P. 1
Meral Akşener

Meral Akşener

|Views: 215|Likes:
Yayınlayan: t24comtr

More info:

Published by: t24comtr on Nov 15, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
See more
See less

12/04/2012

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı

Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-Bedri Sayfa :1

28 Şubat ve 27 Nisan Araştırma Alt Komisyonu 25 Haziran 2012 Pazartesi BİRİNCİ OTURUM Açılma Saati: 11.00 BAŞKAN: Yaşar KARAYEL (Kayseri) -----0----BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz teşrifiniz için. MERAL AKŞENER (İstanbul) - Estağfurullah. BAŞKAN – Mecliste dört partimizin vermiş olduğu bir önergeyle, Türkiye‟deki demokratik hayata, demokrasiye zarar veren darbe girişimleri ve darbelerle ilgili bir araştırma komisyonu kuruldu. Bu araştırma komisyonumuz da Türkiye‟de yapılan darbeleri üçe böldü, birisi1960 ve 71 muhtıraları, 2‟ncisi 80 ihtilali, 3‟üncüsü de 28 Şubat ve 27 Nisan darbe ve darbe girişimleriyle ilgili komisyon. Biz 28 Şubat ve 27 Nisan Alt Komisyonu olarak burada bulunuyoruz. Değerli üyelerimiz Mehmet Şeker Bey Gaziantep Milletvekili, Doktor; Feyzullah Kıyıklık Bey İstanbul Milletvekili, Avukat; İdris Şahin Bey Avukat, Çankırı Milletvekili; ben de Kayseri Milletvekiliyim. Tekrar teşrifiniz için teşekkür ediyoruz. MERAL AKŞENER (İstanbul) - Ben teşekkür ederim. BAŞKAN – Sizler bizim bu alt komisyon toplantımıza, komisyonumuza konu olan konuyu en yakinen yaşayan canlı şahitlerimizden birisiniz. Size göre 28 Şubat nedir, nasıl bir darbe girişimiydi yani Türkiye‟de ne oldu da 28 Şubat oldu? Öncelikle kendinizi tanıtarak, kayıtlara geçmesi açısından, lütfederseniz memnun oluruz, buyurunuz efendim. MERAL AKŞENER (İstanbul) - Meral Akşener, İstanbul Milletvekili. 28 Şubat tarihinde ben yani “28 Şubat” diye bilinen süreç döneminde Refahyol Hükûmetinin İçişleri Bakanıydım. Benim bakanlığım döneminde 28 Şubat toplantısı ve o 18 maddelik kararlar alındı Millî Güvenlik Kurulunda. Daha sonraki dönemde de bu kararların uygulanmasındaki mesela, özellikle şey, kesintisiz zorunlu sekiz yıllık eğitim konusunda ciddi manada problemler çıktı çünkü Refahyol Hükûmeti onları uygulamaktan kaçındı. “Benim görebildiğim nedir?” diye sordunuz: Şimdi 95 seçimlerinde Refah Partisi yüzde 22 civarında oy aldı. 94 seçimlerinde de belediyelerin büyük bir çoğunluğunu almıştı. Anavatan Partisiyle Doğru Yol Partisi de birbirine denk, milletvekili sayısı birinin fazla, 2 milletvekili, sanıyorum

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-Bedri Sayfa :2

Büyük Birlik Partisiyle ittifak yapmıştı, 2 milletvekili fazla ama oy oranı da DYP‟nin fazlaydı, 19‟ar civarında oy aldılar; Cumhuriyet Halk Partisi Meclise girdi. Şimdi, önce bir Tansu Hanım Başbakan ve 1‟inci parti Refah Partisi, Refah Partisine verildi hükûmeti kurma görevi, hiçbir siyasi parti kabul etmedi. O zaman ben bunları birebir bilmiyorum ama yani konuşulanlardan bildiğim, devreye İstanbul‟un büyük sermayesinin, bir ölçüde askerin girip Mesut Bey‟le Tansu Hanım‟a birlikte iktidar kurmaya yönelik bir telkinde bulunulduğuna dair söylentiler oldu, bunları okumuşsunuzdur basında vesaire. BAŞKAN – Evet. MERAL AKŞENER (İstanbul) - Sonra Anayol kuruldu, Anayol başarılı olamadı çünkü aynı görüşte iki siyasi parti, aynı koridordaki seçmenden beslendikleri için veya onun üzerinden rekabet ettikleri için, çok sert bir rekabet sürdüğü için başarılı olamadı, birbirleriyle uyum sağlayamadılar. Sonra tekrar o hükûmet yıkıldı ve bunun üzerine tekrar rahmetli Erbakan Hoca‟ya verildi iktidar kurma –çünkü 1‟inci parti- görevi. Önce Anavatan Partisiyle kurmak üzere bir yol tutuldu fakat sonra o olmadı, neden olduğunu bilmiyorum. Tansu Hanım ve başındaki Doğru Yol Partisi “evet” dedi ve Refahyol kuruldu. Şimdi, ben tarihçiyim, askeriyenin kurumsal olarak yani Tanzimat‟tan itibaren görebildiğim kadarıyla iki derin endişesi vardır; birincisi “bölünmek”, diğeri de “şeri” bir sistemin iş başına geçmesi ama ben İstanbul sermayesinin, onun elindeki medyanın, Refahyol Hükûmetinin bu denk bütçe, havuz sistemine geçiş, kime ne kadar teşvik veriliyor, ne oluyor ne bitiyor yani ekonomik yapıyı zapturapt altına alma konusunda aldığı kararların Refahyol Hükûmetiyle ilgili olarak askeriyenin bu kurumsal endişelerini, korkularını İstanbul‟un tetiklediğe inandım ben hep çünkü sonra, Refahyol yıkıldıktan sonra, bankaların hâli, kimine göre 40 milyar dolar, kimine göre 60 milyar dolar yani rakamı ben bilmiyorum ama söylenen şey “paranın havaya uçması” gibi sonuçlarına baktığınız zaman böyle bir şey görüyorsunuz, tetikleme görüyorsunuz. İşte Refahyol‟u yıkmak yani 28 Şubat, bana göre o sürecin birinci, kısa dönemli hedefi Refahyolu yıkmak, orta vadeli, çünkü o zamanlar raporlar çıkmıştı, hatırlarsınız, işte 2015 yılında şu kadar insan imam hatip lisesi mezunu olacak vesaire falan diye projeksiyonlar vardı. Bu öngörülen veya bu projeksiyonlarda ortaya çıkan, bu raporlarda ortaya çıkan seçmen tipinin iradesini kırmak, orta vadeli hedef olarak gördüğüm. Uzun vadeli hedefte de bu kitlenin öngörüldüğü biçimde sevk ve idare edilmesinin, manipüle edilmesinin sağlanması diye gördüm ben hep, bunu da yıllarca böyle söyledim. Sonuçta, “başarılı oldu

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-Bedri Sayfa :3

mu?” sorusunu sorarsak, evet kısa vadeli hedefinde başarılı oldu. Belki orta vadeli dönemde de bir ölçüde olabilmiş, olabilir yani 28 Şubat sürecinin aktörlerinin böyle bir başarısı olmuş olabilir, o da tartışmalı ama uzun vadedeki hedefin tutmadığını görüyoruz. Siyasi cenahın orada çok ciddi bir iradesizliği oldu çünkü bu 28 Şubat toplantısında öngörülen 18 maddenin imzalanmasından evvel, imzalanmadı bir süre biliyorsunuz, rahmetli Erbakan Hoca, Başbakan bütün siyasi partilerin liderlerini dolaştı ve destek istedi yani demokrasiye yönelik bir destek istedi, bu kararların Meclis gündemine getirilmesini istedi. Orada bütün siyasi partilerin, görüştüğü siyasi partilerin liderleri bu işi karışmayacaklarını beyan ettiler. Bazıları da bu kararların alınmasının zorunlu olduğunu söylediler. O günün basın yayın matbaatında görmeniz mümkün olabilir ve sonuç itibariyle imzalandı. Uygulanmasında, dediğim gibi, sanıyorum şöyle bir duyguyla imzalandı: “Yani imzalayalım, gerilimi düşürelim, ondan sonra da uygulamayalım.” Nitekim hayata geçirilmiş herhangi bir şey olmadı. En önemlisi bu sekiz yıllık konusu, zorunlu kesintisiz kısmında, en önemli hedef oydu, o demin dediğim projeksiyon sebebiyle, imam hatip liselerinin ortadan kaldırılmasına yönelik, işte Kur‟an kurslarının, biliyorsunuz, o 18 maddenin içinde var, onlara yönelik alınmış herhangi bir karar olmadı, uygulama olmadı. Baskılar arttı, medyanın, mesela hatırlıyorum, manşetler “Bir üst düzey askeri yetkilinin söylediğine göre…” deyip, manşet haberler, köşe yazarlarının yazıları vesaire böyle bir psikolojik harekât ve bir atmosfer yaratıldı. Sonra, “Acaba Başbakan değişikliği yapılsa nasıl olur?” DYP‟nin üzerinde çok büyük baskılar oluştu, Sayın Cindoruk bir parti kurdu, Doğru Yol Partisinden bazı milletvekillerinin bugün bile hâlâ derin şaibeler olduğunun konuşulduğu 47 milletvekili ayrıldı ve öyle bir durumda, “Acaba bu gerilimi, hem iktidarı sürdürmek hem de bu gerilimi düşürmek için bir Başbakan değişikliğine gidilse nasıl olur?” denildi. Büyük Birlik Partisi, rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu da bu iktidarı destekleyeceğini beyan etti. Sonuç olarak, sanıyorum 281 civarında milletvekilinin, iki partinin ve rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu‟nun partisinin imzalarıyla, rahmetli Erbakan Hoca Sayın Demirel‟e gitti, asıl kırılma noktalarından birisinin o olduğunu düşünüyorum ben, istifasını verdi, o imzalı milletvekillerinin listesini de verdi, karşısında yani “destekliyoruz” diyenlerin. Fakat Sayın Demirel Tansu Hanım‟a değil, Mesut Bey‟ e verdi yetkiyi ve Refahyol böylece yıkılmış oldu. BAŞKAN – Değerli Başkanım, biraz önceki anlattığınız konuyla ilgili, “Millî Güvenlik Kurulunun 28 Şubat 1997 tarih ve 406 sayılı kararlarına ek: A) Rejim aleyhtarı irticai faaliyetlere karşı alınması gereken tedbirler…” diye 16 maddelik bir karar alınmış. Bunların,

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-Bedri Sayfa :4

bu kararların içerisinde biraz önce sizin özetle söylediğiniz, Anayasanın temel ilkeleri, Cumhuriyetin temel ilkeleri, tarikatlar, genç nesillerin korunmasıyla ilgili, Atatürk‟ün sevdirilmesi, vatan ve millet sevgisinin anlatılması, sekiz yıllık kesintisiz eğitimin uygulanması MERAL AKŞENER (İstanbul) - En önemlisi Kur‟an kurslarıyla, o sekiz yıllık eğitimdir. BAŞKAN – Evet, bununla ilgili ebeveynlerinin müsaadesi doğrultusunda ancak camilerde belli yaştan sonra çocukların Kur‟an eğitimini alabileceklerini, Tevhidi Tedrisat Kanunu‟na uyulmasıyla ilgili… MERAL AKŞENER (İstanbul) - Kılık Kıyafet Kanunu. BAŞKAN – Kılık Kıyafet Yasası‟yla ilgili, 677 sayılı Yasa ile men edilmiş tarikatların yeniden düzene sokulması… Burada 10‟uncu maddeyle ilgili burada şöyle yazıyor: “Bu maddenin tam metninin Türkiye‟nin uluslararası ilişkilerini ilgilendirdiği için yayınlamıyoruz.” kararı da alınmış. Böylece 18 maddelik bir… Bu bilgiler sizce malum mudur, buradaki Millî Güvenlik Kurulu kararlarının eki olarak mı yayınlandı, sizin bunlardan karar olarak haberiniz var mı? MERAL AKŞENER (İstanbul) - O 10‟uncu maddedeki bir dış ülkeyle alakalı olduğu için yani gizli olduğu için ben de, yasak yani MGK konuşmalarını… MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Herkes biliyor. MERAL AKŞENER (İstanbul) - Bilir, bilir ama benim ağzımdan doğru değil, dolayısıyla o nedenledir fakat şimdi şunları söyleyebilirim: O kurula 24 madde olarak ve çok keskin cümleler halinde geldi bu 18 madde. FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – 24 madde. MERAL AKŞENER (İstanbul) - 24 madde ve çok keskin cümlelerle yani kelimelerin seçimi falan çok keskindi. Sonra, orada 18 maddeye düşürüldü ve daha muğlâk ifadelere veya daha rencide etmeyecek kelimelerle ifade edilecek bir noktaya doğru getirildi. Dolayısıyla o maddeler oluşturulurken… Şimdi şöyle, MGK‟nın sistemini söyleyeyim ben size de daha belki iyi anlaşılır: Alınan bütün kararlara yönelik söylüyorum, sadece bunlarla ilgili değil, koalisyon hükûmeti olduğu için Başbakan ve Başbakan Yardımcısıyla, MGK Genel Sekreteri arasında bir görüşme trafiği olur, o MGK‟ya gidinceye kadar olan süreçte. Bir önceki MGK‟da neyi konuşacağınızı kararlaştırırsınız fakat neyi konuşacağınızla ilgili yani özellikle bu tarz netameli konulara yönelik mevzular bir diplomasi trafiğiyle belli bir noktaya getirilir, Cumhurbaşkanına da gidilir, gelinir böyle bir trafik var. Başbakanla Başbakan

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-Bedri Sayfa :5

Yardımcısı, dediğim gibi, koalisyon hükûmeti olduğu için aralarında görüşmeler yaparlar ve sonuçta bir noktaya doğru gelinir. Aşağı yukarı, orada bürokratın ne söyleyeceği zaten size önceden gelir yani MGK‟ya MİT Müsteşarı, MGK Genel Sekreteri, Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri, Başbakanlık Müsteşarı, İçişleri Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü vesaire gibi böyle bir bürokrat kadro da katılıyor. Bu bürokrat kadrosunun sunuşları olur, onları siz bilirsiniz, önceden gelir önünüze o dosya, onları okur gidersiniz. Sonra, MGK‟nın asli unsurları denilen veya asıl üyeleri denilen kesim kalır, o zaman işte kuvvet komutanları, Genel Kurmay Başkanı, Cumhurbaşkanı böyle sizin oturduğunuz yerde oturur, sivil kesimde burada, o zaman Başbakan, Başbakan Yardımcısı, Savunma Bakanı ve İç İşleri bakanı katılırdı sivil olarak. İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Daha sonradan Adalet Bakanı katıldı. MERAL AKŞENER (İstanbul) - Tabii, sonradan MGK şeyi değişti. Aynı böyle şeyler olur, mikrofonlar olur, bütün hitaplar Cumhurbaşkanına yapılır. Onun için, böyle kavgalı, dövüşlü anlamında veya birbirinize hakaret eden cümleler olmaz çünkü “Sayın Cumhurbaşkanım” diye söze başlıyorsunuz ama bütün bunlar pişirilerek gelir yani o bürokrasi kısmı. Sonra o baş başa kaldığınız andan itibaren konuşmalar başlar. Orada biraz daha net, biraz daha karşılıklı konuşma ama gene “Sayın Cumhurbaşkanım” diyerek başlayan şeylerdir, sözü Cumhurbaşkanı verir. Dolayısıyla böyle bir sistemi var yani ben şimdi şeyleri görüyorum çok, “işte şöyle hakaret edildi, böyle hakaret edildi rahmetli Hoca‟ya” böyle şeyler yok çünkü “Sayın Cumhurbaşkanım” diye hitap ettiğiniz zaman size konuşuluyor ama birbirinize söylüyorsunuz. Onun için belli bir nezaket sistemi içinde oluyor, onu söylemek isterim. Bu kararlarla ilgili, o baş başa kalındığı zaman başlandı konuşulmaya. Orada sivil kanat, yani bu konunun, bir direnç gösterildi, sonrasında imzalanmadan çıkıldı ama bu 18 madde üzerinde mutabakatımtırak bir konu oluştu. Bütün MGK kararları orada imzalanarak çıkar, tavsiye kararıdır zaten. Oradan imzalanmadan çıkıldı, sonrasında işte rahmetli Hoca siyaset kurumunun önemli aktörleriyle görüştü, onlar onu yalnız bıraktılar, Meclis‟in kararına veya Meclis‟in tartışmasına getirilemedi. Sonrasında, sanıyorum bir hafta sonra, önce Sayın Tayan imzalamıştı, biz bekledik o görüşmelerin sonucunu. Bana da denmişti “Sen imzalamayacaksın.” diye. Samsun‟daydım, Sayın Çiller beni aradı, “Hoca imzaladı, sen de imzalayabilirsin.” diye, ondan sonra ben Samsun‟dan döndüm, geldim ve imzaladık fakat asıl dediğim gibi yani o karaların içindeki en önemli konu sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitim ve Kur‟an kursları meselesi, ona bağlı olarak. Ona yönelik de kamuoyu oluşturuldu o zaman bir

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-Bedri Sayfa :6

yani “hadi, hadi, hadi” şeklinde. Onunla ilgili Refahyol Hükûmeti direndi ve herhangi bir adım atmadı. BAŞKAN – Değerli Başkanım, siz bu kararları orada gördükten, Erbakan Hoca, rahmetli de, bunları MGK kararları olarak imzaladıktan sonra, bu 28 Şubat sürecinin en önemli dönüm noktası, daha çok kamuoyunda “Batı Çalışma Grubu” diye bilinen bu grubun oluşması bu kararlara dayalı olarak mı oldu, nasıl oluştu? MERAL AKŞENER (İstanbul) - Hayır. BAŞKAN – Siz İçişleri Bakanıydınız, sizin böyle bir istihbarî bilginiz oldu mu? Bunu kim kurdu, nasıl kuruldu ve Türkiye bu kararların uygulanmasında askeri erkin sivil erke veyahut da seçilmiş millet iradesini temsil eden Meclise nasıl dayatıldı? Bunlarla ilgili siz canlı şahit olarak ne diyorsunuz? MERAL AKŞENER (İstanbul) - Şimdi öncelikle şunu söyleyeyim, en başında söylediğim gibi yani Doğu Aktolga‟nın deyimiyle 28 Şubat için “post modern darbe” denilmesinin sebebi şu: Askeriye, direkt bir darbe değil, direkt bir baskı değil yani gelip bir asker işte silahını şuraya koyup, şunu şöyle yapacaksınız, demiş değil ama medya, sivil toplum örgütleri ve İstanbul, bazı kanaat önderleri, iş adamları, sermaye gruplarının önde olduğu bir manipülasyon ve bir psikolojik atmosfer yaratıldı. Ben samimiyetle kendim için söyleyeyim, bana gelen bir askerin birebir, yüzüme karşı: “Hadi bakalım, şunu şöyle yapın” dediğine hiç şahit olmadım, denmedi bana böyle bir şey ama her gün bir gazete manşetiyle, demin söylediğim gibi “işte bir üst düzey askeri yetkiliden aldığımız bilgiye göre” deyip, kamuoyu nezdinde Refahyol Hükûmeti‟nin itibarsızlaştırılması, böyle bir gerilim ve baskı unsuru yaratılması sağlandı. Şimdi Batı Çalışma Grubu şu: Bu MGK kararları uygulanmadı başka ama bunlar yasaldır yani MGK yasal bir kurum. Yasal bir kurum olduğu için bu kararlar da yasaldır, tavsiye kararıdır, biz tavsiye kararı şekliyle alıp bunların uygulanmasıyla ilgili olarak somut adımlar atılmadı. Dediğim gibi en önemli o iki maddedir, diğerleri onu kuvvetlendirecek maddelerdir. Şimdi burada yani “siyasi olarak bunlar niye imzalandı, keşke imzalanmasaydı.” denilebilir ama yasal, yasal bunlar. Şimdi Batı Çalışma Grubu gayri yasal çünkü bu belgenin ilk gelişi bana nisan ayı, Emniyet Genel Müdürü Sayın Kemal Çelik ve İstihbarat Daire Başkanlığına benim getirdiğim ve imzalanmayan, kararnamesi Sayın Cumhurbaşkanı tarafından imzalanmayan Sayın Bülent Orakoğlu bir dosya getirdiler. O dosyanın içinde de bir belge vardı, bu belge herkesin fişlendiği bir talimatname, bütün siyasi partilerin ilçe

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-Bedri Sayfa :7

başkanları, ilçe yöneticileri yani ilçeden başlayarak ile kadar bütün sivil toplum örgütlerinin başkanları, yöneticileri. Düşünebiliyor musun? Valiler, iller idaresine… Sonra bunun yanlış olduğunu söyleyince, İller İdaresi Kanunu‟na dayandırdılar. İller İdaresi Kanunu‟nun yürütücüsü illerde validir, dolayısıyla orası da değil, gayri yasal bir oluşumdu. Bu belgeyi ben görünce aldım, Başbakan Yardımcısı Sayın Çiller‟e götürdüm. Sonra o da bana rahmetli Hoca‟ya iletmemi söyledi, ben de Adalet Bakanı Sayın Şevket Kazan‟la buluştum, ona verdim, o da rahmetli Hoca‟ya, Sayın Başbakana götürmek üzere çıktı. Şimdi bu, buraya kadar tamam, gerisinin ne olduğuyla ilgili bir şey bilmiyorum. BAŞKAN – Bu andıçlama mı? MERAL AKŞENER (İstanbul) - Hayır, hayır. Bu bildiğimiz, andıç falan değil, Batı Çalışma Grubunun kurulduğu, faaliyetlerinden bir emirname, talimatname yani dediğim gibi herkesin fişlendiği bir talimatname yani fişlemeye yönelik. MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Yani bir şey var mı işte şu partinin yöneticileri fişlensin, şu sivil toplum örgütünün… MERAL AKŞENER (İstanbul) - Hayır, hayır. Toptan, toptan herkes. MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Herkes… MERAL AKŞENER (İstanbul) - Herkesin ne olup ne olmadığı yani mesela siz işte x partisinin yöneticisisiniz sizinle de ilgili yapılıyor ama sizinle ilgili diyorlar ki “İşte laikle ilgili düşünceleri iyidir, Atatürk‟ü sever, Cumhuriyetle barışıktır.” Ama fişleme herkes için geçerli. MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Şöyle bir fişleme var mı? İşte Kürt‟tür, Ermeni kökenlidir, Alevidir gibi. MERAL AKŞENER (İstanbul) - Yok, bunda o yoktu. Benim gördüğümde o yoktu. Şimdi benim gördüğüm iki sayfalık, daha doğrusu bir buçuk sayfalık bir talimatname, o vardır sizde. BAŞKAN – Var Efendim. MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Var. MERAL AKŞENER (İstanbul) - O bir buçuk sayfalık şeyde, onun içinde o tarz etnik, mezhepsel falan bir durum yoktu. Tamamen “İrticai faaliyeti var mı yok mu? Cumhuriyet‟e bağlı mı, değil mi? Laiklikle ilgili sorunu var mı yok mu?” şeklinde ama hiç ayırt etmeden, bütün siyasi yapılarla ilgili bir fişleme, bütün sivil toplum örgütleriyle yani “bu, iyi sivil toplum örgütü” “bu, kötü sivil toplum örgütü” de değil, tamamına yönelik bir şeydi.

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-Bedri Sayfa :8

Sonra 22 Mayısta MGK‟nın kuruluş yıldönümünü biz MGK binasında yapmak üzere MGK toplantısına gittik. Orada rahmetli Güven Erkaya, gene böyle baş başa kalındığında, birden bu Batı Çalışma Grubu kısmını açtı ama o belgeyi şöyle çevirdi: İçişleri Bakanlığı İstihbarat Daire Başkanlığı, dolayısıyla ben ve de Bakan, Deniz Kuvvetleri Komutanlığının bilgisayarını boşaltıp casusluk faaliyeti yaptığımıza dair bir suçlamayla karşılaştım ben orada. Şimdi, belge verildi, belgeyle ilgili bir prosedür işleyecek, onun dışında herhangi bir şey bilmiyorum, birden böyle bir şeyle karşılaştık orada. Ben sadece şunu söyleyebilirim: Bu suçlamanın çok ağır bir suçlama olduğunu, bunu kabul etmediğimi dolayısıyla bu konuda mülkiye müfettişlerini görevlendirip çok derin bir soruşturma yaptıracağımı söyledim. BAŞKAN – Bu belgeyi sizin ele geçirmiş veyahut da İstihbarat Dairesinin ele geçirmiş olmasından kaynaklanan bir durum mudur bu? MERAL AKŞENER (İstanbul) - Şimdi şöyle bir durum bu. Tabii, o arada biz onu bilmiyoruz, rahmetli Hoca bu belgeyi almış, Cumhurbaşkanına götürmüş, Cumhurbaşkanı da çağırmış Karadayı‟ya belgeyi vermiş. Şimdi bu belgeyle ilgili “siz ne yapıyorsunuz kardeşim” i beklerken birden ben casus oldum yani hiç beklemediğimiz bir konuşma biçimiyle karşılaşıldı. Sonra oradan dağıldık. Ben “soruşturma açacağımı, bunun çok ağır olduğunu, böyle bir şeyi asla kabul etmeyeceğimi” söyleyince bunun üzerine biraz böyle bir gevşeme oldu, konuyu hızla kapattılar Hatta ben Antalya‟ya gitmiştim oradan çıkıp, sonra hakikaten görevlendirme yaptım. O arada Sayın Karadayı‟yla bir telefon görüşmesi yaptık. BAŞKAN – Değerli Başkanım açmak için soruyorum, bu Güven Erkaya‟nın yanında bu tepkiyi koyarken başka yanında arkadaşlar var mıydı, orada kimler vardı? MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Milli Güvenlik Kurulu toplantısında değil mi? MERAL AKŞENER (İstanbul) - Karadayı, Hikmet Köksal, MGK Genel Sekreteri İlhan Kılıç, Hava Kuvvetleri Komutanı, Kara Kuvvetleri Komutanı ve Jandarma Genel Komutanı vardı. MEHMET ŞEKER (Gaziantep) - Hükûmet de vardı. MERAL AKŞENER (İstanbul) – Tabii, biz varız, bir de rahmetli Hoca, Tansu Hanım, Turhan Tayan ve ben şeklinde. Hatta yani o kadar böyle şaşırıldı ki orada, hiç beklenmeyen bir durum olunca Tansu Hanım şey yazıyordu, “Dışişleri Bakanlığı mı?” dedi. Yani çünkü başka bir prosedür işleyecek diye biliniyor, böyle bir durumla karşılaşıldı. Sonra Karadayı beni telefonla aradı. Yani işte soruşturma olmasa da olur ama Bülent Orakoğlu‟nun açığa alınmasını istedi. Ben de açığa almayacağımı söyledim.

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-Bedri Sayfa :9

BAŞKAN - Güven Erkaya onların sözcüsü olarak mı? MERAL AKŞENER (İstanbul) – Tabii, o sözcü. Hatta sonra ben o zaman çok sigara içiyordum. Ara verildi, sigara içmeye çıktığımda bana Sayın Koman şöyle bir şey demişti: “Biz bunu konuştuk yani burada açmayın, diplomasi yoluyla çözülsün diye konuşmuştuk ama bizim Güven dayanamadı.” dedi. Yani benden için demiş ki: “Yani bu Hanım üstüne gider bu mevzunun… MEHMET ŞEKER (Gaziantep) - Araştırır. MERAL AKŞENER (İstanbul) – …dolayısıyla da yani büyür iş. Yani bunu biz konuşarak çözelim.” şeklinde bir şey söylemişti bana Sayın Koman. Şimdi, o telefon görüşmesini yaptık. O telefon görüşmesinde “Açığa al.” dedi bana yani “Almanızı istiyoruz.” veya işte ”Rica ediyoruz.” vesaire gibi bir konuşmaydı. Bunun üzerine ben de almayacağımı söyledim çünkü yanlış bir iş yapmadığını… Şayet soruşturmanın sonucunda suçlu çıkarsa bu başka bir şey, ama ben bu soruşturmayı yapacağımı ve çok derinleştireceğimi ve bu metnin de illegal olduğunu, illegal yapılanma olduğunu… Bunun üzerine kapandı telefon. Ben Tansu Hanım‟a söyledim, böyle böyle bir telefon görüşmesi yaptığımızı, benim de böyle dediğimi. Sonra, şimdi ben Sayın Başbakan ve Tansu Hanım‟la nasıl bir görüşme yapıldı onu bilmiyorum yani o arada. Sonuç olarak, Orakoğlu‟nu yurt dışına gönderme kararı alındı. Hatta ben böyle büyük bir jest olsun diye önce Japonya‟yı düşündüm, fakat orasının çok pahalı olduğu ortaya çıktı yani aldığı parayla geçinemeyeceği. Ondan sonra New York‟a ateşe olarak tayin ettik biz onu. O arada bu şey kapandı, konu yani uzlaşılı, kapandı, açığa da alınmadı. Böyle bir sistem içinde kapandı. İstihbarat Daire Başkanlığına gene bizim istediğimiz yani iktidarın istediği birisi tayin oldu, ondan sonra biz düştük yani iktidar düştü. 3 Temmuzda birden bir sabah ben uyandım. Deniz Kuvvetleri Komutanlığının bilgisayarını boşaltıp casusluk faaliyeti yaptığım… Orada Sarımsak ortaya çıkmış. Çünkü o belgedeki sayı ve yazıları silmemişler, oradan Sarımsak‟a ulaşılmış ve onun üzerine bütün gazetelerin manşeti ve bir iki televizyon programı, aşağı yukarı yani 10‟una kadar, Hıyaneti Vataniye Kanunu‟na göre vatana ihanetten, casusluk suçlamasından yargılanacağım yayıldı benim ve on gün benim telefonum çalmadı. Bir tane Artvinli bir muhtar aramıştı, onu hiç unutmuyorum, Allah senden razı olsun diye. Geri kalandan çıt yok. BAŞKAN – O Kadir Sarımsak olayıyla o gün mü karşılaştınız?

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :10

MERAL AKŞENER (İstanbul) – Hayır, onları biliyoruz biz. Yani o belge var. O belgeyi getirenin ben Kadir Sarımsak olduğunu, bir onbaşı olduğunu biliyoruz ama yani ben isim falan öğrenmemiştim çünkü yani bilmemek faydalıdır diyerek isimleri… Yani öyle düşündüm, ben de ismini öğrenmemiştim fakat bir arkadaşın var olduğunu, onun tarafından gayriyasal, illegal oluşumun deşifre edildiğini biliyorum. O belge bende. O belgenin üzerinden işte böyle bir sonuç oldu. Şimdi ben o zaman şunu gördüm: Ha, demek ki gerçekten bu belge ciddi. Anlaşılıyor ki o MGK‟da böyle üzerimize hurra gelindi. Ben tersine “İşte bunu kabul etmiyorum, mutlaka sonuna kadar araştıracağım.” vesaire deyince geriye adım oldu, bir uzlaşma oluştu. Ondan sonra da Anasol-D kurulduğu zaman İçişleri Bakanı Sayın İsmet Sezgin‟di. Bu sistem yani o günkü o belge vesaire herhâlde ellerine geçti. Ben bunun mesela sızdıranın askeriye olmadığını düşünüyorum, sivil iktidar sızdırdı. Oradan, bilemiyorum, ne amaçlı sızdı basına ve sonra işte dediğim gibi Hıyaneti Vataniye‟den vatana ihanetle yargılanmam vazedildi şeyde. Birden işte o zaman, çok ilginç, insanların gerçek yüzünü görüyorsunuz. Mesela Doğru Yol Partisinden bir milletvekili arkadaş bana dedi ki “Çoluğunu çocuğunu ve kocanı yurt dışına çıkar, sen de öldün.” BAŞKAN – Hâlen milletvekili mi? MERAL AKŞENER (İstanbul) – Hayır. O arkadaş şu anda bütün televizyonlarda en büyük demokrat olarak gözüküyor. FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – İsmi neydi? MERAL AKŞENER (İstanbul) – Yok, onları söyleyemem. BAŞKAN – Bir şey daha soracağım. Sayın Başkanım, bilerek bu işle ilgili bu tavrınızla yani devlet adamlığı tavrınızla farkında olarak bir ihtilal girişimini mi önlemiş oldunuz? Bu Batı Çalışma Grubunun bu evraklarının ortaya çıkması, postmodern dediğimiz darbenin ortaya çıkmasını mı sağlamış oldunuz? MERAL AKŞENER (İstanbul) – Şimdi şöyle bir şey: Ben o zaman tam kırk yaşındaydım yani tecrübe olarak daha yani tecrübesiz sayılabilecek, genç sayılabilecek bir yaştaydım. Fakat şimdi demin söyledim, tarihçiyim. Tarih ilmî milletlerin, devletlerin hayat hikâyesidir bir tarafıyla. Şimdi, bu Batı Çalışma Grubu bir kere yani hiçbir yasaya ne askerî yasaya ne Anayasa‟ya ne normal cari, meri hukuka dayanmayan, kendi kafalarına göre kurulmuş, insanları fişleyen bir çalışma grubu, askeriyenin içinde. Ama bunların

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :11

görevlendirdiği, görevlendirebilecekleri -onların sonra görevlendirildikleri ortaya çıktı, şimdi yayınlanıyor bazıları- sivil idareden de sivil bürokrasiden de insanların olduğunu görüyorsunuz. İsimler yok orada ama böyle bir şey, öyle bir dosya bu. Şimdi burada bu fişlenmenin anlamı nedir? Yani insanları niçin fişlersiniz? Zabturapt altına almak için, hakkında bilgi şeyi… Hatta mesela çok ilginç: Çevik Bir imzasıyla benim için gönderilmiş bir şey, daha sonra bir karakol… Yani şimdi Çevik Bir‟in imzasıyla benim hakkımda bir araştırma yaptırılıyor, fişleme. O oradan oraya gidiyor gidiyor, bir karakol polisine geliyor. Karakol polisi bir rapor yazıyor. Düşünebiliyor musunuz, eski İçişleri Bakanı adına yapılıyor bu iş ve sonuçta, çok ilginçtir o, kayınpederimi babam zannetmiş ve hiç unutmuyorum, kim bilir neler sorulmuşsa yani raporu gördüm ben. Raporda şöyle diyor, işte yani “Ahlaki olarak sorunu yoktur, iyi bir ailenin kızıdır.” Bu iyi aile kızlığı da kayınpederim oluyor. Kayınpederi demiyor, babası İzmit‟te tanınan bir esnaftır. Ondan sonra işte şöyle şöyle yani burada tekrarlamaktan hicap duyduğum çok güzel şeyler ama sorulan sorunun karşılığı olduğu için kötü. Yani her bir anlamda soru sorulmuş, nedir, ne değildir, ne bulunacak diye, böyle bir garip şeydi. Ben kendim için görmüştüm. Şimdi, dolayısıyla Batı Çalışma Grubunun deşifre olması, belki Türkiye‟de yani darbe çok iddialı olur yani “Ben darbeyi önledim.” dersem hakikaten şimdi benim açımdan iddialı olur. Böyle bir şeye hicap duyarım, bu kadarına ama şunu söyleyeyim: Böyle bir örgütlenmenin gayri yasal olduğunu bildirmek, bunu kamuoyuyla -daha sonra ilerlemiş süreç var- paylaşmak bu oluşumun etkisini… Belki yani biz yıkıldık, Refah-Yol yıkıldı ama sonraki Hükûmet üzerindeki vesayet kurma anlayışını bir ölçüde ortadan kaldırmıştır diye düşünüyorum. Yani çok büyük laf olur darbeyi engelledim demek o anlamda ama… MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Darbe de engellenmez zaten. MERAL AKŞENER (İstanbul) – O anlamda diyemem ama o gayriyasal… Yani bana getirildiğinde “Defterin kapağını kapat, hadi bakalım, bu böyle kalsın.” da denilebilirdi. Benim yaptığım şey, onu alıp Başbakan Yardımcısı ve Başbakanla paylaşmak, sonra da gereğinin yapılmasını sağlamaya yönelik bir çalışmaydı. Yani bu gayriyasal durumun, oluşumun en azından faaliyetlerinin açığa çıkması sebebiyle engellendiğini düşünüyorum. BAŞKAN – Değerli Başkanım, bu anlatmış olduğunuz konu 28 Şubat yargıya da intikal ettiği için savcılar da soruşturma başlattılar. Savcılar da size bu konuları sormuştur herhâlde. MERAL AKŞENER (İstanbul) – Evet.

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :12

Batı Çalışma Grubunu sordular Savcı Bey. Çünkü tutuklanan askerî bürokratlar MGK‟nın bir gizli kararıdır demişler, MGK‟da konuştuk, dolayısıyla… Şimdi, bakın, yasal dayanağı olmadığı için yani hukuken gayriyasal. BAŞKAN – En önemli kısmı burası olduğu için ben bunu özellikle açıklamanızı istiyorum. Buyurun. MERAL AKŞENER (İstanbul) – Ben de net olarak söylüyorum. Şimdi, benim ifademe zaten o nedenle başvuruldu. Çünkü demin de söyledim. Bu 18 maddeyi, dediğim gibi, siyasi olarak eleştirebilirsiniz, vay niye imzaladınız, imzalamasaydınız diyebilirsiniz. Nitekim vatandaş da sandıkta bunun hesabını o dönemde hepimize sordu fakat Batı Çalışma Grubu bir hukuki zemini olmayan –tekrarlıyorum- gayriyasal, illegal bir oluşum. O nedenle, işte bu darbe teşebbüsü işine hukuken giren alanı da bu sürecin, Batı Çalışma Grubu. Şimdi bunun aktörleri, bu Batı Çalışma Grubunun aktörleri demişler ki “Bu bir MGK kararıdır.” MGK‟ya da giren 4 kişiyiz biz. Birisi rahmetli Hoca, Sayın Tayan, ben ve Sayın Çiller. Böyle olunca yani benim ifademde sorulan bu oldu, ben de böyle bir şeyin bulunmadığını -çünkü açıklayan benim onu- bir yasal zemininin olmadığını ifade ettim ve buna göre yürüyor hukuki süreç. MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Sayın Başkanım, sizden önceki MGK‟da görüşülmüş olma ihtimali var mı, böyle bir karar alma ihtimali var mı? Daha önceki yani Refah-Yol İktidarından önce, Ana-Yol döneminde böyle bir karar alma ihtimali var mı? Birincisi bu. Bir de başka bir sorum olacak. Siz İçişleri Bakanlığı yaptınız bu ülkede. MERAL AKŞENER (İstanbul) – Sekiz ay. MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Biz de 12 Eylülü yaşadık bu ülkede. 12 Eylülden öncesini de okuduğumuz zaman ki tarihçesini, bunları çok daha iyi biliyorsunuz. 1950‟li yıllar, hatta geriye gidelim, ittihat terakkiden beri bu ülkede bir fişleme var yani birilerini fişlemişler. Ben kendimle ilgili fişlemeyi gördüm. Sağlık Bakanlığına doktor olarak atanmam yapılacağı zaman geldim gördüm. “Atanmasının yapılması sakıncalıdır.” gibi bu tür sorular, kime sordular, ne zaman sordular, o da meçhul. Kim yaptı, kim yazdı, o da meçhul. Ama biliyorsunuz emniyette böyle bir fişleme var, MİT‟te böyle bir fişleme var. Yani bu fişleme yeni bir olay değil aslında, yani geçmişten beri yapılan bir iş bu. Hiçbir zaman, İçişleri Bakanı olduğunuz dönemde “Ya kardeşim, artık bu insanları fişlemeyin, yırtın atın bunları.” niçin

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :13

diyemediniz? Yani gerçekten, bu bugüne kadar da var, hâlâ da devam ediyor, ben devam ettiğine de inanıyorum. İstihbarat örgütleri yapıyordur, MİT yapıyordur, birisi yapıyordur yani. MERAL AKŞENER (İstanbul) – Şimdi, ben İçişleri Bakanı olduğum zaman Susurluk olmuştu, kaza olmuştu, ondan sonra Sayın Ağar görevden gitti, ben atandım. Dolayısıyla Susurluk hadisesinin, o dönemi hatırlarsanız çözümüyle ilgili görevlendirildim, bir. Ondan sonra 28 Şubat geldi, iki ve toplamında da ben sekiz aylık bir süreçte… Yani sürem benim yedi buçuk, sekiz aya yakın bir süre de İçişleri Bakanlığı yaptım. Şimdi, mesela, fişlemeyle ilgili olarak zaten bir dönem de ben üniversiteye hocalık için müracaat ettiğimde, sınavı kazandığımda hatırlarsınız o zamanlar, güvenlik soruşturması denirdi. Yasal bir şekilde güvenlik soruşturması, ben de ondan geçtim. Şimdi bunun dışında, bu fasıl yani bu Batı Çalışma Grubu meselesi başka bir şeydi. Yani Türkiye‟nin ya bir siyasi parti ilçe başkanı, bir sivil toplum örgütü başkanı ve yönetim kurulu üyeleri zararlı mı faydalı mı, neye göre zararlı, neye göre faydalı şeklinde kim yapıyor? Hukuki olmayan bir yapı yapıyor. Yani ben öbür fişlemeyle ilgili “Kaldırın bunu kardeşim.” desem de kalkar mıydı, onu bilemem ama önemli bir… Yani bugün fişlenmeyle ilgili, insanların fişlenmesine yönelik bazı şeylerin gündemde olması, geriye doğru adımların atılabilmesinin yolunu açtığımı… “Darbeyi engelledim.” diyemem, demin söyledim yani, hicap duyarım, o kadar büyük işler yaptığımı söyleyemem ama onun yolunu açtığıma da inanıyorum. Bakın şimdi, hayal edin, Susurluk işi var. Tencereler, tavalar, insanlar temiz toplum, temiz siyaset, temiz bir devlet istiyor yani şeffaflık istiyor, çok haklı nedenlerle insanlar sokağa gelmiş. Bir dakika karanlık süresiz aydınlık için eylemler var. Onunla meşgul olurken siz birden “İrtica gitsin” e dönmüş hadise ve hepsiyle beraber çalışmaya gayret ediyorsunuz. Şimdi, orada yani hayal etmenizi öneririm, gerçekten çok ilginç bir dönemdi. Üniversiteler, mesela ben şöyle bir şey kurmuştum: Şimdi, Avrupa Birliğinin, Avrupa Parlamentosunun insan haklarıyla ilgili grubunda böyle komisyonlar var. O komisyonlar sık sık Türkiye‟ye gelir. En sorunlu alan da İçişleri Bakanlığı. Gelirler, karakolları, işte hapishaneleri falan ziyaret ederler ve siz ona “Hayır” diyemezsiniz. Gelirler, bir rapor yazarlar, o raporu da böyle titreyerek beklersiniz, hangi iktidar olursa olsun. Şimdi, o zaman dedim ki ben: “Ya bunlar geliyor, bakıyor, biz bunu nasıl önleyebiliriz? Yani bir de kendimiz bakalım.” Bir şey kurdum, gazetecilerden, üniversite hocalarından yani insan haklarıyla meşgul gazetecilerden, sivil toplum örgütlerinden bir heyet

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :14

kurdum. Aynı Avrupa Parlamentosundan gelenlerin yetkisine sahip ve yani gittiler bir karakolu ziyarete, kapıları açmak kaydıyla ama Türkiye‟den insanlar, çeşitli görüşlerde insanlar. Şimdi onlarla toplantı yaptık biz, ondan sonra Emniyet Genel Müdürüne ben yazı yazdım, bu arkadaşlar böyle böyle olacak diye, Terörle Mücadeleye bağladılar. Şimdi onu oradan alıp bu tarafa getirmek bir çaba. Mesela, cumartesi anneleri vardı o zaman. Yani bunlar o günler için devrimdi, onu söylemeye çalışıyorum. Cumartesi anneleri kayıp çocuklarını arıyor. Bir tanesi otobüs yaptırdım ben, gönderdim şeye. İçine tamamen hanım polislerden, kadın polislerden oluşan bir yapı şey yaptık, bilgisayar koyduk ve önce işte itirazları oldu, taşlamalar oldu falan ama hiç bıkmadan, usanmadan -erkek polis yok içindegelin, beraber arayalım. “Gelin, beraber arayalım.” demek devlet dilinde çok önemli bir adım. Şimdi, mesela sivil toplum örgütleri çok ilginç, o zamanlar böyle acayip bir şey vardı. Ben kadın hakları aktivistliğinden gelen bir insandım Bakanlığa, mesela o tarafım hiç görünmedi. En yakın, beraber çalıştığımız, o kadın haklarına ilişkin sivil toplum örgütlerinin başkanları, tanıdığım, arkadaş olduğum insanlar kaçtı k Şimdi, mesela bir genelge yazdım ben, o da çok önemliydi o zaman için. Şimdi, dayak yer kadın kocasından, gider polise, polis onları barıştırır, barıştırmaya çalışır, evine yollar. O zaman için çok önemli bir adımdı. Şimdi kanunlara giriyor ama 97 için inanılmaz bir şey. Dedim ki ben: “Barıştırmaya uğraşmayacaksınız, tutanağı tutacaksınız, savcılığa göndereceksiniz.” Ben gittikten sonra en azından bu genelgenin hayata geçirilmesi için, bırakın benim haydi adım geçmesin diyelim, sivil toplum örgütlerini tekrar aradık ama onun takibi yapılmadı. Ben gittikten sonra cumartesi anneleriyle ilgili o otobüs işi… Mesela, beraber bulunmuş çocuklar oldu o otobüste. Bir süre sonra bir yumuşama meydana geldi, o sabrın sonucunda ama bunlar, tabii, dediğim, toplamında bir sekiz ay, şeytan taşlamaktan namaz kılmaya vakit yok ve böyle bir sistemin içinde… Yani insan haklarıyla ilgili bir yapı kuruyorsunuz, Terörle Mücadeleye bağlanıyor. Şimdi, hukukçular bilir yani bunun ne manaya geldiğini. O açıdan… Yani ama bugünlerin demokratik anlayışının belki daha olumlu hâle insanlar açısından gelmesinde o Batı Çalışma Grubundaki cesaretli tutumun -herkes için söylüyorum bunu, şahsım için konuşmuyorum- faydası dokunmuştur diye düşünüyorum. BAŞKAN – Değerli Başkanım, bu anlattıklarınızın hepsi sizde şahsi bir zorluk meydana getirdi mi? Özellikle bazı basılı yayın organlarında Çevik Bir‟in ve Tuğgeneral Çetin Saner‟in sizi tehdit ettiğine dair kayıtlar da var. Bu yaptığınız şeyler sizi böyle şahsi tehditlere de muhatap etti mi?

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :15

MERAL AKŞENER (İstanbul) – Yani o malum bir konu var. Onu İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Sayın Teoman Ünüsan‟la daha sonra ben öğrendim. Sayın Çetin Saner‟in bir sofra esnasında konuştukları bir konu o, yani tekrarlamayı sevmediğim, istemediğim bir şey. O zaman ben İçişleri Bakanıydım. Yani ben onu bir ölüm tehdidi olarak algılamadım ama tabii, yani mesela hep merak etmişimdir: “Niye kurşun değil, niye asmak değil de niye öyle bir duygu ve düşünce?” Bu da ayrı bir psikolojik sistemi gösteriyor, yani bir kadına… Yani bir erkek olsaydım herhâlde öldürürüz yani bir kurşun sıkarız, işte bilmem ne olur denirken… Yani onun için, çok çirkin bir hadiseydi o. BAŞKAN – Peki, Sayın Başkanım, böyle sivil hayata müdahale etmek, herkesin kendi görev alanı varken sivil hayata müdahale ederek, millet iradesini temsil eden Meclise müdahale ederek… Bu iş nasıl bir gelenektir, nasıl bir anlayıştır, nasıl bir atmosferdir ki bu şekle dönüşüyor? Yani burada sizin tecrübelerinizin gelecek nesillere ışık tutması açısından önemli olduğunu düşünüyorum. MERAL AKŞENER (İstanbul) – Benim gördüğüm, Başkanım, şöyle bir durum var: Şimdi, siyasetçi de orada küçük hesaplarla veya rekabet sistemi içerisinde, yani demokrasi kavramı etrafında dayanışma gösteremediler. Esas mevzu bu. Ben Kanal-7‟de –sanıyorum 98 veya 97‟nin sonuydu- Sayın Cüneyt Ülsever‟le bir televizyon programında şöyle demiştim… Yani hâlâ onun arkasında duruyorum, ona inanıyorum. Şimdi, o süreçte Türkiye‟nin önemli kanaat önderleri sınıfta kaldı, Türkiye‟nin sivil toplum örgütleri sınıfta kaldı, Türkiye‟nin siyasetçileri -biz de dâhil- sınıfta kaldı, yani demokrasi çerçevesi içinde bakarsak hayata, ama ben milletin sağduyusunun galip olduğunu düşünüyorum çünkü şöyle bir şey oldu: Millet dövüşmüyor etmiyor, belki bağrışmıyor etmiyor ama sağlam bir sağduyusu var, ona göre bir karar veriyor. Orada, mesela ilk seçimde, 99 seçimlerinde şöyle bir şey oldu: Mesela, Refah Partisi ve Doğru-Yol Partisini bir yerde tuttu fakat düşürdü ama aynı şekilde Anavatan‟ı da düşürdü. Yani muvafık-muhalif, o dönemde Mecliste bulunan herkesi cezalandırdı. Yani milletin böyle bir sağduyusu var. Daha seçimlere gitmemiştik. Yani burada bir temel dayanışma olamadı, esas mesele bu. O zaman da meydan boş kaldığı zaman öyle oluyor. Mesela, şimdi, 47 milletvekili DYP‟den gitti. Hatta Sayın Ekinci ile benimle ilgili olarak şakalaşırlardı “DYP‟de teklif almayan 2 kişi” diye. Şimdi, bir arkadaşımız -çok ilginç- işte, böyle “Şu kişi gidecek.” denildi, bir arkadaş da onu ikna etmeye gönderildi, ikisi beraber gittiler. Yani çok trajikomik şeyler yaşandı.

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :16

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – İknada paranın rolü var mıydı? MERAL AKŞENER (İstanbul) – Yani hep onlar dendi. Şimdi, ben görmediğim için onu gerçekten bilmiyorum ama dendi. Çok ilginç şeyler söylendi o dönemde ama sonuç olarak şunu söylemeye çalışıyorum: İnsanların iradesi… Yani, şimdi, espri konusu olan… Ben Genel İdare Kurulu üyesiydim, aynı zamanda Genel Başkan Yardımcısıydım, hem Başkanlık Divanındayım. Genel İdare Kurulu 40 kişiydi DYP‟de, şaka yapılırdı “Sana teklif geldi mi?”, “Bana teklif geldi mi?” şeklinde. Hasan Ekinci‟yle ikimize teklif gelmediği ortaya çıkmıştı mesela. Yani şakalaşırken konuşulandan bahsediyorum. FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Bana niye gelmiyor diye de orada bir arzu olmamış demek ki. MERAL AKŞENER (İstanbul) – Yok, öyle bir şey değil de Feyzullah Başkan, çok acılı bir süreç o, yani o gerçekten iğrenç, acılı bir süreç. Artık böyle şeye vuruyorduk. Mesela “DYP‟nin tabelaları inecek.” deniyordu. İDRİS ŞAHİN (Çankırı) - Sayın Başkanım, şimdi, bu süreç içerisinde, özellikle 28 Şubat süreci içerisinde basından ve Türkiye kamuoyunun takip ettiği ortamlarda en cesur, gerçekçi beyanları her ortamda söyleyebilen birisi olarak dahi, sizi biz bu şekilde tanıyoruz ama şu anda bile bazı şeyleri anlatırken yutkunuyorsunuz, zorlanıyorsunuz. Bunları hem biz gözlemliyoruz hem de bu ifadelerinize dökülüyor. Özellikle 28 Şubatla alakalı bir tespit yaptınız, dediniz ki: “Buradaki kararlar yasaldı.” Şimdi, 28 Şubat sürecinden önce, mesela bir kısım bürokratlar brifingler veriyordu. Belirttiğiniz mesela 24 maddelik bu kararlar toplantı öncesinde hükûmet kanadına, Sayın Başbakana, Başbakan Yardımcısına, sizlere ulaştı mı, yoksa bunların tamamını masada mı öğrendiniz? Birincisi bu efendim. Devamında benim şöyle bir tespitim var: Ben hukukçuyum ve siz 28 Şubattan toplanmadan önce evveliyatında bir Batı Çalışma Grubunun çalışmalarının olduğu ortaya çıkıyor kısmen de olsa. Daha sonradan belki ortaya çıkıyor ama evveliyatının daha öncelerinde, kasım, aralık aylarına dayanan bir çalışmanın olduğu bugün ortada, biliniyor ve 28 Şubatın öncesinde Sincan‟da tanklar yürütülüyor. Mesela, Sayın Cumhurbaşkanı bize, ziyaretine gittiğimizde dedi ki: “Yani gözümüzün önüne hep Sayın Menderes‟in hayali geliyordu. Dolayısıyla Mecliste bir rahat çalışma imkânı bulamıyorduk.” Siz o günün hükûmeti ve Millî Güvenlik Kurulunun sivil kanadı olarak buradan bir endişe duydunuz mu? Bu tankların Sincan‟da yürümüş olması ve sürekli olarak psikolojik bir harbin yapılıyor olması…

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :17

Çünkü “28 Şubatı asker mi, basın mı, iş çevreleri mi tetikledi?” diye bir sorumuz olacaktı size, siz bunu açıkladınız, dediniz ki: “İstanbul‟dan iş çevreleri ciddi anlamda buna katkı sağladı. Yine, sivil toplum gerekli özeni, gerekeni yapamadı ve bir de özellikle basın, sürekli manşetlerle Türkiye kamuoyunda çok ciddi bir psikolojik algıya sebep oldu.” Yani burada alınan kararların altında imzalamamak istemeyişinizin gerekçelerinden birisi, bu dayatılan kararların yasal olmadığı noktasında bir düşünceniz mi vardı? Çünkü normalde Millî Güvenlik Kurulu kararları tavsiye niteliğinde olur, toplantı başında konuşulur, sonra da imza altına alınır ve hükûmet bunları Bakanlar Kurulu kararı hâline getirirse de uygulamaya geçirilir. Ama siz öncelikle bu kararları imzalamamakta, Başbakan ve Başbakan Yardımcısı ve zatıaliniz ciddi bir direngenlik gösterdiniz; bu kararlardan duyduğunuz rahatsızlıktan veyahut da irade dışı gerçekleşmiş olmasından dolayı mı? Bunu özellikle sizden bir sefer daha öğrenmek istiyoruz ve bunların da zapta özellikle geçmesinin de ben Türk demokrasisi adına Türk demokrasisi adına olumlu bir davranış olacağını düşünüyorum. Yine, özellikle sizin döneminizde, o dönemde, İçişleri Bakanı iken 28 Mart 1997 tarihinde İçişlerinden, 13/5/1997 tarihinde de Jandarma Genel Komutanlığından irticai yayın yapan radyo ve televizyonların, özel okul ve yurtların, vakıf okulu ve yurtların, Kur-an kursları ve derneklerin, tarikat, tekke ve zaviyelerin, Türk Silahlı Kuvvetleri aleyhine yayın yapan kuruluşların, TSK‟dan çıkartılan subayların kamuda, nerelerde istihdam edildiğinin, dinci kesimden kamu kesimine sızmalar, Kıyafet Kanunu‟na aykırı davrananlar, Kamu Yönetmeliği‟ne aykırı giyinenler olup olmadığı hususunda gereğinin yapılması şeklinde bir genelge yayınlattınız. Bu genelgeyi yayınlatmadaki maksadınız neydi? Amacına ulaşıldı mı? Bu noktada genelgeyi kendi iradenizle, sivil bir inisiyatif kullanmak suretiyle mi yaptınız, yoksa bu yine Millî Güvenlik Kurulunda alınan kararlar doğrultusunda yapılmış bir hadise miydi? Bir de, o dönemde Sincan‟da tankların yürütüleceğinden İçişleri Bakanı olarak sizin bir haberiniz oldu mu? MERAL AKŞENER (İstanbul) – Yok, olmadı. İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Nedir, Emniyet size herhangi bir bilgi verdi mi? Fadime Şahin ve Ali Kalkancı hadisesinde Müslüm Gündüz olayı özellikle basına çok fazlasıyla yansıdı ve Müslüm Gündüz‟üz ağzında “Nerede kaldı bu polis?” şeklinde, “Burası da soğukmuş. Bize niye bunu haberdar etmediler?” gibi bir serzenişinin olduğunu, yani böyle bir komplo teorisiyle sanki bu hadisenin gerçekleştiği noktasında kamuoyuna yansıyan bir kısım beyanlar var. Bu konudaki düşünceniz ve o tarihler itibarıyla Müslüm Gündüz ve

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :18

Aczimendilerin bu şekilde fütursuzca kamuoyunda görüntü vermelerinin, bir İçişleri Bakanı olarak bunlara dair herhangi bir tedbir aldınız mı veya bunlarla alakalı bir araştırma yaptınız mı? Benim sizden öğrenmek istediğim bunlar Başkanım. MERAL AKŞENER (İstanbul) – Birincisi: Bu 18 madde, önce 24 madde olarak geldi demiştim, onlar bu sivil ve askerî kesim yani bürokrasi gittikten sonra kaldığı süreçte tartışmaya açıldı. İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – O tarihe kadar görmediniz. MERAL AKŞENER (İstanbul) – Yok. MGK Genel Sekreteri tarafından getirildi, o zaten tartışmaya açıldı. Kendi aramızda onun üzerinde konuşmalar yapıldı. Birincisi bu. İkincisi… BAŞKAN – Affedersiniz, konuşmanıza belki açıklık getirebilir diye araya girmek istedim. Daha önce, o dönemde Cumhurbaşkanlığı yapan Sayın Demirel o dönemde Başbakana bir mektup yazmış, yani şubat ayı içerisinde, daha önceki aylarda. İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – 4 Şubatta. BAŞKAN – 4 Şubatta. Aşağı yukarı yazdığı mektupta da… Bu 18 maddelik veya 24 maddelik kısımların büyük bir kısmı o mektupta var. Şunun için soruyorum bunu araya girerek: Bu tip mektuplar daha önceden bilinen… Askerlerin, cumhurbaşkanına varıncaya kadar bu işler biliniyordu, götürülüyordu, orada da bu iş alenileşti. Siz İçişleri Bakanı olarak bu şekilde duyumlar almış mıydınız? Onu bir ilave ederseniz. MERAL AKŞENER (İstanbul) – Şöyle: Ben 9 Kasımda İçişleri Bakanlığına atandım ve birebir ilk çalışma alanımız iktidar açısından en önemli problem olan Susurluk kazası ve onun çağrıştırdığı, yani Susurluk denilen hadisenin… BAŞKAN – Mafya-devlet iş birliği. MERAL AKŞENER (İstanbul) – Yani, şimdi siz kazayı araştırıyorsunuz fakat toplum sizden çok geniş bir alanda şey bekliyor. Şimdi, hukukçular ne dediğimi anlayacaktır. Yani kanuna göre, hukuka göre bir iş yapıyorsunuz fakat ne var, ne yok… FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Halka göre de cevap vereceksiniz.

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :19

MERAL AKŞENER (İstanbul) – Tabii. Neredeyse benim çocukluğumdan kalan ne varsa ne yoksa… İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – İddianameye bağlı kalınmaksızın her şeyi toplayın. MERAL AKŞENER (İstanbul) – …bu arada da soruluyor. Şimdi, böyle bir süreci yönetiyorsunuz. Birincisi bu. Diğer taraftan… Şimdi sizin sorunuzdan giderek hepsini cevaplandırayım. Dolayısıyla orada sonradan konuşuldu, herkes gittikten sonra konuşuldu. Aralar verildi, biz sonuçta imzalamadan çıktık. İmzalanmadan çıktıktan sonra ben neler konuşulduğunu, sonrasını bilmiyorum yalnız. İlhan Kılıç, Sayın Demirel‟le de, rahmetli Hocayla da, Sayın Çiller‟le de, bunların kendi aralarında bir diplomasi yürütüldü. Bu diplomasinin sonucunda, işte dediğim gibi ben Samsun‟daydım, bana Sayın Çiller telefon açtı, Başbakanın imzaladığını söyledi, benim de imzalamam gerektiğini söyledi. Yani, her biriniz bir siyasi partinin mensubusunuz. Dolayısıyla, kişisel olarak bir iktidar bünyesinde kafanıza göre takılmanız, davranış göstermeniz söz konusu olamaz. Partilerin kendi içinde hiyerarşileri söz konusudur, disiplini söz konusudur. Paylaşmadığınız zaman da “Hadi bakalım, eyvallah.” dersiniz, gidersiniz, o başka bir şey. Şimdi, bu süreç böyle işledi. Ben o kendi aralarındaki diplomasi kısmında neler konuşulduğunu bilmiyorum ama bu bir diplomasi veya gidiş geliş yapıldı. Hoca neye göre imzaladı, niçin imzaladı onu bilmiyorum, gerçekten… Şimdi diyorsunuz ya “Yutkunarak konuşuyorsunuz.” diye. Haksızlık etmek istemiyorum bir. Bir de çok önemli görüyorum ben bu Komisyonu. Yanlış yönlendirmek istemem, iki. İnsanlar kendilerine karşı objektif olamazlar. O açıdan bir de oradan çok dikkat etmeye çalışıyorum. Böyle kesik kesik konuşmamın, yutkunmamın sebebi o, yani birincisi bu. İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Normal bir zamanda olsaydı bu kararları sizler imzalar mıydınız? Yani psikolojik bir baskı… MERAL AKŞENER (İstanbul) – Normal zamanda olmazdı canım. Niye imzalansın, bu imzalanmazdı, tabii ki, o kabul. Ama şunu söylemeye çalışıyorum: Şimdi orada, mesela siz bana şahsi fikrimi sorarsanız bu konuda “Ben korktum imzaladım, ben askeriyeden korktum, imzaladım.” diyemem. Ama o iktidarın yürümesi için bir karar alındı, o karar nedeniyle imzaladım. Şimdi, biz şunu yapabilirdik, yani bugünkü aklımla: “Biz bunları imzalamıyoruz kardeşim. Seçime gidiyoruz. Cumhurbaşkanlığının kapısının önünde istifa ediyoruz, seçim

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :20

kararı alacağız.” diyebilirdik, çok önemli bir adım ve iyi bir iş olurdu. Ama o denilemedi. Mesela onunla ilgili beni de eleştirebilirsiniz, diğerlerini de eleştirebilirsiniz, onu demedik, diyemedik. Sebepleri şudur, budur, o ayrı bir konu. Herkesin bir gerekçesi vardır mutlaka. Onu diyemedik. Fakat, benim görebildiğim, yani asıl sizin sormak istediğiniz o: Şimdi, Tansu Hanım terör mücadelesinden dolayı askerleri silah arkadaşı gibi falan hissediyordu. Rahmetli Hoca da “Her istediklerini verdik, onlar bizi seviyor. Zaten çöken DYP olduğu için… Dolayısıyla bizimle bir mesele yok, aslında problem DYP.” gibi bir anlayışın içindeydi. Sonuç olarak, ama bunların hepsi sonuçta bu iktidarın sürmesi için herkesin -demin söylediğim gibigerekçesi farklı olmakla birlikte, kendi kendilerini iknaya yönelik bir tavır olduğunu düşünüyorum ben. Birincisi bu. Diğer taraftan… Şimdi, yani ben Hocaya gelip, silah zoruyla bunu imzala, Tansu Hanıma veya bana, böyle bir şey olmadı. Ama öyle bir sıkışmışlık yapıldı ki “imzaladın imzaladın, imzalamadın istifa et git” noktasına geldi. İktidar da istifa etmedi. Yani ana noktası bu. Yani zamanı kullanıp, o zamanlar mesela siz belediye başkanıydınız, bilirsiniz, zamanı kullanıp acaba bu badireyi atlatabilir miyiz? Zamana yaymak. Nitekim bunlar imzalandı. Ama sonuçta… FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Değişmedi. MERAL AKŞENER (İstanbul) – Orada değişmedi yani. Şimdi bir şey daha, önemli bir şey sordu Başkanım bu genelgeyle ilgili. Benim üç ya da dört genelgem var, üç zannediyorum. Bunların hepsi, Sayın Erbakan‟ın Başbakan olarak İçişleri Bakanlığına yazdığı konular var, onların içinden iç şey bu, yani Başbakanın talimatının iç bünyeye nakledilmesi şeklindedir. Aczimendiler mevzuuna gelince: O dönem çok enteresandı. Şimdi, şöyle bir şey: Mesela görüyorsunuz, yani burada acayip bir şey var, görüyorsunuz, fakat bütün basın yayın hurra, bütün televizyon kanalları hurra şeklinde. Ne oluyor? Size düşen görev, yani herkesin sizden beklediği, bunların ne olup ne olmadığını araştırmak şeklinde. Ha bire araştırıyorsunuz. Çünkü… Hukukçular açısından benim ne dediğim anlaşılıyordur. Bakan olarak sizin göreviniz, yapılan şikâyete onay vermek, araştırın, soruşturun şeklinde onay vermek. Ama esas mesele şu: Şimdi, orada ben sivil toplum örgütlerini derken hepsini söylüyorum, üniversiteler derken hepsini söylüyorum, yani kurumsal yapıları. Öyle altısı, beşi, ikisi, üçü değil, tamamını söylüyorum. Şimdi, çok büyük bir yalnızlık söz konusu oldu. Yani

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :21

arkanızda sizin bir sivil desteğiniz olmuş olsa ona göre. Herkese de çemkiriyor kardeşim. Şimdi, çemkiren…. İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Onlar tek bir merkezden mi yönlendiriliyordu acaba Sayın Bakanım? MERAL AKŞENER (İstanbul) – Yani, zaman içerisinde kimin, nasıl olduğu ortaya çıkıyor. Ama ben şeyi söylüyorum: Herkesin çemkirdiği, çemkirenlerin önünde olduğu bir sistemi varsayın ve orada mesela brifingler başladı, 28 Şubat kararlarından sonra. Şimdi bütün hâkimler, savcılar, gazeteciler, iş adamları, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, sıra sıra gitti insanlar. Mesela, İçişleri Bakanlığında valiler, emniyet müdürleri, kaymakamlar alınamadı. Şimdi savcılıkta Genelkurmay yollamış bütün belgeleri, niye çağrılmadığı var. Ben görmedim, hepsini beraber açığa alırım diye. “Yapar valla” olmuş. Şunu söylemeye çalışıyorum: Arkanızda mesela bir sivil güç, demokratik bir tavır olur, Mecliste olur, siyasi partiler görüşlerini bir kenara bırakarak olur, o zaman şey yapabilirsiniz. Herkesin size çemkirdiği, herkesin eleştirdiği, inanılmaz karikatürlerin çizildiği, bir sürü abuk sabuk işin olduğu… Mesela benimle ilgili ben bir tane belge İçişleri Bakanlığından fotokopi çektirip evime götürmedim. Bir dedikodu çıkarıldı. Yani sizi bürokratınızla karşı karşıya getirmek amaçlı kulis bilgisi şeklinde. Dolayısıyla, böyle bir şey olabilir mi? Yani karşınızdakine güven verebilmek için böyle dosyaları okurdum, imzalanacakları imzalardım. Mesela siz diyelim ki Emniyet Genel Müdürüsünüz veya İçişleri Müsteşarısınız, şeyler geliyor, imzalı… Valinin iznini bile siz imzalıyorsunuz. Ben onları insanların yanında imzaladım, hep ki bir güven olsun karşılıklı, beraber çalıştığım insanlarla diye. Şimdi yani onu anlamadan bugünün şartlarından o güne bakmak çok şey. Onun için ben mesela her şeyi süper yaptım demiyorum, böyle bir şey diyemem. Hepimiz beraber harika işler yaptık diyemem. Siyaseten eleştirilecek elbette çok şey vardır. Ama buradan, oradan, oradan o güne bakmak da doğru değil. Yani inanılmaz bir şeydi. Diyorum on gün telefonum çalmadı benim, hiç kimse aramadı. Bir basın toplantısı yaptım. Önemli olan odur. 3 Temmuzda Sarmusak ortaya çıktı, on gün, böyle 8 Temmuzda… Kendi partinizle de konuşuyorsunuz bu arada. Mesela bana dendi ki: “Biraz çalıyı dolaşan bir basın toplantısı yapın.” Ben bir gün basın toplantımı erteledim. Sonra yapamayacağımı söyledim. Bakın o günkü gazetelere, o basın toplantısından sonra bizim DYP‟liler neler demiş. Sonuç olarak, rahmetli Ayvaz Gökdemir‟le beraber, onun inanılmaz Türkçesi vardı, sizin hemşeriniz, yani inanılmaz bir Türkçesi vardı. Ben Ayvaz Ağabey‟den ne istediğimi söyledim, yani nasıl bir

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :22

mantık istediğimi söyledim, beraber bir metin hazırladık. Meydan okuyan bir metindi o, yani sorumluluğu kabul eden bir metindi. Mesela o metinden sonra… BAŞKAN – Vesayeti reddeden… MERAL AKŞENER (İstanbul) – Vesayeti reddeden, Batı Çalışma Grubunun illegal olduğunu söyleyen… Yani oldum olası tumturaktan nefret etmişimdir, çok iddialı laflardan nefret etmişimdir. Yani darbe… Bilmem ne demeyen ama bu Orakoğlu‟nun da, Kadir Sarmusak‟ın da haklı olduğunu söyleyen, yani siyasi sorumluluğun kendime ait olduğunu söyleyen vesaire vesaire bir metindi bu. Oldukça sert bir metindi. O metinden hemen sonra rahmet Güven Erkaya çıktı, atmosferi gözünüzün önüne getirmenizi isterim, askerî kıyafetleriyle basın toplantısı yaptı. Bir iş adamının daha sonra bana söylediği, Sayın Çevik Bir‟le beraberlermiş, mesela onu izliyorlarmış, benim basın toplantısını, sonra Güven Erkaya‟nın. “Bu kadın kendini ne zannediyor? Bizi döviz büfesi mi sandı?” Çevik Bir‟in söylediği söz bu. O günün atmosferi bu. Ondan sonra, ertesi günü Genelkurmay bana bir bildiri yayınladı, yani muhtıra diyebiliriz. Ertesi gün mahkemeye verdiler beni. Ertesi gün Kadir Sarmusak ile Orakoğlu‟nun savcısı beni ifadeye çağırdı, Meclisten çağırdı. Ben de yazı yazdım “Sanık mıyım, tanık mıyım.” diye. Sonra vazgeçtiler. Şimdi, böyle bir sistemden bahsediyoruz. Orada mesela, dediğim gibi, yani, çok yalnız kalıyor insan, asıl mevzu bu. DYP‟nin ikiye bölündüğünü görüyorsunuz. Mesela benim o basın toplantısından sonra genel başkan yardımcısı birkaç arkadaş DYP‟li “Artık sussun. Zaten divanda da konuşmadık. Bu ne rezalet…” Böyle devletimizin çeşitli yerlerinde görev yapmış ne kadar adam varsa aleyhimde şey, mesela bugün çok … Şimdi, hep onları göreceksiniz basına bakın, yani ben söylemeyeceğim. Ama mesela orada çok demokrat geçinen ve askere vuran bir eski milletvekilinin benim ve hepimizin yargılanması gerektiğini, çok önemli bir demokrat aydının o zaman “CIA‟in operasyonu biziz, CIA‟in operasyonunu da engelleyen askeriye.” gibi bir beyanının olduğunu… Mesela bir karikatür var, baştan aşağıya benden şey, büyük bir at “Şener” yazmışlar, baştan aşağı çamur akıyor üzerimden, bir karikatür. Bir karikatürde Tansu Hanım elini koymuş, ben burada bir kuklayım ve “Kaşınıyoruz” yazıyor. Şimdi, bütün bunları o yazarçizer takımının neler yazdığını ve orada aklınızı uçurmadan kaldığınızı düşünün. Yani çok acayip bir dönemdi. BAŞKAN – Feyzullah Bey, buyurun. FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Ben birkaç soru sormak istiyorum. İçişleri Bakanlığınız döneminde biz bütün çalışmalarınızı biliyoruz. Alışılagelmişin dışında

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :23

çıkışlarınız oluyordu ve bu çok sık oluyordu. Tabii içeride neler dönüyor bilmiyoruz ama bu dönemlerde iki şey benim için çok önemli. Yabancı misyondan çok insan Türkiye‟ye gelip gidiyordu ve gazetecilerinden. Ama gazeteciler de umumiyetle resmî gazeteciler. Bunlardan sizi ziyaret edip veya sizden randevu alıp bir şey görüşmek isteyen oldu mu? Bir de: Bilhassa o dönemlerde iş adamları bu işin çok sıkı içinde idiler, bir kısım iş adamı diyelim tabii. Bu iş adamlarından, düğün, derneklerde olabilir, bazen uçak yolculuklarında olabilir, kafanızda iz yapan, sizinle bazı mevzuları gelip görüşenler oldu mu? İsimleriyle birlikte. İkinci sorum bu. Tabii, bunun içine, Türkiye‟de yeterinden fazla fikir ve kanaat önderi var, yani olması gerekenden fazla fikir ve kanaat önderi var. Bunlardan sizinle özel görüşmeler yapanlar oldu mu? En azından benim için bu da çok önemli, bir randevu talep edenler oldu mu? Bu iki sorunun yanında bir de üçüncü sorum var. Siz de biliyorsunuz, bu Susurluk olayından sonra Türkiye‟de -siz o dönemin içine geldiniz, yani ikinci bakansınız- çok fazla, Osmanlı dövüş sanatları okulları açıldı, yani bütün semtlerde, bilhassa daha kozmopolit ve fakir semtlerde, adı da Osmanlı Dövüş Sanatı. Hatırlarsınız belki. Bunlara da daha çok emniyet tarafından izin veriliyordu veya kaymakamlık diyelim. Çok silah satış mağazası kuruldu biliyorsunuz. MERAL AKŞENER (İstanbul) – Ondan sonra pompalı hikâyesi geldi ya. FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Evet, pompalı tüfekler. Yani bunlar hakkındaki düşünceleriniz nedir? Ben çok fakir bir bölgenin belediye başkanıydım, siz de biliyorsunuz. Ben de şimdi çıkarttırdım, yedi tane silah satış mağazası kurulmuş. On dörde yakın da… Adları aynen şöyle: Osmanlı Dövüş Sanatları Spor Okulu veya Merkezi. Bunların da yüzde 90‟ı emekli subaylar. Bu konudaki düşüncelerinizi almak istiyorum. İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Bir de güvenlik şirketleri de bu bağlamda sorulabilir, özel güvenlik firmalarının da büyük bir çoğunluğu… FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – O sıralarda güvenlik henüz daha ilerlememişti. İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Onları da asker kökenliler yapmıştı. FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – İki üç sene sonra başladı. MERAL AKŞENER (İstanbul) – Şimdi, yabancı misyondan, yani şu büyükelçi, şuranın başkonsolosu veya şu gazeteci, yabancı gazeteci gibi, benden kişisel olarak randevu alıp görüşen hiç kimse olmadı, yani randevu isteyen de olmadı. Fakat bir tek beni, o da resmî olarak Alman elçisi ziyaret etmişti. O zaman Sayın Başbakan Belediye Başkanı, bu

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :24

Siemens‟le ilgili olarak bu metroyla ilgili bir durum var. Ona yönelik, Tayyip Bey onu hatırlayacaktır, bir tane ihale önüme geldi, benim imzalayacağım. Şimdi, tarihçiyim ben, dediğim gibi, teknik işleri bilmiyorum fakat orada mantığa uymayan bir şey var, software satılıyor, yani MERNİS Projesi artı emniyetin ve valilerin bilgisayar sistemine geçişi. Koç Şirketinin Siemens‟le ortaklaşa bir şeyi. Önce bilgisayarla PC satılıyor, ondan sonra onların bakım ücreti 900 bin dolar sanıyorum aylık veya yıllık, 3,5 milyon dolarlık şimdi yanlış hatırlamıyorsam totalinde bir şey. Ben bunu imzalamadım, çünkü mantık dışı geldi, hani sordum bu niçin diye. Önce software‟in yazılması lazım, ona göre PC alınması lazım vesaire vesaire. Neyse ben onu imzalamadım. Ben onu imzalamayınca bir problem hâline döndü. Aynı anda da kayıp ve de şeyi iptal etti. O Siemens‟in, yani Alman firması Siemens olması, Alman firmasının o metroyla ilgili bir ihalesini iptal etti. O nedenle, biz o zaman telefonlaşmıştık, onu hatırlıyorum şeyde. Alman elçisi bu konuyla ilgili görüşmek üzere bana geldi sadece ama böyle kalabalık bir heyetle, yani birebir benimle görüşmeye. Onun dışında hiç kimseyle bir görüşmem olmadı. İlginçtir, bana o zamanlar “fakir köylü kızı” dendiği için benimle iş adamları görüşmezlerdi. Onlar partilerde, her siyasi partide o dönemde başka başka temsilcilerle görüşürlerdi. Çünkü şöyle bir şey olmuştu benimle ilgili: Mesela bir kadın yazar melamin tabak evimde kullandığımı, bir tanesi giyim kuşamdan haberimin bulunmadığını… MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Yasak mı melamin tabak kullanmak? MERAL AKŞENER (İstanbul) – Bunlar yapıldı, onu söylüyorum. FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Köyden yarın gelenler kullanıyor diye. Bunları çok iyi hatırlıyorum. MERAL AKŞENER (İstanbul) – Kullanılabilir de, ben itiraz etmiyorum ama bir şey anlatıyorum. Mesela bir kitapta, işte böyle “Pencereden halı silkeleyen, kolu bilezikli bir koyun tüccarının karısı olması gereken, kafası büyük, elleri yer silmekten, cam ovmaktan eski zaman hizmetçilerine benzeyen kavruk kadının adı Meral Akşener.”ler yazıldı. Bunun anlamı şu: Sen o sandalyede niye oturuyorsun? Ben hep sınıfsal bir problem de gördüm orada, yani şahsımla ilgili bir sınıfsal problem de gördüm hep. Dolayısıyla o “fakir köylü kızı” mevzuundan benim özel iletişimim hiç olmadı. Refahyol düştükten sonra bazı iş adamlarının Mehmet Berlas‟la Sayın Nazlı Ilıcak‟ın evinde tanıdım bir kısmını. Yani oradaki bazı toplantılarda tanıdım. Tanımıyorum, yani iletişimim hiçbir zaman olmamıştır. Onlardan da bana bir talep gelmedi. Mesela bir gazetecinin, çok etkin bir gazetecinin “Telefonlarımıza

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :25

çıkmıyor.” diye televizyondan beni şikâyet ettiğini hatırlıyorum. Ben hep muhabirlerle konuştum. Çünkü küçük bir memurun kızıyım, yani çok zor şartlar altında, herkes gibi, geldim. Ben fırsatlar yakalamış, fırsat bir şekilde bulmuş bir insanım. Dolayısıyla o gazetecilerin de muhabir takımıyla hep, yani İçişleri Bakanlığını takip eden muhabirlerle ve çok şuurlu bir biçimde görüştüm. Asla bir köşe yazarıyla oturmamışımdır. Onun için benden hiç hoşlanmadılar. Mutfaklar severdi, patronlar sevmezdi. Çok meşhur adamlar da sevmezdi. Yani bu muhabirler arasında da o zamanlar konuşulurdu. Mesela benim verdiğim beyanlardan dolayı atlatma haber yapıp maaş ödülü alanlar -o muhabir çocuklar imzasıyla çıkıyordu, o zaman öyleydi sistem- olmuştur. Sendika konusunu tekelleşmeyi basında gündeme getiren ilk benim. O zaman hemen böyle bir sürü şirket kurup gazetecileri oradan oraya, oradan oraya, yılı dolunca sevk ederlerdi, şimdi nedir onu bilmiyorum. Dolayısıyla çok böyle elit kesimle çok yakın ve olumlu şeylerim o zamanlar yoktu, yani benimle kimse görüşmedi ama mesela DYP‟nin içinden görüşülenler oldu. Bir arkadaşımıza “Sandalye altınızdan kayıyor.” denildiğini biliyorum, o koştura koştura gelip söyledi. Bir de işte o çıkış dediniz ya, böyle ne Musa‟ya ne İsa‟ya bir durum oldu orada. Valilerin ve kaymakamların gitmemesi çok sinirli… FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Dövüş ve şeyler… MERAL AKŞENER (İstanbul) – O çok önemli. Şöyle bir şeydir o: Mesela bir gazeteye yazı yazdırılır, sonra o MGK‟ya getirilirdi suç olarak. Yani haber bir elden, şey sonra da siz niye bunu araştırmıyorsunuz diye. Mesela o silah dükkânlarının sonrasında irticai takımının pompalı aldığı, pompalıların toplanması gerektiği, yani silahlandığı iddiası oldu. Sonrasında, tabii o çok büyük bir maliyet aynı zamanda. Ben o maliyetin çıkartılıp orta yere koyduğumu biliyorum. Yani Konya‟nın, Karadeniz‟in çeşitli, resmî evlerde, çoğunlukla da kadınların çalıştığı bir sektör, o zaman öğrenmiştim ben bu tüfek sektörünü. Biri bir tarafta yapılıyor, bir tarafı bir evde, böyle bir sektördür orası. Onunla ilgili sonra o yarıda kaldı. Çok büyük bir rakam söz konusu, çünkü parasını ödeyerek alacaksınız. Onların da öyle olduğunu düşünüyorum. Yani açtırıp “Vah vah, burada çok önemli şeyler oluyor, bunlar silahlanıyor, bunlar dövüş öğreniyor, bilmem ne yapıyor” şeklinde bir şey yol, su, elektrik olarak da Refahyol Hükûmetine döndü, sorunlar yavaş yavaş kapandı. FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Hiç kalmadı canım. MERAL AKŞENER (İstanbul) – İşte onu söylüyorum. Hayır, sonrasında kapandı.

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :26

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Ama bakın, bunları da şu sıkıntı için sordum ben: Biz kapattıramıyorduk da, yani kaymakamlara, emniyet müdürlerine, spor müdürlerine kapattıramıyorduk. MERAL AKŞENER (İstanbul) – Başkanım onlar sonra MGK‟da bizim bir suçumuz olarak önümüze konuyordu, onu söylüyorum. BAŞKAN – Ticaret Kanunu‟na göre adamın şahsi olarak açtığı işler… MERAL AKŞENER (İstanbul) – Tabii, tabii, silahlanıyorlar. Dövüş sanatlarını öğreniyorlar vesaire falan şeklindeydi. BAŞKAN – Değerli Başkanım, şimdi bazı sorular daha var, ben genel olarak söyleyeyim, sizler de bunları bir özetlerseniz memnun oluruz. Sayın Orakoğlu‟nun kitabında diyor ki: “Batı Çalışma Grubu ile PKK arasında ilişkilerin olduğunu biz tespit ettik ve bunu da Hükûmete bildirdik.” Siz o dönemin Bakanı olarak bu şahsı da siz getirdiniz. Sizin böyle bir işbirliğinden haberiniz oldu mu? Sayın Ekinci‟yi dinlerken dedi ki: “Sayın Başbakanın söylediği „Kuvvet komutanlarının bazılarını emekli edelim.‟ diye konuştuk, arkasından da Güven Erkaya Sayın Başbakana geldi, tehdit etti, „Senin 30 Ağustosa kadar ömrün var mı ki sen bizi, kimi, nasıl alacaksın?‟” diye bir tehditten söz etti. Bununla ilgili bir bilginiz varsa onu da sizden cevaplamanızı istiyoruz. Bu 28 Şubat projesi dönemin, yani daha çok merhum Erbakan bir televizyon programında dedi ki: “Bu Amerikan Başkan Yardımcısının Orta Doğu ve özellikle Türkiye‟ye gönderdiği bir kriptoyla ortaya çıkmış bir iştir.” Bununla ilgili de o canlı yayında şeyi göstererek beyan etti. Ben bunu Sayın Recai Kutan‟a da sordum, “Evet, böyle bir şey vardır. Bende de fotokopisi var.” dedi. Böyle 28 Şubat sürecinin tetiklenmesinde dış etkenlerin rolü var mıdır? Çevik Bir‟in Amerikan Büyükelçisiyle görüştüğünden bahsediyor. İstihbari olarak size böyle bilgiler geldi mi? Bunları da cevaplandırırsanız seviniriz. Bir de bu Susurluk olayı her ne kadar Meclis araştırma komisyonuna da konu oldu, bir araştırma raporu da hazırlandı ama kamuoyu sanki tatmin olmamış gibi bir atmosfer oluştu. Bir de o konuyla ilgili kanaatlerinizi almak isteriz. Buyurun efendim. MERAL AKŞENER – Şimdi, o Genelkurmay Başkanının ve diğer kuvvet komutanlarının görevden alınmasıyla ilgili hep bana gazeteciler sordu, benim bir bilgim yoktu. Yani hem Genel Başkan Yardımcısıydım hem Genel İdare Kurulu üyesiydim hem de

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :27

Bakandım ben, yani çok nadir bir durumdur, partide böyle bir görevim vardı. Buralarda resmî olarak bir şey… Yani biz kendi aramızda konuşmadığımız için hep “Bilgim yok.” dedim fakat Sayın Ekinci‟nin bir televizyonda bu konuyu anlattığını gördüm, sonra da Sayın Çiller‟le de bir görüşmemizde yakında zamanda aynı şeyi ondan da dinledim. Dolayısıyla şahsi olarak bana söylenmiş veya DYP bünyesinde konuşulmuş bir durum değil fakat Sayın Nevzat Ercan, Sayın Hasan Ekinci ve Sayın Çiller rahmetli Hoca‟ya, Başbakana gidiyorlar ve bunun alınmasını istiyorlar. Sonraki aşamayı ben sizden ve Hasan Bey‟in konuşmalarından dinledim. Dolayısıyla benim bir bilgim yok. Ama o sonra, kamuoyunda yıllar sonra tartışılır oldu. Böyle bir durum var. Diğer taraftan… BAŞKAN – Batı Çalışma, PKK… MERAL AKŞENER – Şimdi, o konu şöyle bir şey: Yani net bir şekilde “Bunlar PKK‟yla yan yana.” gibi bir bilgi gelmedi bize ama Sayın Hanefi Avcı‟nın -32. Gün- Mehmet Ali Birand‟ın -yani biz düştükten sonra, bu Sarmusak hikâyesi ortaya çıktıktan sonradan bahsediyorum- bir televizyon programında yaptığı bir konuşmada şöyle bir cümlesi var, sanırım onu kastetti Sayın Orakoğlu… Yani bana resmî olarak, ne Orakoğlu‟nun ne Emniyet Genel Müdürünün ne Hanefi Avcı‟nın “Bunlar PKK‟yla irtibat hâlinde.” gibi bir resmî, yani öbürünü nasıl getirdiler, öyle bir getirilmiş şifahi veya yazılı bir bilgim yok benim ama Hanefi Avcı‟nın ağzından o programda duyduğum -benimle de yapılmış konuşma yok- orada şöyle bir şey dedi Kadir Sarmusak meselesini anlatırken: “Zannediyorum şöyle bir şeyden şüphelendiler.” İşte, bu dinlemelerde, Öcalan‟ın bir avukatı vardı -Selim, soyadını hatırlamıyorum- Bursa‟da, işte, Sayın Çevik Bir‟le, onun görevlendirdiği bir kişiyle bu avukat arasında bir telefon görüşmesinin olduğunu bizim yakaladığımızı zannediyorlar. Yani emniyet mensuplarının konuşma biçimiyle, yani şöyle bir şekilde gösterip burada bir konuşma bilgisinin -bunu tersten okuduğunuz zaman- var olduğu anlamına gelir. Ondan sonra da zaten sistem farklı bir noktaya doğru gitti. Şimdi, bunu emniyet dilinden normal insanların diline çevirsek aba altından sopa gösterme anlamını taşır bu. Onu biliyorum ben yani böyle bir konuşmaya şahidim. Onun dışında, böyle bir şey, dediğim gibi, şifahi veya şeyli bana gelmedi. Diğer sorunuzu ben… BAŞKAN - Susurluk‟la ilgili… MERAL AKŞENER – Susurluk‟la ilgili şöyle bir durum var: Amerikan…

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :28

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) - Kriptoyla alakalı… MERAL AKŞENER – Hah, onu söyleyeceğim. Kriptoyu ben bilmiyorum. Şimdi, Başbakanlık ayrı bir alan. Ben başlangıçta, doğrusu, bu işi daha böyle yerli bir proje gibi zannetmiştim fakat daha sonraki aşamalarda… Dediğim gibi, benim İçişleri Bakanlığım sekiz ay toplamında, biz ondan sonra düştük, sonraki aşamada yani Amerika‟nın birebirini yani mutlaka ama dolaylı etkisi olduğuna inanıyorum fakat İsrail‟in daha aktif olduğunu düşünüyorum çünkü Çevik Bir‟in İsrail‟le ilişkileri vardı, yani asıl şeyde… Susurluk‟la ilgili de şöyle bir şey… BAŞKAN – Orayı biraz açar mısınız, ne tip ilişkilerdi bunlar? Yani askerî… MERAL AKŞENER – Yani şimdi, şöyle: Yani çok böyle aleni, açık. Gizli saklı şey filan değil, yani bunlar kamuoyuna açık bilgilerden görülen bir şeydi. Mesela, bu askeriyenin aldığı silah vesaire, çeşitli hizmet satın alırlar, onlarla ilgili bir haşır neşirliği herkes bilirdi yani ama bu özel bir istihbari rapor mu? Hayır, değil ama aleni, açıktı yani bu. Çok böyle Batılı bir subaydı, işte, bu Somali‟ye gidip gelmenin getirdiği… Yani irtibatlarının var olduğu bilinirdi. Yani böyle bir şey. Şimdi bana “Bunu gizli mi biliyorsun?” deseniz, hayır, öyle değil, çok açıktı yani bu şey. Çeşitli davetlerde, şeylerde çok aleni, göz önünde bir işti. Ben İsrail‟in etkisi olduğuna inanıyorum bu işte. Sonra, kriptoyu bilmiyorum, sonra rahmetli Hoca‟nın ben de o televizyon programlarını izledim. Susurluk mevzusu şöyle bir şey: 29 soruşturma açıldı Susurluk‟la ilgili, bunun 27‟sini ben açtım ve mülkiye müfettişleri üzerinden götürdüm çünkü mülkiye müfettişlerinin şöyle bir özelliği vardır: Mülkiye müfettişlerine böyle siyasi baskı sökmez. Öyle bir anlayışta insanlardır ve hızlı yapılmasını, çok hızlı bir şekilde de yargıya gönderilmesini sağlamaya çalıştım. Toplamında… Ama çok ilginçtir, işte o rüzgârın ters dönmesi sebebiyle, çok enteresan bir biçimde Susurluk konusu beklentilerini de çok yükseltti insanların ama bizim araştırdığımız… Yani Susurluk Araştırma Komisyonu başka bir şey oluyor, aynı sizin gibi bir sürü şeyi araştırıyor, o ayrı ama siz hukuki olarak… Yani orada silahlar bulunmuş, insanlar ölmüş, bir kaza olmuş, “Bu nedir, ne değildir?”e bakıyorsunuz ama bu arada toplumda öyle bir beklenti yaratıldı ki 10 kişiyi assan ancak yürekler soğuyacak. Böyle bir şeydi, o böyle enteresan bir durumdu. FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Asılacak adam da bulamadınız herhâlde.

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :29

MERAL AKŞENER – Asılacak adam da, hayır, o yapının içinde yok. Şimdi, sonuçta silahların üzerinden yürüdü iş yani arabada bulunan silahlarla ilgili. Yani esas hukuktur. Siz bakan olarak örterseniz suçlusunuz ama açarsanız görevinizi yapmış olursunuz. Mesela, çok ilginçtir, Susurluk‟la ilgili, o dönemle ilgili benim hakkımda verilmiş ne bir soruşturma önergesi var ne bir şey var, yani ona yönelik, benim görevi savsakladığıma dair en küçücük bir şey yok çünkü dediğim gibi, resmî soruşturmanın 27‟sini ben açtım, 2 tanesini Murat Başesgioğlu açtı. Yani tamamını ben açtım. Sonraki yargı faslını bilemem yani o benimle alakalı bir şey değil. Böyle çok hızlı, yani savsaklamadan, hızlı yapılıp yargıya iletilmesini sağlamaya çalıştım çünkü hükûmeti bir taraftan da onunla dövüyorlardı yani orada biz düzgün durmak zorundaydık hukuki anlamda. Böyle. BAŞKAN – Bir de efendim, sizin o dönemki Müsteşarınızla ilgili sizin yazdığınız veya sizinle olan ilişkilerde daha çok askerî cenaha kararnameleri götürmek ve o tip… Yani kayıtlı olduğu için soruyorum, bazı basılı kitaplarda var, onun için soruyorum. Diyor ki: Mesela, siz Bakandınız ama kararnamelerinizi yapıyordunuz, bunlarla ilgili askerle de istişare etmeden bu kararnameler bir yerlere gitmiyordu. Böyle bir çalışmanın olduğunu biliyor musunuz? MERAL AKŞENER – Benim öyle bir konudan bilgim yok. Sayın Ünüsan askerlerle ahbaplığı olan ama rahmetli Özal‟ın prenslerinden biriydi. Şu anda da bulunduğu pozisyon olarak baktığınızda şey… Yani ben onu bilmiyorum, gerçekten bilmiyorum. Yani demokrasiye inanan bir arkadaş diye biliyorum kendisini. BAŞKAN – O zaman da çok demokrasiye inanan arkadaşlar vardı ama yalnız kaldığınızdan… MERAL AKŞENER – Hayır, anladım da yani çok ilginç, bunu ilk defa duyuyorum. Gerçekten. Enteresan. BAŞKAN – Buyurun. MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Tabii, zor zamanlarda demokrat olmak önemli, yoksa tatlı su demokratlığını herkes yapar. Şu anda da televizyonlarda ahkâm kesen bir sürü insan var, “28 Şubatta biz şunu yapardık, biz bunu yapardık…” Şimdi, Susurluk‟la ilgili geriye dönük çalışmalar yaptığınızda, bu özellikle Çatlı‟nın pasaportlarını emniyet verdi, onunla ilgili geriye dönük bir şeyler bulabildiniz mi? Bir de Susurluk tabii olayın bir sonuydu. Susurluk‟tan önce çok siyasi cinayetler işlendi, burada Veli Küçük diye bir adamın adı çok geçti. Maalesef, hâlâ bunlardan yargılanmıyor bu adam, Ergenekon‟dan, bilmem, darbe yapmaktan yargılanıyor ama asıl,

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :30

mevcut, bu adam pek çok cinayetin işlendiği yerde görevliydi, sorumlu bu adamdı. Bununla ilgili o zaman size gelen bilgiler var mıydı, özellikle bu Sakarya‟da işlenen cinayetlerle ilgili? Bir de MGK kararları tavsiye kararları sonuçta, hükûmet buna uymak zorunda ya da değil demek biraz güç; sonuçta karşınızda bir askerî yönetim var. Dediniz ki: “Erbakan imzalayacak…” Tansu Çiller Hanım öyle demiş size. MERAL AKŞENER – İmzaladı. MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Normalde, prosedür gereği, bakanlar imzalayıp sonra Başbakan ve sonra Cumhurbaşkanı imzalamaz mı bu kararları? Yoksa, önce Başbakan imzalar… MERAL AKŞENER – Vallahi, bizimkisi öyle oldu. Bak, bizimkisi öyle oldu. Şimdi, şöyle: Sayın Tayan imzaladı, ondan sonra Cumhurbaşkanına gitmiştir. Sayın Tayan imzaladı fakat bana dendi ki: “İmzalamayacaksın.” Tansu Hanım da imzalamadı, rahmetli de imzalamadı. Ben sadece size olanı anlatıyorum, diğerinin niyetini okuyamam. Dolayısıyla, ben Samsun‟daydım, Samsun‟da Tansu Hanım beni aradı, Başbakanın imzaladığını söyledi. Yani Ankara‟da olmuş olsam belki o prosedür sürerdi, onu bilemiyorum ama ben Samsun‟daydım, Hoca imzalamış, sonra Tansu Hanım imzaladı. Yani ben “Aman, en geç ben imzaladım, büyük direnç gösterdim.” şeklinde algılanmasın, sistemi söylüyorum. Samsun‟dan döndüm geldim, ertesi sabah ben imzaladım, tekemmül etti. MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Devam ediyorum sorulara. Bir de Aczimendiler o dönemde çok yaygın, işte Türkiye‟nin değişik yerlerinde varlardı. Buna asker bir şey söylemeden önce sizler bir müdahale yaptınız mı? “Ya kimsiniz kardeşim, nereden talimat aldınız, nereden çıktınız sizler? Bu ülkede sizden önce de Müslümanlık vardı, sizden sonra da olacak.” gibi bir eylemin içerisine girdiniz mi? Yine o dönem, sizin döneminizde Meclisten özellikle Kürt parlamenterler, Kürt muhalefeti… MERAL AKŞENER – Yok, benim dönemim değil o. MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Yani o dönem için söylüyorum. MERAL AKŞENER – Yok, ben o zaman milletvekili değildim. MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Değildiniz. Yani bunların hepsi aynı süreçte devam ettiği için söylüyorum. O zaman maalesef Doğru Yol Partisi buna bir direnç göstermedi, yani hiçbir parti göstermedi. Yani gittikçe siyasiler kendi eliyle demokrasiyi askere teslim eder bir pozisyonun

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :31

içerisine girmemişler miydi? Yani 94‟ten başlayarak… Bu da tabii, 28 Şubat da bu işin son finali oldu. Yine o dönemde Azerbaycan‟da bir darbe operasyonu vardı hatırlarsanız, orada bir yönetim değişikliği vardı ve Türkiye‟nin bu işte rol aldığı söylendi. Biz bunu Hasan Ekinci‟ye de sormuştuk, “Benim bu konuyla ilgili bilgim yok.” demişti. Sizin bu konuda bilginiz var mı? MERAL AKŞENER – Yok, benim de bilgim yok çünkü 95 seçimlerinden önce o, dolayısıyla o manada bir bilgim yok. Ama basından yayından bildiğimiz kadarıyla biliyorum ben; onun dışında, yani Azerbaycan‟la ilgili, konuyla ilgili gerçekten bilgim yok. Ben tekrar alabilir miyim. MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Susurluk‟taki o pasaportlar, Aczimendiler sokakta geziyorlar. MERAL AKŞENER – Şimdi, şöyle bir şeydi, yani bunlarla ilgili şöyle bir durum: Tedbir almaya kalkıştığınız zaman bir taraf ayağa kalkıyor, “Nedir kardeşim?” dediğiniz zaman görevinizi yapmıyorsunuz. O günkü şartlar şöyle bir şey: Adım da atsanız dayak yiyorsunuz, adım da atmasanız dayak yiyorsunuz. Yani özü bu. MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Ama o ayağa kalkan insanların sonunu hazırlayan kişilerdi bunlar, operasyon öyleydi yani. MERAL AKŞENER – Onlara itirazım yok, benim itirazım yok ama ben sistemi söylüyorum yani bir taraf öyle, bir taraf… Mesela, çok ilginçtir, bir taraftan “Şeriat gitsin, laiklik kalsın.” diyen kadınların yaptığı mitingler var, bir taraftan cuma namazından sonraki mitingler var. Şimdi, böyle bir sistemin içinde. Şimdi, İçişleri Bakanlığının özelliği şu: “Hukuka, cari kanunlara aykırılık var mı, yok mu?” mevzusu. Şimdi, siz bunun dışında ekstra bir iş yapsanız yol, su, elektrik olarak yine size geliyor. Onun için ben kendime şöyle bir şiar edinmiştim, yani kesin bir şey: Mutlaka meşru zemin, hukuki kurallar içinde kalmak. Mesela, o bütün mitinglere rağmen, özellikle mesela kadınların yaptığı mitinglerde, yürüyüşlerde bir Allah‟ın kulunun burnu kanamamıştır çünkü demokratik bir haktır, yerine gelsin. Ama bu gerilimin iki ayağı açısından söylüyorum. Mesela, çok müthiş dedikodu çıkardı o zaman. Bir dedikodu çıktı “Ne kadar dinî kanaat önderi varsa toplanacak.” diye, telefonlar susmadı, yani “O da mı gidiyor, bu da mı gidiyor, o da mı gidiyor?” Bir de böyle bir… Yani ben size nasıl anlatayım ki o dönemin yapısını. BAŞKAN – Topluma korku salmak…

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :32

MERAL AKŞENER – Yani, inanılmaz. Mesela şunu gözlemliyordum: Başörtülü başörtüsüzden korkuyordu, başörtüsüz başörtülüden korkuyordu yani biri başının örtüsünün çekileceğinden korkuyordu, birisi de saçının başının yolunacağından korkuyordu. Şimdi, burada bir türlü aklıselimi, sağduyuyu oluşturma konusunda problem yaşadık biz. Bir de ben şunu hatırlıyorum: Yani at izi it izi birbirine karıştı meselesi, sapla samanın birbirinden ayrılması meselesi. Mesela şu olabilir, insanların bundan çekinmesi normal: İşte, 1,5-2 civarında, gerçekten Türkiye‟de radikal anlamda, bunun eylemini de koyarak -o günler içinbir rejim değişikliğini isteyen insan olabilir ama bu alan o kadar genişletildi ki toplumun büyük kısmı böyle bir şey… Dolayısıyla bu gerildi, gerildi, gerildi, gerildi… Şunu söylediğimi hatırlıyorum: “Cumhuriyet veya demokrasi, laiklik veya din diyoruz, niçin bunun içine „ve‟yi koymuyoruz? Laiklik ve din, cumhuriyet ve demokrasi, Osmanlı ve cumhuriyet. Yani bunu sağlayamadık. Asıl mevzu bu. Bugün de belki bunu sağlamamız lazım ama bütün sorularınızın cevabı bu “veya”nın üstünden bugüne getirirsek, Türk veya Kürt, Alevi ve Sünni… Yani belki bizim bu “ve”ye ihtiyacımız var. Bütün siyasi yapıların ve kanaat oluşturucularının bu söylemin içinde… Tabii, söylemle eylemin denk düşmesi lazım, bol bol konuşup… Bir Amerikalının sözü var, diyor ki: “Eylemin sesi yüksek sesle bağırmaktan daha yüksek çıkar.” Yani laf söyledik de belki biz, eylemde problemimiz olmuş olabilir. Bütünümüz için konuşuyorum, yani bugün de dâhil olmak üzere. Yani bugün benim size söylemeye çalıştığım şu: O günlerden ders çıkarmak. Şimdi, Veli Küçük‟le ilgili söylediğiniz şey şu… MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Veli Küçük‟le ilgili çok merak ediyorum, yani bu adamla ilgili hiçbir yargılama yapılmadı bugüne kadar. MERAL AKŞENER – İşte, mesela, bakın, bunun sorumlusu İçişleri Bakanlığı değil. Şimdi, şöyle bir algı oluşmasın: Yani kafaya birinin taş düşse İçişleri Bakanı çözmek zorunda. Yok öyle, yani böyle bir şey yok. Şimdi, bu jandarma değil, Kara Kuvvetlerinden bir şahıs Veli Küçük ve Susurluk‟u Araştırma Komisyonu var. Şimdi, beni çağırdınız geldim, bir sürü insan geliyor; siz çağırıyorsunuz, geliyoruz. Şimdi, bu kişinin çağrılıp gelmediğine dair bir tevatür vardı ama çağrılmadığı ortaya çıktı. Yani hangisi doğru, onu bilmiyorum ben şimdi; vallahi bilmiyorum. Şimdi, böyle bakıldığı zaman… Yani bu, mesela sizin bahsettiğiniz dönemlerde ben üniversitede hocaydım, Yıldız Teknik Üniversitesi Kocaeli Kampüsünde hocaydım. Dolayısıyla, basından yayından takip ettiğimiz kadarıyla hepimizin bildiği. Aynı şekilde, o

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :33

milletvekillerinin Meclisten çıkarılmasıyla ilgili dönemde de ben Kocaeli‟nde hocaydım. O açıdan çok bunların ayrıntılarını bilmiyorum ama bir yorum yaptınız siyaset kurumunun dik duramamasıyla alakalı. Orada, doğru, yani demokrasiyi… Belki bugün de aynı şeyi bir eleştiri olarak koyabiliriz veya bir tespit olarak. Ben şunu gördüm, yirmi yıllık aktif politika yapıyorum, yirmi senede gördüğüm şey şu: Herkes demokrasiyi kendine göre tarif ediyor, yani bulunduğunuz yerden tarif ediyorsunuz, bu da doğru bir şey değil. Demokrasi, evrensel olması gereken ve herkes için, benim canımı yaksa bile bazı konularda herkes için geçerli olması gereken bir tariftir. Bunu içselleştirmede problemimiz olduğunu düşünüyorum ben. O çoğu ekâbir takımın beğenmediği halksa bu konuda bizden daha ileri diye düşünüyorum, sokaktaki adam. BAŞKAN – Değerli Başkanım, teşekkür ediyoruz size. Bu Darbeleri Araştırma Komisyonunun sloganı şu: “Darbe mi, bir daha asla!” Bunun olmaması için -yani son sözler olarak da- Türkiye‟nin nasıl yönetilmesi veya bu işle ilgili bu vesayet rejimlerine geri dönülmemesi için siz ne düşünürsünüz, son söyleyecekleriniz bu konuda ne olur? MERAL AKŞENER – Şakşakçılığı bırakmak lazım, en önemlisi o. Yani şimdi, mesela askeriye deniliyor, doğru. Yani bir valiler toplantısında ilk defa topladığımda şöyle bir şey söylemiştim, tanımanız açısından söylüyorum bakış açımı: Şimdi, bu sivil bürokrasi için konuşalım. Şerif Mardin Hoca‟nın bir tespiti var, diyor ki: “Cumhuriyet trenine mütegallibe bindi, sivil silahlı bürokrasi bindi, halk binemedi.” Aslında her birimizin, ayrı ayrı siyasi görüşlerde olsak bile mücadelesinin özü bence -yani demokrasi anlamında da bu- halkı bu treni bindirmek. Doğru mu? Yöntemlerimiz, metotlarımız, dilimiz başka olabilir ama halkı bindirebilmeliyiz. Şimdi, halk binmeye gayret etti hep, yani ona uygun siyasetçinin de çeşitli dönemlerde, öyle uygun gördüğünü, yani “Bana uygun davranıyor.” veya “Böyle söylüyor.” diyenin de peşinden gitti. Şimdi, bir taraftan da bizim kurumlarımızın “Bu cumhuriyeti biz kurduk.” diye bir kanaati var. Yani şöyle: “Bu cumhuriyeti biz kurduk…” Mesela valilere şöyle demiştim Hoca‟nın sözünü hatırlatıp: “Bu cumhuriyeti biz kurduk diyorsunuz, bakıyorsunuz, bu devleti yönetmek o kadar ciddi, o kadar ciddi bir iştir ki bu siyasetçi denilen şahsa bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir diyorsunuz.” Hepsi beraber “Estağfurullah.” dedi. Ama doğru. “Tamam, hani, siz kurdunuz, kabul de sonuçta o çok böyle kıskançlıkla koruduğunuz devletinizle ilgili kâğıtların altına da imzayı bu şahıs atacak. Dolayısıyla doğru bilgilendirin.” Birincisi bu.

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :34

Sonra ben bunu Sayın Karadayı‟ya söyledim, dedim ki: “Valiler bunu söylüyor, siz de diyorsunuz ki: Bu cumhuriyeti biz kurduk, sivil denilen kişilere bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir.” Yani esas mevzu bu. MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Ama en doğrusunu Atatürk söylemiş, “Cumhuriyeti biz kurduk, onu siz yaşatacaksınız.” demiş; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına söylemiş, bürokratlara söylememiş, milletvekilleri yaşatacak dememiş. MERAL AKŞENER – Aynen öyle, aynen öyle, aynen öyle. Ama ben hep vatandaşın, Sayın Milletvekilim, sınıfı geçtiğine inandım. Mesela Türkiye‟yi ben iki kere dolaşmış bir insanımdır, o ümmi yani okuması olmayan teyzelerden öğrendiğimi tahsillilerden öğrenemedim. O Anadolu‟nun irfanı, feraseti dediğimiz bir şey var. İşte, belki birçok gerilimin arkasında, bu gerilimi ortadan kaldıracak o irfan, o feraset aslında bizde var da biz işte biraz okuyan yazan kesim anında o tarafı beğenmediğimiz için böyle bir gariplik var. İşte, mesela ben onu “ve” diye formüle ettim ama o ümmi teyzelerden öğrendiğim bir şey bu. Ne ayraç olarak kullanıyoruz şeyi, bir arada olsa nasıl olur? Dolayısıyla şakşakçılığı bırakmak lazım. FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Acaba şöyle bir şey mi var: Cahiller bu işi bilmedikleri için alım satıma pek yanaşmıyorlar, biraz okuyanlar bu işi daha iyi biliyor, onun için alışveriş daha mı kolay oluyor onlar arasında? MERAL AKŞENER – Onu bilemiyorum da benim söylediğim şu: Şimdi, bu coğrafyada yaşıyorsunuz ve var olmuşsunuz. O böyle anadan kıza, babadan oğula aktarılan da bir kültür var, bir anlayış var, bir inanç var, bir davranış var. Yani otuz senedir kavga veriyor bu ülke ama kimse kimsenin tavuğuna bir taş atmadı. Basit bir şey değil. Yani orada onu aramamız lazım bizim. İşte, küçük hesaplar devreye giriyor öbür türlü, çelme atmalar devreye giriyor, küçük entrikalar devreye giriyor -görebildiğimi söylüyorum- ama bu sivil ve silahlı bürokrasi açısından bakıldığında da şey çok. Yani şimdi bu değişiyor ama gerçekten, kendi kurduklarına inanan ve o kurumların devrettiği de bir kurum kültürü var yani biz korumak zorundayız. Bunların bir kısmı iyi niyetli olabilir, bir kısmı şey olabilir. Değişim denilen hadiseye karşı insanlar korkuyor. Bir Çin atasözü var, bedduası var “Dilerim değişim döneminde yaşarsınız.” diye. Yani sadece koltukları kaybetmekten olduğunu da düşünmüyorum ben mesela sivil bürokrasi açısından. Düşünün, siz bürokratsınız değil mi? Mesela, birbirimizi belki daha anlayacağız. Şimdi, kurallar var, teamüller var, gelenekler var, ne iş yaptığınızı biliyorsunuz. Onlar değiştiği zaman, sadece sandalye gidişinden korktuklarını zannetmiyorum, bir de böyle hani o yeni düzenin arkasını -alıştıkları düzeni

TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
Komisyon : DARBE Giriş : 11.00 Tarih : 25/6/2012 Grup : Uyan-BedriSayfa :35

biliyorlar, arkasını görüyorlar, geleceği görüyorlar- burada görememenin getirdiği o devleti koruma, kollama içgüdüsünün devreye girdiğini düşünüyorum. Dolayısıyla, hani herkese de haksızlık etmemek için bu son sözleri söyledim ama özünde şakşakçılık var. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Başkanım, sizi epeyce yorduk. MERAL AKŞENER – Ben teşekkür ederim. BAŞKAN - Arkadaşlar, toplantıyı kapatıyorum. Kapanma Saati. 13.27

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->