.

Şeref nedir?
Sual: Şerefli, şerefsiz deniyor. Şeref nedir? CEVAP Şeref; yücelik, büyüklük, Allah katındaki üstünlük demektir. Bunun için, Müslümana şerefsiz diye hakaret etmekten çok sakınmalı. İnsanın şerefi, Allah indindeki değeri, ilim ve edep sahibi olmasıyla ölçülür. Zenginlikle, makam ve mevki sahibi olmakla, şöhret veya soyla ölçülmez. (İslam Ahlakı) İnsanın şerefi, ilmi ve edebiyle ölçüldüğü gibi, mekânların [yerlerin] şerefi de orada bulunanların şerefiyle ölçülür. Onun için, (Şeref-ül-mekân bil-mekîn) demişlerdir. Bir evde salih kimseler varsa, günah işlenmiyor, ibadet ediyorlarsa, orası şerefli bir mekân olur. Bir evde de, fâsıklar oturuyor, orada çeşitli günah işleniyorsa, orası fısk meclisi olur. Sual: Faideli Bilgiler kitabında, Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri için (Zülcenahayn) tabiri geçiyor. Bu ne demektir? CEVAP Cenah, kelime olarak kanat demektir. Cenahayn, iki kanatlı, iki özelliği olan demektir. “Zü” de sahip demektir. Kelime olarak, iki kanat sahibi zat demektir. Istılahta ise, hem zahiri ilimlerde, hem de marifette yani tasavvufta yüksek dereceye ulaşmış âlim demektir. Mürşid-i kâmiller de, ictihâd derecesinde yüksek âlim oldukları için, hem ilim, hem de marifet sahibi yani zülcenahayn idiler. Sual: On sekiz bin âlem ne demektir? CEVAP Her mahlûk nevine âlem denir.18 bin mahlûk var demek. Sual: Esselamü alâ menittebe’al hüdâ, “Hüdaya tabi olanlara selam
259

www.dinimizislam.com

olsun” demek midir? CEVAP Huda [hı ile], Farsça’da ilah manasındadır. Sahip, efendi manasına da gelir. Arapça’da ise, hüda [he ile] hidayete erme, doğru yolu, hak yolu, yani İslamiyet’i bulma gibi manalara gelir. Bildirdiğiniz cümlenin manası, (Hidayet üzere olana, hak yolda bulunana selam olsun) demektir. Sual: Nabi efendinin bu şiirini açıklar mısınız? Sakın terki edebden, küy-i mahbûb-i Hudâdır bu, Nazargâh-ı ilâhîdir, makâm-ı Mustafâdır bu! Murâ'ât-i edeb şartiyle gir Nâbî bu dergâha, Metâf-i kudsiyândır, bûsegâh-i Enbiyâdır bu! CEVAP Kelimelerin manaları şöyledir: Küy = köy, mahalle, şehir Murâ'ât = saygı göstermek riayet etmek Metaf = tavaf edilecek yer kudsiyan = kudsiler, melekler Busegah = öpülecek yer Edepsizlik yapmaktan çok sakın, burası Huda'nın sevgilisinin şehridir. Burası, Allah’ın rahmetle nazar ettiği, Muhammed Mustafa'nın makamıdır. Nabi, bu dergâha, saygı ile edebini takınarak gir. Meleklerin tavaf ettiği, peygamberlerin eşiğini öptüğü yerdir burası.

Müfti-yi macin
Sual: Kitaplarda geçen, müfti-yi macin ne demektir? CEVAP Macin, dini dünya kazancına alet eden hilecidir. Müfti-yi macin ise, sapık itikadını başkalarına bulaştırmak çabasında olan din görevlisi demektir.

Yâ ile başlayan ifadeler
Sual: Resulullah kelimesi, bazen Resulallah okunuyor. Niçin böyle okunuyor? CEVAP Arapçada yâ ile başlayan kelimeler öyle okunur. Birkaç örnek verelim: Resulullah, yâ ile başlayınca, yâ Resulallah olur. Rabb-ül âlimin, yâ ile başlayınca, yâ Rabb-el âlemin olur. Ebu Bekir, yâ ile başlayınca, yâ Eba Bekir olur. Ebu Ubeyde, yâ ile başlayınca, yâ Eba Ubeyde olur. Emir-ül müminin, yâ ile başlayınca, yâ emir-el müminin olur.
260

www.dinimizislam.com

Melek-ül mevt, yâ ile başlayınca, yâ melek-el mevt olur. Hüccet-ül islam, yâ ile başlayınca, yâ hüccet-el islam olur.

Zülfüyâr
Sual: Konuşmalarda, şiirlerde, (Zülfüyâre dokunmayalım) deniyor. Kimdir, nedir bu zülfüyâr? CEVAP Zülüf: Şakaklardan sarkan saç lülesi, sevgilinin saçı. Zülfüyâr: Sevgilinin zülfü. Zülfüyâre dokunmak: Hatırlı, güçlü bir kimseyi veya bir makamı gücendirmek, darılmasına yol açmak, fitneye sebep olmak. Zülfüyâre dokunmamak: Hiç kimseye zarar veya sıkıntı vermemek, sıkıntı verecek, konulara girmemek, fitne fesattan uzak durmak.

Terör örgütü
Sual: Basında bazı suçlu kimseler veya onları savunanlar, örgütlerinin ismi için, bu isim çok kıymetlidir, örgütü suçlamak o kıymetli Türk destanını aşağılamak olur diyorlar. Suç örgütünün isminin kıymetli olması, onu suçlu olmaktan kurtarır mı? CEVAP Suçluluk psikolojisiyle öyle mantıksız şeyler söylenebilir. Allah, Peygamber, melek ve İslam gibi mübarek isimlerinden biriyle terör örgütü kurulsa, ismi mübarek diye teröristler suçlanamayacak mı? Sebilullah, Hablullah veya Hizbullah isimli bir terör örgütü kurulsa, bu ifadeler Kur’anı kerimde övülüyor diye, bu isimlerden birini alan terör örgütü suçlanamaz mı? Biri de çıksa, Hizb-ül-İslam isimli bir terör örgütü kurup, suç işlese, ismi mübarek diye, suçlular cezalandırılamayacak mı? Adı ne olursa olsun suç işleyen her örgüt suçludur. Kelimeler: Sebilullah: Allah’ın yolu, Allah’ın rızası Hablullah: Allah’ın ipi, Kur'an-ı kerim, İslamiyet, cemaat Hizbullah: Allah’ın fırkası, Allah’ın grubu, Allah’ın taraftarı Hizb-ül-İslam: İslam grubu, İslam taraftarı

Ezeli hazine
Sual: Tam İlmihalin başında (İşte budur, miftah-ı genc-i kadim; Bismillahirrahmanirrahim) ifadesinin manası nedir? CEVAP Miftah = Anahtar Genc = Hazine Kadim = Eski, ezeli Yani, (Ezeli hazinenin anahtarı Bismillahirrahmanirrahim) demektir.
261

www.dinimizislam.com

Kendini Allah’tan satın almak
Sual: (Bin kere İhlâs okuyan kendini Allahü teâlâdan satın almış olur) hadis-i şerifindeki, (Kendini Allahü teâlâdan satın almak) ifadesi ne anlama geliyor? CEVAP Kölenin efendisinden kurtulup hürriyete kavuşması için, efendisine kendi değeri kadar para vermesi gerekir. İnsanlar da, Allahü teâlânın kulu, kölesidir. İnsan kulluktan yani Allahü teâlânın kölesi olmaktan elbette kurtulamaz. İnsanın Cehennemden kurtulması, kölenin kölelikten kurtulmasına benzetilmiş, yani burada mecazî olarak, İhlâs suresini bin kere okuyanın Cehennemden kurtulacağı bildirilmiştir. Şartsız bildirilen her hüküm gibi, bu da elbette şarta bağlıdır. Bin İhlâs okuyanın Cehennemden kurtulmak için, Müslüman olması şarttır. Müslüman olmayan, ne yaparsa yapsın Cehennemden kurtulamaz. Ehl-i sünnet itikadında olmayan da, bozuk itikadının cezasını çekmedikçe Cennete giremez. Kul hakkı ve farz borcu olanlar, bunları ödemedikçe veya herhangi bir sebeple affa uğramadıkça Cehennemden kurtulamaz.

Saygı ifadeleri
Sual: Aşağıdaki ifadelerin anlamları nedir? Kimler için kullanılır? CEVAP Anlamları ve kimler için kullanıldığı karşılarına yazılmıştır: Hazret: Saygı ifadesi olarak, Allahü teâlâ, Peygamberler ve âlimler için kullanılır. Hak teâlâ hazretleri, Hazret-i Âdem, imam-ı azam hazretleri, Hazret-i Mevlana gibi. İmam: Dinde söz sahibi, müctehid âlim demektir. İmam-ı Ahmed, İmam-ı Rabbani, İmam-ı Gazali gibi. İmam denince, hazretleri denmese de, saygı ifadesi de kullanılmış sayılır, ama rahmetüllahi aleyh demek müstehabdır. Allâme: Âlim kelimesinin mübâlağalı ism-i fâilidir. Kısaca, büyük âlim demektir. Mevlânâ: Efendimiz anlamına gelen ve bir büyüğe karşı söylenen hürmet ve saygı ifâdesidir. Daha çok, Hâlid-i Bağdâdî, Celaleddin-i Rumî, Abdürrahman-ı Cami gibi bazı âlimler için kullanılmaktadır. Hâce: Müderris, hoca, efendi anlamına gelen ve âlimlere, evliyâ zatlara verilen, Farsça bir ünvandır. Seyyid: “Efendi, üstün kimse” demektir. Peygamber efendimizin soyundan gelenlere de seyyid denir.
262

www.dinimizislam.com

Ebu: Baba demektir. Ebu Yusuf, Yusuf’un babası demektir. [Bazen mecazi olarak da kullanılır. Mesela turab, toprak demektir. Ebu Turab ise, toprakla haşır neşir olan, eli yüzü topraklı, toprağı, yani secde etmeyi seven, tevazu ehli demektir. Hazret-i Ali, mescidde kuru yerde yatarken Peygamber efendimiz, Hazret-i Ali’nin yüzünün toz toprak içinde olduğunu görünce, bizzat mübarek elleriyle toprağı yüzünden silkip, (Kalk yâ Ebâ Turab) buyurdu. Hazret-i Ali, (Benim için, Ebu Turab lakabı bu bakımdan çok kıymetlidir) buyururdu. Ebu Hüreyre, kedicik babası, yani kediyi seven, kedileri bakıp gözeten, onlara şefkat gösteren kimse demektir. Ebu Hanife, doğru inanan, İslamiyet’e sarılan kimse, gerçek Müslümanların hamisi, koruyucusu, babası yani imamı, rehberi demektir. Ebu Cehil, cahilin daniskası, kuru cahil, koyu cahil, İslamiyet’i, gerçekleri inkâr eden demektir.] İbni; bin: Oğul demektir. İbni Ömer, Ömer’in oğlu; Abdullah bin Ömer de, Ömer’in oğlu Abdullah demektir. Ümm: Anne demektir. Ümmü Seleme, Seleme’nin annesi; Ümmü Hâris, Hâris’in annesi demektir. Bint: Kız çocuğu demektir. Zeyneb binti Resulullah, Resulullahın kızı Zeyneb demektir. Şeyhayn: Hazret-i Ebu Bekir ve hazret-i Ömer’i birlikte ifade etmek için kullanılır. Ayrıca, fıkıh ilminde, İmam-ı a’zam ile İmam-ı Ebu Yusuf için; hadis ilminde de, İmam-ı Buhari ile İmam-ı Müslim için kullanılır. İmameyn: İki imam, iki âlim demektir. İmam-ı Ebu Yusuf ile İmam-ı Muhammed’i birlikte ifade etmek için kullanılır. Tarafeyn: İmam-ı a’zam ile İmam-ı Muhammed’i birlikte ifade etmek için kullanılır. Hateneyn: İki damat demektir, Peygamber efendimizin iki damadı olan, hazret-i Osman ve hazret-i Ali için kullanılır. İmam-ı A’zam: Büyük İmam, büyük âlim demektir, Ebu Hanife hazretleri için kullanılır. İmam-ı Rabbani: Kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilmiyle amel eden derin âlim demektir, Mektubat-ı Rabbani’nin yazarı Ahmed Farukî Serhendî hazretleri için kullanılır. Şah-ı Nakşibend: Behaüddin-i Buhari hazretleri için kullanılır. Allahü teâlânın sevgisini kalblere nakşettiği için böyle denmiştir. Huccet-ül-İslam: Üç yüz bin hadis-i şerifi, senetleri, ravileriyle birlikte ezbere bilen büyük âlim demektir. Daha çok, İmam-ı Gazali hazretleri için kullanılır.
263

www.dinimizislam.com

Gavs-ül-a’zam: Gavs, yardım eden, Evliya arasında kullara yardımla görevlendirilen kimse demektir. Gavs-ül-a’zam, büyük yardımcı demektir, Abdülkâdir-i Geylani hazretleri için kullanılır. İnsanlara ve cinlere yardım eden anlamında, Gavs-üs-Sekaleyn de denir. Müfti-yüs-Sekaleyn: İnsanlara ve cinlere fetvâ veren büyük âlim demektir. Genelde, Ebüssüud Efendi ve Ahmed ibni Kemal hazretleri için kullanılır. Dua ifadeleri Peygamberler, âlimler ve evliya zatlar için kullanılan dua ifadeleri de şunlardır: Aleyhisselam: Ona selam olsun demektir, bir Peygamber için söylenir. Aleyhimesselam: İkisine selam olsun demektir, iki Peygamber için söylenir. Aleyhimüsselam: Onlara selam olsun demektir, ikiden çok Peygamber için söylenir. Radıyallahü anh: Allah ondan razı olsun demektir, genelde bir erkek sahabi için söylenir. İmam-ı Rabbani hazretleri İmam-ı a’zam hazretleri için de kullanmıştır. Radıyallahü anhâ: Allah ondan razı olsun demektir, bir kadın sahabi için söylenir. Radıyallahü anhümâ: Allah o ikisinden razı olsun demektir, iki sahabi için söylenir. Radıyallahü anhünne: Allah onlardan razı olsun demektir, ikiden fazla kadın sahabi için söylenir. Radıyallahü anhüm: Allah onlardan razı olsun demektir, Eshab-ı kiramın tamamı için söylenir. Aleyhirrıdvân: Allah ondan razı olsun demektir, genelde bir erkek sahabi için söylenir. İmam-ı Rabbani hazretleri, Hazret-i Mehdi için de kullanmıştır. Aleyhimürrıdvân: Allah onlardan razı olsun demektir, Eshab-ı kiramın tamamı için söylenir. Rıdvanullahi aleyhim ecmaîn: Allah hepsinden razı olsun demektir, Eshab-ı kiramın tamamı için söylenir. Rahmetüllahi aleyh: Allah ona rahmet etsin demektir, bir erkek için söylenir. Rahmetüllahi aleyhâ: Allah ona rahmet etsin demektir, bir kadın için söylenir. Rahmetüllahi aleyhimâ: Allah o ikisine rahmet etsin demektir, iki kişi
264

www.dinimizislam.com

için söylenir. Rahmetüllahi aleyhinne: Allah onlara rahmet etsin demektir, ikiden fazla kadın için söylenir. Rahmetüllahi aleyhim: Allah onlara rahmet etsin demektir, ikiden fazla erkek için söylenir. Aleyhirrahme: Allah rahmet etsin demektir, bir kişi için söylenir. Kuddise sirruh veya Kaddesallahü sirreh: Allah onun sırrını temiz, mübarek ve mukaddes etsin demektir, bir velî zat için kullanılır. Kuddise sirruhümâ veya Kaddesallahü esrarehümâ: Allah o ikisinin sırrını temiz, mübarek ve mukaddes etsin demektir, iki evliya için kullanılır. Kuddise sirruhüm veya Kaddesallahü esrarehüm: Allah onların sırrını temiz, mübarek ve mukaddes etsin demektir, ikiden çok evliya için kullanılır. Kerremallahü vecheh: Allahü teâlâ onun yüzünü mükerrem, şerefli kılsın demektir. Hazret-i Ali için kullanılır. Beyyedallahü vecheh: Allahü teâlâ onun yüzünü nurlandırsın demektir. Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî hazretleri, Kadı Beydâvî hazretleri için kullanmıştır. Cenâb kelimesi Sual: Cenâb-ı Allah diyoruz. Cenâb kelimesi, Peygamberimiz için de kullanılır mı? İnsanlar için de, âli Cenâb deniyor. Uygun oluyor mu? CEVAP Cenâb, büyüklük ifade etmek için, hürmet maksadıyla söylenir. Cenâbı Hak dendiği gibi, Cenâb-ı Peygamber de denir. Ayrıca, Hazret-i Peygamber, Hazret-i Muhammed dendiği gibi, Hazret-i Allah da denir. Bunlar saygı ifade eden kelimelerdir. Âli Cenâb ifadesi de, iyilik sahibi, yüksek ahlâklı, cömert, büyük zat gibi anlamlara gelir. Sual: Bazı kimseler Hazret-i Ali için, Ali aleyhisselam diyorlar. Böyle söylemek uygun mudur? CEVAP Aleyhisselam, ona selam olsun demektir; ama bu tabir Peygamberler için söylenir. Sahabi, âlim ve veli için söylenmez. Söylenirse kavram karışıklığına sebep olur. Hazret-i Ali’ye peygamber diyenler de, Ali aleyhisselam diyorlar. Bunun için Peygamber olmayana aleyhisselam dememelidir. Asırlardır, din kitaplarında böyle bildirilmiştir. Yeni bir şey çıkarmak da uygun olmaz. Hazret-i Ali, Eshab-ı kiramdandır. Bir erkek sahabi için, radıyallahü anh denir. Bir âlim için, rahmetullahi aleyh denir. Bir veli için, kuddise sirruh denir. Ölmüş bir mümin için de, merhum veya rahmetli denir.
265

www.dinimizislam.com

Gayrimüslim ölü için bu ifadeleri kullanmak caiz olmaz. Toprağı bol olsun denebilir. Bu deyimleri değiştirmek yanlış olur.

Esah, Sahih, Müftabih, Mu’temed
Esah: Bir meselenin hükmü hakkında müctehid âlimlerin kavillerinden en doğru olanı, demektir. Esah, sahih’ten daha kuvvetlidir. Bir misal: Suyu arayıp bulamayan kimse, teyemmüm edip namazını kıldıktan sonra, suyu görse, bu husus ihtilaflı ise de, Esah olan namazı iade etmez. Sahih: Fıkıh kitaplarında, müctehid âlimlerin kavillerinden birini tercih edip, (doğru olan budur) denilen kavildir. Bir misal: Erkeğin başını tıraş etmek mümkün olduğu için, saçını uzatıp örse bile, çözerek yıkaması gerekir. Sahih olan kavil budur. Çünkü erkeğin saçını örmesinde zaruret yoktur. Müftabih: Müctehid âlimlerin ictihadlarından uyulması gereken fetva demektir. Bir veya iki ayrı müctehidin bir iş hakkında iki ayrı kavli bulunsa, birine sahih, diğerine esah kavil dense, esah kavil ile fetva verilir. Herkesin ibadet yaparken ve haramlardan sakınırken kendi mezhebindeki âlimlerinin (Müftabih olan = fetva verilen kavil budur) diye bildirdikleri kavle uyması gerekir. Bir misal: Teşehhüdde şehadet kelimesini okurken, şehadet parmağı ile işaret edilmez. Fetva böyledir. Mu’temed: Müctehid âlimlerin, dini bir mevzudaki sözlerinden esas alınan kavildir. Bir misal: Balgam kusmak mu’temed kavle göre abdesti bozmaz. İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: Mudmerât’da deniyor ki: Fetvaya yarayan alametlere gelince, “fetva böyledir”, “bununla fetva verilir”, “biz bununla amel ederiz”, “itimad bunadır”, “bugünün ameli buna göredir”, “ümmetin ameli buna göredir”, “sahih olan budur”, “esah olan budur”, “muhtar olan budur” gibi sözlerdir. Bu sözlerin bazısı bazısından daha kuvvetlidir. Mesela; “Fetva bununladır” sözü, “fetva bunun üzerinedir” sözünden daha kuvvetlidir. Esah sözü, sahihten daha kuvvetlidir. Âdab-ül-müfti’de diyor ki: Mu’temed bir kitaptaki rivayetin altına esahtır, evladır veya benzeri bir ibare yazılırsa, o rivayetle fetva vermek caiz olduğu gibi, muhalifi ile de fetva verilebilir. Ama, rivayetin altına “sahihtir”, yahut “amel olunmuştur” veya “bununla fetva verilir”, “fetva böyledir” gibi sözler yazılmışsa muhalifi ile fetva verilemez. Ancak, Hidaye gibi bir kitapta bir kavil için, sahih olan budur, Kâfi’de de, muhalif kavil için sahih olan budur, denilirse, muhayyerlik sabit olur. Bu takdirde, fetva verecek olan müfti, kendine göre kuvvetli olanı tercih eder. (Reddül muhtâr)

266

www.dinimizislam.com

Farz-ı ayn ve farz-ı kifaye
Sual: Farzın ve sünnetin ayn ve kifaye olanı vardır. Ayn ve kifaye ne demektir? CEVAP Bunlar bir terimdir. Farz-ı ayn ve sünnet-i kifaye gibi birleşik olarak kullanılır. Farz: Dinimizin, yapılmasını açık ve kesin olarak emrettiği şeylerdir. Farzları terk etmek haramdır. İnanmayan ve yapılmasına önem vermeyen kâfir olur. Farz-ı ayn: Mükellef olan her müslümanın bizzat kendisinin yapması gereken farzdır. Her müslümanın yapması ve sakınması emredilen dinin hükümlerini öğrenmesi farz-ı ayn’dır. Her müminin, en önce, ehl-i sünnet itikadını, kısaca öğrenmesi farzdır. Bundan sonra, yapacağı emirleri ve sakınacağı yasakları öğrenir. Mesela yeni müslüman olan kimsenin, abdestin ve namazın farzlarını öğrenmesi, hemen farz olur. Sünnetlerini öğrenmesi de sünnet olur. Ramazan gelince, orucun farzlarını öğrenmesi farz olur. Zengin olunca, zekâtı öğrenmesi farz olur. Haccı öğrenmesi, hacca gideceği zaman farz olur. Her şeyi zamanı gelince öğrenmesi farz-ı ayn olur. Mesela evlenmek istediği zaman, nikah bilgilerini, kadın-erkek haklarını, kadınların özür hallerini öğrenmesi farz olur. Bir sanata, ticarete başlayınca, bunlardaki emir ve yasakları, faizi öğrenmesi gerekir. Hangi sanata başlayacaksa, ona ait fen bilgilerini de öğrenmesi farz olur. Herkese kendi sanatını okuması, öğrenmesi farz olur. (Kimya-i saadet) İbadetlerin en kıymetlisi İbadetlerin en kıymetlisi, farz-ı ayn olanlardır. (İfsâh) Kelam, fıkıh ve ahlak bilgilerini lüzumu kadar öğrenmek ve çoluk çocuğuna öğretmek, farz-ı ayn’dır. Öğrenmeyenler ve çoluk çocuğuna öğretmeyenler büyük günah işlemiş olur. Bir âyet ezberlemek, herkese farz-ı ayn’dır. Fatiha’yı ve 3 âyet veya bir kısa sure ezberlemek vaciptir. (Dürr-ül Muhtar) Lüzumlu fıkıh bilgilerini öğrenmek farz-ı ayn’dır. Helalden, haramdan ikiyüzbin meseleden bir kısmını öğrenmek farz-ı ayn, bir kısmını öğrenmek de farz-ı kifaye’dir. Herkese, işine göre, lüzumlu olanı farz-ı ayn olur. (Bezzâziyye) Farz-ı kifaye: Müslümanlardan lüzumu kadar kimse tarafından yapılınca, diğerlerinin sorumluluktan kurtulduğu farzlardır. Bazıları şunlardır: 1- Cenazeyi yıkamak, kefenlemek, cenaze namazı kılmak ve gömmek
267

www.dinimizislam.com

farz-ı kifaye’dir. Erkek yoksa, bu işleri kadınlar yapar. 2- Kur’an-ı kerimi ezberlemek, yani hâfız olmak farz-ı kifaye’dir. Kur’an-ı kerimden bir miktar ezberledikten sonra, fıkıh öğrenmek gerekir. Çünkü, Kur’an-ı kerimi ezberlemek farz-ı kifaye, lazım olan fıkıh bilgilerini öğrenmek ise, farz-ı ayndır. (Bezzâziyye) Müctehid âlimlerin tefsir ilmini bilmeleri farz-ı kifaye’dir. Bizim gibi Müslümanlar için nafiledir. Farz-ı ayn olan fıkıh bilgilerini okumayı bırakıp, okuması nafile olan tefsir kitaplarından din öğrenmeye çalışmak akıllı kimsenin yapacağı iş değildir. Camiye girince, mekruh vakit değilse, iki rekat Tehıyyet-ül-mescid namazı kılmak sünnettir. Kur’an-ı kerim okunuyorsa, kılınmaz. Çünkü, Kur’an-ı kerimi dinlemek farz-ı kifaye’dir. Farz-ı kifaye için de sünneti terk etmek evladır. (Hamevi) 3- Bir topluma selam verene cevap vermek farz-ı kifaye’dir. Cevabı geciktirmek haramdır. (Şir’a) 4- Bir toplumda aksırıp Elhamdülillah diyene, Yerhamükallah demek farz-ı kifaye’dir, üçten fazla aksırınca söylemek ise müstehaptır. (Riyadun-nasıhin) 5- Cihad etmek farz-ı kifaye’dir. Dua ederek cihad ise, her müslümana farz-ı ayn’dır. Bu cihadı yapmamak büyük günah olur. 6- Fen bilgilerinden sanatına, ticaretine lazım olanları, yalnız bu işle meşgul olanların öğrenmeleri ve yapmaları farz-ı kifaye’dir. Mesela tıp ilmini öğrenmek, tedavi yapmak ve bütün sanatlar farz-ı kifaye’dir. Namaz vakitlerini hesap etmek, farz-ı kifaye’dir. (Mevduat-ül-ulum) 7- Fetva vermek için her şehirde, müşkülleri çözebilen bir zatın bulunması farz-ı kifaye’dir. 8- Emr-i maruf farz-ı kifaye’dir. Yapılmazsa, gücü yeten herkes mesul olur. 9- Ramazanda hilali gözetlemek farz-ı kifaye’dir. Vacib-i kifaye de denmiştir. 10- Her asırda müctehid âlimlerin ictihad etmeleri farz-ı kifaye’dir. Müctehid olmayanların ictihad etmeye kalkmaları cinayet olur. Sünnet-i kifaye, birkaç kişi işlese, diğerlerinin işlemesi gerekmeyen sünnetlerdir. Mesela bir topluluk halinde giderken, içlerinden birinin, bir kimseye veya başka bir topluma selam vermesi sünnet-i kifayedir. Yani herkesin ayı ayrı selam vermesi gerekmez. Camide itikâfa girmek de sünnet-i kifayedir. Bir mahallede bir kişi camide itikâfa girse, diğer müslümanların itikâfa girmeleri gerekmez.
268

www.dinimizislam.com

Teravih namazını cemaatle kılmak da sünnet-i kifaye’dir. (El-İhtiyar) Bir mahallede bir kişi ezan okusa, herkesin minareye çıkıp ezan okuması gerekmez. Bir camide cemaatle namaza başlarken bir kişi ikamet okusa kâfidir, herkesin ikamet okuması gerekmez. Sual: Bir farzda kaç tane farz vardır? Bunun gibi vacibin ve haramın içindeki farzlar nelerdir? CEVAP Miftah-ül-cenne kitabında diyor ki: Bir farz-ı ayn içinde, beş farz vardır. 1- İlm-i farz, 2- Amel-i farz, 3- Miktar-ı farz, 4- İtikad-ı farz, 5- İhlas-ı farz. Şimdi bunları açıklayalım: 1- Farz-ı ayn olan ilmi öğrenmek farzdır. Mesela namaz kılmayı öğrenmek farzdır. 2- Farz-ı ayn olanları yapmak da farzdır. Mesela her Müslüman’a namaz kılmak farzdır. 3- Her vakitteki namaz kaç rekat ise o kadar kılmak farzdır. Yılda bir ay oruç tutmak farzdır. Bu miktarları artırmak, eksiltmek caiz olmaz. 4- Farzların farz olduğuna, inanmak da farzdır. İnanmamak küfür olur. 5- Farzları yaparken yalnız Allah rızası için yapmak da farzdır. Riya ile yapmak haramdır. NOT: Farz-ı ayn, herkesin kendi yapması lazım olan ibadetler demektir. Farz-ı kifaye ise, birkaç kişi bu ibadeti yapınca üzerimizden o farz düşer. Cenaze namazı kılmak, Emr-i maruf yapmak gibi farzlara farz-ı kifaye denir. Farz-ı ayn olan ilimleri her müslümanın bilmesi farzdır. Mesela namaz, oruç gibi ibadetleri her müslümanın bilmesi ve yapması farzdır. En başta da Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek her müslümana farz-ı ayndır. Ancak zekât verecek zenginin zekât ilmini bilmesi farz-ı ayn iken, fakirin bilmesi farz değildir. Evlenecek kimsenin evliliğe ait lüzumlu bilgileri bilmesi farzdır. Evlenmeyecek kimsenin evliliğe ait bilgileri bilmesi farz değildir. (Hadika) Vacib içinde, dört vacib ve bir farz vardır. 1- İlm-i vacib, 2- Amel-i vacib, 3- Miktar-ı vacib, 4- İtikad-ı vacib, 5İhlas-ı farzdır. Şimdi bunları açıklayalım: 1-Vacib olan ilmi öğrenmek de vacibdir. 2-Vacib olan bir işi yapmak da vacibdir. 3- Miktarı ne ise o kadar yapmak da vacibdir. Mesela vitri üç rekat kılmak vacibdir.
269

www.dinimizislam.com

4- Vacibin vacib olduğuna inanmak da vacibdir. Vacib olduğuna inanmayan, kâfir olmaz. Fakat işlemeyen, Cehennem azabına layık olur. Mesela, vitir namazında, kunut duasını okumak ve kurban bayramında kurban kesmek ve Ramazan-ı şerif bayramında fıtra vermek ve secde âyet-i okununca, Secde-i tilavet yapmak gibi. 5- Vacibi de Allah rızası için yapmak farzdır, riya ile yapmak haramdır. Haramların içinde bir haram dört farz vardır: 1- İlm-i farzdır. 2- Amel-i haramdır. 3- Miktar-ı farzdır. 4- İtikad-ı farzdır. 5- İhlas-ı farzdır Bunları da açıklayalım: 1- Nelerin haram olduğunu öğrenmek farzdır. 2- Haramları işlemek haramdır. 3- Mesela bir anda üç talak vermek haramdır. Bu miktarı bilmek farzdır. 4- Haramların haram olduğuna inanmak farzdır. 5- Haram işlemekten yalnız Allah rızası için kaçmak farzdır.

Kifaye ne demektir?
Sual: Farz-ı ayn ve farz-ı kifaye olduğu gibi, sünnette de ve vacibde de böyle hususlar var mıdır? CEVAP Önce farzı bildirelim: Farzı ayn: Herkesin bizzat kendisine farz olanlara denir. Ehl-i sünnet itikadını kısa olarak ve günlük işlerindeki, ibadetlerdeki farzları, haramları iyice öğrenmek, mesela namaz kılmak ve içkinin haram olduğunu öğrenmek farz-ı ayndır. Farz-ı kifaye: Birkaç kişi onu yaparsa ötekiler bu farz borcundan kurtulur. Cenaze namazı kılmak, fen ve tıp bilgilerini öğrenmek, okunan Kur’an-ı kerimi dinlemek farz-ı kifayedir. Sünnet-i kifaye: Bir veya birkaç kişi işlese, diğerlerinin işlemesi gerekmeyen sünnetlerdir. Selam vermek, ezan okumak, teravihi cemaatle kılmak, Ramazan-ı şerifte itikâf etmek gibi. Vacib-i ayn: Herkesin bizzat kendisine vacib olanlara denir. Vitir namazı kılmak, zengin olan için kurban bayramında kurban kesmek gibi. Vacib-i kifaye: Birkaç kişi onu yaparsa ötekiler bu vacib borcundan kurtulur. Vacibin kifayesi çok azdır. Bazı âlimlere göre, bazı işler vacibi kifayedir. Mesela bir oturumda Resulullah efendimizin ismi tekrarlansa, her söylenişte, salevatı şerife okumak müstehab iken, bazı âlimlere göre vacibi kifayedir. İçlerinden biri salevat getirse diğerlerinin getirmesi gerekmez. Vacib de; vacib li-aynihi ve vacib li-gayrihi olabilir.
270

www.dinimizislam.com

Vacib li-aynihi: Vitir namazı, bayram namazları ve tilavet secdesi gibi. Vacib li-gayrihi: Secde-i sehv yapmak, iki rekat tavaf namazı, bozulan nafileyi kaza etmek gibi. Haram da, haram li-aynihi ve haram li-gayrihi diye ikiye ayrılır. Haram li-aynihi: Alkollü içki içmek, domuz eti, kan ve leş yemek gibi. Haram li-gayrihi: Bunlar asılları itibariyle helal olup, başkasının haklarından dolayı haram olan şeylerdir. Mesela birisinin parasını çalmak, faiz ve kumar ile para kazanmak gibi.

İbadet ve taat ne demektir
Bir ilmi öğrenmek isteyen, o ilme ait kelime ve deyimleri bilmesi gerekir. Allahü teâlânın rızasına kavuşmak ve sevap kazanmak niyeti ile farzları, sünnetleri yapmaya ve haramlardan ve mekruhlardan kaçınmaya [İslam hükümlerini] yerine getirmeye ibadet etmek denir. Niyetsiz ibadet olmaz. Amel, üçe ayrılır: 1- Masıyet: Günah olan işler. İçki içmek gibi. 2- Taat: Allahü teâlânın beğendiği şeyler. Taat yapan müslümana sevap verilir. Sadaka vermek gibi. Taat, niyetsiz veya Allah için niyet ederek yapılınca, sevap hasıl olur. Taat yaparken, Allahü teâlâ için yaptığını bilmese de sevap hasıl olur. Sevap hasıl olması için, Allah rızası için niyet etmek lazım olan taate ibadet denir. 3- Mubah: Günah veya taat olduğu bildirilmemiş olan işler. Niyete göre, taat veya günah olur. Şık giyinmek gibi. Karşı cinse güzel görünmek, onu elde etmek için güzel giyinmek günah olur. İslam’ın vakarını korumak için güzel giyinmek ise taattir. Her mubah, iyi niyet ile yapılınca taat olur. Bir kimse Allahü teâlâ için yaptığını bilerek taat yaparsa, buna Kurbet denir. Kurbet olan işi de yaparken sevap hasıl olması için niyet etmek şart değildir. Niyetsiz alınan abdest ibadet olmaz, kurbet olur ve bu abdestle Hanefi’de namaz kılınır. Demek ki, her ibadet kurbet ve taat oluyor. Kur'an-ı kerim okumak, vakıf yapmak, köle azat etmek, sadaka vermek, abdest almak ve benzerleri yapılırken sevap hasıl olmak için, niyet lazım olmadığı için, kurbet ve taat oluyor. Fakat, ibadet değildir. Taat veya kurbet olan bir iş yapılırken, Allah için niyet edilirse, ibadet yapılmış olur. Allah rızası için taat yapmaya ve sevap kazanmak niyeti ile yapılan mubahlara kurbet denir. Allahü teâlâyı tanımaya yarayan fizik, kimya, biyoloji, astronomi gibi bilgileri öğrenmek taattir, kurbet değildir. Çünkü kâfir, Allahü teâlânın varlığını, bunları öğrenirken değil, öğrendikten sonra anlar. Taat, kötü niyet
271

www.dinimizislam.com

ile yapılırsa, günah olur. Güzel niyetlerle taatin sevabı artar. Özetlersek: İbadet: Kulluk vazifelerini İslamiyet’in bildirdiği şekilde yerine getirmek demektir. Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymak, mesela namaz kılmak, zekât vermek gibi. Taat: Allahü teâlânın beğendiği şey. Buna hasene de denir. Sadaka vermek, Kur’an-ı kerim okumak gibi. Kurbet: Yakınlık. Taati, Allahü teâlâ için yapmak demektir. Mesela sadaka verirken, Allah rızası için vermeye niyet etmek kurbettir. Îsâr, muhtaç olduğu bir şeyi kendi kullanmayıp, muhtaç olana vermektir. İnsana gereken şeylerde îsâr yapılır. Kurbet ve ibadetlerde îsâr yapılmaz. Mesela örtünecek kadar elbisesi olan, bunu muhtaç olana vermez, kendi kullanır. Namazda ön saftaki yerini başkasına vermez. (Eşbah) Sual: Tam İlmihal’de deniyor ki: (Taat veya kurbet olan bir iş yapılırken, Allah için niyet edilirse, ibadet yapılmış olur. Fakat bunlar, ibadet olarak emir olunmadı. Allahü teâlâyı tanımaya yarayan fizik, kimya, biyoloji, astronomi gibi bilgileri öğrenmek taattir, kurbet değildir. Çünkü kâfir, Allahü teâlânın varlığını, bunları öğrenirken değil, öğrendikten sonra anlar.) Bu ilimleri öğrenmek kâfir için taat midir? CEVAP Hayır taat değildir. Taat olabilmesi için Müslüman olması gerekir. Orada, (Çünkü kâfir, Allahü teâlânın varlığını, bunları öğrenirken değil, öğrendikten sonra anlar) deniyor. Allah’ın varlığını anlayıp Müslüman olursa, o zaman okudukları taat olur.

Caiz ne demektir
Sual: Caizdir demek helaldir demek midir? Eğer böyle ise neden "Caiz" yerine "Helal" veya "Caiz değildir" yerine "Haramdır" denmiyor? CEVAP Caiz kelimesi, cümlede kullanıldığı yere göre çeşitli manalara gelir: 1- Caiz, genel olarak ruhsat verilmiştir, günah değildir manasındadır. Fakat, caiz denilen şeyi yapmamak daha iyidir. 2- Yapılması daha iyi demektir. 3- Yapılması tenzihen mekruh demektir. 4- Yapılması tahrimen mekruh demektir. 5- Yapılması mubah demektir. 6- Yapılması vacip, gerekir demektir.
272

www.dinimizislam.com

7- Yapılması günah demektir. Şimdi bunlara birkaç misal verelim: 1- (Cemaatle namaz kıldıktan sonra, duayı beklemeden gitmek caiz) demek, (Günah değildir, gidilebilir, ancak gitmeyip duayı beklemek daha iyi olur) demektir. (Kur'an-ı kerimi abdestsiz ezberden okumak caizdir) demek de böyledir. Günah olmaz, fakat abdestli okumak daha iyi demektir. (Sabah namazında aldığı abdest bozulmadan, bu abdest ile, öğleyi, ikindiyi, akşamı ve yatsıyı kılmak caiz) demek de böyledir. Yani günah olmaz, fakat her namaz için abdest almak daha iyi olur. (Yaşlı kadının elini öpmek caizdir) demek de böyledir. 2- (Namazda rüku ve secde tesbihlerini üçten fazla [5,7,9,11 gibi] söylemek caiz) demek, daha iyi olur, müstehaptır demektir. (Abdest bozulmadan, her namaz vaktinde abdest üstüne yeniden abdest almak caiz) demek, yapılması daha iyi olur demektir. (Cuma namazında, imamın secde-i sehv yapmaması caiz olur) demek de böyledir. 3- (Amca ve dayı kızı ile evlenmek caiz) demek tenzihen mekruhtur, bir mecburiyet olmadıkça, yapılmaması daha iyi olur, yapılırsa da günah olmaz demektir. Fıkıh kitaplarında, (Şarap yapana üzüm satmak caizdir) buyurulması da böyledir. (Güneşte ısınan su ile abdest almak caiz; fakat tenzihen mekruh) demek de böyledir. Hıristiyanın kestiği hayvanın etini yemek de böyle caiz; yani tenzihen mekruhtur. 4- (Hıristiyan kadınla evlenmek caiz) demek, zimmi olursa tenzihen mekruh, harbi olursa tahrimen mekruh demektir. [Zimmi, İslam devletine haraç, cizye gibi vergiler veren gayrı müslim vatandaş demektir. Harbi ise, vatandaş olmayan gayrı müslim demektir.] 5- (Pamuk gömlek giymek caiz) demek, yapılmasında veya yapılmamasında bir mahzur yoktur demektir. Böyle mubah işler, niyete göre daha iyi veya daha kötü olabilir. Kadınların süslenmesi caizdir. Kocası için süslenmesi iyi olur, yabancılar için süslenmesi caiz olmaz. 6- (Hastalık sebebiyle yarasından kan, irin akanların, idrar kaçıranların, abdest ve namazlarının bozulmaması için Maliki mezhebini taklit etmeleri caiz) demek, yapılması gerekir demektir. Bunun gibi, (Mahalle mescidinin gelirlerini, masraflarını idare etmek için mütevelli [vazifeli bir memur] tayin etmek caiz) demek, gerekir
273

www.dinimizislam.com

manasınadır. (Bir kadın, peruk takarak sokağa çıkamaz. Ancak erkekler arasında başını açmak zarureti olduğu zaman, başını peruk takarak örtmesi caiz) demek, başını açması günah olur, peruk takması şarttır demektir. 7- (Bir babanın malının hepsini bir çocuğuna hediye etmesi caiz olur) demek, hediyeyi alan çocuğa bunun hiç mahzuru olmaz, fakat çocukları arasında ayrım yaptığı için babaya günah olur demektir.

Caiz değil ne demektir?
(Caiz değil) demek de: 1- Mekruh, 2- Haram, 3- Fâsid, 4- Küfür, 5- Sahih değildir, 6- İtibar edilmez, 7- Bid'at manasına da gelir.

Birer misal verelim:
1- (Namaz kılmak için, cami resimli seccadeyi yere sermek caiz değil) demek, mekruhtur demektir. Genel olarak mekruh denilince, tahrimen mekruh anlaşılır. 2- (Alkollü içkilerin damlasını içmek caiz değil) demek, haram demektir. 3- (Yürüyerek namaz kılmak caiz değil) demek, fâsid yani namaz bozulur demektir. 4- (Allah göktedir demek caiz değildir) demek, küfür olur, yani böyle söyleyen kâfir olur demektir. (Şaka olarak da olsa, zünnar denilen papaz kuşağını bele bağlamak caiz değil) demek de böyledir. Yani zünnar kuşanan kâfir olur. Bunun gibi, (Müslüman kızın, kâfir erkekle evlenmesi caiz değil) demek, evlenirse, kâfir olur demektir. 5- (Diş çukurundaki yemek artığının altına su geçmezse gusül caiz olmaz) demek, gusül sahih olmaz, geçerli olmaz demektir. 6- (Müctehid olmayanın, âyet-i kerimeden ve hadis-i şeriflerden mana çıkararak, kendi anladığına göre hareket etmesi caiz değil) demek, muteber değildir, hiç kıymeti yoktur demektir. 7- (Sakalı bir tutamdan kısa yapmak caiz değil) demek, bid'at olur demektir. Bid'at ise haramdır. Çünkü sünneti değiştirmiş oluyor.

İstihsanen caiz
Sual: Fıkıh kitaplarında istihsanen caiz ifadesi geçiyor. Bu ne demektir?
274

www.dinimizislam.com

CEVAP İstihsan, bir şeyi güzel görmek demektir. Istılahta, açık olan hükmü değil de, tesir bakımından daha kuvvetli olan, insanların işine yarayacak faydalı yönünü bulup çıkarmayı esas alan ictihad şeklidir. Birkaç örnek verelim: 1- Bir kimse başkasının fitresini veremez. Herkes fitresini kendisi verir. Kaide bu. Ama bir kimse, karısı ile büyük çocuğunun izinleri olmadan fitrelerini verirse, bu istihsanen caizdir. Hatta karısı ve çocuğu diye kayıtlamadan aile efradı arasında bulunanların emri olmadan fitrelerini verse, istihsanen caizdir. Çünkü zaten onların nafakalarını veriyor, fitrelerini de vermesi yadırganmaz. (Redd-ül-muhtar) 2- Nafile namazlarda, her iki rekatta bir oturulur. Fakat yanılarak ilk oturuşu terk ederse secde-i sehiv yaparak namazına devam etmesi istihsanen caiz görülmüştür. (Hulasa) 3- Cenazeyi yıkamak farzdır. Yıkanmadan cenaze namazı kılınmaz. Yıkanmadan gömülen, üzerine toprak atılmamış ise, çıkarılıp yıkanır, sonra namazı kılınır. Eğer cenaze defnedildikten sonra, haber verseler, artık cenaze kabirden çıkarılmaz. Kabir üzerine namaz kılmak artık istihsanen caizdir. Yıkama imkanı kalmamıştır. Yıkama farzı sakıt olmuştur. (Cevhere) 4- Düşmanı güçlendirici bir şey satmak caiz değildir. Mesela top tüfek gibi savaş aletlerini satmak haramdır. Ama gıda maddelerini ve elbise satmak istihsanen caizdir. (Dürr-ül muhtar) 5- Bir kimse borçlusundaki alacağını alarak, o miktarı sadaka olarak vermesi için birisini vekil etse, o da borçludan almak üzere kendi malından o kadar lira tasadduk etse, istihsanen caizdir. (Münteka)

Caiz değil, mekruhtur
Sual: Caiz değildir, mekruh anlamına da kullanılır mı? CEVAP Caiz değil, daha çok haramdır anlamında kullanılırsa da, mekruhtur anlamında da kullanılır. Muteber kitaplardan alınan birkaç örnek: 1- Namaz kılmak için, cami resimli seccadeyi yere sermek caiz değil, mekruhtur. 2- Yatsıyı gece yarısından sonraya bırakmak caiz değil, mekruhtur. 3- Tesbihleri 5, 7, 9, 11 kere okumak müstehab; fakat imamın üçten fazla okuması caiz değil, mekruhtur 4- Kaba avret yerlerine yapışık dar pantolonla namaz kılmak caiz değil, mekruhtur. 5- Kadınların cenaze namazı kılması caiz değildir, mekruhtur.
275

www.dinimizislam.com

6- Önceden hazırlanan cenaze namazını, mekruh vakte bırakmak caiz değil, mekruhtur. 7- Caminin içinde alış veriş yapmak mekruhtur, caiz değildir. 8- Ezanı mescidin içinde okumak caiz değildir, mekruhtur. 9- Domuz ve insan kemiğiyle tedavi olmak caiz değildir, mekruhtur. 10- Kadının kadına süslenmesi caiz değil, mekruhtur. 11- Sıkıntıya sabredemeyenin, kendisi muhtaçken sadaka vermesi caiz değil, mekruhtur. 12- Hanefi’de deniz haşaratını yemek caiz değil, mekruhtur. Diğer üç mezhepte caizdir. 13- Dünyalığa kavuşmak için başka mezhebi taklit etmek caiz değildir, mekruhtur.

Ahsen-ül halıkin
Sözlüğe bakılırsa, (Yaratıcıların en güzeli) demek olduğu, bir çok yaratıcı bulunduğu zannedilir. Piyasadaki Kur’an tercümeleri de bundan pek farklı sayılmaz. Onun için sözlükten, Kur'an tercümesinden din öğrenilmez. Muteber tefsirlere, akaid ve fıkıh kitaplarına bakmak gerekir. Beydavi tefsirinin Şeyhzade haşiyesinde buyuruluyor ki: ("Ahsen-ül-halıkin" takdir edenlerin en iyisi, en güzeli demektir. Çünkü halketmenin hakiki manası, ihtira, inşa ve ibdadır. Bu kelime, yani halık, bu âyet-i kerimede takdir eden manasında kullanılmıştır. Çünkü ihtira manasındaki halketmek, Allahü teâlâdan başkası için düşünülmez ki, Allah onların en güzeli, densin.) [C.4, s. 68]

Allah razı olsun
Allah razı olsun demek, bu halinden Allah razı olsun demek değildir. Allahü teâlâ, seni razı olacağı hale getirsin manasında bir duadır. (Mektubat-ı Rabbani)

Allah’ın ipi ne demektir
Ahmed bin Muhammed Tahtavi hazretleri buyuruyor ki: Kur'an-ı kerimdeki (Allah’ın ipi)nden maksat, cemaattir. Cemaat da, fıkıh ve ilim sahipleridir. Fıkıh âlimlerinden bir karış ayrılan dalalete düşer. Sivad-ı a'zam, fıkıh âlimlerinin yoludur. Fıkıh âlimlerinin yolu da, Peygamber efendimiz aleyhisselamın ve Hulefa-i raşidinin yoludur. Bu yoldan ayrılanlar, Cehenneme gider. Kurtuluş, Ehl-i sünnet vel cemaat fırkasındadır. Fırka-i sünnet vel cemaat fırkasındadır. Fırka-i naciyye,
276

www.dinimizislam.com

bugün dört mezhepte toplanmıştır. Bu zamanda bu dört hak mezhepten birine tâbi olmayan, bid'at sahibi olup Cehenneme gider.) [Tahtavi] M. Hadimi hazretleri buyuruyor ki: (Dindeki dört delil, müctehid âlimler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdiği hükümdür. Çünkü biz, âyetten ve hadisten hüküm çıkaramayız. Bunun için, mezhebimizin bir hükmü, âyet ve hadise uymuyor gibi görünse de, mezhebimizin hükmüne uyulur. Yahut başka bir âyet veya hadisle değişmiştir, yahut tevil edilmesi gerekir. Bunları da ancak müctehid âlimler anlar. Bunun için tefsir ve hadis değil, âlimlerin kitaplarını okumamız gerekir.) [Berika s.94]

Allah’ın salât etmesi
Allah’ın salât etmesi rahmet, meleklerin salâtı dua, müminlerinki ise Peygamber efendimizin şefaatini taleptir. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Bana bir salevat getirene, Allah ve melekleri 70 salât getirir.) [İ. Ahmed] Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemin ismini işitenin ömründe bir defa salevat getirmesi farz, okuyunca, yazınca, söyleyince, işitince ilkinde söylemek vacip, tekrarında müstehaptır. (Redd-ül-muhtar) Namazların sonunda okunan salli barikler salevattır. Peygamber efendimize salevat getirmek için Allahümme salli ala Muhammed ve ala âli Muhammed demek kâfidir. Salli barikleri okumak daha sevaptır. En kısa olarak Muhammed aleyhisselam denir. Peygamber efendimize salevat-ı şerife getirmenin fazileti çoktur.

Anam babam sana feda olsun
Sual: Sahabelerin, Peygamberimize “Anam babam sana feda olsun” dediklerini okudum. Bu ne demektir? Niye kendileri feda olmuyor da ana babalarını feda ediyorlar? Peygamberimiz için “Ya Resulallah, canım sana feda olsun, sana ve yoluna kurban olayım” dediklerini okudum. Böyle söylemek caiz mi? CEVAP Evet caizdir. Eshab-ı kiram caiz olmayan şeyi yapmaz. Caiz olmasa idi, Peygamber efendimiz müdahale eder, öyle söylenmez diye bildirirdi. (Anam babam sana feda olsun ya Resulallah) demek, (Senin emrini onların emrine tercih ederim) demektir. Resulullah efendimizi, malımızdan mülkümüzden, ana babamızdan ve herkesten çok sevmemiz gerekir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
277

www.dinimizislam.com

(Beni ana-babasından, evladından ve herkesten daha çok sevmeyen, [hakiki] mümin olamaz.) [Buhari]

Beytullah
Beyt, ev; Beytullah, Allah’ın evi demektir. Kâbe’ye "Beytullah" dendiği gibi, cami ve mescide de "Beytullah" denir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Yeryüzünde Allah’ın evleri, mescidlerdir. Oraya gelene Allahü teâlâ ikramda bulunur.) [Taberani] (Mescidler Allah’ın evleridir. Oraya gelen müminler de Allah’ın birer ziyaretçisidir. Allahü teâlâ da ziyaretçisine ikram eder.) [Hakim] (Camiler, Allah’ın evleridir. Allahü teâlâ, camiye devam edenlerin, beden ve ruhlarının rahatını ve Sırattan geçip Cennete girmelerini tekeffül etmiştir.) [Beyheki] [Tekeffül, kefil olmak, birinin işlerini üzerine almak demektir.] Beytullah, yani Allah’ın evi demek, Allah’a ibadet edilen, namaz kılınan yer demektir. Allah mekandan münezzehtir. Beytullah demekle Allahü teâlâya mekan ittihaz edilmiş olmaz. Allah mekandan münezzehtir.

Allah’ın evi
Sual: Beytullah, Kâbe demek değil midir? Mabetlere Beytullah denir mi? CEVAP Beytullah, Allah’ın evi demektir. Mabede de, camiye de, mescide de, Beytullah denir. Mabet, ibadet edilen yer demektir. Cami, toplanılan, toplanılıp ibadet edilen yer anlamındadır. Mescid, Allahü teâlâya secde edilen, ibadet edilen yer demektir.

Dinde reform
Reform, ıslah etmek, bozulmuş bir şeyi düzelterek, eski doğru haline getirmek demektir. Hıristiyanlık bozulduğu için reform yapıldı. Müslümanlık bozulmadığı için böyle bir hareket bozmak olur. Bunun için reform yapmak isteyenlerin, dinimizi içten yıkmak istedikleri anlaşılmaktadır.

Ebu ne demektir
Sual: Arapçada ebu baba demektir. Ancak arapça bilen bir bayan, (Ebu Hureyre kedi babası değil, kedili demektir, Ebu turab toprak babası
278

www.dinimizislam.com

değil topraklı demektir, böyle kelimeler lı, li anlamındadır) dedi. Doğrusu hangisidir? CEVAP İkisi de, Arapçadaki anlamını verememektedir. Önce baba kelimesi Türkçede ne anlamlara gelir bir bakalım: İnsanlara iyilik eden, onları himayesine alan kimselere mecaz olarak, Baba adam, Fakir babası denir. Yaşlı kimselere de hürmeten Baba denir. Tekke büyüğüne de baba denirdi. Bektaşi babası gibi. Bugün çete başlarına mafya babası, parası çok olana da para babası denmektedir. Paranın babası olur mu? Demek ki burada baba o anlamda değil. Ebu Cehil, cahilin babası veya cahilli demek değil, cahilin daniskası, kuru cahil demektir. Ebu Hüreyre’deki baba da bu anlamdadır. Kedi babası, yani kediyi seven, kedileri bakıp gözeten, onlara şefkat gösteren kimse demektir. Ebu Bekri Sıddık da böyle, doğruyu tasdik eden, katıksız tam doğru kimse demektir. Türkçede bunları ifade eden kelime olmadığı için zorlanıyoruz. Ebu Turab da öyle, toprakla haşır neşir olan, eli yüzü topraklı, toprağı, yani secde etmeyi seven gibi anlamları var. Ebu Hanife de öyle. Yani Hanif, doğru inanan, İslamiyet’e sarılan kimse demektir. Ebu Hanife, gerçek müslümanların hamisi, koruyucusu, babası demektir. Yoksa bayanın dediği gibi hanefili değildir. Görüldüğü gibi, ebuyu baba diye tercüme etmek Türkçeye daha yakındır.

Ehl-i sünnet vel-cemaat
Ehl-i sünnet vel-cemaat demek, Resulullahın ve eshab-ı kiramın gittikleri doğru yolda bulunan âlimler demektir. Hak olan cemaat ve yetmişüç fırka içinde Cehennemden kurtulacağı bildirilmiş olan Fırka-ı naciyye bunlardır. Kur'an-ı kerimde, (Parçalanmayın) buyuruldu. Bu âyet-i kerime, itikadda, inanılacak bilgilerde parçalanmayın demektir. Yani nefslerinize ve bozuk düşüncelerinize uyarak, doğru imandan ayrılmayın demektir. İtikadda ayrılmak, parçalanmak elbette hiç caiz değildir. Hadis-i şerifte de (Cemaat rahmet, ayrılık azaptır) buyuruldu. (Parçalanmayın) âyet-i kerimesi fıkıh bilgilerinde ayrılmayın demek değildir. Ahkâmda, amellerde olan ictihad bilgilerindeki ayrılık, hakları, farzları, amellerdeki, ince bilgileri ortaya koymuştur. Eshab-ı kiram da, günlük işleri açıklayan bilgilerde, birbirlerinden ayrılmışlardı. Fakat, itikad bilgilerinde hiç ayrılıkları yoktu. Hadis-i şerifte, (Ümmetimin ayrılığı [mezheplere ayrılması] rahmettir) buyuruldu. Dört mezhebin, amel bilgilerinde ayrılması böyledir. (Hadika)
279

www.dinimizislam.com

Ehven-i şer
Sual: Ehven-i şer ne demektir? CEVAP Mecelle’nin 29. maddesinde (Ehven-i şerreyn ihtiyar olunur) buyuruluyor. İki şerden en az zararlısı tercih edilir. Yani iki zararlı şeyden birini tercih etmek mecburiyeti hasıl olursa, daha az zararlı olanı tercih edilir. (Müminin başına iki bela gelirse, hafifini seçsin!) hadis-i şerifine benzeyen mecelle maddeleri de şöyledir: (Şiddetli zarar, en az, en hafif zarar ile önlenir.) [m. 27] (Birbirine zıt iki zarardan büyük olanınkinden kurtulmak için az zararlı olanını tercih etmek gerekir.) [m. 28] Önümüze çıkan şer iki de, beş de olabilir. Bizi ölüme mahkum edebilirler. (Ölümlerden ölüm beğen) diyebilirler. Yahut işkenceye tâbi tutabilirler. Elbette bunlardan bize tercih imkanı verilirse, en hafifini kabul etmemiz gerekir. İşte ehven-i şer bu demektir. Şerlerden biri de, (Ben şer değil, hayrın tâ kendisiyim) diyebilir. Kendilerine teslim olursak, bizi kırk haramilere teslim edebilir. Bu bakımdan canımızı, malımızı emanet ettiğimiz kimsenin sözüne değil, varsa geçmişteki işlerine bakmak gerekir. Şer grubunun içinden iyi niyetli birisi de çıkabilir. Fakat kuvvetliler mevcut iken, iyi niyetlinin yanına gitmek, hem bizim, hem de iyi niyetlinin felaketine sebep olur. Hayra koşmadan önce şerrin yok edilmesi gerekir. Mecelle’de buyuruluyor ki: (Def-i mefâsid, celb-i menafiden evladır.) [m. 30] Yani mevcut zarardan korunmak, bozgunculuğu yok etmek, menfaat sağlamaktan önce gelir. Yani önce zarar yok edilir. Zarar yok edilmeden fayda temin edilemez. Dünya sevgisini kalbden çıkarmadan Allah sevgisini koymak mümkün olmaz. Kalbine Allah sevgisini koymak isteyen, haramlardan kaçarak dünya sevgisini kalbinden çıkarması gerekir. Kalbden dünya sevgisi çıkınca, Allah sevgisi kendiliğinden girer. İman ile küfür birbirinin zıddıdır. İki zıt bir arada bulunamaz. Yani hem Allah sevgisi, hem de Ebu Cehlin sevgisi bir kalbde bulunamaz. (Ben hayrın tâ kendisiyim) dediği halde, şerle ittifak kurup haramilerin bağlanmış ellerini açan, hayrı da, şerri de bilmeyen gafil kimsedir. Mühim bir husus da şudur: Sevdiğimiz birkaç kişinin hatırı, menfaati için birçok kimseye zarar vermek asla doğru olmaz. Aksine bu birkaç sevdiğimizi feda etmemiz yerinde olur. Nitekim Mecelle’de buyuruluyor ki: (Çok kimseyi zarardan kurtarmak için bir veya birkaç kimseye zarar yapılabilir.) [m.26]
280

www.dinimizislam.com

Birkaç kişi zarar görecek diye, bütün milletin zararına razı olmak akıl kârı değildir. Geçmiş tecrübelerden ibret almak lazımdır.

Eyvallah
Sual: Eyvallah demek uygun mudur? CEVAP Eyvallah kelimesi Türkçede şu yerlerde kullanılmaktadır: 1- Birisi bir şey ikram edince, teşekkür ederim anlamında, eyvallah denir. 2- Ayrılıp giderken, Allah’a ısmarladık anlamında eyvallah denir. 3- Birisi yardım eder misiniz diye sorunca, evet anlamında eyvallah da deniyor. Deyim olarak da, eyvallah demek, hoş görmek, eyvallah etmemek, kimseye boyun eğmemek, Eyvallahı olmamak, müdarası olmamak demektir. Arapça olarak, iy-vallah, vallahi öyledir anlamına gelir. Bu bakımdan mecbur kalmadıkça, bu kelimeyi kullanmamalıdır!

Fâsık
Sual: Fâsık ne demektir? Fâsıkla ilgili hükümler hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP Haram işleyene, günah işlediği bilinene, açıktan günah işleyene fâsık denir. Mesela namaz kılmayan, içki içen, kumar oynayan, yabancı kadınlara bakan, hanımını, kızını açık gezdiren fâsıktır. İşlediği günaha da fısk denir. Küçük günaha devam eden de fâsık olur. Fâsıklar hakkında hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Fâsık övülünce, Rabbimiz gadaba gelir.) [Beyheki] (Dinin afeti üçtür: Fâsık âlim, zalim idareci, cahil sofu.) [Deylemi] (Fıskı aşikâre olan fâsıka lanet olsun.) [Deylemi] (Fıskını ilan eden fâsık, hürmeti kaybetmiştir.) [Deylemi] Müslüman kadın, fâsık kadınların yanında da saçı açık duramaz. Mürted amca ve dayının yanında da açık duramaz. Mürted ana-babanın yanında, başı açık durmak caiz ise de, ellerini öpmek caiz değildir. Müslüman kadın, kâfir kadınla, zaruretsiz müsafeha edemez. Zaruret olunca, Hanbeli mezhebini taklit eder. Fıskı yayılmış olmasa da, fâsık erkek, saliha kızın, hatta salih kimsenin kızının küfvü [dengi] olamaz. Hazret-i Azrail, fâsık ve kâfirlerin ruhunu diğer meleklere emrederek
281

www.dinimizislam.com

aldırır. Malını hayrata sarf edip, fâsık olan çocuğuna miras bırakmamalıdır. Çünkü, günaha yardım etmek olur. Fâsık çocuğa nafakadan fazla para, mal vermemelidir. (Bezzâziyye) Kâfir ve fâsık doktora muayene ve tedavi caiz; fakat bunların sözleri ile ibadet bozulmaz. Mesela (Orucu aç, bu hastalık oruç tutmana manidir. Gusletme, su sana zararlıdır) dese, salih bir doktora sormak gerekir. Mütehassıs ve salih doktorun sözü ile hareket edilir.

Felek
Sual: (Kahpe felek, kimine kavun yedirir, kimine kelek) sözü küfür müdür? CEVAP Küfür değildir. Felek, kelimesinin birkaç manası varsa da meşhur manası dünya demektir. Kahpe dünya da denir. Burada kötülenen dünyadır. Bir hadis-i şerifte de, (Dünya mel’undur) buyuruluyor. Feleğin yani dünyanın kendisi melun değil, orada işlenen haramlar ve mekruhlar mel’undur. Aşağıda dünya ve felek ile ilgili deyim ve atasözleri incelenirse, felek ile dünyanın genelde aynı anlamda kullanıldığı görülür: Feleğin çemberinden geçmek: Başından çeşitli olaylar geçip çok tecrübe sahibi olmak. Hayatın acı, tatlı günlerini görüp geçirmiş olmak. Felek, kimine kavun yedirir, kimine kelek: Kimi rahat, kimi sıkıntı içinde yaşar. Feleğin sillesini yemek: Büyük bir yıkıma uğramak. Feleğini şaşırmak: Ummadığı bir durumda kalmak, şaşkına dönmek. Felekten bir gün çalmak: Güzel bir gün geçirmek. Felek yâr olsa: Şartlar uygun giderse. Feleğe küsmek: Dünyaya küsmek, şansına küsmek. Feleği şaşmak (Feleğini şaşırmak): Ummadığı bir duruma maruz kalmak. Feleğe baş eğmez: Hiç kimseye müdarası yok. Felek dönektir: Dünyaya güven olmaz. Ecelim gelmeden öldürdün felek: Dünyanın kahrı beni zamansız öldürdü. Bu manada kullanmak yanlıştır. Kimse eceli gelmeden ölmez. Feleğin her işi aksinedir deyimini İmam-ı Rabbani hazretlerinin şu sözü güzel açıklamaktadır: Dünya, insanın gölgesine benzer. Kovalarsan kaçar, kaçarsan kovalar.
282

www.dinimizislam.com

Acı olaylara maruz kalmayan, her istediğini yapacağını zanneder anlamında denir ki: Feleğin sillesini yemeyen bir baş, Elini demir sanır, yumruğunu taş. Dünya ile ilgili deyimler: Dünya başına dar gelmek: Çok sıkılmak, büyük bir çaresizlik içinde kalmak. Dünyayı zindan (zehir) etmek: Bir kimseyi çok sıkıntılı bir duruma sokmak. Dünya başına yıkılmak: Çok sıkılmak, ümidini kaybetmek. Dünya ölümlü, gün akşamlı: Hiçbir durum sürekli değildir, her iyi durumun bir sonu vardır. Dünya evine girmek: Evlenmek.

Fetva
Fetva, bir hususun dine uygun olup olmadığını, hangi fıkıh kitabının neresinden alındığını bildiren hüküm demektir. Mehazını göstermeden caiz veya caiz değil demek fetva olmaz. Müftinin müctehid olması gerekir. Müctehid olmayan kimse müfti yapılırsa, bunun müctehidlerin bildirdiklerini okuyup, öğrenerek bunları söylemesi gerekir. (İbni Hümam) Müctehid olmayan kimse bir hadis işitince, bu hadisten kendi anladığına uyarak amel edemez. Mezhebindeki müctehidlerin verdiği fetva ile amel etmesi gerekir. (Kifaye) Cengiz Han, Fatımiler ve hatta Abbasiler zamanında, haramlara caiz diyen müfti adını taşıyan devlet memurları vardı. Bunların yanında bir kısmı da gerçekten İslam müftisi idi. Bir kısmı ise, o zamanki hükümdarın arzusuna göre konuşurlardı. İslam müftileri, Allahü teâlânın emirlerini ve yasaklarını bildiren âlimlerdi. Müfti denilen devlet memurları ise, zaten dini bilmezlerdi. Allahü teâlânın yasak ettiği bir şeyi, hükümdar emr etmiş ise, (Bunu yapmak caiz değil) demezlerdi. Yahut bir zalim, Allahü teâlânın emrettiği bir şeyi yapmamış olsa, (Bunu yapmak gerekir) diyemezlerdi. Böylece müslümanları günaha ve büyük felaketlere sürüklemişlerdi. Böyle uydurma fetvaların verildiği zamanlarda, dinini kayıran müslümanlar, âlimlerin yazdığı fıkıh ve ilmihal kitaplarına uyup dinlerini kurtardılar.

Feyz
Feyz, kalbden kalbe gelen, insana Allahü teâlânın razı olduğu şeyleri
283

www.dinimizislam.com

yaptıran nurdur, bir kuvvettir. Feyzler, Resulullahın mübarek kalbinden yayılmakta, evliyanın kalbleri vasıtası ile, evliyayı çok seven kalblere gelmektedir. Feyze kavuşan bir insanın kalbi, ilimler, marifetler, kerametler hazinesi olur. Bu saadete kavuşmak için, Ehl-i sünnet itikadında olmak ve dinin emir ve yasaklarına uymak şarttır. Bedeni besleyen rızklar ve kalbi temizleyen feyzler, ezelde takdir ve taksim edilmiştir. Fakat, bunlara kavuşmak için, âdet-i ilahiyyeye uymak, sebeplerini aramak, bulmak için çalışmak gerekir. Şartlarına uyarak çalışana elbet verilir. Kıymetli ulema ve evliyanın kitaplarından hazırlanmış olan Hakikat Kitabevi’nin yayınlarından ilmihal ve diğer kitaplardan her gün bir veya iki sayfa okuyan feyz alır. Feyz, nur demektir. Nur kalbe yağar, kalbi temizler. Okudukça kalb nurlanır. Okuduğunu da anlamaya başlar. Evliya, Resulullahı iyi tanıdığı için, Onun mübarek kalbinden feyz alır ve bu feyzler, bunun kalbinden, kendisine bağlananların kalblerine akar. Feyz gelen kalb temizlenir. Ahlakı güzel olur. Velinin kalbindeki feyzler, nurlar, güneşin ziyası gibi yayılır. Onu seven müslümanların kalblerine akar. Onların bu feyzleri aldıklarından haberleri olmaz. Kalblerinin temizlendiğini anlarlar. Karpuzun güneş karşısında olgunlaştığı gibi, kemale gelirler. Eshab-ı kiram, Resulullahın sohbetinde, böyle kemale geldi.

Hadis-i kudsi
Allahü teâlânın, Peygamberlerine haber vermesine, bildirmesine Vahy denir. Vahy, iki türlüdür: Birincisi Cebrail aleyhisselamın, Allahü teâlâdan aldığı haberleri getirip Peygambere okumasına, Vahy-i metlu denir. Bu vahyin kelimeleri de, manaları da Allah’tan gelmiştir. Kur'an-ı kerim böyledir. Vahyin ikinci kısmı, Vahy-i gayr-i metludür. Bu vahy, Allahü teâlâ tarafından Peygamberin kalbine bildirilir. Peygamber, bu vahyi, kendi bulduğu kelimelerle yanındakilere söyler. Bu sözlere, Hadis-i kudsi denir. Hadis-i kudsinin kelimeleri, Peygamberdendir. Peygamberin kelimeleri de, manaları da kendinden olan sözlerine, Hadis veya Hadis-i şerif denir.

Hasbiyallah
Bes Farsçadır. Allah bes ifadesinin Arapçası (Hasbiyallah) demektir. Hasbiyallah, Allah bana yetişir demektir. Hasbünallah ise, Allah bize yetişir, kâfi gelir demektir. İbrahim aleyhisselamı ateşe atarlarken, (Hasbiyallah ve
284

www.dinimizislam.com

nimel vekil) dedi. Yani (Bana, Allah’ım yetişir, O iyi yardımcıdır) dedi. Kur'an-ı kerimde de böyle söylenmesi bildiriliyor: (De ki, Allah bana kâfi, tevekkül eden ancak Ona tevekkül eder.) [Zümer 38] Tevekkül eden ancak ona tevekkül eder demek, (Güvenip dayanacak olanlar, ancak Allahü teâlâya güvenip dayanırlar) demektir. Allah’tan başka güvenilecek, dost edinilecek hiçbir şey yoktur. Allah’tan gayrisine sığınmak örümcek ağına sığınmaya benzetilmiştir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah’tan başka dost edinenlerin hali, kendine yuva yapan örümceğin durumuna benzer. Halbuki evlerin en çürüğü örümcek yuvasıdır. Keşke bunu bilselerdi.) [Ankebut 41] O halde Allah bes, hasbiyallah demeliyiz ve bu sözümüzde İbrahim aleyhisselam gibi durmalıyız. Baki heves, masivadır, Allah’tan gayri şeylerdir. Allah’tan gayri şeylerle uğraşmak ise malayanidir. Hadis-i şerifte, (Bir kimsenin malayani ile vakit geçirmesi, Allahü teâlânın onu sevmediğine alamettir) buyuruluyor. (Mektubat-ı Rabbani) [Malayani, faydasız iş demektir.]

Hayhuy etmek
Sual: Seadet-i Ebediyye’nin üç yerinde, çalgı aletleri ile hayhuy etmenin zikir olmadığı bildiriliyor. Hay Allah demektir. Hayhuy neden zikir olmasın diyenlere nasıl cevap verelim? CEVAP Hayhuy, farsça bir kelimedir, gürültü, patırdı, karışıklık, kargaşa demektir. Kelimenin yarısını alıp, (hay, Allah demek) yanlıştır. Haydutluk kötü dense, hay kelimesine hakaret sayılır mı? Eğer bu işte, Seadet-i Ebediyye’yi tenkit etmek gibi, kötü bir maksat yoksa, bahsedilen tenkit koyu bir cehalet eseridir. Hay arabide diri, canlı olmak, hayatta olmak demektir. Hayat, ilim, semi, basar, irade kudret, kelam, tekvin, Allahü teâlânın sıfatlarındandır. Bu sıfatları söyleyerek de zikir yapılmıyor. Buradan, (Hay veya hayat Allah’ın sıfatıdır. Hay diye zikredenlere karşı çıkılıyor) demek çok yanlıştır. Çalgı ile zikretmek, la ilahe illallah demek de haramdır, küfürdür. Çalgı ile zikredenler, hayhuy demiyor, hayhuy ediyorlar. Hayhuy etmek gürültü çıkarmak demektir. Çalgılı zikir ibadet olmaz, hayhuy olur, haram olur, küfür olur. Haydan gelen huya gider, kolayca kazanılan şeyler, kolayca elden çıkar demektir. (Hay da, huy da Allah’tır, Allah’tan gelen Allah’a gider)
285

www.dinimizislam.com

demek yanlıştır. Hayhay baş üstüne demektir. Buradaki hayhay kelimesine de Allah demek yanlıştır.

İhya etmek
İhya etmek, diriltmek, yeniden can vermek demektir. Mecaz olarak, sevindirmek, saadete kavuşturmak demektir. Her ne kadar "Beni ihya ettiniz" demek, "Beni çok sevindirdiniz!" manasında kullanılıyorsa da, doğru değildir. Yaratmak kelimesini de, meydana getirmek manasında kullanmak doğru olmaz. Allah’tan başkası için yarattı, ihya etti demek uygun değildir.

İlmel yakîn, Aynel yakîn ve Hakkel yakîn
İlm-ül-yakîn, ilimle bilmek, Ayn-ül-yakîn, gözle görerek bilmek, Hakk-ul-yakîn, her şeyi ile bilmek, vakıf olmak demektir. Bir misalle açıklayalım! Medine-i münevverede yaşayan bir kimse, ömründe hiç kar görmese, kar kendisine anlatılsa, bu kimsenin kar hakkındaki bilgisine (İlm-ül-yakîn) denir. Yakından karı görmekle hasıl olan bilgisine de (Ayn-ül-yakîn) denir. Karı eline alıp incelese, soğukluğunu öğrense, biraz yiyip tadına baksa, bu bilgisine de (Hakk-ul-yakîn) denebilir. Murakabe yaparken evliyada bazı hallerin hasıl olmasına (İlm-ül-yakîn) denir. Kalbde bir ışık parlamasına (Ayn-ül-yakîn) denir. Allahü teâlânın ahlakı ile ahlaklanmaya da (Hakk-ul-yakîn) denir. (Mektubat-ı Dehlevi) Tasavvuf ehlinin, eserden müessiri, yani işi görerek, bunu yapanı keşf ile anlamasına (İlm-ül-yakîn) denir. (Mektubat-ı Rabbani c.3, m.39) Cennete ve Cehennemin varlığı yakîn olarak bilinirse, buna (İlm-ülyakîn), meleklerin bildiği gibi, bizzat müşahede edilerek görülürse, buna da (Ayn-ül-yakîn) denir. Dünyada yapılan kötü işlerin ahirette karşılığının Cehennem olduğu, böyle ilm-i yakîn ile bilinir. Tekasür suresinde mealen (İlm-i yakîn ile bilseydiniz, Cehennemi elbette görürdünüz) buyuruluyor. Peygamberler, ilm-i yakîn ile Cenneti, Cehennemi ve ahiret hallerini bilirler. Bu bilgilerine (İlm-ül-yakîn) denir. (Mükaşefet-ül-kulub)

İmsak
İmsak, gecenin bitimi, günün başlaması demektir. Dinimizde gün,
286

www.dinimizislam.com

imsak vaktinde başlar, bir dahaki imsak vaktinde biter. Ramazanda yiyip içmenin yasak olan vaktin başlaması demektir. Türkiye Gazetesi Takviminde yazılı olan imsak vaktinde, yiyip içmeyi kesmelidir! Türkiye'de bundan 15-20 dakika kadar sonra sabah namazı kılınabilir! Yanlış takvimlere göre hareket edip de, yiyip içmeye ezan okununcaya kadar devam eden kimsenin, suçu yanlış takvime bulması, kendini mesuliyetten kurtaramaz!

İtikâf
İtikâf, camiye girip ibadetle meşgul olmak demektir. Ramazan-ı şerifte itikâf, sünnet-i müekkededir. Ancak itikâf, sünnet-i kifaye olduğu için bir mahallede birkaç kişi itikâfa girerse, diğerlerinden bu sünnet sakıt olur. Bu bakımdan imkanı olanlar itikâfa girmelidir! İtikâf eden kimse camide yiyip içer, yatar. Abdest için dışarı çıkabilir. (Berika) Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (İtikâfta olan, günahlardan uzaklaşır, her iyiliği işlemiş gibi ecre kavuşur.) [İ.Mace] (Bir devenin 2 sağımı kadar itikâf eden, bir köle azat etmiş gibi sevap kazanır.) [Tenvir] (Ramazanda on gün itikâf eden, 2 defa [nafile] hac yapmış gibi sevap kazanır.) [Beyhekî]

Kalb gözü
Sual: Baştaki göz mü yoksa kalbdeki göz mü daha iyi görür? CEVAP Kalb gözü, baştaki gözden daha keskin görür. Nitekim Kur'an-ı kerimde mealen, (Gözünün gördüğünü kalbi yalanlamadı) buyuruluyor. (Necm 11) Cenab-ı Hak, İbrahim aleyhisselamdaki kalb gözünü kastederek buyuruyor ki: (Biz İbrahime, göklerin ve yerin gizli sırlarını gösterdik.) [Enam 75] Bu görme işinden habersiz olana da "kalbi kör" buyuruyor. Kur'an-ı kerimde mealen, (Gerçekte gözler değil, sinedeki kalbler kör olur) buyuruluyor. (Hac 46) Kalb körlüğü çok kötüdür. Kur'an-ı kerimde yine buyuruluyor ki: (Dünyada [kalb gözü] kör olan, ahirette de kördür.) [İsra 72]
287

www.dinimizislam.com

Hadis-i şerifte de, (Ümmetimden kalb gözü açık, ilham sahibi [evliya] kimseler vardır. [Hazret-i] Ömer bunlardan biridir) buyuruldu. (Buhari)

Kalb Yürek
Sual: Bazıları kalb ile yüreği aynı manada kullanıyorlar. Bunlar farklı değil mi? CEVAP Kalb, göğsümüzün sol tarafındaki et parçası değildir. Buna, yürek denir. Yürek, hayvanlarda da bulunur. Kalb, yürekte bulunan bir kuvvettir. Görülmez. Ampulde bulunan elektrik cereyanı gibidir. Buna, gönül diyoruz. Gönül insanlarda bulunur, hayvanlarda bulunmaz. Bedendeki bütün aza, kalbin emrindedir. His uzuvlarımızın duydukları bütün bilgiler kalbde toplanır. İtikad eden, yani iman eden, kâfir olan, kalbdir. Kalbi temiz olan, dine uyar. Kalbi kötü olan dinden kaçar. Güzel, iyi ahlakın ve kötü huyların yeri kalbdir. Allahü teâlâ dinlerini Peygamberleri, kalbi temizlemek için gönderdi. Kalbi temiz olan, herkese iyilik eder. Dünyada rahat, huzur içinde yaşarlar. Ahirette de, ebedi, sonsuz saadete kavuşurlar.

Kalu bela ne demektir
Cenab-ı Hak, ruhları yarattığı zaman, (elestü birabbiküm) buyurdu. Ruhlar da (bela) diye cevap verdiler. Elestü birabbiküm, (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) demektir. Kalu Bela ise, (Evet [Sen bizim Rabbimizsin] dediler) demektir. (Kalu Beladan beri müslümanım) demek, (Ruhlarımızın "Evet" dedikleri zamandan beri müslümanım) demektir. Neam da, bela da evet demektir. Olumsuz soruların olumlu tasdiki için neam değil, bela kullanılır. Mesela, (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) sorusuna neam denirse, (Evet sen bizim Rabbimiz değilsin) denmiş olur. Bela denirse, (Evet sen bizim Rabbimizsin) denmiş olur.

Kanaat
Kanaat, çalışmayıp tesadüfen önüne çıkanı kullanmak, başka bir şey aramamak demek değildir. Kanaat, bileğin emeği, alın teri karşılığı kazanılana razı olmak, başkasının kazancına göz dikmemek demektir. Başkasının daha çok kazandığını görünce, onu kıskanmamak, onun gibi çok çalışmak demektir. Kanaat demek, ihtiyacından fazla kalan kazancını bir yere yığmayıp, İslamiyet’in emrettiği hayırlı yerlere vermek; fakirlere,
288

www.dinimizislam.com

kimsesizlere, hastalara; cihad edenlere yardım etmek demektir. Kanaat, böylece iyi ahlakın kaynağı olduğu gibi, insana mahrumiyetler içinde kaldığı zaman saadet temin eden sarsılmaz bir kale gibidir. Şair der ki: Ey zaman! İnsanlara hücum ederken, beni de herkes gibi sanarak üzerime gelme! Bileğimi bükemezsin! Karşında beni yalnız sanma! Arkamda kanaat gibi yenilmez bir ordu vardır.

Keşke demek
Sual: Keşke demek haram, hatta küfür diyorlar. Keşke demekte mahzur var mıdır? CEVAP Keşke demek haram ve küfür değildir. Keşke demenin mahzuru olmaz. Ahiret nimetini kaçıran bir kimse, Allahü teâlânın takdirine isyan olarak değil de, pişmanlık olarak, keşke şu günahı işlemeseydim, keşke namazımı geciktirmeseydim demesi iyi olur, suçunu kabul edip özür dilemek olur, tevbe olur. Fakat kadere isyan olacak işlerde, keşke bunları yapmasaydım demek doğru olmaz. Burada uygun olmayan keşke demek değil, kadere isyan etmek yanlıştır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allah’a dayanıp işe giriş ve acze düşme! İş neticelenince, “Keşke şöyle yapsaydım” deme, “Allahü teâlâ böyle takdir etmiş” de, keşke demek, şeytanın işine yol açar.) [Müslim] Bunun için İbni Mesud hazretleri buyuruyor ki: (Olan bir işe keşke olmasa idi, olmayan bir işe keşke olsaydı demektense, ağzıma ateş almayı, kor yemeyi tercih ederim.)

Kıyamet ile ahiret
Sual: Kıyamet ile ahiret aynı anlama mı gelir? CEVAP Ölümden önceki hayata Dünya hayatı, ölümden sonraki hayata Ahiret hayatı denir. Ahiret hayatı üçe ayrılır: Mezardan kalkıncaya kadar Kabir hayatı, tekrar dirildikten, Cennete veya Cehenneme gidinceye kadar Kıyamet hayatı, üçüncüsü Cennet ve Cehennem hayatıdır.
289

www.dinimizislam.com

Kul, Mevla ne demektir
Sual: Eskiden halkın, padişaha "Kulunuz" diye kendini takdim ettiği, padişahın da halka, "Kulum" dediğini işitiyoruz. Yalnız Allah’a kul olunmaz mı? CEVAP Bazı kelimeler birkaç manaya gelir. Cümledeki yerlerine göre manaları değişir. Kul, mahlûk, insan, köle, bende, emir altında bulunan, tâbi, mensup gibi manalara gelir. Sultana bağlı askerlere Kapı kulu denirdi. Bende kelimesi de kul demektir. Bendeniz, kulunuz demektir. Bu tabir bugün bile tevazu ifadesi olarak kullanılmaktadır. Padişahlar, tebeasından olan sadık yardımcıları için "Kulum" tabirini kullanırlardı. Burada kulum, sağ kolum demektir. Mevla kelimesi de yedi manaya gelir. Meşhur olan üç manası ilah, köle ve efendi demektir. (Mevlamızın rahmeti boldur) cümlesinde mevla, ilah manasındadır. (Mevlana Halid-i Bağdadi, Mevlana Celaleddin-i Rumi kıymetli zatlardır) cümlesindeki mevla kelimesi, efendi demektir. Mevlana, efendimiz demektir. (Hazret-i Bilal, Hazret-i Ebu Bekrin mevlası idi) cümlesinde mevla, azat edilmiş köle manasına gelir. Bunun gibi bir çok kelime kullanıldığı yere göre mana alır. Sultanlar veya diğer büyük zatlar hakkında şanlarına yakışmayan bir şey duyunca, işin aslını öğrenmeden onlara su-i zan etmemelidir.

Mealen ne demektir
Mealen demek, tefsir âlimlerinin bildirdiklerine göre demektir. Yani tefsir âlimlerinin anladığı mana demektir. Bunun için Kur'an tercümesi denilen kitaplardan, Kur'an-ı kerimin manası anlaşılmaz. Kur'an tercümesi okuyan kimse, murad-ı ilahiyi öğrenemez. Tercüme edenin bilgi derecesine göre, yaptığı açıklamayı öğrenir. Bir cahilin veya bir sapığın yaptığı tercümeyi okuyan kimse de, Allahü teâlânın bildirmek istediğini değil, tercüme edenin anladım sanarak kendi kafasından anlatmak istediğini öğrenir. Kur'an-ı kerim tercümesini okuyan, amele, ibadete ait bilgileri öğrenemez. İtikada ait bilgileri ise öğrenmesi hiç mümkün olmaz. Çünkü 72 dalalet fırkası, Kur'an-ı kerime yanlış mana verdiği için sapıtmıştır. Kur'an
290

www.dinimizislam.com

tercümesi okuyarak, doğru imanı, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek mümkün olmaz. Hatta (Beydavi), (Celaleyn) gibi kıymetli tefsirleri bile bizim gibilerin anlaması mümkün değildir. Kur'an-ı kerimin manasını öğrenmek isteyen kimse, Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdığı, kelam, fıkıh ve ahlak kitaplarını okumalıdır. (Hadika)

Medeni
Güzel ahlak sahibi olan ve zamanının fen bilgilerinde yükselmiş olan müslümana medeni denir. Fende ilerlemiş, fakat ahlakı bozuk olana zalim, yobaz, eşkıya ve diktatör denir. Fen ve sanatta geri ve ahlakı bozuk olana vahşi denir. Medeniyet, şehirler yapmak ve insanlara hizmettir. Bu da, fen ile sanat ve güzel ahlak ile olur. Kısacası, fen ve sanatın güzel ahlak ile birlikte olmasına Medeniyet denir. Medeni insan, fen ve sanatı insanların hizmetinde kullanır. Görülüyor ki, hakiki müslüman, ilerici; dinsiz ise gerici, şaki ve zavallı bir kimsedir.

Mizmar
İbni Arabi hazretleri (Müsamere) adındaki kitabında diyor ki: Hadis-i şerifte, (Bir zaman gelir ki, müslümanlar birbirlerinden ayrılır, parçalanırlar. Dinden uzaklaşıp, kendi düşüncelerine, görüşlerine uyarlar. Kur'an-ı kerimi mizmarlardan şarkı gibi okurlar. Allah için değil, keyif için okurlar. Böyle okuyanlara ve dinleyenlere hiç sevap verilmez. Allahü teâlâ bunlara lanet eder. Azap verir) buyuruldu. Derin âlim, şeyh-ul-islam Ahmed ibni Kemal efendinin Kırk Hadisinin tercümesinde, 39. hadis-i şerifte, (Mizmarları kırmak için ve hınzırları öldürmek için gönderildim) buyuruluyor. Mizmar, düdük ve bütün çalgı aletleridir. Bu hadis-i şerifin manası, her çeşit çalgıyı ve domuz eti yemeği yasak etmek için emrolundum demektir.

Mübarek
Sual: Mübarek ne demektir, nerelerde kullanılır? CEVAP Mübarek kelimesi birkaç manada kullanılır: 1- Mukaddes, uğurlu, kutlu, mutlu, hayırlı manasına gelir. Mesela iyd-i mübarek, mukaddes bayram demektir. 2- Bereketli, feyizli, verimli manasında kullanılır. Mesela Nil-i mübarek, bereketli, verimli Nil demektir.
291

www.dinimizislam.com

3- Beğenilen, sevilen, kimse veya şey için söylenir. Mesela Veli efendi mübarek bir zattır. Yahut Mekke mübarek bir yerdir gibi. 4- Son devirde kızılan, şaşılan kimse ve şey için alay yollu söylenmeye başlanmıştır. Mesela Mübarekte akıl denen şey yok gibi. 5- Çok saygı duyulan kimseler için de kullanılır. Mesela Abdullah efendi mübarek bir ihtiyardır gibi. 6- Faziletli gün ve geceler için de kullanılır. Mesela Cuma günleri ve Kadir geceleri mübarek günlerdir gibi. 7- Tebrik etmek için kullanılır. Mesela Bayramınız mübarek olsun veya haccınız mübarek olsun gibi.

Muhlis ve Murad
Sual: Muhlis ve Murad isimlerinin tasavvufi manaları nasıldır? CEVAP Muhlis, ihlas sahibi demektir. İhlas, her işi, her ibadeti yalnız Allah rızası için yapmak demektir. Şu halde Muhlis, her işini Allah rızası için yapan demektir. Muhlis olarak ibadet etmek övülmüştür. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (De ki, ben ancak Allah’a muhlis olarak ibadet ederim.) [Zümer 14] Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (İhlas ile yapılan ibadet az da olsa insana kâfi gelir.) [Deylemi] İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: Zahmet çekerek elde edilen, devamsız ihlasın sahiplerine Muhlis denir. Devamlı ihlas sahiplerine Muhlas denir. Muhlas olana ibadet yapmak, tatlı ve kolay olur. Çünkü bunlarda nefislerinin arzusu ve şeytanın vesvesesi kalmamıştır. Böyle ihlas, insanın kalbine ancak bir evliyanın kalbinden gelir. (c.1, m.59) Murad, istek, arzu demektir. Tasavvufta ise Murad, seçilmiş kimse demektir. Allahü teâlânın rızasına kavuşturucu iki yol vardır. Birisi talibler yolu, ikincisi, muradlar yolu. Buna ictiba yolu da denir. Yani seçilmişlerin yoludur. Birinci yoldaki talibler, sıkıntı çekerek yürürler. İkinci yoldaki muradlar ise sıkıntı çekmeden, hatta nazlı nazlı okşanarak maksada kavuşurlar. Bu yol, peygamberlerin ilerledikleri yoldur. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah, dilediğini kendine seçer, kendine kavuşmak isteyenlere de, kavuşturan yolu gösterir.) [Şura 13] Muradların yani seçilmişlerin bu yolu, peygamberlerin ilerledikleri yoldur. Bu yol bazı evliyaya da ihsan edilir. (Mektubat-ı Rabbani
292

www.dinimizislam.com

c.3,m.121)

Müsafeha
Sual: Müsafeha nedir, nasıl yapılır? CEVAP Müsafeha, iki kişinin, sağ elin avuç içlerini birbirine yapıştırıp, iki başparmağın yanlarını birbirlerine değdirmesidir. Dört elle birlikte yapılması daha iyidir. İki Müslüman, muhabbetle müsafeha ederek tokalaşırsa günahları dökülür. Müsafeha, sevgi ve dostluk kazandırır. (Merakıl-felah) Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Hazret-i Âdem’den Hazret-i İbrahim’e kadar, selamlaşma, birbirine secde etmekle olurdu. Sonra, boynuna sarılmakla oldu. Benim zamanımda ise, el ile müsafeha sünnet oldu.) [R. Nasıhin] (İki Müslüman müsafeha ederse, elleri ayrılmadan günahları affolur.) [Bezzar] (Kim mümin kardeşini ziyaret edip müsafeha ederek üç kere elini sallarsa, ellerini ayırmadan her ikisinin ağaçtan yaprak döküldüğü gibi günahları dökülür.) [Ey oğul ilm.] (Müsafeha edip Allah’a hamd edilince, günahlar dökülür.) [Hâkim] (İki müslüman, selamlaşıp müsafeha eder ve bir de bana salevat okursa, yeni doğmuş gibi olur, bütün günahları temizlenir.) [R. Nasıhin] Allahü teâlâ, meleklere, Hazret-i Âdem'e karşı secde etmesini emretmişti. Secde Allah içindi, fakat istikameti Hazret-i Âdem'e karşı idi. Bugün de, Allah’a secdeyi Kâbe istikametinde yapıyoruz. Kâbe’ye secde etmiyoruz. Sual: Kadınların, birbirleriyle tokalaşmaları caiz midir? CEVAP Evet, yabancı erkeklerin göremeyecekleri yerlerde, müsafeha etmeleri [tokalaşmaları] caizdir. (İslam Ahlakı)

Kadınların müsafehası
Sual: Kadınlar da, erkekler gibi mi müsafeha ederler? CEVAP Evet.

Karşılaşınca kucaklaşmak
Sual: Müsafeha ederken dokundurmak uygun mudur? CEVAP kucaklaşmak veya kafayı kafaya

293

www.dinimizislam.com

Müsafeha etmek, sünnet-i müekkededir. Müsafeha ederken birbirine sarılmak, öpüşmek, kafayı birbirine vurmak, uygun değildir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Karşılaştığınız zaman, birbirinize eğilmeyin, kucaklaşmayın!) [Berika] Ancak uzaktan gelince veya uzun zaman görüşülmemişse, o zaman sadece sarılmak caiz olur. Sual: Müsafeha etmek mi, yoksa müsafeha edip kucaklaşmak veya yaşlı ise elini öpmek mi daha çok sevab olur? CEVAP İki mümin müsafeha edince günahları dökülür. El öpünce, kucaklaşınca günah dökülmez. Onun için, el öpmek, kucaklaşmak yerine müsafeha etmelidir.

Eli öpüp başa götürmek
Sual: (Bir kimsenin elini öptükten sonra, başına götürmek, secde etmek anlamına geleceği için caiz değildir) deniyor, doğru mu? CEVAP Hayır, doğru değildir. Secde etmekle ilgisi yoktur. Eli başa götürmek gerekmezse de, götürmenin de mahzuru olmaz.

Nasuh tevbesi
Kur’an-ı kerimde mealen, (Allah’a tevbe-i nasuh edin!) buyuruldu. (Tahrim 8) Nasuh kelimesine 23 mana verilmiştir. Bunlardan en meşhuru günahlara pişman olup, dili ile istiğfar etmek ve bir daha işlememeye karar vermektir. Peygamber efendimiz, tevbeden bahsedince, nasuh tevbesinin ne olduğunu soran Hazret-i Muaz bin Cebel’e buyurdu ki: (Tevbe-i nasuh, işlenen günahtan pişman olmak, Allahü teâlâdan mağfiret dilemek, bir daha öyle bir günah işlememek demektir.) [Beyheki]

Oku ne demektir
Sual: Kur'an-ı kerimin ilk gelen âyet-i kerimesi oku diye başlamaktadır. Peygamber efendimiz, okumak bilmediğine göre, oku ne demektir? CEVAP İşittiğini söyle demektir.

294

www.dinimizislam.com

Rahip ne demektir?
Sual: Bir yazıda (“Ümmetin rahibi” diye anılan Amir bin Abdullah da, çok ağlar, ayakları şişinceye kadar namaz kılardı) ifadesi geçiyor. Rahip, burada ne anlama geliyor? CEVAP Bazı kelimelerin birkaç manası olabilir. Rahip, âbid yani çok ibadet eden demektir. Amir bin Abdullah hazretleri, “bu ümmetin âbidi” diye bildiriliyor. Bunu, ümmetin rahibi diye tercüme edince, yanlış anlaşılmaya sebep olmuştur. Piyasadaki tercüme kitapların, hemen hepsinde, hatalar, indi [kişisel, keyfi] düşünceler bulunmaktadır. Kasıtlı yapanların dışında, özellikle, o dildeki deyimlerin, Türkçedeki karşılıkları iyi bilinmediği için, kelime kelime tercüme ediliyor ve büyük yanlışlıklara sebep oluyor. Rahip; keşiş, papaz ve aslan anlamına da gelir. Cümledeki yerine göre mana verilir. (Bir rahip, ormandaki bir geyiği parçaladı) denince, bunun, papaz değil aslan olduğu anlaşılır. (Bir rahip, kilisede istavroz çıkardı) denirse, bunun keşiş olduğu anlaşılır. (Tabiinden, Amir bin Abdullah rahmetullahi aleyh rahip idi) denince, bu zatın âbid, çok ibadet eden bir Müslüman olduğu anlaşılır. Eshab-ı kiramın arasında da, Amir bin Abdullah isminde, biri var idi. Bu zat, Ebu Ubeyde bin Cerrah diye meşhur olmuştur. (Amir bin Abdullah, Bedir’de babasını öldürdü) denince de, bunun sahabeden, Ebu Ubeyde bin Cerrah radıyallahü anh olduğu anlaşılır.

Rıfk
Rıfk yumuşaklık demektir. Katılığın, kabalığın tersidir. Rıfk, mülayimlik, naziklik, yavaşlılık, tatlılık, güzellik, acımak, iyilik etmek, kısaca İslamiyet’e uymaktır. Yumuşak yerine sert ve kaba konuşan, fitneye sebep olur. Her zaman yumuşak davranmaya çalışmalı, sertlikten kaçmalıdır!

Sağ ve Sol kavramı
Sual: İslam sağ ve sol kavramı hakkında bilgi verir misiniz? Örn. sağ ile yemenin, içmenin vs. hikmeti nedir? İnsanın sağ ve sol uzuvlarını Allah yarattığına göre, dinimizde sağ-sol ayrımı var mıdır? CEVAP Evet insanın sağ-sol uzuvlarını da Allahü teâlâ yaratmıştır. İnsanın soldaki uzuvları Cehenneme giderse, sağdakiler de gider. Bu bakımdan
295

www.dinimizislam.com

sağ-sol diye bir ayrım yapılmaz. Her makinenin bir kullanma talimatı olduğu gibi, insanın da nasıl hareket edeceğini dinimiz bildirmiştir. İmam-ı Nevevi hazretleri buyuruyor ki: (Mübarek, şerefli ve temiz işleri yaparken sağdan başlamak müstehaptır. Bunlara Sünen-i zevaid denir. Tekili Sünnet-i zaidedir. Ayakkabı, gömlek giyerken, saç tararken, misvak kullanırken, tırnak keserken, el, ayak yıkarken, mescide girerken, heladan çıkarken, sadaka verirken, yemek yerken, su içerken sağdan başlanır. Bunların zıddı olanları yaparken, mesela ayakkabı çıkarırken, taharetlenirken, sümkürürken soldan başlamak müstehaptır. Bunların tersini yapmak tenzihi mekruhtur.) [Hadika] Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle: (Sağ elle yiyip için, sağ elle alıp verin; çünkü şeytan, sol eliyle yiyip içer, sol eliyle alıp verir.) [İbni Mace] (Ayakkabınızı giyerken sağdan, çıkarırken soldan başlayın!) [Buhari] Sağın, sola göre üstünlüğü vardır. Bir yere giderken, yol ikiye ayrılırsa, soracak kimse de yoksa ne yapmak gerekir? Hadis-i şerifte, (Karşınıza iki yol çıkarsa, sağdan yürüyün) buyuruldu. Mubah işlerde sağdan başlamalıdır! Peygamber efendimiz, elindeki suyu, sağında bulunan bedeviye uzattı. Bedevi, (Ya Resulallah, solunuzda bulunan Ebu Bekre niçin vermiyorsunuz, o benden daha faziletlidir) dedi. Resulullah (Suyu sağdan dağıtın!) buyurdu. (B. Arifin) Sağın şerefi, Kur'an-ı kerimde de bildirilmektedir. (Vakıa) suresinin 8. âyet-i kerimesinde (Eshab-ül-meymene), 9. âyet-i kerimesinde (Eshab-ülmeşeme) ve 91. âyet-i kerimede ise (Eshab-ı yemin) için selam, [Cennet] ehli olduğu müjdesi verilmektedir. Meymene, sağ, sağ kol, sağ taraf, bereket gibi manalara gelir. Eshab-ı meymene, sağcı demektir. [Cennete gidecek mesudlara verilen ad] Meşeme, sol, sol kol, sol taraf, uğursuzluk gibi manalara gelir. Eshab-ı meşeme, solcu demektir. [Cehenneme gidecek bedbahtlara verilen isim] Eshab-ı meymeneye, "Eshab-ı yemin" de denir. Eshab-ı meşemeye (Eshab-ı şimal) de denir. Şerefli, temiz işleri yaparken sağdan başlamak müstehap olduğu gibi, sayılı işleri yaparken de, 1, 3, 5, 7 gibi tek sayıda yapmak müstehaptır. Her işte tek sayıya riayet etmeye çalışmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allah tektir, teke riayet edeni sever.) [Buhari] İmam-ı Rabbani hazretleri, Mevlana Salihe bahçeden birkaç karanfil getirmesini söylediler. Onun, altı tane karanfil getirdiğini görünce
296

www.dinimizislam.com

buyurdular ki: (Bizim en aşağı talebemiz, en azından (Allahü teâlâ tektir, teke riayet edeni sever) hadis-i şerifini bilir. Teke riayet müstehaptır. İnsanlar müstehabı ne zannediyorlar? Müstehap, Allahü teâlânın sevdiği şeydir. Eğer dünya ve ahireti Allahü teâlânın sevdiği bir şey için verseler, hiçbir şey vermemiş olurlar.) [Berekat]

İyiler ve kötüler
Her insanın omzunda iki melek bulunur. Sağdaki sevabı, soldaki günahları yazar. Sağdaki, soldakinin amiridir. İyilerin hesap defteri sağdan verilir, kötülerinki ise soldan verilir. İnsanların kahir ekseriyeti, sağ elini daha iyi kullanır. Toplumda, tek tük sol elini kullanan, sol eli ile yazan kimselere solak denir, sağak denmez. Yaşayan, ölmemiş olana sağ denir, sol denmez. Bir yere kazasız belasız gidene sağ salim gitti, denir. Sol salim gitti, denmez. İleri görüşlü, aydın, basiretli, firasetli kimseye, sağduyulu denir, sol duyulu denmez. Gerçekleri yanılmadan görebilme kabiliyetine, basirete sağ görüş denir. İşi rast gidene, sağ tarafından kalkmış denir. Ters gidene ise, solundan kalkmış denir. Bir kimsenin sadık yardımcısına, sağ kolu denir. Sol kolu denmez. Kuvvetli şeylere sağlam denir, sollam denmez. Minnettarlığını bildirmek, sıhhat, afiyet dilemek ve teşekkür için sağ ol denir, sol ol denmez. Süt veren hayvanlara, mallara sağmal denir, solmal denmez. Süt almak için yapılan işe de sağmak denir, solmak denmez. Solmak; rengi, parlaklığı, tazeliği kaybolmak demektir. Üzülmemeyi tavsiye için sağlık olsun denir. Elde etmek, temin etmek gibi kelimeler yerine, sağlamak tabiri kullanılır. Geçimini sağlamak, işini sağlamak gibi. Bir işlemin kontrolüne de, sağlamasını yapmak denir. İngiltere hariç diğer ülkelerde, vasıtalar yolun sağından gider. İstisnalar hariç, bütün vidalar, sıkıştırılıp sağlamlaştırılmak için sağa döndürülür; gevşetmek, yerinden çıkarmak için sola döndürülür. Bir cemiyeti sağa döndürmek, sağlamlaştırmak; sola döndürmek yuvasından, vidasından çıkarmak demektir. Müsafeha [tokalaşmak] sağ el ile yapılır. Görünüşü güven vermeyene, sağ [sağlam] ayakkabıya benzemiyor denir. Aldatma işine, sağ gösterip sol vurmak denir. İyi ve güzel ol anlamına, sağdan gel denir. Değeri olmayana solda sıfır denir. Bu misalleri çoğaltmak mümkündür. Kısacası sağ ruhtur, sol maddedir. Hak olan sağdır, batıl olan soldur. Komünizm gibi, faşizm, kapitalizm ve diktatörlük de soldur. Birkaç da atasözü: Allah sağ gözü sol göze muhtaç etmesin.
297

www.dinimizislam.com

Kelle sağ olsun da külâh bulunur. Sağ elin verdiğini sol elin görmesin. Sağ olana her gün düğün bayram. Sağ olsun da dağ ardında olsun.

Sağın önemi
Sual: Sağ, sola göre neden önemlidir? CEVAP Sağ kelimesinin kullanıldığı yerlerden bazıları şunlardır: 1- Yaşayan, ölmemiş olana (Sağ) denir, sol denmez. 2- Minnettarlığı ifade etmek üzere, sıhhat, afiyet ve selâmet dilemek için (Sağ ol) denir, sol ol denmez. 3- Bir yere kazasız belâsız gidene (Sağ salim gitti) denir, sol salim gitti, denmez. 4- İleri görüşlü, basiretli, firasetli olanlara, (Sağduyu sahibi) denir, sol duyu sahibi denmez. 5- Bir kimsenin işi rast gittiği zaman, (Sağ tarafından kalkmış) denir. İşi tersine giderse, (Sol tarafından kalkmış) denir. 6- Bir kimsenin sâdık yardımcısına (Sağ kolu) denir, sol kolu denmez. 7- Kuvvetli şeylere (Sağlam) denir, sollam denmez. 8- Bir kimseye sıhhat ve afiyette kalması için dua olarak, (Sağlıcakla kalın) denir, sollucakla denmez. 9- Sıhhatle alakalı teşkilata (Sağlık teşkilatı) denir, solluk teşkilatı denmez. 10- Hasta olmayana, sağlam ve sıhhatli olana (Sağlıklı) dendiği gibi, doğru güvenilir olana da sağlıklı denir, bunların tersi olana, hasta olana, güvenilmeyene de sağlıksız denir. 11- Kısır olmayan, süt veren hayvanlara, mallara (Sağmal) denir, solmal denmez. 12- Müsafeha (Sağ) elle yapılır, sol elle yapılmaz. 13- Çocukların büyük çoğunluğu sağ eli kuvvetli olarak doğar. Toplumda tek tük sol elle iş yapan, yazı yazan kimselere, olumsuz anlamda (Solak) denir, sağak denmez. 14- Rahmetin, yağmurun bol şekilde yağışına (Sağanak) denir, solanak denmez. 15- İstisnalar hariç, bütün vidalar, sıkıştırıp sağlamlaştırılmaları için sağa döndürülür. Gevşetmek, bozmak için sola bükülür. 16- İngiltere hariç, trafik kaidesi, gidiş istikameti sağdandır. 17- Kuvvet vermek, temin etmek gibi kelimeler yerine (Sağlamak) tabiri kullanılır. Geçimini sağlamak, işini sağlamak gibi…
298

www.dinimizislam.com

18- Yapılan bir işlemin doğruluğunu kontrol etmek anlamında, (Sağlamasını yapmak) ifadesi kullanılır, sollamasını yapmak denmez. 19- Helâda taharet, sol elle yapılır. 20- Gelin veya güveyin sağında gidip kılavuzluk eden kimseye (Sağdıç) denir, soldıç denmez. 21- İslam harfleri ve dolayısıyla Kur'an-ı kerim de, sağdan sola doğru yazılır. 22- Dünya ve kainattaki her şey, bütün gezegenler, yıldızlar, hatta galaksiler, hep sağdan sola doğru döner. İslâmiyet’te de sağın önemi vardır. Birkaç örnek verelim: 1- İmam-ı Nevevi hazretleri buyuruyor ki: Mübarek, şerefli ve temiz işleri yaparken sağdan başlanır. Bu müstehabdır. Ayakkabı, elbise giyerken, [Yatıp kalkarken], baş tıraş ederken ve tararken, bıyık keserken, misvak kullanırken, tırnak keserken, el, ayak yıkarken, mescide, Müslümanın evine ve odasına girerken, helâdan çıkarken, sadaka verirken, yemek yerken, su içerken sağdan başlanır. Bunların zıttı olanları yaparken, mesela ayakkabı, çorap, elbise çıkarırken, camiden ve Müslümanın evinden çıkarken, helâya girerken, sümkürürken, taharetlenirken soldan başlanır. 2- Her insanın sağ omzunda sevabı, sol omzunda günahı yazan melekler bulunur. 3- Namazda önce sağ omza, sonra sol omza selam verilir. 4- Kâbe tavaf edilirken, sağdan sola doğru dönülür. 5- İyilerin amel defterleri sağından, kötülerin sol ve arka tarafından verilir. 6- Kur’an-ı kerimde, amel defteri sağdan verilenler övülmekte. Soldan verilenler kötülenmekte, şöyle buyurulmaktadır: (Amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara! Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!) [Vakıa 8,9] Sağ ruhtur, sol maddedir. İsimleri ayrı olsa da komünizm, faşizm ve kapitalizm gibi bütün izmli sistemlerin hepsi birer sol sistemdir. Sol, yokluk ve hiçliktir. Onlar için ölüm sondur. Sağ ise ebedîdir. Ölüm son değil, gerçek hayatın başlangıcıdır. Politika pazarında, herkes sağı solu kendine göre tarif etmekteyse de, ilmî sağ farklıdır.

Sol elle yemek
Sual: Sol elle yiyip içmek ve iş yapmak haram mıdır? CEVAP Hayır, haram değildir. Sağ elimiz meşgulse, sol elle yemenin hiç
299

www.dinimizislam.com

mahzuru olmaz. Kasten, özürsüz sol elle yemek sünnete aykırı olur; tenzihen mekruh da denilmiştir; çünkü sol elle yemek, (Sağ elle yiyip için; çünkü şeytan, sol eliyle yiyip içer) mealindeki hadis-i şerife aykırı olur. Unutarak veya bir mazeretle yenirse, hiç mahzuru olmaz. Piknikte, sofradan uzak bir yerde, sağ el meşgulse, sol elle de yiyip içilebilir; çünkü Peygamber efendimizin de, ekmeği sağ eline alıp, sonra karpuzu sol eliyle yediği görülmüştür. (Şir’a) Eğer sağ el meşgulse, mesela sağ elde ekmek varsa, kavunu, üzümü veya başka bir yiyeceği sol ele alıp yemek caiz olur. Solak olanların, sağ elle yapılacak işleri sol elle yapmaları günah değildir. Mesela sol elle kurban kesebilir, yazı yazabilir ve diğer işleri de yapabilir.

Sıhhat ve afiyet
Sual: Sıhhat ve afiyetler dileriz deniyor, ikisi aynı değil midir? CEVAP Birbirine benziyorsa da, farklıdır. Sıhhat, sağlık demektir. Afiyet ise farklıdır: Afiyet, dinin ve itikadın bid'atlerden, amelin ve ibadetin afetlerden, nefsin şehvetlerden, kalbin heva ve vesveseden ve bedenin hastalıklardan selamet bulması, kurtulması demektir. Duaların efdali hangisi diye sorulduğunda, Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Allah’tan af, afiyet ve yakîn [sağlam iman] isteyin. Çünkü imandan sonra, afiyetten büyük nimet yoktur.) [Hâkim]

Sohbet
Şimdi söyleşi diyorlar. Söyleşi, konuşarak vakit geçirme demektir. Ama dinimizde sohbetin tarifi başkadır. Sohbet, beraber olmak demektir. İnsanın derece bakımından kendinin üstünde veya altında yahut akranı ile bir araya gelip, Allahü teâlânın ve Peygamber efendimizin beğendiği, hoşnut olduğu şeyleri konuşması demektir. Kişinin kendinden üstün olanla beraber olmasının hakikati, o zata hizmettir. Aşağısında olanla sohbetin gereği, onun hallerinden bir noksanı gördüğünde onu ikaz edip, kusurundan haberdar etmektir. Aynı seviyede olan sohbet arkadaşlarının sohbetlerinin hakikati, başkalarının, yabancıların yanında birbirlerinin kusurlarını görmezden gelmektir.

300

www.dinimizislam.com

Şans kelimesi
Sual: Şans kelimesi, rastgele kullanılıyor. Şans ne anlama geliyor? Kullanılması mahzurlu olanlar var mıdır? CEVAP Şans; kader, kısmet, talih anlamındadır. Ama fırsat, imkan, ihtimal, ümit yerine de kullanıyorlar. Şans kelimesi ile ilgili deyimlerden bazıları şöyledir: Şans tanımak: Fırsat vermek, imkan vermek. Şansa kalmak: Bir şeyin gerçekleşmesi için çok az ümit olmak. Şansı dönmek: Talihi iyi iken kötü olmak veya kötü iken iyi olmak. Şansı yaver gitmek: Talihli olmak, bahtı açık olmak. Şansı var: Talihli. Şansı yok: Talihsiz. Şansı açık: Talihli. Şans kelimesini kader anlamında kullanıp da kaderi suçlayıcı, itiraz edici, inkâr edici şekilde kullanmak caiz olmaz. Mesela, bir günah işleyip de, (Benim suçum yok, şansım böyle imiş) demek. Yahut (Herkes şansını kendisi tayin eder) demek gibi.

Şirk
Şirk, Allahü teâlâya ortak yapmak, benzetmek demektir. Benzeten kimseye müşrik, denir. Küfrün çeşitleri vardır. Hepsinin en kötüsü, en büyüğü şirktir. Bir şeyin her çeşidini bildirmek için, çok defa, bunların en büyüğü söylenir. Bunun için, âyet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde bulunan şirk, her nevi küfür demektir. Mesela Nisa suresinin 48 ve 116. âyetinde mealen, (Allahü teâlâ, kendisine şirk koşanları [yani müşrikleri, kâfirleri] affetmez ve şirkten [yani her çeşit küfürden] başka olan günahları affeder) buyuruluyor. Şu halde her çeşit günahın en kötüsü küfürdür. Küfür ise kâfirlik demektir.

Tesadüf-Tevafuk
Sual: Tesadüf yerine tevafuk denir mi? CEVAP Gerekmez. İnsan, tesadüfen iyi-kötü iş yapabilir. Tevafuk, birbirine uyma, uygun gelme demektir. İnsan sevmediği biriyle karşılaşınca, tevafuk etti demek tuhaf olur. Hiçbir dini kitapta rastlantı anlamındaki tesadüf yerine tevafuk kullanmak gerekir diye yazmaz. Tesadüf yerine tevafuk,
301

www.dinimizislam.com

nakli değil de, aklı esas alanların uydurduğu bir bid'attir. "Tesadüfen Ali Beyle karşılaştım" demek ve tesadüf kelimesini böyle yerlerde kullanmak caizdir. "Bu âlem tesadüfen yaratılmış, dağlar, denizler tesadüfen olmuştur" demek caiz olmaz. Çünkü her şeyi yaratan Allahü teâlâdır. Bu ikisini karıştırmamak gerekir. (Hadika) Rastlamak, tesadüf etmek Sual: (Birine rastladım, tesadüfen Ali ile karşılaştım demek şirktir. Çünkü, günlük işleri de, yaratan Allah’tır. Öldüren Allah olduğu gibi, karşılaştıran da Allah’tır. Tesadüfen karşılaştım denince, Allah’ın yaratması inkâr edilmiş olur) deniyor. Buna göre, Ali’ye rastladım demek, kaderi inkâr mıdır, şirk midir? CEVAP Akıl ile din olmaz. Dinimizde, İslam âlimlerinin sözleri geçerlidir. Ali’ye rastladım veya tesadüfen karşılaştım demenin şirkle hiçbir ilgisi yoktur. Aksini bildiren hiçbir İslam âlimi yoktur. Bu, bid’at fırkalarından Cebriye ve selefiyecilerin bâtıl görüşüdür. Mesela, (Falanca anarşist, falancayı öldürmüş) denildiği zaman, selefiler ve Cebriyeciler (Tevbe et müşrik oldun) diyorlar. Sebebi sorulunca, şu mealdeki âyet-i kerimeleri söylüyorlar: (Dirilten ve öldüren, yalnız Odur.) [Yunus 56] (Allah, öleceklerin ölümleri gelince, ölmeyeceklerin de, uykuları esnasında, canlarını alır. Ölmelerini dilediği kimselerinkini tutar, diğerlerini bir süreye kadar salıverir. Elbette düşünenler için, bunda alınacak ibretler vardır.) [Zümer 42] Kur’an-ı kerimde tenakuz olmadığına göre, aşağıdaki âyet-i kerimelere ne diyecekler? (Öldürmek için vekil yapılmış olan melek, sizi öldürüyor.) [Secde 11] (Melekler, onların yüzlerine ve arkalarına vurarak, canlarını alırken durumları nasıl olacak?) [Muhammed 27] (Davud, Calut’u öldürdü.) [Bekara 251] Görüldüğü gibi, canları alan, öldüren Allah olduğu halde, Ali, Veli’yi öldürdü deniyor. Bunu bizzat Allahü teâlâ söylüyor. Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselamın oğlunun [Kabil’in], kardeşini [Habil’i] öldürdüğünü de bildiriyor. (Maide 30) (Sizi de işlerinizi de yaratan Allah’tır) mealindeki âyet-i kerimeye göre, (Anarşist, suçsuz bir çocuğu öldürdü) diye, söyleten de, Allah’tır. Eğer öyle söylemek şirk ise, hâşâ şirki de, Allah işletmiş olur. Bunun da, ne kadar saçma olduğu meydandadır.
302

www.dinimizislam.com

Bilmeden, Müslüman’a müşrik damgasını basmamalıdır. Resulullah efendimiz, Bedir savaşında, yerden bir avuç toprak, kum alıp, müşrik askerlerinin üzerine doğru attı. Kum tanelerinin her biri, düşman askerlerinin gözüne bir bela ve hezimet şimşeği gibi geldi. Müşrikler derhal perişan oldu. Bu mucize hakkında inen âyet-i kerime meali şöyledir: (Savaşta öldürülenleri siz değil, Allah öldürdü. Attığın zaman da, sen değil, Allah attı.) (Enfal 17) Mücahitler, müşrikleri öldürüyor, Allah, ben öldürdüm diyor, Resulullah, toprak atıyor, ok atıyor, sen atmadın ben attım buyuruyor. Bu âyet-i kerimeyi, yanlış anlayarak, insanın yaptığı şeyleri, insan yapmıyor demek yanlıştır. Böyle olsaydı, ağaç meyve verdi, yemek beni doyurdu, ilaç ağrıyı durdurdu, taş camı kırdı gibi sözler, yanlış ve günah olurdu. Halbuki, böyle sözleri selefiler ve Cebriyeciler de, söylemektedir. Bu sözler, (Bu şey, bu işin yapılmasına sebep oldu, vasıta oldu) demektir. Mesela, taş camı kırmaya sebep oldu demektir. Allahü teâlâ, çok şeyleri yaratmasına, insanları ve mahlûkları sebep kılmıştır. Onun âdeti böyledir. Tesadüfen buluşmak, rastlamak ifadesi de, bunun gibidir. Tesadüf = rast gelmek, birisi ile karşılaşmak demektir. Yani insanın planlamadığı, beklemediği, ummadığı bir şeyle karşılaşması demektir. Ayrıca, tesadüf etmek, rastlamak, karşılaşmak yeni bir kelime de değildir. Asırlardır İslam âlimlerince kullanılmaktadır. Hiçbir İslam âliminin kitabında, rastlamak, tesadüfen karşılaşmak, kaderi inkâr olur diye bir ifade yoktur. Bu, selefiyecilerin, önüne gelene şirk damgası basmasından ileri gelen yanlış bir düşüncedir. Hadis-i şeriflerde de, tesadüf, rastlamak ve karşılaşmak tabirleri geçer. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Din kardeşine rastladığınız zaman, ona selâm verin.) [İ. Mâce] (Bir din kardeşine rastlayan, “Esselâmü aleyküm…” desin. [İ.Sünnî] (Ahir zamanda bir kavim çıkacak, yaşları genç, akılları hafif olacak, sözlerini halk beğenecek, Kur’an okuyacak, lâkin boğazından aşağı geçmeyecek, okun yaydan çıkması gibi, iz bırakmadan İslamiyet’ten çıkacaklar. Kendilerine rastladığınız zaman onları öldürün.) [Buhari] (Ramazandan bir gün önce oruç tutmayın. Ancak bir kimsenin oruç tutmayı adet edindiği gün, o güne tesadüf ederse, o oruç tutsun.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi] (Resulullah, Eshabından birine rastlayınca önce selam verir, sonra müsafaha ederdi.) [Taberani] (Üveys’e [Veysel Karani’ye] rastlarsanız, sizin için istiğfar etmesini isteyin.) [Müslim]
303

www.dinimizislam.com

(Resulullah, kabir başında ağlayan bir kadına rastlayınca, ona sabret dedi.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai] (Kendinize, çoluk çocuğunuza veya malınıza beddua etmeyin. Duaların kabul olduğu saate rastlar da, Allah tarafından kabul olunur.) [Ebu Davud, İ.Kurtubi] (Cuma günü sabahtan akşama kadar çok dua etmeli; çünkü Cuma günü icabet vakti vardır; dua o zamana tesadüf ederse, edilen dua kabul olur.) [İ. Nevevi] (Cuma gününde öyle bir saat vardır ki, bir Müslümanın duası o vakte tesadüf ederse, o duayı Allahü teâlâ kabul eder.) [Tirmizi] (İki Müslüman, birbirine rast geldiğinde müsafeha edip, Allah’a hamd ederlerse, günahları kalmamış bir halde, birbirinden ayrılırlar.) [Hâkim] (Şu üç şey imandandır: Darlıkta infak, rastladığı Müslümana selam vermek ve kendi aleyhinde de olsa, adaletli olmak.) [Taberani ] (Ahir zamanda, kader meselesinden bir kapı açılır. Bunu açanlara rastlarsanız, kendilerine, (Arzda ve nefislerinizde, her kime isabet eden bir musibet yoktur ki, kitapta tespit edilmiş olmasın) [mealindeki] âyet-i kerimeyi söyleyin.) [Deylemi] (İsa indikten sonra, insanlar arasında kin kalmaz. Hatta bir kimse, bir aslana rastlasa aslan ona dokunmaz.) [Ebu Nuaym] (Allah yolunda üç gece nöbet tutmak, Medine mescidinde kadir gecesine rastlamaktan daha kıymetlidir.) [Ebu Şeyh] (Şeytan, Ömer’e rastlarsa, hemen yolunu değiştirir.) [Hakîm] (İmâm, âmin dediği vakit, siz de âmîn deyin. Birinizin âmin demesi, meleklerin âmin demesine rastlarsa, geçmiş günahları affedilir.) [Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai] Elfe=bulmak demektir. Yusuf suresinin 25. âyet-i kerimesinde, (Yusuf aleyhisselamla Züleyha, kapıya çıkınca, Züleyhanın efendisini buldular) ifadesi, Kurtubi’de ve diğer tefsirlerde, rastladılar, tesadüf ettiler diye geçiyor. Vehhabi mealinde bile, rastladılar deniyor. Diğer meallerde de böyle geçiyor.

Ümmi
Sual: Ümmi cahil mi demektir? CEVAP Ümmi, cahil demek değildir. Okur-yazar olmayana ümmi denir. Ümmi olan âlimler de vardır. Kâinatın efendisi Muhammed aleyhisselam ümmi idi. Fakat bütün ilimlere vakıf idi. O kadar âlim idi ki, Onu görmekle şereflenip
304

www.dinimizislam.com

sahabi olan, oradan ayrılınca hikmet ehli olurdu. Yani doktorla tıp ilminden, ziraatçıyla ziraat ilminden, subay ile harp tekniğinden konuşabilirdi. Elbette bu, Peygamber efendimizin bir mucizesi idi. Her okuma-yazma bilene âlim denmeyeceği gibi, her ümmi olana da cahil denmez. Allahü teâlânın varlığına inanan ve zaruri bilinmesi gerekli din bilgilerini bilen müslümana cahil denmez.

Vahy
Vahy haber demektir. Deyim olarak da, Allahü teâlânın Cebrail aleyhisselam vasıtası ile Peygamberlerine gönderdiği haber demektir. Vahy Peygamber efendimizin vefatı ile kesilmiştir. İmam-ı Rabbani hazretleri (Peygamberlik sona ermiş ve vahy kesilmiş, sona ermiş ve din kemal bulmuş ve nimet tamam olmuştur) buyuruyor. Kısas-ı enbiya kitabının 410. sayfasında diyor ki: Resulullah hayatta iken, vahy geliyor ve ümmete tebliğ olunuyor idi. Ondan sonra artık vahy kesildi, hiç kimseye vahy gelmek ihtimali kalmadı. Vahy, iki türlüdür: 1-Vahy-i metlu, 2- Vahy-i gayri metlu Cebrail aleyhisselam, Allahü teâlâdan aldığı haberleri getirerek Peygambere okur. Bu vahyin kelimeleri de, manaları da Allah’tan gelmiştir. Kur'an-ı kerim, vahy-i metludür. Vahy-i gayri metlu, Allahü teâlâ tarafından Peygamberin kalbine bildirilir. Peygamber; bu vahyi, kendi bulduğu kelimelerle yanındakilere söyler. Bu sözlere, Hadis-i kudsi denir. Vahy, yalnız Peygamberlerin kalblerine gelir. Evliyaya da gelmez.

Vakit nakittir
Sual: Vakit nakittir ne demektir? CEVAP Nakit, peşin demektir. Vaktin kıymetini peşin, yani o anda bilmelidir. O halde gaflet içinde bulunmak, devamlı masiva ile meşguliyet, insanın kendisine en büyük zulmüdür. Kıymetli olan vakti boşa geçirmemeli, iki günü eşit olmamaya, her gün ilerlemeye gayret etmelidir.

Veli
Veli, evliya, Allahü teâlânın sevgisine kavuşmuş salih insan demektir. Muhammed Salim hazretlerine, (Bir kimsenin veli olduğu nasıl
305

www.dinimizislam.com

anlaşılır?) dediklerinde, (Tatlı dili, güzel ahlakı, güler yüzü, cömertliği, münakaşa etmemesi, özürleri kabul etmesi ve herkese merhamet etmesi ile bir kimsenin veli olduğu anlaşılır) buyurdu.

Vera ve zühd
Haramlarla birlikte şüphelilerden de sakınmaya vera, helal malın fazlasından da sakınmaya ise Zühd denir. Tergib’deki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kıyamet günü, Allahü teâlânın ihsanına kavuşacakların başında, vera ve zühd sahipleri bulunacaktır.) (Vera sahibi imam arkasında kılınan namaz kabul olur. Vera sahibine verilen hediye kabul olur. [Yani çok sevap verilir.] Vera sahibi ile oturmak ibadet olur. Onunla konuşmak, sadaka olur.) (Vera sahibi imam ile kılınan iki rekat namaz, fâsık ile kılınan bin rekattan daha efdaldir.)

Ya ne demektir
Arapça ya kelimesinin Türkçesi yoktur. Türkçede buna ihtiyaç da yoktur. Ya kelimesini biz de her zaman ey diye yazıyorsak da, karşılığı değildir. Telefonda konuşurken hitap sözü olarak alo kullanılıyor. Arapçada da, birisine hitap ederken, “Ya falanca” denir. Türkçede böyle bir hitap şekli yoktur. Biz, “Ali buraya gel” deriz. Araplar, “Ya Ali buraya gel” derler. Alo, İngilizce merhaba anlamında kullanılan hello kelimesinin Türkçedeki söyleniş şeklidir. Alo için Türkçe başka bir kelime olmadığı gibi, Arapça ya için de başka bir kelime yoktur. Araplar bile, telefonda alo diyorlar. Bu bakımdan ey Ali yerine ya Ali demek daha güzeldir. Sual: Hazret-i Fatıma’nın (Ya Ali) demesi neden caizdir? CEVAP Ya demek, hürmet olur. Hürmet ifade eden bir şey ilave edince caiz olur.

Yaşayan merhum
Sual: Merhum kelimesini yaşayanlar için de kullanmak uygun mudur? Radıyallahü anh ve aleyhisselam kelimeleri herkes için kullanılabilir mi? CEVAP Merhum, rahmete kavuşmuş demektir. Yaşayanlar için de kullanılabilir. Ancak, yerleşmiş şekli ölüler içindir. Yaşayan birisine merhum Ali bey dense, Ali bey öldü mü diyen çıkar.
306

www.dinimizislam.com

Radıyallahü anh eshab-ı kiram için söylenir. Allah ondan razı olsun anlamındadır. Eshab-ı kiramın her birinin Cennetlik olduğu âyet-i kerime ile sabit olduğu için Allah ondan razı oldu anlamındadır. Başka Müslümanlar için de Allah razı olsun anlamında söylemek caizdir. Mesela imam-ı Malik radıyallahü anh dense, birisi bu eshab-ı kiramdan mıdır diyebilir. Bu bakımdan kelimeleri yerli yerinde kullanmalı, kavram kargaşalığına meydan bırakmamalıdır. Aleyhisselam kelimesi Peygamberler için kullanılır. Ona selam olsun demektir. Herhangi bir Müslüman için de kullanmak caiz olur. Fakat yanlış anlamaya sebep olabilir. Mesela Ali aleyhisselam dersek, Hazret-i Ali’ye peygamber deniyor denebilir. Onun için böyle kelimeleri herkesin kullandığı manada kullanmalıdır.

Yedullah
Sual: Okuduğum bir kitapta, "Yedullah" kelimesini "Allah’ın kudreti" olarak açıklamanın asla caiz olmadığı söyleniyor. Hadis-i şerifte geçen böyle kelimeleri âlimlerimiz açıklamamış mıdır? CEVAP Mücessime ve müşebbihe denilen [yani Allahü teâlâyı bir cisim olarak kabul eden ve Ona insanlardaki gibi uzuvlar isnat eden] fırkalar, dini yıkmaya çalışınca, İslam âlimleri, bu hususta kitaplar yazarak, bunlara gerekli cevapları vermişlerdir. Bugün, kendilerine selefiyim diyenlerin aynı yolu tuttuğunu görüyoruz. İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki: (Cehalet ve dalalet fırkaları, Allahü teâlânın zatı ve sıfatı hakkında, Cenab-ı Hakkın münezzeh olduğu şeyleri Ona isnat ediyorlar. Bu dalaletlerine de "Selefin yolu" diyerek selef-i salihine, [yani Eshab-ı kirama ve Tabiin-izama] iftira ediyorlar. Selefin itikadını sana beyan edeyim. Yedullahtaki yed kelimesini el gibi düşünmemelidir. Mesela "Falanca şehir, falanca valinin elinde" denilince, o şehrin valinin elinin içinde değil, onun idaresi altında olduğu anlaşılır. Bu bakımdan yedullah ifadesini Allah’ın kudreti olarak anlamalıdır.) [İlcam-ül-avam] Yine, İmam-ı Gazali hazretlerinin bildirdiği gibi, diğer ifadeleri de böyle açıklamak gerekir. Mesela (Zıllullah) ifadesine de "Allah’ın gölgesi" demek doğru değildir. Bu husustaki hadis-i şerifi açıklarken, (Kendisinden başka himaye edenin bulunmadığı bir günde Allahü teâlâ, yedi sınıf insanı kendi himayesine alır) demelidir. Yoksa "Kendi gölgesinde gölgelendirir" dememelidir. Çünkü bu ifadeden, Cenab-ı Hakkın cisim olduğu gibi bir mana çıkaranlar olabilir. Nasıl "Beytullah" yani "Allah’ın evi" kelimesini,
307

www.dinimizislam.com

hâşâ Allah’ın barındığı bir ev olarak anlamıyorsak, hadis-i şeriflerde geçen "Yedullah", "Zıllullah" kelimelerini de zahir manaları gibi anlamayıp, tevil etmemiz gerekir. Bir bid'at ve dalalet olan selefiyye sapıklığını önlemek için, İslam âlimleri müteşabih âyet ve hadisleri tevil etmişlerdir. Ancak bu tevil işinde haddi aşıp İslam âlimlerinin bildirdiklerine uymayan mana verenler de sapıtmışlardır. İslam âlimlerinin bildirdiklerine uymayan bütün kitaplar, muteber değildir.

Zikir ne demektir?
Sual: Zikir nedir? Kur’anda geçen zikir kelimeleri değişik anlamlara mı geliyor? CEVAP Zikir, zihinde tutmak, hatırlamak, anmak gibi manalara gelir. Kur’an-ı kerimde ise, kitap, Kur’an, Allah’ı anmak, namaz, şeref gibi manalara gelir. KİTAP manasına gelenler: (Sana tarafımızdan bir zikir [kitap] verdik.) [Taha 99] (Sen ancak zikre [Kur‘ana] uyan ve görmeden Rahman’dan korkanı uyarabilirsin.) [Yasin11] (Kâfirler zikri [Kur‘anı] işittikleri zaman, gözleriyle [nazarla] seni devireceklerdi.) [Kalem 51] (Eğer bilmiyorsanız ehli zikre [kitabı bilen âlimlere] sorun.) [Nahl 43] (Zikirden [Tevrat kitabından] sonra Zebur'da da, yeryüzüne salih kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık.) [Enbiya105] ANMAK manasına gelenler: (Kalbler ancak zikrullah [Allah’ı anmak] ile huzur bulur.) [Rad 28] (Allah’a ve ahiret gününe [inanıp] kavuşmayı arzulayanlar ve Allah’ı çok zikredenler [ananlar] için Resulullah elbette güzel bir örnektir.) [Ahzab 21] (Rahmân’ı zikirden [anmaktan] yüz çevirene, yanından ayrılmayan bir şeytan musallat ederiz.) [Zuhruf 36] (Şeytan galebe edip onlara zikrullahı [Allah’ı anmayı] unutturdu.) [Mücadele 19] (Biz senin zikrini yükseltmedik mi?) [İnşirah 4] (Senin zikrini kendi zikrim kıldım, seni [Resulullahı] zikreden beni zikretmiş olur. İmanın sahih olması için benim zikrimin seninkiyle beraber olmasını sağladım) [İbni Ata] Zikirle ilgili birkaç hadis-i şerif meali: (Kur’an okumak ve zikir imanı kuvvetlendirir.) [Deylemi] (Zikrin efdali, la ilahe illallah, duanın efdali de elhamdülillah
308

www.dinimizislam.com

demektir.) [Tirmizi] (Zikirde "La ilahe illallah" demekten efdali yoktur.) [Taberani] (En iyi zikir, gizli yapılandır.) [İ. Ahmed] (Zikir, sadakadan da hayırlıdır.) [Ebuşşeyh] NAMAZ manasına gelenler: (Namaz, münker ve fahşadan [edepsizlikten, akla ve dine uymayan her türlü kötülükten, her türlü günahtan] alıkoyar. Çünkü zikrullah [Namaz kılmak] elbette en büyüktür. [En büyük ibadettir]) [Ankebut 45] (Zikrullah, namazdır. Namaz diğer ibadetlerden daha büyüktür. (Beydavi) (Onlar ayakta, otururken, yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler.) [Al-i İmran 191] (Namazı, gücü yeten ayakta kılar, ayakta kılmaktan aciz olan oturarak kılar, bundan da aciz olan, yatarak ima ile kılar demektir. (Bahr-ür-raık) ŞEREF manasına gelenler: (Size öyle muazzam bir kitap indirdik ki, bütün zikriniz [şerefiniz] ondadır.) [Enbiya 10] (O zikirle [şerefle] dolu Kur'an hakkı için.) [Sad 1] (Bu Kur’an sana da, ümmetine de zikirdir. [Şereftir, öğüttür], İleride [kıyamette, hükümlerine riayet edip etmediğinizden] sorumlu olacaksınız.) [Zuhruf 44]

Zıllullah
Sual: Okuduğum tercüme kitaplarda "Zıllullah" kelimesini, "Allah’ın gölgesi" diye tercüme etmişler. "Zıl" kelimesi sadece gölge manasına mı gelir? Gölge diye tercüme edilince çok tuhaf olmuyor mu? Allah, cisim gibi anlaşılıyor. Bu kelimelerin doğru tercümesi nasıldır? CEVAP Zıl, himaye, koruma gibi manalara da gelir. Mesela hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, kendi himayesinden başka hiçbir himayenin bulunmadığı kıyamette, yedi sınıf insanı himaye eder.) [Buhari] Gölge kelimesi, Türkçemizde de "Himaye" manasına kullanılır. Mesela, (Ali efendi, Mehmed Ağanın gölgesinde geçiniyor) denince, Ali efendinin Mehmed Ağanın himayesinde olduğu anlaşılır. İnsan için gölge kelimesini kullanmakta mahzur yoktur. Selefiyyeciler, Allah’ı cisim gibi gösterip gökte bulunduğunu söylüyorlar. Böyle yanlış anlaşılacak kelimeleri mutlaka tevilli, izahlı yazmalıdır! Bir misal daha verelim! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Sultan, yeryüzünde Allah’ın gölgesidir. Ona ikram eden ikram görür, ona ihanet eden de ihanete maruz kalır.) [Taberani]
309

www.dinimizislam.com

Sultan, Allah’ın gölgesidir demek, (Sultan Allah’ın emirlerini tatbik etmek salahiyetine malik olan kimsedir) demektir. Bu bakımdan "Zıl" kelimesini gölge olarak tercüme etmek, yanlış anlamalara sebep olur. (Din kılıçların gölgesi altındadır) hadis-i şerifi ise, (Din, devletin himayesi ile yayılır. İslamiyet, her çeşit silahları yapmak ve bunları iyi kullanmakla sağlam kalır) demektir.

Zalime ceza vermek
Sual: Ehl-i sünnet kasidesinde (Zalime imhal ederim; ihmal etmem dedi Yezdan) diye bir mısra var. Bunun anlamı nedir? CEVAP İmhal, mühlet vermek, tehir etmek, geciktirmek; ihmal ise, önem vermemek, eksik bırakmak; Yezdan, ilah demektir. Mısraın manası şöyle oluyor: Cenab-ı Hak, (Zalime ceza vermeyi ihmal etmem, ama tehir ederim) buyurdu.

Zayıf ve müftabih kavil
Sual: Kitaplarda, (Bir kavle göre caizdir, bu kavil zayıftır) deniyor. Bu ne demektir? CEVAP İhtiyaç olunca o kaville amel edilir demektir. İhtiyaç olunca günümüzde zayıf kaville amel etmek, kuvvetli kaville amel etmek gibi sahih, hatta lazım olur. S. Ebediyye’den bir örnek verelim: Diş dolgusu olmayanın, dolgusu olan imama uyması hakkında, iki ayrı kavil vardır: Birinci kavle göre, dolgusu olmayan Hanefî’nin, dolgusu olan imama uyması sahih olmaz, çünkü bu imamın namazı Hanefî mezhebine göre sahih değildir. İkinci kavle göre, bu imam, Mâlikî mezhebini taklit ediyorsa, dolgusu olmayan Hanefî’nin, buna uyması sahih olur. İmam-ı Hinduvani böyle ictihad etmiştir. Dolgusu olan salih bir imamın Mâlikî mezhebini taklit etmediği bilinmedikçe, dolgusu olmayan Hanefîler de, bu imama uymalıdır. Bu ikinci kavil her ne kadar zayıf ise de, harac olduğu zaman zayıf kaville amel etmek lazımdır. Fitneye mani olmak için de zayıf kaville amel edileceği, Hadika’da da yazılıdır.

Kavil ve fetva nedir?
Sual: İlmihallerde mesela, (İmam-ı Ebu Yusuf’a göre caiz, İmam-ı
310

www.dinimizislam.com

Muhammed’in kavline göre ise caiz değildir, fetva da böyledir) deniyor. Bazen de, (Müftabih kavle göre caiz değildir) deniyor. Buradaki, fetva, kavil ve müftabih ifadeleri ne demektir? CEVAP Mezhepte müctehid olan âlimler, mezhep imamının koyduğu usul ve kurallara göre ictihad ederler. Bir müctehidin, başka bir müctehide tâbi olması caiz değildir. Bunun için farklı ictihadlar olabiliyor. Mezhep içindeki müctehidlerin bu ictihadlarına kavil de denir. Kavil, söz demekse de, burada müctehidin ictihadı demektir. Tercih ehli denen fıkıh âlimleri, mezhep içindeki farklı kavilleri inceleyip, hangi kaville amel etmek gerektiğini bildirirlerse, o kavle, müftabih yani tercih edilen kavil denir. Bu husus, (Fetva bu kavle göredir) şeklinde de ifade ediliyor. Her Müslümanın, amel ederken tercih edilen kavle uyması gerekir.

Sevgi ve aşk
Sual: Allah ve Peygamber için, sevgili denir mi? Aşk kelimesi, onlar için kullanılır mı? Bunlar, insanlara mahsus değil mi? CEVAP Sevgili, sevilen kimse demektir. Asıl sevilmesi gereken, Allahü teâlâ ve onun sevdikleridir. Yani, sevgili onlardır. Aşk da böyledir. Sevginin kuvvetli olmasına aşk denir. Habib, sevgili demektir. Bunun için, Peygamber efendimize, Habibullah denir. Allahü teâlânın sevgilisi demektir. Bunların yadırganması, günümüzde yanlış manada kullanılmasından kaynaklanıyor. İslam âlimleri buyuruyor ki: (Habibim, Sen olmasaydın, gökleri yaratmazdım) hadis-i kudsisi, gösteriyor ki, sevgi olmasaydı, yaratılış açığa çıkmaz ve âlem devamlı yoklukta kalırdı. Şehvete, aşk denmesi yanlıştır. Aşk kalbde olur ve kıymetlidir. Yani kalb, sevgi yeridir. Aşk, sevgi bulunmayan kalb ölmüş demektir. Kalbde, ya Allah sevgisi yahut dünya sevgisi yani haramların sevgisi bulunur. Zikir, ibadet yaparak, kalbden dünya sevgisi çıkarılınca, kalb temiz olur. Bu temiz kalbe, Allah sevgisi, kendiliğinden dolar. Günah işleyince kalb kararır, hasta olur. Dünya sevgisi yerleşerek, Allah sevgisi gider. Kalbin bu hâli, bir şişeye benzer. Su doldurunca, havası çıkar. Suyu boşaltınca, hava kendiliğinden dolar.

311

www.dinimizislam.com

İmameyn, tarafeyn, vs.
Sual: İlmihallerde, İmameyn, tarafeyn, şeyhayn, sahihayn, sekaleyn gibi kelimeler geçiyor. Bunlar ne anlama geliyor? CEVAP İmameyn = İki imam demektir. İmam-ı Ebu Yusuf ile İmam-ı Muhammed için kullanılır. Tarafeyn = İki taraf demektir. İmam-ı a'zam ile İmam-ı Muhammed için kullanılır. Şeyhayn = İki şeyh, iki reis, iki büyük imam demektir. İmam-ı a'zamla İmam-ı Ebu Yusuf için kullanılır. En büyük iki halife anlamında Hazret-i Ebu Bekr ile Hazret-i Ömer için de kullanılır. Sahihayn = İki sahih kitap demektir. Buhari ve Müslim için kullanılır. Sekaleyn = İki ağırlık, iki taife ki, burada cin ve insan taifesi demektir. Cin ve insanlara fetva verene de, Müfti-yüs-sekaleyn denir. Mesela, Şeyhül İslam ibni Kemalpaşa, Müfti-yüs-sekaleyn idi.

Tayyib ne demektir?
Sual: Tarikatçı biri, (Sıradan Müslümanlara helal olan çok şey, biz tarikat ehline haramdır. Bize, tayyib olmayan her şey haramdır, hatta hacdan gelen de tarikatçı gibi haramlardan kaçması gerekir) dedi. Dinimizde böyle bir şey var mıdır? Tayyib ne demektir? CEVAP Tarikat ehline haram olup da, diğer Müslümanlara helal olan şeyler yoktur. Dinimizin emir ve yasakları, bütün Müslümanlar için geçerlidir. Hacısı da, hocası da, dine uymak zorundadır. Helal her Müslüman içindir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Helâl kazanmak her Müslümana farzdır.) [Taberani] Şu kadar var ki, büyük evliya zatlar, avam gibi değildir. Onlar, harama düşme tehlikesi ile mubahların çoğunu terk ederler. Hazret-i Ömer buyurdu ki: (Bizler harama düşmek korkusu ile helallerin onda dokuzundan kaçındık.) Avamın, salihlerin ve müttekilerin haramdan sakınmaları farklıdır. Müslüman halk, haramlardan kaçınırken, salihler haramlarla beraber, şüphelilerden de kaçınırlar. Müttekiler ise, helal olup da, şüpheli veya harama sebep olmak korkusu olan şeylerden de sakınırlar. Bir hadis-i şerif meali: (Bir Müslüman, tehlikeli olan şeyin korkusundan dolayı, tehlikesiz
312

www.dinimizislam.com

şeyden sakınmadıkça, mütteki olamaz!) [K. Saadet] Ebrar, Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için çalışan Müslümanlar, yani salihlerdir. Mukarreb ise, Allahü teâlânın sevgisine kavuşmuş olan, büyük veli demektir. Bir insanın hacca gitmekle veya tarikat ehliyim demekle kendisini büyük bir veli zannetmesi yanlış olur. Kendini diğer Müslümanlardan üstün görmesi doğru olmaz. Tayyib kelimesi, cümlede kullanıldığı yerlere göre, (İyi, helal, hayırlı, mübarek, temiz, güzel, hoş, verimli, iyi davranış, haram olma şüphesi bulunmayan, izin verilen, güzel cemaller, Allahü teâlâyı övücü sözler) gibi manalara gelir. Birkaç örnek verelim: 1- İyi anlamında: Bir âyet-i kerime meali: (Habis [kötü sözler ve kötü] kadınlar, habis erkeklere, habis erkekler, habis kadınlara yakışır. Tayyib [iyi sözler, temiz ve iyi] kadınlar, tayyib erkeklere, tayyib erkekler de, tayyib kadınlara yakışır.) [Nur 26] 2- Haram olma şüphesi bulunmayan anlamında: Bir âyet-i kerime meali: (Bugün, size tayyib [iyi, temiz] olanlar helal kılındı.) [Maide 5] Çalgıcının kazandığı parayı, sahiplerine geri vermek lazımdır. Çalgıcı ücretle tutulmayıp, ona hediye olarak verilirse, çalgıcının alması helâl olur. Fakat yine tayyib, iyi para değildir, çünkü âdet haline gelen hediyeler, şart edilen ücret gibidir. (Dürr-ül-muhtar) 3- Helal ve temiz anlamında: Üç âyet-i kerime meali: (Tayyib [helal ve temiz] yiyin!) [Müminun 51] (Tayyib [temiz ve helal] olanı habisle [haram ve murdarla] değişmeyin.) [Nisa 2] (Size verdiğimiz rızıkların tayyib [temiz, helal] olanlarını yiyin.) [Bekara 57] 4- Güzel anlamında: Bir âyet-i kerime meali: (Kadın, erkek, inanmış olarak iyi iş işleyene, tayyib [güzel] bir hayat yaşatacağız.) [Nahl 97] 5- Mübarek, hayırlı anlamında: Bir âyet-i kerime meali: (Orada Zekeriya Rabbine dua etti: “Ya Rabbi! Bana kendi katından tayyib [hayırlı, mübarek] bir soy bahşet, doğrusu Sen duaları kabul edensin.”) [Al-i imran 38] Bâtının [için] nurlanmasında kelime-i tayyibeden [mübarek La ilahe illallah kelimesinden] daha faydalı bir şey yoktur. (Mektubat-ı Masumiyye
313

www.dinimizislam.com

1/145) 6- Temiz anlamında: Üç âyet-i kerime meali: (Tayyib [temiz] toprağa teyemmüm edin.) [Nisa 43] (Ümmi nebi olan resul, onlara, tayyib [temiz] şeyleri helal, habisleri [kötü, murdar şeyleri] haram kılar.) [Araf 157] (Tayyib [temiz] olanı, helâl olanı yiyip için) [Bekara 168] 7- Verimli, hoş anlamında: İki âyet-i kerime meali: (Rabbinin izniyle tayyib [hoş, toprağı mümbit] beldenin bitkisi, verimli olur; habis [kötü, çorak toprağı] olandan ise verimsiz bitki olur.) [Araf 58] (Evlere girdiğiniz zaman, Allah tarafından mübarek ve tayyib [bereket, esenlik, hoş ve güzel] bir yaşama dileği olarak kendinize [ve birbirinize] selâm verin.) [Nur 61] 8- Allahü teâlâyı öven sıfatlar: Namazda teşehhütlerde, Ettehıyyatü okunurken (vet-tayyibat) ifadesi, Allahü teâlâyı öven sıfatlardır. (Buhari) 9- Güzel sözler, güzel manalar, güzel cemaller, güzel kokular anlamında: Bu vasıflar Resulullah efendimizde olduğu için kendisine Tayyib denir. 10- Hoş, temiz, nefis ve helal anlamında: İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Şürub-ı züyuti tayyibe [helâl olan nebatlardan çıkarılan şeyler] yani karanfil, tarçın, çay ve saireden elde edilen, her türlü şerbeti içmek yasak edilmemiştir. 1/191 (K. Yazılar) Zeytinden çıkan zeytinyağı da bir züyuti tayyibedir. Buradaki tayyib, temiz ve helal anlamındadır.

Ebrar ve mukarrebler
Sual: Ebrar ve mukarreb ne demektir? CEVAP Ebrar, Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için çalışan Müslümanlar, yani salihlerdir. Mukarreb ise, Allahü teâlânın sevgisine kavuşmuş olan, büyük veli demektir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Her işin karşılığı, o işin kıymetine göre ölçülür. Tarla sürenler, sabahtan akşama kadar ter içinde çalışır. Buna karşılık, az bir şey alır. Mukarrebler, yani sultana yakın olanlar ise, her saatte yüzlerce lira alırlar. Böyle olmakla beraber, bunların bu paralarda hiç gözleri yoktur. Gözleri, gönülleri hep sultandadır. Aralarındaki farkı düşünün! (1/127) Hadisi kudside, (Ebrar bana kavuşmayı çok istediği gibi, ben de onlara kavuşmayı çok isterim) buyuruldu. Allahü teâlâ, ebrarın şevk,
314

www.dinimizislam.com

arzu sahibi olduklarını bildirdi, çünkü mukarrebler vasıl oldular. Bunlarda kavuşmak arzusu artık kalmadı. Şevk, ayrı olanlarda bulunur. (1/26) Ahireti, Cennet nimetlerini istemek, her ne kadar sevap ise de, mukarreblerce günah sayılır. Ahiretteki şeyleri istemek böyle olunca, dünyaya düşkün olmanın neye varacağını anlamalı; çünkü dünya [haram ve mekruhlar], Hak teâlânın sevmediği şeylerdir. (1/110) Ebrar, Allahü teâlâya, Onun nimetlerine kavuşmak için ve azabından korktukları için ibadet ederler. Bu iki dilekleri ise, nefislerinin arzularıdır. Mukarreblerden, Allahü teâlâya, korku ile ve nimetlerine kavuşmak için ibadet eden de vardır. Fakat bunların korkuları ve arzuları kendi nefisleri için değildir. Bunlar, Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmak için ve Onun gücenmesinden korktukları için ibadet ederler. Bunlar Cenneti de isterler; çünkü Cennet, Allahü teâlânın rızasının, sevgisinin bulunduğu yerdir. Yoksa Cenneti istemeleri, nefislerinin zevkleri için değildir. Bunlar Cehennemden korkar, ondan koruması için dua ederler; çünkü Cehennem, Allahü teâlânın gazabının bulunduğu yerdir. Yoksa Cehennemden korkuları, nefislerini azaptan kurtarmak için değildir; çünkü bu büyükler, nefislerine köle olmaktan kurtulmuşlardır. Allahü teâlâ için halis kul olmuşlardır. Bu mertebe, mukarreblerin en üstün derecesidir. (1/24) Tasavvuftan maksat, nefs-i emmareyi tezkiye etmek, yani temizlemektir. Böylece nefis, aşağı, çirkin isteklerinin sebep olduğu, Allahü teâlâdan başka şeylere tapınmaktan kurtulur. Ondan başka, bir mabudu, maksadı kalmaz. Dünyadan bir şey istemediği gibi, ahiretten de, bir şey istemez. Evet, ahireti istemek iyidir, sevabdır. Fakat ebrar [nefislerinin sevgisinden kurtulmamış olup, nefslerini azaptan korumak ve nimetlere kavuşturmak için, ibadet eden kimse] için sevabdır. Mukarrebler, ahireti istemeyi de günah bilir. Zat-ı ilahiden başka bir şey istemez. Mukarrebler derecesine yükselmek için, fenâ hâsıl olmak lazımdır ve Zat-ı ilahinin sevgisi insanı kaplamalıdır. Bu sevgiye kavuşan, elemlerden, sıkıntılardan da lezzet alır. Nimetler ve musibetler, eşit olur. (1/35)

Sual ve soru
Sual: (Sual kelimesi öğrenmek için, soru ise imtihan için sorulur) deniyor. Bu doğru mudur? CEVAP Bazı kimseler arasında bu yaygındır; ama hep o manada kullanılmaz. Sual, Türkçede soru demektir. Sorgulamak, sorguya çekmek, sorgu sual ifadeleri imtihan içindir. Sual kelimesi de imtihan için olabiliyor. Sual kelimesinin sorgu anlamında kullanıldığı, din kitaplarında geçmektedir.
315

www.dinimizislam.com

Birkaçı şöyledir: (Kabir suali haktır.) (Sırat köprüsü üzerinde, yedi yerde olan suale cevap veren geçer.) (İki meleğin kabirdeki suallerine cevap vermek, bir derttir.) Hadis-i şeriflerde de, sorgu anlamındaki sual kelimesi geçmektedir: (Kıyamete herkes, dört suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamaz.) [Tirmizi] (Kıyamette, Allahü teâlâ kuluna malından sual eder.) [Hatib] (Allahü teâlâ belaya maruz kalan kuluna kıyamette tekrar sual sormaz.) [Hâkim] (Üç kimseye şu nimetlerden dolayı, sual olmaz: İftar eden, sahur yiyen ve misafirle beraber yiyen.) [Deylemi] (Dünyada kader konusunda konuşan, kıyamette suale çekilir.) [Dare Kutni] (Öğrenmek için sual sorun, teannüt için sormayın.) [Deylemi] (Teannüt = zor duruma düşürmek) Demek ki, soru da, sual de, öğrenmek için sorulabildiği gibi, imtihan için de sorulur. Bu kadar üzerinde durmaya değmez.

Ahmak olana verilecek cevap
Sual: Bid’at işlemekle meşhur bir arkadaş, Hak Sözün Vesikaları isimli kitaptaki, (Ve mâ cevab-ül ahmak-ı illes-sükût) ifadesinin yanlış olduğunu ve bunun, (Ahmağın cevabı ancak sükûttur) anlamına geldiğini söyledi. Dediği doğru mudur? CEVAP Bu söz, hadis imamlarından İbni Hibban hazretlerine aittir. Bu sözün manası şöyledir: (Ahmağa verilecek hiçbir cevap, cevap olamaz; ona ancak susmak cevap olur.) Türkçede o şekilde değil, (Ahmağa susmaktan iyi cevap olmaz) şeklinde söylenir. Kur’an-ı kerimde, böyle (Ve ma… illâ) ifadeli birçok âyet-i kerime vardır. Birkaçını bildirelim: 1- (Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemin) [Enbiya 107] Tercümesi şöyledir: (Biz seni göndermedik, ancak âlemlere rahmet için gönderdik.) Türkçede şöyle söylenir: (Biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.)
316

www.dinimizislam.com

Yani seni peygamber olarak göndermemiz, başka bir maksatla değil, müslüman kâfir herkese rahmet içindir. (Beydavi) 2- (Ve me’l hayat-üd-dünyâ illâ metâ-ül gurûr.) [Al-i İmran 185] Tercümesi şöyledir: (Dünya hayatı ancak bir gurur metaıdır.) veya (Dünya hayatı, gurur metaından başka şey değildir.) [Meta = eğlence, mal, varlık. Gurur = Aldatıcı, yanıltıcı] Meali şöyledir: (Dünya hayatı aldatıcı bir menfaatten, bir eğlenceden başka bir şey değildir.) 3- (Ve mâ yeıdühüm-üş-şeytânü illâ gurûra) [Nisa 120] Meali şöyledir: (Şeytan, aldatmak için onlara vaatlerde bulunuyor.) (Şeytanın vaatlerde bulunması, aldatmaktan başka şey değildir.) 4- (Ve mâ erselnâke, illâ mübeşşiren ve nezira) [İsra 105] Tercümesi şöyledir: (Seni yalnız müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.) Meali şöyledir: (Seni yalnız [inanıp itaat eden Müslümanları Cennet nimetleriyle] müjdeleyici ve [inkâr edip isyan eden kâfirleri cehennem azaplarıyla] korkutucu olarak gönderdik. [Başka bir maksatla göndermedik.]) 5- (Ve mâ enzeler-rahmânü, min şey’in in entüm illâ tekzibûn) [Yasin 15] Meali şöyledir: (Rahman hiçbir şey indirmedi. Siz, yalancılardan başkası değilsiniz.) Âyet-i kerimenin tamamı şu mealdedir: (Kâfirler dedi ki: Siz de bizim gibi bir insansınız, bizden ne üstünlüğünüz var ki? Allah kitap falan göndermedi, siz yalandan başka bir şey söylemiyorsunuz.) 6- (Ve ma yechadü bi âyâtinâ, ill-el kâfirun) [Ankebut 47] Meali şöyledir: (Âyetlerimizi kimse inkâr etmez, ancak kâfirler inkâr eder.) Türkçede şöyle söylenir: (Âyetlerimizi kâfirlerden başkası inkâr etmez.) [Ehl-i sünnet âlimlerinden yaptığımız nakilleri de, bid’at ehlinden başkası inkâr etmiyor.] 7- (Ve ma yezîdihüm illâ nüfûra) [İsra 41] Tercümesi şöyledir:
317

www.dinimizislam.com

(Hiçbir şeylerini arttırmaz, ancak nefretlerini artırır.) Mealleri şöyledir: (Ancak onların nefretini artırır.) (Onların nefretinden başka bir şeylerini arttırmaz.) (Kur’anı kerimdeki öğüt verici açıklamalar, kâfirlerin, nefretlerini artırmaktan başka şeye sebep olmaz.) [Ehl-i sünnet âlimlerinden yaptığımız nakiller de, bid’at ehlinin nefretlerini artırmaktan başka şeye sebep olmuyor.] Bu yedi örnek gösteriyor ki, İbni Hibban hazretlerinin sözü çok güzel ve doğrudur. Yanlış olan bid’at ehlinin anlayışıdır. Zaten bid’at ehli, Kur’anı kerimi de, âlimlerimizin sözlerini de doğru anlayamaz. Anlayamadığı için de 72 sapık fırka meydana çıkmıştır. Biz yine İbni Hibban hazretlerinin sözünü tekrar ediyoruz: Ve mâ cevab-ül ahmak-ı illes-sükût (Ahmağa verilecek en güzel, en isabetli cevap, susmaktır.)

Ahmağı ikna etmek
Sual: Hadis imamlarından İbni Hibban hazretlerinin (Ve mâ cevab-ül ahmak-ı illes-sükût) ifadesinin yanlış olmayıp doğru olduğunu, bir gence çeşitli örnekler vererek açıkladım; fakat ikna olmadı. İkna için ne yapmamı tavsiye edersiniz? CEVAP Bir hadis âliminin ifadesini sorgulayana, verecek cevap olmaz. Sonra gelenlerin, önceki âlimleri suçlaması, üstelik bir muhaddisin sözünün yanlış olduğunu söylemesi, haddini bilmemektir, ahmaklıktır ve kıyamet alametlerindendir. İsa aleyhisselam, (Allah’ın izniyle baras hastalarını iyileştirdim, anadan doğma körlerin gözünü açtım, hatta ölüleri dirilttim; ama ahmakları ikna edemedim) buyuruyor. Bir peygamberin yapamadığı şeyi biz nasıl yaparız? En uygunu, sükût ederek cevap vermektir.

Âlemlerin çeşitleri
Sual: Kitaplarda âlem-i emir, âlem-i misal gibi ifadeler geçiyor. Bunlar ne demektir? CEVAP Şu kadarını bilmek yeterli olur: Mahlûklar [yaratıklar] üç kısma ayrılır: 1- Âlem-i emir, ruhlar âlemidir. Bunlar, madde olmayan ve ölçülemeyen şeylerdir. Bu âleme, âlem-i ervah veya âlem-i melekût da denir.
318

www.dinimizislam.com

2- Âlem-i misal, varlık âlemi değildir. Görünüş âlemidir. Her varlığın, bu âlemde bir misali, görüntüsü bulunur. Bu âlemde, kendiliğinden hiçbir hakikat, hiçbir madde ve mana yoktur. Buradakiler, öteki âlemlerden akseden görüntülerdir. Aynada hiçbir şekil yoktur. Aynada bir şekil görünürse, başka yerden gelen bir görünüştür. Âlem-i misal de aynen böyledir. Rüyada meydana gelen şeyler, âlem-i misalde görülmektedir. Bu âlem, âlem-i emirle âlem-i şehadet arasındadır. Bundan dolayı bu âleme, âlem-i berzah da denir. 3- Âlem-i şehadet, madde âlemidir. Bu âleme, âlem-i ecsad, âlem-i halk veya âlem-i mülk de denir. Bu da ikiye ayrılır: 1) İnsana, âlem-i sagir yani küçük âlem denir. 2) İnsandan başka varlıkların hepsine, âlem-i kebir yani büyük âlem denir. İnsanda bulunan şeylerin bir kısmı âlem-i halktan, bir kısmı da âlem-i emirdendir. Kalb, bu iki âlem arasında vasıtadır. Âlem-i kebirde olan her şeyin, âlem-i sagirde, bir örneği, benzeri vardır. İşte insanın kalbi, ruh âlemine açılan bir kapıdır. Kâfirlerde bu kapı kapanmış, harap olmuştur. Bunun için, kâfirlerin ruh âleminden haberleri yoktur. Kalbin hayat bulması, ruh âlemine açılması için tek çare, tek ilaç, iman etmesi, Müslüman olmasıdır. (İslam Ahlakı)

Aziz ve zelil
Sual: Aşağıdaki hadislerde aziz ve zelil geçiyor. Bunları açıklar mısınız? CEVAP Aziz; izzetli, şerefli demektir. Zelil; hor, hakir, alçak, rezil demektir. (Kullara dayanarak izzet kazanmaya çalışanı Allah zelil eder.) [Hâkim] (İnsanları, dinin emrine aykırı olarak memnun ederek, şeref kazanmak isteyen rezil perişan olur.) (Hak için zelillik, bâtıl için azizlikten iyidir. Bâtıl ile aziz olmak isteyen zelil olur.) [Deylemi] (Dinin emrine uyarak yaşarken zelil olmak, dine aykırı iş yaparak aziz olmaktan iyidir.) (Allah’a ibadet ile nefsini zelil eden, günahta şeref arayandan daha aziz olur.) [Ebu Nuaym] (Dinin emrine uyarak zelil olmak, haram işleyerek itibar kazanmaya çalışmaktan üstündür.) (Allah’ın emrini aziz edeni Allah aziz eder.) [Deylemi] (Allah’ın emrine uyanlar aziz, şerefli olur.) (Allahü teâlâ bir kimseyi cehaletle aziz etmez, ilimle de zelil etmez.) [Askeri] (Cahil aziz olamaz, farz-ı ayn bilgilerini öğrenen aziz olur.) (Nefsini hor gören dinini kıymetlendirmiş, nefsini aziz gören dinini
319

www.dinimizislam.com

horlamış olur. Din azizdir. Nefsini besleyenin dini zayıflar, dinini besleyenin, nefsine zarar gelmez.) [Ebu Nuaym] (Nefsimiz, her zaman günah olan, kendi zararına olan şeyleri ister. Dinin emrine uyan nefsinin zararından kurtulur. Nefsine uyan da, dinine zarar vermiş olur.) (Sultanını zelil etmek için koşan ilk fırkayı kıyamette önce Allah zelil edecektir.) [Deylemi] (Sultana isyan etmemek, Ehl-i sünnet itikadı arasına girmiştir. İsyancı dünya ve ahirette zelil olur.) (Bir sultanı zelil etmeye kast eden kavmi, kıyamette ilk önce Allah zelil eder.) [Nesai] (Sultanı kötülemek, anarşiye sebep olur. Anarşi çıkaranı da Allah ahirette hesaba çeker.) (Allah beni Müslümanları aziz, kâfirleri zelil kılmak için gönderdi.) [İ.Asakir] (Çünkü İslamiyet aziz, kâfirlik zelildir.) (Zulme uğrayana gücü yeterken yardım etmeyeni, Allah kıyamette herkesin gözü önünde zelil eder.) [İ. Ahmed] (Gücü yeten, fitne çıkarmadan zulme mani olmalı, mazluma yardım etmeli.) (Bir Müslümanın gıybeti yapılır da, gücü yeterken ona yardım etmeyeni Allah dünya ve ahirette zelil kılar.) [İbni Ebid-Dünya] (Müslümanın gıybeti yapılırken, mani olmaya çalışmalı, buna imkan yoksa, bir bahane ile çıkıp gitmeli. Bu da imkansız ise, konuşanı tasdik etmemeli, demek öyle diyerek onun konuşmasına fırsat vermemeli.) (Allah’ın rezil ettiği kimseye ilim ve edep nasip olmaz.) [Cami-ussagir] (İlim ve edepten uzak olan, dünya ve ahirette rezil olmuş demektir.) (Borç, bir bayraktır. Allah, birini zelil etmeyi dilerse onu, o kişinin boynuna asar.) [Hâkim] (İktisat edip, israf etmemeli. Lüzumsuz yere borçlanan zelil olur. Ödemek niyetiyle borçlananın da yardımcısı Allah’tır.) (Musa aleyhisselam, Allahü teâlâya, “Kim daha azizdir” diye sordu. Allahü teâlâ, “Kudreti var iken arkadaşını affeden” buyurdu.) [İ. Asakir] (İntikam almaya gücü yeterken, Müslüman arkadaşını affetmek büyük şeref oluyor.) (Allah, nimet verdiği kulunun üzerinde bu nimetinin alametinin görülmesini ister, zilleti ve zelil görüneni sevmez.) [Beyheki] (Makam ve mevki sahibi bir zenginin, cimrilik etmesi, eski elbiseler giymesi uygun olmaz.)

Farsça terkipler
Sual: İmam Rabbani, İmam-ür-Rabbani ve İmam-ı Rabbani gibi farklı yazılışlar görüyoruz. Bunların hangisi doğrudur? CEVAP Üçü de, yanlış değildir. İmam-ür-Rabbani, Arapça söyleniş şeklidir.
320

www.dinimizislam.com

İmam-ı Rabbani, Farsça söyleniş şeklidir. İmam Rabbani ise, Türkçe söyleniş şeklidir. Ceddimiz Osmanlılar, Arapça kelimeleri, Farsça terkiple [tamlama ile] söylemişlerdir. Onun için, İmam-ı Rabbani demek en uygun olanıdır. Arapça olarak yazılan ibn-üs-Sakka, ibn-ür-Rüşd, ibn-ül-Arabî gibi kelimeler Farsça terkiple söylenirse, başlarına sadece İbni getirilir. Mesela, İbni Arabî, İbni Âbidin denir. Emr-i ma’ruf, mürşid-i kâmil ve Fahr-i âlem gibi ifadeler de Farsça terkiplerdir.

Allah’ın dostları
Sual: (Evliya için Allah’ın dostu denirse, diğer Müslümanlar Allah’ın düşmanı anlamına gelmez mi?) diyenlere, ne demek gerekir? CEVAP (Akılla, kıyasla din olmaz; nakli esas almak gerekir) demelidir. Bir âyeti kerime meali şöyledir: (Allah İbrahim’i halil [dost] edindi.) [Nisa 125] İbrahim aleyhisselam Allahü teâlânın dostu olunca, diğer peygamberler hâşâ düşmanı olur demek değildir. Bütün peygamberler de Allah’ın dostudur. Allahü teâlâ, Peygamber efendimizi de habibim diye övmüştür. Bir hadis-i kudside buyuruluyor ki: (Ey Resulüm, İbrahim’i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim.) [Mevahib] Bütün peygamberler de Allah’ın dostudur. Özellikle böyle buyurulması, bunların önemini göstermektedir. Her Müslümanın dostu da, Allahü teâlâ ve Onun sevdiği kimselerdir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Sizin dostunuz, yâriniz, yardımcınız ancak Allah, Resûlü ve iman edenlerdir; bunlar Allah’ın emirlerine uyar, namaz kılar, zekât verirler. Allah’ı, Resulünü ve iman edenleri dost edinenler bilsin ki, Allah’ın taraftarları galip gelir.) [Maide 55, 56]

Takva ve fetva
Sual: Takva ve fetva denince ne anlaşılır? CEVAP Takva, haramlardan sakınmaksa da, (takva ve fetva) denince, takva azimetle hareket etmek, fetva ise ruhsatla amel etmek anlamına gelir. Birkaç örnek verelim: 1- Bir günlük yiyeceği olmayanın, yiyeceği kadar sadaka istemesi caiz olduğuna fetva verilmiştir. Takva ve azimetse, hiç istememektir.
321

www.dinimizislam.com

(Mektubat-ı Masumiyye 2/37) 2- Diş doldurtmuş olanların gusülde, abdestte ve namaz kılarken Maliki’yi taklit etmeleri takva değildir. Mezhep taklidi, fetva yoludur, kurtuluş çaresidir. (S. Ebediyye) 3- Hanefi mezhebinde, ödünç verenin borçludan hediye almasında iki kavil var: a) Şart etmeden hediye almak caiz olur. b) Şartsız da olsa, hediye almak caiz olmaz. Bunların birincisi, her zaman hediye vermesi âdeti olan kimseden hediye alması, mesela yanına uğrayınca bir çay ısmarlıyorsa, yine çay içmesi caiz olup, fetva yoludur. İkincisiyse, takva sahipleri içindir. Salih zatlar, (Menfaat sağlayan ödünç faiz olur) hadis-i şerifini esas alarak, ödünç verdikleri kimselerden en ufak bir menfaat beklememişler, hatta alacaklının evinin gölgesinde bile durmamışlardır.

Anahtar neyin sembolü?
Sual: Bir yazınızda, (Kibir her iyiliğe engeldir, her kötülüğün anahtarıdır) deniyor. Anahtar hep iyiliğin sembolüdür. (Teröristler kaçmayı başardılar) deniyor. Anahtar denmesi de bunun gibi çok garip olmuş. Başarmak, iyi şeyler için kullanılır. Terörist için başardı denir mi hiç? Anahtar demek yerine, (Kibir, her kötülüğün sebebidir) denilebilirdi. Yazınızı düzeltebilir misiniz? CEVAP O söz, büyük zatlardan birine aittir. Anahtar, sadece iyilik sembolü değildir. Barın, pavyonun, kumarhanenin anahtarı olmaz mı? Caminin de anahtarı olur, randevu evinin de anahtarı olur. Anahtar iyiyi de, kötüyü de açar. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Bazısı hayrın anahtarı, şerrin kilididir. Bazısı da, şerrin anahtarı, hayrın kilididir. Allah’ın, hayrın anahtarını verdiği kimselere müjdeler olsun, şerrin anahtarını verdiği kimselere de yazıklar olsun.) [Ebu Davud] (Her iyilik bir hazinedir. Her hazinenin anahtarı vardır. İyiliği açan, kötülüğü de kilitleyen bir anahtara sahip olana müjdeler olsun! Kötülüğü açan, iyiliği de kilitleyen bir anahtarı olana da, yazıklar olsun!) [İbni Mace] (Bütün kötülükler bir yere toplanmıştır. Bu yerin kilidi zina, anahtarı içkidir. Bütün iyilikler de bir yerde toplanmıştır. Bu yerin kilidi namaz, anahtarı abdesttir.) [İslam Ahlakı]
322

www.dinimizislam.com

(İçki, her kötülüğün anahtarıdır.) [İbni Mace] (Ne mutlu, hayrın anahtarı elinde olana. Şerrin anahtarı elinde olana da yazıklar olsun!) [Hakîm] (Allah katında hayrın ve şerrin hazineleri vardır. Her hazinenin anahtarları vardır. Hayrın anahtarı [hayır yapan, hayra sebep olan] ve şerrin kilidi [kötülüğe mani] olana müjdeler olsun. Şerrin anahtarı ve hayrın kilidi olana da yazıklar olsun!) [Taberani] (Kılıç, Cennetin anahtarıdır.) [İ. Asakir] (Cihad eden Cennete gider demektir.) (Dua ibadetin anahtarı, abdest namazın, namaz da Cennetin anahtarıdır.) [Deylemi] (Öyle kimseler vardır ki, Allah’ı hatırlamanın anahtarıdır. Onlar görülünce Allah hatırlanır.) [Taberani] Bu hadis-i şerifler gösteriyor ki, iyiliğin de, kötülüğün de bir anahtarı olur. Başarmak; bir işi istenilen biçimde bitirmek demektir. Polisin yakalamasına başarmak dendiği gibi, teröristin yakayı kurtarmasına da, terörist açısından başarmak olur. (Hırsız kaçmayı başardı) veya (Kan davasında öç almayı başardı) da denebilir. (Haksız iken haklı çıkmayı başardı) da denebilir. (Zengin olmayı başardı) veya (Kumarda rakibini yenmeyi başardı) denebilir. Ama asıl başarı, ahirette işi yarayandır. Ahirette işe yaramayan kazancın, başarının faydası geçicidir. Son önemlidir.

Zarf ve mazruf
Sual: (Allah rahmet etsin) deniyor. Bu ifade yanlış değil mi? Çünkü rahmet; acımak, şefkat etmek, esirgemek anlamındadır. Allah acımak etsin denir mi hiç? Allah acısın, merhamet etsin denir. (Vatan sevgisi imandandır) deniyor. Vatan denilen şey nedir? Bu da yanlıştır. Hazret-i Ali’nin, (Zaman sana uymazsa sen zamana uy!) dediği söyleniyor. Bu da yanlıştır. Zaman ne ki de, zamana uyulsun? Hazret-i Ali böyle yanlış bir sözü nasıl söyler ki? CEVAP Her üç söz de yanlış değil, doğrudur. Zarf söylenir, mazruf yani zarfın içindeki anlaşılır. Zamana uymak, o zamanda yaşayan insanlara uymak, onlar gibi hareket etmek demektir. Burada zarf zaman, mazruf da o zamanda yaşayan insanlardır. Kur’an-ı kerimde olduğu gibi, Türkçede de buna örnekler vardır: 1- Yusuf aleyhisselam, kardeşlerinin çuvalına bir tas koyup, (Tası siz
323

www.dinimizislam.com

mi aldınız, arayacağız) dediklerinde, kardeşleri, (Biz peygamber çocuklarıyız, hırsızlık etmeyiz) dediler. Daha sonra, (İsterseniz “karye”ye sorun) dediler. Karye, köy veya şehir demektir. Burada mazruf söylenmiş, yani şehir denmiş, mazruf anlaşılır. Mazruf da şehir halkıdır. (Köy halkına sor) yerine, (vese’lil karye = köye sor) ifadesi kullanılmıştır. (Yusuf 82) Burada zarf köy, mazruf ise köy halkıdır. 2- Zalim köylüler manasında, (Karye-tiz-zalim = zalim köy) ifadesi kullanılmıştır. (Nisa 75) Burada da zarf köy, mazruf ise köy halkıdır. 3- (Vatan sevgisi imandandır) hadis-i şerifinde de, zarf söylenerek mazruf anlaşılmaktadır. Zarf vatandır, mazruf ise vatandaki insanlardır. 4- (Soba yanıyor) dediğimiz zaman, sobanın içindeki odun, kömür, gaz yanıyor demektir. Yoksa sobanın kendisi değildir. Zarf sobadır, mazruf ise içinde yananlardır. 5- (Bu sınıf tembel) dendiği zaman, sınıftaki öğrencilerin tembel olduğu anlaşılır. Zarf sınıftır, mazruf olan sınıftaki talebelerdir. 6- (Cömert köy) dendiği zaman, köydeki insanların cömertliği anlaşılır. Şeref-ül mekân bil mekîn. (Bir yerin şerefi içindekilerle ölçülür) sözü de bunu açıklamaktadır. Cömertlik şerefi yerle değil, oradaki insanlarla ölçülür. Bundan Kâbe-i şerif ve camiler müstesnadır. 7- (Yarışmayı Deniz Lisesi kazandı) denince, Deniz Lisesi’ndeki öğrenciler anlaşılır. 8- (Yıldız dikiş nakış yurdu birinci oldu) denince, yurtta dikiş nakış öğrenenler anlaşılır. 9- (Türkiye anarşide dünya birincisidir) denilince, o ülkedeki insanlar anlaşılır. (Dünya melundur) hadis-i şerifinde de, lanetlenen Allahü teâlânın yasak ettiği şeylerdir. 10- (Rahmetullahi aleyh) demek, Allah ona rahmet etsin, yani Allah ona merhamet etsin, acısın demektir. (Farzları öğrenip onunla amel edene veya başkasına öğretene Allah rahmet etsin) hadis-i şerifi de böyledir.

Hizbullah kime denir?
Sual: Kur’an-ı kerimde geçen Hizbullah, ne demektir? CEVAP Hizbullah, Mücadele suresinde Eshab-ı kiram için kullanılmış çok önemli bir tabirdir. Maide suresindeyse, Allah’ı, Resulünü ve müminleri dost edinenler için kullanılmıştır. İkisi de aynı anlamdadır. (Allah dostu, Allah taraftarı, Allah’ın fırkası, Allah’ın dinine yardım edenler, Allah için çalışanlar) gibi anlamlara gelir.
324

www.dinimizislam.com

Mücadele suresindeki o âyet-i kerimenin meali şöyledir: (Allah’a ve ahiret gününe inanan bir milletin, babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa, Allah’a ve Resulüne düşman olanlarla dostluk ettiğini, onları sevdiğini görmezsin. Onlar öyle zatlar ki, Allah kalblerine imanı [mermere kazınır gibi] yazmış ve onları kendinden bir ruhla, bir kuvvetle desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan Cennetlere sokacak, orada sonsuz kalacaklardır. Allah onlardan razıdır, onlar da Ondan razıdır. İşte onlar Allah’ın hizbidir. İyi bil ki, kurtuluşa ulaşacak olanlar, Allah’ın hizbidir.) [Mücadele 22] Eshab-ı kiram, Müslüman olmayan en yakınlarını bile sevmemişler, onlara Allah için düşman olmuşlardır. Harbde, en yakınlarıyla savaşmışlardır. Mesela, Uhud Savaşında, Ebu Ubeyde bin Cerrah, babası Cerrah’ı, Musab bin Umeyr kardeşi Ubeyd bin Umeyr’i öldürdü. Ömer bin Hattab, dayısı As bin Hişâm bin Mugıyre’yi öldürdü. Ali bin Ebi Talib de, amca çocuklarını öldürdü. Resulullah izin verseydi, Ebu Bekir Sıddık da kendi oğlunu öldürecekti. Radıyallahü anhüm = Hepsinden Allahü teala razı olsun. (Hazin) Ne büyük saadet bu! Allahü teâlâ, Eshab-ı kiramı Hizbullah olarak övüyor, üstelik onlardan razı olduğunu bildiriyor. Allahü teâlânın sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Eshab-ı kiramdan razı olması da sonsuzdur. Artık bir daha sözünden dönmez, hep razıdır. Bir âyet-i kerime meali: (Allah asla sözünden dönmez.) [Al-i İmran 9, Zümer 20, Rad 31] Yine hepsinin istisnasız Cennetlik olduğu da şöyle bildiriliyor: (Hepsine de, Cenneti söz verdim.) [Nisa 95, Hadid 10] Böyle övülen Cennetlik zatları tenkit etmek, ne kadar çok yanlış olur. Allah dostlarını dost bilmek, imanın esaslarındandır. Allah’ın dostları ve Cennetlik olan Eshab-ı kiramı sevmeyenlerin, imanlarının ne durumda olduğunu, bu âyet-i kerimeler açıkça göstermektedir.

Göklerin secde etmesi
Sual: Farisi bir beytin tercümesinde, (Birkaç kişi, eğer Allah için bir araya gelip, birkaç nefes Allah’tan bahsederse, oraya gökler secde eder) deniyor. Göklerin secde etmesi ne demektir? CEVAP Böyle tabirler Arapçada da, Türkçede de vardır. Mesela, Kur’an-ı kerimde, (Köylülere sor) yerine (Köye sor) buyuruluyor. (Yusuf 82) Türkçede, (Soba yanıyor) demek, sobanın kendisinin değil, içindekiler yanıyor demektir. Sobanın kendisi değildir. Selefiyiz diyenler de, Kur’an-ı
325

www.dinimizislam.com

kerimdeki deyimlere, soba yanıyor gibi yanlış mana veriyorlar. Mesela Allah’ın eli var diyorlar. Hâlbuki Allahü teâlânın hiç bir şeye benzemediği yine âyet-i kerimeyle bildiriliyor. İmam-ı Gazali hazretleri burayı açıklarken buyuruyor ki: Filan belde, filan valinin elindedir denilince hiç kimse, o beldenin valinin iki elinin içinde olduğunu anlamaz. Çünkü bir belde, elin içine alınamaz. O halde burada, istiare vardır. Valinin eli kesik bile olsa, yine aynı ifade kullanılır. (İlcam-ül avam an ilm-il kelam) İstiare, bir kelimenin manasını başka manada kullanmaktır. Birkaç örnek verelim: 1- Cesur ve kuvvetli bir insana aslan demek, ona hayvan demek değildir, onu takdir etmektir. 2- Kurnaz bir kimseye tilki denmekle, o kimse övülmüş veya yerilmiş olur. (O ne tilkinin biri) denince, hayvandan değil, insandan bahsedildiği anlaşılır. 3- Namusunu kıskanmayan, kötü birine, (Domuzun teki) denir. Buradaki domuzun hayvan olan domuzla ilgisi yoktur. Kur’an-ı kerimde geçen el kelimelerinin de Allah'ın eli ile hiçbir alakası yoktur. Bu beyitte geçen göklerden kasıt da, göktekiler yani meleklerdir. Secdeden de kasıt, imrenmek demektir. Secde Allah’a yapılır. Oradaki secde, sonsuz hürmet, sonsuz sevgi demektir. Demek ki, birkaç Müslümanın Allah için bir araya gelip, dinden, imandan bahsetmesine melekler imrenmektedir. Karanlık gecede yıldızlar görüldüğü gibi, karanlık dünyada imanlılar da, yıldızlar gibi parlar. Bu yıldızlar nasıl gökyüzüne dağılmış vaziyetteyse, imanlı insanlar da yeryüzünde bu şekilde görünürler. Birkaç Müslüman bir araya gelirse, orada birkaç tane yıldız parlıyor demektir. Bizim yıldızları seyrettiğimiz gibi, melekler de dünyayı seyrederler. O birkaç Müslümana, (Ne bahtiyar bu kimseler, bir araya gelmişler, Allah’tan, Peygamberden bahsediyorlar) diye gıpta ederler.

Ebced nedir?
Sual: Ebced hesabı nedir? CEVAP Ebced hesabı, her harfi bir rakamı gösteren, İslam harfleriyle yazılı sekiz kelimeden meydana gelen bir hesap sistemidir. Olayların zamanının belirtilmesi ve hatırda daha kolay kalması için kullanılır. Hicri bir ayın ilk günü de, Ebced hesabına göre bulunabilir. İslâmiyet’te, Ebced’den faydalanarak, olayların tarihini, camilerin, çeşmelerin, türbelerin ve benzeri
326

www.dinimizislam.com

şeylerin yapılış tarihini belirtmek caizdir, fakat mesela, hastanın ve annesinin adını Ebced hesabıyla hesaplayıp, sana şöyle muska lazım diyerek, muska yazıp para almak haramdır. Dini hüküm çıkarmak da kesinlikle caiz olmaz.

Farz etmek
Sual: (Farz etmek ifadesini kullanmak, mesela, “Farz et ki geldim” demek caiz değildir; çünkü bir şeyi farz etmek Allah’a mahsustur) deniyor. Doğru mu bu? CEVAP Farz ile farz etmek ayrıdır. Farz etmek, bir deyimdir. Varsaymak yani olmadığı halde öyle olduğunu düşünmek demektir. Farz etmek yerine faraza veya farz-ı muhal tabirleri de kullanılır. Bu da, aslında imkânsız olanı varsaymak demektir. Din kitaplarında farz etmek ifadesi çok kullanılmıştır. Birkaç örnek verelim: 1- Dört zevce, dokuz kız, altı cedde bulunduğunu farz edersek, zevceler sekizde bir alıp, geriye yedi hisse kalır. (S. Ebediyye) 2- Büyük bir zatın kabrini ziyaret eden, ona rabıta ederse, yani dünya işlerini hiç düşünmeyip, kalbine hiçbir şey getirmeyip, o zatın ruhunu, his organlarıyla anlaşılamayan bir nur farz ederek, bunu kalbinde bulundurursa, o ruhtan, kendi kalbine bir şeyler akmağa başlar. (S. Ebediyye) 3- Bir kimsenin dayısı ve amcasının oğlu olsa, bunun nafakasını, dayısı verecektir; çünkü bu kimse kadın farz edilirse, dayısı mahremdir. (S. Ebediyye) 4- Bugün, ecelin geldiğini, daha bir gün müsaade etmeleri için, yalvardığını, sızladığını ve sana, bir gün bağışladıklarını ve şimdi o günde bulunduğunu farz et! (Kıyamet ve Ahiret) 5- Âlemin yaratıcısının hâşâ iki olduğu farz olunsa, onlardan biri, bir kişinin kalkmasını dilediği anda, diğerinin de, bu kişinin oturmasını dilediğini farz edelim. (Cevab Veremedi) 6- Hürriyetine kavuşarak, erkekler arasında çalışan kadınlardan güzel olmayanların düşkünlüğü ve kendini güzelleştirmek için her sabah ayna karşısında uğraşanların bitkinliği bir yana, geri kalanlarında bulunduğu farz edilen, daha doğrusu hiç bulunmadığı halde, kraldan ziyade kralcı erkekler tarafından var diye savunulan bu hürriyetin ve istiklalin doğru manası, kadınların, aile teşkil etmek, evlat yetiştirmek, evini düzenlemek gibi meziyetlerden ve tabii kabiliyetlerinden uzaklaşarak, erkeklerin sert,
327

www.dinimizislam.com

sıkıntılı hayatına karışmaları, kocaya varmak ihtiyacından kurtularak, bekâr erkekler gibi yahut evindeki zevcesine bağlı olmayan ahlak düşkünleri gibi olmaları demektir. (F. Bilgiler) 7- Rüyada görülen elemin, eğer faraza hakikati varsa, dünyevi elemler kısmındandır. (Kıymetsiz Yazılar)

Gâib ne demektir?
Sual: Gâib nedir? CEVAP Gâib kelimesinin birkaç manası vardır: 1- Kayıp anlamındadır. (Ali, kaybettiği saatini bulmak için, gâibe [kayıp] bulma duasını okudu) cümlesindeki gâib kayıp anlamındadır. 2- Göz önünde olmayan, hazır bulunmayan, nerede olduğu bilinmeyen, gizli olan demektir. Eskiden yoklamalarda, bir kişi orada ise, (Hazır) derdi, orada olmayan için (Gâib) denirdi. Arapçada da gâibin zıttı şahiddir. Yani burada olmayana gâib, burada olana şahid denir. Haşr suresindeki bir âyet-i kerimede, (Hüve â’limül gaybi veşşehadeti) buyuruluyor. Yani gâibi de, şahidi de O bilir, görüleni, görülmeyeni, gizliyi aşikâre olanı O bilir demektir. Cenaze namazında okunan dua şöyle başlıyor: (Allahümağfir-li hayyinâ ve meyyitinâ ve şahidinâ ve gaibinâ…) Manası: (Allah’ım, hayylarımızı [dirilerimizi], meyyitlerimizi [ölülerimizi], şahidlerimizi [burada olanlarımızı], gâiblerimizi [burada olmayanlarımızı]... affet!) Yusuf aleyhisselam kuyuya, atılınca, (Ey gâib olmayan Şahid! Ey uzak olmayan Karîb! Beni bu musibetten kurtar) diye dua etmişti. Burada, şahid, hazır olan, burada olan, yanımda olan demektir. Gâib de, burada olmayan demektir. Karîb de yakınımda olan demektir. Büyük zatlar, mütevazı oldukları için, İslam âlimlerinin ismi geçince şöyle derlerdi: (Bizler o büyüklerin yanında hazır olsak sorulmayız, gâib olsak aranmayız.) Burada, gâib olsak demek, orada olmasak demektir. Gâibden haber vermek de, gelecekten haber vermek demektir. Görünmeyen âlem anlamında da kullanılır. Mesela gâibden bir ses geldi denir. 3- Duygu organlarıyla veya hesap, tecrübeyle anlaşılmayan anlamındadır. Mesela cennet ve cehennem gâibdir. Gelecekte olacak şeyler de gâibdir. Gâibi Allah bilir demek, gelecekte ne olacaksa Allah bilir demektir. Bir âyet-i kerimede Allahü teâlâ için, (Allâm-ül-guyûb) ifadesi
328

www.dinimizislam.com

geçer. Guyub, gaibin çoğuludur. Gâibleri hakkıyla bilen, en iyi bilen demektir. 4- Gâib, hiç yok anlamında kullanılabilir. Mesela, Usül-ül erbea kitabında deniyor ki: (Gâibden yardım istemek şirktir diyen kişi, eğer, gâib kelimesini yok anlamında kullanıyorsa, Enbiya ve Evliya zatların ruhlarına nasıl yok denebilir? Ruhlar ölmez.) 5- Eskiden dilbilgisinde üçüncü şahıs, “O” zamiri olarak kullanılırdı. Mesela, Cevap Veremedi kitabında deniyor ki: (Yuhanna İncilini yazan kâtip, Yuhanna’ya gâib zamiri olan “O” ile işaret etmiş, asıl kitabı yazan [uyduran] kâtip kendisini “Biz” diye yazmıştır. Bundan anlaşıldığı gibi, Yuhanna İncilini yazan Yuhanna’nın kendisi olmayıp, bir başkasıdır.)

Vatanın önemi
Sual: Dinimizde vatanın önemi nedir? CEVAP Dinsiz insan için bile vatan önemlidir. Vatansız devlet olmaz. Devlet olmayınca insanların yaşaması zordur. Kargaşa olur, birlik beraberlik olmaz. Göçebe gibi yaşar veya zindanda olan bir esir gibidir. Bunun için altın kafese konan bülbül, (İlle vatan, ille vatan) demiştir. Birine hakaret için vatansız dendiği de olur. Müslümanlığın yaşaması da vatana bağlıdır. Peygamber efendimizin zamanında, Medine şehri İslamiyet’in başkenti durumundaydı. Emir ve yasaklar oradan bildiriliyordu. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Medine, helal ve haramın bildirildiği yurttur.) [Taberani] Vatansız vatandaş olmaz. Vatandaşları iyi ise, o vatan kıymetlidir. Vatanın kıymeti vatandaşından ileri gelir. (Vatan sevgisi imandandır) hadis-i şerifi, vatanı olan Müslümanların kıymetini bildirmektedir.

Omuzu mu, omzu mu?
Sual: Omuz kelimesi, ismin -i halindeyken, omzu mu yoksa omuzu mu oluyor? Aynı şekilde, burun, karın, zulüm gibi kelimeler nasıl oluyor? CEVAP TDK’nin kuralı geçerli olur. Yani yanlış bile olsa, dil birliği açısından TDK’nin bildirdiklerine uymaya çalışmalıyız, ama bazı dini kelimeleri TDK yanlış yazıyor, onlara uyma mecburiyeti olmaz. Diğer Türkçe kelimelerde uymaya çalışmalıdır.
329

www.dinimizislam.com

Sarmısak kelimesi yıllardır sarmısak olarak sözlüklerde geçmiştir, ama herkes sarımsak dediği için TDK da sarımsak diye yazmak zorunda kalmıştır. Tüccar, fukara, evliya kelimeleri çoğul olduğu halde, tekil şeklinde galat [yanlış söz] olarak kullanılmaktadır. (Galat-ı meşhur, lügat-i fasihten evlâdır) sözü meşhurdur. Yaygın hale gelmiş yanlış bir kelime veya deyim, doğru yazılsa da, kullanılmayan söze tercih edilir demektir. Yaygınlaşmış yanlış söz, terk edilmiş doğruya tercih edilir. Bunun için Evliya kelimesi çoğul olduğu halde, Evliyalar Ansiklopedisi demek daha uygun olur. Evliya Ansiklopedisi dense, bir kişinin ansiklopedisi gibi anlaşılır. Aklıma gelmedi, aklımdan çıktı gibi ifadeler yanlıştır, çünkü akıl; hafıza gibi, muhafaza yeri değil, doğruyla yanlışı ayırma kuvvetidir, ama bu da galat-ı meşhur haline geldiği için kullanmakta mahzur yoktur. TDK, omzu da, omuzu da, yani ikisinin de kullanılabileceğini bildirdiğine göre, ikisi de kullanılabilir, ancak halkın çoğunun kullandığı gibi kullanmak daha uygun olur. Çoğunluk omza değil, omuza diye kullanıyor. Burun, karın, zulüm gibi kelimeleri ise, sadece burnu, karnı, zulmü diye kullanmak gerekir. Aşağıdaki kelimeler de böyledir: Akıl, akla, aklı Asıl, asla, aslı Asır, asra, asri Azil, azle, azli Beyin, beyne, beyni Boyun, boyna, boynu Devir, devre, devri Emir, emre emri Fikir, fikre, fikri Filim, filme, filmi Hayır, hayra, hayrı İlim, ilme, ilmi Kayıt, kayda, kaydı Keşif, keşfe, keşfi Keyif, keyfe, keyfi Nakil, nakle, nakli Nehir, nehre, nehri Sabır, sabra, sabrı Seyir, seyre, seyri Şehir, şehre, şehri Şekil, şekle, şekli
330

www.dinimizislam.com

Şükür, şükre, şükrü Zehir, zehre, zehri Zihin, zihne, zihni Zikir, zikre, zikri

Namus nedir?
Sual: Namus ne demektir? Cebrail aleyhisselama niçin namus-i ekber denmiştir? CEVAP Namus kelimesinin ırz, doğruluk, kanun, din, iffet, edeb, hayâ, nizam, emniyet gibi birçok manası vardır. Birkaç örnek verelim: Bir kimsenin mahrem, gizli sırları olup, işlerinin ve hâllerinin iç yüzüne vâkıf olana, onun namusu denir. Hayırlara ait gizli hâllere vâkıf olana da namus denir. Cebrail aleyhisselam, diğer meleklerce bilinmeyen vahyin sırlarına vâkıf ve mahrem olması cihetiyle ona, namus-i ekber denir. Din anlamında da kullanılır. İslamiyet’e namus-i ilahi de denir. Nizam anlamında da kullanılır. Ramazan-ı şerif ayı, İslam dininin namusudur. Âşikâre oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Bu aya hürmet etmeyen, İslamiyet’in namus perdesini yırtmış olur. Allahü teâlânın günahları örtmesi o kadar çoktur ki, emrini dinlemeyen, yasaklarından sakınmayan azgınları, gizli günahlarını açığa çıkarıp rezil etmiyor ve namus perdelerini yırtmıyor. Allah’tan başkasına yemin edilmez. Namus üzerine de, yemin edilmez. Mesela, (Namusum ve şerefim üzerine) dense, dine uygun yemin olmaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Emanet yani namus için yemin eden, bizden değildir.) [Ebu Davud] Namussuz, genelde iffetsiz, edepsiz, hayâsız, fahişe gibi manalarda kullanılıyorsa da, emniyeti, nizamı bozanlara, İslamiyet’e uymayanlara, Allah’ın kanunlarını yani emir ve yasaklarını çiğneyenlere de denir. Bu bakımdan namussuz; kanunsuz, kanunu çiğneyen anlamına da gelir.

Aşağılık zina
Sual: (Nikâhsız yaşamak, aşağılık bir zinadır) deniyor. Aşağılık olmayan zina da mı olur? CEVAP Öyle anlamak yanlıştır. Aşağılık olmayan zina da vardır denmiyor. Zina kötülenip, aşağılık bir iş deniyor. Bu şekilde söylenenlere birkaç örnek
331

www.dinimizislam.com

verelim: 1- (Necis olan şarap dökülmüş bir elbise ile namaz kılınmaz) dense, (Necis olmayan şarap da mı vardır?) denmesi, yanlış olur. Şarabın necis olduğunu bildirmek için söylenmiştir. 2- (Pis idrar süte dökülse, o süt içilmez) dense, (Temiz idrar da mı olur?) demek yanlıştır. İdrarın pis olduğu vurgulanmak isteniyor. 3- (Büyük Allah’ımız günahımızı affeder) denince hâşâ, (Küçük Allah da mı vardır?) demek çok yanlıştır. Yüce Allah denince de, yücesi olmayan da var anlaşılmaz. Burada Allah’ın büyük, yüce olduğu anlatılmak isteniyor.

Tâğut ne demektir?
Sual: İslamcı denilen kimseler, tâğutu sadece (Allah’ın koyduğu ölçüler dışında ölçüler koyan kimse) diye tarif ediyorlar. İslam âlimleri tâğutu nasıl tarif etmişlerdir? CEVAP İki âyet-i kerime meali şöyledir: (Dinde [Cizye vermeyi kabul eden Ehl-i kitabı Müslüman olmaları için] zorlama yoktur. Artık hak bâtıldan, doğruluk sapıklıktan, imanla küfür birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu [Şeytanı, putları, sihirbazları, kâhinleri, insanları tuğyana yani, günaha, isyana sevk edenleri] reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan en sağlam kulpa [Müslümanlığa] yapışmıştır. Allah hakkıyla işiten ve kemaliyle bilendir.) [Bekara 256] (Urvet-ül vüska=Sağlam kulp, Resulullah efendimizdir. Şifa-i şerif) (Kendilerine kitap verilmiş olanlar, cibt ve tâğuta iman ediyorlar, sonra da kâfirler için: “Bunlar, Allah’a iman edenlerden daha doğru yoldadır” diyorlar!) [Nisa 51] Cibt ve tâğut adlarında iki puta inanıyorlar. Cibt, put, haç, kâhin gibi manalara da gelir. Allah’ın haram kıldığı her şeydir. Tâğut ise, insanları azdıran her şeydir. Yahudilerin ileri gelenlerinden bir zümre Mekke’ye giderek müşriklere, (Müslümanlara karşı düşmanlık ilân edeceğiz, ama peygamberleri, size bizden daha yakın olduğu için ileride belki anlaşıp bizi yalnız bırakmanızdan korkuyoruz) dediler. Müşrikler de Yahudilere karşı buna benzer bir itimatsızlık gösterince, güya teminat olmak üzere, müşriklerin cibt ve tâğut adlarındaki putlarına secde ettiler. İmam-ı Kurtubi hazretleri buyuruyor ki: Tağut, put ve şeytan demektir. Enes bin Malik hazretleri, (Tağut, Allahü teâlâdan başka, kendisine ibadet edilen her şeydir)
332

www.dinimizislam.com

buyurmuştur. Hazret-i Ömer de, (Tağut, şeytandır) buyurmuştur. Tağut, tuğyan kelimesiyle aynı kökten türemiştir, insanı azdıran her şeydir. ElCevherî, (Tağut; kâhin, şeytan veya sapıklıkta başı çeken kimsedir) demiştir. (Cami-ul-ahkâm)

Kavram kargaşası
Sual: Unuttum yerine aklımdan gitti, hatırladım yerine aklıma geldi deniyor, âfiyet olsun yerine yarasın deniyor. Bunun gibi şeylerin dinen mahzuru olur mu? CEVAP Akıl, iyiyi kötüden ayıran bir kuvvettir. Hafıza gibi bilgi deposu değildir, unutmak veya hatırlamak gibi bir görevi yoktur. Fakat herkes böyle söylediği için üzerinde durmaya değmez. Dinen de mahzuru olmaz. Çünkü (Galat-ı meşhur, lügat-i fasihten evlâdır) sözü meşhurdur. Yaygın hale gelmiş yanlış bir kelime veya deyim, kullanılmayan doğru söze tercih edilir demektir. Terk edilmiş doğru sözler yerine, yaygınlaşmış yanlış sözleri kullanmanın mahzuru olmaz. Önemli olan, dine aykırı olmamasıdır. Âfiyet, dinin ve itikadın bid’atlerden, amelin ve ibadetin âfetlerden, nefsin şehvetlerden, kalbin vesveseden ve bedenin hastalıklardan selamet bulması, kurtulması demektir. (İslam Ahlakı) Âfiyetin manası bu iken, yarasın demenin dine zararı olmadığı için üzerinde fazla durmaya değmez. Ama bazı mefhumlar [kavramlar] dine aykırı olarak kullanıldığı için zararlı oluyor. Bir iki örnek verelim: (Canım içki istiyor, canım müzik dinlemek istiyor) deniyor. Böyle haram olan şeyleri isteyen, can yani ruh değil, nefistir. Nefisle ruh karıştırılıyor. Adam bara gidiyor, (İyi bir müzik dinledim, bir bardak da içki içtim, ruhum gıdasını aldı) diyor. Gıdayı alan ruh değil, nefistir. Nefis haram şeylerden hoşlanır. Çünkü nefsimiz kâfirdir. Nefsimizin Allahü teâlânın düşmanı olduğunu, dinimiz açıkça bildiriyor. İnsanın hareket organları beyne, beyin de kalbine tâbidir. Kalbin emrine uygun hareket ederler. Kalb, beyin vasıtasıyla his organlarından ve ruh vasıtasıyla taraf-ı ilahiden ve akıldan, melekten, hafızadan, nefisten ve şeytandan gelen tesirlerin toplandığı bir merkezdir. Bunları birbirine karıştırmamalıdır. Bazı yazarlar, (Kalbime bir ilham geldi) diyerek dine aykırı şeyler yazabiliyor. Kalbe, şeytanın ve kâfir nefsimizin vesvesesi de gelir. Bu vesveseleri, melekten gelen ilham sanmak çok yanlıştır. Bazı tarikat şeyhlerinde, olağan üstü haller, istidraçlar görülür. Salih olmayan kimseler bunları keramet zannederek felakete sürüklenirler.
333

www.dinimizislam.com

Kalbe gelen düşüncenin melekten gelen bir ilham veya şeytandan gelen bir vesvese olup olmadığı, dine uygunluklarından anlaşılır. Dinini iyi bilen bir insan, bu nefisten, bu melekten, bu şeytandan diyebilir. Dinini bilmeyen de, bir kadının müzikli şarkısını dinledikten sonra, (Bir müzik ziyafetine kavuştum, ruhum mest oldu, bu şarkı beni Allah'a yaklaştırdı) diyebilir. Müzik dinleyip de Allah'a yaklaşıyoruz diyen fâsıklar az değildir. Haram şeyler, insanı Allah'a değil şeytana yaklaştırır. İlk teganni edenin, şarkı söyleyenin, şeytan olduğu hadis-i şerifle bildirilmektedir. Kulakla görülmez, gözle işitilmez. Nefsin aldığı zevkle, ruhun aldığı zevk farklıdır. İçki, kumar, müzik gibi şeylerden zevk alan, ruh değil nefistir. Buna ruh demek, gözle işitiyorum, kulakla görüyorum demek gibi çok yanlış bir şey olur. Bu yanlışın ne zararı olabilir diyenler çıkıyor. Çok zararı var. Adam haram işliyor ibadet zannediyor. Ruhum ferahladı, Allah'a yaklaştırdı diyor. Haramı beğendiği ve ibadet gibi gördüğü için küfre kadar gidebilir. Tehlike büyüktür.

Tedbirini terk eyle!
Sual: Gerçeklere gülle atan bir şair, uzun bir makale yazarak, Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerinin tefviz şiirindeki (Tedbirini terk eyle!) ifadesinin dine aykırı olduğunu iddia ediyor. Şiir gerçekten yanlış mı, yoksa bizim bilmediğimiz bir incelik mi var? CEVAP O şiir şöyledir: Kalbin ona berk eyle! Tedbirini terk eyle! Takdirini derk eyle! Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler. Şeyh Galib’in de, (Tedbirini terk eyle, takdir Hüda’nındır) diye başlayan bir şiiri var. Ne İbrahim Hakkı hazretleri, ne de diğer zatlar, tedbire karşı çıkmıyor. Her Müslüman bilir ki, tedbir almak Allah'ın emridir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Ey iman edenler, tedbirinizi alın!) [Nisa 71] Kaza ve kaderimizi, başımıza gelecekleri bilmediğimiz için, tedbir almak gerekir. Tedbir almak, sebeplere yapışmak dinimizin emridir. (Dürer, Redd-ül-muhtar, Dürer, Kuduri, Mebsut) Tedbir almak tevekküle aykırı değildir. Sebeplere yapıştıktan sonra tevekkül edilir. Devesini dışarı bırakıp tevekkül ettiğini söyleyen birisine,
334

www.dinimizislam.com

Peygamber efendimiz, (Deveni bağla, ondan sonra Allah’a tevekkül et) buyurdu. (Tirmizi) Bir başka hadis-i şerifte de, (Akıllı olan kimse tedbir alır) buyuruldu. Tedbir almamak kibirdendir. Tedbiri almalı, ama istenmeyen bir durum meydana çıkarsa, Allah'a tevekkül etmeli. Bir hadis-i şerif meali: (Tedbir almakta acizlik gösterme! Tedbire rağmen bir işe gücün yetmezse, “Hasbiyallahü ve ni’mel-vekil” de!) [Buhari] İbrahim aleyhisselamı ateşe atarlarken Cebrail aleyhisselam geldi, (Yardıma ihtiyacın varsa yardım edeyim) dedi. O, takdir ne ise o olacağını bildiği için, (Allah bana yeter) dedi. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (İbrahim aleyhisselam ateşe atılırken, “Hasbiyallahü ve ni’mel vekil” [Bana Allah’ım yetişir, O ne iyi yardımcıdır] dedi.) [Hatib] Kur’an-ı kerimde de aynı şey bildiriliyor ve mealen buyuruluyor ki: (De ki: Allah bana kâfidir.) [Zümer 38] Allahü teâlâdan başka güvenilecek, dost edinilecek hiç kimse, hiçbir şey yoktur. Allahü teâlâdan başkasına sığınmak, örümcek ağına sığınmaya benzetilmiştir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Allah’tan başka dost edinenin hali, örümceğin durumuna benzer. Hâlbuki barınakların en çürüğü örümcek yuvasıdır.) [Ankebut 41] Müslüman, sebeplere yapışır, ama sebeplere değil, bunlara kuvvet verene güvenir. Yakub aleyhisselamın bu ikisini birlikte yaptığı Kur’an-ı kerimde bildirilip bu hâli övülüyor: ([Çocukları] Babalarının kendilerine emrettiği şekilde [çeşitli kapılardan şehre] girmeleri [onun emrini yerine getirerek aldıkları tedbir] Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı, ancak Yakub içindeki bir dileği [çocuklarına nazar değmeme arzusunu] açığa vurmuş oldu. Şüphesiz o, ilim sahibiydi, çünkü ona biz [vahy ile] öğretmiştik, ama insanların çoğu [takdirin tedbire galip olduğunu, tedbirle takdirin değişmeyeceğini] bilmezler.) [Yusuf 68 - Beydavi] İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Tesiri sebeplerden bilip, Allahü teâlânın kuvvetiyle tesir ettiklerini bilmeyenler sapıktır. Sebeplere tesir kuvvetini Allahü teâlânın verdiğine inanan ise, hak yola kavuşmuş olur. Her iki tehlikeden kurtulmuş olur. (Mektubat, 1/110) Tedbirini aldıktan sonra, Allahü teâlânın takdirine bağlanan, tevekkül sahibidir. (Kader, tedbirle, sakınmakla değişmez.) [Taberani] Bunu iyi bilen hazret-i Hasan ve hazret-i Hüseyin, Levh-i mahfuzda kaderlerini gördükleri için mübarek dedelerinden yardım istemediler.
335

www.dinimizislam.com

Peygamber efendimiz sevgili torunlarına, hazret-i Ali de oğullarına, yardım istense gerekli yardımı yapmazlar mıydı? Elbette yardım eder, çocuklarını tehlikeden korurlardı. Kaderlerini bildikleri için yardım istemediler. Cüneyd-i Bağdadi hazretleri, (Emrettiği için çalışmalı, rızık için üzülmemeli, tedbirlerin arkasında koşmamalı) buyurdu. Rızık için, Allahü teâlânın verdiği söze güvenmeli. Emrine uyarak çalışanı, rızkına ulaştırır. (S. Ebediyye) Müslüman, dinin emrine uyarak tedbir alır, ama tedbirine güvenmez, takdir ne ise o olacağına inanır. Tedbire güvenmek tevekkülü bozar. Tevekkül, kalbin, her işte, Allahü teâlâya itimat etmesi, güvenmesi demektir. Şair diyor ki: Tedbirinle koşsan da, takdirine yetişmez, Takdir yerini bulur, tedbirinle değişmez. Netice: Tedbirini terk eyle demek, tedbir alma demek değildir. Aldığın tedbire güvenme, tedbir takdiri bozamaz demektir. Şiirlerde böyle teferruatlı açıklama olmaz. Veciz olduğu için anlamayanlar da çıkar. Anladım mı, anlamadım mı demeyip hemen büyük zatlara dil uzatmak çok çirkindir.

Burnu sürtülsün
Sual: Okuduğum bir kitaptaki hadis-i şerifte, (Burnu sürtülsün) deniyor. Bu ne demektir? CEVAP Yazıklar olsun anlamında mecazi bir ifadedir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ramazan girip çıktığı hâlde günahları affedilmeyenin burnu sürtülsün! Ana babasına veya ikisinden birine yetişip de Cennete girmeyenin burnu sürtülsün! Yanında anıldığım zaman bana salevat getirmeyenin burnu sürtülsün!) [Tirmizi] Ramazan-ı şerif öyle mübarek aydır ki, ona erişip oruç tutup da affolmayan kimse olmaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ramazanın ilk gecesi, Allahü teâlâ müminlere rahmet eder. Rahmetle baktığı kuluna hiç azap etmez. Ramazan-ı şerifin son günü, oruç tutan müminlerin hepsini affeder.) [Beyheki] Ramazanı şerifte, müminlerin affolmaları böyle bildirildiği hâlde yine affolmazsa o kimseye yazıklar olsun, burnu yere sürtülsün deniyor. Ana babası hayatta olup da onların rızalarını alamayanlara, Cennete gidemeyenlere de yazıklar olsun, burunları sürtsün deniyor. Çünkü bir hadis-i şerif meali şöyledir:
336

www.dinimizislam.com

(Allah'ın rızası, ana babanın rızasında, gazabı da, ana babanın gazabındadır.) [Buhari] Ana babası olduğu hâlde, onların rızalarını alamayanlara yazıklar olsun deniyor. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Bana bir salevat getirene Allahü teâlâ, on rahmet ihsan eder, on günahını yok eder ve derecesini on kat yükseltir.) [Nesai] Âhirette Resulullah efendimize yakın olmak ve şefaatine kavuşmak için salevat getirmek gerektiği hâlde, salevat getirmeyip bu nimetlerden mahrum kalana yazıklar olsun, burnu yere sürtsün deniyor.

Atasözlerini doğru anlamak
Atasözlerine düşmanlık
Bazı kimseler, atalarımızın tecrübe mahsulü kıymetli sözlerindeki incelikleri anlamadıkları veya ters anladıkları için, ceddimize dil uzatıyorlar. Halbuki atasözlerinin çoğu hadis-i şerif mealleridir. Yahut İslam âlimlerinin sözleridir. Bazı örnekler verelim: * (Dilini tutan başını kurtarır) atasözü için dinimize aykırı deniyor. Halbuki bu söz, bir hadis-i şerif mealidir. Susan, iki cihanda da başını dertten kurtarır. İbni Mesud hazretleri, (Hapse, dilden daha layık bir şey yoktur) buyurmaktadır. Hazret-i Ebu Bekir, konuşmamak için ağzına taş kordu. Yine bir atasözü vardır: Bana benden olur, her ne olursa, Başım selamet bulur, dilim durursa. Dilini tutmak, ona sahip olmakla ilgili birçok hadis-i şerif vardır. Bazıları şöyledir: (Dilini tutan kurtulur.) [Tirmizi] (Rahat isteyen sussun!) [Ebuşşeyh] (Selamet isteyen, dilini tutsun!) [İ. Ebiddünya] (Susmak, hikmettir.) [Deylemi] (En makbul amel dilini tutmaktır.) [Taberani] (Dilini tutan, şeytanı mağlup eder.) [Taberani] (Sükut eden bir mümine yakın olun! O hikmetsiz değildir.) [İbni Mace] (Ya hayır konuş ya sus!) [Buhari] (Çok konuşan çok yanılır.) [Taberani] (Kurtuluş için dilini tut, evinde otur, günahların için ağla!) [Tirmizi]
337

www.dinimizislam.com

(Kişiyi Cehenneme sürükleyen dilidir.) [Tirmizi] (Dilini tutmayan, tam imana kavuşamaz.) [Taberani] (Çok konuşmak kalbi karartır.) [Beyheki] (Kusurların çoğu dildendir.) [Taberani] (Allah’ı görür gibi ibadet et, kendini ölmüş say, daha iyisi ise dilini tutmaktır.) [Taberani] (Rahat olmak isteyen sağır, kör, dilsiz olmalıdır) sözüne de şahsiyetsizliğe sevk ediyor diye saldırıyorlar. Yukarıdaki hadis-i şerifler de bu sözün doğru olduğunu göstermektedir. (Her koyun kendi bacağından asılır) atasözü de yanlış anlaşılmamalıdır! Fransa’daki birinin günahı, Mısır’daki bir kimseden sorulmaz. Herkesin günahı, sevabı kendine aittir. Kur'an-ı kerimin çeşitli yerlerinde bu husus açıkça bildirilmiştir. Fakat kişi, emrinin altındakilerden mesuldür. Başkalarının işlediği kötülükleri önlemek herkesin vazifesi değildir. Abdülgani Nablusi hazretleri (Söz ve yazı ile emr-i maruf âlimlerin vazifesidir. Kalb ile, dua ederek günah işleyene mani olmaya çalışmak da her müminin vazifesidir. El ile müdahale ise devletin vazifesidir) buyuruyor. (Geç olsun da güç olmasın!) atasözüne de saldırılmaktadır. İnsanın fıtratında acelecilik vardır. Kur'an-ı kerimde mealen (İnsan pek acelecidir) buyuruluyor. [İsra 11] Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (Acele şeytandan, teenni Allah’tandır.) [Tirmizi] (Teenni eden isabet eder, acele eden hata eder.) [Beyheki] [Teenni, acelenin zıddıdır] O halde, işlerde acele etmemeli ve hemen karar vermemelidir! Acele ile verilen kararlara şeytan karışır. Nefsin istediği bir şey hatıra gelince şeytan, "Fırsatı kaçırma, hemen yap!" der. Onun için kalbe gelen şeyi yapmadan önce, bu işten Allahü teâlâ razı olur mu, sevap mıdır, günah mıdır diye düşünmelidir! Günah değil ise yapmalıdır! Böylece teenni edilmiş, yani acele edilmemiş olur. Yalnız 5 yerde acele gerekir: 1- Misafir gelince yemek vermeli! 2- Günah işleyince, tevbe etmeli! 3- Vakti girince namazı kılmalı! 4- Çocuklara din bilgilerini ve namaz kılmayı öğrettikten sonra, büluğa erip dengi çıkınca, hemen evlendirmeli! Hadis-i şerifte, (Üç şeyi geciktirme! Namazı vakti girince kıl, cenaze namazını hemen kıl! Kızını dengi isteyince, hemen ver!) buyuruldu. O halde, namazını kılan, günahlardan sakınan ve nafakasını helalden kazanan biri bulununca, kızını hemen onunla evlendirmelidir! hadis-i şerifte, (Dinini, ahlakını
338

www.dinimizislam.com

beğendiğiniz bir kimse, kızınıza talip olursa, hemen evlendirin! Evlendirmezseniz, fitne ve fesada sebep olursunuz) buyuruldu. (Tirmizi) 5- Defin işini de acele yapmalıdır! İbadetleri ve hayırlı işleri yapmakta acele etmelidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ölmeden önce tevbe edin. Hayırlı işleri yapmaya mani çıkmadan önce acele edin. Allahü teâlâyı çok hatırlayın. Zekat ve sadaka vermekte acele edin. Böylece Rabbinizin rızıklarına ve yardımına kavuşun!) [İbni Mace] (En akıllınız, ölümü çok hatırlayan, ahiret için azık toplamakta acele edendir.) [Taberani] (Sadaka vermekte acele edin, çünkü bela sadakayı geçemez.) [Beyheki] Zekatını vermeyen ve malını ahiret yolunda sarf etmeyen kimse, fakir olunca çok pişman olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Tesvif eden helak olur.) [Berika] [Tesvif, hayırlı iş yapmayı sonraya bırakmaktır.] Tembellik, bir işi geciktirmek, sonraya bırakmak nasıl kötü ise, acele etmek de kötüdür. Bunun biri ifrat, diğeri tefrittir. Dinimiz orta yolu, aşırılıklardan uzak olmayı emretmektedir. Hadis-i şerifte, (Aşırı giden helak olur) buyuruldu. Bir kimse, müsrif olursa buna ifrat denebilir. Bir kimse de cimrilik ederse, buna da tefrit denebilir. Dinimiz, her iki aşırılığı da yasaklamıştır. Furkan suresinin 67. âyet-i kerimesinde, israf edenlerle cimrilik edenler kötülenmiş, ikisinin ortası olanlar övülmüştür. Acele eden fütura düşer. Yani gevşeklik ve bezginlik hasıl olur. Hayırlı bir işin olması için acele eden, gecikince, bezginliğe, ümitsizliğe düşer. Dua eder, hemen duasının kabul olmasını ister. Duası gecikince duayı bırakır, maksudundan mahrum kalır. Acele edenin ihlası, takvası bozulabilir. Şüpheli şeylere, hatta haramlara dalabilir. Namaz kılarken acele eden, tadil-i erkanı terk edebilir. Hızlı okurken tecvide uymayabilir, yanlış okuyabilir. Onun için ağırbaşlı olmalı, düşünerek hareket etmelidir. (İyilikten maraz doğar) ve (İyiliğe iyilik olsaydı kara öküze bıçak olmazdı) atasözlerine saldırıyorlar. Bu sözlerin iyilik etmeyi engellediğini sanıyorlar. Genel olarak kötü kimseler, kadirşinas değildir, nankördür. Nitekim Kur'an-ı kerimde mealen (Allah ve Resulü kendi lütuflarından onları [kötüleri] zenginleştirdiği için öç almaya kalkıştılar) buyuruluyor. (Tevbe 74) Demek ki kötü kimselerin, kendilerine iyilik edenlere zararları
339

www.dinimizislam.com

dokunabilir. Bunun için atalarımız, (İyilik et kele, duyursun seni ele) de, demişlerdir. Bu atasözleri, iyiliğin mutlaka zararlı olduğunu göstermiyor, kötülere iyilik edince onlardan bazı zararların gelebileceğini gösteriyor. Hazret-i Ali, (Kerim kimse, iyilik görünce yumuşar, kötü kimse de, kendisine iyilik yapılınca katılaşır) buyuruyor. Hazret-i Ömer de, (Kötü insanları mürüvvetsiz veya mürüvvetlerinin az olduğunu gördüm) buyurmaktadır. Ebu Amr bin Ala buyuruyor ki: (İyiye ihanet edince, kötüye iyilik edince, akıllıyı sıkıntıya sokunca, ahmağa acıyınca, kötü ile düşüp kalkınca şerrinden sakın!) Allahü teâlâ, (Kendisine iyilik edene kötülük eden, benim nimetime nankörlük etmiş olur, kendisine kötülük edene iyilik eden de, bana şükretmiş olur) buyuruyor. Bir menfaat elde etmek için seninle arkadaşlık edenin şerrinden sakın! Çünkü beklediği şey kesilince; özür kabul etmez. (Şuab-ül-iman) Genel olarak bir kimse, hiçbir menfaat beklemeden Allah rızası için, kötü birine de iyilik ederse, ondan zarar gelmez. Eğer, bir menfaat karşılığı iyilik ediyorsa, iyilik ettiği kimseden zarar gelebilir. Hiçbir menfaat beklemeden, sırf Allah rızası için iyilik etmekten korkmamalıdır. Kötü kimse, buna zarar vermeye kalksa da, fazla başarılı olamaz. İyilik eden, kendine iyilik etmiş olur. Onun için atalarımız, (İyilikten kötülük gelmez), (İyilik eden iyilik bulur), (İyilik et, denize at, balık bilmezse Hâlık bilir) demişlerdir. Demek ki, iyilik balık için değil, Hâlık için, yani Allah rızası için yapılırsa zararı olmaz. Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki: İhsan eden, iyilik eden sevilir. Hadis-i şerifte, (İhsan sahibi kimseyi sevmek, insanların yaratılışında vardır) buyuruldu. (Deylemi) İnsan, ihsanın, iyiliğin kölesidir. Gönül, kendine iyilik edeni sever, kötülük edenden nefret eder. İnsan, ister istemez iyilik edene karşı sevgi duyar. Bunun için Peygamber efendimiz şöyle dua ederdi: (Ya Rabbi, kötü birinin, bana iyilik etmesini nasip etme!) [Deylemi] Allahü teâlânın kullarına hizmet etmekle, dünya ve ahirette çeşitli nimetlere kavuşulur. İnsanlara iyilik etmek, onların işlerini güler yüzle ve tatlı dille ve kolaylıkla yapmak, insanı Allah sevgisine kavuşturur. Ahiret azaplarından kurtulmaya ve Cennet nimetlerinin artmasına sebep olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, nimetlerini kullarına ulaşmasına vasıta olanları çok sever.) [Deylemi] (Her iyilik sadakadır.) [Tirmizi]
340

www.dinimizislam.com

(İnsanların iyisi, insanlara iyilik eden kimsedir.) [İ. Ahmed] (En iyiniz, kendisinden hep iyilik beklenilen ve şerrinden emin olunandır. En kötünüz, kendisinden iyilik beklenilmeyen ve şerrinden emin olunmayandır.) [Tirmizi] (Layık olana da, olmayana da iyilik et! İyilik ettiğin kimse, buna layıksa ne iyi. Layık değilse, sen iyilik ehlinden olursun.) [İbni Neccar] (İyilik zayi olmaz, kötülük unutulmaz, herkes ettiğini bulur.) [Beyheki] O halde, maddi bir menfaat beklemeden herkese iyilik etmeye çalışmalıdır. (Güzele bakmak sevaptır) sözünün sanki tek anlamı varmış gibi tenkit edilmektedir. Güzele rağbet etmeyen olmaz. Çünkü hadis-i şerifte, (Allah güzeli sever) buyuruluyor. Mubah olanı güzeli sevmek, ona rağbet kınanmamalıdır. Hakim’in rivayet ettiği (Ali’nin güzel yüzüne bakmak ibadettir) hadis-i şerifi de, helal olan güzele bakmanın sevap olduğunu göstermektedir. Berika’da diyor ki: (Güzel yüze bakmak gözü kuvvetlendirir) hadis-i şerifi, bakması helal olan şeylere bakmanın faydasını bildirmektedir. Yoksa, haram olan yabancı kadınlara bakmak, gözü zayıflatır ve kalbi karartır. İmam-ı Gazali hazretleri de buyurdu ki: Bir kimseyi, ettiği iyilikten dolayı değil, bizzat zatından dolayı sevmek, yok olup tükenmeyen gerçek sevgidir. Bu da güzeli sevmek demektir. Güzelliği anlayan güzeli sever. Güzelliği sevmek, güzelliğin zatındandır. Çünkü ondaki güzelliği anlamak, zevkin kendisidir. Güzeli anlamak da bir zevktir. Akarsu, yeşillik ve tabiattaki güzellikler yiyip içildikleri için değil, sırf güzel oldukları için sevilir. Bu, insanın elinde olmayan sevgidir. Güzel bir çiçeğe bakmak, onu koklamak ruha tatlı gelir. Ruhun Allahü teâlânın varlığını, büyüklüğünü anlamasına, Onun emirlerine uymasına sebep olur. Allahü teâlânın güzel olduğu bilinirse, Onu da sevmemek imkansızdır. O ise, güzeller güzelidir. Hadis-i şerifte, (Allah güzeldir, güzeli sever) buyuruldu. Kendine hiçbir faydası olmasa da insan, güzeli, güzelliğinden dolayı sever. Beş duyu ile de anlaşılmayan; fakat kalb gözü ile görülen güzellikler de vardır. Güzel ahlak böyledir. İmam-ı a’zamı ve bir çok evliyayı güzel vasıflarından dolayı severiz. [Güzel bir kitap, güzel bir şiir, güzel bir bina, güzel bir bahçe, güzel bir idare, güzel ahlaklı bir idareci, güzel bir alet, güzel yemekler, güzel içecekler, güzel öten kuşlar, güzel çiçekler. Tabiatta güzel olan ne varsa sırf güzel olduğu için sevilir.] Mutlak güzel, eşi, benzeri olmayan yalnız Allahü teâlâdır. Ne iyi o gözler ki, hep güzele bakıyor.
341

www.dinimizislam.com

Ne talihli o kalb ki, Onun için yanıyor. Ceddimize suizan edilerek, (Akçenin gittiğine bakma, işin bittiğine bak) sözüne rüşvet teşvik ediliyor diyorlar. Halbuki bu, ne kadar güzel sözdür, rüşvetle hiçbir ilgisi yoktur. Yağmur yağıyor, elimizde yükümüz de var. Bir taksi tutup evimize gidersek, artık elbette paranın gittiğine bakmaz, işimiz olduğuna sevinmemiz gerekmez mi? Eve gelin getirirken, arabanın önünü kesiyorlar. Para vermezsen, vasıtanın önüne yatıyor, üç beş kuruş verip kurtuluyoruz. Birkaç liramız gitmişse de, eve sağ salim gelini getirdiğimiz için sevinmez miyiz? Elbette paramızın gittiğine değil, işimizin bittiğine bakarız. Birçok ülkede pasaport almayınca geçmeye izin verilmiyor. Pasaport almak için belli bir ücret vereceğiz elbette. Hatta zorluk çıkartıyorlarsa, günlerce oralarda bekletilecekse, oradakilere çay kahve ısmarlayıp işinin bittiğine bakacaksın. Bakmamak ahmaklık olur. Çünkü İslam âlimleri, (Malını, canını, ırzını ve hakkını kurtarmak için rüşvet vermek her zaman caizdir) buyuruyorlar. Eli silahlı birkaç şehir eşkıyası, önümüzü kesse, yanımızda da hanımımız, kızımız olsa, (Ya üstünüzdeki paraları verin, yoksa ırzınıza geçeriz) dese, elimizdeki parayı verip, bu beladan kurtulmaya çalışırız. Paramızın gittiğine değil, işimizin bittiğine bakarız. Hac için de öyledir. Hacda ayak bastı parası adı altında rüşvet alınıyor. Vermezsen hac yaptırmazlar. Âlimlerimizin sözünü dinleyip, hac etme hakkını elde edebilmek için istedikleri rüşveti veririz. Günahı isteyene olur, verene olmaz. Rüşvet büyük günahtır. Fakat malını, canını, hakkını ve namusunu kurtarmak için rüşvet vermek caizdir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Dinini ve namusunu malı ile koruyabilen bunu yapsın.) [Hakim] (Kişi, şerefini ne ile korursa, o sadaka olur.) [Ebu Ya’la] Resulullah efendimizin ve onun vârisi olan âlimlerin sözüne uyarak, dünyamızı (malımızı, mülkümüzü) ve dinimizi (şerefimizi, namusumuzu) para ile koruyorsak, bunu ayıplamak çok yanlış olur. (Para kılıç gibidir. Kullanmasını bileni güldürür, kullanamayanı öldürür) demişlerdir. (Şimdi rağbet güzel ile zengine) sözüne de hücum ediliyor. Eğer zengine, sırf zenginliğinden dolayı rağbet ediliyorsa, Allah rızası gözetilmiyorsa, zamanın bozulduğunu gösterir. Ama bu devir, ne zamandan beri bozulmuşsa, atalarımızın sözü, eskimez bir kanun gibi geçerliğini hep korumaktadır. Atalarımız, haklıya değil de zengine rağbet edildiği için böyle kıymetli bir söz sarf etmişler. Her devirde güçlü olanın kendini haklı gösterdiğini vurgulamışlardır. Gerçek bu iken niye bu doğru
342

www.dinimizislam.com

söze itiraz edilir ki? Atalarımız, haksız olan güzele de, güzelliğinden dolayı haklı muamelesi yapılmasını da uygun görmüyor. Atalarımız ne güzel söylemişler. (Gelen ağam, giden paşam, niye her işe karışam) sözü de gadre uğrayanlardan. Her insanın belli görevi vardır. Bu görevin dışına çıkmamalıdır. Geleni kim göndermişse, gideni kim uğurlamışsa, onun görevidir bu. Gelen benim düşüncemde değil diye ona isyan etmek asla caiz olmaz. Dinimiz, cemiyetin huzur içinde yaşaması, kargaşadan uzak olması için âmirler kötü de olsa, onların meşru emirlerine itaat edilmesini, gayri meşru emirlerine de isyan edilmemesini emreder. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Ey iman edenler, Allah’a, Peygambere ve sizden olan emirlere itaat edin!) [Nisa 59] Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Bir hayvanın ayağını veya yaş bir hurma ağacını kesenin yahut ortağına hıyanet edenin, kazandığı sevapların dörtte biri gider. Emire isyan edenin ise sevaplarının tamamı gider.) [Beyheki] (Emirinizin beğenmediğiniz bir şeyi yaptığını görürseniz, ona sabredin! Çünkü cemaatten bir karış ayrılan, cahiliyet ölümü ile ölmüş olur.) [Buhari] Peygamber efendimiz, dine riayet etmeyen, şeytan gibi emirlerin geleceğini bildirince, Eshab-ı kiramdan Hazret-i Huzeyfe, (Ya Resulallah o zamana yetişirsem ne yapayım?) diye sordu. Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Sırtına vurup malını alsa da, emirin sözünü dinle ve ona itaat et!) [Buhari] Avrupa’daki âmirler, patronlar, müslüman işçilere içki, kumar gibi haram şeyleri yapmalarını emrederlerse, müslümanlar, bunları yapmaz. Çünkü (Hâlıka isyan olan işte, mahlûka itaat olmaz) hadis-i şerifi vardır. Ancak, gayrı meşru emre itaat edilmez diye isyan etmek caiz olmaz. Anababa da haramı, küfrü emretse, onlara da itaat edilmez. Fakat isyan edip onları üzmek doğru olmaz. (Hakim)in bildirdiği hadis-i şerifte emir [âmir, başkan] (Ya Müslümanlığı bırakırsın veya öldürürüm) derse, (Müslümanlığı bırakmamalı, [kesilmesi için] boynunu uzatmalı) buyuruluyor. Kâfir olmaya zorlayan bir emire bile isyan etmeyi dinimiz caiz görmüyor. Halbuki kâfir olmayan bir emir, müslümanı kâfir olmaya zorlamaz.
343

www.dinimizislam.com

Âmir kötü diye yakınmak doğru değildir. Önce kendimize bakmamız gerekir. Acaba kendimiz iyi miyiz? Kendimizi düzeltirsek, âmirlerimiz de düzelir. Nitekim bir hadis-i şerifte (Siz nasılsanız, başınıza öyle âmirler geçer) buyuruluyor. O halde, ilk önce kendimizi ıslah etmeliyiz! Yönetilenler düzgün olursa, yönetenler de düzgün olur. Sen üç kağıtçı olursan, yöneticinin düzgün olmasını istemeye hakkın olur mu? * Nasreddin Hocanın meşhur fıkrasında geçen (Parayı veren düdüğü çalar) sözüne de saldırılıyor. Bilindiği gibi, hoca köyden şehre giderken, çocuğun biri bir miktar para verip, “Hocam pazardan gelirken bana bir düdük al” diyor. Bunu gören diğer çocuklar da, para vermeden, bana da düdük al” diyorlar. Tabii bu arada yiyecek vesaire ısmarlayanlar da oluyor. Hoca şehirden dönünce, çocuklar etrafını sarıyor, sipariş ettikleri şeyleri istiyorlar. Hoca cebinden bir düdük çıkarıp parasını veren çocuğa uzatırken diyor ki: Parasını veren düdüğü çalar, para vermeyen avucunu yalar. Hoca, çocukların beleşe alışmamalarını, çalışmadan bir nimete konulmayacağını, külfetsiz nimet olmayacağını onlara anlatmak ister. Bu söz de yıllardan beri söylenir gelir. Bir kimse ev, araba, yiyip içecek veya başka bir şey almak istese parasız alabilir mi? Onun için “Kırmızı meşin, paralar peşin” de demişlerdir. Bu güzel sözlere kızmak, beleşçiliği tasvip etmek, haksızlığa prim vermek olur. (Ar dünyası değil, kâr dünyası, ar eden kâr etmez) atasözüne de hücum ediliyor. Bu söz, utanıp çalışmayı kendisine yediremeyenler için söylenmiştir. Başkasının eline bakacağın yere, çöpçülük yap, inşaatta çalış, ayakkabı boyacılığı yap, utanılacak zaman değil anlamında söylenmiştir. Birçok İslam büyüğü de talebeliğe kabul ettiği kimselere böyle işler vermişler, mesela ciğer sattırmışlar, elma sattırmışlar. Ele muhtaç olmak, ona buna el açmamak için çalışmanın önemini bildiren böyle sözlere saldırmak cahillikten kaynaklanmaktadır. (Yağmur yağarken, küpünü doldurmaya bak) sözüne de saldıranlar çıkıyor. Yağmur, rahmeti, bir nimeti temsil ediyor. Ortada bir nimet varsa, fırsatı ganimet bilip o nimeti kaçırmamak gerektiği bildiriliyor. Ucuz arsalar satıldığı zaman alıp da, şimdi köşeyi dönenler çok olmuştur. Diyelim ki Fizan’da bir zat varmış, kendisini ziyaret edene dua ediyormuş. Duaya kavuşan da hidayete eriyormuş. Durulur mu, hemen gitmek gerekmez mi? Madem rahmet yağıyor, küpü doldurmak gerekir. Ceddimizin söylediği böyle sözlerde kötü maksat aramamalıdır. Şimdi cahil misyonerler de, atasözlerine saldıran cahiller gibi, Kur’an-ı
344

www.dinimizislam.com

kerimdeki sözleri kasıtlı olarak yorumluyorlar. Mesela, Kur’an-ı kerimde, Mekke’nin Rabbi ifadesi geçiyor. Misyoner, (Her şehrin bir rabbi mi olur, müslümanlar tek tanrıya değil, çok tanrıya inanıyorlar) diyerek cahilliğini sergiliyor. Allah’ın evi mi olur da, Kâbe’ye Beytullah denir diye de itiraz ediyorlar. Halbuki Kâbe’ye değer vermek için öyle denmiştir. Camilere de Allah’ın evi denir. O söz, Mekke’ye, camiye verilen kıymeti göstermektedir. İnsan sevdiği yardımcısına bu benim sağ kolum der. Güvenilen baş yardımcı demektir. Niçin söylendiğini bilmeden sırf tenkit olsun diye âyetlere, hadislere ve atasözlerine saldırmak, en azından o kişinin cahilliğini gösterir. (Minareyi çalan kılıfını hazırlar) sözü de hışma uğrayanlardan. Piyasada öyle sahtekârlar var ki, yaptığı yolsuzluklara meşru görünen bir kılıf hazırlar demektir. Mesela adamı öldürüyor, intihar süsü veriyor. Kötüler işini biliyor deniyor. Hırsızlık meşru iş gibi gösteriliyor deniyor, burada hırsızlık müdafaa edilmiyor ki bu söze kızılsın. (İsteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara) sözünü de eleştiriyorlar. İstemek kötü ise de, vermemek daha kötü deniyor. Bu doğru sözün neresi tenkit edilir ki? İstemek tavsiye edilmiyor, isteyeni boş çevirmenin kötülüğü bildiriliyor. Kıyamette günahı çok bir müslümanı hesaba çekerler. O kimse de, (Benim iyiliğim yoktur. Sadece çırağıma, “Fakir olan borçluları sıkıştırma, ne zaman ellerine geçerse, o zaman vermelerini söyle, bir şey isterlerse yine ver, boş çevirme” diye söylerdim) der. Allahü teâlâ da, o kimseyi affederek buyurur ki: (Ey kulum, bugün sen fakir, muhtaçsın. Sen dünyada benim kullarıma acıdığın gibi, bugün biz de sana acırız.) [Buhari] Bir hadis-i şerifte, (Rabbiniz elbette kerimdir. Kendine açılan elleri boş çevirmekten haya eder) buyuruldu. (Tirmizi) Veren el, alan elden üstündür. Vermekten korkmamak gerekir. (Para isteme benden buz gibi soğurum senden) sözü de kötülenmiş. Burada paraya böyle fazla değer verilmemesi isteniyor. Hatta, (Canımı iste, para isteme) sözü de aynı anlamdadır. Bu sözler paraya böyle değer verenleri kötülemektedir. Ne günlere kaldık anlamındadır. Adam canını veriyor da, parasını vermiyor deniyor. (Güvenme dostuna, ot doldurur postuna) sözüne saldıranlar çıkıyor. Halbuki bu söz tedbirli olmayı gösterir. Nitekim Peygamber efendimiz, (Dostunu günün birinde, aranızın açılabileceğini hesaba katarak, düşmanına da bir gün dost olabileceğini düşünerek itidalli ol) buyuruyor. Dostumuza bazı sırlar verirsek, ileride düşman olduğunda,
345

www.dinimizislam.com

bunları koz olarak kullanır ve bizi mahcup eder. Düşmanımıza da düşmanlıkta ileri giderek, ileride dost olduğumuzda, söylediğimiz kötü sözler ve işlerden dolayı mahcup oluruz. Onun için, dinimizin emrine uyup, dostumuza sır vermekten sakınmalıyız. Sır, gizli kalması ve hiç kimseye söylenmemesi gereken şeydir. Başkaları duyunca, ya mahcup oluruz veya o işi başaramayız. Bunun için sır saklamak, başarının önemli sebeplerinden biridir. Birçok devlet adamı, başarılarının en mühim sebebinin sır saklamak olduğunu bildirmişlerdir. Fatih Sultan Mehmet Han, "Yapacağım işleri, sakalımın bir kılı bilse, onu kopartırım" demiştir. Sırrını söyleyen ekseriya pişman olur. Hikmet ehli diyor ki: (İnsan, söylemediği sözün hakimi, söylediği sözün mahkumudur.) (Sır, insanın esiridir. Açıklayınca, insan ona esir olur.) (Sırrını akıllıya söylersen, seni zelil görür. Ahmağa söylersen, başkalarına söyler, sana hıyanet eder.) (Akıllı kimse, sır küpüdür.) (Sırrını anlatmanı isteyene, sırrını söyleme, sırrını ifşa eder.) (Ahmağın kalbi ağzında, akıllının dili kalbindedir.) Yani ahmak sır saklıyamaz, akıllı sırrı ifşa etmez. (Bir kişiye söylenen sır, sırlıktan çıkar.) Kerem sahibi ile, aran açılsa bile, İyiliğini söyler, kötülüğünü gizler. Kötülere gelince, dostluk sona erince, İyiliğini gizler, kötülüğünü söyler. Sırrı gizleyebilen insan, çok az olduğu için, sırrımızı başkalarına söylememiz uygun olmaz. Başkalarının bize söylediği gizli şeylerini de, adeta unutmalıyız, hiç kimseye söylememeliyiz! Cenab-ı Hakkın bir ismi de Settardır. Ayıpları, çirkin işleri gizler. İnsanların ayıplarını gizleyen kulunu da sever. Hadis-i şerifte, (Arkadaşının aybını gizleyen, bir ölüyü diriltmiş gibi sevap kazanır) buyuruldu. Bir sözünün duyulması, o kimseye zarar verecekse, o kimse "Bunu kimseye söyleme" demese bile, o sözü gizlemelidir! Hadis-i şerifte, (Bir kimse, etrafına bakınarak bir söz söylerse, o söz dinleyene emanettir) buyuruldu. (Tirmizi) (Komşunun tavuğu komşuya kaz, karısı kız görünür) sözü de tenkit ediliyor. Halbuki aynı anlamda, (Davulun sesi uzaktan hoş gelir), (Uzak yerin somunu büyük olur), (Dışı eli yakar, içi beni), (Dışı kalaylı, içi alaylı), (Görünüşe aldanmamalı) gibi sözler de kullanılmaktadır. İşin mahiyeti bilinince, görünüşe aldandığımız meydana çıkar. Mesela komşunun karısını dışarıda süslü püslü görürüz ama, evdeki durumunu bilemeyiz.
346

www.dinimizislam.com

Belki de evde çok pasaklı birisidir. Belki de dışarıda hanım hanımcık ise de, evde kocasına kan kusturuyordur. Yahut bir erkek dışarıda çok hâlim selimdir, eve gelince aslan kesilir, dünyayı zavallı hanımına dar getirir. Onun için görünüşe göre karar vermemeli, mahiyetini iyi öğrenmeli demek istiyor atalarımız. Bir erkek, yabancı bayanlara gösterdiği saygıyı evindeki hanımına gösterse, hanımını da aynı şekilde hareket etse, o evde hiç huzursuzluk olur mu? (Düşenin dostu olmaz) sözüne de, safsata diye hücum ediliyor. Bu sözün devamında, hele bir düş de gör ifadesi de vardır. Elinde mal varsa, iş başında yetkili birisi isen, sözün geçiyorsa, o zaman sana dost görünen çok olur. Elinde avucunda bir şey kalmamışsa, etkili görevinden de almışlarsa, sözüne değer verilmiyorsa, yalancıktan bile olsa sana dost olanı bulman güç olur. Günümüzde gerçek bu. Artık bunu kim inkâr edebilir? Asırladır bunun sayısız örnekleri görülmüş, atalarımız bunu, bir vecize olarak söylemişlerdir. Tabii aslında, herkes İslam ahlakına sahip olsa, düşenle ayakta duran, zengin ile fakir farklı muamele görmezdi. İmam-ı Maverdi hazretleri buyurdu ki: (Cahilin yanında susmaya mahkum olan bir âlim, zelil ve hakir duruma düşmüş olur. Esirler arasındaki bir cariyenin, cömertliği ile meşhur Hatim-i Tainin kızı olduğunu öğrenen Peygamber efendimiz, (Aziz iken [itibarlı, makam ve mevki sahibi büyük bir zat iken, bu makamdan düşerek] zelil olana, zengin iken fakir düşene ve cahiller arasında kalan âlime merhamet etmek [ve iyi davranmak] gerekir) buyurup kızı serbest bıraktırdı. [Edeb-üd-dünya] Böyle bir ahlaktan mahrum kalan toplumlarda elbette düşenin dostu olmaz. Bu doğru sözün Allah’ı dost kabul etmemekle ne ilgisi vardır? Atalarımıza saldırmak için bahane mi aranıyor? (İki gönül bir olursa, samanlık seyran olur) sözü de gadre uğramış. Bu söz, Allah’a itaatsizliğe ve zinaya sevk edici imiş. Halbuki, birbirini seven iki kişi için maddenin önemi yoktur. Evleri dayalı döşeli olmasa da, kulübede olsalar da, orası onlar için saray olur. Önemli olan birbiri ile anlaşabilmeleridir. Anlaşamıyorlarsa, saray onlar için zindan olur. (Kızı olan tez kocar) sözünden sanki kız evlat kötüleniyor sanmışlar. Genelde kız evladı yetiştirmek, dengini bulup evlendirmek zor olur. Geleneklerimizde, oğlumuz için her kapıyı çalıp kız isteyebiliriz de, kızımız için aynı şeyi yapamayız. Bu yanlış bir şey ise de, töremiz böyle olduğu için kızı olan sıkıntılara maruz kalır. Bunun için atalarımız, (Kızı olan tez kocar) demişlerdir. Böyle söylemenin dinimize aykırı bir tarafı yoktur. (Bahtım olsaydı anam kız doğururdu) sözünden de erkek kız ayrımı
347

www.dinimizislam.com

yapıldığı sanılmış. Bazen, toplumda bayanlara öncelik tanındığı oluyor. Bir bayan bir işi kolayca yaptığı halde, bir erkek yapamıyor, (Bahtım olsaydı, anam kız doğururdu) diyor. Hatta bir işi yaptırmak için, (Adamını bul, adamını bulamazsan madamını bul) da derler. Bu yanlış bir iş ise de, maalesef toplumun gerçeği bu. (Keşke anam beni doğurmasaydı) sözünü de, Allah’ın emrine karşı gelmek zannetmişler. Hazret-i Ebu Bekir, dalda bir kuş görünce, (Ne mutlu sana ey kuş, dilediğin dala konar, dilediğin meyveleri yersin, kıyamet günü hesaba çekilmez, azap görmezsin, keşke, senin gibi bir kuş olsaydım) dediği meşhurdur. Bir kere de, (Keşke bir yeşil ot olaydım da, hayvanlar beni yiyeydi, böylece, kıyamette hesaba çekilmeseydim) buyurdu. Büyük günahların sahibinin kalbinde iman varsa, azaptan sonra şefaate kavuşur. Allahü teâlâ, onlara ikram eder. Asırlar geçtikten sonra, onları Cehennemden çıkarır. Halbuki, Cehennemdekiler, yandıktan sonra, tekrar yaratılmaktadır. Hasan-ı Basri hazretleri, (Keşke ben, böyle olan kişi olsaydım) buyururdu. Atasözlerini savunmakla, bütün atasözlerinin ve deyimlerin muhakkak doğru olduğunu söylemek istemiyoruz. Bunların arasına karışmış uygunsuz sözler olabilir. Mesela Allah şaşırtmasın yerine, yanlış olarak Allah şaşmasın deniliyor. Bir de Allah tepen akmasın deniliyor. Dikkatli konuşmak gerekir. (Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma) sözü ile hocaların kötülendiği sanılıyor. Halbuki bu söz çok güzeldir. Hocaya olan itimadı göstermektedir. Eskiden hocalarımız, kitaba bakarak konuşurlar, kafadan bir şey söylemezlerdi. Bu sözün anlamı, (Hoca kitaptan ne söylemişse ona uymalı, kendi insanlık icabı yanlış yaparsa bizi bağlamaz) demektir. Hocaların gittiği yol, muhakkak dinimizin emrettiği yol olmayabilir. Çünkü Hazret-i Enes, (Ya Resulallah, yapamadığımız bir şeyi emretmeyelim mi? Kendimiz sakınamadığımız bir şeyi nehy etmeyelim mi?) diye sual edince, Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Her ne kadar iyiliğin hepsini yapamasanız ve her ne kadar kötülükten sakınamasanız da, emr-i maruf ve nehy-i münker yapın [İyilikleri emredin, kötülüklerden sakındırın]) [İhya] Hocalarımız da bu hadis-i şerife uyarak, kendileri bazı iyilikleri yapamasa da, bazı kötülüklerden sakınamasa da, (siz şunu yapın, şundan da sakının) diyeceklerdir. (Hoca efendi, sen bunu kendin yapmıyorsun,
348

www.dinimizislam.com

bize niye tavsiye ediyorsun) demeye de hakkımız yoktur. Hoca dinin emrine uyarak ikazını yapmıştır. Evet eskiden (Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma) deniyordu. Şimdi hocalar da bozulmaya başladı. Şimdiki insanlar, (Hocanın yaptığını yapma, dediğini de yapma) diyorlar. Elbette böyle hocalar da vardır. Kimi tesettürü inkâr eder, kimi haccı inkâr eder, kimi kurban kestirmez, kimi namaz kılmaz. Bir hocanın ak dediğine öteki kara diyebiliyor. Bu da, kitaba göre konuşmamaktan ileri geliyor. Adam Kur’an-ı kerimi açıyor, kendine göre yorumluyor, arkasından, (İşte din budur, diğer hocaların söylediği hurafedir) diyor. Oruç kefareti diye bir şey yok diyor, sahih hadislere uydurma diyebiliyor. Hocaların aleyhine uydurulmuş fıkralar, sözler çoktur. Dinimiz gibi, hocanın kisvesi (elbisesi) bembeyazdır. Ufak bir kir hemen görünmektedir. Halkımız hocaların bir kusur işlememesini ister. Ufak bir hatasını büyütür. Hocalık mesleğini seçenler buna dikkat etmelidir. (Çok yaşayan değil, çok gezen bilir) sözü, sanki dine aykırı imiş gibi, boğazlananlar arasına alınmış. Köyde doğup büyümüş, hiçbir yeri görmemiş kimse ile, seyyah olarak her yeri dolaşan daha çok şeyler görmüş, daha yeni bilgiler edinmiş olabilir. Bunun anormallik neresindedir? (Durdu durdu turnayı gözünden vurdu) sözü de insanı hırsızlığa sevk edermiş. Halbuki çok güzel bir söz. Durmasının, beklemesinin, emeğinin karşılığını gördü, nimete kavuştu demektir. Aynı anlamda, (Tekkeyi bekleyen çorbayı içer), (Sabreden derviş, murada ermiş) denmektedir. Tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını yiyen, hırsızları kötülemek için, devletin malını deniz bilip, domuz gibi yiyorlar, anlamında, (Devletin malı deniz, yemeyen domuz) demişlerdir. Hırsızlık yapmayan namuslu kimselere kim domuz der ki? Bunun gibi sözler çoktur. Mesela (Yap bir hile, al bin akçe) sözü de, hile yaparak para kazananları tenkit için söylenmiştir. (Zengin arabasını dağdan aşırır, fakir düz yolda şaşırır) sözü de beğenilmemiş, rüşvete teşvik var denilmiş. Buluttan nem kapma diye buna mı diyorlar acaba? Zenginin imkanlarını kullanarak önemli işler yapması doğru değil mi? Yağmurlu bir günde, parası olan bir taksi tutuyor, kısa zamanda evine geliyor. Parası olmayan da belediye otobüsünü tercih ediyor, biri geliyor, dolu diye ona binmiyor, ötekini bekliyor, yağmur yağdığı için, İstanbul trafiğe felce uğruyor, hele ev ile durak arası da biraz uzaksa sırılsıklam olarak eve
349

www.dinimizislam.com

gelebiliyor. (Parası olan eve tez gelir, parası olmayan ıslanır, geç kalır) desek, rüşvete, hırsızlığa mı teşvik etmiş oluruz? Gerçekleri inkâr etmenin faydası yoktur. Parası olan elbette arabasını dağdan aşırır. Bu sözlerde suç aramak, öküz altında buzağı aramak gibidir.

Atasözlerini anlamayanlar
Sual: Birçok uydurma atasözlerini İslam düşmanları uydurmuş. Bu sözler insanı korkaklığa, harama, hırsızlığa, nemelazımcılığa, yalana ve tembelliğe teşvik eden sözlermiş. Bunları size gönderiyorum. Okuduğum yazıda bildirildiği gibi midir? CEVAP Yalnız atasözleri değil, hadis-i şerifleri de anlayamayan bazı sapık fikirli kimseler, bunlara da uydurma, mevzu hadis damgasını basmışlardır. Halbuki İslam âlimlerinin kitaplarında asla uydurma hadis olmaz. İslam âlimlerinin kitaplarında uydurma hadis olduğunu söyleyen, her kim olursa olsun ya sapıktır veya cahildir. Atasözlerinin ekserisi tecrübeye dayanan sözlerdir. Bazıları hadis-i şerifleri açıklar mahiyettedir. Birkaçını açıklayalım: (Dünya mümine Cehennem, kâfire ise Cennettir) sözü doğrudur. Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Dünya mümine zindan, kâfire de Cennettir.) [Müslim] Mümine dünyanın zindan olması, Cennete göredir. Cennette ebedi nimetler karşısında dünya zindan gibi, Cehennem gibi olmaktadır. Kâfirler için de Cehennem azabı, o kadar şiddetli olacaktır ki, dünyadaki en şiddetli işkence bile hafif gelecektir. (Dilini tutan başını kurtarır) sözü, uydurma değil, güzel bir sözdür. Hadis-i şerifte, (Susan kurtuldu) buyuruluyor. (Tirmizi) Susan, dünyada da ahirette de başını dertten kurtarır. İbni Mesud hazretleri, (Hapse, dilden daha layık bir şey yoktur) buyurmaktadır. Hazret-i Ebu Bekir, konuşmamak için ağzına taş koyardı. Sana senden olur, her ne olursa, Başın selamet bulur, dilin durursa. (Herkesin nabzına göre şerbet vermeli) atasözü de, Yahudilerin uydurması değildir. Allahü teâlâ buyuruyor ki: (İnsanları Allah’ın yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et!) [Nahl 125] Hadis-i şeriflerde ise şöyle buyuruluyor: (İnsanlara, akıllarının seviyesine, anlayışlarına göre söyleyin!) [Buhari]
350

www.dinimizislam.com

(Biz Peygamberler, herkese seviyesine göre muamele yapmak ve anlayacağı şekilde konuşmakla emrolunduk.) [İ.Gazali] Görüldüğü gibi insanların akıl, ilim ve kültür seviyesine göre konuşmak dinimizin emridir. Bu emre uymayan, nabza göre şerbet veremeyen, dine hizmet etmeye kalkarsa, fitne çıkarır, müslüman olacakları ürkütür. (Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar) atasözü de din düşmanlarının uydurması değildir. Doğruluk ve doğru söz, dinimizin esasındandır. Fakat büyüklerimiz, (Sözün doğru olmalı, ama her doğruyu her yerde söylememelidir!) demişlerdir. Ulu orta, köre kör, sağıra sağır demek uygun olmaz. Dünya ve ahirete yaramayan doğruyu söylemekte ise zaten fayda yoktur. (Denizde su, ormanda ağaç, çölde kum olur) demek doğrudur. Fakat boş sözdür. Bu doğru söz insanların içinde beş on kere tekrar edilirse ona deli derler. Dokuz köyden kovulmamak için doğruyu dinimizin emrine uygun söylemelidir! Mesela hırsız, ahlaksız, hain insan kötüdür. Bunu ıslah için (Sen ahlaksızsın) denirse kabul etmez. Dokuz köyde böyle konuşursak, her köyden kovuluruz. İyi ahlakın güzelliği anlatılarak kötülükten vazgeçirmeye çalışılır. Gencin biri, iftiraya uğrar. Sonunda idama mahkum olur. İnfaz saatini beklerken, kendisine iftira edenlere, bu arada hükümdara ağzına gelen sözleri sarf eder, sövüp sayar. Bu acı bağırmalar, bir süre devam eder. Hükümdar, saraydan bu feryatları duyar. Fakat ara uzak olduğu için ne söylediğini anlayamaz. İki vezirinin yanına giden hükümdar, bu gencin neler söylediğini sorar. Birinci vezir, (Hükümdarım bu genç, (Allah, affedenleri aziz eder) hadis-i şerifini söylüyor, "Affedenlerin yeri Cennet" diyor. Sizden af talebinde bulunuyordu) der. Bu söz, hükümdarın hoşuna gider. (Bu genci affettim, serbest bırakın) der. İkinci vezir, hemen atılıp der ki: (Haşmetli hükümdarımız, bu veziriniz, zât-ı âlinize karşı, utanmadan yalan söylüyor. Genç, af istemiyor, size sövüp sayıyordu.) Hükümdarın kaşları çatılıp der ki: (Bre vezir, sen yersiz doğru söylemekle, iki kişinin ölümüne sebep olmak istiyorsun. Şu vezirin yalanı ise bir canı kurtarmıştır. Unutma ki, "İş bitiren yalan, fitneye sebep olan doğrudan daha iyidir") Hükümdar, yersiz doğru söyleyen veziri azleder, yerinde yalan söyleyerek bir suçluyu kurtaran veziri de kendisine sadrazam yapar. (Yiğitlik ondur. Biri kaçmak, dokuzu hiç görünmemek) sözünde bir pasiflik görünüyor gibi ise de, yiğitlik, kabadayılık değildir. Kavga çıkaran, baş yaran, belasından yanına varılmayan kimseye yiğit denmez. Yiğit, haklı olduğu, gücü yettiği halde, affeden, intikam almayan, kavga etmeyen, iyi geçinen kimsedir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
351

www.dinimizislam.com

(Yiğitlik, kahramanlık, pehlivanlık hasmını yenen değil, öfkesini yenendir.) [Buhari] Harpte düşman karşısında cesur, fakat müslümanlar arasında mütevazı olan yiğittir. Bunları söylemekle, bütün atasözlerinin ve deyimlerin muhakkak doğru olduğunu söylemek istemiyoruz. Atasözlerimiz arasına karışmış uygunsuz sözler olabilir. Atasözlerinin de dinimize uygun olup olmadığı İslam âlimlerinin kitapları ile ölçülür. Sonra atasözünün hangi devirde, ne maksatla söylendiği de bilinirse izahı kolaylaşır.

Dinsizin hakkından imansız gelir
Sual: (Dinsizin hakkından imansız gelir) atasözünü kullanmak caiz midir? CEVAP Atasözü denildiğine göre, elbette caizdir. Atalarımız rastgele söz söylemez. Bu söz, (Acımasız olan kişiyi, ancak ondan daha acımasız biri yola getirir veya onun anlayacağı dilden, acımasızca cezasını vermek gerekir) anlamında söylenir.

Teşbihte hata olmasın
Sual: (Teşbihte hata olmaz) atasözünü dine aykırı örneklerde de söylemek uygun mudur? CEVAP Dine aykırı olursa caiz olmaz. Bu söz genelde, (Teşbihte hata olmasın) şeklinde söylenir. Bu şekilde olunca, benzetme yaparken, hata etmekten korkmayı ifade eder. Benzetmek uygun değilse de, daha iyi anlaşılması için söylüyorum demektir. Yine de, teşbih diye uygunsuz bir şey söylemek, uygun olmaz.

Aynaya bak
Sual: (Dön de aynaya bak) sözü mânâsızdır deniyor. Bu söz uygun değil midir? CEVAP Uygundur. Nasıl, (Gözümden düştün) denilince, (Gözümüze çıktın, oradan düştün) demekle alakası yoksa, bunun da normal aynaya bakmakla alakası yoktur, mecazdır. Bu söz, genel olarak, (Olur mu üç kulak, dön de aynaya bak) şeklinde, kendi hatalarını görmeyip başkalarını eleştiren insanları ikaz için söylenir. Üç kulak tabirinde kuvvetli bir mecaz var. İki kulağı olduğu halde üç kulağım var diyerek gerçeklere açıkça aykırı konuşanlar uyarılıyor. Yine mecaz anlamda, madalyonun ters tarafı veya ters yüzü deyimi vardır. Madalyonun ters yüzü deyimi, genelde çok iyi gibi görünen bir durumun, bir de kötü tarafı olduğunu,
352

www.dinimizislam.com

olaylara tek taraflı bakmamak gerektiğini vurgulamak için kullanılır.

Üzümünü ye, bağını sorma
Sual: Ecdadımıza her fırsatta hücum edenler, "Üzümünü ye, bağını sorma!" atasözünün yanlış olduğunu söylüyorlar. Ceddimiz yanlış konuşur mu? Atasözleri bir tecrübenin mahsulü değil midir? CEVAP Genel olarak atasözlerinin hepsi doğrudur. Son asırda atasözü diye bazı sözler ilave edilmiş olabilir. Bunlar ceddimize leke sürülmesine sebep olmaz. "Üzümünü ye, bağını sorma" atasözü çok güzeldir, dinimize uygundur. Bir sözün doğru olup olmadığı dinimize göre ölçülür. Üzümünü ye, bağını sorma demek, üstüne vazife olmayan şeylere karışma, her şeye burnunu sokma demektir. Açıklamalı atasözleri kitabında ise (Mühim olan, bir nimetin gelmesidir. Nereden geldiğini bilmek lüzumsuzdur) şeklinde açıklanmıştır. Bu söz, ecdat düşmanlarının iddia ettiği gibi, (Üzümün haram olup olmadığını sorma) demek değildir. Âyet-i kerimeleri ve hadis-i şerifleri de maksadına aykırı olarak açıklamak asla caiz değildir. Mesela, Kur'an-ı kerimin çeşitli yerlerinde (Allah dilediğini hidayete kavuşturur, dilediğini dalalette bırakır) buyuruluyor. (Amentü)deki iman esaslarından birisi de (Hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmak)tır. İnanmayan bir kimse, (Hidayet Allah’tan olduğuna göre, dalalet üzere kalmamda benim suçum yoktur) diyemez. Yani âyet-i kerimeyi kendi anladığı gibi açıklayamaz. (Mektubat-ı Rabbani)deki hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kur'an-ı kerimden kendi aklı ile, kendi düşüncesi ve bilgisi ile mana çıkaran kâfir olur.) [C.1, m.234] Hadis-i şeriflere de yanlış mana vermek, tehlikelidir. Her işi ehline bırakmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kovuculuk eden [söz taşıyan] Cennete girmez.) [Buhari] Bu hadis-i şerife bakarak her söz taşıyanın muhakkak Cennete giremeyeceği söylenemez. Bu hadis-i şerifi âlimler şöyle açıklıyor: Kovucu, söz taşıma günahını çekmedikçe Cennete giremez. Kovucunun sevapları günahlarından ağır gelirse, şefaate kavuşursa, şehid olursa, affa uğrarsa, bunun gibi sebeplerle kovucu Cehennemi görmeden Cennete girer. Ecdadımızın güzel atasözlerini ters şekilde yorumlamakla, onlara dil uzatmakla bir yere varılamaz. Meşhur olmak için illa ecdadı mı kötülemek veya zemzem kuyusunu mu kirletmek gerekir?

353

www.dinimizislam.com

İyilikten maraz doğar
Sual: Yazılarınızda, İslam âlimlerinin kitaplarında uydurma hadis olamayacağını yazıyorsunuz. Bu yetmiyor gibi, bir de ata sözlerini bile tevil ediyor, yanlış olmadığını bildiriyorsunuz. Onlar yanlış söz söylemez mi? Mesela atalarımız diyor ki: (İyilikten maraz doğar), (İyilik et kele, duyursun seni ele), (İyiliğe iyilik olsaydı, kara öküze bıçak çalmazlardı) Bunlara nasıl doğru denebilir? Kimseye iyilik yapmayacak mıyız? CEVAP O atasözleri, bir çok ilim sahibinin onayından geçerek günümüze kadar geliyor. Onun için bütün ceddimize suizan etmek yanlış olur. Bu sözler, iyiliğin mutlaka zararlı olduğunu göstermiyor. Bazı kötü kimselere iyilik edince onlardan bazı uygunsuz hareketlerin, zararların gelebileceğini gösteriyor. En hafif ve leziz kuş etinin bile bazı hastalara dokunması gibidir. Bu anlamda hadis-i şerifler hatta âyet-i kerime bile vardır. Hazret-i Ali, (Kötü kimse, kendisine iyilik yapılınca katılaşır, iyilik edene bir zarar verebilir) buyuruyor. Yine büyük bir zat, (Kötüye iyilik edince, ahmağa acıyınca, onlardan gelecek kötülükten sakının!) buyuruyor. Demek ki birisine iyilik ettik, ondan kötülük gelirse, o kimsenin kötü birisi olduğu anlaşılıyor. Mesela bayramlaşmaya gelen bir şeker hastasına, onun hastalığını bilmeden baklava versek, onun hastalığı artar. Kabahat baklavada ve baklava ikram edende değildir. Kötü kimse de iyiliğe tepki olarak kötülük yapıyorsa, kabahat iyilikte değildir. Kötü kimseler, mürüvvetsizdir, kadirşinas değildir, nankördür. Kur'an-ı kerimde, tevbe suresinin 74. âyet-i kerimesinde, Allah ve Resulü kötü kimseleri lütufları ile zenginleştirdiği zaman, bunların Resulullahtan öç almaya kalkıştıkları bildirilmektedir. Demek ki atasözleri nanköre yapılan iyilikten zarar gelebileceğini anlatmak istiyor. Bunu hayatta yaşayan çok kimse olmuştur. Birkaç örnek vermek gerekirse: 1- Çoluk çocuğum açtır, bana bir iş yok mu diyor. Acıyıp bulaşık yıkama işi veriliyor. Severek kabul ediyor. Çünkü gerçekten açtır. Aradan birkaç ay geçip yerini sağlamladıktan sonra, durumunu sorduklarında, “Geldiğimde kırk tabak yıkatıyorlardı, şimdi yüz tabak yıkatıyorlar, ben de birkaçını kırıyorum” diye işinden şikayet ediyor, nankörlüğünü gizleyemiyor. 2- Adam işsizdir. Yalvarması üzerine işe alınır, yıllarca kendisine ücret verilir. Kriz sebebiyle işten çıkarılınca, hemen tazminat davası açar. 3- Bir ressam gelir, bana iş verin der, acıyıp iş verilir. Ressama ücretle
354

www.dinimizislam.com

bir resim yap denir, resmi yapar, parasını alır. Zamanla ücreti daha fazla bir iş bulur. Ücretle yaptığı o resmi yeniden bastığınız zaman, yasaların açık maddelerinden faydalanarak tekrar ücret için iş yerini mahkemeye verir. Sen işsizken sana iş verilmemiş miydi? Bu nankörlük değil mi? 4- Adam yazardır. Ücretle gazeteye yazısını yazar. Parasını alır. Sonra da o yazıları, kitap haline getirip satar. Sen o yazıların daha önce ücretini almamış mıydın? 5- Adam işsiz ve mesleksizdir. Ona acıyıp işe alınır. O da zamanla bir meslek edinir. Adama ihtiyacınız olduğu zamanda, daha fazla ücret veriyor diye gider başka işe girer. Bunlar kadirşinaslık değildir. Demek ki yukarıdaki atasözleri böyle kimseler için söylenmiştir. Aynı atalar iyi kimseler için de iyi sözler söylemişlerdir. (İyilik et, denize at, balık bilmezse Halık bilir. İyilikten kötülük gelmez. İyilik eden iyilik bulur) demişlerdir.

Gözden ırak olan
Sual: (Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur) ifadesi, ata sözü müdür, hadis midir? CEVAP Hadis-i şeriftir, atasözü olarak kullanılmaktadır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Kalb, çok zaman his organlarına bağlıdır. Duygu organlarından uzak olanlar, kalbden de uzak olur. Hadis-i şerifte, (Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur) buyuruldu. Bu hadis-i şerif, kalbin duygu organlarına bağlı bulunduğu mertebeyi göstermektedir. Tasavvuf yolunun nihayetine varılınca, kalbin his organlarına bağlılığı kalmaz. Histen uzak olmak, kalbin yakın olmasını bozmaz. Bunun içindir ki, tasavvuf büyükleri, başlangıçta ve yolda olanların, olgun rehberin yanından ayrılmalarına izin vermemişlerdir. (Bir şeyin hepsi yapılamazsa, hepsini de elden kaçırmamalı) sözüne uyarak yolunuzu değiştirmeyin! Uygunsuz kimselerle arkadaşlık etmekten, elden geldiği kadar sakının! (1/117)

Ecdadımızın güzel sözleri
Sual: Aşağıdaki atasözlerinin, kötü maksatla söylendiği iddia ediliyor. Atalarımız, ne diye kötü maksatla söylüyor? Bu sözler kötüyse, niye asırlardır kullanılmıştır? CEVAP Aşağıdaki atasözlerinin hiç birisi kötü maksatla söylenmemiştir.
355

www.dinimizislam.com

Ecdadına kusur bulmak, kıyamet alametlerindendir. Ahir zamanda, sonra çıkan türedilerin eskileri suçlayacaklarını, Peygamber efendimiz haber vermiştir. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Sonra gelenler, önceki âlimleri cahillikle suçlar.) [İbni Asakir] (Sonra gelenler, önceki âlimleri kötüler.) [Tirmizi] Atasözleri, birçok tecrübeden geçmiş, klişeleşmiş kıymetli sözlerdir. Bir sözün birkaç manası olabilirse de, ne maksatla söylendiği önemlidir. Sadece atasözlerine değil, hadis-i şeriflere bile, söyleniş sebebi bilinmediği için, uydurma damgası basanlar çoktur. Atasözlerinin kelime anlamına değil; deyim anlamlarına bakılır. (Bu adam gözümüzden düştü) denilince, (Adam gözümüze çıktı, oradan düştü) demek değildir. Kelime anlamı üzerinde durmak yanlıştır.

Bakış açısının önemi
Her şeye olumlu yaklaşmanın önemi, inkâr edilemez. Yarım bardak su olsa, olumlu bakan kimse, bardak yarısına kadar su ile dolu diyerek, mevcut olanı görür, yani iyi yönden bakar. Olumsuz zihniyetteki kimse ise, bu bardağın yarısı boştur diyerek, yok olanı görür, yani kötü yönden bakar. Bir ayakkabı firması, bir pazarlamacısını ayakkabı satmak üzere Afrika’ya gönderir. Bu adam, Afrika dönüşünde; (Ne yazık ki, bir çift bile ayakkabı satamayız; çünkü Afrika’da hiç kimse ayakkabı giymiyor, ayakkabı nedir bilmiyor) der. Meseleyi iyi bilen patron, hemen ardından bakış açısı farklı, olaylara olumlu bakan bir pazarlamacıyı gönderir. Bu pazarlamacı, büyük bir heyecanla döner, patronun odasına girer; (Afrika’da hiç kimsenin ayakkabısı yok! Bunları ayakkabı giymeye alıştırdık mı, milyonlarca ayakkabı satarız) der. Bu olay, bakış açısının önemini göstermektedir. Atasözlerinin de, ne maksatla söylendiğine bakmalı, öküz altında buzağı arar gibi, kötü anlamlar vermemelidir. Şimdi insafla, sağduyu ile eleştirilen atasözlerini ve parantez içindeki itirazları inceleyelim: 1- Akacak kan damarda durmaz. (Bela tellallığı yapılıyor.) CEVAP Bazı işler vardır ki, ne kadar acele edilirse edilsin, iş olacağına varır. Olacakla, öleceğe çare yok da denir. Onun için, iki ayağı bir pabuca sığdırmaya çalışmak gereksizdir anlamında, güzel bir sözdür. 2- Akıllı düşünene kadar, deli oğlunu evlendirir. (Deli olmak ve düşünmemek daha iyidir.) CEVAP Başlanan bir işi bitirmeye çalışmalı, sağda solda oyalanarak, ince eleyip sık dokuyarak işi geciktirmemeli anlamında güzel bir sözdür.
356

www.dinimizislam.com

Düşünmemek ve deli olmakla ne alakası var? Bu kadar ters bakış açısı nasıl olur ki? 3- Ateş, düştüğü yeri yakar. (Çevresini de yaktığını unutmamalı.) CEVAP Birisinin derdi başkasına fazla etki etmez, kendi başına gelmeyen, bunun acısını anlamaz demektir. Bir çocuğa bir zarar gelse, elbette annesi ve ailesi daha çok üzülür. Onun için, (Ağlarsa anam ağlar, gayrisi yalan ağlar) demişlerdir. Nasrettin Hoca ağaçtan düşüp, oy kalçam dediği zaman komşular, neyin var, kan falan akmıyor, niye inliyorsun demişler. Hoca da, (Siz hiç ağaçtan düştünüz mü, düşmediyseniz acımı bilemezsiniz) demiş. Öyle ya, kimse kimsenin derdini bilemez. (Ateş düştüğü yeri yakar) atasözü ne kadar güzeldir. Bir arkadaş anlattı: Üç ağabeyim, delikanlıyken, bunların peşine de babam genç yaşta vefat etmişti. Ben küçükken, annem televizyondaki her kaza haberinde, şu kadar ölü var denince ağlardı. Olay dünyanın neresinde olursa olsun, fark etmezdi onun için. Ben de çocuk aklımla, anne ne ağlıyorsun, dünyanın öbür ucunda olmuş, tanımıyorsun etmiyorsun derdim. (Yavrum ben onlara ağlamıyorum, onların sahiplerine ağlıyorum, şimdi ne yapıyorlar!) derdi. Meğer, kendisini yakan ateş, şimdi başka evleri yakıyor diye ağlıyormuş. Annemin meğerini anlayamamıştım. 4- Bana dokunmayan yılan, bin yıl yaşasın. (Başkalarını sokabilir.) CEVAP Bizi ilgilendirmeyen ve düzeltemeyeceğimiz zararlı şeylerin üstüne giderek başımızı derde sokmamalıyız demektir. Başkalarının başını derde sokmasına engel olmak, yetkililerin vazifesidir. Herkes, kendisine göre yılan zannettiğini helak etmeye kalkarsa, anarşiden geçilmez. 5- Besle kargayı oysun gözünü. (Kimseye iyilik etme.) CEVAP Bu kadar ters yorum olur mu? Bülbül denmiyor karga deniyor. Bu, nankör iyilikten anlamaz, üstelik sana zararı dokunur demektir. Bir kimse Hazret-i Ali’ye kötülük ediyor. Hazret-i Ali, (Ben ona hiç iyilik etmemiştim, o niye bana kötülük düşünüyor ki?) buyuruyor. Kötü insanlara iyilik edince, bize bir zararı dokunabilir denmek isteniyor. Bu anlamda hadis-i şerif de vardır. Kötü kimselere iyilik edince, onların vereceği zarara dikkat çekiliyor. Ne kadar güzel bir sözdür! 6 - Merhametten, maraz doğar. (Kimseye acımamalı.) CEVAP Bir önceki maddede açıklandığı gibi, kargaya iyilik edersek gözümüzü
357

www.dinimizislam.com

oyar. Yılana acımayıp, koynumuza koyarsak, bizi sokar. Bu söz, kötülere iyilik ederken dikkatli olmayı vurguluyor. 7- Can çıkar, huy çıkmaz. (Eğitim diye bir şey var.) CEVAP Bu söz, gazap, şehvet gibi insanın fıtratında olan şeylerin tamamen yok edilemeyeceğini bildirmek için söylenmiştir. Kimi insan, ne kadar eğitim alırsa alsın pasiftir, kimi de aktiftir. Bu doğuştandır. Terbiye ile bu vasfı yok etmek mümkün olmaz. Terbiye etmek başka, yok etmek başkadır. Bir erik çekirdeği, ne elmadır, ne de eriktir. Bu çekirdek, toprağa konur, sulanıp gübrelenirse, erik ağacı olabilir. Bu ağaçtan da erik alınabilir. Bu ağaca ne kadar bakılırsa bakılsın, erik çekirdeğinden elma olmaz. İşte can çıkar huy çıkmaz bu anlamdadır. Dinimize uygun, çok güzel bir atasözüdür. Aynı anlamda hadis-i şerif de vardır. 8- İnsan yedisinde neyse, yetmişinde odur. (Gelişme, eğitim, değişim yok sayılıyor.) CEVAP Bu söz de, (Can çıkar, huy çıkmaz) atasözü de aynıdır. Yukarıda cevap verilmiştir. 9- Bal tutan parmağını yalar. (Yolsuzluğa açık davetiye…) CEVAP Bunu, ancak hırsız olanlar, böyle yorumlar. Bal yemek denmiyor, parmağını yalamak deniyor. Yani bulaşanı yalamak deniyor. Bir insan bir işte çalışıyorsa, iş yerine zarar vermeyecek kadar normal kabul edilen işlerden faydalanmayı gösterir. Mesela, iş yerinin telefonunu ihtiyaç kadar kullanmak, cep telefonumuzu şarj etmek gibi şeyler kast ediliyor. 10- Fazla mal, göz çıkarmaz. (Başkaları aç kalır.) CEVAP (Başkaları aç kalır) demekle, zenginliğe ve fazla mala düşmanlık ediliyor. İnsan helalinden çok kazanmışsa, zekâtını da vermişse, ne zararı olur ki? Başkası niye aç kalsın ki? Çok mal sahibi olmak niye suç ki? Komünizmdeki gibi, varlıklı sınıf yok edilmek mi isteniyor? Çok çalışıp çok kazananla tembel, aynı mala sahip olursa, adaletsizlik olmaz mı? Çalışıp kazananın hakkını vermek gerekir. Burada atasözüne değil, fazla mala düşmanlık var. 11- El öpmekle, dudak aşınmaz. (Ama hastalık bulaşır.) CEVAP Bir insan, önemli bir işini gerçekleştirmek için, birine saygı göstermekle, ricada bulunmakla, alttan almakla bir şey kaybetmez anlamındadır. Burada müdaranın önemi bildiriliyor. Müdara, dini zarardan
358

www.dinimizislam.com

kurtarmak için dünya menfaatinden vermek, güler yüz göstermek, İslamiyet’in dışına çıkmadan, gönül almaktır. Bu husus, hadis-i şerifle de emredilmiştir. 12- Köprüyü geçene kadar, ayıya dayı de. (Ayıların dayı yapılması isteniyor.) CEVAP Kasıtlı bir yorum bu… Ayı nasıl dayı yapılır ki? Niye deyim anlamına değil de, ayının kelime anlamına bakılıyor? Buradaki ayı, hayvan değil, kaba saba adam, görgüsüz kimse demektir. (El öpmekle dudak aşınmaz) sözü de aynı anlamdadır. İşin bitene kadar bunlarla iyi geçinmek, gerekirse müdara etmek gerekir demektir. 13- Çok bilen, çok yanılır. (Bir şeyi bilmeye gerek yok, cahil kal.) CEVAP İnsan ne kadar bilgili olursa olsun, yanılma ihtimali vardır. Çok bilenlerin de dikkatli konuşmaları gerektiğini ikaz eden kıymetli bir sözdür. Çok bilmek, yanılmayı engellemez demektir. Çok bilen, zirvedeki insan gibidir, onun yanılması yani zirveden düşmesi, başkasının düşmesine benzemez, paramparça olabilir demektir. Bununla ilgili bir menkıbeyi de bildirelim. İmam-ı a’zam hazretleri, yüksek yerde oynayan çocuğu ikaz için, (Yavrum dikkat et, aşağı düşebilirsin) der. Çocuk da, (Amca benim düşmem önemli değil, asıl sen dikkat et, sen düşersen sana ve çok kimseye zararı olur) der. Bu cevaba, İmam-ı a’zam hazretleri çok ağlar. Yüksek yerdeki bir kimsenin düşmesiyle veya düşürülmesiyle sıradan birinin düşmesi aynı olmaz. Mesela bir Menderes’in düşürülmesi tarihe geçti. Burada çok bilenlerin, yüksektekilerin daha çok dikkat etmesi gerektiği vurgulanıyor. Bunu, (cahil kalın) diye yorumlamak art niyetin ürünüdür. 14- İyilik yap, denize at. (Kimseye acımamalı.) CEVAP Bu atasözünün devamı var: İyilik et, denize at, balık bilmezse Hâlık bilir. Yani, iyiliği Allah rızası için yap, karşıdakinden teşekkür bekleme! O teşekkür etmese de, Allah sana bunun ecrini verir demektir. İyiliği götür, denize at denmiyor ki. Bu kadar basit anlayış olamaz. İslam âlimleri, (İyilik ticaret değildir, ben şunu yaptım, karşılığında sen ne yapacaksın denmez) buyuruyor. 15- Ecel geldi cihana, baş ağrısı bahane. (Doktora gerek yok.) CEVAP Ne insafsızlıktır bu. Bu söz, her canlı, hastalık, kaza gibi bir sebeple ölecek demektir. Ecel gelmişse bir şey bahane olur, ölüme çare yok
359

www.dinimizislam.com

demektir. Doktora gerek yok demek cahilliktir. 16- Tereciye, tere satılmaz. (Bal gibi satılır.) CEVAP Bir işi iyi bilen kimseye, o konuda uzun uzun anlatmanın uygunsuz olduğunu bildiren güzel bir sözdür. Bunun için, (Arife tarif olmaz) derler. Tarif etmek gereksiz; çünkü arif bunu bilir. Tereyle, tereciyle alakası yoktur. 17- Elle gelen, düğün bayram. (Mücadele etmemeli.) CEVAP Toplumu ilgilendiren genel bir sıkıntı varsa, bu, insana bir teselli olur. Mesela bir deprem olunca, herkes etkilenir. Birisinin gelip bizim evimizi başımıza göçürmesiyle depremin göçürmesi farklı olur. Elle gelende bir teselli olur anlamındadır. 18- Üzümünü ye, bağını sorma. (Kaynak araştırması yasak ediliyor) CEVAP Bu söz, kaynağı yasaklamıyor. (Üstüne vazife olmayan şeylere karışma, her şeye burnunu sokma) demektir. Önemli olan, bir nimetin gelmesidir. Nereden ve nasıl geldiğini araştırmaya kalkmak lüzumsuzdur. Mesela devlet, yeşil kart çıkarttı, tedavide başka kolaylıklar çıkarttı, ihtiyarlara, işsizlere maaş bağladı, niye bu iyilikleri bize yapıyorsunuz, bize verdiğiniz parayı hangi gelirlerden elde ediyorsunuz, bu parayı hazırlayan memurların tahsilleri nedir gibi sözler lüzumsuz denmek isteniyor. 19- Öğretmenin vurduğu yerde gül biter. (Çocukların ruhunda izi kalır.) CEVAP Bu terbiyenin önemini göstermektedir. Öğretmen, ana baba gibi, acıyarak ikaz ederek terbiye eder. Bu ikazlar, ileride işe yarar demektir. Çocuk ileride, (Öğretmenim beni ikaz etmeseydi, ben kötü yola düşebilirdim, iyi ki beni terbiye etti) der anlamındadır. 20- Bir dirhem et, bin ayıp örter. (Şişmanlar kulübüne dönelim) demekmiş. CEVAP Zayıf ve cılız insanlar, biraz kilo alınca, daha canlı daha sevimli, daha güzel görünürler demektir. Bu zayıflar için söylenmiştir. Şişmanlayın denmiyor ki. 21- Su akarken, testiyi doldurmalı. (Fırsatçılara davetiye çıkarılıyor.) CEVAP Art niyetli olan, böyle düşünür. (Ele geçen fırsatları değerlendir, sonra pişman olma) demektir. Şu hadis-i şerif bunu çok güzel açıklıyor: (İhtiyarlıktan önce gençliğin, hastalıktan önce sağlığın, meşguliyetten önce boş vaktin, fakirlikten önce zenginliğin ve
360

www.dinimizislam.com

ölmeden önce hayatın kıymetini bil.) Elden imkânlar çıkmadan, bunları değerlendirmek gerekir denmek isteniyor. Mesela, yağmurlar yağıp boşa gitmemeli, su akarken testiye, baraja doldurmalıdır. Kışın ihtiyacını yazdan hazırlamalıdır. Ahiret için de, dünyada hazırlanmalıdır. Yazıyı bir fıkra ile bitirelim; arif olan anlar: İki kör mantı yerken, biri ötekine, (Niye öyle ikişer ikişer yiyorsun?) der. Arkadaşı, (Yahu, sen de körsün, benim öyle yediğimi nerden biliyorsun) der. Diğeri, (Ben ikişer ikişer yiyorum da, seni de, kendim gibi zannettim) der.

Atasözünde çelişki olmaz
Sual: Aşağıdaki atasözleri çelişkili değil mi? CEVAP Atasözlerinde çelişki olmaz. Onların doğruluğu, her asırda onaylanmıştır. Açıklamaları şöyledir: 1- Damlaya damlaya göl olur // Taşıma suyla değirmen dönmez. AÇIKLAMA Birinci söz, (Azar azar biriktirirsek, zamanla bu çoğalır, büyük şeyler, küçük birikimlerden meydana gelir) demektir. Tasarruf etmek tavsiye ediliyor. İkinci atasözünün bununla bir ilgisi yok. (Küçük imkânlarla büyük işler çevrilmez) demektir. Bunun gibi, (Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz) denir. Elden gelen öğün olabilir, vaktinde de bulunabilir; ama bu her zaman olmaz. Onun için, elden gelecek diye hazırlıksız olmak, yemek hazırlamamak yanlıştır. Bu iki sözde çelişki yoktur. 2- İyi insan lafının üstüne gelir // İti an çomağı hazırla. AÇIKLAMA İyi insan da, kötü insan da lafının üzerine gelebilir. Mesela, terbiyeli evlat, buyurmadan iyi işler yapar. Terbiyesiz çocuk da, kötü işler yapar. İyi iş yapan evlat övülür. Leb demeden leblebiyi anlayıp yapmak, ne kadar iyidir. Bunun için, (Buyurmadan tutan evlat, çağırmadan kalkan avrat, tepmeden yürüyen at…) diye övülmüştür; ama ana babaya danışmadan yanlış bir iş yapılınca, neticesi kötü olabilir. Bunun için, (Buyrulmadık yumuşu [işi] puşt [terbiyesiz] oğlan tutar) derler. Yukarıdaki iki atasözü de böyledir. Yani buyrulmadık işi yapmak, yerine göre iyi, yerine göre kötü oluyor. İyi kimse de anılınca gelebilir, kötü kimse de... 3- Fazla mal göz çıkarmaz // Azıcık aşım ağrısız başım. AÇIKLAMA
361

www.dinimizislam.com

Birinci söz, (Kullanmasını bilene, fazla mal zarar vermez. Fazla diye atmamalı, saklamalı. Zamanı gelir işe yarar) demektir. (Sakla sarı samanı, gelir onun zamanı) da demişlerdir. İkinci sözün bununla hiç ilgisi yoktur. İşler çok olursa, her birine ulaşılamayacağı için bir sıkıntı çıkabilir demektir. Onun için, (Az olsun temiz olsun) denir. 4- Fazla mal göz çıkarmaz // Azı karar çoğu zarar. AÇIKLAMA Birinci söz, üçüncü maddede açıklanıyordu. İkinci sözdeki çoğu zarar ifadesinin malla bir ilgisi yoktur, aşırı olan şeyler zararlı demektir. Çok konuşmak, çok gülmek, çok yiyip içmek gibi şeyler için söylenmiştir. Bunların çoğunun zararlı olduğuna da, hiç kimse itiraz etmez. 5- Eski dost düşman olmaz // Güvenme dostuna, saman doldurur postuna. AÇIKLAMA Eski dost düşman olmaz demek, huyunu suyunu bildiğimiz, bizim niyetimizi bilen kimseler genelde vefalı olur, bizim bazı hatalarımızı görmezler, onlardan bize zarar gelmez anlamındadır. İkinci atasözünün bununla bir ilgisi yoktur. Her konuştuğun kişiye güvenme, hemen sır verme, başkasına söyleyebilir demektir. (Dostun da dostu vardır, o da söyler dostuna) derler. Öyleyse, sırrımızı saklamasını bilelim, dostumuza güvenip de yola çıkmayalım demektir. 6- Söz gümüşse, sükût altındır // Sükût ikrardan gelir. AÇIKLAMA Birinci söz, Davud aleyhisselamın sözüdür. Çok konuşmak yerine susmasını bilmek çok iyidir. Başımıza ne gelirse, dilimiz yüzünden gelir demektir. (Sükût, âlimin ziyneti, cahilin ayıbına perdedir) ve (Hayırlı söz keramet, sükût selamettir) buyurulmuştur. Bu konudaki hadis-i şeriflerin birkaçı şöyledir: (Susan kurtulur.) [Tirmizi] (Susan bir mümine yakın olun! O hikmetsiz değildir.) [İbni Mace] (Selamet isteyen sussun, dilini tutsun!) [İbni Ebi-d-dünya] (Ya hayır söyle ya sus.) [Buhari] Atalarımız da diyor ki: Sana senden olur, her ne olursa, Başın selamet bulur, dilin durursa. İkinci sözün bununla hiç ilgisi yok. (Sükût, ikrardan gelir) demek, (Susmak, kabul etmektir) anlamındadır. Bunlar arasında ne çelişki var ki? 7- Bülbülün çektiği dili belası // Bilmemek ayıp değil sormamak ayıp.
362

www.dinimizislam.com

AÇIKLAMA İki sözün birbiriyle hiç ilgisi yok. Birinci sözde dilin, yani konuşmanın zararı anlatılıyor ki, bunu kimse inkâr edemez. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Her sabah, bütün uzuvlar, yalvararak dile derler ki: Bizim hakkımızı gözetmekte, Allah’tan kork, kötü söz söyleme, bizi ateşte yakma! Bizim dine uyup uymamamız senin sebebinledir. Sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Sen eğri olursan biz de eğri oluruz.) [Tirmizi] (Susmak, hikmettir; fakat susan azdır.) [Deylemi] (Kurtuluş için dilini tut!) [Tirmizi] (Cehenneme sürükleyen dildir.) [Tirmizi] (Hataların çoğu dilden olur.) [Taberani] Yunus Emre de diyor ki: Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı, Söz ola zehirli aşı, bal ile yağ ede bir söz. (Bilmemek ayıp değil, sormamak ayıp) sözündeyse sorup öğrenmek gerektiği bildiriliyor. Bunun, (Bülbülün çektiği dili belası) sözüyle ne ilgisi var ki? Elbette, bilmediğimizi sorup öğreneceğiz. Kur’an-ı kerimde, (Bilmiyorsanız âlimlere sorun) buyuruluyor. Sormak ayıp değil, dinin emridir. 8- İki gönül bir olunca, samanlık seyran olur // İki çıplak bir hamama yakışır. AÇIKLAMA Birinci sözde, anlaşmanın önemi vurgulanıyor. İki kişi anlaşırsa, samanlıkta bile yaşasalar, iyi geçinirler, orası onlara saray gibi olur demektir. Anlaşamadıktan sonra, sarayda da oturulsa, saray zindan olur. Buna kim itiraz edebilir ki? İkinci sözün bununla bir ilgisi yok. Evlenecek kimselerden hiç değilse birinin varlıklı olması gerekir. İkisi de yoksulsa, sıkıntı çekerler demektir. 9- Harama uçkur çözülmez // Güzele bakmak sevabdır. AÇIKLAMA Harama uçkur çözmek [zina] elbette büyük günahtır. Buna ne denebilir? İkinci sözün bununla bir ilgisi yok. (Güzele bakmak sevabdır) hadis-i şeriftir. Yani bakması helal olan şeylere bakmak sevab olur demektir, yoksa harama bakmak demek değildir. O zaten haramdır; bunu bilmeyen, çelişkili gibi görür. Güzel manzaraya, güzelliklere, Allah’ın yarattığı harikalara, güzel bir bebeğe, güzel bir çiçeğe bakmak tefekkür olur, ibadet
363

www.dinimizislam.com

olur. İbretle bakmak, (Allah ne güzel yaratmış) diye düşünmek gerekir. Bunun haramla ilgisi yoktur. Günümüzde bu incelikler bilinmediği için, atalarımıza dil uzatılıyor. 10- Eşeğe altın semer vursan da eşek yine eşektir // Ye kürküm ye. AÇIKLAMA Bir insan elbisesiyle değer kazanmaz, görünüşe aldanmamalı demektir. Bir insan zengin olsa, arabası olsa, sarayı olsa ama kendisi adam değilse, ne kıymeti var demektir. Zarf değil, içindeki yazı önemlidir. Kimse zarfa bakmaz, içindeki mektuba bakar. Zarf çok şahane olsa, içindeki mektup çok kötüyse, zarfın ne önemi olur ki? İkincisi ise, maalesef şimdi görünüşe rağbet ediliyor demektir. Nasrettin hocanın bu sözü çok yerindedir. Öteki sözü destekliyor. Yani elbiseye değer verilmez; ama cahil halk kürke, görünüşe, elbiseye değer veriyor diye tenkit ediliyor, (Az önce bana ikram etmediniz, kürk giyince ikram ettiniz. Siz bana değil, kürke itibar ediyorsunuz) diye tenkit için söylenmiştir. Kürke itibar edin demek değildir. Bu kadar yanlış anlamak olamaz. Hiç çelişki yok, iki söz birbirini destekliyor. (Maalesef şimdi rağbet güzelle zengine) sözü de, (Ye kürküm ye) sözünü destekliyor. 11- Eğri otur doğru söyle // Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar. AÇIKLAMA Eğri otur doğru söyle, yani yanlış işler yapıp, zararı sana dokunsa da, hakkı teslim etmen, gerçeği olduğu gibi söylemen gerekir demektir. Doğru söylemenin önemi vurgulanıyor. İkinci sözde, doğru söyleme denmek istenmiyor ki. (Dokuz köyden kovsalar da, yine sen doğru söyle; ama dikkatli ol, her doğru her yerde söylenmez, ilm-i siyaseti bilmek gerekir. Doğruyu uluorta söylememeli) diye ikaz ediliyor. 12- Düşenin dostu olmaz // Dost kara günde belli olur. AÇIKLAMA Elbette düşenin dostu olmaz. Bunu düşen, sıkıntısını yaşayan anlar. Elde bir şeyler varken, herkes dost olur veya dost görünür, elde bir şey kalmayınca herkes sırt çevirir. (Düşenin dostu olmaz, hele bir düş de gör) sözü bunu güzel açıklıyor. İkinci sözün bununla bir ilgisi yok. Bir dost, düşen arkadaşının elinden tutup kaldırırsa, o kimsenin kara gün dostu olduğu anlaşılır. İşte böyle, kara günde dostunu terk etmeyen, gerçek dosttur. Kara günler; düşülen günler, dostun hakikisini sahtesinden ayırır. Birbirini tamamlayan iki atasözüdür. Bunlara nasıl çelişkili denir ki? 13- Ava giden avlanır // Atın ölümü arpadan olsun. AÇIKLAMA Birinci söz, birisine oyun oynamaya, onu kandırmaya çalışırken, kendi
364

www.dinimizislam.com

tuzağa düşer, kimseye kötülük yapmaya çalışmamalı demektir. İkinci sözün bununla bir ilgisi yok. At arpayı sever, kimi de sigarayı sever. (Sigara içme ölürsün) dense, o yine içer. (Sigara beni öldürürse öldürsün, sigaramdan vazgeçmem) der. (Atın ölümü arpadan olsun) bu anlamda söylenmiştir. Öteki sözle hiç alakası yoktur. 14- Erken kalkan yol alır // Acele işe şeytan karışır. AÇIKLAMA Birinci söz, hadis-i şeriftir. Erken kalkmak, bir işi zamanında yapmak, yarına bırakmamak övülmüştür. Onun için, (Erken kalkanın nasibi gür olur) denir. İkinci sözün bununla bir ilgisi yok. (Acele şeytandandır) sözü, hadis-i şeriftir. Aceleyle yapılmaya kalkılırsa, birçok yanlışlıklar olur demektir. Bu sözlere itiraz etmek Resulullah efendimize kadar gidiyor. İşin aslını bilmeden, önümüze geleni tenkit etmek hoş olmaz. Atalarımız bunu söylemişse, bir bildikleri vardır demeli, tevilini aramalıdır. Hemen çelişkili diye damgayı basmamalıdır! 15- Birlikten kuvvet doğar // Körler sağırlar, birbirlerini ağırlar. AÇIKLAMA Birlikten elbette kuvvet doğar. (Birlik olun parçalanmayın) mealinde hadis-i şerifler de vardır. (Sürüden ayrılanı kurt kapar) diye, hem atasözü, hem hadis-i şerif vardır. Birlik olmaya itiraz edilmez. İkinci sözün bununla bir ilgisi yok. (Şıracının şahidi bozacı olur) yani kötü kötüyü destekler, kusurlu insanlar birbirini övse de bir değeri yoktur, kendileri çalar, kendileri oynar, başkalarını ilgilendirmez anlamındadır. Birinci sözle hiç ilgisi yoktur. Şimdi, mezhepsizlerin, bid’at ehlinin birbirlerini övmeleri, buna çok güzel örnektir. 16- Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır // Lâfla peynir gemisi yürümez. AÇIKLAMA Tatlı dil, güler yüzle birçok zor iş kolayca halledilir demektir. Hadis-i şerifte, tatlı sözün, hatta gülümsemenin bile sadaka olduğu bildiriliyor. Diğer sözün, birinciyle hiç ilgisi yok. Sadece sözle iş olmadığı, işin yapılmasını gerektiren diğer sebeplere de sarılmak gerektiği bildiriliyor. 17- Gün ola harman ola // Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. AÇIKLAMA Birinci söz, denilen şeyin gerçekleşmesi kolay kolay mümkün olmaz, takdir-i ilahiyi bilemeyiz anlamına geldiği gibi, bekle bakalım, beklenmeyen bir anda isteklerine kavuşabilirsin, (Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler) anlamına da gelen güzel bir sözdür. İkinci sözün bununla bir ilgisi yok. Böyle giderse neticesi bellidir. Mesela bir çocuk çalışmazsa, tembel ise, (Bu çocuk sınıfta kalabilir, geçemez) demektir. Çarşamba böyle
365

www.dinimizislam.com

olduğuna göre, perşembenin de böyle olacağı ümit edilir. Adam önüne gelene senetsiz veresiye verir, sonunda iflas ederse, bu iş baştan belliydi, neticenin buraya geleceği anlaşılıyordu demektir. İki söz, birbirine tezat değildir. 18- Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz // İş olacağına varır. AÇIKLAMA Birinci söz, (Bir şey için olmaz dememeli, olma ihtimalini de düşünmeli. Ne olmaz sanılan işler olmuştur, hemen pes etme, mücadele et) demektir. İkinci söz ise, (Ne yaparsan yap, işi değiştiremezsin, Allah neyi murat etmişse, kaderimizde ne varsa onu görürüz. Acele etme, dinin dışına çıkma) demektir. İkisi birbirinden farklıdır. 19- Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol // Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma. AÇIKLAMA (Münafıklık yapma, yani için ve dışın başka olmasın, neysen öyle görün) demektir. Adam fakirdir, zengin gibi görünür, çorba içip çıkar, döner yediği intibaını vermek için dişini kürdanla karıştırır. Böyle gösterişlerden uzak dur demektir. İkinci sözün bununla ilgisi yok. Bu eski bir atasözüdür, yeni çıkmış değildir. Eskiden hocalar, kitaba bakar söyler, kitapta olanları söylerdi. Allah ne diyorsa, Peygamberimiz ne bildiriyorsa, âlimler nasıl açıklamışsa onu söylerlerdi, şimdikiler gibi kendi görüşlerini din gibi anlatmazlardı. Bu söz, (Hoca, kendisi yapamasa da, Allah’ın emrini bildirdiği için bizim yapmamız gerekir) anlamındadır. Yani hoca kitaptan söylüyorsa, doğru söylüyorsa, kendisi tam yapamasa da, onu kabul etmek gerektiği bildiriliyor. Bir hadis-i şerifte, (Kendiniz tam yapamasanız da iyiliği emredin! Kendiniz tam sakınamasanız da kötülükten sakındırın) buyuruluyor. Yani, iki söz de uygundur. 20- Zararın neresinden dönülse kârdır // Gelen gideni aratır. AÇIKLAMA Elbette zararlı işe devam edilmez, işin neresinden dönülse, daha az zararla işi kapatmak mümkün olacağı için faydalı olur demektir. İkincisi, tamamen ayrı bir sözdür. Nimetlere şükretmezsek, Allahü teâlâ elimizden alır, sonra bizde sıkıntı başlar. Beğenmediğimiz için elimizden çıkanları ararız demektir. Şimdi bu söz, daha çok, (Gelen müdür, gideni aratır, kötü gidip de iyi gelmez) anlamında kullanılıyor. Bu anlamda da kullanılsa, yine birinci söze zıt değildir. 21- Yüzü güzel olanın huyu da güzel olur // Yüzü güzel olanı değil, huyu güzel olanı sev.
366

www.dinimizislam.com

AÇIKLAMA Bunların ikisi de, hadis-i şeriftir. Genelde, güzel ve nurlu yüzlü olanın, huyu da güzel olur. Bu konuda hadis-i şerifler de vardır: (Hayrı, iyiliği, güzel yüzlü olanların yanında arayın!) [Buhari] (İyiliği, güzel yüzlü olanlardan talep edin.) [Beyheki] (Bana bir temsilci gönderirken, [diğer uygun şartların yanında] yüzü ve ismi güzel olanı da tercih edin.) [Bezzar] İkinci sözdeyse, yüz güzelliği, görünüş önemli değil, huy güzelliği önemli demektir. Onun için atalarımız, (Dışı seni, içi beni yakar) demişler, dışı güzel görünse de, içinin yani, huyunun önemli olduğunu, görünüşe aldanmamak gerektiğini bildirmişlerdir. Pazardan alınan güzel bir karpuz, kesilince, ham ise veya içi çürümüşse çöpe atılır. Sadece dışının değil, içinin de önemli olduğu vurgulanıyor. 22- Akıl akıldan üstündür // Aklın yolu birdir. AÇIKLAMA Birinci söz, hadis-i şeriftir. Allah, akılları eşit olarak yaratmamıştır. Akıllı da olur, akılsız da. Buna kim hayır diyebilir ki? İkinci söz, selim olan akıl için söylenmiştir. Selim olan akıllar, aynı şeyde birleşirler demektir. Mesela, aldığından ucuza satan bir esnafın iflas etmesi normaldir, her akıl bunu öyle bilir. Aklın yolu, burada birdir. Bu söz, ötekine ters değildir. Çelişki yoktur. Selim olmayan akıllar da var, bunların mantıklarında bozukluk vardır. Onun için, akıl akıldan üstün demişlerdir. Herkesin birleştiği noktalar olur. Yani bu iki söz, birbirine çelişkili değildir. 23- El elden üstündür // Alet işler, el övünür. AÇIKLAMA Akıl akıldan üstün olduğu gibi, el elden üstün de olur. Aynı işi yapan, bir anda daha güzelini yapabilir, diğeri yapamayabilir. Yani birisi beceriksiz olur, diğeriyse hamarattır. Bunun aksini kim söyleyebilir ki? İkinci sözün bununla hiç ilgisi yoktur. Yani, insan aletle bir iş yapar, alet olmasa o işi yapamazdı. Mesela, bir tahtayı bıçakla kesmek çok zor, ama testereyle kesmek daha kolay, hele elektrikli testereyle dakikalık iştir. Alet işliyor, el ben yaptım diye övünüyor. Bilgisayarla bir anda, Amerika’daki okuyucunun sualine cevap verebiliyoruz, alet olmasa bunu nasıl yaparız? Yani alet, insanın övünmesine sebep oluyor, işlerimizi kolaylaştırıyor demektir. Diğer sözle bunun çelişkisi yok. 24- Acı patlıcanı kırağı çalmaz // Yaşın yanında kuru da yanar. AÇIKLAMA Bu ikisi de, tamamen farklı sözlerdir. Mesela, köyde alışmış olan, yalınayak gezse, hiçbir zararı olmaz; ama buna alışmamış olan muhallebi
367

www.dinimizislam.com

çocuğu, yalınayak sokağa çıksa hemen hastalanır. Bir işe alışmış kimseye, bunun zararı olmaz demektir. İkinci sözün bununla hiç ilgisi yoktur. Bir bela geldi mi umumi gelir, bir deprem olsa kötülerin yanı sıra iyiler de ölür. Bir kötünün çok kimseye zararı olur, kötülere engel olunmazsa, onların yüzünden iyiler de zarar görebilir demektir. Bu iki sözde çelişki yoktur. 25- Harama el uzatılmaz // Üzümü ye bağını sorma. AÇIKLAMA Harama elbette el uzatılmaz, uzatılır demek dine inanmamak olur. İkinci sözün bununla hiç ilgisi yoktur. Üstüne vazife olmayan şeye karışma demektir. Yoksa hırsızlıkla alınan üzümü ye demek değildir. Bu da zoraki bir yakıştırmadır. 26- Zorla güzellik olmaz // Zora dağlar dayanmaz. AÇIKLAMA (İnsana istemediği, beğenmediği şeyleri zorla kabul ettirmemeli) demektir. Bir kız zorla evlendirilirse, o da bu sözü söyler. Bir şeyi sevmek, içten gelen bir duygudur, zorlamakla bu duygu değişmez demektir. İkinci sözün bununla hiç ilgisi yoktur. (İstediğini zorla, yılmadan elde etmeye çalışmış kimselere, çok güçlü görünen işler bile kolay gelir) demektir. (Zor, oyunu bozar) diye de başka bir atasözü var. Mesela, bir pehlivan çok iyi oyun bilse de, öteki kuvvetliyse, oyun bilmese de tutup yere çalabilir. İkisi arasında bir benzerlik ve çelişki yoktur. Zor kelimesi geçtiği için alınmış. Zorla çelişki olmaz ki! 27- İşleyen demir ışıldar // İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur. AÇIKLAMA İşleyen demir pas tutmaz, şekli de vardır. Çalışan, hantal olmaz, sağlıklı ve dinç olur demektir. Akarsu pislik tutmazken, durgun su kirlenir, mikrop yuvası olur. Burada çalışmanın, hareket etmenin önemi vurgulanıyor. (Nerde hareket, orda bereket) de denir. İkinci sözün bununla hiç ilgisi yoktur. Bir insan, yetmiş yaşına da gelse, doğuştan olan bazı huylar değişmez demektir. Yedi yaşında pasif ise, yetmişinde de pasif olur. Burada kesinlikle çelişki yoktur. 28- Kervan yolda düzelir // Balık baştan kokar. AÇIKLAMA (Kervan yolda düzelir) sözü, (Yörüğün göçü gide gide düzelir) atasözüne benziyor. Hele bir işe başlayalım, zamanla bu iş düzelir demektir. Bir an önce işe başlamanın önemi bildiriliyor; çünkü bir işin bitmesinin ilk şartı, o işe başlamaktır. İkinci atasözünün bununla hiç ilgisi yoktur. Başa gelen bütün kötülükler ve iyilikler baştakilerden gelir. Yani
368

www.dinimizislam.com

baştakiler iyi olursa işler iyi, kötü olurlarsa işler kötü olur; iş başa bağlı demektir. İkisi farklı sözlerdir, çelişki yoktur. 29- İnsanın kıymetini insan bilir // İnsanoğlu çiğ süt emmiş. AÇIKLAMA Burada da, hiç çelişki yok. Burada insan demek, iyi insan demektir. İnsan ol, delikanlı ol demek, iyi ol demektir. Âlimin kıymetini âlim bilir de denir. İyi insan, iyi insanın kıymetini bilir demektir. İkinci sözde, çiğ süt mecazdır, olgun değil anlamındadır. Kötü insanlardan zarar beklenir anlamındadır. Kötü insan, iyiliğin kıymetini bilmez, zararı dokunabilir demektir. Bazıları, çıkarı olan işte kendisine iyilik edene bile nankörlük ederler demektir. Bu iki söz arasında çelişki yoktur. 30- Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al // Beş parmağın beşi bir değil. AÇIKLAMA Genelde, bir kız anasına çeker. Anası iyi ise, ahlaklıysa, kızı da iyi ve ahlaklı olabilir, anası kötüyse, kızı da kötü olabilir demektir. Bir kız araştırırken, ailesinin iyi mi kötü mü olduğuna bakmalı demektir; çünkü çocuk, ana babasına çekebilir. Eskiden kumaşlar, bezler kenarından bilinirdi, el tezgâhlarında dokunurdu. Kenarı iyi ise iyi, kötüyse kötü olduğu anlaşılırdı. İkinci söz, insanlar birbirinden farklıdır demektir. Uzunu kısası, iyisi kötüsü, huylusu huysuzu, akıllısı delisi, güzeli çirkini, âlimi zalimi olur demektir. Birinci söze zıt değildir. 31- Bir elin nesi var iki elin sesi var // Nerde çokluk orda rezalet. AÇIKLAMA Bir elin nesi var, bir kişiyle bu işler yürümez, yardımcılarının da olması gerekir, birlikten kuvvet doğar demektir. İkinci söz ise, belli bir görevlisi yoksa bir işe çok kişi karışırsa, o iş yürümez, her kafadan bir ses çıkar. Kimse birbiriyle anlaşamaz demektir. 32- Öfke baldan tatlıdır // Öfkeyle kalkan zararla oturur. AÇIKLAMA Öfkenin faydalısı ve zararlısı olur. Allah için olan öfke iyidir. Nefsten kaynaklanan öfke zararlıdır. Önce zararlı olanı anlatalım: Nefsimizden gelen öfkede, ipin ucu, nefsin ve şeytanın elindedir; onlar öfkeyi körükler, şuuru örter, aklı giderir, deli gibi eder. İnsan, ne yaptığının farkında bile olmaz. Artık her zararı yapabilir, eşini boşayabilir, hatta öldürebilir. Bunlar, o anda ona tatlı gelir. Bunun için, (Öfkeliyken bağırıp çağırmak insanı deşarj edebilir, rahatlatabilir, içine atmıyor, dışarı atıyor) denmiştir. Öfkeyle kalkıp kırıp dökmek zararlı öfkedir; fakat insan, dine
369

www.dinimizislam.com

uyarak iradesini kullanabilirse, zararlı olan öfkesini yutar, kimseye zarar vermez. Böyle kimseler övülmüştür. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Asıl pehlivan, rakibini değil, öfkesini yenendir.) [Buhari] Faydalı olup baldan tatlı olan öfke, Allah için olan öfkedir. Dinimiz, Allah için olan öfkeyi övüyor. Din düşmanı zalimlere karşı öfkeli olmak ve devletin onlarla savaşması gerekir. Bir âyet-i kerime meali: (Ey Nebi, kâfirlerle [silahla] ve münafıklarla [öğütle, delille, belgeyle] cihad et, [öğüt de kâr etmezse] onlara sert davran! Onların gidecekleri Cehennem, ne kötü yerdir.) [Tevbe 73, Tahrim 9] Allahü teâlâ Eshab-ı kiramı yani Peygamber efendimizin arkadaşlarını, kâfirlere karşı öfkeli, Müslümanlara karşı merhametli diye övüyor. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Onlar, kâfirlere karşı çetin ve birbirlerine karşı merhametlidir.) [Fetih 29] İki hadis-i şerif meali de şöyledir: (Öfke, ümmetimin salih ve takva sahibi olanlarında görülür.) [Deylemi] (Öfke, ümmetimin iyilerinde görülür.) [Begavî] (Öfke, kötü kimselerde de görülür ancak, iyi kimseler, din için öfkelenirler ve zararlı olan öfkelerine hâkim olurlar.) Bir örnek verelim: Bir savaşta Hazret-i Ali, cengaver olan bir düşmanı yere yatırır, öldürmeden önce, ona (Müslüman ol) der. Cengaver, bu durumu hazmedemez, çabuk öldürmesi için Hazret-i Ali'nin yüzüne tükürür. Hazreti Ali, onu öldürmeyip bırakır. Cengaver şaşkınlıkla, (Beni niye öldürmedin) der. Hazret-i Ali, (Seni Allah için öldürecektim, ama tükürünce iş değişti, araya nefsim de girdi. İhlasıma zarar gelir diye öldürmedim) der. Cengaver Müslümanlığa hayran olup Müslüman olur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Sevdiğin zatı incitene, öfkelenmez, darılıp gücenmezsen, köpek senden daha iyidir. Bu öfkeler Allah rızası için olduğu için kıymetlidir. 33- Bir elin nesi var, iki elin sesi var // Nerde çokluk orda… AÇIKLAMA Elbette bir elin nesi var, bir kişi ile bu işler yürümez, yardımcıların olması lazımdır. Öteki söz ise, bir işe, çok kişi karışırsa o iş yürümez demektir. İkisi de şahane sözdür. İkisi de doğrudur. Çelişki yoktur. 34- İyilik yap denize at // Merhametten maraz doğar. AÇIKLAMA
370

www.dinimizislam.com

Birinci atasözünün devamı var: İyilik et denize at, balık bilmezse Hâlık bilir. Yani (Sen iyiliği Allah rızası için yap, karşıdakinden teşekkür bekleme. O teşekkür etmese de Allah sana bunun ecrini verir) demektir. İkinci atasözü ise hadis-i şerif mealidir. Bazı kötü kimselere iyilik ederseniz size düşman olabilir, dikkat etmek gerekir. Bir kimsenin Hazret-i Ali’ye kötülük ettiği görülüyor. Hazret-i Ali, (Ben ona hiç iyilik etmemiştim, o niye bana kötülük düşünüyor ki?) buyuruyor. Kötü insanlara iyilik edilirse, dikkat etmek gerekir, size bir zararı dokunabilir demektir.

Her koyun kendi bacağından asılır
Sual: Her koyun kendi bacağından asılır atasözünü nasıl anlamalı? CEVAP Yanlış anlamamalıdır! Fransa’daki bir adamın günahı, Mısır’daki bir kimseden sorulmaz. Herkesin günahı da, sevabı da kendine aittir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Kimse kimsenin günahını çekmez.) [Necm 38] Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Hiç kimse diğerinin günahını çekmez) [Hakim] Fakat insanları sapıtanlar, sapıklıkta önder olanlar, kendi günahlarını yüklendikleri gibi sapıttırdıklarının günahlarını da yüklenirler. (Nahl 25) Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Dinimizde iyi bir çığır açana, bunun sevabı ile bununla amel edenlerin sevabı verilir, o çığırda [o yolda] gidenlerin sevabından da hiçbir şey eksilmez. Dinimizde kötü bir çığır açana da, bunun günahı ile, bununla amel edenlerin günahı verilir, o kötü yolda gidenlerin günahından da hiçbir şey eksilmez.) [Müslim] (Birbirinize Müslümanlığı öğretin! Emr-i marufu bırakırsanız, Allahü teâlâ, en kötünüzü başınıza musallat eder ve dualarınızı kabul etmez.) [Bezzar] Her Müslüman, emri altında bulunanlardan mesuldür. Âyet-i kerimede mealen buyuruluyor ki: (Kendinizi ve aile efradınızı Cehennem ateşinden koruyunuz.) [Tahrim 6] Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (Hepiniz, bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evinizde ve emriniz altında olanları Cehennemden
371

www.dinimizislam.com

korumalısınız! Onlara Müslümanlığı öğretmezseniz, mesul olursunuz.) [Müslim] (Çok Müslüman evladı, babaları yüzünden Veyl ismindeki Cehenneme gidecektir. Çünkü bunların babaları, yalnız para kazanmak ve keyf sürmek hırsına düşüp ve yalnız dünya işleri arkasında koşup, evlatlarına Müslümanlığı ve Kur'an-ı kerimi öğretmediler. Ben böyle babalardan uzağım. Onlar da benden uzaktır. Çocuklarına dinlerini öğretmeyenler Cehenneme gidecektir.) [S.Ebediyye] Abdulgani Nablüsi hazretleri buyuruyor ki: Söz ve yazı ile emr-i maruf, âlimlerin vazifesidir. Kalb ile, dua ederek günah işleyene mani olmaya çalışmak da her müminin vazifesidir. El ile müdahale ise devletin vazifesidir. (Hadika) [Ayrıca Hindiyye c.5, s.352, Kadıhan c.3, s.429, Bezzâziyye c.6, s.356’da da bu husus bildirilmiştir.] Demek ki önce kendimizden mesulüz. Kendimiz dinimizi öğrenip, öğrendiklerimizle amel edeceğiz. Gücümüz yeterse, gücümüz nispetinde dine hizmet etmeye çalışacağız.

Çatal kazık
Sual: Bir arkadaş, (Çatal kazık yere batmaz) atasözünün yanlış olduğunu, çatal kazığın daha iyi batacağını söyledi. Bu atasözünde ne denmek isteniyor? CEVAP Maalesef atasözü düşmanları, her atasözüne bir kulp takıyorlar. Atasözünün ne maksatla söylendiğine bakmayıp da kelimeler üzerinde duruyorlar. Manası hiç düşünülmese bile, çatal kazık, istenildiği gibi yere çakılmaz. Sadece çatal kısmına kadar çakılabilir, daha fazla çakılmaz. Çatal kazığa bağlanan at, çatalı söküp kaçabilir, ama düz kazıksa, sonuna kadar çakılır. Düz kazığa bağlanan at, kolayca bu kazığı çıkaramaz. Eğer bu atasözü düşmanlığı değilse, çok cahilce bir tenkittir. Atalarımıza düşmanlık etmekteki maksat ne olabilir ki? Atasözünün manası bilinmeden tenkit etmek, uygun olmaz. Çatal kazık bir örnektir. Düz kazığın görevini çatal kazık yapamaz. Bunun gibi, iki başlı bir idare de iyi yürümez. Bu atasözünde anlatılmak istenen de budur. Çatal kazık siyasette de kullanılır. Koalisyona karşı olanlar, (Çatal kazık yere batmaz) derler ve tek parti iktidarını isterler. Atalarımız tecrübelerle bunu tespit edip, veciz sözlerle bu gerçeği dile getirmişlerdir. (Çatal kazık yere batmaz) atasözünden başka benzer atasözleri de var: İki kaptan bir gemiyi batırır: Atasözü düşmanı, (Niye iki kaptan bir
372

www.dinimizislam.com

gemiyi batırsın ki? Nöbetleşe gemiyi kullanırlar. Biri yatar, öteki devam eder) diyebilir, ama bu sözün söyleniş maksadını düşünmek gerekir. Kaptanlardan biri Hindistan’a, öteki de Amerika’ya gideceğiz dese ne olacak? Karar verilmediği sürece gemi yola çıkamaz. İki kaptandan biri âmir ise, onun dediği olur ve işler yürür. Bir başka atasözü: Bir çöplükte iki horoz ötmez: Atasözü düşmanları, hemen görünüşe göre tenkit edip, (Bir çöplükte iki değil, beş horoz bile öter) diyebilir. Burada ötmekten kasıt, sözü geçmek demektir. Senin borun burada ötmez demek, senin burada sözün geçmez demektir. Bir yerde iki kişinin borusu ötüyorsa, orada işler normal yürümez, anarşi olur. Bir başka atasözü: İki kıbleli din olmaz: Atasözü düşmanları, (İki kıbleli değil, beş kıbleli din de olabilir) diyebilir. Öyle, kıblesi çok olana din değil, belki felsefe denebilir. Çatal kazığın batmadığı gibi, iki veya çok kıbleli dinden fayda gelmez. Bir başka atasözü: İki cambaz bir ipte oynamaz: Atasözü düşmanları, (İki değil, beş cambaz aynı ipte oynayabilir) diyebilir. Şahsen biz de gördük. Karı koca iki cambaz, bir ipte oynuyorlardı. Burada oynamaz sözünden maksat, her biri, benim cambazlığıma bakılsın diye ötekini düşürebilir demektir. Çatal kazık yere batmaz atasözü, tasavvufta da geçerlidir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: İstediğiniz yardıma kavuşabilmeniz için, şu bir şartı gözetmek lazımdır. O da, kalbi yalnız bir yere bağlamaktır. Kalbi birkaç yere bağlamak, insanı harap eder. (Bir yerde olan, her yere kavuşur. Her yere dağılan, hiçbir yer bulamaz) buyurulmuştur (1/75) Eskiden, hak olan tarikat çok olsa da, sadece birine bağlanılırdı. Aynı tarikat olsa bile, farklı mürşidleri varsa, onlardan da sadece birine intisap edilirdi. İki mürşidli mürid olmazdı. Bu, diğer mürşidleri inkâr etmek değildi, fakat çatal kazık batmadığı gibi, iki mürşidi olan da, mürşidlerinden istifade edemezdi. Bunlar gibi, iki kişinin bir kölesi olmaz. Köle, iki efendisinden birini bile memnun edemez. İki işi bir kişiye vermek uygun olmadığı gibi, bir işi de iki kişiye vermek uygun olmaz, çünkü iki iş, bir kişiye verilince, bu iki işten biri hep bozuk ve kusurlu olur. Bir kişi bu işten birine gereğince gayret gösterirse, öteki işte bozukluk ve kusur meydana gelir. Eğer öteki işe gereğince gayret gösterirse, bu defa bu işte mutlaka bozukluk meydana gelir. İki işi olan her kişinin, daima iki işi de bozukluk içinde olur. Bunun gibi, ne zaman ki, iki kişiye bir iş verilir, bu ona, o buna atar, sonunda, o iş yatar. Onun için atalarımız, (İki hanımlı ev, süpürülmeden kalır) buyurmuşlardır. İki başlı idare, istenildiği gibi yürümez. İkilik, iki başlılık, her
373

www.dinimizislam.com

zaman için kötüdür. Bunun için Kur’an-ı kerimde, Allahü teâlâdan başka ilah olmadığı, iki ilahın olamayacağı, iki ilah olsaydı kâinatın düzeninin bozulacağı bildirilmektedir. İki âyet-i kerime meali şöyledir: (Allah’tan başka, yerde gökte ilahlar olsaydı, her ikisinin [yerin, göğün] de nizamı bozulurdu.) [Enbiya 22] (Allah’tan başka ilah olsaydı, her ilah, kendi yarattığını idare eder, bir gün biri diğerlerine galip gelirdi. Allah, onların vasfettiklerinden münezzehtir.) [Müminun 91]

İbadet de, kabahat de gizlidir
Sual: Genelde atasözlerini, tecrübelere dayanılarak söylenmiş ve bir toplum tarafından onaylanmış sözler olarak bildiriyorsunuz. Ataların akla ve dine aykırı hiç sözleri olmaz mı? Ben bir tane buldum. Bakalım ne diyeceksiniz? Dinimizde camiler açık, herkes açıkça ibadet ediyor, ibadet gizli olmaz. Bir de, kabahatin gizlisi de, açığı da günahtır. Öyleyse, (İbadet de gizli, kabahat de gizlidir) atasözü tamamen yanlış değil mi? CEVAP Kesinlikle yanlış değil, çok güzel bir sözdür. Dinimize uygundur, hadis-i şeriflere uygundur. Evet, kabahatin gizlisi de, açığı da suçtur, fakat kabahati açık işlemek daha çirkindir. Atasözünde bu vurgulanmak isteniyor. Kabahatin gizlenmesini, açığa vurulmaması gerektiğini bildiren iki hadis-i şerif meali şöyledir: (Kim, dünyada günahını gizlerse, Allahü teâlâ da, o günahı Kıyamette herkesten gizler.) [Müslim] (Bir günaha düşen, Allah’ın örtüsünü kaldırmasın, onu gizlesin!) [Müslim] Çünkü insanlardan utanarak günahı gizlemek, hayâdandır. Hayâ da imandandır. Günah gizlenmezse, fâsıklar bundan cesaret alır. (Falanca günah işliyor. Ben de işlesem ne çıkar?) diyebilir. Hikmet ehli zatlar, (Hayâ elbisesine bürünenin ayıpları görülmez. Duyulunca hoşlanılacak şeyleri yap! Kimsenin duymasını istemediğin ve duyulunca insanların hoşlanmayacağı şeylerden kaç!) buyuruyorlar. Gizli işlenmiş bir günahı açığa vurmak ayrıca günahtır. İbni Âbidin hazretleri, (Günahını açığa vurmak, ayrıca günah olur. Gizli yapılan günahı başkalarına anlatmak da günahtır) buyuruyor. Günahtan el çekemeyen kimse, kötü örnek olmamak için günahını gizlemelidir. Oruç tutmayan, orucunu gizli yemelidir. Açıktan yemesi ayrıca günah olur. Gizli yapılması istenen ibadet, nafile ibadetlerdir. Nafile ibadetler
374

www.dinimizislam.com

açıktan yapılınca riya karışma tehlikesi vardır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Farzlar yapılırken araya riya karışmaz. Nafile ibadetlerdeyse, gösteriş çok olur. Bunun için, zekâtı açıktan verip iftiradan kurtulmalı. Sadakayı ise gizli vermeli ki, kabul olma ihtimali fazla olur. (2/82) Nafile ibadetleri gizli yapmak daha iyidir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Gizli sadaka daha iyidir.) [Bekara 271] (Rabbinizi gizli, sessiz çağırın.) [Araf 55] (Rabbini, içinden zikret!) [Araf 205] Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Kıyamette, Allahü teâlânın himayesine aldığı yedi kişiden biri, sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar, sadakayı gizli verendir.) [Buhari] (Sadakayı gizli vermek Cennet hazinesidir.) [Hatib] (Sadakayı gizli vermek iyilik hazinesidir.) [Taberani] (Farzlar hariç, evde kılınan namaz, mescidimde kılınandan üstündür.) [İ. Abidin] (Farzlar hariç, namazı evde kılın; evde kılınan namaz daha hayırlıdır.) [Buhari] (Tenhada kılınan nafile namazın sevabı, herkesin yanında kılınandan 25 kat daha fazladır.) [İ. Ahmed] (Hafaza meleklerinin işitmediği zikir, işittiklerinden 70 kat daha sevabdır.) [Beyheki] (Allah’ı gizlice zikredin!) [İbni Mübarek]

Yanlış atasözleri
Sual: Atasözlerin hemen hepsi yanlıştır. Şu birkaç örnek yeter: 1- (Kendi düşen ağlamaz) atasözü yanlış; benim çocuk oynarken, kendi düşünce de ağlıyor. 2- (Aç köpek fırın duvarı yıkar) atasözü de yanlıştır. Ben hiç fırın duvarı yıkan köpek görmedim, kimse de görmemiştir, çünkü buna imkân yoktur. 3- (Acele giden ecele gider) atasözü de yanlıştır. Ben çok aceleciyim, hızlı da araba kullanırım, ama hiç ecele gitmedim. Bakın, hayattayım. 4- (Çocuğun yediği helal, giydiği haramdır) atasözü de yanlıştır. Çocuğa alınan elbise niye haram olsun ki? Bir de çocuk haram yemez mi hiç? 5- (Acıkan ne olsa yer, acıyan ne olsa söyler) atasözü de yanlıştır.
375

www.dinimizislam.com

Ben acıkınca her şeyi yemem, haram da yemem. Acıyla kıvransam da yine her şeyi söylemem. 6- (Rüzgâr eken, fırtına biçer) atasözü de yanlıştır; çünkü ne rüzgâr ekilir, ne de fırtına biçilir. 7- (Şimdi rağbet, güzel ile zengine) atasözü de yanlıştır. Nice güzeller ve zenginler rağbet görmüyor. Atalarımız niye bu kadar cahilce söz etmişler ki? CEVAP Atasözlerimiz, her asırda doğruluğu onaylanarak bugüne kadar gelmiştir. Söyleniş maksadı bilinmeden suçlamak yanlış olur. Atasözleri ve deyimler, genelde gerçek anlamından çok farklı olurlar. Bunu bilmeyen kimse, atalarımızı suçlar. Yukarıdaki atasözlerinin hepsi doğrudur. 1- (Kendi düşen ağlamaz) demek, kendi hatasından dolayı, bir zarar gören kimsenin, başkalarını suçlamaya hakkı olmaz demektir. Düşmekle, ağlamakla alakası yoktur. Gözümden düştün demek, gözümün üstünde otururken aşağı düştün demek değildir. Yanımda itibarın kalmadı demektir. 2- (Aç köpek, fırın duvarı yıkar) demek, açlık, çaresizlikten umulmadık kötü işler yaptırır, hırsızlık ettirir, gasp yaptırır. (Aç kurt aslana saldırır) atasözü de böyledir. Aç kimsenin gözüne, tehlike görünmez. (Aç olan kılıca sarılır) atasözü de böyledir. Karın doyurmak için çaresizlikten silaha sarılır, cinayet işleyebilir demektir. (Aç aslandan, tok domuz yeğdir) atasözünde de, en kötü, en pis olan domuzun, ormanların kralı aslanla mukayese edilmesi, açlığın çaresizliğini göstermektedir. 3- (Acele giden ecele gider) demek, (Aceleyle kalkan, pişmanlıkla oturur) demektir. (Acele şeytandandır) hadis-i şerifi de, acelenin zarar getireceğini bildirmektedir. Bazen, ölüm de getirebilir. 4- (Çocuğun yediği helâl, giydiği haramdır) atasözü, çocuğun hastalıklardan korumak ve sağlıklı büyütmek maksadıyla iyi beslenmesi için harcanan paraya acınmaz, fakat çocuk değerli kumaşların kıymetini bilmeyip hor kullanacağı için, pahalı elbiselerle donatmak lüzumsuz demektir. 5- (Acıkan ne olsa yer, acıyan ne olsa der) atasözü, açlık, sevmediği şeyleri de yedirtir, canı acıyan da farkında olmadan istenmeyen şeyler söyleyebilir. Yani zor durumlarda, normal şeyler beklememeli demektir. 6- (Rüzgâr eken fırtına biçer) atasözü, çevresine hep zarar veren kişi, (Etki tepki doğurur) sözüne uygun olarak, bir gün, daha büyük tepki görebilir demektir. Kötülük eden, daha büyük kötülük görebilir. Onun için, (Eden bulur) ve (Su testisi, su yolunda kırılır) da demişler. 7- (Şimdi rağbet, güzelle zengine) atasözü, iyi şeyler her zaman ilgi
376

www.dinimizislam.com

görür, el üstünde tutulur anlamında söylendiği gibi, daha çok, tenkit için, (Zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt düz ovada yolunu şaşırır) anlamında söylenir. Onun için, (Para her kapıyı açar) denilerek paranın önemi vurgulanmaktadır. (Paran varsa cümle âlem kulun, paran yoksa tımarhane yolun) atasözü de, aynı şeyi ifade etmektedir. Yani sen iyi olsan da, paran yoksa hiç kıymetin olmaz demektir.

Önce iğneyi kendine
Sual: (Önce iğneyi kendine batır, sonra çuvaldızı başkasına) atasözünün dine aykırı olduğu, çünkü çuvaldızı kendine iğneyi başkasına batırmak gerektiği, hatta iğneyi başkasına hiç batırmamak lazım olduğu söyleniyor. Atasözü dine aykırı olur mu? CEVAP Atasözlerimiz, her asırda doğruluğu onaylanarak bugüne kadar gelmiştir. Söyleniş maksadı bilinmeden suçlamak yanlış olur. Atasözleri ve deyimler, genelde görünen anlamından çok farklı olurlar. Bunu bilmeyen kimse, atalarımızı suçlar. Bu sözün de, dine aykırı yönü yoktur. Çok güzel bir sözdür. Birisini incitici bir söz söylemeden önce, bu söz bize söylense tepkimiz ne olur diye düşünmemiz, eğer bunu kendimiz kabul etmezsek, daha ağırını başkasına uygulamanın yanlışlığını anlamamız gerektiği vurgulanıyor. Kendine layık görmediğini, başkasına da layık görmemeli deniyor. Nitekim bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Kendine layık görmediğini başkasına da layık görmeyen kimse, kâmil imana sahiptir.) [Taberani] Demek ki, incitici bir şey yapmadan önce, onun daha azı kendimize yapıldığında, nasıl tepki vereceğimizi düşünmemiz gerekiyor. İnsanın, kendisinin hoşlanmadığı bir şeyi, başkasına yapmaması gerekir. Görüldüğü gibi bu atasözü de, dinimize çok uygundur.

Sükût ikrardan gelir
Sual: (Sükût ikrardan gelir) atasözü her yerde geçerli midir? CEVAP Her yerde geçerli olmaz. Çok eskiden, bâkire İslam kızları, çok edepli, çok hayâlı oldukları için, falancayla evlenmeyi kabul ediyor musun diye sorulunca, kabul ediyorlarsa konuşmazlar, susmakla kabul ettiklerini beyan etmiş olurlardı. Nitekim iki hadis-i şerif meali şöyledir: (Evlendirirken, kadınların fikirlerini söylemelerini emredin! Dul
377

www.dinimizislam.com

kadın isteğini açıkça söylesin! Bâkire kızın susması, kabul etmesi demektir.) [Taberani] (Nikâhta kızın susması, razı olmasına alamettir.) [Müslim] Bir iş işlenirken, Peygamber efendimizin görüp de bir şey söylememesi, yani susması da, o işin caiz olduğunu gösterirdi. Dinimize aykırı bir iş olursa ona müdahale ederdi. Resulullah efendimizin sözleri, ibadetleri, işleri, itikadları, ahlakı sünnet olduğu gibi, bir şey yapılırken görünce, mani olmayıp susması da sünnettir. Bu sünnete, Takrir-i resul denir. Kötü işler karşısında susmak da zımnen onu kabul etmek anlamına gelir. (Ya Resulallah! Geçmiş ümmetlerden bir kısmına zelzeleyle azap yapıldı. Toprak altında kaldılar. Bunların arasında salihler [iyi insanlar] da vardı) denilince, (Evet, salihler de birlikte helak oldular, çünkü Allah’a isyan edilirken susmuşlardı. Onlardan ayrılmamışlardı) buyuruldu. Demek ki kötülük karşısında susmamalı, önleme imkânı yoksa, hiç olmazsa oradan uzaklaşmalıdır.

Vesvese ve kurtuluş çaresi
Vesvese kötü bir hastalıktır
Sual: Abdestte, namazda, temizlikte ve niyette vesvese eden, bunlardan nasıl kurtulur? CEVAP Vesvese, şeytanın verdiği zararlı olan şüphedir. Vesvese etmek günahtır. Günah işlememek için vesveseye hiç itibar etmemelidir. İki hadisi şerif meali: (Vesvese şeytandandır. Abdest alırken, guslederken ve necaset temizlerken, şeytanın vesvesesinden sakının.) [Tirmizi] (Bir zaman gelecek, insanlar temizlikte fazla titiz hareket edecek, [vesvese ederek] dinde haddi aşacaklardır.) [Ebu Davud] Vesvese, suyu israf etmeye, namazı geciktirmeye, cemaati, hatta namaz vaktini kaçırmaya, vakti, ömrü zayi etmeye sebep olur. Başkalarının elbisesinin, yemeğinin necis olmasından şüphe eder ki, Müslümanlara su-i zan haramdır. Üstelik kendini ihtiyatlı sanıp, kibirli olur. O işin uzmanı bir kimse bile ona nasihat etse, asla kabul etmez. Kendi yaptığının daha doğru olduğunu kabul eder. Başkalarını küçümser. Vesvese, ibadetleri mekruh olmakla bırakmaz, ruhi bunalımlara yol açar. Guslün, abdestin, taharetin ve namazın şartlarını, sünnetlerini,
378

www.dinimizislam.com

mekruhlarını bilmeyen, vesvese hastalığına yakalanır. Önce vesvese edilen yerlerin doğrusunu öğrenmeli. Bunları bilip, yerine getirince, şüphe kalmaz. Doğru yaptım diye inanmak ihtiyat, şüpheye düşmek vesvese olur. Vesvese sahibi, azimetle değil, ruhsat ile amel etmelidir! Haramlardan, şüpheli şeylerden, hatta mubahların fazlasından kaçmak azimettir. Günah olmayan, caiz olan işleri yapmak ruhsattır. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Gerektiğinde en kolay fetvaya uymalı. Allahü teâlâ, güç gelen şeyleri değil, kolay olanların yapılmasını istiyor. Çünkü insan zayıf, dayanıksız yaratılmıştır) buyuruyor. İmam-ı Şarani hazretleri de, (İhtiyaç halinde ruhsatla amel etmeli) buyuruyor. Üç hadis-i şerif meali: (Allahü teâlânın verdiği kolaylıklardan, ruhsatlardan faydalanın!) [Buhari] (Ruhsatlardan faydalanmayan, Arafat dağı kadar günah işlemiş olur.) [Taberani] (Allahü teâlâ, azimeti sevdiği gibi, ruhsatla amel edilmesini de sever.) [Beyheki] Dinimiz, kolaylık dinidir. Mesela, abdest aldığını bilip sonra bozulduğunda şüphe etse de, abdesti var demektir. Abdest aldıktan sonra, kuru yer kalmıştır zannıyla yeniden abdest alınmaz, alınırsa mekruh olur. Abdest aldıktan sonra, iç çamaşırında yaşlık görüp, idrar mı, su mu diye şüphe eden, abdestten önce çamaşırına su serpmeli! Sonra orada bir yaşlık görürse, (Bu benim serptiğim su) demeli. Hatta o yaşlık idrar bile olsa, onun idrar olduğu kesin olarak bilinmediği için yıkamak gerekmez. Vesveseden kurtuluş çaresi, hangi meselede vesvese ediliyorsa dinimizin o konudaki hükmünü öğrenmek ve iyi bilmektir. İyi bilen kesinlikle vesvese etmez. Mesela mesh etmek, ıslak el ile yavaşça saçların üstüne sürmektir. Ama vesveseli bunu bilmediği için, başını ezecek gibi mesh eder veya avucuna su doldurup, saçlarını iyice ıslatır. Abdest alırken şuraya el değmedi galiba, şurası yıkanmadı diyerek tekrar tekrar yıkar. Halbuki, bir yer yıkanmasa bile, yıkanmadığı bilinmeyince yani kasten yıkamayı terk etmediği için abdesti sahih olur. Bu kadarını bilmek bile vesveseyi önler. Vesveseden kurtulmak için kendi kendine, (Buranın kuru kaldığına yemin eder misin?) diye sormalı. Yemin edemiyorsa orası yıkanmıştır, tekrar yıkamak gerekmez. Her vesvese için de aynı soruyu sorabilir. (Ya, yemin edecek kadar emin olsam zaten vesvese etmem) demek de vesvesedir, yemin edemiyorsa bunun vesvese olduğunu anlamalıdır. Abdestten sonra, (Acaba başımı mesh ettim mi) veya (Abdestim var
379

www.dinimizislam.com

mı) diye şüphe etmek, namaz kıldıktan sonra "Elbisem temiz mi idi" veya "İftitah tekbirini almış mıydım?" gibi şüpheler vaki olsa da, yeniden abdest alınmaz, elbise yıkanmaz, namaz da iade edilmez. İbadetlerimizi eksik yapmakla, hâşâ Allahü teâlânın bir kaybı, fazla yapmakla da bir kazancı olmaz. Bunun için, dinin emrine uyularak noksan veya fazla yapılmış olsa mahzuru olmaz. Mesela sabahın farzını kılarken (iki mi, bir mi kıldım?) diye şüphe eden, bir rekat kıldığını zannederek bir rekat daha kılsa ve kıldığı üç rekat olsa, namazı sahih olur. Fakat kasten üç kılsa namazı sahih olmaz. Bir kimse de dört kıldım zannıyla üç rekat kılsa, kıldığı namaz sahih olur. Bir kimse de, araştırıp kıbleden başka istikamete namaz kılsa, namazı sahihtir, ama araştırmadan kıbleye isabet etse bile sahih olmaz. Demek ki, dinin emrine uyulunca kıbleden başka yöne de kılınsa, 4 rekat yerine 5 rekat da kılınsa sahih olur. O halde, kuru yer kalsa da önemi yok. Kuru yer kalmadığını sanmak yeter. Zaten hiç kimse kasten kuru yer bırakmaz. Vesvese, dua ve zikir ile de azalıp yok olur. Bunun için, vesvese gelince, hemen Allahü teâlâyı anmalı, istiğfar, salevat ve dua okuyarak şeytanı uzaklaştırmaya çalışmalı! Şeytanın vesvesesinden kurtulmak için, her gün şu duayı da okumak iyidir: (Ya Allah-ür-rakib-ül-hafiz-ür-rahim. Ya Allah-ül-hayy-ül-halimülazim-ür-rauf-ül-kerim. Ya Allah-ül-hayy-ül-kayyüm-ül-kaimü alâ külli nefsin bima kesebet, hul beyni ve beyne adüvvi!)

Kötü düşünceler nereden geliyor
Sual: Kalbimize çeşitli düşünceler geliyor. Bunlar nereden geliyor? Hangisinin iyi, hangisinin kötü olduğunu nasıl bileceğiz? CEVAP İnsanın kalbine, melekten, şeytandan ve kendi nefsinden de çeşitli düşünceler gelir. Melekten gelene ilham, şeytandan gelene vesvese, nefsten gelene ise hevâ denir. Bunların birbirinden farkı nasıl bilinir? Hadis-i şerifte, (Melekten gelen ilham, İslamiyet’e uygun olur. Şeytandan gelen vesvese, İslamiyet’ten ayrılmaya sebep olur) buyuruldu. O halde vesveseyi ilhamdan ayırmak için dinin emrini iyi bilmek gerekir. Gayrı müslimlerden peynir, sucuk gibi gıda alırken, (Bunların içine necis madde koymuşlardır) düşüncesi gelirse, hemen dinin bu husustaki hükmü hatırlanır. Dinimiz almanın caiz olduğunu bildiriyorsa alınır. Bu düşüncenin şeytandan olduğu anlaşılır. Vesveseye uyulmazsa, şeytan bundan vazgeçip başka vesvese verir.
380

www.dinimizislam.com

Nefsimizden gelen düşünce ise, devamlıdır. İnsan ölünceye kadar devam eder. Şeytan, hayırlı, iyi bir işe mani olmak için daha az iyi olanı yaptırmak maksadıyla vesvese verir. Büyük günaha sürüklemek için küçük iyilikleri yaptırmaya çalışır. Dinini bilen kimseyi, şeytan, asla aldatamaz. Her insan Allah’ın kulu olduğu halde, dinini bilen, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına riayet eden kimseler için Kur'an-ı kerimde, şeytana hitap edilirken, (Benim kullarıma senin sultan [hakimiyetin] yoktur) buyuruluyor. (İsra 65) Şeytanın vesvesesine aldanmamak için Allahü teâlânın, (Benim Kulum) dediği kimselerden olmalı, yani düzgün bir itikada ve ilme sahip olmalı ve ilmi ile amel etmelidir! "Mesela şeytan vesvese verince, onu hemen uzaklaştırmalıdır! Hadis-i şerifte, (Şeytan vesvese verir. Allah’ın ismi zikredilince, söylenince kaçar. Söylenmezse, vesveselerine devam eder) buyuruldu. (Ebu Ya’la) Sünnete uygun abdest almasını bilmeyen kimse, iyi abdest alayım diye fazla su kullanır. Bu ise vesvesedir. Vesvese eden kimse, dine iyi uymak niyetiyle yeni bir şeyler çıkarır, bu ise bid'attir. Bid'at ise haramdır. Başkalarının yiyecek ve içeceklerinin, giyeceklerinin temiz olup olmadığında şüphe eder. Bu da suizanna sebep olur. Müslümana suizan ise haramdır. (Ben her gıdayı yemem, ihtiyatlı davranırım) diyerek kibre düşer. Halbuki zerre kadar kibri olanın Cennete girmesi zordur. Fatır suresi 6. âyet-i kerimesinde mealen, (Elbette şeytan size düşmandır. Onu düşman edinin!) buyuruluyor. Vesvese eden, şeytanı kendine dost ve kardeş edinmiş olur. Sünnetleri, mekruhları ve diğer emir ve yasakları bilmeyen, vesvese hastalığına yakalanır. Bunları bilip yerine getiren şüpheye düşmemelidir! Vesvese eden, ruhsatlarla amel etmelidir! Üzerinde necaset görünmeyen her şey temiz kabul edilir. Şüphe etmekle necis olmaz. Gıdalarda necis maddeler var zannı ile gıda almamak vesvesedir, aşırılıktır. Hadis-i şerifte, (Aşırı gidenler helak oldu) buyuruldu. (Müslim) İfrat ve tefritten yani aşırılıklardan uzak olmak ve orta yolu tutmak gerekir. Deylemi’deki hadis-i şerifte, (İşlerin hayırlısı vasat olanıdır) buyuruldu. (Hadika)

Şeytanla bir âlimin münazarası
Sual: Şeytan hangi yolla insana vesvese verir? CEVAP Aşağıdaki konuşmada şeytanın verdiği vesveseler hakkında yeterli
381

www.dinimizislam.com

bilgi verilmektedir. Şeytan, âlim bir zat olan Salih efendiye der ki: - Salih efendi, ne kadar çok ibadet ediyorsun? Sanki Allah’ın ibadete ihtiyacı mı var? - Evet, Allahü teâlâ, her ihtiyaçtan münezzehtir. Hiç kimsenin ibadetine ihtiyacı yoktur. Ancak bizim ibadete ihtiyacımız vardır. Kur'an-ı kerimde, (Salih amelin faydası, bunu yapanadır) buyuruluyor. (Fussilet 46) - Salih efendi, çok ibadet etmek için acele ediyorsun. Acele işlerde hayır olmaz. İşlerini önce bir yoluna koy, bir rahata kavuş, ondan sonra bol bol ibadet edersin. Dünyanı kazanmadan ahiretini nasıl kazanacaksın? - Ecel benim elimde değil... Sonra bugünün işini yarına bırakırsam, yarının işini ne zaman yaparım? Hadis-i şerifte, (Yarın yaparım diyenler, helak oldu) buyuruluyor. İbadetler vakitlidir. Her ibadeti zamanında yapmak gerekir. - Evet Salih efendi, hayırlı işte acele etmek gerekir. Hayırlı iş olan ibadetleri acele yap ki kısa zamanda daha çok ibadet etmiş olursun. - Cenab-ı Hak, çok ibadeti değil, ihlaslı ibadeti kabul eder. Hatasız yapılan az iş, hatalı yapılan çok işten hayırlıdır. - Ne mutlu sana Salih efendi, demek az da olsa hatasız ibadet ediyorsun. Toplumda düzgün ibadet yapamayan çok kimse vardır. İbadetinle bunlara örnek olmak için onların göreceği yerlerde ibadet etsen, daha çok sevap kazanırsın. Çünkü hadiste (Bir hayra delalet eden, onu yapan gibidir) buyuruluyor. (İ. Ahmed) Örnek olmamakla emr-i marufu terk etmiş olursun. - Allahü teâlânın beni görmesi kâfidir. İnsanların da görmesini istersem, ibadete riya karıştırmış olurum. Riya ile yapılan amel kabul olmaz.

Şeytanın taktikleri
[Şeytan, Salih efendiye, ibadetlerini beğendirip ucba sürüklemek için vesvese vermeye devam ederek der ki:] - Salih efendi, gerçekten büyük insansın. Yaptıkların, adına layık salih işlerdir. Herkes gaflette yüzerken senin şuurluca, akıllıca ibadet etmen her türlü takdirin üstündedir. Dünyada bu dereceye kaç kişi erişmiştir ki? - Eğer söylediklerin bende varsa, hepsi Rabbimin ihsanıdır. Her nimetin sahibi yalnız Allahü teâlâdır. [Şeytan, Salih efendiyi gizli riyaya sürüklemek için der ki:] - Az önce "Allah’ın beni görmesi kâfidir" demiştin. O halde riyadan kurtulmak için, insanların gözünden uzak yerlerde ibadet edersen, yine Allah senin sevgini insanların kalbine yerleştirir.
382

www.dinimizislam.com

- Başkalarına, "Salih efendi ibadetlerini hep gizli yapıyor" dedirterek beni ucba, kibre ve riyaya sürüklemek istiyorsun. Ben kulum, Rabbim, benim ibadetimi dilerse açığa vurur, dilerse gizler. Gizli yapılacak işler var, açık olanları var. İnsanlardan gizlemekle veya onlara göstermekle elime ne geçer?

İbadeti bıraktırmak ister
[Şeytan, ibadeti bıraktırmak için bu sefer de tenkit yolunu deneyerek der ki:] - Salih efendi, ibadetlerin kusurlu mu, yoksa mükemmel mi? - Çok kusurludur. - Zaten gizlemen mümkün değildir. Namaz kılarken kalıbın namazda, kalbin dünya işlerindedir. İşlediğin günahları ben bilirim. Bu halinle takva ehli olamazsın. Halbuki Rabbimiz, (Allah, sadece takva ehlinin ibadetlerini kabul eder) buyuruyor. Takva ehli olmadığına göre, yatıp kalkman boşunadır. - Benim vazifem Rabbimin emrine uymaktır. Şartlarına uygun olan her ibadet sahihtir. Fakat şartlarına uygun bir ibadeti de kabul edip etmeyeceği Onun bileceği bir iştir. Farz olan ibadetleri terk etmek büyük günahtır. Bu günahlardan kurtulmak için farzları yapmak şarttır. İbadet etmeden, Cennete girmek için dua etmek günahtır. Hadis-i şerifte, (Akıllı, nefsine uymaz, ibadetlerini yapar, ahmak olan da nefsine uyar, sonra Allah’ın rahmetini bekler) buyuruluyor. Dünyada, ne ekersen, ahirette onu biçersin. Ahiret için gereken şeyleri bu dünyada hazırlamak gerekir. Bu da Rabbimizin emirlerine uyup, yasak ettiklerinden kaçmakla olur. [Şeytan, bir çok kimsenin ayağının kaydığı kaza-kader konusunda Salih efendiyi kandırmak ister. Der ki:] - Sen itikadı düzgün bir insansın, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğunu bilirsin. Cennetlik veya Cehennemlik olduğun ezelde takdir edilmiştir. Cehennemliksen, yapacağın ibadetlerin hepsi boştur. Cennetliksen, ibadete ne lüzum var? - Bir kimse Cennetlik ise, dünyada Cennete götürücü amelleri işler, Cehennemlikse, günah olan işleri yapar. Kulun vazifesi, Allahü teâlânın emrine uyup Cennetlik amelleri işlemektir. Ezelde takdir edildiği için ibadet ediyorum. - "Ezelde Allah’ın takdir ettiği olur" diyorsun. Salih efendi, o halde şu minareye çık, kendini aşağı at, eğer ezelde selametin takdir edilmişse, sana bir şey olmaz. - Allah kullarını imtihan eder. Kulun, Allah’ı imtihan etmeye hakkı yoktur. Cenab-ı Hak, (Kendinizi tehlikeye atmayın) buyuruyor.
383

www.dinimizislam.com

Emretmediği, üstelik yasak ettiği bir iş nasıl yapılır? Minareden kendini atmak intihardır. Onun emrine isyan edip intihara teşebbüs edilir mi? - Salih efendi konuyu değiştirme! Benim soruma cevap vermedin. Cennetliksen ibadete ne lüzum var diyorum? - Eğer Cennetlik isem, ibadet etmekle derecelerim yükselir. Hak teâlâ, ibadet edenleri Cennete, ibadet etmeyenleri de Cehenneme koyacağını vaat ediyor. Rabbimiz, vaadinde sadıktır, iman edip salih amel işleyenleri Cennete koyacağına söz vermiştir. - Salih efendi, "Cennetlik olan Cennete götürücü, Cehennemlik olan da Cehenneme götürücü amelleri işler" dedin. Yani "Allah takdir ettiği için ibadet ediyorum" demek istiyorsun. Peki, ezelde Cehennemlik olarak takdir edilen kimsenin günahı nedir de ona kötü işler işletiliyor? - İnsanlarda (İrade-i cüziyye) denilen bir kuvvet vardır. Bir şeyi yapmak ve yapmamakta kullanır. İrade-i cüziyyeyi kullanmakta mecbur değil, serbesttir. Allahü teâlâ, kul, iradesini iyiliğe kullanırsa iyilik, kötülüğe kullanırsa kötülük yaratacağını bildiriyor. Kul, ibadet etmekte ve günah işlemekte serbest olmasa, ahirette iyiliğe mükafat, kötülüğe ceza verilmez. O halde irademizi iyi yolda kullanmalıyız. (Berika)

İman ve vesvese
Sual: Ahiret var mı, Allah’ı kim yarattı gibi vesveseler içimi kemiriyor. Küfre mi giriyorum? Bundan kurtulmanın yolu var mıdır? CEVAP İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki: Her insana musallat olan en az bir şeytan vardır. Şeytanın vereceği vesveselerden korunmaya çalışmalı! Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Kanın damarlarda dolaştığı gibi, şeytan da, insanın vücudunda dolaşır. Açlıkla [az yemekle, oruç tutmakla] onun yollarını daraltın!) [Buhari] Şeytanın kalbe giriş yerlerinden biri de, Allahü teâlânın zatı hakkında düşündürmek, şüpheye düşürmektir. İnsanların en ahmağı zekâsına en çok güvenendir. İnsanların en akıllısı da, suçu kendinde arayan ve bilmediklerini âlimlere soran kimsedir. İki hadis-i şerif meali: (Şeytan, "seni kim yarattı" diye vesvese verir. O kişi "Allah yarattı" derse, "Onu kim yarattı" diye vesvese verir. Böyle vesvese gelince, "Ben Allah ve Resulüne iman ettim" desin!) [Buhari] (Allah’ın yarattığı şeyleri tefekkür edin, ama zatını tefekkür etmeyin.) [Ebu-ş-şeyh]
384

www.dinimizislam.com

Vesvese, dua ve zikir ile azalıp yok olur. Bunun için, bilhassa günaha meyledildiği zaman, hemen Allahü teâlâyı anmalı, istiğfar, salevat ve dua okuyarak şeytanı uzaklaştırmaya çalışmalı! Bilhassa 40 yaşını geçince, tevbeyi hiç ihmal etmemeli. Hadis-i şerifte, (Şeytan, 40 yaşını geçtiği halde, tevbe etmeyen için, "Bu artık kolay iflah olmaz" der) buyuruldu. (İ. Gazali) Tevbe edip şeytanı çaresiz hâle getirmeye çalışmalı. Bir hadis-i şerif meali: (İnsan, yolculukta devesini zayıflatabildiği gibi, mümin de şeytanını zayıflatabilir.) [İ.Ahmed] Kötü şeyler düşünerek, kötü yerlere giderek, şeytana yardımcı olmamalı! Çünkü hadis-i şerifte, (Uçurum etrafında dolaşan oraya düşebilir) buyuruldu. (Buhari) Haram işlemeye niyet edip, Allah’tan korktuğu için vazgeçen günaha girmez. Bir hadis-i şerif meali: (Kalbe gelen kötü şey söylenmedikçe ve buna uygun hareket edilmedikçe affolur.) [Beyheki] Kibir, hased gibi şeyler böyle değildir. Çünkü bunlar zaten kalb ile olur. İbadetleri yapıp imanıma bir zarar gelir diye korkanın ve günahlarım çoktur, ibadetlerim beni kurtarmaz diye düşünenin imanı kuvvetli demektir. (Bezzaziyye) İbadetleri yapıp, ilmihal bilgilerini öğrenmeye çalışan kimseye, Allah’ı, ahireti inkâr gibi düşünceler gelmesi, onun imansız olduğunu değil, imanlı olduğunu gösterir. Meyveli ağaç taşlandığı, hırsız mücevher olan eve girmeye çalıştığı gibi, şeytan da imanlı olanlara saldırır. Hadis-i şerifte, böyle vesveselerin imandan olduğu bildirildi, (Vesvese imanın tâ kendisidir) buyuruldu. (Ramuz) İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Kötü vesveselerin gelmesine sebep imanın kâmil olmasıdır. Çünkü hadis-i şerifte (Böyle vesveseler, imanın olgun olmasındandır) buyuruldu. (1/182) Böyle vesveseler birçok kimsede olabilir. İmanım gitti diye şüpheye düşmemeli, böyle düşüncelere önem vermemeli. Vesvese, dua ve zikir ile de azalıp yok olur. Bunun için, vesvese gelince, hemen Allahü teâlâyı anmalı, istiğfar, salevat ve dua okuyarak şeytanı uzaklaştırmaya çalışmalı! Şeytanın vesvesesinden kurtulmak için, her gün şu duayı da okumalıdır: (Yâ Allah-ür-rakîb-ül-hafîz-ür-rahîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-halîmül’azîm-ür-raûf-ül-kerîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-kayyüm-ül-kâimü alâ külli nefsin bimâ kesebet, hul beynî ve beyne adüvvî!)
385

www.dinimizislam.com

Sual: Bize gelen kötü düşünceler şeytandan mıdır? CEVAP Evet dine aykırı vesveseler şeytandandır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Hakikaten şeytan size düşmandır. Siz de onu düşman edinin. Çünkü o, kendine uyanları, [günahlara sokup] Cehennem ehlinden olmaya çağırıyor.) [Fatır 6] (Ey iman edenler, şeytanın yoluna [ve vesveselerine] uymayın.) [Bekara 208] (Şeytanın izine, yoluna tâbi olmayın. Muhakkak ki, o size apaçık bir düşmandır. Şeytan size ancak kötülüğü, fahşayı [hayâsızlığı, dünyaya düşkün olmayı, nefsin arzularının peşinde koşmayı] emreder.) [Bekara 168-169] (Şeytan sizi [Allah yolunda infak ederken] fakir olursunuz diye korkutur ve [sadaka vermemenizi] emreder.) [Bekara 268] (Şeytan onları [taşkınlığa meylettirip] hidayete uzak bir sapıklığa düşürmek ister.) [Nisa 60] (Şeytana itaat etmeyin, o size açık düşmandır diye size nasihat vermedim mi?) [Yasin 60] (Şeytan, şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin bırakmak ister. Sizi, Allah’ı zikirden ve namazdan alıkoymak ister. Siz bunlardan [ayıplarını, zararlarını bildikten sonra] hâlâ sakınmaz mısınız?) [Maide 91] ([Nefsine uyarak] Allahü teâlânın dininden yüz çevirenlere, [dünyada] bir şeytan musallat ederiz.) [Zuhruf 36] Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki: (Allahü teâlânın rahmeti cemaat üzerinedir. Şeytan, Müslümanların cemaatine katılmayıp muhalefet eden kimse ile beraberdir.) [D.Kulub] (Sürüden uzak kalan koyunu kapan kurt gibi, şeytan da insanın kurdudur. Bölünüp parçalanmaktan sakının, cemaat halinde birleşin, mescitlere koşun!) [Tirmizi]

Şeytanın saldırı yolları
Sual: Şeytan daha çok hangi yolla insanı kandırmaya çalışır? CEVAP Şeytan çeşitli yollarla vesvese vermeye çalışır. Hikmet ehli bir zat diyor ki: Şeytanın, bilhassa şu on yolla vesvese verdiğini görüp, ona göre tedbir aldım: 1- Tul-i emel [uzun emel]
386

www.dinimizislam.com

Zevk ve safa sürmek için çok yaşamayı istemektir. Nerede, ne zaman öleceğimi bilmiyorum. Aniden de ölebilirim diyerek, şu âyet-i kerimeyi hatırladım: (Hiç kimse nerede öleceğini bilmez.) [Lokman 34] Sonra şu hadis-i şerifi de düşündüm ve böylece şeytanın verdiği vesveseden kurtuldum: (Cenneti isteyen, uzun emelli olmasın, dünya işi, ona ölümü unutturmasın!) [İ.Ebiddünya] 2- Nefse uymak Her nimetin çetin bir hesabının olduğunu ve aşağıdaki âyet-i kerimeleri düşünüp, nefsime uymadım: (Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalayadursun. [Kötü neticeyi] yakında görecekler!) [Hicr 3] (Nefslerinin arzularını ilah edinenleri görmedin mi?) [Casiye 23] 3- Ucub Şu âyet-i kerimeyi hatırladım: (Onlardan kimi bedbaht, kimi mesuttur.) [Hud 105] Hadis-i şerifte de buyuruluyor ki: (Üç şey felakete götürür: Cimrilik, nefse uymak, ucbetmek.) [Beyheki] Mesut olacağımı bilmediğime göre, üstelik ucbun felaket olduğunu bile bile niye ucbedeyim dedim ve ucubtan kurtuldum. 4- Kibir (Kalbinde zerre kadar kibir olan, Cennete giremez) hadis-i şerifi ile aşağıdaki âyet-i kerimeleri düşünerek kibretmekten sakındım. (Allah, kibredenleri sevmez.) [Nahl 23] (Allah katında en keremliniz, en çok takva ehli olanınızdır.) [Hucurat 13] Aşağıdaki hadis-i şerifi de düşünerek tevazu sahibi olmaya çalıştım: (Allahü teâlâ, tevazu üzere olmamı emreyledi. Hiç kimseye kibirlenmeyin!) [E.Davud] 5- Müslümanlara saygısızlık Şu âyet-i kerimeyi hatırladım ve din kardeşlerime hürmet ettim. (Asıl şeref, ancak Allah’ın, Peygamberinin ve müminlerindir.) [Münafikun 8] 6- Haset Aşağıdaki âyet-i kerimeyi düşünerek kimsenin malına göz dikmedim: (Biz, onların dünya hayatındaki maişetlerini aralarında taksim ettik.) [Zuhruf 32]
387

www.dinimizislam.com

7- Riya Aşağıdaki âyet-i kerimeyi düşünüp ihlasa sarılıp riyadan kurtuldum. (Rabbine kavuşmayı dileyen, salih amel işlesin. İbadette Ona hiçbir şeyi ortak koşmasın.) [Kehf 110] 8- Cimrilik, 9- Tamah, 10- Hırs Tamah, mal toplama, biriktirme hırsıdır. Cimrilik ise, harcanması gereken yerde para harcamaktan kaçınmaktır. Önce şu hadis-i şerifi düşündüm: (Cömertlik iman sağlamlığından ileri gelir. İmanı sağlam olan Cehenneme girmez. Cimrilik, [imandaki] şüpheden ileri gelir, böyle kimse de Cennete giremez.) [Deylemi] Sonra şu âyet-i kerimeleri düşünüp Allahü teâlâya güvendim ve insanlardan ümidimi kestim: (Sizin yanınızdakiler tükenir. Allah katındakiler bakidir.) [Nahl 96] (Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ummadığı yerden rızkını verir.) [Talak 2-3] (Her canlının rızkı Allah’ın üzerinedir.) [Hud 6]

Şeytanın hileleri ve itirafları
İbni Abbas hazretleri anlatır: Resulullah ile beraber iken birisi izin isteyip içeri girmek istedi. Resulullah (O İblistir) dedi. Hazret-i Ömer, (Ya Resulallah izin verin onu öldüreyim) dedi. (Ya Ömer , biliyorsun ki; ona belli bir vakte kadar mühlet verilmiştir. Kapıyı açın gelsin) buyurdu. Şeytan, içeri girince (Ben buraya mecburen geldim. Allah gönderdi beni. İnsanları nasıl kandırdığımı doğru olarak anlatacağım) dedi. Resulullah efendimiz sordu: - Sevmediğin ve düşman olduğun kimseler kimlerdir? - Dünyada en çok sevmediğim ve düşman olduğum kimseler, başta sensin, sonra adil sultanlar, tevazu sahibi ve şükreden ve zekâtını veren zenginler, halinden şikayetçi olmayan sabırlı, kanaatkâr ve ihtiyacını bildirmeyen müslüman fakirler, doğru sözlü tüccarlar, ihlas sahibi ve ilmi ile amel eden, şüpheli işlerden kaçan âlimler, din-i İslamı yaymaya çalışan mücahidler, emr-i maruf ve nehy-i münker yapanlar, insanlara karşı merhametli olanlar, tevbe-i nasuh ile tevbe edenler, haramdan kaçınanlar, takva ehli gençler, daima abdestli bulunanlar, daima hayır ve hasenatta bulunan cömertler, hayâ ve edep sahibi güzel huylu olan ve insanlara faydalı olan müslümanlar, Kur'an-ı kerimi tecvide uygun olarak okuyan hâfızlar, namazı vaktinde kılanlar ve herkes uyurken namaz kılan
388

www.dinimizislam.com

kimselerdir. Muhtaçları bulup sadaka verenleri de sevmem. - Sevdiğin ve dost olduğun kimseler kimlerdir? - Zalim idareciler, kibirli zenginler, hain tüccarlar, içki içenler, kötü yerlerde teganni eden, şarkı söyleyen, fuhuş yapanlar, yetim malı yiyenler, cimriler, yalan söyleyenler, gıybet edenler, kovuculuk edenler, hırsızlar, Allah’tan gayrisi üzerine yemin edenler, şart olsun diyerek ikide bir nikah üzerine yemin edenler, böylece nikahları gider, çocukları veled-i zina olur. Farz borcu dururken nafile ile iştigal edenler, zekât vermeyip sadaka verenler, namaza önem vermeyen ve geç kılanlar, temizlikte, abdestte, namazda vesvese edenler, tul-i emele [uzun dünya arzularına] sahip olanlar, hemen öfkelenip öfkesini yenemeyen kimseler benim dostum, sevdiğim kimselerdir. - Kimleri nasıl aldatmaya çalışırsın? - En kuvvetli adamlarımın bir kısmını âlimlere gönderirim. Bazısını gençlere, bazısını şeyhlere, bazısını da ihtiyar kadınlara musallat ederim. Bir kısmını âbidlere, bir kısmını da zahitlerin başına dert ederim. Önceki ümmetlerden bir âbid, tam 70 yıl ihlas ile Allah'a ibadet etti. Bu ibadetleri sonucunda ona öyle bir hâl ihsan edilmişti ki; dua ettiği her hasta, şifaya kavuşurdu. Onun peşine takıldım. Ona öyle numaralar yaptım ki, içki içirdim, zina ettirdim ve katil yaptım, sonunda küfre soktum onu. - En çok neyi seversin? - Yalanı ve kibri. Çünkü ilk yalan söyleyen ve ilk kibirlenen benim. Yalan söyleyen ve kibirlenen benim dostumdur. Yalan ve kibir benim sıfatlarımdandır, kimde ne kadar varsa, o kadar bana benzemiş olur. - Sana göre en büyük günah hangisi? - Dünya sevgisi ve baş olma sevdası… - Bir müslüman namaz kılınca, Kur'an okuyunca, tevbe edince ne yaparsın? - Namaz kılarken adeta beni bir sıtma tutar. Kur’an okuyunca, o zaman eririm, tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi. Tevbe edince, belim kırılır, saçımı başımı yolarım, bütün emeklerim boşa gitti diye feryat figan ederim. Şeytanın tuzakları İblis yeryüzüne indiği zaman Allahü teâlâya sordu: - Ya Rab, beni kovdun ve yere indirdin. Benim evim yok. - Evin hamamlardır. - Toplantı yerlerim neresidir? - Sokak, çarşı ve pazarlar. - Yemeğim nedir? - Besmelesiz yenilenler.
389

www.dinimizislam.com

- İçeceğim nedir? - Alkollü içkiler. - Ezanım nedir? - Çalgı aletleri. - Kitabım nedir? Ne okuyacağım? - Uygunsuz şiirler. - Benim hadislerim nedir? - Yalan sözler. - Av aleti ve tuzağım nedir? - Kötü kadınlar. - Yatak arkadaşım kimdir? - Besmelesiz yatağa girenler ve sarhoşlar. - Yol arkadaşlarım kimlerdir? - Yola çıkarken, benim rızamı kazanmak değil de nefsinin peşinde gitmeyi düşünenin yol arkadaşı olursun. - Yardımcılarım ve elçilerim kimdir? - Bid’at ehli senin yardımcılarındır, büyücüler elçilerindir. - Kardeşlerim kim? - Mallarını israf edenler ve kötü yolda harcayanlar senin kardeşlerindir.

İblisin meleklere sorduğu sualler
Sual: İblisin meleklere sorduğu sualler nelerdir? CEVAP Şeytanın, meleklere sorduğu sualleri, Abdülgani Nablusi hazretleri bildirmiştir.

şeytan dedi ki:
Kulun ibadetinin Allah’a hiç faydası olmadığı gibi, isyanının da hiçbir zararı yoktur. Allah, neden emrinin yapılmasını, nehyinden kaçılmasını isteyerek kullarını mükellef tutmuştur? CEVAP İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: (İnsanlara, ibadetler faydalı, haramlar da zararlıdır. Allahü teâlâ hiçbir şeye muhtaç olmadığı halde emir ve yasaklar vermekle kullarını şereflendirmiştir.) [73. Mektub]

şeytan dedi ki:
Kâfirin günah işleyeceği muhakkak iken, onu yaratmasındaki hikmet nedir? Secde kendine yapıldığı halde, Allah, niçin Âdem'e secde etmemi
390

www.dinimizislam.com

emretti? CEVAP İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: (Kul, sahibinin işlerinin sebebini soramaz! Allahü teâlâ bütün insanları Cehenneme koyup, sonsuz azap yapsaydı, kimsenin bir şey söylemeye hakkı olmazdı. Çünkü yarattığı kendi mülkünü kullanmaktadır. Başkasının mülküne tecavüz yok ki zulüm denebilsin?) [266. Mektub] Abdülgani Nablusi hazretleri de, naklen buyuruyor ki: (Allahü teâlâ, İblise, (Ey İblis, sen beni tanımadın. Eğer tanısaydın, bana hiçbir işimde karşı gelinmeyeceğini, itiraz edilmeyeceğini bilirdin. Benden başka ilah yoktur. Yaptıklarımdan kimseye hesap vermem) buyurdu.] (Hadika) Evet, kâfirin günah işleyeceği muhakkaktır. Fakat Cenab-ı Hakkın âdeti şöyledir ki, isyan etmeden kimseyi Cehenneme sokmaz. Bunun için iman ve isyan imkanı verdiği kullarını imtihandan geçirdikten sonra mükafat veya ceza vermektedir. Böylece kullar için bir bahane kalmamaktadır. İblise de, (Secde et) emrini vererek imtihan etmiştir.

şeytan dedi ki:
Ben Allah’a değil, Âdem'e secde etmediğim için niye lanetlendim? CEVAP Şeytan, "Benim Âdem'e secde etmeyişimle, Allah’a isyanın ne alakası var?" demek istiyor. Şeytan, isyanını Âdem aleyhisselama karşı yaptığını zannediyor. Halbuki Hazret-i Âdem’in önünde (Secde et!) emrini Allahü teâlâ veriyor. Bu emri dinlememek, Âdem aleyhisselama değil, Hak teâlâya isyandır.

şeytan dedi ki:
Lanetlik olduğum halde, niçin insanları sapıtmam için bana imkan ve uzun bir mühlet verildi? CEVAP Allahü teâlâ, isyan edenle itaat edenin belli olması için (Domuz eti yemeyin, içki içmeyin) gibi bazı yasaklar koydu. Domuzu ve içkiyi yaratıp, yasaklaması gibi, şeytanı yaratarak, insanları sapıtması için ona uzun bir mühlet vermesi de insanlar için bir imtihandır. Bu imtihanı kazanmaları için Allahü teâlâ kurtuluş yolunu da göstermiştir. Öyle bir imtihan yapıyor ki, soru ve cevapların hepsi bellidir. (Şunları yaparsanız imtihanı kaybeder, şunları yaparsanız kazanırsınız) buyurmuştur. İmtihanı kaybedenleri de Cennete koyabilirdi. Fakat mülk Onun olduğu için, iman etmeyenlere Cennetini haram kılmıştır. Hiç kimseyi de gücünün yetmeyeceği işlerle mükellef kılmamıştır. Herkese akıl ve imkan vermiş, yapacağı işlerde
391

www.dinimizislam.com

serbest bırakmıştır. Artık insanlar için hiçbir bahane kalmamıştır.

Kalbe gelen düşünceler
Sual: Kalbe gelen kötü düşüncelerden sorumlu muyuz? CEVAP Düşünce kalbe beş şekilde gelir: 1- Kalbe gelip gider. 2- Kalbe gelip kalır. Ama insan o işi yapmak istemez. 3- Kalbe geleni yapıp yapmamakta tereddüt eder. 4- Kalbe geleni yapmayı tercih eder. 5- Kalbe geleni yapmaya kendini zorlar. (Hadika) Kalbe gelen, ilk üç düşünce, elde olmadığı için günah olmaz. Diğer ikisine ise sual ve azap ihtimali çoktur. İki hadis-i şerif meali: (Allahü teâlâ, kalbe gelip de, söylenmeyen ve yapılmayan kötü şeyleri affeder.) [Buhari] (Haram işlemeyi düşünüp, Allah’tan korkarak yapmayana günah yazılmaz.) [Berika] Biri, haram işlemeye niyet edip, Allah’tan korktuğu için vazgeçerse, niyetinden dolayı günaha girmez. Nefse ve şeytana uymadığı, Allahü teâlâya itaat ettiği için büyük sevaba da kavuşur. Eğer o haramı işlemeyişi Allah korkusundan değil de, insanlardan utandığı için ise, sevaba kavuşamaz. Hatta böyle düşüncenin de günah olduğunu söyleyen âlimler vardır. Mesela İmam-ı Gazali ve İmam-ı Fahreddin Razi, (Harama kastedip de insanlardan utandığı için işlemeyen kimse günaha girer) buyurdu. Bazı âlimler de, (Haram işlemeyi hatırından geçirse, fakat azmetmese günahkâr olmaz) buyurdu. Azmederse günahkâr olur, ama o işi yapma günahı kadar değildir. (Bezzaziye) Bazı âlimler de, (Yalnız kalbe gelen şeyler günah olmaz) buyurdu. Bir hadis-i şerif meali: (Kötü düşünce, söylenmedikçe ve buna uygun hareket edilmedikçe affolur.) [Beyheki] Kibir, ucub, suizan gibi hususlar bunun dışındadır. Çünkü bunlar zaten kalb ile olur. Netice olarak kalbe gelen kötü şeyleri defetmeye çalışmalı, kalbi çirkin şeylerden, bozuk düşüncelerden temizlemeli ve güzel ahlakla süslemelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kıyamette fâsık-salih herkes pişman olur. Fâsık, fıskı bırakıp doğruluk ve takva üzere bulunmadığına, salih ise daha çok ibadet
392

www.dinimizislam.com

etmediğine pişman olur.) [Feraid-ül fevaid] O halde vaktin kıymetini bilip Allahü teâlânın rızasına uygun işler yapmaya çalışmalı!

Günah işlemeye karar
Sual: Bir günahı işlemek için karar verilse, ama yapılmasa yine günah olur mu? CEVAP Günah işlemeyi düşünmek, işlemeye niyet etmek, karar vermek günah olmaz, yapmak günah olur. Diğer ümmetlerde karar vermek de günah idi. Bu ümmete günah olmadı. Bu da, ümmet-i Muhammed’e Allahü teâlânın bir ihsanıdır.

İlham ve vesvese
Sual: Kalbimize gelen düşüncelerin, melekten mi, yoksa, şeytandan mı olduğu, nasıl anlaşılır? CEVAP Muhammed Hadimi hazretleri buyuruyor ki: Kalbe gelen düşüncenin kimden geldiğini anlamak için, İslamiyet’e uygun olup olmadığına bakılır. Kalbe gelen düşünce, nefse acı gelirse, hayır olduğu; tatlı gelir, hemen yapmak isterse, şer olduğu anlaşılır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Melekten gelen ilham, İslamiyet’e uygun olur. Şeytandan gelen vesvese, İslamiyet’ten ayrılmaya sebep olur.) [Tirmizi] Allahü teâlâ, herkesin kalbine bir melek vazifelendirmiştir. İnsanın kalbine bu melekten gelen iyi düşüncelere ilham; şeytandan gelen kötü düşüncelere, vesvese; nefsten gelen kötü düşüncelere ise, heva denir. İlham ve vesvese devamlı olmaz. Nefsin hevası ise, devamlıdır ve gittikçe artar. Vesvese, dua ederek, zikrederek azalır ve yok olur. Bir hadis-i şerif meali: (Şeytan, kalbe vesvese verir. Allah’ın ismi zikredilince, söylenince kaçar. Söylenmezse vesveselerine devam eder.) [Ebu Ya’la] Vesveseden kurtulmak için çalışmalıdır. Nefse uyan kimse, vesveselere esir olur. Nefsine uymayanın ise, ilhama uyması kolay olur. (Berika)

Namazdan sonraki vesvese
Sual: İnsanın kalbine şeytandan gelen "acaba abdestim var mı? yoksa ve ben ya var diye hatırlıyorsam" gibi vesveseler geldiğinde ne yapmalı? CEVAP
393

www.dinimizislam.com

Hem (şeytandan gelen) diyorsunuz hem de ne yapmalı diye soruyorsunuz. Elbette bu vesveselere önem vermemeli. Abdest aldığınızı hatırlıyorsanız mesele yok. Abdestim var kabul edilir. Sual: Namazda bazen üçüncü mü dördüncü rekat mı diye şüpheye düşüyorum. Bazen namazdan sonra aklıma geliyor vesvese ve iade ediyorum. Uygun mudur? CEVAP Uygun değildir. Namazdan sonraki vesveseye itibar edilmez. Şunu hiç unutmayın, çünkü namaz kılan herkese lazımdır: Fıkıhta şüphe ile zan farklıdır. Şüphe, üç mü dört mü kıldığını hiç bilememektir. Zan ise, bir tarafı biraz ağır basar. Zannıma göre üç kıldım denirse üç olur. İbadetlerde zan geçerlidir. Hükümler de ise zan geçersizdir. % 100 bilmek gerekir. Buna göre, üç mü dört mü kıldım diye zan ederse, zannı ne tarafta ise öyle hareket eder. Zan edemiyor da, şüphe ediyorsa, o zaman üç kıldım der ve üçüncüde oturur, bir rekat daha kılar ve secde-i sehv yapar. Zan ile şüpheyi iyi bilmek gerekir.

Kalb dönektir
Sual: İnsan çok sevdiği birinden, basit bir şey yüzünden nefret edebiliyor veya nefret ettiğini sevebiliyor. Bazen kalbim sakin oluyor, bazen vesveseler, düşünceler beni rahatsız ediyor. Neden böyle oluyor? CEVAP Kalbe ruh, gönül de denir. Kalb, kelime olarak, bir hâlden bir hâle değişme, dönme gibi anlamlara gelir. Bir Müslüman da, çeşitli vesveselere, günahlara maruz kalabilir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Müminin kalbi, kaynayan tencereden çok değişikliğe maruz kalır.) [İ. Ahmet] (Kalb serçe kuşu gibidir, her an bir tarafa yönelebilir.) [Hâkim] (Günah işleyenin kalbinde siyah bir nokta meydana gelir. Eğer tevbe ederse o leke silinir. Tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbini tamamen kaplar.) [Tirmizi] (Kalbler, çeşitli fitnelere maruz kalır. Fitneye maruz kalan kalbde bir siyah leke hâsıl olur. Fitneyi reddeden kalbde ise, beyaz bir nokta meydana gelir, kalbi bembeyaz olur. Fitne artık ona zarar veremez. Bulanık kalb, siyah bir taş gibidir. Yamuk veya ters bir bardağa benzer. Marufu bilmez, münkeri yadırgamaz. Nefsinin esiri olur.) [Müslim] Kalb, böyle hallere girebileceği için, Peygamber efendimiz, ümmetine
394

www.dinimizislam.com

öğretmek için şöyle dua etmiştir: (Ey kalbleri [iyiden kötüye, kötüden iyiye] çeviren Allah’ım, kalbimi, dininde sabit kıl [dininden döndürme, ayırma]!) [Tirmizi] Bir âyet-i kerime meali de şöyledir: (İman edenlerin kalbleri, Allah’ı anmakla itminana [huzura] kavuşur. İyi bilin ki, kalbler ancak Allah’ı anmakla huzura kavuşur.) [Rad 28] İman etmeyeceği Allah indinde bilinen kâfirin kalbi ise, mühürlüdür. Onun hidayete gelmesi mümkün değildir. Hakkı işitmezler, gerçekleri görmez ve anlamazlar. İki âyet-i kerime meali: (Biz onların kalblerini mühürleriz de, onlar [gerçekleri] işitmezler.) [Araf 100] (Allah onların kalblerini de, kulaklarını da mühürlemiştir. Gözlerinde de [gerçekleri görmeyen] perde vardır. En büyük azap onlarındır.) [Bekara 7] Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Kalbler dört çeşittir: 1- Kılıfsız kalb, 2- Kılıflı kalb, 3- Ters Kalb, 4Yamuk kalb. Kılıfsız kalb: Bu müminin nurlu kalbidir. Hep iman nuru parlar. [Rahmete açıktır.] Kılıflı kalb: Kâfirin kalbidir. [Taş gibidir, hareketsizdir. Rahmete kapalıdır.] Ters kalb: Münafığın kalbidir. [Hakkı bildiği halde, inanmaz, ama inanır görünür. Kâfir kalbi gibi bu da terstir.] Yamuk kalb: İçinde iman da, nifak da olan kalbdir. Onun imanının misali, bir tohum tanesi gibidir ki, o taneyi su büyütür. Oradaki nifakın misali ise, irin ve kanın büyüttüğü çıban gibidir. Bu ikisinden hangisi diğerine galip gelirse kalbde o hâkim olur.) [İ. Ahmed]

Vesvese edince
Sual: Çok vesveseliyim, abdestte, gusülde namazda niyet ettiğimi unutuyorum, bunları niyetsiz yapsam sahih olur mu? Kuru yer kaldı zannederek defalarca orayı yıkıyorum. Az bir kuru yer kalsa abdestim ve guslüm sahih olur mu? Abdestim bozuldu mu acaba diye çok vesvese ediyorum, abdestsiz namaz sahih olur mu? Elbiseme necaset bulaştı sanıyorum. Necis elbise ile namaz kılınırsa sahih olur mu? İmamın durumunu bilmiyorum, imam ateist falan ise kıldığım namaz sahih olur mu? Yiyip içtiğimiz gıdalarda, alkol veya domuz yağı vardır, hayvanlar besmelesiz kesilmiştir diye vesvese ediyorum. Bunun gibi durumlarda ne
395

www.dinimizislam.com

yapmam gerekiyor? CEVAP 1- Niyet etmediğini bilmeyen yani yüzde yüz ben niyet etmedim diyemeyen kimse, niyet etmiş demektir, namaz sahihtir. Gusülde ve abdestte ise zaten niyet şart değildir. 2- Abdestte veya gusülde kuru yer kaldığı bilinmiyorsa, kuru yer kalsa bile bilmediği için, abdest ve gusül sahihtir. 3- Abdest aldığını biliyor ama, abdestinin bozulduğunu bilmiyorsa, abdesti bozulmuş bile olsa, abdesti var kabul edilir ve namazı sahih olur. 4- Elbisede necaset olduğu bilinmiyorsa, o elbise necis olsa da, namaz sahih olur. 5- İmamın ateist olduğu bilinmiyorsa, namaz sahih olur. Dinimiz, imamın kalbine bakın demiyor. Zahire bakılır. Görünüşte küfrünü gerektiren bir şey yoksa, namaz sahih olur. 6- Yiyip içtiğimiz gıdalarda alkol ve domuz yağı olduğunu bilmiyorsak, temiz kabul edilir. Gıdaların içinde necaset olsa bile, bilmediğimiz için günah olmaz. Yediğimiz her gıdayı analiz ettirmemiz gerekmez. 7- Dinimizin bütün hükümleri böyledir. Mesela bir kimse, evlendiği eşinin süt kardeşi olduğunu bilmiyorsa, o süt kardeşi olsa bile, hiç kimse bilmediği için, onunla evlenmesi günah olmaz. Vesvese dinin hükmünü bilmemekten kaynaklanır. Yukarıdaki hükümleri bilen kimse, hiçbir konuda vesvese etmez.

Vesvese için
Sual: Mızraklı ilmihalde, abdest aldıktan sonra, şalvarının, çamaşırının içine su serpmek müstehabdır deniyor. Su serpmekle orada necaset varsa, temizlenmiş olmadığına göre, bu bir hurafe değil midir? CEVAP Mızraklı ilmihal, dinimizde muteber bir eserdir. Muteber eserlerde hurafe olmaz. Siz sadece Mızraklı İlmihalde görmüşsünüz, bu husus muteber bütün kitaplarda vardır. Su serpilmesi orayı temizlemek için değil, vesveseyi yok etmek içindir. Bir kimse iç çamaşırına su dökerse, bakıp orada bir yaşlık gördüğü zaman, bu benim döktüğüm su demeli, idrar diye şüphe etmemeli. Vesveseli insanların vesveseden kurtulmaları için, bunu bizzat Resulullah efendimiz bildirmiştir. İki hadis-i şerif şu mealdedir: (Cebrail aleyhisselam gelip, abdest aldıktan sonra, iç çamaşıra su serpilmesini bildirdi.) [İbni Mace, Tirmizi] Resulullah, abdest aldıktan sonra, abdest bozduğu mahalle su serpti.
396

www.dinimizislam.com

(Ebu Davud, Tirmizi, Nesai) [Resulullah efendimizin su serpmesi, ümmeti içindir. Böyle su serpin vesvese etmeyin demektir.]

Şeytan ve zararları
Sual: Şeytanın çeşitleri var mıdır, zararları nelerdir? CEVAP Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeylere, şeytan denir. Şeytan üç çeşittir: İblis, nefs ve kötü arkadaş. 1- İblis ve avaneleri: Bu şeytanlar, cin sınıfından ve İblis’in soyundandır. İblis çok âlim idi. Âdem aleyhisselama karşı secde etmesi emredilince, kibirlenip, secde etmedi. Daha önce meleklerin hocasıyken, sonra ebedi olarak lanetlendi ve şeytanların reisi oldu. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Öfke şeytandandır. Şeytan ateşten yaratıldı. Ateş suyla söner. Öfkelenen abdest alsın!) [Nesai] (Öfkelenen otursun, otururken öfkelenen de yatsın.) [Ebu-ş-şeyh] (Aksırmak Rahmandan, esnemek şeytandandır.) [Tirmizi] (Kuvvetli aksırmak da şeytandandır.) [İbni Sünni] (Namazda esnemek şeytandandır.) [Buhari] (Acele şeytandan, teenni Rahmandandır.) [Tirmizi] (Teenni, temkinli, ihtiyatlı olmaktır.) (Şu beş şey hariç, acele şeytandandır. Kızını evlendirmek, borcunu ödemek, cenaze işlerini çabuk yapmak, misafiri doyurmak, günaha hemen tevbe etmek.) [İ. Ahlakı] (Feryat etmeden ağlayın; çünkü göz ve kalbden gelen şey Allah’tandır, elden ve dilden gelen şey, şeytandandır.) [Buhari] (Ağlamak merhamettendir. Bağırıp çağırmak, şeytandandır.) [İbni Sa’d] (Gece merkep anırırsa ve köpek havlarsa, şeytandan Allah’a sığının; çünkü hayvanlar sizin görmediklerinizi görürler.) [İ. Sünni] (Vesvese şeytandandır. Necaset temizlerken, vesveseden sakının!) [Tirmizi] (Namazda hayz görmek ve uyuklamak şeytandandır.) [İ. Mace] (Namazda esnemek, kusmak ve burun kanaması şeytandandır.) [Tirmizi] (Bu ve benzerlerinin istisnası vardır. Mesela Ramazan ayında esnemek şeytandan değildir, sinirseldir. Kusmak, burun kanaması, uyuklamak gibi şeylerin, şeytandan olmayanları da vardır.) (Cumada uyuklamak şeytandandır. Uyuklayınca yerinizi değiştirin.) [İ. Ebi Şeybe]
397

www.dinimizislam.com

(Güzel rüya Allah’tan, kötü rüya şeytandandır. Kötü rüya gören, kimseye anlatmasın, sol tarafına tükürsün [tü, tü diyerek tükürür gibi yapsın] ve şeytandan Allahü teâlâya sığınsın. Böyle yapana, o rüya zarar vermez. Güzel rüya gören de, onu sevdiği kişilere anlatsın.) [Buhari] İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: Fakirlikten korkmak, uğursuzluğa inanmak da, şeytandandır. Bir âyet-i kerime meali: (Şeytan fakirlikle korkutup, size cimriliği emreder.) [Bekara 268] Şeytan, musallat olup da günaha teşvik edince, hemen Allah’ı zikretmeli yani kelime-i tevhid okuyarak, estağfirullah diyerek Allahü teâlâyı anmalıdır. Bir âyet-i kerime meali: (Rahman olan Allah’ı zikretmekten gâfil olana, yanından ayrılmayan bir şeytan musallat ederiz.) [Zuhruf 36] Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Şeytan, zikredilince kaçar, zikredilmezse, vesveseye devam eder.) [Ebu Ya’la] Celaleddin-i Suyuti hazretleri buyuruyor ki: Şeytanın vesvesesinden, sıkıntıdan kurtulmak için, her gün bu duayı okumalıdır: “Yâ Allah-ür-rakîb-ül-hafîz-ür-rahîm. Yâ Allah-ül-hayy-ülhalîm-ül’azîm-ür-raûf-ül-kerîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-kayyüm-ül-kâimü alâ külli nefsin bimâ kesebet, hul beynî ve beyne adüvvî!” (Kitab-ürrahme fit-tıbb-i vel-hikme) 2- İnsanın nefsi: İçimizde bulunur, hep kötülük isteyen bir kuvvettir. Bu, şeytana göre daha zararlıdır; çünkü içtedir. İçteki yara gibi tedavisi zordur. Şeytan, bir konuda, bir kere vesvese verip gider. Nefis, çok inatçıdır, aldatıncaya kadar uğraşır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Şeytandan gelen hastalıklar, küçük bir ilaçla kolayca giderilebilir. Nefsimiz, her zaman yanımızda bulunan, azılı can düşmanıdır. Dışarıdaki düşmanımız, bu iç düşmanın yardımıyla bize saldırır. Onun yardımıyla bizi yaralar. Nefsin her isteği, Allahü teâlânın yasak ettiği şeylerdir. Her işi, sahibi olan ve bütün iyiliklerin sahibi bulunan Allahü teâlâya karşı gelmektir. Hep, kendi can düşmanı olan şeytana uyar. 3- Kötü arkadaş: Üç düşmanın en tehlikelisi budur. Dünyada rezil eder, ahirette Cehenneme götürür. Kitap, gazete, dergi, radyo, TV, internet siteleri de, birer arkadaştır. Bunlar kötü olursa, felaket olur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Kişinin dini arkadaşının dini gibidir. Kiminle dostluk ettiğine
398

www.dinimizislam.com

dikkat et.) [Hâkim] Allahü teâlâ, Davud aleyhisselama da şöyle vahyetti: (Beni sevmeyenlerle arkadaşlık etme! Bunlar senin düşmanındır. Kalbini karartır ve seni benden uzaklaştırır.) [İ. Gazali]

Vesvese ihtiyat değildir
Sual: Besmelesiz kesilmiş hayvanı yani leş yemek, alkollü veya domuz yağlı necis besinleri ve domuz jelatinli gıdaları yemek haram iken nasıl helâl denebilir? Cochineal diye bir böcekten, kimyasal filtreleme yoluyla elde edilen, karmin isimli madde, boya olarak, her marka kolanın içine konuyor. Fare, meyan kökünü çok sever, meyan köküne pisliklerini bulaştırır, meyan kökünden de kola yapılır. Her kolada bunlar olduğuna göre, her çeşit kolayı içmek haram iken nasıl caiz denebilir? Burada bildirilen haram gıdaları yememek farz değil mi? Şüpheli olan gıdaları da yememek ihtiyat değil midir? CEVAP Dediğiniz şeylerin hepsi haramdır, fakat içinde o haram maddelerin olduğu kesin bilinmedikçe, sakınmak, vesvese, kuruntu ve zararlı olur, haram olmaz, zanla kesin hüküm verilmez. (Buna haram madde konmuş olabilir, tedbirli olmak gerekir) demek takva ve ihtiyat değil, vesvesedir. Vesvese bir hastalıktır ve günahtır. Ben takva sahibiyim, şüphelilerden kaçıyorum demek, dinimizi iyi bilmemekten kaynaklanan bir vesvesedir. İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki: Yiyecek ve içeceklerde şüphe edip yememek, takva değil, vesvesedir. Mesela dinimiz, (Haram olduğu bilinmeyen şeyleri yiyin) buyuruyor. (Bilinmese de, haram ve necis şeyler yenmez, mutlaka necis olmayanı yiyin) demiyor. Böyle emretseydi, her şeyden şüphe eder, hiçbir şey yiyemezdik. Bir şeyin necis olmadığını tespit etmek genelde imkânsızdır. [Mesela fırıncının çocuğu un çuvalının üstüne işeyebilir. Yahut fareler unun içine girip kirletebilirler. Fırıncı bunları bilmediği için veya bile bile ekmek yapıp bize verebilir. Bu ekmeği yememiz günah olmaz. Onun için dinimiz, necis ve haram olsa da, (Necis ve haram olduğu bilinmeyenleri yiyebilirsiniz) buyuruyor. Bu inceliği iyi anlamalıdır.] Resulullah efendimiz bir müşrikin, Hazret-i Ömer de, bir Hıristiyan’ın kullandığı [belki de necis olan] testiden abdest almıştır. Eshab-ı kiram, gayrimüslimlerin verdiği suları içerler, onların sattığı et, peynir gibi gıdaları alırlardı. Hâlbuki pis, necis olan şeyleri yemek haramdır. Kâfirler ise ekseriya pis olur. Elleri, kapları şaraplı olur. Hayvanı Besmelesiz keserler.
399

www.dinimizislam.com

Eshab-ı kiram, bunlara rağmen, necis olduğunu kesin bilmedikleri için, vesvese etmeyip, bu çeşit gıdaları yerlerdi. (İhya) İmam-ı Kastalani hazretleri buyurdu ki: Peygamber efendimiz, Hayber’de, Eshab-ı kiramla bir Yahudi’nin zehirli kebabından bir lokma yedikten sonra, (Bu et, bana zehirli olduğunu söyledi) buyurup başka yemedi ve son hastalığında, (Hayber’de yediğim zehirli etin acısını hâlâ hissediyorum) buyurdu. (Mevahib) Resulullah efendimiz, bir Yahudi’nin ekmeğini ve yağlı yemeğini temiz mi diye sormadan yedi. Bu domuz yağı mı, koyun yağı mı, ekmeğin hamuru suyla mı, yoksa şarapla mı yoğruldu diye sormadı. Müşrik kadının su kabından abdest aldı. Bunlar, araştırmanın gerekmediğine birer delildir. (Berika) İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki: Kâfirlerle alış veriş eden Müslümanları pis bilmek, bunların yiyecek ve içeceklerinden sakınmak, ihtiyat değil, bu halden kurtulmak ihtiyattır. (Mektubat 3/22) Kâfirler, gıdalarımıza necaset katabilecekleri gibi, zehir de katabilirler. Nitekim Yahudi, yemeğe zehir katmıştır. [Hâlbuki zehir yemek haramdır.] Peygamber efendimiz de, araştırmadan o zehirli yemeği yemiştir. Çünkü necis olduğu bilinmeyen şeyleri yememek takva değil, vesvese olur. (Hadika) Dinimizde, (Bir şeyin helal olması için delil aranmaz, haram olması için delil aranır) kaidesi vardır. Necis olduğuna bir delil bulunmazsa, temiz kabul edilir. (Usul-i Pezdevi) [Sucuk, meşrubat ve diğer] gıdaların içine necaset katılsa, fakat katıldığı bilinmese yemek caiz olur. Bilmek, ya bizzat görmekle veya âdil Müslümanların necaset katıldığını biz gördük demeleriyle anlaşılır. Katılıyormuş demekle haram olmaz. (Eşbah) Gıda maddelerine hile yapılabilir. Fabrikada içine çeşitli necasetler katılabilir. Yahut ihmal yüzünden necaset karışabilir. Reçelin, pekmezin içine fare düşüp ölebilir. İmalatçı, kazanı dökmeyebilir. Meşrubatlara alkol veya necaset karışabilir, fakat içinde necaset olduğu bilinmeyen bütün gıda maddeleri temiz kabul edilir, yenmesi günah olmaz. (Tahrir)

400

www.dinimizislam.com

Bazı kaynak kitaplar
Nakli esas alan kitap
Sual: Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabı neden kıymetlidir? CEVAP Nakli esas aldığı ve içinde şahsi düşünce olmadığı için kıymetlidir. Yüzlerce kıymetli eserden hazırlanmıştır. Her okuyucunun bu eserleri bulup faydalanması imkânsız denecek kadar zordur. Balın kıymetli bir gıda olması, birçok çiçekten toplanarak hazırlanmasından ileri gelmektedir. Seadet-i Ebediyye de buna benzer. Dinî kitap sorana, şu büyük kütüphanede var denilse, ona yalnız bir kitap değil, binlerce kitap tavsiye edilmiş olur. İşte S. Ebediyye de tek bir kitaptır; ama yüzlerce kitabın özetidir. Piyasada bulunan bazı ilmihallerdeki bilgilerin hataları bir tarafa, doğru olan bir meselenin hangi kitabın hangi sayfasından alındığı da bilinmemektedir. Bunlardan bazıları muteber bir kitaptan naklederken hata etmektedir. Tamamen nakle dayanan bu eser, ufak bir yanlışlığa meydan vermemek için defalarca kontrolden geçmiş ve her meselenin hangi kitabın neresinden alındığı bildirilmiştir. Redd-ül-Muhtar, Halebi, Hadika, Mektubat-ı Rabbani gibi birçok kıymetli kitaplardan meydana gelen bu eseri okuyan, bahsi geçen muteber kitaplardaki gereken bilgileri okuyup öğrenmiş olur. İmanın esasları, Ehl-i sünnet itikadı, çok geniş ve herkesin anlayabileceği şekilde açıklanmıştır. Batıl fırkalar ve dinler, inançlar bildirilerek, Müslümanlar bunların zararlarından korunmuştur. İtikadı meselelerden sonra, İslam’ın beş şartı çok geniş bir şekilde açıklanmıştır. Her konu Hanefi mezhebine göre hazırlanmış, zaman zaman diğer üç mezhebe göre de hükümler ayrıca bildirilmiştir. Hiç bir Türkçe ilmihalde olmayan, ihtiyaç halinde yapılan mezhep taklidi geniş olarak açıklanmıştır. Müslümanların herhangi bir özürle kendi mezhebine göre yapamadığı amelleri, hak olan dört mezhepten birini taklit ederek nasıl yapacağı anlatılmıştır. Kırk yıldan fazla süren bir araştırmanın ürünü olan ve yüzden fazla baskısı yapılan bu eser, çeşitli ilim adamlarının tetkikinden de geçmiştir. Ruh çağırmak ve cin hakkında uzun açıklamalar yapılmıştır. Tefsir, meal hakkında yeterli bilgi verilmiştir. Hadis-i şerif çeşitleri de, geniş olarak açıklanmıştır. İslamiyet’te kadının yeri, kadının ve kocasının birbirlerine karşı hak ve görevleri ve evlilik hakkında geniş bilgi verilmiştir. Yemesi, içmesi haram ve helal olanlar bildirilmiştir. Kısacası, bu kıymetli eserde, bir Müslümana gereken bütün dini bilgiler
401

www.dinimizislam.com

vardır. Hepsi de en kıymetli eserlerden derlenmiştir. İngilizceye de çevrilmiştir. Bu kitabı baştan sona dikkatlice okuyan kimse, dinimizin bütün emir ve yasaklarını öğrenir. Dinimiz hakkında yeterli bilgiye sahip olur. Din düşmanlarının hilelerine aldanmaz. Her Müslümanın, dinimizi çok iyi bilmesi şarttır. Dinini bilmeyenin dini yok demektir. 1248 sayfalık bu dev eseri, her Müslümanın okuyup, çoluk çocuğuna da okutması gerekir. En güzel hediye, en güzel mirastır. Bu kitap, www.hakikatkitabevi.com adresinden okunup temin edilebilir. Bu sitede, tamamını sesli dinleme imkânı da mevcuttur.

Tam İlmihal kitabı
Müjde verir millete, Herkesedir hitabı, Kavuşturur devlete*, Tam İlmihal kitabı. Takip eder her çağı, Gerçek ilmin kaynağı, Doğru bilgi yumağı, Tam İlmihal kitabı. Atom, füze uzayı, Güneş, Yıldız ve Ay’ı Yazar fizik kimyayı, Tam İlmihal kitabı. Katıksız Ehl-i sünnet, Âlimler verir kıymet, Bilene büyük nimet, Tam İlmihal kitabı. Doğru tanıtır dini, Âlim eder kendini, Bilir nefsin fendini*, Tam İlmihal kitabı. Tutup yerden kaldırır, Suyu çölde buldurur, Kalbe ilim doldurur, Tam İlmihal kitabı. Yıkar kini garazı*, Söker kalbden marazı*, Rabbini eder razı, Tam İlmihal kitabı. Över ilmi sevmeyi,
402

www.dinimizislam.com

İncitme der kimseyi, Aydınlatır çevreyi, Tam İlmihal kitabı. Emin mehaz* yeridir, Sanatının eridir, Halis altın gibidir, Tam İlmihal kitabı. Hakka hak vermek için, Batılı yermek için, Gerçeği görmek için, Tam İlmihal kitabı. Uydurmaz cehalete, Sevk eder adalete, Koşturur fazilete, Tam İlmihal kitabı. İlim istersen eğer, Okunur hep beraber, Nakle verir çok değer Tam İlmihal kitabı. Okuyan eder hayret, Görülür onda gayret, Ediyor hakka davet, Tam İlmihal kitabı. Dağıldı ilden ile, Duyuldu dilden dile, Dolaştı elden ele, Tam İlmihal kitabı. Nurlanır bütün yüzler, Yayılır güzel sözler, Ehl-i sünneti izler, Tam İlmihal kitabı. İbret ile baktırır, Bid’atleri yıktırır, Bir meşale yaktırır, Tam İlmihal kitabı. Okunur her devirde, Deva olur her derde, Kaldırır gözden perde, Tam İlmihal kitabı.
403

www.dinimizislam.com

Dini doğru bildirir, Kalbden pası sildirir, Son nefeste güldürür, Tam İlmihal kitabı. Onu kötüler zalim, Bilmez ki evde âlim, Okunmalı sağ salim, Tam İlmihal kitabı. Kötülenir ne diye, Sapıklara reddiye, Neslimize hediye, Tam İlmihal kitabı. Vesikayla nakleder, Bırakmaz kalbde keder, Bulunmaz bir şaheser, Tam İlmihal kitabı. (*) Kelimeler: Devlet: Büyük nimet Mehaz: Bir eserin kaynakları Fent: Hile Garaz: Kin, düşmanlık Maraz: Hastalık

Mektubat-ı Rabbani
İslam âleminde imam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat'ı kadar kıymetli bir kitap daha yazılmamıştır. Mektubat, üç cild olup, beş yüz yirmi altı mektubunun toplanmasından meydana gelmiştir. Kelâm ve fıkıh bilgilerini, tasavvufun marifetlerini açıklayan uçsuz bir derya gibi eşsiz bir eserdir. Mektubat'ın birinci cildi 1616 senesinde talebelerinin meşhurlarından Yar Muhammed Cedid-i Bedahşi Talkani tarafından toplanmıştır. Birinci cildde 313 mektup vardır. Bu cildin son mektubu, Muhammed Haşim-i Keşmi'ye yazılmıştır. İmam-ı Rabbani hazretleri birinci cildin son mektubunu yazınca, (Muhammed Haşim'e gönderilen bu mektupla resullerin, din sahibi peygamberlerin ve Eshab-ı Bedr'in sayısına uygun olduğundan, üç yüz on üç mektupla birinci cildi burada bitirelim) buyurmuştur. İkinci cildi ise 1619 senesinde yine talebelerinden, Abdülhay Pütni tarafından toplanmıştır. Bu cildde Esma-i hüsna yani Allahü teâlânın hadis404

www.dinimizislam.com

i şerifte geçen doksan dokuz ismi sayısınca doksan dokuz (99) mektup vardır. Üçüncü cild de imam-ı Rabbani hazretlerinin vefatından sonra 1630 senesinde talebelerinden Muhammed Haşim-i Keşmi tarafından toplanmış olup, bu cildde de Kur'an-ı kerimdeki surelerin sayısınca yüz on dört (114) mektup vardır. Her üç cildde toplam beş yüz yirmi altı (526) mektup vardı. İmam-ı Rabbani hazretlerinin vefatından sonra on mektubu daha üçüncü cilde ilave edilmiştir. Böylece toplam mektup adedi (536) olmuştur. Mektubat'daki mektupların birkaçı Arabi, geri kalanların hepsi Farisi’dir. Çeşitli zamanlarda basılmıştır. Mektubat’ın birinci cildi Mektubat Tercemesi ismiyle Hakikat Kitabevi tarafından yayınlanmıştır. İkinci ve Üçüncü cildlerdeki mektuplardan da gerekli olanları Hakikat Kitabevi yayınlarından olan Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabında yayınlanmıştır. Bu kıymetli eserler, www.hakikatkitabevi.com adresinden okunabilir ve temin edilebilir.

Mektubat’ı anlamak
Sual: İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat’ını anlamamız şart mıdır? Mektuplarda süluk, cezbe, seyr-i fillah gibi birçok kelime ile karşılaşıyoruz. Bunların manalarını bilmek gerekir mi? CEVAP Gerekmez. Bilsek de anlayamayız. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri, (Allahü teâlânın kitabından ve Resulullah’ın hadislerinden sonra, İslam kitaplarının en üstünü, en faydalısı, İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat kitabıdır. Mektubat’ı anlamak için değil bereketlenmek için okumalıdır) buyuruyor. (Kitap okumak, sohbetin yarısıdır) buyuruluyor. Yani, bir büyük zatın kitabını muhabbetle okuyan, sohbet etmiş gibi O’ndan istifade eder. Mektubat’ı severek okuyan da, İmam-ı Rabbani hazretlerini sever, tanır, nasibi ve muhabbeti miktarınca O’ndan feyz almaya başlar. Okudukça anlamaya, kalbi de nurlanmaya, ibadetlerin tadını duymaya, haramlardan günahlardan nefret etmeye başlar. İki cihan saadetine kavuşur ve başkalarının da kavuşmasına vesile olur.

Mektubat-ı Rabbani
Sual: Anlamasak da İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubatını okumamız gerekir mi? CEVAP Elbette, okumak çok faydalıdır. Mektubat’ı severek okumak, kalbden dünya sevgisini çıkarır. Hatta Mektubat’a tâbi olanları, Cehennem ateşinin yakmayacağı kendisine bildirilmiştir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor
405

www.dinimizislam.com

ki: Bir gün amellerimdeki kusuru görme hâli beni kapladı. Büyük bir pişmanlık ve kırıklık içindeyken, (Allahü teâlâ için alçalanı, Allahü teâlâ yükseltir) hadis-i şerifini hatırladım. Sonra şöyle bir nida geldi: (Seni ve kıyamete kadar seninle vasıtalı ve vasıtasız olarak tevessül edenleri mağfiret eyledim.) Kıyamete kadar, vasıtalı ve vasıtasız olarak bizim yolumuza gireceklerin hepsini bana gösterdiler. İsimlerini, soylarını ve memleketlerini bildirdiler. İstersem, hepsini bir bir sayarım. Hepsini bana bağışladılar. (Makamat-i Ahmediye)

Mektubat’ın özelliği
Sual: İmam-ı Rabbani’nin yazdığı Mektubat’ın özelliği nedir? CEVAP İtikad ve fıkıh bilgilerini, tasavvufun marifetlerini açıklayan ve Müslümanlara her konuda yol gösteren, uçsuz bir derya gibi, eşsiz bir eserdir. Mektuplarının kitap haline getirilmesi de, bizzat İmam-ı Rabbani hazretlerinin bilgisi dâhilinde olmuştur. Mesela, 1. cildin son mektubunu yazınca, (Muhammed Haşim’e gönderilen bu mektupla resullerin, din sahibi peygamberlerin ve Eshab-ı Bedir’in sayısına uygun olduğundan, 313 mektupla birinci cildi burada bitirelim) buyurmuştur. İstifade edebilmek için, her mektup bize yazılmış gibi düşünerek okumak gerekir. Bir mektubunda buyuruyor ki: Bu mektup görünüşte belli bir kişiye yazılmışsa da, gerçekte, bu işe yakın olan herkese yazılmış demektir. (Kılıç, kullanan içindir) sözü meşhurdur. (1/221) Bir mektubunda da özetle buyuruyor ki: Resulullah efendimiz, (İslamiyet garip, kimsesiz olarak başladı. Son zamanlarda, başladığı gibi, garip olarak geri döner. Garip olan Müslümanlara müjdeler olsun!) buyurdu. Bundan önceki idare zamanında Müslümanlar, o kadar garip olmuştu ki, kâfirler açıkça Müslümanlığı kötülüyor, Müslümanlarla alay ediyorlardı. Dinsizliklerini, ahlâksızlıklarını, sıkılmadan açıklıyorlardı. Çarşıda, pazarda kâfirleri ve dinsizliği övüyorlardı. Müslümanların, Allahü teâlânın emirlerinden birçoklarını yapması, [söylemesi ve yazması] yasak edilmişti. İbadet edenler, İslamiyet’e uyanlar ayıplanıyor ve kötüleniyordu. Bugün, öyle bir gündür ki, az bir iş, bir hareket, hemen kabul olunup pek çok sevab verilir. Eshab-ı Kehf’in bu kadar kıymet ve şöhret kazanmasının sebebi, yalnız hicret etmeleriydi. Düşman saldırdığı zaman, süvarilerin az bir hareketi, çok kıymetli olur. Barış zamanında, pek ince,
406

www.dinimizislam.com

güç talimleri, bu kadar kıymetli olmaz. Bugün sizin, sözle yaptığınız cihad, cihad-ı ekber yani büyük cihaddır. Bu sözle [ve kalemle] olan cihadı, kılıçla olan cihaddan daha kârlı bilin! Ubeydullah-i Ahrar, (Eğer şeyhlik yapsaydım, hiçbir şeyh, bir yerde, bir mürid bulamazdı. Fakat bana başka vazife verildi. O vazife de, İslamiyet’i yaymak ve İslamiyet’i kuvvetlendirmektir) buyurdu. Bunun için, sultanlara, gidip nasihat verirdi. Tesirli sözleriyle, hepsini doğru yola getirirdi. Onlar vasıtasıyla İslamiyet’i yayardı. Kâfirlerin kazanmaması, eski kin ve düşmanlığın başımıza gelmemesi, müslümanların zulüm ve işkenceye düşmemesi için, dua edelim. (1/65)

Mızraklı ilmihal
Osmanlı sultanları, çok kıymetli bir eser olan Mızraklı İlmihâli, Türklerin bulunduğu her yere göndermişler; halk da dinini doğru olarak öğrenmişlerdi. Bunu bilen İslam düşmanları, Mızraklı İlmihâli kötülemişlerdi. Meşhur bir komünist, Mızraklı İlmihâl aleyhine bir şiir yazmıştı. Sıradan bir kitap olsaydı, onu kötülemek için şiir yazar mıydı? Komünistler ve ateistlerden sonra, mezhepsizlerde de, Mızraklı İlmihâl düşmanlığı görülmektedir. (Toplama kitaptır. Halk kitabıdır. İlim kitabı değildir) diyorlar. Bu iddiaya aşağıda cevap verilecektir. Şimdi, önce ilmihâlin ne olduğunu açıklayalım: Halk için yazılmış olan ve herkesin bilmesi ve yapması gereken iman, ahlak ve fıkıh bilgilerini kısaca ve açıkça anlatan kitaplara ilmihâl kitapları denir. İslam âlimlerinin, Kur’an-ı kerimin açıklamalarından ve ayrıca Peygamber efendimizin hadis-i şeriflerinden derleyerek yazdıkları din kitaplarına ilmihâl kitapları denir. Allahü teâlânın, Kur’an-ı kerimde bildirdiği İslam dinini doğru, sağlam öğrenmek isteyenlerin, ilmihâl kitaplarını okumaları lazımdır.

İlmihâl farzdır
İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: Her Müslüman erkek ve kadının ilmihâl öğrenmesinin farz olduğunu, âlimler sözbirliği ile bildirdi. Her Müslüman kadının hayz ve nifas bilgilerini öğrenmesi farzdır. Erkeğin de evleneceği zaman, hayz ve nifas bilgilerini öğrenmeleri lazımdır. (Menhel-ül-varidin) Bir mezhebe tâbi olmak ve mezhepsizlikten kurtulmak için, bir mezhebin fıkıh bilgilerini iyi öğrenmek lazımdır. Bu da ilmihâl kitaplarından öğrenilir. Allahü teâlânın emir ve yasaklarını doğru yapabilmek için herkese
407

www.dinimizislam.com

lazım olan bilgiler, ancak ilmihâl kitaplarından öğrenilir. Dinini seven ve kayıran insanların ilmihâl kitaplarını alıp, çoluk çocuğuna öğretmesi birinci vazifesidir. İlmihâlini öğrenmeyen ve çocuklarına öğretmeyenler, Müslümanlıktan ayrılmak, küfür felaketine düşmek tehlikesindedir. Resulullah efendimiz, (İlim bulunan yerde Müslümanlık vardır. İlim bulunmayan yerde Müslümanlık kalmaz) buyurdu. Ecdadımız, her zaman toplanıp, ilmihâl kitaplarını okurlar; dinlerini öğrenirlerdi. Ancak, böyle Müslüman kaldılar. İslamiyet’in zevkini aldılar. Bu saadet ışığını, bizlere doğru olarak ulaştırabildiler. Bizim de Müslüman kalmamız, yavrularımızı içimizdeki ve dışımızdaki düşmanlara kaptırmamamız için, ilk ve en lüzumlu çare, her şeyden önce hakiki âlimlerin hazırladığı ilmihâl kitaplarını okumak ve öğrenmektir. İbadetlerin teferruatını, şartlarını ve doğru olarak nasıl eda edileceklerini öğrenmek için, ilmihâl kitaplarını okuyup öğrenmek gerekir.

Kıymetli ilmihâller
Mızraklı İlmihâl’in asıl adı Miftâh-ul Cennet, yani, Cennet Kapısının Anahtarı’dır. 1480’de Edirne’de vefat etmiş olan Muhammed İzniki yazmıştır. Seyyid Abdülhakim Efendi, (Miftâh-ul Cennet ilmihâlinin yazarı salih bir zattır. Okuyanlara faydalı olur) buyuruyor. Bu kitap kıymetli kitaplardan toplanmıştır. Kitapta genellikle Hanefi mezhebinde en kuvvetli hükümler toplanmış ve ihtilâflı meselelere yer verilmemiştir. Bu bakımdan, halkın çok rahat anladığı bir ilmihâl kitabı olmuştur. Böyle olması sebebiyle senelerce halkın çok rağbetine mazhar olmuştur. Kitabın başında önce iman ve doğru itikada yer verilmiş; sonra ibadet bahisleri ve ahlak, 54 ve 32 farz yer almıştır. Kitap zamanın Türkçesine göre yazılmış ve halkın kolay anlayacağı bir dil kullanılmıştır. Bu bakımdan da çok önemli bir eserdir. Miftâh-ul Cennet ilmihâli, Hakikat Kitabevi tarafından, İslam Ahlakı kitabının içinde neşredilmiştir. En kıymetli ilmihâllerden biri de, Kâdı-zadenin Birgivi Vasiyetnamesi şerhidir. Fıkhi meseleleri detaylı ve vesikalı olarak anlatan bir eser de Tam İlmihâl Seadet-i Ebediyye’dir. Bu eseri okuyanlar ise, dedelerinin dinini şuurlu olarak öğrenip, bölücülerin iftiralarına aldanmaz; cahillerin, münafıkların ve gençliği zehirleyen maddi ve manevi din soyguncularının zararlarından kurtulur. Hak yolda birleşir. [www.hakikatkitabevi.com adresinden okunabilir ve temin edilebilir.] Şair diyor ki: Okuyalım her daim, Doğru bilgiyle kaim,
408

www.dinimizislam.com

Evimizde bir âlim, Mızraklı İlmihâl’im. Başlar ve dahi diye, İnce lisan zevkiyle, Ecdadımdan hediye, Mızraklı İlmihâl’im. Miftâh-ul Cennet adın, Ruhlara gıda tadın, Doğru imanı yaydın, Mızraklı İlmihâl’im. Âlimlerin hitabı, Gönüllerin mehtabı, Evimizin kitabı, Mızraklı İlmihâl’im.

Kıymetsiz yazılar
Sual: Kıymetsiz Yazılar kitabına niye kıymetsiz deniyor? CEVAP Bu kitabın birinci kısmı İmam-ı Rabbani hazretlerinin, ikinci kısmı ise oğlu Muhammed Masum hazretlerinin Mektubat’ından seçilen çok kıymetli ifadelerdir. Bu cümleler alfabetik olarak dizilmiştir. Her cümlenin sonuna alındığı cildin ve mektubun sıra numaraları yazılmıştır. Merhum hocamız, bunları hazırladıktan sonra, Seyyid Abdülhakim Arvâsî hazretlerine okuyunca, çok takdir edip, (Bu nadide eserin ismi “Kıymetsiz Yazılar” olsun, bunun kıymetine karşılık olabilecek bir şey bulunabilir mi?) buyurmuştur. Bu kıymetli kitap, (0212) 523 45 56 nolu telefondan ve www.hakikatkitabevi.com ile www.dinimizislam.com sitelerinden sipariş edilebileceği gibi, bu sitelerden ücretsiz okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir. Sual: Kıymetsiz Yazılar diye bir kitaptan bahsediliyor. Bu kitapta ne gibi bilgiler vardır? CEVAP Bu kitap, İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat’ından alınmış yazılardır. Kıymetsiz demek, kıymet biçilemeyen, demektir. Bu yazılarından bazılarını bildirirsek kitabın mahiyeti hakkında az da olsa bilgi edinilmiş olur. [Bu kıymetli kitap, www.hakikatkitabevi.com adresinden okunabilir ve temin edilebilir.] O kıymetli sözlerden bazıları şöyledir:
409

www.dinimizislam.com

* Melekler, Allah için bir araya gelen bir-iki kişinin bulunduğu yere imrenirler. * Ayakların zinası, dinimizin haram kıldığı yerlere gitmek. Gözlerin zinası, İslamiyet’in yasakladığı haramlara bakmaktır. * Hak teâlânın düşmanlarından kaçındığı için Hazret-i İbrahim’in şânı yüksek olmuştur. * Hazret-i Ebu Bekir, (Asıl idrak, kendinin aczini bilmektir) buyurdu. * İhsan her yerde övülmeye değer. Akraba ve komşuya yapılırsa daha iyidir. * Kabiliyet, Allahü teâlânın ihsanıdır. * İstikamet [her işte doğruluk], kerametten üstündür. * İslamiyet o derece garip olmuştur ki, küfür yobazları, açıkça, küfür ahkamını, İslam beldelerinde yapmaya razı olmayıp, İslam’ın hükümlerinin tamamen sona ermesini, Müslümanlardan ve müslümanlıktan eser kalmamasını isterler. * İslam garip olmuştur ve gittikçe de daha çok garip olur. Yeryüzünde Allah diyen kimse kalmaz. * Eshab-ı kiram, evliyalığın en yüksek tabakasındadır. * Eshab-ı kiramın tamamı, sohbetin bereketiyle, ölmeden önce ölmek şerefine kavuşmuştur. Eshab-ı kiramın nefsleri, Peygamberimizin sohbetinde heva ve hevesten, kin ve düşmanlıktan temizlendi. * Eshab-ı kiramın hepsi âdildir. Rivayette, tebliğde hepsi birdir. Birinin rivayeti, diğerinin rivayetinden üstün değildir. * Eshab-ı kiramın hepsi, Cennet ile müjdelenmiştir. * Eshab-ı kiramın birini kötülemek, dini kötülemek olur. Eshab arasındaki savaşlar, düşmanlıktan dolayı değil, ictihad yüzünden idi. İctihadda hataya da sevap verilir. Eshab-ı kiram sohbet bereketiyle kemale ulaştı. Bu ümmetin evliyasının hepsinden üstün oldu. * İbadetlerin kabulü, ihlasa bağlıdır. Beden ile salih amel işlemeden, kalb selameti davası bâtıldır. * Zenginlerin sohbetine rağbet etmeyiniz! Zaruretsiz onlar ile düşüp kalkmayınız! * Allahü teâlâya olan muhabbetin kadar, halk sana muhabbet eder. Senin Allahü teâlâdan korkun kadar, halk da senden korkar. Allahü azze ve celle ile meşguliyetin her ne kadar olursa, halk da senin emrinde o kadar meşgul olur. Tamamen Hak teâlâya dön ve başkalarından yüzünü çevir. Nefsin seni meşgul etmesin. Allahü teâlânın fazlından başkasına itimat etme. * İlahi, dostlarını öyle kıldın ki, onları bilen seni bulur, seni bulmayan
410

www.dinimizislam.com

onları bilmez. * Elem, üzüntü, ayrılık ve musibet, madem ki Allahü teâlânın irade ve takdiriyledir. Ona razı olmak lazımdır. * Enbiya günahtan masum, evliya mahfuzdur [korunmuştur.] İnsanın kıymeti, himmeti kadardır. [Himmet, gayret demektir.] * İnsanın izzeti, iman ve marifet iledir. Mal ve mevki ile değildir. * Evlada hizmet, babasına hizmettir. Evlâd-ı işânın [evliya zâtın çocuklarına] hizmetini kendine saadet bileler. Evliyanın elbisesini edeple giymenin faydası çoktur. * Çoluk-çocuğu memnun etmek için, günaha razı olmak akılsızlıktır. * Ehl-i beyt sevgisinin son nefes için pek çok faydası vardır. Bid’at ehlinin en kötüsü Eshab-ı kirama buğzedenlerdir. * Doğruyu söylemek acı gelir. Arkadaşının hatasını görüp de, onu ikaz etmemek dostluğa sığmaz. * Dert ve bela, günahların çok affedildiğini gösterir. Günahların çok olduğunu göstermez. * Resulullahın Ahmed ismi, Muhammed isminden efdaldir. * Dinin yasakladığı her hakikat, zındıklıktan başka bir şey değildir. Kıymetsiz yazılar kitabındaki hadis-i şeriflerden üçünün meali şöyledir: (Amellerin efdali, mümini sevindirmektir.) (Ömer’in bütün sevapları, Ebu Bekir’in bir sevabı kadardır.) Cebrail aleyhisselam, (İstediğin gibi yaşa, muhakkak öleceksin. İstediğini sev, muhakkak ondan ayrılacaksın. İstediğini yap, muhakkak karşılığını göreceksin) buyurmuştur.

Çok kitap okumak
Sual: Birçok muteber kitap var. Bunların hepsini okumak gerekir mi? CEVAP Dinimizi doğru olarak öğrenmek için, çok kitap okumak yerine, doğru olan bir tanesini çok okumak gerekir. Tercüme kitapların hemen hepsinde yanlışlıklar, şahsi düşünceler bulunmaktadır. Özellikle o dildeki deyimlerin Türkçe’deki karşılıkları bilinmediği için kelime kelime aynen tercüme ediliyor ve büyük yanlışlıklara sebep oluyor. İbni Teymiyye çok âlim idi. Fakat ilim ehlince, (Allahü teâlânın, sapıtmasına ilmini sebep kıldığı kimse) diye anıldı. Demek ki, sadece ilim yetmiyor. Bir rehberi olmadan ilim öğrenmek, doğru yolu buldurmuyor. Bir başka husus da, 14 asırdır gelen binlerce İslam âliminin on binlerce kitabı var. O zamanların şartlarına ve insanların hallerine göre yazılmıştı.
411

www.dinimizislam.com

Darülislama göre yazılmıştı. O kitaplarda binlerce kavil var. Hangisine göre amel edecek? Ama müftabih olan kavilleri bildiren kitabı okumak yeterli olur. İlim ehli bir zat, (Şimdiye kadar binden fazla kitap okudum. Keşke bunun yerine Tam İlmihal’i bin kere okusaydım) demişti. Bu kıymetli kitapta bir Müslüman için lazım olan her bilgi mevcuttur.

Fıkıh ve ilmihal
Sual: Fıkıh kitabıyla, ilmihal kitabı aynı şey midir? CEVAP İmam-ı a’zam hazretleri, (Fıkıh, lehine ve aleyhine olanı bilmektir) buyuruyor. Fıkıh ilmi, ef’al-i mükellefini yani, bedenle yapılması ve sakınılması gereken emirleri, yasakları ve mubahları öğretir. Fıkıh bilgisi dörde ayrılır: 1- İbadet bilgileri [Namaz, oruç, zekât, hac, cihat bilgileri], 2- Münakehat [Evlenme, boşanma, nafaka ve dalları], 3- Muamelat [Alış veriş, kira, şirketler, faiz, miras bilgileri], 4- Ukubat [Hırsızlık, gasp, katillik gibi suçlara verilen cezalar]. İlmihal bilgileri içinde fıkıh bilgileri olduğu gibi; tefsir, kıraat, hadis, kelam, tasavvuf gibi diğer din ilimleri; mantık, münazara, fizik, kimya, tıp ve astronomi gibi fen ilimleri de bulunur. Fen bilgileri, İslami ilimlerin bir koludur. Bunun için ilmihali öğrenmek, dinin tamamını öğrenmek olur.

Doğrusunu öğrenmek
Sual: Bir kimsenin çok kitap okuyarak hakkı bâtıldan ayırması kolay olur mu? CEVAP Çok kitap okumak veya çok ilim öğrenmekle hakkı bâtıldan ayırmak kolay olmaz, hattâ mümkün olmaz. Birçok kaviller vardır. Hangi kavle uyacağını bilemez. Müftabih kavil budur denilen ilmihalleri okumak gerekir. İkinci bir husus da, mürşid-i kâmile kavuşmamış, onun kitabını okumamış olanın hakkı bâtıldan ayırması mümkün değildir.

Pusula
Hamdi amca, Mücahit’i bir Cuma namazında camide görmüştü. Namazdan sonra yanına yaklaşarak dedi ki: —Delikanlı senin gibi gençleri camide görmek, beni umutlandırıyor. Aferin sana hep gel camimize olur mu? —Efendim, aslında ben bu civarda oturuyorum; ama bu camiye gelmiyordum, bir arkadaşımla başka bir camiye gidiyorduk.
412

www.dinimizislam.com

Arkadaşım artık benden ayrıldı, ben de bu camiye geleyim dedim. —Ya neden ayrıldı senden? —Aslında iyi çocuktur Murat. Babası ölünce bocaladı, etrafında onunla ilgilenecek akrabalarından da kimse olmayınca başıboş ne yapacağını bilemez bir halde sağda solda gezmeye başladı. Bu arada bir kız takılmış peşine, bu istemeyip kaçtıkça kız daha ısrarcı olmuş sonunda kafalamış bizimkini. Dershane falan derken, ilgilenen de olmayınca, önce namazı bıraktı, sonra arkadaşlardan uzaklaştı, şu anda kaybolmak üzere… —Ne demek kaybolmak evladım, yolu bilmiyor mu bu çocuk? —Amca, bu arkadaşımın bir tanesi... Böyle çok arkadaşım vardı, hepsi şu an yok, senin anlayacağın, kayıplara karıştılar. Kayıp yani. —Peki, bu kadar kayıp arasında sen nasıl kaybolmuyorsun? —Amcacığım benim pusulam var, ben kaybolacağımı anladığım zaman o pusulaya bakıp yolumu düzeltiyorum. —Bahsettiğin nasıl bir pusulaymış acaba, pek merak ettim. Herkese verelim bu pusuladan da, kaybolmasınlar. — Benim pusulam bir kitap, İslam Ahlakı kitabı… İmanımı nasıl düzelteceğimi, ibadetlerimi nasıl doğru yapacağımı, herkesle nasıl iyi geçineceğimi, hepsini bu kitaptan öğrendim. Yanımda da bu kitaptan bir tane fazla var, buyurun size hediyem olsun. Gerçi böyle bir kıymetli kitaba kavuşmak da nasip meselesi ya… —Allah razı olsun. Seni çok sevdim, ara sıra uğrarsan sohbet ederiz, kitap okuruz. Ben hep bu camideyim. —Ben de sizi sevdim, inşallah tekrar geleceğim, sizinle sohbet etmek çok güzel. Allahaısmarladık. —Doğrusu, yıllar var, ben de senin gibi akıllı bir delikanlıyla sohbet etmemiştim. Çok sevindim, var git selametle, gene gel sohbet edelim seninle. Hamdi amca, hakikaten de yıllardır dişe dokunur bir gençle karşılaşmamıştı. Mücahit’in dediklerini düşünüp, (Gençliğinden beklenmeyecek laflar etti, çok şaşırdım doğrusu, demek hâlâ böyle evlatlar yetişi