P. 1
KPSS MALııYE DERS NOTU

KPSS MALııYE DERS NOTU

|Views: 1,501|Likes:
Yayınlayan: Rujo1

More info:

Published by: Rujo1 on Nov 13, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

07/26/2013

pdf

text

original

1

MALİYE TEORİSİ I. KAMU MALİYESİNİN TANIMI Kamu maliyesi; devlet faaliyetlerinin iktisadi, mali ve sosyal etkilerini inceleyen bilim dalıdır. Daha geniş anlamda ele alındığında ise aşağıdaki unsurların incelenmesini de içermektedir;

-

Kamu tüzel kişilerinin görevlerini gerçekleştirebilmek amacıyla giriştikleri faaliyetleri özellikle iktisadi ve sosyal açılardan inceleyen, Çağdaş devlet anlayışı içinde devlet faaliyetlerinin sınırlarının ne olması gerekeceğini araştıran Bu faaliyetlerin gerektirdiği harcamaların yapılması ile bunları karşılayacak gelirlerin elde edilmesine ilişkin sorunların hukuki, ekonomik, sosyal ve teknik yönlerini araştıran sosyal bilimlere dahil bir disiplindir.

II. KAMU MALİYESİNE İLİŞKİN ÇEŞİTLİ YAKLAŞIMLAR A. GELENEKSEL YAKLAŞIM

 Kurumsal Yaklaşım: Devlet faaliyetlerinin hukuki ve idari bakış açısından incelemesini
öngörmekte ve vergilerin uygulamasına ilişkin usul ve esasların ve düzenlemeler yanında, kamu fonlarının kullanımı da ele alınmaktadır.

 Yapısal Yaklaşım: Devlet faaliyetine ilişkin konuların ekonomik açıdan incelenmesidir.
Ekonomik yapı, kısaca özel ve kamu ekonomisi ayrımı içinde kamu ekonomisine ilişkin faaliyetlerin kaynak dağılımı ve kullanımında etkinlik, devlet faaliyetlerinin etkinliği ve alternatif maliyetler, piyasa ekonomisi ile ilgili faaliyetlerin incelenmesi, diğer bir deyişle kamu faaliyetlerinin ekonomik analizinin yapılmasını kapsamaktadır.

 Değişim Yaklaşımı: Devlet faaliyetlerinin optimum düzeyinin, kısaca kamu ekonomisinde
üretim düzeyinin optimum noktasının piyasa ekonomisininkine benzer bir şekilde (fiyat mekanizması) belirlemeyi amaçlamaktadır. Buna göre vergiler fiyat gibi görülmekte ve üretilen devlet hizmetlerinin faydasının marjinal maliyete (vergilere) eşit olduğu noktada devlet faaliyetlerinin optimum noktaya oluşacağını belirtilmektedir.

 Refah Yaklaşımı: Devlet faaliyetleri ile, toplum refahının nasıl maksimize edilmesi
gerektiğini öngörmekte olup, bireylerin refahlarını azaltmadan toplum refahının artırılmasını amaçlamaktadır.

 Gelir Yaklaşımı: Devlet Faaliyetlerinin milli gelir üzerindeki etkilerinin incelenmesini ifade
eden bu yaklaşım fonksiyonel maliye olarak da adlandırılmaktadır. B. ÇAĞDAŞ YAKLAŞIMLAR Hukuki Yaklaşım: Devlet faaliyetlerinin gerçekleştirilmesinde, kamu tüzel kişilerine anayasa ile yüklenmiş olan fonksiyonların yerine getirmesi için harcama yapılması, söz konusu

2
harcamaların finansmanı ve bu finansmanın hangi kaynaklardan ve hangi usullerle sağlanacağı ile bu kaynakların topluma içerisinde oluşturacağı mali yükün adil bir şekilde dağılımının nasıl olacağı konularını kapsamakta ve tarihi, hukuki ve kuramsal düzenlemeleri de içermektedir. İktisadi Yaklaşım: Devlet faaliyetlerinin ekonomi üzerindeki etkilerinin analiz edilmesidir. Yapısal yaklaşımda devlet faaliyetlerinin ekonomik analiz yapılmakta, ekonomik etkilerinden ziyade özel ekonomi ile karşılaştırılması ön plana çıkmaktadır. Burada ise özellikle kamu faaliyetlerinin ekonomik istikrar, büyüme, kalkınma, gelir dağılımı ve kaynak kullanımında etkinliğin sağlanması üzerindeki etkilerin ve kamu faaliyetleri ile bu amaçlara nasıl ulaşılabileceği incelenmektedir. III. KAMU MALİYESİNDE KLASİK VE MODERN ANLAYIŞ  Klasik mali yaklaşımın temel görüşleri: - Jandarma devleti savunur. - Bütçe dengesi, mali denge esastır. - Ekonomik denge görünmez el (tam rekabet) yoluyla otomatik olarak gerçekleşir. - Tam dışlama (crowding out) etkisi vardır. - Özel kesim kamu kesiminden daha verimlidir. - Borçlanma olağanüstü bir kamu geliridir. - Tarafsız, nötr maliyeyi savunur.  Modern (Fonksiyonel) mali yaklaşımın temel görüşleri: - Müdahaleci/sosyal devleti savunur. - Süzgeç devlet teorisi (ikincil dağılım). - Hazinenin gelir sağlama fonksiyonu vardır ve borçlanma normal bir kamu geliridir. - Bütçe dengesi değil, Makroekonomik denge esastır. - Ekonomi daima tam istihdam denge noktasında değildir. - Ekonomide çarpan etkisi vardır. - Fonksiyonel maliyeyi savunur. III. KAMU MALİYESİNİN AMAÇLARI Kamu maliyesinin amaçları üç ana başlık altında toplanabilmekle birlikte, iktisadi istikrarın sağlanmasının alt başlıkları da birer kamu maliyesi amacı olmaktadır.  Kaynak Kullanımında Etkinlik: İktisat biliminin temeli kıt kaynaklarla ve sonsuz olan ihtiyaçların nasıl karşılanacağı sorunu üzerine kuruluştur. Nitekim, kıt kaynaklarla sonsuz olan ihtiyaçlar karşılanırken kaynakların etkin kullanımı bir zorunluluktur. Kamu sektörü de

3
aynı kıt kaynakları kullanarak toplumsal ihtiyaçları karşılamaya çalışmaktadır. Bu anlamda kaynak kullanımında etkinliğin sağlanması kamu sektörü, diğer bir ifadeyle kamu ekonomisi içinde temel sorunlardan ve ulaşılması gereken amaçlardan birisidir. Aynı zamanda, kamusal mal ve hizmetlerin yanı sıra bazı yarı kamusal ve özel mal ve hizmetlerin üretiminin de tamamen piyasaya bırakılması halinde kaynak kullanımında etkinliğin bozulacak olması da, kaynak kullanımında etkinliğin sağlanabilmesi için devletin bu tür mal ve hizmetleri kamu ekonomisi içerisinde üretmeye itmektedir.  Bölüşümde (Gelir Dağılımında) Etkinliğin Sağlanması: Kamu ekonomisinde sunulması zorunlu hizmetler için kaynaklar toplanmakta (vergi), toplan kaynaklar bu hizmetlerin sunumu için gerekli olan maliyetlere harcanmaktadır. Bu süreç nihai olarak bütçe ile şekillenmektedir. Bu süreç içerisinde devlet kaynakların toplanması aşamasında zenginden fazla, fakirden az alarak, sunduğu hizmetlerde (kaynakların dağıtımında) dar gelirli gruplara daha fazla zenginlere daha az hizmet tahsisi yaparak gelir dağılımının düzenlenmesinde etkin olabilir. Buna gelirin yeniden dağılımı denilmektedir.

 Ekonomik İstikrar: Ekonomik istikrarın sağlanması iki temel veriden oluşmaktadır.
Bunlar, fiyat istikrarı ve tam istihdamdır. Fiyat istikrarı, fiyatlar genel düzeyinin aşağı ya da yukarı doğru dalgalanmaması yani istikrarlı olmasıdır. Tam istihdam; geniş ve dar anlamda tam istihdam olarak ikiye ayrılmaktadır. Burada dar anlamda yani sadece işgücünün atıl kalmayacak şekilde kullanılması ifade edilmektedir. Kısaca işsizliğin olmaması, tüm işgücünün kullanılması kastedilmektedir. Kamu maliyesi vergi ve kamu harcamalarını kullanarak, talebin genişlemesini ve daralmasını sağlamakta ve bu yolla fiyat istikrarı ve işsizlik çözümlenebilmektedir. IV. KAMU EKONOMİSİ TEORİSİ: KAVRAMLAR, KURUMLAR, KURALLAR A. İktisadi Faaliyetlerin Özellikleri İktisadın temel problemi kaynakların kıt, ihtiyaçların ise sonsuz olmasıdır. Kamu maliyesinde ise temel problem aynı kıt kaynaklar ile sonsuz olan toplumsal ihtiyaçların (bireysel ihtiyaçlar değil) giderilmesidir. Bunun yanı sıra, devletin sunduğu bazı hizmetlerin yarattığı olumlu dışsallık ile bazı piyasa malların yarattığı olumsuz dışsallıklar gelir dağılımı ve özellikle kaynak kullanımında etkinliği düzenlemekte ya da bozmaktadır. Diğer bir ifadeyle, devlet faaliyetlerinde özellikle kıt kaynakların neden olduğu kaynak kullanımında etkinliğin sorunu ve gelir dağılımının düzenlemesi sorunu gibi iktisadi temelli amaçlar daha fazla ön plana çıkmaktadır. B. Ekonomik Yapı ve Ekonomik Kesimler Genel ekonomi kamu ve özel kesim ya da sektör olarak ayrılmaktadır. Bu ayrımda hangi sektörün üretim ve tüketimden ne oranda pay alacağını belirleyen sistem ise ekonomik yapıyı oluşturur. Bu sistemler ;

4
Piyasa Ekonomisi - Fiyat mekanizmasına, - Bireysel faydaya ve kar güdüsüne dayanmaktadır. - Özel mülkiyet ve serbest girişimin yanı sıra, bu hakları koruyan ve kollayan hukuki yapı diğer bir ifade, özel hukuk kuralları vardır (Miras Huk., Eşya Huk. vb.). Not: Kapitalist sistem, liberal ekonomi, serbest piyasa olarak da adlandırılmaktadır Karma Ekonomi Ekonominin tümünün özel kesimle kamu kesimi arasındaki paylaşıldığı, diğer bir ifadeyle, ekonomik yapının hem özel kesimden hem de kamu kesimi içinde barındırmasıdır. Karma ekonomik sistem günümüzde yerini giderek piyasa ekonomisine bırakmaktadır.

Sosyalist Ekonomi Merkezi planlama anlayışına dayanmaktadır. - Özel sektörün varlığı kabul edilmez. - Sosyalist ekonomide özel mülkiyet, özel girişim ve özel hukuk kuralları bulunmamaktadır. Not: Sosyalist ekonomi, totaliter müdahaleci sistem, merkezi planlı ekonomi, kumanda ekonomisi diğer isimleridir.

C. Kamu Kesiminin Tanımı ve Gerekliliği Bazı mal ve hizmetlerin özelliklede kolektif (tam kamusal) mal ve hizmetlerin piyasa ekonomisi içerisinde üretilebilme olanakları olmadığı gibi, piyasa ekonomisinde üretilen bazı mal ve hizmetlerin yarattıkları olumsuz dışsallık nedeniyle devletin ekonomi içerisinde yer alması ve üretime katılması zorunludur. Devletin ekonomi içerisinde yer alma zorunlulukları, gerçekte piyasa başarısızlıklarından kaynaklanmaktadır. Piyasa başarısızlıkları aşağıda kısaca özetlenmektedir. Piyasa Başarısızlıkları 1.Piyasada tam rekabetin geçerli olmaması 2. Dışsal ekonomiler 3.Ölçek Ekonomileri (İçsel-eksi ekonomiler) 4.Üretim faktörlerinin coğrafi ve sektörel dağılımında dengesizlikler (Kaynak dağılımında etkinsizlik) 5.Özel gelir ve servet dağılımındaki adaletsizlik 6.Tam Kamusal mallar 7.Erdemli mallar 8.Asimetrik Bilgi 9. Ücret ve fiyatların yapışkanlığı 10. Risk ve Belirsizlik 11. Negatif Eğimli arz ve pozitif eğimli talep eğrisi 12.Ekonomik istikrarsızlık Devletin Başarısızlıkları 1.Politikada tam rekabetin geçerli olmaması 2.Politik dışsal ekonomiler: Politikada patronaj ilişkileri, politik yandaşlık ve partizanlık, rant oluşturma ve rant dağıtma faaliyetleri, çıkar gruplarının rant kollama faaliyetleri, dışsal ekonomiler, politik miyopluk 3.Politikada Negatif Ölçek Ekonomiler 4.Politikada bütçe kaynaklarının coğrafi ve sektörel dağılımında dengesizlikler: Lobicilik,Hizmet kayırmacılığı, merrrkeziyetçilik. 5.Kamusal güç ve yetki dağılımında adaletsizlik:Devlet harcamalarında israf ve savurganlık, mali yanılma. 6.Bütçe açıkları 7.Kayıt dışı ekonomi bozulmaktadır. Tüm bunlar bir arada

Yukarıda sayılan nedenlerden dolayı ekonomide kaynak kullanımında etkinlik, gelir dağılımında adalet ve ekonomik istikrar değerlendirildiğinde, devletin ekonomi içerisinde bazı mal ve hizmetleri üretmesi, bazı mal ve hizmetlerin ise üretiminin denetlenmesi ve düzenlenmesi şarttır. Bunun sınırları ne olmalıdır. Bu da ülkelerin siyasi, sosyal ve ekonomik yapılarına göre değişmektedir. D. Kamu Kesiminin Kapsamı ve Büyüklüğünün Ölçülmesi Kamu kesiminin büyüklüğü, toplam harcamaların GSMH’ye oranlanmasıyla bulunmaktadır. Dar anlamda kamu sektörü, merkezi yönetim ve mahalli idarelerin toplamıdır (bazı yazarlara

5
göre sadece merkezi idare dar anlamda kamu sektörüdür), geniş anlamda kamu sektörü ise, merkezi yönetim ve yerel yönetim kuruluşları, parafiskal kuruluşlar ile kamu girişimlerini kapsamaktadır. Bir diğer ifadeyle; geniş anlamda kamu kesimi, kamu kesiminin sunduğu hizmet veya bulunduğu faaliyet ne olursa olsun kamu yetkililerinin otorite ve vesayetine tabi kurum, kuruluş ve örgütlerdir denilebilir. Bu tanıma göre, Türkiye’de kamu ekonomisi kesiminin kapsamına giren kurumlar şunlardır:  Devletin Merkezi İdare Teşkilatı: Merkezi Yönetim kapsamında; Genel Bütçe, Özel Bütçe, Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlar yer alır.  Mahalli İdareler: İl Özel İdareleri, Belediyeler, Mahalli Birlik ve Köyler vardır. Ancak köy 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu Kapsamında yer almaz.  Sosyal Güvenlik Kurumları: Sosyal Güvenlik Kurumu ve Türkiye İş Kurumu.  Kamu Girişimleri: KİT’ler ve KİT’lere bağlı Müessese, Bağlı Ortaklık ve İştirak. Not: Bazı hizmetlerin yerel yönetimler tarafından sunulması esastır. Buna yerellik ya da Subsidiarite ilkesi denilmektedir. ilkeye göre, bir yetki ya da sorumluluk halka en yakın birimler tarafından yerine getirilir. Eğer bu en yakın birimler (eyalet, belediye) bu yetki ve sorumluluğu yerine getiremeyecek derecede zorlanıyorsa ya da bütçesini aşıyorsa o zaman bir üst yetkili makama başvurulur. E. Kamu Ekonomisince Üretilen Mal ve Hizmetlerin Nitelikleri ve Özellikleri Kamusal ihtiyaçlar insanoğlunun bir arada yaşama zorunluluğundan kaynaklanan toplumsal ihtiyaçlardan doğmaktadır. Diğer bir ifadeyle, toplumun müşterek nitelikteki ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla devletin yapmak durumunda olduğu hizmetlerdir. Bu ihtiyaçların tüketimi bireysel faydadan ziyade sosyal fayda sağlayan ihtiyaçlardır. Kamu hizmetleri merkezi ve yerel yönetim birimleri aralığıyla gerçekleştirilmektedir. Devlet, kamu hizmetlerini finanse etmek amacıyla kamu geliri toplar ve kamu gelirini, kamu harcamaları yöntemiyle kamu hizmetlerine aktarır. Ancak, devletin faaliyetlerini sürdürmek amacıyla kamu harcaması yapması ve kamu geliri elde etmesi, ekonomi üzerinde etki yaratmaktadır. Kamu gelirinin toplanması ve kamu harcamasının yapılması, kaynak kullanımında, kaynak dağılımında ve gelir dağılımında etkili olmaktadır. Kamu ekonomisince üretilen mal ve hizmetler kısaca (bu konu ile ilgili ayrıntılı inceleme kamu giderleri bölümünde yapılacaktır);

1) Tam Kamusal Mal ve Hizmetler (Toplumsal, Kollektif, Kamusal): Bazı mal ve
hizmetler, toplum tarafından önemlidir ve devlet tarafından üretilmezler ise, başka bir kesim tarafından üretilmeleri mümkün olmamaktadır. Bu mal ve hizmetlere toplumsal mal ve hizmetler denilmektedir. Savunma, iç güvenlik (emniyet), dış politika (diplomasi), adalet ve zorunlu eğitim tam kamusal mal ve hizmetlerdir.

a. Toplumsal İhtiyaçları Karşılamaya Yöneliktir: Bu hizmetlerin finansmanı
toplum tarafından karşılanmaktadır. Bu hizmetler, dolaylı olarak yetkili kamu

6
kuruluşlarınca, bireysel anlamda karşılığı bulunmayan ödemelerle yapılmaktadır. Bu mal ve hizmetlere örnek olarak "savunma hizmetleri", "genel polis hizmetleri", "zorunlu öğretim hizmetleri" gösterilebilir.

b. Faydaları Toplum Bireyleri Arasında Bölünemez ve Faydasından Yoksun
Kalınamaz: Kamusal mal ve hizmetler, tüm toplumun faydasına yönelik olduğu için, faydasından hiç kimse mahrum bırakılamaz. Bu mal ve hizmetin faydası tüm toplumda hissedilmekle birlikte, bireysel olarak faydanın ölçülmesi mümkün değildir. Tüketimi ortaktır ve faydası ortak tüketim ile ortaya çıkar. Özel bir malın bedelini ödemeden o mal veya hizmetten yaralanılması mümkün değildir, bu duruma dışlama ilkesi denilmektedir. Eğer bir mal veya hizmet için dışlama ilkesi söz konusu değilse o mal veya hizmet kamusal mal ve hizmettir.

c. Piyasa Konusu Olamaz, Pazarlamaz ve Fiyatlandırılmazlar: Bur tür mal ve
hizmetlerin faydası bölünemediği ve ölçülemediği için bu mallar piyasa konusu olmaları, dolayısıyla fiyatlandırılıp pazarlanabilmeleri mümkün değildir.

d. Üretim ile İlgili Karar Siyasi Süreçle Alınır: Özel mallarda üretim piyasa
koşulları altında, arz - talep dengesi çerçevesinde belirlenirken, kamusal mal ve hizmetlerin üretimi ile ilgili karar siyasal süreç içinde gerçekleşmektedir.

e. Gelir Dağılımını Etkileri Nötrdür: Kamusal mal ve hizmetlerde, bireysel
tüketim ve fayda söz konusu olmadığı için gelir dağılımını etkileyemezler.

2) Yarı Toplumsal Mal ve Hizmetler: Bazı mal ve hizmetler, devlet tarafından
üretilmekle birlikte, tam kolektif yapıya sahip değildirler. Bu tür mal ve hizmetlerde bireysel talep, bireysel tüketim, bireysel faydanın yanı sıra toplumsal faydası da söz konusu olmaktadır. Bu tür mallar tam kamusal malların tersine piyasa konusu olabilir, pazarlanabilir, fiyatlandırılabilirler. Bu tür mal ve hizmetlerin yeterince üretilememeleri sonucu yaratacakları toplumsal maliyetler toplum açısından ağır olabilir. Bu nedenle piyasa tarafından da sunulabilen bu tür mal ve hizmetlerin, sosyal fayda yaratmaları nedeniyle üretiminin tamamen piyasaya bırakılması sakıncalar yaratabilmektedir. Bu hizmetlere, eğitim ve sağlık hizmetleri örnek olarak gösterilebilir. Eğitim gibi hizmetin üretimi, yalnızca bu hizmetleri satın alanların sağladıkları faydayla değil, aynı zamanda topluma da sosyal fayda yarattığı için devlet tarafından da üretilmektedir.

3) Özel Mal ve Hizmetler: Özel mal ve hizmetler, toplumsal mal ve hizmetlerin aksine,
faydalan toplum bireyleri arasında bölünebilmekte, iktisadi unsurdan yararlanabilmek için bedelinin ödenmesi gerekmektedir. Bireysel ihtiyaçları karşılamaya yönelik olan bu malların fiyatları piyasanın koşullarınca belirlenmektedir. Devlet, özel mal ve hizmetler özel sektör tarafından üretilebilir nitelikte olduğu halde, bazı malları üretmek durumunda kalabilmektedir.

7 a. Doğal Tekeller (İçsel Ekonomiler): Stratejik öneme sahip, büyük sabit maliyet
isteyen ve azalan maliyetlerin geçerli olduğu mal ve hizmetlerde, devletin bizzat üretici olarak tek başına faaliyette bulunması gerekebilir. Su, elektrik, doğalgaz, enerji ulaşım, iletişim, telekomünikasyon.

b. Mali Tekeller: Bazı mal ve hizmetler piyasa tarafından talep edilmekle birlikte
nitelikler itibariyle üretim ve tüketimi topluma zarar verebilir. Bu tür mal ve hizmetlerin üretimi tekelleşme ile devletçe yapabilmektedir. Amaç tekel rantını elde etmek, ikincil amaç ise tüketimi negatif dışsallık yayan bu tür mal ve hizmetlerin üretim ve tüketiminin yaratacağı zararları engelleyebilmektir.

4) Erdemli Mal ve Hizmetler: Bazı kamusal mal ve hizmetler erdemli mal ve hizmetler
olarak ifade edilmektedir. Bunlar, bazı kişi ya da grupların ekonomik durumlarını iyileştirmek amacıyla ya bedelsiz olarak topluma sunulmakta ve finansmanı vergilerle sağlanmakta ya da piyasa fiyatının çok altında pazarlanmaktadır. Bu mal ve hizmetler sosyal amaçlar etrafında, gelirin dağılımında devletin müdahalesine ve düzenleyici etkiler yaratmasına olanak sağlamaktadır. Bu tür mallara merit mal da denilmektedir. Bu mal ve hizmetlere örnek olarak, ücretsiz sağlık hizmetleri, tarımsal yardımlar, yaşlılara ve kimsesizlere yardımlar, fakirlere belediye, valilik ve kaymakamlıklarca yapılan gıda, giyecek ve yakacak yardımı olarak gösterilebilir. Ayrıca bireysel tüketimi söz konusu olan ancak tüketimi toplumsal anlamda zararlı olan mallarda vardır. Bu tür malların üretim ve tüketiminde devlet üretici veya üretimi düzenleyici rol oynar. Bu tür mallara örnek olarak; sigara, alkol, uyuşturucu maddeler, fuhuş verilebilir (örneğin AMATEM, genel evler gibi). III. DIŞSALLIK Bir üretici veya tüketici birimin bir üretim veya tüketim faaliyeti nedeniyle, yine başka bir üretici veya tüketici birimin üretim veya tüketim faaliyetini olumlu ya da olumsuz bir şekilde etkilemesidir. Dolaylı olarak ilk defa Adam Smith, sistemli olarak İlk defa Knut Wicksell tarafından ele alınmıştır. Dışsallığın var olduğu durumlarda kaynak kullanımında etkinliğin bozulabilmesi mümkündür. Bu nedenle devletin toplumsal anlamda dışsallığın söz konusu olduğu mal ve hizmetlerin üretiminde bulunması veya bu mal ve hizmetlerin üretimini düzenlemesi gerekir. Dışsallık tipleri aşağıdaki tabloda örneklenerek özetlenmektedir. Dışsallık türlerini neden ve sonuçlarına göre de tanımlanabilir. Bunlar kısaca;  Marjinal Dışsallık: Bir üretim ya da tüketim faaliyetindeki ilave değişiklikten dolayı ekonomik birimlerin fayda ya da maliyet fonksiyonlarındaki olumlu ya da olumsuz değişmelere marjinal dışsallıklar denir.  İnfra-Marjinal Dışsallık: Etki ihmal edilebilir derecede küçük boyutta ortaya çıkıyor ya da etki belli noktadan sonra ortaya çıkıyorsa infra-marjinal dışsallık söz konusu olmaktadır. Marjinal ve infra-marjinal dışsallıklara ilişkin çeşitli örnekler verilebilmektedir.

8
 Parasal Dışsallık: Olumlu ya da olumsuz dışsallık, diğer ekonomik birimler üzerindeki etkilerini piyasa mekanizmasından geçerek gösterir. Örnek olarak; bir tüketicinin A malına talebi, endüstride artan getiri varsa, A malının ucuzlamasına neden olur. Bu malı kullanan bir tüketicinin bundan pozitif bir dışsallığı söz konusu olacaktır. Diğer bir örnek, yukarıdaki A malı endüstrisinin azalan getirilerle çalışması halinde bu mala talep, malın fiyatını artırmış, diğer tüketiciye negatif dışsallık sağlayacaktır.  Teknolojik Dışsallık: Teknolojik dışsallıkta, üretim ya da fayda fonksiyonunda kaymalara neden olarak reel etkiler meydana getirirler. Örnek A tüketicisinin otomobil kullanımı sonucu ortaya çıkan zehirli gazlar, B tüketicisinin faydasını azaltacaktır. Burada, teknolojik dışsallığın varlığı halinde tüketici ya da üreticiler maksimizasyon davranışlarında ayarlamalar yapacaklar bu da fiyatlarda değişiklik ortaya çıkaracaktır.
Dışsallık Tipleri Pozitif Bir yere kurulan beş yıldızlı bir otelde konaklamaya gelen müşterilerin çevredeki esnafın işlerini artırması Bir ilaç firmasının bir hastalığa çare bulabilmek için araştırmalar yapması Negatif (Dışsal Ekonomisizlik) Bir fabrikanın zehirli atıklarının nehri kirletmesi nedeni ile sulama yapamayan çiftçinin üretiminin düşmesi Bir fabrikadan çıkan zehirli gazların yakındaki bir yerleşim biriminin havasını olumsuz etkileyerek insanların sağlığını tehdit etmesi Müziğin sesini fazla açtığı komşunu rahatsız eden bir kişi için

Üreticiden–Üreticiye

Üreticiden-Tüketiciye

Tüketiciden–Tüketiciye

Bahçesini iyi bir şekilde bakan bir kişinin civardakilere sağladığı fayda Bir maldan memnun olan bir kişinin yakınlarına o malın imajını artıracak biçimde reklam yapması

Tüketiciden-Üreticiye

Bir maldan memnun olmayan bir kişinin yakınlarına o malın imajını düşürecek şeyler söylemesi

1. Dışsallıkların Çözümünde Kullanılan Yöntemler a. Kamusal Çözümler: - Vergiler - Farklı vergileme - Standartlar b. Özel Çözümler: - Hicks-Kaldor Ölçütü (Tazminat Çözümü) - Coase Yaklaşımı  Vergiler Düzenleme amacına yönelik vergiler, kaynak kullanımında etkinliğin sağlaması için kullanılan vergiler olup özellikle negatif dışsallıklarda kullanılır. İlk olarak Pigou tarafından önerildiği için Pigouvian vergiler (pigou türü vergiler) olarak adlandırılmaktadır. Plott, bu vergiler için düzenleyici vergiler kavramını kullanmaktadır. Pigouvian vergiler birim başına emisyona ya - Subvansiyonlar - Harçlar

- Atık üzerinden vergi alınması - Pazarlanabilir kirlilik hakkı - Atık Borsalarının kurulması

9
da kirliliğe uygulanan spesifik esaslı vergilerdir. Bu sayede üretim azalacak ve negatif dışsallık düşecektir. Pigou tipi vergilerin uygulanması genellikle neo-klasik görüş taraftarlarınca eleştirilmiştir. Bu eleştiriler; - Kamu otoritesinin çevrenin korunmasından doğan marjinal faydayı hesaplaması olanaksızdır. - Ayrıca, vergiler bürokratlarca belirleneceği için bürokratların değer yargılarını ifade eder. - Devletin vergiyi alıp, yeniden dağıtması neo-klasiklere göre kaynak dağılımını etkinlikten uzaklaştıracaktır. - Verginin sabit oranlı uygulanması, tersine artan oranlı yapısı nedeniyle küçük işletmeleri olumsuz etkileyecektir. Verginin konusu, matrahı, uygun verginin tespiti gibi teknik konularda güçlük doğacağı açıktır. Diğer taraftan, firma verginin ortaya çıkardığı yükü azaltmak için yeni teknolojik açılımlar arayışına girer.  Subvansiyonlar Sübvansiyon fiyat hareketlerinin kontrol altına alınması ya da bir mal veya hizmetin piyasa bedelinin altında sunulması amacıyla gerçek veya tüzel kişi ve kurumlara yapılan karşılıksız mali yardımlardır. Devletin gelir dağılımında adaletin sağlanması veya piyasa mekanizmasının aksaklıklarının giderilmesi için sübvansiyonu kullanır. Pozitif dışsallığı olan bir faaliyetin subvansiyon uygulaması ile optimum sosyal üretim düzeyinde üretimin gerçekleşmesi yani üretimin artırılması hedeflenirken; negatif dışsallıklarda ise, ortaya çıkacak dışsallığı giderme maliyeti (kirliliği azaltma maliyeti)’ni telafi edecek bir subvansiyon miktarı uygulanmaktadır. Bu noktada verilecek subvansiyon miktarı; kirliliği azaltmanın marjinal sosyal faydası ile kirliliği azaltmanın marjinal özel faydası arasındaki tutar kadar olmaktadır. Ancak, subvansiyon uygulaması daha çok pozitif dışsallıkların varlığı halinde, gerçekleşen üretimi optimum sosyal üretim düzeyine çıkarmak için kullanılmaktadır.

10
P Vergi Arz Sübvansiyon P2 P P1

Talep O X

Q2

Q

Q1

P = Rekabetçi fiyat P1 = Sübvansiyonlu fiyatı P2 = Vergili Fiyatı

Q = Rekabetçi üretim düzeyi Q1:=Sübvansiyon ile artan üretimi, optimal üretim Q2= Vergili üretim üretim

 Hicks-Kaldor Ölçütü (Tazminat Çözümü) Öncelikle Kaldor tarafından önerilen ve Hicks tarafından da benimsenen tazminat çözümü, pareto kriterlerine yeni uygulama alanı açmıştır. Hicks-Kaldor ölçütü, bireyler arası fayda karşılaştırmasını dolaylı olarak gerçekleştirmektedir. Bir akarsuya zehirli atıklarını boşaltan A boya fabrikası, nehir aşağı kıyısında balık üreticiliği yapan B üreticisine negatif dışsallık yaratmaktadır. B üreticisi, balık üretme çiftliği üzerinde mülkiyete sahip olduğu için bir zarar uğramakta ve bu zarar, aynı zamanda tazminat hakkı doğurmaktadır. A’nın kazancı ile B’nin kaybının eşitlendiği miktardaki tazminat A tarafından B’ye ödenmektedir. Bu tazminat A’nın üretim arttıkça artan negatif dışsallık nedeni ile artacağından, A belirli bir noktaya kadar üretimini artıracak ve bu zararı tazmin edecektir.  Coase Yaklaşımı Coase’ye göre, eğer dışsallıklar nedeniyle piyasa etkinliği sağlayamıyorsa, dışsallıkların taraflarını oluşturan karar birimleri karşılıklı alış-verişlerle etkinlik koşullarını yeniden tesis edebilirler. Bunun gerçekleşmesi için mülkiyet haklarının tesis edilmesi yeterlidir. Bunun için ekonomik birimlerin tamamının mülkiyet hakkına sahip olmasının da gerekmediğini ifade etmektedir Coase göre; - Taraflardan (yani kirleten ile zarar gören) sadece birinin mülkiyet hakkına sahip olması yeterlidir. - Çevreyi kirletenler, kirlilik iznine sahipse, kirliliğe maruz kalanlar kirletene ödemede bulunarak kirlilikten kurtulabilirler ya da - Kirliliğe maruz kalanlar temiz çevre-temiz hava hakkına sahiplerse, çevreyi kirletenler bu kişilere ödemede bulunarak kirlilik hakkına kavuşabilirler.

11
F. Kamu ve Özel Kesimin Üretim Faaliyetlerinin İşleyişi ve Farklılıklar Kamu ekonomisi içerisinde üretim süreci piyasa ekonomisinden farklı olrak siyasal süreç içerisinde işlemektedir. Siyasal sürece siyasi partiler, sendikalar, sivil toplum örgütleri, medya, baskı grupları ve seçmenlerde girmektedir. Siyasal süreç içerisinde kamu ekonomisinde üretilecek mal ve hizmetlerin ne kadar, nasıl ve kimin için üretileceği bütçe aracılığı ile şekillendirilerek ortaya konulmaktadır. Aşağıdaki şekilde bu süreç piyasa ekonomisi ile karşılaştırılarak ortaya konulmaktadır.
Kıt Kaynaklar Kamu Ekonomisi Bütçe Siyasal Süreç Kamu İhtiyaçları Beşeri ihtiyaçlar Vergi Fiyat Özel Ekonomi Piyasa Fiyat Mekanizması Özel İhtiyaçlar

Piyasa ekonomisinde arzı tüketici tercihleri, yani talep düzenler. Şu halde, piyasa ekonomisinde arzı belirleyen faktör ekonomik bir niteliğe sahiptir. Kamu ekonomisinde ise durum farklıdır. Kamu ekonomisinde sözü geçen fonksiyonu ifa eden mekanizma siyasal süreçtir. Siyasal süreç, demokrasinin var olduğu ülkelerde siyasal partiler, seçmenler, medya, sendikalar, meslek kuruluşları ve diğer baskı gruplarından oluşmaktadır. Kamu kesimince üretilen pür kamusal mal ve hizmetlerin ihtiyaç sahiplerine sunulmasındaki temel ilke, bu mal ya da hizmetten yararlananlara bir bedel ödettirilmemesidir. Yarı kamusal malların bazılarında bu ilke uygulanmamaktadır. Dolayısıyla bunlar bir fiyat karşılığında sunulur. Bu piyasa fiyatı değil, kamu fiyatıdır. Bu fiyatlar piyasada belirlenmez. Siyasal, ekonomik ve sosyal faktörlerin etkisi altında belirlenir. Kamu fiyatları marjinal maliyetin (son birim maliyeti) altına da düşürülebilir.  Kamu Ekonomisinde Fiyatlandırma Kamu kesiminin finansmanında asıl araç vergidir. Fiyat, ancak yardımcı bir finansman kaynağıdır. Diğer bir ifade ile kamu hizmetlerinin bedeli vergidir. Kamu kesiminde fiyatlandırma yöntemleri belirlenirken üretilen mal ve hizmetin meydana getirdiği dışsallıkların yoğunluğu, mal ve hizmetin pazarlanabilme durumu, tüketimde dışlanabilirlik durumu vb. etkili olmaktadır. i- Tam Kamusal Mallar (Politik Fiyat): Tam kamusal mal ve hizmetlerin fiyatı olmadığından vergiler yoluyla zorunlu finansmana tabi tutulur. Vergiler tespit edilirken ödeme gücü esas alınır. ii- Yarı Kamusal Mallar (Yarı Politik Fiyat): Yarı kamusal malların fiyatlandırılmasında, kamusal mal ve hizmet dolayısıyla ortaya çıkan gider iki şekilde karşılanır. Ortaya çıkan

12
faydanın bölünemeyen kısmı vergilerle, bölünebilen kısmı ise hizmetten yararlanandan harç, resim, şerefiye, katılım payı gibi) belli bir bedel alınarak finanse edilir. iii- Özel Mallar(Piyasa Fiyatı): Kamu ekonomisinde üretilen özel mal ve hizmetler, kısaca devletin iktisadi alan gösterdiği ticari faaliyet sonucu ürettiği mal ve hizmet fiyatıdır. Fiyatlandırılırken mal ve hizmetlerin taşıdıkları özelliklere göre üç tür fiyatlama yöntemi kullanılabilir: - Birinci en iyi fiyatlama yöntemi: Mal ve hizmetin marjinal maliyetini hesaplamak imkanı varsa, marjinal maliyet fiyatlaması yapılır. - İkinci en iyi fiyatlama yöntemi (Ortalama ya da Gölge Fiyat): Marjinal maliyetin yaklaşık doğru biçimde tespit edilemiyorsa, ortalama maliyet fiyatlaması, fiyat farklılaştırması ve zirve talep fiyatlaması ya da gölge fiyatlama yapılır. Gölge fiyat, marjinal maliyetin hiçbir şekilde tespit edilememesi halinde, devletin sunduğu bir hizmeti özel sektör sunmuş olsaydı, özel sektör bu hizmet için ne kadar bedel biçerdi sorusundan hareketle hizmetin bedelinin belirlenebilmesi için izlenen bir yöntemdir. - Monopol fiyatlaması yöntemi: Özellikle doğal tekel niteliğindeki malların üretiminde kullanılır. Bu fiyatlamada kısa dönemde zarar, uzun dönemde kar söz konusudur ve kamu genellikle marjinal maliyete göre değil, sabit maliyete göre fiyatlandırma yapar (elektrik, su, gaz dağıtım ve üretimi gib).

 Gölge Fiyat: Devletin sunduğu bir hizmeti özel sektör sunmuş olsa idi özel sektör bu
hizmet için ne kadar bedel biçerdi sorusundan hareketle hizmetin bedelinin belirlenebilmesi için izlenen bir yöntemdir. Kamu ekonomisinin özelliklerinden biri de, faaliyetlerinin kamu hukuk kurallarına tabi oluşu ve bunun sonucu olarak sahip bulunduğu cebri yöntemleri kullanabilme hakkıdır. Kamu ekonomisinin üretici birimleri olan merkezi idare, yerel idare ve KİT’ler kamusal, yarı kamusal ve özel mal ve hizmet üretirler. Merkezi idare ve yerel idarelerin kuruluş, işleyiş ve denetimleri kamu hukuku kurallarına tabidir. Kamu hukuku kuralları özel hukuk kurallarından çok farklıdır ve devlet sadece kendisinin sahip olabileceği kamusal yükümlülükler getirebilir (vergi ya da cebri borç alma). V. KAMUSAL MAL ve HİZMETLERİN OPTİMUM ÜRETİM DÜZEYİNİN TESPİTİNE İLİŞKİN YAKLAŞIMLAR Kamu ekonomisinde optimum üretim noktasını açıklamadan önce Pareto Optimumu ve üretimde etkinlikten bahsetmek gerekir.  Pareto Optimalitesi: Bir kişinin durumunu kötüleştirmeden diğer bir kişi ya da kişilerin durumlarının iyileştirilemeyeceği kaynak dağılımını ifade etmektedir. Yani kaynak dağılımında etkinliği ifade eder. - Etkinlik: Veri bir maliyet düzeyinde mümkün olabilecek en yüksek faydanın sağlanması ya da veri bir fayda düzeyine mümkün olan en az maliyetle ulaşılmasını ifade eder.

13
 Pareto iyileştirme: Bir kişi ya da kişilerin durumu kötüleşmeden birilerinin durumu iyileştirilebiliyorsa ekonomik refah artıyor demektir. Bu pareto iyileştirme halidir.
A’nın Faydası

Fayda olanakları eğrisi

A

.
0

B’nin Faydası

A noktasından fayda olanakları eğrisine doğru yapılan tüm işlemler pareto iyileştirmeyi ifade etmektedir.
A’nın Faydası

A

.

B

.
C

Fayda olanakları eğrisi

.
0 B’nin Faydası

Oysa teorik olarak tam rekabetçi bir ekonomi fayda olanakları eğrisi üzerinde hareket eder. O nedenle tam rekabet piyasası pareto optimaldir. A, B, ve C noktalarının üçü de pareto optimal dengeleri ifade etmektedir. Pareto Optimalitesinin Varsayımları: - Tüketicinin tam bilgi sahibi olması, - Üretimde ölçeğe göre azalan getiri geçerlidir (Eş ürün-eş miktar eğrisi boyunca azalan bir marjinal teknik ikame oranı geçerlidir),

14
- Tüketici kayıtsızlık eğrilerinin orjine dış bükey olmaları nedeniyle iki ürün arasında azalan bir marjinal ikame oranı vardır, - Üretim ve tüketimde dışsallığın bulunmadığını varsayar. Dışsallığın bulunmadığı bir tam rekabet piyasasında bir malın fiyatı, marjinal maliyete eşit olmaktadır, - Sosyal malların var olmaması ve piyasada üretilen mallar ile üretim faktörlerinin bölünebilir olması. Bu açıklamalardan sonra pareto optimunun koşullarına bakarsak karşımıza üç koşul çıkmaktadır ve bunların üçünün de bir arada sağlanması gerekmektedir. - Değişim etkinliği (Tüketim etkinliği): Üretilen mallar, onlara en fazla değer verendeğer biçen tüketicilere gitmelidir. - Üretim etkinliği: Belirli bir hasılayı elde etmek için bir girdinin kullanım miktarını azaltmadan diğer girdinin kullanım miktarını artırmak mümkün değildir. - Toplam etkinlik (Ürün karması etkinlik): Toplam etkinlikte, tüketicilerin değişik

malların tüketimlerine verdikleri ağırlığın-değerin oranı ile üreticilerin alternatif malları üretme konusuna verdikleri ağırlığın-değerin eşit olmasıdır. Toplam Etkinlik (Ürün Karması Etkinlik): Ürün karması etkinlik olarak adlandırılan şekilden de görüleceği üzere toplam etkinlik E noktasında gerçekleşir. Üretim olanaklarının eğimi bize marjinal dönüşüm oranını (MRT) verir. Farksızlık eğrisinin eğimi ise MRS (Marjinal ikame oranını vermekteydi). Üç koşulu özetlersek; - Tüketim etkinliği, tüm tüketiciler için iki mal arasındaki marjinal ikame oranlarının aynı olması gerekir.

15

A Malı

Eş Fayda E

Bütçe Doğrusu 0 B Malı

- Üretim etkinliği, tüm üreticiler için iki üretim faktörü arasındaki marjinal teknik ikame oranı (MRST) aynı olmalıdır.

Sermaye

Eş Ürün E

0

Emek

- Toplam etkinlik, marjinal dönüşüm oranının, marjinal ikame oranına, marjinal teknik ikame oranına ve fiyatlar rasyosuna eşit olmalıdır. Pareto optimalitasi için bu üç koşulun bir arada gerçekleşmesi gerekmektedir.

16

A

Toplam Etkinlik

E Farksızlık Eğrisi

Üretim Olanakları Eğrisi B 0

Tam rekabet piyasaları, bu üç koşulu gerçekleştirdiği için pareto optimaldir. Teorik düzeyde mükemmel işleyen mekanizması bunu sağlar, ancak günümüz piyasaları düşünüldüğünde pareto optimalitesi çeşitli eleştirilere uğrar. A. Optimum Üretim Düzeyinin Belirlenmesine Yönelik Siyasal Karar Alma

Mekanizmaları (Marjinal Analiz Yöntemi) Bilindiği gibi, piyasa ekonomisinin üretici birimleri olan firmalar tarafından üretilen özel malların üretim seviyesini, tam rekabet koşulları altında, marjinal faydanın fiyatla eşitlendiği noktaya kadar sürdürmek imkanı vardır. Hatta firma yönünden bu bir bakıma zorunludur. Çünkü, ancak bu takdirde etkinliğin temel koşulu olan optimum kaynak dağılımı gerçekleşmiş olacak, dolayısıyla tüketici faydayı, üretici de karını maksimize edebilecektir. Neo – klasik iktisada mensup marjinalistler özellikle A. Marshall tarafından savunulan ve geliştirilen görüşte, faydanın doğrudan doğruya olmasa bile fiyat aracılığı ile ölçülebileceği görüşü kabul edilmiştir.

17
Bazı yazarlar, toplumun belli sosyal kesimlerinin ödeyebilecekleri toplam vergiyi belirli bir kamusal mal için ödenmesi kabul edilen adil bir fiyat gibi değerlendirmişler ve buradan hareketle, kamusal mal üretiminde de marjinal faydanın saptanabileceğini ileri sürmüşlerdir. Bu görüşe göre, kamu kesiminde etkinliğin sağlanması için kantitatif yöntemlerden yararlanmak mümkün olabilecektir. Bu konudaki iddialarını bu iktisatçılar bir takım hipotezlere dayanarak ortaya koymaya çalışmışlardır. 1. Genel Denge Analizi (Samuelson): Kamusal mal ve hizmetlerin üretim düzeyinin optimum düzeyde olması, kamu kesiminin kıt kaynakların ne ölçüde ayrılması gerektiğinin tespit edilmesi demektir. Bu soruya cevap veren teorilerden biri Samuelson’un “genel denge analizi”dir. Genel denge analizi, kamu ve özel malların üretiminde kaynak dağılımı (milli gelir) ve gelir dağılımının ilişkilendirilmesidir. Teoriye göre bir birim kamu malı üretimi arttığında ne kadar özel maldan vazgeçildiği araştırılır. Eğer, kamu malı üretimi sonucu oluşan toplumsal fayda, bu malın üretimi için vazgeçilen özel mal ve hizmetin sağlayacağı faydadan büyük ise kaynaklar kamu sektörüne, küçük ise kaynaklar özel sektöre kaydırılır. Kısacası; tüketicilerin kamusal mal ve hizmet ile özel mal ve hizmetler arasındaki marjinal ikame hadlerinin toplamı ile marjinal teknik ikame hadlerinin birbirine eşitlendiği nokta optimum kamu hizmeti noktasıdır. Son olarak Samuelson, farklı her gelir dağılımında kaynak dağılımın farklı olacağını bu nedenle de toplumun sosyal refah fonksiyonunun bulunması gerektiğini ifade etmiştir. 2. Kısmi Denge Analizi (Bowen): Kısmi denge analizinde kamu üretimi için genel denge analizinde olduğu gibi gelir dağılımı dikkate alınmadan, aynı özel mal ve hizmetlerde olduğu gibi üretim miktarını belirleyen talep ve arz arasındaki denge kamusal mal ve hizmetlerin optimum üretim miktarını belirlemektedir. Bowen tarafından ileri sürülen bu görüş aşağıdaki şekilde ifade edilmiştir; Aşağıda solda yer alan özel bir malın talebine ilişkin diyagramda DA ve DB, A ve B’nin talep eğrileri olup gelir dağılımı ile diğer malların fiyatlarının veri olduğu varsayımına dayanmaktadır. Piyasa talep eğrisini ifade eden DA + DB , veri fiyatta A ve B’nin satın aldığı miktarların yani DA ve DB’nin toplanması ile elde edilmiştir. Toplama yatay olarak yapılmıştır çünkü her bir tüketici birimin talebi farklıdır ve bunun toplamı toplam talebi vermektedir. Diyagramda fiyatı yansıtan OC veri kabul edildiğinde A’nın talep ettiği miktar OF, B’nin talep ettiği miktar OG ile ifade olunacağından bunların toplamı olan OH (OF + OG = OH) toplam piyasa talebini ifade edecektir. Bu durumda SS arz eğrisinin DA + DB ile kesiştiği E noktası marjinaldir. Bir başka deyişle, marjinal fayda ile fiyat birbirine eşit olmaktadır. Sağ taraftaki diyagramda kamusal (sosyal) bir malın talep eğrisi çizilmiştir. Burada sosyal mal olduğu için her bir tüketici birimin eşit miktarda tüketmek zorundadır. Bu nedenle talep yatay değil dikey olarak toplanmakta ve toplam talebe ulaşılmaktadır.

18

DA+DB S S E C DA+DB K L M E

O

F

G

H

O

N

DA

DB

Özel Malın Fiyatı

Sosyal Malın Fiyatı

Bütün bu açıklamalarda önemle göz önünde tutulması gereken hususlar vardır; - Özel mala ilişkin soldaki diyagramda yatay, kamusal mala ilişkin sağdaki diyagramda ise dikey toplama yöntemi kullanılmıştır. - Kamusal malın fiyatı olarak ifade edilen ve A ile B’nin verdikleri fiyatın dikey toplamı olan OK, hipotez gereği A ve B’nin ödemeyi kabul ettikleri vergiyi ifade etmektedir. - Özel mal için etkinlik, her bir ferdin elde ettiği marjinal faydanın marjinal maliyete eşitlenmesini öngörürken kamusal malda tüketicilerin elde ettikleri marjinal faydanın farklı olması sebebiyle marjinal faydalar toplamının marjinal maliyete eşit olması gerekmektedir. Bu kural, Samuelson’un tarafından da ortaya konulmuştur. Yukarıda belirtilen düşünce tarzı, Musgrave tarafından özel malların bilinen arz ve talep diyagramının kamusal mallara tekabül eden (aynı anlamda onun mukabili olan) şekli ile karşılaştırmalı olarak şu şekilde açıklamıştır. Yukarıdaki açıklama tarzı son derece sınırlayıcı varsayımlar altında geliştirilmiş teorik bir yaklaşımın ifadesidir. Zira, kamusal mallara ait talep eğrilerinin itibari oluşu bir yana, bu tür malların hem talebini, hem de arzını düzenleyen siyasal sürecin ekonomi - politik ve sosyo – politik değer yargıları ve tercihleri hiç göz önünde tutulmamıştır. Pazarlanabilmelerine rağmen yarattıkları dışsallıklar sebebiyle marjinal analiz yöntemi yarı kamusal mallarda dahi kullanılamazken bunun kamusal mallara da uygulanabileceğini düşünmek, çok önce Barone’nin söylediği gibi, gerçekçi olmayan bir model üzerinde teorik bir çalışma yapmaktan öteye önem taşımamaktadır. 3. Lindahl Çözümü: Lindahl’e göre bireyler toplumsal mallardan sağladıkları faydaya göre toplumsal maliyete katılmalıdırlar. Diğer bir ifade ile marjinal analiz yaklaşımını kullanan Lindahl, mübadele konusu olan kamusal mallara ilişkin arz ve talebin özel mahiyette olduğunu kabul etmiştir. Her bireyin kamu mallarından sağladığı marjinal faydaya göre kamu hizmetlerinin maliyetine katılması gerektiğini ifade etmiştir. Lindahl’e göre bunun sağlanmasının temel koşulu adaletli bir harcama ve vergi sistemidir. Bunu şekil ile açılarsak;

19

Kamusal Mal veya Hizmet Miktarı % 100 A % 75 Tüketicisinin % 60 Maliyete Katılma % 25 Payı % 0 b 1 %0 B Tüketicisinin Maliyete Katılma Payı % 75 G F E Kamusal Mal veya Hizmet Miktarı

a1

Sol eksen A tüketicisinin maliyete katılma payını, sağ eksen B tüketicisinin tüketime katılma payını verirken yatay eksen ise toplumsal mal ve hizmetin üretim miktarını vermektedir. A tüketicisinin talep eğrisi a1, B tüketicisinin talep eğrisi b1 olarak gösterilmektedir. A, talebini ortaya koyarken B’nin ödeyeceği vergi fiyatını dikkate almaktadır. O nedenle A’nın talep eğrisi B için arz eğrisi iken; B için talep eğrisi A için arz eğrisidir. Buna göre A, OG kadar kamu malının maliyetini tamamını, OE kadar kamu malının ise sadece %60’nı finanse edilecekken, B bireyi OG kadar kamu hizmeti için maliyetin tamamına, OF kadar mal için %25’ini karşılamaya razı iken, kalan maliyet (%75) A tarafından finanse edilmeye razıdır. Buradaki talep eğrileri kısmi denge analizindeki talep eğrilerinden farklı olarak fiyat vergi fiyatı diğer bir ifade ile toplumsal mal ve hizmetin maliyetine katılma payı olarak verilmiştir. Her iki talep eğrisine göre farklı üretim düzeylerinde maliyete katılım oranı değişmektedir. Bu iki tercihin birleştiği OE üretim düzeyi denge noktasıdır ve kamusal üretim bu düzeydedir. B. Siyasal Karar Alma Mekanizmasında Kullanılan Oylama Yöntemleri Özel malların üretim miktarına ve fiyatına fiyat mekanizması aracılığı ile karar verilmektedir. Oysa sosyal malların üretimine ise, siyasal karar alma mekanizması karar vermektedir. Bu mekanizma da politik süreçle işlemektedir. Pareto optimalitesi çerçevesinde incelenen optimum üretim modelinden daha önce bahsettik. Bu konuda ise kamuda etkinliği sağlanmasında siyasal karar lama mekanizmalarının etkinlik tespitini nasıl yaptığını ya da etkinlikten neden sapıldığı açıklayacağız.

20
Tam rekabet koşullarının kamu ekonomisi alanında gerçekleşmesi için, siyasal kararların oybirliği kuralına uygun olarak alınması gerekir. Oybirliği kuralına uygun olarak karar alınabilmesi için, oylamaya katılanların tamamının oyunun aynı yönde kullanması gerekmektedir. Bir başka ifadeyle, neo – klasik ekolün öngördüğü piyasa çözümünün geçerli olabilmesi için kamusal malların üretimi konusundaki kararın oy birliği ile alınması gerekir. Aksi halde, toplumun kamusal mal konusundaki tüketici tercihini doğru olarak yansıtmaz ve kaynak dağılımında etkinlik koşulu sağlanamaz. Bu nedenle bireysel tercihlerin toplulaştırılması ne kadar etkin olursa kaynak kullanımda etkinlik var denilebilir.  Siyasal karar alma mekanizmasının temel aktörleri: - Seçmenler - Politikacılar / siyasal partiler - Bürokratlar - Baskı grupları - Özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından Uluslar arası finansal kuruluşlar  Siyasal karar alma mekanizmasının iki temel problemi bulunmaktadır: - Tercihlerin açıklanması problemi: Tüketicilerin iki özel mal arasındaki tercihleri o malları satın alarak ya da satın almayarak ortaya konulmaktadır. Ancak, iki siyasal karar arasındaki tercih o kadar net olamamaktadır. Örnek, eğitim harcamaları için kişi başına yapılacak mali yardımla mı yoksa devletin okul ve barınma olanaklarını genişlemesi ile mi kaynak aktarılmalı ya da bütçe açıklarının kapatılması konusunda vergi artırımına mı gidilmesi yoksa harcama kısıntısına mı gidilmesi biçimindeki seçmenler yöneltilecek sorulara seçmenlerin verecekleri yanıtlar çok net olmayabilir. Seçmenler bedavacılık olgusuyla bu seçenekler konusunda tercihlerini gizlemeyi tercih edeceğinden, tercihlerin açıklanması (referanduma katılım maksimum olsa dahi) pek mümkün olamayabilmektedir, zevkler ve tercihler farklıdır ve yeterince bilgi olmaması tercihlerde sapmaya neden olabilir. - Tercihlerin toplulaştırılması problemi: Kamu sektöründe kararlar kollektif biçimde verilmektedir. Politikacı bir politika seçeneği üzerinde oy kullanırken kendi tercihine değil de teorik olarak seçmenlerinin tercihine göre hareket ettiği için seçmenlerin tercihlerindeki farklılığın nasıl toplulaştırılacağı önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Şimdiye kadar karar alma sürecinde; oybirliği, nitelikli çoğunluk ve basit çoğunluk yöntemleri uygulanmıştır. Ancak, çoğunluk oylamasının karar alma etkinliği açıdan zorlukları bulunmaktadır. 1. Wicksell’in Oybirliği Kuralı: Wicksell ve Buchanan gibi yazarlar, ilke olarak oy

birliğinden yana olmalarına rağmen, uygulamada mutlak oybirliği sağlamanın mümkün olmayacağını görmüşlerdir. Pareto optimalitesine (Pareto Optimumu: Hiç kimsenin refahının

21
başkalarınınkini azaltmadan, artırmanın mümkün olmadığı durumdur) mümkün olabildiğince yaklaşabilmek için olumlu oyların 3/4, 5/6 ya da 9/10 gibi kabil olduğunca yüksek oranda olması gerekeceği hususu üzerinde de durmuştur. Yukarıdaki durumları göz önünde tutan bazı yazarlar bir sosyal fayda fonksiyonu inşası suretiyle sorunu çözmek istemişlerdir. 2. Condorcet Paradoksu: Ortak rasyonelliği yani oybirliğinin, demokratik görüş belirleme sisteminde tam sağlanamayabileceğini ve bireysel tercihlerden, toplumsal tercihlere geçişkenliğin var olmadığını iddia edilmektedir. Diğer taraftan çoğunluk ilkesi halinde de sonsuz bir devresel hareket yani her bir tercihin diğerine tercih edildiği süreç başlamaktadır. Condorect, en az oyu alan seçimlerin elenmesi ile ancak devresel hareketlerinin alnının daraltılabileceği ve en etkin tercihe bu sayede ulaşılabileceğini ifade etmiştir. 3. Black Ortanca Seçmen Teorisi: Black’in teorisi Condorect’in geçişkenliği sağlayamadığı durumlar içindir. Black’e göre her bir seçmenin tercih sırası içinde bir doruk noktası vardır ve çoğunluğun doruk noktalarının birbirine yaklaştığı tercih ile geçişkenliğin sağlanabileceğini, bu tercihi oluşturan grubun ise ortanca seçmen olarak ifade edilebileceği iddia edilmektedir. Bu teorinin gerçekleşebilmesi seçmenlerin tercih sıralamasının tek doruklu olmasına bağlıdır, çift doruklu tercihlerde Black teorisi geçersizdir. 4. Arrow’un İmkansızlık Teorisi: Arrow, belli varsayımlar altında, çoğunluk kuralının, ferdi tercihlerle toplumsal tercihler arasında tutarlılık mümkün olmadığını açıkça göstermiş ve literatürde Arrow Paradoksu veya imkansızlık teoremi adı verilen görüşün sahibi ve öncüsü olmuştur. Arrow’un imkansızlık teoremi, belirli varsayımlara dayanan aşağıdaki örnekle açıklanmıştır. Arrow’a göre bireysel kararlar iktisadi karar iken oylamayla alınan ortak/toplumsal kararlar siyasi karardır. Kısacası her bireyin birincil tercihinin farklı olması nedeniyle, kamu tercihlerinde hiçbir zaman bireysel tercihlerden toplumsal tercihlere etkin bir geçişkenlik sağlanamaz, yani İktisadi kararlarla siyasi kararlar arasında tutarsızlık vardır. Alternatif Bütçe Politikalarının Sıralanması Seçmenler 1. Tercih 2. Tercih X A B Y B C Z C A 3. Tercih C A B

X, Y ve Z adlı seçmenlerin A, B, C adlı alternatif bütçe politikalarından birini seçeceklerini ve A’nın tutucu, B’nin ılımlı; ve C’nin radikal nitelikteki bütçe politikalarını gösterdiğini varsayalım. X, A’yı B’ye, ve B’yi C’ye; Y, B yi C’ye ve C’yi A’ya; Z ise, C’yi A’ya ve A’yı B’ye tercih etsin. Böyle bir durumda, A politikası B’ye, B politikası C’ye ve C politikası A’ya karşı seçilmekte ve bu durumda kesin bir sonuç elde edilememektedir. Bu koşul altında belirlenecek tercih çoğunluk tercihi olmayacağından keyfi olarak nitelenebilecektir. Fertler genellikle önem derecesi değişen birden fazla çok zirveli tercihe sahip olduklarından toplumsal kararlar ferdi tercihlerle tutarlı olamamaktadır. Dolayısıyla, örnekte olduğu gibi, eğer toplum bireylerinin aralarında serbestçe seçim yapabilecekleri üç alternatif varsa, bu

22
durumda hem seçmenlerin tercihlerine uyan, hem de Arrow’un kolektif rasyonalite için öngördüğü koşulları yerine getirecek hiç bir refah fonksiyonu bulunmamaktadır. Yukarıdaki açıklamalar da gösteriyor ki basit bir iktisadi analiz ile tek bir çözümü gösteren sosyal fayda fonksiyonu elde etmek mümkün değildir. Böyle bir sonuca ancak merkezi otoritenin kararına başvurarak ulaşılabilir. Bu da doğal olarak iktisadi analizin dışına çıkan bir davranış olur. Böyle bir durumda, optimuma ulaşmanın son derece zayıf tek şansı olabilir, o da merkezi otoritenin alacağı kararın fertlerin kararına tam olarak uygun düşmesidir. Barone, 1912’de neo – klasik ekolün esasları yukarıda kısaca açıklanan görüşüne karşı çıkmış ve marjinal faydanın kamusal ihtiyaçların belirlenmesinde kullanılamayacağı tezini savunmuştur. Barone’nin görüşüne göre, vergi siyasal bir fiyattır; piyasa fiyatı değildir. 5. Downs Yaklaşımı (Politik Mübadele Demokrasinin Ekonomik Teorisi):

Demokrasilerde seçimle işbaşına gelen siyasal yönetimlerin davranış modelini inceleyen Downs, her hükümetin sağladığı siyasal desteği maksimize etmeyi ve iktidar olmayı amaçladığını savunmaktadır. Hükümetler kamu harcamaları politikasının kendilerine sağladığı marjinal oy kazancı, vergi veya finansman politikasının neden olduğu marjinal oy kaybına eşit oluncaya kadar harcama politikalarını sürdüreceklerdir. Belirlilik koşulları altında bir hükümetin izleyeceği en iyi strateji, seçmen çoğunluğunun desteğini kazanacak politikaları uygulamaktır. Kısacası D. Black’in belirttiği ortanca seçmenin dediği yönde bütçe politikal arı oluşturulması halinde siyasi parti oylarını maksimize edecektir. Kısacası, oylarını maksimize etmek isteyen bir hükümet, bazı seçmenlere maliyetler yüklerken, bir kısmını da sübvansiyon yoluyla fayda sağlayarak özel kesimdeki marjinal fayda-maliyet dengesini bozmaktadır. Buna göre oyların dağılımı ile gelir dağılımı arasındaki farklılık, hükümetin gelirin yeniden dağılımı yoluyla bireysel marjinal fayda kazancı ile marjinal maliyet yani fayda kayıplarını sürdürmektedir. 6. McKean Yaklaşımı (Hükümetin Görünmez Eli Teorisi): McKean Yaklaşımı, bireylerin fayda maksimizasyonu davranışında bulunacağı ve farklı bireysel tercihlerin uyumunu veya birleşmesini sağlayan bir pazarlık sürecinin varlığı varsayımları üzerine kurulmuştur. Pazarlık süreci hükümetin görünmez eli olarak nitelenmektedir. Kamusal eylemlerin şikayet, karar almada güçlük, kararı onaylamama gibi daima bir maliyeti olduğu, bu nedenle hükümetlerin zarara uğrayanlarla pazarlık yaparak zararın tazminini sağlaması gerektiği savunulmaktadır. Kamusal eylemlerden yarar sağlayanların ise mali bir tazminat ödemesi gerekmektedir. Devlete ödenen veya devletin ödediği tazminat miktarı, tarafların pazarlık gücüne, maliyetin büyüklüğüne ve koşullara bağlı olmaktadır. Buradaki pazarlık sürecinde bireylerin faydalarını artıracak uygulamalar, hükümetin karar alma ve bu kararları yürütme gücünü zayıflatır. Bu yaklaşımda bireysel fayda ön plana çıkmakta ve toplumsal kararları bireysel faydanın maksimizasyonuna dayalı pazarlık süreci belirlemektedir. Hükümetin faaliyetleri nedeniyle

23
bireysel marjinal maliyet artmakta ve bireysel faydayı azalmaktadır. Hükmet toplumsal marjinal maliyet ile bireysel marjinal maliyet arasındaki farkı tazmin ederek azaltma eğilimindedir. 7. Buchanan ve Tullock Yaklaşımları (Maliyetlerin Minimizasyonu): Buchanan ve Tullock, siyasal karar alma süreçlerinin etkinliklerini, neden oldukları maliyetlere göre açıklamaktadır. Her kamusal faaliyet bireylere iki tür maliyet yüklemektedir: Dışsal maliyetler ve karar alma maliyetleri. Bu maliyetlerin büyüklüğü, kamusal kararın ilgilendirdiği bireylerin sayısıyla ters orantılıdır. Eğer karar almada oybirliği sağlanamazsa, kamu kesimi dışsal sosyal maliyet üretmiş olmaktadır. Eğer oy birliği sağlanmışsa, dışsal maliyet sıfır olmaktadır. Karar alma maliyetleri ise organizasyonun teknik maliyetleri olup, bilgi edinme, iletişim, karar alma için gerekli olan zaman maliyetlerinden kaynaklanmaktadır. Dışsal maliyetler ve karar alma maliyetlerinin toplamı toplam maliyetleri oluşturmakta ve buna karşılıklı bağımlılık maliyeti denmektedir. Amaç, karşılıklı bağımlılık maliyetini minimize etmektir. Ancak bu soruya cevap verememekte, bunun yerine ortak karar alma kuralının nasıl sağlanabileceğine ilişkin olarak, geçişkenliğin oy alışverişi ve pazarlık ile sağlanabileceğini ifade etmişlerdir. Bunun ise oy kullananların diğer bireyin oyun değerini ya da kendi oyunun diğer bireyin gözündeki değerini bildiği sürece bunun gerçekleşebileceğini bun ise demokratik toplumlarda, çoğunluğun ve azınlığın haklarının anayasal hükümlerle korunduğu müddetçe olabileceğini ileri sürmektedirler. 8. Niskanen Yaklaşımı (Bürokratik Üretim Modeli): Kamu ekonomisinde kamusal üretimi yapan kamu kurumlarının yöneticileri yani bürokratlar, aynı piyasa ekonomisinde olduğu gibi hareket etmektedirler. Piyasa ekonomisinde kar maksimizasyonuna ulaşmaya çalışan girişimci, kamu ekonomisinde bürokrat ile yer değiştirmekte ve bürokrat özel bir işletme yöneticisi gibi hareket ederek kamu bütçesinden daha fazla kaynak almaya yani bütçe maksimizasyonuna çabalamaktadır. Burada hükümet bütçe kaynakları ile bürokrattan kamu hizmeti satın almaktadır. Model tamamen arz yönüyle (kamu hizmeti arzı) dengeyi ifade etmeye çabalamaktadır. Niskanen’e göre bürokratik üretim sisteminde toplum için Pareto optimumu cinsinden ifade edilen toplumun arzu ettiği harcama düzeyi aşılmakta ve kamu harcamaları bundan dolayı sürekli artışa neden olmaktadır. Kamu kesimi aşırı genişlediği için sosyal kaynak tahsisinde etkinsizlik ortaya çıkmaktadır. VI. DEVLET FAALİYETLERİNE İLİŞKİN YAKLAŞIMLAR VE KAMU MALİYESİ A. İktisadi Ekollerde Devlet Anlayışı ve Devletin Tarihi Gelişimi  Merkantilizm ve Korumacı Devlet: Temelin güçlü bir ulus devlet olan “merkantalist devlet” anlayışında, güçlü ulus devlet için güçlü hazine bunun içinde altın vb. kıymetli madenlerin bolluğu önemliydi. Merkantilizme göre feodal düzenden, ticaret ve sanayinin

24
yaygın olduğu bir ekonomiye geçebilmenin yolu ticaret burjuvazisinin çıkarlarını koruyan ve dış ticaretin gelişimini destekleyen bir devlet anlayışı hakimdir.  Fizyokrasi ve Doğal Düzen: Fizyokratlara göre zenginliğin kaynağı merkantilistlerin iddia ettiği gibi mübadele (ticaret) değil üretimdir. Ürün yaratan tek üretim dalı ise tarımdır. Fizyokratlar daha fazla üretim ve buna bağlı olarak yaratılan artık üretim için devletin müdahalesinin olmadığı doğal düzene inanmaktadırlar.  Klasik Ekol ve Jandarma Devlet: Ekonomi daima dengededir ve bu dengeyi sağlayan güç fiyat mekanizmasıdır (görünmez el). Klasiklere göre piyasa rekabet olmaksızın yaşayamaz ve piyasa olmadan üretim yapılamaz. bu nedenle devlet ekonomiye müdahale etmemeli, sadece jandarma ve kolluk görevini yerine getirmelidir. Klasiklere göre devlet verimsizdir, özel sektör verimlidir. Devletin müdahalesi olmazsa fiyat ve ücretler esnek olduğu için ekonomi kendiliğinden dengeye gelebilecektir.  Keynes ve Müdahaleci Devlet: Keynes'e göre ekonomi her zaman tam istihdamda dengede değildir. Ekonomi eksik istihdamda da dengeye gelebilir. eksik istihdam dengesini tam istihdam denge noktasına taşıyabilme için devletin ekonomiye müdahalesi şarttır. Müdahale ise eksik istihdama neden olan yetersiz toplam talep düzeyini artıracak genişletici maliye politikasıdır (pump priming-emme basma tulumba). Keynes devlet anlayışındaki temel amaç ekonomik dengenin sağlanması için ekonomiye müdahale etmektir.  Günümüz Sosyal Refah Devleti: 1960'lı yıllarda ortaya çıkan sosyal refah devletinin Keynes müdahaleci devletinden farkı ekonomiye müdahale gerekçesidir. Keynes devlet anlayışında ekonomiye müdahale sebebi ekonomik denge iken, sosyal refah devletinde müdahale gerekçesi sosyal refahın artırılmasıdır. Bu nedenle devlet artık temel mal ve hizmetlerin yanı sıra sosyal refahı artırabilmek için özel mal ve hizmetlerde üretmeye başlamıştır.  Diğer Devlet Modelleri: Fundamental Devlet; katı dini kurallarla sahip devlet biçimi, teokratik devlet olarak ifade edilir (dini kurallara göre yönetilen, kökten dinci devlet). Mekanik Devlet, topluma hizmet edebilmek için toplum tarafından kurulmuş, siyasilerin yönetici, bürokratın ise görevli memur olarak görüldüğü devlet anlayışıdır (devleti bir vakfa benzetmektedir, liberal yani minimal devlet, muhafazakar devlet, sosyal demokrasi). Organik (mutlakçı) Devlet; toplumun üstündeki ve topluma ait bir organdır, devlet bireylerin üzerindedir, devlet ve toplumun menfaatleri bireylerin menfaatleri olarak algılanır, bireyler devlet ile birlikte tek bir organik varlık olarak düşünülür (soysal devlet, sosyal refah devleti, daha radikal anlamda faşizm, köktendincilik ve komünizm). Bireyci Devlet; birey devletin yerini almaktadır, birey devlet için değil, devlet birey için var olmaktadır. Kollektif ihtiyaçlar bireylerin tercihleri doğrultusunda belirlenir ve devletin bekası bireye ve birey tercihlerine bağlıdır (mekanik devlet anlayışını yansıtır). Oligarşik Devlet; sınırlı bir kesim tarafından yönetilen devlet (askerler, belirli bir dini ve siyasi grup tarafından yönetilen devlet). Monarşik Devlet; tek bir hükümdar tarafından yönetilen devlet biçimi (krallık, padişahlık).

25
B. Devlet Faaliyetleri Hakkındaki Yaklaşımlar  Klasik İktisat Teorisi ve Tarafsız Devlet: Liberal ekolün öncüleri fizyokratlardır. Fizyokratlar, ekonomide doğal düzenin varlığına inanmışlar ve devletin rolünün sadece ferdi mülkiyetin ve doğal düzenin korunması olduğunu belirtmişlerdir. Fizyokratlar’dan etkilenen Adam Smith’i de 1776 yılında yayınladığı “Milletlerin Servetlerinin Mahiyeti ve Sebepleri Üzerinde Araştırmalar”, (ulusları zenginliği) eseri klasik liberal iktisat doktrinin temeli olmuştur. Adam Smith’e göre bireyler kendi çıkarlarını maksimize etmeye çalışırken aynı zamanda toplumsal faydayı da makzimize ederler görüşünü savunmuş ve bu nedenle herkesin kendi faydasını maksimize ederken piyasada denegenin sağlanmasına yardımcı olduklarını ileri sürmüştür (görünmeyen el). Diğer bir ifadeyle Adam Smith; toplumun bireylerden oluştuğunu ve bireylerin ekonomik faaliyetlerinin serbest bırakılması halinde ekonomik denkliğin sağlanarak toplumsal faydanın sağlanacağını ileri sürmüştür. Ekonomik faaliyetlerin optimum refahı sağlaması, kişisel teşebbüs ile serbest rekabete bırakılınca mülkiyet ve miras gibi bazı hukuki müesseselerin kabulü ve korunması da doğal bir sonuç olacaktır. Bu görüşe David Ricardo ve Robert Malthus gibi iktisatçılarda katılmışlardır. Jean Baptist Say’ın “her arz kendi talebini yaratır” şeklinde formüle edilen gelirin tamamen harcanacağını kabul eden mahreçler kanunu, klasik iktisat teorisinin felsefe ve inancının bir ifadesidir.  Sosyalist Yaklaşım: Sanayi devriminin devrimi sonrası oluşan yeni ekonomik düzen içerisinde klasik iktisatçıların ekonominin daha çok arz yönüyle ilgilenmişlerdir. K. Marx, Hegel gibi düşünürler ise bu sürecin daha çok bölüşüm ve talep kısmı ile ilgilenmişler ve bu süreçten etkilenen kitleler üzerine eğilmişlerdir. Bu düşünürlerin ortaya koyduğu bu akıma “Sosyalizm” denilmektedir.Sosyalizm, tüm üretim araçlarının kamu mülkiyetinde olmasını öngören ve özel mülkiyet, serbest ticaret hakkının bulunmadığı, ekonominin merkezi planlama ile yürütüldüğü bir istemdir. Bu sistem içerisinde tüm ekonomi kamu sektöründen oluşmaktadır. İktisadi Rasyonalite Yaklaşımı: İktisadi rasyonalite görüşü devletin piyasa ekonomisinin tamamlayıcı bir fonksiyon üstlenmesi gerektiğini ileri süren görüşlerden oluşmaktadır. İktisadi rasyonalite görüşüne ilişkin üç farklı görüş bulunmaktadır.
Samuelson Samuelson’a göre ekonomide piyasada üretilmesi mümkün olmayan bölünemeyen ve piyasa üretilebilen bölünebilen ve mal ve hizmetler bulunmaktadır. Devlet bölünemeyen mal ve hizmetleri, piyasa ise bölünebilen mal ve hizmetleri üretmelidir. Aksak Rekabet Piyasaları (Chamberlin-Cournot) Görüşe göre, devlet tam rekabet şartlarından sapma olan monopol ve oligopol piyasalarda faaliyette bulunmalı ya da bu piyasalardaki faaliyetleri düzenlemelidir. Devlet böyle bir fonksiyonu görebilirse optimal kaynak dağılımı gerçekleşmiş olur. Özel Sektör – Kamu Sektörü Maliyet Karşılaştırması (Tabotoni – Brochier) Bir diğer yaklaşımda, ister kamu tarafından isterse özel sektör tarafından bir mal ve hizmet üretilsin, topluma maliyetinin ne olacağı araştırılmalıdır. Dolayısıyla, devlet faaliyetinin sınırı belirlenirken, her bir faaliyetin özel veya kamu kesiminde üretilmesi halinde toplumun yükleneceği maliyetin hesaplanması gerekmektedir.

26
 Musgrave Yaklaşımı: Musgrave’e göre, piyasa ekonomisi, bazı sorunların çözümünde yetersizdir. Piyasa ekonomisinin yersizliği nedeniyle kaynak tahsisi ve gelir dağılımında etkinlik sağlanamamakta ve iktisadi istikrar sağlanamamaktadır. Musgrave, piyasa ekonomisinin yetersiz olduğu hususlarda devletin Musgrave göre devlet, piyasa ekonomisinin yetersizliğinden kaynaklanan sorunların çözmelidir. Piyasa ekonomisinin yetersiz kaldığı hususlar şunlardır; - Fiyat mekanizması tek başına optimum kaynak dağılımını gerçekleştirmez. Piyasa, sadece özel talep oranında kaynak tahsis eder. Ancak sosyal fayda açısından, sosyal mal ve hizmetler (eğitim, sağlık, savunma vb.) içinde kaynak ayırmak gerekmektedir. Dolayısıyla devletin düzenleyici faaliyetleri ile bu eksikliklerin giderilmesi gerekir. - Optimum kaynak dağılımını engelleyen faktörlerden biri de tam rekabetten sapmalardır. Üretici ve tüketici birimlerin bilgi eksikliği, monopol ve oligopol piyasaların varlığı vb. durumlar tam rekabet şartlarının etkin olarak oluşumunu engellemektedir. - Fiyat mekanizması, tek başına gelir dağılımında etkinliği sağlayamamaktadır. Devlet, vergiler ve harcamalardan yararlanarak gelir dağılımını düzenleyici etki yaratabilmektedir. - Piyasa ekonomisi ile, kaynak kullanımında etkinliğin sağlanamayacağı ve buna bağlı olarak iktisadi dengenin sağlanamayacağı anlaşılmıştır. Maliye politikası ile devlet, iktisadi büyümenin en önemli şartı olan iktisadi istikrarın ve dengenin sağlanmasına da yardımcı olabilir.  Anayasal İktisat Yaklaşımı (Kamu Tercihi): XIX. Yüzyılın liberal yaklaşımının değişik yönden bir tekrarı olan bu görüş, esas itibariyle, J. Buchanan, Hayek, Tullock gibi bazı iktisatçılar tarafından savunulmaktadır. Klasik İktisadi görüşün uzantısı olarak, iktisadi faaliyetlerin tamamen piyasa ekonomisi kuralları çerçevesinde gerçekleştirilmesi gerektiğini, devletin ise bilinen klasik fonksiyonları hariç iktisadi faaliyetlere müdahale etmemesini gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Devleti Leviathan (orta çağda ağzından alev çıkaran dev ejderhalar gibi) olarak nitelemekte ve devletin sürekli büyüdüğüne işaret ederek, devletin görev ve sorumluluklarının belirlenerek anayasal hükümlerle sınırlandırılması gerektiğini ifade etmektedirler. Devletin özellikle bürokrat ve siyasi partilerin bütçe ve oy maksimizasyonu eylemleri ile büyüdüğünü, bu nedenle, devletin piyasaya müdahalelerini önleyebilmek için, anayasalara devletin iktisadi ve mali yetkilerini kesin bir biçimde kısıtlayan hükümler koymak gerektiğini ifade etmektedirler (Mali Anayasa, Borçlanma Anayasası vb.).  Tinbergen: Türkiye'deki ilk kalkınma planını (I. Beş Yıllık Kalkınma Planı 1963) yapan komisyonun başında görev almış ünlü planlama uzmanıdır. Tinbergen'e göre piyasa ekonomisinin etkin işleyebilmesi için devletin savunma, adalet gibi temel mal ve hizmetleri sunması şarttır. diğer bir ifadeyle planlı bir kamu ekonomisi ile temel mal ve hizmetleri

27
sunacak ölçüde örgütlenmiş bir devletin piyasa ekonomisinin kapitalist yapısına zararı olmayacağı gibi işleyişini daha etkin kılmasını sağlar. C. Devlet Faaliyetlerinin Optimal Seviyesi 1. Kaynakların Özel Kesimle Kamu Kesimi Arasında Optimum Dağılımı Kaynakların özel kesimle kamu kesimi arasındaki optimum dağılımı, kaynakların iki kesimden herhangi birinde kullanılmasının toplum yönünden fayda maksimizasyonuna olumsuz etkide bulunmamasına bağlıdır. Başka bir deyişle, kaynaklar iki kesim arasında öyle bir şekilde dağılmış olmalıdır ki, bir faktörün bir kesimden diğerine aktarılması, toplam üretimde artık bir artış sağlayamasın. Bunun için, özel kesimde üretilen mal ve hizmetlerin marjinal sosyal faydasının marjinal sosyal maliyetine oranının, kamu kesiminde üretilen mal ve hizmetlerin marjinal sosyal faydasının marjinal sosyal maliyetine oranına eşit olması lazımdır. Yani, her iki kesim çıktılarının:
(Özel Kesim): MSF/MSM = MSF/MSM: (Kamu Kesimi)

2. Kamu Kesiminde Optimum Kaynak Kullanımı a. Kaynak Dağılımı ile İlgili Devlet Faaliyetlerinin Optimum Seviyesi Kaynak dağılımı ile ilgili devlet faaliyetlerinin optimum seviyesi nasıl belirlenebilir? sorusuna akla gelen ilk çözümlerden biri, optimum kaynak dağılımının, ekonominin özel kesimine uygulanan MSM = MSF kuralının kamu kesimine de uygulanması suretiyle sağlanmasıdır. 1928’de bu açıdan ilk eğilen A.C.Piogu, “harcamaların, devlet hizmetleri için vatandaşlardan alınan sonuncu (veya marjinal) şilinin harcanmasından elde edilen faydalanmanın, bu sonuncu şilinin devlete aktarılması dolayısıyla katlanılan fedakarlıkla eşitleneceği noktaya kadar götürülmesini” öneriyordu. Aynı görüşü John F. Due, 1960’larda, “devletin her faaliyetini, faaliyetin sağlandığı marjinal sosyal faydanın marjinal sosyal maliyete eşit olduğu noktaya kadar artırması gerekir. İşte bu anlamda MSM = MSF eşitliği sağlanabilirse, kamu kesiminde optimum kaynak kullanımı gerçekleştirilmiş, yani, kamu kesimince kullanılan kaynaklardan mümkün olan en büyük fayda sağlanmış olur. Ancak, uygulamada bu usulden yararlanma imkanı yoktur. Çünkü, hem kamu kesiminde üretilen kollektif malların piyasa fiyatlarının olmayışı, hem de yarı kollektif mal ve hizmetlerin sebep oldukları dışsallıklar bunların MSF’sinin tespitini imkansız kılmaktadır. Dolayısıyla, bu teknik kullanılamadığı için, maliyet – fayda analizi adı verilen bir yöntemden yararlanılmaktadır. b. Gelir Dağılımı İle İlgili Devlet Faaliyetlerinin Optimum Seviyesi Devletin asli amaçlarından biri, gelir dağılımını düzenlemektir. Bu anlamda, özellikle çağımız devlet anlayışı olan sosyal refah devletinin, kalkınmanın gerçekleştirilmesi kadar önde gelen görevlerinden biri de adil gelir dağılımının sağlanmasıdır. Bu anlamda gelir dağılımının etkin olarak sağlandığı nokta kamu faaliyetlerinin optimum düzeyini oluşturmakla birlikte, bu noktanın objektif değil, sübjektif bir değer olmasından dolayı ölçülmesi sınırının belirlenmesi imkansızdır.

28
c. Negatif Gelir Vergisi Negatif gelir vergisi deyimi, bir tür sosyal transfer harcamasını ifade etmektedir. Negatif gelir vergisi kavramı ilk kez, Milton Friedman ve Daniel Moynihan adlı iki Amerikalı iktisatçı tarafından ortaya atılmıştır. Negatif gelir vergisi şu şekilde uygulanacaktır. Buna göre, devlet hiçbir ekonomik faaliyette bulunmayacak ve tüm hizmetler (temel hizmetler hariç) piyasadan karşılanacaktır. Devlet, bir geçim sınırı belirleyerek bu sınırın altında olanlara ihtiyaç duyduğu mal ve hizmetleri piyasadan temini için, negatif gelir vergisi yoluyla bir gelir transferi yapacaktır.

29
KAMU GİDERLERİ I- KAMU HARCAMALARININ TANIMI VE SINIRI Kamu ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla yetkili kişilerce gerçekleştirilen, zaman içerisinde sürekli artma eğilimi içerisinde olan ve para şeklinde yapılan ödemelere kamu gideri denilmektedir. Kamu giderini, dar ve geniş anlamda olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür. Buna göre, dar anlamda kamu giderleri, merkezi idare tarafından gerçekleştirilen hizmetler dolayısıyla yapılan giderleri, geniş anlamda ise; merkezi idare, yerel yönetimler, kamu (merkezi ve yerel) girişimleri, sosyal güvenlik kuruluşlarının harcamalarını kapsamaktadır (Bu tanım Halil Nadaroğlu’na göre değişmektedir, Halil Nadaroğlu’nun dar kapsamlı kamu harcamaları merkezi ve yerel idare olarak tanımlamaktadır). Kamu giderleri, toplumsal ihtiyaçların karşılanabilmesi için katlanılması gereken nakdi masraflardır. Kamu giderleri kısaca, kamu hizmetlerinin sunulması için yapılan giderlerdir. Kamu giderlerinde, özel fayda ve kar amacı olmayıp, amaç toplumsal faydadır. Kamu harcamaları kanunla yapılır (bütçe kanunu). Üst sınırı milli gelirdir ve milli geliri aşamaz. II- KAMU GİDERLERİNİN ARTIŞI VE ARTIŞI ETKİLEYEN FAKTÖRLER A- KAMU GİDERLERİNDEKİ ARTIŞIN ANLAMI Kamu harcamaları dünyada değişen yüzyıllardır sürekli olarak değişen ekonomik, sosyal, siyasal konjonktür nedeniyle, sürekli olarak artmış ve kamunun ekonomi içindeki görev ve fonksiyonları sürekli olarak genişlemiştir. Kamu harcamalarının artışı kimi zaman sadece parasal olmuş, kimi zaman ise reel olmuştur. Kamu harcamalarının sadece miktar olarak, diğer bir ifade ile sadece parasal (nominal) olarak arttığı ve bu artışa rağmen kamu hizmetinde miktar olarak bir artışın olmadığı durumlara görünüşte artış, kamu harcamalarının hem parasal hem hizmet miktarı olarak arttığı durumlara ise gerçek artış denilmektedir. Özetlersek, kamu harcamaları artarken kamu hizmetleri nicelik (miktar) ve nitelik (kalite) olarak artmıyorsa görünüşte, artıyorsa gerçekte artış ortaya çıkmaktadır. Görünüşte Artış Nedenleri — Para ekonomisinin yaygınlaşması, — Paranın değerinin düşmesi, — Bütçe Usullerinin değişmesi (safi usulden gayrisafi usule geçiş), — Ülke sınırlarının ve nüfusunun artışı, — Kamulaştırma, devletleştirme. Gerçekte Artış Nedenleri — Askeri (savaş ve savunma giderleri), — Teknolojik (hızlı tren, iletişim teknolojisi vb.) — Siyasi (liberal veya sosyalist bir iktidarın gelmesi), — Ekonomik (krizler, büyüme ve kalkınma çabaları) — Sosyal (kimsesizlere, düşkünlere yardım)

B. KAMU HARCAMALARINDAKİ ARTIŞI AÇIKLAMAYA YÖNELİK GÖRÜŞLER 1. Wagner Kanunu (Kamu Harcamalarının Sürekli Artışı Hipotezi): Adolph Wagner

tarafından 1883 yılında kamu giderlerinin artışı kanunu, formüle edilmiştir. Wagner ileri sürdüğü bu kanunda, devlet faaliyetlerinin sürekli artış içinde olduğunu ve bu nedenle de kamu harcamalarının sürekli yükseliş eğilimi içine girdiğini belirtmiştir. Wagner’e göre,

30
toplumun sosyal yönden gelişmesi engellenemez. Bu gelişme devlet faaliyetlerinin artışına neden olmaktadır. Wagner; kamu harcamalarındaki artışı toplumun sosyal olarak gelişimine bağlı olarak artan toplumsal ihtiyaçların karşılanabilmesi için devletin görev ve fonksiyonlarının sürekli olarak artmasına bağlamıştır. Kamu faaliyetlerinin kamu

harcamalarının sürekli olarak, milli hasıladan daha hızlı yükseldiğini belirtmiştir. Özetlersek, Wagner'e göre kamu harcamalarının artışı devlet faaliyetlerindeki artışa bağlı olarak (sanayileşme, kentleşme, toplumsal ve sosyal yapıdaki değişim gibi) sürekli artar ve ve kamu harcamaları artış hızı milli gelir artış hızından daha yüksektir. 2. Peacock – Wiseman Yaklaşımı (Sıçrama Tezi ve Yer Değiştirme Hipotezi): Peacock ve Wiseman, 1961 yılında yaptıkları kamu harcamaları ile ilgili çalışmada, kamu harcamalarındaki artışın, kamu gelirlerindeki artışla ilgili olduğunu belirtmişlerdir. Görüşe göre, ekonominin gelişmesine bağlı olarak sağlanan vergi hasılatı sonucunda yapılan harcamalar, kamu harcamalarının düzeyinde yükselme ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca, Peacock ve Wiseman’a göre, savaşlar, depremler, ekonomik krizler vb. gibi büyük bunalım dönemlerinde kamu harcamalarının sıçrama yapmaktadır. Devlet Kamu harcamalarından yaşanan bu artışı finanse etmek üzere, vergi yükünü artırır (olağan bir dönem içinde büyük tepkiye neden olabilecek olan ve katlanılamaz olan vergi yükünün). Toplum tarafından kabul edilen bu vergilere karşı direnç söz konusu olağanüstü dönem içerisinde kırılı ve toplum bu vergilere alışarak benimser (örneğin, 1999 yılında yaşanan büyük deprem felaketi sonrası getirilen Özel İletişim Vergisi). Olağan üstü durum ortadan kalksa dahi vergilerin toplanmaya devam etmesi ve artan vergi hasılatı, bunalım sonrası dönemlerde de kamu harcamalarının eski düzeyine inmeden devam etmesine neden olur. Kısacası, Peacock-Wiseman, kamu harcamalarının olağanüstü dönemde arttığını (sıçrama), bu dönemlerde vergilerin arttığını ve artan kamu gelirlerinin kamu harcamalarını artırdığını (yer değiştirme) ifade etmişlerdir. 3. Sosyal Refahın Artırılması Yaklaşımı: Pigou ve Dalton tarafından ileri sürülen görüşe göre, yapılan her bir harcama toplumsal refahı diğer bir ifade ile sosyal refahı artırıyor ise harcama yapılmaya devam edilmelidir. Görüşe göre, toplanan her bir lira verginin yaratacağı maliyet ile bu vergiden toplanan gelirin harcanması sonu elde edilen fayda eşitleninceye kadar kamu harcamaları artmaya devam etmelidir. Burada önemli olan maksimum sosyal faydanın sağlanabilmesidir. Amaç, sosyal refahın maksimize edilmesi olup, bu doğrultuda kamu harcamalarına yön verilmesi söz konusu olacaktır. Pigou-Dalton kamu harcamalarının sosyal faydasının, sosyal maliyetine eşitleninceye kadar artırıldığını ifade etmişlerdir. (MSM = MSF) 4. Maksimizasyon Yaklaşımı: A.Downs, J.M. Buchanan ve G. Tullock tarafından ileri sürülen görüşe göre, demokrasi ile yönetilen ülkelerde, siyasi partiler ve hükümetler kendi oylarını, seçmenler ise kendi, seçmenler de kendi gerçek gelirlerini maksimum kılmaya çalışırlar. Bu düşünce etrafında, seçmenlerin gelirlerini maksimize etmeye çalışarak onların oylarını almaya çalışan hükümetler, bu sayede seçmenleri memnun ederek iktidarda kalma süresini uzatmak için daha fazla kamu harcamasında bulunacaktır. Yaklaşıma göre

31
seçmenler kamu hizmetlerine olan taleplerini açıklamak istemezler ya da açıklayamazlar (bedavacılık). 5. Ekonominin Gelişme Sürecinin Kamu Harcamalarını Etkilediği Yaklaşımı  Musgrave’e Göre: Ekonomik gelişimini tamamlamış bir ülkenin eğitim, sağlık vb. diğer sosyal harcamaları artmaktadır. Buna göre, kamu harcamalarının artışı daha çok sosyal harcamalardan kaynaklanmaktadır. Kamu harcamalarının savaş ve savunma harcamaları çıkarıldığında gerçekte artmadığını, sosyal harcamaların milli gelire oranının sabit olduğunu ve bu nedenle milli gelir arttıkça sosyal harcamaların arttığını ve düşme göstermediğini ifade etmektedir. Özellikle gelişmiş ülkelerde kamu harcamalarının içinde sosyal harcamalarının payının diğer kamu harcamalarına oran arttığı, diğer kamu harcamalarının azaldığını ifade etmiştir..  Rostow’a Göre: Kamu giderlerinin artışı, ekonomik gelişmeye bağlıdır. Rostow, ekonomik büyümenin sağlanması bakımından, kamu yatırımlarının önem taşıdığını ve devletin bu bakımdan iktisadi fonksiyonlara sahip olmasının, kamu harcamalarını artırdığını ileri sürmüştür. Farklı gelişmişlik düzeyinde bulunan her bir ülkenin sosyo – ekonomik ve siyasi niteliklerine bağlı olarak devlet değişen büyüklüklerde üretimde bulunmuş ve bulunmaktadır. Bazı ekonomik ve sosyal faaliyetlerin devlet tarafından yapılması ve özel sektör tarafından üretilemeyen bazı mal ve hizmetlerin devlet tarafından üretiliyor olması kamu harcamaları üzerinde etkileyici ve yönlendirici olmuştur. 6. Baumol (Dengesiz Büyüme): Kamunun ağırlıklı olarak daha verimsiz olan hizmetler sektöründe üretim yaptığını, bu nedenle artan hizmet talebini daha fazla harcama yapılarak karşılandığını, bu durum kamunun özel sektöre göre daha hızlı ve dengesiz büyüdüğünü ifade etmiştir. 7. Niskanen (Bürokrasi): Bürokratın kamu işletmesini özel bir işletme gibi gördüğünü ve işletmenin karını makimize çabasını kamu bütçesini makimize şeklinde uyguladığını ve bu nedenle kamu harcamalarının arttığını ifade etmektedir. 8. Odle (Politik Aşmalar Hipotezi): Odle göre sömürülen ülkelerde kamu harcamaları sömürge aşamasında demir yolu, köprü, liman vb. alt yapı harcamaları nedeniyle, ikinci aşamada ise kamu harcamaları yabancı sermayenin geliş amacına uygun olarak teşvikler, desteklemeler, sanayi ve üretim için gerekli altyapıya dönük olarak artar, üçüncü aşamada ise kamu harcamaları bağımsızlık sonrası dönemdir ve ulusal ekonominin kurulması için kamu girişimleri, kamu bankaları şeklinde artmaktadır. 10. Diğer Görüşler - H. Carter: Kamu harcamaları Wagner'in dediği gibi sürekli artar ancak her ülkede farklı nedenlerden dolayı artar. her ülkede artışın nedeni aynı değildir. - Solomon Fabricant: Kamu harcamalarının sürekli arttığını doğrulamıştır. Her ülkede farklı olacağını ileri sürmüştür.

32
- Francesco Nitti: Kamu harcamalarının artışı savaş ve savunma harcamalarından kaynaklanmaktadır. - Pyle: Kamu harcamalarının artış hızının her zaman değil, dönem önem milli gelir artış hızından daha yüksek olduğu iddia etmiştir. - Colin Clark: Kamu harcamalarının seviyensin milli gelirin %25’i kadar olması gerektiğini savunur. III. KAMU GİDERLERİNİN ÇEŞİTLERİ

İdari (Organik) Harcamayı yapan idari birimler itibari ile harcamalara sınıflandırma yapılmasıdır. Harcamanın A Bakanlığı, B Bakanlığı, C Kamu idaresi tarafından yapılması idari (organik) sınıflandırma; bunların Genel Bütçe Harcaması, Katma Bütçe Harcaması, Özerk Bütçe Harcaması şeklinde ayrılması hukuki sınıflandırma, Yıllık, Gelecek Yıla Taşan, Kesin veya Geçici Harcamalar şeklinde ayrılması şekli sınıflandırma olarak tanımlanabilir.

Fonksiyonel Kamu giderleri, yapılacak harcama ile gerçekleştirilmesi öngörülen amaçlar dikkate alınmaktadır. Örneğin, eğitim, savunma, sağlık, bayındırlık, genel giderler gibi çeşitli kalemler altında giderlerin sınıflandırılması yapılır. Fonksiyonel sınıflandırma sayesinde; — Hizmet tekrarı engellenmekte, — Tasarruf sağlanmakta, — Etkinlik ve verimlilik artmakta, — Bir hizmet için katlanılan toplam maliyet ortaya konulabilmektedir.

Bilimsel - Ekonomik Reel–Transfer Karşılığın bir mal veya hizmet alınan harcamalar “reel”, alınmayan harcamalar “transfer” harcamalarıdır. İlk olarak Pigou tarafından yapılan bir ayrımdır. Verimli-Verimsiz Milli hâsılada artış sağlayan kamu gideri verimli, milli hâsılada artış yaratmayan kamu harcaması ise verimsiz olarak kabul edilmektedir. Cari-Yatırım Bir bütçe dönemi içinde tüketilen ve aynı dönemde faydası sağlanan, genellikle her yıl tekrarlanan giderler “cari”, üretim kapasitesini artıran, kaynakların daha etkin kullanımını sağlayan ve milli geliri artıran, faydası sonraki yıllar sağlanan giderler “yatırım” harcaması olarak sınıflandırılır. Tüketim malı ile ilgili harcamalar cari, sermaye birikimi ile ilgili harcamalar yatırım harcamalardır.

Diğer Tasnif Şekilleri Adi–Olağanüstü: Her yıl tekrarlanan giderler adi, bir yıldan daha uzun süreli zaman aralıklarıyla ortaya çıkan giderler ise olağanüstü giderlerdir. Kısaca bir gider önceden öngörülebiliyorsa adi, öngörülemiyorsa olağanüstü giderdir. Cari harcamalar adi harcamadır. Zorunlu–İhtiyari: Kuruluşun belli bir dönemde, yapması konusunda serbestiye sahip olmadığı giderler zorunlu, serbestiye sahip olduğu giderler ise ihtiyaridir.

 Toplam talep ve cari üretim düzeyini değiştiren karşılığından mal ve hizmet alımı olan harcamalar reel (gerçek), cari üretim ve toplam talep düzeyini değiştirmeyen, karşılığında mal ve hizmet alımı olmayan harcamalar ise transfer harcamalarıdır. Cari ve Yatırım harcamaları reel harcamalardır. Sübvansiyon, doğrudan gelir desteği, iç ve dış borç faizi, burslar, malul-dul-yetim aylıkları, KİT açıkları, özel bütçeli ve DDKB’lerine yapılan hazine yardımları, sosyal güvenlik kuruluşlarının açıklarının finansmanı transfer harcamasıdır.  Faydası bütçe yılı ile sınırlı olan cari (ısınma ve aydınlatma giderleri, kırtasiye alımları, malzeme alımı, personel giderleri, yolluklar, demirbaş alımı, küçük onarım ve bakım işleri vb.).

33
 Faydası yıllara yayılan yatırım harcaması (yeni bina inşa etmek ya da yeni bina satın almak, etüt – proje giderleri, taşıt alımı, yol, köprü, baraj vb. yapım giderleri).  Hem harcandığı yıl hem de diğer yıllar fayda sağlayan kalkınma-carisi (yatırım-carisi) (eğitim ve sağlık harcamaları, bir hastane inşa etmek yatırım, hastane ısınma ve aydınlatma giderleri yatırım-carisidir).  Sermaye teşkili transfer harcaması ise karşılığında mal alınan ancak cari üretim ve toplam talep düzeyine hiçbir katkısı olmayan harcamalardır (eski bir bina, arsa- arazi alımı, kamulaştırma, devletleştirme harcamalarıdır).
Transfer Harcamalarının Tasnifi İktisadi, Sosyal ve Mali Üretimin artırılmasına yönelik yapılan transfer harcamaları “iktisadi”, kamu kurum ve kuruluşların finansman açıklarının kapatılması amacıyla yapılan transfer harcamaları ”mali”, düşük gelirli bazı gelir gruplarına yönelik olarak yaşam standartlarını yükseltmek amacıyla yapılan transfer harcamaları “sosyal” nitelikli transfer harcamalarıdır. Gelir - Sermaye Transfer harcaması ülke içerisinde yapıldığın gelirin bir bireyden ya da gruptan diğer birey ya da gruba aktarır. Bunun dışında ülkeler arası yapılırsa bir ülkeden diğerine sermaye transferi söz konusudur (dış borç faizi, savaş tazminatı vb.) Dolaylı-Dolaysız Transfer harcamasının yapıldığı birey ya da grubun geliri doğrudan artıyor ise dolaysız, doğrudan artırmıyor ise dolaylı transfer harcamasıdır. Faiz, burs, doğrudan gelir desteği vb. dolaysız, sübvansiyon, iktisadi amaçlı mali yardımlar dolaylı transfer harcamalarıdır.

 Transfer harcamaları ayni ve nakdi olarak yapılabilir. Nakdi transfer iktisadi, mali ve sosyal maçlı yapılabilirken ayni transferler sadece sosyal amaçlı yani kişinin özel durumuna göre gelir dağılımını düzenlemek üzere yapılır.  Sübvansiyon, fiyat hareketlerini kontrol için yapılan mali yardımlardır. Sübvansiyonlar üretim ve tüketim sübvansiyonları olarak ayrılabilir. üretim sübvansiyonları üretimi teşvik etmek için, tüketim sübvansiyonları ise piyasa fiyatını aşağı çekmek için kullanılır. Sübvansiyonlar ayni transferlere göre objektiftir, ayni transferler ise kişiye özel ve sübjektiftir. IV- KAMUSAL HARCAMA POLİTİKALARININ SEÇİMİ A. Sosyal Fayda Maliyet Analizi Fayda -maliyet analizini ilk yapan kişi Dupuit’dir. Sosyal fayda maliyet analizi daha çok kamu yatırım projelerine uygulanmaktadır. Çünkü cari harcamalar, daha çok kısa vadeli olduklarından olası yanlış kararlardan dönmek mümkündür. Oysa yatırım projeleri, uzun vadeli harcama programları olduğu için, başlangıçta etkinlik analizlerinin titiz biçimde yapılması gerekmektedir. Şunu da belirtmek gerekir ki, cari harcamalarla yatırım harcamalarının sonuçları açısından her zaman vadeye göre bir sınıflama yapmak mümkün olmayabilir. Örnek, eğitim harcamaları açısından öğretmen maaşları, orta dönemde eğitim etkinliğini artıracak niteliktedir. Sosyal fayda maliyet analizi açısından en önemli konulardan biri fayda ve maliyetlerin belirlenmesidir.

34
 Faydaların Belirlenmesi: Projenin değerlendirilmesinde faydaları; doğrudan-dolaylı; gerçek-parasal ve maddi ve maddi olmayan faydalar olarak belirlemek mümkündür.  Maliyetlerin Belirlenmesi: Bir kamu yatırım projesinde maliyetleri; doğrudan-dolaylı maliyet, yatırım-işletme bakım maliyeti, gerçek-parasal maliyet, maddi-maddi olmayan maliyetler şeklinde sınıflamak mümkündür.  Projenin Fayda ve Maliyetlerinin Ölçümlenmesi: Fayda maliyetlerin ölçümlenmesinde özel sektör projelerinde kullanılmayan iki değerleme ölçütü yer almaktadır.  Gölge Fiyatı: Bu fayda ve maliyetlerin ölçümlenmesinde piyasa fiyatı yerine gölge fiyatlar kullanılmaktadır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde piyasa ekonomisinin gelişmemesi, sermayenin belirli gruplarda toplanması, ekonomik kurumların yetersizliği vb. nedenlerden dolayı, piyasa fiyatı yerine gölge fiyatı kullanılmaktadır. Gölge fiyatı, herhangi bir malın marjinal maliyetinin parasal ifadesi olarak tanımlanabilmektedir.  Sosyal İskonto Oranı: Sosyal iskonto oranı, kamu yatırımlarının gelecekteki fayda ve maliyetlerini bugünkü değere eşitleyen faiz oranı olarak tanımlanmaktadır. Buna sosyal faiz oranı adı da verilmektedir. VKAMU HARCAMALARININ EKONOMİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİNE İLİŞKİN

GÖRÜŞLER - H. Dalton’a Göre: Savunma giderleri ekonomik anlamda israftır ve milli geliri olumsuz etkiler. Dalton'a göre transfer harcamalarının fiyat üzerinden tüketiciye yansıması için talep esnekliğinin sonsuz olması gerekmektedir. Diğer taraftan Sübvanse edilen malın talep esnekliği düşükse ya da arz esnekliğinden küçükse bu durumda sübvansiyonun büyük kısmı üreticiye yansımaktadır. Arz ve talep esnekliğinin sabit olması halinde de sübvansiyon fiyatı değiştirmeyeceğinden yine tüketiciye yansımamaktadır. Esnekliğin sonsuz olması halinde fiyat üre sübvansiyon tamamen tüketiciye yansımaktadır. - Pigou Etkisi: Devlet harcamalarının azaltılmasının bireylere faydadan çok zarar getireceğini savunur ve kamu harcamalarının azalmasının talebi daraltacağını iddia eder. Pigou kamu harcamalarının azaltılmasının milli geliri düşürebileceğini ileri sürmektedir. Kamu harcamalarının azalmasının milli gelirde yarattığı bu etkiye Pigou Etkisi denilmektedir. Pigou etkisi iktisatta, para değerini düşmesinin serveti ve buna bağlı olarakda tüketimi artırdığını ifade eder. Düşen para değeri, servet sahi olan bireylerin sahip oldukları servetin değerini artırır, bu da tüketimi kamçılar. - Dışlama Etkisi: Monetaristlere göre, kamu harcamalarının artması, faizleri artırır. Faizlerin artması ise özel yatırımları azaltır. Kısaca kamu harcamalarının artması, özel yatımları azalmasına neden olur. KAMU GELİRLERİ I. KAMU GELİRİNİN TANIMI

35
Devletin yüklendiği fonksiyonları gerçekleştirmek amacıyla, anayasal sınırlar içinde başvurduğu ve değerlendirdiği çeşitli kaynaklardan elde ettiği gelirin tümüne, kamu geliri denilmektedir. Kamu gelirlerini, dar anlamda ve geniş anlamda olmak üzere de belirtilebilir. Dar anlamda kamu geliri, merkezi yönetim tarafından çeşitli kaynaklardan elde edilen gelirleri ifade etmektedir. Geniş anlamda ise, yerel yönetim kuruluşlarının, parafiskal kurumların ve kamu iktisadi teşebbüslerinin gelirlerini de dikkate alınmak suretiyle ifade edilmektedir. Ayrıca cebrilik açısından da dar ve geniş tanım yapılabilmektedir. Dar anlamda kamu gelirleri cebri nitelikte diğer bir ifade ile devletin egemenlik gücüne dayanan gelirler iken, geniş anlamda kamu gelirleri cebri olsun olmasın her türlü geliri kapsamaktadır. II. KAMU GELİRLERİNİN ÇEŞİTLERİ VE AYIRIMI A. KAMU GELİRLERİNİN ÇEŞİTLERİ  Vergiler: Devletin en önemli gelir kaynağı olan vergilerin, karşılıksız ve devletin egemenlik gücüne dayanarak toplanan (cebri) gelirlerdir.  Harçlar: Bazı kamu hizmetlerinde toplumsal faydadan öte bireysel fayda ve yararlanma söz konusudur. Sağlanan özel fayda nedeni ile faydayı sağlayan bireylerin hizmet maliyetine belirli ölçüde katılması karşılığında alınan bedellerdir. Cebridir ancak karşılığı ve özel faydası olan bir unsurdur. Katkı payı olarak da ifade edilir.  Resimler: bir birey ya da kurumun bir eylemi gerçekleştirebilmek için devletin yetkili organların aldığı izin karşılığı ödediği bedeldir. Örneğin; ithalat yapılabilmesi için ödenen ithalat resmi veya limanlarda mal giriş-çıkışı için alınan rıhtım resmi vb.  Şerefiyeler: Bir kamu idaresinin herhangi bir yerde yaptığı bayındırlık hizmeti sonucunda o bölgede yaşayan vatandaşlara iki farklı fayda sağlar, biri bölgedeki emlaklerin değerinin artması bir diğeri de bu bayındırlık hizmetlerinin bölge halkına sağlayacağı toplumsal fayda. İlk faydaya bağlı olarak hizmeti yerine getiren kamu idaresinin bu faydadan yaralananlardan bu hizmetin maliyetine ortak etmesi karşılığı aldığı bedeldir. Bazı kaynaklara göre harcamalara katılım payı olarak da ifade edilmektedir.  Parafiskal Gelirler: Kamu veya yarı kamu kurumu niteliğindeki ekonomik, sosyal ve mesleki kuruluşlarının, bu kuruluşa üye kişilerden yine bu kuruluşa üye kişilere sunacakları hizmetlere karşılık olarak topladıkları prim , aidat vb. şekillerdeki gelirlere denilmektedir. Bu tür gelirler bütçe içersinde yer almayıp, söz konusu kuruluşun bütçesinde yer alırlar, cebren toplandıkları için vergiye, karşılığı olduğu için harca benzemektedirler. Parafiskal gelirler vergi benzeri olarak nitelenir ve en önemli özellikleri kendi kurum bütçelerinde yer almaları ve genel bütçeye kayıt edilmemeleridir.  Para ve Vergi Cezaları: Gerek para cezalarında, gerekse vergi cezalarında amaç gelir elde etmek değildir. Amaç yasalara uygun davranılmasını sağlamaktır. Bu şekilde gereği gibi davranışta bulunmayan kişilere uygulanan para ve vergi cezaları, sonuç olarak kamu geliri yaratmaktadır.

36
 Mülk ve Teşebbüs Gelirleri (Mamelek Gelirleri, Patrimuan): Kamunun taşınır veya taşınmaz mal ve haklardan işletilmesi veya kiralanması karşılığı elde ettiği gelirlerdir. Karşılığı olan gelirlerdir. Kamunun özel sektörde bulunduğu faaliyetler sonucu elde ettiği gelirlerde bu kapsamdadır. Devletin kurduğu kamu girişimleri; mali tekeller, doğal tekeller ve kamu iktisadi teşebbüsler olarak sınıflandırılabilir.  Özeleştirme Gelirleri: Devlete ait işletmelerin özel sektöre devredilmesinden sağlanan gelirlerdir.  Borçlanma Gelirleri: Kamu gelirlerinin kamu giderlerini karşılayamadığı noktada devlet borçlanmaya gider. Klasik maliyecilere göre borç bir kamu geliri değildir. Modern maliyeciler ise borçlanmayı bir kamu geliri olarak görmüşlerdir.  Fonlar: Belirli bir amacın gerçekleştirilebilmesi için ayrılmış olan ve gereğinde kullanılmak üzere bir hesapta hazır tutulan paralardır. Fonlar bütçe içi ve dışı olmak üzere ikiye ayrılır. Buna göre bütçe içi fon, bütçeden ödenek ayrılması yöntemiyle tamamen bütçe kaynaklarından beslenen, ancak toplu olarak ayrılan bir ödeneğin harcama kalemlerine dağıtımında yetkinin yürütmeye bırakıldığı fonlardır. Bütçe dışı fon ise, kaynağı bütçe kanunu dışında ya da kısmen bütçe kanunu kısmen de özel kanun ya da kararlarla sağlanan fonlardır.  Para Basmaktan Doğan Gelirler: Senyoraj geliri olarak da ifade edilen bu gelirler, söz konusu tercihlere bağlı olarak önemli fonksiyon görebilmektedir. Senyoraj basit bir tanımlamayla, devletin para basmak suretiyle elde ettiği reel gelir olup, sonuç olarak; ekonomide enflasyon yaratılacağından dolayı para arzındaki artışın reel değeri senyoraj gelirini verecektir.  Devalüasyon Gelirleri: Döviz kurun değerlenmesi yada yerli paranın döviz karşısında değer kaybetmesi anlamına gelen devalüasyon ile devletin döviz kaynaklarının yerli para değeri üzerinden, değeri artmaktadır. Genellikle cebri bir yoldur.  Diğer Kamu Gelirleri: Dolaylı olarak gelir yaratan ya da toplam kamu gelirleri içerisindeki önemi fazla olmayan başka gelir kaynakları olarak, bağış ve yardımlar, ganimetler, devlete intikal eden mallar belirtilebilir.  Vergi karşılıksız ve cebri, resim, harç, şerefiye ve parafiskal gelirler karşılıklı ve cebridir. Mali tekeller, para politikası (senyoraj) gelirleri de cebridir.  Parafiskal gelirler vergi benzeri olarak nitelenir ve en önemli özellikleri kendi kurum bütçelerinde yer almaları ve genel bütçeye kayıt edilmemeleridir.  Resim bir izin karşılığı, şerefiye bayındırlık hizmeti karşılığı (emlakin değer artışından), har ise hizmetten faydalanın hizmet maliyetine katılım bedeli olarak alınır. Bu bedellerin ne kadar olacağını (maliyetin altında mı yoksa üzerinde mi gibi) belirleyen siyasal erktir.  Vergi politik fiyat, resim harç, şerefiye ve parafiskal gelirler yarı politik fiyat, özel malların fiyatı ise piyasa fiyatı olarak adlandırılır.

37
B. KAMU GELİRLERİNİN AYIRIMI

Cebirlik Açısından Kamu gelirleri, cebrilik kriterine göre, cebre dayanan ve cebre dayanmayan kamu gelirleri olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Vergiler, harçlar, cezalar, tazminatlar cebri gelirler arasında, mülk ve teşebbüs gelirleri ile zorunlu olmaları hali dışında borçlanma gelirleri ise cebre dayanmayan gelirler arasında kabul olunmaktadır.

Sağlandıkları Kaynağın Nitelikleri Açısından Ayırım Bu kritere göre kamu gelirleri, özel ekonomi gelirleri ve kamu ekonomisi gelirleri olarak iki grupta ele alınmaktadır. Devletin, piyasa kuralları içinde ve özel hukuk kurallarına uygun bir şekilde gerçekleştirdiği faaliyetlerden sağlamış olduğu gelirlere, özel ekonomi gelirleri denilmektedir. Devletin kamu ekonomisi gelirleri olarak elde ettiği gelirlere vergi, resim, harç örnek olarak verilebilir.

Gelirin Sürekliliği Açısından Ayırım Kamu gelirleri, gelirin sürekliliği açısından adi ve olağanüstü gelirler olmak üzere iki grupta incelenebilmektedir. Bunlardan normal ve alışılagelmiş kamu hizmetlerinin gerçekleştirilebilmesi amacıyla, her yıl tekrarlanır nitelikteki ve sürekli gelir yaratır kaynaklardan elde edilen gelirlere adi, genellikle ani şekilde ortaya çıkan ve önceden öngörülmesi olanağı bulunmayan kamu giderlerini karşılamaya yönelik gelirlere ise, olağanüstü gelirlerdir.

III. VERGİ TEORİSİ VE UYGULAMASI A. VERGİNİN TANIMI, AMAÇLARI ve KAPSAMI

Tanımı Kamusal hizmetlerin finansmanı için, gerçek veya tüzel kişilerin gelir, servet veya harcamaları üzerinden karşılıksız ve cebren alınan parasal değerlerdir. Buna göre verginin nitelikleri; — Karşılıksıdır, — Parasal değerlerdir, ayni değerler değildir, — Kamu hizmetlerinin finansmanı için toplanır, — Cebren toplanır, — Gerçek veya tüzel kişilerden alınır, — Gelir, servet veya harcama üzerinden alınır.

Amaçları Verginin amaçları mali (fiskal) ve mali olmayan (ekstra fiskal) amaçlar olmak üzere ayrılabilir. Fiskal Verginin kamu hizmetlerin finansmanı için toplanmasıdır. Bu amaç yerine getirilirken vergi yükünün adil dağılımına dikkat edilmeli ve vergi yükü mümkün olduğunca asgari düzeyde tutulmalıdır. Ekstra Fiskal Gelir dağılımında adaleti sağlaması “sosyal”, iktisadi büyüme ve kalkınmayı sağlaması, ekonomik istikrarı sağlaması vb. fonksiyonları da “ekonomik “ fonksiyonudur.

B. VERGİYİ AÇIKLAYAN GÖRÜŞLER

38

Fayda Teorisine- Mübadele Esasına Göre Açıklayan (Sosyal Mukavele Anlayışı – J.J. Roussea) Vergiyi devlet hizmetinin karşılığı olarak görmektedirler. Sigorta Primi Görüşü (Montesquieu, Emile de Girardin) Devlet bireylerin mal ve can güvenliğini sağladığı için vergi bireylerin devlete ödedikleri sigorta primi gibi görülmektedir. Sosyal Üretim Giderlerine Katılım Payı Teorisi (Theirs, Victor Mİnier, Emile de Girardin, Duc de Broglie, De Marco, A. De Viti) Tüm gerçek ve tüzel bireyler birer üretici ve toplum bu üreticilerin oluşturduğu bir birliktir. Devlet bu üreticiler birliğinin genel giderlerini karşılamakta ve bu giderlere üretici birimlerin katkısı vergidir.

Değişim Görüşü (Montesquieu, Proudhon, Locke, Lorey, Musgrave, Hobbes ve Von Wieser) Vergi, devletin sunduğu hizmetlerin bedelidir. Vergiyi hizmet bedeli sayan görüş olarak da bilinir.

Egemenlik Hakkına Dayanarak Açıklayan, İktidar Kuramı (A. Smith, J.S. Mill, Dalton, Pigou) Vergi, devletin kamu hizmetlerini yapmak için egemenlik gücüne dayanarak bireylerinden cebren aldığı değerdir. Temeli “organik devlet” görüşüne dayanır.

Not: Vergi kapsam olarak değerlendirilmeden önce vergilendirme yetkisinden bahsedilmelidir. Buna göre vergilendirme yetkisi; devletin veya yetkili kılacağı organların vergiyi koyma, kaldırma ve vergiye ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisidir. Dar anlamda vergilendirme yetkisi sadece vergiyi, geniş anlamda vergilendirme yetkisi vergi, resim, harç, şerefiye ve benzeri mali yükümlülükleri yani ve parafiskal yükümlülükleri de kapsamaktadır. C. VERGİ İLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR  Verginin Konusu: Verginin üzerine konulduğu, doğrudan ya da dolaylı olarak kaynağını oluşturduğu iktisadi unsurdur.  Verginin Matrahı: Verginin matrahı, verginin üzerinden hesaplandığı değer veya miktar olarak tanımlanabilmektedir. Vergi matrahı, değer olabileceği gibi, miktar da olabilmektedir. Miktarın esas alınması suretiyle vergi uygulamasına “miktar esası” ya da “spesifik vergiler”, değerin esas alınması suretiyle vergi uygulamasına ise, “değer esası” ya da “ad valorem vergiler” denilmektedir. Matrah belirleme usulleri;

39
Matrah Türleri ve Belirleme Usulleri Matrah Türleri Ad valorem Vergi: Matrahın vergi konusu unsurun değeri üzerinden hesaplanması (evin değeri, elde edilen safi gelir, taşıtın değeri vb.). Spesifik Vergi: Vergi konusu unsurun ağırlığı, uzunluğu, sayısı gibi fiziksel miktar değeri üzerinden hesaplanması (aracı ağırlığı, motor gücü, evin veya arazinin kapladığı alan vb.). Matrah Belirleme Usulleri Beyan Usulü: Mükellefin kendisinin kanunda belirtilen şekil ve esaslara göre matrahını vergi idaresine bildirmesidir. Basit Usul: Hesap dönemi içersinde elde edilen hasılat ile giderler arasındaki farka göre matrahın hesaplanmasıdır. Hesaplama gelir ve giderleri gösteren belgelere göre yapılır. Karineler Usulü: Mükellefe ait dış belirtilere göre belirlenir. (Kapı – pencere sayısı, sahip olunan hayvan sayısı vb.). İdarece Takdir Usulü: Vergi idaresi tarafından matrahın tespit edilmesidir. Matrahın tespitine ilişkin güçlüklerin var olması durumunda idarenin takdir yetkisini kullanmasıdır. İdare takdir komisyonları kanalı ile veya dış belirtilere göre hesaplama yapabilir Götürü Usul: Matrahın idare tarafından belirlenmesidir. Ancak idarenin takdir usulü ve karine usulü gibi mükelleflerin matrahı tek tek değil mükellefler gruplara ayrıştırılarak matrahlarının belirlenmesidir.

 Vergi Mükellefi: Vergi kanunları gereğince üzerine vergi borcu düşen kişidir.  Vergi Sorumlusu: Başkasına ait vergi dolayısıyla, alacaklı vergi dairesine muhatap olan ve verginin ödenmesinden sorumlu olan kişiye vergi sorumlusu denilmektedir. - Kanuni mükellef=kanuni yüklenici=kanuni anlamda gerçek mükellef - Aracı mükellef=vergiyi yansıtan=aracı yükümlü=aracı taşıyıcı - Gerçek mükellef=iktisadi anlamda gerçek mükellef=vergi yüklenicisi=vergi taşıyıcısı - Vergi sorumlusu=vergi ödevlerine ilişkin mükellef=vergi nedeni ile geliri ve serveti azalmayan kişi  Vergi Muaflığı ve İstisnası: Vergi kanunlarına göre, vergilendirilmesi gereken kişi ya da kişi gruplarının vergi dışı bırakılmasına vergi muafiyeti, vergi istisnası ise, vergi kanunlarına göre vergilendirilmesi gereken vergi konularının aynı veya başka kanunlarla kısmen ya da tamamen vergi dışı bırakılmasıdır. Muafiyet sübjektif, istisna objektiftir.  Verginin Tarh, Tebliğ, Tahakkuk ve Tahsili Verginin Tarhı: Bir mükellefin ödemesi gereken vergi tutarının hesaplanması, hazine

adına bir vergi alacağının belirlenmesi için yapılan bir idari işlem niteliğindedir.

40
Tarh Şekilleri ( Yöntemleri veya Esasları) Beyana Dayalı Tarh Mükellefin veya vergi sorumlusunun vergi idaresine yapacağı bayana göre yapılan tarh işlemidir. Gelir, kurumlar, KDV, ÖTV gibi vergiler mükellef veya sorumlunun beyanına dayanılarak tarh edilir. İkmalen Tarhiyat Bir vergi tarh edildikten sonra defter, kayıt, belge veya kanuni ölçülere göre matrahın eksik hesaplandığını n veya yeni bir matrahın tespit edilmesi sonucu idare tarafından yapılan ikinci tarh işlemidir. Re’sen Tarhiyat Matrahın tamamen veya kısmen tespit edilmesinde ortaya çıkan güçlükler nedeniyle vergi idaresinin tespit ettiği matraha göre tarh işleminin yapılmasıdır (Matrah takdir komisyonu veya vergi inceleme elemanının raporuna göre yapılabilir). İdarece Tarh Mükellefin kanunen belirlene sürede vergi idaresine müracaat etmemesi veya üzerine düşen ödevleri yapmaması nedeniyle, vergi idaresinin kanunda belirtilen matrahlar üzerinden tarhiyat yapmasıdır. Tahrire Dayalı Tarh Vergi kanunlarında belirlenen cetveller üzerinden verginin tarh edilerek, verginin tahrir ihbarnamesi ile tebliğ edilmesidir. Eski bir yöntem olup, günümüzde mevcut değildir.

Not: Ayrıca vergi hatalarının düzeltilmesi yoluyla tarh, götürü usulde ve karineler usulü ile tarh yöntemleri de vardır. Verginin Tebliği: Tarh işleminin sonuçlandırılmasından sonra verginin mükellefe

bildirilmesidir. Verginin Tahakkuku: Verginin ödenebilir aşamaya gelmesi olarak tanımlanan verginin

tahakkuku, tarh ve mükellefe tebliğ olunan vergi ile ilgili olarak herhangi bir uyuşmazlığın söz konusu olmaması veya var ise, uyuşmazlığın çözümlenmesi sonucunda kesinleşmesinden sonra ortaya çıkabilmektedir. Verginin Tahsili: Ödeme nakdi olabileceği gibi, eski çağlarda olduğu gibi aynide olabilir.

Ancak, günümüzde ödeme nakdi olmakta, ayni ödeme kabul edilmemektedir. Verginin tahsil usulleri ise aşağıdaki tabloda özetlenmektedir.

41

Verginin Mükellefçe Yatırılması Vergi, mükellef tarafından, yasaların öngördüğü dönemlerde ve taksitler halinde ilgili vergi dairesine ödenmektedir.

Yetkili Kişiler Tarafından Verginin Toplanması — İltizam Usulü: Vergi tahsilatının belirli bir bedel karşılığında üçüncü kişilere bırakılmasıdır. — İhale Usulü: Getireceği toplam vergi hasılatı üzerinden en düşük oranda pay isteyene vergi toplama yetkisinin verilmesidir. — Temsilciler Aracılığıyla Tahsil Usulü: Verginin toplum içinden seçilen bazı kişiler aracılığıyla tarh ve tahsili yoluna gidilmesidir. — Devlet Memurları Eliyle Tahsil Usulü: Verginin, devletin aylıklı memurları aracılığıyla toplanmasıdır. — Verginin Kaynakta Kesilmesi Usulü: Verginin, gelir kuruluşunca değil, doğduğu kaynakta başkaları tarafından hesaplanıp tahsili usulüdür. Burada vergi, doğduğu anda ve kaynakta kesilerek daha sonra gelir kuruluşuna yatırılmaktadır.

Diğer Tahsil Usulleri Pul ve bandrol yapıştırılması, kayıt düşülmesi vb. şekilde

 Vergi Alacağını Sona Erdiren Diğer Durumlar: - Ödenmesi: Vergi borcunun mükellef tarafından ödenmesi, - Terkin: Mükellefin vergi borcunun silinmesidir. Mükellefin vergi borcu doğal afet, vergi hatalarının düzeltilmesi, yargı kararları, tahsilden veya tahakkuktan vazgeçme şeklinde olabilir. - Zamanaşımı: Vergi borcunun belirli bir zaman içerisinde vergi idaresi tarafından talep edilmemesi sonucu sona ermesidir. Buradaki zamanaşımı “hak düşürücü zamanaşımı” niteliğindedir. - Verginin Mahsubu ve Takası: Bir verginin daha önce ödenmiş olan kısmının vergi borcundan düşürülmesine “verginin mahsubu” denir. Aynı türden karşılıklı ve muaccel olan iki borcun mübadele edilmesine “verginin takası” denir. Takasın mahsuptan farkı aynı türden ve muaccel iki borcun olması, takasın tahsil mahsubun ise tarh aşamasında gerçekleşmesidir. - Af: İdari, siyasi ve bazen de ekonomik nedenlerle devletin vergi veya vergi alacağına bağlı olan vergi cezalarının silinmesidir. Vergi bilincinin zedeleyen, mükellefler arası eşitliği bozan bir unsurdur. - Uzlaşma: Vergi mükellefi ile vergi idaresi arasındaki uyuşmazlığın idari aşmada çözümü ile vergi borcu kısmen indirilebilir.  Vergiden Kaçınma ve Vergi Kaçakçılığı: Vergiden kaçınma, vergiyi doğuran olaya neden olunmaması suretiyle vergi yükünün dışında kalma çabasıdır. Vergi kaçakçılığı, vergi borcu doğmuş olmasına rağmen, vergi kanunlarına aykırı düşen hareketlerle, verginin hiç ödenmemesi veya kısmen ödenmesi olarak belirtilebilmektedir.

42
 Çifte Vergi: Çifte vergileme olayı, aynı vergi konusu üzerinden birden fazla vergi alınması veya aynı vergi konusu üzerinde birden fazla vergileme yetkisinin çatışması olarak ifade edilmektedir. Çifte vergilendirme ekonomik ve hukuki anlamda ikiye ayrılmaktadır. Aynı konu üzerinde aynı verginin birden fazla vergilendirme yetkisinin çakışarak alınması hukuki, aynı konu üzerinden aynı nitelikte, farklı birden fazla vergi alınması iktisadi anlamda çifte vergilendirmedir. (Bir kazanç üzerinden önce kurumlar vergisi, daha sonra gelir vergisi alınması iktisadi anlamda, Ankara Büyükşehir Belediyesi ile Kırıkkale Belediyesi’nin sınırı üzerinde olan bir arazi üzerinden her iki belediyenin de Emlak Vergisi alması hukuki anlamda çifte vergilendirmedir).  Vergi İadesi: Vergi kanunlarına göre alınmaması gerekirken alınmış olan veya

kanunlara göre alınması gerekenden daha fazla tahsil edilmiş olan vergilerin, mükelleflerine geri verilmesidir.  Vergi Maliyeti: Açık ve gizli maliyet olarak ikiye ayrılmaktadır. Verginin açık maliyeti, gelir örgütünün vergi toplamak için katlandığı her türlü maliyet (aydınlatma, ısıtma vb). Verginin gizli maliyeti, mükelleflerin vergi ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirirken katlandığı maliyete denir.  Vergi Harcamaları: Bir vergi konulması ve uygulaması için gerekli temel düzenleme olmayan, bazı mükellef gruplarının yükünü azaltmak, teşvik etmek, yönetimi kolaylaştırmak ve benzeri nedenlerle tanınan muafiyet, istisna ve indirimlerin yol açtığı kaybı ifade etmektedir.  Vergi Erozyonu: Vergi harcamalarının artışı ve vergi kaçakçılığı ile vergiden kaçınmanın büyümesi dolayısıyla, vergi hasılatının aşınmasıdır.  Vergi Kapasitesi: Vergi kapasitesi, toplumun asgari geçim düzeyinin üzerindeki gelir toplamını ifade etmektedir. Diğer bir ifadeyle, vergiye dayanma gücünün sınırlarını ifade eder. Nüfus, milli gelir, gelir dağılımı, mükelleflerin vergiye karşı tepkileri (vergiden kaçınma, kaçakçılık vb.) vergileme kapasitesini etkilemektedir.  Vergi Gayreti: Vergi gayreti; bir ülkede bulunduğu tahmin edilen vergi kapasitesi ile fiili vergi hasılatı arasındaki oransal ilişkidir. Vergi gayretini ise yukarıdaki unsurların yanı sıra siyasi otorite doğrudan etkilemektedir Vergi Gayreti = Fiili Vergi Hasılatı / Vergi Kapasitesi  Verginin Gelir Esnekliği ve Vergi Canlılığı: Verginin gelir esnekliği, vergi gelirlerindeki artış yüzdesinin, milli gelirin nominal artış yüzdesine oranlanması ile elde edilen rakamdır. Birden büyük olması verginin gelir esnekliğini yüksek olduğunu ve milli gelirdeki artıştan daha hızlı arttığını, küçük olması ise gelir esnekliğinin düşük olduğunu göstermektedir. Verginin canlılığı ise, vergide yapılan bir değişiklik sonrası gelir esnekliğinin hesaplanmasıdır. Kısaca yapılan değişikliği vergi gelir esnekliğinde yarattığı etkidir. Eğer

43
yapılan değişiklik halinde verginin gelir esnekliği birden büyükse vergi canlılığı yüksek, birden küçük ise düşük demektir.  Vergi Bilinci ve Vergi Ahlakı: Vergi bilinci, bireyin vergi gelirlerinin kamu giderlerini finansman için toplandığının bilincinde olmasıdır. Daha açık bir ifadeyle, bireyin kendisine sunulan kamu hizmetlerine katılım payı olarak vergi ödemesi gerektiğinin bilincinde olmasıdır. Vergi ahlakı, bireyin vergi ödevlerine ilişkin (şekli ve maddi ödevler) yükümlülüklerini kanun, yönetmelik vb. unsurlarda düzenlenmiş şekil ve kurallara uygum şekilde tam olarak yerine getirmesidir. Vergi bilinci yüksek olan ülkelerde vergi ahlakı da yüksektir (vergi bilinci ve vergi ahlakı) doğru orantılıdır. Vergi bilinci ülkenin eğitim düzeyi, gelir dağılımı, kültürel farklılıklar, devletin sunduğu hizmetlerin etkinliği gibi unsurlar etkilemektedir.  Verginin Amortismanı: Bir mal veya hak üzerine konulan bir vergi nedeniyle o mal veya hakkın değerinin piyasadaki cari faiz oranına karşılık geldiği miktarda azalmasıdır.  Verginin Kapitilizasyonu: Bir mal ve hak üzerindeki verginin kaldırılması sonu, söz konusu mal veya hakkın değerinde meydana gelen artıştır.  Verginin Dönüştürülmesi: Vergi nedeniyle bir girişimcinin maliyetindeki artış veya net kazancındaki düşüşün girişimci tarafından giderilerek, vergi öncesi duruma dönülmesidir.  Taksflasyon: Yüksek enflasyon ve yüksek vergi yükünün bir arada olmasıdır.  Mali Anestezi: Mali yükümlülüklerin, muhatapları tarafından farkına varılmadan yerine getirilmesini ifade etmektedir. Dolalı vergiler mali anesteziye daha yatkın vergilerdir. Örneğin, ÖTV, KDV gibi vergilerin etkisi çok fazla hissedilmez.  Vergi Planlanması: Mikro anlamda vergi planlaması, mükellefin yasalara dayanarak vergi yükünü asgariye indirme çabası, makro anlamda vergi planlaması, devletin en uygun kaynaklardan, en uygun miktar ve şekilde vergi almasıdır.  Mali Tevzin (Akçal Denkleştirme): Merkezi ve yerel idarenin görev ve yetkileri ve buna bağlı olarak gelir ve giderleri paylaması, diğer bir ifade ile faaliyet ve yetki kapsam ve sınırlarının çizilmesidir.  Vergi Cenneti: Yerleşik olmayan sermayeye, sermayenin bulunduğu ülkedeki vergi yükümlülüklerinden daha az yükümlülük sağlaması diğer bir ifade ile daha fazla avantaj sağlamasıdır.  Vergi Rekabeti: Ülkelerin düşük vergi oranı uygulayarak uluslararası sermayeyi kendilerine çekme çabasıdır.  Transfer Fiyatlandırması: Bir firmanın bağlantılı olduğu alt ve ana şirketlerle veya şubelerle yapmış olduğu mal ve hizmet alım-satımında uyguladığı fiyattır.

44
 Vergi Uyumlaştırması: Bir çok ülkenin vergi mevzuatlarının birbirine yakınlaştırılmasıdır. Ülkelerin aynı vergi sisteminin uygulaması değil birbirine yakın vergi sistemlerini uygulamasını amaçlar.  Vergi Koordinasyonu: AB üyesi ülkelerin vergilendirme yetkisinden vazgeçmeden sınır ötesi işlemler ile ilgili vergisel engelleri kaldırmalarıdır.  Vergi Çengeli: Mükellefin nominal (parasal) gelirinin artarak, artan oranlı tarifede daha yüksek oranlı gelir dilimlerine çıkarak vergi yükünün artmasına neden olması.  Varış - Çıkış Ülkesi Prensibi: Bir malın bir ülkeden başka bir ülkeye ihraç edilmesi halinde,

• Mal üzerinden, malı ihraç eden ülkede (malı satan ülke) daha önce tahsil edilen
KDV’nin iade edilerek malın ihraç edilmesi ve malı ithal eden (malı satın alan ülkede) ülkede malın KDV’ya tabi tutulması işlemine varış ülkesinde vergilendirme prensibi (ilkesi) denilmektedir.

• Mal üzerinden, malı ihraç eden ülkede (malı satan ülke) daha önce tahsil edilen
KDV’nin iade edilmeyerek, malın ithal eden ülkede (malı satın alan ülkede) mal üzerinden tahsil edilecek KDV’den düşülmesi işlemine çıkış ülkesi vergilendirme prensibi (ilkesi) denilmektedir.  Vergi Takozu: Vergi ve vergi benzeri yükümlülüklerin (parafiskal yük) işveren üzerinde oluşturduğu mali külfete vergi takozu denilmektedir.  Vergi Tatili: Belirli vergi konularından ya da kişilerden, belirli bir süre vergi alınmamasına vergi tatili denilmektedir. Ülkemizde de uygulanmaktadır. Amaç, bazı üretim veya tüketim faaliyetlerinin desteklemektir. Örneğin, özel okullardan 5 vergilendirme dönemi boyunca gelir vergisi alınmamaktadır.  Vergi Grevi: Halkın vergiye karşı tepki olarak vergi ödememesidir. Çok nadir görülen bu olay, toplu olabileceği gibi aynı zamanda kişisel bir eylem türüdür de. Kişisel olanına daha çok verginin reddi denilmektedir.  Vergi Kaması: Vergi nedekiyle üretici ve tüketici rantındaki azalma ya da diğer bir ifadeyle fayda kabını ifade eder. Kısacası verginin üretici tüketici refahındaki ek fayda kabıdır.  Tobin Vergisi: Kambiyo işlemlerinde vergi alınmasıdır. Bu yolla spekülatif sermaye hareketlerinin maliyeti artıp karlılığı düşürülmekte ve spekülatif sermaye hareketleri azaltılmaya çalışılmaktadır.  Ramsey Vergileme: Ramsey vergilemede etkinlik için fiyat esnekliği düşük malların daha fazla vergilendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Böylece, talep esnekliği düşük olan bu malların vergi nedeniyle fiyatı ne kadar artarsa artsın talebinin fazla değişememekte, diğer taraftan da vergi ile piyasaya müdahale edilmemektedir (talep ve arza).

45
 Tanzi Etkisi: Tanzi, kamu gelirlerinin enflasyonist dönemlerde reel olarak gerilediğini ifade etmiştir. Tanzi’ye göre vergiyi doğuran olay ile verginin tahsili arasındaki sürede gerçekleşen enflasyonun vergi gelirlerini reel olarak azaltmaktadır (tanzi etkisi ya da olivertanzi etkisi), D. VERGİLEME İLKELERİ Vergileme ilkeleri, verginin mali (fiskal) ve mali olmayan amaçların (ekstra fiskal) etkin bir biçimde ulaşılabilmesi için uyulması gereken kurallardır. Klasik İlkeler A. Wagner’in Vergileme İlkeleri — Mali İlkeler: Maliye politikasına ilişkin ilklerdir. Yeterlilik: Kamu harcamalarını karşılayacak düzeyde olmalıdır. Esneklik: Kamu giderlerindeki artışlara uyum sağlayabilmeli gerektiğinde artmasıdır. Diğer bir ifade ile konjonktüre uyum sağlayabilmelidir. — İktisadi İlkeler: Vergilerin iktisadi faaliyetleri etkilememe ile ilgili ilkelerdir. İktisaden uygun vergi kaynaklarını seçme, En uygun vergi çeşitlerini seçme. — Ahlaki İlkler: Vergi adaletinin sağlanmasına yönelik ilkelerdir. Genellik: Her bir bireyden vergi alınmalı, hiçbir kimse vergi dışı kalmamalıdır. Eşitlik: Her bir bireyden mali gücüne göre vergi alınmalıdır. Çok kazanandan çok, az kazanan az. — Teknik İlkler: Verginin yöntem ve uygulamasına ilişkindir. Belirlilik: Vergi açık ve kesin olmadır. Uygunluk: Vergi, en uygun zamanda ve en uygun biçimde toplanmalıdır. Ucuzluk: En düşük maliyetle toplanmalıdır.

Adam Smith’in Vergileme İlkeleri — Adalet (Eşitlik): Bireylerin ödeme güçlerine göre devlet harcamalarına katılmasıdır. — Kesinlik: Her bireyin ödeyeceği verginin miktarı ve zamanı kesin olmalıdır. — Uygunluk: Vergiler en uygun zamanda tahsil edilmeli ve ödemeler bireyleri rahatsız etmemelidir. — İktisadilik: Vergi en az maliyetle toplanmalıdır.

46

Çağdaş İlkeler  Genellik İlkesi: Herkesin vergi ödeme gücüne göre vergi ödemesi gereğini belirten genellik ilkesi, günümüzde, ödeme gücü zayıf olanların vergilendirilmemesi şeklinde ortaya konulmaktadır.  Adalet İlkesi: Kişilerin vergi ödeme güçlerine göre vergilendirilmesidir.  Eşitlik İlkesi: Mükelleflerin vergi ödeme güçleri dikkate alınmak suretiyle vergilendirmenin yapılmasını öngörür. Vergide eşitlik, yatay ve dikey eşitlik olarak incelenebilir. Aynı ya da benzer durumda olan mükelleflerin aynı boyutta ve şekilde vergilendirilmesine yatay eşitlik denir. Dikey eşitlik ise, sosyal ve ekonomik birbirinden farklı kişilerin, birinin diğerinden farklı boyutta vergi ödemesini öngörür. — Eşit Fedakarlık Görüşü: Ödenmesi söz konusu vergi dolayısıyla mükelleflerin sahip oldukları toplam faydadaki azalışın aynı düzeyde olması, bu yolla katlanılan fedakarlığın eşit kılınmasını öngörmektedir. Maktu vergiler, herkesten aynı miktarda vergi alınması. — Eşit Marjinal Fedakârlık Görüşü: Ödenmesi söz konusu vergi yükü gelir arttıkça artmaktadır. Artan oranlı vergi alınmasıdır. — Eşit Oranlı Fedakârlık Görüşü: Mükelleflerden varlıkları veya gelirleri yüksek olanların, az olanlara kıyasla toplumdan daha fazla fayda sağladıkları varsayılarak, ilk gruba giren mükelleflerin diğerine kıyasla daha fazla vergilendirilmesi gerektiği düşüncesine dayanmaktadır. Gelir arttıkça vergi miktarı artar ama vergi yükü aynıdır. Düz oranlı vergileme. — Minimum Fedakârlık Görüşü: Vergileme suretiyle sağlanan toplam hasılatın, toplumun tüm kesimleri üzerinde yarattığı toplam fedakarlığın en az düzeyde olmasını öngörmektedir.  Belirlilik İlkesi: Vergi uygulamasının başarısı bakımından vergi ile ilgili kurum ve işlemlerin belli olması ve herkes tarafından anlaşılabilecek şekilde ortaya konulmuş bulunması gerekmektedir.  Açıklık İlkesi: Vergi uygulamasının başarısı ve etkinliği bakımından vergi yasalarının açık ve herkes tarafından kolaylıkla anlaşılabilir şekilde düzenlenmiş olmasını gerektirir.  Verimlilik İlkesi: Verginin, belli bir dönem içinde karşılanması gereken kamu giderleri açısından yeterli finansmanı sağlamaya yönelik olmasını ifade eden bu ilke, vergiden beklenilen hasılatın belirli bir dönem içinde elde edilmiş olmasını öngörmektedir.  Uygunluk İlkesi: Bu ilke, verginin mükelleflerden en uygun zaman ve biçimde alınmasını öngörmektedir.  İktisadilik ilkesi: İki şekilde açıklanabilmektedir. Birincisi, vergiden amaçlanan hasılatın en az masrafla gerçekleştirilmesini öngörür. Diğer açıklama şekli ise, vergilerin, bireylerin çalışmasına engel olmaması, ekonomik birimlerin kararlarını etkilememesidir.  İstikrar ilkesi: vergi ile ilgili olarak vergilendirme tekniği konusunda yapılan düzenlemelerin sık sık değiştirilmemesini, düzenli olmasını ifade etmektedir.  Esneklik İlkesi: verginin, mükelleflerin vergi ödeme güçlerindeki artma ve azalmayı izleyebilmesidir.  Kesinlik ilkesi: Verginin geri ödenmesi söz konusu olmayan, herkes açısından yükümlülük ile ilgili ödevlerin şekil, yer ve zamanının kuşkuya yer vermeyecek bir yapıda kanunda öngörülmüş olmasını amaçlamaktadır.  Kanunilik İlkesi: Verginin sadece kanun konulması, kaldırılması ve değiştirilmesidir.

47
E.VERGİ ÖDEME GÜCÜNÜN TANIMI VE ULAŞMA YOLLARI Vergi ödeme gücü; kişinin; kendisinin ve ailesinin yaşamını asgari düzeyde sürdürmeye yetecek gelir miktarının üzerindeki gelir kısmını ifade etmektedir. Devletin finansal ihtiyaçlarını sağlayabilmesi için, gerekli olan vergi uygulamasının, mükelleflerin vergi ödeme güçlerinin göz önünde bulundurularak gerçekleştirilmesi temel koşuldur. Bu açıdan mükelleflerin vergi ödeme güçlerinin en iyi göstergesinin ne olduğu konusunda belirsizlik olmakla birlikte; gelir, servet ve tüketimden her üçünün de vergilendirmede esas alınması gerekmektedir. Vergi ödeme gücüne ulaşmada yararlanılan teknikler;  Tarifelerden Yararlanılması: Vergi tarifesi; ödenecek vergi tutarının belirlenmesi için vergi matrahına uygulanan oran veya ölçülerdir. Eşit (Tek) Oranlı Vergi Tarifeleri: Vergi matrahındaki değişmelere karşın, vergi

oranının aynı kalmasına eşit oranlılık denilmektedir. Sabit oranlı ya da tek oranlı vergiler de denilen bu uygulama, vergi matrahı ne kadar olursa olsun, marjinal birimin yarattığı faydanın aynı kaldığı esasına dayalıdır. Vergi oranı aynı olmakla birlikte, matrahın yükselmesi veya düşmesi sonucu, bu matrahlar üzerinden hesaplanacak vergi tutarı (vergi oranı değil) kuşkusuz değişecektir. Artan Oranlı Vergi Tarifeleri: Vergi matrahındaki artma veya azalmaya bağlı olarak,

vergi oranının da aynı doğrultuda artması veya azalması öngörülmektedir. Vergi matrahı yükseldiğinde, efektif ortalama vergi oranı (yani toplam matrah üzerinden hesaplanan vergi) de yükseliyor ise, vergi artan oranlı demektir.

Sınıf Usulü Artan Oranlılık: Düz veya katı artan oranlılık da denilen bu

tarife şeklinde, vergi oranı, matrah diliminin değişmesine bağlı olarak azalmakta veya yükselmektedir. Her oran, yalnızca karşısındaki matrah dilimine ya da kısmına değil, dilimin kapsamına girecek büyüklükteki tüm matraha uygulanmaktadır. Başka bir deyişle, vergi konusu olan gelirin tabi olduğu dilimin yükselmesi halinde, tüm matraha uygulanacak oran da yükselmekte, sınıf değiştikçe matrahın geneline uygulanacak vergi oranı da yükselmektedir. göstermekte, marjinal matrah göstermesine neden olmaktadır. Dolaysıyla sınıf değiştikçe vergi oranları "sıçrama" yükselişleri, vergi yükünün ani yükselmeler

Dilim Usulü Artan Oranlılık: Dilim usulü artan oranlılık; belirli matrah

dilimleri için o dilime özgü vergi oranlarının uygulanmasını gerektirmektedir. Sınıf usulü artan oranlılıktaki vergi yükünün sıçrama şeklinde yükselmesiyle ilgili sakıncayı ortadan kaldıran bu usul, vergi ödeme gücüne ulaşılabilmesi bakımından önemli fonksiyon görmektedir. Dilim usulü artan oranlılıkta, matrah; tarifenin öngördüğü dilimlere bölümlenmekte, her dilim için ayrı bir vergi oranının uygulanması yoluna gidilmektedir. Sınırlı ya da sınırsız artan oranlılık şeklinde uygulanabilir. Gelir vergisi tarifemiz dilim usulü artan oranlı tarife şeklinde düzenlenmiştir.

48 •
Gizli Artan Oranlılık: Gizli artan oranlılık bir tarife olmaktan çok, uygulama

sonucu vergi oranlarındaki değişimin bir sonucudur. Vergi gerçekte tek (düz) oranlıdır ve matrahtaki değişmenin etkisi altında değildir. Ancak, matrahın düzeyi dikkate alınmaksızın her mükellefin vergi matrahına aynı boyutta indirim uygulanması sonucunda; mükelleflerin vergi yüklerinin birbirlerinden farklı olmasına yol açılmaktadır. Yani alınan verginin gelire bölümündeki artan oranlılıktır.

Tersine Artan Oranlılık: Tersine artan oranlılık da bir vergi tarifesi değildir.

Katlanılan nihai vergi yükü ile toplam gelir düzeyi arasında karşılaştırma yapılması sonucu kurulan ilişkiden kaynaklanmaktadır. Gelir arttıkça harcamalar da artmaktadır. Vergi oranı aynı olduğu için, çok harcama yapanın ödeyeceği vergi de yüksek olmaktadır. Ancak geliri çok olanın vergi / gelir oranı düşüktür. - Azalan Oranlı Vergi Tarifeleri: Azalan oranlı vergi tarifeleri başlıca iki görünüme sahiptir. Bunlardan birincisi; matrah düşerken vergi oranının da düşme göstermesi, ikincisi ise; matrahtaki yükselmeye rağmen vergi oranlarının gittikçe düşme göstermesidir.

Matrah ve Vergi Oranının Aynı Doğrultuda Azalması: Buna göre azalan

oranlılık, vergi oranının; en yüksekten başlamak suretiyle, vergi matrahındaki azalmaya uyumlu olarak, düşmesidir. Matrah küçüldükçe, vergi oranının da azalmasını amaçlayan bu uygulama, artan oranlı bir tarifenin tersine çevrilmiş şeklinden başka bir özelliğe sahip değildir. Böylece; matrah düştükçe, matraha uygulanacak vergi oranının da düşmesi amaçlanmaktadır.


matrah

Matrahın Artması - Vergi Oranının Azalması: Bu uygulama şeklinde, belirli bir rakamdan başlayarak, bu rakamdan itibaren yükselme

göstermektedir. Buna karşın, ilk dilim için verginin oranı yüksek olduğu halde, sonra gelen matrah dilimlerinin oranları gittikçe azalmaktadır.  En Az Geçim İndirimi: Kişinin kendisinin ve ailesinin yaşamını asgarî düzeyde sürdürebilmek için gerekli gelirin vergilendirilmemesini ifade etmektedir. Gerek fizyolojik ve gerekse kültürel ihtiyaçlar bakımından, mükellefler arasında ayrıcalık yaratmayacak, insan olmanın asgari ortak gerekleri dikkate alınarak uygulamanın gerçekleştirilmesi esas olmalıdır. Ülkemizde en az geçim indirimi uygulaması, 1.1.1986 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırılmıştır. Uygulama şekilleri; - Matrahtan İndirim Sistemi: Mükellefın gelirinden, en az geçim indirimi tutannın düşülmesi ve kalan kısmın vergilendirilmesi şeklinde gerçekleştirilen uygulamadır. - Vergiden İndirim (Dekot) Sistemi: Bu sistemde, önce mükellefin vergilendirilmesi söz konusu geliri, vergi tarifesine göre vergilendirilmekte; daha sonra; en az geçim indiriminin tarifeye göre bulunan vergisi, toplam vergiden düşülmektedir. Kalan kısım, mükellefin ödemesi gerekli vergiyi oluşturmaktadır.

49
- Bölme (Katsayı) Sistemi: Aile gelirinin aile bireyleri sayısında bölümlenmesinden sonra, vergilendirilmesini öngören bir sistemdir. Bu sistemde; artan oranlı vergi tarifesinin gelir dilimleri üzerindeki etkisinden yararlanılmaktadır. Aile gelirinin bölünmeden, toplam gelir üzerinden vergilendirilmesi halinde, gelir; vergi tarifesinin üst oranlarına girecektir. Bölme yöntemi “splitting yöntemi” ve “katsayı yöntemi” olarak iki şekilde uygulanır. Splittig yönteminde; karı ve koca ayrı ayrı gelir elde ediyor sayılarak ayrı ayrı vergilendirilmekte ve ödenen vergi daha sonra toplanmaktadır. Katsayı yönteminde; aileyi oluşturan bireylerin her biri için bir katsayı verilmekte ve ailenin toplam geliri bu katsılara bölünerek artan oranlı vergi tarifesine tabi tutularak her bir bireyin ödeyeceği vergi bulunduktan vergi miktarı toplam katsayı ile çarpılarak ödenmesi gereken vergi hesaplanmakta.  Ayırma İlkesi: Emekten kaynaklanan gelirin, sermaye gelirlerine kıyasla korunmaya ihtiyaç gösterdiği varsayımından hareketle; emek gelirlerinden, servet ve sermaye gelirlerine kıyasla daha düşük oranda vergi alınmasına ayırma ilkesi denilmektedir.  Muafiyet ve istisnalar: Ekonomik, sosyal ve hukuki nedenlerle bir kısım vergi konuları ya da vergi mükelleflerinin vergi karşısında korunmaları yoluna gidilmesi, vergi ödeme gücü ile ilgili teorik yaklaşımları ilgilendirir etkiler yaratmaktadır. F. VERGİLERİN AYRIMI Vergiler konularına göre, gelir, servet ve harcamalar üzerinden alınan vergiler, niteliklerine göre dolaylı ve dolaysız vergiler olarak ayrılmaktadırlar. Vergilendirme yetkisine sahip idare açısından merkezi-yerel yönetim vergileri; uygulama süreleri açısından sürekli-süreksiz; tarifeleri açısında düz oranlı-artan-azalan oranlı; kapsamı açısından genel-özel vergi ayrımı da diğer vergi ayrımlarıdır. 1. Konuları Bakımından Ayrımı a. Gelir Üzerinden Alınan Vergiler: Gerçek veya tüzel kişilerin belirli bir dönemde elde ettikleri gelirler üzerinde alınır. Vergi gerçek kişi gelirlerinden alınıyor ise gelir, tüzel kişi geliri üzerinden alınıyor ise kurumlar vergisidir. En önemli özellikler şahsi ve sübjektif olmaları, gelir dağılımını düzenleyebilecek müesseselere sahip olmalarıdır. Gelir üzerinden alınan vergilerde en önemli problem gelirin tanımlanmasıdır. Gelirin tanımlanmasına ilişkin iki teori bulunmaktadır; Kaynak kuramı: Eğer gelir, sürekli gelir yaratan bir kaynaktan elde ediliyor ise vergi ödeme gücünün belirlenmesinde dikkate alınmalı ve gerekiyorsa

bakımından

vergilendirilmelidir. Buradaki süreklilik, gelirin arızi ya da geçici olmamasını yani zaman içerisinde belirli sıklıklarla tekrarlanmasını öngörür. Bu durumda, herhangi bir gelir akımı vergilendirilmeden önce kaynağının o kişi bakımından sürekli gelir yaratma özelliğine sahip olup olmadığına bakılacak, sürekli nitelikte ise vergilendirilmesi yoluna gidilecektir. Safi artış kuramı: Mükellefin belirli bir dönem içerisinde servetindeki artışın dikkate

alınması suretiyle vergileme yapılmasını öngörür. Buna göre; bir mükellefin belirli bir dönem

50
başındaki, örneğin yılın başındaki servet değeri ile yılın sonundaki servetinin değeri arasındaki fark esas alınacak, buna yıl içerisinde yapılan tüketim eklenecek, bulunan olumlu fark, o yıl içerisinde elde edilmiş gelir sayılarak vergilendirilecektir. aa. Gelir Vergisi Gelir vergisi gerçek kişilerin belirli bir dönemde elde ettikleri kazanç ve iratlar üzerinden alınan vergidir. Gelir vergisinin üç farklı uygulanış biçimi bulunmaktadır; Sedüler gelir vergileri: Vergiye tabi tutulacak gelirlerin sedüller halinde belirlenip, her

bir sedülün vergi bakımından ayrı ayrı işleme tabi tutulmasını öngörür. Burada, gelir unsurlarının ayrı ayrı dikkate alınıp, toplamları yapılmaksızın ve genellikle tek oran üzerinden, yani gayrişahsi nitelikte bir vergileme söz konusudur. Toplam gelir vergileri: Mükellefin çeşitli kaynaklardan elde ettiği gelirlerinin toplamı

alınır. Bu toplamdan, mükellefin şahsi ve ailevi durumuna göre gerekli indirimler yapılır, vergi ödeme gücüne ulaşmak için yararlanılan diğer araçlar uygulandıktan sonra kalan kısma artan oranlı vergi tarifesi uygulanması yoluna gidilir. Birleşik gelir vergileri şahsi vergilerdendir. Birleşik (karma) gelir vergisi sistemi: Gelir unsurlarının ilk aşamada sedüler nitelikte

bir vergilendirilmesini, daha sonra da toplamlarının alınarak, toplam gelir üzerinden ayrıca vergi salınmasını öngörür. ab. Kurumlar Vergisi Kurumlara; yapmış oldukları faaliyetler dolayısıyla elde ettikleri kazançlar için vergi uygulanması, genellikle normal karşılanmaktadır. Bunun nedeni, ayrı bir kişiliğe sahip olmaları, kamu hizmetlerinden ayrı bir kişilik olarak faydalanmaları, kurum kişiliğine ve ortaklarına bazı kanunlarla özel imtiyazlar tanınması, kurumların sahip oldukları sermaye yapılarının şahsi işletmelere kıyasla daha büyük olması, devletin verimli bir gelir kaynağı olması vb. nedenlerle kurumlar vergisinin uygulanması gereği duyulmuştur. b. Servet veya Servet Transferlerinden Alınan Vergiler Servet vergileri; birey tarafından herhangi bir servete sahiplik ya da servetin el değişimi dolayısıyla alınan bir grup vergiden oluşmaktadır. Servet vergileri; genel – özel, sürekli – geçici, görünürde (nominal) – gerçek (reel) servet vergileri gibi çeşitli şekillerde sınıflandırılabilir. Servet üzerinden alınan vergiler arasında; Emlâk Vergisi ve Motorlu Taşıtlar Vergisi, servet transferinden alınan vergiler arasında ise; Veraset ve İntikal Vergisi, Taşıt Alım Vergisi yer almaktadır. c. Harcamalar Üzerinden Alınan Vergiler Harcamalar üzerinden alınan vergiler, dolaylı vergi niteliğindedirler. Bu açıdan mükellef psikolojisine daha uygundurlar. Dolaysız vergilere kıyasla yönetimi daha kolay olan bu vergiler, önemli hasılat sağladıklarından ve çok çeşitli sayıda mal ve hizmet üzerine yayıldığından büyük ölçüde başvurulan bir vergi grubu niteliğindedirler. En önemli

51
sakıncaları, vergi adaletine ters düşer bir şekilde, gelire kıyasla tersine artan oranlı etki yaratmalarıdır. Gayri şahsi ve objektiftirler. ca. Genel Harcama Vergileri Toplam harcamalar üzerinde alınır, bu nedenle şahsileştirilerek sübjektif bir yapıya sokulabilir. Ömür boyu harcamaların vergilendirilmesi, bir yıl süresince yapılan harcamalar toplamının vergilendirilmesi, harcamaların gruplandırılması suretiyle vergilendirilmesi. Kaldor tarafından desteklenmiş bir öneridir. Dolaysız nitelikli bir vergidir. cb. Gümrük Vergileri Gümrükten geçen mal ve hizmetler üzerinden alınan vergiler. cc. Muamele Vergileri Tüm mal ve hizmet alım satımının vergilendirilmesini öngören global nitelikte bir vergidir. Muamele vergileri uygulandıkları aşamalara ve uygulanış biçimlerine göre üçe ayrılır. Yayılı Muamele Vergileri (Şelale vergiler): Bu vergiler, ekonomik sürecin üretimden

tüketime kadar olan bütün aşamalarında işlem yapıldıkça uygulanan vergilerdir. Ürünün ticari veya sınai alanda tabi bulunduğu çeşitli işlemler (fabrikadan teslim, toptan veya perakende satış gibi) mükerrer bir şekilde vergilendirilmekte, mal satışları yanında ücret karşılığı serbest olarak yapılan bir takım (doktorluk, avukatlık gibi) hizmetler de vergi kapsamına girmektedir. Yayılı muamele vergileri; aynı maddeleri değişik işletme büyüklükleri içerisinde üretip, tüketiciye sunan firmalar bakımından rekabet eşitliğini bozucu etki yaratırlar. Çeşitli üretim ve pazarlama birimlerini bünyesinde toplamış, dikey ve yatay büyümeye gitmiş kuruluşlar; üretim-tüketim zincirinin kısalması dolayısıyla daha az vergilendirilebilir aşama ortaya çıkacağından, daha düşük tutarda vergi yükünün etkisi altında kalırlar. Bu tür bir harcama vergisinin en önemli sakıncası vergi piramitleşmesine neden olmasıdır. Örneğin;
Üretici Malın değeri 1.000 YTL, %10 vergi toplam satış bedeli 1.100 YTL. Bu aşamada ödenen vergi 100 YTL. Toptancı 1.000 YTL’ye alınan mal %50 karla 1.500 YTL’ye satılırsa, %10 vergi ile toplam satış bedeli 1.650 YTL. Bu aşamada ödenen vergi 150 YTL. Perakendeci 1.500 YTL’ye alınan mal %20 karla 1.800 YTL’ye satılırsa, %10 vergi ile toplam satış bedeli 1.980 YTL’dir. Bu aşamada ödenen vergi 180 YTL.

Tüketici

Not: Ödenen toplam vergi 430 YTl’dir. Bu da nihai satış fiyatı içinde bu mal için toplam vergi yükünün %23,9’nun olduğunu göstermektedir.

-

Toplu Muamele Vergileri: Yayılı muamele vergilerinin; üretim-tüketim süreci içerisindeki

çeşitli aşamalarda alınmasına karşın, toplu muamele vergileri, söz konusu aşamalardan

52
yalnızca birisinde uygulanmaktadır. Toplu muamele vergileri, istihsal vergisi (üretim aşamasından sonra satımında), toptan satış vergisi (toptancıdan parakendiciye geçiş aşamasında), perakende satış vergisi (tüketiciye satış aşamasında) başlıkları altında üç kısma ayrılır. Katma Değer Vergisi: Katma değer vergisi, her üretim ve dağıtım aşamasında mal ve

hizmetlerin tesliminde, oransal olarak uygulanan yayılı bir muamele vergisidir. Bu verginin, diğer muamele vergisi sistemlerinden ayırıcı niteliği; verginin her aşamada, satış bedeli üzerinden hesaplanmakla birlikte, her üretim ve dağıtım aşamasında "katılan değer"in vergilendirilmesidir. Başka bir deyişle, verginin matrahı, "katma değer"dir ve sistem bunun üzerinde kurulmuştur. Verginin matrahı olan katılan değer; üretim faktörlerinin, üretim süreci içerisinde yarattıkları değeri ifade etmektedir. Otokontrolü sağlayan bir sistemdir. Çünkü her bir üretici birim bir önceki birimden aldığı mal için ödediği verginin indirilebilmesi için belge düzenine ihtiyaç vardır, belge düzeni ise üreticinin toplam üretim ve karının ortaya çıkmasına neden olur. Aksi halde, belgelenemeyen verginin de yüklenilmesi söz konusu olacaktır. Katma değer vergisi, yayılı ve toplu muamele vergilerinde olduğu şekilde piramitleşmeye neden olmadığından mali ve ekonomik açıdan da olumludur. Bu vergi bir maliyet unsuru olmayıp, üretimden tüketime doğru olan vergileme zinciri üzerinde ödenmiş olan vergiler, geriye doğru kalkmış olmaktadır. KDV’de verginin hesaplanış yöntemi iki şekildedir;

Çıkarma Yöntemi: Her satılan mal veya sunulan hizmet dolayısıyla elde

edilen satış bedelinden o mal veya hizmetin maliyet değerinin düşülmesi suretiyle uygulanmaktadır. Ancak, özellikle çok çeşitli mal üzerinden işlem görülmesi ve sürekli mal giriş ve çıkışları karşısında, bu usulün uygulanması güçleşir.

Vergi İndirimi Yöntemi: Bir mal veya hizmetin elden çıkartılması

sırasında satış bedeli üzerinden hesaplanan vergiden, alış sırasında ödenmiş olan verginin düşülmesi suretiyle uygulanmaktadır. Günümüzde uygulama bakımından tercih edilen bir yöntemdir.
Üretici Malın değeri 1.000 YTL, %10 vergi toplam satış bedeli 1.100 YTL. Bu aşamada ödenen vergi 100 YTL. 1.000 YTL’ye alınan mal %50 karla 1.500 YTL’ye satılırsa, %10 vergi ile toplam satış bedeli 1.650 YTL ve tahsil edilen vergi 150 YTL’dir. Toptancı ödediği 100 YTL vergi den, tahsil ettiği 150 YTL vergiyi indirir. Bu aşamada ödenen vergi 50 YTL’dir. 1.500 YTL’ye alınan mal %30 karla 1.800 YTL’ye satılırsa, %10 vergi ile toplam satış bedeli 1.980 YTL ve tahsil edilen vergi 180 YTL’dir. Perakendeci ödediği 150 YTL vergi den, tahsil ettiği 150 YTL vergiyi indirir. Bu aşamada ödenen vergi 30 YTL’dir.

Toptancı

Perakendeci

Tüketici

Not: Ödenen toplam vergi 180 YTL’dir. Bu da nihai satış fiyatı içinde bu mal için toplam vergi yükünün %10 olduğunu göstermektedir.

Katma değer vergisinde; katma değer, üretim süresince yıpranan dayanıklı sermaye mallarının değerini de içeriyor ise "gayrisafi hasıla tipi" katma değer vergisi söz konusu olup,

53
hesaplanan amortismanların katma değerden indirilmesi söz konusu değildir. Buna karşılık, dayanıklı sermaye mallarının aşınma payının katma değerden düşülmesine "gelir tipi" katma değer vergisi denilmektedir. Sermayenin aşınma payı yerine sermaye gelirinin ya da değerinin indirilmesi halinde vergi matrahı firmanın yarattığı katma değer içinde ücretlerin payına eşit olur ki buna "ücret tipi" katma değer vergisi denilmektedir. Sermaye mallarının satın alış bedellerinin satın alma yılında katma değerden indirilmesine izin veren vergi tipi ise "tüketim tipi" katma değer vergisidir. KDV Tipleri Gayri Safi Hasıla Tipi Gelir Tipi Tüketim Tipi Hesaplanışları Ücret + Rant + Faiz + Kar + Amortismanlar Ücret + Rant + Faiz + Kar Ücret + Rant + Faiz + Kar + Amortismanlar - Sermaye Bir.

2. Dolaylı - Dolaysız Vergiler Ayrımı: Dolaylı - dolaysız vergi ayrımında başlıca kriterler; Yansıma Ölçüsü (Vergi Yükünün Başkalarına Devredilip Devredilememesi):

Mükelleflerin vergi yüklerini, başkalarına devretmesi yani yansıtmaları halinde vergi dolaylıdır. Dolaysız vergilerde mükellef vergiyi sonuçta, kural olarak kendi mal varlığından ödemek durumunda kalmaktadır. Verginin Devamlılığı Ve Tahsil Usulü: Vergi, konuları düzenli ve sürekli olan,

kesintisiz bir şekilde ortaya çıkan olaylardan; mükellefi adına tarh, tahakkuk ve doğrudan doğruya tahsil olunuyor ise; dolaysız vergi sayılacak, aksi takdirde dolaylı vergiler içerisinde düşünülecektir. Kısaca verginin mükellefi ile ödeyicisi aynı ise vergi dolaysız, farklı ise vergi dolaylıdır. a. Dolaysız Vergilerin Nitelikleri: Dolaylı vergilerin anonim bir nitelik taşımasına, ilgili bulunduğu konuların kimler tarafından sahiplenileceğinin başlangıçta bilinememesine karşın, dolaysız vergilerde durum farklıdır ve vergi konusu ile yükümlü arasında ilişki kurulması olanağı vardır. Yansıma ölçütüne göre bir verginin mükellefi ile ödeyicisi aynı ise vergi dolaysız, farklı ise vergi dolaylıdır. Dolaysız vergiler, vergi matrahı itibariyle dayanıklı bir yapı gösterirler. Verginin yasaların belirttiği mükelleflerden ada yazılı olarak alınması. yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde, yaptırımlar kullanılarak tahsilatın yapılabilmesi dolaysız vergilerin en önemli niteliklerindendir. Vergi ödeme gücüne daha uygun yapıya sahip ad valorem yani değer esası vergilerin uygulanabilmesi bakımından, dolaysız vergiler daha olumlu niteliklere sahiptirler. Vergi ödeme gücünün dikkate alınabilmesi bakımından dolaysız vergiler, uygun sayılabilecek niteliklere sahiptirler. Mali yönetiminin yeterince etkin olmaması halinde özellikle dolaysız vergilerle ilgili olarak başarısızlıkla karşılaşılması söz konusu olabilir. b. Dolaylı Vergilerin Nitelikleri: Dolaylı vergiler yoluyla, kişilerin tüketim kalıplan ve tercihleri üzerinde etkili olmak olanağı vardır. Buna bağlı olarak; toplum tarafından tüketilmesi ya da aşırı ölçüde tüketilmesi arzulanmayan iktisadi unsurlar vergi kapsamına alınabilir. Fiyatlarının yükselmesi, tüketici tercihlerini değiştirebilir.

54
Dolaysız vergilerin mükellefler üzerindeki olumsuz psikolojik etkisi daha fazla olduğu halde, dolaylı vergilerde mükellef verginin farkına varmamaktadır. Vergi konusunun geniş olmasına bağlı olarak, matrahı da yani vergilendirmeye esas olacak değer ya da miktar da geniştir. Dolaylı vergiler hemen fiyatlara yansıyacak ve tüketicilerin bu mallan almamaları ya da daha az almaları sonucu taleplerini kısıcı etki yaratacaktır. Toplam talebi azaltıcı yöndeki bu etki, anti-enflasyonist bir etki yaratacaktır. Dolaylı vergilerin uygulanması, toplanması; dolaysız vergilere kıyasla daha kolaydır. Dolaylı vergiler - Harcama üzerinden alınan vergiler - Mükellefi ve yüklenici genellikle farklıdır - Kolay yansıtılabilen vergilerdir - Objektif, gayrişahsi niteliklidirler - Gelir dağılımını bozarlar (tersine artan oranlı tarife) - Tabanı geniştir Önceden belirlenemeyen işlemler üzerinden, isme bağlı olmaksızın tarh ve tahakkuk etmektedirler - Vergi idaresi açısından uygulaması daha kolaydır - Mali anestezi etkisi daha yüksektir G. VERGİ SİSTEMİ Bir ülkede belirli bir dönemde uygulanan vergilerin tümü vergi sistemini oluşturur. Vergi sistemim tek vergi ya da çoklu vergi sistemi şeklinde olabilir.  Tek Vergi Sistemi: Sadece bir kaynaktan vergi alınması öngören sistemdir. Tek vergi sistemine ilişkin çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır. - Araziden Alınması: Fizyokratlar bütün üretimin ve refahın tarımdan geldiğini bu nedenle topraktan vergi alınması gerektiğini ileri sürmüştür. (F. Quesnay). - Hammaddeden (ilk maddeden) Alınması: M. Theirs, hammaddeden alınacak verginin ekonominin tamamına yayılacağını ve bu şekilde üreticiden tüketiciye herkesin vergilendirilebileceğini ileri sürmüştür. - Gelirden Alınması: Sosyalist iktisatçılar gelir üzerinde alınacak tek global bir vergiyi savunmuşlardır. - Rant (arazi değer artışı): Henry George ve D. Ricardo rantın vergilendirilmesini savunmuşlardır. Çünkü toprak değerindeki artış arsa sahibinin çabası dışında olmakta ve böyle bir verginin tüketiciye yansıma şansıda bulunmamaktadır. - Enerji Üzerinden Alınması: M. Schuller alınacak enerji vergisinin vergi cehennemini kaldıracağını ve vergi kaçakçılığını önleyerek hayat standardını artıracağı iler sürmüştür. Enerji vergisi kömür, petrol, elektrik üretim veya tüketiminde alınacak bir vergidir. Dolaysız Vergiler - Gelir ve servet üzerinden alınan vergiler - Mükellefi ve yüklenici genellikle aynıdır - Yansımaları daha zor, bazen imkansızdır - Sübjektif, şahsileştirilebilen niteliklidirler - Gelir dağılımını düzenler (sübjektif ve şahsi olması) - Tabanı daha dardır - Önceden belirlenebilen, isme bağlı olarak tarh ve tahakkuk etmektedirler - Vergi idaresi açısından uygulaması daha zordur - Mali anestezi etkisi daha düşüktür

55
- Sermaye Üzerinden Alınması: E. Giardin ve Menier sermaye üzerinden alınacak verginin hem masrafsız hem de adil olacağına inanmaktaydılar.  Çoklu Vergi Sistemi: Vergi sisteminde farklı unsurlardan vergi alınmasıdır. F. YANSIMA 1. Yansımanın Tanımı ve Aşamaları Verginin yansıması; ödenmiş olan verginin, ekonomik koşullardan ve fiyat mekanizmasından yararlanılarak başkalarına aktarılması şeklinde tanımlanabilir. Yansıma sonsuz değildir, vergi sonunda bazı kişilerin üzerinde kalır. Buna verginin yerleşmesi denilmektedir. Bu aşamada vergi, tüm çabalara karşın başkalarına aktarılamadığından, gerçek ödeyici ortaya çıkmaktadır. Aşamaları ise; - Verginin Ödenmesi (Tahsil), - Verginin Vurgusu (Psikolojik Etki), - Verginin Aktarılması (Yansıtılması), - Verginin Yerleşmesi (Yüklenilmesi). 2. Yansıma Şekilleri a. İleriye Doğru Yansıma - Geriye Doğru Yansıma: Verginin yüksek fiyat içerisinde tüketicilere transferine "ileriye doğru yansıma", verginin üretim faktörlerine doğru transferine ise "geriye doğru yansıma" denilmektedir. b. Kanuni Yansıma - Fiili Yansıma: Kanuni sınırlar içerisinde, kanunun öngördüğü biçimde yansıtılmasıdır. Diğer bir ifade ile verginin yansımasına ilişkin yasal düzenlemelerin olması ve bu düzenlemelere göre yansımanın gerçekleşmesidir. Dolaylı vergiler bu açıdan en iyi örnektir. Fiili yansıma ise; kanun ile düzenlenmeyen tamamen bireyin o mal veya hizmet, gelir, harcama ya da servet ile ilgili maliyetleri fiyata yansıtarak bir sonraki bireye vergiyi aktarmasıdır. KDV’de verginin fiyata dahil olması kanuni, evin emlak vergisindeki artışın evin kirasına yansıması fiili yansımadır. c. Sınırlı Yansıma - Sınırsız Yansıma: Sınırlı yansıma, yansımanın belirli bir yönde olacağını ve belirli iktisadi unsurlar ya da kişiler üzerinde toplanacağını, yansıma sonucu verginin yayılmasından söz edilemeyeceğini ifade etmektedir. Sınırsız yansıma ise, vergi yükünün sırttan sırta yüklenmek, transfer edilmek yoluyla tüm topluma yayılacağını ve hissedilmeyecek duruma geleceğini ifade etmektedir. d. Biçimsel Yansıma - Efektif Yansıma: Biçimsel ya da şeklî yansıma; vergi yüklenicisinin kim olduğunun öğrenilmeye çalışılmasıdır. Efektif yansıma ise vergi yansımasının vergi yüklenicisi üzerindeki etkilerini açıklamaya çalışır. e. Mutlak Yansıma - Diferansiyel Yansıma: Mutlak yansıma, diğer vergilerde bir artış yapılmadan sadece bir vergide yapılacak bir artışın milli gelirde yaratacağı etkiyi ifade eder. Diferansiyel aynı miktarda gelir getirebilecek nitelikte olan bir verginin başka bir verginin

56
yerine konulması halinde (kamu harcamaları sabit) bunun gelir dağılımında meydana getireceği etkiyi ifade eder. f. Çapraz Yansıma: Elastikiyeti yüksek bir mal üzerine konulan bir verginin elastikiyeti düşük başka bir malın fiyatını artırmasıdır (ikame mallar açısından değerlendirilmesi). g. Çifte Yansıma: Verginin fiyata yansıtılırken, üreticinin vergi artışının içerisine karını da ekleyerek fiyatı vergi artışından daha fazla artırması (mark-up fiyatlama). 3. Yansımada Etkileyen Faktörler Yansımayı etkileyen faktörler mikro ve makro ekonomik faktörler olarak iki ana başlık altında toplanabilir. Aşağıdaki tablo bu faktörleri özetlemektedir. Mikro Ekonomik Faktörler Araz ve talebin esnekliği ve yapısı (Yansıma talep esnekliği ile ters, arz esnekliği ile doğru orantılıdır). Verginin türü ve mahiyeti (dolaylı – dolaysız) Vergilendirilen malın türü - maliyet yapısı (azalan maliyetli mallarda marjinal maliyet ve ortalama maliyet arttığı için yansımaz, artan maliyetlerde alep esnekliğine bağlı olarak kısmen ileriye doğru yansır). Piyasanın yapısı (Tekel, Tam Rekabet, Oligopol) Vergi yükünün yüksekliği, verginin oranının yüksekliği (verginin yüksekliği) mu olacağı tayin etmektedir. Buna göre; Tam Rekabet Piyasasında: Talep esnekliğinin düşüklüğüne bağlı olarak uzun dönemde Makro Ekonomik Faktörler Ekonominin içinde bulunduğu konjonktür (enflasyonist veya deflasyonist) Mükelleflerin vergileri finansman şekli Devletin vergi gelirlerini büyük bir zaman farkı (time lag)olmadan kullanması.

Piyasa yapısı bir verginin yansıtılabilmesini yada yansımanın ileriye mi yoksa geriye doğru

yansıtılabilir. Monopol (Tekel) Piyasasında: Tekel karını maksimize edecek şekilde belirlediği için

verginin fiyatı etkileyerek yansıması söz konusu değildir. Bu durum tekel karını azaltır. Oligopol Piyasada: Piyasada talep esnekliği düşük ve diğer firmalarda fiyat açısından

aynı yönde hareket ediyor ise yansıtılabilir. Son olarak verginin türü, diğer bir ifade ile dolaylı yada dolaysız oluşu da verginin yansımasını etkileyen önemli faktörlerden birisidir. Harcama vergileri ve tabanı geniş olan vergiler daha kolay yansıtılabilir. Geniş tabanlı vergiler dar tabanlı vergilere nazaran ileriye doğru daha kolay yansıtılabilir.

Verginin yansıması, üzerinden vergi alınan mal veya hizmetin arz ve talep esnekliğinin sertliğine göre üreticiye yada tüketiciye doğru olmaktadır. Aşağıdaki tablo söz konusu durumu özetlemektedir.

57
Esnekliğin Yapısı Arz Ve Talep Elastikiyetleri Eşit (Arz Es. = Talep Es.) Talep Elastikiyeti Arz Elastikiyetinden Yüksek (Arz Es. < Talep Es.) Arz Elastikiyeti Talep Elastikiyetinden Yüksek (Arz Es. > Talep Es.) Arz Elastikiyeti Sabit Arz Es. = 0 Sonuç Verginin üreticiye ve tüketiciye yansıyan kısmı eşittir. (Üre. Yans. = Tük. Yans.) Verginin üreticiye yansıyan kısmı, tüketiciye yansıyan kısmından daha yüksektir. (Üre. Yans. > Tük. Yans.) Verginin tüketiciye yansıyan kısmı, üreticiye yansıyan kısmından daha yüksektir. (Üre. Yans. < Tük. Yans.) Vergi tamamen geriye yansımakta ve üretici üzerinde kalmaktadır. Tüketiciye Yans. = 0 Vergi tamamen tüketiciye yansımaktadır. Üreticiye Yans. = 0 Örnek Maden, petrol gibi üretimi doğal kaynaklar ile sınırlı mallar. Bir malın fiyat artışı nedeni ile talebi azalır ise üretici verginin neden olacağı fiyat artışını üstlenir (Araba, bulaşık makinesi, bilgisayar gibi insanoğlu için daha az zaruri mallar). Tüketimi kısmen zaruri olan ve ikamesi daha sınırlı mallarda söz konusudur (örneğin ekmek) Üretim miktarındaki artışın bir anda artırılamamasının söz konusu olduğu ve talep esnekliğinin var olduğuȠmallarda (örneğin muz, kivi vb. tarımsal ürünlerde yansıma üretici üzerinde kalır). Tüketimi çok zaruri olan ve ikamesi olmayan mallarda vergi tamamen tüketiciye yansıtılabilir (İlaç, su vb.).

Talep Elastikiyeti Sabit Talep Es. = 0 H. VERGİ YÜKÜ

 Vergi Yükü: Vergiyi ödeyen kişi üzerinde yaratılan etkidir. Eğer bu etki gelirindeki azalma veya iktisadi gücündeki azalma ise objektif, psikolojik olarak yarattığı baskı ise sübjektif vergi yükü (vergi tazyiki) olarak tanımlanabilir. Çeşitleri ise; Toplam Vergi Yükü: Bir ülkede ödenen tüm vergilerin milli gelire oranıdır.
Toplam Vergi Yükü: (Vergi Gelirleri/Milli Gelir)

-

Kişisel Vergi Yükü: Bir bireyin ödediği verginin, toplam gelirine oranıdır.
(Bireyin Ödediği Vergi/Bireyin Geliri)

-

Net Vergi Yükü: Bir ülkede belirli bir dönemde kamu hizmetlerinden sağlanan faydanın,

yine aynı dönem vergi gelirlerinden düşülmesi ile elde edilen tutarın milli gelire oranıdır (kimi yazarları net vergi yükünün hesaplarken ödenen vergiden mali yardımları ve transfer harcamalarını çıkarmakta, kalan tutarı milli gelire oranlamaktadırlar).
(Ödenen vergiler – Kamu Hizmetlerinden Sağlanan Fayda Gelirleri/Milli Gelir)

-

Gerçek Vergi Yükü: Vergi yansımasını da dikkate alır, gerçek vergi yüküne ulaşılmaya

çalışılır.
(Ödenen Vergiler+Yansıyan Vergiler) – (Kamu Hiz. Sağlanan Fayda+Yansıtılan Vergiler)/Milli

KAMU BÜTÇESİ I. BÜTÇENİN TANIMI VE BÜTÇE HAKKI

58
Bütçe genel anlamda, belirli bir zaman süresini kapsayan bir finansman planıdır. Ancak bütçe çeşitli açılardan tanımlanabilmektedir. Hukuki açıdan değerlendirildiğinde bütçe, devletin gelirlerini toplamasına YETKİ, giderleri yapmasına İZİN veren bir kanundur. Mali açıdan, devletin gelir ve giderlerini gösteren ve bunların rasyonel ölçülerde kullanıldığı mali bir belgedir. Bir başka deyişle, devletin gelir ve giderleri arasındaki dengeyi gösteren bir belgedir. Bütçenin tarihi gelişiminde bütçe hakkı, parlamentoların kamu gelirleri ile kamu harcamaları üzerindeki yetkilerinin tanınmasıyla ortaya çıkmış, ülkelerin demokratik ve parlamenter sistemlerde kaydettikleri gelişmeye uyum sağlayacak bir şekilde gelişmiştir. Kısaca bütçe hakkı, halkın bütçe yapma yetkisini kendi seçtiği temsilcileri aracılığıyla kullanmasıdır.Dünyada bütçe hakkının gelişimi 1215 Magna Carta ile başlamıştı. Türkiye’de ilk bütçe hakkı 1876 Kanun-i Esasi diğer bir ifade ile ilk anayasada yer alan hükümler ile elde edilmiştir. II. BÜTÇENİN TEMEL ÖĞELERİ Bütçeye ilişkin olarak yaptığımız genel ve hukuki tanımlara bakarak bütçenin dört temel niteliğinden bahsetmek mümkündür. Bunlar kısaca; tahmin, tahdit, tevzin ve tasdik (4T) olarak sıralanabilir. Tahmin: Bütçe, kamu gelir ve giderlerini tahmini olarak vermektedir. Tahdit: Bütçenin belirli bir süre için geçerli sınırlı bir kanundur. Tasdik: Bütçe parlamentoda onaylanarak uygulanmaktadır. Tevzin: Bütçe gelir ve giderleri birbirine denk olmalıdır.

III. BÜTÇENİN FONKSİYONLARI Bütçenin Fonksiyonları Çağdaş Fonksiyonları — Bütçenin Yönetsel Fonksiyonu — Bütçenin Planlama Fonksiyonu — Bütçenin Makroekonomik Fonksiyonları — Konjonktürel Fonksiyonu — Telafi Edici Fonksiyonu — Kalkınma Fonksiyonu — İstikrar Sağlama Fonksiyonu — Bütçenin Gelir ve Kaynak Tahsisi Fonksiyonu

Klasik Fonksiyonları — Bütçenin İktisadi ve Mali Fonksiyonu — Bütçenin Hukuki Fonksiyonu — Bütçenin Denetsel Fonksiyonu — Bütçenin Siyasi Fonksiyonu

 Bütçenin İktisadi ve Mali Fonksiyonu: Kamu hizmetlerinin bir plan dahilinde en az maliyetle yapılmasını, bütçenin denk olmasını ifade eder.  Bütçenin Hukuki Fonksiyonu: Bütçe bir kanunudur. Bu kanun, yürütme organına yasama organı tarafından gelirlerin toplanmasına yetki ve giderlerin yapılmasına da izin veren bir kanundur.

59
 Bütçenin Siyasi Fonksiyonu: Kamu ekonomisi içersinde üretilecek mal ve hizmetlerin ne miktarda ve ne şekilde üretileceğine siyasi süreç içerisinde kara verilir. Bütçe bu siyasi süreçte oluşan tercihleri şekillendiren ve uygulanmasına olanak sağlayan bir belgedir.  Bütçenin Denetim Fonksiyonu: Kamu maliyesinin ve mali işlemlerin, belirtilen esas ve hedeflere uyumlu şekilde yürütülmesinin denetlenmesi şeklinde ortaya çıkar.  Bütçenin Yönetim Aracı Olma Fonksiyonu: Siyasi ve mali denetim bakımından çeşitli aşamalardan geçen bütçe, günümüzde özellikle devlet yönetiminde verimlilik ve etkenliği geniş ölçüde etkilediğinden ve kamu yönetiminde karşılaşılan güçlüklerin çözümlenmesinde yöneticilere yardımcı olduğundan kamu yönetiminin verim ve etkinliğini artırma aracı olarak kabul edilmektedir.  Bütçenin Planlama Aracı Olma İşlevi: Bütçe salt bir plan değilse de kamu kesiminin iktisadi bir planı niteliğindedir.  Bütçenin Makroekonomik (Konjonktürel, Telafi Edici, Kalkınma, İstikrar Sağlama) Fonksiyonu: Çağdaş maliye görüşünü yansıtan bütçenin bu görevi, iktisadi ve mali işlevi ile yakından ilgilidir. - Konjonktürel Fonksiyonu: Ekonomideki genel iniş ve çıkışları yani, konjonktürel dalgalanmaları inceler, genel iktisadi konjonktürü ayarlama görevi görür. - Telafi Edici Fonksiyonu: Ekonominin eksik istihdam da olduğu dönmelerde bütçe açığı, talep artırıcı ve işsizliği azaltıcı bir işleve sahiptir. - Kalkınma Fonksiyonu: Bütçe kamu ekonomisinin tasarruf ve yatırım tercihlerini yönlendiren bir plandır. Bu anlamda kalkınma hamleleri açısından üzerine bazı işlevler düşmektedir. Nitekim günümüz bütçeleri, örneğin Türkiye, kalkınma planlarının birer yıllık uygulamalarıdır. - İstikrarı Sağlama Fonksiyonu: Bütçenin ekonomide tam istihdamı sağalanın yanı sıra daha genel anlamda; ödemeler dengesi, fiyat istikrarı gibi konularda da istikrarı sağlama fonksiyonu bulunmaktadır.  Bütçenin Gelir ve Kaynak Tahsisi Fonksiyonu: Bütçe kamu ve özel sektör arasında kaynak kullanımını düzenlediği gibi gelir yeniden dağılımım fonksiyonuna da sahiptir (kamu gelirlerinin toplanması, toplanan gelirlerin harcamalar ile dağıtılması).

IV. BÜTÇE İLKELERİ Bütçe ilkleri klasik ve çağdaş ilkeler olarak sınıflandırabiliriz.

60

Klasik İlkeler — Genellik İlkesi — Adem – i Tahsis — Gayri Safilik İlkesi — Birlik İlkesi — Yıllık Olma İlkesi — Ön İzin İlkesi — Bölümler İtibariyle Onama İlkesi — Denklik İlkesi — Açıklık, Alenilik — Doğruluk, Samimiyet İlkesi — Fiskalite İlkesi — Giderlerde Tahsis İlkesi

Çağdaş İlkler — Makroekonomik İstikrar ilkesi — Performans ve Mali Kontrol İlkesi — Planlama İlkesi — Uluslararası Standartlara Uyg. İlkesi

5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanuna göre bütçe ilkeleri; uyulur: Bütçelerin hazırlanması ve uygulanmasında, makroekonomik istikrarla Bütçelerin hazırlanması, uygulanması ve kontrolünde aşağıdaki ilkelere

birlikte sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak esastır. Kamu idarelerine bütçeyle verilen harcama yetkisi, kanunlarla düzenlenen

görev ve hizmetlerin yerine getirilmesi amacıyla kullanılır. Bütçeler, kalkınma planı ve programlarda yer alan politika, hedef ve

önceliklere uygun şekilde, idarelerin stratejik planları ile performans ölçütlerine ve fayda-maliyet analizine göre hazırlanır, uygulanır ve kontrol edilir. Bütçeler, stratejik planlar dikkate alınarak izleyen iki yılın bütçe

tahminleriyle birlikte görüşülür ve değerlendirilir. sağlar. Tüm gelir ve giderler gayri safi olarak bütçelerde gösterilir. Belirli gelirlerin belirli giderlere tahsis edilmemesi esastır. Bütçelerde gelir ve gider denkliğinin sağlanması esastır. Bütçeler, ait olduğu yıl başlamadan önce Türkiye Büyük Millet Meclisi veya Bütçe, kamu malî işlemlerinin kapsamlı ve saydam bir şekilde görünmesini

yetkili organlarca kabul edilmedikçe veya onaylanmadıkça uygulanamaz. Bütçelerde, bütçeyi ilgilendirmeyen hususlara yer verilmez. Bütçeler kurumsal, işlevsel ve ekonomik sonuçların görülmesini

sağlayacak şekilde Maliye Bakanlığınca uluslararası standartlara uygun olarak belirlenen bir sınıflandırmaya tabi tutularak hazırlanır ve uygulanır. Bütçe gelir ve gider tahminleri ile uygulama sonuçlarının raporlanmasında

açıklık, doğruluk ve mali saydamlık esas alınır.

61
Kamu idarelerinin tüm gelir ve giderleri bütçelerinde gösterilir. Kamu hizmetleri, bütçelere konulacak ödeneklerle, mevzuatla belirlenmiş

yöntem, ilke ve amaçlara uygun olarak gerçekleştirilir. A. Klasik İlkeler  Genellik İlkesi: Bütçede yer alacak tüm gelir ve gider tahminlerinin cinsi, tutarı ve kullanılmasında uygulanacak yöntem ile ilgilidir. Genellik ilkesi, üç noktada ağırlık kazanır: Bütçelerde, ödenekler belirli amaçları gerçekleştirmek üzere tahsis edilir.

-

Tüm gelir ve giderlerin bütçede gösterilmesi, Bütçe yer alan gelir ve giderlerin gayri safi olarak belirtilmesi, Belirli gelirlerin belirli giderlere tahsis edilememesidir (Adem-i tahsis).

Döner sermayeli işletme bütçeleri, şartlı bağış ve yardımlar, katma bütçeler, fon uygulamaları, bu ilkeden sapma gösterir.  Birlik İlkesi: Bir kamu tüzel kişiliğinin bütçe yaparken tüm gelir ve giderlerini tek bir bütçe içinde toplanmasına birlik ilkesi denir.  Toplama İlkesi: Kamu idarelerinin tüm gelir ve giderleri bütçelerinde gösterilmesi ve benzer nitelikteki bütçelerin bir araya toplanmasıdır. Merkezi Yönetim Bütçesi, Mahalli İdare Bütçeleri ve Sosyal Güvenlik Bütçeleri ayrımı toplama ilkesini ifade etmektedir.  Yeknesaklık İlkesi: Bütçede birlik ilkesinin devletin tüm gelir ve giderlerinin tek bir bütçede toplanmasını ifade etmektedir. Ancak uygulamada birlik ilkesinden sapmalar olduğunu görülmektedir. Yeknesaklık ilkesi ise, bütçelerde benzer nitelikteki gelir ve giderlerin gruplandırılarak bir arada gösterilmesini ifade eden bir ilkedir. Birlik ve genellik ilkesinin daha esnek bir uygulamasıdır.  Ön İzin ve Bölümler İtibariyle Onaylanması İlkesi: Bütçenin mali yıla girilmeden önce onaylanmış ve kanunlaşmış olmasının öngörülmesi ön izin ilkesidir. Bu sayede yasama organı yürütme organına bütçenin uygulanabilmesine ilişkin izin vermiş olacaktır. Ayrıca bütçe genel yasama organı tarafından bölümler itibariyle ayrı ayrı görüşülür ve onaylanır.  Yıllık Olma İlkesi: Bütçe esas itibariyle hemen her ülkede bir yıl için geçerlidir. Bunun nedeni bir yıllık dönemin, bütçe uygulaması itibariyle uygun bir zaman birimi olmasından kaynaklanmaktadır.  Denklik İlkesi: Bütçenin gelir ve gider kalemlerinin birbirine denk olmasıdır. Kural olarak da bütçe denk bağlanmak zorundadır.  Açıklık ve Alenilik İlkesi: Bütçe ile tüm belge ve hesapların kamu tarafından eleştiriye olanak sağlayacak şekilde açık bulundurulmasını ifade eder. Bu nedenle bütçenin yapılış biçimini ilgilendiren bir ilkedir. Bütçenin tümüne ve özellikle gelir ve gider cetvellerine açıklık

62
getirmektir. Alenilik ilkesi, bütçe ile ilgili tüm işlem ve uygulamaların, herkesin gözü önünde,herhangi bir gizlemeye başvurulmaksızın gerçekleştirilmesini öngörmektedir.  Doğruluk ve Samimilik İlkesi: Bütçe öngörülerinin elden geldiği ölçüde gerçek durumu yansıtması ve mevcut koşulların ortaya konulması doğruluk ilkesini, gerek gider gerekse gelir tahminlerinin ortaya konulmasında, doğruluğuna inanılan hususların içtenlikle ortaya konmasına ise samimilik ilkesi denir. Doğruluk ilkesi objektif iken, doğruluk ilkesinin sübjektif yanı samimiyet ilkesini vermektedir.  Fiskalite İlkesi (Mali Olma): Bu ilke bütçede mali anlamda sınırları ifade etmektedir. Buna göre bütçede aşağıda belirtilen esaslara uyulmak zorunludur; yapamaz, Bütçede belirtilmeyen bir kaleme harcama yapılamaz, Bütçede sadece mali hükümlere yer verilmesinin sağlanarak ve mali Yürütme organı bütçede yer alan ödenek miktarından fazla harcama

hükümler dışında hükümler konulamaz. Bütçede, ödenekler belirli amaçları gerçekleştirmek üzere tahsis edilir ve

başka bir amaca harcanamaz (giderlerde tahsis). B. Çağdaş İlkeler  Makroekonomik İstikrar ilkesi: Bütçelerin hazırlanması ve uygulanmasında,

makroekonomik istikrarla birlikte sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak esastır.  Performans ve Mali Kontrol İlkesi: Bütçeler kalkınma planı ve programlarda yer alan politika, hedef ve önceliklere uygun şekilde, idarelerin stratejik planları ile performans ölçütlerine ve faydamaliyet analizine göre hazırlanır, uygulanır ve kontrol edilir.  Planlama İlkesi: Bütçeler, stratejik planlar dikkate alınarak izleyen iki yılın bütçe tahminleriyle birlikte görüşülür ve değerlendirilir.  Uluslararası Standartlara Uygunluk İlkesi: Bütçeler kurumsal, işlevsel ve ekonomik sonuçların görülmesini sağlayacak şekilde Maliye Bakanlığınca uluslararası standartlara uygun olarak belirlenen bir sınıflandırmaya tabi tutularak hazırlanır ve uygulanır. V. BÜTÇE TEORİ VE TEKNİKLERİ A. Bütçe Teorileri 1. Klasik Bütçe Teorisi Bütçenin denk olmasını gerektiğini ileri sürmekte olup, bütçe denkliği için, kamu giderlerinin normal kamu gelirleriyle karşılanması gerektiği savunulmuştur. Klasik bütçe teorisine göre; Bütçe küçük ve denk olmalı, Borçlanmaya gidilmemeli,

63
Zorunlu hallerde borçlanılacaksa, sermaye piyasasından borçlanılmalı, Kamu giderleri dolaylı vergilerle karşılanmalıdır.

2. Devri Bütçe Teorisi Alvin Hansen tarafından ileri sürülmüştür. Bütçe denkliğinin yıllık olarak düşünülmesi yerine, daha uzun süreli devreler dikkate alınmak suretiyle uygulanmasını ileri sürmektedir. Ekonomide ortaya çıkan devri hareketler dikkate alınmak suretiyle, ekonominin iki refah dönemi arasındaki bütçe uygulamalarının nihai olarak denkliği, bu görüşün esasını oluşturmaktadır. Mali denklik esastır. 3. Telafi Edici Bütçe Teorisi William Beveridge tarafından ileri sürülmüştür. Bu teoride, kamu harcamaları ile kamu gelirleri arasındaki geleneksel bağ sürdürülmekle birlikte, geniş ölçüde ekonomik dengenin gerçekleştirilmesi için çaba gösterilmektedir. Eksik istihdam denge düzeyine ulaşmak için bütçe açıklarını genişletici etkisine dikkat çeken teoriye göre, tam istihdam düzeyinden sonra bütçe dengesinin sağlanması esastır. B. Bütçeleme Teknikleri 1. Geleneksel Bütçeleme Tekniği Bütçede, hizmetlere ödeneklerin tahsis edilirken, sadece bu hizmetleri yapacak idari organların ihtiyacı dikkate alınmaktadır. Bu tür bütçelemede; Bütçe girdi odaklıdır, Bütçe merkezi planlamaya dayanır, Merkezi yönetim ve merkezi kontrol anlayışı hakimdir, Plan – bütçe ilişkisi kurulmamaktadır, Bütçe hazırlanırken harcamaların artırılması bir ilke haline gelmekte, Sadece mali denetim yapılmaktadır, Mevzuat odaklı-kurallara dayalıdır, Sayısal analiz yöntemleri kullanılmamaktadır, Bütçe teknik bilgilere ve ihtiyaçlara göre değil siyasal anlayışa göre

yapılmaktadır. Ancak, bütçelerin yıllar arasında istikrar ve tutarlılık sağlaması, yıllık tahminlerde ve hesaplanmasında kolaylıklar sağlaması ise bu bütçeleme yönteminin üstünlükleridir. 2. Performans Bütçe Devletin yüklendiği görevleri yerine getirebilmesi bakımından gerçekleştirdiği hizmetler ile bunların birim maliyetlerinin önem kazandığı bir bütçeleme sistemidir. Performans bütçe,

64
ana amaç ve hedefleri programların maliyetleri üzerinden gerektirdiği ödenek miktarını ve her program içinde yapılacak işlerin, faaliyetlerin ve üretilecek maddelerin, birim maliyetleri üzerinden gerektirdiği ödenek miktarını ve her program içinde yapılacak işlerin, faaliyetlerin ve üretilecek maddelerin, birim maliyetleri üzerinden hesabını belirtir. 3. Program Bütçe Planlanan hedeflere varılabilmesi için uygulanabilecek alternatif programlar arasından en rasyonel seçimi yapma fırsatı veren, israfı önleyerek, hizmet – maliyet ve maliyet – fayda analizleri yoluyla en yüksek verimin sağlanmasına olanak veren bir bütçe tekniğidir. 1973 yılında Türkiye’de uygulanmaya başlamıştır. 4. Planlama – Programlama – Bütçeleme Sistemi (PPBS) Program bütçe tekniği, hangi hizmetlerin belirli kaynaklarla en yüksek toplum refahını sağlayacağını belirlemeye yönelir. Performans bütçe ise, bu hizmetin nasıl (en ucuza) yapılacağını belirtir. Tam bir tanımı olamayan PPBS, birkaç temel tanımdan hareket ederek; - Kamu faaliyet programları ile belirlenen hedefler ile kamu kaynakları arasındaki ilişkileri ele alan, - Stratejik hedef maliyetlerini tespit eden ve bu hedefler için gerekli girdileri zamana göre belirleyen, - Kamu kaynaklarının dağılımında karar verenlerin önüne çok sayıda tercih koyarak, bu tercihlerden en rasyonel olanı seçmeyi sağlayacak teknikleri temin eden,bir süreç olarak ifade edilebilir. Genellikle bu iki amaç bir arada PPBS diye anılır. PPBS’nin Aşamaları kısaca;  Planlama: Planlamanın tanımı olan, belirli hedeflere ulaşmak için, gelecekte yapılması istenen faaliyetlerin saptanması ve izlenecek yolların belirlenmesinden hareketle, geleceğe dönük olarak mevcut kaynakların en iyi şekilde kullanılmasını sağlayacak araç olarak belirtilebilir. Aşamaları; - Amaçların saptanması, - Fiziksel analiz ve seçeneklerin analizi, - Maliyetlerin tahmini, - Model aşaması  Programlama: Planlama ve programlama birbirini tamamlayan önemli iki öğedir. Planlama hedeflerin belirlenmesinden programların uygulanmasına kadarki süreci kapsamaktadır. Programlama, planlama ile saptanan hedeflere ulaşmak amacıyla, gerekli faaliyetlerle kaynakların bir araya getirilmesidir.  Bütçeleme: Planların ve programların gerçekleştirilebilmesi için mali kaynakların sağlanması ve programların yıllık bütçeler haline sokulmasıdır.

65
 Sistem Analizi: Bütçe uygulama sonuçlarının fayda – maliyet (girdi-çıktı analizi), maliyet – etkinlik (verimlilik analizi; yapılan harcama ile elde ilen sonuçların verimliliğinin değerlendirilmesidir, örneğin Adalet Bakanlığı’na ayrılan ödenek ile suç oranı arasındaki ilişki) gibi çeşitli sayısal tekniklerle değerlendirilmesi. Aşamaları; - Amaçların tanımlanması, - Analiz metotlarının seçimi (model tespiti), - Seçeneklerin belirlenmesi (maliyetlerin belirlenmesi), - Ölçeğin seçilmesi (değerlendirme) PPBS’nin Fayda ve Sakıncaları Faydaları - Tüm kamu faaliyetlerine uygulanabilecek bir yöntemdir, Bakanlık ve kurumlar düzeyinde programların belirlenmesi ve her bir dairenin faaliyetlerini daha dar bir çerçevede kavramalarını sağlayarak, bütçe uygulamalarına açıklık getirir. Bu durum, bütçe üzerindeki denetimin etkinliğini artırır, - Karar birimlerine birden fazla seçenek sunar, ayrıca bu seçenekleri sağladıkları fayda ve neden oldukları maliyetlere göre tercih sırasına koyarak en rasyonel tercihin seçilebilmesine imkan sağlar. Bu sayede, kıt kamu kaynaklarının en etkin biçimde kullanılması sağlanır, - Plan – bütçe ilişkisinin kurulmasına olanak sağlar, - Kamu kaynaklarının kullanılmasında israfı önleyici, kaynak kullanımında etkinliği sağlayıcı niteliklere sahiptir, - Programların gelecek dönemlere sarkan proje ve faaliyetlerine ilişkin maliyetleri ve sağlayacakları faydaları da ortaya koyarak, bir programa ait tüm maliyetlerin tespit edilmesine olanak sağlar. Bu sayede, geleceğe dönük olarak faaliyet ve maliyetler arasında koordinasyonun sağlanmasına imkan verir, Yöneticilerin sorumluluklarını artırır, - Farklı seçeneklerin getirdiği hareket alanı, PPBS içerisinde yer alan fonlar, bütçeye hazırlık ve uygulama safhalarında esneklik kazandırır, - Son olarak PPBS, klasik bütçe, performans bütçe ve program bütçe anlayışının eksik ve zayıf yönlerinin giderilmesi üzerine geliştirilmiş bir bütçe tekniğidir. Bu anlamda bütçe tekniği olarak birçok olumsuzluktan arındırılmıştır. Sakıncaları Sistemin temeli olan amaçların belirlenmesinin bazı durumlarda güç olması, Sistemin gelecek döneme ilişkin programları içermesi sistemin temelinin oluşturan bir diğer unsurdur. Ancak geleceğe ilişkin plan yapılırken belirsizliklerin dikkate alınamaması nedeni ile geleceğe dönük olarak yapılan programlarda sapmaların olabilmesi, yapılan planların ve faaliyetlerin etkinliğini bozabilir, - PPBS’nin etkin bir biçimde uygulanabilmesi çok sayıda yetişmiş elemanı gerektirir, - PPBS’ye dayalı bir bütçenin hazırlanması ve uygulanmasından kim ya da kimlerin ne ölçüde sorumlu olacakları önemli bir sorundur. Çünkü yetkilerin bir elde toplanması, yöneticilere yüklenen sorumluluğu azaltırken, dağıtılması da PPBS’de önemli bir unsur olan koordinasyonun sağlanmasını olumsuz etkiler, - Sistem uygulanması çok maliyetlidir, - Sistem, hangi kamu hizmetlerinin ne miktarda ve hangi yöntem ile yapılacağına ilişkin alınan kararlarda yardımcı olmakta, ancak bu hizmetlerin nasıl yapılacağı, hangi idari birimce yapılması gerektiği hususlarında karar birimlerine yardımcı olamamaktadır, - Sistem genel olarak kamu giderleri üzerinde durmakta, ancak kamu gelirlerine yönelmemektedir, - Sistem yürütme organına daha fazla inisiyatif vererek, yasama organının bütçe üzerindeki etkisini azaltmaktadır, - Sistem bütçenin sosyal fonksiyonunu göz ardı ederek, bütçenin mali ve ekonomik fonksiyonunu ön plana çıkarmaktadır, - Sistemi kusursuz olarak görüp, sistemin getirdiği çözümlere sıkı sıkıya bağlı kalınması, karar birimlerini yanılgıya düşürebilecektir

66
PPBS ve Geleneksel Bütçe Karşılaştırılması PPBS Geleneksel - Esnektir, yetki devri esaslıdır, - Mevzuat odaklı, katı ve kuralcıdır. merkeziyetçidir, - Modern analiz teknikleri kullanır - Modern teknikler kullanılmaz, (fayda-maliyet vb. gibi), - Hizmetlere ödeneklerin verilmesinde, sadece bu - Hizmetlerin dağılımında fonksiyonel hizmetleri yapacak idari organların ihtiyacı dikkate sınıflandırma esastır, alınmaktadır, - Siyasi değildir, daha çok yöneticilere - Organik (kurumsal) sınıflandırma esastır, sorumluluk yükler. - Siyasidir, - Çıktı esaslıdır, faydaya bakar, - Girdi esaslıdır, - Çok maliyetlidir, - Hazırlanışı kolay maliyeti düşüktür, - Uygulaması için çok fazla kalifiye - Kalifiye elemana ihtiyaç yoktur, eleman gerekir, - Plan – bütçe ilişkisi kuramaz, kısa vadelidir, - Plan – bütçe ilişkisi üzerine - Harcama artışı kural haline gelmiştir ve ödenekler kuruludur, uzun vadelidir, her yıl belirli oranlarda artırılarak bir sonraki yıl - Harcama artışı sunulan hizmetlere bütçesine yazılır, göre yapılır, - Hesap denetimi üzerine kuruludur, performans - Performans denetimi esaslıdır, denetimi yapılamaz, - Alternatif seçeneklerle bütçeleme - Alternatif seçenek sunmaz. yapılır. 4. Sıfır Tabanlı Bütçeleme Bu bütçeleme sisteminde, her yılın işlemleri kendi bünyesi içinde yargılanmakta olup, geçmiş yılların politikalarına ya hiç önem verilmemekte veya çok az bağlantı kurulmaktadır. Bir başka deyişle, tüm faaliyet ve harcamaların temel gerekçesinin yeniden ve baştan belirlendiği, bütçedeki her harcama kaleminin değerlendirmesinin yapıldığı bir bütçe sistemidir. Hiçbir harcama kalemi bütçede otomatik olarak yer almamakta ve her bir harcama kalemi diğer harcamlar ışığında yeniden gözden geçirilmektedir. 5. Analitik Bütçe Analitik bütçe bir bütçe sistemi değil, bütçe kodlama sistemidir. Diğer bir ifadeyle, harcama ve gelirlerin sınıflandırmasında kullanılan kodlama sistemine verilen isimdir. Analitik bütçe sınıflandırmasının temeli fonksiyonel sınıflandırmaya dayansa da, kurumsal sınıflandırma, fonksiyonel sınıflandırma, finans tipi sınıflandırma ve ekonomik sınıflandırma olmak üzere dört tip sınıflandırma söz konusudur. Türkiye’de 2004 yılı bütçesi ile birlikte Analitik Bütçe Sınıflandırmasına geçilmiştir. 6. Diğer Bütçe Teknikleri - Milli Ekonomik Bütçeler: Milli bütçe, bir ülkenin geleceğe yönelik olarak tüm ekonomideki gelir ve gider tahminlerini, diğer bir ifadeyle, gelecek döneme ilişkin olarak mili geliri ve milli geliri oluşturan faktörleri ve bunlar arasındaki ulusal dengeyi göstermektedir (tüketim, yatırım, toplam talep, toplam arz vb.). - Yatırım Bütçeleri: Cari bütçe dışında, yatırım harcamalarını ve bu harcamalara ilişkin gelirleri içeren bütçe türüdür. - Olağanüstü Bütçeler: Devletin normal gelirleriyle karşılanmayan, her yıl tekrar etmeyip sadece olağanüstü durum gösteren harcamalar için hazırlanan bütçelerdir (doğal afet, savaş vb.).

67
- Torba Bütçe: Harcama kalemlerine bütçeden ayrı ayrı ödenek verilmemekte, ödenekler toplu olarak, kısacası ayrıntıya inmeden verilmekte ve ödenek kullanımında kuruluşlar serbest bırakılmaktadır. Bu yöntem, kuruluşları ödenek kullanımında serbest bıraktığı için çağdaş ve pratik olmakla birlikte bütçe üzerindeki denetimi zayıflatmakta ve israfa neden olabilmektedir. VI. BÜTÇE ÇEŞİTLERİ Ülkemizdeki bütçe türleri 1 Ocak 2006’da yürürlüğe giren 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile değişikliğe uğramıştır. Bu nedenle bütçe türlerini 31 Aralık 2005’e kadar yürürlükte olan 1050 Sayılı Muhasebe – i Umumiye Kanunu’da dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Buna göre aşağıdaki şekilde bütçe türleri birlikte özet olarak gösterilmektedir. 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa Göre Bütçe Türleri Merkezi Yönetim Bütçesi — Genel Bütçe — Özel Bütçe — Düzenliyi ve Denetleyici Kur. Mahalli İdareler Bütçeleri Sosyal Güvenlik — İl Özel İdaresi Kuruluşları — Belediyeler — Sosyal Güvenlik Kurumu — Mahalli Birlikler. — Türkiye İş Kurumu

B. 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na Göre Bütçe Türleri 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nu ile katma bütçe kaldırılmakta ve bu kapsamda yer alan kamu idareleri idari ve mali statüsüne göre genel bütçeli ya da özel bütçeli idare haline getirilmektedir. Ayrıca, döner sermaye işletmeleri ve fonların gelir ve giderlerinin ilgili oldukları idare bütçesine dahil edilmesi sağlanmış ve bunların belirli bir süre sonunda tasfiye edilmesi öngörülmüştür. Bilindiği gibi 1050 Sayılı Muhasebe – i Umumiye Kanunu’na göre yerel idare bütçeleri özel bütçe olarak adlandırılmakta iken, 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na göre bazı katma bütçeli kuruluşlar özel bütçe kapsamına alınmakta ve yerel idare bütçeleri ayrı düzenlenerek merkezi yönetim bütçesi kapsamı dışında “mahalli idare bütçeleri” adı altında toplanmaktadır.  Merkezi Yönetim Bütçesi: Merkezi yönetim bütçesi, genel bütçeli, özel bütçeli kuruluşlar ile düzenleyici ve denetleyici kuruluş bütçelerinin toplamını kapsamaktadır. Ancak, merkezi yönetim bütçe toplamının gerçek değerinin bulunabilmesi için toplamdan hazine yardımı çıkarılır. Çünkü, özel bütçeli kuruluşlara ile düzenleyici ve denetleyici kuruluş bütçelerine genel bütçeden hazine yardımı yapılmakta ve gerçek toplamı bulmak için iki kere toplama giren hazine yardımı indirilmektedir.
Genel Bütçe + Özel Bütçe + Düz. Ve Den. Kur. Bütçeleri

Merkezi Yönetim Bütçesi

- Hazine Yardımı

68
 Sosyal Güvenlik Kurumlarının Bütçesi: Sosyal güvenlik kurumu bütçesi, sosyal güvenlik hizmeti sunmak üzere, kanunla kurulan ve bu Kanuna ekli (IV) sayılı cetvelde yer alan her bir kamu idaresinin bütçesidir. Sosyal güvenlik kurumlarının bütçelerinin hazırlanması, uygulanması ve diğer mali işlemleri, kendi kanunlarındaki hükümlere tabidir. Ancak sosyal güvenlik kurumlarının ayrıntılı harcama programları ile finansman programları, bütçe ile birlikte hazırlanır, görüşülür ve onaylanır. Ödenekler de, bu usul ve esaslara göre kullanılır. Dolayısıyla bu kurumlar, kendi gelirleri ile kendi giderlerini karşılamaktadırlar. Ancak bu kuruluşlarda gelir – gider açığı ortaya çıkması halinde, genel bütçeden yapılacak transfer harcaması ile bu açık finanse edilmektedir.  Mahalli İdareler Bütçesi: Mahalli idare bütçeleri, 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na göre; “Mahallî idare bütçesi, mahallî idare kapsamındaki kamu idarelerinin bütçesidir” olarak tanımlanmaktadır. Mahalli idare bütçelerinin hazırlanması, uygulanması ve diğer mali işlemleri, kendi kanunlarındaki hükümlere tabidir. Ancak Mahalli idare bütçelerinin ayrıntılı harcama programları ile finansman programları, bütçe ile birlikte hazırlanır, görüşülür ve onaylanır. Ödenekler de, bu usul ve esaslara göre kullanılır. Bu anlamda İl Özel İdare bütçeleri “İl Özel İdaresi Kanunu”na göre, belediye bütçeleri “Belediyeler Kanunu”na göre, köy bütçesi ise “Köy Kanunu”ndaki hükümlere göre hazırlanmakta, uygulanmakta ve diğer mali işlemleri yapılmaktadır. İl Özel idare Bütçeleri: Valilik tarafından hazırlanır, hazırlanan bütçe İl Daimi

Encümenine ve oradan da görüşülmesi için İl Genel Meclisine sevk edilir. Onaylanan bütçe Vali tarafından İçişleri Bakanlığı’na gönderilir. İçişleri Bakanlığı’nca bütçeleri konsolide eder, onaya gerek olmadan bütçe İl Genel Meclisi’nin onayı ile yürürlüğe girer. Sayıştay denetimine tabidir. Belediye Bütçeleri: Belediye Başkanının talimatı ile belediye dairelerinde başlar

ve Belediye Hesap İşleri Müdürlüğü tarafından koordine edilerek hazırlanır. Hazırlanan bütçe Belediye Başkanı tarafından Belediye Encümenine sevk edilir. Encümenin iki ay içinde incelediği bütçe yine Belediye Başkanı tarafından Belediye Meclisine sevk edilir. Belediye Meclisi tarafından kabul edilen bütçe 7 gün içinde Vali veya Kaymakama gönderilir (7 gün içinde gönderilmezse yürürlüğe giremez). Yürürlüğe girmesi için vali veya kaymakam onayına gerek yoktur. Belediye Meclis kararı yürürlüğe girmesi için yeterlidir. Sayıştay denetimine tabidirler, ancak belediyelere ait iktisadi işletmeler Sayıştay denetimine tabi değildir. Köy Bütçesi: İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan Köy İdareleri Hesap

Talimatına göre muhtar ve ihtiyar heyeti tarafından Kasım ayında hazırlanır. Vali veya Kaymakam tarafından onaylanarak uygulamaya konulur. Ancak köy bütçesi 5018 kapsamında değildir.

69
Türkiye’de Kamu Kurumlarının Hukuki Yapısı Düzenleyici ve Denetleyici Genel Bütçeli İdareler Özel Bütçeli İdareler Kurum Bütçeleri - Tek bir nakit idaresine - Bir bakanlığa bağlı veya - Özel kanunla kurulurlar, sahiptir, ilgili olarak belirli bir kamu - Kendi nakit idareleri vardır, - Devlet tüzel kişiliğine hizmetini yürütmek üzere - Kamu tüzel kişiliğine haizdir, haizdirler, kendi tüzel kurulan, kendi tüzel kişilikleri vardır, kişilikleri yoktur, - Kendi nakit idareleri vardır, - Kendi mal varlıkları ve kendi - Kendi mal varlıkları ve - Kamu tüzel kişiliğine gelirleri vardır, gelirleri yoktur, haizdir, kendi tüzel kişilikleri - Hizmet üretmezler, piyasa - Daha çok tam kamusal vardır, ekonomisinin işlemesini mal ve hizmet üretirler, - Kendi mal varlıkları ve sağlayan kural normları koyar - Ödenekleri yetmezse kendi gelirleri vardır, ve uygulanmasını denetler ve yedek ödenek kaleminden - Daha çok yarı kamusal mal izlerler (yönetişim zihniyeti ödenek alabilirler, ve hizmetleri üretirler, çerçevesinde kurulan üst Denetimini Sayıştay - Ödenekler yetmezse genel kurullar), yapar, bütçeden hazine yardımı - Ödenekler yetmezse genel - Muhasebe hizmetlerini tek alırlar, bütçeden hazine yardımı bir nakit idaresi nedeniyle - Denetimini Sayıştay yapar, alırlar, Maliye Bakanlığı yürütür, - Muhasebe hizmetlerini mali - Denetimini Sayıştay yapar, - Genellik ve birlik ilkesine hizmetler birimi yürütür, - Genellik ve birlik ilkesinden uygundur. - Genellik ve birlik ilkesinden sapmadır. sapmadır. KİT Bütçeleri Fon - Özel kanunlarla kurulurlar, - Özel kanunlarla kurulurlar, - Kendi gelirleri ile giderlerini karşılarlar, - Kendi gelirleri ile giderlerini karşılarlar, - 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol - 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kanuna tabi değildirler, Kontrol Kanuna tabi değildirler, - Sayıştay denetimine tabi değildir, - Sayıştay denetimine tabi değildir, - Yüksek Denetleme Kurulu tarafından - Yasama denetimine tabidirler, denetlenirler, - Belirli amaçlar için kurulurlar, - Bütçelerindeki gelir – gider açığı genel bütçeden - Belirli gelirlerin belirli giderler tahsisi yapılan transfer harcamaları ile karşılanmaktadır. esastır, - Genellik ve birlik ilkesinden sapmadır. - Genel bütçeden kaynak aktarılabilir,
(I) SAYILI CETVEL GENEL BÜTÇE KAPSAMINDAKİ KAMU İDARELERİ 1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 26) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2) Cumhurbaşkanlığı 27) Emniyet Genel Müdürlüğü 3) Başbakanlık 28) Diyanet İşleri Başkanlığı 4) Anayasa Mahkemesi 29) Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 5) Yargıtay 30) Hazine Müsteşarlığı 6) Danıştay 31) Dış Ticaret Müsteşarlığı 7) Sayıştay 32) Gümrük Müsteşarlığı 8) Adalet Bakanlığı 33) Denizcilik Müsteşarlığı 9) Millî Savunma Bakanlığı 34) Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 10) İçişleri Bakanlığı 35) Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 11) Dışişleri Bakanlığı 36) Devlet Personel Başkanlığı 12) Maliye Bakanlığı 37) Özürlüler İdaresi Başkanlığı 13) Millî Eğitim Bakanlığı 38) Türkiye İstatistik Kurumu 14) Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 39) Gelir İdaresi Başkanlığı 15) Sağlık Bakanlığı 40) Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 16) Ulaştırma Bakanlığı 41) Karayolları Genel Müdürlüğü 17) Tarım ve Köyişleri Bakanlığı 42) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 18) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bak. 43) Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 19) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı 44) Tarım Reformu Genel Müdürlüğü 20) Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bak. 45) Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 21) Kültür ve Turizm Bakanlığı 46) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müd. 22) Çevre ve Orman Bakanlığı 47) Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma G.M. 23) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sek. 48) Sosyal Hiz. ve Çocuk Esirgeme Kur. G.M. 24) Millî İstihbarat Teşkilatı Müs. 49) Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müd. 25) Jandarma Genel Komutanlığı 50) Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü

70
II) SAYILI CETVEL ÖZEL BÜTÇELİ İDARELER A) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU, ÜNİVERSİTELER VE YÜKSEK TEKNOLOJİ ENS. 1) Yükseköğretim Kurulu 49) Niğde Üniversitesi 2) Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi 50) Pamukkale Üniversitesi 3) İstanbul Üniversitesi 51) Sakarya Üniversitesi 4) İstanbul Teknik Üniversitesi 52) Süleyman Demirel Üniversitesi 5) Ankara Üniversitesi 53) Zonguldak Karaelmas Üniversitesi 6) Karadeniz Teknik Üniversitesi 54) Eskişehir Osmangazi Üniversitesi 7) Ege Üniversitesi 55) Galatasaray Üniversitesi 8) Atatürk Üniversitesi 56) Ahi Evran Üniversitesi 9) Orta Doğu Teknik Üniversitesi 57) Kastamonu Üniversitesi 10) Hacettepe Üniversitesi 58) Düzce Üniversitesi 11) Boğaziçi Üniversitesi 59) Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi 12) Dicle Üniversitesi 60) Uşak Üniversitesi 13) Çukurova Üniversitesi 61) Rize Üniversitesi 14) Anadolu Üniversitesi 62) Namık Kemal Üniversitesi 15) Cumhuriyet Üniversitesi 63) Erzincan Üniversitesi 16) İnönü Üniversitesi 64) Aksaray Üniversitesi 17) Fırat Üniversitesi 65) Giresun Üniversitesi 18) Ondokuz Mayıs Üniversitesi 66) Hitit Üniversitesi 19) Selçuk Üniversitesi 67) Bozok Üniversitesi 20) Uludağ Üniversitesi 68) Adıyaman Üniversitesi 21) Erciyes Üniversitesi 69) Ordu Üniversitesi 22) Akdeniz Üniversitesi 70) Amasya Üniversitesi 23) Dokuz Eylül Üniversitesi 71) Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi 24) Gazi Üniversitesi 72) Ağrı Dağı Üniversitesi 25) Marmara Üniversitesi 73) Sinop Üniversitesi 26) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi 74) Siirt Üniversitesi 27) Trakya Üniversitesi 75) Nevşehir Üniversitesi 28) Yıldız Teknik Üniversitesi 76) Karabük Üniversitesi 29) Yüzüncü Yıl Üniversitesi 77) Kilis 7 Aralık Üniversitesi 30) Gaziantep Üniversitesi 78) Çankırı Karatekin Üniversitesi 31) Abant İzzet Baysal Üniversitesi 79) Artvin Çoruh Üniversitesi 32) Adnan Menderes Üniversitesi 80) Bilecik Üniversitesi 33) Afyon Kocatepe Üniversitesi 81) Bitlis Eren Üniversitesi 34) Balıkesir Üniversitesi 82) Kırklareli Üniversitesi 35) Celal Bayar Üniversitesi 83) Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi 36) Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi 84) Bingöl Üniversitesi 37) Dumlupınar Üniversitesi 85) Muş Alparslan Üniversitesi 38) Gaziosmanpaşa Üniversitesi 86) Mardin Artuklu Üniversitesi 39) Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü 87) Batman Üniversitesi 40) Harran Üniversitesi 88) Ardahan Üniversitesi 41) İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 89) Bartın Üniversitesi 42) Kafkas Üniversitesi 90) Bayburt Üniversitesi 43) Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi 91) Gümüşhane Üniversitesi 44) Kırıkkale Üniversitesi 92) Hakkari Üniversitesi 45) Kocaeli Üniversitesi 93) Iğdır Üniversitesi 46) Mersin Üniversitesi 94) Şırnak Üniversitesi 47) Muğla Üniversitesi 95) Tunceli Üniversitesi 48) Mustafa Kemal Üniversitesi 96) Yalova Üniversitesi B) ÖZEL BÜTÇELİ DİĞER İDARELER 1) Savunma Sanayi Müsteşarlığı 17) Türk Akreditasyon Kurumu 2) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kur. 18) Türk Standartları Enstitüsü 3) Türkiye ve Orta-Doğu Amme İdaresi Ens. 19) Millî Prodüktivite Merkezi 4) TÜBİTAK 20) Türk Patent Enstitüsü 5) Türkiye Bilimler Akademisi 21) Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü 6) Türkiye Adalet Akademisi 22) Türkiye Atom Enerjisi Kurumu 7) Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu 23) Küçük ve Orta Ölçekli San. Geliş. ve Des. İda. Baş. 8) Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 24) İhracatı Geliştirme Etüt Merkezi 9) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 25) Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi BaşK. 10) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 26) Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı 11) Orman Genel Müdürlüğü 27) GAP Bölge Kalkınma İdaresi 12) Vakıflar Genel Müdürlüğü 28) Özelleştirme İdaresi Başkanlığı 13) Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müd. 29)Kamu Denetçiliği Kurumu 14) Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müd. 30) Ceza ve İnfaz Kur. ile Tutukevleri İş Yurtları. Kur. 15) Maden Tetkik ve Arama Genel Müd. 31) Meslekî Yeterlilik Kurumu 16) Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü

III) SAYILI CETVEL DÜZENLEYİCİ VE DENETLEYİCİ KURUMLAR 1) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu

71
2) Telekomünikasyon Kurumu 3) Sermaye Piyasası Kurulu 4) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 5) Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu 6) Kamu İhale Kurumu 7) Rekabet Kurumu 8) Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu (IV) SAYILI CETVEL SOSYAL GÜVENLİK KURUMLARI 1) Sosyal Güvenlik Kurumu 2) Türkiye İş Kurumu

Not: Genel Yönetim kapsamındaki kuruluşların denetimini SAYIŞTAY yapmaktadır. Genel Yönetim Kapsamı: Merkezi Yönetim + Mahalli İdare Bütçeleri + Sosyal Güvenlik Kuruluşları Sayıştay Denetimine Tabi Olmayanlar: KİT + BİT (Belediye İkt. Teşebbüsü) + Bütçe Dışı Fonlar Genel Yönetim kapsamında değildir. Bu nedenle Sayıştay denetimine tabi değildir.
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 KİT Makine ve Kimya Endüstri Kurumu (MKEK) ETİ Maden Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) Elektrik Üretim A.Ş. (EÜAŞ) Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt A.Ş. (TETTAŞ) Türkiye Petrol Anonim Ortaklığı (TPAO) BOTAŞ Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 Çay Kurumu (ÇAYKUR) Tarım İşl. Genel Müdürlüğü (TİGEM) Devlet Malzeme Ofisi (DMO) Türkiye Devlet Demir Yolları (TCDD) Posta ve Telgraf Teşkilatı (PTT) Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü (KIYEM) Sümer Halı Et ve Balık Kurumu (EBK) Türkiye Şeker Fabrikaları (TŞFAŞ)

Kamu Bankaları 1 2 3 4 T.C. Ziraat Bankası Türkiye Halk Bankası Türkiye Kalkınma Bankası EXİMBANK

Not: TEDAŞ Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na devredilmiş kurumlardır. AOÇ, TRT, Anadolu Ajansı, Milli Piyango, Spor Toto pay sahipliği üstlenen kurumun tam olarak belirlenmediği kamu işletmeleridir. TOKİ, THY, Türk Telekom kamu payı bulunan işletmeler, TSKGV işletmeleri, Döner Sermaye İşletmeleri ve Mahalli İdare İşletmeleri kamu işletmesi statüsünde olup KİT değildir. Kamu bankaları KİT değil, kamu işletmesidir. Not: TCMB ve TMSF içersinde özel sektör katılımının da bulunduğu, özerk yapıya sahip kurumlardır. KİT ya da Merkezi Yönetim Kapsamında yer alan kuruluş değildirler.
1 2 3 4 5 Bütçe Dışı Fonlar Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu* Savunma Sanayi Destekleme Fonu* Tanıtma Fonu Özelleştirme Fonu* İşsizlik Sigortası Fonu

Not: Tanıtma Fonu ve İşsizlik Sigortası Fonu Konsolide Kamu Sektörü Tanımında Bütçe Dışı Fon Olarak Yer Almamaktadır. Türkiye’de şu an 3 adet Bütçe Dışı Fon (yıldızlı olanlar) bulunmaktadır. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin Ayrımı Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) Sermayesinin tamamı devlete ait olan, ancak tekel niteliğinde mallar ile temel mal ve hizmetleri üretmek ve pazarlamak amacıyla kurulan ve kar macı gütmeyen KİT’lerdir (TCDD, PTT, KIYEM, DHMİ) İktisadi Devlet Teşekkülleri (İDT) Sermayesinin tamamı genel ve katma bütçeli kuruluşlara ait olan ve iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet gösteren girişimlerdir (MKEK, EÜAŞ, ÇAYKUR, BOTAŞ, TTK,TKİ)

72
Kamu İktisadi Teşebbüslerine Ait İşletmelerin Sınıflandırılması İştirak Sermayesinin en az %15’i, en fazla %50’si KİT veya bağlı ortaklıklara ait olan A.Ş.’lerdir.

Müessese Sermayesinin tamamı Bağlı Ortaklık bir İDT veya KİK’e ait Sermayesinin %51’i veya daha tüzel kişiliği olan üzeri bir İDT veya KİK’e ait olan işletme ya da işletme veya işletmeler işletmeler topluluğundan oluşan A.Ş.’lerdir. topluluğudur. VII. BÜTÇENİN HAZIRLANMASI VE UYGULANMASI A. Gelir Bütçesinin Hazırlanması

Gelir bütçesi tahminlerinde başlıca iki yöntem kullanılır. Otomatik yöntem ve serbest takdir usulü kullanılır.  Otomatik Yöntem: Bir önceki yıl usulü, ortalama artışa göre artırma usulü ve ortalama usul olarak belirtilebilir. - Bir Önceki Yıl Usulü: Bu usulde, sonucu alınmış olan bir önceki yıl gelirinin, bütçesi hazırlanan yıl için aynen esas olarak alınması yoluna gidilmektedir. - Ortalama Artışa Göre Artırma Usulü: Son birkaç yılın gelir rakamlarının artış oranı belirlenmekte ve sonucu bilinen bir önceki yılın rakamları aynı oranda artırılmaktadır. - Ortalama Usulü: Son birkaç yılın gelir rakamlarının ortalaması alınmak suretiyle, bütçenin hazırlanan yılın geliri tahmin edilmiş olmaktadır.  Serbest Takdir Yöntemi: Herhangi bir yılla ilişkilendirilmeksizin, bütçenin gelir rakamlarının ülkenin ekonomik ve mali durumu dikkate alınarak serbestçe belirlenmesidir. Gelir bütçesi Maliye Bakanlığı adına Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanır. Serbest takdir yöntemine göre hazırlanmaktadır (Gerçekte her iki yöntem kullanılmaktadır, ancak sınavlarda sadece serbest takdir yönteminin kullanıldığı dikkate alınmalıdır). B. Gider Bütçesinin Hazırlanması ve Onaylanması Gider bütçesinin ilk hazırlıkları, kendilerine kamu hizmetlerinin yapılması görevi verilen ve masrafçı daireler olarak nitelenen kuruluşlar tarafından yapılır. Aşağıdaki tabloda hem 1050 Sayılı Muhasebe – i Umumiye Kanunu’na göre hem de 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na göre bütçenin hazırlanması, görüşülmesi ve onaylanmasına ilişkin aşamalar sırasıyla verilmektedir.  Bütçenin Hazırlanma, Görüşülme ve Onaylanma Süreci 12.01.2009 TBMM Bütçe komisyonu 40 üyeden oluşur ve bunların 25’i iktidar, 15 muhalefet partilerinin milletvekilleridir. Bütçe komisyonunda bütçeye ilişkin her türlü öneri getirilebilir, ancak TBMM Genel Kurulu’nda bütçe görüşmeleri sırasında gelir azaltıcı, gider artırıcı öneri getirilemez. Bütçe kanun tasarısı, Komisyonda 55, Genel Kurul’da 20 gün içerisinde görüşülür. Cumhurbaşkanı’nın bütçe kanununu veto yetkisi yoktur.

73
DPT tarafından “Orta Vadeli Program”ın hazırlanması (Makroekonomik tavanın belirlenmesi) Bakanlar Kurulu Orta Vadeli Programı kabul eder. Maliye Bakanlığı tarafından Orta Vadeli Programa uyumlu olarak hazırlanan “Orta Vadeli Mali Plan”, YPK tarafından karara bağlanır ve Resmi Gazete’de yayınlanır. Maliye Bakanlığı tarafından bütçe çağrısı ve eki bütçe hazırlama rehberi kuruluşlara gönderilir. DPT tarafından yatırım genelgesi ve eki yatırım programı hazırlama rehberi kuruluşlara gönderilir. Hazırlanan bütçe tekliflerinin, Maliye Bakanlığına ve yatırım projelerinin DPT’ye sunulması. Maliye Bakanlığınca kuruluşlara ait bütçe tekliflerinin kuruluşlarla karşılıklı olarak görüşülmesi, incelenmesi ve birleştirilerek bütçe kanun tasarısının hazırlanır. Düzenleyici ve Denetleyici Kurum Bütçeleri ile TBMM ve Sayıştay’a ait bütçe teklifleri doğrudan TBMM’ye gönderilir. Makroekonomik göstergeler ve bütçe büyüklükleri en geç Ekim ayının ilk haftasına içinde YPK’da görüşülür ve Maliye Bakanlığınca Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı hazırlanır Merkezi Yönetim Bütçe Tasarısını Bakanlar Kurulu’na sunulur. Bakanlar Kurulu Bütçe Kanun Tasarısını TBMM’ne verir. TBMM’ye gelen Bütçe Kanun Tasarısı Bütçe Komisyonuna verilir. Bütçe Komisyonu 55 gün içerisinde Bütçe Kanun Tasarısı’nı görüşerek Genel Kurula sevk eder. Genel Kurul 20 gün içinde Bütçe Kanun Tasarsını görüşerek onaylar ve Cumhurbaşkanı’na gönderir. Bütçe Kanunu Cumhurbaşkanı tarafından onaylanır ve RG’de yayınlanarak yürürlüğe girer.

Mayıs Sonuna Kadar 15 Haziran’a Kadar Haziran Sonuna Kadar 31 Temmuza Kadar Eylül Sonuna Kadar

01 – 17 Ekim

17 Ekim – 10 Aralık 10 – 31 Aralık 31 Aralık

Orta Vadeli Mali Planın Kapsamı; - Gelecek üç yıla ilişkin gelir tahminleri; - Gelecek üç yıla ilişkin gider tahminleri, - Hedeflenen açık ve borçlanma durumu, - Kamu giderlerinin ödenek teklif tavanı

Bütçe kanununa ekli belgeler; - Bütçe kanunu metni, - Ekli cetveller, (A cetveli harcama ödenekleri
cetveli; B Cetveli genel bütçenin gelirleri, devlet gelirlerinin dayandığı temel hükümler

- Bütçe kanunu gerekçesi (BUMKO hazırlar), - Milli bütçe tahmin raporu (DPT hazırlar), Aşağıda belirtilen belgeler, Kanun Tasarısına eklenerek TBMM’deki görüşmelerde dikkate alınır. Bu belgeler; - Orta vadeli malî planı da içeren bütçe gerekçesi, - Yıllık ekonomik rapor, - Vergi muafiyeti, istisnası ve indirimleri ile benzeri uygulamalar nedeniyle vazgeçilen kamu gelirleri cetveli, - Kamu borç yönetimi raporu, - Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin son iki yıla ait bütçe gerçekleşmeleri ile izleyen iki yıla ait gelir ve gider tahminleri, - Mahallî idareler ve sosyal güvenlik kurumlarının bütçe tahminleri,

74
- Kamu iktisadi teşebbüsleri ile kamu şirketi niteliğindeki kuruluşlar hariç olmak üzere, merkezî yönetim kapsamındaki idarelerin, hizmet amaçlarıyla ilgili olan diğer kurum ve kuruluşlarından Maliye Bakanlığınca belirlenecek olanların bütçe tahminleri, - Merkezî yönetim kapsamında olmayıp, merkezî yönetim bütçesinden yardım alan kamu idareleri ile diğer kurum ve kuruluşların listesi, Ayrıca, Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı dışında, Düzenleyici ve denetleyici kurumlar, TBMM ve Sayıştay kendilerine ait bütçelerini en geç 30 Eylül’e kadar doğrudan TBMM’ye, bir örneğini de Maliye Bakanlığına gönderirler. DPT Müsteşarlığı’nca Merkezî Yönetim Bütçe Kanununa uygun olarak hazırlanan “kamu yatırım programı”, Merkezi Bütçe Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en fazla 15 içinde Bakanlar Kurulu kararıyla Resmi Gazete’de yayınlanır.  Geçici Bütçe Yasama organı bütçeyi reddederse, geçici bütçe uygulaması devreye girer. Geçici bütçe, yıllık bütçe kabul edilip uygulamaya konuluncaya kadar belirli bir süre ile sınırlı olmak üzere gelirlerin toplanması ve giderlerin yapılmasına yetki ve izin veren bir kanundur. Geçici bütçe kanunu ile için bir önceki yıl bütçesinin uygulamasına devam edilir. Geçici bütçe en fazla 6 aya olarak uygulanabilir. Geçici bütçe uygulamasının yaratacağı sakıncalar; - Hizmetlerin geçen yılki gibi devam etmesi yeni hizmetlerin başlamasını engeller, - Yasamanın bütçe üzerindeki denetim ve kontrolünü zayıflatır, - Önceki dönem bütçesi uygulandığı için, yatırımlarım sonraki yıla sarkan kısımlarının yapılmasını engeller, - Önceki dönemden sarkan ödemelerin yapılması ve sonraki yıl bütçesinin uygulamaya girmesi ile mahsup işlemlerinde karışıklıklar ortaya çıkar. VIII. BÜTÇENİN UYGULANMASI A. Gelirlerin Toplanması Gelirlerin toplanması, yürürlükteki mali mevzuata göre, kamu gelirlerinin tarhı, tahakkuku ve tahsili demek olup, her yıl bu gelirlerin toplanmasına bütçe kanunu izin vermektedir. Gelirleri toplamaya maliye bakanlığı yetkilidir. B. Giderlerin Yapılması 1. Ödeneklerin Serbest Bırakılması Bütçede belirtilen ödeneklerin kullanımı ancak, Maliye Bakanlığı’nın ödenekleri serbest bırakması (dağıtması) ile mümkün olur. Ödenekler yılın ilk altı aylık dönemi ve ikinci altı aylık dönemi için ayrı ayrı serbest bırakılmakla birlikte, ödeneklerin harcamanın niteliğine göre ikinci altı ay için üçer aylık ayrı ayrı dönemler olarak da serbest bırakılması söz konusudur. Serbest bırakılan ödenek tutarından kalan kısım ise bloke (kesinti) edilmiş demektir.

75
Genel bütçeden yardım alan özel bütçeli kamu kurumları ile sosyal güvenlik kurumlarına ait finansman programları vize edilmek üzere, merkezî yönetim bütçe kanununun yürürlüğe girdiği ilk ay içinde Maliye Bakanlığına gönderilir. Bu programlar, Maliye Bakanlığınca vize edilmeden bu idarelerin bütçelerine yardım yapılamaz. Bu idareler, aylık uygulama sonuçlarını izleyen ay içinde Maliye Bakanlığına göndermek zorundadır.
Finansman Programı  Gider > Gelir  Hazine Yardımı  Maliye Bakanlığı Onayı (Vizesi)

2. Yüklenmeye Girişilmesi Yüklenme, usulüne uygun olarak düzenlenmiş sözleşme esaslarına veya kanun hükmüne dayanılarak iş yaptırılması, mal veya hizmet alınması karşılığında geleceğe yönelik bir ödeme yükümlülüğüne girilmesidir. - Bütçede yeterli ödeneği bulunmayan işler için yüklenmeye girişilemez. - Yüklenme süresi malî yılla sınırlıdır. - Harcama yetkilileri, tahsis edilen ödenekler dahilinde yüklenmeye girebilirler. Diğer bir ifade ile ödeneği bulunsa bile, ödenek miktarının yeterli olup olmadığına bakılır. - Bütçede belirli bir tertip için ayrılmış olan ödenek, başka bir tertip için kullanılamaz. 3. Harcama Yetkisi ve Yetkilisi Bütçeyle, kuruluşlara ödenek tahsis edilir. Bu ödenekler kuruluşların kullanmaya hak ettikleri ödeneklerdir. Kuruluşların bu ödeneklerini kullanma yetkisi ise, her bir kuruluşun kamu kurumlarında üst yöneticisi “harcama yetkilisi”dir. - Bakanlıklarda Müsteşar (sadece Milli Savunma Bakanlığı’nda Bakan), - İl Özel İdarelerinde Vali, - Belediyelerde Belediye Başkanı üst yöneticidir, Bakanlıklarda Müsteşar Bakana karşı, Mahalli idarelerde ise Meclislerine (Vali İl Genel Meclisine karşı, Belediye Başkanı Belediye Meclisine karşı) karşı harcamaların etkin ve verimli kullanılmasından dolayı sorumludurlar. Üst yöneticiler, bu sorumluluklarını, aşağıdaki birim ve yetkililer aracılığı ile yerine getirirler. - Mali hizmetler birimi, - Harcama yetkilisi - İç denetçiler - Muhasebe yetkilisi 4. Giderin Yapılmasında Görevli Memurlar ve Gerçekleştirilmesi Bir giderin gerçekleştirilebilmesi için aşağıdaki memurların çeşitli görev ve sorumlulukları bulunmaktadır. Bunlar;

76
- Harcama yetkilisi (ita amiri), - Gerçekleştirme görevlileri (tahakkuk memuru), - Muhasebe yetkilisi (sayman), - Muhasebe yetkilisi mutemedi (sayman mutemedi). Buna göre bir harcamanın gerçekleşebilmesi için sırasıyla şu aşamalardan geçmesi gerekir; - Bir ödeneğin öncelikli olarak bütçede belirtilmesi, - Bu ödeneğe ilişkin yüklenmeye girişilmesi, - Görevlendirilmiş kişi veya komisyonlarca onaylanması, - Gerçekleştirme belgelerinin düzenlenmiş olması, - Harcama yetkilisinin ödeme emri belgesini imzalaması, - Tutarın hak sahibine ödenmesi, 5. Ödenemeyen Giderler ve Bütçe Emaneti Mali yıl içinde giderlerin yapılması ile ilgili olarak, ödemenin yapılması haricindeki tüm aşamaların gerçekleşen, (ödeme emri belgesine bağlanmış) ancak ödenemeyen giderler, bütçeye gider yazılarak emanet hesaplarına alınır ve buradan ödenir. Mali yılsonundan başlayarak, 5 yıl içerisinde mazeret gösterilmeksizin alacaklıları tarafından talep edilmeyen borçlar zamanaşımına uğrayarak kamu idareleri lehine gelir yazılır. 6. Avans ve Kredi İşlemleri Aşağıda belirtilen hususların gerçekleşmesi şartı ile bazı giderler için avans vermek veya kredi açmak suretiyle ön ödeme yapılabilir; - Harcama yetkilisinin uygun görmesi, - Ödenek karşılığının saklı kalması, - Giderin gerçekleştirilmesine ilişkin işlemleri (ödeneğe ilişkin yüklenmeye girişilmesi, görevlendirilmiş kişi veya komisyonlarca onaylanması, gerçekleştirme belgelerinin düzenlenmiş olması, harcama yetkilisinin ödeme emri belgesini imzalaması) bekleyemeyecek derecede acil olması, - Merkezi yönetim bütçesinde belirtilen sınırların altında kalması, Ancak, harcama sınırları aşağıda belirtilen şartların sağlanması halinde; - İlgili kanunlardaki hükümler saklı kalmak şartıyla, - Sözleşmesinde belirtilmek üzere, - Yüklenme tutarının yüzde %30’unu geçmemek şartıyla, teminat karşılığında bütçe dışı avans ödenebilir.

77
Bütçe içi avans ve kredi işlemleri; mutemet avansları, mutemet kredileri, akreditifler, yolluklardır. Bütçe dışı avans ve kredi işlemleri ise müteahhit avansları ve özel yasalara dayanılarak yapılan ödemelerdir. Mutemetler avans ve kredi işlemleri ile ilgili olarak yaptığı harcama tutarlarına ilişkin kanıtlayıcı belgeleri, ilgili kanunlarında belirtilmemiş olması halinde avanslarda bir ay, kredilerde üç ay içinde muhasebe yetkilisine vermek ve artan tutarı iade etmekle yükümlüdür. Süresi içerisinde mahsup edilmeyen avanslar hakkında Amme Alacakları Takip ve Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun hükümleri uygulanır. 7. Ödeneklerle İlgili İşlemler a. Ödeneklerin İptali Bütçeden ilgili kamu kurum veya kuruluşuna tahsis edilen ödeneklerin cari yıl içinde kısmen yada tamamen kullanılmaması halinde, yıl sonunda ödeneğin kullanılmayan kısmı iptal edilir. b. Olağanüstü Ödenek İşlemleri Genel veya kısmi seferberlik, savaş ilanı veya Bakanlar Kurulu kararıyla zorunlu askeri hazırlıkların yapıldığı olağanüstü hallerde Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçelerindeki mevcut ödenekler, (bu idarelerin ödenek toplamları aşılmamak şartıyla) birleştirilerek kullanılabilir. Bu durumda da mevcut ödeneklerin yeterli olmaması halinde toplam ödenek tutarının %15’ine kadar ek harcama yapılabilir. c. Ödenek Aktarmaları Bütçede ödenek aktarımı iki şekilde söz konusu olmaktadır. - Kurumlar Arası Ödenek Aktarımı: Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçeleri arasındaki ödenek aktarmaları sadece kanunla yapılabilir. - Kurum Bünyesindeki Tertipler Arası Ödenek Aktarımı: Merkezi yönetim

kapsamındaki kamu idareleri, aktarma yapılacak tertipteki ödeneğin yüzde %5’ine (cari yıl bütçe kanununda farklı bir oran belirlenmedikçe) kadar kendi bütçeleri içinde ödenek aktarımına yetkilidirler. Bu şekilde yapılan aktarmalar, 7 gün içinde Maliye Bakanlığına bildirilir. Ancak aşağıda belirtilen durumlarda ödenek aktarımı yapılamaz; - Personel giderleri (ücret ve maaş) tertiplerinden, - Daha önce aktarma yapılmış tertiplerden başka tertiplere, - Daha önce yedek ödenekten aktarma yapılmış tertiplerden başka tertiplere. d. Yedek Ödenek Bütçe kanunu hazırlanırken öngörülen harcama tertiplerinin yeterli olmaması ya da öngörülmeyen tertiplerin ortaya çıkması halinde, sadece genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine aktarılmak üzere, cari yıl bütçe giderlerinin %2’sini aşmamak kaydıyla Maliye

78
Bakanlığı bütçesine “yedek ödenek” konulabilir. Bu ödenekten aktarma yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir. Mali yıl içinde yedek ödenekten yapılan aktarmaların tür, tutar ve idareler itibarıyla dağılımı, yılın bitimini takip eden 15 gün içinde Maliye Bakanlığınca ilan edilir. e. Örtülü Ödenek Örtülü ödenek; kapalı istihbarat ve kapalı savunma hizmetleri, Devletin millî güvenliği ve yüksek menfaatleri ile Devlet itibarının gerekleri, siyasi, sosyal ve kültürel amaçlar ve olağanüstü hizmetlerle ilgili Hükümet icapları için kullanılmak üzere Başbakanlık bütçesine konulan ödenektir. İlgili yılda, bu amaçla tahsis edilen ödenekler toplamı, genel bütçe başlangıç ödenekleri toplamının %0,5’ni geçemez. f. Ek Ödenek (Ek Bütçe) Yıl içerisinde ödeneği yetmeyen kuruluşa yedek ödenekten aktarım yapılır. Ancak yedek ödeneğinde yetmediği, ödenek aktarımının da söz konusu olmadığı hallerde, ek ödenek talebi ile ek bütçe hazırlanır. Ek bütçe için genel bütçenin hazırlanma, görüşülme ve onaylanma esaslarına göre kanunlaşarak uygulamaya girer. C. Hazine İşlemleri Bütçenin uygulanması, gelirlerin toplanması ve giderlerin yapılmasından ibarettir. Bu iki işlemin birlikte yürütülmesi gelirlerle giderler arasında uyumu gerektirir. İşte bütçenin gelirleri ile giderleri arasında yer ve zaman bakımından uyum sağlanması ile ilgili işlemlere hazine işlemleri denir.  Yer Bakımından Hazine İşlemleri: Devletin giderleri karşılayabilecek durumda olsa bile, devlet gelirlerinin gider yapılacak bölgelerde de olması gerekmektedir. Gelirlerin toplandığı yer ile harcamaların yapıldığı yer arasında farklılık olması, yer bakımından gelir – gider uyumsuzluğunu yaratır. Bu uyumsuzluk gelir fazlasının bulunduğu bölgelerden, harcama fazlasının olduğu yerlere doğru bir para akımının gerçekleşmesiyle olur.  Zaman Bakımından Hazine İşlemleri: Devlet gelirleri ile harcamalarının yıl içinde çok değişik kalıplar içinde oluşmaları nedeniyle yıllık toplamlar olarak birbirine eşit olsalar da, aylık ya da haftalık dönemler itibariyle gelirler ile harcamalar arasında büyük farklılıklar görülebilir. çalışır. D. Bütçe Hesaplarının Kapatılması 1. Bütçenin Kapatılması Usulleri  Egzersiz Usulü: Gelirlerin ve giderlerin kapatılması, bütçenin mali yıla bağlı kalınmaksızın tamamıyla uygulanmasıyla sağlanmaktadır. Buna bağlı olarak, mali yıl bitmiş olmasına rağmen henüz kullanılmamış olan ödeneklerin kullanılmasına, o mali yılla ilgili gelirlerin toplanmasına devam olunmaktadır. Hazine bu uyumsuzluğu genellikle süresi bütçe dönemini aşmayan borçlanmalarla giderir. Bunun dışında bazı kaynaklarla da bu uyumsuzluğu gidermeye

79
 Jestiyon Usulü: Zaman – ı idare, ya da yönetim dönemi olarak da ifade edilmektedir. Bu usul, mali yıl süresi veya saymanın görev süresi ile sınırlı olmak üzere uygulanmaktadır. Saymanın yönetim süresi veya mali yıl dikkate alınmak suretiyle hesapların kapatılması yoluna gidilmektedir. Ülkemizde uygulanan yöntem budur. Jestiyon yönteminin katı bir şekilde uygulanması yoluna gidilmemiş, bazı istisnalar getirilmiştir. Mahsup işlemleri, bütçe emaneti ve düyuna kalma jestiyon yönteminin kabul ettiği istisnalardandır. Mahsup işlemleri, bütçe dışı avans ve dört aylık mahsup süresi olmak üzere iki biçimde ortaya çıkmaktadır. Mali yıl içinde saymanlarca ödenmemiş olan harcamadan ödeneğine mahsubu yapılmamış olanlar varsa, bunların mahsup işlemleri için saymanlara dört aylık bir mahsup süresi tanınmıştır. Mali yıl içinde yapılan bir kamu hizmetinin aynı yıl içinde işlemlerinin tamamlanması ve bedelinin ödenmesi gerekir. Ancak yıl içinde yapılan bir hizmetin taahhüt, tahakkuk ya da verile emrine bağlama gibi aşamaları mali yılın son gününe kadar gerçekleşmemiş olabilir. Bu durumda yapılmış olan hizmetin karşılığı olan hak sahibine ödenmediğinden yanar. Yıl sona erdiğinde bu ödeneği yeni başlayan mali yıl içinde kullanma olanağı kalmaz. Hizmeti yapan hak sahibini alacağı da düyuna kalır. Egzersiz (Hesap Dönemi)
Bütçe hesaplarının kapatılmasında mali yıla bağlı kalınmamakta, mali yıl bitmiş olsa bile, henüz kullanılmamış olan ödeneklerin kullanılmasına ve o mali yılla ilgili gelirlerin toplanmasına devam olunmaktadır. - Yıllık olma ilkesine terstir, - Hesaplar birbirine karışır, - Denetimi zayıflatır, - Hesapların takibi zorlaşır izi sürülemez, - İsraf ve savurganlığa neden olur, - Harcamalara esneklik tanır.

Jestiyon (Zaman-ı İdare, Yönetim Dönemi, Sayman Dönemi)
Türk bütçe sisteminde jestiyon sistemi geçerlidir. Buna göre kamu gelir ve giderleri tahakkuk ettirildikleri mali yıl hesaplarında gösterilirken, kamu gelirleri tahsil edildiği, bütçe giderleri ise ödendiği yılda muhasebeleştirilir. Türk bütçe sisteminde jestiyon usulünün istisnaları mahsup ve emanet işlemleridir. - Denetim daha güçlü ve etkin yapılır, - Esnek bir sistem değildir. - Tasarrufu sağlar, - Yıl sonuna doğru harcamaların yoğunlaşmasına ve bu nedenle kamu kaynakların etkinsiz kullanımına neden olabilir. - Yıllık olma ilkesi ile uyuşur, - Bütçelerin karşılaştırılması güçleşir (birden fazla yıla yaygın hale gelen harcamalar ait olduğu yıl değil harcandığı yıl bütçesinde gözüktüğü için)

2. Faaliyet Raporları, Kesinhesap ve Uygunluk Bildirimi a. Faaliyet Raporları Faaliyet raporları gerçekte yargı ve yasma denetiminin hazırlık aşamasını oluşturmaktadır. Faaliyet raporlarına ilişkin süreç, üst yönetici ve harcama yetkililerinin hazırladıkları faaliyet raporları ile başlar ve TBMM’de son bulur. Faaliyet raporları ile üst yöneticiler ve ödenek tahsis edilen harcama yetkilileri, hesap verme sorumluluğu çerçevesinde her yıl, kamu kaynaklarının etkin kullanın etkin kullanılıp kullanılmadığının, bütçe hedef ve gerçekleşmelerinin, hedeften sapmaların ve nedenlerinin açıklandığı bir rapordur.

80
Faaliyet Raporlar İle İlgili Süreç
Birim Faaliyet Raporu  Harcama yetkilisi tarafından hazırlanır

İdari Faaliyet Raporu  Üst Yönetici tarafından hazırlanır

Sayıştay  Üst Yönetici tarafından hazırlanan idari faaliyet raporu, üst yönetici tarafından Sayıştay’a gönderilir. Ayrıca, üst yönetici tarafından kamuoyuna açıklanır.

Maliye Bakanlığı  Merkezi yönetim bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarına ait idari faaliyet raporlarının bir örneği Maliye Bakanlığı’na gönderilir.

İçişleri Bakanlığı  Mahalli idarelere ait idari faaliyet raporlarının bir örneği İçişleri Bakanlığı’na gönderilir.

Genel Faaliyet Raporu  Merkezi yönetim bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarına ait idari faaliyet raporlarına göre mali yıldaki faaliyet sonuçlarına dayanılarak, Maliye Bakanlığı tarafından “genel faaliyet raporu” hazırlanır. İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı genel faaliyet raporundan bazı genel değerlendirmelerde bu rapora eklenir.

Mahalli İdareler Genel Faaliyet Raporu  İçişleri Bakanlığı mahalli idarelere ait idari faaliyet raporları üzerine, mahalli idarelere ait “genel faaliyet raporu” hazırlar.

Sayıştay  Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan “genel faaliyet raporu” Sayıştay’a gönderilir ve aynı zamanda kamuoyuna açıklanır. Sayıştay, - Mahallî idarelerin genel faaliyet raporlarını, - Maliye Bakanlığı genel faaliyet raporlarını, - Merkezi Yönetim Kapsamındaki kuruluşların idari faaliyet raporlarını, - Sosyal güvenlik kapsamındaki kuruluşların idari faaliyet raporlarını - Dış denetim sonuçlarını dikkate alarak görüşlerini de belirtmek suretiyle TBMM’e sunar. Not: Mahalli idarelerin idari faaliyet raporlarını dikkate almaz.

TBMM  Türkiye Büyük Millet Meclisi bu raporlar ve değerlendirmeler çerçevesinde, kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasına ilişkin olarak kamu idarelerinin yönetim ve hesap verme sorumluluklarını görüşür. Bu görüşmelere üst yönetici veya görevlendireceği yardımcısının ilgili bakanla birlikte katılması zorunludur.

Önemli Not: Kamu yatırım projelerindeki uygulama sonuçları da, yıl bitimini takip eden yılın Mart ayı sonuna kadar Maliye Bakanlığı, Sayıştay ve DPT’ye gönderilir. b. Kesin Hesap ve Genel Uygunluk Bildirimi Kesin hesap Kanunu, TBMM’nin bütçe üzerindeki yasama denetimini sağlayan bir unsurdur. TBMM’nin Kesin hesap kanun tasarısının onaylaması ile bütçe uygulaması aklanmış olur. Kesin hesap kanun tasarısı ile sonuçlara ilişkin değerlendirmeleri de kapsayan gerekçesi Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanır. Hazırlanan kanun tasarısı ve gerekçesi birlikte,

81
izleyen malî yılın Haziran ayı sonuna kadar Bakanlar Kurulunca TBMM’ne sunulur ve bir örneği Sayıştay’a gönderilir. Sayıştay tarafından; dış denetim raporları, idare faaliyet raporları ve genel faaliyet raporu dikkate alınarak hazırlanan genel uygunluk bildirimi, kesin hesap kanun tasarısının verilmesinden başlayarak en geç 75 gün içinde TBMM’ye sunulur. TBMM bir önceki yıla ilişkin olarak; idarelerin faaliyet raporları, genel faaliyet raporu, dış denetim genel değerlendirme raporu ve kesin hesap kanunu tasarısı ile bir sonraki yıla ilişkin merkezî yönetim bütçe kanunu tasarısını birlikte görüşür. Ancak, bu raporlar ile genel uygunluk bildirimi TBMM komisyonlarında öncelikle görüşülür. 3. Devlet Bütçesine İlişkin Muhasebe Sistemleri
Devlet Muhasebe Sisteminin Türü Kameral Muhasebe Sistemi Schnedier Muhasebe Sistemi Constante Muhasebe Sistemi Kullanılan Sistemin Esası Bütçe ile ilgili rakamları, gelir ve giderlerin tahakkukunu, tahsilatını bütçe tertibine göre veren sistemdir. Bu sistemde Kameral muhasebe sisteminde belirtilen işlemlerin yanı sıra bütçe dışı alacak ve borç ilişkileri de hesaplarda yer almaktadır. Devlete ait mal varlığı hesaplarını da bütçe hesaplarına katmaktadır. Sistem mal varlığı ile işletme hesaplarını birlikte göstermektedir. Bu sistemde devlet mal varlığının bir sahibi, birde mal varlığının yöneticisi olduğu düşünülerek mal sahibi ve malın yöneticisi (memur) hesabı olmak üzere iki ayrı hesap bulunmaktadır. Bu sistem bütçe hesaplarıyla mal varlığını her an verebilen bir sistemdir.

Logismografi Muhasebe Sistemi

IX. BÜTÇENİN DENETİMİ Türk bütçe sistemi içersinde denetim Anayasa ve 5018 Sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu çerçevesinde idari denetim, yargısal denetim ve yasama denetimi olmak üzere üç ayrı denetim şeklindeydi. Buna göre;  İdari Denetim: Harcamaların yapılması aşamasında harcama yetkilileri (harcama yetkilisi, gider gerçekleştirme görevlisi, muhasebe yetkilisi ve mutemedi), Mali Hizmetler Birimi ve Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü tarafından yapılmaktadır. İç Kontrol Sistemi bir idari denetimdir.  Yargısal Denetim: Sayman hesaplarını kontrolüne dayalı olarak, bütçenin uygulanması bakımından, yasalara aykırı olan hatalı, usulsüz ve yolsuz işlemlerinin Sayıştay tarafından tespitini amaçlamaktadır. Dış denetimdir.  Yasama Denetimi: Bütçenin onaylanması, uygulanması ve uygulandıktan sonra kesin hesap ile aklanması, yasama organına bağlı bir tasarruftur. Bu aşamaların tümünde yasama organı, uygun görmediği, yolsuzluk, hatalı işlem, israf vb. unsurlar için bütçe hakkını kullanabilir. Bu durum bir tür denetimdir. Ayrıca, kesin hesap kanunun meclis tarafından

82
incelenerek onaylanması ve Sayıştay’ın yasama adına denetim yapması yasama denetiminin etkiliğinin göstergesidir. Bu denetimi yasama adına Sayıştay yapar. 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nda İç Kontrol Sistemi ve Dış Denetim ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Buna göre bütçe denetim harcama öncesi kontrol ve iç denetimden oluşan iç kontrol sistemi ve dış denetim olarak ayrılmıştır. A. İç kontrol Sistemi İç kontrol sistemi; kamu faaliyetlerine ilişkin tüm gelir ve giderler ile kamuya ait tüm varlık ve yükümlülüklerin amacına ve mevzuata uygun bir şekilde gerçekleşmesini sağlamaktır. İç kontrol sistemi; mali yönetim, harcama öncesi kontrol ve harcama sonrası iç denetim faaliyetlerinin tamamıdır. 1. İç Kontrol İç kontrol; harcamanın yapılmasından önce ve yapım aşamasında mali hizmetler birimi yöneticisi, mali kontrol yetkilisi ve muhasebe yetkilileri tarafından yapılmaktadır. İç kontrol; harcama öncesi kontrol, malî hizmetler, harcama öncesi kontrol ve muhasebe hizmetlerinden oluşur. a. Ön Mali Kontrol Harcama öncesi kontrol, ödeneklerin tahsisinden, ödeneğin kullandırılmasına kadar geçen işlemlerin tamamını kapsamaktadır. Buna göre harcama öncesi kontrol süreci; - Mali karar ve işlemlerin hazırlanması, - Yüklenmeye girişilmesi, (İhale yapılması, sözleşme yapılması vb.) - İş ve işlemlerin gerçekleştirilmesi (Mal veya hizmetin teslimi),

- İş ve işlemlerin belgelendirilmesi (Ödeme emri belgesinin imzalanması).
Ön mali kontrol görevi, yönetim sorumluluğu çerçevesinde yürütülür. Diğer bir ifade ile harcama yetkilisi ve gider gerçekleştirme görevlisi tarafından, bu yetkililerin yukarıda belirtilen aşamalara ilişkin olarak üzerlerine düşen idari işlemler itibari ile denetim yapılır. b. Malî Hizmetler Birimi Kamu idareleri içerisinde yer alan mali hizmetler biriminin de, iç kontrol sistemine ilişkin görev ve sorumlulukları bulunmaktadır. - Bütçeyi hazırlamak, izleyen iki yılın bütçe tahminlerini yapmak, bütçe kayıtlarını tutmak, - Bütçe ilke ve esasları çerçevesinde, ayrıntılı harcama programı ve hizmet gereksinimleri dikkate alınarak, ödenek gönderme belgelerini düzenlemek, - Harcama yapılması ve gelir elde edilmesine ilişkin malî işlemleri yürütmek,

83
- Bütçe uygulama sonuçlarına ilişkin verileri toplamak, değerlendirmek ve bunların raporlanmasını sağlamak, - İdarenin bütçe kesin hesabını hazırlamak, - Stratejik plan ve performans programlarının hazırlanmasını koordine etmek ve sonuçlarının konsolide edilmesi çalışmalarını yürütmek, - İdarenin mülkiyetinde veya kullanımında bulunan taşınır ve taşınmazlara ilişkin kayıtları tutmak, - Mali kanunlar ile ilgili diğer mevzuatın uygulanması konusunda harcama yetkililerine gerekli bilgileri sağlamak.

- Genel bütçeli idareler dışında kalan kamu idarelerinde muhasebe hizmetlerini
yürütmek. c. Muhasebe Hizmetleri Muhasebe hizmetleri kamu faaliyetleri ile ilgili olarak ödeneklerin hak sahiplerine aktarılması ve bunlara ilişkin kayıtların tutulması ile ilgili olmakla beraber daha geniş anlamda; - Gelirlerin tahsili, - Giderlerin hak sahiplerine ödenmesi, - Para ve parayla ifade edilebilen değerler ile emanetlerin alınması, saklanması, ilgililere verilmesi, gönderilmesi, - Diğer tüm mali işlemlerin kayıtlarının yapılması ve raporlanması olarak belirtilebilir. Muhasebe yetkilileri genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine Maliye Bakanlığı tarafından atanmaktadır. Bir diğer ifade ile, muhasebe yetkilisi Maliye Bakanlığı’na bağlı bir memurdur. Diğer kamu idarelerinin muhasebe yetkilisi üst yönetici tarafından atanmaktadır. Muhasebe yetkililerinin yaptıkları denetim harcamanın ödeme aşamasında veya gelirlerin tahsili aşamasındadır. Muhasebe yetkililerinin bu Kanuna göre yapacakları kontrollere ilişkin sorumlulukları, görevleri gereği incelemeleri gereken belgelerle sınırlıdır. Ayrıca, muhasebe mutemedi; muhasebe yetkilisi adına ve hesabına para ve parayla ifade edilebilen değerleri geçici olarak almaya, vermeye ve göndermeye yetkilidir. Muhasebe mutemetleri doğrudan muhasebe yetkilisine karşı sorumludur, 2. İç Denetim İç denetim, kamu idaresinin etkinliğinin ve verimliliğinin artırılabilmesi için yapılan bir danışmanlık faaliyetidir. Bir başka deyişle, kamu idaresinin kaynaklarının etkinlik ve verimlilik esaslarına göre yönetilip yönetilmediğini değerlendirmek ve rehberlik yapmak amacıyla yapılan bağımsız ve nesnel güvence sağlayan danışmanlık faaliyetidir. İç denetim, iç denetçiler tarafından yapılır. Kamu idarelerinin yıllık iç denetim programı, iç denetçiler tarafından hazırlanır. İç denetçiler, iç denetim programını hazırlarken, üst yöneticilerin

84
önerilerini dikkate almak durumundadırlar. Ayrıca, iç denetim programı, üst yönetici tarafından onaylanır. İç denetçi bu görevlerini, İç Denetim Koordinasyon Kurulu tarafından belirlenen ve uluslararası kabul görmüş kontrol ve denetim standartlarına uygun şekilde yerine getirir. İç denetçi, görevinde bağımsızdır ve iç denetçiye asli görevi dışında hiçbir görev verilemez ve yaptırılamaz. İç denetçiler, hazırladıkları raporu üst yöneticiye sunarlar. Bu raporlar, üst yönetici tarafından ilgili birimlerin ve mali hizmet biriminin değerlendirmesi alındıktan sonra, en geç iki ay içinde İç Denetim Koordinasyon Kuruluna gönderilir. İç Denetim Koordinasyon Kurulu, biri Başbakanın, biri DPT Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın, biri Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın, biri İçişleri Bakanının, başkanı dahil üçü Maliye Bakanının önerisi üzerine seçilen 7 üyeden oluşur. Ancak, Maliye Bakanı tarafından önerilecek adaylardan birinin ekonomi, maliye, muhasebe, işletme alanlarından birinde doktora derecesine sahip öğretim üyeleri arasından olması gerekmektedir. Bu üyeler beş yıl süre ile Bakanlar Kurulu tarafından atanır. Üyelerin, İç Denetim Koordinasyon Kurulunun görevlerini yapabilecek niteliklere sahip olması şarttır. Üyelerin sürenin sonunda yeniden atanabilmeleri mümkündür. İç Denetim Koordinasyon Kurulu, kamu idarelerinin iç denetim sistemlerini izlemek amacıyla oluşturulan bağımsız ve tarafsız bir organdır. B. Dış Denetim Dış denetim Sayıştay tarafından yapılmaktadır. Buna göre, Sayıştay, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerini, yönetimin malî faaliyet, karar ve işlemlerinin; kanunlara, kurumsal amaç, hedef ve planlara uygunluk yönünden incelemesini yapar. İnceleme sonuçlarını TBMM’ye sunar. Sayıştay, dış denetimi, genel kabul görmüş uluslararası denetim standartlarına göre yapmak durumundadır. Sayıştay denetçilerinin talep etmesi durumunda, kamu idarelerinin iç denetçileri tarafından hazırlanan raporlar, dış denetim sırasında Sayıştay denetçilerinin bilgisine sunulur. Denetimler sonucunda, dış denetimle ilgili hususlar dikkate alınarak düzenlenen raporlar, idareler itibarıyla konsolide edilir ve bir örneği ilgili kamu idaresine verilerek, üst yönetici tarafından cevaplandırılır. Sayıştay, denetim raporlarını ve kurumun üst yöneticisi tarafından bunlara verilen cevapları dikkate alarak, dış denetim genel değerlendirme raporu düzenler. Daha sonra dış denetim genel değerlendirme raporunu, TBMM’ye sunar. Sayıştay, dış denetimi sonuçlandırmak suretiyle hesapları denetlemiş ve hükme bağlamış olur. Sayıştay’ın denetlenmesi ise, TBMM Başkanlık Divanı’nca kurulan bir komisyon tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu komisyon, gerekli mesleki niteliklere sahip denetim elemanlarından oluşur. Bu komisyon aynı zamanda TBMM’nin bütçesinin de denetimini yapmaktadır.

85
DEVLET BORÇLARI (KAMU KREDİSİ, KAMU BORÇLARI) I. DEVLET BORÇLARININ TANIMI, KAPSAMI VE BORÇLANMANIN HUKUKİ DAYANAĞI Devlet borçlanması bilimsel anlamda ilk olarak Charles Davenmant (1710) ve David Hume (1752) tarafından incelenmiştir. Devletin kamunun gelir ihtiyacını karşılamak üzere yaptığı borçlanmadır. Dar anlamda sadece merkezi devletin, geniş anlamda ise yerel yönetimlerin yaptığı borçlanmaları da kapsar. Kısacası, gelir ihtiyacı nedeni ile bugün ihtiyaç duyulan fonun borçlanılması, yani gelecekte tahsil edilecek vergilerin bugün borçlanarak temin edilmesi. Borçlanma bütçe kanununda verilen yetkilere dayanılarak yapılmakta ve borçlanma ile ilgili herhangi bir sınırlama getirilmemektedir. Uzun vadeli borçlanmalar için ayrı bir kanun çıkarılabilir. KİT’lerin iç ve dış kaynaklardan borçlanması Hazine kefaleti verilmesine bağlı olarak yapılmakta, yerel yönetimlerin iç borçlanması İller Bankası’ndan dış borçlanması ise Hazine kefaleti ile yapılmaktadır. II. DEVLET BORÇLARININ - ÖZEL BORÇLAR VE DEVLET BORÇLARININ - VERGİ

GELİRLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI
Borçlanmanın Özel Borçlar ve Vergi Gelirleri ile Karşılaştırılması Devlet Borçları – Özel Borçlar — Devlet borçlanması kamusal ihtiyaçlar için yapılırken, özel borçlar özel ihtiyaçlar için yapılır. — Devlet borçlarında kar amacı yoktur, özel borçlarda kar amacı vardır. — Devlet borçlarının miktarı özel borçlara kıyasla daha geniştir. — devlet borçlarının vadesi özel borçlara kıyasla daha uzundur. — Devlet borçlarında bazen zorlama vardır, özel borçlanma isteğe bağlıdır. — Devlet borçları yurt içi ve dışından yapılmakta iken özel borçlar (istisnalar hariç) yurt içinden yapılır. — Devlet borçlarında çoğu zaman borç verene faiz dışında avantajlar sağlanır (vergiden muaf olmak gibi). — Devlet çok zorunlu kaldığı durumlarda kanun çıkararak borçlarını red edebilmekte iken, özel borçlarda kişi hakkını hukuk yoluna başvurarak arayabilmektedir. — Devlet borçlanma senetlerinde faiz kanunla belirlenirken, özel borçlanmalarda faiz piyasa şartlarında ve sözleşme üzerinde belirlenir. Devlet Borçları – Vergi Gelirleri Vergi gelirlerinde zorlama (cebrilik) unsur varken, bazı borçlar dışında devlet borçlarında gönüllülük esastır. Devlet borçları tasarrufa vergi ise genel olarak ödeme gücüne dayanmaktadır. Devlet borçları geçici, vergi kesin bir kaynaktır. Devlet borcunun kullanılacağı amaç belirli iken, verginin adem-i tahsis ilkesi gereği kullanılacağı amaç belirsizdir. Vergi karşılıksız iken, devlet borçları faizi ili birlikte geri ödenir.. Vergi yurt içi kaynaklardan alınırken, devlet borçları yurt içi-dışı kaynaklardan elde edilir. Vergi ödeyen kişinin üzerinde yük oluşturup sonraki nesle aktarılmaz, ancak devlet borçları sonraki nesillere aktarılabilir. Vergi cari harcamalara kullanılırken, borçlanma genel olarak olağanüstü harcamalara, yatırımlara kullanılır.

— — — — — — — —

III. DEVLETİN BORÇLANMA NEDENLERİ Devlet borçlanmaya olağan (normal) kamu gelirleri yetmediği için gitmektedir. Ancak normal kamu gelirlerinin yetersiz kalmasına neden olan unsurlar bulunmaktadır, bu unsurlar ekonomik, mali nedenler ve diğer nedenler olarak sınıflandırılabilir.

86
Borçlanmanın Nedenleri Mali Nedenler - Bütçe açıkları, - Kalkınmanın finansmanı, - Yıl içerisinde kamu gelir ve giderlerinde yaşanan dengesizlikler, - Savunma giderlerinin finansmanı, - Borcun borçla ödenmesi, borç ertelemesi, - Enflasyon (kamu harcamalarını görünüşte artırdığı için artışın borçla finanse edilmesi)

Ekonomik Nedenler - Tasarrufların yatırımlara kanalize edilmesi, - Kaynak dağılımında etkinliğin sağlanmasına yönelik etkiler yaratılması, - Ekonomik dengenin sağlanmasına yönelik etkiler yaratılmaya çalışılması.

Diğer Nedenler - Savurganlık, - Doğal afetler, - Kamu harcamalarının denetiminde yetersizlik..

IV. DEVLET BORLARININ ÇEŞİTLERİ Borçlanma borçlanılan kaynağa göre, cebir (zorlama) unsurunun kullanılmasına göre ve borcun vadesine göre üç ayrı sınıfa ayrılabilmektedir. Borçların Sınıflandırılması Cebir Unsuruna Göre Cebri İsteğe Bağlı Vadesine Göre Kısa Vadeli Uzun Vadeli İç Borç Kaynağına Göre Dış Borç

İsteğe Bağlı ve Zorunlu Borçlar: Borçlanma genel olarak gönüllülük esasına göre yapılmaktadır. Ancak bazı durumlarda şartlara göre devlet cebir unsurunu kullanarak borç alabilmektedir. Zorla alınan borçlarında çeşitleri bulunmaktadır. Buna göre; - Tam zorlama ile alınan borçlar (doğrudan cebir unsuru kullanılmaktadır), - Zorlama tehdidi ile alınan borçlar, - Manevi zorlama ile alınan borçlar, - Zorunlu tasarruf yaratılarak alınan borçlar. Vadeye Göre Borçlanma: Bir yıla kadar olan borçlar kısa vadeli, bir yıldan uzun vadeli borçlar uzun vadeli borçlar olarak tanımlanabilir. Ancak bazı yazarlarca yapılan üçlü ayrıma göre bir yıla kadar olan borçlar kısa, bir yıldan uzun beş yıldan kısa borçlar orta vadeli, vadesi beş yıldan fazla olan borçlar uzun vadeli borçlar olarak tanımlanmaktadır. Kısa vadeli borçlara başvuru nedenleri kısaca; - Bütçe gelir ve giderleri arasındaki dengesizliğin giderilmesi, - Devlet açısından borç yükünün daha az olması, - Uzun vadeli bir borçlanmaya zemin hazırlanması, - Ekonomik durgunluk dönemlerinde bir maliye politikası aracı olarak kullanılması, - Öngörülemeyen, olağanüstü giderlerin finansmanının sağlanması,

87
Kaynağına Göre Borçlanma: Borçlanılan kaynağa göre iç ve dış borç ayrımı yapılmaktadır. İç ve dış borç ayrımı alacaklının uyruğu ve borçlanılan piyasanın uyruğuna göre belirlenebilmektedir. Ancak kabul edilen borçlanılan piyasanın uyruğuna göre ayrımdır yapılmasıdır. Buna göre alacaklının uyruğuna bakılmadan, borcun sağlandığı piyasanın uyruğuna göre borcun iç - dış borç ayrımı yapılır. Bir diğer kıstasa göre milli gelirde artış ya da azalışa neden olan borçlar dış borç, milli gelirde değişime neden olmayan borçlanmalara ise iç borç denilmektedir. Buna göre Yurt dışında oturan bir Türk’ün yurt dışı piyasalarda satılan bir bono veya tahvili alması dış borç, Türkiye’de ikamet eden bir yabancının yurtiçi piyasalardan bono veya tahvil alarak borç vermesi iç borç olarak değerlendirilebilir. Uzun vadeli borçlar süreli ve süresiz borçlanma şeklinde ayrılmaktadır. Vadesi belirli olanlar süreli, vadesi belirli olmayan belli sürelerle faizi ödenmesi zerine kurulmuş ve anaparasının ödeneceği tarih belirli olmayan borçlardır.
Borçlanma Kaynakları ve Şekilleri İç Borçlanma Kaynakları ve Şekilleri İç Borçlanma Şekilleri — Hazine bonosu, devlet tahvili, — Hazine kefaletine haiz bonolar, — Müteahhit Bonoları, — Avans, — Bütçe Emaneti — Adi Emanet Not: Bu borç şekilleri iç dalgalı borçlanma şekilleridir. Sadece tahvil dalgalı (kısa vadeli borç değildir). Dış Borçlanma Çeşitleri

İç Borç Kaynakları — Bireyler / Özel Kur. — Ticari Bankalar, — Merkez Bankası Avansları — Sosyal Güvenlik ve Ekonomi Kur.

— Proje –Program Kredileri, — Bağlı Ve Serbest Krediler, — Mali , Gıda, Teknik Yardım, — Ticari Krediler, — Dış Yardım Konsorsiyumu — Bankalar Konsorsiyumu, — Resmi İhracat Kurumları Kredileri, — Hükümet Kre. ve Çok Taraflı Kre., — Uluslararası Piy. Tahvil İhracı, — Leasing (Finansal Kiralama). — Devirli ve garantili kredi — Satıcı (ihracat) kredileri

Not: Devlet tahvili dışındaki devlet iç borçlanma şekilleri kısa vadelidir.

A. İç borçlar Devlet normal şartlarda iç kaynaklardan borçlanır. Devletin borç alabileceği başlıca iç kaynakları aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür. İç borç kaynakları kısaca;  Bireyler ve Bazı Özel Kuruluşlar,  Ticari Bankalardan Borçlanma; devlet tahvillerinin en büyük alıcısı bankalardır. Bankalar genel olarak fazla rezervlere sahiptir. Devlet tahvilleri bunların kullanılmasında yardımcı olur.  Merkez Bankasında Borçlanma: 1994 yılına kadar “Merkez Bankası”, her yıl mevcut bütçe ödenekleri toplamının % 15’ine kadar hazineye kısa vadeli açardı. Bu uygulama şimdi ortadan kalkmıştır (bu oran 1995’de %12, 1996 %10, 1997 %6, 1998’de %3 olarak uygulandı ve 2001 yılında tamamen kaldırıldı).  Bazı Sosyal Güvenlik Kurumları ve Ekonomik Kuruluşlar: Devlet, Emekli Sandığı, SSK ve Bağ – Kur gibi sosyal güvenlik kurumları ile kamu iktisadi teşebbüslerinin sahip

88
oldukları kaynaklardan da borç alabilmektedir. Söz konusu kurum ya da kuruluşların, sahip oldukları kaynaklardan bir bölümünü devlete borç vermeleri hususu, ilgili kurum ya da kuruluşların yasalarında yer almaktadır. Bir yıldan kısa vadeli iç borçlara iç dalgalı borç denilmektedir. Her ülkede iç dalgalı borçların değişik uygulamaları görülür. Ülkemizde bütçeler, yıldan yıla ve gittikçe büyüyen tıkanıklarla karşılaşmaktadır. İç dalgalı borçlanma nedenleri kısaca; - Bütçe dönemi içindeki gelir – gider farklılıkları, - Uzun süreli borçlanmaya hazırlık, - Kısa vadeli borçlanmanın uzun vadeli borçlanmaya oranla daha elverişli olması, - Ekonomik dengelerin sağlanması için (deflasyonist ortamın varlığı gibi). İç dalgalı borç şekilleri aşağıdaki gibidir;  Hazine Bonolar: Hazinenin yaptığı borçlanma karşılığı çıkarılan bir borç senedi türü olup, genellikle bütçe ödemelerinin zamanında yapabilmek için kısa vadeli borç almaya yarayan belgelerdir. Vadesi bir yıldan uzun olan borçlanma senetlerine “devlet tahvili” denilmektedir ve dalgalı (kısa vadeli) bir borç kaynağı değildir.  Hazine Kefaletini Haiz Bonolar: Merkezi devlet teşkilatı dışında kalan kamu kuruluşları, hazinenin güvencesi ile borçlanabilir. En fazla 9 ay vadeli olabilirler. Örneğin, KİT’ler ve diğer kamu kuruluşları hammadde veya ürün alımı gibi çeşitli ihtiyaçlarını zamanında karşılayabilmek için hazinenin güvencesi ile çıkarılan bonoları Merkez Bankası’na ıskonto ettirerek avans alabilmektedirler (2001 yılında Merkez bankasına ıskonto ettirilerek avans alınması kaldırıldı).  Müteahhit Bonoları: Geçmişte müteahhitlere yaptıkları işler karşılığında, devletten olan alacaklarına sayılmak üzere bonolar verilmiştir. Gerçekte uzun vadeli bir borç olmakla birlikte, vadesinden önce ıskonto ettirilerek nakde dönüştürülmeleri nedeni ile kısa vadeli bir borç haline gelmektedir. Bu uygulama bugün terk edilmiştir.  Avanslar: Merkez bankasından altın, kambiyo ya da tahvil-bono teminat gösterilerek alınan avanslar (2001’de kaldırıldı).  Bütçe Emanetleri: Mali yılsonuna kadar, bütçe harcamalarından verile emrine bağlanmış, fakat ödemesi gerçekleştirilmemiş olan giderler, ilgili yılın bütçesine kaydedilecek bir emanet hesabına alınır. Bu suretle yapılmış olan bir kamu hizmetinin veya teslim alınmış olan bir malın, mali yıl sonuna kadar nakit yetersizliği veya benzeri sebeplerden dolayı, bedelinin ödenmemesi durumunda emanet hesabına alınan paralar, yeni yılda hak sahibine verilmesi gerekir. Böylece, hak sahiplerinin alacaklarının gecikmeli olarak ödenmesi, devlete kısa süreli bir kaynak teşkil etmiş olmaktadır.

89
 Adi Emanetler: Gerçek ve tüzel kişilerce, geçici olarak hazineye yatırılan paralara denir. Başlıca adi emanetler, ihale teminatları, gümrük teminatları, hacizli malların satışından artan paralar, çeşitli fonlara ait kesintiler ve niteliği belirlenemeyen paralar olarak belirtilebilir. B. Dış Borçlar Devlet dış kaynaklardan da borçlanma yoluna gidebilir. Devletin dış borca başvurmasının başlıca iki nedeni vardır. Birincisi, kamu harcamaları için gerekli olan vergi ve benzeri gelirlerin yeterli olmasın rağmen, yapılacak kamu hizmetleri için gerekli olan malların yurt dışından ithal edilmesi zorunluluğunun bulunması, başka bir ifade ile döviz ihtiyacının olmasıdır. İkincisi ise, iç kaynakların yetersiz olması, başka bir ifadeyle, iç kaynaklardan sağlanan gelirlerde en son sınıra ulaşılmış olmasıdır. Dış borçlar, kendi içinde borcun kaynağına ve borçlanma yöntemine göre çeşitli yönleriyle sınıflandırılabilir. Buna göre dış borç çeşitleri kısaca;  Devirli – Garantili Krediler: Kamu kurumlarına finansman için Hazinenin sağladığı ve borçlunun kamu kurumu olduğu krediler “devirli”, kamu kurumunun sağladığı ama Hazine’nin garantör olduğu krediler “garanti”li kredilerdir. Her ikisinde de kamu kurumu borcunu ödemezse borcu Hazine sağlar.  Kalkınma Kredileri: Daha çok sermaye malı şeklinde verilen veya yatırımlarda kullanılmak üzere sağlanan kredilerdir. Çeşitleri; Proje ve Program Kredileri: Program kredileri, kalkınma programlarının

gerçekleştirilmesi ve ithalatın finansmanında kullanmak amacıyla belli bir projeye bağlı olmaksızın alınan dış kredilerdir. Program kredileri, bütçe açıklarının finansmanında, üretim kapasitesinin artırılması için gerekli ithalatın finansmanında kullanılır. Proje kredilerine göre daha kısa süreli ve daha yüksek faizlidir. IMF kredileri program kredisi şeklinde verilmektedir. - Bağlı ve Serbest Krediler: Krediyi açan ülke, kredi vermeyi kendi mallarının satın alınma şartına bağlamışsa, bu çeşit kredilere bağlı krediler adı verilir (orjine bağlı). Herhangi bir şarta bağlı olmayan krediler ise, serbest krediler olarak nitelendirilmektedir. - Satıcı Kredileri (İhracat Kredileri): Özel firmaların yatırım projeleri için, büyük mali kuruluşların denetiminde sağlana kredilerdir. Krediyi satıcı firmalar vermektedir. Borç Erteleme Ve Röfinansman (Refinansman) Kredileri: Borcun borçla

kapatılmasına refinansman denilmektedir. Bu sayede kredi ertelenmiş olur.  Mali Yardım, Gıda Yardımı, Teknik Yardım: Az gelişmiş ülkelere, ithalatlarını kolaylaştırmak amacıyla sağlanan yardımlar, mali yardım olarak nitelendirilir. Birleşmiş Milletler, Gıda ve Tarım Teşkilatı (FAO), Sanayi Kalkınma Teşkilatı (UNIDO), Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) ve benzeri kuruluşlar tarım, sanayi sağlık vb. alanlarda yardımlarda bulunmaktadırlar. Bunlara gıda yardımı denir. Bir kısım projelerin gerçekleştirilmesi için

90
verilen danışmanlık hizmetleri ve sağlanan teknik bilgiler ise, teknik yardım olarak nitelendirilmektedir.  Ticari Krediler: Yabancı ülkede herhangi bir bankadan alınan kredilerdir. Bu çeşit krediler, normal piyasa şartlarına göre alınırlar.  Dış Yardım Konsorsiyumu ve Bankalar Konsorsiyumu: Bazı az gelişmiş ülkelerin kalkınmasına yardımcı olmak üzere, o ülkeye kredi vermek isteyen gelişmiş ülkelerle, uluslararası ekonomik kuruluşların oluşturdukları konsorsiyumlara dış yardım konsorsiyumu denir. Herhangi bir bankanın yönetiminde uluslararası alanda faaliyet gösteren çeşitli banka ve finansman kuruluşlarının bir araya gelerek oluşturdukları konsorsiyuma, bankalar konsorsiyumu denir. Bu konsorsiyum, uluslararası piyasalarda kredi itibarı düşük olan ülkenin piyasalara arz ettiği tahvillerine satış garantisi verebilmektedir.  Resmi İhracat Kurumlarının Kredileri: Resmi ihracat kurumları, bir ülkede, ihracatı desteklemek amacıyla kurulmuş olan resmi kredi kuruluşlarıdır. Bu görevi Türkiye’de Eximbank yapmaktadır.  Hükümet Kredileri ve Çok Taraflı Krediler: İki ülke hükümetleri karşılıklı anlaşma ile, biri diğerine kredi verebilir. Bu çeşit krediler, genelde krediyi açan ülkenin mallarının ithalatı şartına bağlanmaktadır. Buna karşılık, IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası finansman kuruluşları aracılığıyla verilen kredilere çok taraflı krediler denilmektedir. Öte yandan, Avrupa Yatırım Bankası vb. gibi kuruluşlar da çok taraflı kredi sağlayan kuruluşlara örnek teşkil etmektedir. - Uluslararası Para Fonu (IMF): 1944 yılında kurulmuştur. Kuruluş amacı, uluslararası para sisteminin işleyişini düzenlemektir. Fonksiyonu ise, dış ödemeler açığı bulunan ülkelere kısa vadeli kredi sağlamaktır. - Dünya Bankası: 1944 yılında IMF ile birlikte kurulmuştur. İlk kuruluş amacı, ikinci dünya savaşında bozulan Avrupa ekonomilerinin onarımına katkı sağlamak için kredi vermekti. 1950’den sonra Avrupa ülkelerinin gelişmesini tamamlamasıyla birlikte, Dünya Bankası az gelişmiş ülkelere kredi sağlayan bir kuruma dönüşmüştür. - Bölgesel Kalkınma Bankaları: Dünya üzerindeki bazı ülkeler veya bunların oluşturdukları birlikler, iktisadi kalkınmaya katkıda bulunmak üzere kalkınma bankaları kurmuşlardır. Bunlara örnek olarak, Avrupa Yatırım Bankası, İslam Kalkınma Bankası, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası vb. verilebilir.  Uluslararası Piyasalarda Tahvil İhracı: Herhangi bir ülkenin yabancı para cinsinden çıkardığı tahvillerini ilgili ülkenin sermaye piyasasında satarak borç temin etmesidir.  Leasing (Finansal Kiralama): Leasing, bir işletmenin ihtiyaç duyduğu yüksek maliyetli araçları, kiralama yöntemiyle temin etmesidir.

91
V. BORÇLANMA TEKNİĞİ Devlet borçlanmayı kolaylaştırabilmek için tasarruf sahiplerine bazı çıkarlar sağlamak veya garantiler vermek zorundadır.
Tasarruf Sahiplerine Sağlanan Çıkarlar — Faiz - Tahvillerin nominal değerinin altında ihraç edilmesi, - Tahvillerin primli ya da ikramiyeli ihraç edilmesi, - Vergi istisnasının sağlanması, — Bono veya tahvilin vadesi gelmeden nakde dönüştürülebilmesi, — Teminat olarak kabul edilebilmesi, — Haciz edilememesi, — Vergi ödemelerinde kullanılabilmesi, Tasarruf Sahiplerine Sağlanan Garantiler  Çıkarları korumaya yönelik garantiler — Erken ödeme ve konversiyon yapılmaması garantisi, — Tahvil değerini düşmesinin önlenmesi, — En ziyade müsadeye mahzar alacak garantisi (devletin en imkansız durumda bile borcu ödeyeceğine ilişkin garanti vermesi),  Enflasyona karşı sağlanan garantiler — Altın garantisi, — Kambiyo garantisi, — Fiyat endeksleri ile ayarlama garantisi,

Not: Başa başın altında, primli, ikramiyeli ihraç ve vergi istisnası faiz oranını dolaylı olarak artırır.

Faiz ve başa başın altında ihraç devletin borç verenlere doğrudan sağladığı çıkarlardır. Başa başın altında ihraca karşı bazı eleştiriler bulunmaktadır. Bu eleştiriler, - Devleti altından kalkamayacağı bir yük altına sokabilmesi, - Gelir dağılımı dengesizliğinin daha da arttırır, - Kırtasiyeciliği arttırır, açıklık ilkesini zedeler, anlaşılabilirliği zorlaştırır, - Kuşaklar arası dengesizlik oluşturur, yükü gelecek kuşaklara aktarır. Tahvil ihracı sırasında, tahvillerin değerlerinin endeksleme yoluyla güvence altına alınmasının doğuracağı sakıncalar şunlardır; - Paranın değer kaybına uğrayacağının devlet tarafından kabul edilmesi anlamına gelmektedir, - Enflasyonun devlet borçlarında reel aşınma sonucu yaratacağı azalmayı (otomatik amortisman) önleyecektir. - Enflasyonist dönemlerde tüketim artışlarını daraltmak yerine neden olacağı parasallaşma ile daha da arttıracaktır. - Borç yükünün hafiflemesinin tersine daha da artmasına neden olur. Tahvil değerinin endeksleme ile güvence altına alınmasının doğuracağı faydalar şunlardır; - Enflasyonun yoksullar aleyhine yarattığı eşitsizlikleri azaltması, - Gelecekteki fiyat dalgalanmalarının önceden tahmin edilerek doğabilecek risklerin azalmasını sağlayabilmesi, - Borçlanmanın maliyetini düşürebilmesi (fiyat artışı yaşanmaması halinde), - Başka antienflasyonist tedbirlerin alınmasına karşı ileri sürülebilecek tenkit ve baskıları azaltabilmesi.

92
Borçlanmanın ihracı ve satış yöntemi de borçlanmanın kolay yapılabilmesini belirleyen bir diğer unsurdur.
Borçlanma (İhraç) Şekilleri ve Satış Yöntemi

İhraç Şekilleri — Tahvil ihraç etmeksizin borçlanma (hesaben yapılan borçlanmalar), — Tahvil ihraç ederek borçlanma, — Nama veya hamiline yazılı tahvil ihracı,

Satış Yöntemleri — İhale sistemiyle ihraç edilenler, — Doğrudan halka arz, — Tap (musluk) sistemi, — Bankalara satış yöntemi, — Borsada satış yöntemi,

Not: Yukarıda belirtilen ihraç yöntem ve şekilleri bütçe finansmanı için ihraç edilen bono ve tahvilleri kapsamaktadır. Ayrıca bütçe finansmanı dışında ihraç edilen “özel tertip tahviller” bulunmaktadır. (Örneğin, KİT ve Sosyal Güvenlik Kurumlarının ihtiyaçları için çıkarılan İkraz tahvilleri),

VI. BORÇ YÖNETİMİ Borç yönetimi, çeşitli ekonomik sorunların çözümü, enflasyon, işsizlik ve benzeri nedenlerden dolayı ortaya çıkan istikrarsızlığın giderilmesi amacıyla, devlet borçlarının miktar ve bileşiminde değişiklik yapılmasını ifade eder. Miktar açısından, borç stokunun miktarında yapılacak değişim (anapara veya faiz ödemelerinin azaltılması); bileşim açısından vadenin (kısa ve uzun) ve borç kaynağının (iç ve dış borç) ağırlıklarında yapılan değişimdir. Borç yönetiminin amacı (etkinliği) en düşük maliyetle ve en uygun koşullarda borcun sağlanmasıdır. VII. OLAĞANÜSTÜ BORÇ YÖNETİMİ A. Konsolidasyon (Tahkim) Kısa süreli borçların uzun süreli ya da süresiz borç haline getirilmesidir. Bu işlemde, süresi dolmuş devlet tahvilleri daha uzun süreli tahvillerle değiştirilmesidir. Konsolidasyona başvuru nedenleri kısaca; - Süresi gelen borçların ödenmesinde sıkıntı yaşanması, - Kısa vadeli borçların itfasının piyasada yaratacağı olumsuz etkiler (özellikle enflasyonist dönemlerde), - Kısa vadeli borç artışının borcun çevrilebilirliğini zorlaması, - Uzun vadeli borçlanma koşullarının daha iyi kısa vadeli borçlanmaya kıyasla daha uygun hale gelmesi. Konsolidasyon çeşitleri kısaca;  İsteğe Bağlı Konsolidasyon (Tahkim): İsteğe bağlı tahkimde, alacaklılar devletin kısa vadeli borçlarını uzun vadeli borçlara tahvil etmek konusunda tamamen serbesttir. İsteğe bağlı konsolidasyon, dolaylı veya doğrudan yapılabilir. Dolaylı konsolidasyon da, uzun vadeli borçlanma yapılarak vadesi dolan kısa vadeli borçlar itfa edilir ve borcun vadesi uzatılmış

93
olur, doğrudan yapılan konsolidasyon da ise alacaklılara kısa vadeli borç senetleri karşılığı uzun vadeli borç senetleri verileceği duyurularak değişim isteğe bırakılır.  Zorunlu (Tahkim): Zorunlu tahkimde, devlet tek taraflı olarak hareket ettiğinden, alacaklıya eski borç senetlerini yeni borç senetleri ile değiştirip değiştirmemek hususunda hiçbir seçme hakkı tanımaz (Doğrudan tahvil değişimi, ilan yoluyla borçlanma senetlerinde şartlarında doğrudan değişim). Konsolidasyonun etkileri kısaca; - Borçların uzun vadeli bir ödeme planına bağlanmasını sağlar, - Borç yükünü artırır, - Deflasyonist süreçte ekonomik dengeler açısından olumsuz etkiler yaratabilir, ancak enflasyonist ortamda olumlu etkileri olabilir (talep daraltıcı veya artırıcı etki açısından), B. Konversiyon Borçların değiştirilmesi, borç yükünü hafifletmek amacıyla devletin sağlayacağı menfaatlerde (faiz) bir indirim yapılması, mesela % 7 tahvilin % 5 faizli bir tahvile çevrilmesi, konversiyonu ifade eder. Konversiyon, konsolidasyonda olduğu gibi zora dayılı veya isteğe bağlı olabilir (cebri – ihtiyari). Zorlayışlı konversiyon, tahvil sahibinin arzusuna bakılmaksızın evvelce çıkartılmış olan yüksek faizli tahviller, sonradan çıkartılmış bulunan düşük faizli tahvillerle değiştirilmesidir. İsteğe bağlı konversiyon da, devlet alacaklıların ellerinde bulunan tahvilleri yeni çıkarılan daha düşük faizli tahvillerle değiştirmeye davet eder veya onların tahvillerinin nominal değerlerini ödeyeceğini bildirir. Konversiyon çeşitleri kısaca; - Başa Baştan Yapılan Konversiyon: Bu konversiyon şekli en basit olanıdır. Bu usulde, 100 YTL nominal değerli % 5 faizli bir tahvil, nominal değerini değiştirmeksizin, örneğin, % 4 faizli yeni bir tahville değiştirilir. - Başa Başın Altında Konversiyon: Bu tür konversiyon, nominal borç miktarını artırarak faiz haddinde bir miktar indirim yapmak suretiyle gerçekleştirilir. Diğer bir ifade ile nominal değerin altında ve daha düşük faizli ihraç yapılarak konversiyon gerçekleştirilir. Kısaca nominal değer artarken faiz oranı düşmektedir. - Kademeli Konversiyon: Bu çeşit konversiyonda, daha önce çıkarılan tahvillerin faiz oranları, piyasadaki faiz oranına birdenbire indirilmez. Kademeli bir yol izlenir. Bunun anlamı, konversiyon nedeniyle tahvil sahiplerinin uğrayacakları kaybı birdenbire hissettirmemektedir. - Fark Ödemeyi Gerektiren Konversiyon: Bu tür konversiyonda, tahvil sahipleri hem faiz düşüşünden korunmakta, hem de gelir düzeylerinde bir değişme olmaması için piyasa faiz oranlarındaki düşmeye karşılık, belirli bir ölçüde ana para fazlası ödemeye çağrılmaktadır. Örneğin piyasa faiz oranları %60’dan %40 indiği bir ortamda daha

94
önceden ihraç edilmiş nominal değeri 100 YTL olan %60 faizli bir senedin için, devlet alacaklıdan 50 YTL daha isteyerek 150 YTL değerinde ve %40 faiz yeni bir senet verir. Burumda borç miktarı artarken ödenecek faiz miktarı aynı kalır. Önceki durumda 60 YTL faiz ödenirken, senet değiştirildikten sonrada 60 YTL faiz ödenir. Konversiyon’un etkileri kısaca; - Borç yükü azaltılır (eğer borç senetlerinden alacaklıların elde edeceği faizin vergiden muaf olması halinde), - Gelir dağılımını olumlu etkiler (daha faiz ödenmesi halinde, faiz ile neden olunan gelir transferinin boyutları da azalır), - Borç günün koşullarına uydurularak borcun gizli amortismanı sağlanır (amortisman borcun itfası veya sona ermesidir). VII. BORCUN ORTADAN KALKMASI A. Borcun İtfası (Amortismanı) Borcun vadesi geldiğinde veya vadesi gelmeden ödenmesidir (itfa edilmesi). Borcun amortismanı olarak da adlandırılır. Borçlar bir defada ödenerek sona erdirilir ya da kademeli olarak ödenerek azaltılıp sona erdirilebilir. Borcun ödenerek sona erdirilmesi ile ilgili en çok tartışılan yöntem Dr. Price’in Otomatik Amortisman Teorisi’’ dir. Bu teoriye göre devlet her yıl borçların ödenmesi ile ilgili olarak bir karşılığı bir fonda ayıracaktır. Bu fon bileşik faiz işlemesi sonucu sürekli olarak artacak ve sonunda borçları karşılayabilecek bir fon haline dönüşebilecektir. “Bileşik faiz yoluyla amortisman usulü”de denilen yöntem ilk olarak çok ses getirse de daha sonraları eleştiri almış ve uygulanmamıştır. Borcun ödenmesine yönelik “bütçeden ödeneklerinden amortisman ayrılması” veya “amortisman sandıkları” (bütçe kaynakları ile desteklenen özerk sandıklar) kurulması yoluyla ödenmesi yöntemleri de uygulama bulmuşlardır. B. Borcun Reddi ve Moratoryum İç borçların ödenememesi halinde devletin tek taraflı olarak egemenlik hakkını kullanarak borcu ödememesi haline borcun reddi denilir (konversiyon, borcun kısmen reddidir). Dış borçların ödenmesinde sıkıntıya girilmesi halinde, borcu sona erdirmeden yeni şart ve koşulların belirlenerek dış borçların düzenlenmesine moratoryum denir. Moratoryum esas itibariyle dış borçlarla ilgilidir. Her iki durumda da güven sarsılması, yeniden borç alınamaması, ekonomik krize neden olunması, devlet itibarının zedelenmesi gibi olumsuz sonuçları meydana geleceğinden tarih içerisinde çok nadir görülen olaylardır. Türkiye’de 1958 yılında moratoryuma gidilmiştir. Geçmişte 18. 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında dış borcun reddi söz konusu olmuş ve savaşlara neden olmuştur. Ancak günümüzde dış borcun reddi söz konusu değildir, böyle bir durumda devlet moratoryum ilan ederek dış borç

95
anapara ve faiz ödemelerini dondurur ve ileriye yönelik olarak borçların yeniden organize edilmesini talep eder. C. Borcun Silinmesi Borcun silinmesi de borcu sona erdiren hallerden birisidir. Ancak borcun silinmesi borcun reddi ile aynı şey değildir. Borcun reddinde borcun tek taraflı olarak silinmesi hususu vardır ancak bu olay borcun silinmesi değil borcun reddidir. Borcun reddi devletin iç borçlarını silmesi iken borcun silinmesi alacaklı olan ülkelerin veya uluslararası örgütlerin (IMF, WB, UN vb.) bir ülkenin dış borçlarını silmesidir. Örneğin körfez savaşında, ABD yardımlarından dolayı Mısır’ın kendisine olan borçlarını sildi. VIII. BORÇLANMA İLE İLGİLİ DİĞER KAVRAMLAR  Monetizasyon: TCMB’nin açık piyasa işlemleri ile Hazine tarafından ihraç edilmiş bono ve tahvilleri ikincil piyasalardan almasına denir.  Tek Hazine Hesabı: Saymanlıklara yapılan ödeme ve tahsilat işlemleri sonucu oluşacak nakit fazlası veya açıklarının TCMB veya Ziraat Bankası kanalı ile Hazine’ye bildirilerek hazineye dekont edilmesidir.  Piyasa Yapıcılığı Sistemi: Hazine ihalelerinde bazı mali kurumlara ayrıcalık tanınmasına dayalı bir ihale yöntemidir. Ayrıcalıklı olan mali kurumlara piyasa yapıcısı denilir. 2004 yılı için 11, 2005 yılı için 12 banka piyasa yapıcısı olarak belirlenmiştir.  Ariyere Borçlar: Biriken ve transferi geciken borçlara denir. Türkiye’de 1952 döviz transferlerini fiilen durdurması sonucu Türkiye’ye mal satanlara ödenecek paralar ödenememiş ve bu paralar faizi ile birikmiştir. 1971 yılında ödenerek kapatılmıştır.  Bütçe Nakit Dengesi: Bütçe Gelirleri – Bütçe Giderleri + (Avanslar - Bütçe Emaneti)  Bütçe Gelirleri: Vergi Gelirleri + Vergi Dışı Gelirler  Bütçe Giderleri: Personel Giderleri + Diğer Cari Giderler + Yatırım Giderleri + Transfer Giderleri  Bütçe Finansman Gereksinimi: Bütçe Nakit Dengesi - İç Borç Anapara Ödemeleri - Dış Borç Anapara Ödemeleri  Hazinenin Finanse Etmek Zorunda Olduğu Miktar: Bütçe Finansman Gereksinimi + Diğer  Toplam Kamu Kesimi Finansman Açığı: Merkezi Yönetim Bütçe Açığı + KİT Finansman Açıkları + Bütçe Dışı Fonların Finansman Açıkları Toplamı + Mahalli İdarelerin Finansman Açıkları + Sosyal Güvenlik Kurumlarının Finansman Açıkları  Kamu Kesimi Borçlanma Gereği (KKBG): Toplam Kamu Kesimi Finansman Açığı  Rachat: Vadesi gelmemiş ve süresiz olan borçların ödenmesine denir (ihtiyari amortisman).

96
MALİYE POLİTİKASI I. MALİYE POLİTİKASININ TANIMI, AMAÇLARI, ARAÇLARI VE SINIRLARI A. MALİYE POLİTİKASININ TANIMI, KONUSU VE DOĞUŞU Maliye politikası, kamu kesiminin iktisadi etkilerini iktisat politikasının amaçlarına uygun olarak yönlendirmektir. Bu bağlamda kamu gelir, gider ve hizmetlerinin miktar ve bileşiminde yapılacak ayarlamalardır. 1929 – 30 Büyük Buhran öncesinde Merkantilistler, Fizyokratlar ve Klasik İktisadi düşünce içerisinde maliye politikasına ilişkin olarak görüşler yer alsa da, maliye politikası buhran sonrası “modern maliye” anlayışı ile birlikte doğmuş ve gelişmiştir. B- MALİYE POLİTİKASININ AMAÇLARI Maliye politikasının amaçları gerçekte kamu maliyesinin açmaları ile aynıdır;  İktisadi Büyüme ve Kalkınmayı Sağlamak: Büyüme, ekonominin belirli bir milli gelirindeki reel gelişimi diğer bir deyişle üretilen ürün miktarındaki artışı ifade ederken, kalkınma belirli bir dönemde ülkede ekonomik ve sosyal her anlamda ilerleme ve gelişmeyi kapsayan bir ifadedir.  Gelir Dağılımı Sağlamak: Devlet ekonomiden vergi vb. gelirler toplamakta, daha sonra bu gelirleri kamu hizmetlerini gerçekleştirmek için harcamaktadır. Burada toplanan gelirlerin harcama olarak ekonomiye yeniden katılmasına gelirin yeniden dağılımı denilmektedir.  Kaynak Dağılımı Sağlamak: Bir ekonomide kaynaklar kıt ihtiyaçlar sonsuzdur. Kıt olan kaynakların hem kamu ve özel sektör arasında paylaşımı hem de özel sektörün ve kamu sektörün bu kaynakları etkin bir şekilde kullanımı ulaşılması güç ama zorunlu olan amaçlardan birisidir.  Ekonomik İstikrar Sağlamak: Bir ekonomide ekonomik istikrarın sağlanabilmesinin iki temel dengeye bağlıdır. Bunlar; fiyatların aşağı ve yukarı dalgalanmamasını ifade eden fiyat istikrarı ile ekonomide işsizliğin olmamasını ifade eden tam istihdam (tam istihdam dar anlamda işsizliğin olmamasını, geniş anlamda ise tüm üretim faktörlerinin kullanılmasını ifade etmektedir). C. MALİYE POLİTİKASININ ARAÇLARI Maliye politikasının araçları; — Kamu harcamaları, — Borçlanma Politikası — Kamu gelirleri (vergiler), — Bütçe Politikası (bütçe açığı ve fazlası).

D. AMAÇLARLAR ARASINDAKİ ÇATIŞMALAR  Belirli Bir Tüketim Düzeyine Ulaşma İle İktisadi Kalkınma Arasındaki Çatışma: Bir ekonomide istikrarsızlığın önlenebilmesi için tüketimin belirli bir düzeyde olması gerekir. Ayrıca düşük gelirli bireylerin tüketim düzeylerinin bir alt sınır bulunmaktadır. Diğer taraftan ülkede ekonomik büyüme ve kalkınmanın sağlanabilmesi için yatırıma ve yatırımları finanse

97
edecek tasarrufa ihtiyaç vardır. Tasarruf ise gelirin tüketilmeyen kısmını ifade eder. Buna göre maliye politikası kullanılarak, tüketimin kısılıp tasarrufu artırmaya çalışmak hem ekonomik istikrar amacı ile çatışır hem de düşük gelirli bireylerin yaşam standardının daha aşağı çekilmesine neden olur. Bu durumda her iki amacın gerçekleştirilmesinin imkanı bulunmamaktadır.  Fiyat İstikrarı İle Tam Çalışma Arasındaki Çatışma: Ekonomi tam çalışma düzeyindeki dengesine kavuşunca ve hatta bu dengeden önce fiyatlar genel düzeyi yükselmeye başlar. Bunun sebebi azalan verim kanununun ve ekonomideki tıkanıkların kendini hissettirmesidir. Artan fiyatlar genel düzeyinin düşürülmesi için talebin kısılması ise, üretim düzeyinin düşerek işsizliğe neden olur. İşsizlik ile fiyatlar genel düzeyi arasındaki bu ters yönlü ilişki nedeni ile maliye politikası amaçları çatışmaktadır.  Ekonomik ve Sosyal Haklarla Maliye Politikasının Amaçları Arasındaki Çatışma: Ekonomik ve sosyal hayatın gün geçtikçe daha yaygın bir halde mali araçlarla düzenlenmesi çoğu zaman ekonomik ve sosyal haklar adı altında toplayabileceğimiz özel hukukun temel prensipleri ile maliye politikasını çatışma haline getirmekte, çalışma hürriyeti, akit serbestisi, mülkiyet hakkı gibi haklar, toplumsal fayda için kamu yararı, kamu hizmeti, ekonomik ve sosyal kalkınma gibi hususlarla sınırlandırılabilir.  Maliye Politikası Amaçları İle Mali Araçların Amaçları Arasındaki Çatışma: Maliye politikasının bir amacını gerçekleştirmek için kullanılan bir maliye politikası aracının, diğer bir maliye politikası amacına ters düşmesidir. Örneğin, enflasyonist bir ekonomik yapı içinde kamu harcamalarını azaltmak gerekir. Bu durum iktisadi istikrarın sağlanması için gerekmektedir. Ancak, gelir dağılımının düzenlenmesinde ise kamu harcamalarını artırmak gerekmektedir. Dolayısıyla iktisadi istikrarın gerçekleştirilmesi amacıyla kullanılan araçla, gelir dağılımının düzenlenmesinde kullanılan araç çatışmaktadır. E. MALİYE POLİTİKASININ SINIRLARI  İşlemsel Sınırlar: Maliye politikasının uygulamada etkinliğini sınırlayan konulardan biri, maliye politikası ile ilgili zamanlama ve büyüklük gibi sınırlamalardır (uygulanacak politikanın uygulamaya konması ve etkilerinin ekonomiye yansımasında oluşan zaman gecikmesi).  Yapısal Sınırlar: Ekonomik yapıdan doğan sınırlamalardır (ekonominin bazı sektörlerinde durgunluk bazılarında enflasyonun var olması, fiyatların aşırı yükselmesi, sendikaların ücretleri yükseltme arzusu vb.).  Politik Sınırlar: Maliye politikası ile ilgili kararlar büyük ölçüde, politik düşüncelerden etkilenmektedir. Bazı ekonomik karışıklıklar, politikacının istikrarsızlık politikası izlemesine neden olabilir. Birçok maliye politikası uygulaması, politik kaygılar nedeni ile uygulamaya sokulmaz ya da etkin bir biçimde uygulanması istenmez (örneğin bir ülkede politikacılar oy kaygısı ile vergileri artıran, harcamaları azaltan politikalardan mümkün olduğunca kaçınır).  Merkezi ve Merkez Dışı İdarelerin Uyumu: Merkezi idarenin ekonominin geneli için öncelik verdiği amaçlar nedeni ile uygulamayı öngördüğü politikalar ile yerel idarenin yetki

98
sahasında bulunan bölge için öngördüğü amaçlar ve politikalar birbirinden farklı olabilir. Bu durumda maliye politikası ile öngörülen amaçlara ulaşmak için kullanılan araçların etkinliği merkezi idare ve yerel idare açısından azalmaktadır. II. MALİYE POLİTİKASINA İLİŞKİN YAKLAŞIMLAR
Merkantilist Düşünce Devlete önemli görevler yüklemişlerdir ve devletin gücünün sahip olduğu kıymetli madenler ile ölçülebildiğini savunmuştur. Devletin ülkedeki kıymetli madenleri artırabilmeleri için; — İhracatın özendirilmesi, — Yurtiçi ticaretin geliştirilmesi, — Sanayinin özendirilmesi, — Azami ücret düzeyinin belirlenmesi, — Temel hammadde ithalinde verginin düşürülmesi, mamul madde ithalinde ağır gümrük vergisi konulması ve daha çok ihracatı artırmanın, yurtdışı kaynakların yurtiçine çekilebilmesinin yollarını aramışlardır. Keynesyen İktisadi Düşünce Devletin ekonomiye müdahalesinin zorunlu olduğunu, ekonominin her zaman tam istihdamda dengede olmadığını, eksik istihdamda da dengeye gelebileceğini, toplam talebin (efektif talep) artırılarak ekonomide tam istihdamda dengeye getirilebileceğini ileri sürmüştür. — Teorinin dayanağı Likidite Tercihi, Efektif Talep ve Sermayenin Marjinal Verimliliğine dayandırılmıştır. — Devlet, gelirin yeniden dağılımı için bir araçtır, — Hazinenin ekonomik istikrarı sağlama, kamunun gelir ihtiyacını karşılama ve ekonomiyi düzenleme görevleri vardır), — Tarafsız gelir ve harcama yoktur, — Spekülasyon güdüsüyle para talebi faiz esnekliği likidite tuzağı nedeni ile sonsuzdur ve bu durumda para politikası değil maliye politikası etkindir. — Faiz, para arz ve talebine göre belirlenir.  Rasyonel Beklentiler Kuramı: Kişilerin davranışlarının gelecekle ilgili beklentilerin rasyonel beklentilerin belirlediğini ve piyasada rekabet tam, fiyatların esnekt ve her zaman denge olduğunu ileri sürmüşleridir. Bu durumda devletin maliye ve para politikaları ile ekonomiye müdahale etmesi gereksizdir (Piyasanın Temizlenmesi Varsayımı).  Arz Yönlü İktisat: Devlet faaliyetlerinin ilk etkisi nispi fiyat değişiklikleri olmaktadır. Keynesyen görüşün tam tersi olarak, toplam talebin değil toplam arzı artırıcı önlemlerin daha etkin olacağını savunurlar. Üretim artışına yönelik vergi indirimleri ve teşviklerin ekonomide verimliliği arttırdığını ileri sürerler.  Kamu Tercihi (Anayasal İktisat)  Yapısalcı (Strüktürüalist) Yaklaşım: Az gelişmiş ülkelerde enflasyonun nedeni tarımda arz esnekliğinin düşüklüğü, dış ticaret dengesizliği, kamu gelirlerinin ve ekonomik kurumların yetersizliği gibi yapısal nedenlere dayanmaktadır. Kamu büyüme ve kalkınmaya öncülük etmelidir. Klasik İktisadi Düşünce Devletin faaliyetlerinin ekonomik istikrarsızlığa ve israfa neden olduğunu, özel sektörün daha verimli olduğunu, piyasada oluşabilecek dengesizlikler kendiliğinden dengeye geleceğini (görünmez el), dolayısıyla devletin ekonomik ve sosyal hayata müdahalesi gereksiz olduğunu ileri sürerler. Faizi, yatırım-tasarruf eşitliği belirler — “Tarafsız maliye” ve “tarafsız devlet”, — Devlet sadece temel hizmetleri yapmalı, — Küçük devlet, denk bütçe, dolaylı vergiyle finansman, zorunlu haller dışında borçlanılmamalı, — Borçlanacaksa (yatırım ve olağanüstü haller) sermaye piyasasından (uzun vadeli) borçlanmalı, Post - Keynesyen İktisadi Düşünce Ekonomik büyüme, gelir dağılımı ve fiyatlama üzerinde durmuşlardır. Ekonomik büyüme ve gelir dağılımını ilişkilendirerek ve bu iki kavramın temel belirleyicisinin yatırım oranı olduğunu ileri sürmüşleridir. Piyasada karlılık oranlarının (mark–up), yani fiyatlamanın yatırımı belirleyen etken olarak görmüşlerdir. — IS – LM analizleri yapmışlardır, — Geçmiş ekonomik deneyimleri dikkate almışlar, geleceğin belirsiz olduğunu ileri sürmüşlerdir, — Ücretler ve fiyatlar aşağı doğru esnek değildir ve ekonomide yapısal işsizlik vardır, — Ücretler sendikalar ile işverenler arasında belirlendiğinden, fiyatlar ise oligopolistik piyasa yapısından dolayı esnek değildir, buda ekonomik istikrarsızlığa neden olmaktadır, — Maliye ve para politikaları birlikte kullanılmalıdır. Ancak maliye politikası daha etkindir. Monetarist Yaklaşım Ekonomideki istikrarsızlıkların nedeni olarak kötü para politikası ve para arzındaki dalgalanmalar olduğunu ifade etmişlerdir. — Milli gelirin belirleyicisi sürekli gelirdir, — Ekonomide doğal işsizlik vardır ve bu nedenle Philips eğrisi uzun dönemde diktir, — Faiz oranı değil para arzı önemlidir, — Para arzı sabit bir oranda artırılmalıdır. Bu da ekonomik büyümeye göre belirlenmelidir. — Kamu harcamaları, kişi ve firmalardan borçlanma yoluyla finanse ediliyorsa faizlerdeki yükselme özel sektör üzerinde dışlama etkisi (crowding out) yaratacaktır. — Özel sektör istikrarlıdır, — Fiyat ve ücretler esnektir, — Ekonomiye yapılan müdahaleler ekonomiye yansımaları zaman alır, ekonomide gecikme vardır, — Maliye ve para politikaları ile ekonomiye müdahale istikrarsızlığa neden olur, kontrollü para politikası uygulanabilir, — Para politikası sabitken, maliye politikası ile milli gelir etkilenemez.

99
III. MALİYE POLİTİKASI İŞLEMLERİNİN MİLLİ GELİR DÜZEYİ ÜZERİNDEKİ

ETKİLERİNİN BELİRLENMESİ (ÇARPAN ETKİSİ)14.01.2009 Keynes’in mal piyasasındaki dengeyi gösteren çarpan analizi ile maliye politikasının milli gelir üzerindeki etkileri belirlenebilir. Buna göre basit milli gelir modelinden hareket ederek, çarpan analizi çeşitli politika araçları açısından ayrı ayrı değerlendirilecektir. Keynesyen basit milli gelir modelinde; Y= C + I+ G olarak gösterilmektedir. Y = GSMH, I = Firmaların yatırımlarını C = Kişisel tüketimi G = Devlet harcamalarını göstermektedir

 Reel Harcamalar (Mal ve Hizmet Alımı): Kamu harcamalarında mal ve hizmet alımını yönelik olarak yapılacak bir birimlik artış, çarpan etkisi ile birlikte katlanarak artmakta ve milli gelir yalpan kamu harcamasından daha büyük miktarda artmaktadır. Bunun nedeni, yapılan kamu harcamasının yarattığı talebin ekonomi içerisinde dağılarak artması ve daha büyük bir etki yaratmasıdır. Bu etkinin büyüklüğünü ise marjinal tüketim eğilimi belirler. Çünkü, kamu harcamaları ile ekonomiye akan gelirin ne kadarının talep yaratarak milli geliri artıracağını, gelirin artan kısmının ne kadarının harcandığı diğer bir ifade ile tüketilerek talep yarattığı önem kazanmaktadır.  Vergiler: Vergilerde yaratılan bir birimlik artışın kullanılabilir kişisel geliri buna bağlı

olarak talebi azaltacağı, bunun ise ekonomide yayılarak milli geliri azaltacağı açıktır. Bu durumda, verginin çarpan etkisi negatiftir. Ancak verginin çarpan etkisinin büyüklüğü, mal ve hizmet alımına yönelen kamu harcamasından daha küçüktür. Çünkü mal ve hizmet alımına yönelen kamu harcamalarının ilk etkisi doğrudan milli gelire üzerine iken, vergilerin ilk etkisi kullanılabilir gelir üzerinden milli gelire doğrudur. Diğer bir ifadeyle, kamu harcaması ile kamu mal ve hizmet alarak ekonomide harcama yolu ile talebi artırmaktadır. Verginin ilk etkisi ise öncelikle kişisel kullanılabilir geliri azaltmakta ve azalan gelirin tamamı kadar değil, sadece (c) kadarlık kısmı talep azalmasına ilk etki olarak yansıyacak ve bu yansıma yine (c) kadar ekonomide yayılarak milli gelirde azalma yaratacaktır. Örneğin devlet 100 birim kamu harcaması artışı yaptığında ilk etki 100 birimlik mal talep etmekte ve talep artışı 100 birim olmaktadır, ancak devlet 100 birim vergi artışına gittiğinde talepteki azalma 100 birim değil, bu 100 birimlik kullanılabilir gelirin tüketilen kısmı yani (c) kadar olmaktadır.  Transfer Harcamaları: Transfer harcamaları, mal ve hizmet alımına yönelen harcamalardan farklı olarak daha az bir çarpan etkisi yaratırlar. Bunun nedeni, vergilerinkine benzer olarak, ilk etkinin milli gelir değil kişisel kullanılabilir gelire olmasıdır. Diğer bir ifadeyle devlet mal ve hizmet alımı ile ilk etki olarak mal ve hizmet alımı kadar toplam talebi artırırken, transfer harcamaları karşılıksız olduğu için harcama ilk olarak devlet tarafından yapıldığında ilk etki toplam mal ve hizmet talebinde artış yaratmaz. Transfer harcaması ile kişisel kullanılabilir geliri artan kişinin, bu geliri tükettiği kısım kadarı ekonomide talep artışı yaratarak milli gelirde artışa neden olur.

100
 Gelire Bağlı Vergiler: Ekonomide çarpan etkisi ile yaratılan milli gelir artışı olmaktadır. Ancak, artan gelir üzerinden, vergi oranı ölçüsünde toplanan vergi kadar kullanılabilir gelirin azalmaktadır. Bu durum çarpan etkisini azaltmaktadır. Buna göre modele vergi oranının neden olduğu azalmayı da eklemek gerekecektir.  Açık Ekonomi: Buraya kadar yapılan analizde ekonomi dışa kapalı kabul edilmiştir. Ancak ekonominin açık olduğu bir durumda, kamu harcamalarındaki artışa bağlı olarak artan gelirin bir kısmı ithalat yolu ile dışarı kayarak, toplam talepteki artışın bir kısmını yurtdışına kaymasına neden olmaktadır. Yurtdışına kayan talep kadar, çarpan etkisi azalmaktadır. Burada ithalatın çarpan etkisinde neden olduğu azalmanın etkisini, ithalat eğilimi yani (m) belirlemektedir.
Harcanabilir Gelir: Yk = Y – To, Tüketim: C = Co+ cYk , Yk = Kullanılabilir Gelir, To = Vergiler (c) Marjinal tüketim eğilimini yani, bir birimlik gelir artışının ne kadarının tüketime gittiğini, (s) ise marjinal tasarruf eğilimini göstermektedir. (c) ve (s) 0 ile 1 arasında olup toplamları bire eşittir. Kısaca (c) + (s) = 1’dir. Bu durumda harcamanın ekonomi içerisinde dağılırken (c) kadar azalarak çoğalacağı açıktır. Bu durumda, ekonomide yaratılan toplam talep artışı (1 / 1 – c) ile kamu harcamasındaki artış (∆G) miktarının çarpımına eşit olacaktır. Vergi ve transfer harcamalarında ilk etki kullanılabilir kişisel gelire olduğu için, ekonomide yaratılan toplam talep azalış ya da artış etkinin hesabında çarpan katsayısı formülünün payında (1) değil (c) vardır. Çünkü ilk etki vergi veya harcamanın tamamı kadar değil, bunun tüketilen kısmı yani (c) kadardır. Gelir üzerinden alınan vergiler vergi oranını (t) ve ithalat nedeni yurtiçi talebin yurt dışına kayarak yarattığı talep azalmasını da ithalat eğilimini (m)’yi çarpan formülüne eklersek, bunların çarpan üzerindeki yaratacağı azaltma etkisi nedeni ile paydaya yazılmaları gerekecektir. Reel Harcama Çarpanı  (1 / 1 -c) Vergi Çarpanı  – (c / 1 -c) Transfer Harcaması Çarpanı  (c / 1 -c) 1 Gelir Vergileri ve Açık Ekonominin de Katıldığı Çarpan  ∆Y = 1 – [c x (1 – t)] + m

Örnek: ∆G = 1000,

s= 0,2

∆Y = ? c = 1 – s  c = 0,8

∆Y = (1 / 1 – c) x ∆G  ∆Y = (1 / 1 – 0,8) x 1000  ∆Y = 5000 Kamu harcamalarındaki 1000 birimlik artış, milli geliri 5000 birim artırmaktadır. Örnek: ∆G = 1000, c = 0,70 t = 0,20 m = 0,06 ∆Y = ?

∆Y = [1 / (1 – [c x (1 – t)] + m)] x ∆G ∆Y = [1 / (1- [0,7 x (1 – 0,2)] + 0,06) ] x 1000 ∆Y = [1 / (1- [0,7 x 0,8] + 0,06) ] x 1000 ∆Y = [1 / (1- 0,56 + 0,06) ] x 1000 ∆Y = [1 / 0,5] x 1000 ∆Y = 2000 Kamu harcamalarındaki 1000 birimlik artış, gelir vergisi üzerinden %20 vergi alınan ve açık bir ekonomide milli geliri 2000 birim artırmaktadır.

101
Keynesyen basit milli gelir modelinin varsayımları ve eksiklikleri; — Mevcut üretim kapasitesinin veri kabul edilmesi — Emek faktörünün miktar olarak sabit kabul edilmesi — Kapalı ekonomi kurallarının yürürlükte olması — Sermaye hesabının ödemeler dengesi içindeki yerinin dikkate alınmaması III. MALİYE POLİTİKASININ ETKİLERİNİN ÖLÇÜLMESİ Maliye politikasının etkilerini ölçebilmek için geliştirilen ölçüler, bütçe fazlası veya bütçe açığı ile tam istihdam bütçe fazlasıdır.  Bütçe Açığı Veya Bütçe Fazlası: Bütçe açığı ekonomi üzerinde genişletici, bütçe fazlası ise daraltıcı etkiye sahiptir. Denk bütçe kuramında, harcama ve vergilerde yapılan eşit bir artış bütçe açığı veya fazlasını değiştirmeyecek ancak, ekonomi üzerinde bir etki yaratacaktır. Bu etki konusunda tam istihdam bütçe fazlası kavramı ortaya atılmıştır.  Tam İstihdam Bütçe Fazlası: Tam istihdam bütçe fazlası daraltıcı, açığı ise genişletici etki yaratmaktadır.  Mali Sürüklenme (Fiscal Drag): Büyüyen bir ekonomide, büyüme, vergi politikası değişmese bile otomatik artışlar gösterir. Bu otomatik artış ters etki yaratarak (verginin negatif çarpan etkisi) ekonominin büyümesini engelleyerek aşırı istikrara götürür. IV. İRADİ (İHTİYARİ) MALİYE POLİTİKASI VE OTOMATİK STABİLİZATÖRLER (DENGELEYİCİ) İradi (ihtiyari) maliye politikası, politika belirleyicilerin ve uygulayıcıların, ekonominin içinde bulunduğu konjonktürel durumu tespit ederek önlem almaları ve uygulamalarını, bu politika ve uygulamalarının hiçbir yasal veya hukuki bir norma tabi olmaksızın belirlenmesidir. Diğer taraftan ekonomiye müdahalenin bazı kanunlarda belirlenerek belirli şartların oluşması halinde uygulamaya girmesi ise formül esnekliği yöntemidir. Formül esnekliği, iradi maliye politikasının taşıdığı sakıncaları önlemek üzere geliştirilmiştir. Örneğin, enflasyonun %30’un üzerine çıkması halinde, talebin kısılabilmesi için KDV’nin genel oranının 5 puan artırılmasının kanunda belirtilmesi ve hükümetin bir müdahaleye gerek olmaksızın kanuna dayanarak vergi oranlarının kendiliğinden artması. Bunun dışında kamu gelir ve giderlerinin ve bazı ekonomik kurumların ekonomideki enflasyonist ve deflasyonist eğilimleri hafifletmeleri için hiçbir müdahaleye gerek kalmadan ekonominin kendiliğinden istikrara kavuşturan bazı kurum veya mekanizmalar vardır, bunlara otomatik stabilizatör (dengeleyici) denir. Ekonomi içerisindeki otomatik stabilizatörler kısaca;  Vergi Hasılatındaki Otomatik Değişmeler: Vergi zorunlu olarak, mükellefi gelirinden mahrum ettiğinden, özel tüketim ve yatırım harcamaları, mükellefin geliriyle orantılı olarak artmamaktadır; ekonominin daralma devrelerinde, vergi mükelleflerinin ödedikleri verginin ortalama oranı da düşmekte, mükellefler adeta vergi indirimlerinden yararlanır hale gelmekte, gelirlerin azalmasına rağmen harcamalarını geniş ölçüde devam ettirebilmektedirler. Bu duruma göre, şahsi gelir vergisi, ekonominin refah devrelerinde özel harcamaları kısıcı, ekonomiyi daraltıcı yönde etkilemekte, ekonominin daralma devrelerinde

102
özel harcamaların düşmesine engel olmakta, ekonomide genişletici etkiler meydana getirmektedir. Şahsi gelir vergisinin otomatik stabilizatörlük fonksiyonunu yerine getirebilmesi aşağıdaki özellikleri taşımasına bağlıdır. — Şahsi gelir vergisi genel bir vergi olmalı ve her kazanç vergilenmeli — Verginin tarifesi dik müterakki olmalıdır. — Gelir vergisinde kaçakçılık olmamalı, geniş ölçüde kaynakta kesme usulüne göre alınmalı — Şahsi gelir vergisi mükelleflerinin önemli kısmı gelir vergisinin en düşük gelir dilimlerinde bulunmamalıdır. — Vergi götürü usulle tahsil edilmemelidir.  İşsizlik Sigorta Primleri Ve İşsizlik Yardımları: Ekonominin refah devrelerinde işsiz sayısı az olduğu için, işsizlik sigortası primleri birikmekte, bu şekilde meydana gelen sosyal fonlar başka amaçlar için kullanılmadığı zaman, toplam talep kısılmış bulunmaktadır. Buna karşın, ekonominin durakalama ve gerileme devrelerinde işsiz sayısı arttığından, işsizlere sosyal sigortalar işsizlik yardımında bulunmakta, işçilerin gelirlerinin kesintiye uğraması önlenmekte, efektif talep beklenenden daha az gerilemektedir.  Toprak Mahsullerine Ödenen Mali Yardımlar: Bu kanunun taşıdığı mana, tarım

ürünleri arzının fazla ve noksan olduğu zamanlarda, arzın gayri elastikliği ve talebin sertliği dolayısıyla fiyat istikrarının aşırı derecede bozulacağı ve bundan geniş ölçüde tarım ürünleri üreticilerinin zarar göreceğidir. Bu durumu önlemek üzere, devlet, bol mahsul yıllarında üretim fazlasını adil sayılan ve çiftçilerin satın alma güçlerini koruyan bir fiyat üzerinden satın alır ve kıt mahsul yılları için stoklar meydana getirir. Üretimin az olduğu yıllarda tarım ürünlerinin fiyatları yükseleceğinden, devlet elindeki stokları piyasaya sürer, fiyatların yükselmesine, arz – talep dengesini sağlayarak, engel olur. Böylece, mahsul durumuna göre üreticilerin veya tüketicilerin satın alma güçleri korunarak, efektif talep düzeyinin alçalması veya yükselmesi önlenir ve iktisadi hayat kararlığa kavuşur.  Kurum Ve Aile Tasarrufları: Ekonominin duraklama ve hatta gerileme devrelerinde, kurum kazançları azalmasına rağmen dağıtılan kar eski seviyesini muhafaza eder. Şirketlerin takip ettikleri bu politika sayesinde hisse senetleri sahiplerinin satın alma güçlerinin düşmesi önlenir; ekonominin genişleme devrelerinde ise dağıtılan kar artırılmaz, otofinansmana gidilir; bu şekilde bir yandan kurumlar daha çok yatırım yaparak toplam arzı artırırlar. Aileler ise ekonominin refah dönemlerindeki tasarruf yaparak kendi taleplerini daraltırken, depresyon dönemlerinde bu tasarrufları tüketerek, taleplerini canlı tutarlar.  Kendiliğinden Meydana Gelen Bütçe Açıkları Ve Fazlaları: Bütçe devletin gider ve gelir tahminlerini gösterir. Zamanımızda vergi, devletin en önemli geliri olmakta devam etmektedir. İktisadi hayatın refah devrelerinde vergi ile konjonktür arasındaki ilişkiler dolayısıyla üretim, istihdam ve milli gelir ve harcama düzeyleri yüksektir. Eğer vergi sistemi

103
hassas ve esnek ise bazı devlet giderleri iktisadi hayatın refah devrelerinde azaldığından bütçe kendiliğinden fazla gösterir, bütçe fazlası kadar parasal gelirler ekonomiden çekilerek ekonomi üzerinde daraltıcı etkiler meydana getirir. İktisadi hayatın daralma ve çöküntü devrelerinde ise vergi hasılatı düşer, bütçeye konan ödenekler tamamen harcanır; böylece, ortaya çıkan bütçe açığı Hazine imkanlarından karşılanarak ekonomiye parasal akımlar genişletici etki yaratır.  Ekonomideki Stoklardaki Artış Ve Azalmalar: Piyasa ekonomisinde üretim, çok sayıda belirsiz alıcılar için yapılır. İmalatçı ve üreticiler imalat yapar, üretimde bulunurlarken mallarını kime satacaklarını bilmezler. Bu sebeple, her ekonomide asgari de olsa, piyasaya arz olunacak mallar stok halinde muhafaza edilir. Ekonomide mevsimlik hareketler sonucu mübadele hacminin genişlediği zamanlarda artan talep stoklardan karşılanır, toplam talep toplam arzı geçmediği zaman, genel fiyat seviyesinde bir yükselme meydana gelmez. Ekonomide mübadele hacminin daraldığı zamanlarda iş adamları işlerini tatil etmezler, imalat ve üretim devam eder, stoklarda bir yükselme meydana gelir. Stoklar korkulacak bir seviyeye varmadıkça genel fiyat düzeyi değişmez. Görülüyor ki, ekonomide genel stok seviyesindeki artışlar ve azalmalar fiyat istikrarını koruyucu, ekonomide kendiliğinden kararlılık sağlayıcı niteliktedir. V. ENFLASYONLA MÜCADELEDE MALİYE POLİTİKASI A. ENFLASYONUN TANIMI VE NEDENLERİ Bir ekonomide, belirli bir süre içinde, fiyatlar genel düzeyinin devamlı yükselmesi olayıdır. Enflasyonun çeşitli nedenleri ve buna bağlı olarak çeşitli tanımları vardır. Bunlar kısaca;  Talep Enflasyonu: Ekonomide toplam talebin, tam istihdam gelir düzeyi için gerekli gelir miktarını aşması ile ortaya çıkmaktadır. Toplam talep düzeyi, bu noktada toplam arz düzeyini aşar.  Maliyet Enflasyonu (Çekirdek Enflasyon): Piyasada talep ile desteklenen, ancak öncelikle maliyetlerin artması sonucu ortaya çıkan enflasyondur.  Ücret enflasyonu: Verimlilikte artış olmaksızın ücretlerde yapılan artışın fiyatlar genel düzeyinde artışa neden olmasıdır.  Yapısal Enflasyon: Ekonomide talebin artışına bağlı olarak bazı darboğazlar nedeniyle arzın artırılamaması durumunda ortaya çıkar. Örneğin, enerji, hammadde kıtlığı nedenleriyle.  İthal Enflasyon: Üretimde kullanılan ve dış ülkelerden sağlanan hammaddelerin fiyatlarının yükselmesi ile maliyetlerdeki artışa bağlı olarak ortaya çıkan enflasyondur.  Sentetik Enflasyon: Bu enflasyon çeşidinde, fiyatlar genel düzeyinde sürekli ve

hissedilir bir artıştan ziyade fiyatlar genel düzeyinin, yüksek kamu zamları ya da ithal girdi fiyatlarındaki ani yükselişler nedeniyle bir defalık sıçramasına sentetik enflasyon adı verilir.

104
B. ENFLASYONUNUN SONUÇLARI Yıllık olarak % 2 -3 düzeyindeki ılımlı enflasyon, ekonominin sağlıklı gelişebilmesi için gerekli görülürken yüksek enflasyon, — Kaynak dağılımının bozulmasına, — Devlet gelirlerinin reel olarak gerilemesine (vergiyi doğuran olay ile verginin tahsili arasındaki sürede gerçekleşen enflasyonun vergi gelirlerini reel olarak azaltması – tanzi etkisi veya oliver-tanzi etkisi), — Kamu harcamalarının yeterli boyutta yapılamamasına, — Kamu harcamaları artarken hizmet miktarında artışın olmamasına (görünüşte artış, harcamalar sadece enflasyon oranında nominal olarak artar), — Gelir dağılımının bozulmasına neden olmaktadır (düşük gelirli bireylerin kişisel gelirinin fiyat artış hızından daha yavaş artmasına bağlı olarak gelir dağılımını bu kişiler aleyhine değiştirmesi). VI- DEPRESYONLA MÜCADELEDE MALİYE POLİTİKASI A. DEPRESYONUN TANIMI, NEDENLERİ VE ETKİLERİ Depresyon, ekonomide üretimin talep yetersizliğine bağlı olarak artmaması ve hatta azalmasıdır. Talebin daralması nedeni ile fiyatlarda sürekli olarak gerilemektedir. Depresyon dönemlerinde; — İşsizlik artar, — Fiyatlar genel seviyesi geriler, — Yatırımlar durur, — Milli gelirde negatif büyüme yaşanır,— Firmaların kar marjı düşer, B. DEPRESYONLA MÜCADELEDE  Harcama Politikası: Depresyonla mücadelede harcama politikasının amacı, milli gelir düzeyini yükseltme ve sosyal refahı artırmaktır. Milli gelir seviyesini ve sosyal refahı azami derecede artırabilmek için, devletin yaptığı harcamalar kadar bu harcamaların terkibi de önemlidir. Bu harcamaların bir plan ve programa bağlanması gerekmektedir. Çünkü plan ve program harcamalarda rasyonellik, çeşitli kamu giderleri arasında ahenk ve denge sağlar. Depresyonla mücadelede devlet tarafından yapılan harcamalar çeşitlerine göre başlıca, sosyal yardımlar, işsizlik yardımları ve transfer ödemeleri ve bayındırlık harcamaları olarak gruplandırılır.  Vergi Politikası: Depresyonla mücadelede vergi politikasının amacı, vergi indirimleri yoluyla özel harcamaları artırmaktır. Devri hareketlerle mücadeleye yönelen bir vergi politikasının amacı, milli gelir düzeyi tam çalışma milli gelir düzeyinin altında olduğu zaman, özel tüketim ve yatırım harcamalarını artırmak, milli gelir seviyesi tam çalışma milli gelir seviyesine ulaşınca, özel tüketim ve yatırım harcamalarını kısmaktır. Ekonomiyi böylece vergi politikası yoluyla düzenlemek isteyince, bu politikada azami derecede başarı sağlayabilmek için aşağıdaki hususlara dikkat etmek gerekmektedir.

105
— Her verginin yansıyıp yansımadığının açıkça bilinmesi, — Vergi mevzuunun, ekonominin içinde bulunduğu safhaya göre, gelir akımlarının olumlu veya olumsuz şekilde etkileyip, etkileyemeyeceği, yani iktisadi gayret ve faaliyetleri teşvik edip etmeyeceği, — Vergi politikası tedbirlerinin en uygun zamanda alınıp, alınmadığı, — Verginin yapısı bakımından mevzu ve oran itibariyle ayarlanmaya elverişli olup olmadığının önceden ortaya konması gibi sorunların araştırılmasından ibarettir.  Borçlanma Politikası: Depresyon zamanlarında borçlanma enflasyon dönemine göre daha kolaydır. Çünkü çok fazla atıl fon vardır. Atıl fonların devlet tarafından borçlanma suretiyle alınarak yatırımlara aktarılması depresyonu engelleyici olacaktır. Devlet, merkez bankasından borçlanmalıdır. Likiditeyi artırıcı borçlanmaya gidilmelidir. Borçlanma vadesi kısaltılarak, ekonomiden çekilen atıl fonların, faizleri ile birlikte ekonomiye dönüşünü hızlandırmalıdır.  Bütçe Politikası: Harcamaların artması ve gelirlerin azalmasının nedene olduğu yaratılan bütçe açığı ile genişletici etki yaratılmalıdır.
Enflasyonla Mücadelede Maliye Politikası Harcama Politikası — Genel olarak harcamalar kısılır, ancak cari ve transfer harcamalarının kısılması zor olacağı için yatırım harcamalarının kısılmasına gidilir. — Bu dönemde gelir dağılımı daha da bozulacağı için transfer harcamaları kısılamaz. — Yatırımların süreleri uzatılarak yıllara yayılabilir, kamu harcamalarının verimliliği artırılabilir, lüks tüketime yönelik kamu harcamaları daraltılabilir. Vergi Politikası — Vergiler açısından talebi kısıcı arzı artırıcı önlemler alınmalı. — Bireysel talebi kısmada gelir vergileri, toplumsal talebi kısmada ve kamu gelirlerini artırarak bütçe fazlası yaratmada gider vergileri daha etkilidir. Çünkü gider vergilerinin tabanı gelir vergilerine kıyasla daha geniştir. — Servet vergileri çok fazla etkili olmamakla birlikte, lüks mallar üzerindeki servet vergileri artırılarak lüks tüketime yönelim engellenebilir. Borçlanma Politikası — Uzun vadeli borçlanma tercih edilir. Özellikle yurt içi kaynaklar tercih edilerek ekonomideki fazla fon çekilmelidir. Yurt dışı borçlanma daha da fazla fon oluşturacağı için enflasyonu daha da fazla azdırabilir. — Düşük faizli borçlanılmalıdır. Yüksek faiz likiditeyi daha da artırır. — Bankaların yaratacağı kaydi para ve Merkez Bankasının yaratacağı emisyon nedeniyle para arzının artacağı için Bankalar ve Merkez Deflasyonla Mücadelede Maliye Politikası Harcama Politikası — Harcamalar arttırılır. — Ekonomi de en çok girdi sağlayan ve ekonomiyi daha hızlı canlandıran bayındırlık harcamalarına daha fazla önem verilmelidir. — Transfer harcamalarının çarpan etkisi diğer harcamalara göre (cari ve yatırım) daha azdır.

Vergi Politikası — Vergi oranları indirilip, vergi indirim, istisna ve muafiyetler daha da genişletilerek kullanılabilir gelir, dolayısıyla talep arttırılmaya çalışılır. — Bireysel talep açısından gelir vergileri, toplam talep açısından gider vergileri daha etkindir. Bu nedenle her ikisi de kullanılmadır. — Özel tüketim ve yatırım harcamalarını artıracak şekilde vergi yükü indirilmeli, tam istihdama ulaşınca özel tüketim ve yatırım harcamalarını kısıcı vergi politikası uygulanmalıdır. Borçlanma Politikası — Kısa vadeli, yüksek faizli borçlanmalıdır. Diğer bir ifade ile likiditeyi artırıcı borçlanma seçilmelidir. — Merkez Bankasından borçlanılarak emisyonun, Bankalardan borçlanılarak kaydi para mekanizmasının para arzını artırıcı etkileri kullanılmalıdır.

106
Bankasından borçlanılmamalıdır.

VII. STAGFLASYON İLE MÜCADELEDE MALİYE POLİTİKASI A. STAGFLASYONUN TANIMI VE ORTAYA ÇIKIŞ NEDENLERİ Stagflasyon, kullanılmayan üretim kapasitelerinin, işsizliğin ve yetersiz bir iktisadi büyüme ile yüksek bir fiyat artışının birlikte göründüğü iktisadi durumları ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Kısaca durgunluk içinde enflasyon yaşanmasıdır. Stagflasyon olgusunu açıklayan iki görüş vardır;  Post - Keynesyen Yaklaşım: Post – Keynesyen yaklaşıma göre stagflasyonun nedenleri kısaca; — Yapısal İşsizlik ve Enflasyon (teknolojik gelişme dolayısıyla, işçilerin işlerini kaybetmelerinin neden olduğu işsizlik). — Emek Piyasası (gelişmiş ülkelerde, ücretlerin aşağıya doğru esnek olmaması), — Eksik Rekabet (oligopolistik piyasa yapısının ekonomiye hakim olması nedeniyle ekonomide oluşan eksik rekabetin neden olduğu yüksek fiyatlar). — Gelir Bölüşümü (piyasalarda rekabet koşullarının olmadığı varsayımı altında, işçiler ve firmalar arasında milli gelirden daha fazla pay alma konusundaki mücadele stagflasyonist eğilimleri ortaya çıkarmaktadır). — Dış İktisadi Faktörler (Örneğin, ekonomi petrole bağımlı ise, dünyada oluşan bir petrol krizi içeride fiyatları artırırken, işletmeler kar marjlarını, işçiler de ücretlerini yüksek tutarsa, ekonomide fiyat – ücret spirali yolu ile stagflasyonist sürece girilmiş olacaktır).  Monetarist Yaklaşım: Friedman – Phelps, Philips eğrisini analiz ederek açıklamışlardır. Analizi, iki Philips eğrisi (kısa ve uzun dönem Philips Eğrisi) arasındaki farklılığa dikkat çekerek yapmışlardır. Kısa dönem Philips eğrisi, orijinal Philips eğrisi olarak kabul edilmekte, uzun dönem Philips eğrisinde ise, enflasyon ve işsizlik arasında bir değişimin olmadığını iddia etmişlerdir. Çünkü, uzun dönemde, yükselen enflasyon oranı beklendiğinde, ekonomi doğal işsizlik oranı (insanların mevcut ücret ve şartlarda çalışmak istemeleri veya iş değiştirme süresi içerisinde işsiz kaldıkları süre nedeni ile ekonominin genelinde oluşan işsizlik oranı) düzeyine dönecektir. Diğer bir deyişle, enflasyon bekleniyorsa, enflasyonun işsizlik oranı üzerinde bir etkisi olmayacaktır. Monetaristlere göre, ekonomide uygulanan genişletici ekonomik politikalar başlangıçta işsizlik oranını düşürecektir. Bu durumda parasal ücretler de artacaktır. Başlangıçta yükselen ücretler, enflasyon beklentisi içinde olamayan işçiler için cazip olacaktır. Ancak, sonraları enflasyon ekonomiyi etkisi altına aldıkça, işçiler enflasyonu beklemeye başlayacaklar ve bu beklenti onların kararlarını etkileyecektir. İşçilerin enflasyon beklentisi içinde olmaları, onların daha yüksek ücret talep etmelerine neden olacaktır. Çünkü işçiler fiyatlar arttığı için, ücretlerinin çok da yüksek olmadıklarını görecekler ve daha cazip işler aramaya başlayacaklardır. Bunun sonucunda işsizlik oranı yükselecek ve

107
doğal işsizlik oranına ulaşılacaktır. Dolayısıyla uzun dönemde, işsizlikle birlikte enflasyon yaşanacaktır. C. STAGFLASYONUN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN YAKLAŞIMLAR Stagflasyonu önlemek için aşağıdaki yollara başvurulabilir;  Ücret ve Fiyat Kontrolleri (Gelirler Politikası – Heteredoks Politikalar): Ücret ve fiyatlara devlet doğrudan müdahale ederek, kontrol altına alabilir (endekslenerek). Hatta devlet, ücret ve fiyatları dondurabilir. Ancak, bu durum rekabet kurallarına ters düşerek, piyasa mekanizmasının işleyişini aksatır.  Vergi Temelli Gelirler Politikası: Vergiler kullanılarak düşük ücret uygulamaları ödüllendirilmeli, yüksek ücret uygulayanlar cezalandırılmalıdır.  Sektörel ve Bölgesel Ağırlıklı Önlemler: Stagflasyonist sürecin yaşandığı durumda işsizlik belli sektörlerde yaşanıyorsa, bu işsizliği önlemek için global önlemler almak yerine o sektöre yönelik önlemler almak daha başarılı sonuçlar verecektir. Bu nedenle stagflasyonu engellemek için, desteklenecek sektörler selektif olarak belirlenmeli ve sübvansiyona başvurulmalıdır.  Stagflasyon ile Mücadelede Para ve Maliye Politikalarına İlişkin Araçların Optimal Bileşimi: Stagflasyon diğer faktörlerin yanı sıra, bir talep açığı ya da talep fazlasından kaynaklandığı tespitinde bulunulursa, talepte global ayarlamalara gitmek suretiyle stagflasyonla mücadelede edilebilir. Burada stagflasyonla mücadelede ortaya koyulan iddia şudur; — Para politikası kullanılarak, enflasyonla mücadele edilirken (daraltıcı para programı uygulanmalı), — Maliye politikası kullanılarak işsizlik ile mücadele edilmelidir. Genişletici maliye politikası uygulanmalıdır. Ancak, kamu harcamalarının artırılması yöntemiyle değil, vergi indirimi yoluyla ekonomi canlandırma noktasında genişletici maliye politikası uygulanmalıdır. Bu yaklaşımı savunan iktisatçılardan biri de Laffer’dir. Arz yönlü bir iktisatçı olan Laffer’e göre, vergi oranı ile vergi hasılatı arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Buna göre, vergi oranını belli bir düzeyden sonra artırmak, vergi hasılatını yükseltmek yerine düşürecektir. Laffer bu durumu, bir eğriyle (Laffer Eğrisiyle) aşağıdaki şekilde açıklamıştır.

108

LAFFER EĞRİSİ Vergi Hâsılatı

0

Vergi Oranları

100

VIII. MALİYE POLİTİKASI VE EKONOMİK BÜYÜME A. EKONOMİK BÜYÜMENİN TANIMI VE ÖNEMİ Ekonomik büyüme, hem toplam, hem de kişi başına gelir veya üretim miktarındaki bir artış olarak tanımlanabilmektedir. Dolayısıyla, bir ülkede mal ve hizmet üretimi artıyorsa, bu durum ekonomik büyümedir. Yaygın ve yoğun ekonomik büyüme olmak üzere iki tür ekonomik büyümeden bahsetmek mümkündür. Buna göre yaygın ekonomik büyüme, bir ülkenin üretimi gerçek GSMH olarak artmasıdır. Yoğun ekonomik büyüme ise, kişi başına düşen mal ve hizmet miktarındaki artıştır ve ölçüsü de kişi başına gerçek GSMH’dir. İktisadi büyüme; — Yüksek istihdam düzeyini sağlar. — Yapısal değişimi kolaylaştırır. — Ulusal ve uluslararası gelir dağılımı farklılıklarından kaynaklanan çatışma ve sorunları yumuşatır. — Çalışma ortamının iyileştirilmesi ve kaynak tasarrufuna yol açan yatırımlar için uygun koşullar sağlar. B. MALİYE POLİTİKASININ EKONOMİK BÜYÜME ÜZERİNDEKİ ETKİSİ  Emek Arzı Üzerine Etkisi: Emek arzı ile ilgili olarak en önemli maliye politikası aracı vergilerdir. Emeğin karşılığı olan ücretleri hedef alan bir vergi politikası, işgücü arzını artırabilir veya azaltabilir. Emeğin karşılığı olan ücretlere yüksek marjinal vergi (dolaysız vergi) oranları uygulandığında yükümlüler fazla çalışmaktan alıkonabilir. Bir başka ifadeyle, verginin ikame etkisi ortaya çıkmamalıdır. — Verginin ikame etkisi: Uygulamaya konulan bir vergi dolayısıyla kişinin boş gezmeyi tercih etmesidir. — Verginin gelir etkisi: Uygulamaya konulan bir vergi dolayısıyla kişinin daha fazla çalışarak gelir kaybını gidermeye çalışmasıdır.

109
Kamu harcaması yolu ile bir nüfus politikası izlemek, konut sektöründe yapılacak düzenlemelerle, meslek okulları, kreşler, anaokulları ile işgücünün çalışma hayatına katılması kolaylaştırılır ve emek arzı artırılır.  Teknolojik Gelişme Üzerindeki Etkisi: Üretim faktörleri verimliliğinin ve bu bağlamda milli gelirin artması, yeni teknolojik gelişmelerin izlenmesi ve kullanılmasıyla sağlanabilmektedir. Devlet, teknolojik gelişmeyi etkilemek ve için kamu harcamalarına ve kamu gelirlerine başvurur. Devlet, kamu harcamalarıyla teknolojinin gelişmesini ve yeni buluşların kullanımını sağlayabilir. Kamu gelirleriyle de teknolojik gelişme etkilenebilir. Buna göre, özel araştırmalara ait giderler vergiden muaf tutulmak veya matrahtan indirilme, hızlandırılmış amortismana tabi tutulmak yoluyla teşvik edilerek, büyüme amacıyla yönlendirilmeye çalışılır. IX. MALİYE POLİTİKASI VE EKONOMİK KALKINMA A- EKONOMİK KALKINMANIN TANIMI Ekonomik büyüme, yukarıda da belirtildiği gibi, bir ülke üretiminin gerçek GSMH olarak artmasıdır. Bir başka ifadeyle, GSMH’nin reel olarak artmasıdır. Ekonomik kalkınma kavramı ise, kişi başına gerçek gelir miktarındaki artışın yanı sıra, ilkel üretimden çağdaş üretime geçişi, milli gelir içinde tarım sektörünün payı düşerken sanayi sektörünün payının yükselmesini ve ekonomide sosyal ve politik alandaki çağdaşlaşmayı kapsayan bir kavram olarak düşünülmektedir. Hatta son zamanlarda, ekonomik kalkınma kavramı, adil bir gelir dağılımını sağlama amacını da kapsaması gerektiği konusunda eğilimler mevcuttur. Ekonomik kalkınma ve ekonomik büyüme ayrı kavramlar da olsa, ekonomik kalkınma için ekonomik büyüme gerçekleştirilmelidir. Gerçekten, sürekli ekonomi büyüme olmadan ekonomik kalkınmanın gerçekleştirilmesi mümkün olmamaktadır. Ekonomik kalkınmanın gerçekleştirilmesinde kamu kesimine önemli görevler düşmektedir. Dolayısıyla, kalkınma sorununun çözümü için maliye politikası araçlarına başvurma gerekliliği ortaya çıkmaktadır. B. EKONOMİK KALKINMANIN KOŞULLARI Ekonomik kalkınmanın sağlanması için; — İç tasarruf artırılmalı, — Yatırımlar artırılmalı, — İhracatı geliştirici politikalar izlenmeli, — Dış kaynaklara yönelik politikalar izlenmeli, — Kamu yönetiminde etkinliği artırıcı politikalar izlenmeli, — Teknoloji ithaline yönelik politikalar izlenmelidir.

110
İktisadi kalkınmanın temelinde sermaye birikimi önemli rol oynamaktadır. Sermaye birikiminin sağlanmasında da, yatırımların önemi büyüktür. Yatırımlar için de tasarrufların artırılması gerekmektedir. X. YATIRIMLARIN DEĞİŞKENLİĞİ VE MİLLİ GELİR: LM - IS EĞRİSİ Gelir düzeyi ile faiz oranı arasındaki ilişkiyi gösteren eğriye (Mal Piyasasındaki Denge) IS eğrisidir. Bu eğri üzerindeki her noktada mal piyasası dengededir. Faiz oranı ile gelir düzeyi arasındaki ilişkiyi gösteren pozitif eğilimli eğriye LM (Para Piyasasında Denge) eğrisi denir. IS ve LM aynı diyagrama alındığında iki eğrinin kesim noktası para ve mal piyasalarının birlikte dengeye geldiği faiz ve gelir düzeyini gösterir. Keynesin ileri sürdüğü spekülasyon güdüsü ile para talebi faiz esnekliğinin sonsuz olduğu noktada LM yatay eksene paralel, yatırım talebi faiz esnekliğinin sonsuz olduğu noktada ise IS eğrisi yatay eksene paralel olur. Buna göre; — IS eğrisinin yatay eksene paralel olduğu noktada para politikası etkin, maliye politikası etkisiz, — LM eğrisini yatay eksene paralel olduğu noktada maliye politikası etkin, para politikası etkisiz, Para piyasasındaki dengeyi para arzı yani para politikası, mal piyasasındaki dengeyi yatırım, yani talep artışına bağlı olarak artan yatırım harcamaları etkiler. IS ve LM eğrilerinin sağa kayması milli gelirde artış, sola kayması milli gelirde azalış yaratır. Buna göre IS ve LM eğrilerinin sağa ve sola kaymasında etkili olan unsurlar şunlardır;

Faiz (r)

LM1

LM2

IS2 IS1 Y1 Y2 Milli Gelir (Y)

DeğişimLMISMilli GelirKamu Har. ArtışıDeğişmezSağa KayarArtarKamu Har. AzalışıDeğişmezSola KayarAzalırVergilerin ArtırılmasıDeğişmezSola KayarAzalırVergilerin AzaltılmasıDeğişmezSağa KayarArtarPara Arzının ArtırılmasıSağa KayarDeğişmezArtarPara Arzının AzaltılmasıSola KayarDeğişmezAzalır

XI. PARA VE MALİYE POLİTKALARININ ETKİNLİĞİ A. KAPALI EKONOMİ

111
 Para Politikası: Para arzındaki artış faizleri indirir ve yatırımların artmasına neden olarak milli geliri artırır. Yatırım talebi faiz esnekliğinin sonsuz olduğu kesimde (IS eğrisinin yatay eksene paralel olduğu kısımda) para politikası etkin maliye politikası etkisizdir.  Maliye Politikası: Kamu harcamaları artırılarak veya vergileri azaltılarak çarpan mekanizmasızında etkisiyle milli gelir artırılır. Spekülasyon güdüsüyle para talebi esnekliğinin sonsuz olduğu (likidite tuzağı) kısımda (LM yatay eksene paraleldir), maliye politikası etkin para politikası etkisizdir. B. AÇIK EKONOMİ 1. Sabit Kur  Para Politikası: Para arzının artması faizleri düşmesine ve düşen faizler yurtiçindeki sermayenin yurt dışına kaymasına ve para arzının daralmasına neden olur. Kısaca baştaki genişletici etki tersine döner. Ayrıca para arzının artışının yarattığı ilk etki yurtiçi fiyatlar genel seviyesinin artmasıdır. Yurtiçi fiyatlar artarken, kurun sabit olması nedeni ile ithalat ucuzlar ve ihracat pahalılaşır. Bu durum yurtiçi talebi yurtdışına kaydırır ve daraltıcı etkiye neden olur. Para politikası etkisizdir.  Maliye Politikası: Kamu harcamalarının artması, işlem güdüsüyle para talebini artırır, artan para talebi faizleri yükseltir. Faizlerin yükselmesi yabancı sermayeyi ülkeye çekerek genişletici etki yaratır. Diğer taraftan, sermaye girişine bağlı döviz arzındaki artış nedeniyle döviz alımı yapan Merkez Bankası yerli para arzını artırdığı için düşen faizler yatırımı artırarak genişletici etki yaparken, sermaye girişi de durur. Hem kamu harcamalarının artışından hem de ülkeye giren yabancı sermayenin yerli paraya çevrilmesinden kaynaklanan para arzının artması genişletici etki yaratacaktır. Maliye politikası etkindir. 2. Dalgalı Kur  Para Politikası: Para arzının artması faizleri düşmesine ve düşen faizler yurtiçindeki sermayenin yurt dışına kaymasına ve para arzının daralmasına neden olur. Ancak yaratılan bu ilk etkinin ardından, dalgalı kurda değeri düşen yerli para nedeniyle sermeye çıkışı durur ve ithalat pahalılaşarak ihracat ucuzlar. Bu durum yurtiçi talebi artırarak genişleme etkisi yaratır. Ayrıca artan para arzının düşürdüğü faizlerde yatırımların artmasına neden olarak, genişletici etki yaratacaktır. Para politikası etkindir.  Maliye Politikası: Kamu harcamalarının artışına bağlı olarak yurtiçi ve yurtdışına doğru (ithalat) talep artacak, artan talep para talebini artıracak ve para talebi faizler artırarak yatırımları düşürecektir. Diğer taraftan faiz artışı nedeniyle ülkeye giren yabancı sermaye, kuru düşürerek yerli parayı değerlendirecek ve ithalatın artıp ihracatın azalmasına neden olacaktır. Sonuç olarak daralma yaşanacaktır. Sermaye girişine bağlı olarak artan para arzı (dövizin YTL’ye çevrilesi ile), faizleri düşürüp yatırımı artırsa da ucuzlayan ithalat nedeniyle yurtdışına kayan talep bu durumu engelleyecektir. Maliye politikası etkisizdir. XII. MALİYE POLİTİKASI VE GELİR DAĞILIMI

112
A. GELİR DAĞILIMI, TÜRLERİ VE GELİRİN YENİDEN DAĞILIMI Bir toplumda milli gelirin çeşitli gruplar arasındaki dağılım şekline gelir dağılımı denilmektedir. Bunun için genellikle alt, orta ve üst gelir grupları oluşturulur ve yıllık gelirleri bu gruplara düşen ev halkı ya da ailelerin oranları hesaplanarak bir tablo düzenlenir. Buna göre, bir toplumda alt gelir grubunda bulunan birimlerin derecesi ne kadar yüksekse, o toplumda mili gelir dağılımı o derece eşitlikten uzaktır. Bir başka deyişle, o toplumda nüfusun yüksek bir oranı, milli gelirin ufak bir payını, çok düşük oranı da büyük bir payını almaktadır. Gelir Dağılımının Türleri;  Fonksiyonel Gelir Dağılımı: Üretim faktörlerinin üretime katılmaları sonucu milli gelirden aldıkları payı gösterir.  Kişisel Gelir Dağılımı: Milli gelirin kişiler veya tüketici birimler arsındaki dağılımını gösterir.  Sektörel Gelir Dağılımı: Çeşitli üretim faktörlerinin sosyal hasıladan aldıkları payı gösterir.  Bölgesel Gelir Dağılımı: Bir ülkenin çeşitli bölgeleri arasında kişi başına düşen gelir farklılıklarını ortaya koymak için kullanılmaktadır. Gelir dağılımının ölçümünde Lorenz Eğrisi kullanılmaktadır. Şekilde görüldüğü gibi yatay eksen, gelir sahibi kişilerin miktarını, dikey eksen ise gelirin düzeyini kümülatif yüzdeler halinde göstermektedir. Şekilde (OA) köşegeni milli gelirin bütün kişilere eşit dağıldığını gösterir. Bu doğruya mutlak eşitlik doğrusu denir. Mutlak eşitlik doğrusunun kalan eğri, gelirin dağılımı bakımından söz konusu olabilecek eşitsizlik olasılıklarını gösterir. Bu eğri mutlak eşitlik doğrusuna yaklaştıkça milli gelir dağılımdaki eşitsizlik azalırken, mutlak eşitlik doğrusundan uzaklaştıkça eşitsizlik artar.

113

100

A

Gelirin Düzeyi (%)

0 Gelir sahibi bireyler (%)

100

Gelir dağılımdaki eşitsizliği ölçmek Gini Katsayısı ile mümkündür. Gini Katsayısı, Lorenz eğrisinde 45 derecelik doğru ile Lorenz eğrisinin kavisi arasında kalan alanın tüm üçgen alana oranı olarak hesaplanır. Buna göre, 0 ile 1 arasında bir rakam olacaktır. Katsayı sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımı mutlak eşitliğe yönelir, bire doğru yaklaştıkça gelir dağılımı eşitlikten uzaklaşır.

Gelir Dağılımı - Maliye Politikası Harcama Politikası

Kalkınmayı - Maliye Politikası Harcama Politikası

114
— Transfer harcamaları arttırılmalıdır (sosyal amaçlı transfer harcamaları). — Özellikle eğitim, sağlık gibi gelir dağılımını düzenleyici altyapı yatırım harcamaları arttırılmalıdır. — Faiz harcamaları gelir dağılımını bozucu etkiye sahiptir. — Cari harcamalar gelir dağılımını enflasyonist ortamda bozucu, deflasyonist ortamda düzenleyici bir fonksiyona sahiptir. Vergi Politikası — Gelir vergileri artan oranlı, geniş tabanlı, muafiyet ve istisnaları gelişi güzel belirlenmemiş, kaçakçılık ve kaçınmanın mümkün olduğunca az olduğu ve mümkün olduğunca sübjektif olan bir yapıya sahip olmaları gerekir. — Gider vergileri tersine artan oranlı özellikler nedeniyle gelir dağılımını bozar. Bu vergilerde özellikle zorunlu tüketime yönelik harcamalar üzerinden düşük, lüks tüketime yönelik harcamalar üzerinde daha yüksek vergi alınmalıdır. — Servet vergileri yansımaları zor, sübjektif ve gelir dağılımı açısından en önemli vergilerden biridir. Ancak gelir ve gider vergilerine oranla tabanları daha dar olduğu için çok fazla etkin değildirler. — Alt yapı yatırımları artırılmalı, — Cari harcamalarda artırılmalı (kalkınmayı hızlandıracak talep desteği için), — Özellikle üretime yönelik transfer harcamaları artırılmalı (iktisadi amaçlı transfer harcamaları),

Vergi Politikası — Tasarrufu artırıcı (lüks tüketime yönelik vergiler artırılabilir), — Gelir üzerinden alınan vergiler ortalama oran yüksek, marjinal oran düşük uygulanarak gelir etkisi yaratılabilir ve üretim kapasitesinin artışı sağlanabilir, — Dolaylı vergilerin talep emici ve kaydırıcı özelliği, tüketim/tasarruf - lüks tüketim/zorunlu tüketim – iç tüketim/ihracat oranlarının değişmesi üzerinde etkili olabileceği için bu amaçlar doğrultusunda kullanılabilir, — Servet vergileri kullanılarak lüks tüketime gidecek kaynakların kamu sermaye birikimine aktarımı sağlanabilir, — Yatırımları artırıcı, — Bölgeler ve sektörler arası dengesizlikler giderilmeli, — Kamu tasarrufu finanse edilmeli (vergi sistemi, kaynakların özel sektörden kamu sektörüne aktarılmasını sağlayan bir yapıya sahip olmalı). Borçlanma Politikası — Ülke tasarrufu yetersiz olduğu için dış kaynaklara başvurulmalı, — Yatırım harcamalarını finanse etmek amacıyla borçlanılmalı, — Tasarrufları yatırımlara yönlendirmek, dış kaynak çekmek için reel faiz kullanılmalı.

Borçlanma Politikası — Borç veren kesim ile borç ana para ve faizlerini ödeyen kesimler arasında farklılık var ise gelir dağılımı bozulmaktadır. — Özellikle borç tahvil ve bono faiz gelirlerinin vergi dışı bırakılması bu etkiyi daha da artırır, — Uzun vadeli borçlanma nesiller arası borç yükü aktarımına neden olmakta ve borcu ödeyen nesil üzerinde gelir dağılımını bozucu bir etki yaratmaktadır.

XII. KAMU KESİMİ FİNANSMAN AÇIĞININ TANIMI A. KAMU KESİMİ FİNANSMAN AÇIĞININ TANIMI Kamu açıklarını çeşitli yaklaşımlara göre tanımlamak mümkündür. Buna göre; kamu açıkları, geleneksel açık, cari – sermaye açığı, birincil açık ve işlemsel açık olarak tanımlanabilmektedir.  Geleneksel Açık: Kamu harcamalarının kamu gelirlerinden çıkarılması sonucu ortaya çıkan açıktır. Bu tanım klasik bir tanımdır ve ülkeler arasında karşılaştırılmaların daha kolay sağlanabilmesi için, “Kamu Kesimi Borçlanma Gereği” olarak ortaya konmaktadır.  Cari Açık: Cari bütçe açığı olarak tanımlanabilmektedir. Cari bütçede, yatırım harcamaları ile sermaye gelirleri hesaba katılmaz. Devletin sosyal olarak karlı yatırımlarını

115
finanse etmek için borçlanması ve bu yolla gelir elde etmesi de geçerli iken, devlet maliyesinin gerçek durumunu cari bütçe denkliği göstermektedir. Sermaye Açığı: Yatırım harcamalarının finansmanı dolayısıyla yapılan borçlanmaların reel faizleri, yatırımdan elde edilen reel getiriden yüksek ise ortaya çıkmaktadır.  Birincil açık: Bütçede borçlanma nedeniyle karşılaşılan faiz yükü dışında, bütçenin açık verme durumudur. Başka bir ifadeyle, bütçe açığından faiz giderleri düşüldükten sonra ortaya çıkan açıktır. Birincil fazla yani faiz dışı fazlanın milli gere oranı, büyüme rakamına eşit ise borç stokunun milli gelire oranı değişmez, faiz dışı fazla oranı büyükse borç stokunun milli gelire oranı azalır.  İşlemsel Açık (Operasyonel Açık): Bütçe açığından enflasyon nedeniyle aşınmaya uğrayan kısmının çıkarılması sonucu ortaya çıkan açıktır. Başka bir ifadeyle, devlet borç senetlerinin faiz oranları enflasyon oranı düzeyinde ise, işlemsel açık söz konusu olmayacaktır. Fakat devlet borç senetlerinin faiz oranları enflasyon oranının üzerinde ise, kamudan bireylere veya kuruluşlara kaynak transferi nedeniyle kamu açığı daha fazla olacağı için, bu durumda işlemsel açık meydana gelecektir. Not: Borçların sürdürülebilmesi için birincil fazlanın (FDF-Faiz Dışı Fazla) verilmesi ve bu fazlanın milli gelir büyüme rakamına eşit ya da fazla olması gerekir. Aşağıdaki koşullarda borçlar sürdürülebilirdir, — Faiz Dışı Fazla verildiğinde, reel faizin büyüme rakamına eşit (borç stoku değişmez) ya da daha küçük olması (borç stoku azalır) gerekir. — Faiz Dışı Denge verildiğinde, reel faizin büyüme rakamına eşit (borç stoku değişmez) ya da daha küçük olması (borç stoku azalır) gerekir. -— Faiz Dışı Fazlanın milli gelire oranı, milli gelir rakamına eşit olması (borç stoku değişmez) ya da daha büyük olması (borç stoku azalır) gerekir. B. KAMU KESİMİ FİNANSMAN AÇIĞININ ORTAYA ÇIKIŞ NEDENLERİ Kamu kesimi finansman açığının ortaya çıkış nedenlerini, kamu gelirlerinin yavaş artışı, kamu harcamalarının hızlı artışı ve borçlanma olarak belirtmek mümkündür. Buna göre kamu açıklarının ortaya çıkış nedenlerini özetlersek; Kamu gelirlerinin yavaş artışına neden olan faktörler, — Basit usulde vergilendirme, — Kayıt dışı ekonomi, — Muafiyet ve istisnalar, — Vergiye karşı direnme, — Vergi bilincinin oluşmaması

Kamu harcamalarının hızlı artışına neden olan faktörler, — Aşırı istihdam, — Ücret dengesizlikleri,

116
— Hızlı kentleşme, Borçlanma Kamu harcamalarının olağan kamu gelirleriyle karşılanmayan kısmı, monetizasyon ya da iç ve dış tasarruflara, başka bir ifadeyle iç ve dış borçlanmaya başvurularak sağlanmaya çalışılmaktadır. Borçlanma, kamu finansman açığı nedeniyle başvurulan mali bir araç olmakla birlikte, maliye politikasının amaçları olan, iktisadi kalkınmanın, iktisadi istikrarın, gelir dağılımında adaletin sağlanması için de başvurulan kaynak haline gelmiştir. Borçlanmaya ekonomik ve sosyal amaçlarla da başvurulması, borçların miktarında ve bileşiminde değişiklikler yapılması suretiyle oluşturulan borç yönetimi politikalarını ortaya koymuştur. Borçlanma, borç yönetimi politikasının yöntemine göre farklı sonuçları ortaya çıkarmaktadır. Çeşitli teorilere göre de faklı ekonomik ve sosyal sonuçları meydana getirmesi beklenmektedir. Ricardian Eşdeğerlik kuramına göre, rasyonel beklentilere sahip hane halkları devlet bütçesindeki bugünkü değişikliklerin gelecekteki doğru biçimde algıladıkları sürece, özel tasarrufları ulusal tasarruf düzeyindeki değişiklikleri telafi edecekleri düzeyde uyaracaklardır. Bu sürecin sonunda, mevcut fiyat ve faiz oranlarında hiçbir değişiklik ortaya çıkmayacaktır. Buradan hareketle, kamu açıklarının fiyat istikrarında herhangi bir etkiye yol açmaması gerektiği ileri sürülmektedir”. Ayrıca, yapılan borçlanma yatırımlarda kullanılmış ise, borcun ödeneceği dönemde yatırım nedeniyle elde edilen gelirler neticesinde borcun ödenebileceği ve böylece hem kamu gelirlerinin zorlanmayacağı hem de nesiller arası bir yük aktarımının söz konusu olmayacağı belirtilmiştir. Kısacası Ricardian Eşdeğerlik Kuramına göre kamu açıklarının ekonomik istikrar üzerinde hiçbir etkisi bulunmamaktadır. Ancak söz konusu durumun gerçekten fiyat istikrarında herhangi bir etkiye sahip olabilmesi için kamu bütçesinin sürekli olarak ve artan biçimde faiz dışı fazla vermesi veya yapılan borçlanmanın yatırımlarda kullanılması gerekmektedir. Aksi takdirde, Sargent - Wallace’nin Hoş Olmayan Aritmetik olarak belirttiği durum er yada geç gerçekleşecektir. Sargent – Wallace’nin Hoş Olmayan Aritmetiğine göre, bir ülkede kamu açıklarının finansmanı parasal genişlemeyi engellemek ve enflasyona sebep olunmaması adına borçlanma ile yapılırsa, borçlanma miktarı artarak sürdüğü müddetçe reel faiz yükselecek ve borçlanma sadece borçlanma faizinin ödenebilinmesi için yapılır hale gelecektir. Borçlanmanın tıkanmaya başladığı, hatta tıkanma beklentisinin oluşmaya başladığı noktada para politikası artık işlemez olacaktır. Bu durumda hükümet borçlarını ödeyebilmek adına para basmak zorunda kalacak buda daha yüksek enflasyona neden olacaktır. Kısacası, mali açıkların süreklilik kazandığı bir süreçte, uzun dönemde kamu açıklarının borçlanarak kapatıp aynı anda da fiyat istikrarını sağlamak mümkün değildir. Ancak vergi geliri elde etmek yerine borçlanmanın tercih edilmesi ve kamunun finansmanında bu yöntemin sürekli kullanılır hale gelmesi, iç ve dış borç stokunun giderek artmasını ve borç sarmalı içine girilmesi durumunu da meydana getirebilmektedir. Ayrıca borç sarmalının artışı, bütçelerde ciddi bir faiz yükünü beraberinde getirebilecek ve sonuçta — Transfer harcamaları

117
kamu finansman krizinin derinleşmesi sorunuyla karşı karşıya kalınabilecektir. Dolayısıyla borçlanmanın ekonomik ve sosyal amaçla verimli alanlarda kullanılmayıp, sadece kamunun finanse edilmesi ve borçların tekrar çevrilmesi için kullanılması, faiz yükünü önemli ölçüde artıracaktır. Başka bir ifadeyle, kamu harcamaları içinde transfer harcamalarının artışına neden olacaktır. Transfer harcamalarının da yükseliş eğilimi içinde olması kamu finansman krizini daha fazla derinleştirecektir. Sargent – Wallace’nin Hoş Olmayan Aritmetiğine göre, bir ülkede kamu açıklarının finansmanı parasal genişlemeyi engellemek ve enflasyona sebep olunmaması adına borçlanma ile yapılırsa, borçlanma miktarı artarak sürdüğü müddetçe reel faiz yükselecek ve borçlanma sadece borçlanma faizinin ödenebilmesi için yapılır hale gelecektir. Borçlanmanın tıkanmaya başladığı, hatta tıkanma beklentisinin oluşmaya başladığı noktada para politikası artık işlemez olacaktır. Bu durumda hükümet borçlarını ödeyebilmek adına para basmak zorunda kalacak buda daha yüksek enflasyona neden olacaktır. C. KAMU FİNANSMAN AÇIĞININ ETKİLERİ Kamu finansman açığının iktisadi kalkınmaya ve büyümeye, iktisadi istikrara ve gelir dağılımına etkileri vardır. Bu etkilerin ortaya konması ve değerlendirilmesi yaratacağı ekonomik ve sosyal sonuçlar açısından da gerekmektedir.  İktisadi Kalkınmaya ve Büyümeye Etkisi: Kamu finansman açığının etkilerini çeşitli yaklaşımlar açısından değerlendirmek mümkündür. Bu yaklaşımları Keynesyen yaklaşım ve Neo- Klasik yaklaşımlar olarak ortaya koymak mümkündür. Keynesyen yaklaşımda, kamu harcamalarının artışıyla birlikte kişilerin cari kullanılabilir gelirlerinde artış olacağı ve bu gelirlerinin tüketime yönelmesi nedeniyle mal ve hizmetlere olan talebin artacağı, eğer ekonomi eksik istihdamda ise, milli gelirde artış meydana geleceği ve bu durumun ekonomik büyümeye etkisinin olumlu olacağı belirtilmektedir. Ayrıca iktisadi kalkınmanın sağlanması için de yapılması gereken sosyal ve ekonomik yatırımların artırılması nedeniyle kamu harcamalarının artırılması, bütçe açıklarına neden olsa da kalkınmaya etkisi olumlu olacaktır. Neo – Klasik yaklaşıma göre, ekonomi her zaman tam istihdam seviyesinde olduğu için, bütçe açıklarının finansmanının sağlanması için borçlanmaya başvurulması, faiz oranlarını yükseltecek ve özel yatırımları dışlama etkisi yaratması nedeniyle ekonomik büyümeyi olumsuz yönde etkileyecektir. Ayrıca kapalı bir ekonomide kamu açığının oluşması, yurt içi sermaye birikimini geciktireceği için ekonomide kişi başına daha düşük sermeye ve emek düzeyinin ortaya çıkmasına yol açacağı, bu durumun da ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyeceği ileri sürülmektedir. İktisadi kalkınmanın da kamu finansman açıklarından özel sektör yatırımlarının dışlanması nedeniyle olumsuz etkileneceği, neo – klasikler tarafından ileri sürülmektedir.  İktisadi İstikrara Etkisi: İktisadi istikrarı sağlamak, temel iki iktisat politikası amacı olan fiyat istikrarını ve ekonomide tam istihdamı gerçekleştirmekle mümkün olabilmektedir.

118
Ekonomi deflasyonist bir yapı içindeyken, kamunun harcamalarını artırarak açık vermesi, ekonomide toplam talep düzeyini etkileyeceği için, tam istihdamın gerçekleşmesine katkıda bulunacaktır. Ancak ekonomi tam istihdam veya aşırı istihdam (enflasyon) düzeyinde ise, yukarıdaki durumun tam tersi bir süreç ortaya çıkacaktır. Ekonomi, tam istihdam durumundan giderek uzaklaşarak enflasyonist bir yapıya sürüklenecektir. Fiyat istikrarını sağlamak konusunda ise, yine ekonominin içinde bulunduğu konjonktürel yapının incelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Ekonomi tam istihdam durumundayken kamu harcamalarının artışı ve bu artış nedeniyle oluşan kamu açıkları, ekonomiyi enflasyonist bir ortama doğru sürükleyerek fiyat artışlarına neden olacaktır. Ancak ekonomi eksik istihdam durumunda ise, kamu harcamalarındaki artış ve kamu açıkları ekonomiyi tam istihdam durumuna getirerek fiyat istikrarının sağlanmasına katkıda bulunabilecektir.  Gelir Dağılımına Etkisi: Günümüzde gelir dağılımında denge, kamu harcamalarıyla başka bir ifadeyle kamu harcamaları içinde transfer harcamalarının kullanılmasıyla sağlanmaktadır. Kamu harcamalarının artışı daha çok alt ve orta gelirli grupların gelir düzeylerinin yükseltilmesi için kullanıldığında, gelir dağılımına düzenleyici bir etkisi olacaktır. Gelir dağılımını düzenlenmek amacıyla, kamu finansman açıklarının borçlanmayla finanse edilmesi durumunda, üst gelir gruplarından yapılan borçlanma sonucu elde edilen fonların, alt gelir grupları lehine kullanılması olumlu sonuç meydana getirecektir. Ancak, yüksek reel faizlerle ve kısa vadeli olan borçlanma, kamudan üst gelir gruplarına kaynak transferi anlamına gelecektir ki, bu durum da alt gelir grupları aleyhine olacaktır. Transfer harcamalarının faiz harcamaları dışında, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik alanlarında yapılması ve bu nedenle oluşacak kamu açığı, gelir dağılımına olumlu etkide bulunmuş olacaktır. Ancak kamu finansman açığının giderilmesinde başvurulan yöntem de gelir dağılımındaki düzenlemeleri etkileyecek boyutta olabilmektedir.

119
VERGİ HUKUKU BİRİNCİ BÖLÜM VERGİ HUKUKUNUN KAYNAKLARI VE VERGİ KANUNLARININ UYGULANMASI I. VERGİ HUKUKUNUN KAYNAKLARI Vergi hukukunun kaynakları bağlayıcılık kriterine göre ve kaynağı yaratan organa göre sınıflandırılmaktadır. Bağlayıcılık kriterine göre asli ve yardımcı kaynak ayrımına yapılırken, kaynağı yaratan organ açısından yasama organından doğan kaynaklar, yürütme organından doğan kaynaklar, yargı organından doğan kaynaklar ve diğer kaynaklar ayrımı yapılmaktadır. Vergi Hukukunun Kaynaklarının Sınıflandırılması
Asli ve Yardımcı Kaynak Sın. Asli Kay. Yardımcı Kay. — Anayasa — Diğer Yargı Kar. — Kanun — II. Grup Teb. — Ulus. An. — Genelgeler — KHK — Sirkülerler — BKK — Özelgeler — Tüzük — Bilimsel Doktrin — Yönetmelik — Örf ve Adetler —Anayasa Mah. Kar. — İçtihadı Bir. Kar. — Bağlayıcı Genel Teb. Kaynağı Yaratan Organa Göre Sın. Yasama Org. Yürütme Org. — Anayasa — Kanun — Ulus. An. Yargı Org.

— KHK — Ana. Mah. Kar. — Doktrin — BKK — İçtihadı Bir. Kar. — — Tüzük — Diğer Yargı Kar. —

— Tebliğ — Mukteza

A. ASLİ KAYNAKLAR 1. Anayasa Vergi hukukunun kaynakları arasında hiyerarşik anlamda en üst sırada yer almaktadır. Vergi hukukunun diğer kaynakları Anayasaya aykırı olamaz. Anayasamızın 73. maddesinde verginin kanunilik,
1

adalet,

eşitlik

ve

kamu

harcamalarının

karşılığı

olma

ilkeleri

vurgulanmaktadır . 2. Kanun Vergi Anayasa’nın 73. maddesine göre kanun ile konulur, değiştirilir ve kaldırılabilir. Ancak bir verginin uygulanabilmesi için o vergi ile ilgili kanunun bulunması yeterli değildir. Uygulanacak olan verginin uygulanacağı yıl bütçesinin (C) cetvelinde de belirtilmesi şarttır. Vergi kanunun uygulanabilmesi için bir diğer şartta verginin konusu, yükümlüsü, matrahı, tarifesi ve tahsil şekilleri gibi vergilendirmenin temel unsurlarının vergi ile ilgili kanunda hükme bağlanmış olmasıdır.

1

Anayasa’nın 73. maddesi, “Herkes kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kurulu’na verilebilir.”

120
3. Uluslararası Anlaşmalar Anayasa’nın 90. maddesi usulüne göre yürürlüğü konulan uluslararası anlaşmalarında kanun hükmünde olacağına hükmeder. Buna göre, yapılan uluslararası anlaşmalar TBMM tarafından bir kanun ile uygun bulunması halinde yürürlüğe konulabilir. Ayrıca devlet maliyesi açısından bir yüklenim gerektiren veya Türk kanunları açısından bir değişikliğe neden anlaşmalarında mutlaka TBMM tarafından onaylanması ve bir kanunla uygun bulunması şarttır. Uluslararası anlaşmalara karşı Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. 4. Kanun Hükmünde Kararname (KHK) Bakanlar Kurulu, KHK ile vergiye ilişkin değişikliği sadece olağanüstü hallerde

çıkarabilmektedir. Bu nedenle KHK ile vergiye ilişkin olarak yapılan düzenlemeler Anayasa Mahkemesinde iptal davası konusu yapılamaz. Çünkü olağanüstü hallerde çıkarılan KHK’lere karşı Anayasa Mahkemesinde iptal davası açılamaz. 5. Bakanlar Kurulu Kararları (BKK) Anayasa’nın 73. maddesinin fıkrasına göre; “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kurulu’na verilebilir.” Buna göre Bakanlar Kurulu’nun vergi kanunlarında belirtilen sınırlar dahilinde değişiklik yapma hakkı bulunmaktadır. Ayrıca, Anayasa’nın 167. maddesine göre ülke ekonomisine yayarı olmak şartı ile kanunla Bakanlar Kurulu’na ithalat, ihracat ve diğer dış ticaret işlemleri üzerine vergi ve benzeri mali yükümlülükler dışında ek mali yükümlülükler koyma ve bunları kaldırma yetkisi verilebilir. Not: KHK (Olağanüstü KHK) ve BKK arasındaki farklılıklar — KHK için bir yetki kanunu gerekirken (olağanüstü hal ilanı), BKK için böyle bir şart yoktur. — KHK için bir süre sınırı vardır (olağanüstü halin süresi vb.), BKK için böyle bir sınır yoktur. — BKK vergi kanunlarında belirtilen sınırları aşamaz iken KHK için böyle bir sınır yoktur. Ancak KHK Anayasa’da belirtilen hususlar ile ilgili düzenleme yapamaz. — KHK TBMM onayına sunulmak zorunda iken BKK onaya sunulmak zorunda değildir. 6. Tüzük Tüzük kanunların uygulanmasına ilişkin şekil ve esasları içeren, açılayıcı ve yol gösterici nitelikteki hukuk kuralları getiren metinlerdir. Anayasa’da Bakanlar Kurulu’na tüzük çıkarma yetkisi vermiştir (115. madde). Ancak Anayasa ve yasalara aykırı olamayacağı gibi yeni norm ve hükümde getiremezler. Tüzükler önce Danıştay denetiminden geçerek Resmi Gazete’de yayınlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Vergi alanında sadece Emlak Vergisi Kanunu ile ilgili bir tüzük çıkarılmıştır.

121
7. Yönetmelik Yönetmelik Başbakanlık, Bakanlar Kurulu, Bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin kendi yetki alanları ile ilgili olan kanunların ve tüzüklerin uygulanmasına ilişkin şekil ve esasları belirleyen hukuku kurallarını içeren metinlerdir (Anayasa 124. madde). Yönetmelikler Danıştay denetimine tabi olmamakla birlikte, Sayıştay denetimine tabi bakanlık ve kamu tüzel kişilerinin çıkaracağı mali konularda düzenlenen yönetmeliklerin Sayıştay denetiminden geçmesi şarttır. Yönetmelikler Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girerler. Yönetmelikler yasa ve tüzüklere aykırı olamazlar. 8. Anayasa Mahkemesi Kararları Anayasa Mahkemesi Kanun, KHK, gibi düzenleyici işlemlerin Anayasaya uygunluğunu denetleyen yüksek mahkemedir. Anayasa Mahkemesi kararları kesindir ve verdiği iptal kararları geriye yürümez (Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de yayınlandığı tarihten itibaren yürürlüğe girer, yürürlüğe giriş tarihi ayrıca belirtilebilir, ancak bu tarih yayın tarihinden başlayarak bir yılı geçemez). Ancak, usulüne uygun olarak yürürlüğe konulan uluslararası anlaşmalar ile olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan KHK’lere karşı Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’nde dava açılmaz. 9. İçtihadı Birleştirme Kararları Yüksek yargı ve denetim kurumlarınca verilen içtihadı birleştirme kararları uyulması zorun asli kaynak niteliğindedir. Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girerler. Danıştay’ın Vergi Dava Daireleri Kurulu kararları bir içtihada benzese de, içtihat olarak nitelendirilmemelidir ve diğer yargı kararları içerisinde tali (yardımcı) kaynak olarak düşünülmelidir. 10. Maliye Bakanlığı’nın Bağlayıcı (I. Grup) Nitelikteki Genel Tebliğleri Maliye Bakanlığı’na bazı kanunlarda belli konularda düzenleme yetkisi verilmiştir. Maliye Bakanlığı bu tür düzenlemeleri çıkardığı genel tebliğler ile kullanmaktadır. Bu tür genel tebliğler nitelik itibari ile bağlayıcı oldukları için vergi hukuku açısından asli kaynak niteliğindedirler. Bu tür genel tebliğler Danıştay’da açılacak iptal davalarına konu yapılabilirler. B. YARDIMCI (TALİ) KAYNAKLAR 1. Diğer Yargı Kararları İçtihadı birleştirme kararları dışında kala tüm yargı kararları sadece o mahkemedeki tarafları bağladığı için yardımcı kaynak niteliğindedir. 2. Maliye Bakanlığı’nın Yorum Niteliğindeki İdari İşlemleri (II. Grup Genel Tebliğler, Genelgeler, Sirkülerler Ve Özelgeler) Maliye Bakanlığı’nın vergi uygulamalarına ilişkin yol gösterici ve açılayıcı nitelikte yayınladığı ve sadece Bakanlığı bağlayan genel tebliğ, genelge, sirküler ve özelge (mukteza) gibi idari işlemleridir. Bu tür işlemler yeni norm ve hüküm getirmeyen, mükellefin hukuki durumunda

122
icrai değişikliğe neden olmayan işlemler olup, Danıştay’da açılacak iptal davalarına konu yapılmamakta, ancak mükellefin bu tür izahata dayanarak yaptığı işlemler nedeniyle mükellefe ceza kesilememektedir. 3. Bilimsel Doktrin, Örf Ve Adetler Vergi hukuku açısından bilimsel doktrin, örf ve adetler yardımcı kaynaktır ve bağlayıcı değildir. II. VERGİ KANUNLARININ UYGULANMASI A. YER BAKIMINDAN UYGULANMASI Verginin yer bakımından uygulanması genel anlamı vergiyi doğuran olayın ülke sınırları içinde veya dışlında oluşması ve vergiyi doğuran olaya neden olan mükellefin ülkenin vatandaşı olması ya da olmaması hallerdir. Vergi kanunları uygulanırken verginin yerelliği (mülkilik) ve verginin şahsiliği (kişiselliği) olmak üzere iki ilke dikkate alınmaktadır.  Verginin Yerselliği: Ülke sınırları içerisindeki vergiyi doğuran olayların tümünden (gelir, harcama, servet), mükellefin ülke vatandaşı olup olmadığına önemsenmeden vergi alınmasıdır.  Verginin Şahsiliği: Ülke vatandaşı olan herkesin ülke içi ve dışındaki vergiyi doğuran olaylarının tümünden vergi alınmasıdır. Her iki ilkenin birlikte uygulanıyor olması çifte vergilendirmeye neden olacaktır. Ülkemizde istisnalar hariç tutulmak kaydıyla Emlak Vergisi, Motorlu Taşıtlar Vergisi gibi servet vergileri ve tüm dolaylı vergiler (KDV, Damga Vergisi, ÖTV, BSMV) gibi vergiler yersellik ilkesine göre alınırken; Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi gibi vergiler şahsilik ilkesine göre alınmaktadır. Her iki ilkeye göre uygulanan vergi ise sadece Veraset ve İntikal Vergisidir. B. ZAMAN BAKIMINDAN UYGULANMASI 1. Vergi Kanunlarının Yürürlüğe Girmesi ve Yürürlükten Kalkması Vergi kanunları TBMM’de onaylandıktan sonra Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girer. Kanunun yürürlüğe giriş tarihi genellikle yasa metninde belirtilmekle birlikte, belirtilmediği hallerde Resmi Gazete’de yayınlandıktan 45 gün sonra yürürlüğe girer.Vergi kanunları başka bir kanunla veya Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla kalkabildiği gibi, belirli bir süre için uygulanmaya konulan kanunlarda sürenin dolması ile kalkar (geçici kanunlar bu yolla kalkmaktadır). 2. Vergi Kanunlarının Geriye ve İleriye Yürümemesi  Vergi Kanunlarının Geriye Yürümemesi: Bir kanunun uygulamaya konulduktan sonraki olay ve işlemlere uygulanabilmesi önceki olay ve işlemlere uygulanamamasıdır. Aynı durum KHK, BKK ve Maliye Bakanlığı’nın düzenleyici işlemleri içinde geçerlidir. Bu durum Hukuki Güvenlik İlkesi gereğince uygulanmaktadır.

123
 Vergi Kanunlarının İleriye Yürümemesi: Yürürlükten kalkan bir vergi kanunun yürürlükten kalktıktan sonra işlem ve olaylara uygulanamamasıdır. Aynı durum KHK, BKK ve Maliye Bakanlığı’nın düzenleyici işlemleri içinde geçerlidir.  Gerçek Geriye Yürüme: Bazı durumlarda siyasi idare vergi kanunlarının, kanun yürürlüğe girmeden önceki olaylara uygulayabilmektedir. Buna gerçek geriye yürüme denir. Nitekim ülkemizde dönme dönem bu tür hadiseler yaşanmış ve çoğu zaman Anayasa Mahkemesi bu tür kanunları iptal etmiştir.  Gerçek Olmayan Geriye Yürüme: Vergiyi doğuran olay kanun yürürlüğe girmeden önce oluşmuş, ancak kanun yürürlüğe girdikten sonra gerçekleşmiş ise bu durumda vergi kanunun söz konusu olaya uygulanması gerçek olmayan geriye yürüme olarak nitelendirilmektedir. C. VERGİ KANUNLARININ ANLAM BAKIMINDAN UYGULANMASI 1. Yorumun Tanımı, Türleri ve Yöntemleri Vergi kanunlarının anlam bakımından uygulanması genel anlamda vergi kanunlarının yorumlanmasıdır. Diğer bir ifadeyle vergi kanunlarında belirtilen soyut kuralların somut olaylara uygulanmasında açık, anlaşılır ve objektif olarak anlamının ortaya konulmasıdır.
Yorum Türleri ve Yöntemleri
Yorum Türleri Vergi kanunlarının dört farklı yorum türü vardır. Bu yorum türleri yorumun yapıldığı kaynağa göre sınıflandırılmıştır. — Yasama Yorumu: Yasama organı yapar. Anayasada yasama yorumu yoktur. — İdari (Yönetsel Yorum): Vergi idaresinin yaptığı yorumdur. Vergi idaresini bağlar (tebliğ, genelge, sirküler, özelge vb.) — Yargısal Yorum: Yargının vergi davaları ile ilgili olarak getirdiği yorumdur. Yargı organlarını ve idareyi bağlar. — Bilimsel Yorum: Bilim adamlarının yaptığı yorumdur, bağlayıcı değildir. Yorum Yöntemleri Yorum yaparken izlenen yoldur. Yan tarafta belirtilen yorum türleri aşağıda sıralanan yöntemler çerçevesinde yapılır. — Deyimsel (Lafzı) Yorum: Başvurulan ilk yöntemdir. Kanunda yer alan ifadelerden hareket edilerek vergi kanununa verilen anlamdır. — Amaçsal Yorum: Vergi kanunun amacı ön plandadır. Verginin çıkarıldığı zaman koşullardan farklı olarak günün koşul ve şartlarına göre kanun amacından hareket edilir. — Sistematik Yorum: Vergi kanunun kendi içindeki ve Vergi Sistemi içindeki konumundan hareket edilir. Diğer bir deyişle diğer vergi kanunları ile olan bağlantıları da dikkate alınır. — Tarihi Yorum: Yasanın konulduğu andaki irade ve amaçtan hareket edilir. Bu yöntem için yasanın gerekçesi ve onaylanırken mecliste yapılan görüş, konuşma ve önerilerde dikkate alınır.

2. Yoruma İlişkin Özellikler Vergi hukukunda yorum genişletici ve daraltıcı sonuçlar doğurabilir. Ancak yorum ile yeni hüküm getirilemez. Vergi kanunları yorumlanırken bir takım ilkelere göre hareket edilir, bunlar kısaca aşağıda özetlenmektedir;  Ekonomik Yaklaşım: Vergiyi doğuran olayın ekonomik niteliklerinin esas alınmasıdır. Diğer bir ifade ile ekonomik yaklaşım vergi kanunları yorumlanırken vergiyi doğuran olayda gerçek amacın ortaya çıkarılmasının sağlanmasıdır. Bu sayede vergiyi doğuran olayın tespiti sağlanarak vergiden kaçınma önlenmeye çalışılır.  Peçeleme: Özel hukuk kurallarını ustaca kullanarak vergi yükünü düşürme (vergi kaçırma) çabasıdır. Muvazaa ve peçeleme aynı şey değildir. Peçeleme özel hukukta geçerli

124
bir işlem ile olurken, muvazaa özel hukuk açısından geçersiz bir işlemdir. Diğer bir ifade ile özel hukuk kurallarının kullanarak vergi kaçırmaktır. Örneğin para faizsiz, ev kirasız.  Kıyas Yasağı İlkesi: Vergi hukukunda, ceza hukukunda olduğu gibi kıyasa yapılamaz. Diğer bir deyişle vergi kanunları yorumlanırken vergi kanunları genişletici ve daraltıcı yorumlar yapılabilir ancak hiçbir zaman kıyasa varılacak yorum yapılamaz. Kıya yapılarak boşluk doldurulamaz. Medeni hukuk da yer alan hakimin boşluk doldurma yetkisi vergi hukukunda yoktur.  Tipleştirme ve Tipiklik: Vergi ile ilgili genel soyut kurallar konulması “tipleştirme” bu soyut kuralların somut maddi olaylara uygun olması ise “tipiklik”dir. Bir verginin kanunda konusun belirlenmesi tipleştirme, söz konusu vergi konusu kapsamına giren olayların gerçekleşmesi ile vergiyi doğuran olayın meydana gelerek vergilendirmenin oluşması ise tipikliktir. İKİNCİ BÖLÜM VERGİNİN TARAFLARI, VERGİLENDİRME İŞLEMLERİ I. VERGİNİN TARAFLARI A. VERGİ ALACAKLISI VE BORÇLUSU Vergilendirme yetkisine sahip olan idare vergi alacaklısı denilir. Buna göre yasama organı adına yürütme organı yani vergi idaresi veya yerel idare vergi alacaklısı olabilirken, geniş anlamda parafiskal gelirlerde dikkate alınırsa bu gelirleri toplayan kurumlarda vergi alacaklısı olmaktadır. Vergiyi doğuran olaya neden olan gerçek veya tüzel kişi yani mükelleftir vergi borçlusu denilir. Vakıflar, cemaatler, topluluklar ve menkul kıymet yatırım fonları tüzel kişi sayılmasalar da mükelleftirler. Hak ehliyetine sahip herkes gerçek kişi sayılmakta ve mükellef olabilmektedir, mükellef olabilmek için reşit ve mümeyyiz olma şartı yoktur. Sağ doğmak şartı ile anne karnındaki ceninde mükellef sayılmaktadır. Gerçek kişilik ölüm veya mahkeme kararı ile ortadan kalkmaktadır (Medeni Kanun). B. VERGİ SORUMLUSU, VERGİ HUKUKUNDA TEMSİL ve TESELSÜL Mükellef adına mükellefin vergi ödevlerini yerine getiren üçüncü kişilere vergi sorumlusu denilir. Vergi mükellefi ve sorumlusu üstlendikleri ödevleri sözleşme ile bir başkasına devredemez. Ancak, mükellef ve vergi sorumlusu vergi ödevlerini onlar adına yerine getirmek üzere temsilci (vekil) atayabilir. Vekillerin vergi idaresine karşı hiçbir sorumluluğu bulunmamakta, vergi ile ilgili ödevler doğrudan mükellef veya vergi sorumlusu muhatap alınmaktadır. Vekilin mükellef ve vergi sorumlusu adına yapacağı her türlü beyan vergi idaresince kabul edilmektedir.

125
Vergi Sorumluluk Şekilleri
Vergi Kesenlerin Sorumluluğu Yaptıkları ödemeler üzerinden vergi kesmek ve bunu vergi dairesine yatırmakla yükümlü olanlardır. Kimlerin vergi kesmekle yükümlü olduğu vergi kanunlarında belirtilmektedir. Vergi ödevlerini yerine getirmezlerse vergi, vergi sorumludan İkmalen veya re’sen tarh olunarak alınır. Sorumlu vergi aslı için mükellefe rücu hakkına sahipken, ceza ve gecikme zammı için rücu hakkı bulunmamaktadır. Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu Tüzel kişiler, küçük ve kısıtlılar ile vakıf, topluluk ve cemaatlerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları hallerinde, ilgili vergi ödevleri yerine getirenlerdir. Karnesiz Hizmet Erbabı Çalıştıranların Sorumluluğu Basit usule tabi ticaret erbabı ile gayri menkul sermaye iradı gelirlerini götürü gider usulüne göre tespit edenlerin yanında çalışan hizmet erbabının karne almalarını ve vergilerini ödemekle sorumludur.

Mirasçıların Sorumluluğu Mükellefin ölümü ile vergi borcu mirası kabul eden mirasçıya geçer. Ancak vergi cezaları geçmez. Mirasçı mirası ölümden itibaren üç ay içerisinde kabul veya red eder. Vergi ile ilgili ödevlerde bu süreye dâhildir. Bu süre bazı vergi kanunlarında ayrıca belirtilir.

Diğer — KDV’nde sorumluluk, — Tasfiye memurlarının sorumluluğu, — İflas İdaresinin sorumluluğu, — Noterlerin sorumluluğu, — Trafik şube ve büro memurlarının sorumluluğu, _ SMM, YMM’nin sorumluluğu.

Vergi kesenler ve kanuni temsilcilerin ödedikleri vergi için mükellefe rücu haklarının bulunması hali ortaklaşa sorumluluktur. Diğer bir ifade ile vergi borcundan değil fakat vergi ile ilgili ödevler nedeniyle vergi dairesine karşı sorumlu olma halidir. Vergi borcunun aslı ve cezası için birden fazla kişinin sorumlu olması hali zincirleme (teselsül) sorumluluktur. Borçlar kanunda sözleşme veya kanun ile doğan zincirleme sorumluluk vergi hukukunda sadece kanun ile doğar, sözleşme ile zincirleme sorumluluğun doğması mümkün değildir.  Vergi Hukukunda Sorumluluk - Vergi Kesenlerin Sorumluluğu: Ödenmeyen verginin aslı, faiz ve zammı öncelikli olarak vergi sorumlusundan, tahsil edilmezse vergi mükellefinden istenir. Cezaların kişiselliği ilkesi gereğince suçu kim işlerse ceza ondan talep edilir. Vergi sorumlusundan tahsil edilen verginin aslı faiz ve zammından sadece aslı mükelleften rücu edilebilirken, verginin aslı faiz ve zammı mükelleften tahsil edilirse, mükellef sadece faiz ve zammı rücu edebilir. - Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu: Ödenmeyen verginin aslı, faiz ve zammı öncelikli olarak vergi mükellefinden, tahsil edilmezse vergi sorumlusundan istenir. Cezaların kişiselliği ilkesi gereğince suçu kim işlerse ceza ondan talep edilir (sadece tüzel kişilerin sorumluluğunda cezalar öncelikli olarak mükelleften sonra sorumludan istenir, sorumlu ödediği ceza için mükellefe rücu edebilir). Vergi mükellefinden tahsil edilen verginin aslı faiz ve zammından, sadece faiz ve zammı sorumludan rücu edilebilirken, verginin aslı faiz ve zammı sorumludan tahsil edilirse, sorumlu sadece verginin aslını rücu edebilir. - Mirasçıların Sorumluluğu: Mirasçı sadece vergi borcunun aslı, faiz ve zammından dolayı sorumludur, cezalar ölüm ile ortadan kalkar. Mirasçılar vergi borcu dolayısıyla oluşan borcun beyannamelerini normal beyan süresine üç ekleyerek beyan eder ve öder, sadece gelir vergisinde bu süre ölüm tarihine dört ay eklenerek belirlenir.

126
II. VERGİLENDİRME İŞLEMLERİ Vergilendirme işlemi sırasıyla verginin “tarhı, tebliği, tahakkuku ve tahsilinden” oluşmaktadır. Ancak öncesinde, verginin konusu, vergiyi doğuran olay ve vergi matrahı kavramlarına kısaca değinmek gerekmektedir. A. VERGİNİN KONUSU, VERGİYİ DOĞURAN OLAY VE VERGİNİN MATRAHI  Verginin Konusu: Vergi Konusu genel anlamda üzerinden vergi alınan gelir, harcama ve servet gibi iktisadi bir unsur iken spesifik anlamda mal, hasılat, hizmet, belge gibi unsurlarda olabilir. Yasalar ile yapılması yasak olan bir işlem ya da eylemin vergi konusuna girmesi vergilendirilmesine engel değildir.  Vergiyi Doğuran Olay: Vergi konu unsurun meydana gelmesidir. Buna göre bir malın alım – satımı, edinim olarak elde tutulması veya kullanımı, bir hasılatın elde edilmesi, dağıtılması, bir hizmetin ifası veya bir belgenin kullanılmasıdır.  Verginin Matrahı: Üzerinden vergi hesaplanacak olan iktisadi değerdir. Matrah, vergi konusundan farklı olarak verginin hesaplanacağı değer veya miktardır. Matrah safi bir değerdir. Yani matrahın tespiti için vergi konusu unsurdan giderler, indirim ve istisnalar düşülür. Vergi matrahı çeşitleri (ad valorem ve spesifik) ve vergi matrahını tespit şekilleri (beyana dayalı, karineler usulü vb.) kamu gelirleri bölümü içerisinde, vergi teorisi başlığının altında daha ayrıntılı incelenmiştir. B. VERGİNİN TARHI, TEBLİĞİ VE TAHAKKUKU  Verginin Tarhı: Ödenecek verginin hesaplanması, diğer bir ifadeyle vergi oranının matraha uygulanmasıdır.
Tarh Şekilleri ( Yöntemleri veya Esasları)
Beyana Dayalı Tarh Mükellefin veya vergi sorumlusunun vergi idaresine yapacağı bayana göre yapılan tarh işlemidir. Gelir, kurumlar, KDV, ÖTV gibi vergiler mükellef veya sorumlunun beyanına dayanılarak tarh edilir. İkmalen Tarhiyat Bir vergi tarh edildikten sonra defter, kayıt, belge veya kanuni ölçülere göre matrahın eksik hesaplandığının veya yeni bir matrahın tespit edilmesi sonucu idare tarafından yapılan ikinci tarh işlemidir. Re’sen Tarhiyat Matrahın tamamen veya kısmen tespit edilmesinde ortaya çıkan güçlükler nedeniyle, vergi idaresinin tespit ettiği matraha göre tarh işleminin yapılmasıdır (Matrah takdir komisyonu veya vergi inceleme elemanının raporuna göre yapılabilir). İdarece Tarh Mükellefin kanunen belirlenen sürede vergi idaresine müracaat etmemesi veya üzerine düşen ödevleri yapmaması nedeniyle, vergi idaresinin kanunda belirtilen matrahlar üzerinden tarhiyat yapmasıdır.

Not: Vergi Usul Kanunu’nda yer alan ancak uygulanmayan “ Tahrire Dayalı Tarh” ise vergi kanunlarında belirlenen cetveller üzerinden verginin tarh edilerek, verginin tahrir ihbarnamesi ile tebliğ edilmesidir. Eski bir yöntem olup, günümüzde mevcut değildir. Ayrıca vergi “düzeltilmesi yoluyla tarh”, hata düzeltme yargı kararı youyla düzeltme tarhını ifade eder.

 Verginin Tebliği: Vergini tarh edilmesi sonucu ortaya çıkan vergi borcunun mükellefe bildirilmesidir.

Tebliğ Yapılabilecek Kişiler

Tebliğ Yöntemleri

127
- Mükellefin kendisine, - Veli, vasi, kayyım - Genel vekil - İş yerindeki memur ya da müstahdeme - Görüntü itibariyle 18 yaşından büyüklere - Tüzel kişilerde müdür, başkan, daimi temsilci, yöneticilere - Memur eliyle - Posta yoluyla (iadeli taahhütlü) - İlan Yoluyla (dairede asılır, yerel veya ulusal gazeteye ilan verilerek ilanı takiben 1 ay sonra ilan tebliğ edilmiş sayılır) - Daire ya da komisyonda tebliğ

 Verginin Tahakkuku ve Kesinleşmesi: Tarh ve tebliğ aşamalarından geçen verginin ödenecek hale gelmesidir. Verginin tahakkuku ve kesinleşmesi birbirinden farklı unsurlardır. Tüm dava yolları tükenmiş vergi kesinleşmiş demektir. Beyana Dayalı Vergilerde Vergi dairesine beyanı üzerine verilen tahakkuk fişi ile tahakkuk eder (Gelir, Kurumlar, KDV, ÖTV, BSMV, ÖİV, Şans Oyunları, VİV). İkmalen, Re’sen ve İdarece Tarh Edilen Vergilerde Verginin tebliğini takip eden 30 gün sonra (dava açma süresi sonunda). Uzlaşma ya da dava Yoluna Gidilmesi Halinde Uzlaşma ya da dava sonucun tebliği ile vergi tahakkuk eder. Tahakkuku Tahsile Bağlı Vergiler Verginin tahsili tahakkukunda kapsar (Damga Vergisi, Eğlence Vergisi, Stopajla alınan vergiler) Kendiliğinden Tahakkuk Eden Vergiler Vergi belirli dönemlerde kendiliğinden tahakkuk eder (Emlak Vergisi, MTV).

C. VERGİ ALACAĞINI ORTADAN KALDIRAN HALLER 1. Verginin Ödenmesi ve Tahsili Vergi borcunun ödenmesi veya cebren tahsili ile vergi borcu ortadan kalkar. Beyana Dayalı Vergilerde Kanunda yazılı sürelerde ödenir (Gelir Vergisinde Mart ve Temmuz aylarında) 2. Zamanaşımı Vergi hukukundaki zamanaşımı hak düşürücü zamanaşımı niteliğindedir. Zamanaşımına uğrayan vergi borcu ortadan kalkar, vergi idaresi bu alacağı için cebren tahsil veya dava yoluna gidemez. İkmalen, Re’sen ve İdarece Tarh Edilen Vergilerde Verginin tebliğini takip eden 30 gün sonra tahakkuk eder, tahakkuku takiben 1 ay içinde ödenir. Uzlaşma ya da dava Yoluna Gidilmesi Halinde Uzlaşma ya da dava sonucun tebliği takiben 1 ay içinde.

128
Tahakkuk Zamanaşımı — Tahakkuk zamanaşımı vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği yılı takip eden yıl başından itibaren 5 yıldır. — Tahakkuk zamanaşımında sadece emlak, veraset intikal ve damga vergisinde vergiyi doğuran olayın olduğu yıl değil, vergiyi doğuran olayın vergi idaresince öğrenildiği yılı takip eden yılbaşı itibari ile zamanaşımı işlemeye başlar. — Tahakkuk zamanaşımını durduran haller; Vergi idaresince vergi matrahının tespiti için takdir komisyonuna başvurulması, Mücbir sebepler. — Tahakkuk zamanaşımını kesen haller ile ilgili olarak vergi hukukumuzda herhangi bir düzenleme yoktur.

Tahsil Zamanaşımı — Tahsil zaman aşımı ise verginin vadesinin dolduğu takvim yılını takip eden yılbaşından başlayarak 5 yıldır. — Zamanaşımına uğramış borç için mükellefin isteği ile yapacağı ödeme kabul edilir, mükellef yaptığı ödemeyi geri alamaz. — Tahsil zamanaşımını durduran haller; Borçlunun yurt dışında bulunması, Borçlunun hileli şekilde iflası, Terekenin tasfiyesi nedeniyle alacak takibi yapılamaması — Tahsil zamanaşımını kesen haller (genel olarak ödeme ve ödemeye ilişkin hususlar zamanaşımını keser); Vergi borcunun ödenmesi, Cebren tahsil ile borcun tahsili, Mal edinme veya mal artmalarının bildirilmesi, Yargının verdiği; bozma ya da icranın ertelenmesi kararı.

Not: Zamanaşımını durduran hal ortadan kalkınca zamanaşımı kaldığı yerden işlemeye devam ederken, kesen halin ortadan kalktığı yılı takip eden yıl başından başlayarak zaman aşımı yeniden işlemeye başlar ve önce işlemiş olan süre dikkate alınmaz.

3. Terkin Vergi borcu ve cezasının kısmen veya tamamen silinmesine terkin denilmektedir. Bazı kaynaklarda terkin türleri vergiyi ortadan kaldıran unsurlar olarak ayrı ayrı incelenmektedir. Gerçekte bu hallerin hepsi verginin terkinidir.
Verginin Terkin Şekilleri (Türleri)
Doğal Afetler Nedeniyle Terkin Yangın, yer sarsıntısı, sel, kuraklık vb. afetler nedeniyle varlıklarının ya da ürünlerinin en az 1/3’ünün kaybeden mükelleflerin kaybettikleri gelir kaynakları, zarara uğrayan arazi ve hâsılat için tahakkuk eden vergi ve cezaları Maliye Bak.’nca kısmen veya tamamen silinir. Maliye Bak. Yetkisini mahalline devredebilir. Vergi Hatalarının Düzeltilmesi ile Terkin Mükellef aleyhine yapılan hataların düzeltilmesi ile fazla tahakkuk veya tahsil edilen vergi terkin olunur. Fazla tahsil edilen vergi için mükellefin bir yıl içinde vergi idaresine başvurması halinde vergi red veya iade olunur. Yargı Kuruluşlarının Kararı İle Terkin Mükellef lehine sonuçlanan vergi davalarında haksız yere tahakkuk veya tahsil edilen vergi mahkeme kararına dayanılarak terkin olunur. Tahakkuktan Vazgeçme İkmalen veya re’sen tarh edilen vergiler ve cezalarında verginin tahakkuku için yapılacak giderlerin elde edilecek gelirden az olan ve 14 YTL’yi aşmayan vergi borçlarını ve cezalarını Maliye Bak. veya yetkili kıldığı defterdarlık terkin etmeye yetkilidir.

Tahsilden Vazgeçme İle Terkin Takibi olanaksız hale gelen veya tahsili için yapılacak gideri elde edilecekten gelirden fazla olan (8 YTL’ye kadar) vergi borçlarını terkin etmeye Maliye Bak. Veya yetki devri ile defterdarlık yetkilidir.

4. Mahsup ve Takas Bir verginin daha önce ödenmiş olan kısmının vergi borcundan düşürülmesine verginin mahsubu denir. Aynı türden karşılıklı ve muaccel olan iki borcun mübadele edilmesine verginin takası denir. Takasın mahsuptan farkı aynı türden ve muaccel iki borcun olması, takasın tahsil mahsubun ise tarh aşamasında gerçekleşmesidir. D. VERGİ ALACAĞININ GÜVENCE ALTINA ALAN veya DEĞERİNİ KORUYAN YOLLAR  Teminat ve Kefalet: Vergi alacağının güçleşeceğine kanat getirilmesi hallerinde alacağının tarh ve tahakkuku beklenmeksizin vergi denetim elemanlarınca yapılan hesaplamalara göre bulunan değer veya miktar üzerinden teminat istenebilir veya teminat

129
gösterilemiyorsa borçludan kefil göstermesi de talep edilebilir. Gösterilen kefili vergi idaresi kabul etmemekte serbesttir.  İhtiyati Haciz: Tahakkuk etmiş bir kamu alacağının tahsilinin tehlikeye düşmesi halinde alacaklı kamu idaresinin bulunduğu mahallin en büyük memuru (vali veya kaymakam) ihtiyati haciz kararı alabilir. İhtiyati hacze karşı 7 gün içinde vergi mahkemesine başvurulabilir. Borçlu teminat gösterirse ihtiyati haciz kaldırılabilir.  İhtiyati Tahakkuk: Tahakkuk etmemiş bir kamu alacağının bazı durumlarda güvence altına alınabilmesi için vergi dairesi müdürünün talebi üzerine defterdar, Maliye Bakanlığı’nın tespit ve ilan ettiği vergi ve resimler ile bunlara ilişkin gecikme zammı ve cezaları için ihtiyati tahakkuk kararı alabilir. İhtiyati tahakkukun söz konusu olduğu bir alacak için ihtiyati hacze gidilebilir. İhtiyati tahakkuka karşı 7 gün içinde vergi mahkemesine başvurulabilir.  Gecikme Zammı: Kamu alacağının zamanında ödenmemesi nedeniyle alacak üzerine yürütülen ek ödemedir (tahsilin geciktirilmesi). Gecikme zammı 1 YTL’den az olmamak kaydıyla, aylık %2,5 faiz şeklinde uygulanır. Bakanlar Kurulu faiz oranının %10’nuna kadar indirebilir ya da asgari gecikme zammı miktarı (1 YTL) ile faiz oranını iki katına kadar artırabilir. Hesaplamasında ay kesri dikkate alınır (6183 Sayılı AATTUHK’nda düzenlenmiştir).  Gecikme Faizi: İkmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilere karşı dava açılması ya da uzlaşmaya gidilmesi halinde verginin kesinleştiği tarih ile verginin vade tarihi arasındaki süre için uygulanan ek ödemedir (tahakkukun geciktirilmesi). Gecikme faizinin oranı gecikme zammına göre belirlenir. Hesaplamasında ay kesri dikkate alınmaz (213 Sayılı VUK’nda düzenlenmiştir).  Cebren Tahsil: Zamanında borçlu tarafından ödenmeyen kamu alacakları için; — Öncelikli olarak borçluya ödeme emri gönderilerek 7 gün içinde borcunu ödemesi ya da mal bildiriminde bulunması istenir. Ödeme emrine karşı 7 gün içinde itiraz edilebilir. Teminat gösterilmiş ve 7 gün içinde ödenmeyen borç için borçlu tarafından gösterilen teminatlar paraya çevrilir ya da gösterilen kefile başvurulur. Mal bildiriminde bulunmayanlar 3 aya kadar, yanlış mal bildiriminde bulunanlar ise 1 aydan 1 yıla kadar hapis cezasına çarptırılır. — Ödeme emrine karşılık ödeme yapmayan ve mal bildiriminde bulunmayan borçluya karşı haciz yoluna gidilir. Hacze karşı dava yolu açıktır. Kamu alacağının karşılayacak malı bulunmayan borçlular aciz sayılır ve borçlu borcun zamanaşımı süresince takip edilir. Zamanaşımı süresi içinde mal artışı bildirimi yapmayanlar 1 aydan 1 yıla kadar hapis cezasına çaptırılır. Muvazaalı işlemler ile mal kaçıranların mevcut malları alacakları karşılamazsa 3 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar. — Bunlar dışında iflası istenebilecek kişiler için alacaklı daire iflas talebinde bulunabilir. Borçlunun konkordatoya (iflas anlaşması) gitmesi kamu alacağı ve iflası bağlamaz.

130
 İptal Davası (Hükümsüz İşlemler): Borçlunun alacağın tahsilini engellemeye yönelik (muvazaalı işlem vb.) her türlü işlem ve tasarrufun iptali için alacaklı kamu idaresi umumi mahkemelerde dava açabilir.  Tecil ve Tehir: Kamu alacağının tahsili borçluyu zor duruma sokacak ise borçlunun talebi ve Maliye Bakanlığı’nın uygun görmesi ile 36 ayı geçmemek kaydıyla, üzerine tecil faizi yürütülerek (%2) ve borç karşılığı teminat gösterilerek alacağın ertelenmesine tecil denir. Hakkında tecil kararı verilen alacağa ilişkin yargı organlarınca yapılacak tahsil işlemlerinin bir süre durdurulması kararına tehir denilmektedir. Tehir süresi, tecil süresinin işlemesini durdurmaz. Tehir süresi, tecil süresinden kısa ise tehir süresinin sonu ile tecil süresinin sonu arasındaki süre içerisinde borç yeniden taksitlendirilerek tahsil edilir, uzun ise borç tehir süresinin sonun doğrudan tek taksitle tahsil edilmeye çalışılır.  Rüçhan Hakkı: Kamu idaresi borçlu hakkında yapılan diğer haciz işlemlerine göre ayrıcalıklı olarak öncelik hakkına sahiptir. Bu durum rehinli alacaklar içinde geçerlidir.

 Takas: Daha öncede değinildiği üzere vatandaşın devletten hak kanmış olduğu
alacakların diğer, bireyin başka borçlarına mahsubu (AATUHK md. 23).

 Sorumluluk: Vergi kesenlerin, kanuni temsilcilerin, tasfiye memurlarının şahsi
sorumlulukları, birleşme, devir ve şekil değiştirmede devir alan ve yeni hükmi şahıs sorumluluğu (AATUHK md. 32, 33, 35, 36, mük. 35, VUK md. 10, 11).

 Yurt Dışına Çıkış Yasağı: Vergi borcu olanlar (100.000 YTL ve üzeri teminat altına
alınmamış) emniyet makamlarına bildirilerek bunlara pasaport verilmesi ya da pasaportu olsa bile yurt dışına çıkmaları engellenir (Pasaport Kanunu). ÜÇÜNCÜ BÖLÜM MÜKELLEFİN ÖDEVLERİ VERGİ İDARESİNİN DENETLEME VE BİLGİ EDİNME YOLLARI VERGİ HUKUKUNDA SÜRELER I. MÜKELLEFİN ÖDEVLERİ Mükellefin maddi ve şekli ödevleri bulunmaktadır. Maddi ödevleri vergi ve cezaları ile gecikme zammı ve faizlerinin ödenmesidir. Şekli ödevler ise bildirimlerde bulunmak (işyeri açma, değiştirme kapama vb.), defter tutma, belge düzenine uymak, defter ve belgeleri saklama ve istenildiğinde gösterme, elektronik cihaz kullanma, beyanname verme, vergi denetim elemanlarına talep edilen her türlü yardımda bulunma, vergi kimlik numarası sahibi olmak. II. VERGİ İDARESİNİN DENETLEME VE BİLGİ EDİNME YOLLARI A. YOKLAMA Yoklamadan maksat, mükellefleri ve mükellefiyetle ilgili maddî olayları, kayıtları ve mevzuları araştırmak ve tespit etmektir. Yoklama, denetlenen mükellefin faaliyet koluna göre gecede

131
yapılabileceği gibi açık alanda (otoyol gibi) yapılabilir. Yoklamada denetlenecek mükellefe önceden haber verilmez. Vergi dairesi müdürü, yoklama memuru, yetkili makamlarca yoklama yapmaya yetkili kılınanlar ile vergi incelemesine yetkili olanlar yoklama yapabilir. B. VERGİ İNCELEMESİ Yoklamadan daha ayrıntılı bir denetimdir. Vergi incelemesinden maksat, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamaktır. Vergi incelemesi mükellefin işyerinde, müsait değilse vergi dairesinde yapılır. İncelme sırasında tüm defter, belge ve kayıtlar incelenebilir. Hesap uzman ve yardımcıları, ilin en büyük mal memuru (defterdar), vergi denetmen ve yardımcıları, vergi dairesi müdürü, maliye müfettiş ve muavinleri, gelirler kontrolörleri ve stajyer, Maliye Bakanlığı’nın merkez ve taşra teşkilatında müdür kadrosunda bulunanlar. Vergi incelemesi tarh zamanaşımı süresi boyunca her daim yapılabilir, daha önce vergi incelemesinin yapılması, İkmalen veya re’sen tarhiyat yapılmış olması yeniden vergi incelemesi yapılmasına engel değildir. C. ARAMA Arama; ihbara dayanarak ya da vergi inceleme elemanlarının yaptığı inceleme raporlarına dayanarak vergi kaçırdığına kanat getirilen mükellefin veya iştirak eden üçüncü kişilerin ev ve iş yerlerinde yapılan araştırmadır. Arama yapılabilmesi için; — Vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların yazı ile arama kararını vermeye yetkili sulh yargıcından arama yapabilmek için izin talebinde bulunması, — Yargıcın talebi yerinde bulup arama için izin belgesi vermesi gerekir. İhbar ile yapılan aramalarda, ihbar sabit olmazsa hakkında ihbar yapılan kişinin talebi ile ihbarı yapanın adı verilebilir. Aramada el konulan defter ve vesikalar üç ay içerisinde geri teslim edilir. Eğer bu süre inceleme için yeterli olmaz ise sulh yargıcından ek süre istenir. Beyan vb. ibrazlara bir aydan az bir süre kalmış ise süre bir ay uzar ve kalan süre bir aylık ek sürenin bitiminden itibaren başlar. D. BİLGİ TOPLAMA Kamu idareleri ve müesseseleri, mükellef (gerçek veya tüzel kişiler) veya mükelleflerle muamelede bulunan diğer kişiler vergi incelemeye yetkili olanların istedikleri bilgileri vermeye mecburdurlar. Bilgi yazılı veya sözlü istenebilir. Yabancı uyruklu devlet memurları bilgi vermek zorunda değildirler, ancak bu bilgi edinme talebine engel değildir. Gerçek veya tüzel herhangi bir kişi başka bir kanunu göstererek bilgi vermekten kaçamaz. Doğrudan doğruya vergi ile ilgili olmayan konularda bilgi verilmeyebilir. Toplanan bilge ve belgeler Maliye Bakanlığı’nın istihbarat arşivinde toplanır. III. VERGİ HUKUKUNDA SÜRELER Vergi hukukunda süreler mücbir nedenler, ölüm, zor durum hallerinde uzar. Süreler, mücbir nedenlerde mücbir nedenin varlığı süresince, ölüm halinde kanunda beyanname verme süreleri üç ay (sadece gelir vergisinde ölümden itibaren 4 ay uzatılır), zor durum halinde

132
kanuni sürenin bir katını geçmemek kaydıyla Maliye Bakanlığı’nca (yeti kısmen veya tamamen mahalline de bırakılabilir) belirlenecek süre kadar uzar.
Vergi Hukukunda Sürelerin Sınıflandırılması
Hukuki Niteliğine Göre Sınıflandırma — Hak Düşürücü Süreler (dava açma süreleri, fazla alınan verginin bir yıl içinde talep edilebilmesi vb.) — Vergi Ödevi İle İlgili Süreler (ödeme, beyan vb.) — Müsamaha Süreleri (Teminat gösterilerek kamu alacağının üç ay içinde ödenebilmesi) — Zamanaşımı Süreleri — Düzenleyici (Uyarıcı) Süreler (İdari işlerle ilgili sürelerdir, bu sürelere uyulmadığı takdirde yaptırım yoktur)

Organik Sınıflandırma (Kaynağına Göre) — Kanuni Süreler: Vergi ödevleri ile ilgili olarak ilgili kanunda belirtilen süreler. — Yargısal Süreler: Yargı süreci içersinde yargı organlarının davaya ilişkin verdiği süreler. — İdari Süreler: Vergi kanunlarında sürenin açıkça belirtilmediği hallerde vergi idaresi tarafından 15 günden az olmamak kaydıyla belirlenen süreler.

DÖRDÜNCÜ BLÜM VERGİ SUÇ VE CEZALARI I. VERGİ CEZALARI (VERGİ İDARESİNCE KESİLEN CEZALAR) A. VERGİ ZİYAI  Vergi Ziyaı Suçu: Vergi mükellefinin veya sorumlusunun vergi ödevlerini zamanında yerine getirmemesi veya eksik yerine getirmesi nedeniyle verginin zamanında tahakkuk edememesi veya eksik tahakkuk ettirilmesidir.  Vergi Ziyaı Cezası: Ziyaa uğratılan verginin bir katıdır. Verginin aslı ve cezası ayrı ayrı ödenir. B. USULSÜZLÜK Vergi kanunlarında belirtilen şekil ve usule ilişkin esaslara uyulmaması haline genel olarak usulsüzlük denilmektedir. Burada bir vergi ziyaının mevcut olup olmamasının bir önemi yoktur, önemli olan şekil ve esaslara uyulmamasıdır. Bir çok vergi için geçerli genel nitelikti usulsüzlükler genel usulsüzlük, sadece bir vergi ile ilişkili usul ve esasların ihlalini kapsayan usulsüzlükler özel usulsüzlük olarak tanımlanmakta ve cezalandırılmaktadır. 1. Genel Usulsüzlük Genel usulsüzlük kapsamına giren cezalar kanunda sıralanmakla birlikte genel olarak beyanname verme, defter tasdik etme, bildirimlerde bulunma (işyeri açma gibi) vb. nitelikteki şekli ödevlerin yerine getirilmemesi veya kanuni süresi geçtikten sonra yapılmasını kapsar. Genel usulsüzlük 1. ve 2. derece genel usulsüzlük olarak ayrılmaktadır. Genel usulsüzlüğün cezası kanunda belirtilen cetvele göre verilmektedir, buna göre usulsüzlüğün önce grubu (1. veya 2. grup) belirlenmekte, daha sonra cezanın muhatabı olan mükellefin dahil olduğu mükellef grubu (sermaye şirketi, 1. sınıf veya 2. sınıf tüccar, vergiden muaf esnaf gibi) tayin edilerek cetvelde belirtilen ceza kesilmektedir. Genel usulsüzlük cezalarında re’sen tarhiyata sebebiyet verilecek bir eylem söz konusu ise ceza ikiye katlanır.

133
2. Özel Usulsüzlük Özel usulsüzlük cezaları genel usulsüzlükten farklı olarak bazı vergileri kapsamaktadır. Özel usulsüzlük cezaları kanunda üç gruba toplanmıştır.  Birinci Grup: 1. Aşağıda sıralı dört belgenin verilmemesi veya alınmaması veya eksik düzenlenmesi halinde düzenlenmesi gereken meblağın %10’u oranında ceza kesilir (149 YTL’den az olmaz), bir takvim yılı için kesilecek ceza toplamı 68.000 YTL’yi geçemez. - Fatura, - Serbest Meslek Makbuzu, - Gider Pusulası, - Müstahsil Makbuzu,

2. Yukarıda yazılı dört belge dışında verilmesi veya bulunması zorunlu olan - Perakende satış fişi, - Giriş ve yolcu taşıma bileti, - Ödeme kaydedici cihazla verilen fiş, - Sevk irsaliyesi, taşıma irsaliyesi,

- Yolcu listesi, günlük müşteri listesi, - Maliye Bakanlığınca düzenlenme zorunluluğu getirilen belgelerin; Düzenlenmediğinin, kullanılmadığının, bulundurulmadığının, düzenlenen belgelerin aslı ile örneğinde farklı meblağlara yer verildiğinin veya gerçeğe aykırı olarak düzenlendiğinin tespiti halinde, her bir belge için bu belgelerin her biri için 149 YTL ceza kesilir. Bir takvim yılı için toplam ceza 68.000 YTL’yi , her belge için kesilecek cezada 6.800 YTL’yi geçemez. 3. Bu belgeleri nihai tüketici almaması halinde, tüketiciye 29,80 YTL (149/5=29,80) ceza kesilir. - Fatura - Serbest Mes. Mak. - Gider Pusulası - Müstahsil Mak. - Perakende satış fişi, - Ödeme kaydedici cihazla verilen fiş, - Giriş ve yolcu taşıma bileti, 4. Günlük kasa defteri, günlük perakende satış ve hâsılat defteri ile Maliye Bakanlığınca tutulma ve günü gününe kayıt edilme mecburiyeti getirilen defterlerin; işyerinde bulundurulmaması, bu defterlere yazılması gereken işlemlerin günü gününe deftere kayıt edilmemesi veya yoklama ve incelemeye yetkili olanlara istendiğinde ibraz edilmemesi halleri ile vergi kanunlarının uygulanması bakımından levha bulundurma veya asma zorunluluğu bulunan mükelleflerin bu zorunluluğa uymamaları halinde her tespit için 149 YTL. 5. Bu Kanuna göre belirlenen muhasebe standartlarına, tek düzen hesap planına ve malî tablolara ilişkin usul ve esaslar ile muhasebeye yönelik bilgisayar programlarının üretilmesine ve kullanılmasına ilişkin kural ve standartlara uymayanlara 3.200 YTL. 6. Kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerce yapılacak işlemlerde vergi kimli numarası kullanma zorunluluğuna uymaksızın işlem yapanlara her bir işlem için 170 YTL. 7. Belge basımı ile ilgili bildirim görevini tamamen veya kısmen yerine getirmeyen matbaa işletmecilerine 500 YTL.

134
8. İşlemlerinde vergi kimlik numarası kullanma zorunluluğu getirilen kurum ve kuruluşlardan yaptıkları işlemlere ilişkin bildirimleri Maliye Bakanlığının belirleyeceği standartlarda, araçlarla (yazı, manyetik ortam, disket, mikro film, mikro fiş gibi) ve zamanlarda yerine getirmeyenler hakkında 680 YTL. Ceza kesilenler, ödedikleri ceza için fiilleri ile ceza kesilmesine neden olan kişilere rücu edebilirler. 9. Maliye Bakanlığının özel işaretli görevlisinin ikazına rağmen durdurmayan aracın sahibi adına 500 YTL. Bu maddede yazılı usulsüzlükler sonucunda vergi ziyaı da meydana geldiği takdirde bu vergi ziyaının gerektirdiği vergi cezaları ayrıca kesilir ve bu cezalar birleşmez (VUK 336. md. hükmü, birleşme uygulanmaz).  İkinci Grup: Damga vergi ile ilgili kanunda belirtilen şekil ve esaslara uyulmaması halinde kesilen cezaları kapsar. Her bir kağıt için tahsil edilemeyen cezanın maktu vergiler için %50’si, nispi vergiler için %10’u oranında ceza kesilir.  Üçüncü Grup: Bilgi vermekten çekinenler ile ibraz ödevlerini ve Maliye Bakanlığı’nın getirdiği zorunluluklara uymayanlara verilen cezalardır. Mükellef gruplarına göre ceza miktarı belirlenmiştir. Ceza kesildiği halde ibraz ödevini yerine getirmeyenler için ek bir süre verilir, bu süre içersinde de ibrazın ikinci defa yapılmaması halinde ceza bir kat artırılarak kesilir. II. HÜRRÜYETİ BAĞLAYICI (CEZA MAHKEMELERİNCE KESİLEN) CEZALAR A. KAÇAKÇILIK Kaçakçılık cezası genel olarak, hileli ve kanuni esasların bilerek ve isteyerek çiğnenerek vergi ziyaına neden olunmasıdır. Kaçakçılık suçu kapsamına giren cezaların işlenmesi halinde hapis cezasının yanı sıra ziyaa uğratılan verginin üç katı para cezası kesilir. Suça iştirak edenlere, maddi menfaat gözetilmesi halinde suçu işleyene kesilen cezanın aynısı, maddi menfaat gözetmeksizin suça iştirak söz konusu ise cezanın 1/2’si kesilir (iştirakte maddi menfaat olsun - olmasın her halikarda vergi ziyaı cezasının bir katı uygulanır). Kaçakçılık cezasında uygulanacak hapis cezası suçun niteliğine göre iki gruba ayrılmaktadır.

135
Kaçakçılık Suçunda Hapis Cezası 1 Yıldan - 3 Yıla Kadar (Hile) — Defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hileleri yapmak, — Çift defter tutmak (Kaydı gereken hususları kısmen veya tamamen başka defter ve kayıtlara yazmak) — Kayda konu olmayanlar adına kayıt tutmak, — Defter, kayıt ve belgeleri tahrif etmek, — Defter kayıt ve belgeleri gizlemek, — Yanıltıcı belge düzenlemek veya bu belgeleri kullanmak (Muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge, gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belgedir). 3 Yıldan - 5 Yıla Kadar (Sahtecilik) — Defter kayıt ve belgeleri yok etmek, — Defter sayfalarını yok ederek yerine başka yapraklar koymak, — Belgelerin asıl veya kopyalarını tamamen veya kısmen sahte olarak düzenlemek veya bunları kullanmak (Sahte belge, gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belgedir), — Belgeleri Maliye Bakanlığı ile anlaşmalı olmadığı halde basmak veya sahte basmak veya bu belgeleri kullanmak.

Not: Kaçakçılık suçunun 3 yıldan 5 yıla kadar olan suçlar para cezasına çevrilemez. Ayrıca kaçakçılık suçu ile vergi ziyaı birlikte işlenirse vergi ziyaı 3 kat olarak cezalandırılır. 1 yıldan 3 yıla kadar olan hapis cezaları para cezasına çevrilirken her bir gün için sanayi sektöründe çalışan 16 yaşından büyük işçilere verilen asgari ücretin aylık brüt tutarının yarısı esas alınır. Bu tutar 2008 yılı için günlük 304,2 YTL’dir.

Örnek: Fırıncı bay A almış olduğu 50 çuval unun fatura bedeli 2.500 YTL’dir. Bay A un fabrikası ile anlaşarak 3.500 YTL fatura kestirirse gerçeğe aykırı işlem yani yanıltıcı belge düzenlemiş olur. Aynı bay A, simit üretiminde kullanmak üzere 10 bidon pekmez aldığını ve buna ilişkin 1.500 YTL gider yaptığını göstermiştir. Ancak, böyle bir alım yapılmamıştır, bay A varolmayan bir işlemi var gibi göstermiştir yani sahte belge düzenlemiştir.  Kaçakçılık suçunda aşağıdaki usule göre suç takip edilir; — Maliye müfettişleri, hesap uzmanları ile bunların muavinleri ve gelirler kontrolörleri ile stajyer gelirler kontrolörleri tarafından doğrudan doğruya — Vergi incelemesine yetkili olan diğer memurlar tarafından ilgili vergi dairesinin bağlı bulunduğu defterdarlığın vergi dairesi başkanlığı bulunan illerde başkanlıktan alınan onayla yetkili Cumhuriyet Savcılığına bildirilmesi mecburidir. — Yukarıda belirtilen kaçakçılık suçunun işlendiğine sair suretlerle ıttıla hasıl eden Cumhuriyet Savcılığı hemen ilgili vergi dairesini haberdar ederek inceleme yapılmasını talep eder. — Vergi idaresince verilecek ceza, ceza mahkemesini veya tersi vergi idaresini bağlamaz. B. VERGİ MAHREMİYETİNİ İHLAL Aşağıda yazılı kimseler görevleri dolayısiyle, mükellefin ve mükellefle ilgili kimselerin şahıslarına, muamele ve hesap durumlarına, işlerine, işletmelerine, servetlerine veya mesleklerine ilgili olmak üzere öğrendikleri sırları veya gizli kalması gereken diğer hususları açıklayamaz ve kendilerinin veya üçüncü şahısların menfaatine kullanamazlar, bu kişilerin vergi gizliliğini bozacak eylemlerde bulunmaları halinde 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasına hükmolunur (bu yasak, yukarıda yazılı kimseler, bu görevlerinden ayrılsalar dahi devam eder);

136
- Vergi muameleleri ve incelemeleri ile uğraşan memurlar; - Vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri ve Danıştay’da görevli olanlar; - Vergi kanunlarına göre kurulan komisyonlara iştirak edenler; - Vergi işlerinde kullanılan bilirkişiler. C. MÜKELLEFLERİN ÖZEL İŞLERİNİ YAPMA Vergi mahremiyetini ihlal suçuna ilişkin olarak ifade edilen kimseler, aşağıda belirtilen kişilere ait; - Kendilerine, nişanlılarına ve boşanmış olsalar bile eşlerine; - Kan veya sıhrî usul ve füruuna, - Evlatlığına veya kendisini evlat edinene - Kan hısımlığında üçüncü (bu derece dahil), sıhri hısımlıkta, bu hısımlığı meydana getiren evlenme ortadan kalkmış olsa bile, üçüncü (bu derece dahil) dereceye kadar olan civar hısımlarına; - Kanuni temsilcisi veya vekili bulundukları kimselere, Vergi inceleme ve takdir işleriyle uğraşmaları veya vergi kanunlarının uygulanması ile ilgili hesap, yazı ve sair özel işlerini yapmaları halinde (ücretsiz dahi olsa), bu kişiler hakkında 1 yıldan – 3 yıla kadar ceza hükmolunur. Bu hareketler kaçakçılık suçu cezasını gerektiren bir fiile iştirak mahiyetinde olduğu takdirde haklarında ayrıca bu vergi ziyaı cezasının bir katı ceza kesilir. D. VERGİ CEZALARINDA BİRLEŞME VE TEKRAR  Birleşme: Bir eylem ile aynı anda hem genel usulsüzlük hem de vergi zıyaına neden olunursa, ceza birleşerek bunlardan en ağır olanı uygulanır. Ancak, özel usulsüzlük sonucu vergi zıyaına sebep olunursa cezalar birleşmez, vergi zıyaı cezası ayrıca kesilir. Tek bir eylem ile farklı vergiler zıyaa uğratılırsa her bir vergi için ayrı ceza kesilir. Farklı eylemlerle aynı vergi için veya farklı vergiler için vergi zıyaı ve usulsüzlük meydana gelirse her bir eylem ve vergi için ayrı ayrı ceza kesilir. Aynı türden olmak şartı ile bir eylemin aynı takvim yılı içinde birden fazla tekerrürü halinde meydana gelen usulsüzlüklerde birinciden sonraki eylemlere birinciye kesilen cezanın ¼’ü kesilir. (Örneğin, aynı takvim yılı içinde KDV beyannamesini 3 kez geç veren mükellefe ikinci ve üçüncü suçlar için kesilecek ceza ilkine kesilecek cezanın ¼’ü kadardır) Vergi zıyaı suçu ve usulsüzlük, kaçakçılık ile birleşemez. Diğer bir ifade ile bir eylem vergi zıyaı veya usulsüzlük suçlarından birine veya her ikisine sebep olmuş ve aynı zamanda kaçakçılık suçuna da neden olmuş ise bu cezalar birleştirilemez.  Tekerrür: Cezası kesilen ve kesinleşen bir kişi, cezanın kesinleştiği tarihi takip eden takvim yılının başından başlayarak, aynı tür eylemi;

137
- Vergi zıyaı cezasında 5 yıl içinde tekrar ederse ceza %50 artırılır, - Usulsüzlüklerde 2 yıl içinde tekrar ederse ceza %25 artırılır. III. VERGİ SUÇ VE CEZALARINI ORTADA KALDIRAN, HAFİFLETEN HALLER  Vergi Cezalarının Ödenmesi: Vergi cezaları cezanın kesinleşmesini takiben bir ay içinde ödenmek zorundadır. Teminat gösterilerek ödeme vadesine üç ay daha eklenebilir. Cezanın kesinleşmesi cezaya karşı süresi içinde dava açılmamış olması, ya da tüm yargı tüm yargı yollarının tükenmiş olması gerekir.  Yanılma: Maliye Bakanlığı’nın veya yetkili kıldığı organlardan birinin verdiği yazılı izahata göre hareket eden mükellefin yaptığı eylem cezayı gerektirse dahi ceza kesilemez.  Pişmanlık ve Islah: Pişmanlıktan faydalanabilmek için aşağıdaki şartların bir arada bulunması gerekmektedir; - Beyana dayalı vergi ziyaa suçlarında, - Hakkında daha önce ihbar yapılmamış ya da inceleme yapılmaya başlanmamış, - İşlediği suçu dilekçe ile vergi idaresine kendiliğinden bildiren ve - Eksik veya yanlış verdiği beyanı 15 gün içinde düzelten mükelleflere vergi cezası (hürriyeti bağlayıcı nitelikte olsa dahi) kesilmez. Dilekçenin verildiği tarihten itibaren 15 gün içinde eksik beyan edilen vergi ödenecek ve ödeme süresi geçmiş olan vergilerin pişmanlık zammı (gecikme zammı) uygulanacaktır. Emlak vergisi pişmanlık konusu yapılamaz (ayrı Motorlu Taşıtlar Vergisi de beyana dayalı bir vergi olmadığı için pişmanlıktan faydalanamaz).  Mücbir Nedenler: Kişi bir mücbir neden den dolayı ceza konusu bir eylem ile karşı karşıya kalır ise bu mücbir nedenin varlığını kanıtlamak şartı ile cezadan kurtulabilir (Hastalığı nedeniyle beyan süresinin kaçırılması sonucu geç beyandan dolayı muhatap olacağı özel usulsüzlük cezasından, raporunu göstermek şartı ile kurtulabilir).  Ölüm: Cezaya muhatap olan bir mükellefin ölümü halinde vergi borcu mirasçılarına intikal ederken vergi cezası intikal etmez (vergi cezalarının kişiselliği ilkesi).  Zamanaşımı: Suça neden olan eylemin işlendiği yılı takip eden yılbaşından başlayarak vergi zıyaında ve özel usulsüzlükte 5 yıl, genel usulsüzlükte 2 yıl içinde kesilmeyen cezalar ceza kesmede zamanaşımına uğrayarak ortadan kalkar. Kesilen vergi cezaları, kesildiği yılı takip eden yılbaşından başlayarak 5 yıl içinde tahsil edilmezse ceza tahsilinde zamanaşımına uğrayarak ceza ortadan kalkar. Ceza kesmede zamanaşımı için daha önce gördüğümüz tahakkuk zamanaşımı ve ceza tahsilinde zamanaşımı için daha önce gördüğümüz tahsil zamanaşımı müesseselerinde yer alan zamanaşımını durduran ve kesen hallerin belirtildiği hükümlere tabidirler.

138
 Cezada İndirim: Cezaya muhatap olan mükellef cezanın kesilmesinden sonraki cezaya itiraz etmeden ve yargıya başvurmadan, tebliği takiben 30 gün içinde cezada indirim talep eder ve cezayı bir ay içinde (teminat göstererek üç ay daha eklenmesi halinde üç ay içinde) öder veya ödemeyi taahhüt ederse; - Vergi Ziyaında kesilen cezanın ilk seferinde cezanın ½’si, - Müteakiben kesilen vergi ziyaında cezalarda cezanın 1/3’ü, - Usulsüzlüklerde her seferinde cezanın 1/3’ü indirilir.  Af: Çıkarılan af kanunları ile vergi cezaları kısmen veya tamamen ortadan kalkabilir. Ancak verginin aslı kalkmaz.  Uzlaşma: Vergi idaresini re’sen, ikmalen veya idarece tarh edilmiş vergi veya cezaları üzerinde mükellef ve idarenin karşılıklı görüşerek pazarlık sonucu mutabakata varmaları halinde vergi ve vergi cezası kısmen veya tamamen ortadan kalkabilir.

139
Vergi Suç ve Cezaları Ceza Mahkemelerince Kesilen Cezalar (Hürriyeti Bağlayıcı)

İdari Cezalar (Para Cezaları)

Vergi Ziyaı Suçu ve Cezası

Usulsüzlükler

Kaçakçılık

Genel Usulsüzlük

Özel Usulsüzlük

1 yıl – 3 Yıl

3 yıl – 5 Yıl

Vergi Mahremiyetini İhlal (1 Yıl – 3 Yıl) TCK Madde 239

I. Derece Genel Usulsüzlük

II. Derece Genel Usulsüzlük

Belge ve Kayıt Düzenine Uymama

Damga Vergisine İlişkin Usul ve Esaslara Uymama

Mükellefin Özel İşlerini Yapma (1 Yıl – 3 Yıl) TCK Madde 257, vergi ziyaına neden olunmuşsa ayrıca vergi ziyaı cezasına da çarptırılır.

Bilgi Vermekten Kaçınma

— Fatura — Müstahsil Mak. — Gider Pusulası — Ser. Mes. Mak. %10’nu kadar ceza, 149 YTL’den az olmaz.

Alınması Verilmesi Mecburi Olan Diğer Belgelerin Alınmaması, Verilmemesi, Eksik Düzenlenmesi, Her Bir Belge İçin 149 YTL

Nihai Tüketicinin Bu Belgeleri Almaması Halinde Her Bir Belge İçin 149 YTL’nin 1/5’i 29,80 YTL

Diğer Belge ve Kayıt Düzenine Uymama

-

-

Genel usulsüzlük re'sen tarhiyatı gerektiren bir eylemse ceza iki kat kesilir. Kaçakçılık suçunun 3 yıldan 5 yıla kadar olan suçlar para cezasına çevrilemez. Ayrıca kaçakçılık suçu ile vergi ziyaı birlikte işlenirse vergi ziyaı 3 kat olarak cezalandırılır. Diğer taraftan iştirak olan tek suç kaçakçılıktır ve yeni düzenlemeye göre suça maddi menfaat ile iştirak edene hapis cezasının aynısı (suçu işleyene verilen hapis cezasının), vergi ziyaının bir katı (işleyene üç kat), maddi menfaat olmadan iştirak edene hapis cezasının yarısı ve vergi ziyaı cezası tek kat olarak kesilir.

140
BEŞİNCİ BÖLÜM VERGİ UYUŞMAZLIKLARI I. VERGİ UYUŞMAZLIKLARINDA İDARİ ÇÖZÜMLER Vergi uyuşmazlıklarının iki tür idari çözüm yolu vardır. Vergi hatalarının düzeltilmesi ve uzlaşma. A. VERGİ HATALARININ DÜZELTİLMESİ Vergilendirme işlemleri sırasında hem vergi idaresi hem de mükellef lehine veya aleyhine hatalar yapılabilir. Vergi hatası VUK’nda da belirtildiği gibi “vergiye ilişkin hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınması”. Vergi hatalarını düzeltmeye vergi dairesi müdürü yetkilidir. Mükellef zararına olan hataların düzeltilmesinde, düzeltmenin kendisine tebliğini takip eden bir yıl içerisinde vergi dairesine başvurmaz ise fazla tahsil edilen vergiyi iade alma hakkını yitirir. Düzeltme talebi dava açma süresi içersinde yapılırsa dava açma süresini durur. Dava açma süresi dolduktan sonra yapılan düzeltme talebi vergi idaresince red edilirse (60 gün içinde vergi dairesinin cevap vermemesi de zımni red sayılır), mükellef Maliye Bakanlığı’na şikayet eder, şikayet talebi red edilirse, mükellef ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’a dava açabilir (İYUK’a göre dava vergi mahkemesine açılacaktır). Yargıya intikal eden vergi hataları dava sonuçlanmamışsa düzeltme yapılabilir, ancak yargının kesinleşmiş kararı var ise düzeltmeye gidilemez. Tahakkuk zamanaşımının son yılı içinde tahakkuk eden vergilerin hata düzeltme zamanaşımı, verginin tebliğinden itibaren bir yıldan az olmaz. Kısaca, hata düzeltme zamanaşımı, tahakkuk zamanaşımını geçebilir.
Vergi Hataları
Hesap Hataları — Matrah Hataları: Matraha ilişkin indirim, istisna gibi unsurları rakamsal olarak eksik veya fazla hesaplanması sonucu matrahın eksik veya fazla çıkmasıdır. — Vergi Miktarındaki Hatalar: Tarifelerin, oranların yanlış uygulanması veya mahsupların düşülmemesi halleri. — Çifte Vergilendirme: Yanlışlıkla aynı vergi konusu üzerinden aynı verginin alınması. Vergilendirme Hataları — Mükellefin Şahsında Hata: Asıl vergi borçlusu yerine vergilendirme ile ilgisi olamayan kişilerden vergi alınması. — Mükellefiyette Hata: Vergiden muaf bir kişiden vergi alınması, — Vergi Konusunda Hata: Vergi konusuna girmeyen yada vergiden istisna olan unsurlardan vergi alınması. — Vergilendirme Döneminde veya Muafiyet Döneminde Hata: Verginin alındığı dönemin yanlış olması veya vergini alındığı dönem itibari ile o kişinin vergiden muaf olması.

B. UZLAŞMA Kaçakçılık, genel ve özel usulsüzlük cezaları uzlaşma konusu yapılamaz. Genel bütçeye ait vergi, resim ve harçlarla ilgili olarak uzlaşma komisyonlarının oluşturulması; başvurmada yetkili kişiler; uzlaşma şekli; uzlaşma kapsamına alınacak yüküm türleri; komisyonların yetkileri, uzlaşma usul ve esasları Maliye Bakanlığınca çıkartılacak bir yönetmelik ile belirlenecektir. Bu düzenleme yetkisi il özel idareleri ve belediye bütçelerine giren yükümler için İçişleri Bakanlığına tanınmıştır.

141
1. Tarhiyat Sonrası Uzlaşma Tarhiyat sonrası uzlaşma talep edebilmek için tarhiyat öncesi uzlaşma talep edilmemiş olması şarttır. Uzlaşma talebi, tarhiyata ilişkin tebliği takiben 30 gün içinde yapılır. Ayrıca tarhiyat sonrası uzlaşma aşağıdaki hallerde talep edilebilir; — Kanun hükümlerine yeterince nüfuz edememekten vergi ziyaına sebep olunduğu, — Vergi idaresinin verdiği yazılı izahata göre hareket edildiği, — Vergilendirme veya hesap hataları veya bunlar dışında maddi hataların yapıldığı, — Yargı kararları ile idarenin ihtilaf konusu olayda görüş farklılığının olduğunun ileri sürülmesi durumunda, İkmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergiler ve vergi ziyaı cezası uzlaşma konusu yapılabilir. Genel, özel usulsüzlük ve kaçakçılık uzlaşma konusu yapılamaz.  Uzlaşma Sağlanırsa: Vergi ve cezası uzlaşma ihbarnamesinden itibaren 1 ay içinde ödenir. Uzlaşma sağlanan konu dava edilemez, hiçbir merci ya da organa şikayet edilemez. Ceza indiriminden yaralanılan vergi ve cezaları için uzlaşma talep edilemez. Ancak uzlaşma tutanağı imzalanmadan uzlaşma talebinden vazgeçen mükellef ceza indiriminden faydalanabilir. Uzlaşma sağlanan vergi ve cezası vadesi dolmamışsa vade tarihinde, dolmuş ise uzlaşma tutanağının tebliğini takiben bir ay içinde ödenir. Vergi ve cezasının normal vade tarihinden son yapılan tarhiyatın tahakkuk tarihine kadar geçen süre için gecikme faizi uygulanır.  Uzlaşma Sağlanamazsa: Uzlaşma sağlanamazsa mükellef dava açma hakkına sahiptir. Dava açma süresi dolmuş ya da 15 günden az kalmış ise dava açma süresi uzlaşmanın sağlanamadığına dair tutanağın mükellefe tebliğini takiben 15 gündür. Uzlaşma talebinden önce dava açılmışsa, durdurulan dava vergi idaresince yapılan bildirimi takiben görülmeye devam eder. 2. Tarhiyat Öncesi Uzlaşma Kaçakçılık ve kaçakçılığa bağlı vergi ziyaı hariç diğer cezalar ile ikmalen, re’sen ve idarece tarh uzlaşma konusu yapılabilir. Tarhiyat öncesi uzlaşma vergi incelemesi sonucu salınan vergi cezaları için talep edilebilir. Hakkında inceleme yapılan mükellef incelemenin başlamasından, inceleme tutanağının düzenlendiği ana kadar tarhiyat öncesi uzlaşma talebinde bulunabilir. Uzlaşmaya davet halinde ise davete ilişkin yazının tebliğini takiben 15 gün içinde vergi idaresine başvurulmalıdır. Tarhiyat öncesi uzlaşılan konular tarhiyat sonrası uzlaşma konusu ve dava konusu yapılamaz. Uzlaşma sağlanırsa gecikme faizi yürütülür. II. VERGİ YARGISI Türkiye’de idari yargıya bağlı vergi yargısı sistemi uygulanmaktadır. Vergi yargısı idare ile çözüme ulaştırılamayan konuların yargıya intikal etmesidir. Aşağıdaki tabloda, vergi davasına ilişkin hususlar belirtilmektedir.

142
Vergi Davasının Konusu
— İkmalen, re’sen ve idarece tarh edilen vergiler ve ihtirazı kayıtla beyanda yer alan tarhiyat hataları, — Vergi cezasının kesilmesi, — Takdir ve tadilat komisyonu kararları, — Kaynakta kesilen vergiler (verginin ödenmiş veya kesilmiş olması şarttır), — Ayrıca Bakanlar Kurulu ve Mal. Bak.’nın objektif işlemleri dava konusu olabilmektedir.

Dava Açmaya Yetkili Kişiler
— Mükellefler, vergi sorumluları, haklarında vergi cezası kesilenler, — Takdir ve tadilat komisyonun belirlediği matrahlara karşı vergi daireleri, belediyeler, sanayi odaları, ziraat odaları ve birlikler,, muhtar dava açabilir (TOBB, Esnaf Odaları v.b.).

Davanın Görüşülmesi
— Danıştay, Bölge İdare Mahkemeleri ve vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü ile olur ve duruşma yapılmaz. — Vergi, resim, harç ve bunların gecikme zammı ve cezaları ile AATTUHK’na ilişkin davalar toplamı 6.820 YTL’yi aşan davalarda taraflardan birinin talebi ile duruşma yapılabilir, ayrıca bu davalara heyet halinde bakılır. Ancak yukarıda yazılı sınırın altında kalan vergi davalarına tek hakimle bakılır.

Dava Açılmasının Hukuki Sonuçları
— Bir vergi ve cezası dava konusu yapılırsa yürütme kendiliğinden (tahsilatı) durur. — Tahsilâtın durması için ayrıca bir talebe gerek yoktur. Ancak, davacının bildirilen adrese tebligat yapılamaması, ihtirazı kayıtla verilen beyanlara karşı açılan davalarda ve verginin tahsiline (AATUHK’na göre) karşı açılan davalarda ve üst yargıya gidilmesi halinde yürütme durmaz. Bu hallerde, talep edilir ve teminat gösterilirse, mahkeme yürütmeyi durdurabilir.

Dava Açma Süresi
Danıştay’ın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davalarda 60, vergi mahkemesine açılan davalarda 30 gündür. Bunun dışında bazı istisnalar vardır; — Bina metrekare normal inşaat maliyetleri hakkındaki tespitlerine açılacak davalar 15 gün, — Uzlaşmanın sağlanamadığı hallerde uzlaşmanın sağlanamadığını dair tutanağın tebliğinde dava açma süresi dolmuş ya da 15 günden az kalmış ise tutanağın tebliğini takiben 15 gün, — Ödeme emri, ihtiyati haciz, ihtiyati tahakkuka karşı 7 gün, — Düzeltme talebi yapılmış ise dava açma süresi durur.

Dava Açma Yetkili Kişilere İlişkin Hususlar
— Vergi dairesinde vergi dairesi müdürü, belediyelerde ise gelir müdürü olmayan yerlerde hesap işleri müdürü veya o görevi yapan kişi dava açmaya yetkilidir. — Vergi dairelerinin, il özel idarelerinin ve belediyelerin davayı Danıştay’da temyize götürebilmeleri için vergi dairelerinin defterdarlık veya vergi dairesi başkanlığından, defterdar ve vergi dairesi başkanlıkların ise Gelir İdaresi Başkanlığından, belediye ve il özel idarelerinin validen izin almaları gerekir. Davanın Bölge İdare Mahkemesinde itiraza götürülmesinde onaya gerek yoktur. — Kanuni temsilcilerde ve vekili avukat olma şartı ile vekil aracılığıyla da dava açılabilir.

İtiraz
Vergi mahkemelerinin tek yargıç il verdiği kararlara karşı mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine dava kararının tebliğinden itibaren 30 gün içinde itiraz edilebilir. Bölge idare mahkemesi kararları kesindir.

Temyiz
Vergi mahkemelerinin tek hakimle verdikleri kararlar dışında kalan kararları için, kararın tebliğini takiben 30 gün içinde Danıştay’da temyiz edilebilir. Davanın bir tarafı temyize gidebileceği gibi her iki tarafta ayrı ayrı temyize gidebilir. Danıştay kararı bozarak dava dosyasını vergi mahkemesine geri gönderebilir.

Not: Vergi mahkemesinin verdiği kararlar, temyiz veya itiraz ile bozulabilir. Bu durumda Vergi Mahkemesi, kararında ısrar edebilir veya değiştirebilir. Vergi mahkemesi kararında ısrar ederse ve dava tarafları kararı yeniden temyiz ederlerse, dava Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nca incelenir ve nihai karara bağlanır. Kanun Yararına Bozma Bölge idare mahkemesi kararları ile vergi mahkemeleri ve Danıştay’ın ilk derece mahkemesi olarak baktığı ve temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararların yürürlükteki hukuka aykırı sonuç ifade edenler ilgili makam tarafından veya Danıştay Başsavcısı tarafından kanun yararına temyiz yoluna başvurulabilir. Kararın Düzeltilmesi Danıştay dava daireleri ile Vergi Dava Daireleri Kurulunun temyiz ile verdikleri kararlar ile bölge idare mahkemelerinin itiraz üzerine verdikleri kararlara karşı bir defaya mahsus olmak üzere, kararı takiben 15 gün içinde kararın düzeltilmesi talep edilebilir. Kararın düzeltilmesi talebi için; kararın esasına etkisi olan iddia ve itirazların, kararda karşılanmaması, verilen karar içerisinde birbirine aykırı hükümler bulunması, kararın usul ve kanuna aykırı olması, hüküm esasını etkileyebilecek belgelerde hile ve sahtekârlık yapıldığının ortaya çıkması gerekir. Yargılamanın Yenilenmesi Danıştay, bölge idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin verdiği kararlar ile ilgili olarak; — Dava ile ilgili ulaşılamayan bir belgenin ele geçmesi, dava taraflarından birinin davaya etki edecek bir hile kullanması, bilirkişinin kasıtlı olarak gerçeğe aykırı beyanda bulunması, vekil veya kanuni temsilci olmayan kimseler ile davanın görüldüğünün anlaşılması, kesinleşen başka bir mahkeme kararı ile karar esas bir hükmün ortadan kalkması, davaya bakması sakıncalı başkan, üye veya hakim (örn; davalının yakını olabilir) ile davanın yapılmış olması gibi gerekçelerin gerçekleştiği tarihi takiben 60 gün, — Dava kararına karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde aleyhte karara varılması halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren 1 yıl, — Tarafları, konusu ve sebebi aynı olan bir dava hakkında, aynı veya başka bir mahkeme tarafından farklı bir kararın verilmesi halinde (karara aykırı yeni bir kararın verilmesine neden olabilecek kanuni bir dayanak yokken) ikinci mahkemenin verdiği kararın kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl içinde yargının yenilenmesi talep edilebilir.

143
 Kararlara Karşı Başvuru Yolları: Vergi Mahkemesinde alınan kararlara karşı çeşitli başvuru yolları bulunmaktadır. Aşağıdaki tabloda bu başvuru yolları özetlenmektedir. III. VERGİ YARGISINDA İSPAT, DELİL SERBESTLİĞİ İLKESİ VE RE’SEN ARAŞTIRMA İLKESİ Vergi hukukunda vergilemeyle ilgili bir hususu ileri süren her kişi bunu ispatlamakla yükümlüdür. Vergi hukukunda ispat, vergi ilişkisi ile ilgili olarak dava taraflarının kendi iddialarını diğer bir deyişle dava konusu olayın niteliğine yönelik olarak somut kanıtları ortaya koymasıdır. İspat için gerekli olan şey deliledir. Vergi hukukunda ekonomik yaklaşım ilkesinin gereği olarak delil serbestliği ilkesi benimsenmekle birlikte delile ilişkin bazı sınırlamalar vardır. — Vergi hukukunda yemine dayalı ifade delil kabul edilmez. — Tanık ifadesi delil kabul edilmekte, ancak tanığın vergiyi doğuran olay ile ilgili olarak doğal ve açık bir ilişkisinin bulunması şart koşulmuştur. — Kanunen belge ile belirtilmesi gereken hususlar, bu belgeler olmadan ileri sürülmesi halinde delil olarak kabul edilmezler (defter kaydı, fatura vb.). Medeni hukukta sınırlı araştırma usulü geçerli iken, vergi yargısı ceza hukukunda olduğu gibi re’sen araştırma ilkesi geçerlidir. Re’sen araştırma ilkesi, yargıcın dava ile ilgili her türlü işlem ve incelemeyi kendiliğinden yapmasıdır. Davalar kural olarak üç hakimle heyet halinde (6.820 YTL altında kalanlar tek hakimle) ve duruşma yapılmadan, dosya üzerinde görüşülür (yazılılık ilkesi).

144
TÜRK VERGİSİSTEMİ (TVS) BİRİNCİ BÖLÜM GELİR ÜZERİNDEN ALINAN VERGİLER I. GELİR VERGİSİ A. GELİR KAVRAMI VE GELİR VERGİSİNİN TÜRLERİ Gelir üretim faktörlerinin üretim sürecine sokulması karşılığı elde ettiği kazanç ve iratlardır. Herhangi bir şekilde bedensel ve zihinsel faaliyet karşılığı elde edilen gelirlere kazanç, herhangi bir bedensel ve zihinsel eylem olmadan elde edilen gelirlere irat denilir. Örneğin faiz, kira geliri irat; ücret, ticari veya zirai faaliyet sonucu girişimciliğin karşılığı olan kar olarak elde edilen gelir kazançtır. Gelir vergisine konu olacak gelirin tespiti için gelirin tespitine yönelik iki kurama (teori) başvurulur.  Kaynak Teorisi: Gelirin belirli bir üretim faaliyeti sonucu elde dilen ekonomik değerlerdir. Gelirin dar anlamda tanımıdır. Bu kurama göre gelirin sürekli olması belirli bir üretim faktöründen (belirli kaynaktan) elde edilmesi gerekmektedir.  Safi Artış Teorisi: Bu kurama göre gelirin sürekli veya belirli bir kaynaktan olması şart değildir. Kurama göre servetten yaşana her türlü artış gelir olarak değerlendirilmektedir. Diğer bir ifade ile her türlü kazanç ve irat gelir sayılmaktadır. Türk Vergi Sistemi içerisinde 7 gelir unsuru vardır. Bunlardan sadece diğer kazanç ve iratlar safi artış teorisine göre gelir belirlenirken, diğerlerinde kaynak teorisi geçerlidir. Gelir vergisinin uygulanış biçimi itibari ile iki sistemi veya diğer bir ifade ile iki farklı türü bulunmaktadır. Bunlar;  Üniter Gelir Vergisi Sistemi: Gerçek kişilerin farklı kaynaklardan elde ettikleri kazanç ve iratlar, elde edildikleri kaynaklar dikkate alınmaksızın toplanmakta, varsa zararlar mahsup edilip, indirimler dikkate alınarak vergilendirilecek safi gelir üzerinden vergilendirme yapılmaktadır. “Sentetik Gelir Vergisi” olarak da adlandırılan bu uygulamada, en az geçim indiriminin yanı sıra kişisel ve ailevi durumlardan gibi indirimlerin yapılması ile toplam safi gelire ulaşılır. Bu yöntem ile zararların, kişisel ve ailevi durumların göz önüne alınması vergi ödeme gücüne ulaşmak için yararlanılan diğer araçların sistemde kullanılmasının uygun olması sisteme sübjektif nitelik kazandırmaktadır. Üniter gelir vergisinde bütün gelirlerin bir araya toplanarak vergilendirilmesine tek elemanlı üniter sistem, tüm gelirlerin toplanarak öce tek oranlı tarifeye daha sonra belirli bir gelir sınırını aştığında artan oranlı ikinci bir tarifeye tabi tutulmasına çift elemanlı üniter sistem denilmektedir.  Sedüler Gelir Vergisi Sistemi: Gerçek kişilerin farklı bir çok kaynaktan elde ettiği gelirlerin her birine sedül denilmektedir. Bu gelir kaynaklarının her birinin birbirinden bağımsız olarak veya ayrı ayrı vergilendirilmesine sedüler gelir vergisi denilmektedir. Diğer bir ifadeyle sedüler gelir vergisinde; gelir kaynakları bir araya getirilip toplanmaz, bir gelir kaynağında uğranılan zarar diğer gelir kaynağından mahsup edilmez, uygulanış itibariyle gelir vergisinin subjektif olan yönü bu sistem ile aşınmakta gelir vergisi daha objektif bir hal alabilmektedir. Not: TVS’de tek elemanlı üniter sistem geçerlidir.

145
B. VERGİYE TABİ GELİRİN TANIMI ve ÖZELLİKLERİ TVS’de gelirin tanımı; “bir gerçek kişinin, bir takvim yılında elde ettiği kazanç ve iratların, safi toplamı” olarak yapılmıştır. Buna göre gelirin sahip olması gereken nitelikler tanım içerisinde belirtilmiştir;  Gelir Kişiseldir: Gerçek kişiler gelir vergisi mükellefidir. Tüzel kişiler gelir vergisi mükellefi olamazlar ancak, şahıs ortaklıklarının tüzel kişilik olarak görülmelerine rağmen ortakların (adi ortaklıklar, adi komandit ve kolektif ortaklıklarda tüm ortaklar, eshamlı komandit şirketlerde komandite ortaklar) sınırsız sorumluluğu gereği bu ortakların gelirleri gelir vergisinin konusudur. Faaliyet Türüne Kazancın Sınıflandırılması Ticari Faaliyet Zirai Faaliyet Serbest Meslek Faaliyeti Ticari Zirai Ser. Meslek Ticari Ticari Ser. Meslek Ticari (komandite or.) Ticari (komandite or.) Ser. Meslek (komandite or.) Ticari (komandite or.) Ticari (komandite or.) Ticari (komandite or.)

Ortaklık Türü Adi Kollektif. Adi Komandit* Eshamlı Komandit*

*Adi komanditte komanditer ortağın kar payı faaliyet ne olursa olsun daima menkul sermaye iradı olarak gelir vergisine tabi olur. Eshamlı komanditte ise komandite ortağın payı daima ticari, komanditer ortağın payı ise kurumlar vergisinin konusuna girer, komanditer ortağın kurumlar vergisi ödendikten sonra elde ettiği geliri, ayrıca kar payı kapsamında menkul sermaye iradı olarak gelir vergisine tabi tutulacak.

 Gelir Yılıktır: Bir takvim yılı içinde elde edilen gelirler toplamı vergilendirilecek gelir toplamı olarak esas alınmaktadır. Genel olarak 1 Ocak – 31 Aralık arası bir takvim yılı olarak kabul edilmekte normal hesap dönemi olmaktadır. Ancak bazı özel nedenlerden dolayı (faaliyetin niteliği vb.) takvim yılı ilkesi, mükellefin talebi ve Maliye Bakanlığı’nın uygun görmesi ile 12 aydan az olmamak üzere özel hesap dönemi uygulanabilir (örneğin, 1 Nisan – 31 Mart arası dönem). Ayrıca işe başlama, bırakma vb. durumlar nedeniyle bir takvim yılından az faaliyet söz konusu ise kıst hesap dönemi esas alınarak o kıst dönemde elde edilen gelirler yıllık gelir olarak kabul edilir.  Gelir Elde Edilmiş Olmalıdır: Gelirin elde edilmiş olması demek geliri elde edenin söz konusu gelir üzerinde tasarrufunun bulunması diğer bir ifade ile kullanımında herhangi bir kısıtın olmaması gerekir (gelirin elden alınması, banka hesabına yatması vb. elde edilme anlamına gelmektedir. Gelirin elde edilmesinde tahsil ve tahakkuk esasları vardır. Gelirin nakdi, ayni veya bir hak şeklinde kişinin mal varlığına katılmasına tahsil esası, gelirin alacak hakkının doğmasına da tahakkuk esası denilmektedir. Gelir vergisinde ticari ve zirai (gerçek usule tabi) kazançlarda tahakkuk esasına göre, diğer tüm gelir unsurlarında tahsil esasına göre gelir elde edilmiş sayılmaktadır.  Gelir, Kazanç ve İratların Safi Toplamıdır: Gelirlerin safi toplamı iki anlamı ifade eder. birincisi her geliri için yapılacak indirimlerin dikkate alınması, ikincisi ise tüm gelirler toplanırken zarar beyan edilen gelir gruplarının kar elde edilen gruplardan indirilmesidir. C. GELİR VERGİSİNDE MÜKELLEFİYET ŞEKİLLLERİ Gelir vergisinde tam ve dar mükellefiyet olmak üzere iki mükellefiyet şekli bulunmaktadır. Aşağıdaki şekil gelir vergisindeki mükellefiyet biçimlerini özetlemektedir.

146
Gelir Vergisinde Mükellefiyet Şekilleri Tam Mükellef Dar Mükellef Türkiye’de yerleşmiş olmayan fakat gelir elde eden gerçek kişilerdir.

Yerleşme Ölçütü Türkiye’de yerleşmiş olanlar. Aşağıda belirtilen şartlardan birini sağlayan Türkiye’de yerleşmiş sayılır. — İkametgâh Esası: İkametgâhı Türkiye’de bulunanlar. — Oturma Süresi Esası: Bir takvim yılı içerisinde Türkiye’de 6 aydan fazla sürekli olarak oturanlar. Oturulan yer önemli değildir (otelde vb. olabilir).

Uyrukluk Ölçütü Resmi daire ve müesseselere veya merkezi Türkiye’de bulunan teşekkül ve teşebbüslere bağlı olup adı geçen daire, müessese, teşekkül ve teşebbüslerin dolayısıyla yabancı memleketlerde oturan Türk vatandaşları.

Not: Tam mükellefiyette kişisellik (şahsilik), dar mükellefiyette Mülkilik (yerellik) ilkeleri söz konusudur. Bazı haller yerleşme sayılamaz; — Belli ve geçici görev veya iş için Türkiye’ye gelen iş, ilim ve fen adamları, uzmanlar, memurlar basın ve yayın muhabirleri ve durumları bunlara benzeyen diğer kimseler, — Tahsil ve tedavi veya istirahat veya seyahat amacıyla Türkiye’de bulunanlar, — Tutukluluk, hükümlülük veya hastalık gibi elde olamayan nedenlerden dolayı Türkiye’de alıkonulan veya kalan kimseler.

Tam mükellefiyet şartlarından bir takvim yılı içerisinden 6 aydan fazla kalma zorunluluğu önemli üzerinde durulmalıdır. Örneğin bir mükellef Ağustos 2005 – Mayıs 2006 tarihleri arasında toplam 10 ay Türkiye’de bulunsa da tam mükellef olamaz. Çünkü bu mükellefin bir takvim yılı içinde en fazla 5 ay (2005 yılı 5 ay – 2006 yılı 5 ay) Türkiye’de kaldığı anlaşılmaktadır. D. GELİRİN UNSURLARI Gelir vergisi 7 gelir unsurdan oluşmaktadır. Bunlar sırasıyla; — Ticari Kazançlar, — Zirai Kazançlar, — Ücretler, — Serbest Meslek Kazançları, — Gayrimenkul Sermaye İratları, — Menkul Sermaye İratları, — Diğer Kazanç ve İratlar. 1. Ticari Kazançlar Her türlü ticari ve sınai faaliyetten elde edilen kazançlar, ticari kazançtır. Ancak, aşağıda yazılı kazançlarda ticari kazanç sayılır: — Maden, taş ve kireç ocakları, kum ve çakıl istihsal yerleri ile tuğla ve kiremit harmanlarının işletilmesinden; — Coberlik işlerinden; — Özel okul ve hastanelerle benzeri yerlerin işletilmesinden;

147
— Gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle devamlı olarak uğraşanların bu işlerinden; — Kendi nam ve hesaplarına menkul kıymet alım-satımı ile devamlı olarak uğraşanların bu faaliyetlerinden; — Satın alınan veya trampa suretiyle iktisap olunan arazinin iktisap tarihinden itibaren 5 yıl içinde parsellenerek bu müddet içinde veya daha sonraki yıllarda kısmen veya tamamen satılmasından; elde edilen kazançlar. — Diş protezciliğinden elde edilen kazançlar. — Özel okul ve hastanelerle benzeri yerleri işleten serbest meslek erbabı,  Ticari Kazancın Tespit Şekilleri: Ticari kazançta vergiye tabi olan mükellefler gerçek usule veya basit usule göre vergilendirilirler. Gerçek usulde vergilendirilecek ticari kazanç sahipleri I. ve II. sınıf tüccar olarak ayrılmakta ve I. Sınıf tüccarlar bilanço esasına göre II. Sınıf tüccarlar ise işletme hesabı esasına tabi olmaktadırlar.
Ticari Kazançlar Vergiye Tabi Ticari Kazanç Basit Gerçek Usul Usul Bilanço Esası İşletme Hesabı Esası Vergiye Tabi Olmayanlar İstisna — Okul İstisnası — Sergi ve Panayır İst. — PTT Acenteleri Kazanç İst. — Serbest Bölge Kazanç İst. — Ulus. Gemicilik Kaz. İst — Yazılım ve Ar-Ge İst.

Muafiyet — Esnaf Muaf. — Dar Mükellef İhracatçı Muaf.

I. Ve II. Sınıf tüccara göre ticari kazancın tespiti; — Bilanço Esasına: (Dönem Sonu Özsermaye – Dönem Başı Özsermaye) + (İşletmeden Çekilen Değerler – İşletmeye Eklenen Değerler) = Ticari Kazanç — İşletme Hesabı Esası: (Elde Edilen Hasılat – İşletme için Yapılan Giderler) — İşletme Hesabı (İmalat İşi İle Uğraşanlar): (Dönem Sonu Mal Mevcudu - Dönem Başı Mal Mevcudu) + (Dönemi İçi Satışlar - Dönem İçi Giderler) – Dönem İçi Satın Alınan Değerler Özsermaye: Bilançonun aktif toplamı ile borçları arasındaki farktır. İşletme sermayesi kavramından tamamen farklıdır. Dar mükellef olan yabancı ulaştırma işletmelerinin ticari kazancın tespiti için bir hesap dönemi boyunca elde edilen hasılat ulaştırma işine göre belirtilen nispet ile çarpılarak (hava ulaştırma işleri %5, kara ulaştırma işleri %12, deniz ulaştırma işleri %15) ticari kazanç tespit edilir.

148
Gerçek Usul Bilanço Esası İşletme Hesabı Esası .

I. Sınıf Tüccar Sayılıp Bilanço Hesabı Esasına Göre Defter Tutacaklar, — Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satanların, yıllık alış tutarı veya yıllık satış tutarları kanunda her yıl belirlenen miktarları aşanlar (yıllık alış 107.000 YTL, yıllık satış 150.000 YTL). — Mal alım – satımı dışında kalan bir işle uğraşanların yıllık gayri safi iş hasılatı kanunda her yıl belirlenen miktarları aşanlar (yıllık gayrisafi iş hasılatı 60.000 YTL). — ilk iki bentteki işlerin birlikte yapılması halinde gayrisafi iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı kanunda her yıl belirlenen miktarları aşanlar (107.000 YTL). — Her türlü ticaret şirketi (adi ortaklıklar ticaret şirketi sayılmazlar, sadece yukarıda sayılı sınırları aşarlarsa bilanço usulüne tabidirler). — Kendi isteği ile bilanço esasına göre defter tutmak isteyenler. Şartları sağlamasalar bile bilanço usulüne göre defter tutabilirler. II. Sınıf Tüccar Sayılıp İşletme Hesabı Esasına Göre Defter Tutacaklar — I. sınıf tüccar ölçütlerini aşamayanlar, — İşe yeni başlayanlar I. Not: Bilânço esasına göre tutulması zorunlu olan defterler; — Yevmiye Defteri, — Defter – i Kebir, — Envanter Defteri, — İmalat Defteri (mükellef imalatçı ise), — Ambar defteri (ambar işi ile uğraşanlar ), — Bitim İşleri Defteri (fason işler için, ücret karşılığı bitim işi). İşletme esasına tabi mükellefler sadece işletme defteri tutarlar. Tüm defterlerin (defter-i kebir hariç) noterden tasdik ettirilmesi zorunludur. — Hâsılat Defteri (dar mükellef olan yabancı ulaştırma işletmeleri)

II. Not: I. ve II. sınıf tüccarlar sınıf değiştirebilirler. Buna göre sınıf değiştirme şartları; — Bir bilanço döneminin iş hacmi kanunda belirtilen iş hacimlerinden %20’yi aşan oranda düşüren veya arka arkaya üç hesap dönemi %20’yi aşmayan ölçüde düşüren I. sınıf tüccarlar bu şartları sağladıkları yılı takip eden yıl II. sınıf tüccar omları mümkündür. — Bir hesap döneminin iş hacmi kanunda belirtilen ölçüleri %20’den fazla oranda aşanlar veya arka arkaya iki hesap dönemi %20’den az oranda aşanlar bu şartların sağlandığı yılı takip eden hesap döneminin başından itibaren I. sınıf tüccar olurlar. — I. sınıftan II. sınıf tüccarlığa geçiş isteğe bağlı iken, II. sınıftan I. sınıf tüccarlığa geçiş zorunludur.

Basit Usul Genel Şartlar — Kendi işinde bilfiil çalışmak veya bulunmak, — İşyeri mülkiyetinin iş sahibine ait olması halinde emsal kira bedeli, kiralanmış olması halinde yıllık kira bedeli toplamı; büyükşehir belediye sınırları içinde 3.900 YTL’yi, diğer yerlerde 2.700 YTL’yi aşmamak, — Ticari, zirai veya mesleki faaliyetler nedeniyle gerçek usulde gelir vergisine tabi olmamak. Özel Şartlar —Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satanların yıllık alımları tutarının 56.000 YTL’yi veya yıllık satışları tutarının 80.000 YTL’yi aşmaması, — Birinci şıkta belirtilmiş olanların dışındaki işlerle uğraşanların bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatının 27.000 YTL’yi aşmaması, —Birinci ve ikinci şıklarda yazılı işlerin birlikte yapılması halinde, yıllık satış tutarı ile iş hasılatı toplamının 56.000 YTL’yi aşmaması.

Not: Ortaklardan birisi gerçek usule göre gelir vergisine tabi ise, diğer ortakların ticari kazancının da gerçek usule tabi tutulması gerekmektedir. Basit usule tabi olmanın şartlarından herhangi birini takvim yılı içinde kaybedenlerin, ertesi takvim yılı başından itibaren gerçek usulde vergilendirilmeleri gerekmektedir. Basit usulün şartlarını taşımakla birlikte, basit usulden yararlanmak istemeyen mükellef, gerçek usule tabi olmak istediğini yazı ile bildirmesi halinde, talepleri doğrultusunda izleyen aybaşından veya izleyen takvim yılı başından itibaren gerçek usulde vergilendirilecektir. Herhangi bir şekilde gerçek usul kapsamına girenler ve gerçek usulde vergilendirilen mükellefler, bir daha hiç bir şekilde basit usule dönemezler. Ayrıca, bu kişilerin aynı türden iş yapan eş ve çocukları da bu faaliyetleri nedeniyle basit usulden yararlanamazlar. Basit usule tabi mükellefin defter tutma zorunluluğu yoktur. Mal veya hizmet alış ve satış belgelerine göre kazanç tespit edilerek vergi idaresine beyan edilir. Aşağıda belirtilen işleri yapanlar basit usul şartlarını sağlasalar dahi basit usulden faydalanamazlar; — Sigorta prodüktörleri — İlan ve reklam işi ile uğraşanlar ve bu işlere aracılık edenler — Gayrimenkul ve gemi alım satımı yapanlar — Ödünç para verme (ikrazat) işi ile uğraşanlar — Kolektif ve komandit şirketler — Şehirlerarası yük veya yolcu taşımacılığı yapanlar — Maden taş ocağı vb. yerleri işletenler — Sarraflar

 Ticari Kazançta Muafiyet ve İstisnalar: Ticari kazançta iki tür muafiyet şekli vardır. Bunlardan biri esnaf muaflığı diğeri ise dar mükellef ihracatçı muaflığıdır.

149
Esnaf Muaflığı Genel Şartlar — Ticari, zirai veya mesleki kazancı dolayısıyla gerçek usulde gelir vergisine tabi olmamak. — Gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerine devamlılık ve bağlılık gösterecek biçimde faaliyette bulunmamak. Özel Şartlar — Gezici perakende ticaret erbabı, — Gezici küçük sanatkar, — Köylerde çalışan küçük sanatkarlar, — Küçük nakliyeci esnaflar, — Küçük nakliyecilik işleri yapan çiftçiler, — El sanatları ile uğraşan sanatkar, — Maliye Bakanlığınca vergiden muaf tutulanlar.

Ticari Kazançlardan İndirilebilecek ve İndirilemeyecek Giderler Kanunen Kabul Edilen (İndirilebilen) Giderler — İşle ilgili olmak kaydıyla tüm giderler (hammadde alımı, işçi ücretleri, işyeri kirası, elektrik, su faturaları vb.) — Sosyal giderler (Hizmetli veya işçilerin işyeri veya işyerinin eklentilerinde yiyecek, giyecek, barınma ihtiyaçlarının karşılanması için yapılan giderler). — Tedavi ve ilaç giderleri ( Hizmetli veya işçiler için herhangi bir sınır ve şart olmaksızın yapılan tedavi ve ilaç giderleri). — Zarar, ziyan ve tazminatlar (sadece iş ile ilgili olanları). — Seyahat ve ikamet giderleri (sadece iş ile ilgili olanları). — Taşıt giderlerı. — Vergi, resim ve harçlar (İşletme il ilgili olarak ödenmiş). — Amortismanlar. — İşverenlerce ödenen sendika aidatları — Giyim eşyaları (Çalışanlara işin niteliği gereği verilen ve çalışanın görevden ayrılırken bırakacağı giyim eşyaları için yapılan giderler). — Gıda bankalarına ödenen bağışların maliyetleri — Bireysel emeklilik sistemine ücretliler adına ödenen ücretler. — Bağ – Kur Primi ve İşsizlik Sigortası Primi Kanunen Kabul Edilmeyen (İndirilemeyen) Giderler — İşletme sahibi ile eşinin ve çocuklarının, işletmeden çektikleri paralar veya ayni olarak aldıkları diğer değerler, büyük çocukları hariç ödenen aylıklar, ücretler, ikramiyeler, komisyonlar ve tazminatlar ile bunların işletmedeki cari hesap veya diğer şekillerdeki alacakları üzerinden yürütülecek faizler. — İşletme sahibinin koyduğu sermaye için yürütülecek faizler. — Cezalar ve bazı tazminatlar (Tüm vergi ve para cezaları işe işletme ile ilgisi olmayan tazminat, zarar ve ziyanlar). — Alkollü içecekler ile tütün ve tütün mamullerine ait reklam giderlerinin %50’si (BKK ile bu oran %0 olduğu için tamamı indirilebilir) ile her türlü yurtdışı reklam giderleri. — Bazı taşıtların giderleri ve amortismanları (Kiralama yoluyla edinilen veya işletmede kayıtlı olan; yat, kotra, tekne, sürat teknesi gibi motorlu deniz, uçak ve helikopter gibi hava taşıtlarından işletmenin esas faaliyet konusu ile ilgili olmayanların giderleri ile amortismanları ile bunlar için ödenen Motorlu taşıtlar vergisi gider yazılamaz). Otomobillerin amortismanı gider kaydedilebilir — İşle ilgili olmayan ve Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununun II sayılı cetvelinde (otobüs, minibüs, kamyon, komyonet vb.) yer almayan taşıtların vergileri — Özel İletişim Vergisi ve Şans Oyunları Vergisi

2. Zirai Kazanç  Zirai Kazancın Tanımı ve Sınırları: Zirai faaliyetten elde edilen kazanç ve iratlardır. Arazide, gölde ve nehirde ekim, dikim, bakım, üretme, yetiştirme ve ıslah gibi faaliyetler veya bitki, orman, hayvan, balık ve bunların mahsullerinin üretimi, avlanması, avcı veya yetiştiricisi tarafından muhafazası, taşınması, satılması veya başka bir şekilde faydalanılması zirai faaliyete girer. Bir çiftçi ürünlerini işlemek için tamamlayıcı faaliyetlerde bulunursa (soyanın yağını çıkarmak, sütten peynir yoğurt yapmak vb.) bu zirai faaliyettir. Bu işlemi başka çiftçiler için açtığı bir işletmede yaparsa ticari faaliyettir. Bir çiftçi açtığı mağaza veya dükkanda ürettiği ürünleri satarsa faaliyet ürünün mağazaya gelişine kadar zirai, mağazada satılışı sırasında ticaridir. Çiftçi kendisine ait biçerdöver, traktör gibi araçlarını kendisi için kullanmadığı zamanlarda kiraya verirse zirai, kendi işinde kullanmayıp bu araçları sadece kiraya veriyorsa ticari faaliyettir. Hayvan alım satımı yapan bir kişinin faaliyeti ticaridir, ancak bu hayvanı yetiştirip satan kişinin faaliyeti ziraidir. Arazi sahibi olan bir kişi bu arazinin ekilim – dikimi için bir başka kişi ile anlaşır ve doğacak zarara da ortak olursa faaliyet zirai, ancak zarara ortak olmaz ve sadece araziyi kiraya verirse faaliyet gayrimenkul sermaye iradı olarak değerlendirilir. Ayrıca, adi ortaklığın ortaklarının aldığı karlar zirai kazançtır, ancak adi komandit,

150
eshamlı komandit şirketlerin komandite ortakları ile kolektif şirketlerin ortaklarının aldıkları kar payları (işletme zirai faaliyette bulunsa dahi) zirai kazanç değil ticari kazançtır.  Zirai İşletme, Zirai Ürün (Mahsul), Çiftçi: Üzerinde veya içinde ziari faaliyet yapılan yer zirai işletmedir (çiftlik, dalyan, hara, mandıra vb.), zirai işletmede üretilen her türlü ürün mahsuldür, ürünün işlenmiş ya da ham olması önemli değildir (domates, salça, süt, peynir, at, büyük – küçük baş hayvan vb.), zirai işletmeleri işleten gerçek kişilere çiftçi denilir (tüzel kişiler çiftçi olamazlar). GVK’nda gerçek usule tabi çiftçi büyük çiftçi, gerçek dışı usule tabi çiftçi ise küçük çiftçi olarak görülmektedir.  Zirai Kazancın Tespiti ve Vergilendirilmesi: Zirai kazanç, gerçek usul ve tevkifat usulüne (gerçek dışı usul) göre tespit edilerek vergilendirilmektedir. GVK’nda belirtilen işletme büyüklüğü ve motorlu zirai araç sınırlarını aşanlar gerçek usulde tabidir. İşletme büyüklüğü ölçüleri her mahsul için kanunda ayrıca belirlenmiştir (bazı ürünlerin sınırlarının belirlenmesinde Orman, Tarım ve Maliye Bakanlığı ortak hareket eder). Motorlu zirai araçlar için iki şart belirtilmiş ve bunlardan birinin varlığı halinde çiftçi gerçek usule tabi olacaktır (2007 sonuna kadar bu uygulama ertelenmiştir). Buna göre zirai kazançta gerçek aşağıdaki hallerden birinin sağlanması halinde gerçek usule tabi olunur; — Bir biçerdöver veya 10 yaşından küçük ikiden fazla traktöre sahip olmak (9 yaşında iki tane var ise gerçek dışı, üç tane var ise gerçek usule tabidir), — Kanunda belirtilen işletme büyüklüğü sınırlarını aşmak (ekilen alan büyüklüğü, hayvan sayısı, ağaç sayısı vb. gibi), — Bir çiftçinin birden fazla zirai ürün üretmesi halinde, en az iki ürün için belirlenen işletme büyüklüğü ölçütünün yarısının aşılması halinde çiftçi gerçek usule tabidir, — Ortaklık halinde, ortaklardan biri gerçek usule tabi olsa bile, diğer ortak şartları taşımıyorsa gerçek usule tabi olmaz, — Birden fazla işletmeye ortak olunması halinde, her bir işletmedeki hisselerin toplamının sınırı aşması halinde gerçek usule tabi olunur, — Bir işletmeye birden fazla kişinin ortak olması halinde, işletmenin toplam büyüklüğüne bakılır ve sınırların aşılması halinde ortaklık gerçek usule tabi olur. — İşletme büyüklüğü tespit edilirken, aile reisi ile birlikte yaşayan eş, çocuk veya velayet altındaki kişilere ait işletmelerde toplu olarak dikkate alınır. Zirai kanacını gerçek usule göre tespit eden çiftçi ister bilanço, isterse işletme hesabı esasına göre defter tutabilirler, bilanço hesabı esasını seçen bir çiftçi en az iki yıl bu usulü uygulamak zorundadır. Zirai kazancın tespiti için GVK’nda belirtilen kanunen kabul edilen ve kabul edilmeyen giderler ticari kazanç ile paralellik göstermek ile birlikte, zirai kazançlarda çiftçinin kendisi ve ailesi için kullandığı mahsul (öztüketim), hasılata dahil ise hasılattan indirilir, değilse ayrıca gider yazılmaz ya da hasılata eklenmez. Ancak, mahsulün başka bir mal ile mübadelesi halinde mahsül bedeli hasılata eklenir ve gider olarak yazılamaz. Kanuna göre zirai kazancın tespitinde aşağıdaki unsurlar gider olarak yazılabilir; — İşletme ile ilgili olarak tohum, gübre, fide, yem, ilaç ve benzeri maddelerin tedariki için yapılan giderler, — Satılmak üzere satın alınan hayvanların, zirai mahsullerin ve diğer maddelerin bedelleri, — İşletmelerde çalıştırılanlara ücret, prim ve sair namlarla hizmet mukabili yapılan ödemeler,

151
— İşçilerin iaşe, tedavi ve ilaç giderleri, sigorta primleri, — Zirai tesisat, makina, aletler ve taşıtların çalıştırılması ve bakımı için yapılan giderler (Yakıt, yağ, elektrik, yedek parça vesairE) ve tamir giderleri, — Vergi Usul Kanunu'na göre ayrılan amortismanlar, — Kira ve ücret mukabili kullanılan istihsal vasıtaları için yapılan ödemeler, — Zirai kazancın elde edilmesi ve idamesi için yapılan genel giderler, • İşletme için alınan ve işletme için harcanan borç paraların faizleri, • İşletme ile ilgili olmak şartı ile ödenen ayni vergi, resim ve harçlar, • İşletme ile ilgili ve yapılan işin önemi ve genişliği ile mütenasip seyahat ve ikamet giderleri (seyahat maksadının gerektiği süre kadar), • İşletme ile ilgili olarak ödenen kira bedelleri, • Genel mahiyetteki sair giderler, — İşletme ile ilgili olmak şartıyla, mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar, — Amortismana tabi iktisadi kıymetlerin (Zirai istihsalde kullanılan gayrimenkuller hariç) satılması halinde hesaplanan zararlar, — İşletmeye dahil olup, aynı zamanda kişisel veya ailevi ihtiyaçlar için de kullanılan taşıtların amortismanlarının tamamı ile giderlerinin yarısı. — İşletmede üretilip de tohum, yem ve sair suretlerle kullanılan zirai mahsullerin emsal bedelleri masraf yazılır. — Zirai kazançlarda, ticari kazançlarda kanunen kabul edilmeyen tüm unsurlar burada da geçerlidir. Ancak, zirai kazançlarda çiftçinin kendisi ve ailesi için kullandığı mahsul (öztüketim), — Hasılata dahil ise hasılattan indirilir, dahil değilse ayrıca gider yazılmaz ya da hasılata eklenmez, — Mahsulün başka bir mal ile mübadelesi halinde mahsül bedeli hasılata eklenir, gider olarak yazılamaz. Zirai kazançta gerçek usulün dışında kalan çiftçilere tevkifat usulü uygulanır. Buna göre GVK’nda vergi kesmek ile sorumlu olan kişiler belirtilmiş ve bu kişilerin zirai mahsul veya hizmetlerin alımı sırasında tevkifat yapacağına hükmedilmiştir (bu kişiler ayrıca müstahsil makbuzu keser ve bir örneğini çiftçiye verirler). Bu kişileri faaliyetleri dışında özel ihtiyaçları için yapacakları zirai mal veya hizmet alımı için tevkifat yapamazlar. Tevkifat gayrisafi hasılat üzerinden yapılır. Tevkifat oranları; — Hayvanlar ve bunların mahsulleri ile kara ve su avcılığı mahsulleri için; ticaret borsalarında tescil ettirilerek satın alınanlarda %1, bunlar dışında kalanlarda %2, — Diğer zirai mahsuller için; ticaret borsalarında tescil ettirilerek satın alınan zirai mahsullerde %2, bunlar dışında kalanlarda %4, — Zirai faaliyet kapsamında ifa edilen hizmetler için orman idaresine veya orman idaresine karşı taahhütte bulunan kurumlara yapılan ormanların ağaçlandırılması, bakımı, kesimi, ürünlerin toplanması, taşınması ve benzeri hizmetler için %2, diğer hizmetler için %4.

— Çiftçilere yapılan doğrudan gelir desteği veya alternatif ürün ödemeleri için %0.

152
 Zirai Kazançlarda Muafiyet ve İstisnalar: Zirai kazançlarda muafiyet yoktur, ancak teşvik ödülü istisnası (zirai ürünlere dayalı olarak yarışmalarda kazanılan teşvik, ödül vb. edinimler vergiden istisnadır), sergi ve panayır istisnası ve 2005 öncesi döneme ilişkin olarak yatırım indirimi istisnası bulunmaktadır. 3. Ücretler  Ücretin Tanımı ve Sınırları: Ücret emek karşılığı ödenen bedel olmakla birlikte GVK’na göre “işverene tabi ve belirli bir iş yerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen ve ayın ile sağlanan ve para ile temsil edilen menfaatler” ücret olarak tanımlanmıştır. Tanıma göre ücretin sahip olması gereken nitelikler; — Hizmet erbabına işverene tabi hizmet görmesi, — Belirli bir işyerine bağlı olma, — Hizmet karşılığı ödemenin para, ayın veya para ile temsil edilen bir menfaat ile yapılması. — Ticari faaliyet ile emeğin sınırı faaliyetlerin niteliğine göre çizilebilmektedir. Buna göre; ticari kazançlarda sermaye, organizasyon, kar, risk ve bağımsız faaliyet unsurları vardır, ancak ücretlerde emek ön plandadır, hizmet erbabı zarara ortak olamaz (risk yoktur), ve hizmet erbabının faaliyetini mutlaka bir yere bağlı olarak yapılması şarttır. GVK’na göre ücret niteliği taşımadığı halde bazı ödemeler özel olarak ücret sayılmaktadır. Buna göre; — İstisna dışında kalan emeklilik, maluliyet, dul ve yetim aylıları, — Evvelce yapılmış veya gelecekte yapılacak hizmetler karşılığı verilen para, mal veya sağlanan menfaatler (emekli olanlar için kurumu tarafından sağlanan özel imkanlar vb.), — TBMM, İl Genel Meclisi ve Belediye Meclisi üyeleri ile il özel kanunlarına ve idari kararlara göre kurulan süreli – süresiz bütün komisyon üyelerine ve buna benzer diğer kimselere bu sıfatları dolayısıyla ödenen para ayın ve menfaatler, — Yönetim ve denetim kurulu başkan ve üyeleri ile tasfiye memurlarına yapılan ödemeler, — Bilirkişilere, resmi arabuluculara, eksperlere, spor hakemlerine ve jüri üyelerine yapılan ödemeler ile sporculara yapılan ödemeler.  Ücretin Tespiti ve Vergilendirilmesi: Ücretler gerçek ücret veya usul ve diğer ücretler şeklinde tespit edilmektedir. Gerçek usulde kişinin elde ettiği gayrisafi ücretten kanunda belirtilen indirimler yapıldıktan sonra kalan safi tutarın vergilendirilmesi esastır. Gerçek usule tabi ücretlerde esas olarak tevkifat usulü uygulanmaktadır, diğer bir ifadeyle işveren ödeme yaparken vergiyi keserek veri idaresine yatırmaktadır. Gerçek usule göre ücretlerden indirilecek giderler; — Emekli aidatı veya sosyal sigorta primleri, — Şahıs sigortaları (Türkiye'de bulunan bir sigorta şirketi yaptırılmış olması ve ödendiği ay aylık safi ücretin %10’nunu, yıllık tutarı ise asgari ücretin yıllık tutarını aşamaz, bireysel emeklilik ödendiği ay safi ücretin %5’ini geçemez). — İşsizlik sigortası primleri, — İşçi veya işveren tarafından ödenen sendika aidatları, — Sakatlık indirimi (Çalışma gücü kaybı %80 ve üzeri ise I. derece, %60 - %79 arası ise II. derece, %40 – 59 arası ise III. derece sakatlık indirimi söz konusudur, hizmet erbabının sakatlık indiriminden faydalanabilmesi için Sağlık Kurulu Raporu alması şarttır). Sakatlık indirimi

153
tutarları, 2008 takvim yılında uygulanmak üzere; birinci derece sakatlar için 600 YTL, ikinci derece sakatlar için 300 YTL, üçüncü derece sakatlar için 150 YTL olarak tespit edilmiştir. — Bakmakla yükümlü olunan özürlü kişi indirimi, — Bazı kamu kurumları için yapılan kesintiler. Diğer ücretler; aşağıda belirtilen işleri yapanların safi ücreti 16 yaşından büyük işçiler için belirlenen asgari ücretin yıllık brüt tutarının %25’i kadarı olarak kabul edilmektedir. Diğer ücretlere tabi hizmet erbabı sakatlık indiriminden faydalanamazlar. Diğer ücretlerde çalışanlar için işveren tarafından vergi karnesi alarak vergisini yatırmak zorundadır, aksi halde doğacak vergi ve cezası için işveren sorumlu olacaktır. Buna göre; — Kazançları basit usulde tespit edilen ticaret erbabı yanında çalışanlar, — Özel hizmetlerde çalışan şoförler, — Özel inşaat sahiplerinin ücretle çalıştırdığı inşaat işçileri, — Gayrimenkul sermaye iradı sahibi yanında çalışanlar,

— Gerçek ücretlerinin belirlenmesine imkan olmaması nedeniyle, Danıştay'ın uygun görüşü
üzerine, Maliye Bakanlığı tarafından "diğer ücretler" kapsamına alınanlar.  Ücretlerde Muafiyet ve İstisnalar: GVK’na göre muafiyetler şunlardır; — Diplomat Muaflığı, — Gemi Adamları Muaflığı, — Üniversite ve Yargı Elemanları Muaflığı, — Tabii Afete Maruz Kalanlara Uygulanan Muafiyeti, — Mülki İdarede Çalışanlara Uygulanan Muafiyetler, — Sporcu Muafiyet (sporcu ücretleri üzerinden %15 oranında vergi tevkifatı yapılır), — Vergi Konseyi Üye Muafiyeti, — Hizmetçilere ödenen ücretler muafiyet kapsamında iken mürebbiyelere ödenen ücretler vergiye tabidir, — Köy bütçesinden ödenmek koşulu ile köy muhtarı, bekçisi, korucusu, imamı, minibüs şoför ve muavinine verilen ücretler vergiden istisnadır, — Son nüfus sayımında nüfusu 5.000’i aşmayan köy ve belediyelerde el ile dokunan halı kilim imal eden atölyelerde çalışan işçilere ödenen ücretler (yönetici, müdür vb. ise vergiye tabi), — Sanat veya meslek okulu, ceza veya ıslah evi gibi yerlerdeki öğrenci veya yükümlülere üretimleri karşılığı ödenen ücretler, — İşçi ve Hizmet Erbabına işyeri veya eklentisi dışında yemek verilmesi halinde gelen yemeğin kişi başına KDV hariç 9 YTL’si istisna aşan kısım ücret olarak değerlendirilmektedir, — İstisnalar ise şunlardır; — Gider Karşılıklarında İstisnalar (harcırah, yolluk vb. şekilde ödenen paralar); — Tazminat ve Yardımlarda İstisna (ölüm, sakatlık, iş kazası, işsizlik sigortası vb. nedenlerle ödenen paralar); — Vatan Hizmetleri Yardımlarında (gazi ve şehit yakınlarına ödenen ve verilen haklar); — Teçhizat ve Tayın Bedelleri (iş nedeni ile işçiye veya hizmet erbabına işden ayrıldığında geri alınmak üzere verilen alet, araç, üniforma vb. eşya ve gereçler),

154
— Tahsil ve Tatbikat Ödemeleri (resmi veya özel müesseselerin öğrenci veya memurlarının yurt içi veya dışında yapacakları öğrenim, staj vb. durumları için yapılacak gider karşılıkları); — Teşvik, İkramiye ve Mükafatlar için yapılan ödemeler, — Bireysel emeklilik Sistemine dahil kurumlardan emeklilik, vefat vb. nedenlerle ayrılanlara yapılan ödemelerin %25’i, merkezi Türkiye’de bulunan diğer sigorta şirketlerine 10 süreyle prim ödeyenlerin vefat, maluliyet gibi zorunlu nedenlerle ayrılmaları halinde yapılan ödemelerin %10’u vergiden istisnadır, — Teknoloji geliştirme bölgelerinde çalışanların ücretleri 31.12.2013 yılına kadar istisna kapsamındadır.  Ücretlerde Tevkifat: Vergi kesmekle zorunlu olanlar yaptıkları ücret ödemeleri üzerinden gelir vergisini tevkif ederek ertesi ayın 23. günü akşamına kadar muhtasar beyanname ile bildirip 26. günü akşamına kadar öderler.  Ücretlerde En Az Geçim İndirimi: Ücretlilerin ödeyecekleri vergi hesaplanırken aşağıda yazan tutarları gelir vergisi tarifesinin ilk dilimindeki orana denk gelen tutarı (%15), ödenecek gelir vergisinden indirilir. Buna göre;

— Ücretlinin kendisi için asgari brüt ücretin yarısı (608,4 / 2 = 304,2  304,2 * 0,15 = 45,63
YTL vergiden indirilir) — Ücretlinin çalışmayan eşi için asgari brüt ücretin %10 — Ücretlinin iki çocuğa kadar her bir çocuk için asgari brüt ücretin %7,5 — Ücretlinin ikiden sonraki her bir çocuğu için asgari brüt ücretin %5 4. Serbest Meslek Kazançları  Serbest Meslek Kazancının Tanımı ve Sınırları: GVK’na göre ”Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır. Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır.” Buna göre serbest meslek kazancının nitelikleri şu şekilde sıralanabilir; — Serbest meslek faaliyeti bağımsız olmalıdır (kendi nam ve hesabına çalışmalıdır), — Sermayeye kıyasla daha çok şahsi mesai ve ilmi bilgi ve uzmanlığa dayanmalıdır, — Sürekli olmalıdır. Not: Aşağıda sıralana hallerden birinin gerçekleşmesi halinde serbest meslek faaliyetinin sürekli olduğu kabul edilir; — Muayenehane, atölye yazıhane gibi özel işyeri açmak, — Çalışılan yere tabela, levha gibi mesleki faaliyette bulunulduğunu gösterir şeyler asmak, — Her ne şekilde olursa olsun devamlı olarak mesleki faaliyette bulunulduğunu gösteren ilanlar yapmak, — Serbest olarak mesleki faaliyette bulunmak üzere mesleki kuruluşlara kaydolmak, GVK’na göre aşağıda belirtilen faaliyetlerde serbest meslek faaliyeti bu faaliyette bulunanlarda serbest meslek erbabı sayılırlar; — Tahkim işleri dolayısıyla hakemlerin aldıkları ücretler,

155
— Kolektif, adi komandit (komandite ortak) ve adi şirketler serbest meslek faaliyeti yapıyor ise ortakların aldıkları kar payları serbest meslek kazancıdır, — Telif kazançları (telif hakkının sahibi veya kanuni mirasçıları tarafından başkalarına satılmaları veya kiralanmaları halinde serbest meslek kazancı, bunun dışında başka kişilerce kiralanması halinde gayri menkul sermaye iradı, satılması halinde diğer kazanç ve irat olarak değerlendirilirler), — Gümrük komisyoncuları, noterler, borsa ajan ve acenteleri, — Birkaç serbest meslek erbabını bir araya getirip faaliyette bulunmalarını sağlayarak kazançtan pay alanlar (örneğin 3 doktoru bir araya getirip onlara muayene açan bir kişinin doktor olmasa da bu faaliyetten elde ettiği kazanç serbest meslek kazancı sayılır), — Dava vekilleri, iş takipçileri, ebeler, sünnetçiler, sağlık memurları, arzuhalciler, rehberler, konser veren müzik sanatçıları, müşavirler.  Serbest Meslek Kazancının Tespiti Ve Vergilendirilmesi: Elde edilen kazançtan, bu faaliyetler nedeniyle yapılan giderlerin indirilmesi ile bulunan safi değer serbest meslek kazancı olarak vergilendirilir. Serbest meslek faaliyetinde bulunanlar kazancın tespiti için serbest meslek defteri tutmak zorundadırlar (işletme defterine benzemektedir). Serbest meslek faaliyetinde bulunan ve bilanço usulüne göre defter tutan ortaklıkların serbest meslek defteri tutmalarına gerek yoktur, ayrıca doktorların tuttuğu protokol defteri, borsa ve acentelerin tuttukları resmi defterler serbest meslek defteri yerine geçebilir. Serbest meslek kazancının tespitinde aşağıda yazılı giderler hasılattan indirilir; — Mesleki kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için ödenen genel giderler; — Serbest meslek erbabı aynı evde oturuyor ve çalışıyorsa; • Ev kendisinin ise masrafların ve amortismanın yarısı, • Ev kiraysa masrafların yarısı, kiranın tamamı gider olarak yazılır, — Hizmetli ve işçilerin iş yerinde veya iş yerinin müştemilatındaki iaşe ve ibate giderleri, tedavi ve ilaç giderleri, sigorta primleri ve emekli aidatı (bu primlerin ve aidatın geri alınmamak üzere Türkiye'de kain sigorta şirketlerine veya emekli ve yardım sandıklarına ödenmiş olması ve emekli ve yardım sandıklarının tüzel kişiliği haiz bulunmaları şartıyla) ile yazılı giyim giderleri (işle ilgili işçilere verilen giyim). — Mesleki faaliyetle ilgili seyahat ve ikamet giderleri (seyahat maksadının gerektirdiği süre ile sınırlı olmak şartıyla), — Mesleki faaliyette kullanılan tesisat, demirbaş eşya ve envantere dahil taşıtlar için VUK hükümlerine göre ayrılan amortismanlar, — Kiralanan veya envantere dahil olan ve işte kullanılan taşıtların giderleri, — Alınan mesleki yayınlar için ödenen bedeller, — Mesleki faaliyetin ifası için ödenen mal ve hizmet alım bedelleri. — Serbest meslek faaliyetleri dolayısıyla emekli sandıklarına ödenen giriş ve emeklilik aidatları ile mesleki teşekküllere ödenen aidatlar. — Mesleki kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için ödenen meslek, ilan ve reklam vergileri ile iş yerleriyle ilgili ayni vergi, resim ve harçlar. — Mesleki faaliyetle ilgili olarak kanun, ilam ve mukavelenameye göre ödenen tazminatlar.

156
Her türlü para cezaları ve vergi cezaları ile serbest meslek erbabının suçlarından doğan tazminatlar gider olarak indirilemez. Dar mükelleflerin biletle tahsil edilen hasılatları diledikleri takdirde giderleri götürü usulde belirlenebilir. Buna göre bu kişilerin elde ettikleri hasılattan resimler indirildikten sonra kalan hasılatın yarısı safi kazanç olarak vergilendirilir. Dar mükelleflerin biletle tahsil edilen hasılatları diledikleri takdirde giderleri götürü usulde belirlenebilir. Buna göre bu kişilerin elde ettikleri hasılattan resimler indirildikten sonra kanla hasılatın yarısı safi kazanç olarak vergilendirilir.  Serbest Meslek Kazancında Tevkifat: Vergi sorumluları serbest meslek erbabına yapacakları ödemeler üzerinden telif kazançlarında %17, diğer serbest meslek kazançlarında %20 tevkifat yapmak zorundadırlar.  Serbest Meslek Kazancında Muafiyet ve İstisnalar: Aşağıda sıralanan kişi ve konulardan serbest meslek faaliyeti nedeniyle vergi alınmaz; — Telif Kazançları İstisnası (telif kazançları beyan edilmez, yapılan stopaj üzerinde nihai vergi yükü olarak kalır),

— Ebe, Sünnetçi, Sağlık Memuru, Arzuhalci, Rehber Muaflığı (nüfusu 5000’i aşmayan yerlerde
faaliyette bulunanlar veya daha önce belirttiğimiz süreklilik göstergelerinden iki ve daha fazlasını gerçekleştirmedikleri sürece vergiden muaftırlar), — Sergi ve Panayır İstisnası, — Teşvik Ödülü İstisnası, — Özürlü Kişi İndirimi (kişinin kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sakat olması halinde uygulanır, sakatlık indirimine ilişkin esaslara göre uygulanır). 5. Gayrimenkul Sermaye İratları  Gayrimenkul Sermaye İradının Tanımı ve Sınırları: Aşağıda yazılı mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratlar gayrimenkul sermaye iradıdır: — Arazi, bina (Döşeli olarak kiraya verilenlerde döşeme için alınan kira bedelleri dahildir), maden suları, menba suları, madenler, taş ocakları, kum ve çakıl istihsal yerleri, tuğla ve kiremit harmanları, tuzlalar ve bunların mütemmim cüzileri ve teferruatı; — Voli mahalleri ve dalyanlar; — Gayrimenkullerin, ayrı olarak kiraya verilen mütemmim cüzileri ve teferruatı ile bilumum tesisatı demirbaş eşyası ve döşemeleri; — Gayrimenkul olarak tescil edilen haklar; — Sinai ve Ticari haklar — Telif hakları (bu hakların, müellifleri veya bunların kanuni mirasçıları tarafından kiralanmasından doğan kazançlar, serbest meslek kazancıdır); — Gemi ve gemi payları ile yükleme ve boşaltma araçları, — Motorlu nakli ve cer vasıtaları, her türlü motorlu araç, makine ve tesisat ile bunların eklentileri.

157
— Vakfın gelirinden hizmet karşılığı olmayarak alınan hisseler (örneğin vakfın kurucusuna ödenen pay), — Zirai faaliyete bilfiil iştirak etmeksizin sadece üründen pay alan arazi sahiplerinin gelirleri (kar ve zarar ortak ise zirai faaliyet sayılır). Yukarıda yazılı mallar ve haklar ticarî veya zirai bir işletmeye dahil ise elde edilen gelirler ticari veya zirai kazancın olarak değerlendirilir. Tüccarlara ait olsa dahi, işletmeye dahil bulunmayan gayrimenkullerle haklar hakkında bu bölümdeki hükümler uygulanır.  Gayrimenkul Sermaye İratlarında Hasılat: Gayrimenkul sermaye iratlarında nakdi ve ayni olarak tahsil edilen tüm unsurlar hasılat olarak görülmektedir. Tahsilat hangi yıl yapıldı ise o yılın hasılatı sayılır (geçmiş yıllarda kiraya verilen bir mal veya hak için daha sonra alınan bedeller veya gelecek yıllar için peşin alınan bedeller için), aldığı borcun faizi karşılığı evini kiraya veren kişinin sağladığı menfaat kadar irat elde etmiş sayılır (ev kirasız – para faizsiz). Son olarak, kiraya verilen mal veya hakkın emsal kira bedelinden düşük olması veya bedelsiz olarak başkalarına bırakılması halinde hasılatın tespiti için emsal kira bedeli uygulanır. Emsal kira bedeli takdir komisyonlarınca belirlenen kira değeri ya da VUK’na göre belirlenen vergi değerinin bina ve arazilerde %5, bina ve arsa dışındaki mal ve haklarda maliyet bedelinin, bilinmiyorsa takdir komisyonunun belirlediği emsal değerin %10’u olarak belirlenir. Emsal kira bedeli aşağıda belirtilen hallerde uygulanmaz; — Muhafazası için başkasına bedelsiz bırakılan mal ve haklar, — Mal sahiplerinin usul (anne, baba, dede vb.), füru (çocuk, torun vb.) veya kardeşlerinin ikametine bırakılan gayrimenkuller (birden fazla konut tahsis edilen kişi için en yüksek bedelli konut dikkate alınır ve o konuta emsal kira bedeli uygulanmaz, evlilik halinde değerlendirme birlikte yapılır), — Mal sahibi ve akrabaların aynı evde ikamet etmesi halinde, — Kiralamanın, genel ve özel bütçeli kuruluşlara ile yerel idareli kuruluşlara yapılması halinde.  Gayri Menkul Sermaye İradında Kazancın Tespiti ve Vergilendirilmesi: Safi kazancın tespitinde gerçek gider ve götürü gider usulü uygulanmaktadır. Gerçek usulü tercih edenler yaptıkları giderleri gösteren belgeleri beyan ederek elde ettikleri hasılattan indirirler. Götürü gider usulünü tercih edenler ise elde ettikleri gayrisafi hasılatın %25’ini gider olarak indirebilmektedirler. Götürü gider usulünü tercih edenler en az iki yıl bu usulü uygulamak zorundadırlar. Götürü gider usulünden haklarını kiraya verenler faydalanamazlar. Gerçek gider usulüne göre indirilecek giderler şunlardır; — Kiraya verilen mal veya hak için bizzat kiraya veren tarafında yapılan genel giderler ile idaresi için (yönetim giderleri) yapılan (ısınma, aydınlanma, su, kapıcı, aidat vb.), — Kiraya verilen mal ve hak için yapılan giderler nedeniyle alınan borçların faizleri gider olarak yazılabilir. — Sadece bir ev için, mal veya hakkın iktisap tarihinden itibaren 5 yıl süreyle iktisap bedelinin %5’i gider olarak indirilebilir (birden fazla ev varsa toplamdan değil, hangi ev için gider yazılacaksa o kira gelirinden düşülür), — Sigorta giderleri ile, vergi, resim, har ve şerefiyeler, amortismanlar,

158
— Mal ve haklarla ilgili olarak sözleşmeye, kanuna veya ilama dayanarak ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar (şahsi hataya dayanmayacak), — Kiraladığı mal ve hakkı tekrar kiraya verenlerin ödedikleri kira bedelleri (örneğin yıllık 5.000 YTL’ye kiraladığı işyerini 8.000 YTL’ye başkasına kiraya veren kişi ödediği 5.000 YTL’yi gider olarak yazabilir), — Sahibi bulundukları konutu kiraya verenlerin (konut olarak kiraya vermeleri şartı ilE), Türkiye’de kiraladıkları başka bir evde kira karşılığı oturmaları halinde ödedikleri kira bedeli (tek bir konut için geçerlidir, zarar beyan edemezler),  Gayrimenkul Sermaye İratlarının Beyanı, İstisnası ve Tevkifatı: Gayrimenkul sermaye iratlarının beyanı üç farklı biçimde düzenlenmiştir; — Yıllık kira geliri 960 YTL’yi aşan bütün kira gelirleri beyan edilir, — Konutunu kiraya veren tam ve dar mükelleflerin bu kazançlarının yıllık gayrisafi hasılatlarının 2.400 YTL’lik kısmı istisnadır. Bu sınırın altında kalan tutarlar için beyanname verilmez. Bu istisna sadece konut için geçerlidir. Konuta birden fazla kişi sahip ise her bir mükellef istisnadan ayrı ayrı faydalanır. Kiraya verilen konut aynı zamanda işyeri olarak da kullanılıyorsa istisna uygulanmaz. Ayrıca birden fazla konutu olanlar için toplam gayri safi hasılaya bir kez uygulanır, her bir konut için ayrı ayrı uygulanmaz. Bu istisna gelirini ticari, zirai ve mesleki kazancı nedeniyle beyan etmek zorunda olanlar için uygulanamaz. — Gayrimenkulünü işyeri olarak kiraya verenler ise tevkifata tabidir, ancak kiraya verilen işyerinin gayrisafi hasılatı yıllık 19.800 YTL’yi aşarsa, bu gelirlerin tamamı beyan edilmek zorundadır. Gayrimenkul sermaye iratlarında vergi tevkifatı %20’dir ve gayrisafi hasılat üzerinden yapılır. 6. Menkul Sermaye İratları  Menkul Sermaye İratlarının Tanımı ve Sınırları: GVK’na göre “Sahibinin ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dışında nakdi sermaye veya para ile temsil edilen değerlerden müteşekkül sermaye dolayısıyla elde ettiği kar payı, faiz, kira ve benzeri iratlar menkul sermaye iradıdır. Buna göre menkul sermaye iratlarının özellikleri şunlardır; — Nakdi para sermaye veya para ile temsil edilmelidir, — Kişinin özel malvarlığında olmalıdır (ticari, zirai veya serbest meslek faaliyeti ile uğraşan ortaklıkların mal varlığında elde edilirse ticari, zirai veya serbest meslek kazancı olarak değerlendirilir), — Yatırılan sermaye temettü (kar payı), faiz, kira vb. şekilde bir irat sağlamadır. — Aşağıda sayılan unsurlar menkul sermaye iradı sayılmaktadırlar; — Her nevi hisse senetlerinin kar payları, iştirak hisselerinden doğan kazançlar, kurumların yönetim kurulu başkan ve üyelerine verilen kar payları, Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca, yıllık veya özel beyanname veren dar mükellef kurumların net karı (vergiden sonraki), — Her türlü tahvil ve Hazine Bonosu faizleri ile Toplu Konut İdaresi, Kamu Ortaklığı İdaresi ve Özelleştirme İdaresi tarafından çıkarılan menkul kıymetlerden sağlanan gelirler, — Her nevi alacak faizleri, — Mevduat faizleri,

159
— Repo gelirleri, — Katılım bankaları tarafından ödenen kar payları, — Yatırım fonlarından sağlanan kazançlar, — Hisse senetleri ve tahvillerin vadesi gelmemiş kuponlarının satışından elde edilen bedeller, — İştirak hisselerinin sahibi adına henüz tahakkuk etmemiş kar paylarının devir ve temliki karşılığında alınan para ve ayınlar,

— Her çeşit senetlerin iskonto edilmesi karşılığında alınan iskonto bedelleri,
— Tüzel kişiliği haiz emekli sandıkları, yardım sandıkları ile emeklilik ve sigorta şirketleri tarafından; • On yıl süreyle prim, aidat veya katkı payı ödemeden ayrılanlara yapılan ödemeler (%15 stopaj), • On yıl süreyle katkı payı ödemiş olmakla birlikte bireysel emeklilik sisteminden emeklilik hakkı kazanmadan ayrılanlar ile diğer sandık ve sigortalardan on yıl süreyle prim veya aidat ödeyenlere ve vefat, malûliyet veya tasfiye gibi zorunlu nedenlerle ayrılanlara yapılan ödemeler (%10 stopaj), • Bireysel emeklilik sisteminden emeklilik hakkı kazananlar ile bu sistemden vefat, malûliyet veya tasfiye gibi zorunlu nedenlerle ayrılanlara yapılan ödemeler (%5 stopaj).  Menkul Sermaye İratlarının Tespiti ve Vergilendirilmesi: Safi iradın tespitinden (menkul kıymet muhafaza giderleri, kar payı ve faizlerin tahsil giderleri ve ödenmiş vergi, resim, harç vb. giderler indirilir) sonra, GVK’nda belirtilen şekilde ya tevkifata tabi olurlar veya beyan edilirler.

Menkul Sermaye İratlarında Vergilendirme Beyan Edilenler 19.800 YTL’yi aşarsa beyan edilenler  Kar Payları — Yarısı beyan edilir. — Kar payı dağıtılırken üzerinden % 15 stopaj kesilir.  Hazine Bonosu – Devlet Tahvili faizi, Toplu Konut İdaresi, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve Kamu Ortaklığı İdaresince çıkarılan menkul kıymetlerden sağlanan gelirler için 23.07.2006 tarihinden itibaren %10 (dar mükellefler %0) stopaj. — 1 Ocak 2006’dan önce çıkarılanlar için 205.994 YTL’si istisna, istisnayı aşan kısım 19.800 YTL’yi aşarsa, istisnayı aşan kısmın tamamı beyan edilir. 960 YTL’yi aşarsa beyan edilenler  Alacak faizi,  Hisse senetleri ve tahvillerin vadesi gelmemiş kuponlarının satışından elde edilen gelirler,  İştirak hisselerinin sahibi adına henüz tahakkuk etmemiş kar paylarının devir ve temliki karşılığı alınan para ve ayınlar.  Senet iskonto bedeli.  Yurtdışında elde edilen mevduat faizi, devlet tahvili faizi vb., kıyı bankacılığından elde edilen faiz kazançları, Eurobondlardan elde edilen faiz kazançları Beyan Edilmeyenler  Repo gelirleri,  Mevduat faizi,  Katılım bankacılığı kar payları  Yatırım fonlarından sağlanan kazançlar (A ve B tipi)  Tüzel kişiliğe haiz emekli sandıkları, yardım sandıkları ile emeklilik ve sigorta şirketlerince yapılan ödemeler.  1 Ocak 2006’dan itibaren çıkarılan Hazine Bonosu – Devlet Tahvili faizi, Toplu Konut İdaresi, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve Kamu Ortaklığı İdaresince çıkarılan menkul kıymetlerden sağlanan gelirler için sadece stopaj kesilir ve beyanname verilemez. Stopaj oranı % 10 (dar mükellefler %0). Not: İlk üçü için % 15 stopaj kesilir. Yatırım fonları için tam mükelleflerden %10 stopaj kesilir (bir yıldan fazla elde tutulan A tipi fonlarda stopaj kesilmez). Bireysel emeklilik şirketine yapılan ödeme sürelerine göre %5 / 10/15 oranında stopaj yapılır. Not: Menkul kıymet fonları veya yatırım ortaklıklarından elde dilen kar payı ya da portföy kazançları vergilendirilmez ve stopaja tabii değildir.

7. Diğer Kazanç ve İratlar

160
Diğer Kazanç ve İratlar İki yıldan daha az elde tutulmak şartı ile tam mükellef Değer Artışı kurumlara ait hisse senetlerinin elden çıkarılmasından doğan değer artışı kazançları, (borsada işlem görüyorsa bir yıldan daha az elde tutulan), Hazine bonosu ve devlet tahvilinin elden çıkarılması Telif haklarının ve ihtira beratlarının müellifleri, mucitleri ve bunların kanunî mirasçıları dışında kalan kimseler tarafından elden çıkarılmasından doğan kazançlar. Ortaklık haklarının veya hisselerinin elden çıkarılmasından doğan kazançlar. Faaliyeti durdurulan bir işletmenin kısmen veya tamamen elden çıkarılmasından doğan kazançlar. İktisap şekli ne olursa olsun arazi, bina, maden suları vb. gayrimenkul ve hakların, iktisap tarihinden başlayarak beş yıl içinde elden çıkarılmasından doğan kazançlar. Arama, işletme ve imtiyaz hakları ve ruhsatları, ihtira beratı (İhtira beratının mucitleri veya kanunî mirasçıları tarafından kiralanmasından doğan kazançlar, serbest meslek kazancıdır.), alameti farika, marka, ticaret unvanı, her türlü teknik resim, desen, model, plan ile sinema ve televizyon filmleri, ses ve görüntü bantları, sanayi ve ticaret ve bilim alanlarında elde edilmiş bir tecrübeye ait bilgilerle gizli bir formül veya bir imalat usulü üzerindeki kullanma hakkı veya kullanma imtiyazı gibi hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar. Not: İlk iki unsur için %10 stopaj yapılır (yabancılar için %0) ve beyan edilmezler. Ayrıca yukarıda sayılan tüm unsurlar (ilk ikisi hariç) için 2008 yılı Kazançlarının 6.800 YTL’si (istisnadır aşan kısmı beyan edilir. Arızi Kazançlar Arızî olarak ticarî muamelelerin icrasından veya bu nitelikteki muamelelere tavassuttan elde edilen kazançlar (arızı ticari faaliyetler). Gayrimenkullerin tahliyesi veya kiracılık hakkının devri karşılığında alınan tazminatlar ile peştamallıklar (hava parası). Arızî olarak yapılan serbest meslek faaliyetleri dolayısıyla tahsil edilen hâsılat. Gerçek usulde vergiye tâbi mükelleflerin terk ettikleri işleri ile ilgili olarak sonradan elde ettikleri kazançlar. Ticarî veya ziraî bir işletmenin faaliyeti ile serbest meslek faaliyetinin durdurulması veya terk edilmesi, henüz başlamamış olan böyle bir faaliyete hiç girişilmemesi, ihale, artırma ve eksiltmelere iştirak edilmemesi karşılığında elde edilen hâsılat. Dar mükellefiyete tâbi olanların Türkiye ile yabancı ülke arasında yaptıkları taşıma işleri arızi kazanç olarak değerlendirilir. Not: Son üç unsur hariç geriye kalan tüm unsurların 2008 yılı için kazançlarının 16.000YTL’si (2007 yılı için kazançlarının 15.000YTL’si) istisnadır. İstisnayı aşan tutar ile diğerleri beyan edilir.

Değer artışı kazancı sayılmayan haller; — İvazsız, yani karşılıksız olarak iktisap edilen hisse senetlerinin elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar ile iki yıldan fazla elde tutulan tam mükellef kurumlara aiti hisse senetlerinin elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artışı kazançları kapsamı dışında tutulmuştur. — Ferdi bir işletmenin sahibinin ölümü halinde, kanunî mirasçılar tarafından işletmenin faaliyetine devam olunması ve mirasçılar tarafından işletmeye dahil iktisadî kıymetlerin kayıtlı değerleriyle (bilanço esasına göre defter tutuluyorsa bilançonun aktif ve pasifiyle bütün halinde) aynen devir alınması. — Kazancı bilanço esasına göre tespit edilen ferdi bir işletmenin bilançosunun bir sermaye şirketine aktif ve pasifiyle bütün halinde devrolunması, devir alan şirketin bilançosuna aynen geçirilmesi ve devredilen ferdi işletmenin sahip veya sahiplerinin şirketten, devir bilançosuna göre hesaplanan öz sermayesi tutarında ortaklık payı alması (Bu ortaklık payını temsil eden hisse senetlerinin nama yazılı olması şarttır.). — Kollektif ve adi komandit şirketlerin bu maddenin (2) numaralı bendinde yazılı şartlar dahilinde nev’i değiştirerek sermaye şirketi haline dönüşmesi (Kollektif ve adi komandit şirketlerin şekil değiştirerek anonim şirket haline dönüşmesi halinde şekil değiştiren kollektif ve adi komandit şirketlerin ortaklarının anonim şirketteki ortaklık paylarını gösteren hisse senetlerinin nama yazılı olması şarttır). Not: GVK’ya göre yukarıda yazılı mal ve hakların satılması, bir ivaz karşılığında devir ve temliki, trampa edilmesi, takası, kamulaştırılması, devletleştirilmesi, ticaret şirketlerine sermaye olarak

161
konulmasını ifade eder. Miras bırakılması, ivazsız intikali Gelir Vergisi konusuna girmez, Verasert intikal Vergisi konusuna girer. B. GELİR VERGİSİNİN BEYANI VE ÖDENMESİ GVK’na göre üç çeşit beyanname vardır. 1) Yıllık beyanname: Muhtelif kaynaklardan bir takvim yılı içinde elde edilen kazanç ve iratların bir araya getirilip toplanmasına ve bu suretle hesaplanan gelirin vergi dairesine bildirilmesine mahsustur. Gelirin takvim yılı içinde belirli bir dönemde kazanılması ve diğer dönmede gelir elde edilmemesi beyannamenin yıllık olma özelliğini değiştirmez. Örneğin yılın sadece üç ayı gelir elde eden bir ticaret erbabının diğer aylar gelir elde etmemesi bu işletmenin yıllık beyan vermesine engel değildir. Beyanname gelirin elde edildiği yılı takip eden yılın Mart ayının 25. günü akşamına kadar, sadece basit usulde tespit edilen ticari kazançlar için Şubat ayının 25. günü akşamına kadar ilgili vergi dairesine verilir. Beyanname verileme zamanına ilişkin bazı istisnalar vardır;

— Ülkeyi Terk Hali: Ülkeyi terk hallerinde, ülkeyi terk etmeden 15 gün önce verilir. — Ölüm ve Gaiplik Halinde: Ölümün meydana gelmesinden veya gaiplik halinin
kesinleşmesinden itibaren 4 ay içinde beyanname verilir.

— Zor Durum veya Mücbir Sebebin Varlığı: Zor durum halinde mükellefin isteği ile ve Maliye
Bakanlığı’nın onayı ile normal vadenin bir katının aşmamak kaydıyla (vadeye bir aydan az süre var ise bir aydan az olmamak üzere) beyanname verme süresi uzatılır. Mücbir hallerin varlığı durumunda ise mücbir nedenler ortadan kalkana kadar süre uzar.  Yıllık Beyannamelerde verginin ödenme süreleri şu şekildedir; — Şubat ayında beyan edilen gelirler için Şubat ve Haziran aylarında iki taksitte, — Mart ayında beyan edilen gelirler için Mart ve Temmuz aylarında iki taksitte, — Ülkeyi terk hallerinde ülkeyi terkten önce 15 gün içinde, — Ölüm ve gaiplik hallerinde beyanname verme süresi içinde (4 ay içinde), — Zirai kazançları, beyan edilen toplam kazancın %75’inden fazla olanlar için Kasım ve Aralık aylarında iki taksit halinde ödenir.  Yıllık Beyannameye Dahil Edilmeyen Gelirler: Aşağıda belirtilen gelirler için yıllık beyanname verilmez, diğer gelirler için beyanname verilmesi halinde bu gelirler beyannameye dahil edilmez. Tam mükellefiyette dahil edilmeyenler; — Gerçek usulde vergilendirilmeyen ziraî kazanç, istisna hadleri içinde kalan kazanç ve iratlar, — Tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler (birden fazla işverenden ücret almakla beraber, birden sonraki işverenden aldıkları ücretlerinin toplamı 19.800 YTL’yi aşmayan mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri dahil), — Vergiye tâbi gelir toplamının (ilk iki maddede bentlerinde belirtilenler hariç) 19.800 YTL’yi aşmaması koşuluyla, Türkiye'de tevkifata tâbi tutulmuş olan; birden fazla işverenden elde edilen ücretler, menkul sermaye iratları ve gayrimenkul sermaye iratları, — Bir takvim yılı içinde elde edilen ve toplamı 960 YTL’yi aşmayan, tevkifata ve istisna uygulamasına konu olmayan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları ile hiçbir şekilde beyan

162
edilmeyen menkul sermaye iratları (repo, mevduat faiz kazancı ile yatırım fonu ve katılım bankacılığından elde edilen gelirler). Dar mükellefiyette dahil edilmeyenler; — Tamamı Türkiye'de tevkif suretiyle vergilendirilmiş olan; ücretler, serbest meslek kazançları, menkul ve gayrimenkul sermaye iratları ile diğer kazanç ve iratlar dahil edilmezler.  Yıllık Beyannameye Dahil Edilen Gelirler: — Gerçek usulde vergilendirilen ticari, zirai ve serbest meslek kazançları, — Stopaja tabi olmayan ücret gelirleri, — Gayrimenkul sermaye iradının tamamı tevkif yolu ile verilendirilenlerin gelir hasılatı 19.800 YTL’yi aşanlar için bu iratlarının tamamı, gayrimenkulünü konut olarak kiraya veren mükelleflerin bu iratları 2.400 YTL aşmaları halinde aşan kısmı, — Beyanname ile bildirilmesi zorunlu veya 19.800 YTL’yi aşamaları halinde bildirilmeleri zorunlu olan menkul sermaye iratları (menkul sermaye iratları kısmında yer alan tabloyu inceleyin). Sadece kar paylarında gelirin yarısı 19.800 YTL’yi aşarsa gelirlerin yarısı beyan edilmez. — Diğer kazanç ve iratlarda istisnaya tabi olamayan kazançlar ile istisnaya tabi olan kazançların 16.000 YTL’lik istisna haddini aşan kısımları, — Yabancı ülkede doğrudan işverenden alınan ücretler, yabancı elçilik ve konsolosluklarda çalışan ancak istisnalardan yaralanamayan memur ve müstahdemlerin ücretleri, Maliye Bakanlığı’nca yıllık beyanname ile bildirilmesi zorunluluk görülen diğer ücretler. — Tamamı tevkifat ile vergilendirilmiş olan dar mükellefler ait gelirler beyan edilmez.  Gelirin Toplanması ve Beyan ve Zararların Mahsubu: Mükellefler, gelir vergisinin belirttiği yedi gelir unsurundan kaynaklanan ve bir takvim yılı içinde elde ettikleri kazanç ve iratları için kanunda aksine hüküm olmadıkça yıllık beyanname verirler. Tacirlerle çiftçiler ve serbest meslek erbabı ticari, zirai ve mesleki faaliyetlerinden kazanç temin etmemiş olsalar bile, yıllık beyanname verirler. Gelirin toplanmasında gelir kaynaklarının bir kısmından hasıl olan zararlar diğer kaynakların kazanç ve iratlarına mahsup edilir. Bu mahsup neticesinde kapatılmayan zarar kısmı, takip eden yılların gelirinden indirilir. Arka arkaya beş yıl içinde mahsup edilmeyen zarar bakiyesi takip eden yıllara aktarılamaz. Menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarında, gider fazlalığından doğanlar hariç olmak üzere, sermayede meydana gelen azalmalar zarar olarak gösterilemez.  Gelirden İndirilecek Giderler: Zararlar (geçmiş beş yıl zarar düşülebilir, gayrimenkul sermaye ve menkul sermaye iradı ile değer artışından kaynaklanan zararlar düşülemez, gelirden düşülen giderler zararları artırıcı etki yapamaz) — Sakatlık ve özürlü kişi indirimi — Kendisi eş ve çocukları için ödenen şahıs sigortaları (bireysel emeklilik, sağlık vb., yıllık sigorta toplamı gelirin %10’ni, sadece bireysel emeklilik için %5’ini ve her bir kişi için yıllık brüt asgari ücret tutarını aşmaz) — Kendisi eş ve çocukları için yaptığı eğitim ve sağlık harcamaları (Türkiye’de yapılacak harcamalar ve beyan edilen gelirin %10’nu aşmayacak tutarı)

163
— Bağış ve yardımlar (beyan edilen gelirin %5’ini, kalkınmada öncelikli yörelerde %10’nunu aşmayan, okul, sağlık tesisi, 100 yataklı yurt, huzurevi, yetiştirme yurdu, rehabilitasyon merkezi vb. inşası için yapılan harcamalar ile doğal afet bölgelerine yapılan yardımların tamamı) — AR-GE harcamalarının %100’ı

— Sponsorluk harcamaları (amatör kulüplerde %100, profesyonel kulüplerde %50).
Not: Her türlü para cezaları, gecikme zammı ve faizleri gelirden indirilemez. 2) Muhtasar Beyanname: İşverenler veya vergi tevkifatı yapan diğer kimseler tarafından kesilen vergilerin matrahları ile birlikte, toplu olarak vergi dairesine bildirmesine mahsustur. Tevkifatın yapıldığı ayı takip eden ayın 23. günü akşamına kadar verili ve 26. günü akşamına kadarda vergi borcu ödenir. Çalıştırdığı işçi veya hizmet erbabı sayısı 10 ve daha az olan işverenler (gerçek usule tabi olmayan çiftçiler hariç olmak üzere) vergiyi ödediği vergi dairesine haber vermek şartıyla 3 ayda birde muhtasar beyanname verebilirler (Ocak, Nisan Temmuz ve Ekim). Diğer ücretler için ertesi yılın Şubat karne işlenir ve ödeme Şubat ve Ağustos aylarında iki taksit olarak yapılır. Yılın ilk yarısında işe başlayan diğer ücrete tabi hizmet erbabı için ilk ödeme karnenin yazıldı ikinci ödeme Ağustos ayında, ikinci yarısında işe başlayanlar için karnenin yazıldığı ay ödeme yapılır. 3) Münferit beyanname: Dar mükellefiyete tabi olanların yıllık beyanname ile bildirmeye mecbur olmadıkları kazanç ve iratlardan, vergisi tevkif suretiyle alınmamış olanların bildirilmesine mahsustur. Serbest meslek faaliyetinde faaliyetin sona erdiği diğer tüm kazanç ve iratlarda gelirin iktisat edildiği tarihi takip eden 15 gün içinde beyanname verilir ve vergi ödenir.

C. GELİR VERGİSİNİN TARİFESİ 2008 Yılı Gelirleri Gelir Dilimi 7.800 YTL’ye kadar 19.800 YTL’nin 7.800 YTL’si için 1.170 YTL, fazlası 44.700 YTL’nin 19.800 YTL’si için 3.570 YTL, fazlası 44.700 YTL’den fazlasının 44.700 YTL’si için 10.293 YTL, fazlası D. GEÇİCİ VERGİ Ticari kazanç sahipleri (basit usulde vergilendirilenler hariç) ile serbest meslek erbabı cari vergilendirme döneminin gelir vergisine mahsup edilmek üzere, belirlenen ilgili hesap döneminin kazançları üzerinden %15 oranında geçici vergi öderler. Geçici vergi matrahının hesaplanmasında dönem sonu mal mevcutları, kayıtlar üzerinden tespit edilebilir. Geçici vergi üçer aylık dönemler olarak belirlenmiştir. Hesaplanan geçici vergi, üçer aylık dönemi izleyen ikinci ayın 14. günü akşamına kadar bağlı olunan vergi dairesine beyan edilir ve 17. günü akşamına kadar ödenir (örneğin Ocak – Şubat Mart dönemine ait geçici vergi beyanı Mayıs ayının 14. günü kadar verilir, vergisi ise 17. gününe kadar ödenir). Aynı dönem içinde tevkif edilmiş bulunan gelir vergisi hesaplanan geçici vergiden mahsup edilir. Ödenen geçici vergi toplamı, yıllık beyanname üzerinden hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilir. Mahsup edilemeyen tutar, mükellefin diğer vergi borçlarına mahsup edilir. Bu mahsuplara Oran % 15 % 20 % 27 % 35

164
rağmen kalan geçici vergi tutarı, o yılın sonuna kadar yazılı olarak talep edilmesi halinde mükellefe red ve iade edilir. İşin bırakılması halinde, işin bırakıldığı dönemi izleyen dönemlerde geçici vergi ödenmez. Geçici vergi uygulamasına ilişkin usuller Maliye Bakanlığı'nca tespit edilir. II. KURUMLAR VERGİSİ A. KURUMLAR VERGİSİNİ GEREKTİREN NEDENLER, GELİR VERGİSİNDEN FARKLI YANLARI VE AVANTAJLARI Kurumlar vergisi, gelir vergisinin kapsadığı gerçek kişiler dışında kalan kurum ve ortaklıkları da kapsamak amacıyla, bu kurum ve ortaklıkların faaliyetleri sonucu elde ettikleri safi kazançları üzerinden alınan bir gelir vergisidir. Kurumlar vergisi bir çok nedenden dolayı gelir vergisi dışında gelir üzerinden alınan ayrı bir vergi olarak uygulanmak zorundadır. Bu nedenler kısaca; — Kurumların ayrı bir kişilik ve ödeme gücüne sahip olmaları (gayri şahsi ödeme gücü teorisi),

— Kurumlara yasalarla ayrıcalık tanınması (sermaye ortaklıklarındaki sınırlı sorumluluk),
— Kurumların kamu hizmetlerinden kurum olarak yararlanıyor olması, — Kurumlar vergisinin iktisadi ve sosyal denetleme aracı olması, — Gelir vergisinin kapsamadığı mükellef kesimini kapsayarak gelir vergisinin tamamlayıcısı olması, — Kamu gelirleri için verimli bir kaynak olması,

— Kurumlar vergisi gelir vergisi gibi artan oranlı değil düz oranlı olması, indirilebilecek giderlerin
gelir vergisine oranla daha geniş olması ve vergi borcuna karşı ortakların sınırlı sorumlu olması kurumlar vergisini gelir vergisine oranla daha avantajlı yapmaktadır. Kurumlar vergisini gelir vergisinden ayıran en temel özellik gelir unsurlarının ayrı ayrı belirtilmemiş olmasıdır, diğer en önemli fark ise gelir vergisinin gerçek kişilerden, kurumlar vergisinin ise tüzel kişilerden alınmasıdır. B. KURUMLAR VERGİSİNİN KONUSU, MÜKELLEFİ VE MÜKELLEFİYET TÜRLERİ  Kurumlar Vergisinin Konusu: Gelir Vergisi kapsamına giren gelir unsurlarının tamamıdır. Diğer bir ifadeyle ticari kazanç, zirai kazanç, ücretler, serbest meslek kazançları, gayrimenkul ve menkul sermaye iratları ile diğer kazanç ve iratlar kurum kazancını oluşturmaktadır. Kurumlar Vergisinin Mükellefleri: Aşağıda yazılı kurumların kazançları Kurumlar Vergisi'ne tabidir. — Sermaye şirketleri (anonim, limited, eshamlı komandit şirketler ile bu şirketlerin niteliğinde olan yabancı kurumlar ve yatırım fonları); — Kooperatifler; — İktisadi Kamu Müesseseleri; — Dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler (sendikalar dernek olarak; cemaatler ise vakıf olarak değerlendirilmektedirler, tüzel kişiliklerinin olmaması mükellefiyetlerini engellemez).

— İş ortaklıkları, (aşağıda belirtilen hallerin varlığı söz konusu olması halinde iş ortaklığı
kurumlar vergisi mükellefi olur, tüzel kişiliğinin olmaması mükellefiyeti etkilemez). • Ortaklardan en az birinin kurumlar vergisi mükellefi olması, • Belirli bir işi birlikte sonuçlandırma amacına yönelik düzenlenen anlaşmayla kurulması, kısaca ortaklığı belirli bir iş ile sınırlı olması devam etmemesi,

165
• İş ortaklığı ile işveren arasında bir sözleşmenin olması, • İş ortaklığının konusun belirli olması, • Tarafların üstlenilen işin tamamı üzerinden sorumlu olmaları, • İş bitiminde kazancın paylaşılması, • İşin birden fazla yıla yaygın bir iş niteliğinde olması, yapılacak işin belirli bir sürede yapılacağının öngörülmesi,  Kurumlar Vergisinin Mükellefiyet Türleri: Kurumlar vergisinde de gelir vergisinde olduğu gibi tam ve dar mükellefiyet vardır. Kanuni merkezi veya iş merkezi (iş merkezi; iş bakımından işlemlerin bilfiil toplandığı ve idare edildiği merkezdir) Türkiye’de bulunanlar tam mükellef sayılırlar ve yurt içi ve dışında elde ettikleri kurum kazançlarından dolayı kurumlar vergisi öderler. Kanuni veya iş merkezlerini her ikisi de Türkiye dışında bulunanlar dar mükellef sayılırlar ve sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançlar üzerinden vergilendirilirler. C. KURUMLAR VERGİSİNDE MARAHIN TESPİTİ  Kurumlar vergisinde gelir vergisinden farklı olarak indirilebilecek giderler; — Hisse ve tahvil senetlerinin ihraç giderleri

— İlk tesis ve taazzuv giderleri (kurulum ve örgütlenme);
— Genel heyet toplantıları için yapılan giderlerle birleşme, fesih ve tasfiye giderleri; — Sigorta teknik karşılıkları (sigorta şirketlerinin ayırdıkları karşılıklar); • Muallak hasar ve tazminat karşılıkları • Kazanılmamış prim karşılıkları • Hayat sigortalarında matematik karşılıklar • Deprem hasar karşılıkları — Eshamlı komandit şirketlerde komandite ortağın kar hissesi (gelir vergisine tabi olan kısım); — Katılım bankalarının (faizsiz olarak kredi verenler ile özel finans kuruluşları) ödedikleri kâr payları. Kurumlar vergisinde indirilemeyecek giderler; — Öz sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faizler;

— Örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faizler (söz konusu faiz ve karlar kar
dağıtımı sayılır, ortaklardan ya da ilişkili kişilerden özsermayenin üç katını aşan tutarda alınan borç örtülü sermayedir); • Kurumların ortaklardan ya da ortaklarla ilişkisi olan gerçek ve tüzel kişilerden (ortakla ilişkili kişiden kasıt en az %10 hisse, kar payı ya da oy hakkını elinde bulunduran kurumu ile ortağın veya ortakla ilişkili bu kurumun sermayesinin en az %10 hisse, kar payı ya da oy hakkını elinde bulunduran kurumu ve gerçek kişiyi ifade etmektedir). • Doğrudan ya da dolaylı olarak temin edilen ve işletmede kullanılan borç, • Hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun özsermayesinin üç katını aşan kısım (üç katın altında kalan kısım değil, ayrıca ortak ve ilişkili olduğu kişi ve kurumlar topluca dikkate alınır) — Transfer fiyatlaması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı

166
— Her türlü yedek akçe — Menkul kıymet ihraç zararları — Her türlü para ve vergi cezaları — İşle ilgili olmayan araçların (MTV II sayılı cetvel hariç) araçların MTV’leri ile amortisman ve giderleri (işle ilgili olsa bile ticari taksi ve kiralama ya da işletilme yolu ile üzerinden kazanç elde edilenler hariç olmak üzere otomobilin MTV’i düşürülemez ancak, amortisman ve giderleri gider olarak yazılabilir).  Zarar Mahsubu ve Diğer İndirimler: — Kurumlar vergisi matrahının tespitinde, kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek üzere, kurum kazancından aşağıdaki indirimler yapılır. Her yıla ilişkin tutarlar ayrı ayrı gösterilmek ve beş yıldan fazla nakledilmemek koşuluyla geçmiş yılların malî bilançolarına göre meydana gelen zararlar. Yurtdışı zararlarda, söz konusu ülke mevzuatına göre denetim yetkisi bulunan kuruluşlarca rapora bağlanmak ve aslı ve Türkçe’si Türkiye’de ilgili vergi dairesine ibraz edilmek şartıyla indirilebilir. — Bağış ve yardımlar beyan edilen kurum kazancının %5’ini aşmayan kısmı, okul, sağlık tesisi, 100 yataklı (kalkınmada öncelikli yörelerde 50 yataklı) yurt, huzurevi, yetiştirme yurdu, bakım ve rehabilitasyon merkezi vb. inşası için yapılan harcamalar, kültürel, sanatsal nitelikli faaliyet ve uygulamalara yapılan bağış ve yardımlar ile doğal afet bölgelerine yapılan yardımların tamamı indirilebilir. — Sponsorluk harcamaları (amatör sporlar için %100’ü, profesyonel sporlar için %50’si)

— AR-GE harcamalarının %100’ı
 Safi Kazancın Hesaplanması: Bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanır. Kurumlar vergisi mükelleflerinin hepsi bilanço hesabı esasına göre defter tutmak zorundadırlar, ayrıca VUK’ndaki belge ve kayıt düzenine ilişkin usul ve esaslara uymak zorundadırlar (Mal. Bak. izni ile işletme hesabı esasına göre de defter tutulabilir). Safi kurum kazancının tespitinde GVK’nun ticari kazanç hakkındaki hükümleri uygulanır. Zirai faaliyetle iştigal eden kurumların bu faaliyetlerinden doğan kazançlarının tespitinde GVK’nun ortalama kar haddi ve asgari gayri safi hasılat esası hakkındaki hükümleri Kurumlar Vergisi mükellefleri içinde uygulanır. Dar mükellefiyete tabi kurumların kurum kazançlarının, ticari kazanç gibi tespit edilmesi gereken kazanç ve iratlar da dahil olmak üzere, ticari veya zirai kazançlar dışında kalan kazanç ve iratlardan ibaret bulunması halinde, Gelir Vergisi Kanununun bu gibi kazanç ve iratların tespiti hakkındaki hükümleri Kurumlar Vergisi matrahının tespitinde de uygulanır. Yabancı ulaştırma kurumlarının matrah tespiti; dar mükellef yabancı kurumların Türkiye ile yabancı ülke arası yaptıkları taşıma işleri için GVK’nda ticari kazançlarda belirtilen dar mükellef ulaştırma işlerinde ticari kazancın tespiti hükümleri uygulanır (gayri safi hasılatın kara ulaştırma işlerinde %12’si, hava ulaştırma İşerinde %5’i ve deniz ulaştırma işlerinde %15’i safi hasılat sayılır). D. KURUMLAR VERGİSİNDE YER ALAN MUAFİYET VE İSTİSNALAR Dar mükellefiyete tabi kurumlar dahil olmak üzere aşağıda yazılı kurum kazançları, kurumlar vergisinden istisnadır, kurumların, Kurumlar Vergisi'nden istisna edilen kazançlarına ilişkin ödemelerin kurum kazancından gider olarak indirilmesi kabul edilmez;

167
— İştirak Kazançları İstisnası (kurumların, tam mükellefiyete tabi başka bir kurumun sermayesine iştiraklerinden elde ettikleri kazançlar; yatırım fonlarının katılma belgeleri ile yatırım ortaklıklarının hisse senetlerinden elde edilen kâr payları hariç); — Risturn İstisnası (bu risturnlar, Gelir Vergisi Kanunu'nun 94'üncü maddesine göre tevkifata tabi tutulmaz, ortaklara dağıtımı, kâr dağıtımı sayılmaz);

— İştirak kazançları, Risturn (kooperatiflerin sadece kendi üyeleri ile yaptıkları işlerden elde
edilen) ile hesaplanan kazançlar, Devir, Bölünme ve Hisse Değişimi şeklinde elde edilen kazançlar ile Milli Piyango İdaresi, Damga Matbaası, Askeri Fabrika, Darphane, dernek ve vakıflar, kamu müesseseleri (kar amaçlı olmayan okul, kreş, tiyatro, hastane vb.), yerel idareler (bunlara ait elektrik, su vb. işletmeler dahil), vakıf üniversiteleri, sadece ortakları ile iş yapacağına ilişkin sözleşmesinde madde olan kooperatifler ile TOKİ, ÖİB, KOİ ve bunlara bağlı fonların elde ettikleri kazançlar kurumlar vergisine tabi değildir. D. KURUMLAR VERGİSİNİN BEYANI TARHI VE ÖDENMESİ  Yıllık Beyanname: Tüm kurumlar vergisi mükellefleri yıllık beyanname vermek zorundadır. Ancak kooperatiflerin gelirlerinin sadece tevkifata tabi tutulan gayrimenkul kira gelirlerinden ibaret bulunması halinde ve dar mükellefiyete tabi kurumların diğer kazanç ve iratları için beyanname verilmez. Dar mükellef kurumların tevkifata tabi tutulmuş gelirleri için beyanname vermeleri mükellefin isteğine bağlıdır. Tüzel kişiliği bulunmayan iktisadi kamu müesseseleri ile dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmelerden her biri için bunların bağlı oldukları kamu tüzel kişileri ile dernek ve vakıflar tarafından ayrı ayrı beyanname verilebilir. Mükelleflerin şubeleri, ajanlıkları, alım ve satım büro ve mağazaları, imalathaneleri veya kendilerine bağlı diğer işyerleri için, bunların müstakil muhasebeleri ve ayrılmış sermayeleri olsa dahi, ayrı beyanname verilmez. Kurumlar Vergisi beyannamesi, hesap döneminin kapandığı ayı takip eden dördüncü ayın 25. günü akşamına kadar mükellefin bağlı olduğu vergi dairesine verilir ve vergi ay sonuna kadar ödenir (tek ödeme, taksit yoktur). Sermaye şirketleri dışında kalan kurumların beyanname verme süresini uzatmaya Maliye Bakanlığı yetkilidir. Dar mükellefiyette vergi muhatabının Türkiye'yi terk etmesi halinde Kurumlar Vergisi beyannamesi memleketi terkinden önceki 15 gün içinde verilir. Kurumlar vergisi, bu Kanuna göre tespit olunan kurum kazancından % 20 oranında alınır. Kurumlar vergisi mükellefleri, cari vergilendirme döneminin kurumlar vergisine mahsup edilmek üzere, GVK’nda belirlenen esaslara göre kurumlar vergisi oranında geçici vergi öderler. Verilen beyannamelerle bildirilen kazançların vergilendirilmesinde vergilendirme dönemi yerine kazancın iktisap tarihi esas alınır.

 Özel Beyan Zamanı: Dar mükellefiyete giren yabancı kurumların vergiye tabi kazancının GVK’nda
yazılı diğer kazanç ve iratlardan (telif, imtiyaz, ihtira, işletme, ticaret unvanı, alameti farika ve benzeri gayri maddi hakların satışı, devir ve temliki karşılığında alınan bedeller hariç) ibaret bulunması halinde, yabancı kurum veya Türkiye'de namına hareket eden kimse bu gibi kazançları iktisap tarihinden itibaren 15 gün içinde vergi dairelerine beyanname ile bildirmeye mecburdur.

168
 Muhtasar Beyanname: Kurumlar vergisi mükellefinin tevkifata tabi tutulan kazançları muhtasar
beyanname ile tevkifatı yapan tarafından ertesi ayın 23. Günü akşamına kadar beyan edilir, 26. Günü akşamına kadar ödenir. Dar mükellefiyete tabi kurumların ticarî, ziraî ve diğer kazanç ve iratları dışında kalan kazanç ve iratları ile telif, imtiyaz, ihtira, işletme, ticaret unvanı, alameti farika ve benzeri gayri maddî hakların satışı, devir ve temliki mukabilinde alınan bedeller %15 nispetinde kurumlar vergisi tevkifatına tabidir. Türkiye'de işyeri ve daimi temsilcisi bulunmayan dar mükellefiyete tabi kurumlar vergisi mükellefleri, kazançları elde etmeleri halinde bu kazançlar kendilerince %15 oranında tevkifata tabi tutulur. E. KURUMLARDA TASFİYE, BİRLEŞME, DEVİR VE BÖLÜNME HALLERİNDE MATRAHIN TESPİTİ VE BEYANI  Tasfiye dönemi: Her ne sebeple olursa olsun, tasfiye haline giren kurumların vergilendirilmesinde hesap dönemi yerine tasfiye dönemi kaim olur. Tasfiye dönemi kurumun tasfiye haline girdiği tarihten başlar, bu tarihten aynı takvim yılı sonuna kadar olan dönem ile bu dönemden sonraki her takvim yılı müstakil bir tasfiye dönemi sayılır. Tasfiyenin aynı takvim yılı içinde sona ermesi halinde tasfiye dönemi, kurumun tasfiye haline girdiği tarihten başlar ve tasfiyenin bittiği tarihe kadar devam eder. Tasfiyenin nihayet bulduğu dönemin sonunda tasfiye kar veya zararı kati olarak tespit ve önceden verilmiş olan tasfiye beyannameleri bu neticeye göre ıslah edilir. Tasfiye zararla kapanırsa, önceden verilmiş tasfiye beyannamelerine istinaden tahsil edilmiş vergiler iade olunur. Bir yıldan fazla süren tasfiyelerde tarh zamanaşımı, tasfiyenin nihayet bulduğu dönemi takip eden yıldan itibaren başlar.  Tasfiye Beyannamesi: Tasfiye beyannameleri, tasfiye memurları tarafından tasfiye dönemlerinin sonundan başlayarak (bilançonun veya nihai hesabın kesinleşmesinden itibaren) 30 gün içinde kurumun bağlı olduğu vergi dairesine verilir.  Tasfiye Karı: Tasfiye halindeki kurumların vergi matrahı tasfiye karıdır. Tasfiye karı, tasfiye döneminin sonundaki servet değeri ile tasfiye döneminin başındaki servet değeri arasındaki müspet farktır. İşletme hesabı esasına göre defter tutanların tasfiye karı, tasfiye dönemi zarfında elde edilen hasılat ile yapılan giderler arasındaki farktan tasfiye döneminin başındaki emtia mevcudunun değeri çıkarıldıktan sonra kalan miktardır.  Tasfiye Memurlarının Sorumluluğu: Tasfiye memurları kurumun tahakkuk etmiş tüm vergileri (tasfiye karına göre hesaplanan karlar dahil) ödemeden veya karşılık ayırmadan, alacaklılara ödeme ve ortaklara paylaştırma yapamazlar. Aksi takdirde bu vergilerin asıl ve zamlarından ve vergi cezalarından şahsen ve müteselsilen sorumlu olurlar. Vergi aslı ve zamları, kendisine paylaştırma yapılan ortaklardan da aranılabilir. Ortaklardan tahsil edilmiş olan vergi asılları için ayrıca tasfiye memurlarına müracaat olunmaz. Tasfiye memurlarının ödedikleri verginin aslı için (ceza için olmaz) rücu edebilirler.  Birleşme: Bir veya birkaç kurumun diğer bir kurumla birleşmesi, birleşme sebebiyle infisah eden kurumlar bakımından tasfiye hükmündedir. Ancak, birleşmede tasfiye karı yerine birleşme karı vergiye matrah olur. Tasfiye karının tespiti hakkındaki hükümler, birleşme karının tespitinde de caridir. Birleşilen kurumdan alınan değerler Vergi Usul Kanunu'nda yazılı esaslara göre değerlenir.

169
 Devir, Bölünme ve Hisse Değişimi: Vergilendirilmez. F. GEÇİÇİ VERGİ Kurumlar vergisi mükellefleri, cari vergilendirme döneminin kurumlar vergisine mahsup edilmek üzere, GVK’nda belirtilen esaslara göre geçici vergi öderler. Kurumlar (indirim ve istisnalar hariç) ilgili hesap dönemine ait kazançları üzerinden %20 oranında geçici vergi öderler. Geçici vergi üçer aylık dönmeler itibariyle hesaplanmakta ve üç aylık dönemi izleyen ikinci ayın 10. günü akşamına kadar bağlı olunan vergi dairesine beyan edilip vergi ayın 17. günü akşamına kadar ödenmektedir. Aynı dönem içinde tevkif edilmiş bulunan kurumlar vergisi hesaplanan geçici vergiden mahsup edilir. Bir önceki takvim yılında altışar aylık dönemler halinde tahakkuk ettirilerek tahsil edilen geçici vergi, yıllık beyanname üzerinden hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilir. Mahsup edilemeyen tutar, mükellefin diğer vergi borçlarına mahsup edilir. Bu mahsuplara rağmen kalan geçici vergi tutarı, o yılın sonuna kadar yazılı olarak talep edilmesi halinde mükellefe red ve iade edilir.

İKİNCİ BÖLÜM HARCAMALAR ÜZERİNDEN ALINAN VERGİLER I. KATMADEĞER VERGİSİ (KDV)  KDV’de Verginin Konusu, Mükellefi ve Sorumlusu: Verginin konusu aşağıdaki işlemlerin Türkiye’de yapılmalarıdır; — Ticari, zirai ve mesleki faaliyet ile yapılan teslim ve hizmetler, — Her türlü mal ve hizmet ithalatı, — Diğer faaliyetlerden doğan teslim ve hizmetler (örneğin radyo, televizyon, posta, telefon hizmetleri, su, doğalgaz, elektrik ürünlerini taşınması vb. teslim ve hizmetler). Bu faaliyetlerin kanunların veya resmi makamların gösterdiği gerek üzerine yapılması, bunları yapanları hukuki statü ve kişilikleri, Türk vatandaşı olup olmamaları, tam veya dar mükellef veya gerçek veya tüzel kişi olmaları işlemin mahiyetini değiştirmez ve vergiye mani olmaz. Devamlı surette yapılmayan teslim ve hizmetler işleri gelir elde edilse dahi katma değer vergisine tabi olmazlar. Yukarıda belirtilen mal teslimini yapan ya da hizmet ifasını yapanlar kanuni olarak mükellef olsalar da verginin taşıyıcısı nihai tüketicilerdir. KDV’de belirtilen sorumluluk diğer sorumluluk hallerinden farklıdır. Burada belirtilen sorumluluk vergini güvenliği için vergiye tabi işleme taraf olanları verginin ödenmesinden, belge düzeninde sorumlu olmasıdır.  KDV’de Teslim ve Hizmet: Aşağıda sayılan haller KDV’nde teslim olarak kabul edilmektedir;

170
— Bir mal üzerindeki tasarruf hakkının malik veya onun adına hareket edenlerce, alıcıya veya adına hareket enlere devredilmesi, — Bir mal üzerindeki tasarruf hakkının iki veya daha fazla kimse tarafından zincirleme akit yapılmak suretiyle, malın el değiştirmeden nihai kişiye devredilmesi halinde aradaki safhaların her biri ayrı bir teslim sayılır, — Su, elektrik, gaz, ısıtma, soğutma vb. şekillerde yapılan dağıtım, — Kap ve ambalajlar ile döküntü ve tali maddelerin geri verilmesinin sürekli olduğu hallerde teslim bunlar dışında kalan maddeler itibariyle yapılmış sayılır, — Trampa iki ayrı teslim sayılır, Teslim sayılan haller aşağıda sıralanmaktadır; — Vergiye tabi malların her ne şekilde olursa olsun, vergiye tabi işlemler dışındaki amaçlarla, işletmeden çekilmesi, vergiye tabi malların işletme personeline ücret, prim ikramiye, hediye, teberru gibi namlarla verileme teslim sayılan hallerdendir, — Vergiye tabi malların, üretilip teslimi vergiden istisna edilmiş olan malların her ne suretle olursa olsun kullanılması veya sarfı teslim sayılan hallerdendir, — Mülkiyeti muhafaza kaydıyla yapılan satışlarda zilyetliğin devri teslim sayılan hallerdendir. Mal tesliminde durumu belgeleyebilmek için sevk irsaliyesi, fatura vb. belgeler düzenlenmek zorundadır. KDV’sinde vergiyi doğuran olay teslimin niteliği ve şekline göre değişmektedir. Aşağıdaki tablo vergiyi doğuran olay teslimin şekline göre özetlenmiştir. Ayrıca fatura malın teslim ve hizmetin ifa tarihinden itibaren 7 gün içinde düzenlenmek zorundadır. KDV tutarı mal veya hizmet bedelini gösteren etiket veya ücret tarifesinde belirtilmek zorundadır.
İşlemin Niteliği veya Şekli — Mal teslimi veya hizmet ifası — Mal teslimi veya hizmet ifasından önce belge düzenlenmesi — Komisyonculara veya komisyon yolu ile satışta — Malın alıcıya gönderilmesinde — Su, Elektrik, vb. enerji dağıtım ve kullanımında — İthalatta — Transit taşımacılıkta Vergiyi Doğuran Olay — Malın teslimi veya hizmetin yapılması — Fatura veya belgenin düzenlenmesi — Malların alıcıya teslimi — Malın nakliyeci veya sürücüye teslimi — Kullanım veya dağıtım bedelinin tahakkuk etmesi — Gümrük vergisi ödeme mükellefiyetinin başlaması veya gümrük beyannamesinin tescili — Gümrük hattından geçilmesi

 KDV’de Muafiyet ve İstisnalar:
Kısmi İstisna (Vazgeçilemeyenler) - Kültür, eğitim amaçlı teslimler - Sosyal amaçlı teslimler - Askeri amaçlı teslimler Banka ve sigorta muameleleri vergisi konusuna giren işlemler (bu istisna kısmi istisna sayılmaz ancak vazgeçilemeyen istisnalardan birisidir) Tam İstisna (vazgeçilebilenler) - Altın, gümüş ve petrol arayanlara karşı yapılan mal teslimleri ve hizmet ifaları, - Külçe altın ve külçe gümüş, kıymetli taşlar, döviz, para, değerli kağıtlar, hisse senedi teslimleri istisnası, - İhracat istisnası, diplomatik istisna, Muafiyetler Esnaf muaflığı, basit usulde vergilendirilenlerin muaflığı, gerçek usul dışında vergilendirilenlerin çiftçi muaflığı, vergiden muaf serbest meslek erbabı muaflığı, - Askeri fabrika, tersane ve atölye muafiyeti, darphane, damga matbaası ve milli piyango idaresi muaflığı, kamu kuruluşları, tarımsal kooperatif ve çiftçi birlikleri muafiyeti,

Fatura vermek ve almak zorunda olanlar; Fatura Vermek Zorunda Olanlar Fatura almak zorunda olanlar

171
- I. ve II. sınıf tüccar - Basit usule tabi olanlar - Gerçek usulde vergilendirilen çiftçiler Not: Gerçek usule tabi olanlar serbest meslek makbuzu içerisinde KDV keserler. Muaf esnaf için gider pusulası, gerçek usulde vergilendirilmeyen çiftçi için müstahsil makbuzu düzenlenir. - I. ve II. sınıf tüccar - Serbest meslek erbabı - Basit usule tabi olanlar - Gerçek usulde vergilendirilen çiftçiler - Muaf esnaf Not: Yukarıda yazılı olanlar dışında kalan kişiler, 600 YTL’nin altında kalan bedeller için perakende satış fişi alırlar.

İsteyen mükellef yukarıda sayılan istisnalardan (kültür, eğitim, sosyal amaçlı istisnalar ile askeri amaç taşıyanlar hariç) vazgeçerek yazılı talepte bulunarak KDV’sine tabi olabilir. İstisnadan vazgeçen mükellef 3 yıl boyunca istisnadan faydalanamaz. 3 yılın sonunda vergi dairesine herhangi bir bilgi vermeyen mükellefin istisnadan vazgeçme süresi 3 yıl daha uzatılır. Vazgeçilemeyen istisnalar kısmi istisna olarak nitelendirilmektedir. KDV’nde Matrah ve Oran: Teslim ve hizmete konu olan işlemin bedeli matrahtır. Matraha teslim konusu mal veya hizmetin bedeli dışında şunlarda dahildir; — Teslim alanının gösterdiği yere kadar satıcı tarafından yapılan taşıma, yükleme ve boşaltma giderleri, — Ambalaj giderleri, sigorta, komisyon v.b. gider karşılıkları ile vergi, resim gibi unsurlar, — Vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi çeşitli giderler ile servis vb. adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerler dahil edilir. — Ayrıca yapılan ıskontolar ve hesaplanan KDV matraha dahil edilmezler. Genel KDV oranı %10 olmakla birlikte Bakanlar Kurulu yaptığı düzenleme ile oranı %18 olarak belirlemiştir. Bakanlar Kurulu KDV’yi iki ekli listede belirlenen mallar için farklı oranlar belirlemiştir. Buna göre; I sayılı listedeki mal teslimleri ve hizmet ifaları için %1, II sayılı listedeki mal teslimleri ve hizmet ifaları için %8 ve I ve II sayılı listede belirtilemeyen mal teslimleri ve hizmet ifaları için %18 oranı uygulanır.  KDV’nde İndirim ve İade: Mükellef vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan KDV’den kanunda aksine hüküm olmadıkça, faaliyetlerine ilişkin olarak indirebilir. Bir vergilendirme döneminde indirilecek KDV toplamı mükellefin vergiye tabi işlemleri dolayısıyla hesaplanan KDV toplamından fazla olduğu takdirde aradaki far iade olmaz ve devrolunur. Ancak bu durum %1 ve %8 oranına tabi olacağı belirtilen ve I ve II sayılı listelerde düzenlenen teslim ve hizmetlere ait farkın Bakanlar Kurulu’nca belirlenen sınırı aşmaları halinde söz konusu değildir. Bu durumda fazla olan kısım iade edilir.  KDV’nde Verginin Beyanı Tarhı ve Ödenmesi: Vergilendirme dönemi üçer aylık dönemler olmakla birlikte Bakanlar Kurulu vergilendirme dönemini ay olarak belirlemiştir. Bir aya ait KDV ertesi ayın 24. günü akşamına kadar vergi dairesine beyan edilir 26. günü akşamına kadar ödenir. İşi bırakma halinde de işin bırakıldığı ayı takip eden ayın 24. günü akşamına kadar beyanname verilir ve 26. günü akşamına kadar vergi ödenir. Diğer hallerde beyanname verme süreleri içinde vergi ödenir. İndirilecek KDV ile hesaplana KDV gelir ve kurumlar vergisinde gider olarak gösterilemezler.

172
II. ÖZEL TÜKETİM VERGİSİ  Verginin Konusu, Mükellefi ve Sorumlusu: Verginin konusu kanunda dört ekli cetvel halinde belirtilen mallardır. Kanunun kapsamına hizmetler girmez. Kanunda belirtilen cetvellerin genel konusu sırasıyla; petrol ve ürünleri, motorlu taşıtlar, tütün mamulleri ile alkollü ve kolalı içecekler, lüks mallar ve elektronik ürünler. Bu malları teslimi, iktisap edilmesi veya ithal edilmesi hallerinde vergiyi doğuran olay meydana gelmektedir. Vergini mükellefi ise bu malları imal edenler ile ithal edenlerdir. Ayrıca vergiye tabi işlemlere taraf olanlar verginin ödenmesinden sorumlu tutulabilmektedir.  Verginin Matrahı ve Tarifesi: Verginin matrahı ve tarifeleri kanunun ekli listelerinde ayrı ayrı belirtilmektedir. I sayılı listedeki mallar çeşitli ölçü birimleri üzerinden hesaplanmakta iken diğer sayılı listelerde belirtilen malların değerleri üzerinden vergi alınmaktadır.  Verginin İstisnası: Aşağıda sayılan unsurlar özel tüketim vergisinden müstesnadır; — İhracat istisnası (ihracat teslimleri),— Diplomatik istisna,— Kamu kurumlarının bedelsiz teslim istisnası, — Askeri ve güvenlik amaçlı teslim istisnası,— Petrol arama ve teslim amaçlı teslimler, — Sakatlara taşıt teslimleri, — Türk Hava Kurumuna hava taşıtı teslimleri,— İthalat istisnası,— İthalat benzeri rejimler istisnası (transit geçiş, gümrük antrepo, serbest bölge ve geçici depolama yerleri vb. hükümlerinin uygulandığı mallar).  Verginin Beyanı ve Ödenmesi: I sayılı listedeki mallar için 15 diğerleri için 1’er aylık vergilendirme dönemleri vardır. II sayılı listedeki malların tescile tabi olanları teslimde vergilendirilirler. I sayılı listedeki mallar için vergilendirme dönemlerini takip eden 10 gün içinde beyanname verilir; II, III ve IV sayılı listelerdeki mallar için aylık vergilendirme dönemlerine ilişkin beyanname takip eden ayın 15. gününe kadar verilir. Özel tüketim vergisi beyanname verme süreleri içinde ödenir. III. BANKA VE SİGORTA MUAMELELERİ VERİSİ  Verginin Konusu ve Mükellefi: Banka ve sigorta şirketlerinin finansal kiralama Kanunu’na göre yaptıkları işlemler hariç olmak üzere, her ne şekilde olursa olsun yapmış oldukları bütün işlemler dolayısıyla kendi lehlerine her ne nam ile olursa olsun nakden veya hesaben aldıkları paralar banka ve sigorta muameleleri vergisine tabidir. Verginin matrahı vergi konusu olan işlemlerin tutarıdır. Örneğin bir bankanın verdiği kredi karşılığı aldığı faiz, yaptığı havale için aldığı havale ücreti, sigorta komisyonları vb. paralar verginin konusunu oluşturur. Ancak bir kişinin bankaya yatırdığı mevduat, yaptırdığı repo işlemi gibi konular banka lehine alınan bir para olmadığı için verginin konusuna girmez. Bankerlerin yapmış oldukları banka muameleleri ve hizmetleri dolayısıyla kendi lehlerine her ne nam ile olursa olsun nakden veya hesaben aldıkları paralarda banka ve sigorta muameleleri vergisine tabidir. Banka ve sigorta muameleleri vergisinin mükellefi; — Bankalar — Bankerler — Sigorta şirketleridir.

 Verginin Matrahı ve Oranı: Vergi matrahından gider ve vergi adı altında herhangi bir indirim yapılamadığı gibi banka ve sigorta muameleleri vergisi matraha dahil edilmez. Sigorta şirketleri vergi dönemi içinde iptal ettikleri sigorta işlemlerine ait tutarları söz konusu dönemin vergi matrahından indirebilirler. Vergini yasal oranı %15’dir. Ancak Bakanlar Kurulunca belirlenen oranlara göre;

173
— Bankalar arası mevduat muameleleri sonucu, aracı kurumlar arasındaki borsa para piyasası muameleleri sonucu, Devlet tahvili ve Hazine bonolarının vb. menkul kıymetlerin iktisap edilişi, vadesi gelmeden elden çıkarılması, repo işlemlerinde kullanılması sonucu lehe alınan paralardan %1, — Kambiyo işlemlerinden %0,1, — Bankalar arası kambiyo işlemlerinden %0, — Diğer işlemlerden dolayı lehe alınan paralardan %5 vergi alınır.  Verginin Beyanı ve Ödenmesi: Her bir ay vergilendirme dönemi olarak değerlendirilir, vergiye tabi işlemlerin gerçekleştiği ayı takip eden ayın 15. gününe kadar ilgili vergi dairesine beyan edilir ve aynı süre içinde ödenir. IV. ÖZEL İLETİŞİM VERGİSİ  Verginin Konusu ve Mükellefi: Özel iletişim vergisi kanunda belirtilen bazı iletişim hizmetleri üzerinden alınan bir vergidir. Vergi mükellefi aşağıda belirtilen hizmetleri sağlayan şirketlerdir. Buna göre özel iletişim vergisine tabi iletişim hizmetleri şunlardır; — Her nevi cep telefonu işletmecileri tarafından verilen tesis, devir, nakil ve haberleşme hizmetleri; — Radyo ve televizyon yayınlarının uydu platformu ve kablo ortamından iletilmesine ilişkin hizmet verenlerin bu hizmetleri  Verginin Matrahı ve Oranı: KDV matrahını oluşturan unsurlardan oluşur, ancak hesaplanırken özel iletişim vergisi KDV matrahına dahil edilmez. Buna göre; — Her nevi cep telefonu işletmecileri tarafından verilen tesis, devir, nakil ve haberleşme hizmetleri için %25, — Radyo ve televizyon yayınlarının uydu platformu ve kablo ortamından iletilmesine ilişkin hizmet verenlerin bu hizmetleri için %15, — Ayrıca cep telefonu aboneliğinin ilk tesisinden 20 YTL, — Diğer telekomünikasyon hizmetlerinden %15.  Vergilendirme Dönemi ve Verginin Ödenmesi: Her bir ay vergilendirme dönemi olarak değerlendirilir, bir aya ait özel iletişim vergisi mükellefin beyanı üzerine ertesi ayın 15. günü akşamına kadar ilgili vergi dairesine ödenir. Özel iletişim vergisi gelir ve kurumlar vergisi hasılatından gider olarak indirilemez. V. ŞANS OYUNLARI VERGİSİ  Verginin Konusu ve Mükellefi: Şans oyunlarının üzerinden alınan bir vergidir. Oyunun verdiği ikramiye değil oyunun oynanması veya oyuna katılım için ödenen değer, kupon ve kolon üzerinden alınan bir vergidir. Şans oyunları vergisinin konusu olan ve kanunda belirtilen müşterek bahis ve şans oyunları şunlardır;

174
— Spor – Toto, Skor – Toto, Süper – Toto, Spor – Loto, Gol – 7 vb. oyunlar, — Şans Topu, On Numara, Sayısal Loto vb. oyunlar, — At yarışları, her türlü diğer müşterek bahisler. Vergi mükellefi, belirtilen oyunları veya müşterek bahisleri oynatan kişilerdir.  Verginin Matrahı ve Oranı: Verginin oranı; spor müsabakalarına dayalı müşterek bahislerde % 5, at yarışlarında % 7 ve diğer şans oyunlarında % 10'dur. Advaloremdir.  Vergilendirme Dönemi ve Verginin Ödenmesi: Her bir ay vergilendirme dönemi olarak değerlendirilir, bir aya ait şans oyunları bu oyunları veya müşterek bahisleri düzenleyenler tarafından tahsil edilerek ertesi ayın 20. gününe kadar vergi dairesine beyan edilerek ödenir. Şans oyunları vergisi gelir ve kurumlar vergisi hasılatından gider olarak indirilemez. VI. DAMGA VERGİSİ  Damga Vergisinin Konusu, Mükellefi ve Damga Vergisinde Sorumluluk: Damga vergisi işlemler üzerinden alınan bir vergidir, işlemlerin tevsik (belgelemek) edilmesini belgeleyen veya ona resmi hüviyet veren kağıtlar damga vergisine tabidir. Damga vergisini konusu bu kanuna ekli tabloda belirtilen kağıtlardır (örneğin; sözleşmeler, taahhütname, fatura, teminat ve rehin senetleri, makbuzlar vb. belgeler). Bu kağıtların herhangi bir hususun ispat ve belli edilmek üzere ibrazı vergiyi doğuran olay olmaktadır. Verginin mükellefi kanunda belirtilmiş kağıtları Türkiye’de düzenlenen kağıtları imza edenlerdir. Birden fazla şekilde düzenlenen kağıtların her bir nüshası için ayrı ayrı, bir kağıtta birden fazla ayrı işlem mevcut ise her bir işlem için ayrı ayrı, bir kağıtta birbirine bağlı şekilde doğan biden fazla işlem için her bir işleme ayrı ayrı, birbirine bağlı şekilde aynı kağıtta birden fazla işlem var ise en yüksek vergi gerektiren işlemlerden damga vergisi alınmaktadır. Bir kağıt üzerinde birden fazla imza olması verginin birden fazla olması verginin tekerrürünü gerektirmez. Damga vergisine tabi kağıtlar ve tabi olmayanlar Damga Vergisine Tabi olanlar - Sözleşmeler, taahhütnameler, teminatlar, temlikname, teklifname, kefalet, rehin senetleri vb. - Makbuzlar, beyannameler (GV, KV vb.), bildirgeler, bilançolar, işletme hesap özetleri - Konşimento, irat senedi, ipotekli borç senedi vb. - Kararlar ve mazbatalar (ihale ve hakem kararları) Damga Vergisine Tabi Olmayanlar - Noter kağıdı, beyanname (mal beyanı vb.) - Protesto, vekaletname, re’sen senet, banka çekleri - Nüfus cüzdanı, aile cüzdanı, ehliyet - Sürücü çalışma, motorlu araç trafik ve tescil, iş makinesi tescil belgesi - Pasaport, yabancılar için ikamet tezkeresi Not: Yukarıda yazılı kağıtlardan maktu tutarlarda değerli kağıtlar vergisi alınmaktadır.

 Verginin Ölçüleri, Oranı ve Ödenmesi: Damga vergisinde hem maktu hem de nispi ölçüler kullanılmaktadır. Hangi kağıt için vergi nasıl tespit edileceği, maktu ve nispi değerler ayrıca kanunda ekli listelerde belirtilmektedir (örneğin ücretlerde %0,6, bilançolarda 12,30 YTL damga vergisi ödenir). Verginin ödenmesi damga konulması, makbuz karşılığı ve istihkaktan kesinti (kaynakta kesinti) suretiyle ödenir (pul yapıştırılarak damga vergisini tahsili kaldırılmıştır). Damga vergisinde beyan ve ödeme ise;

175
— İstihkaktan kesinti (kaynakta kesinti) ve makbuz karşılığı ödemede ertesi ayın 20. gününe kadar muhtasar beyanname ile beyan 26. gününe kadar ödeme yapılır. Damga vergisi defteri tutmayanlar kağıdın düzenlendiği tarihi takip eden 15 gün içinde beyan eder ve aynı sürede vergiyi öder. — Damga basma yoluyla ise peşin ödenir. Peşin ödemelerde ise belgeye damga basılarak %5 eksiği ile ödeme peşin alınır. Vergiye tabi kağıtların vergisinin ödenmemesinden veya noksan ödenmesinden doğrudan mükellefi sorumludur. Buna göre kağıdı ibraz edenler veya imzalayanlar vergi ve cezalarından sorumludurlar. Ayrıca resmi daire veya noterce düzenlenerek kişilere verilen ya da daire veya noterde bırakılan kağıt için ödenmeyen veya noksan ödenen vergilerden mükellef, cezalardan resmi daire ve noter sorumludur. VII. GÜMRÜK VERGİSİ  Verginin Konusu ve Mükellefi: Verginin konusu gümrük tarifesinde belirtilen eşyaların ithalidir. Vergiye tabi olduğu gümrük tarifesinde belirtilen eşyaların Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesine giriş beyannamesinin tescili, eşyanın serbest dolaşıma girmesi, kısmi muafiyet halinde geçici ithalatın gerçekleşmesi vergiyi doğuran olaylar olarak gösterilebilir. Vergini mükellefi gümrük yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda olan kişi, diğer bir ifadeyle beyanda bulanan kişidir.  Verginin Matrahı ve Oranı: Gümrük vergisinde bazı eşyalar için değer, bazı eşyalar için miktar matrahın tespitinde esas alınmaktadır. Verginin oranı ise bu konudaki “Türk Gümrük Tarife Cetveli”ne göre hesaplanır.  Vergilendirme Tarhı, Tebliği ve Ödenmesi: Vergi yazılı beyan üzerine tarh edilir. Gümrük idaresince mükellefin veya temsilcinin imzası alınmak suretiyle tebliğ eldir. Vergi tebliği takiben 15 gün içinde vergiye itiraz edebilir ve yargı yoluna başvurabilir. Verginin vadesi tebliği takiben 10 gündür. 10 günlük süre mükellefin talebi üzerine yasal faizi alınmak şartı ile 30 güne çıkarılabilir. VIII. HARÇLAR Harçlar merkezi ve yerel idareler tarafından kamu bazı kamu hizmetlerinin kullanılması sonucu bu hizmetten yaralanan kişilerin hizmet maliyetine katılım bedeli olarak vergi gibi zora dayanılarak ödenen değerledir. Harç bir vergi değil vergi benzeri bir yükümlülüktür. Ancak harçların işlemler üzerinde alınıyor olması ve vergiye benzemesi nedeni ile tüketim üzerinden alınan vergilerin altında incelenmesi tercih edilmiştir.  Harçların Konusu ve Mükellefi: Merkezi idare harçları 9 grup halinde düzenlenmiştir. Bu gruplarda belirtilen işlemler harçların konusu, bu işlemlerin yapılmasını talep edenlerde harçların mükellefi olmaktadırlar.  Harçların Matrahı, Oranı ve Ödenmesi: Kanunda 9 grup halinde belirtilen harçların her biri için ayrıca maktu veya nispi değer ya da oranlar belirlenmiştir. Matrah ve oran bu oran veya değerlere göre saptanmaktadır. Harçlar aynı damga vergisinde olduğu gibi basılı damga veya makbuz karşılığı tahsil edilmektedir.

176

177
Harcama Vergilerinin Konusu, Mükellefi, Oranı, Beyan ve Ödeme Zamanları
Konusu Türkiye sınırları içindeki her türlü ticari ve mesleki amaçlı mal teslimi ve hizmet ifası ile mal ve hizmet ithali. Aşağıdaki ürünlerin imal (üretim) ve ithalinde ilk iktisap; I Sayılı cetvel (Petrol ve türevleri) II Sayılı cetvel (motorlu taşıt) III Sayılı cetvel (Alkol, tütün, kolalı ürün ve türevleri) IV Sayılı cetvel (parfüm, kürk gibi lüks ürünler televizyon, bilgisayar gibi elektronik eşya Mükellefi Bu malları teslim eden ya da hizmeti ifa edenler ile ithal edenler. Oranı - Yasal oran %10 - I sayılı cetveldeki ürünler %1 (ekmek, gazete) - II sayılı cetveldeki ürünler %8 (et, süt, peynir vb.) - I ve II sayılı cetvelde yer almayan tüm ürün ve hizmetler için %18 (genel oran) Beyan ve Ödeme - Vergilendirme dönemi 1 aydır. - İzleyen ayın 24. gününe kadar beyan, 26. gününe kadar ödeme. I sayılı cetveldeki ürünler için 15 günlük vergilendirme dönemi ve 15 günü takip eden 10. güne kadar beyan ve ödeme, diğer cetvellerde yer alanlar için birer aylık vergilendirme dönemi ve izleyen ayın 15. gününe kadar beyan ve ödeme. Sadece II sayılı cetvelde kayıt ve tescili zorunlu araçlara için kayıt ve tescilden önce ödeme yapılır.

KDV

ÖTV

I, II, III ve IV sayılı cetvelde yazılı ürünleri ithal ya da imal edenler.

I sayılı cetveldeki ürünler için maktu (spesifik), II, III, IV sayılı cetvelde yer alan ürünler için ürün bedeli üzerinden belirlenmiş oran (advalorem) tutar alınır (örn. Arabanın satış fiyatının %25’i)

BSMV

Banka, Banker ve Sigorta Şirketlerinin yapmış oldukları muameleler (işlem) sonucu lehlerine geçen paralar.

Banka, Banker ve Sigorta Şirketleri

- Yasal Oran %15 - Bankalar arası mevduat, aracı kurumlar arasındaki borsa para piyasası muameleleri, Devlet tahvili ve Hazine bonolarının vb. menkul kıymetlerin iktisap edilişi, vadesi gelmeden elden çıkarılması, repo işlemlerinde kullanılması %1 - Kambiyo işlemlerinden %0,1 (bankalar arası %0) - Diğer tüm işlemlerden %5 Verginin oranı; spor müsabakalarına dayalı müşterek bahislerde % 5, at yarışlarında % 7 ve diğer şans oyunlarında % 10'dur. Advaloremdir. Kolon başı maktu tutar (spesifik) ya da oynanan tutarın belirli bir yüzdesi (advalorem) - Maktu tutar (spesifik) ve değer üzerinden alınan oran (advolorem). - Maktu tutar (spesifik) ve değer üzerinden alınan oran (advolorem).

Bir aylık vergilendirme dönemini takip eden ayın 15. gününe kadar beyan ve ödeme yapılır.

Özel İletişim Ver. Şans Oyunları Damga Vergisi Gümrük Vergisi

- Her nevi cep telefonu işletmecileri tarafından verilen tesis, devir, nakil ve haberleşme hizmetleri; - Radyo ve televizyon yayınlarının uydu platformu ve kablo ortamından iletilmesine ilişkin hizmet verilmesi. Müşterek bahis (at yarışı, iddaa vb.) ya da şans oyunları (şans topu, sayısal loto, on numara vb.). İşlemlerin tevsik (belgelemek) edilmesini belgeleyen veya ona resmi hüviyet veren kağıtlar. Gümrük hattından geçerek Türkiye’ye ithal edilen eşyalar.

Bu hizmetleri sunan işletmeciler.

Bir aylık vergilendirme dönemini takip eden ayın 15. gününe kdar beyan ve ödeme Bir aylık vergilendirme dönemini takip eden ayın 20. gününe kadar beyan ve ödeme yapılır. İstihkaktan kesinti (kaynakta kesinti) ve makbuz karşılığı ödemede ertesi ayın 20. gününe kadar muhtasar beyanname ile beyan 26. gününe kadar ödeme, damga basma halinde peşin ödenir. Verginin tebliğini takiben (gümrük beyannamesinin tescili) 10 gün içinde, teminat gösterilerek 30 gün daha uzatılabilir.

Oyunu düzenleyen (oynayan değil) Bu belgeleri imza eden ya da ibraz edenler. Eşyanın sahibi veya taşıyıcılar.

178
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM SERVET ÜZERİNDEN ALINAN VERGİLER I. EMLAK VERGİSİ Emlak vergisi Bina Vergisi ve Arazi Vergisi olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. 1. Bina Vergisi  Bina Vergisinin Konusu ve Mükellefi: Türkiye sınırları içinde bulunan binalar bina vergisinin konusunu oluşturmakla birlikte bina ifade ettiği anlam şudur; yapıldığı madde ne olursa olsun, gerek karada gerek su üzerindeki sabit inşaatların hepsidir, buna bu bina ait ekleri de dahildir (yüzer havuz, diğer yüzer yapılar, çadırlar ve taşıt araçlarına takılıp çekilebilen evler vb. bina olarak değerlendirilmemektedir). Mükellefleri; — Binanın maliki — Varsa intifa hakkı sahibi, — Her ikisi de yoksa binayı maliki gibi tasarruf edenler, — Müşterek mülkiyet halinde her bir hissedar hissesi payında mükelleftir. Binaya malik olma, intifa hakkının kurulması veya binayı maliki gibi tasarruf etme vergiyi doğuran olaydır.  Bina vergisinde Mükellefiyet Başlaması ve Sona Emesi: Mükellefiyetin aşağıdaki hallerde başlamaktadır; — Vergi değerini tadil eden sebeplerin doğması halinde mükellefiyet, bu değişikliklerin meydana geldiği tarihi takip eden bütçe yılından başlar, — Dört yılda bir yapılan takdir işlemlerinde takdir işleminin yapıldığı tarihi takip eden bütçe yılından itibaren başlar, —Muafiyet ve istisnaların ortadan kalkması halinde bu durumun meydana geldiği yılı takip eden bütçe yılından itibaren başlar.  Bina Vergisinin Matrahı, Oranı: Bina vergisinin matrahı, Emlak Vergisi Kanunu hükümlerine göre belirlenen değerdir (sabit üretim tesisatına ait değerler vergi matrahına alınmaz). Bina vergisinin oranı %0,2’dir, meskenlerde ise %0,1’dir. Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde oranlar 2 kat artırımlı olarak uygulanır. 2. Arazi Vergisi  Arazi Vergisinin Konusu ve Mükellefi: Türkiye sınırları içinde bulunan arazi ve arsalar emlak vergisinin konusunu oluşturur. Belediye sınırları içinde parsellenmiş arazi arsa sayılmaktadır. Verginin mükellefi ise arazinin maliki, varsa intifa hakkı sahibi, her ikisi de yoksa araziyi maliki gibi tasarruf edenler ile müşterek mülkiyet halinde her bir hissedar hissesi payında mükelleftir.

179
 Arazi Vergisinin Matrahı ve Oranı: Arazi vergisinin matrahı, Emlak Vergisi Kanunu hükümlerine göre belirlenen değerdir. Arazi vergisinin oranı; araziler için %0,1’dir, arsalarda ise %0,3’dür. Arazi vergisinde belediye sınırları içinde bulunan arazilerin (arsalar hariç) toplam değerinin 250 YTL’lik kısmı vergiden istisnadır.  Emlak Vergisinin Tarh ve Tahakkuku: Hem bina vergisi hem de arazi vergisi aşağıda belirtilen şekillerde tarh ve tahakkuk etmektedir; — Dört yılda bir yapılan takdir işlemlerinde takdir işleminin yapıldığı tarihi takip eden bütçe yılının Ocak ve Şubat aylarında, — Yeni bina inşa edilmesi, çeşitli arsa ve arazilerin tek bir arazi haline getirilmesi gibi bildirim gerektiren tadil konularında, bu durumun meydana geldiği yılı takip eden bütçe yılının Ocak ayı içinde, bildirim konusu husus yılın son üç ayı içinde gerçekleşmiş ve bildirim takip eden yıl içinde verilmiş ise bildirimin verildiği tarihte, — Çeşitli arazi ve arsaların tek bir arazi haline getirilmesi veya çeşitli hisselere ayrılmış olan bir binanın bütün hisselerinin birleştirilmesi hallerinde bu değişikliklerin meydana geldiği; herhangi bir sebep yüzünden bir şehir, kasaba veya köyün tamamında devamlı olmak üzere bina veya arazinin değerinde %25’i aşan oranda artma veya eksilme olması halinde, takdir işlemlerinin yapıldığı bütçe yılını takip eden yılın Ocak ve Şubat aylarında,  Emlak Vergisinin Beyanı ve Ödenmesi: Emlak vergisinin birinci taksiti Mart, Nisan, Mayıs aylarında, ikinci taksiti Kasım ayı içinde olmak üzere iki eşit taksitte ödenir. Devir ve ferağı yapılan bina ve arazinin devir ferağın yapıldığı yıl ile geçmiş yıllara ait ödenmemiş emlak vergisinin ödenmesinden devreden ve devralan müteselsilsen sorumludur. Devralanın rücu hakkı vardır. Tapu daireleri devir ve ferağ işlemini, işlemin yapıldığı ayı izleyen ayın 15. günü akşamına kadar ilgili belediyelere bildirir. Emlak vergisi beyanla bildirilmediği için pişmanlıktan faydalanamaz (pişmanlık sadece beyana dayalı vergi ziyaı cezaları için geçerlidir). Kiraya verilseler de muaf olanlar - Kamu kurumları, - Yerel idareler - İl özel idaresi - Belediye - Köy - Türk Silahlı Kuv. Güç. Vakfı Kiraya verilmeleri halinde muaf olamayanlar - Köy ve köy birlikeri - Kamuya yaralı dernek - Korunmaya muhtaç çocuk birlikleri - DHMİ - Elçilik, konsolosluk, uluslararası kuruluşlar, askeri sosyal tesis - Vakıf, cemaat, kooperatif - Amatör spor klüpleri - TMSF’na devredilen bankalar, - Organize sanayi bölgesi İstisnalar - İbadethane (cami, klise vb.) - Sağlık ve sosyal amaçlı binalar - Zirai amaçlı bina (sera, ahır vb.) - Deniz yolları binası (liman, iskele, tersane) - Baraj, bent, köprü - Enerji nakil hatları, direkleri ve nakil için pompalama binaları (elektrik, doğalgaz vb.) Geçici muaflık (istisna) - İnşaat devam ederken tamamı, inşaatın bitiminden sonra 5 yıl boyunca ¼’ü - Turizm amaçlı kullanılan binalar 5 yıl - Geri kalmış bölgelerdeki sinai işletmeler 5 yıl - Organize sanayi, sanayi siteleri ve küçük sanat siteleri 5 yıl - Doğal afet nedeni il yapılan binalar 10 yıl

180
II. MOTORLU TAŞITLAR VERGİSİ  Verginin Konusu ve Mükellefi: Verginin konusu kanunda belirtilen taşıtlardır. Verginin mükellefi ise yukarıda sayılan motorlu araçları adlarına kayıt ve tescil ettiren kişilerdir. Buna göre; — Karayolları Trafik Kanunu’na göre şube veya bürolarına kayıt ve tescil ettirilmiş bulunan motorlu kara taşıtları, — Ulaştırma Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’ne kayıt ve tescil edilmiş olan uçak ve helikopter, — Liman veya belediye siciline kayıt ve tescil edilmiş olan motorlu deniz taşıtları, motorlu taşıtlar vergisi kapsamına girmektedirler.  Verginin Tarifesi ve Matrahı: Kanunda oluşturulmuş 4 ayrı tarife bulunmaktadır. MTV’nde baz alınan spesifik ölçüler; — Aracın cinsi — Yaşı — Ağırlığı — Beygir gücü (motor gücü) — Silindir hacmi — Koltuk Sayısı — Kalkış ağırlığı

Not: Sadece otomobillerde lükslük derecesine göre (1. derece lüks 3 kat, 2. derece lüks 2 kat ve 3. derce lüks 1,5 kat daha fazla vergi öder, ancak bu uygulama 2005 yılında kaldırılmıştır).  Verginin Tarhı ve Ödenmesi: Vergi yıllık olarak tarh edilir. Vergi Ocak ve Temmuz aylarında olmak üzere iki taksitte ödenir. Aracın, devir ve temlik sebebiyle Ocak ve Temmuz ayların içinde yapılacak kayıt ve tescil veya satış nedeniyle malik değişikliğinde vergi, bu değişikliğin yapılmasından önce ödenir. Mükellefiyet kayıt ve tescilin veya devir ve temlikin yapıldığı döneme göre takvim yılının ilk altı ay içerisinde yapılmışsa ikinci altı ayın başında, ikinci altı ay içinde yapılmış ise izleyen yılın başından itibaren başlar. Taşıtın kayıt ve tescili silinene kadar motorlu taşıtlar vergisine tabidir. Traktör, jetski, golf arabası vb. araçlardan MTV alınmaz ancak ÖTV alınır. III. VERASET VE İNTİKAL VERGİSİ  Verginin Konusu ve Mükellefi: Servet transferini vergilendirmeyi amaçlayan veraset ve intikal vergisi ivazlı veya ivazsız menkul ve gayrimenkullerin el değiştirmesinden alınan bir vergidir. Verginin konusunu, veraset yoluyla veya diğer şekillerde ivazsız olarak bir kişini mal varlığından diğer bir kişinin mal varlığına geçen menkul veya gayrimenkul mallar teşkil etmektedir. Verginin mükellefi, veraset yoluyla veya karşılıksız olarak mal iktisap eden kişidir. vergisine mükellef olunur; — Türkiye sınırları içersinde bulunan malları iktisap eden Türk vatandaşları ve yabancılar, — Türk vatandaşı olan veya yabancı olan kişilere ait yurt dışındaki malları iktisap eden Türk vatandaşları (ikametgahı Türkiye’de olan), — Türk vatandaşı olan kişilere ait yurt dışındaki mallarını iktisap eden yabancılar (ikametgahı Türkiye’de olmayan yabancılar hariç). Buna göre şu hallerde veraset ve intikal

181
 Verginin Matrahı: İntikal eden malların VUK’na göre bulunan değerinden, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’na göre indirilecek borç ve masraflardan sonra kalan tutardır. Bun göre indirilecek masraf ve borçlar şunlardır; — Cenaze masrafları, — Murisin belgeye dayalı borçları ve vergi borçları, — İntikal eden mala ait borçlar ile yabancı ülkelerde bulunana mallara ait borçlar ile bu ülkelerde bu malların intikali nedeniyle alınan veraset ve intikal vergileri.  Verginin Beyanı ve Tarhı: Veraset ve intikal vergisi mükellefin beyanına dayanır. Beyanname verme süreleri veraset yoluyla intikallerde ve ivazsız intikallerde farklılık göstermektedir. — Veraset yoluyla intikallerde;  Ölüm Türkiye’de meydana gelmiş ve vergi mükellefleri de Türkiye’de ise ölüm tarihinden itibaren 4 ay, mükellefler yabancı ülkelerde ise 6 ay,  Ölüm yabancı bir ülkede meydana gelmiş ve vergi mükellefleri de Türkiye’de ise ölüm tarihinden itibaren 6 ay, mükellefler söz konusu yabancı ülkede ise 4 ay,  Ölüm yabancı bir ülkede meydana gelmiş ve vergi mükellefleri de mükelleflerde söz konusu yabancı ülkeden başka bir ülkede ise 8 ay,  Gaiplik halinde; gaiplik kararının ölüm siciline kaydolunduğu tarihi izleyen 1 ay içersinde beyanname verilemek zorundadır. — Diğer ivazsız intikallerde beyan;  Gerçek veya tüzel kişilerce düzenlenen yarışma veya çekilişler ile futbol müsabakalarına ve at yarışlarına ait müşterek bahislerde, yarışma ve çekiliş ile müsabakaların yapıldığı günü takip eden ayın 20. günü akşamına kadar,  Diğer hallerde malların hukuken iktisap edildiği tarihi izleyen 1 ay içinde verilmesi gerekmektedir. Not: Veraset İntikal Vergisinde VUK’na göre normal beyan zamanın bitiminden itibaren birinci ve ikinci ek süre olmak üzere 15’er günlük iki ek süre verilir ve bu süreler içinde beyannamenin verilmemesi halinde genel usulsüzlük cezası kesilir. Not: Mükellefin beyanı üzerine ön tarh yapılır. Ön tarhiyatı takiben idare tarafından malların değerlemesi yapılarak kesin tarhiyata gidilir. Ön tarh ile kesin tarh arasındaki fark için ikmalen tarha bağlı vergi ziyaı cezası kesilir (gayrimenkul değerleme farkı ile menkul mallar ile gemilere ilişkin değerlemelerde %50’ye kadar oluşan farklara ceza kesilmez aşan kısmına ceza kesilir). Kesilen vergi ziyaı cezalarında da cezanın yarısı kesilir.

182
Vergi tevkifatı yapılan haller ve usulü; — Yarışma ve çekilişi düzenleyen gerçek ve tüzel kişiler düzenledikleri yarışma ve çekilişler sonucu ödeyecekleri ikramiyelerin istisna tutarını aşması halinde ikramiyelerin bu tutarı aşan kısmı üzerinden %10 oranında tevkifat yaparlar, — Tevkif edilen vergiler veraset ve intikal vergisi beyannamesi ile yarışama ve çekişlin düzenlendiği tarihi izleyen ayın 20. günü akşamına kadar beyan edilir ve ödenir. 2008 yılı için uygulanacak tarife Matrah İlk 150.000 YTL için Sonra gelen 320.000 YTL için Sonra gelen 680.000 YTL için Sonra gelen 1.380.000 YTL için Matrahın 2.5300.000 YTL' yi aşan kısmı için Veraset Yoluyla İntikallerde Vergi Oranı(Yüzde) 1 3 5 7 10 İvazsız İntikallerde Vergi Oranı (Yüzde) 10 15 20 25 30

İvazsız intikallerde; anne, baba, eş ve çocuklara yapılan servet transferleri için oranlar yarısı nispetinde uygulanır (evlatlıklar, kardeşler, amca, teyze hariç).  Verginin Ödenmesi: Veraset ve intikal vergisi tahakkuktan itibaren 3 yılda ve her yıl Mayıs ve Kasım aylarında olmak üzere iki eşit taksitte ödenir. Ancak, gerçek veya tüzel kişilerce düzenlenen yarışma veya çekilişler ile futbol müsabakalarına ve at yarışlarına ait müşterek bahislerden dolayı dağıtılacak ikramiyelerden kesilecek vergiler beyanname verme süreleri içinde ödenir. VİV kendi kanununda ek süre yer alan tek vergidir (beyanname vermeye ilişkin 15’er günlük 2 ek süre vardır). VİV’de ön ve son tarhiyat olmak üzere iki ayrı tarh yapılır (ilki mükellefin beyanı üzerin,e ikinci idare tarafından değerleme ile). EK: VERGİ HUKUKUNDA AMORTİSMAN, DEĞERLEME, ENFLASYON DÜZELTMESİ  VUK’na göre dört çeşi amortisman vardır; — Normal amortisman (Maliye Bakanlığı her bir kıymet için ayrı ayrı ilan eder genel olarak, 5 yıl %20) — Hızlandırılmış amortisman (azalan bakiyeler usulü, normal amortisman oranının iki katı olarak uygulanır) — Madenlerde amortisman (değerini kaybeden madenlere uygulanır) — Olağanüstü (Fevkalade) amortisman (yangın, sel vb. hallerde Maliye Bakanlığı’nın belirlediği oran ve yıllara göre)

183
 VUK’na göre değerleme yöntemleri şunlardır; - Maliyet Bedeli: Bir iktisadi malın satın alınması ve satın alındıktan sonra bedelinin artması için yapılan harcamalar toplamını ifade eder (gayri menkuller, demirbaş eşya, emtia, zirai ürün ve hayvanlar) - Borsa Rayici: Borsaya kayıtlı olan mallar için kullanılır. Çok fazla değişim gösteren mallar için son 30 günün ortalama fiyatı baz alınır (yabancı paralar). - Tasarruf Değeri: Bir iktisadi kıymetin değerleme günü sahibi için taşıdığı değeri ifade eder. - Mukayyet (Kayıtlı) Değer: Malın muhasebe kayıtlarındaki değeridir (alacaklar, ilk kuruluş giderleri, peştamallıklar, aktif geçici hesaplar, borçlar, pasif geçici hesaplar, karşılıklar). - İtibari (Nominal ) Değeri: Hisse senedi, tahvil vb. menkul kıymetlerin üzerinde yazılı değeri (kasa mevcudu). - Vergi Değeri: Emlak vergisinde kanuna göre tespit edilen bina, arsa ve arazi değeri. - Rayiç Bedel: İktisadi kıymetin değerleme günündeki normal alım satım bedeli (diğer usullerle belirlenemeyen mallar için). - Emsal Bedel: Değerleme gününde satılması halindeki satış değeri. Benzerlerinin satış fiyatına göre belirlenir. Emsal bedel için önce ortalama fiyat, değer tespit edilemezse maliyet bedeli, yine tespit edilemezse takdir edilen değer esastır (servet değerlemesinde ticari işletme, menkul mallar, gemiler, hisse senetleri ve tahviller, haklar)  VUK’na göre enflasyon düzeltmesi şu hallerde yapılabilir; - Son üç hesap dönemi fiyat endeksi (ÜFE) %100’ü aşacak veya içinde bulunulan hesap dönemi ÜFE %10’u aşacak. - Gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olan ve bilanço hesabı esasına göre defter tutanlar yapmak zorundadır. - Buna göre; Maliye Bakanlığı’nın tespit edeceği düzeltme katsayısı dikkate alınarak mali tablolar güncelleştirilir ve bu güncellemeler üzerinden matrah ve vergi hesaplanır.  VUK’na göre aşağıda yazılı unsurlar vergi matrahı üzerinde etkilidir; - Amortisman - Değerleme - Yenileme fonu - Karşılıklar - Reeskont

- Vazgeçilen haklar

- Değersiz alacaklar

- Enflasyon düzeltmesi

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->