You are on page 1of 90

verdi. 1941-46 Yillan arasmda <;ah~tlglThc ..

imes gazetesindeki T yaym ybnetmen yardlmclhgl gbrevindenaynlarakCambridge vetsitesi'ne bagh Trinity College'da akademisyenolarak Oni-

<;ah~tl.Carr,

i LETi ~ i M
ARA~TIRMA iNCELEME

59
12

ISBN 9754701261

9 789754 701265

111111111111111111111111111111

EDWARD HALLETT CARR

Tarih Nedir
OCAK-MART 1961'DE CAMBRIDGE UN1VERSlTES1'NDE VER1LM1S GEORGE MACAULAY TREVELYAN KONFERANSLARI

\Vhat is History?

Birikim Yaymlan, 1980 (l bask!) lleti;;im Yaymlan 1987-1996 (5 baskl) What is History 1961 Edward Hallett Carr 1987 The Estate of Edward Hallett Carr 1987 (Editorial matter copyright) R. W Davies Akcah Telif Haklan lleti;;im Yaymlan 59 Ara;;tuma-Inceleme ISBN 975-470-126-1 2002 lleti;;im YaymClhk A. ~. 1. BASKI 2002, Istanbul (500 adet) 2. BASKI 2002, Istanbul (500 adet)
KAPAK Omit Klvan~ KAPAK RESMI Ash Louvres Muzesi'nde
DtZGI

Dizisi 12

(Paris) bulunan, Eski MlSlr'm 3. Hanedan donemine ait bir rolyefteki Aa-akhti figuru

IIYGUlAMA

Maraton Dizgievi Husnu Abbas IJOZI'LTI Mustafa ~ahin - Fatih M. Oztan B;\\I\ I VI" ClLT Sena Ofset
IICli-:;im
1\1"&11(")" (' mill.

Yaymlan

1.1.' I"db

Cad. lleti;;im Han No.7 Cagaloglu 34400 Istanbul 22 60-61-62 Fax: 212.516 12 58 Ikli',illl(iililctisim.com.tr web: www.iletisim.com.tr

f'J -01-0:;
EDWARD HALLETT CARR 28 Haziran 1892'de Londra'da dogdu. 3 Kaslm 1982'de Cambridge'de oldu. 1916'da DI~i~leri Bakanhgl'nda <;ah~maya ba~lad!. 1919'da Ingiliz delegasyonuyla Versailles Konferansl'na katlidl. Ingiliz DI~i~leri Bakanhgl'nda kuru Ian Sovyetler Birligi Dairesi'nde <;al~malanm surdurdu. 1936'da bakanhktan aynlarak, <;e~itliuniversitelerde ogretim uyeligi yapt!. 1941-46 )'lllan arasmda The Times'da yaym yonetmen yardlmclsl olarak <;ah~tl.Carr'a gore tarih<;i, olgulan ya da ki~isel yorumunu one <;lkarmamah, tarih<;i ile olgular arasmdaki kar~t!lkh ve kesintisiz etkile~im surecinde, bugun ile ge<;mi~ arasmdaki diyalogu surekli kIlmahdlr. Bu nedenle tarih<;i, sundugu olgulann dogrulugunu kamtlamanm 6tesinde, ara~tlrdlgl konuyla ilgili bilinen ya da bilinebilecek turn verileri ele almak zorundadlr. Ba~hca Eserleri: Dostoyevshy, 1931: The Romantic Exiles, 1933 ("Surgundeki Romantikler"); Karl Man, 1934; International Relations Since the Peace Treaties, 1937 ("Ban~ Antla~malanndan Soma Uluslararasl Ili~kiler"); Michael Balmnin, 1927; The Twenty Years' Oises, 1919-1939, 1939 ("Yirmi Yt!hk Bunahm, 19191939"); Britain: A Study ofForcign Policy from Versailles to the Outbreah of War, 1939 "Ingiltere'nin Versailles Antl~masmdan Sav~m Ba~lamasma Dek Izledigi Dl~ Politika Ozerine Bir <;:ah~ma"); Conditions of Peace, 1942 ("Ba~ Ko~ullan"); Nationalism and After, 1945 ("Milliyet<;ilik ve Somasl"); TIle Soviet Impact on the Western World, 1946 ("Sovyetler'in Bat! Dunyasl Ozerine Etkisi"); Studies in Revolution, 1950 ("Devrim Ozerine <;:ah~malar"); The Bolshevih Revolution, 1917-1923,3 cilt, 1950-1953 ("Bol~evik Devrimi"); The New Society, 1951 (''Yeni Toplum"); Gennan-Soviet Relations Beetween the Two World Wars, 1951 ("Iki Dunya Sava~l Arasmda Sovyet-Alman Ili~kileri"); The Interregnum 1923-1924, 1954 ("Iktidar Bo~lugu D6nemi 19231924"); Socialism in One Countty 1924-1926, 3 cilt, 1958-1964 (''Iek Olkede Sosyalizm 1924-1926"); What is History?, 1961 (Tanh Nedir?, 1980); Before and Afte); 1969 ("1917: Oncesi ve Somasl"); Foundations of a Planned Economy (1. cilt R.W Davies ile), 3 cilt, 1969-1978 ("Planh Ekonominin TemeIleri"); The Russian Revolution from Lenin to Stalin, 1979 ("Lenin'den Stalin'e Rus Devrimi"); Lenin to Stalin, 1979 ("Lenin'den Stalin'e"); From Napoleon to Stalin, 1980 ("Napoleon'dan Stalin'e"); The Twilight of the Comintern, 1982.

J(ttdd<l1

"Boylesine cansIkICt almaSI hep tuhafIma gidiyar, (unkii (agu uydurulmu~ almall. " Catherine Morland'm Tarih us tune bir sozu, CNorthangier Abbey, bl, XIV)

1. Tarihl;i ve Olgulan 2. Toplum ve Birey..

. . . .
.

..9

.37
65

3. Tarih, Bilim ve Ahlak 4. Tarihte Nedensellik ...

99 ...123

5. ilerleme Olarak Tarih ... 6. Geni~leyen Ufuklar

............. 151

1. Tarih~ive Olgulan

Tarih nedir? Bu sorunun anlamSlZ ya da gereksiz saYllmamaSl ic;:in,Cambridge Modem History'nin slrayla birinci ve ikinci baslmlarma ili~kin iki parc;:a ustunde durarak s6ze ba~layacaglm. Lord Acton, baslmml ustlendigi c;:ah~mahakkmda Cambridge Universitesi Yaymevi'nin ybneticilerine, Ekim 1896 tarihli raporunda ~byle diyordu:
Eu, 19. yUzYllm gelecek ku:;;aklara miras blrakmak uzere oldugu bilgileri, en c;:ogaen yararlmm yazlmlamak (kaydetmek) verilmesi yolunda ic;:in e:;;siz bir fIrsattu ... AkIlhca ara:;;tlrmamn en olgun sonuc;:la-

bir i:;;bolumuyle bunu yapabilmeli ve herkese en son bulunan belgeleri, uluslararasl nm sunabilmeliyiz. Nihal tarihe, biz bu ku:;;akta ula:;;amaYIz;fakat goreneksel tarihi a:;;abiliriz, artlk bUtun bilgiler ula:;;llabilir, her sorun c;:ozulebilir duruma geldigine gore de, goreneksel tarihten nihai tarihe giden yolda vardlglmlz noktaYl gosterebiliriz.'
The Cambridge Modem History: Its Origin, Authorship and Production, 1907, s. 10-12.

Ve hemen hemen tam 60 yll soma Profesor Sir George Clark Cambridge Modem History'nin ikinci baslmma yazdlgl genel giri?te, Lord Acton ve arkada?lannm bir gun nihal tarihin ortaya konulabilecegi yolundaki inan<;,:lanm ele?tirmektedir:
Bir sonraki ku~agm tarih<;:ileri, boyle bir imkam ummuyorlar. <;:ah~malanmn tekrar tekrar a~llmasml bekliyorlar. Ge<;:mi~in bilgilerinin bir ya da birka<;: ki~inin zihninden "i~lenerek" kendilerine ge<;:erekve bu zihinler tarafmdan

ula~tlgml, bu nedenle hi<;:bir~eyin degi~tirmeyecegi birimsel, ki~ilik-izi ta~lmayan atomlardan olu~madlgml dU~lmuyorlar ... Ara~tlrma u<;:suzbucakslz gozukuyor; bazl sablrslz bilginler, ~uphecilige ya da en azmdan tarihe ili~kin yargllam alar ki~ileri ve bakl~ a<;:llanm i~in i<;:inekan~tudlgmdan hepsinin birbirinden farkslz oldugu ve ortada "nesnel" bir bgretisine slglmyorlar.2 tarihi ger<;:eginbulunmadlgl

USl,1dlann birbirleriyle bbylesine a<;':lk<;,:a <;,:eli?tigi erde, y alan soru?turmaya ac,;lktIr.Ben, 1890'larda yazllanlann sa<;,:malIgml teslim edecek kadar a<;':lk fikirli oldugumu umanm. Fakat 1950'lerde yazI1ml? her ?eyin de mutlaka dogru oldugu goru?une baglanacak kadar ileri fikirli degilim, henuz. Ger<;,:ekten,bu incelemenin tarihin dogasmdan da daha geni? kapsamlt bir alana sapabilecegi, belki ?imdiden akltmza gelmi?tir. Acton ile Sir George Clark'm arasmdaki <;,:atl?ma bu yazI1ann arasmdaki zaman boyunca topluma bakI? a<;':lmlzdaki degi?menin bir yanslmasldlf. Acton Victoria <;,:aglmn sonlanndaki temiz yUzlu kendine guvenin, pozitif inanem goru?unu, Sir George Clark beat ku?agmm ?a?km, akh ba?mdan gitmi? ?upheciligini yansltlf. "Tarih nedir?" sorusunu cevaplamaYI denedigimizde, cevablmlz bilerek ya da

bilmeyerek, zaman ic,;indeki kendi tutumumuzu yanSltIr ve daha geni? bir soruya, i<;,:inde ya?adlglmlz toplum hakkmda ne du?undugumuz sorusuna verecegimiz kar?lhgm bir parc,;asllll olu?turur. Ele aldlglm konunun, daha yakmdan bir incelemede onemsiz bulunmasmdan <;,:ekinmiyorum. Yallllzca, bbylesine engin ve boylesine onemli bir soruya el attlglm i<;,:inazlaca kustah gozukmekten korkuyorum. f 19. yuzYII olgular i<;,:inn parlak <;,:agdl. e Hard Times'da* Mr. Grandgrind "lstedigim," diyordu, "olgulardlr ... Hayatta yallllzca olgular aralllr." 19. yUzyll tarih<;:ilerigenellikle onunla aYlll du?uncedeydi. Ranke, 1830'lard::. tarihten ahlak dersleri <;,:lkartananlaYI?a kar?l hakh itirazmda, tarih<;,:ininodevinin yallllzca "Nastlsa oylece gostermek" (Wie es eigentlich gewesen) oldugunu soylediginde, bu <;,:ok derin anlamh 01mayan ozdeyi?, ?a?lrtlCl bir ba?an saglaml?tl. ** Alman, lngiliz ve hatta FranSlZ tarih<;,:ilerinin U<;': ku?agl, bir buyu gibi "Wie es eigentlich gewesen" afsunlu sozlerini tekrarlayarak sava?a' girdiler. (Bu buyU de <;,:ogu UyUler gibi, insanlan bezb dirici bir i? olan kendi ba?lanna du?unme yUkumlulugunden kurtarmak i<;,:in yapllml?tIr.) Tarihin bir bilim oldugu tezlerini dogrulamaYI pek isteyen pozitivistler de, olgular kultune kendi etkilerinin aglrhgml kamlar. Pozitivistler, once olgulan ortaya koyun, onlardan sonuc,; c,;lkann, derler. Bu tarih goru?u Ingiltere'de Locke'dan Bertrand Russell'a degin Ingiliz felsefesinin ba?at ozelligi olan ampirik gelenek ile <;,:ok uyu?maktadlr. Ampirik bilgi teorisi ozne ile nesne iyi arasmda tam bir aynlma ongorur. Olgular duyu izlenimleri gibi, dl?andan gozlemciye kendilerini zorlarlar ve gozlemcinin bilincinden baglmslzdlrlar. Ah? sureci edilgendir: Goz(*) Charles Dickens'in faydaclhgl ve pozitivizmi ele~tirdigi romam. Grandgrind, buradaki a~m faydacl ogretmen. (**) Ranke, tarihi olgulara dayah bir pozitivizm haline getiren ve 20. yUzYJlda olu~an tarihyazlclhgma onciiliik eden Alman tarihc;;i.

lemci verileri aldlkt~n soma, bunlann uzerinde i?ler. Ampirik okulun yararh, fakat taraf tutan bir ~ah?maSl, Oxford Shorter English Dictionary, olgu'yu "vanlan sonu~lardan farkh olarak bir deneyim verisi" olarak tammlamakla iki surecin aynhgml keskin bir bi~imde gostermektedir. Sagduyucu tarih goru?u denebilecek alan goru? i?te budur. Tarih dogrulanml? bir olgular kumesidir. Tipkl bir bahk~mm tablasmdaki bahklar gibi, belgeler, yazltlar vb. i~inde olgular haZlr dururlar. Tarih~i onlan ahr, evine gotUrur, pi?irir, cam nasll istiyorsa a ?ekilde sofraya koyar. Damak zevki pek sade alan Lord Acton, onlann sofraya yalm olarak konulmaslm isterdi. Birinci Cambridge Modem History'nin yazarlanna gonderdigi yonerge yazlsmda ?u istegini bildirmi?ti: "Bizim Waterloomuz Franslz ya da Ingiliz, Alman ya da Hollandahlar i~in aym derecede doyurucu olmah, hi~ kimse yazarlar listesine bakmadan, Oxford piskoposunun yaZlsmm nerede bittigini ve yazlya Fairbairn'in mi yoksa Gasquet'nin mi, Liebermann'm ml yoksa Harrison'un mu devam ettigini anlayamamah."3 Lord Acton'un tutumunu ele?tiren Sir George Clark bile -ama belki meyvenin etli kismmm ~ekirdekten daha yararh oldugunu unutarak- tarihte "olgulann olu?turdugu katl ~ekirdek" ile "onu saran ge~erligi tartl?mah yorumlann olu?turdugu etli klsml" birbirine kar?lt goruyordu. Once olgulanm ortaya kay, soma kendi hesabma tehlikeyi goze alarak, yorumlann kaygan kumlanna dal. l?te deneyci, sagduyucu tarih okulunun en temel bilgelik kurah. Bu, buytik liberal gazeteci c.P. Scott'm "Olgular kutsal, kamlar ozgurdur" diyen unlu sozunu akla getiriyor.4 Imdi, besbelli ki boyle ?ey olmaz. Ge~mi? hakkmdaki bilgilerimizin dogasl ustune felsefi bir tartl?maya giri?meyece3 Acton, Lectures on Modem History, 1906, 5.318. 4 19 Haziran 1952 tarihli The Listener'de aktanlml~tlf, s. 992.

gim. ~imdiki amaClmlZ i~in, tutahm, Caesar'm Rubicon'u ge~mesi olgusu ile ?u odanm ortasmda bir masa bulunmasl olgusu aym ya da oranlanabilir duzeyde olgulardlr. Her iki olgu da bilincimize aym ya da oranlanabilir bi~imde girerler ve her iki olgu da onlan bilen ki?i a~lSlndan aym nesnel karakterdedir. Fakat bu curetli ve pek a kadar inandmCl gorunmeyen varsaYlmla bile, tezimiz hem en, ge~mi?e ili?kin butun olgulann tarihi olgular olmamasl ya da tarih~i tarafmdan boyle kabul edilmemesi gibi bir zorlukla kar?lla?lr. Tarihin olgulanm ge~mi?e ili?kin oteki olgulardan aYlrdeden ol~ut nedir? TarihY olgu nedir? Daha yakmdan bakmamlz gereken ~etin bir soru bu. Sagduyucu goru?e gore, adeta tarihin omurgasml olu?turan ve butun tarih~iler i~in degi?mez alan, belirli birtaklm temel olgular vardlr. Ornegin, Hastings Sava?l'nm 1066'da yapl1ml? olmasl olgusu. Fakat, bu goru?e kar?lhk ?u iki noktaYI da gozonunde bulundurmamlz gerekir. Bir kere, tarih~inin aSll ilgilendigi buna benzer olgular degildir. ~uphesiz, bu buyuk sava?m 1065 ya da 1067'de degil, 1066'da, Eastbourn ya da Brighton'da degil, Hastings'de yapl1ml? oldugunu bilmek onemlidir. Tarih~i bunIan dogru bilmeli. Fakat bu tur noktalar ileri surulunce, Housman'in "Kesin dogruluk bir odevdir, erdem degil" sozunu hatlrhyorum.5 Bir tarih~iyi kesinliginden dolaYl ovmek, bir miman yaplsmda iyi fmnlanml? kereste, geregince kan?tmlml? har~ kullandlgmdan oturu ovmeye benzer. Bu, onun i?inin zorunlu bir ko?uludur, fakat onun temel i?levi degildir. Tarih~iye tarihin "yardlmcl bilimleri" denilen -kazlbilim, yazltbilim, eski para bilimi, olaydizim bilimi vb. gibi- disiplinlerden yararlanmasma izin verilmesi, i?te bu tur sorunlardan oturudur. Bir ~omlek ya da mermer par~asmm

kokenini ve d6nemini belirlemesini, ne dedigi bilinmeyen bir yaZltl e;ozmesini, kesin tarihi ortaya koymak ie;in gerekli derin he sap Ian yapmasml mumkCm ktlan bir uzmanm ozel hunerlerine sahip olmasl bir tarihe;iden beklenmez. Butun tarihe;iler ie;in aym olan ve temel olgular denilen bu gibi bilgiler, genellikle tarihin kendisinden e;ok, tarihc;inin kullandlgl hammaddeler bolumune girer. lkinci olarak, bu temel olgulan kamtlama gerekliligi, olgulann kendilerindeki herhangi bir nitelikten degil, fakat, tarihc;inin verdigi bir a priori karardan C;lkmaktadlr. c.P. Scott'un ozdeyi~ine kar~m, bugun her gazeteci bilir ki, kamuoyunu etkilemenin en etkin yolu, uygun olgulann see;ilmesi ve duzenlenmesidir. Olgularm dogrudan dogruya kendilerinin konu~tuklan soylenirdi. Bu, elbette, dogru degildir. Olgular yalmzca tarihe;i onlara ba~vurunca konu~urlar; hangi olgulara, hangi Slra ya da baglam ic;inde soz hakkl verilecegini kararla~ttran tarihc;idir. Samnm, Pirandello'nun yarattlgl ki~ilerden biri: Olgu c;uvala benzer - ic;ine bir ~ey koymadlkc;a dik durmaz, diyordu. Sava~m 1066'da Hastings'de yaplldlgml bilmekle ilgilenmemizin tek nedeni, tarihc;ilerin bunu onemli bir tarihI olgu saymalandlr. Caesar'm 0 kue;uk e;aYI,Rubicon'u gee;i~inin bir tarih olgusu olduguna, kendisince birtaklm nedenlere dayanarak, karar veren tarihc;idir; oysa, ondan once ya da soma milyonlarca ba~ka insamn Rubicon'u gee;i~i hiC;kimseyi ilgilendirmez. Bu binaya yanm saat once yliruyerek, yahut bisikletle ya da arabayla gelmi~ olmamz da Caesar'm Rubicon'u gee;i~i kadar gec;mi~e i1i~kin bir olguduro Fakat buyuk bir ihtimalle tarihe;iler bunu gormezlikten geleceklerdir. Bir keresinde Profesor Talcott Parsons, bilimi "gerc;ege sec;meli bir bilimsel yonelmeler sistemi" diye tammlaml~t1.6 Bu belki daha basit soylenebilirdi. Fakat, tarih

ba~ka ~eylerin yams Ira i~te budur. Tarihe;i zorunlu olarak see;mecidir. TarihI olgularm olu~turdugu, tarihe;inin yorumundan baglmslz ve nesnel bir sert e;ekirdegin var olduguna inanmak ahmakc;a, fakat silinmesi e;ok gue; bir yamlgldu. Gee;mi~e ili~kin suadan bir olgunun tarihI bir olguya donu~me surecine bir goz atahm. Stalybridge Wakes' de 1850 Yllmda, bir zencefilli e;orek satlClsl kuc;uk bir tartl~ma sonucu klzgm bir kalabahk tarafmdan dovulerek oldurulmu~tur. Simdi bu, bir tarih olgusu mudur? Bir yll once duraksamadan "haYlr" derdim. Bir gorgu tamgl bu olaYI az bilinen amlanna yazml~tl;7 fakat herhangi bir tarihc;i tarafmdan bunun s6zu edilmeye deger saylldlgml ben hie; gormemi~tim. Bir yll once Dr. Kitson Clark Oxford'daki Ford derslerinde bu olaYI zikretti.8 Bu, onu tarihI olgu yapar 1m? Samnm, henuz degil. Bana kahrsa, bu olay ~u anda sec;kin tarihI olgular kulubu uyeligine adaydlr. Simdi daha ba~ka destekleyiciler bekliyor. Belki de onumuzdeki birkac; yll ie;inde bu olgunun 19. yuzyll Ingilteresi hakkmdaki makale ya da kitaplann once dipnotlannda, soma yaZllann ie;inde boy gosterdigini gbrecegiz ve 20-30 yll ic;inde iyice yerlel?mi~ bir tarihI olgu olacak. Ya da belki hie; kimse onu ele almayacak, bu durumda Dr. Kitson Clark'm yigitc;e kurtarmaya kalkt~ml~ 01dugu gee;mi~e i1i~kin tarihI-olmayan olgulann unutulmu~ bo~luguna yeniden du~ecektir. Bu ikisinden hangisinin olacagml ne belirleyecektir? byle samyorum ki, sonuc; Dr. Kitson Clark'm kamtlamak ie;in bu olaYI ileri surdugu tez ya da yorumun obur tarihe;ilerce de gee;erli ve anlamh olarak kabul edilip edilmemesine bagh olacakttr. Olaym bir tarihI olgu slfattyla durumu, bir yorum sorusuna yol ae;acaktu. Bu yorum bgesi her tarihl olgunun ie;inde vardu.
7 Lord George Sanger, Seventy Years a Showman, 1926, s. 188-89. 8 Dr. Kitson Clark, The Making of Victorian England, 1962.

Ki~isel bir amml aktarmama izin verir misiniz? Ylllar once bu universitede ben eski tarih okurken "Pers sava~lan e,;agmda Yunanistan"l ozel e,;ah~makonusu olarak alml~tlm. Raflanma 15-20 cilt dizdim; bunlarda konumla ili~kili butun tarihi olgulann yazIlI bulunduguna kesinlikle inamyordum. Tutahm ki, bu ciltlerde konumla ilgili olarak 0 zaman bilinen ya da bilinebilecek butUn olgular vardl - gere,;ekten de a~agl yukan bOyleydi. Bir zamanlar herhalde baZl kimselerce bilinen sonsuz saYldaki olgulann ie,;inden see,;ilmi~bu minik 01gular demetinin, hangi rastlann ya da a~mma sureciyle tarihin olgulan olarak ya~ayabildigini dU~lmmek hie,;akhma gelmemi~tir. Bana oyle geliyor ki, bugun bile Eski ve Ortae,;ag tarihinin e,;ekiciliklerinden biri, bize ustesinden gelinebilecek slmrlar ie,;indeemrimize haZlr butun olgulara sahipmi~iz izlenimi vermesidir - tarihin olgulan ile gee,;mi~inoteki olgulan arasmdaki tartl~mah aynhk ortadan kayboluyor, e,;unku bilinen az saytdaki olgulann hepsi tarihi olgulardu. Cambridge Modern History'nin her iki yaznnmda da e,;ah~ml~ olan Bury'nin dedigi gibi, "Eski ve Ortae,;agm kaYltlan bo~luklarla delik de~iktir".9 Tarihe, pek e,;okpare,;asl kaYlp bir ie,;ie,;e gee,;meli bulmaca denmi~tir. Fakat ana zorluk bu bo~luklar degildir. 10 5. yUzyI!daki Yunanistan tablosu basite,;ebir cevapla, pek e,;okpare,;asl rastlannyla kaybedilmi~ oldugundan degil, fakat genellikle, tablo Atina kentindeki kue,;uk bir insan kumesi tarafmdan olu~turuldugu ie,;ineksiktir. 5. yUzyIl Yunanistam'mn bir Atinah yurtta~a nasll gozuktUgu hakkmda epeyce ~ey biliyoruz, fakat bir 1ranh'ya ya da bir koleye yahut Atina'da yerle~mi~ bir Korintoslu'ya nasIl gorundugu ustune pek az ~ey biliyoruz. Tablomuz rastlantlyla olmaktan e,;ok,bilerek ya da bilmeyerek belirli bir dunya gOrU~une sahip ve bu goru~unu destekleyen oigulann sakiamimaya de-

ger oidugu du~uncesindeki ki~ilerce bizim ie,;inonceden see,;ilmi~ve belirlenmi$tir. Aym $ekilde Ortae,;ag ustune yazllml~ bir e,;agda~tarihte, 0 devir insanlannm yogun bir bie,;imde dinin etkisinde oldugunu okuyunca, bunu nasI! bildigimizi ve dogru olup oimadlgml merak ediyorum. Ortae,;agtarihinin oigulan olarak bildiklerimizin hepsi, bizim ie,;in,dini du~uncenin teorisi ve uygulamasl ile ugra~aniar (din adamIan) ve bundan dolaYI dini e,;okonemli bulan -ba~ka $~yleri degil de- yaImzca onunia ili$kili her $eyi yazan Kronik Yazan ku~aklarmca see,;ilmi~tir.Rus koylusunun koyu dindar oldugu yolundaki imge 1917 Devrimi ile ylkIldl. Ortac,;aginsammn e,;oksofu oldugu yolundaki imge ise, dogru da oisa yanh~ da oisa e,;urutulemez, e,;unku Ortae,;ag ile ilgili olarak bilinen olgulann neredeyse hepsi, buna inanan, ba~ka ki~ilerin de inanmasml isteyenlerce bizim ie,;in onceden see,;ilmi~tir ve belki de ie,;lerinde tersine kamtiar bulabilecegimiz oigular kutlesi geri getirilemeyecek bir bie,;imde kaybolmu~tur. Ortadan kaybolan tarihe,;iler,yazlCllar ve Kronik Yazarlan ku~aglnm olu eli, temyiz ihtimalini ortadan kaldlracak ~ekilde gee,;mi~in kahbml belirlemi~tir. Kendisi de Ortac,;agtarihinde uzman olan Profesor Barraclough ~oyle yazlyor: "Bizim okudugumuz tarih, dogrusunu soylemek gerekirse, hie,;de oigusal degildir, bir dizi kabul edilmi~ yargllardan ibarettir.,,10 Fakat ~imdi de c,;agda~tarihin degi~ik, ama e~it olc,;udeki kotu durumuna donelim. Eskie,;agve Ortae,;ag tarihc,;isi kendisine ba~edilebilir bir tarihi oigular toplulugunu sunan uzun yI!lann eleme surecine ~ukredebilir. Kendine ozgu alayh deyi~iyIe, Lytton Strachey'in soyledigi gibi, "Tarihe,;inin ilk ihtiyaCl bilgisizliktir, basitIe~tiren ve ae,;lkhga kavu~turan, sec;en ve atlayan bilgisizlik."11 Eskic,;agve Ortac,;ag ta-

10 G. Barraclough,

History in a Changing World, 1955, s. 14.

11 Lytton Strachey, Eminent Victorians, Onsoz.

rihi yazmayl ustlenmi;; meslekda;;lanmm ytiksek yeterliklerini kIskanmaya kalkmca (ki, bazen gerr,;ekten bu <;;e;;it ir b duygunun etkisinde kalmm), boylesine yeterli olmalannm nedeninin ba;;hca kendi konulannda boylesine bilgisiz 01malanndan ileri geldigi du;;uncesi ile avunuyorum. <;:agda;; tarih<;;ibilgisizligin ustunluklerinden yararlanmaz. 0 bu zorunlu bilgisizligi edinmek i<;;inkendisini egitmek zorundadlr - kendi ya;;adlgl <;;aga yakla;;tlkr,;a bu zorunluluk <;;ogahr. <;:agda;;tarih<;;inin iki gorevi birden vardlr: Az saYldaki anlamh olgulan bularak onlan tarihin olgulanna donu;;turmek ve pek r,;ok olgulan tariM degildir diye bir kenara blrakmak. Fakat bu anlaYI~, tarihin en <;;oksaYlda yadsmmaz ve nesnel olgular toplulugundan olu;;tugu yolundaki 19. yuzyllm sapkmca du;;uncesinin tam kar;;ltldlr. Bu sapkmhga kendisini kaptlran bir kimse ya kotu bir i;; diye tarihi blrakacak ve pul toplamaya ya da ba;;ka tur bir antikaClhga ba;;layacak, yahut tlmarhaneyi boylayacaktu. <;:agda~tarihr,;i uzerinde boylesine YlklCI etki yapan, i;;te bu sapkmhktu; Almanya'da, Ingiltere'de ve Amerika'da olu~turulan, ince ince uzmanla~l1ll~, gitgide daha az ~ey hakkmda daha r,;ok ~ey bilcn sozde-tarih<;;ilerin monografilerinin geni;; ve gitgide <;;ogalankupkuru olgusal tarihler toplulugu, olgular okyanusunda hir,;bir iz buakmakslZll1 battl. Bana oyle geliyor ki, Lord Acton'un tarihr,;i olarak tutarslzhgmm nedeni, -hep denildigi gibi, Liberal ve Katolik sadakat baglan arasmdaki <;;atl;;madegil- bu sapkmhktl. Eski bir denemesinde, ogretmeni Dollinger hakkmda ;;oyle diyordu: "0, yetkinlige eri~memi;; malzemeyle yazmazdl ve ona gore malzemeler her zaman yetkinlige ula~ml~ olmaktan uzaktl.,,12 Lord Acton
12 G.P. Gooch, History and Historians in the Nineteenth Century, s. 385'te almtl; daha sonralan Lord Acton, Dollinger hakkmda ~oyle demi~ti: "Onda, tarih felsefesini gelmi~ ge<;:mi~en buyuk tumevanmm ustunde kurma yetenegi vardlr." (History oJ Freedom and Other Essays, 1907, s. 435.)

burada, ;;uphesiz, kendisi, yani <;;ogukimseye gore, bu universite'de <;:agda;;Tarih Kursusu'ne gelmi;; ge<;;mi;; n yetkin e ki;;i alan, fakat hi<;; arih yazmaml;; bir garip tarih<;;ifenomet ni us tune almyazlslm onceden a<;;lkhyordu. Lord Acton, olumunden hem en soma basllan Cambridge Modern History'nin birinci kIsmmdaki giri;; notunda, tarih<;;iye bask! yapan gereklerin "onu bilim adaml olmaktan ansiklopedi yazlClsma dondurmekle tehdit ettigi"nden yak!mrken, asImda kendi mezarta;;ml yazmaktaydl.13 Bir ;;eyler yolunda gitmemi;;ti. Yolunda gitmeyen, somut olgulann yorulmak bilmez vesonsuz Ylglh;;ma tarihin temeli diye inanmaktl; olgulann kendiliklerinden konu;;tuklan ve gereginden fazla olgu YIgma diye bir ;;ey olmadlgl inam;;lydl; bu oylesine ku;;kulamlmayan bir inam;;tl ki, pek az tarih<;;i kendisine "Tarih nedir?" sorusunu sormaYI gerekli buldu - bazllan, bugun de MIa gereksiz saymaktadlrlar. 19. yuzYllm olgular feti;;izmi, bir belgeler feti;;izmiyle tamamlanml;; ve hakh kIlmml;;tu. Belgeler olgular tapmagmdaki "kutsal sandlk"taydl. Sayglh tarihr,;i onlara ba;;l onunde yana;;lyor ve onlardan hu;;u dolu bir sesle soz ediyordu. Bir olguyu belgelerde bulursamz a oyledir. l;;in aslma bakarsamz, bu belgeler -resmi buyr ..1tular, antIa;;malar, kira l kayltlan, hukD.met raporlan, resmi yazl;;malar, ozel mektuplar ve amlar- bize ne soylerler? Hi<;;birbelge bize a belgeyi yazanm kendisinin ne du;;undugunden - neyin olmu;; oldugunu du;;undugunden, neyin olmu;; olmasl gerektigi ya da olabilecegini du;;undugunden, yahut belki yalmzca ba;;kalannm onun neyi du;;undugunu sanmalanm istedigin den ya da hatta kendisinin ne du;;undugunu sandlgmdan fazla bir ;;ey soylemez. Bunlann hi<;;biri tarihr,;i onlar uzerinde <;;ah;;mayave onlan r,;ozmeye giri;;medik<;;ebir an-

lam ta~lmaz. Belgeler i<;inde bulunsun ya da bulunmasmlar, olgular, tarih<;i onlardan herhangi bir bi<;imde yararlanmadan once tarih<;i tarafmdan yine de i~lenmek zorundadlr: Tarih<;inin onlarla yaptlgl ~ey -eger boyle diyebilirsem- bir i~leme surecidir. Neyi anlatmaya <;ah~nglml, rastlantl sonucu iyi bildigim bir ornekle gostereyim. Weimar Cumhuriyeti'nin DI~i~leri Bakam Gustav Stresemann 1929'da oldugunde, ardmda hemen hemen hepsi dl~i~leri bakam olarak <;ah~ngl aln Yllla ili~kili olan -300 kutu dolusu- resml, yan resml ve ozel, buyuk bir kaglt ylgml blraktl. Elbette arkada~lan ve akrabalan boyiesine buyuk bir insanm amsma bir amt dikilmesi gerektigini du~unduler. Sadlk sekreteri Bernhard <;ah~maya koyuldu ve u<;yll i<;inde 300 sandlk i<;inden se<;ilmi~belgelerden olu~an, Stresemanns Venniichtnis (Kahn/Mirasl) gibi gozahcI bir ba~hkla her biri a~agl yukan 600 sayfahk u<;iri cilt ortaya <;lktl. Normal olarak belgelerin kendileri bir bodrumda ya da <;anarasmda <;uruyup gidecek ve ortadan kaybolacak, belki de 100 yll falan soma bir merakh bilgin onIan bulacak ve Bernhard'm metniyle kar~lla~tlrmaya ba~layacaktl. Oysa ger<;ekte ba~larma gelen daha dramatik oidu. Belgeler 1945'de i~gal ordulannm eline ge<;ti, onlar da hepsinin fotograflanm aIdllar; kopyalan Londra'da Kamusal Belgeler Ofisi'nde ve Washington'da Ulusal Ar~iv'de bilim adamlannm yararianmasma sunuldu; boylelikle, yeterince sabnmlz ve meraklmlz varsa, Bernhard'm ne yaptlgml taml tamma saptayabiliriz. Bernhard'm yaptlgl ne <;ok olaganustu ne de <;ok ~a~lrnCI bir ~eydi. Stresemann oidugu slrada onun Ban politikasl pariak bir ba~anlar dizisi ile ta<;lanml~ gorunuyordu - Locarno, Aimanya'mn Milletler Cemiyeti'ne kabulu, Dawes ve Young planlan ve Amerikan kredileri, Ren boyundan i~gal ordulannm geri c;ekilmesi. Bu, Stresemann'm dl~ politikasmm onemli ve odullendirici bolumu
20

gibi gorunuyordu ve bunun Bernhard'm belgelerden yaptlgl se<;mede fazlaslyia gosterilmesi dogaldl. Ote yandan Stresemann'm Dogu politikasl, Sovyetler Birligi ile ili~kileri, belirIi bir yere gotUrulmuyor gibi gozukmekteydi; yalmzca onemsiz sonu<;lar veren goru~meler hakkmdaki beIge YIgmIan pek ilgin<; oimadlgl ve Stresemann'm unune hi<;bir ~ey eklemedigi i<;in, buradaki se<;im i~lemi daha slk bir elekle yapI1abilirdi. Ger<;ekte Stresemann daha surekli ve daha titiz dikkatini Sovyetier Birligi ile olan ili~kilere yoneltmi~ti. Bir butUn olarak onun dl~ politikasl i<;inde, bunlar Bernhard'm se<;mesini okuyanm du~uneceginden <;ok daha geni~ bir yer tutuyordu. Yine de, sanmm, Bernhard'm ciltleri slradan tarih<;ilerin dolayh olarak dayandlgl baslh belgeler koleksiyonlanmn bir<;ogundan daha iyidir. Oykumun sonu bu degil, Bernhard'm ciltierinin baSlmmdan az soma Hitler iktidara geldi, Aimanya'da Stresemann'm adl unutturuldu, ciltier piyasadan kaIkn; kopyalann bir<;ogu, belki de buyuk <;ogunlugu yok eclilmi~ oimall. Bugun Stresemanns Vermiichtnis olduk<;a ender bir kitapnr. Fakat Ban'da Stresemann'm unu suruyordu. 1935'te bir Ingiliz baslmClsl Bernhard'm <;ah~masmm kIsaltIlml~ bir <;evirisini <;lkarcll. Bu, Bernhard'm se<;mesinden yapI1ml~ bir se<;meydi; ashmn u<;te biri kadan atlanml~tl. Tanmml~ AImanca <;evirmeni Sutton'un bu <;evirisi ustahkh ve iyidir. Onsozunde a<;lklandlgma gore, lngilizce <;eviri "hafif<;e kIsalnlml~nr, fakat yalmz lngiliz ara~tmClsI ve okurlann ilgisini pek <;ekmeyecek, ge<;ici degerde oldugu duygusu veren bazl ~eyler atlanml~nr. "14 Yine de bu, gayet dogaldlr. Fakat sonu<; ~u olmu~tur ki, Bernhard'da zaten az belirtilen Stresemann'm Dogu politikasl lngilizce metinde busbutun gozden uzakla~makta ve Sovyetler Birligi Sutton'un ciltlerinde
14 Gustav Stresemann, His Diaries, Letters and Papers, cilt 1, 1935, yaYlmcmm notu.

Stresemann'm BatlClhgl aglr basan dl~ politikasl i~inde yalmzea zaman zaman kendini g6steren ve hayli de keyif ka~lnel bir 6ge olarak belirmektedir. Ama ~urasl guvenle sbylenebilir ki, birka~ uzman dl~mda herkes i~in Stresemann'l -belgelerin kendileri ~byle dursun- Bernhard degil, Sutton temsil etmektedir. Belgeler 1945'te bombardlmanda yokolsaydl, geriye kalan Bernhard'm eiltleri ortadan kaybolsaydl, Sutton'un ger~eklik ve otoritesinden hi~bir zaman ku~kulamlmayaeaktl. Tarih~iler tarafmdan, aSlllannm yoklugunda minnetle kabul edilen pek ~ok baslh belge derlemeleri bundan daha saglam bir temele dayanmamaktadlr. Fakat ben bu 6ykuyU bir adlm daha ileri gbturmek istiyorum. Bernhard ve Sutton'u unutahm ve isterseniz, Yakm~ag Avrupa Tarihi'nin bazl bnemli olaylanna katllml~ ileri gelen bir devlet adammm ger~ek belgelerine ba~vurabileeegimiz i~in ;;ukredelim. Bu kagltlar bize ne anlatlr? Ba~ka ;;eylerin yamslra bunlarda Stresemann'm Berlin'deki Sovyet Buyukel~isiyle yaptlgl yuzleree gbru;;menin ve 20 kadar da (::i~erin'le yaplhm~ gbru;;mesinin kaYltlan vardu. Bunlar, konu;;malarda Stresemann'm asIan payml aldlgml ve onun ileri surdugu tezlerin iyi sbylenmi~ ve tutarh ~eyler oldugunu g6stermektedir. Oysa, kar~lsmdakinin s6zlerinin ise, ~ogunlukla kan;;lk, derme ~atma, inandmel olmayan tezler oldugu izlenimini vermektedir. Bu, diplomatik gbru;;melerin butun tutanaklarmm pek bilinen bir bzelligidir. Bu belgeler bize, ne oldugunu degil, yalr:lzea Stresemann'm ne 01dugunu du~undugunu ya da ba~kalanmn ne du~unmesini istedigini, belki de kendisinin olup biten hakkmda ne du~unmek istedigini g6stermektedir. Se~me surecini ba~latan Sutton ya da Bernhard degil, Stresemann'm kendisidir. Diyelim, aym g6ru~melerin (:i~erin tarafmdan almml;; tutanaklan elimizde olsaydl, yine onlardan da yalmzea (:i~erin'in ne du;;undugunu bgreneeektik ve ger~ekten ne oldu22

gu tarih~inin bilincinde yeniden kurulmak gerekeeekti. EIbette, olgular ve belgeler tarih~i i~in zorunludur. Fakat onIan bir feti;; haline getirmeyin. Olgular ve belgeler kendi ba;;lanna tarihi olu~turmazlar; i~lerinde, ~u slkICl "Tarih nedir?" sorusuna hazlr bir eevap ta;;lmazlar. Bu noktada, 19. yuzYII tarih~ilerinin neden genellikle tarih felsefesine kar;;l kaYltslz kaldlklan sorusu ustune birka~ sbz s6ylemek isterdim. Bu terim Voltaire tarafmdan iead edilmi~tir, 0 zamandan beri de degi;;ik anlamlarda kullamlml;;tlr; ben onu, eger kullanaeak olursam, "Tarih nedir?" sorusunun eevabl anlammda alaeaglm. Batl Avrupa du~unurleri i~in, 19. yuzyll ken dine guven ve iyimserlik ta;;an rahat bir dbnemdi. Olgular genel olarak doyurueu saYlhyordu; onlar usWne bi~imsiz sorular sormak ve bunlan eevaplamak egilimi ise bir 0 kadar k6tu bir ;;eydi. Ranke, eger kendisi olgulara bakarsa, tarihin anlamml Takdir-i llahI'nin ~bzeeegine sofuea inanmaktaydl. Burekhardt'a gelinee, 0 daha ~agda~ bir kinik~e tutumla "Sonsuz bilgeligin ama~lanmn gizi bize a~lklanmaml~tlr" (Tannnm i;;ine akIl-slr ermez) diyordu. 1931 gibi ge~ bir tarihte Profes6r Butterfield, besbelli bir ho~nutlukla, "Tarih~iler ~eylerin dogasl ve hatta kendi konulanmn niteligi ustunde pek az du;;unmu~lerdir." diye yazmaktaydl.15 Fakat benim bu konferanslardaki 6neulum, Dr. A.L. Rowse, daha hakh bir ele~tiriei tutumla, Sir Winston Churehill'in Birinci Dunya Sava~l hakkmdaki kitabl World Crisis'in, Tro~ki'nin History of the Russian Revolution'lyla ki~ilik, eanhhk, hareketlilik baklmmdan ba~aba~ gelmekle birlikte, bir baknna ondan daha a;;agl kaldlgml, ~unku "gerisinde bir tarih felsefesi olmadlgl"m sbylemi;;tir.16 Eskiden Ingiliz tarih~ileri tarihin bir anlaml olmadlgma
15 H. Butterfield, The Whig Interpretation of History, 1931, s. 67.

16 A.L Rowse, The End of an Epoch, 1947, s. 282-83.

inandlklarmdan degil, bu anlamm onun i<,:inde sakh ve kendiliginden belli oldugunu sandlklan ir;in, bir tarih felsefesine sahip olmak gerektigini kabul edemiyorlardl. Liberal 19. yUzyll tarih goru~unun, dunyaya serinkanh ve kendine guvenli bir bakI~m urunu olan laissez-faire ekonomik agretisiyle yakm bir benzerligi vardl. Herkes kendi i~ine baksm, gizli el evrensel uyumu nasllsa saglar. Tarihin olgulannm kendileri, daha yuksek ama<;lara dogru, iyicil ve gorunu~te smlrSlZ bir ilerleyi~ gibi ustun bir olgunun belirtileriydi. Bu masumluk <;aglydl ve tarih<;iler Cennet Bah<;esinde tarihin tannsmm anunde <;ml<;lplak ve <;lplakhklanndan utanmadan dola~lyorlardl. 0 zamandan soma, biz Gunahl tamdlk ve Du~u~u ya~adlk; bugun tarih-felsefesiz olmaya <;ah~an tarih<;iler ise, sadece, bo~ubo~una ve bile bile, bir <;lplaklar ka'npmm uyeleri gibi, kendi evlerinin bah<;esinde Cennet Bah<.;esiniyeniden canlandlrmaya ugra~maktadlrlar. Bugun artlk bizim tedirgin edici sorumuzdan kar;lmlamaz. Ce<:en 50 yll boyunca "Tarih nedir?" sorusu ustune bir<;ok ciddl <;ah~malar yapI1ml~tIr. Tarihte olgularm ba~l r;eki~i ve ozerkligi teorisine kar~l ilk mucadele r;agnsl, 1880'lerde ve 1890'larda, 10. yuzyI1liberalizminin rahat saltanatml ylkmak i<;in <;ok ~ey yapacak olan ulkeden, Almanya'dan gelmi~tir. Bugun 0 mucadele <.;agnsml yapan filozoflann adlanndan ate pek bir ~ey kalmaml~tIr. Bunlardan yalmz Dilthey, son zamanlarda Ingiltere'de biraz gecikmi~ bir une eri~mi~tir. YuzYlhn degi~iminden once, bu ulkede olgular kultune saldlran sapkmlara herhangi bir ilgi gasterilmesine imkan vermeyecek kadar zenginlik ve guvenlik vardl. Fakat yeni yuzYllm ba~lannda me~ale, Alman ustalara besbelli <;ok bor<;lu olan Croce'nin bir tarih felsefesi kurmaya giri~tigi Italya'ya ge<;ti. Tarihin ashnda, ger;mi~i ya~anan anm gozlerinden ve 0 amn sorunlannm l~lgmda gormekten olu~tugu ve tarih<;inin ba~hca i~inin kaydetmek degil, de24

gerlendirmek oldugu anlammda, Croce butun tarihin "r;agda~ tarih" oldugunu ilan etmi~tir.17 <;::unku, tarih<;i degerlendirme yapmayacak olursa, neyin kaydedilmeye deger 01dugunu nasll bilecektir? 1910'da Amerikah tarih<;i Carl Becker bilerek kl~kIrtlCl bir dille "tarih olgulan, herhangi bir tarihr;i i<;in, kendisi onlan yaratmcaya kadar varolmazlar" demi~ti.18 Bu meydan okumalann 0 zamanlar pek az ustUnde duruldu. Croce'nin Fransa ve Ingiltere'de hayli moda olu~u, ancak 1920'den soma ba~ladl. Bu, onun Alman ancellerinden daha ince bir du~unur ya da daha iyi bir uslupr;u olmasmdan degil, Birinci Dunya Sava~l'ndan soma olgulann bize 1914 yI1lanna oranla daha az lutufkar bir bi<;imde gulumser gazukmesinden ve bu nedenle, bizim onlann saygmhgml azaltmaya yanelen bir felsefeye kar~l daha apk olu~umuzdandl. Tarih felsefesine ciddl bir katkIsl bulunan, i<.;indeya;;adlglmlz yuzYlldaki tek Ingiliz du~unuru, Oxford felsefeci ve tarih<;isi Collingwood uzerinde Croce'nin anemli bir etkisi vardl. Collingwood'un amru tasarladlgl sistemli buyuk eserini yazmaya yetmedi, fakat bu konu uzerine basllml;; ve basllmaml;; yazI1an olumunden sonra 1945'te <;lkan The Idea of History (Tarih Fikri) adl altmda bir ciltte toplandl. Collingwood'un goru~leri ;;oylece azetlenebilir. Tarih felsefesi "kendi ba;;ma ge<;mi;;"le ya da "tarih<;inin kendi ba;;lna onun hakkmda du~unceleri" ile degil, "kar;;lhkh ili;;kileri ir;inde bu iki ;;eyle birden" ilgilidir. (Bu yargl "tarih" kelimesinin bugun kullamlan iki anlamml yansltmaktadlr 17 Eu anlamh ozdeyi~ ~u baglamda ge<;er: "Her tarihi yargmm altmdaki pratik gerekler biitiin tarihe '<;agda~tarih' karakterini verir, <;iinkii boylelikle anlatlIan olaylar zaman i<;inde her ne kadar uzak goziikseler de, tarih ger<;ekte 0 olaylann hatlrlandlgl ~imdiki anm gerekleriyle ve konumlanyla ilgilidir." (B. Croce, Ozgilrlilgiln Oyhilsil Olarah Tanh, Ingilizce <;evirisi: History as the StOIY Of Liberty, 1941, 5.19.) 18 Atlantic Monthly, Ekim 1910, s. 528.

hem tarihe;,:itarafmdan yurutulen soru;;turmaYI hem de tarihe;,:ininsoru;;turdugu gee;,:mi;; laylar dizisini.) "Tarihe;,:inin o ustlinde e;,:ah;;tIgl ee;,:mi;;, lu bir gee;,:mi;; egildir, belli bir g o d anlamda bugun haJa ya;;ayan bir gee;,:mi;;tir."Fakat gee;,:mi;; bir eylem, tarihe;,:ionun ardmda yatan du;;unceyi anlamadlke;,:aoludur, yani tarihe;,:i ie;,:inanlamslzdu. Bu nedenle, "Butun tarih du;;uncenin tarihidir" ve "tarih, tarihi ustunde e;,:ah;;tIgl u;;uncenin, tarihe;,:ininzihninde yeniden olu;;masld dlr." Tarihe;,:inin zihninde gee;,:mi;;inyeniden kurulmasl deneysel kamtlara dayamr. Fakat bu, kendi ie;,:indedeneysel bir suree;,:degildir ve yalmzca olgulann ardarda dizilmesinden ibaret olamaz. Tersine, olgulann see;,:ilmesinive yorumlanmasml, yeniden kurulma sureci yonetir: Zaten, onlan tarih'i olgular yapan da budur. Bu noktada Collingwood'un du;;uncelerine yakm olan Profesor Oakeshott "Tarih, tarihe;,:ilerinya;;antIsldlr. Tarihe;,:idenba;;kasl onu 'yapamaz': Tarihi yapmamn tek yolu, onu yazmaktlr" der.19 Bu keskin ele;;tiri, her ne kadar birtakIm ciddl e;,:ekincelerta;;lyabilirse de, ihmal edilmi;; baZl gere;,:ekleril;;lga e;,:lkarmaktadlr. Bir kere, tarihin olgulan bize hie;,:birzaman "an" olarak gelmezler, e;,:unkuan bir bie;,:imdevarolmazlar ve varolamazlar: Her zaman kaYlt tutanm zihninden kmlarak yanslflar. Bundan ;;u sonue;,:e;,:lkar i, bir tarih eserini ele almca, ilk ilk gilenecegimiz, ie;,:indekiolgular degil, onu yazan tarihe;,:i01mahdlr. Ornek olarak, adma bu konferanslann duzenlendigi buyuk tarihe;,:iyiele alaYlm. Bize kendi otobiyografisinde anlattlgma gore, G.M. Trevelyan "biraz a;;m bir Whig gelenegi olan bir evde yeti;;tirilmi;;ti";20 umanm ki, onu Whig geleneginden buyuk Ingiliz liberal tarihe;,:ilerinin onem baklmmdan degil, ama zaman bakImmdan sonuncusu diye
19 M. Oakeshott, Experience and its Modes, 1933, 5.99. 20 C.M. Trevelyan, An Autobiography, 1949, s. 11.

tammlarsam, buna kar;;l e;,:lkmazdl. Kendi soyagaClm, buyuk Whig tarihe;,:isi George Otto Trevelyan'm ustunden, Whig tarihe;,:ilerinin tartI;;maslz en buyugu alan Macaulay'a degin goturmesi, bo;;una degildir. Trevelyan'm en iyi ve en olgun eseri olan England under Queen Anne (Kralie;,:eAnne Doneminde Ingiltere) adh kitabl, bu ortamdan bakIlarak yazllml;;tlr ve okur eserin tam olarak ne demek istedigini ve anlamml, ancak 0 ortaml gozonunde tutarak okuyunca kavrayacaktlr. Hatta, yazar okura bunu anlamamasl ie;,:in bir ozur nedeni blfakmamaktadlr. ~unun ie;,:inki, dedektif romam merakhlarmm teknigini izleyerek, once sonucu okursamz, ue;,:uncucildin son birkae;,:sayfasmda bugunlerde tarihin Whig yorumu denilen ;;eyin benim omrumde gordugum en iyi ozetini bulursunuz; burada Trevelyan'm yapmaya e;,:ah;;tlgl;eyin, Whig geleneginin kokenini ve geli;;imini ; incelemek ve onu, bu gelenegin kurucusu olan III. William'm olumunden sonraki yIllara dogru ve durust olarak yerle;;tirmek oldugunu goreceksiniz. Belki bu, Kralie;,:e Anne donemi olaylannm du;;unulebilecek tek yorumu degildir, ama pekala gee;,:erlive Trevelyan'm elinde verimli bir yorumdur. Fakat bunun tam degerini bie;,:ebilmekie;,:in,arihe;,:it nin ne yaptlgmm iyi anla;;Ilmasl gerekir: C;=unkuCollingwood'un soyledigi gibi, mad em ki tarihe;,:iki;;ilerinin akIllanndan neler gee;,:mi;; ldugunu zihninde yeniden olu;;turmak o zorundadlr, okur da kendi payma tarihe;,:inin zihninden neler gee;,:tiginiyeniden olu;;turmahdlr. Olgulan incelemeden once tarihe;,:iyiinceleyin. Alt tarafI, bu anla;;Ilmasl pek gue;,: bir ;;ey degildir. Zaten, filanca okulun 0 unlu bilgini falancamn bir kitabml okumasl sahk verilince, 0 filanca okuldaki bir arkada;;ma 0 falanca adamm ne cins biri oldugunu ve kafasmm ie;,:inde neler bulundugunu sormaya giden zeki bir universite ogrencisinin yaptIgl i;; budur. Bir tarih eserini okuyunca, daima fIsIltllara kulak verin. Eger bir ;;ey seze27

miyorsamz, ya siz duyarslzsmlZ ya da tarihe;iniz ahk bir adamdu. Olgular gere;ekte hie; de bahkpnm tablasmdaki bahklar gibi degildir. Olgular ue;suz bueakslz ve haWl. bazen smlrSlZ bir okyanusta dola~an bahklara benzerler, tarihe;inin ne yakalayaeagl kIsmen ~ansa, fakat aSll, avlanmak ie;in okyanusun neresine gidecegine ve hangi oltaYI kullanmayl see;eeegine baghdlr - elbette bu iki etkeni de ne tur bir bahk yakalamak istedigi belirlemi~tir. Genellikle, tarihe;i istedigi turden olgulan elde edeeektir. Tarih yorum demektir. Gere;ekten, Sir George Clark'm sozunu ters <,;evirerek, tarihe "tartl~mah olgularea e;evrelenmi~ yo rum e;ekirdegi" deseydim, ~uphesiz, benim sozum de tek yanh ve yanh~ -fikirveriei olurdu, fakat aS11 sozden daha fazla deg;il, samnm. Ikinci nokta daha bildiktir: Tarih<,;inin inceledig;i insanlann zihniyetleri, eylemlerinin gerisindeki du~uneelerini, hayalgucu yolu ile anlamasl geregi: Ben ola ki duyguda~hk onaylamaYI akla getirir diye, duyguda~hk deg;il de "hayalgueu yoluyla anlaYI~" diyorum. 19. yuzyll Orta<,;ag;tarihi konusunda zaylftl. <:=unkuortae;ag insam ustune hayalgucu yolu ile anlaYI~a varamayaeak kadar sert tavlr alml~tl. Ortae;aglann bo~inane;lan ve onlann esinlettigi barbarhg;a kar~l. Ya da Burckhardt'm 30 Yll Sava~l ustune kmaylci sozunu alahm: "Ister Katolik olsun, ister Protestan, ruhf kurtulu~u ulusun bUtllnlugunun ustunde gormek, bir din i<,;inrezilce bir ~eydir. "21 Vatam ugruna adam oldurmeyi dogru ve ovguye deger, fakat dini ug;runda oldurmeyi kotu ve yanh~ bulan bir anlaYI~layeti~tirilmi~ olan 19. yUzYlhn liberal tarih<,;ileri i<,;in,30 Yll Sava~lan'nda <,;arpI~ml~ birinin ruh haline nufuz etmek fazlaslyla zordu. Bu zorluk ~u anda benim uzerinde <,;ah~tlglm alanda ozellikle daha buyuktur. Son 10 yll ie;inde Illgi-

lizce konu~ulan ulkelerde Sovyetler Birlig;i ve Sovyetler Birlig;i'nde Ingilizee konu~ulan ulkeler hakkmda yaZllanlarm e;og;u, kar~l yamn aklmdan neler gee;tigini hayalgucu yolu He anlamaya en ufak ol<,;ude bile eri~ilememesi yuzunden bozulmu~tur, boy Ieee oteki tarafm sozleri ve davram~lan her zaman habis, sersemce ya da ikiyUzlu diye gosterilmi~tir. Tarih<,;i, hakkmda yazdlg;l kimselerin zihinleriyle ~oyle ya da boyle bir ili~ki olu~turmadlk<,;a tarih yazllamaz. U<,;uncu nokta da ~udur: Biz gee;mi~i aneak gunumuz ae;lsmdan ineeleyebilir, gee;mi~i anlaYI~lmlzl bugunun gozleriyle olu~turabiliriz. Tarihe;i e;ag;mm insamdlr ve e;ag;mainsan varolu~unun ko~ullan He bag;hdu. Kullandlgl - demokrasi, imparatorluk, sava~, devrim gibi kelimelerin kendilerinin bile, onlan aYlramayacagl bugune ozgu anlam yUkleri vardlr. Antik donem ustune e;ah~an tarihe;iler Slrf bu tuzag;a du~memi~ olduklarm gostermek i<,;inpolis ve pleb gibi kelimeleri ozgun bie;imleriyle kullanma yoluna ba~vurmu~lardlr. Bu onlan kurtaramamaktadlr. Onlar da bugcmde ya~amaktadlrlar, nasll derslerini Khlamys yahut toga'ya burunmu~ olarak verseler daha iyi Yunan ya da Roma tarihe;Heri olamazlarsa, ah~llmaml~ ya da yitik kelimeleri kullanarak da kendilerini hileyle gee;mi~e sokamazlar. Birbirini izleyen Fransa tarih<,;ilerinin FranslZ Devrimi'nde oylesine belirgin bir rol oynayan Parisli kalabahklan anlatmakta kullandlklan isimler -les sans-culottes, Ie peuple, la canaille, les brasmus- bunlar hep, oyunun kurallanm bilenler ie;in, siyasal bir ili~ki ve belirli bir yorumun anlanmlanydl. Yine de, tarihe;i se<,;mek zorundadu: Dili kullanmasl onu tarafslz 01maktan ahkoyar. Bu, yalmzea kelime sorunu da degildir. Ge<,;enyUzyll boyunea Avrupa'da degi~en gue; dengesi, Ingiliz tarihe;ilerinin Buyuk Friedrich'e kar~l tutumlanm tamamlyla deg;i~tirmi~tir. Huistiyan kiliseleri ie;indeki Katolik ve Protestanhk arasmda degi~en gue; dengesi, Loyola, Luther
29

ve Cromwell gibi ki~ilere olan tutumlanm koHo bir ~ekilde degi~tirmi~tir. 1917 Rus Devrimi'nden ne kadar derinligine etkilendiklerini farketmek i~in, Fransa tarih<;,:ilerinin son 40 Yllda FranslZ Devrimi ustune yazdlklan hakkmda az bir bilgi sahibi olmak yeterlidir. Tarih~i ge~mi~in degil, bugunOn insamdu. Profesor Trevor-Roper, bize tarih~inin "ge<,;mi~i sevmesi gerektigi"ni soyler.22 Bu, dogrulugu olduk<;,:aku~kulu bir oguttur. Ge<;,:mi~i sevmek kolayhkla ya~h kimselerin ve ya~h toplumlann ozlemli romantizminin bir sonucu bugune ya da gelecege olan inan~ ve ilginin kaybedildigini~ bir belirtisi olabilir.23 Basmakahp formullerden birini se<,;mek zorunda olsaydlm, kendimi "ge~mi~in olu elinden" kurtarmaYl sahk vereni yeglerdim. Tarih~inin gorevi ge<;,:mi~i sevmek ya da kendisini ge~mi~ten kurtarmak degil, bugunu anlamanm anahtan olarak onun llstunde <;,:ah~mak ve anlamaktlr. Boyle olmakla birlikte, bunlar eger Collingwoodcu tarih goru~u diyebilecegim ~eyle ilgili birtaklm ger<;,:eklerse,baZl tehlikeleri ortaya koymamn zamamdu. Tarih~inin tarihi yapmadaki roluOstunde lsrar edilmesi, akll sonucuna kadar goturulurse, her turlu nesnel tarihi imkanslz ktlar: Buna gore tarih tarih~inin yaptlgl ~eydir. Nitekim, Collingwood, yaYlmClsl tarafmdan daha sonra aktanlml~ bir notunda, bir ara bu sonuca varml~ gibidir: St. Augustine tarihe erken d6nem Huistiyanlanmn g6nl~ aylsmdan bakml~tlr; Tillamont bir 17. yuzytl FranslZl'nm; Gibbon bir lB. yUzYlllngilizi'nih; Mommsen bir 19. yUzyll Almam'nm ... Hangisinin g6ru~unun dogru oldugunu sor22

mamn bir anlaml yoktur. Bunlann her biri, onu benimseyen ki~i iyin olabilecek tek ~eydi.24 Bu, Froude'un tarih "istedigimiz her kelimeyi yazabilecegimiz, bir ~ocugun harf kutusudur,,25 sozunde oldugu gibi, tam bir ~uphecilige vanr. Collingwood, "makas-zamk tarihi"ne, tarihin salt bir olgular ylgmasl oldugu yolundaki goru~e kar~l tepkisinde, tarihi insan beyninden dokunmu~ bir ~ey diye ele almaya tehlikeli bir bi~imde yakla~makta, daha once aktardlglm par~ada Sir George Clark'ca ~lkartllml~ sonucuna geri donmektedir. Tarihin bir anlaml olmadlgl teorisi yerine, burada bize anlamlann smlrslzhgl teorisi sunuluyor: Buna gore anlamlann hi~biri otekinden daha saglam degildir - ki bu da a~agl yukan aym kaplya pkar. lkinci teori de birincisi kadar savunulamayacak niteliktedir. Bir dag, farkh goru~ a~llanndan farkh bi~imlerdeymi~ gibi gozukuyor diye, bundan 0 dagm nesnel olarak hi~bir bi~imi yoktur ya da bi~imleri smlrslzdu sonucu ~lkartllamaz. Tarihin kurulmasmda yorum vazge~ilmez bir rol oynadlgmdan ve varolan hi~bir yorum butunuyle nesnel olmadlgl i~in her yorumun bir oteki kadar iyi oldugu ve ilkece tarih olgularmm aslmda nesnel yoruma elveri~li olmadlgl sonucu da ~lkmaz. Daha ileri bir a~amada tarihte nesnellikle tam ne denmek istendigini belirtmem gerekecek. Fakat Collingwood'un varsaylmlannda daha da buyuk bir tehlike kol gezmektedir. Eger tarih~i, uzerinde ~ah~tlgl tarih donemine zorunlu olarak kendi gununun gozlerinden bakarsa ve ge~mi~in sorunlanm bugunun sorunlanna bir anahtar olarak incelerse, bir salt pragmatik olgular goru~une du~mez, dogru yorumun ayracmm bugunku bir amaca uygunlugu oldugunu ileri surmez mi? Bu varsaylma gore
24 R. Collingwood, The Idea of History, 1946, s. 12. 25 A. Froude, Short Studies on Great Subjects" cilt I, 1894, s. 21.

J. Burckhardt,

Judgements on History and Historians'a Giri~, 1959, s. 17.

23 Nietzsche'nin tarih goru;;uyle kar;;lla;;tmmz: "Geriye bakmak ve muhasebe yapmak, ge~mi;;in amlannda, tariht kulturde avuntu aramak, ya;;h insanm i;;idn ve ya;;hhk ~agma ozgudur." Unzeitgemctsse Betrachtungen (Mevsimsiz Du~iinceler), lng. ~ev. Thoughts Out of Season, 1909, s. 65-66.

tarihin olgulan hi~tir, yorumsa her ~eydir. Nietzsche ilkeyi koymu~tur bile: "Bir goru~un yanh~hg;l ona kar~l ~lkmamlz i~in bir neden degildir... Sorun, onun ne ol<;ude hayatl surdurucu, hayatl koruyucu, turleri koruyucu, hatta turleri geli~tirici oldugudur. "26 Amerikan pragmatistleri daha bir ustu ortulu olarak ve daha az i~tenlikle aym ~izgiden gitmi~lerdir. Bilgi bir ama~ i~in bilgidir. Bilginin ge~erlilig;i amaCln ge~erliligine bag;hdlr. Fakat, boyle bir teorinin bne surulmedig;i yerde bile, uygulama daha az tedirgin edici olmaml~tl[. Ben, kendi ~ah~ma alammda, bu tehlikenin ger~ekliginden slynlmak i~in olgulann hakkl ~ig;nenerek yapllan a~m yorumlann pek ~ok brnegini gordum. Sovyet ve antiSovyet tarih~ilik okullannm kimi a~m urunlerine bakmamn, bazen 19. yUzyllm salt olgusal bir tarih yapIlabilecegini sanan hayali anlaYl~1i~in bir ~e~it ozlem yaratmasl hi~ de ~a~lrtlCl degildir. Oyleyse, 20. yuzYllm ortasmda tarih~inin olgulanna kar~l yukumlUlugunu nasll tammlayacaglz? Samnm, ben, 01gular, belgeler kar~lSlnda ~ok savruk davrandlglm su~lamasmdan kurtulmak i~in, son yIllarda belgeleri izlemek ve incelemek, tarihi eserimi geregince dipnotlanml~ olgularla doldurmak i~in yeterince zaman harcadlm. Tarih~inin, 01gulanna saygl gbsterme odevi olgulann dogru olmasml saglama yukumluluguyle bitmez. Ozerinde ~ah~tlgl konuyla ve onerdigi yorumla ~u ya da bu anlamda ilgili, bilinen ya da bilinebilecek butun olgulan i~in i~ine katmaya ~ah~mahdlr. Eger Victoria ~agmm Ingilizi'ni ahlakh ve mantlkh biri olarak gostermeye kalkI~acaksa, 1850'de Stalybridge Wakes'de olanlan unutmamahdlr. Fakat bu da , onun , tarihin ozsuyu olan yorumu bir kenara blrakabilecegi anlamlna gelmez. Meslekten olmayan bazIlan -yani universite dl-

~mdan ya da oteki akademik disiplinlerden arkada~lar- bana tarih~inin tarih yazarken nasi! <;ah~tlg;ml sorarlar. En yaygm sam, tarih~inin ~ah~malanm kesinlikle aYlrdedilebilir iki eyre ya da doneme aylrdlgl yolundadlr. Once, kaynak okuyarak ve defterlerini olgularla doldurarak uzun bir hazlrhk donemi ge~irir; soma bu bitince, kaynaklanm bir yana koyar, defterlerini ~lkanp, ba~tan sona kitabml yazar. Bu, bence inandmCl ve kabul edilir deg;ildir. ~unku, ana kaynak saydlklanmdan birka~ml okumaya ba~lar ba~lamaz, bana ~iddetli bir itilim gelir ve yazmaya ba~lanm mutlaka ba~mdan degil, bir yerinden, herhangi bir yerinden. Boylece, okuma ve yazma birlikte ilerler. Ben bir yandan okumaya devam ederken yazdlklanm <;ogahr, eksilir, yeniden bi~imlenir, Ylrtlhp atlhr. Yazma, okumaya kIlavuzluk eder, onu yonetir, verimli kIlar: Yazdlk~a neyi aradlglml daha iyi bilir, buldug;umun anlamml ve konuyla ili~kisini daha iyi kavranm. Belki bazl tarih~iler bu onyazlml, baZl ki~ilerin satran~ tahtasma ve oyuncusuna ba~vurmakslzm aklldan satran~ oynamalan gibi kalem-kag;lt ya da yaZl makinesi kullanmadan aklldan yaparlar; i~te bu, benim glpta ettigim, fakat taklit edemeyeceg;im bir tann vergisidir. Ben ~una inamyorum: Adma deg;er her tarih~i i~in, iktisat~llann "girdi" ve "~lktl" dedikleri iki sure~ aym zamanda ilerler, bunlar uygulamada bir tek surecin par~alandlr. Gnlan birbirlerinden aYlrmaya kalkar ya da birine oburunun ustunde bir oncelik tamrsamz, iki sapkmhktan birine du~ersiniz: Ya anlamslz ve onemsiz makas-zamk tarihi yazarsmlz yahut yazdlgmlz propaganda ya da tarihi roman olur, ge~mi~in olgulanm yalmzca tarihle hi~ ilgisi olmayan bir yazlyl suslemek i~in kullamrsmlz. Boylece, tarih~inin tarihin olgulan kar~lSlndaki tutumunu inceleyince nazik gorunen bir durumda kahrlZ: ~oyle ki, bir yanda nesnel olgular toplulug;u olarak savunulamaz bir
33

tarih teorisinin Scylla kayahgl, yorumun ko;;ulsuz olarak olgudan onde geli;,;i,ote yanda, e;,;derecede savunulamayacak tarihin olgulanm saptayan ve on1ara yorum1ama sureci ic,;indehakim olan tarihc,;inin zihninin oznel bir urunu diye gbren tarih teorisinin Charybdis girdabl; yani, aglrhk merkezi gec,;mi;,;te olan tarih gbru;,;u ile aguhk merkezi bugunde olan tarih gbru;,;u arasmda, hassas bir dikkat1e yo1 a1mak. Fakat gen,;ekte durumumuz gbrundugu kadar da nazik degildir. Bu konferans1ar boyunca olgu ve yorum ikiligiy1e ba;,;ka klhk1ar i<,;inde tekrar kar;';lla;,;acaglz - bze1 ve gene1, deneysel ve teorik, nesnel ve oznel. Tarihc,;inin yazglsl insan dogasmm bir yanslYl;';ldlr. Insan, be1ki ilk c,;ocuk1ugu ve ya;,;hhgmm sonu dl;,;mda, c,;evresiy1ebusbutun ili;,;kili ve ko;,;u1suzolarak onun etkisi altmda degildir. Ote yandan, hi<,;bir zaman da <,;evresinden tumuy1e baglmslz ve onun kaYltSIZ;,;artslz efendisi de degildir. Insamn <,;evresiy1e ili;,;kisi tarih<,;inin konusuyla olan ili;,;kisidir. Tarih<,;i olgulanmn ne aciz bir kblesi ne de zalim bir efendisidir. Tarih<,;iyleolgulan arasmdaki ili;,;ki bir e;,;itlik, bir ah;,;veri;,;ili;,;kisidir. Du;,;unur ve yazarken bir an durup da "Ben ne yaplyorum?" sorusunu kendisine soran her tarih<,;inin bildigi gibi, tarih<,;i arahkslz bir bi<,;imde olgulanm yorumuna, yorumunu da olgulanna gbre kahplandlrma sureci i<,;indedir. Bun1ardan birine bncelik vermek imkanslzdlr. Tarih<,;ige<,;icibir olgular se<,;imive -kendisi gibi ba;,;kalarmca da yapI1ml;'; olan- 0 se<,;imin l;';lgmda 0 sec,;imin yapIIdlgl gec,;ici bir yorumla i;,;e ba;,;lar. Tarihc,;i, c,;ah;,;tlk<,;a hem yorum hem de 0lgu1ann sec,;imi ve slraya konmasl, birinin ya da btekinin etkile;,;imiyle, ince ve belki bir blc,;ude bilinc,;siz degi;,;iklik1ere ugrar. Tarihc,;i bugununun bir parc,;asl ve olgularsa gec,;mi;,;e olduklanndan, bu kar;';lhkh etkile;,;im, ait aym zamanda bugun ile gec,;mi;,; rasmda bir kar;';lhkhhgl a i;,;ini<,;inekatar. Tarih<,;ive tarihin olgulan birbirleri ic,;inge34

reklidir. Tarih<,;i0lgu1an olmakslZln kbksuz ve bo;,;, 01gu1ar tarihc,;ileri olmadan blu ve anlamslzdlr. Bundan bturu, "Tarih nedir?" sorusuna ilk cevablm ;,;uolacaktu: Tarihc,;iile 01gulan arasmda kesintisiz bir kar;';lhkh etkile;,;im sureci, bugun ile gec,;mi;,; arasmda bitmez bir diyalog.

2. Toplum ve Birey

Toplumun mu bireyin mi once geldigi sorusu, tavugun mu yumurtanm ml once geldigi sorusuna benzer. Bunu mannkI bir soru olarak alsamz da, tarihI bir soru olarak alsamz da, kar;;lt ve e;;it ole;;ude tek yanh bir ba;;ka onerme ile duzeltilmesi gerekmeyen, ;;oyle ya da boyle hie;;birhukum veremezsiniz. Toplum ve birey birbirlerinden aynlamaz, kar;;lt degil birbirlerine gerekli ve tamamlaY1Cldular. Donne'nm unlu sozleriyle: "Hie;;kimse kendi ie;;inde butun bir ada degildir, herkes kltanm bir pare;;asl, karamn bir kIsmldu.'" Bu, gere;;egin bir gorumlmudur. Ote yandan, klasik bireyci J .5. Mill'in ozdeyi;;ini aIm: "lnsanlar bir araya getirilince, ba;;ka bir oze donu;;mezler."2 Elbette donu;;mezler. Fakat yanh;; olan, onlann "bir araya getirilmi;;" olmadan once varolduklanm ya da herhangi bir oze sahip bulunduklanm du;;unmektir. Biz dogunca, dunya ustumuzde i;;lemeye ba;;lar ve bizi, salt biyolojik birimler olmaktan e;;lkanp toplumsal birimlere do1 Devotions upon, Emergent Occasions, No. 17. 2 ].5. Mill, A System oj Logic, 7, 1.

nu~turur. Her insan, tarihin ya da yazlh tarih oncesinin her doneminde bir toplumda dogmu~ ve daha ilk JIllardan ba~layarak bu toplumca kahplanml~tu. Kullandlgl dil, bireysel bir kaht deg;il, i\inde buyudug;u gruptan toplumsal bir edinmedir. Dil ve \evre, her ikisi de onun du~uncesinin nitelig;ini belirlemekte etkili olurlar; ilk fikirleri ona ba~kalanndan gelir. Pek guzel soylenmi~ oldugu gibi, toplumdan ayn birey, hem dilsiz hem de akllslz olurdu. Robinson Crusoe efsanesinin devam etmekte olan \ekiciligi, toplumdan baglmslz bir birey tasarlama \abasmdan ileri gelmektedir. Bu \aba ba~anslzhg;a ug;raml~tu. Robinson soyut1anml~ bir birey deg;il, Yorklu bir Ingilizdir. Kutsal kitabml yanmda ta~H, kabilesinin tannsma dua eder. Efsane ona hemen adaml Cuma'YI verir ve yeni bir toplumun kurulmasl ba~lar. Buna ili~kin bir ba~ka efsane Dostoyevski'nin Ecinniler romanmda, yetkin ozgurlugunu kamtlamak i\in kendini olduren Kirilov'un oykusudur. Intihar, bireye a\lk olan tek yetkin ozgur eylemdir; ba~ka her eylem ~oyle ya da boyle onun topluma uyelig;ini i~in i\ine katar.3 Antropologlar genellikle, ilkel insanm uygar insandan daha az "birey" oldugunu, toplum tarafmdan daha \ok kahplandmldlg;lm soylerler. Bu, ger\egin bir par\asml i\ermektedir. Daha karma~lk ve geli~mi~ toplumlara oranla, basit toplumlar \ok daha ku\uk bireysel huner ve i~ \e~itlerine ihtiya\ duyarlar ve bu tur imkanlar hazlrlama anlammda, daha tekbi\imlidirler. Bu anlamda artan bireycilik, \agda~ geli~mi~ toplumun zorunlu bir urunudur ve bu toplumda tepeden tlrnag;a kadar etkindir. Fakat, bireyciligin bu ilerleyi~i ile toplumun buyuyen gucu ve birlig;i arasmda bir
3 Durkheim intiharla ilgili iinlii ~ah~masmda, toplumdan yahtllml~ bireyin du:umunu anlatmak i~in anomie terimini bulmu~tur. Bu, duygusal tedirginlige ve mnhara 6zellikle elveri~li bir durumdur; fakat yine Durkheim, intihann toplumsal ko~ullardan baglmslz olmadlgml g6stermi~tir.

kar~lthk gormek ciddl bir yanh~ olurdu. Toplumun ve bireyin geli~imi elele gider ve birbirini ko~ullar. Zaten, karma~lk ve geli~mi~ toplumla demek istedigimiz, bireylerin birbirlerine olan baglmhhklannm geli~mi~ karma~lk bi\imler aldlgl toplumlardlr. <;:agda~bir ulusal toplulugun bireylerinin nitelik ve du~uncelerini kahplanduma, onlar uzerinde belli bir benzeyi~ ve tekbi\imlilik derecesi olu~turma gucunun, ilkel bir kabile toplulug;undan daha az oldugunu sanmak tehlikeli olurdu. Biyolojik farkhhklara dayanan 0 eski ulusal ki~ilik kavrammm yanh~hgl \oktan anla~llnll~tu; fakat degi$ik ulusal ki~ilik farklanm yadslmak zordur. "Insan dogasl" denilen kaypak ~ey, ulkeden ulkeye, \agdan \aga 0 kadar \ok degi~mi~tir ki, onu egemen toplumsal ko~ullann ve goreneklerin bi\imlendirdigi bir tarihi olgu saymamak gu\tur. Sozgelimi, Amerikahlar, Ruslar ve Hintliler arasmda pek \ok farkhhklar vardlr. Fakat, bu farkhhklann banlan, belki de en onemlileri, bireyler arasmdaki toplumsal ili~kiler ya da ba~ka bir deyi~le, toplumun nasll orgutlenmesi gerektigi konusunda farkh tutumlar bi\imini ahrlar; boylece, Amerikan, Rus ve Hint toplumlan arasmdaki farkhhklann incelenmesinin, genel olarak Amerikan, Rus ve Hint bireyleri arasmdaki farklan incelemenin belki de en iyi yolu oldugu anla~llabilir. Uygar ins an da ilkel insan gibi, onun toplumu kahplandlrdlgl kadar etkinlikle toplum tarafmdan kahplandmlml~tlr, yumurtaslz tavuk elde edilemeyecegi gibi, tavuksuz da yumurta elde edilemez. Batl dunyasmm i\erisinden daha yeni yeni slynldlgl, dikkate deg;er, ayncahkh tarih donemi bunlan bizden gizlemi~ olmasaydl, bu apa\lk ger\ekler ustunde durmak gereksiz olurdu. Bireycilik kultu, \agda~ tarihi efsanelerin en yayglmdlr. Burckhardt'm, ikinci aynml "Bireyin Geli~imi" alt ba~hgml ta~lyan Italya'da R6nesans Kiiltiirii kitabmm unlu anlatlmma gore, 0 zamana dek kendisinin "yalmzca bir uk,
39

halk, parti, aile ya da lonca uyesi" olarak bilincinde bulunan ki~inin, en sonunda "ruhu olan bir birey oldugu ve kendini boylece tamdlgl" Ronesans'la birlikte birey kultu ba~laml~tlr. Eu kult daha soma kapitalizmin ve Protestanhgm yukseli~i, Endustri Devrimi'nin ba~langlCl ve laissez-faire ogretileri ile birle~tirilmi~tir. Franslz Devrimi'nin ilan ettigi Insan ve Yurtta~ Haklan, aslmda birey haklanydI. Eireycilik, 19. yuzYllm unlu faydaClhk felsefesinin dayanaglydI. Victoria c,;aglliberalizminin karakteristik bir belgesi olan, Morley'in Uzla?ma VsWne (On Compromise) denemesi, bireycilige ve faydaClhga "insan mutluluk ve genliginin dini" demektedir. "Ha~in bireycilik" insan ilerlemesinin temeliydi. Eu, belirli bir tarihl donemin ideolojisinin yetkinlikle saglam ve gec,;erli bir analizi olabilir. Fakat benim burada belirtmek istedigim ~udur ki, <;,:agda~ dunyanm dogu~una e~lik eden, gitgide artan bireycilik, uygarhgm ilerlemesinin olagan bir surecidir. Toplumsal bir devrim, erk yerlerine yeni toplumsal gruplar getirdi. Her zaman oldugu gibi, bu, bireyler tarafmdan ve bireysel geli~me ic,;inyeni imkanlar sunarak yapllml~tlr; kapitalizmin ilk a~amalannda uretim ve dagltlm birimleri geni~ olc,;ude tek tek bireylerin elinde 01dugundan yeni toplumun ideolojisi, toplumsal duzende bireysel giri~kenligin rolu ustunde lsrarla durmu~tur. Fakat butun bu surec,;, tarihi geli~im ic,;indeozgul bir a~ama gosteren toplumsal bir surec,;ti. Ve bu bireylerin topluma kar~l ayaklanmasl ya da bireylerin toplumsal slmrlamalardan kurtulmasl terimleriyle ac,;lklanamaz. Eu geli~imin ve bu ideolojinin adak noktasl olan Eatl dunyasmda bile, tarihin bu doneminin sana erdigini gosteren pek <;,:ok i~aret vardlr: Eurada benim, kitle demakrasisi denilen ~eyin yukseli~i ya da iktisadi uretim ve orgutlenmenin bireyin aglr bastlgl bic,;imleri yerine, derece derece kolektifligin aglr bastlgl bic,;imlerin ge<;,:i~i ustunde durmam
40

gerekmez. Fakat, bu uzun ve verimli donemin ortaya koydugu idealaji, Eatl Avrupa'da ve Ingilizce konu~ulan butun ulkelerde halen ba~at bir guc,;tUr.Soyut terimlerle, ozgurluk ile e~itligin ya da birey ozgurlugu ile toplumsal adaletin arasmdaki gerilimden soz ederkL.l sava~lann sayut fikirler arasmda almadlgml unutmak egilimindeyizdir. Ashnda, bunlar kendi ba~lanna bireyler ile kendi ba~ma toplum arasmda degil, toplumdaki birey kumeleri arasmdaki c,;atl~malardlr: Her biri kendine uygun taplumsal palitikalan ilerletmeye ve buna aykm taplumsal palitikalan ise engellemeye ugra~lr. Artlk, buyrtk bir toplumsal hareket demeye gelmeyip, bireyle toplum arasmdaki yanh~ kar~lthk anlamml ta~lyan bireycilik, bugun c,;lkan olan bir grubun slogam olmasl ve tartl~mah niteligi nedeniyle de, dunyada neler alup bittigini anlamamlZIn bir engelidir. Eireyi arac,;, toplum ya da devleti amac,;olarak goren sapkmhga kar~l bir c,;lkl~alarak birey kultu aleyhine soyleyecek bir ~eyim yak. Fakat, eger, toplumun dl~mda duran sayut bir birey fikriyle i~ gormeye kalkl~lrsak, ne gec,;mi~ne de bugun ustune ger<;,:ek anlabir YI~avarabiliriz. Eu, beni, uzunca bir suredir ac,;tlglmparantezin ozune getiriyor. Tarihin sagduyulu goru~u, tarihi bireyler hakkmda bireylerce yazllml~ bir ~ey diye ele allr. Eu goru~, kesinlikle 19. yuzyll liberal tarihc,;ilerince kabul edilip, geli~tirilmi~tir ve ozunde yanh~ degildir. Fakat ~imdi fazla basitle~tirilmi~ ve yetersiz gorunmektedir; bunu daha derinlemesine ara~tlrmamlz gerekiyor. Tarihc,;inin bilgisi ba~kalanna kapah bireysel mulku degildir: Herhalde pek c,;akku~ak ve pek c,;ok degi~ik ulke insanlan onun toplanmasma katI1ml~lardlr. Tarihc,;inin, eylemlerini yazdlgl ki~iler bir bo~luk ic,;inde hareket eden, yahtllml$ kimseler degildir: Onlar ge<;,:mi~ir topb lumun i<;,:indeve onun etkisi altmda hareket etmi~lerdir. Ge<;,:enkanu~mamda tarihi kar~lhklI bir etkile~im sureci,
41

bugllnde ya~ayan tarihr;i ile ger;mi~in olgulan arasmda bir diyalog olarak tammlaml~tlm. Simdi, denklemin iki yanmdaki, bireysel ve toplumsal ogelerin gorece aglrhklanm ara~tumak istiyorum. Tarihr;iler nereye kadar tek tek bireylerdir, nereye kadar kendi toplum ve donemlerinin urunudurler? Tarih olgulan nereye kadar tek tek bireyler hakkmdaki olgular, nereye kadar toplumsal olgulardlr? Oyleyse, tarihr;i de bir bireydir. Oteki bireyler gibi, 0 da aym zamanda bir toplumsal olaydlr, ait oldugu toplumun hem llriinii, hem de isteyerek ya da istemeyerek sozciisudur; tarihI ger;mi~in olgulanna i~te bu slfada yakla;m. Bazen tarihin gidi~inden "yuruyen bir toren alaYl" diye soz ederiz. Bu, hakh biT benzetmedir - yeter ki, tarihr;i kendini lSSlZbir kayahktan r;evresine bakan bir kartal ya da toren hlrsiisunde onemli hir ki~i saymaya kalkl~masm. Bunlann hir;biri degildir! Tarihr;i, alaym bir ba~ka bOlumunde yorgun argm yuruyup giden bir ba~ka golgeli ki~idir yalmzca. Toren alaYl donup dola~tlgl, bir saga bir sola Saptlgl, bazen tam geriye katlandlgl, farkh kesimlerinin birbirlerine gore durumlan siirekli olarak degi~tigi ir;in, ornegin bugun Ortar;aglara dedelerimizin 100 Yllonce oldugundan r;ok daha yakm bulundugumuzu ya da Caesar r;agmm bize Dante r;agmdan daha yakm durdugunu soylemek pekala mumkundur. Ger;it alaYl -ve onunla birlikte tarihr;i de- ilerledike, yeni gorunumler ve yeni goru~ ar;llan belirir. Tarihr;i tarihin bir parr;asldlr. Tarihr;inin bu ger;it alaYl ir;inde kendini buldugu nokta, onun tarihi goru~ ar;lSlm belirler. Bu, dogrulugu besbelli soz, inceledigi donem, tarihr;inin ya~adlgl zaman a uzak oldugunda da, daha az "dogru" degildir. Ben eski tarih okuturken, bu konudaki klasikler -herhalde ~imdi de oyledir ya- Grote'nin Yunan Tarihi (History of Greece) ile Mommsen'in Roma Tarihi (Romische Geschichte) idi. 1840'larda aydm bir radikal egilimli banker
42

olan Grote, yukselen ve siyasal anlamda ilerici Britanya orta slmfmm ozlemlerini (Perikles'in Benthamvari * bir reformeu, Atina'mnsa, dalgmhkla bir imparatorluk sahibi oluvermi~ diye gosterildigi) idealize edilmi~ bir Atina demokrasisi tablosunda canlandlrml~tu. Grote'nin Atina'daki kolelik 50rununu ihmalinin, onun bagh oldugu grub un fabrikalarda r;ah~an yeni Ingiliz i~r;i slmfmm sorunlanyla yuzyuze gelmekten kar;mmasmm bir yanslmasl oldugunu soylemek, fazla hayalci olmayabilir. Mommsen ise, 1848-49 Alman Devrimi'nin karga~a ve a~agI1aYIClhklan yuzunden, du~kInkhgma ugraml~ bir Alman liberaliydi. Realpolitik admm ve kavrammm r;lktlgl 10 yll ir;inde, yani 1850'lerde yazan Mommsen, Alman halkmm siyasal ozlemlerini gerr;ekle~tirmede ba~arlSlzhga ugramasmm geride buaktlgl bozuklugu duzeltecek gur;lu birine olan ihtiyar; du~uneesiyle dolmu~tu' , biz , onun Caesar'l idealize eden unlu du~uncesinin Almanya'yl harap olmaktan koruyacak gur;lu adama duydugu bu bzlemin urunu oldugunu, 0 etkisiz, geveze ve kaypak, savsaklaylCl, hukukr;u-politikaCl Cicero'nun 1848'de Frankfurt'un Paulikirche'sindeki tartl~malann ir;inden r;lklp geldigini anlamadlkr;a, Mommsen'in tarihine gerr;ek de~erini veremeyiz. Grote'nin Yunan Tarihi'nin bugun bize 10 5. yUzylldaki Atina demokrasisi kadar, 1840'lardaki 1ngiliz felsefecilerinin du~uncelerini de anlatabilecegi ya da 1848'in Alman liberallerine ne yaptlgml anlamaYl isteyenlerin, ana kitaplardan biri olarak Mommsen'in Roma Tarihi'ni almaSl gerektigi soylenseydi, bunu a~m bir paradoks saymazdlm. Bu, onlan bUyUk tarihl eserler olarak kur;ultmez. Bury'nin ar;l~ konu~masmda yarattlgl, Mommsen'in buyuklugunun Roma Tarihi'ne degil de, yazlt toplamasma ve Roma anayasa hukuku uzerine r;ah~masma dayandlgml one suren modaya
(*) Bentham: zofu. 19. yUzyJlm, kapitalizmi dolayh olarak savunan faydacl Ingiliz filo-

tahammllhim yok: Bu, tarihi, top lama eser dllzeyine indirmektir. Anlamh tarih, tarih~inin ge~mi~e bakI~l, bugllnlln sorunlanm kavraYl~mea aydmlatlldlgl zaman kesinlikle yaZllml~ olur. Mommsen'in eumhuriyetin YlkIh~mdan somaki Roma tarihine devam edememesi, genellikle hayretle kar~llanml~tlr. Gnun, bu i~ i~in zamam da yok degildi, imkam da, bilgisi de. Fakat, Mommsen tarih yazdlgl suada Almanya'da gll~lll adam henllz dogmaml~tl. Gnun etkin olarak ~ah~tlgl Ylllarda, sorun, bncelikle gll~lll adamm iktidara geli~inin ger~ekle~memi~ olmaslydl. Hi<;,:bir ey Mommsen'e bu ~ olguyu Roma zemini llstllne gbtllrmeyi esinlettirmedi, imparatorluk tarihi de yazIlmaml~ olarak kaldl. <:=agda~tarih~iler arasmdaki bu olguya ili~kin brnekleri ~ogaltmak kolaydlr. Ge~en konferanslmda G.M. Trevelyan'm Krali(;e Anne Doneminde Ingiltere'sini onun dikmi~ 01dugu, i~inde yeti~tigi Whig geleneginin bir amtl olarak sayglyla amm~tlln. ~imdi, <;,:ogumuzun Birinci Dllnya Sava~l'ndan bu yana akademik sahneye ~lkml~ en bllyllk Ingiliz tarih~isi saydlglmlz Sir Lewis Namier'in etkileyici ve anlamh ba~anlarma bir bakahm. Namier, ger~ek bir tutueuydu _ llstll biraz kazmmea yllzde 75 liberal ~lkan tipik bir Ingiliz tutueusu degil, Britanyah tarih~iler i~inde 100 Ylldan uzun bir zamandJr gbrmedigimiz tllrden bir tutueuydu. Ge~en yllzyllm ortasmdan 1914'e kadar bir Ingiliz tarih~isinin daha iyiye olan dl~mda, tarihI degi~meleri kavramasl zor bir ihtimaldi. 1920'lerde ise, degi~menin geleeek i~in korkuyla birlikte dll~llnlllmeye ba~landlgl ve aneak bir kbtllye gidi~ saylldlgl bir dbneme girdik ki, bu, tutueu dll~llncenin yeniden-dogu~ dbnemidir. Aeton'un liberalizmi gibi Namier'in tutueulugu da Kara Avrupasl temeline dayanmaktan kuvvet ve derinlik ahyordu.4 Fisher ya da Toynbee'nin tersine, Na4 Iki sava~ arasmdaki donemde dikkate deger tek Ingiliz tutucu yazan, Mr. TS Eliot'un da Ingiliz dogumlu olmamamn iistiinliigiinden yararlandlgma i~aret

mier'in 19. yllzyllliberalizmi i<;,:inde kbkleri yoktur ve ona duyulan bllyllk bzlemlerin basklsl altmda degildir. Birinci Dllnya Sava~l ve eksik kalml~ ban~m liberalizmin iflasml ilan etmesinden soma, tepki ~u iki bi~imden biri olarak gelebilirdi - sosyalizm ya da tutueuluk. Namier, tutucu tarih<;,:i olarak belirdi. Se~tigi iki alanda ~ah~tl ve her iki se~mesi de anlamhydl. Ingiliz tarihinde, egemen smlfm dllzenli ve aslmda durgun bir toplum i~inde konum ve erki, bl~lllll bir bi~imde ybnetebildigi en son dbneme geri dbndll. Birisi, Namier'i, ruhu tarihin dl~mda blrakmakla su~laml~tlr.5 Bu belki pek guzel dile getirilmi~ bir sbz degil, ama elqtirinin anlatmaya ~ah~tlgl nokta gbrlllebiliyor. Ill. George'un tahta ~lktlgl dbnemde siyasete henllz fikir bagnazhgl da, FranSlZ Devrimi'yle dllnyaya yayllaeak ve muzaffer liberalizm yllzyl1mda yol gbsterieilik edecek olan 0 tutkulu ilerleme inanel da bula~maml~tl. Daha ortada ne fikirler, ne devrim, ne liberalizm vardl: Namier, bize blitlln tehlikelerden uzak henllz gllvenli olan bir ~agm portresini vermeyi se~mi~ti, ne var ki bu gllven uzun sllrmeyeeekti. Fakat Namier'in ikinei konuyu se~mesi de e~it bl~llde anlamhdlr. Namier, Ingiliz, FranSlZ ve Rus devrimleri gibi ~agda~ bllyllk devrimleri atlaYlp, bunlar llstllne di~e dokunur hi~bir ~ey yazmaml~, ba~anslZhga ugraml~ bir devrim, liberalizm yolunda yllkselen umutlar i~in blltlln Avrupa'da bir gerileme, silahh gll~ler kar~lsmda fikirlerin, askerlerle kar~l kar~lya gelince demokratlann bo~lugunu gbsteren bir serimIerne olan 1848 Avrupa Devrimi llstllne, konusunun ta i~ine i~leyen bir ~ah~ma vermeyi se~mi~tir. Siyaset ciddI bir i~tir,
etmeye deger, herhalde. 1914'ten once Ingiltere'de yeti~mi~ hi~ kimse liberal gelenegin slmrlaYlcl etkilerinden tiimiiyle ka~amaml~tlr. 5 Ele~tirinin ash, 28 Agustos 1953 tarihli The Times Literary Supplement'daki "Namier"in Tarih Gorii~ii" ba~hkh irnzaslz bir yazlda ~oyledir: "Darwin, ruhu evrenin dl~mda bHakml~ olmakla su~lanml~tl, Sir Lewis de siyasal tarihin Darwin'i olmu~tur. Hem de birden ~ok anlamda."

bunun i<;:inefikirlerin sokulmasl hem gereksiz hem de tehlikelidir: Namier, "aydmlann devrimi" demekle, <;:lkardlgl dersi daha da belirgin kllml~tlr. Bizim vardlglmlz sonu<;:yalmzca bir <;:lkarsama degildir: C;:unku, her ne kadar Namier tarih felsefesi ustune sistematik hi<;:bir~ey yazmaml~sa da birka<;:yll once yaylmlanan bir denemede her zamanki a<;:lk11kve kesinligiyle goru~unu a<;:Iklaml~tlr:"lnsan, siyasal ogreti ve dogmalarla zihninin serbest<;:e<;:a11~masml kadar az ne engellerse, du~uncesi i<;:in0 kadar iyidir." Ruhu tarihin dl~mda blraktlgl yolunda kendisine yoneltilen su<;:lamaYlreddetmeyerek andlktan soma, sozlerine ~oyle devam eder: Ban siyaset felsefecileri, "blkkm bir ara"dan ve bu ulkede gend siyaset ustune ;,;imdikitartl;,;mayoklugundan yaklmyorlar; her iki parti de somut sorunlara pratik c;:ozumler ararlarken, programlan ve ilkeleri unutuyorlar. Fakat, bu tutum bana daha yttksek bir ulusal olgunlugun i;,;aretigibi gorunuyor ve ben kendi paYllua, yalmzca siyaset felsefecisinin c;:ah;,;malanylangellenmeksizin bunun uzun zaman e surmesini diliyorum ..6 Bu g6ru~e ;;u anda kar;;l <;:lkmak istemiyorum: Bundan sonraki bir konferanslma saklayacaglm. Burada amaClm, yalmzca iki onemli ger<;:egigostermek: Birincisi, tarih<;:inin kendisinin konuya yakla;;lmmdaki hareket noktasml kavramadlk<;:a, onun <;:ah;;masmltam olarak anlayamaz ya da degerini veremeyiz, ikincisi, 0 hareket noktasmm kendisi toplumsal ve tarihI bir temelden kaynak ahr. Marx'm bir yerde dedigi gibi egitimcinin kendisinin de egitilmesi gerektigi unutulmamahdlr; <;:agda;; ille soylemek gerekirse, beyin Yld kayan kimsenin kendi beyni de Ylkanml;;nr. Tarih<;:i,tarih yazmaya ba;;lamadan once, tarihin urunudur.

Az once kendilerinden soz ettigim tarih<;:ilerin -Grote ve Mommsen'in, Trevelyan ve Namier'in- her biri adeUi tek bir toplumsal ve siyasal kahba dokulmu~lerdir; onceki ve somaki <;:ah;;malanmn arasmda belirgin hi<;:bir bakt;; degi~ikligi olmaml;;tu. Fakat, hIZll degi;;im donemlerinde, baZl tarih<;:iler,yazI1annda bir toplumu ve bir toplumsal duzeni degil, ardarda farkh duzenleri yansltml;;lardu. Buna benim bildigim en iyi ornek, hayan ve <;:ah;;masuresi, ah;;I1madlk bi<;:imde uzun olan ve ulkesinin yazglSlndaki devrimci ve ~iddetli bir dizi degi;;imi kapsayan unlu Alman tarih<;:isi Meinecke'dir. Aslmda, burada, her biri farkh bir tarih doneminin sozcusu olan ve belliba;;h u<;:eserinde dile gelen u<;:ayn Meinecke vardlr. 190Tde yaYlmlanan Weltburgerthum und Nationalstaat (Kozmopolitiklik ve Ulusal Devlet) kitabmdaki Meinecke, Bismarck'm devletinde Alman ulusal ulkulerinin ger<;:ekle~mesini guvenle gorur ve (Mazzini ve ondan somaki pek <;:ok19. yuzyll du~unuru gibi) ulus<;:ulugu evrenselligin en yuce bi<;:imiyle bir tutar: Bu, Bismarck <;:agmaeklenen barok Wilhelm doneminin urunuduro 1925'te yaYllulanan Die Idea der Staatsriison (Kamu Yaran Fikri) kitabmm Meinecke'si Weimar cumhuriyetinin bolunmu;; ve ~a~kmla~ml;; kafaslyla konu~ur: Siyaset dunyasl, raison d'etat (kamu yaran eregi) ile siyasetin dl;;mda olan, fakat son kertede devlet hayatml ve guvenligini a~amayan bir ahlak arasmda sonu<;:lanmaml;; bir <;:arpl;;maalam haline gelmi~tir. Sonunda, Nazi tufamyla universiteden uzakla~tlnldlktan soma, 1936'da yaYlmlanan Die Entstehung des Historismus (Historisizmin Kokeni) kitabmm Meinecke'si, "Olan her ~ey hakhdu" demeye gelen bir historisizme kar;;l <;:lkarakve tarihI gorecilik ile akI1ustu bir mutlakhk arasmda tedirginlikle gidip gelerek, bir umutsuzluk <;:lghglatar. En sonunda Meinecke ya;;hhgmda ulkesinin 1918'den daha ezici bir askeri yenilgi altmda ezildigini
47

gordugu zaman, 1946'daki Die Deutsche Katastrophe (Alman FelaketO kitabmda c;aresizlikle, kor yazgmm insafma kalm1~ bir tarih inam~ma sapar.7 Burada, bir psikolog ya da biyografici, birey olarak Meinecke'nin geli~imiyle ilgilenebilirdi: Tarihc;iyi ilgilendirense, Meinecke'nin tariM gec;mi~ ic;inde ya~anan zamanm birbirini izleyen ve keskin bir bic;imde birbirine kar~lt uC;-hatta dort- donemini yanslt1~ bic;imidir. Ya da ulkemize daha yakm onemli bir ornek alahm. liberal partinin Ingiliz siyasetinde etkin bir guC; olmaktan henuz c;lktlgl, putkmci 1930'larda, Profesor Butterfield buyuk ve hakh bir ba~an toplayan The Whig Interpretation of History (Tarihin Whig Yorumu) adh kitabml yazdI. Bu, birc;ok baklmdan dikkate deger bir kitaptl - en azmdan, Whig yorumunun yadsmmasma 130 sayfadan fazla yer aYlrdlgl halde (bir indeks yardlml olmakslzm gorebildigim kadanyla) tarihc;i olmayan Fox dl~mda tek bir Whig ya da Whig olmayan Acton dl~mda tek bir tarihc;i adl vermeyi~i baknmndan.8 Fakat, kitabm aynntr ve kesinlikteki eksikliklerini, parlak saldmsl denkle~tirmektedir. Okurda Whig yorumunun kotU bir ~ey oldugu hakkmda hic;bir ~uphe blrakmaz; bu yoruma kar~l saldmlanndan biri de, "gec;mi~i ya~anan zamana atrDa incelemesi"dir. Bu noktada Profesor Butterfield aC;lkve sert konu~ur: Gec,:mi~i, boyle denebilirse tek gozu ic,:indeya~anan zamana dikerek incelemek, tarihteki butun sapkmhklann ve
7 Burada Die Idea der Staatsrason'un Machiavellism adlyla yaYlmlanan bir Ingilizce ~eviri5ine yazdlgl iinsiiziinde, Meinecke'nin geli~iminin parlak bir analizini apan Dr. W Stark'a bor~Iuyum; ancak Dr. Stark, belki, Meinecke'nin ii~iincii diinemindeki akIliistiicii iigeyi abartmaktadlr. 8 H. Butterfield, The Whig Interpretation oj History, 1931; yazar s. 67'de "i~erikten soyutlanml~ usavurma"ya kar~l "saghkh bir tiir giivensizligi" oldugunu teslim etmektedir.

safsatamn kaynagldlr... Bu, "tarihe aykm" sozuyle demek istenenin ozudur.9 12 yrl gec;ti. Putkmclhk modasl bitti. Butterfield'in ulkesi slk slk denildigi gibi, Whig geleneginde somutla~an anayasal ozgurlukleri savunmaSI iC;in, "boyle denebilirse tek g~zunu ic;inde ya~anan zamana dikerek" surekli olarak gec;ml~e deginen buyuk bir onderin yonetimi altmda sava~a gird~. 1944'te yaYlmlanan The Englishman and His History (lngllizler ve Tarihleri) adh kuc;uk kitapta Butterfield, yalmzca tarihin Whig yorumunun tek "lngiliz" yorum olduguna karar vermekle kalmaz, co~kuyla "lngilizlerin tarihleriyle aralanndaki bagla~ma"lanndan ve "bugunle dunun evliligi"nden de sozeder.lO Bu goru~ degi~tirmelere dikkati c;ekmekle du~manca bir ele~tiri yapml~ olmuyorum. Amaclm, birinci Butterfield'i ikinci Butterfield ile yuzle~tirmek degil. Eger biri C;lklpda benim sava~tan one, sava~ srrasmda ve sava~ sonrasmda yazdlklanma bir goz atmak zahmetine katlansaydl, bunlarda en azmdan benim otekilerinde buldugum kadar apaC;lk c;eli~ki ve tutarslzhklar olduguna beni inandlrmakta hic;bir zorluk c;ekmeyeceginin de tamamlyla farkmdaynTI. Zaten, bakl~ aC;lsmda bazr kokten degi~iklikler yapmakslzm, son 50 yrlm dunyaYI sarsan olaylanm ya~aml~ oldugunu ciddiyetle one surebilen bir tarihc;iyi klskanmam gerektigini sanmlyorum. Benim amaClm, tarihc;inin ustunde c;ah~tIgl toplumu nasll slklslkrya yanSlttIglm gostermekten ibaret. Akl~m ic;inde olan, yalmzca olaylar degildir. Tarihc;inin kendisi de akl~m ic;indedir. Bir tarih eserini ele aldlglm1zda, ba~sayfadaki yazann adma bakmak yeterli degildir Yaym ya da yaz1m tarihine de bakm - bu, kimi zam~n c;ok daha bile aC;lklaYlc1 olur. Eger filozof bize aym nehlre
9 H. Butterfield, The Whig Interpretation oJ History, 1931, s. 11,31-32.

10 H. Butterfield, The Englishman and His History, 1944, s. 4-5.

iki kere giremeyecegimizi soylemekte hakhysa, aym nedenIe, iki kitabm aym tarih<;;itarafmdan yazl1amayacagl da belki e;;it ol<;;udedogrudur. Ve, bir an i<;;in,bireysel tarih<;;iden tarihyazlmmdaki geni;; egilimler denebilecek ;;eylere bakacak olursak, tarih<;;inin ne ol<;;ude toplumun urunu oldugu daha da belirginle;;ir. 19. yuzyl1da Ingiliz tarih<;;ilerinin hemen hepsi tarihin akI;;ml ilerleme ilkesinin bir serimlenmesi olarak kabul etmi;;lerdir: Gnlar olduk<;;ahlZh bir ilerleme durumundaki bir toplumun ideolojisini dile getirmektedir. Ingiliz tarih<;;ileri i<;;in,tarih istenen yo Ida gidiyor gibi gorundugu surece, anlam doluydu; ;;rmdi yanh;; bir yone dondugune gore, artrk tarihin bir anlaml olduguna inanmak sapkmhk olmu;;tur. Birinci Dunya Sava;;l'ndan soma, Toynbee, tarihte dogrusal bir teori yerine -<;;oku;;halindeki bir toplumun karakteristik ogretisi olan- dongusel bir teoriyi koymak i<;;inumutsuzca bir giri;;imde bulundu.11 Toynbee'nin ba;;arlSlzhgl uzerine, Britanyah tarih<;;ilerin buyuk bir bolumu ellerindeki kartlanm atrp, tarihte genel hir model bulunmadlgml soylemek durumunda kalml;;lardlr. Ranke'nin ozdeyi~i ge<;;enyUzyJ!da ne kadar geni;; bir yaygmhk kazannll;;sa, Fisher'in bu anlama gelen bayagl bir sozu de 0 kadar yaygmhk kazanml~LJr.12 Eger birisi bana son 30 Yllm Britanyah tarih<;;ilerinin ugradlgl gonul degi;;ikliginin kendi yogun tefekkurlerinin ve hucrelerinde sabaha dek <;;ah;;malanmn sonucu 01dugunu soylerse, buna kar;;l <;;lkmaYIgerekli bulmam. Fakat ben bu bireysel du;;unu;;u ve sabahlara dek <;;ah;;maYI toplumsal bir olgu, 1914'ten bu yana toplumumuzun goruII Roma Imparatorlugu'nun batI~mda, Marcus Aurelius, "~imdi biitun olanlann ge<;mi~te de oldugunu, gelecekte de olacagml" du~unerek kendini avuttu (Kendime DU~iinceler, To Himself, 10, s. 27); pek iyi bilindigi gibi Toynbee bu dU~iinceyi Spengler'in Batmm C;;6kii~ii'ndenalml~tIr.

numunun niteligindeki temelli bir degi;;imin urunu ve anlatlml saymaya devam ederim. Bir toplumun niteliginin, ne tur tarih yazdlgl ya da yazmadlgmdan daha guvenilir bir gostergesi yoktur. Hollandah tarih<;;iGeyl, Napoleon For and Against (Napoleon Lehinde ve Aleyhinde) adlyla Ingilizceye <;;evrilenbUyUleyici incelemesinde, 19. yuzYJI Franslz tarih<;;ilerinin birbirleri ardmdan Napoleon hakkmdaki yargllanmn yuzYll boyunca FranSlZ siyaset hayatl du;;uncesinin degi;;en ve <;;atl;;an kahplanm nasIl yanSlttlgml gostermektedir. Tarih<;;ilerindu;;unceleri de oteki insanlannkiler gibi zaman ve yer ortamlyla kahplanml;;tlr. Bu ger<;;egitamamlyla teslim eden Acton', bundan tarihin kendi i<;;indebir slynlma yolu araml;;tu:
Tarih, bizi yalmz ba~ka zamanlann tiranhgmdan uygunsuz etkisinden da

degil, kendi zamammlzm uygunsuz etkisinden, c;evrenin ve soluk aldlglmlz havamn basmcmdan
B

kurtaran ~ey olmahdlr

Bu belki tarihin rolunun degerlendirilmesinde a;;m bir iyimserlik gibi gelebilir. Fakat, ben, kendi durumunun en <;;okbilincinde olan tarih<;;inin onun ustesinden gelmeye ve kendi toplumu ve gorunumuyle oteki donemlerin ve oteki ulkelerin toplumlannmkiler arasmdaki farklann oz niteligini degerlendirmeye, kendisinin toplumsal bir olgu degil, bir birey oldugunu yuksek sesle one suren tarih<;;iden daha yetenekli oldugunu du;;unmek egilimindeyim. byle anla;;lhyor ki, insamn toplumun ve tarihi konumunun us tune <;;1kabilmesi kendinin ona kan;;ml;;hgmm derecesini gorebilme duyarhglyla ko;;ullanml;;tlr. 11k konferanslmda ;;oyle soylemi;;tim: Tarihten once tarih<;;iyiinceleyiniz. Simdi buna ;;unu ekliyorum: Tarih<;;iyi

12 Avrupa Ta,-ihi'ne (History of Europe) 4 Arahk 1934 tarihli 6ns6z.

incelemeden once de, onun tarihI ve toplumsal e;;evresini inceleyiniz. Tarihe;;i,bir birey olarak aym zamanda hem tarihin hem de toplumun bir urunudur; tarih ogrencisi i~te onu bu ikili l~lk altmda gormeyi ogrenmelidir. ~imdi tarihe;;iyibir yana blrakahm ve aym sorunun l~lgmda denklemimin oteki tarafml -tarihin olgulanm- ince1eyelimo Tarihe;;inin ara~tlrma konusu bireylerin davram;;lan mldlr yoksa toplumsal gue;;lerin i~leyi~i mi? Burada e;;oki~lenmi~ bir alana gee;;iyorum. Sir Isaiah Berlin birkae;;yI1once yaYlmlanan Tarihi Ka<:mtlmazllh (Historical Inevitability) adml verdigi parlak ve unlu denemesine -ki bu denemenin ana tezine ileriki konferanslanmda tekrar donecegim- Mr. T.S. ElioCun eserlerinden bir sozle ba~lar: "Engin ki;;ilikdl;;l gue;;ler"; bUtun deneme boyunca da, tarihte kesin etlnen olarak "engin ki;;ilikdl;;l gCl<;;ler"enananlarla alay eder. Tarihin Kbi tu Kral John* teorisi diyecegim ~eyin -tarihte 6nemli olanm bireylerin ki~ilik ve davram~lan oldugu goru;;unun- uzun bir gee;;mi~ivardlr. Tarihte yaratlCl gucun bireysel dehalar 01dugunu kamtlama istegi tarih biliminin ilkel duzeylerine 6zgudur. Eski Yunanhlar ge<;;mi~tekiba;;anlanm sozde onlardan sorumlu olan ad-buaklCl kahramanlann adlanyla anmak, destanlanm Homeros denilen bir ozana, yasa ve kurumlanm Lykurgos ya da Solon'a yakI~tlrmak egilimindeydiler. Aym egilim Ronesans'da yeniden belirir; nitekim biyografici-ahlake;;l Plutarkhos bu donem klasikleri canlandmhrken Antik donem tarih<;;ilerinden e;;okdaha unlu ve etkili bir ki~i olmu~tur. Ozellikle bu ulkede Clngiltere'de) hepimiz bu teoriyi anne1erimizin dizlerinin dibinde ogrendik; bugun bunda e;;ocukca, hie;;degilse e;;ocuksu bir ~ey oldugunu gbrebiliyoruz. Bunun toplumun daha basit oldugu, kamu i~leri(*) lngiltere'de,

nin, belli bir avue;;bireyce yurutuldugu gunlerde bir pare;;a akla yakm tarafl vardu. ZamammlZln karma~lk toplumunaysa, bu teori kesinlikle uymaz; ve 19. yuzYllda yeni sosyoloji biliminin dogu~u da, i~te bu artan karma~lkhga bir cevaptl. Ge1ge1e1im, eski gelenek zor yokoluyor. Bu yuzytlm ba;;lannda "Tarih buyuk adamlann biyografisidir" sozu hala ge<;;erli ir ozdeyi~ti. Daha 10 yl1 once ileri ge1en bir Amerikah b tarihe;;i,belki de pek ciddi olmayarak, meslekda~lanm "tarihi ki~ileri toplumsal ve ekonomik gue;;lerin kuklalan" sayarak "topluca katletmekle" su<;;laml~tlr.14 teoriye du;;kun Bu olanlar, gunumuzde bu y6nlerini bir e;;e~itutanmayla sakI amak egiliminde1er; fakat biraz aradlktan soma bu teorinin <;;okiyi bir anlatlmml Miss Wedgwood'un kitaplanndan birinin giri;; bolumunde buldum.
Insanlarm birey olarak davram~lan benim i<;;ingruplar ya da smlf1ar olarak davram~lanndan otekilerden daha ilgin<;;tir. Tarih ba~ka bir egilim kadar bu egilimle de yazllabilir; bu egilim ne daha fazla ne daha az yanh~ yonlendiricii<;;lerinde neler duyup kendi anlama gore neden oyle hareket ettiklerini dir. .. Bu kitap ... bu insanlann du~uncelerine yolunda bir giri~imdir.15

Bu sozler gayet kesin; Miss Wedgwood da tutulan bir yazar olduguna gore, eminim ki, pek e;;okkimse onun gibi du~unmektedir. Ornegin, Dr. Rowse bize Elizabeth sisteminin 1.James'in onu anlayamamasmdan oturu ylklldlgml, 17. yUzyl1 Ingiliz Devrimi'nin Stuart krallanmn ilk ikisinin aptalhgmdan ileri ge1en "rastlantlsal" bir olay oldugunu soyler.16 Dr.
14 American 15 Historical Review, cilt 56, No.1, Ocak 1951, s. 270.

c.v.

Wedgwood, The King's Peace, 1955, s. 17.

"Arslan Yurekli Richard"m karde~i olan John, iizellikle folklor (Robin Hood) veya Walter Scott'un romanlanndan edinilen bilin,ten dolaYI "kiitu" bir kral olarak bilinir. .

16 A.L. Rowse, The England of Elisabeth, 1950, s. 261-62, 3S2. Daha iinceki bir denemesinde, Mrs. Rowse'un "Bourbonlann IS70'ten soma Fransa'da monar~iyi yeniden kuramaYI~lannm nedeninin yalmzca Henry'nin ku,uk bir beyaz

Rowse'dan daha katl bir tarihc;i olan Sir James Neale bile, bazen Tudor monar~isinin neyi temsil ettigini aC;lklamaktan c;ok, Kralic;e Elizabeth'e alan hayranhgml anlatmaya hevesli gbrunmektedir; biraz bnce aktarma yapnglm denemede Sir Isaiah Berlin, tarihc;ilerin Cengiz Han ve Hitler'i kbtu ki~iler olarak ilan etmemelerinden muthi~ tedirgindir. Kbtu Kral John ve iyi Kralic;e Bess teorisi daha yeni zamanlara gelindikc;e bzellikle gec;er akc;e olmaktadu. Komunizme "Karl Marx'm beyin urunu" demek (bu inciyi borsaCllann bir sirkulerinden aldlm), onun kbkenini ve niteligini analiz etmekten, Bol~evik Devrimi'ni II. Nikola'nm aptalhgma ya da Alman alnmna yormak, derin toplumsal nedenlerini ara~nrmaktan, bu yUzyllm iki dunya sava~ml II. Wilhelm' in ve Hitler'in bireysel kusurlanmn sonucu diye gbrmek uluslararasl ili~kiler sisteminde yerle~ik birtakIm bozukluklann sonucu diye gbrmekten daha kolaydlr. Oyleyse, Miss Wedgwood'un sbzu iki bnermeyi birle~tirmektedir. Birincisi, insanlann birey olarak davram~lan, grup ya cia sllllflann uyeleri olarak davram~lanndan ayndlr ve tarihc;i 11 i 11 blllllardan biri yerine bteki ustunde daha fazla durmaYl SC\Il11'~llldebir uygunsuzluk yoktur. lkincisi, insanlann bire) l>larak davram~lanm incelemek, onlarm eylemlerinin bilinc;li durtulerini incelemekten ibarettir. Yukanda sbylediklerimden soma, birinci noktaYl i~lemeye gerek duymuyorum. Sorun, insam birey olarak ele alan gbru~un onu bir grubun uyesi olarak ele alan gbru~ten daha az ya da c;ok yamltlCl olu~u degildir; yamltlcl olan, ikisi arasmda bir aynm yapmaya kalkl~maktlr. Birey, tamml geregi bir toplumun, belki de -adma grup, slmf, kabile, ulus ya da ne isterseniz deyin- birden c;ok toplumun uyesidir. 11k
bayraga du~kunlugu oldugunu du~unen tarih~ileri" aYlpladlgma i~aret etmek yerinde olur. (The End oj an Epoch, 1949, s. 257); ama, boyle ki~isel a~lklamaIan belki de Ingiliz tarihi i~in sakhyordur.

biyologlar kafeslerde, akvaryumlarda ve vitrinlerdeki ku~, vah~i hayvan ve bahk tttrlerini smlflamakla yetinmi~, ya~ayan canh yaranklan kendi ortamlanyla ili~kileri ic;inde incelemeye c;ah~maml~lardl. Belki toplum bilimleri bugun bu ilkel duzeydenhenuz tamamlyla C;lkmaml~lardu. BazI1an, bireyin bilimi olarak psikolojiyle, toplumun bilimi olarak sosyolojiyi aymrlar. Butun toplumsal sorunlan bireysel insan davram~lanmn analizine indirgeyen gbru~e "psikolojizm" adl verilmi~tir. Fakat, bireyin ic;inde ya~adlgl toplumsal ortaml incelemeyi bir yana blrakacak bir ruhbilimci pek ileri gidemeyecektir.17 lnsam bir birey olarak ele alan biyografi ile insam bir butunun parc;asl olarak ele alan tarih arasmda aynm yapmak ve iyi biyografi kbtu tarih olur, demek c;ok c;ekicidir. Acton bir keresinde ~byle demi~tir: "lnsanm tarih gbru~unde hic;bir ~ey, bireysel ki~ilerin esinledigi ilgiden daha buyuk yanh~hk ve hakslzhga yol ac;amaz."18Fakat bu aynm da gerc;ege uygun degildir. G .M. Young'un Victorian England (Victoria C:=agl ngilteresi) kitabmm ba~ma l koydugu "U~aklar insanlar hakkmda konu~ur, kibarlar ~eyler hakkmda tartl~lr" ~eklindeki Victoria c;agl bzdeyi~inin arkasma da slgmmak istemem.19 Bazl biyografiler tarihe
17 Yine de ~agda~ ruhbilimciler bu yanh~tan oturu mahkum edilmi~lerdir: "Bir grup olarak psikologlar bireyi toplumsal bir sistem i(inde i~ goren bir birim olarak ele almaktan ~ok, ortaya ~lktlktan soma toplumsal sistemlere ~eki! verecek somut bir insan olarak ele alml~lardlr. Boylece kategorilerinin oze! bir anlamda soyut oldugunu hesaba katmaml~lardlr." Profesor Talcott Parsons'un (Max Weber'in The Theory oj Social and Economic Organization, 1947, s. 27) kitabma yazdlgl onsozde. A~aglda (son bolumde) Freud'!a ilgili sozlere de baklmz. 18 Home and Foreign Review, Ocak 1863, s. 219. 19 Bu fikir, Herbert Spencer'in The Study oj Sociology kitabmm ikinci bolumunde, onun en aglrba~h uslubuyla i~lenmi~tir: "Eger birinin zihinsel ~apml kabaca tahmin etmek isterseniz, bunu en iyi konu~masmdaki genellemelerin ki~iliklere oramm gozlemekle yapabilirsiniz. Bireyler hakklndaki basit ger~eklerin yerini, insanlann ve ~eylerin ~ok sa)'lda deneyiminden ~lkartllml~ ger~ekler ne kadar alml;<tlr? Boyle pek ~ok o\yme yapmca, goriirsunuz ki, insan i~leri ustune biyografik bir gorii~un ustune ~lkabilenler, ~uraya buraya dagIiml~ birka~ ki~iden ibarettir."

ciddI katkilardlr: Benim kendi alammda Isaac Deutscher'in Stalin ve Tro<;kibiyografileri bunun parlak ornekleridir. Bazllan ise tarihI romanlar gibi edebiyata aittirler. Profesor Trevor-Roper ~oyle demektedir: "Lytton Strachey i<;in tarihI sorunlar her zaman ve yalmzca bireysel davram~ ve bireysel tuhafhk sorunlandlr ... Siyaset ve toplum sorunlan anlammda tariM sorunlan cevaplamaya haWl sormaya ise hi<;bir zaman kalkl~maml~tlr. "20 Hi<; kimse tarih yazmak ya da okumak zorunda degildir ve ge<;mi~ hakkmda tarih olmayan mukemmel kitaplar da yazI1abilir. Fakat samnm, gorenek, bize "tarih" kelimesini toplum i<;indeki insamn ge<;mi~ini ara~tlrma surecine aYlrmak hakkml vermi~tir. Ikinci nokta, yani, tarihin bireylerin "kendi du~uncelerine gore" neden "oyle hareket ettiklerini" ara~tlrmaya ili~kin oldugu, ilk bakl~ta <;ok garip gozukmektedir; Miss Wedgwood da, oteki akh ba~mda ki~iler gibi, kendi ogutledigi ~eyleri herhalde uygulamamaktadlr. Eger uygulaml~sa <;ok garip bir tarih yaZlyor olmah. Bugun herkes bilir ki, insanlar her zaman, hatta belki de genel olarak, tamamlyla bilincinde olduklan ya da a<;lk<;asoylemeyi isteyecekleri durtulerle hareket etmezler; tarih<;inin bilin<;siz ve a<;lklanmayan durtDlerin varhgml du~unmekten vazge<;mesi, <;ah~masma bilerek tek gozu kapah ba~lamasl demektir. Ne var ki, baZllanna gore tarih<;inin yapmasl gereken budur. Sorun ~udur: Kral John'un kotDlugunun a<;gozlulugunden ya da aptalhgmdan yahut tiran olma tutkusundan ileri geldigini soylemekle yetindiginiz surece, anaokulu duzeyinde bile anla~llabilir olan bireysel nitelik terimleriyle konu~uyorsunuz demektir. Ama bir kez, Kral John'un feodal baronlann gucunun yukselmesine kar~l yerle~ik <;lkarlann bilin<;siz aleti 01-

dugunu soylemeye ba~larsamz, yalmzca KralJohn'un kotu- . lugu hakkmda daha karma~lk ve fazla incelmi~ bir goru~ a<;ISIgetirmekle kalmaz, tarihI olaylann bireylerin bilin<;li eylemleriyle degil, onlann bilin<;siz isteklerini yoneten dl~ kaynakh ve tDmerkli kuvvetlerce belirlendigini ileri surmu~ olursunuz. Elbet bu sa<;madlr. Kendi paylma ben, Takdir-i HahI, Dunya Ruhu, Tecelli Etmi~ Kader, ba~harfi buyuk T ile Tarih ya da bazen olaylann akl~ml yonelttigi samlan oteki soyutlamalardan herhangi birine inanmlyorum; ve Marx'm ~u sozunu kaYltslz ~artslz kabul ediyorum:
Tarih hi<;bir :?eyyapmaz, buyok servetleri yoktur ve sava;;larda dogu:?mez. Her :?eyiyapan, sahip olan ve dogu;;en insandlr, sahici canh insan.21

Bu konuda benim belirtmek istedigim iki noktanm herhangi bir soyut tarih goru~uyle ilgisi yoktur ve salt deneyimsel gozlemlere dayanmaktadlr. Birincisi, tarihin geni~ ol<;ude bir saYI sorunu oldugudur. "Tarihin bUyDk adamlann biyografisi" oldugu yolundaki talihsiz iddiadan Carlyle sorumludur. Fakat onun en guzel yazI1ml~ve en buyDk tarihI eserinde dediklerine kulak veriniz:
A<;hk ve <;lplakhk ve 25 milyonun ci avukatlann, yuregini ezen kil.bus yerel soylula-

basklSl: Franslz Devrimi'nde birincil surukleyiciler, felsefezengin dukkil.n sahiplerinin, nn yaralanan gururlan ya da r,;eli:?enfelsefeleri degil, bunlar olmu;;tur; butUn ulkelerdeki benzer butun devrimlerde de boyle olacaknr.22

Ya da Lenin'in soyledigi gibi: "Siyaset kitlelerin bulundugu yerde ba~lar; ciddI siyasetin ba~ladlgl yer, binlerin degil

21 Marx-Engels,

Gesamtausgabe, I, 3, s. 625.

22 History of the French Revolution, III, 3, hI. 1.

milyonlann oldugu yerdir."23 Carlyle'm ve Lenin'in milyonlan, milyonlarca bireydir: Bununsa ki~ilikdl~l olmayla ilgisi yoktur. Bu sorun ustundeki tartl~malar, bazen adl belli 01mamayla ki~ilikdl~l olmaYI birbirine kan~tmr. Onlann adlanm bilmedigimiz ic;:inhalk halk olmaktan, birey de birey olmaktan C;:lkmaz.Mr. Eliofun "engin, ki~ilikdl~l guc;:ler"i, daha cesur ve daha aC;:lk sbzlu bir tutucu olan Clarendon'un "adl bile olmayan pis adamlar" dedigi bireylerdir.24 Bu adslz milyonlar oldukc;:a bilinc;:siz bir bic;:imde, birlikte eylemde bulunan ve toplumsal bir guc;:olu~turan bireylerdir. Tarihc;:inin, olagan ko~ul1arda, tek bir ho~nutsuz koyluyu ya da ho~nutsuz bir koyu ele aIm as 1 gerekmez. Fakat, binlerce koydeki milyonlarca ho~nutsuz koylu hic;:birtarihc;:inin yadslyamayacagl bir etmendir. ]ones'u evlenmekten cayduan nedenler, aym nedenler ]ones'un ku~agmdaki binlerce ba~ka bireyi de evlenmekten ahkoyamadlkc;:a ve bu, evlenme oranmda onemli bir du~u~ olu~turmadlkc;:a, tarihc;:iyi ilgilendirmez: Ama boyle olursa, soz konusu nedenler tarihY baklmdan pekala anlamh olabilirler. Hareketlerin azmhklarca ba~latlldlgl yol,ndaki beylik sozden rahatslz olmamlza da gerek yoktur. Biitun etkili hareketlerin c;:okaz sayrda onderi ve kalabahk bir izleyici kitlesi vardrr; fakat bu, kalabahklann onlann ba~ansmda ko~ul olmadlgl anlamma gelmez. Tarihte onemli olan saYllardrr. lkinci gozlemimin daha da c;:oktamklan vardlr. Pek c;:ok farkh du~unce okulundan yazarlar, birey olarak insan davram~lannm, c;:ogucaslonlan yapanlann hatta ba~ka herhangi birinin niyetli ya da istekli olmamr~ oldugu sonuc;:lan bulundugunu belirtmekte birle~mi~lerdir. Hlristiyanlar c;:ogu23 Lenin, Selected Works, 7, s. 295. 24 Bay Hobbes'un Leviathan adh kitabmdaki, Kilise ve Devlet a~lSlndan tehlikeli ve zararh hatalann klsaca gozden ge~irilmesi ve incelenmesi (1676 baslmh Ingilizce ash), s. 320.

casl bilinc;:li olarak kendi bencil C;:lkarlanic;:inhareket eden bireylerin, bilinc;:dl~lolarak Tann'nm isteklerinin araClSl 01duklarma inamrlar. Mandeville'in "ki~i kusurlan-kamu yararlan" bu bulu~un ilk ve bile bile paradoksal bir anlatlmlYdl. Adam Smith'in gizli eli ve Hegel'in, bireyler kendi ki~isel isteklerini yerine getirmekte olduklanna inamrlarken, onlan kendi ugruna c;:ah~tlranve kendi maksatlanna hizmet ettiren "aklm kurnazhgl", amlmaya degmeyecek kadar bilinen ~eylerdir. Ekonomi Politigin Ele~tirisi kitabmm onsozunde Marx ~oyle der, "uretim arac;:lannm toplumsal uretiminde insanlar, isteklerinden baglmslz olarak belirli zorunlu ili~kiler ie;:ine girerler." Tolstoy 5ava~ ve Ban~'ta Adam Smith'i ~oyle yankllar: "lnsan biline;:liolarak kendisi ie;:inya~ar; fakat insanhgm tarihi ve evrensel amae;:lanna eri~ilmesinde biline;:dl~l bir arae;:tu."25Burada, ~imdiden yeterince uzun olan bu antolojiyi toparlamak ie;:inProfesor Butterfield'in sozlerini aktaraYlm: "TarihY olaylann dogasmda tarihin akr~rm hie;:birinsanm du~unmedigi yonlere saptlran bir ~ey vardrr". 26Yalmzca tek tek kue;:uk yerel sava~larla gee;:en yuzYlldan sonra, 1914'ten beri iki buyuk dunya sava~l 01mu~tur. Bu olgunun akla uygun bir ae;:rklamasl olarak, 20. yuzyrlm birinci yansmda, 19. yuzyrhn son uC;:e;:eyreginde oldugundan daha e;:okki~inin sava~ istedigi ya da daha az ki~inin ban~ istedigi ileri surulemez. Herhangi bir bireyin 1930'lann buyuk iktisadi buhramm istemi~ ya da arzulaml~ olduguna inanmak gue;:tur. Ama, bu, hie;:~uphesiz her biri biline;:li olarak tamamryla farkh birtaklm amae;:lar pe~inde olan bireylerin davram~lanyla ortaya e;:lkml~trr.Bireyin niyetleriyle davram~lanmn sonue;:lan arasmda bir aynhk 01dugunun te~hisi, her zaman, geriye bakan tarihe;:iyi bekle25 L. Tolstoy, Sava~ ve Ban~, 9, bl. l. 26 H. Butterfield, The Englishman and His History, 1944, s. 103.

mek zorunda degildir. 1917 Mart'mda Hemy Cabot Logge, Woodrow Wilson hakkmda ~byle yazml~tl, "Sava~a girmek istemiyor, fakat samnm olaylar tarafmdan suruklenecek."27 Tarihin, "insan niyetleriyle ac,,:lklanmasl"28ya da ki~ilerin kendi durtuleri hakkmda kendilerinin sbyledi kleri ya da "bireylerin kendilerine gbre neden byle davranmls, olcluklan" temeline dayanarak yaZllabilecegini ileri surmek, ortada apa<;;lkduran ger<;;egekar~l c,,:lkmaktlr.Tarihin olgulan, ger<;;ektende insanlar hakkmda olgulardlr; ama bireylcrce, yahtlamm~ olarak yapl1ml~ davram~lar ya da bireylcrin gcr<;;ek yahut hayall olarak kenclilerini byle hareket ettircligini sandlklan durtuler hakkmda olgular clegildir. Bunlar, hir toplum ic,,:indebireylerin birbirleriyle olan ili~kileri vc hi reylerin kendi istedikleri sonu<;;larclan c,,:ogukez dcgis.ik, hazen de bunlara tam kar~lt sonu<;;lan olan birey davrallls.bnnclan olu~an toplumsal guc,,:ler hakkll1daki olgulardlr. Gec,,:enkonferanslmda sbzunu ettigim Collingwoodcu tarih gbru~unlln ciddt yamlgllanndan biri, tarihc,,:inin aras.lirmaSl istenilen bir hareketin arkasll1daki du~unceJlin 0 hareketi yap an bireyin dU~lll1Cesioldugu samslydl. Bu, yan"s. bir varsayllndlr. Tarihc,,:ininaras.tmnasl istenilen, harckctin arkasll1da yatan s.eydir ve bu, hareketi yapan bireyin bilill~:li clu~uncesinden ya da clurtusunden tamamlyla ilgisiz olabilir. Burada bas.kalduan ya da kars.l c,,:lkamn tarihleki rolu hakkmda bir ~eyler sbylemeliyim. Topluma bas.kaldmm bireyin yaygm portresini bne surmek, toplum ile birey arasmdaki yanhs. kar~lthgl yeniden sunmak olur. Hi<;;birtoplum tamamryla homojen degildir. Her toplum bir toplumsal anla~mazhklar meydamdlr, varolan otoriteye kar~l yer alanlar, otoriteyi tutanlar kadar 0 toplumun urunleri ve
27 B.W Tuchman'm The Zimmerman Telegram'mdaki almtJ. New York, 1958, s. 180. 28 Bu sozler, insan niyetleri a<;lsmdan tarih yazmamn sahk veriliyor gibi goriindiigu. Isaiah Berlin'in Historical Inevitability adh eserindedir, 1954, s. 7.

yanslmalandu. II. Richard ve Buyuk Katerina, 14. yuzY1I Ingilteresi'nde ve 18. yuzY1I Rusyasl'nda guc,,:lutoplumsal kuvvetleri temsil etmi~lerdir: Ama, Wat Tyler ve buyuk serf isyanlannm bnderi Pugac,,:evde byle idiler. Gerek hukumdarlar gerekse ba~kalduanlar, e~it blc,,:udekendi dbnemlerinin ve ulkelerinin bzgul ko~ullanmn urunudurler. Wat Tyler ve Pugac,,:ev'itopluma ba~kaldlran bireyler olarak tammlamak yamltlcl bir basitles.tirmedir. Eger butunuyle bbyle olsalardl, tarihc,,:inin onlardan hic,,:birzaman haberi 01mazdl. Tarihteki rollerini, bu kimseler izleyici kitlelerine borc,,:ludurlar ve toplumsal bir olgu olarak anlam ta~ular ya da hic,,:biranlam tas.lmazlar. Ya da daha incelmi~ bir anlamda, gbze c,,:arplCl ir ba~kaldmCl ve bireyciyi alahm. Gunub nlln toplumuna ve ulkesine Nietzsche kadar ~iddet1e ve kbklu tepki gbsteren pek az ins an vardu. Ama yine de Nietzsche Avrupa, bzellikle Alman toplumunun dogrudan bir urunuydu - <:;in'de ya da Peru'da olu~amayacak bir olguyduo Nietzsche'nin blumunden bir ku~ak soma, bu bireyin anlatlm kazandlrdlgl Avrupah ve bzellikle Alman toplumsal guc,,:lerinin ne kadar kuvvetli oldugu, onun c,,:agdas.lannm gbrdugunden daha buyuk bir ac,,:lkhklaortaya c,,:lktl: iN etzsche kendi ku~agl ic,,:in oldugundan c,,:ok, omaSl ic,,:in s daha anlamh bir ki~i oldu. Ba~kaldlranm tarihteki roluyle bUyUk adamlannki arasmda baZl benzer yanlar vardlr. lyi Kralic,,:e Bess okulunun bzel bir brnegi olan, tarihin buyuk adam teorisinin, -arada slrada sevimsiz yuzunu gbstermekle birlikte- son Ylllarda artlk modasl gec,,:mi~tir.kinci Dunya Sava~l'ndan soma yaYlmlanl maya ba~layan populer bir tarih kitaplan dizisinin duzenleyicisi, yazarlanm "bnemli tarih konulanna bUyUk adamlann biyografileri yoluyla girmeye" c,,:aguml~tl.A.j.P. Taylor da ku<;;ukdenemelerinden birinde bize, "c,,:agda~ Avrupa'nm tarihi uc,,:tiran a<;;lsmdan yazI1abilir: Napoleon, Bismarck ve
61

Lenin"29 demi;;tir, ne var ki onun daha ciddi yazllannda boyle kaba bir giri;;ime atllmadlgml goruyoruz. Tarihte buyttk adamm rolu nedir? Buyttk adam bir bireydir ve yttkselmi;; bir birey olarak da, yuksek degerde bir toplumsal olguduro Gibbon ;;u g6zlemde bulunmu;;tu: "Zamamn ustun ki;;iliklere uygun olmasl gerektigi, apaC;lkbir gerc;;ektir; Cromwell ya da Retz'in dehasl, bugun belki de karanhkta yitip giderdi. "30 Marx, Louis Bonaparte'm Onsekiz Brumaire'inde kar;;lt bir olguyu ortaya koymu;;tur: "Fransa'da slmf sava;;l, kaba bir adiligin kahraman klhgmda c;ahmla dola;;masml saglayan ko;;ullan ve ili;;kileri olu;;turmu;;tur." Bismarck 18. yuzyl1da dogmu;; olsaydl -bu elbette sac;;mabir varsaYlludlr, C;llnku 0 zaman Bismarck olamazdl- Almanya'yl birle;;tirel11eyecek ve belki de buyuk bir adam da olamayacaktl. Fakat Tolstoy'un yaptIgl gibi buyttk adamlan "olaylara ad veren etiketlerden" ba;;ka bir ;;ey degilmi;; gibi balIrl11aya da gerek yoktur. Elbette bazen buyuk adamlar kultunlln k6tu sonuc;lan olabilir. Nietzsche'nin ustun-insam itici bir tiptir. Hitler 6rnegini ya da Sovyetler Birligi'ndeki "ki;;ilik kultunun" aCIkh sonuc;;lanm hatlrlatmam gerekmez. Fakat benim amaCllU, buyuk adamlann buyttklugunu s6ndurmck degildir: "Buyuk adamlann hemen hepsi k6tu adal11larchr" tezinin altml imzalamayl da istemem. Engellemeyi umdugum g6ru;;, buyuk adamlan tarihin dl;;ma koyan ve onlan buyukluklerinden 6turu tarihe kendilerini kabul ettirm, tarihin "gerc;;ek surekliligini kesmek uzere bilinmezliklcrden mucizeli bir bic;imde, kutudaki yayh palyac;;ogibi C;;llmcren" ki;;iler olarak g6ren anlaYl;;tlr.31Bilmiyorum, bugun bile Hegel'in klasik tammlamasmdan daha iyisini yapabilir miyiz:

<;:agmbUyUk adamI, <;:agmmistemini dile getirebilen, <;:aglna isteminin ne oldugunu soyleyebilen ve bu istemi yerine getirebilen ki!?idir. Onun yapngl, <;:agmmyuregi ve 6zudur; o <;:agmlger<;:ekkIlar.32

Dr. Leavis de, buyttk yazarlar "yaramklan ins an bilinc;li1igiyle orantlh olarak anlamhdlrlar"33 dedigi zaman, buna benzer bir ;;ey s6ylemek ister. Buyuk adam her zaman ya varolan guc;;leriya da varolan otoriteye kar;;l C;;lkarakyaratllmasma yardlm ettigi guc;leri temsil eder. Fakat belki, Cromwell ya da Lenin gibi kendilerini buyukluge g6turen guc;;lerin ;;ekillenmesine yardlm edenlere, Napoleon ya da Bismarck gibi zaten varolan guc;;lerin slrtmda buyukle;;mi;;lerden daha yuksek bir yaratlClhk derecesi yakl;;tmlabilir. Kendi zal11anlannm c;;okilerisinde olduklan ic;in, buyuklukleri ancak daha sonraki ku;;aklarca degerlendirilmi;; olan buyuk adamlan da unutmamahdlr. Bence en 6nel11lisi, dunyanm ;;eklini ve insanlann du;;uncelerini degi;;tiren toplumsal guc;lerin aym zamanda hem temsilcisi hem yaratlClSl olan buyuk adamI, tarihi surecin aym zamanda hem bir urunu hem de bir etmeni olan sivrilmi;; bir birey diye g6rmektir. B6ylece tarih kelimesi her iki anlammda da -tarihc;;inin yaptIgl ara;;tlrma ve tarihc;;inin gec;;mi;;teara;;tlrdlgl olgular anlammda- bireylerin toplumsal varhklar olarak ic;ine girdikleri toplumsal bir sCtrec;;tir;toplum ile hirey arasmdaki hayali kar;;lthksa, du;;uncemizi ;;a;;lrtmak ic;;inyolumuzun kar;;lsma C;;lkartllml;;konuyu dagltlCI bir 6geden ba;;ka bir ;;ey degildir. Benim, bugunle gec;mi;; arasmdaki diyalog dedigim, tarihc;;iyle olgulan arasmda kar;;lhkh etkile;;im sureci, soyut ve yahtl1ml;; bireyler arasmda bir diyalog degil, bugunun toplumu ile dunun toplumu arasmda bir diyalog32 Philosophy oJRight, Ingilizce <;ev.,1942, 5.295.
33 FR. Leavis, The Great Tradition, 1948, 5.2.

29 A.].P. Taylor, From Napoleon to Stalin, 1950, 5.74. 30 Gibbon, Decline and Fall oj Roman Empire, bl. 19. 31 VG. Child, History, 1947, 5.43.

duro Burckhardt'm deyi~iyle, tarih "hir d(llH'llIill (l!ll'mlnde kayda deger hulduklanmn yazlml"dn.34 (;q'llli.>, hizim ie;:in hugumln l~lgmda anla~llabilir ve bUgllllil IillllllYIc ancak gee;:mi~inl~lgmda anlayabiliriz. Insanm gq:llli~; (Oplllll1Uanlamaslm ve bugunun toplumuna daha c;:ok {'g('IIl<'11 Olll1aSIm saglamak tarihin e;:iftei~levidir.

Ben kue;:ukken, bahk gibi gbrunu~une kar~m, balinanm bahk olmadlgml bgrenince, ~a~lp kaltm~tlm. Bugunlerde, bu slmflama sorunlan beni daha az heyecanlandmyor ve bana, tarih bir bilim degildir denmesi camml fazla slkmlyor. Bu terim sorunu Ingilizce'nin ken dine bZgll bir acayipligidir. Ba~ka butUn Avrupa dillerinde "bilim" kelimesinin kar~lltklan, tarihi hie;:duraksamadan kapsar. Fakat Ingilizce konu~ulan dunyada, bu sorunun uzun bir gee;:mi~ivardlr ve bunun ortaya C;:lkardlglmeseleler, tarihte ybntem sorunlanna uygun bir giri~ olur. 18. yUzYllm sonunda, bilim insamn hem dunya hakkmdaki bilgisine, hem de kendi fiziksel bzelliklerinin bilgisine byle gbrkemli bir katkIda bulununca, bilimin, insanm toplum hakkmdaki bilgisini de ilerletip ilerletemeyecegi sorulmaya ba$lanml~tlr. Aralannda Tarih'in de bulundugu topIumsal bilimler kavraml, 19. yuzyll boyunca derece derece geli$ti ve bilimin doga dtmyasml inceledigi ybntem, insan sorunlannm incelenmesine de uygulandl. Bu dbnemin birinci bblumunde Newtoncu gelenek egemendi. Toplum,
65

tlpb doga dunyasl gibi, bir mekanizma olarak du~unulmekteydi; Herbert Spencer'in 1851'de yaYlmlanan bir kitabmm Toplumsal Statih ba~hgml ta~ldlgl hala hatlrJanmaktadlr. Bu gelenek i<,;indeyeti~en Bertrand Russell, daha sonralan, zamanla "makinelerin matematigi kadar pekin bir insan davram~lan matematigi"nin 1 olabilecegini umclugu dbnemi hatulamaktadlr. Soma, Darwin ba~ka hir bilimsel devrim yaptl ve toplumbilimcileri biyolojiden csinlenerek toplumu bir organizma olarak du~unmeye ba~laddar. Fakat, Darwinci devrimin aSll bnemi, Darwin'in Lyell'in jcolojide ba~latml~ oldugu hareketi tamamlayarak tarihi bilimin i<,;ine sokmasldlr. Bilim artlk duragan (statik)2 vc Zal1landl~l bir ~eyle degil, degi~im ve geli~im sureciyle ilgilcniyordu. Bilimdeki evrim, tarihte ilerlemeyi destekledi vc tal1lamladl. Bununla birlikte, ilk konu~mamda, "bnce olgulartnlZl toplaym, sonra bunlan yorumlaym" diye anlattlgnn tumevanmCI tarihi ybntem gbru~unu degi~tirecek hi<,;bir~cy olmaml~tlr. Bunun, hi<,;ara~tmlmadan, aym zamandabilil1lin de ybntemi oldugu varsaYllml~tlr. Ocak 1903'teki a<;;l~ konu~masmm son sbzlerincle, tarihi "ne eksik ne fazla bir bilim" diye betimleyen Bury'nin kafasmdaki gbru$ besbelli ki buyduo Bury'nin a<';l~konu~masmdan sonraki 50 yd, bu tarih gbru~une kar~l gU<,;lu tepkiye tamkhk etmi~tir. Collingbir wood, 1930'larcla yazarken bilimsel ara~tlrmanm konusu olan doga dunyasl ile tarih dunyasl arasmda keskin bir <,;izgi <,;ekmeye bzellikle itina ediyordu; bu donem boyunca Bury'nin sbzu, a~agdama amaCl dl~mda hemen hi<,;yinelenmemi~tir. Fakat tarih<,;ilerin 0 zaman farkedemedikleri ~ey, bilimin kendisinin koklu bir devrim ge<;irmi~ olmaslydl; bu devrim, Bury'yi yanh~ bir nedenle de olsa, dogruya bizim
1 B. Russell, Portraits from Memory, 1958,
S.

sandlglmlzdan daha yakla~ml~ gostermektedir. Lyell'in jeolojide ve Darwin'in biyolojide yaptlgl, ~imdi evrenin bu duruma nasll gelmi~ oldugunu gosteren bilim halini alml~ olan astronomi i<;in yapdmaktadlr; <;agda~ fizik<;iler de surekli olarak, bize, inceledikleri ~eyin olgular degil olaylar oldugunu soylemektedirler. Tarih<;inin, bugun kendini bilim dunyasmm i<;inde hissetmek i<;in, 100 yd bnce oldugundan daha <;oknedeni vardlr. Once yasalar kavramma bakahm. 18. ve 19. yuzydlar boyunca, bilim adamlan, doga yasalanmn -Newton'un devinim yasasl, yer<;ekimi yasasl, Boyle yasasl, evrim yasasl vb.bulunmu~ ve kesinlikle saptanml~ oldugunu ve bilim adammm ugra~mm, gozlemlenmi~ olgulardan tumevanm sureci ile bu gibi daha <;ok yasalar bulmak ve saptamaktan ibaret bulundugunu sanml~lardlr. "Yasa" kelimesi, arkasmda zafer bulutlan blrakarak, Galileo ve Newton'dan gelmi~tir. Toplumu ince1eyenler, bilin<;li ya da bilin<;siz olarak kendi <;ah$malanmn bilimse1ligini gbstermek arzusuyla, aym dili benimsediler ve kendilerinin aym ybntemi izlediklerine inanddar. Gresham yasasl ve Adam Smith'in piyasa yasalan ile bu alanda ilk gorulenler iktisat<;llar olmu~tur. Burke, "dogamn, bu nedenle de Tann'nm yasalan olan ticaretin yasalan"ndan dem vurmu~tur.3 Malthus, bir nufus yasasl, Lassalle ise bir fiyatlann tun<; yasasl ortaya koymu~tur; Marx da Kapital'in onsozunde "<;agda~ toplumun mekanizmasmm ekonomik yasasl"m ke~fetmi~ oldugunu ileri surmu~tur. Buckle, History of Civilization'l bitiri~ sozlerinde, insan i~lerinin akl~mda "gbrkemli bir evrense1 ve ~a~maz duzen ilkesi oldugu" inanClm dile getirmi~tir. Bugun bu
3 Thoughts and Details on Scarcity, 1795, The Works of Edmund Burke'iin i\=inde 4, 1846, s. 270; "Takdir-i Ililhi'nin yoksullardan bir siire i\=inesirgenmesini uygun gordiigii ihtiya\=lan onlara vermek, ne hiikiimet olarak hiikiimetin ne de hattil zengin olarak zenginlerin elindedir" sonucunu pkarml~tlr.

20.

2 1875 gibi ge\=bir tarihte Bradley, "bilim zamandl~l ve 'kahd olanla ilgilenir" diyerek, onu tarihten aynmlaml~tlr. EH. Bradley, Collected Essays, 1953, 1, s. 36.

sozler ukalaca oldug;u kadar, modasl ge~mi~ de gorunuyor; fakat bu sozler dog;a bilimcisine de, hemen hemen toplum bilimcisine oldug;u kadar modasl ge~mi~ gelmektedir. Bury'nin a~l~ konu~masml yapmasmdan bir yll once, FranSlZ matematik~isi Henri Poincare bilimsel dU~LlI1cedebir devrim ba~latan, La Science et !'hypothese (Bilim ve VarsaYlm) isminde ku~uk bir kitap yaYlmladl. Poincar(:'nin ba~hea tezi, bilim adamlannca ileri surulen genel ()ncrmelerin yalmzea tammlar ya da dilin kullamh~lyla ilgili Clslu ortuk gorenekler olmadlklan yerlerde, daha ileri dU5Llnccleri billurla~tlrmak ve orgutlemek i~in bie,;imlendirilmi5 varsaytmlar olduklan ve dog;rulanmaya ya da duzeltilmeyc yahut e,;urutulmeye ae,;lkolduklanydl. ButUn bunlar ar1l1<basmakahpla~ml~tlr. Newton'un Hypotheses non Jingo (Varsayllnlar uydurmuyorum) boburlenmesi, bugun ie,;ib05 lmlamaktadlr; bilim adamlan, hatta toplumbilimciler boyle dcnebilirse, gee,;mi~in hatm ie,;inhala, bazen yasalardan S(lZ cdiyorlarsa bile amk yasalann varhg;ma 18. ve 19. YClzyd bilim adamlanmn hepsinin birden inandlg;l anlamda inanmamaktadlrlar. Bilim adamlanmn yapllklan bulu~lara vc clde ettikleri yeni bilgilere, tam ve kapsamh yasalar koyarak deg;il, yeni ara~tmnalara yol ae,;acakvarsaYlmlar ortaya alarak eri~tikleri teslim edilmektedir. lki Amerikah felsefecinin bilimsel y6ntem uzerine yazdlklan bir ders kitabl, bilimin yontemini "6zunde d6ngusel" diye betimlemektedir:
"Olgu" oldugu ileri surulen deneysel malzemeleri I~ullanarak ilkeler ic,:inkamtlar elde ederiz, deneysel malzemeleri de ilkelere dayanarak sec,:er,analiz eder ve yorumlanz.4

kural ve uygulama arasmdaki kar~lhkh etkile~im sureci ic,;indeyeni bulu~lara dog;ru ilerlemedir. Her turlu du~unce, gozleme dayanan, birtaklm varsaYlmlann kabul edilmesini gerektirir. Bunlar bilimsel du~unmeyi mumkun kI1arlar, fakat kendileri de a du~uncenin l~lg;mda yeniden gozden gee,;irilmeye ac,;lktlr. Bu varsaYlmlar, kimi bag;lamlarda ya da kimi amae,;larla gee,;erli olabilecekleri gibi, ba~ka bag;lamlar ya da amae,;lar ie,;in gec,;ersiz olduklan gorulebilir. Her durumda, ole,;ugere,;ekten bunlann yeni sezgiler getirip getirmedig;i ve bilgimize katklda bulunup bulunmadlg;l yolundaki deneysel ole,;udur. Rutherford'un y6ntemlerini, onun en unlu og;renci ve i~ arkada~lanndan biri, yakmlarda ~oyle anlatml~tlr:
Mutfakta olup bitenleri bilmekten soz edilebilecegi anlamda, c,:ekirdek fizigin nasll i~ledigini ogrenmeye iten bir durWsu vardl. Birtaklm temel yasalan kullanan klasik bic,:iminde bir ac,:lklama aradlglm olup bittigini bildigi surece, bununla yetinirdi.5 bir teorinin ne sanmlyorum;

"Kar~lhkh" kelimesi "dongusel" kelimesine yeg;lenebilirdi: (:unku sonue,; aym yere donmek deg;il, ilkeler ve olgular,

Bu betimleme, temel yasalan bulmaktan vazgee,;mi~ alan ve ~eylerin nasll i~ledig;ini ara~tlrmakla yetinen tarihc,;iye de e~it ole,;udeuygundur. Tarihe,;inin ara~tlrma surecinde kullandlg;l varsaYlmlann durumu, doga bilimcisinin kullandlg;l varsaYllnlann durumuna belirgin bir bie,;imde benzer. Ornek olarak, Max Weber'in Protestanhk ile Kapitalizm arasmdaki unlu ili~ki te~hisini alahm. Daha onceki bir donemde bOyle denilebilir idiyse de, bugun buna hie,;kimse yasa demez. Bu, yol ae,;tlgl ara~tlrmalar slrasmda belli bir ole,;ude deg;i~iklige ug;raml~ olmakla birlikte, ~uphe yak ki, her iki hareket hakkmdaki anlaYl~lmlzl geni~leten bir varsaylmdlr. Ya da Marx'mki gibi

bir yarglYI ele alahm: "Kol gucune dayanan fabrikalar bize derebeyli bir toplumu, buhar gucune dayanan fabrikalar endustriyel kapitalistli bir toplumu verir.,,6 Marx belki buna bir yasa demeye kalkabilirdi, ama <;agda~terminoloJide biz buna bir yasa degil, ileri ara~tlrma ve yeni anlaYI~lann yolunu gbsteren bir varsaylm diyoruz. Bu tur varsaYlmlar du~uncenin vazge<;ilemez ara<;landlr. 1900'lerin ba~lannda ya~ayan tamnml~ Alman iktisat<;lsl Werner Sombart, kendisinde de, Marksizm'den dbnenlerin ugradlklan bir "tedirginlik duygusu" bulundugunu itiraf eder:
Varolu~un karma~lkhklan tericilerimiz ortasmda imdiye clcgi11yol g6skaylll'd ince, ...

geldigi i<;in, toplumsal bilimin ybntemleri us tune genel bir a<;lklama)'l aktarmak istiyorum. KIrk ya~lannda toplum sorunlan ustllne yazI1ar yazmaya ba~laymcaya kadar muhendislik yapan Georges Sorel, fazla basitle~tirme tehlikesine ragmen her durumda belirli bgelerin yahtlanmasl geregi uzerinde durmu~tur:
Insan yolunu yoklaya yoklaya ilerlemeli; muhtemel kel varsaytmlan duzeltmelere ve ti-

denemeli ve her zaman giderek yapllacak

kaplYl ar,:lk tutacak bir,:imde gerr,:ege ger,:ici

yakla~lmlarla yetinmelidir.8

olan rahatlatlcl fonnullerimizi boguluyor gibi 01uTUz7

yeni bir tutamak bulana ya da yUzmeyi 6grel1cI1c kaelar 01gular okyanusunda

Tarihteki dbnemlere aymna tartl~masl da bu kalcgori i<;ine girer. Tarihi dbnemlere b6lmek bir olgu degil, gcrckli bir varsaylm ya da du~unce araCldlr; aydmlatlci oldugu 61<;ude ge<;erlidir, saglamhgl da yoruma baghdlr. Orta<:aglll ne zaman bittigi sorununda birbirleriyle anla~amayan larih<;iler, belli olaylan yorumlamakta birbirleriyle anla~anwlllakladlrlar. Bu sarun bir olgu sorunu degildir; ama anlal11SIZda degildir. Tarihin cografl bblgelere bblumlenmesi dc, llpkl bunun gibi bir olgu degil, bir varsaylmdlr: Avrupa larihinden sbz elmek, belli baglamlar i<;inde ge<;erli ve verilllli, ba~ka baglamlar i<;inde ise yamltlCl ve zararh bir varsaYllll olabilir. <;;:ogutarih<;iler Rusya'yl Avrupa'nm bir par<;asl kabul eder, bazl1an ise bunu ;;iddetle reddederler. Tarih\:inin cgilimi hakkmda, kabul ettigi varsa)'lma gbre karar verilcbilir. Bir fizik bilimci olarak yeti~mi~ unlu bir toplumsal bilirnciden
6 Marx-Engels: Gesamtausgabe, I, 6, s. 179.
7 W Sombart, The Quintessence of Capitalism, Ingilizce <;:eviri,1915, s.154.

Bu, fizik bilimcilerin ve Acton gibi tarih<;ilerin, <;ok iyi smanml;; olgulann ylgllmaslyla, tartl~mah butun sorunlann <;ozumlerini kesinlikle kestirip atacak tam bir bilgi butununun kurulacagl gunu bekledigi 19. yuzYlldan pek uzak du;;en bir sestir. Fizik bilimciler olsun, tarih<;i1er 01sun, ~imdilerde, yorumlan araclhglyla olgulanm yahtlayarak ve olgularla yorumlanm smayarak smlrh bir varsaylmdan bir ba;;kasma ilerlemek yolunda daha al<;akgonullu bir umut beslemektedirler; bunu yaparken izledikleri yol, bana ozunde birbirlerinden pek farkh gozukmuyor. 11k konferanslmda Profesor Barraclough'un "tarih hi<; de olgusal degildir, kabul edilmi~ bir yargllar dizisinden ibarettir" dedigini aktarml;;tlm. Bu konferanslanml haZlrladlglm Slrada, bir BBC yaymmda bu universiteden [Cambridge'den] bir fizik<;i bir bilimsel dogruyu "uzmanlarca a<;lk olarak kabul edilmi~ bir onerme" olarak tammlad1.9 Nesnellik sorununu tartl~acaglm zaman ortaya pkacak nedenler yuzunden, bu formullerin hi<;biri butunuyle doyurucu degildir. Fakat, birbirlerinden baglmslz olarak aym sorunu he8 G. Sorel, Mattriauxd'unethtoneduproletaliat, 1919, 5.7.

9 The Listener'de Dr.]. Ziman, 18 Agustos 1960.

men hemen aym kelimelerle formule eden bir tarihe;;i ve bir fizike;;ibana e;;arplclgeldi. Ne var ki, benzetmeler, dikkatli olmayan kimselerin du~egeldikleri bir tuzaknr; ben de, matematik ile doga bilimleri ya da bu kategorilere giren ayn ayn bilimler arasmdaki farklar buyuk olmakla birlikte, bu bilimlerle tarih arasmda temel bir aynm yapllabilecegi ve aynmm tarihe -belki, oteki toplumsal bilimler denilen disiplinlere de- bilim adl verilmesini yamlncl klldlgl inancmm dayanaklanlll sayglyla kabul etmek istiyorum. Bazllan ba~kalanndan daha inandlnCl olan bu kar~1 e;;lkmalar bzetle ~byledir: 1) Tarih yalmz ve yalmz tek (biricik) olan ~eylerle, bilim ise gencl ;;eylerle ilgiJenir; 2) tarihten clers e;;lkmaz; 3) tarih geleecgi (>neeclen haber veremez; 4) tarihte insan kendini gbzledigi i<.:in,tarih zorunlu olarak ozneldir; ve 5) tarih, bilimin tersinc, din ve ahlak sorunlanm i~in ie;;inekatar. Eunlann her birini sirayia ineelemeye e;;ah~aeaglln. Bir kere, tarihin, sozcle, biricik ve tikel, biliminse genel ve tUmel ~eylerle ilgilendigi one surulmektedir. Bu gbru;;un, ~iir genel dogrularla ve tarih bzel dogrularla iIgilendiginclen, ~iirin tarihten "daha felsefi:" ve "daha eiddi" oldugunu bildiren Aristoteles ill' ba~ladlgl sbylenebilir.lO Collingwood'l cla ie;;incleolmak uzere Collingwood'a kadar, daha sonraki bir suru yazar, bilim He tarih arasmda benzer bir aynm yapml~lardlf. Bu, bir yanh~ anlamaya dayali gbrunmekteclir. Hobbes'un "Adlar dl~mda dunyaya hic;;bir;;ey tume! degilclir, e;;unku ad takllan ~eylerin her biri bireyse! ve biriciktir" diyen unlu kurah hala gee;;erlidir.12 Eu, fizik bilimlerde kesinlikle dogrudur: Eirbiriyle ozde~ olan iki je-

10 Poetilla, bL 11. 11 R.G. Collingwood, 12 Leviathan, 1,4. Historical Imagination, 1935, 5.5

olojik olu~um, aym turden iki hayvan ve iki atom yoktur. Bunun gibi iki tarihi olay da ozde~ degildir. Fakat, tarihi olaylann biricikligi ustunde lsrar etmenin Moore'un Piskopos Butler'dan aldlgl ve bir zamanlar bzellikle dilci filozoflann tutkun oldugu "her ~ey neyse odur ve ba~ka bir ~ey degildir" cliyen beylik soz kadar fe!ce ugrancl bir etkisi vardlr. Eu aklma kapllimrsa, e;;okgee;;meden hie;;bir ~ey hakkmda soylemeye degecek bir sbz edilemeyen bir e;;e~itfelsefi nirvanaya ula~llir. Dilin kullamlmasmm kendisi tarihe;;iyi de genelleme yapmaya baglar. Pe!oponnessos sava~lan ile lkinci Dunya Sava~l e;;okfarkhydllar ve ikisi de biriciktiler. Fakat tarihe;;iikisine de sava~ der ve buna yalmzca ukalalar kar;;l e;;lkarlar. Gibbon, Konstantin'in HlTistiyanhgl kabulu ile lslam'm yukseli~inin ikisine de devrim dedigi zaman da, iki biricik olay] genellemektedir.13 <;::agda;;tarihe;;iler de Ingiliz, FranSlZ, Rus ve <;::in devrimleri derken aym ~eyi yapmaktacllrlar. Tarihe;;igere;;ekte biriciklerle degil, biricikler ie;;indeki genel olanla ilgilenir. Tarihe;;ilerin 1920'lerde 1914 sava~mm nedenleri ustune tartl~malan, bunun ya gizlilik ie;;indeve kamuoyunun denetimi dl~mcla e;;ah~an diplomatlann kbtu idaresinden ya da ne yaZlk ki, dunyamn egemen devletler arasmda kotu bir bie;;imde b6lunmu~ olmasmdan ileri geldigi varsaYlmmdan hareketle yaplhyordu. 1930'larda aym konu ustline tartl~malarda ise, bunun e;;okmeye ba;;layan kapitalizmin baskllanyla emperyalist gue;;ler arasmclaki rekabet sonueu oldugu varsaylmma dayamhyordu. Bu tartl~malar, hep sava~m nedenleri ya da hie;;degilse, 20. yuzyllm ko~ullanndaki sava~m nedenleri hakkmdaki genellemeleri i~in ie;;inekatlyorclu. Tarihe;;i,kendi kamtml smamak ie;;insurekli genelleme kullamr. Riehard'm Londra Kulesi'nde prensleri

oldurup oldurmedig;i hakkmda kamt a<;lk deg;ilse, tarih<;i -belki bilin<;li olmaktan <;ok bilin<;dl;;l olarak- kendisine, 0 donemde tahtlanna rakip <;lkabilecek ki;;ileri yoketmek i<;in hukumdarlann bir ah;;kanhklan olup olmadlg;ml soracaktlr; yarglSl tamamlyla hakh olarak bu genellemeden etkilenecektir. Tarih okuru da tarih yazlclsl gibi surekli bir genellemecidir, bunu tarih<;inin gozlemlerini kendine daha bildik gelen oteki tarihI bag;lamlara -ya da belki kendi zamamna- uygulayarak yapar. Carlyle'm French Revolution kitablm okurken, kendimi bir<;ok kereler onun yorumlanm ()zcl olarak ilgilendig;im Rus Devrimi'ne uygularken buldurn. ~iddet hakkmdaki ;;u sozleri aIm:
E;,;itadaletin bilindigi yerlerde, bu korkun<; bir .)cydir - bunun hie;:bilinmedigi yerlerdeyse
0

Genellemenin tarihe yabancl oldug;unu soylemek sa<;madu; tarih, genellemelerle beslenir. Mr. Elton'un Cambridge Modem History'nin yeni baslmmdaki bir ciltte a<;lk-se<;ik soyledig;i gibi, "tarih<;iyi tarihI olgular toplaYlClsmdan aYlrdeden genellemedir";16 Elton, dog;a bilimcisini doga merakhSl ya da koleksiyoncusundan aYlrdeden ;;eyin de bu oldugunu ekleyebilirdi. Fakat, genellemenin, ozel olaylann i<;ine oturtulacagl <;ok geni;; kapsamh bir tarih <;er<;evesikurmamlza izin verdigi samlmamahdu. Marx, genel olarak, boyle bir <;er<;evekurmakla ya da boyle bir <;er<;eveninvarolduguna inanmakla su<;lananlardan biri oldugu i<;in mektuplanndan birinin, sorunu yerli yerine oturtan bir par<;aslm ozetleyerek aktaracaglm:
Dikkati <;:ekecek ol<;:udebirbirine benzeyen fakat farkh tarihi ortamlarda meydana gel en olaylar birbirine hi<;:benzemeyen sonuc;:lara vanrlar. Bu geli;,;melerin her birini ayn ayn inceleyip sonradan kar;';lla;,;tlrarak bu olgunun anla;';ll-

kadar olaganilst Lldcgildir.

Dogal olmakla birlikte, yaZlk ki, bu donem larihi bilyuk bir <;ogunlukla isterik bir ;,;ekilde yazllml;,;tIr. Bol bol abartma, lanetleme, yakmma; ve butUnunde, karanltk.14

maslie;:in bir anahtar bulmak kolaydu; teorinin her kaplYI ae;:an anahtanm anlaYI;,;avarmak imkanslzdlr.17

fakat, tarihin usboyle bir

tUnde olmak gibi bUyUk bir erdemi olan, tarihi-felsefI bir kullanarak

Ya da bu kez bir ba;;kaslm, 16. yuzyllda moclern c1evletin buyumesi hakkmcla Burckhardt'm ;;u sozlerini aim:
Erk (iktidar) ne kadar yakm zamanlarda olu;,;mu;,;sa, duragan kalabilmesi dosdogru yunduruk
0

kadar ihtimal dl;';ldu - c;:unkLl,bir kere ikinci

bu erki yaratanlar hlZh ilerlemeye ah;,;ml;,;larchr ve c;:unku yenilike;:idirler, boylece de kaiacaklardlr; olarak da, bunlar tarafmdan harekete gee;:irilen ya da bo-

Tarih biricik ve genel arasmdaki ili;;kiyle ug;ra;;lr. Tarih<;i olarak olgu ile yorumu birbirinden aYlramayacaglmlz gibi bunlan da birbirinclen hi<; ayuamaYlz ya da birine otekine gore oncelik veremeyiz. Burasl, belki tarih ile sosyoloji arasmdaki ili;;kiler ustun16 Cambridge Modem History, 2, 1958, s. 20. 17 Marx ve Engels, BaWn Eserleri (Rus~a baslm), 15, s. 378. Bu par~anm almdlgl mektup 1877'de Rus dergisi Ote~estvennye Zapiski'de ~lkml~nr. Profesar Popper, Marx'm "historisizmin ba$ yanh$l" dedigi, tarihi egilim ya da gidi~lerin "yallllzca evrensel yasalardan, dogrudan dogruya ~lkartllabilecegi" inancmda oldugunu sayler gibidir (The Poverty of Historicism, 1957, s. 128-29), oysa, Marx'm kesinlikle reddettigi ~ey tam budur.

altma aIm an gue;:ler, ancak ;,;iddet eyiemierine

devam edilerek kullamlabilecektir.15


14 History of the French Revolution, I, 5, bl. 9; 1II, 1, bl. 1. 15 j. Burckhardt,Judgements

on History and Historians, 1959, s. 34.

de durmanm yeridir. Sosyoloji zamammlzda iki kar~lt tehlikeyle yuzyUzedir - a~m teorik olma tehlikesi ve a~m ampirik olma tehlikesi. Bunlann birincisi, genel olarak toplum hakkmdaki soyut ve anlamslz genellemeler ic,.:indekaybolmak tehlikesidir. Buyuk harf ile Toplum, bUyUk harf ile Tarih kadar yamltlCl bir yanh~tlr. Sosyolojinin gorevinin yalmzca tarihin kaydettigi tek olaylann genellemesini yapmak oldugunu savunanlar, bu tehlikeyi daha da buyutmektedir; sosyolojiyi tarihten aYlrdeden ozelliginin "yasalan" bulunmaSl oldugu bile soylenmi~tir. 18 Oteki tehlike ise, Karl Mannheim'm hemen hemen bir ku~ak once gormu~ oldugu ve ~imdi buyuk c,.:aptaortaya c,.:lkml~bulunan sosyolojinin "toplumun yeniden duzenleni~iyle ilgili bir dizi ayn ayn teknik soruna bolunmesi"dir.19 Sosyoloji, her biri tek alan ve ozel tarihi gec,.:mi~leri e ko~ullannca kahplancltrllml~ tav rihi toplumlarla ilgilidir. Fakat bir kimsenin kenclini slralama ve analizin sozde "teknik" sorunlanna vererek genelleme ve yorumdan kac,.:mmaya kalkI~masl, bilinc,.:siz olarak yalmzca duragan bir toplumun savunucusu olmasl c1emektir. Sosyoloji, eger verimli bir <;ah~ma alam olacaksa, tlpkl tarih gibi tekle genel arasmdaki ili~kilerle ugra~mahdlf. Fakat aym zamanda dinamik de olmahdlr - hareketsiz bir toplumun degil (zaten boyle bir toplum yoktur), toplumsal degi~menin ve geli~menin incelemesi olmahdlf. Bitirmek i<;in yalmzca ~unu soyleyeyim ki, gerek sosyologun tarihe daha
18 Profes6r Popper'in bu g6rii?te oldugu anla?lhyor. (The Open Society, 2. baslm, 1952, 2, s. 322) YaZlk ki, Popper ~6yle bir sosyoloji yasasl 6rnegini vermektedir: "Dii?iince 6zgiirliigiiniin ve dii?iince bildiri?imi 6zgiirliigiiniin yasal kurumlarca etkili olarak korunmadlgl ve kurumlann tartl~malann a~Ji{olmasml sagladlgl yerlerde bilimsel ilerleme olacaktlr." Eu 1942 ya da 1943'te yazllml~tir ve a~lkca Batl demokrasilerinin, kurumsal diizenleme sayesinde, bilimsel ilerlemenin 6nciisii kalacagl inancmdan esinlenmi~tir. Bu inam~ Sovyetler Birligi'ndeki geli~melerce ~oktan Ylkllml? ya da geni~ 61~iide"diizeltilmi~tir. Bu, yasa olmak ~6yle dursun, ge~erli bir genelleme bile degildir. 19 Ideology and Utopia, Ingilizce ~ev., 1936, 5.228.

<;ok dayanmasl, gerekse tarih<;inin sosyolojiye daha <;ok dayanmasl her ikisinin de haynnadlr. lkisi arasmdaki smlr iki yonlu gidi~-geli~e ac,.:lk olmahdlr. Genelleme sorunu, benim ikinci sorumla, yani tarihten c,.:lkanlacak dersler sorusuyla yakmdan ilgilidir. Genellemenin can ahel noktasl ~udur ki, onunla bir olaylar dizisinden ba~ka bir olaylar dizisine gec,.:erektarihten bir ~eyler ogrenmeye, ders c,.:lkarmaya kalkl~mz: Genelleme yaparken bilin<;li ya da bilinc,.:dl~lbunu yapmaya <;ah~lyoruzdur. Genellemeyi bir yana blrakIp, tarihin tamamlyla biricik olanlarla ilgilendiginde lsrar edenler, mannkc,.:a bununla tutarh olarak tarihten bir ~ey ogrenebileeegini reddedenlerdir. Fakat, insanlann tarihten hic,.:bir~ey ogrenmedigi tezi, pek c,.:ok gozlemlenebilir olgu tarafmdan yalanlanmaktadlr. Bu, pek yaygm bir deneyimdir. Ben, 1919'da Paris Ban~ Konferansl'nda Ingiliz heyetinde ait duzeycle bir gorevli olarak bulunuyordum. Heyetteki herkes 100 yll oneeki son buyuk Avrupa ban~ toplantlsl olan Viyana Kongresi'nin derslerinden yarariamiabileeegine inamyordu. 0 slralar, Sava~ Bakanhgl'nda <;ah~an (~imdi Sir Charles Webster adlyla unlu bir tarihc,.:i lan) Yuzba~l Webster diye biri bize 0 derslerin ne 01o dugunu anlatan bir deneme yazml~tl. Bunlardan ikisi akhmda kalml~. Biri, Avrupa haritasmm yeniden c,.:iziminde uluslann kendi geleeeklerini kendilerinin belirlemesi ilkesinin ihmal edilmesinin tehlikeli olduguydu. Oteki ise, gizli belgelerin c,.:optenekesine atllmasmm tehlikeli olduguydu; <;unku, oteki heyetlerin gizli orgutleri bunlan kesinlikle ele ge<;ireeeklerdi. Bu tarih dersleri kesin bir gerc,.:ek olarak almml~ ve davram~lanmlzl etkilemi~ti. Bu, en yeni ve basit bir ornektir. Fakat, goreee uzak bir tarihte ondan daha gerideki bir tarihin derslerinin etkisinin izlerini bulmak kolay olacaktlr. Herkes Roma uzerinde Eski Yunan'm etkisini bilir. Fakat hic,.:birtarihc,.:inin Helles tarihinden Romahlar'm
77

bgrendigi ya da kendilerinin bgrendiklerine inandlklan derslerin kesin bir analizini yapmaya kalktlgml sanmlYorum. Eat! Avrupa'da 17., 18. ve 19. yuzYllda Eski Ahit tarihinden aktanlan derslerin bir incelenmesi bdullendirici 50nu\;lar verebilirdi. Eu olmadan lngiliz Puriten Devrimi butunuyle anla~llamaz; \;agda~ milliyet\;iligin yukselmesinde de se\;ilmi~ halk kavraml bnemli bir etkendir. Klasik egitimin lngiltere'de 19. yuzYlldaki ybnetici slmf ustunde buyuk bir etkisi varch. Grote, yukanda belirttigim gibi, Atinahlar'l yeni demokrasi i\;in bir brnek diye gbstermi~ti; Roma lmparatorlugu'nun tarihinden lngiliz lmparatorlugu'nun yaplCllanna iletilmi~ kapsamh ve bnemli derslerin bir incelemesini de gbrmek isterdim. Eenim bzel ilgi alalllll1da, Rus Devrimi'nin yaplcllan FranS1Z Devrimi'nin, 1848 dcvrimlerinin, 1871 Paris Komunu'nun derslerinden derindcn etkilenmi~lerdi - haWi, bu derslerin egemenligi altmdayddar bile denebilir. Fakat, burada tarihin ikili niteliginden ilcri gelen bir bzelligini hatlrlatmak isterim. Tarihten deI's ~~Ikarmak hi\;bir zaman tek ybnlu bir sure\; degildir. Ge~~llli~in l~lgmda bugunu bgrenmek, aym zamanda bugunlll1 I?lgmda ge\;mi~i bgrenmek demektir. Tarihin i~levi, ge~~llli~ yave ~amlan zaman hakkmda daha saglam bir anlaYl~l, hunlann kar?lhkh ili~kileri i\;inde, ilerletmektir. UstUnde duracaglm u\;uncu nokta, tarihte bng{)runun (bndeyinin) roludur: Tarih, bilimin tersine gelecegc ili~kin bngbrulerde bulunmadlgl i\;in, tarihten ders \;lkanlamayacagl sbylenir. Eu sorun, bir suru yanh~ anlamayla ilgilidir. Gbrdugumuz uzere, bilim adamlan artlk eskiden oldugu gibi, doganm yasalan hakkmda konu~maya fazla istekli degildirler. Gunluk hayatlmlzl etkileyen bilimin yasalan denilen ?eyler, aslmda egilim gbsteren bnermelerdir; bunlar, ba~ka her ?ey degi?meden kahrsa ya da laboratuvar ko?ullannda ne olacagml sbylerler. Somut durumlarda ne olacagml bn78

ceden bildirebileceklerini kendileri de ileri surmezler. Yer\;ekimi yasasl ?u belirli elmanm yere du?ecegini kamtlamaz: Eiri onu sepete alabilir. l?lgm duz \;izgide gittigini gbsteren optik yasasl, belirli bir l?lk l?lmnm araya giren bir cisim tarafmdan kmlmayacagl ya da dagIlmayacagl anlamma gelmez. Fakat, bu, bu yasalar degersiz ya da ilkece ge\;ersiz demek degildir. (:agda? fizik teorilerinin olan olaylann ihtimalleriyle ilgilendigi sbyleniyor. Eilim, bugun tumevanmm ak11olarak ancak ihtimaller ya da akla uygun inam~lara gbturebilecegini hatlrlamaya daha \;ok egilimlidir; onun ifadelerini de ge\;erlilikleri ancak bzgul eylemlerle smanabilecek genel kurallar ya da yol gbsterici sbzler saymaya daha istekli gbrunmektedir. Comte'un dedigi gibi, "Science d' ou prevoyance; d'ou action" (Eilimden bngbru, bngbruden eylem).20 Tarihte bngbrumleme sorununun ipucu, genelle ozgul, tumelle tek arasmdaki bu aynmda yatmaktadlr. Gbrmu? oldugumuz gibi, tarih\;i gcnelleme yapmak zorundadlr: Eunu yaparken de ozgul bngbruler olmamakla birlikte, gelecekteki eylemler i\;in hem ge\;erli hem de yararh genel yol gbstericilik kurallan verir. Fakat,bzgul olaylan onceden kestiremez \;unku ozgul olan biriciktir ve i\;ine rastlantl ve rastlantl bgesi girmektedir. Filozoflan ugra?tlran bu aynm, slradan bir kimse i\;in gayet a\;lktlr. Okulda iki ya da U\; \;ocuk klzamlk \;lkanrsa, hastahgm yayllacagl sonucuna vanrsmlZ, bu ongoru (ona boyle demek isterseniz), ge\;mi~ten gelen deneyimlere dayanmaktadlr ve eylem i\;in ge\;erli ve yararh bir yol gbstericidir. Fakat Charles ya da Mary'nin kIzamlga yakalanacagl yolunda ozgul bir bndeyide bulunamazsmlZ. Tarih\;i de aym yolu izler. lnsanlar tarih\;iden Ruritania'da gelecek ay devrim olacagml bildirmesini beklemezler. Onlann, kIsmen Ruritania'nm durumu hakkmda

ozgul bilgilerden, klSmen tarih okumaktan <;lkarmaya <;ah~acaklan sonu<;, Ruritania'da ko~ullann birisi bir ate~ dokunduracak olursa ya da yonetici taraftan biri durdurmak i<;in bir ~ey yapmadlk<;a yakm zamanda devrimin <;lkmaslmn muhtemel bulundugudur; ve bu sonucun yamslra halkm degi~ik kesimlerinin benimsemesinin beklenebilecegi tutumlar ustune, ba~ka devrimlere benzetme yoluyla yaplIan tahminler de ileri surulebilir. Eger boyle denebilirse, bu ongoru ancak kendileri onceden kestirilebilemeyecek ()zgul olaylarm yer almaslyla ger<;ekle~ebilir. Fakat geleceklc ilgili olarak tarihten <;lkanlan sonu<;lann degersiz oldugu ya da hem eyleme yol gostericilik yapma hem de ~cylcrill nasll meydana geldigini anlamamlza anahtar i~ini gorell, ko~ullu bir ge<;erlilikleri olmadlgl anlamma gelmez. Pckilllik bakImmdan sosyolog ya da tarih<;inin <;lkanmlannlll rizik bilimcinin <;lkanmlanyla e~ oldugunu ya da onlalill hu baImndan a~agIllklarmm yalmzca toplum bilimlerin (:ok c1aha geride olmalanndan ileri geldigini bne surmek isle miyorum. Hangi a<;ldan bakIlsa, insan, bildigimiz en k;\Il11a~lk dogal varhktlr ve onun davram~lannm incelctllllCsillde fizik bilimcinin kar~Ila~tlgl turdekilerden farkh obrak, daha <;ok zorluk olacaktlr. Butun kabul ettirmek istedif~ill1ama<;lannm ve ybntemlerinin temelinde benzemez olllladlgldlr. Dorduncu nokta, tarih bilimi de i<;inde olmak ilzcre toplum bilimleriyle fizik bilimleri arasma <;izilecek .SIIIIIIa ilgili olarak daha tutarh kamtlar getirmektir. Bu kanll [oplumsal bilimlerde ozneyle nesnenin aym bolume ait oldll)',ll ve kar~lhkh olarak birbirlerini etkiledigidir. Insan doga n III yalmzca en karma~lk ve degi~ken varhgl olmakla kalmaz, aym zamanda, bir ba~ka tiirun bagnnslz gbzlemleyicilcrincc elegil, oteki insanlarca incelenmesi sozkonusuelur. Burada, arnk, insan biyoloji biliminde oldugu gibi, kendi fizikscl olu~umunu ve fiziksel tepkilerini incelemesiyle yetilllllcmekte-

dir. Toplumbilimci, iktisat<;l ya ela tarih<;i iradenin etkin 01elugu insan elavram~l bi<;imlerine nufuz etmek, incelemesinin konusu olan insanlarm neden oyle davranmaYJ istediklerini ara~nrmak durumundaelu. Bu, gbzlemleyen ve gozlemlenen arasmda, tarihe ve toplumsal bilimlere bzgu bir ili~ki kurmaktadlr. Tarih<;inin goru~ a<;lsl, yaptlgl butun gozlemlere mutlaka girer: Tarih, butunuyle goreliligin i<;indedir. Karl Mannheim'm deyi~iyle "deneyimlerin i<;ine gireligi, biriktigi ve slralanellgl kategoriler bile gozlemleyicinin toplumsal durumuna gore elegi~ir."21Fakat, dogru olan, yalnIzca toplumbilimcinin yan tutma egiliminin onun butun gozlemlerine girdigi degildir. Gozlemleme surecinin gozlemlenmekte olam etkiledigi ve ~ekillendirdigi de dogruduro Bu, iki kar~lt yonde olabilir. Analiz ve ongbrmeye konu edinilen, insan davralll~lan, istemedikleri sonu<;lann bngbrumlenmesiyle, onceden uyanlabilir ve bununla eylemlerinin degi~mesine neden olabilir; boylece ongbru, ne kaelar elogru analizlere dayansa da kendi kendinin bo~a <;lkmasma yol a<;abilir. Tarihi bilince sahip ki~iler arasmela tarihin kenelini ender olarak yinelemesinin bir nedeni oyunculann ikinci gosteride birincinin biti~ini bilmeleridir; eylemleri bu bilgiden etkilenmi~tir. 22 Bol~evikler FranSlZ Devrimi'nin bir Napoleon ile sonu<;landlgml biliyor ve kendi devrimlerinin de boyle bitebileceginden korkuyorlardl. Eu nedenle onderleri i<;inde Napoleon'a en <;ok benzeyen Tro<;ki'ye guvenmediler ve Napoleon'a en az benzeyen Stalin'e guvendiler. Fakat bu sure<; ters biT yonde de <;ah~abilir. Varolan iktisadi ko~ullan analiz eden bir iktisat<;l, yakla~an bir deflasyon ya da enflasyonu ongorurse, eger otoritesi buyuk ve kamtlan inandmCl ise,
21 K. Mannheim, Ideology und Utopia, 1936, 5.130.

Bu tezi yazar, The Bolshevik Revolution, 1917-1923, cilt 1,1950, s. 42'de geli~tirilmi~tir.

ongorunun kendisi ongorulen olgunun meydana gelmesine katklda bulunabilir. Bir siyaset bilimcisi tarihi: gozlemIere dayanarak tiranhgm ktsa omurlu oldugu inanClm savunursa tiramn du~u~une katktda bulunabilir. Adaylann se<;;imIerdeki davram~lanm herkes bilir; onlar, ongorulerinin daha buyuk bir ihtimalle ger<;;ekIe~mesi yolunda bilin<;;li bir ama<;;lazaferin kendilerinin olacagmi ileri surerler. Insanm iktisat<;;llann, siyaset bilimcilerinin ve tarih<;;ilerin ongormeye kaIkl~tlkIannda bazen ongormelerinin ger<;;ekle~mesini hlZlandlrmak i<;;in bilin<;;sizbir umuttan esinlendiklcrini du~unesi geliyor. Bu karma~lk ili~kiler hakkmda, guvcnle soyIenebilecek ~ey ~undan ibarettir: Goziemleyen ile gilZicmIenen, toplumsal bilimci ile verileri, tarih<;;iile olgulan arasmdaki etkile~me sureklidir ve surekli olarak degi~ir; i?te bu, tarihin ve toplumsal bilimlerin aymledici ozelligi gibi gorunmekteclir. Belki, burada bazl fizik<;;ilerinson yIilarcla kencli bilimleri hakkmda, fiziksel evren ile tarih<;;inin dunyasl araslIlcia daha <;;arplClbenzerlikler oldugllnu du~undurecck bi<.;imde konu~tuklanm belirtmem gerekir. 11k olarak, sonu~:Iarmda bir belirsizlik ya da gerekirsizlik ilkesinin sozkonusu oldugll soylenmektedir. Gelecek konu~mamda tarihtc gcrekircilik (determinizm) denilen ~eyin dogasmdan vc Sll1lrlanndan soz edecegim. Fakat, <;;agda~fizikteki belirsizlik ilkesi, ister evrenin dogasma dayansm, ister dogaYl anlamanllzdaki eksikIigimiziri. bir gostergesi olsun (ki, bu nokta hala tartl~mahdlr) benim, bununla, tarihi: ongorme yapma yetenegimiz arasmda anIamh benzerlikIer blllma konllsunda ku~klllanm olacaktlr; tlpkl birka<;;yll once bazl eo~kun kimseIerin evrenin i<;;indebzgur iradenin i~leyi~inin kamtml bulmak giri~imlerine kar~l ku~kular duydugum gibi. lkinei olarak, bize <;;agda~fizikte mekandaki uzakhkIann ve zamandaki arahkIann "gozlemci"nin hareketine bagh bIc;uIeri
82

oldugu soylenmektedir. <:=agda~fizikte "gozlemIeyen"le gozlem altmdaki nesne arasmda degi~mez bir ili~ki kurulmasmm imkanslzhgl nedeniyIe butun ol<;;uIerdogalanndan gelen degi~melere ugrarlar; "gozlemleyen" de gozlemlenen ~ey de -ozne de nesne de- gozlemin nihai: sonueu ic;ine girerler. Fakat, bu tammlamalar, tarihc;iyle onun gozlemlerinin konulan arasmdaki ili~kiye <;;okkuc;uk bir degi~iklikle uygulanabilir oldugu halde, bu ili~kilerin ozunun herhangi bir gerc;ek anlamda, fizikC;i ile evreni arasmdaki ili~kilerle kar~l1a~tmlabileeegine inanmlyorum; ben, ilke olarak tarih<;;ininyakla~lmml doga bilimeininkinden aylran farkhhkIan abartmaktansa, ku<;;ultmekten yana oldugum halde, bu pekin olmayan benzerliklere dayanarak, farkhhklan gozden kaprmak dogru olmaz. Fakat, toplumsal bilimeinin ya da tarih<;;inin c;ah~ma konusuyla ilgisinin fizik bilimeininkinden farkh bir turde 01dugunu ve bu alanda ozne ile nesne arasmdaki ili~kilerden <;;lkansonu<;;lann c;ok daha karma~lk oldugunu soylemek, sanmm dogrudur; ama bu da sorunun hepsi degildir. 17., 18. ve 19. yUzYlllar boyunea egemen olan klasik bilgi teorilerinin hepsi, bilen ozne ile bilinen nesne arasmda keskin bir ikilik oldugunu varsayml~lardu. Filozoflann kurdugu model, ozne ile nesnenin, ins an ile dl~ dunyamn birbirIerinden ayn durdugunu gosteriyordu. Bu, bilimin dogup geli~tigi buyuk donemdi; bilgi teorileri bilimin onculerinin goru~unden kuvvetle etkilenmi~lerdi. Insan kesinlikIe dl~ dunyanm kar~lsma konulmu~tu. DI~ dunyayla yola gelmez ve gizli bir du~manla oldugu gibi ugra~lyordu - dl~ dunya yola geImezdi, c;unku anIa~l1masl zordu; gizil bir du~mandl, <;;unkuustesinden gelmek gu<;; luyordu. <:=agda~ o bilimin ba~anlan ile bu goru~ kokten degi~mi~tir. Bugun bilim adamIan doga guc;lerini mucadele edileeek bir ~ey olarak du~unmektense, i~birligi yapaeaklan ve ama<;;lanna ko~umlaya83

caklan bir ~ey olarak dU~lmmeye daha yatkmdlrlar. Klasik bilgi teorileri yeni bilime arnk uymamaktadlr, hele fizik bilimine. Son 50 yl1 i~inde filozoflann, bunlara ku~kuyla bakmak ve ozne ile nesnenin kesin olarak ayn konulmasl ~oyle dursun, bilgi surecinin bir ol~ude bunlar arasmdaki etkile~im ve kar~lhkh baglmhhkla ilgili oldugunu kabul etmeye ba~lamalan ~a~lrtlcl degildir. Fakat, bu, toplumsal bilimler i~in ozellikle anlamhdu. 11kkonferanslmda, tarih yazmamn geleneksel ampirik bilgi teorisiyle uzla~tmlmasmm zor 01duguna deginmi~tim. ~imdi de, toplumsal bilimler bir butUn olarak insanla hem ozne hem nesne, hem ara~tIrlcl hem de ara~tmlan olarak ilgili olduklanndan ozne ile nesne arasmda katl bir aynlmaYI dile getiren bir bilgi teorisinin bunlara uymayacagml ileri surmek istiyorum. Sosyoloji tutarh bir ogreti butunu olarak kendini kurma giri~imlerinde, ~ok dogru olarak bilgi sosyolojisi denilen bir kol olu~lurmu~tur. Fakat, bu pek otelere gidememi~tir - samnm, bunun ba~ nedeni, geleneksel bir bilgi teorisinin kafesi i~incle donup dola~maslydl. Eger filozoflar, once ~agda~ fizik biliminin ve ~imdi de ~agda~ toplumsal bilimin etkisiyle, bu kaksi kmp ~lkmaya, bilgi sureci i~in verilerin edilgen bir bilinc.lilik ustunde bilardo topu gibi etkiler yapngrm soyleyen eski modeli bir yana buakarak, i~inde ya~adrgrmrz ~aga daha yakl~rr bir model kurmaya ba~lamr~larsa, bu, toplumsal bilimler ve ozellikle tarih i~in hayuh bir belirtidir. Bu, daha soma, tarihte nesnellikle ne demek istedigimizi incelemcye ba~laymca gene donecegim hayli onemli bir noktadlr. Son fakat hi~ de onemsiz olmayan bir nokta: Tarihin din ve ahlak sorunlanyla yakmdan ilgili bulundugu i~in genel olarak bilimden, hatta belki de oteki toplumsal bilimlerden aynldrgr goru~unden de soz etmeliyim. Tarihin dinle ili~kisi noktasmda kendi konumunu a~lkhga kavu~turmak i~in soylenmesi gereken krsa bir ~ey vardrr, ben de onu soyleye84

cegim. Ciddl bir gokbilimci olmak, evrerii yaratan ve yoneten bir Tann'ya inan~la bagda~abilir. Fakat, bu, bir gezegenin gidi~ini degi~tirmek, bir tutulmayr ertelemek ya da evrensel gidi~in kurallanyla oynamak i~in istedigi gibi i~e kan~abilen bir Tann inanclyla bagda~amaz. Aym ~ekilde, ciddl bir tarih~inin bir blitun olarak tarihin akl~rm duzenlemi~ ve ona anlam vermi~ olan bir Tann'ya inanabilecegi, ama, Amalekitler'in dogranmasrm onlemek i~in i~e kan~an ya da Yo~ua'nm ordusuna yardlm olsun diye gunduzun suresini uzatarak Zrlman birimini degi~tiren Eski Ahit turu bir Tann'ya inanamayacagl, bazen ileri surulmu~tur. Buna gore, tarih~i belirli birtakrm olaylann a~rklamasr olarak Tann'dan yararlanamaz. Peder D'Arcy yeni bir kitapta bu aynml yapmaya ~ah~ml~trr:
Bir inceleyicinin tarihte her soruyu bunda Tann'mn par-

magi oldugunu soyleyerek cevaplamasl dogru olmaz. Dunya olaylanm ve insan dramml derleyip toparlamak ic;:inelimizden geleni yap madan, daha geni~ kavramlan katmamlz dogru olmaz.23 i~in ic;:ine

Bu goru~un tuhafhgl, dini ba~ka Wrlu kurulamayacak ger~ekten onemli oyunlar i~in saklanml~, bir deste iskambildeki joker gibi gormesidir. Lutherci, din bilgini Karl Barth, ilaM ve dunyevl tarih arasmda kesin bir aynm yapmak ve dunyevl tarihi din adaml olmayan tarih~ilere blrakmakla daha iyi etmi~ti. Eger onu dogru anladlysam, Profesor Butterfield de, "teknik" tarihten soz ederken aym ~eyi demek istemektedir. Teknik tarih, sizin ya da benim yazabilecegim ya da onun kendisinin yazml~ oldugu, tek tarih ~e23 M.C. D'Arcy, The Sense of History: Secular and Sacred, 1959, s. 164. Eu fikir daha once Polybios tarafmdan dile getirilmi~ti: "Olup bitenin nedenini bulmanm rnumkun oldugu yerlerde, Tannlar'a ba~vurmamak gerekir." K. van Fritz, The Theory of the Mixed Constitution in Antiquity, New York, 1954, s. 390'daki almn.

~ididir. Bu tuhaf ad1 kullanm<;lkla, kendisi i<:;in esoterik ya da ilahY bir tarihin varhgma inanma hakkm1 sakh tutmaktad1r ki, bizlerin bununla ilgilenmemiz hi<:;gerekmez, Berdyaev, Niebuhr ve Maritain gibi yazarlar tarihin erek ya da amaClmn tarihin d1~mda bulundugu ustunde lsrar ederler. Ben ki~isel olarak dogru durust bir tarih kavram1yla tarihin anlammm ve anlamhhgmm dayand1g1 herhangi bir buyuk tarihustu kuvvet inanClm -bu kuvvet ister Se<:;ilmi~ Halk'm bir Tanns1 olsun, ister YaradanCllar'm Gizli El'i, ister Hegel'in Dunya Ruhu olsun- bagda~tlrmaYl zor buluyorum. Bu konferanslann amaCl <:;er<:;evesindearih<:;inin boyle bir Deus ex t machina'ya (HIZlf' mucizesine) ba~vurmadan sorunlanm <:;ozmesigerektigini ve tarihin, boyle denebilirse, i<,;indejoker olmayan hir deste kagltla oynand1gm1 varsayacagllll. Tarihle ahlakm ili~kisi daha karma~lktlf ve ge<:;l11i~te, bunun uzerine yap1lan tart1~malardan baz1 bulamkhklar ortaya <:;lkm1~tlf.Bugun, tarih<:;iden tarihinde ge<;:en ki~ilerin ozel hayatlan ustune ahlakl yargllarda bulunmaslI1In istenilmedigini soylemek bile gerekmez. Tarihc;iyle ahlak<:;mm bakl~ ac;l1an aym degildir. VIII. Henry belki kolD. bir koca, ama iyi bir Kral idi. Fakat larihc;i onunla ilk nilcligi baklmmdan, ancak tarihl olaylan etkiledigi ol<:;udeilgiliclir. Eger onun ahlakl kusurlan kamu i~lerinde, II. Henry'ninkiler kadar az etkili olsayd1, tarihc;inin bunlarla ilgilcn l11esihi<:; gerekmezdi. Bu, kusurlar ic;in oldugu kadar erclcmler ic;in de gec;erli bir kurald1r. Pasteur ile Einstein'm ozel hayatlannda ornek, hatta evliya denecek kadar iyi insanlar oldugu soylenir. Fakat, tutahm ki sadakatsiz kocalar, zalim babalar ve meslekda~lanna kar~l kotu davranan insanlar olsalard1, tarihe adlanm yazdlran ba~anlan kuc;ulur muydu? Tarihc;i her ~eyden once bunlara bakar. Stalin'in ikinci kansma zalim ve kaba davrand1g1 soylenir; fakat, Sovyetler ustune c;ah~an bir tarih<:;iolarak, kendimi hununla pek ilgili hisset86

miyorum. Bu, ki~isel ahlakm onemli olmad1g1 ya da ahlak tarihinin, tarihin yasal bir bolumu olmadlg1 anlamma gelmez. Fakat, tarihc;i sayfalannda boy gosteren bireylerin ki~isel hayatlan us tUne donup de ahlak yarg1lan vermeye kalkmaz. Onun yapacak ba~ka i~leri vard1r. Daha ciddl bir bulamkhk, kamusal eylemler ustune ahlak yargllan sorunundan <:;lkmaktadlr. Oyunun 6nemli ki~ileri uslune ahlilk yargllannda bulunmasmm tarihc;inin gorevi oldugu inanCl uzun bir ge<:;mi~edayamr. Fakat, bu hic;bir zaman gerek donemin ahlaklle~tirme egilimleri ve gerekse smlfS1Zbireycilik kultuyle peki~tirildigi 19. yuzYlllngilteresi'ndekinden daha kuvvetli olmam1~tlr. Rosebury, Ingiliz halkmm en <:;okNapoleon'un "iyi bir adam" olup olmad1g1m bilmek istedigine deginir.24 Acton, Creighton ile yaZl~malannda, "Ahlakl ilkelerin bukulmezligi, Tarih'in otoritesinin, degerinin ve yarannm gizidir" demi~ ve kendisinin tarihi "anla~mazhklarda bir hakem, amac;slz gezinenlere bir yol gosterici, yeryuzu guc;lerinin ve dinin kendisinin, durmadan batlfmaya yoneldigi ahlak sancagm1 dik tutacak kuvvet" haline getirdigini ileri surmu~tu.25 Bu, tarih adma tarih<:;iyetarihl olaylarda yer alan ki~iler ustune ahlak yarglIan verme zorunlulugunu yukleyen ve hakkm1 veren, Acton'un, bir tur tarihustu gu<:;olarak tarihY olgulann nesnellik ve ustUnlugu hakkmdaki neredeyse mistik inancma dayanan bir goru~tUr. Bu tutum, umulmad1k bic;imlerde bazen hill a yeniden belirmektedir. Profesor Toynbee, Mussolini'nin 1935'te Habe~istan'l i~galini "bile bile i~lenmi~ ki~isel bir gunah" olarak tammlaml~tlf;26 Sir Isaiah Berlin de, almtl yapt1g1m denemesinde, Charlemagne ya da Napoleon ya da

24 Rosebury, Nepoleon: The Last Phase, s. 364. 25 Acton, Historical Essays and Studies, 1907, 5.505. Affairs, 1935,2,3.

26 Survey of International

Cengiz Han'l ya da Hitler'i ya da Stalin'i toplu klYlmlan nedeniyle mahkum etmenin tarih\;inin gorevi oldugunda ~iddetle lsrar etmektedir.27 Bu goru~e Profesor Knowles a\;l~ konu~masmda, tarih\;inin yetki alanma girmeyen ahlil.k yargllarma ornek olarak, Motley'in II. Philip'i ("Eger onun dl~mda kaldlgl su\;lar var idiyse, bu, insan dogasmm su~ta bile yetkinlige ula~maya izin vermeyi~indedir") ~eklindeki su\;lamasml ve Stubb'm Kral ]ohn'u ("insam gozden du~urebilecek butun su~larla kirlenmi~") olarak tammlamaslm gostererek, "Tarih~i yargl\; degildir, hele adam asmaya merakh bir yargl~ hi~ degildir" demekle, yeterince ~aLITIl~tlr. 28 Fakat bu noktada Croce'nin de aktarmak istedigim nefis hir par~asl var:
Sue;lamada bulunanlar mahkel11elerimiz, ~u cinemli noktaYl unuluyorlar anlamllla), ki

huna nufuz eden ve onlan anlayan yargle;lar dl~mda hie; kimse tarafmdan yargllanamazlar ... Tarih anlatryoruz diye yargwhk taslayrp, tarihin g6revi bu oldugu inanClyla ~unu mahkum edip bunu bagl~layanlar ... genellikle, tarih duygusundan yoksundurlar.29

(ister adliye, ister ahlak mahkemesi

bizim

ya~ayan, eylel11de bulunan

vc tchlikeli mahkemele-

olabilen kil11seler ie;in kurulmu~ zamammlzm

ridir; oysa 6teki kimseler, kendi zal11anlannm mahkcmelerinde yargllanl111~lardH ve ikinci kez mahkum cclilcmez ya da bagl~lanamazlar. Onlar her ne olursa olsun, hcrhangi sorumlu tutulamazlar; salt ~u neve bu Slrubir mahkel11e huzurunda

denle ki, artlk huzura enni~ gee;mi~in insanlandlr fatla ancak tarihin konusu

olabilirler ve yapttklanmn

27 I. Berlin, Historical Inevitability, s. 76-77. Sir Isaiah'll1 tutumu 19. yuzyilll1 inat<;l tUlucusu, hukuk<;u Fitzjames Stephen'in goru~unu hallrlalmaktadlr: "Ceza yasasl, boylelikle, sudulardan nefrel etmenin ahlak<;a hakh oldugu ilkesine gore i~ler... Su<;lulardan nefret edilmesi, onlara verilen cezalann bu nefrete anlatlm kazandlracak ve kamunun saghkh bir dogal duyguyu dile getirecek ve doyuracak ara<;lan saglamaS1l11hakh gosterecek ~ekilde duzenlenmesi son derece istenilen bir ~eydir." (A History oj Criminal Law oj England, 1883, 2, s. 81-82, L. Radzinowics, Sir James Fitzjames Stephen, 1957, s. 30'da almll.) Eu goru~ler kriminologlar tarafmdan artlk geni~ ol<;ude payla~llmamaktadlr; fakat, benim onlara buradaki kar~l <;lkl~lm, oteki yerlerdeki ge<;erlilikleri ne olursa olsun, tarihin yargllanna uygulanamayacagmdan oturudur. 28 D. Knowles, The Historical and Character, 1955, s. 4-5,12,19.

Eger biri \;lklp da Hitler ya da Stalin -yahut isterseniz, Senator McCarthy- hakkmda hukum vermenin bizim i~imiz olmadlgml, ~unku onlann ~ogumuzun ~agda~Ian oldugunu, onlann eylemlerinden ~ekmi~ yuzbinlerce kimsenin ha1<1ag oldugunu ve i~te bu nedenlerden 6turu, onlara tarihs ~i olarak yakla~mamlZln ve onlarm yaptlklan hakkmda yarglda bulunmamlZl me~ru kllabilecek bteki niteliklerden annmamlzm zor olacagml ileri surerse: Bu, ~agda~ tarih~inin slkmtl1anndan biridir - ba~ slkmtlSldlr da, diyebilirim. Fakat, Charlemagne ya da Napoleon'un gunahlanm a\;lklamakta bugun kim ne yarar bulur ki? Bunun i\;in, gelin biz ipe~ekme egilimli bir yargl~ turundeki tarih\;i fikrini bir yana blraklp, daha zor, fakat daha yararh bir sarun olan ge~mi~in bireyleri degil de, olaylan, kurumlan ya da siyasetleri hakkmda ahl<1ki: arglda bulunmay yl ele alahm. Bunlar tarih~inin bnemli yargllandlr; bireyler hakkmda ahlakI yargllarda bulunmada ~iddetle lsrar edenler, bazen bilin\;dl~l olarak butUn gruplar ve toplumlar i~in bzur hazlrlamaktadlrlar. FranSlZ Devrimi'ni, Napoleon sava~lanmn felaketleri ve kan dbkmelerinin sorumlulugu dl~mda tutmaya \;ah~an, FranSlZ tarih~isi Lefebvre, bunlan "mizaCl ban~ ve bl\;ululukle kolay kolay bagda~amayan bir generalin diktatbrlugu"ne baglaml~tlf.3o Almanlar bugun Hitler'in bireysel kbtulugunun kmanmaslm, onu yaratan toplum us tune tarih\;inin bir ahlak yarglsmda bulunmasma
29 B. Croce, History as the Story oJ Liberty, lngilizce <;eviri, 1941, s. 47. 30 Peeuples et Civilisations, cilt 14, Napoleon, s. 58.

memnuniyetle yeglemektedirler. Ruslar, Ingilizler ve Amerikahlar, kendi toplu sue;:lanmn gtmah kee;:ileri olarak Stalin, Neville Chamberlain ya da MeCarthy'ye kar~l ki~isel saldmlara kolayhkla katllmaktadular. Aynea, bireyler hakkmdaki ovgu dolu ahlak yargllan da tlpki bireylerin ahlake;:asue;:lanmalan kadar yanh~a yol ae;:lelve zararh olabilir. BaZl kole sahiplerinin yuee gonullu olduklanmn teslim edilmesi koleligiri ahlaka aykm oldugunun reddedilmemesi ie;:insurekli bir ozur olarak kullamlmv;;tlr. Max Weber "kapitalizmin i~e;:iyi a da bare;:luyu ie;:inesoktugu efendisiz k6y lelige" i~aretle ve hakh olarak tarihe;:inin onlan yaralan bireyler hakkmda degil de, kurum hakkmda yarglda bulunmaSl gerektigini one surer.31 Tarihe;:i bireysel bir Dogulu despot hakkmda yarglda bulunmaz. Fakat, onclan diyelim ki, Dogulu despotizm ile Perikles Atinasl'mn kurumlan arasmda tarafslz ve kaYltslz kalmasl da beklenenwz. Bireysel bir kole sahihi hakkmda yarglda bulunmayaeakllr. Fakat bu onu koleei bir toplumu reddetmekten ahkoyillaz. Gordugumuz gibi, tarihl olgular bir ole;:ude yorumu gcrektirirler; larihl yorumlarsa her zaman ahlak yargllanchr .' islerseniz daha tarafslZ gorunen bir terimle soyleyelim, deger yargllanm i~in ie;:inekatarlar. Gene de, bu, zorluklanmlzm yalmzea ba~langICl(hr. Tarih, oyle bir mueadele sureeidir ki, sonue;:lanna, biz onlan ister iyi ister kotu sayahm, dogrudan ya da dolayll -e;:ogu kez dolayhdan e;:ok,dogrudan dogruya- ba~kalart 11m zaranna olmak uzere eri~ilir. Kaybedenler oder. Tarihle ezilmek dogaldlr. Tarihin her buyuk doneminde zaferler kadar da k;ylplar vardlr. Bu, son dereee karma~lk bir sorundur, e;:unku kaybedenlerin zaranm baZllannm daha e;:okyararh e;:lkmaslyla dengelememize imkan vereeek bir ole;:UIUI11UZ yok-

tur: Yine de boyle bir dengeye eri~ilmesi gerekir. Bu tarihe ozgu bir sarun degildir. Gunluk ya~aYl~ta, kabule yana~tlglmlzdan e;:okdaha buyuk ole;:ude, daha az kotuyu see;:mekya da iyi geleeek diye kotuyu yapmak zorunlulugu ile kar~l kar~lya kalmz. Tarihte bu sorun bazen "geli~menin bedeli" ya da "devrimin fiyatl" ba~hgl altmda tartl~lhr. Bu, yamltlCl bir adlandlrmadlr. Baeon'm On Innovations (Yenilikler Dstune) denemesinde soyledigi gibi, "goreneklerde diretmek, yenilik kadar kan~lkhk e;:lkanClbir ~eydir." Varolam korumanm ayneahksIZlar bakimmdan maliyeti, yeniligin ayneahklanndan yoksun kIlmanlar bakimmdan maliyeti kadar buyuktur. BazIlannm yarannm ba~kalanmn aCllanm me~ru kildlgl tezi, her turlu hukumet fikrinin ie;:inde vardlr, bu koktenci bir ogreti oldugu kadar tutueu bir ogretidir de. Dr. Johnson, daha az kotu olma (ehven-i ~er) kamtml varolan e~itsizliklerin surdLirLilmesini hakh gostermek ie;:inba~anyla kullanml~tlr.
Hi<; kimsenin mutlu olmamasmdansa mutlu olmazdL32 bazllanmn mutsuz hi<; kimse

olmasl daha iyidir, genel bir e;;itlik durumunda

Fakat bu sorun en dramatik bie;:imleriyle kokten degi~me donemlerinde gor(l1Lir;larihe;:inin bu sorun kar~lsmdaki tutumunu en kolay burada ineeleyebiliriz. 1780 ile 1870 yllian arasmda Buyuk Britanya'nm endustrile~mesi oykusunu alahm. Hemen her tarihe;:i endustri devrimini belki de hie;:larn~madan buyuk ve ileri bir ba~an olarak ele ahr. Aym zamanda, koylulerin topraktan anhp, i~e;:i32 Boswell, Life of Doctor Johnson, 1776, Everman Yay.,2, s. 20. Bunda apksozliiliik erdemi vardlr; Burckhardt (Judgements on History and Historians'da, s. 85), "Genel olarak parta tl.leri'den ba~ka bir ~ey istememi~" olan ilerleme kurbanlannm "susturulmu~ iniltileri" i~in gozya~lan doker, fakat kendisi gene! olarak korunacak hi~bir ~eyleri olmayan ancien regime kurbanlarmm iniltileri kar~lsmda sessiz kahr.

lerin saghga aykm fabrikalara ve berbat konutlara tIkllmalanm ve \;oeuk emeginin somurulmesini de anlataeaktlr. Bu kotuluklerin sistemin i~leyi~i i\;inde olu~tugunu; baZl i~verenlerin otekilerden daha aClmaSlZ oldugunu soyleyebilir ve bir kez bu duzen yerle~inee, insanCll bir viedanm yava~ yava~ geli~eeegini bir ol\;ude eo;;kuyla vurgulayaeaktIr. Muhtemelen, gene soylemeden, hi\; degilse ilk a~amalarda, bir ol\;ude zorlama ve somurunun endustrile~menin bedelinin ka\;lmlmaz bir par\;aSI oldugunu varsayaeaktlr. Ote yandan, ben, bu bedeli du;;unerek, ilerleme engellenseydi ve endustrile;;ilmeseydi diyen bir tarih\;i de duymu;; c1cgilim; boyle biri varsa ~uphesiz Chestron ve Belloe okulundandu ve hakh oIarak eiddI tarih\;ileree onemsenmeyeccktir. Bu ornek beni ilgilendiriyor, \;unku, yakmda, yazdlg1l11Sovyet Rusya tarihinde koylulugun kolektifle;;mesini endllstrile~menin bedelinin bir par\;aSI olarak ele almak ul11udundayun ve pekala biliyorum ki, Ingiliz sanayi devriminin tarih\;ileri ornegini izleyerek kolektifiqmenin zuluJllkrini ve aCllanm kotuleyeeek, fakat bu sureei istenilir vc zorunlu bir endustrile~me politikasmm maliyetinin ka\;ll1drnaz bir kar;;lhgl olarak alaeak olursamz, kiniklik ve kotulllkleri bagl;;lamak su\;lamasma ugrayaeaglm. Tarih\;iler 19. Yllzyl1da Asya ve Afrika'mn BatI uluslannea somurgele~tiril mesini yalmzea dunya ekonomisine dogrudan etkileri ncdeniyle degil, bu kItalann geri kalml;; halklan i\;in uzun d0nemli sonu\;lan a\;lsmdan da bagl;;Iama egilimindedirler. Sonu\;ta denir ki, ne de olsa, C;:agda~Hindistan Ingiliz idaresi nin \;0eugudur, C;:agda~C;:inde 19. yuzyll Batl emperyalizminin urunudur (buna Rus Devrimi'nin etkisi de eklenebilir). YaZlk ki, a\;lk limanlardaki Batlhlar'm fabrikalannda \;ah~tmIan C;:inlii~\;iler ya da Guney Afrika madenlerindekiler yahut Birinci Dunya Sava~l'nda Batl Cephesi'ndekiler sag kahp da, C;:inDevrimi'nden saglanan ;;an, ;;eref ya da yararlan
92

payla;;amaml;;lardlr. Kar;;lhgml odeyenler nadiren kazan\;lan toplayanlardlr. Engels'in iyi bilinen ~u unlu s6z1eri buraya rahatslz edici dereeede uygun du~mektedir.
Tarih butun tann<;:alann a;?agl yukan en aClmaslZldu; yalmzca sava;?ta degil, "ban;?(,;1"ekonomik kalkmma donemlerinde de zafer arabasml arkasmda ceset Ylgmlan blrakarak surer. Biz erkekler ve kadmlar, ne yazlk ki, gen;:ek bir ilerleme ir,;in hemen hemen oranSlZ gOr11nen aCllar tarafmdan zorlanmachkr,;a, cesaretimizi toplamayacak hzdu.
33

kadar apta-

Ivan Karamazov'un unlu kar;;l \;lkl~l yigit\;e bir yanh;;tIr. Biz, toplumun i\;ine doganz, tarihin i\;ine doganz. Bize kabul ya da reddi se\;me hakklyla verilen bir giri~ biletinin onerildigi bir an yoktur. Tarih\;i aCl \;ekme sorununa dinbilimciden daha kesin bir eevap getiremez. 0 da, daha az kotu (ehven-i ;;er) ya da iyinin daha agu basmasl tezine ba~vurmak zorunda kahr. Fakat, tarih\;inin -bilginden farkh olarak- malzemesi geregi bu ahlakI yargdama sorunlanna girmesi olgusu, tarihin tarih-ustu bir deger ()I\;utline uyruk kllmmasml i\;ermez mi? Boyle oldugunu sallllllyorum. Diyelim ki, "iyi" ve "kotu" gibi soyut kavramlar ve bunlann daha incelikli olarak geli~tirilmi~leri tarihin slmrlannm dl;;mda kahrlar. Fakat, boyle olsa da, tarihI ahlak ineelemelerinde, matematik ya da mantIk formulleri fizik biliminde nasI1 bir rol oynarsa a~agl yukan aym rolu oynarlar. BunIar, du;;uneenin onsuz olunamaz kategorileridir; fakat, ozgul bir i\;erikle dolduruIan a kadar, bunIar, aniam ya da uygulamadan yoksundurlar. Ba;;ka bir benzetmeyi yegierseniz, tarihte ya da gunluk ya;;aYI;;ta ba~vurdugumuz ahlakI kurallar banka \;eklerine
33 24 ~ubat 1893 tarihli Danielson'a mektupta, Karl Marx and Friedrich Engels: Correspondance 1846-1895, 1934, s. 510.

benzerler: BaSlh ve yazlh kIslmlan vardlr. BaSlh klSlm bzgurluk ve e:;;itlik, adalet ve demokrasi gihi soyut kelimelerden olu:;;mu~tur. Bunlar, zorunlu kategorilerdir. Fakat, <;:ek, e:;;itimiz olarak kabul ettigimiz kimseler i<;:in kadar ve ne ne miktarda bzgurluk aYlrmaYl bnerdigimizi belirleyen bteki klSlmlanm doldurmadlk<;:a degersizdir. Degi:;;ik zamanlarda <;:eki asll doldurdugumuz tarihin ara:;;tlrma konusudur. 50n yut ahlaki kavramlara, bzgul tarihi i<;:erikverilmesi sureci tarihi bir sure<;:tir; ger<;:ekten, bizim ahlaki yargI1aruTIlzm i<;:inde olu:;;tugu kavramsal <;:er<;:eve tarihin kendi cseridir. Ahlak sorunlan ustune <;:agda:;; uluslararasl anla:;;mazhklann en yaygll1 bi<;:imibzgurluk ve demokrasi ustline, rakip iddialar ustline bir tartl:;;madlr. Kavramlar soyut ve evrcnseldir. Fakat, bunlara verilen i<;:erikler tarih boyunca, zamandan zamana ve yerden yere degi:;;ir; bunlann uygulamal"1nna ili:;;kin pr"1tik sorunlar ancak t"1rihi baglamlan i<;:indc"1nla:;;llabilir ve tartl:;;llabilir. Biraz daha az yaygll1 bir brnek alahm. Ekonomik poli tikalann istenilirliginin bl<;:ulup degerlendirilebilecegi nesnel ve tartl:;;maslz bir bl<;:utolar"1k, "ekonomik rasyonellik" k"1vramll1ll1alll1maSl bnerilmi:;;tir. Bu giri:;;im, hemen <;:bkmu:;;t1ir. Klasik ekonomi yasalanyla yeti:;;tirilen teorisyenler akli ekonomik sure<;:lere akllc1I51hi r mudahale diye, planlamaYl ilkece reddederler; brnegin, plancllar fiyat politikalannda arz ve talep yasasma bag It olmaYl reddederler, planlama dbneminde saptanan fiY"1tlann ise aklI bir temeli olamaz. Elbette, planCllann <;:ogukez akIldl:;;l olarak ve bu nedenle de akI1s1zca davrandlklan clogru olabilir. Fakat, onlann klasik ekonominin eski "ekonomik rasyonellik" bl<;:utuyle clegerlendirilmemeleri gerekir. Ki:;;isel olarak benim, aslll1da aklldl:;;l olamn, denetimsiz ve brgutsuz blrakm-yapsmlar ekonomisi oldugu ve planlamanll1 bu surece "ekonomik rasyonellik" getirme yo lunda bir giri:;;im oldugu :;;eklindeki kar:;;lt teze daha fazla yakll1hglm vardlr.
94

Fakat :;;uanda i:;;aret etmek istedigim tek :;;eytarihi eylemlerin yargI1anabilecegi soyut ve tarih-ustu bir bl<;:utkurmamn imkanSlZhgldlI. Her iki taraf da ka<;:lmlmaz olarak kendi tarihi ko:;;ullanna ve emellerine bzgu i<;:erikleri bl<;:utolarak gbrmu:;;lerdir. Bu, tarihi olaylann ve clurumlann yargI1andlgl, tarih-ustli bir bl<;:utkurma <;:abasll1dabulunanlann ger<;:ekgunahldlI bu bl<;:utister dinbilimcilerce bne surulmu:;; kutsal bir otoriteden <;:lkanlml:;; lsun, ister Aydll1lanma filozoflarll1ca bne o surulmu:;; degi:;;mez AkI1 ya da Doga'dan <;:lkanlml:;;olsun. Bu gunah, bl<;:utun uygulanmasll1dan <;:lkankusurlardan ya da bl<;:Utunkendi i<;:indeki eksikliklerden gelmemektedir. Bu, boyle bir bl<;:utkurma giri:;;iminin tarihe aykm olu:;;udur ve tarihin bzunun ta kendisiyle <;:eli:;;mesidir. u, tarih<;:inin B mesleginin kendisini surekli olarak sormaya zorladlgl sorular konusunda clogmatik bir cevabl olmasl demektir: Bu sorulara cevaplan bnceden kabul etmi:;; tarih<;:i,<;:ah:;;mayabzg leri bagh ba:;;lamaktacllr ve gbrevine ihanet etmektedir. Tarih harekettir ve hareket kar:;;I1a:;;tlrma demektir. Tarih<;:ilerinahlaki yargI1anm "ilerici" ve "gerici" gibi kar:;;I1a:;;tlrmaCl nitelikteki kelimelerle a<;:lklamaya,"iyi" ve "kbtu" gibi uzla:;;maz mutlaklarla a<;:lklamaktan daha <;:okegilimli olmalannll1 necleni budur; bunlar farkh toplumlan ya da olgulan bazl soyut bl<;:utlerle degil birbirleriyle ili:;;kileri i<;:indetammlama giri:;;imleridir. Dstelik, bu, sbzde soyut ve tarih-dl:;;l degerleri inceleyince, bunlann da ger<;:ektetarihten temellendiklerini gbruruz. Belli bir zaman ya da yerde belirli bir degerin ya da ulkunun ortaya <;:lkI:;;l, yer ve zamanll1 tarihi ko:;;ullanyla 0 apklanabilir. E:;;itlik, bzgurluk, adalet ya da Dogal Hukuk gibi varsaYlmsal mutlak kavr~mlann pratik i<;:erikleri clbnemden dbneme ya da kltadan 'kItaya degi:;;ir. Hergrubun tarihten kaynaklanan kendi degerleri vardlI. Her grup, yabanCl ve kendine uymayan degerlerin i<;:inegirmesine kar:;;l,
95

bunlan burjuva ve kapitalist ya da anti-demokratik ve to taliter yahut daha da kabaea, lngiliz-aleyhtan ve Amerikanaleyhtan gibi hakaret dolu slfatlarla damgalayarak kendini savunur. Toplumdan aynlml~, tarihten aynlml~ soyut bh;ut ya da deger, soyut birey kadar hayaldir. Ciddt tarihc;:i, kendi degerlerinin tarihin dl~mda bir nesnelligi oldugunu bne surmeyerek, butun degerlerin tarihlolarak ko~ullandmlml~hklanm kabul eden tarihc;:idir. lnanc;:lanmlz ve bagh oldugumuz deger blc;:utleri, tarihin parc;:alandlr ve insan davram~lnm ba~ka herhangi bir yam kadar, bunlar da tarihI ara~tlrmamn konusudurlar. Bugun c;:okaz bilim -nerde kaldl ki toplumsal bilimler- tam bir baglmslzhk iddiasmda bulunabilir. Fakat tarihin onu bteki herhangi bir bilimden aYlrdedeeek kendi dl~mdaki bir ~eye temel bir baglmhhgl yoktur. Tarihin bilimler arasmda saYllmasl tezi ustune ncler sbylemeye c;:ah~tlglml bzetleyeyim. Bilim kelimesi kden pek c;:okfarkh ybntemi ve teknigi olan bylesine farklI bilgi dallanm kapsamaktadlr ki, tarihi bilimin dl~mda bm.d\lnak isteyenlerin tezlerini kamtlamalan, tarihi bilimler i<;indc sayanlann bunun aksini kamtlamasmdan c;:okonlara dCl~cr.Tarihi, bilimler dl~mda sayma c;:abalannm tarihc;:ileri kcndi see;:ilmi~topluluklannm dl~mda tutma endi~esinde olan bilim adamlanndan degil de, tarihin insan duygulanl1l geli~tirici bir edebiyat dah olma durumunun korunmasl endi~esindeki, tarihc;:i ve filozoflardan gelmesi anlamhdu. Bu tartI~ma, edebiyat adl altmda toplanan insan bilimlerinin egemen 51mfm geni~ kulturunu, fen bilimlerinin de bu slmfa hizmet eden teknisyenlerin beeerilerini temsil ettigini varsayan, edebiyat ile fen arasmdaki eski aynmm bnyarglSll1l yansltmaktadlr. "Be~ert bilimler" ve "insana ili~kin" kelimelerinin kendileri bu baglam ic;:inde, eskiden beri gee;:erli olan bir bnyargmm kalmtlSldu; gere;:i,bilimle tarih arasmda kar~lthgm lngilizee dl~mda hie;:bir dilde anlamh olmamasl da bu
96

bnyargmm adahlara bzgu niteligini gostermektedir. Tarihe bilim demeye kar~l C;:lkllmasma benim ba~ itirazlm, bunun "iki kultUr" denilegelen aynml hakh gbstermesi ve surekli kllmaSldlr. Bu aylrmamn kendisi, lngiliz toplumunun kendi gee;:mi~ine bzgu slmf yaplsma dayanan eski bir bnyarglmn bir urunudur; ben, kendi paylma, tarihc;:iyle jeologu birbirinden ayuan w;urumun jeologu fizikc;:iden ayuan uc;:urumdan daha derin ya da bir kbpruyle birle~tirilemez olduguna inanmlyorum. Fakat, benim gbru~umee bu yan a~manm yolu tarihc;:ilere temel fen bilimleri ya da fen bilim~ eilere temel tarih bilimleri bgretmek degildir. Bu, kan~lk kafah kimseleree ybneltildigimiz C;:lkmazbir sokaktlr. BakIn, fen bilimeilerinin kendileri bbyle davramyorlar ml? Muhendislerin temel botanik derslerine devam etmelerinin bgutlendigini hie;:duymadlm. Benim bnerebileeegim bir e;:are, tarihimizin ble;:utlerinin geli~tirilmesi, -eger bbyle diyebilirsem- daha bilimsel kllInmaSl, tarih ara~tlrmaetlanndan daha slkl isteklerde bulunmamlzdu. Tarih, akademik bir disiplin olarak bazen bu universitede klasiklcri c;:okzor ve fen bilimlerini e;:okciddI bulanlann toplandlgl, i~e yaramayan her ~eyin ie;:ineatlldlgl bir sepet olarak du~unulmektedir. Bu konu~malarda size vermeyi umdugum bir izlenim, tarihin klasiklerden c;:okdaha zor ve herhangi bir fen bilimi kadar ciddt bir konu oldugudur. Fakat bu e;:arenin uygulanmasl tarihe;:ilerin kendi aralannda yaptlklan i~e daha guc;:lubir inanc;:la baglanmalanm gerektirir. Sir Charles Snow, bu konuda verdigi yeni bir konferansta bilim adamlanmn "aeeleei" iyimserligiyle kendisinin "edebiyate;:l aydmlar" dediklerinin "klSllml~ sesleri" ile "topluma kar~l duygulan"m kar~lla~tlrdlgmda hakh bir noktaya deginiyordu.34 Bazl tarihc;:iler -hele, tarihe;:i olma-

dan tarih ustune yazanlar- bu "edebiyatC;;l aydmlar"dandlr. Bunlar tarihin bir bilim olmadlgml soylemek ve onun ne olamayacagml ya da yapamayacagml, ne yapmamasl gerektigini aC;;lklamakla oylesine me;;guldurler ki, onun ba;;anlanm ve imkanlanm degerlendirmek ic;;inzamanlan yoktur. Aradaki yan kapatmamn bir ba;;ka yolu da bilim adamlanyla tarihc;;iler arasmdaki amac;; ozde;;liginin daha iyi anla;;llmasml saglamaktlr; tarih ve bilim felsefesi konusunda yeni yeni duyulan ve buyuyen ilginin degeri de, ba;;hca bundan ileri gelmektedir. Bilim adamlan, toplumsal bilimcileri ve tarihc;;ilerin hepsi aym inceleme alamnm ayn dallanna baghdular: Insamn ve c;;evresinin, insanm c;;evresinc etkisini ve c;;evrenin insana etkisini incelemek. Bu incelemcnin amaCl aymdlr: Insanm c;;evresini anlamaSlm ve onun (Islundeki egemenligini geli;;tirmek. Fizikc;;inin, yerbilimcinin, ruhbilimcinin ve tarihc;;inin varsaYllnlan ve yontemleri birbirlerinden ayrmnlarda aynhrlar; daha bilimsel olmak i<;in,kendimi, tarihc;;inin fizik bilimlerin yontemlerini daha yakmdan izlemesi gerektigi onerisine baglamak istcd igimi de sanmaym. Fakal, tarihc;;i ve fizik bilimci aC;;lklamaaramak gibi temel bir amac;;ta ve sorup cevaplamak gibi temel bir surec;;te birle;;mi;;lerdir. Tarihc;;i, butUn bilim adamlan gibi, durmadan "nic;;in" sorusunu soran bir yaranktu. Gelecek konu;;mamda, bu soruyu ne gibi yollardan ortaya koydugunu ve cevaplamaya c;;ah;;tlgmlinceleyecegim.

Sut bir tencereye konup da kaynatI1dlgl zaman ta;;ar. Bunun neden oldugunu bilmiyorunt, hic;;birzaman bilmek de istemedim; eger, zorlansaydlm, bunu belki de, sutUn ic;;indeki ta;;ma egilimine baglarchm ki, bu, yeterince dogrudur, ama hic;;bir;;ey aC;;lklamaz.Fakat, zaten ben de doga bilimcisi degilim. Aym ;;ekilde birisi neden olduklanm bilmek istemeden gec;;mi;;in olaylanm okuyabilir, hatta yazabilir ya da lkinci Dunya Sava;;l'nm Hitler sava;; istedigi ic;;inC;;lktlgml soylemekle yetinebilir, bu da yeterince dogrudur, ama hiC;;bir ;;ey aC;;lklamaz.Fakat, oyleyse kendine tarih ara;;tmclsl ya da tarihc;;ilik yakl;;ttrarak yanh;; bir adlandumada bulunmamahdlr. Tarih incelemesi nedenlerin incelenmesidir. Gec;;enkonu;;mamm sonunda soyledigim gibi, tarihc;;i durmadan "nic;;in" sorusunu sorar; cevap bulmaYl umdugu surece de duramaz. BUyllk tarihc;;i -ya da, daha geni;; soyleyeyim, buyuk du;;unur- yeni olaylar hakkmda ya da yeni baglamlar ic;;inde"nic;;in"sorusunu soran kimsedir. Tarihin babasl Herodotos, kitabmm en ba;;mda amaClm ;;oyle tammlaml;;tl: Yunanhlann ve barbarlann yaptlklan99

nm amSml korumak, "ve ozellikle, her !?eyin otesinde, birbirleriyle sava!?malannm nedenini vermek." Herodotos, eski dtmyada ~ok az izleyici bulmu!?tur: Thukydides bile a~lk bir neden anlaYI!?1 olmamakla su~lanml!?tlr. * Fakat, 18. yuzYllda ~agda!? tarih~iligin temelleri anlmaya ba!?landlgmda, Ramahlann Buyuhluguniin, Yiihseli?inin ve (ohii?iiniin Nedenleri Ostiine Dii?Unceler kitabmda Montesquieu ~lkl!?noktasl olarak !?u ilkeleri alml!?tl: "Her kralllgl yukselten, surduren ya da Ylkan manevi ya da maddi genel nedenler vardlr" ve "blitCm olanlar bu nedenlerledir." Birkae; yll soma Yasalann Ruhu kitabmda bu fikrini geli!?tirdi ve genelle!?tirdi. "Dunyada gordugumuz butun olaylan kor talihin urettigini" varsaymak sae;maydl. lnsan "yalmz keyfince yoneltilmez"; davram~lan "qyalann dogasl"ndan gelen belirli yasalan ve ilkeleri izler. ** Bundan soma hemen hemen 200 yll boyunca, tarih~iler ve tarih filozoflan yogun bir ;;ekilde tarihi olaylann nedenlerini ve bunlan yoneten yasalan bularak insanhgm gee;mi;; deneyimlerini duzenlemekle ugra;;ml;;larchr. Nedenler ve yasalar bazen mekanik, bazen biyolojik terimler ie;inde du;;unuldu; bazen metafizik olarak, bazen ekonomik, bazen de psikolojik. Fakat, kabul edilen teori, tarihin duzenli birneden ve sonue; suaSI ic;inde gee;mi~in olaylanm ardarda duzenlemekten ibaret olcluguydu. Voltaire, Encyclopedie ie;in yazcllgl tarih ustune bolumcle ~oyle demekteclir, "Amu Derya ve Sir-i Derya klYllannda bir barbann otekinin yerini aldlgmdan ba;;ka bize anlatacak bir ~eyiniz yoksa, bundan bize ne 7" Son Yillarda bu tablo bir dereceye kadar degi;;mi~tir. Gee;en konu;;mamda sbz ettigim nedenlerden bturu, bugunlerde artlk tarihi "yasalar"dan sbz edilmemektedir; bir ble;ude burada tarn~masma girmemin

gerekmedigi bazl felsefl bulamkhklardan, bir ole;ude de, biraz soma deginecegim determinizmle birlikte geldigi du~unuldugunden, "neden" kelimesinin bile modasl gee;mi!?tir. Bu yuzden bazllan tarihte "neden" den sbz etmez, "a~lklama" ya da "yorum" veya "durumun mantlgl" ya da "olaylann i~ mantlgl"ndan (bu, Dicey'den gelmektedir) soz eder, ya da, nedensel yakla~lml (neden oldu'yu) reddeder, onun yerine, i!?levsel yakla~lml (nasll oldu'yu) savunur; oysa, bu, kae;lmlmaz olarak olaylann nasl1 olup da meydana geldigi sorusunu i~in i~ine katar ve bizi gene "ni~in" sorusuna gbturur. Daha ba!?kalan farkh neden turleri -mekanik, biyolojik, psikolojik ve btekiler- arasmda aynm yapar ve tarihi nedeni kendine ozgu bir bolum sayar. Bu aynmlar bir dereceye kadar gec;erliyse de, butun neden turlerini birbirinden aylran !?eyin ustunde durmaktan c;ok, bunlarda ortak olan ustunde durmak ~imdiki amac;lanmlz ic;in daha yararh olabilir. Ben kendi paYlma, herkesc;e, anla!?l1dlgl anlammda "neden" kelimesini kullanmakla yetinecegim ve bu ozel inceliklere aldlrmayacaglm. Olaylarm nedenlerini gbstermek zorunluluguyla kar~l kar~lya kalmca tarihc;inin uygulamada ne yaptlgml sorarak i!?eba~layahm. Neden sorunu kar!?lsmda tarihc;inin yakla!?lmmm ilk bzelligi genel olarak aym olaya birkae; neden birden gbstermektir. IktisatC;1Marshall, bir keresinde !?oyledemi~ti, "lnsanlar ba~ka nedenlerin etkisini hesaba katmadan herhangi bir tek nedenin etkisini incelemek uzere uyanlmahcllr; e;unku, 0 ba!?ka nedenlerin etkileri de incelenen 0 tek nedenin etkileri ile kan~ml~tu."1 "191Tde Rusya'da nic;in devrim oldu" sorusunu cevaplarken tek bir neden gosteren ogrenci orta ahrsa !?ansh sayl1u. Tarihc;i c;ok nedenle e;ah!?u.Bol~evik devriminin nedenlerini slralamasl istenirse ,

(*)

EM. Cornford,

Thucydides

Mythistoricus,

passim.

(**) De I'esprit des lois, 6ns6z ve b61um I.

Rusya'mn birbiri ardmca gelen asked yenilgilerini, sava~m basklslyla <;oken Rus ekonomisini, Bol~eviklerin etkin propagandasml, <;arhk huko.metinin tanm sorununu <;ozemeyi~ini, Petrograd fabrikalannda yoksulla~ml~ ve somurulen proletaryanm birikmesini, Lenin'in ne yapmak istedigini bildigi, oysa kar~l taraftan hi<;kimsenin ne yapmak istedigini bilmedigi olgusunu - klsacasl ekonomik, siyasal, ideolojik ve ki~isel nedenlerin, uzun ve l<lsa donemli nedenlerin rasgele bir karma~asml slralar. Fakat, bu bizi hemen tarih<;inin yakla~lmmm ikinci ozelligine getirir. Sorumuzun cevabmda Rus Devrimi'nin bir duzine nedenini birbiri ardmca sualaYlp, boylece blrakmakla yetinen bir ogrenci iyi ahr, ama pekiyi alamaz. SmaVI yapanlann yarglsl, "bilgili, fakat du~unme gucu zaYlf' olur. Ger<;ek bir tarih<;i, kendi topladlgl bu nedenler lislesini eline almca, bir <;e~itmeslek1 zorlama ile bunu bir clllzene indirgemek, birbirleriyle ili~kilerini kuran bir neclenler hiyerar~isi meydana getirmek, belki hangi neclenin ya cia nedenler grubunun, "son bakl~la" ya da niha1 analizde (larih<;;ilerin pek sevdikleri deyi~ler) en son neden, biitun neclenler nedeni olarak ele almmasl gerektigini kararla~tIrlnak geregini duyacaktIr. Bu, ~u konu hakkmda onun yapllgl yo rumdur; tarih<;;iaglrhk verdigi nedenlerle tammr. Gibbon, Roma Imparatorlugu'nun gerilemesini ve <;;oku~unu barbarhgm zaferine ve dine baglar. 19. yuzylilngiliz Whig tarih<;;ileri, Ingiliz gucunu ve ba~ansml Anayasal ozgurliigun ilkelerini i<;;indeta~lyan siyasal kurumlann geli~mesine baglaml~lardIr. Bugun Gibbon ve 19. yUzylllngiliz tarih<;;ilerinin bakI~ a<;;ISI ize modasl ge<;;mi~gorunuyor, <;;unku, <;;agda~ b tarih<;;ilerin en ba~a koyduklan ekonomik nedenleri gormezhkten gelmi~lerdir. Her tarih tezi nedenlerin onceligi sorunu <;;evresindedoner. Ge<;;enkonu~mamda sozunu ettigim <;;ah~masmda Henri
102

Poincare, bilimin aym zamanda hem "<;;e;;itlilikve karma~lkhga", hem de "birlik ve basitlige dogru" geli~tigini, bu ikili ve goriinurde <;;eli~kili urecin bilginin gerekli bir ko~us lu oldugunu belirtmi~tir.2 Bu, tarih i<;;inde bir 0 kadar ge<;erlidir. Tarih<;;iara~tIrmasml geni~letip, derinlqtirirken, "ni<;in" sorusuna durmadan daha <;;okcevap toplaYlp biriktirir. Son ylllarda tomurcuklanan ekonomik, toplumsal, kultiirel ve yasal tarih -haydi siyasal tarihin karma~lkhklanna getirilen yeni bakl~ a<;;llanve yeni psikolojik ve istatistik tekniklerden soz etmeyelim- cevaplarmm saYIsml ve dizisini son derece biiyiitmu~tiir. Bertrand Russell, "bilimdeki her ilerleme, bizi ilk gozlemlenen kaba tekbi<;imliliklerden uzakla~tmr, daha buyiik bir once gelen - sonra olan farkhla~masma ve gitgide buyuyen ilgili olduklan anla;;llan once gelenler dongiisune goturur"3 dedigi zaman, tarihin durumunu da dogru olarak betimlemi;;ti. Fakat, tarih<;;ige<;;mi;;i anlama durtusuniin basklslyla, aym zamanda llpkl bir fen bilimcisi gibi cevaplannm <;;e;;itliliginiazaltmaya, bir cevabl bir ba;;kasma baglamaya, olaylann karga~asma ve ozgul nedenlerin karga;;asma bir <;e;;itSlra ve birlik getirmeye zorlamr. "Tek Tann, lek yasa, tek age ve uzaktaki tek Tannsal olay"; ya da Henry Adams'm "egitilmi;; olma iddiasma parlakhk verecek buyuk bir genelleme"yi araYI;;14 bunlar, bugun modasl ge<;;mi;;;akalar gibi geliyor insana. Fakat, tarih; <;;ininnedenlerin <;;ogaltllmaslyla oldugu kadar basitle;;tirilmesiyle de ugra;;masl gerektigi bir olgudur. Tarih, bilim gibi, bu ikili ve <;;eli;;ik gorunen sure<;;i<;;indeilerler. Bu noktada, yoldan <;;lkanCliki <;;ekicisorunu ele almak i<;in bir an konudan aynlmam gerekiyor - bu sorunlardan
2 H. Poincare,

La Science et I'hypothese, 1902, s. 202-203. "Bilim ve VarsaYlm"

MEB Klasikleri arasmda ~evrilmi~tir. 3 B. Russell, Mysticism and Logic, 1918, 5.188. 4

The Education of Henry Adams, Boston, 1928, s. 224.

biri 'Tarihte Determinizm ya da Hegel'in Kotulugu", oteki "Tarihte Rastlantl ya da Kleopatra'mn Bumu" adml ta~)lmaktadlr. Oncelikle bunlann nasI1 kar~lmlza <;lktlklan hakkmda bir iki soz soylemeliyim. 1930'larda Viyana'da bilimde yeni bakl~ a<;ISlustune onemli bir eser [The Logic of Scientific Enquiry (Bilimsel Ara~tlrmamn Mantlgl) adlyla Ingilizceye <;evrildi] yazan Profesor Karl Popper'in sava~ slrasmda daha halk duzeyinde iki kitabl yaYlmlamm~tlr: The Open Society and Its Enemies (A<;lk Toplum ve Du~manlan) ve The Poverty of Historicism (Tarihsiciligin Sefaleti).5 Bunlar Platon'la birlikte Nazizmin manevI atasl saYllan Hegel'e ve 1930'lardaki Ingiliz solunun fikrI ortaml olan hayli yuzeysel bir Marksizme kar~l duygusal bir tepkinin etkisiyle yaZlhm~lardlr. Bu eserlerin ba~hca ni~an tahtalan "tarihsicilik" (historisiZln) diye hakaretamiz bir ad alLmda bir araya getirilcn Hegel ve Marx'm sozde determinist tarih felsefeleridir.6 1954'de
5 ]arihsiciligin SeJaleti kitap olarak ilk kez 1957'de basllml~tlr, fakat, ozgiln olarak 1944 ve 1945'te yaYlmlanan makalelerden olu~maktadlr. 6 Keskinlik gereklirmeyen bir ya da iki yer dl~ll1da "tarihsicilik" (historicism) kelimesini kullanmaktan ka,lllml~tlm; ,lmkil, Profesor Popper'in bu konu iistilne geni~ c>],iide okunan yazilan terimi kesin anlamdan yoksun kilml~tlr. Terimlerin kesinligi iistiinde siirekli olarak lsrar etmek ukalalrkm. !'akat. insan ne hakklllda konu~tugunu bilmelidir. Profesc>r Popper "tarihsici"ligi fazlalrklann i,ine atlldlgl bir sepet gibi, tarih hakkll1da ho~lanmadlgl (bazllan bana saglam gc>ziiken, baZllan ise, korkanm, bugiin hi,bir ciddi yazarea savunulmayan) her gc>ril~i,in kullanmaktadlr (Tarihsiciligin SeJaleti s. 3'te.) Kendisinin de teslim ettigi gibi, Popper, bilinen hi,bir "tarihsici"nin kullanmadlgl "larihsici" tezler icat etmektedir. Onun ele alr~lllda, tarihsicilik hem tarihi bilimle c>zde~tiren hem de bu ikisini keskin bir bi,imde aylran teorileri kapsamaktadlr. Ondeyiden sakman Hegel A,lk ]oplum'da tarihsiciligin ba~papazl olarak snulmu~tur, ama Tarihsiciligin SeJaleti'ne giri~te tarihsicilik, "ana amaClm tarihi ondeyiler yapmah sayan, toplumsal bilimlere bir yakla~lm" olarak tammlanml~tlr. 1'01'per'e kadar "tarihsicilik" genel olarak Almanca "Histarismus"un Ingilizce kar~lhgl olarak kullamlml~m; ~imdi Profesbr Popper "tarihsiciligi" (histarisizm), "tarih,ilik"ten (histarism) aYlrdetmekte, bbylece de terimin zaten kan~lk kullanrimasllla daha biiyiik bir kan~lklrk eklemektedir. M. C. D'Arcy, The Sense oj Histmy: Secular and Sacred, 1959, s.2'de, "tarihsicilik" kelimesini "herhangi bir tarih felsefesiyle bzde~" olarak kullanmaktadlr.

Sir Isaiah Berlin Historical Inevitability (TarihI Ka<;lmlmazhk) ustline denemesini yazml~tlr. Belki Oxford kurumunun bu eski teme1 diregine hala suren bir saygl nedeniyle Platon'a saldmda bulunmaml~7 ve soruna Popper'de bulunmayan bir tez eklemi~tir; Hegel ve Marx'm "tarihsiciligi" insan davram~lanm nedensel terimlerle a<;lklayarak insanm ozgur istemini red anlamma geldigi ve tarih<;ilerin, tarihin Charlemagne1an, Napoleonlan ve Stalinlerini mahkum etmeleri yukumlulugunden (ki, bundan ge<;en konu~mamda soz etmi~tim) kae;;mmalanna imkan verdigi i<;in kar~l <;lkmalan gereken bir tutumdur. Ba~kaca da fazla bir ~ey degi~tirmemi~tir. Fakat, Sir Isaiah Berlin hakkIyla tanmml~ ve geni~ 01e;;udeokunan bir yazardlr. Son be~ aIrI Yllda bu ulkede ya da Birle~ik Amerika'da tarih hakkmda bir makale yazan, hatta bir tarih eseri hakkmda ciddI bir e1e~tiri yazan hemen herkes, Hegel ve Marx ve determinizme bilgie;;ce burun klVUml~tlr ve tarihte rastlantmm rolunu kabul etmemenin sa<;mahgma i~aret etmi~tir. Sir Isaiah Berlin'i <;omezlerinden sorumlu tutmak belki hakslzhk olur. Kendisi sa<;ma konu~tugu zaman bile, bunu <;ekici ve ahmh bir bi<;imde sunarak ho~gorumuzu kazanmaktadlr. C;=omezlerisa<;mahgl yineliyor, ahmh da olalmyorlar. Her neyse, butun bunlarda yeni bir ~ey yoktur. Bizim, C;=agda~ Tarih kursusune gelmi~ gee;;mi~ profesorler arasmda en parlagl oldugu soylenemeyecek ve herhalde Hegel'i hie;;okumaml~, MarX'1 duymaml~ olan Charles Kingsley 1860'taki ae;;l~ konu~masmda tarihte hie;;bir "ka<;lmlmaz sonue;;" bulunamayacagma kamt olarak insamn "kendi varolu~ yasalanm kIran gizemli gucu"nden sozetmi~tir.8 Fakat iyi ki Kingsley'i unutmu~uz. Popper ile Sir Isaiah Berlin, kendi aralannda bu olu beygiri klrba<;laya kuba<;laya
7 Ne var ki, ilk fa~ist diye Platon'a saldlllimasl, Oxfordlu biri, R.H. Crossman tarafllldan bir radyo yaym dizisinde ba~laml~tJr. Plato Today, 1937. 8 C. Kingsley, The Limits oj Exact Science As Applied to Histmy, 1860, s. 22.

~oyle boyle canlanml~ gibi gostermeyi ba~arml~lardlr; QU karmakan~lkhga bir duzen getirmek i<,;inbir miktar sablr gostermemiz gerekecektir. Once determinizmi ele alayml, onu -umanm, tartl~llmasl gerekmeksizin- olmu~ olan her ~eyin neden ya da nedenleri bulundugu ve neden ya da nedenler degi~ik olmadlk<,;a farkh (bir ~eyin) olamayacagl inanCl diye tammlayacaglm.9 Determinizm, tarihin degil butUn insan davram~mm bir 50runudur. Eylemlerinin nedeni olmayan ve bu yuzden de belirlenmi~ olmayan insan, onceki konu~mada soz ettigimiz toplum dl~mdaki birey kadar bir soyutlamadlr. Profesor Popper'in "insan i~lerinde her ~eyin 0labilecegi"10 tezi ya anlamSlZ ya yanh~tIr. Gunlllk hayatta buna hi<,;kimse inanmaz cla, inanamaz cla. Her ~eyin bir necleni olclugu beliti (aksiyomu) <,;evremizde olup bitenleri anlama yetenegimizin bir ko~uluclur.ll Kafka'nm romanlanndaki karabasan 6zelligi olup biten hi<,;bir ~eyin gorunur ya cla dogrulugu belirlenebilir bir necleni olmaYI~mclan ileri gelmekteclir; bu insan ki~iliginin toptan par<,;alanmasma vanr, <,;unkuolaylann neclenleri bulunclugu ve bu neclenlerin yeteri kaclannm insan zihnincle bir eylem kIlavuzu olmaya eIverecek kaclar tutarh bir ge<,;mi~ ~imdi tablosu kurmaya yaradlgl varsave yuuma clayamr. Gunluk hayat insan davram~lannm ilkelce dogrulugu ara~tIrllabilir nedenler tarafmdan belirlendigi varsayIlmadlk<,;a imkanslz olurclu. lnsanlar bir zamanlar do9 "Determinizm ... veriler boyle olduk~a, olan her ~ey kesinlikle boyle olacaktlr ve farkh olamaz ... demektedir. Farkh olabilecegini kabul etmek yalmzea, verilerin farkh olacagl anlamma gehr." Essays Presented to Ernst Cassia, 1936, s. IS'de S.W Alexander.

10 K.R. Popper, The Open Society, 2. baslm, 1952, s. 197. 11 "Nedensellik yasasml dunya bizim ustumuze zorlamaz," bu "bizim i~in, belki kendimizi dunyaya uyarlamamlZln en elveri~1i yontemidir", J. Rueff, From the Physical to the Social Sciences, Baltimore, 1929, s. 52. Profesor Popper'in kendisi de nedensellik inancma "Gayet hakli bir metodoloji kurahnm metafiziksel varsaYlmlanmasl" demektedir.

gal fenomenleri ara~tlrmanm, bunlar besbelli ki tannsal istemce yoneltilclikleri i<,;inkufur oldugunu clu~unurlercli. Bizim insanlann ni<,;inoyle davranml~ olduklanm a<,;lklamamlza, Sir Isaiah Berlin'in bu eylemlerin ins an istemince yoneltilmi~ olduklanna dayanarak kar~l <';lkl~l ym tur bir dua ~unceclir, belki cle toplumsal bilimlerin bugun, kenclilerine bu tUr tezler yoneltilcligi zaman cloga bilimlerinin bulundugu geli~me duzeyincle olclugunu gostermekteclir. Bu sorunu gunluk hayatta nasl1 ele aldlglmlzl gorelim. Gunluk i~lerimize bakarken Smith'e raslarsmlz. Ona sevimIi bir bi<,;imcle,fakat herhangi bir ~ey kastetmeksizin, havadan ya cia kolejin clurumunclan veya universite i~lerinden s6z eclersiniz; 0 da size sevimli, fakat herhangi bir ~ey kastetmeksizin, havaclan ya da i~lerin clurumunclan dem vurur. Fakat, tutahm ki bir sabah sizin sozlerinizi olagan bi<,;imde cevaplamak yerine, gorunumunuz ya cia ki~iliginiz ustune sert bir soylev <,;ekiyor.Omuzunuzu silker ve bunu Smith' in istem ozgurlugunun ve insan i~lerinde her ~eyin olabilecegi olgusunun inancimci bir gostergesi olarak ml ahrslmz? Samnm almazsmlz. Tersine herhalcle ~oyle bir ~ey sbylersiniz, "Zavalh Smith! Elbette, biliyorsun, babasl akII hastahanesinde olmu~tu" ya cia "Zavalh Smith! Vine karlSlyla ba~1 belada olmah." Bir ba~ka deyi~le, mutlaka ortacla bir neclen olmasl gerektigine inandlgmlz i<,;in,Smith'in gorunu~te nedensiz davram~mm nedenini tammlamaya <,;ah~lrsmlz.Boyle yapmakla da, korkanm, Smith'in davram~ma nedensel bir a<';lklama getirmekle, Hegel'in ve Marx'm determinist<,;e varsaYlmml benimsediginizi ve Smith'i bir al<,;akdiye ilan etme yukumlulugunuzden ka<;tlgmlzl size soyleyecek olan Sir Isaiah Berlin'in hl~mma ugrarsmlz. Fakat, gunluk hayatta hi<;kimse bu bakl~ a<;lsml kullanmaz, ya determinizmin ya ahlaki sorumlulugun tehlikede oldugunu du~unmez. Ozgur istem ve determinizm hakkmclaki mantIkiikilem
107

gen;ek hayatta kar~lmlZa C;;lkmaz.Bu, insan eylemlerinin bazllannm ozgur, bazllanmn ise belirlenmi~ oldugu anlamma da gelmez. Gerc;;ekte, onlara hangi bakl~ aC;;lSlndanbakIldlgma bagh olarak, butUn ins an eylemleri hem ozgur hem de belirlenmi~tir. Uygulamadaki sorun yine farkhdu. Smith'in eyleminin bir ya da birc;;ok nedeni vardlr; fakat, bu eylem bir dl~ zorlamayla degil de, kendi ki~iliginden gelen bir zorlamayla olmu~sa, Smith eyleminden ahlakc;;a sorumludur, c;;unku normal ergin insanlann kendi ki~iliklerinden ahlakc;;a sorumlu olmalan toplumsal hayatm bir ko;;uludur. Bu ozel durumda, onu sorumlu tutup tutmamaksa sizin uygulamadaki yargmlza ili;;kin bir sorundur. Fakat, eger boyle yaparsamz, bu, onun davram;;ml nedensiz saymamz demek degildir: Neden ve ahlakI sorumluluk ayn ayn kategorilerdir. Yakmlarda bu universitede bir Kriminoloji Enstitusu ve Kursusu kurulmu;;tur. Eminim ki, suc;;un nedenlerini an;;tlrmakla ugra;;anlardan hic;;birinin aklma gelmez ki, bu, onIan suc;;lunun ahlakl sorumlulugunu inkara baglamaktadlr. ~imdi de tarihc;;iye bakahm. Slradan ki;;iler gibi, 0 da insan eylemlerinin ilkece ara;;tmlabilir nedenleri bulunduguna inamr. Bu varsaylm yapl1maymca, gunluk hayat gibi tarih de imkanslzdlr. Bu nedenleri ara;;nrmak tarihc;;inin ozel i;;levidir. Bunun onda insan davram~mm belirlenmi;; yonune ozel bir ilgi yaratngl du;;unulebilir: Fakat 0 -meger ki gonullu eylemlerirr nedeni olmadlgl yolundaki iler tutar tarah olmayan bir varsaylma dayanan- istem ozgurlugunu reddetmesin. Kac;;ml1mazhk sorununu da kendine dert etmez. Oteki insanlar gibi, tarihc;;iler bazen tumturakh konu~ma merakma du~erler ve yalmzca ogelerin bir olaym olmasml beklemeyi c;;okolasl kIlan bir bic;;imde ustUste geldigini soyleyecek yerde, boyle bir olaydan "kac;;mIlmaz" diye soz ederler. Bu yakmlarda yazdlglm tarihi taraYlp bu suc;;lukelimeyi bulmaya c;;ah~tlm;ne yalan soyleyim, kendime busbu108

tUn temiz bir saghk karnesi veremedim: Bir bolumde, 1917 Devrimi'nden soma Bol~eviklerle Ortodoks Kilisesi arasmda c;;atl;;manm "kac;;mIlmaz" oldugunu yazml~lm. ~uphesiz, "buyuk olc;;udeolaslydl" demem daha akIlhca olurdu. Fakat boyle demenin biT parc;;a ukalaca kac;;acagml soylemek gec;;erlimazeret olmaz mlydl? Uygulamada tarihc;;iler, olaylann varolmadan once kapmlmaz olduklanm du~unmezler. Tarihc;;iler hayli dogru olarak bir nedenin sonuc;;ta nic;;inotekilerden daha fazla sec;;ilmi~ oldugunu aC;;lklamaya devam eder, bir yegleme imkammn bulundugu varsaYlml ile slk slk oykudeki ogelere ne gibi eylem imkanlanmn aC;;lk oldugundan soz ederler. Tercihte hic;;bir ~ey kaC;;lmlmazdegildir, bir ;;eyin ba;;ka tUrlu olmu~ olmasl ic;;inondan onceki nedenlerin de ba;;ka turlu olmasl gerektigi bic;;imsel durum dl;;mda. Ben kendi paylma bir tarihc;;i olarak, "kac;;mIlmaz", duzeltilemez", "kaC;;llamaz"hatta "silinemez" gibi kelimeleri kullanmadan yapmaya pekala hazmm. BunlarSlZ hayat daha tekduze olacaktu. Fakat gelin onlan ozanlara ve metafizikc;;ilerebuakahm. Kac;;mJlmazhk suc;;lamasl oylesine yavan ve anlamslz olarak ortaya C;;lkml;; e son yJllarda pe;;ine oylesine hlrsla duv ~ulmu~tUr ki, bence bunun arkasmdaki durtulere bakmamlZ gerekmektedir. Samnm, bunun ba~hca kaynagl "olmasl olaslydl" du~unce -ya da daha dogrusu duygu- okulu diyebilecegim ;;eydir. Bu okul kendini hemen hemen yalmzca c;;agda;;tarihe baglamaktadu. Gec;;en donem burada, Cambridge'de, bir dernegin "Rus Devrimi kac;;mllmaz mlydl?" ba~hglyla bir konu~ma ilamm gormu~tum. Fakat, "Guller Sava;;l kac;;mJlmaz mlydl?" diye bir konu~ma ilam gorseydiniz, hemen bir ~aka oldugundan ku~kulamrdmlz. Tarihc;;i, Norman istilasl ya da Amerikan Baglmslzhk Sava~l hakkmda yazdlgl zaman, sanki bunlann olmalan zorunluymu~ ve sanki onun i~i sadece neyin nic;;in oldugunu aC;;lklamakml;;
109

gibi yazarsa; hi<;kimse onu determinist olmakla ya da Fatih William'm ya da Amerikah isyanCllann yenilmi;:; olma ihtimalini taru;:;mamakla su<;lamaz. Ne var ki, 1917 Devrimi hakkmda tam bu ;:;ekilde -tarih<;iye yakI;:;an tek yolda- yazd1g1m zaman, ele;:;tirieilerin olup biteni olmu;:; olmak zorunda olan bir ;:;ey diye gosterdigim ve olmu;:; olabileeek oteki;:;eyleri ara;:;tlrmad1gllu yolundaki hucumlanna ugruyorum. Denmektedir ki, sozgelimi, Stolypin tanm reformunu tamamlamaya zaman bulmu;:; olsaydl ya da Rusya sava;:;a girmeseydi, belki devrim olmayaeaktI; ya da sozgelimi, Kerenski hukumeti i;:;lerin ustesinden gelseydi ve devrimin onderligi Bol;:;evikler yerine Men;:;evikler ya da Toplumsal Devrimcilerce ustlenseydi. Bu varsaYlmlar teorik olarak du;;unulebilecek ;;eylerdir; insan tarihte olmu;; olsaydIlarla her zaman salon oyunlan oynayabilir. Fakat, bunlann determinizmle bir ilgisi yoktur; <;unku, boyle olmu;:; olanlar i<;indeterminist sadece ;:;oyle der; bunlar.m farkh olmu;; 0lmas1 i<;in nedenlerin de farkh olmu;; olmasl gerekirdi. Bunlarm tarihle de bir ilgisi yoktur. Sarun ;;udur ki, bugun hi<;kimse ciddi olarak Norman istilasmm ya da Amerika'mn bag1mslzlIgmm sonu<;lanm tersine <;evirmeyi ya da bu olaylara kar;;l ate;;li bir protestoyu dile getirmeyi istememektedir; tarih<;ibunlan kapanm1;; bir bolum olarak kabul ettiginde hi<; kimse ona kar;;l <;lkmaz: Fakat, Bol;:;evik zaferinden dogrudan ya da dolayh olarak zarar gormu;; olan ya da onun ileriki sonu<;lanndan halenkorkmakta olan pek <;ok insan, ona kar;;l itirazlanm dile getirmek arzusundadular; bu da tarih okuduklan zaman olabileeek butun ho;; ;;eyler uzerine imgelemlerini a;;m ol<;ude i;;letmek, olup biteni a<;lklamak ve onlann ho;; ruyalannm ni<;in ger<;ekle;;meden kald1gm1 a<;lklamak yolundaki i;;ini sakin sakin yerine getiren tarih<;iye k1zmak bi<;imini ahr. (:agda;; tarihin zorlugu, insanlann butUn imkanlann a<;lk oldugu zamam hat1rlamalan ve
110

bunlannfait accompli (olmu;:; bitmi;:;) ile kapandlgml saptayan tarih<;inin tutumunu kabul etmenin onlara zor gelmesidir. Bu, butUnuyle duygusal ve tarihe aykm bir tepkidir. Fakat, sozde "tarihi ka<;lmlmazhk" teorisine kar;;l son zamanlardaki kampanyaya malzemenin <;ogunu da bu saglaml;:;tlr. Konuyu dag1tan bu sorunu kestirip atahm. Saldmnm oteki kaynag1, unlu, Kleopatra'nm bumu gizemidir. Bu, tarihin geni;; ol<;ude ;;ansa bagh rastlantllarca belirlenmi;; bir olaylar dizisi oldugu ve en raslansal nedenlere baglanabilecegi yolundaki teoridir. Actium Sava;:;l'nm sonunu tarih<;ilerce genellikle ileri surulen turden nedenler degil, Antonius'un Kleopatra'ya delicesine tutkunlugu belirlemi;;ti. BayeZlt'm damla hastahg1 yuzunden Orta Avrupa'ya ilerlemesi ahkonuldugunda Gibbon "bir adamm tek bir lifine du;;ecek aykm bir safranm uluslann felaketini onleyebilecegi ya da geciktirebilecegini" soylemi;:;ti.12 Yunan krah Aleksandros, 1920 guzunde maymunun lSJrmaS1sonueu olarak oldugu zaman, bu kaza Sir Winston Churehill'e ''<;eyrek milyon insan bu maymunun lSlrmaS1yuzunden oldu" dedirteeek bir olaylar dizisini ba;:;latml;;tl.13 Ya da, 1923 guzunde Zinovyev, Kamenev ve Stalin'le <;atl;;masmm kritik bir noktasmda Tro<;ki'yi eylemin dl;:;ma <;lkaran bir ordek aV1sonucunda u;;ii.terek ate;;lenmesi ustune kendisinin yapt1g1 yorumu ele alahm: "Insan bir devrimi ya da bir sava;;l onceden kestirebilir, fakat sonbaharda bir yaban ordegi avmm sonu<;lanm onceden kestirmesi imkansJZd1r."14 A<;lkhga kavu;:;turulmasl gereken ilk ;:;ey, u sorunun determinizm sorunuyla b bir ilgisi 0lmad1g1du. Antonius'un Kleopatra'ya tutulmas1 ya da Bayez1t'm damla hastahgma yakalanmas1 veya Tro<;ki'nin

12 Decline and Fall of Roman Empire, bl. 1, 14. 13 W Churchill, The World CJisis: The Aftermath, 14 L. Tro,ki, My Life, Ing. ,eviri, 1930, s. 425. 1929, 5.386.

u~uterek atqlenmesi, olup biten ba~ka her ~ey kadar nedensel olarak belirlenmi~tir. Antonius'un tutkunlugunun bir nedeni olmadlgml soylemek, Kleopatra'mn guzelligine kar~l gereksiz yere kabahk etmek olur. Kadm guzelligi ile erkek tutkusu arasmdaki neden ve sonue;; ili~kisi gunluk hayatta gozlemlenebilir en duzgun olu~lardan birisidir. Bu, tarihte rastlantl denilen ~eyler, tarihe;;inin aSll ara~tlrmakla ilgilendigi ardardahk dizilerinin arasma giren -boyle denebilirse, onlarla e;;atl~an-neden ve sonue;; dizilerinin ifadesidir. Bury, tamamiyle hakh olarak, "birbirinden baglmslz iki nedensellik zincirinin e;;arpl~masl" ndan soz eder.15 Historical Inevitability adh denemesine, Bernard Berenson'un "The Accidental View of History" (Tarihin Rastlantisal Goru~u) adh makalesine ovguyIe ba~Iayan Sir Isaiah Berlin, bu anlamda rastlantJ ile nedensel belirlenme yoklugunu kan~tlranlardan birisidir. Fakat, bu kan~tmna bir yana, elimizde gere;;ekbir so run vardlr. Neden ve sonue;;slfalamamlz, her an bir ba~ka ve bizim goru~umi.ize gore ilgisiz siralama tarafmdan bozulma tehlikesiyle kar~l kar~lya iken, insan nasil tarihte uygun bir neden ile sonue;;SlraSIbulabilir; boyle olunca da, biz tarihte nasll bir anlam gorebiliriz? Bu yakmlarda tarihte rastlantmm rolunun vurgulanmaslnm kaynagllll gostermek ie;;inbir an ie;;indurabiliriz. byle anla~lhyor ki, Polybios bununla sistemli bir ~ekilde ugra~maya kendini vermi~ ilk tarihe;;idir;Gibbon bunun nedenini hemen ortaya koymu~tur. Gibbon ~u gozlemde bulunur: "Yunanhlar, ulkeleri Roma'nm bir eyaletine indirgendikten soma, Roma'nm zaferlerini Cumhuriyetin bunu hak etmesine degil, iyi bahtma baglaml~Iardlr. "16Olkesinin zaYlflama donemindeki
15 Bu noktada Bury'nin tezi i,in The Idea of Progress, 1920, s. 303-304'e bakmlz. 16 Decline and Fall of Roman Empire, bl. 38. Romahlann egemenligine girdikten soma, Yunanhlann kendilerini, yeniliklerin ba~ avuntusu, tarih! "olmu~ olsalardl" oyununa vermeleri ilgin<;tir: Kendi kendilerine Buyuk lskender gen,

bir tarihe;;isi olan Tacitus da, rastlantl ustunde geni~ oIe;;ude du~unen bir ba~ka eski donem tarihe;;isiydi.Ingiliz yazarlannda, bu yuzyilda ba~layan ve I914'ten soma belirginle~en belirsizlik ve endi~e duygusunun buyumesi slrasmda tarihte rastlantmm rolunun onemi ustunde durulmasl yeniden canlanml~tlf. 1909'da "Tarihte Darwinizm" us tune bir makalesinde "toplumsal evrimde olaylann belirlenmesine" geni~ 01e;;ude"yardlm eden rastlantl ogesinin bulunu~u"na dikkati e;;eken Bury, uzun bir aradan soma bunu ara~tlran ilk Ingiliz tarihe;;isiolarak ortaya e;;lkmaktadlr; bu konuda "Kleopatra'nm Burnu" adJYla ayn bir makale de yazml~tlr.17 Fisher, Birinci Dunya Sava~l'ndan soma liberal du~lerin bo~a e;;lkl~l ar~lsmk da duydugu hayal kmkhglm yansltan, daha once aktardlglm bir pare;;asmda okurlanndan tarihte "olumsalm ve onceden gOrOlemeyenin etkisi"ni farketmelerini istemektedir.18 Tarihi bir rastlantllar demeti olarak goren bir teorinin bu ulkede yaygmhk kazanmasl Fransa'da varolu~un -Sartre'm unlu I:Etre et la neant'ml (Varhk ve Hie;;lik) aktanyorum"ne nedeni, ne sebebi ne de gerekliligi" oldugunu bildiren bir felsefe okulunun ortaya e;;lkI~lyIaaym zamana raslaml~tu. Almanya'da ya~h tarihe;;i Meinecke kaydettigimiz gibi, hayatmm sonuna dogru tarihte rastlantmm rolunun etkisine kapllml~tlr. Buna yeterince dikkat gostermiyor diye Ranya~ta olmeseydi, "Batl')'! fethedecekti ve Roma, Yunan Krallanna uyruk olacakn" demi~lerdir. K. Yon Fritz, The Theory of the Mixed Constitution in Antiquity, New York, 1954, s. 395. 17 Her iki makale].B. Bury, Selected Essays'ta (1930) yeniden basllml~tlt; Bury'nin hakkmda Collingwood'un yorumlan i,in The Idea of History, s. 14850'ye bakmlz. 18 Bu par,a i,in yukanda s. 52'ye bakmlz. Toynbee'nin A Study of History, 5, s. 414'te Fisher'den yapngl almn, butun olarak bir yanh~ anlamaYI ortaya koymaktadlr: ~oyle ki, Toynbee, bunu laissez-faire'i "doguran", rastlantmm tumerkililigine "C:agda~Ban inam~l"mn bir urunu saymaktadlr. Laissez-faire teorisyenleri rastlann degil, insan davram~lannm ,e~itlilikleri ustune iyicil duzenlilikleri getiren gizli ele inamrlardl; Fisher'in sozu laissez-faire'in liberalizminin degil, 1920'ler ve 1930'larda liberalizmin ,oku~unun bir urunuydu.

ke'yi kmaml~tn; lkinci Dunya Sava~l'ndan soma da son 40 yllm ulusal felaketlerini, bir rastlanttlar dizisine -Kayzer'in kendine guvenine, Weimar Cumhurba~kanhgma Hindenburg'un sec;ili~ine, Hitler'in sabit fikirli karakterine ve otekilerine- baglalm~ttr, bu, buy1.\k bir tarihinin aklmm ulkesinin kotu kaderinin basklSlyla iflas edi~inin bir tablosudur.19 Tarihl olaylann tepesinde degil de, c;ukurunda bulunan bir topluluk ya da ulusta tarihte ~ansm ya da rastlantmm rolunu vurgulayan teoriler egemen olaeakttr. Smav sonuc;lanmn hep ~ansa bagh oldugu goru~u, du~uk not alanlar arasmda her zaman yaygm olaeaktlr. Fakat bir inam~m kaynaklanm ortaya C;lkarmak, onu ortadan kaldmnak demek degildir, hala Kleopatra'nm burnunun tarih sayfalannda ne aradlgml kesin olarak bulmamlz gerekiyor. Montesquieu, anla~llan tarihin yasalanm bu mudahaleye kar~l korumaya kalkan ilk ki~idir. Romahlann buyuklugu ve du~u~u ustune eserinde ~oyle yazmaktadu: "Eger, bir sava~m rastlantlsal sonueu gibi ozel bir neden bir devleti Ylkml~sa, bu devleti bir tek sava~l sonueunda Ylkan genel bir neden vardn'." Marksistlerin de bu sorunla ilgili bazl zorluklan olmu~tur. Marx buna bir kez deginmi~tir, 0 da bir mektuptadlr: Dunya tarihi ic,:indeeger rastlantlya yer olmasaydl, c,:ok gizemli bir nileligi olurdu. Bu rastlantl dogal olarak, geli~menin gene! egiliminin bir parc,:asldlrve bteki rastlantl turlerince denge!enir. Fakat, hlzlanma ya da gecikme ba~langte,:tahareketin ba~mda bulunan bireylerin "rastlantl"ya bagh nitelikleri de ic,:indeolmak uzere bu tur "rastlantlsal bge!er"e baghdlr. 20
19 lIgili boliimler, E Meinecke'nin Machiavellism adh eserine yazdlgl giri~ boliimiinde W. Stark tarafmdan aktanlml~lir, s. 35-36. 20 Marx ve Engels, Eserler, Rus<;:abaslm, 26, s. 108.

Marx, boyleee tarihte rastlantl ic;in uC;~ey soylemektedir. Birincisi, rastlantt pek onemli degildir; olaylann gidi~ini "hdandlrabilir" ya da "geeiktirebilir"; bu da kokten degi~tiremeyeeegini ic;erir. lkincisi, bir rastlantl otekiyle dengelenir, boyleee sonuc;ta rastlantl ogesi ortadan kalkar. Dc;uneusu, rastlantl ozellikle bireylerin ki~iliklerinde kendini gosterir.21 TroC;ki, zekiee bir benzetmeyle denkle~tiren ve kendi kendini gideren rastlanttlar teorisini peki~tirmi~tir. Butun tarih1:surec,:, arih1:yasamn rastlantlsalm ic,:inde t kmlml~ ~eklidir. Biyoloji diliyle, tarih1:yasamn rastlantllann dogal aytklanmaslyla gerc,:ekle~tigini soyleyebiliriz.22 ltiraf ederim ki, bu teori bana doyurueu ve inandmCl gelmiyor. Bugunlerde, tarihte rastlantmm rolu, bunu vurgulamakla ilgilenenleree eiddl ~ekilde abarttlmaktadn. Fakat, rastlantt diye bir ~ey vardlr, bunun butUn olarak sonueu degi~tiTmedigini, aneak geli~meyi hlzlandndlgml ya da yava~lattlgml soylemek kelime oyunu yapmaktlr. Dstelik rastlanttsal bir olaym -diyelim ki, Lenin'in 54 ya~mda zamanSlZ olumunun- herhangi bir rastlantlyla denkle~tirileeegine inanmak ic;in hic;bir neden de gormuyorum. Tarihte rastlantmm butUnuyle bilgisizligimizin olc;usu 01dugu goru~u de -bilgisizlik, anlayamadlglmlz bir ~eye taktlgmllz bir addan ba~ka bir ~ey degildir- aym dereeede yeter- . sizdir.23 ~uphesiz bu bazen boyle olmaktadn. Planetler, "gezegen" anlamma gelen bu adlanm elbette onlann gokte rasgele dola~tlklanmn samldlgl ve hareketlerinin duzenliligi21 Tolstoy, Sava~ ve Ban~'m son soziiniin birinci bohimiinde "rastlanli" ile "deha"yl insanm nihal nedenleri anlamasmdaki yetersizligini dile getiren terimler olarak ozde~ sayml~lir. 22 L. Tro<;:ki,My

Life,

1930, s. 422.

23 Tolstoy, bu gorii~tedir: "Akildl~l olaylara, yani akJicJhgml anlamadlglmlz ola)'lara bir a<;:lklama olarak kadercilige ba~vurmaya zorlamnz." (Sava~ ve Ban? kitap 9, boliim 1); daha once aktanlan par<;:ayada bakmlz.

nin anla~l1maml~ oldugu bir zamanda alml~lardlr. Bir ~eyi talihsizlik olarak betimlemek, onun nedenlerini ara~tuma sorumlulugundan kae;mmamn yaygm bir yoludur; biri bana tarihin bir rastlannlar demeti oldugunu soyleyince, onun kafaca tembel ya da du~uk duzeyde oldugundan ku~kulamnm. Ciddl tarihe;ilerin kendilerine degin rastlantlsal olarak ele alman ~eylerin hie; de rastlannsal olmaYlp akll olarak a<;lklanabilir olcluklanm ve olanlann genel e;ere;evesi ie;ine anIamh olarak yerle~tirilebilecegini kabul ettikieri slk raslanan bir clurumdur. Fakat, bu cla sorumuza yeterli bir cevap degildir. Rasllanll sorununun e;ozumunun tamamlyla farkh bir dU~Cll1ce dizisi ie;inde aranmaSI gerektigi inancmdaYlm. Tarihin, olgulann tarihl olgular haline gelmeleri ie;in larihe;i larafmdan see;ilmesi ve sualanmaslyla ba~ladlglm daha onceki bir a~amada gormu~tuk. Bulun oigular tarihl olgular clegildir. Fakat larihl alan ve oimayan olgular arasmdaki aynm kall ve degi~mez degildir; herhangi bir olgu bir kez tarihe;inin genel e;ere;evesiyle ilgili ve anlamh olclugu farkedilirse larihl olguya terfi edebilir. ~imdi de tarihe;inin nedenlere yakla~lmmcla buna oiduke;a benzer bir surecin i~ledigini gbruyoruz. Tarihe;inin nedenleriyIe alan ili~kisi, olgulanyla olan ili~kisi gibi aym e;ifte ve kar~lhkh niteligi ta~lf. Nedenler onun tarihl sureci yorumlaYI~ml belirler. Nedenleri bnem Slrasma koymasl, bir nedenin ya da nedenler dizisinin gbrece daha e;ok anlamh olduguna karar vermesi tarihe;inin yorumunun ozudur. Bu, tarihte rastlantlsal sorununa da bir ipucu saglamaktadlr. Kleopatra'mn burnunun bie;imi, Bayezlt'm damla hastahgl, Kral Aleksandos'u blduren maymun lSlrmasl, Lenin'in olumu -bunlar tarihin akl~lm degi~tiren rastlannlarcllr. Bunlan bir tarafa blrakmak, veya ~byle ya da boyle bunlann bir etkisi oimadlgmi bne surmek, bo~una bir e;abadlr. Ote yandan, rastlannsal olduklan ole;ude, bu olgular tarihin herhangi bir akll yorumuna ya da
116

tarihe;inin anlalllh nedenier dizisi ie;ine girmezier. Profesor Popper ve Profesbr Berlin -bu okulun en tamnml~ ve en e;ok okunan temsilcileri olduklanndan onlardan bir kez daha soz ediyorum- tarih<;inin tarihl suree;te anlamhhk bulmaya ve bundan sonue;lar e;lkarmaya kalkI~masmm, deneyimin "lumunu" simetrik bir duzene indirmeye kalkl~makla aym ~ey demek oldugunu ve tarihte rastlantmm varhgmm boyle giri~imleri ba~anslzhga mahkum edecegini one surmu~lerdir. Fakat akh ba~mda hie;bir tarihe;i "deneyimin tumunu" kapsamak gibi olmayacak ~ey yapmaya kalkmaz; kendi se<;ilmi~alamnm ya da tarih turunun olgulannm bile kue;ucuk bir pare;asmdan fazlasml kapsayamaz. Tarihe;inin dunyasl tlpkl bilim adammm dunyasl gibi, gere;ek dunyanm bir fotografI degil, daha ziyade onu az ya da e;ok etkinliide aniamasmi ve ustesinden gelmesini saglayan bir e;ah~ma modelidir. Tarihe;i, gee;mi~ deneyimden ya da bu deneyimden onun eri~ebilecegi kadar bolumunden akla yatkm ae;lklama ve yoruma elveri~li diye saydlgl bolumleri suzup aymr ve bundan eylem kIlavuzu olarak i~e yarayabilecek olamm se<;er. Son Yillarda popliler kitaplar yazan bir yazar, bilimin ba~anlanm anlatlrken, insan zihninin 'suree;lerine grafik bir bic;imde deginmektedir: mantlga ve akla uygun bir "bilgi" yamah bohc;asl dikilene kadar, "gozlemlenmi~ 01gu parc;alan altust edilerek sec;ilir, uygun parc;alan aynhr ve ilgili gbzlemlenmi~ olgular bir araya getirilerek bunlardan bir patron C;lkanhr, ilgisizler ise bir yana buakIhr." Yersiz bir bznellik tehlikesine dli~me baklmmdan bazl c;ekincelerIe, bunu tarihc;inin zihninin c;ah~masmm bir betimi olarak kabul edebilirim. Bu ybntem filoioflan, hattc'i bazl tarihc;ileri ~a~lftabilir, sarsabilir. Fakat hayatm pratik i~leri ic;indeki suadan ki~iler ie;in bu, pek bilinen bir ~eydir. AC;lklayaYlm.Jones, ah~lk oldugundan daha fazla alkol aldlgl bir partiden frenlerinin

bozuk oldugu ortaya e;lkan arabaslyla dbnerken, gbrme imkanlan zaylf bulunan bir virajda, kb~edeki dukkandan sigara almak ie;in kar~lya gee;en Robinson'a e;arpar ve onu bldurur. Ortahk temizlendikten soma -diyelim ki, yerel polis karakoluna- olaym nedenlerini ara~tumak ie;in gittik. Bu kaza, surucunun yan sarho~ olmasl yuzunden mi meydana gelmi~tir - ki, bu durumda blume sebebiyet vermekten ceza davasl ae;llmasl gerekir. Ya da bozuk frenler yuzunden mi ki, bu durumda arabaYl daha bir hafta bnce ba~tan a~agl gozden gee;irmi~ olan garajm sorumlulugu soz konusudur. Yoksa, goru~ imkanlan zaylf olan viraj yuzunden midir - bu durumda ise yollarla ilgili belediye yetkililerinin dikkati e;ekilmelidir. Biz bu pratik sorunlan tartl~lrken iki onemli bay -kimliklerini ae;lklayamayacagml- odaya dahp, buyuk bir ustahk ve inandmClhkla, 0 ak~am eger sigara almak ie;in dl~an e;lkmasaydl, Robinson'un kar~IYa gee;iyor olmayacagml ve ()lmeyecegini, bu yuzden Robinson'un sigara tiryakiliginin onun blum nedeni oldugunu; bu nedeni ihmal eden bir soru~turmamn zamam bo~a harcamak ve bundan e;lkanlacak sonue;lann da anlamslz ya da bo~una olacagml anlatmaya ba~lasmlar. Bu durumda ne yapanz? Bu guzel konu~manm akl~lm kesebilecegimiz ilk hrsatta, konuklanmlZl nazik fakat kesin bir tavlrla kaplya goturup, odaClya onlan hie;bir nedenle bir daha ie;eriye almamasml tenbihleyip soru~turmamlza devam ederiz. Fakat, bizi engelleyen bu ki~ilere verebilecek ne cevablmlz vardu? Robinson elbette, sigara tiryakisi oldugundan olmu~tur. Tarihte, rastlantl ve olumsalhga baglananlarca soylenen her ~ey yetkinlikle dogru ve yetkinlikle mantlkldir. Bu kimselerin gbru~unde Alis Harikalar Diyannda ve Aynamn Ic;inden kitaplannda buldugumuz aClmaSlZ turden mantlk vardlr. Fakat, Oxford bilginliginin bu olgun orneklerine benim duydugum hayranhk hie; kimseden geri kalmamakla birlikte ben kendi mantlk tarzlanml
118

ayn ayn bolumlerde tutmaYI yegliyorum. Dodgson tarzl tarihin tarzl degildir. Bu nedenle, tarih, tarihl anlamhhk terimleriyle yapI1an bir see;me surecidir. Talcott Parsons'un deyimini bir kez daha kullanarak soylersek, tarih, gere;eklige yalmzca bilimsel degil, aym zamanda nedensel yakla~lmlann da see;meci bir sistemidir. Tarihe;i nasll amaCl ie;in anlamh olanlan, SlmrSlZ olgular okyanusundan see;erse, onun gibi e;ok saYldaki neden-sonue; ardarda geli~lerini, yalmz ve yalmzca tarihl baklmdan anlamh ardarda geli~ler ie;inden see;er; tarihl baklmdan anlamhhgm ole;utu ise, bunlan kendi akllcI ae;lklamasl ve yorumlama kahbma uydurma yetenegine dayamr. ateki neden-sonue; ardarda geli~leri, nedenle sonue; arasmdaki ili~ki farkh oldugundan degil, bu ardarda geli~in kendisi uygun olmadlgmdan rastlannsal diye reddedilmelidir. Tarihe;inin bunlarla yapabilecegi bir ~ey yoktur; bunlar akIlel yoruma elveri~li degildir, ne gee;mi~ ne de gelecek ie;in bir anlam ta~lmazlar. Kleopatra'nm burnunun ya da Bayezlt'm damla hastahgmm ya da Aleksandros'u maymunun lSlrmasmm veya Lenin'in blumunun ya da Robinson'un sigara tiryakiliginin birtaklm sonue;lan oldugu dogrudur. Fakat, komutanlarm guzel kralie;elere olan du;;kunluklerinden otUru sava~lan kaybettiklerini ya da krallann evcil maymunlar beslemeleri nedeniyle sava;;lann e;lktlgml ya da insanlann sigara ie;meleri yuzunden yollarda eZilip blduklerini soylemek genel bir bnerme olarak hie;bir anlam ta;;lmaz. ate yandan, suadan herhangi birine Robinson'un surucunun sarho;;lugu ya da frenlerin bozuklugu ya da yoldaki kotu bir viraj yuzunden bldugunu sbylerseniz, bunlar ona pek akla uygun akIlel ae;lklamalar olarak gbzukecektir; eger bir aymm yapmak isterse, Robinson'un olumunun gere;ek nedeninin sigara tiryakiligi degil de, bu oldugunu bile soyleyebilir. Onun gibi, tarih inceleyicisine de Sovyetler Birli119

gi'nde 1920'lerdeki c;:atl~malarm, endustrile~menin oram ya da koyluleri kentleri besleyecek tahll yeti~tirmeye neyin en iyi te~vik edecegi hakkmdaki tartl~malardan, hatta rakip onderlerin ki~isel hlrslan yuzunden oldugunu soy1erseniz; bun1ann, ba~ka tarih1:durum1ara da uygulanabilecekleri anlammda ussal ve tarih1: baknndan anlamh aC;:lklamalar ve Lenin'in zamanmdan once olmesi rastlantlslmn degil de, bunlann olmu~ olanlann "gerc;:ek" nedenleri oldug;unu hissedecektir. Hatta bunlar hakkll1da dU~lmecek olursa Hegcl'in Hulwh Felsefesi kitabmll1 giri~indeki bo1 bo1 aktanlan ve c;ogu kerc de yanh~ anla~t1an "akl1:olan gerc;:ektir, ve ger\~ekolan akl1:dir" ozdeyi~ini ammsayabilir de. Bir an ic;in Robinson'un alum ncden1erine donelim. Bu ncdcnlerden bazI1anmn akl1: ve "gerc;:ek", bazI1anmn ise aloldl~l ve rastlantIsal oldugunu anlamakta bir zor1uk c;:ekIllCllli?lik. Fakal aynllli hangi olC;:iHleyaptIk? A101 gucu, normal olarak birtalolll amac;lar ic;in kullamhr. Ayd1l11arbazen belirli bir amac; gutmeden i~ olsun diye a101yuruturler. Fakal geni~ anlamda sbyleyccek olursak, insan1ar bir amaca ycinelik olarak aktl yurulurler. Ban aC;:lk1amalanakl1:btekileri ise aktldl~I kabul ederken, bence, belirli bir amaca hizmet eden ve etmeyen ac;:I1damalan aymyorduk. Surucu1erin ic;ki kullanma ah?Lanhg;mm bnlenmesinin ya da fren1erin daha slkl bir dcnetimden gec;irilmesinin ya da yollann guzergahlanmn duzenlenmesinin, traftk kaza1annll1 saYISll1l azaltma amacma hizmet edecegini varsaymamlZll1 bir anlaml vardlr. Fakat trafik kazalanmn insan1ann sigara ic;:melerinin onlenmesiyle azaltiiabilecegini varsaymanll1 an1aml yoktur. l~te bu blc;:ute gore aymmlmlzl yapml~ olmahYlz. Aym ~ey, tarihteki neden1er konusunda takll1acaglmlz tavlr ic;:inde gec;:erlidir. Grada da akl1:ve rastlantIsal neden1er arasll1da aynm yaplYoruz. Birincisi, ba~ka u1kelere, ba~ka donem1ere, ba~ka ko~ullara uygu1anabilme oze1liginden bturu
120

bizi yararh genellemelere goturur ve on1ardan ders1er C;:lkartabiliriz; bun1ar an1aYI~lmlzl geni~letmemize ve derin1e~tirme amaCll1a hizmet eder1er.24 RastlantIsal neden1er genelle~tirilemez1er; bun1ar kelimenin tam an1amly1a benzersiz 01duk1an ic;:in,kendilerinden ders C;:lkan1amazve bir sonuca gbturmezler. Fakat, burada bir ba~ka noktaYI belirtmeliyim. Tarihte nedensellik konusundaki ara~tumamlZll1 anahtan tam, i~te bu, bir amac;:gozetme fikridir; ve bu, zorun1u olarak, deger yargI1anm i~in ic;:inekatar. Gec;:en konu~mamda gbrdugumuz gibi, tarihte yo rum her zaman deg;er yargl1anna baghdlr ve nedensellik de yoruma baghdlr. Meinecke'nin -buyuk Meinecke'nin, 1920'lerin Meinecke'sinin- deyi~iy1e, "tarihte nedensellik ili~kilerinin ara~tm1masl, deg;er yargl1anna ba~vurmakslZln imkanSlzdlr... nedensellik ili~kilerinin aranmasmm ardmda her zaman, dolayh ya da do1ayslz, degerlerin aranmaSI vardlr.25 Bby1elikle yeniden tarihin ikili ve kar~lhkh i~levi -bugunun l~lg;mda gec;mi~i anlamamlzl ve gec;:mi~inl~lgmda bugunu anlamamlzl geli~tirmek- hakkmda daha once soy1edigim noktaya gelmi~ oluyorum. Antonius'un K1eopatra'mn burnuna tutu1masl gibi, bu ikili ama ca katklda bu1unmayan herhangi bir ~ey tarihc;:inin goru~ aC;:lsmdan,olu ve verimsizdir. Bu noktada, size oynadlglm bir oyunu itiraf etmemin zamam geldi: Herha1de bunu an1amakta zor1uk c;:ekmeyeceksiniz, belki, farketmi~sinizdir de, birc;:ok durum1arda benim
24 Profse6r Popper, bir an bu noktaya geliyor, fakat goremeden ge~iyor. "Temelde, gerek esinleyicilik gerekse keyfilik bakImmdan" (bu iki kelime kesinlikle ne demek istiyorsa) "esas itibariyle aym duzeyde alan bir yorumlar ~oklugu"nu varsaydlktan soma, parantez i~inde ~unu ekler: "Bunlann bazrlan verimli olu~lanyla otekilerden aYlrdedilirler - bu, bir miktar onem ta~lyan bir noktadlr." (Poverty oj Historicism- s. 151.) Bu, bir miktar onem ta~lyan bir nokta degildir, bu "tarihsi"ciligin (terimin bazl anlamlannda) hi~ de a kadar yoksul olmadlglm kamtlayan en onemli noktadlr. 25 KauJsalitaeten und Werte in der Geschichte, 1928, F. Stern Varieties oJ History'de Ingilizce'ye ~evrilmi~tir, 1957, s. 268-273.

soyleyeceklerirni ozetlememi ve basitle~tirmemi sagladlgl ic;;in,bunu, kullam~h bir klsaltma ornegi sayarak ho~gormu~sunuzdur. Bu ana kadar surekli olarak goreneksel, "gec;;mi~ve bugun" sozunu kullanage1dim. Fakat, hepimizin bildigi gibi, bugun, gec;;mi~lege1ecegi aylran imgese1 bir C;;izgi larak tasanmdan ote bir anlamda varhgl yoktur. Buo gunden soz ederken, ba~ka bir zaman boyutunu tarll~mamn ic;;inegizlice sokmu~ bulunuyorum. Sanmm, gec;;mi~ve gelecek aym zaman arahgmm parc;;alan oldugu ic;;inbugunIe ilgilenmek ile ge1ecekle ilgilenmenin birbirine bagh bulundugunu gostermek kolaydlr. Tarihoncesi ile tarihI zaman arasmdaki Slmr C;;izgisinsanlar yalmzca bugunde ya~ai maYI blralup, surekli olarak hem kendi gec;;mi~lerihem de kendi gelecekleriyle ilgilenmeye ba~ladlklan zaman gec;;ilJl1i~tir.Tarih, ge1enegin ku~aktan ku~aga aktanlmaslyla ba~lar; gelenek ise gcc;;mi~inah~kanhk ve derslerinin ge1ecege ta~mmasldJr. Gec;;mi~teolup bitenler, gelecek ku~aklann yaran ic;;inkaydedilmeye ba~lamr. Hollandah tarihc;;i Huizinga, "tarihi du~(tnu~ her zaman bir amaca hizmet eder" (teleolojiktir)26 clemi~tir. Sir Charles Snow, yakmlarda Rutherford hakkmda ~unlan yazml~llr: "0 da butun bilginler gibi ... bunun ne anlama ge1digini hemen hemen hiC;; u~und meden, geJecegi iliklerinde ta~lyordu. "27Samnm, iyi tarihc;;iler, onlar boyle du~unsun ya da du~unmesin, ge1ecegi iliklerinde ta~lrlar. Tarihc;;i, "nic;;in" sorusunun ardmdan "nereye" sorusunu da sorar.

Sozlerime, 30 yJ1once Profesor Powicke'nin, Oxford'da Regius ~agda~ Tarih Kursusu Profesoru oldugu zaman yaptlgl aC;;l~onu~masmdan bir bolumu aktararak ba~lamak istik yorum: Bir tarih yorumu ic;;induyulan ihtiyac;;bylesine derin kbkludur ki, gec;;mi~ stUne yaplClbir bakl~a sahip olmadlkc;;a, u ya gizemcilige ya da kiniklige du~eriz.l "Gizemcilik", samnm, tarihin anlammm tarihin dl~mda bir yerlerde, dinbilim ya da eskatologya alanlannda bulundugunu -Berdyaev ya da Niebuhr ya da Toynbee gibi yazarlann goru~unu- anlatmaktadlr.2 "Kiniklik" ise, birkac;; kez aktarml~ oldugum orneklcrde gordugumuz, tarihin anlaml olmadlgl ya da e~it olc;;ude gec;;erliya da gec;;ersiz c;;e~itlianlam lara sahip bulundugu ya da bizim ona, arzumuza gore verdigimiz be1irli bir anlaml bulundugu gbru~unu anlat1 F. Powicke, Modem Historians and the Study of HistOlj, 1955, s. 174. 2 Toynbee'nin gururla s6yledigi gibi, "tarih dinbilime d6nl1~l1r". Civilisation on Trial, 1948, 6ns6z.

26 ]. Huizinga, Varieties of History'de Ingilizce'ye ~evrilmi~tir, der. F Stern, 1957, 5.293. 27 The Baldwin, a.g.e., der. John Raymond, 1960, 5.246.

maktadir. Bunlar bugun, tarih hakkmdaki belki de en yaygm g6ru;;lerdir. Fakat ben her ikisinide duraksamakslZln reddedeeegim. Bu, bizi, 0 tuhaf, ama esinleyici deyi;;le ba;;ba;;a bIrakmaktadIr: "Gec;:mi;;ustCme yapICl bir bakI;; ac;:lSl." Bu deyi;;i kullalllrken, Profesbr Powieke'nin aklmdan gec;:enleri bilmeme imkan bulunmadlgmdan bunun hakkmda kendi yorumumu aC;:lklamayac;:ah;;aeagnu. Asya'mn eski uygarhklan gibi, klasik Yunan ve Roma uygarhklan da aslmda tarihsizdirler. Gbrduk ki, tarihin babasl Herodotos'un pek az c;:oeuguvardl; klasik antik c;:agmyazarIan genel olarak gec;:mi;;leoldugu kadar geleeekle de az ilgilenll1i;;lerdi. Thukydides, betill1ledigi olaylardan bneeki zall1anda anJall1h herhangi bir olaym meydana gelmedigine inanml~, claha sonra da anlamh hic,bir ;;ey olabileeegini du~unmemi;;tir. Lucretius, insanm gelecege olan ilgisizligini gec,mi~ine duyclugu i1gisizliginden C;:lkarsamI;;tI:
Bir du~unun, dogumumuzdan
1m

bnceki gec;mi;; sonsuz hayaEu, 61l1ml1ml1zden son-

bizi nasil ilgilendirmeyecegini.

raid gelecek zamam gcirmemiz ic,in dogamn tuttugu bir aynadlr.3

Daha parlak bir gelecek ustune ~airane gbru~ler gec;:mi~in altm c;:agma d6nu~ gbru~leri bic;:imini alml~lardlr -bu, tarihin s1.lrec;:lerinidagamn surec;:lerine benzeten dbngusel bir anlaYl~tJr. Tarih hic;:biryere gitmiyardu: <::unku, gec;:mi;;in bir anlalUl yaktu, aYlll ~ekilde gelecegin de bir anlami yaktu. Yallllzca, dbrduncu kasidesinde altm c;:agageri dbnu~un klasik bir tablasunu vermi~ alan Vergilius, Aeneid'de bir an ic;:indbngusel kavrami a~maya esinlenmi~tir: Daha sanralan Vergilius'un neredeyse bir Hiristiyan peygamber kabul edilmesine yal ac;:an"Imperium sine fine dedi" (Smlf-

SIZyetki verdim) sbzu klasik du;;unceye pek aykm bir gbru;;tur. Tarihe butunuyle yeni bir bge getirenler, tarihi surecin bir hedefe dogru ilerledigini varsayan -amac;:sal (gai = teleolojik) gbru;;- Yahudiler ve Hiristiyanlar olmu;;tur. Bbyleee, tarih dunyevi niteligini kaybetmek pahasma, bir anlam ve amac;:edinmi~tir. Tarihin hedef kazanmasI, otomatik olarak tarihin sonu demek olacaktlf; tarihin kendisi bir teodise (Tann savunusu ya da kallltlamasl) haline gelmi~tir. Bu, tarihin Ortac;:ag gbru~udur. Rbnesans insan-merkezli dunya ve aklm bnceligi ~eklindeki klasik gbru;;u geri getirmi;;tir, fakat gelecek hakkmdaki klasik kbtumser g6ru~un yerine, Yahucli-Hlfistiyan geleneginden kaynaklanan iyimser bir gbru~ koymu~tur. Bir zamanlar du~manca ve c;:urutucu olan zaman, ;;imdi dost ve yaratICl hale gelmi~tir: Horatius'un "Damnosa quid non imminuit dies?" (Ugursuz gun neyi kuc;:ultmemi~tir?) s6zunu Bacon'm "Veritas temporis filia" (Gerc;:ek, zamanm klZldIr) sbzuyle kar~lla~tmlllz. <::agda~ tarihc;:iligin kuruculan olan Aydmlanma <::agI'llln akIICllan, Yahudi-Hlfistiyan amac;:salgbru~u ahkaymu~, fakat amac;:sal gbru~u laikle~tirmi~lerdir; tarihi surecin kendisinin akil niteligini, bbylece geri getirebilmi;;lerdir. Tarih, insanm yeryuzundeki kanumunun yetkinle~tirilmesi hedefine dagru ilerleme haline gelmi;;tir. Ugra~tlgi kanunun niteligi, Aydmlanma <::agi tarihc;:ilerinin en buyugu alan Gibban'u "dunyanm butun c;:aglannm insan sayunun gerc;:ekzenginligini, mutlulugunu, bilgisini, belki de erdemini c;:ogaltml~ aldugu ve halen de c;:ogaltmakta aldugu yolundaki sevindirici sanuc;:" dedigi ;;eyi kaydetmekten ahkoymaml;;tlr.4 lngi4 Gibbon, The Decline and Fall oj Roman Empire, b61iim 38; bu aras6z Bat! Roma Imparatorlugu'nun ~6kii~ii vesilesiyle s6ylenmi~ti. Bir ele~tirici, 18 Kaslm 1960 tarihli The Times Literary Supplement'da bu b61iimii aktararak Gibbon'un ger~ekten bunu demek isteyip istemedigini sormaktadlr. Elbette bunu demek iste-

125

lizlerin zenginligi, gucu ve kendine guveni en yuksek noktasma vardlgl anda ilerleme kultu de doruguna ula~ml~tlr; Ingiliz yazarlan ve Ingiliz tarih<,,:ileri,kendilerini bu kulte adaml~ olanlar i<,,:inde co~kun olanlardl. Bu olgu, ornege en gerek kalmayacak kadar bildiktir; ilerlemeye olan inancm butun du~unumuz i<,,:inde varsaylm olarak, hemen bu yakm zaman lara gehnceye dek nasIl devam ettigini gostermek i<,,:in almzca bir-iki par<,,:a ktarmam yeter. Ilk konu~mamda y a ahnll yapllgml Cambridge Modem History tasanSl ustune yazchgl 1869 tarihli raporda, Acton, tarihi "ilerleyen bir bilim" saYlnI~tJr; tarihin birinci cildinin giri~ bolumunde "tarihin dayanacagl bir varsaylm olarak, insanm ba~anlannda bir ilerleme bulundugunu kabul etmemiz gerekir" demi~tir. Bu Taril1'in 1910 Yllmda yaynnlanan son cildinde yazan ve benim ogrenciligimde aym okulda ogretmen olan Dampier'in "gelecek <,,:aglanninsanmIn kendi soyunun yaran i<,,:in doga kaynaklan uzerindeki egemenliginin ve bunlan akIlhca kullanI!masmm geli~mesine Sllllr talllmayacagl"ndan ku~kusu yoktur.5 ~imdi soyleyecegim ~ey a<,,:lsmdanbenim de bu hava i<,,:indeegitildigimi belirtmem dogru olur ve benden yanm ku~ak once okuyan, Bertrand Russel'm ~u sozunu ko~ulsuz onaylanm: "Ben Victoria <,,:agl iyimserligiyle dolu bir denizde buyudum ve 0 zaman kolay olan umutluluktan bende hala bir ~eyler kalml~llr."6 Bury'nin The Idea of Progress kitabml yazdlgl 1920 yllmda daha kasvetli bir hava hukum surmeye ba~laml~tl bile; Bury, 0 zamanm modasma uyarak, "Rusya'da bugunku temi~ti: Yazann bakl~ a~ISll1m hakkmcla yazcllgl konuclan ~ok, i~inde ya~adlgl donemi yansltmasl daha olasldlr - bu, kendisinin 20. yilzyIi ortasma 6zgil ~ilpheciligi 18. yilzYlI sonlanndaki bir yazara aktannaya kalkan ele~tirmenin pek gilzel ornekledigi bir ger~ektir. 5 Cambridge Modem History: Its Origin, Autorship, and Production, 1907, s. 13; Cambridge Modem History, 1, 1902, s. 4; 12, 1910, s. 79l. 6 B. Russell, Portraits From Memory- 1956, s. 17.

ror egemenligini kuran doktrincileri" bundan sorumlu tutuyor, ama bir yandan da ilerlemeyi hala "Bat! uygarhgml canh tutan ve denetleyen fikir" diye talllmhyordu.7 Daha soma bu konu sessizlige burunmu~tur. Rus <,,:an1. Nikola'mn "ilerleme" kelimesini yasakladlgl soylenir: ~u slralarda Bat! Avrupa, hatta Birle~ik Devletler'in filozoflan ve tarih<,,:ilerigecikerek de olsa, onunla aym kamya gelmi~lerdir. Ilerleme varsaYlml yadsmml~t!r. Batl'nm <,,:oku~u deyimi oylesine bildik olmu~tur ki, tlrnak i~aretleri artlk gerekmemektedir. Butun bu yaygaralann dl~mda, ger<,,:ekteolan nedir? Bu yeni goru~ aklmml kim ortaya atml~tlr? Ge<,,:en gun, Bertrand Russell'm samnm, bir smlf duyusunu keskin bir bi<,,:imdea<,,:lga uran, ~imdiye kadar gordugum tek sozune v raslamak beni ~a~uttl: "~imdi, dunyada genellikle 100 yll oncekinden daha az ozgurluk bulunmaktadlr."8 Ozgurlugu ol<,,:meki<,,:in elimde bir metre yok ve <,,:ogunlugun <,,:ogalan ozgurluguyle azmhgm azalan ozgurlugunun nasIl dengelenebilecegini bilmiyorum. Fakat, hangi ol<,,:utle olursa olsun, bu sozu fantastik bir bi<,,:imdeger<,,:ek-dl~l aymamak mums kun degil. A.J.P Taylor'un, Oxford'daki akademik ya~aYl~ ustune bize zaman zaman yaptlgl 0 nefis gozlemlerden biri, ban a daha <,,:ekici geliyor. Uygarhgm <,,:oku~u hakkmdaki butun bu soylenenler, "sadece ~u demektir ki, universite profesorlerinin eskiden hizmetkarlan vardl ve ~imdi ise kendi bula~lklanm kendileri ylkamaktadlrlar."9 Elbette, eski hizmet<,,:ileri<,,:in, rofesorlerin bula~lklanm kendilerinin Ylkap maSl bir ilerleme simgesi olabilir. Imparatorluk yanhlanm, Afrikaaner Cumhuriyet<,,:ilerini, altm ve baklr madenlerinin hisse senetlerine yatmm yap an-

7 ].B. Bury, The Idea oj Progress, 1920, s. 7-8. 8 B. Russell, Portraits From Memory, 1956, s. 124. 9 The Observer, 21 Haziran 1959.

Ian endi;;elendiren, Afrika'daki Beyaz egemenliginin sona eri;;i, ba;;kalan aC;;lsmdan ilerleme gibi gbrulebilir. llerleme sorununda 1950'lerin yargllanm 1890'lannkine, Ingilizce konu;;ulan dunyanm yargJlanm Rusya'nmkilere, Asya'nmkilere ve Afrika'nmkilere, ya da, orla slmf aydmm yargllan111, urumu hic;;birzaman Mr. Macmillan kadar iyi olmaml~ d olan sokaktaki adammkine, ipso facto (salt bundan bturu) yeglemek i<:;inhic;;bir neden gbrmClyorum. Bir an ic;;in, bir i1erleme mi yoksa clll~ll~ckmemi i<:;indemi ya~adlglmlz sorunu hakkmda bir yarglya varmaYl erteleyelim ve ilerleme kavramll1ll1 neleri i<:;ercligini,bunun ardmda hangi varsaynnlann yallIglllJ ve bunlarll1 ne bl<:;C\deavunulamaz hale s geldiklerini bin\z daha yakll1c1an inceleyelim. Her ~eyclen ()nc:e, ilerleme ve evrimle ilgili kan;;lkllgl a<:;lkhgakavu~turmak isterim. Ayd1l11anma C;;:agl u~unurled ri besbelli, birbiriyle <:;eli~ikiki g()ru~u benimsemi~lerdi. Insanlll doga dClIlyasmdaki yerini savunmaya c;;ah~ml~lardlr: Tarihin yasalan doga yasalanyla birdi. Ote yandan, ilerlemeye de inamyorlarch. Fakat, c10gaYlbir hedefe dogru, SCIrekli ilerleyen ileric:i bir ?ey saymak nasll temellendirilebiIirdi? Hegel, ileric:i tarihle, ileric:i olmayan doga arasmda kesin bir aynm g('Jzeterek bu zorlugun ustesinden gelmi?tir. Darwin devrimi, evrim ile ilerlemeyle bir sayarak butUn SlkmtIlan kalchnl1l;; gibi gC'Jrundu: Sonuncla doga da, tarih gibi ileric:i olmw;;tu. Fakat bu, evrimin kaynagl olan toplumsal eclinmeleri birbirine kan~tJrarak c1aha katu bir yanh~ anlamaya yol ac;;ml~nr.Aralannclaki fark bilinen ve aC;;lk bir ~eyclir. Avrupah bir bebegi bir C;;:inliaileye veriniz, c;;ocuk Beyaz clerili olarak buyuyecek, fakat C;;:incekonu?aeaktlr. Deri rengi biyolojik bir kahnm, clil ise insan beyni araClhglyla iletilen toplumsal bir eclinmedir. Kahtlm yoluyla evrim binleree ya cla milyonlarca yJ1da blc;;ulmek gerekir; yazlh tarihin ba?langlCmdan bu yana insancla ortaya C;;lkml;; lb
128

c;;ulebilir hic;;bir biyolojik c1egi;;iklik bilinmemektedir. Eclinmelerle ilerleme ise, ku;;aklar ic;;inde blc;;ulebilir. AklI bir varhk olarak insanm bZu, gec;;mi?ku?aklann deneyimlerini biriktirerek gizil yetilerini geli;;tirmektir. C;;:agcla? insamn 5000 bin yJ1 bneeki atasmdan daha buyu.k bir beyni ya da c1aha geni? bir dogu?tan c1u~unme yetenegi olmadlgl sbylenmektedir. Fakat, du~uncesinin etkinligi, bgrenme yoluyla ve aradan gec;;enku;;aklann deneyimlerini kendi deneyimine katarak pek c;;okartmlml~tlr. Biyologlarea reclcledilen edinilmi;; niteliklerin gec;;i~i,toplumsal ilerlemenin temelinin ta kendisidir. Tarih, edinilmi~ becerilerin ku?aktan ku;;aga iletilmesi ic;;indebir ilerlemedir. lkinci olarak, ilerlemenin belirli bir ba?langlCI ve sonu bulundugunu varsaymamlza gerek yoktur ve boyle bir ?ey 01dugunu varsaymamahYlz. Elli yJl bncesine kadar yaygm olan, uygarhgm Isa'dan 4000 yll bnee Nil Vadisinde c;;lktlgl yolundaki inam?, bugun artlk, dunyanm yaratJlI?ml 10 4004 yJ1ma koyan olaydizin Slfasmdan daha inandmcl degildir. Dogu~unu belki de ilerleme konusundaki varsaYlmlmlzm ba?langlC;;noktasl olarak alabileeegimiz uygarhk, ~uphesiz ki bir bulu? degil, ic;;inde muhtemelen zaman zaman gbzahCl slc;;ramalann da 'oldugu, son derece yava? bir geli?me sureciydi. llerlemenin -ya da uygarhgm- ne zaman ba~ladlgl sorununu kendimize dert etmek ic;;inbir neden yok. llerlemenin nihaI bir amacI bulundugu varsaYlml daha eicldi yanh? anlamalara yol ac;;ml~tlr.Hegel, ilerlemenin nihai amacml Prusya monar;;isinde gbrdugu ic;;in,hakh olarak suc;;lanml?tlr -bnbildirimin imkanslzhgl hakkmdaki gbru~unun a?ln zorlanrm~ bir yorumunun sonueu, besbelli Hegel'in hatasmm c;;okdaha buyugunu, 1814'te Oxford'a C;;:agda?Tarih Regius Profesbru olarak atandlgmda verdigi ap? konu?masmda Rugbyli Arnold yapml?tlr. Victoria dbneminin bu gbzde tarihc;;isic;;agda?tarihin insanhk tarihinin son dbnemi 01129

mas1 gerektigini du~unmektedir: "<::agda~tarih sanki ardmdan gelecek bir tarih yokmu~ gibi, zamanm tam olgunlugunun izlerini ta~lyor gibi gorunmekte."10 Marx'm proleter devriminin smlfs1z toplum nihai hedefini gerc;;ekle~tirecegi yolundaki ondeyi~i mantlk ae;:lsmdan olsun, ahlak aC;;lsmdan olsun, bunlara oranla daha saglamdlr; fakat, tarihin bir nihai amaCl oldugu yolundaki onkabullln, tarihc;;iden c;;okdinbilimciye yakI~an bir eskatolojik bir rengi vardu ve bu, bizi tarihin d1~mda bir hedef bulundugu sapkmhgma geri goturur. ~uphesiz belirli bir nihai amaCln insan akh ic;;inbir tur c;;ekicilikleri vard1r; Acton'un tarihin gidi~inin ozgurluge dogru bitrnez bir ilerleme oldugu yolundaki goru~u ise, soguk ve belirsizdir. Fakat tarihc;;inin ilerleme varsaY1m1m ille de korumas1 gerekiyorsa, samyorum, bunu birbirini izleyen donemlerin istemlerinin ve ko~ullanmn kendi ozel ic;eriklerini katacaklan bir surec;;olarak incelemeye haz1rlanmahd1r. l~te, Acton'un tarihin yalmzca ilerlemenin kaydedilmesi degil, "ilerleyen bir bilim" oldugu tezi, ya da isterseniz tarihin, tarih kelimesinin her iki anlam1 ic;;inde olaylar dizisi ve bu olaylarm kaydedilmesi olarak- ilerleyici bir bilim dah oldugu anlat1lmak istenen budur. Acton'un tarihte ozgurluglln ilerleyi~ini betimleyi~ini yineleyelim: Dart yUz y:tlmhIZll degi~me, [akat yava~ ilerlemesi ic;:inde ozgurlugun esirgenmesi, sakmllmasl, yaytlmasl ve sonunda anla~llmasl, surekli zulmun egemenligine kar~l durmak ic;:in,bunlann zorlamaslyla zaYlflann gucunun birle~mesi sonunda olmu~tur.11 Acton, olaylar dizisi olarak tarihi ozgurliige dogru ilerleme diye, bu olaylann kaydedilmesi olarak tarihi ise ozgiir10 T. Arnold, An Inaugural Lecture on the Study of Modem History, 1841, 5.38. 11 Acton, Lectures on Modem History, 1906, s. 51.

lllg-cmanla;;llmasma dogru ilerleme diye dll~llnmll~tllr: Ona gore, bu iki sllrec;;yanyana geli~mektedir. 12Evrime dayah benzetmelerin moda oldugu bir donemde yazan filozof Bradley, "dini inanca gore, evrimin nihai amacmm evrilip geli~mi~ bulunan ~ey diye sunuldugu"na i~aret etmi~tir.13 Tarihc;;i ic;;inilerlemenin nihai amaCl evrilip geli~mi~ degildir. Bu haLl, sonsuz derecede uzak bir ~eydir; buna ili~kin i~aretler gorll~ alamna ancak biz ilerledikc;;e girerler. Ama, bu onun onemini azaltmaz. Pusula degerli ve gerc;;ekten vazgec;;ilmez bir rehberdir. Fakat, yol haritas1 degildir. Tarihin ic;;erdigiyalmzca biz onu ya~ad1kc;;a gerc;;ekle~ir. Ustllnde durmak istedigim lle;:llncll nokta da ~udur, akh ba~mda hie;:kimse, geri donll~sllz, sapmas1z ve kesintisiz, sllreklilik ie;:inde devam eden, kopuksuz duz bir e;:izgiboyunca ilerleyen turden bir geli~meye hic;;birzaman inanmam1~tlr, oyle ki, en keskin bir geri donu~lin bile zorunlu olarak ilerleme inanClyla bagda~mayacag1 soylenemez. Ae;:lkt1r ki, ilerleme donemleri oldugu gibi, gerileme donemleri de vard1r. Ustelik, gerilemeden soma ilerlemenin aym noktadan ya da aym C;;izgi oyunca yeniden ba~layacagm1 du~unb mek de dogru degildir. Hegel'le Marx'm dart ya da ue;:uygarhgl, Toynbee'nin 21 uygarhgl, uygarhklann dogu~, yukseli~ ve c;;oku~ten gec;;enbir hayat dongllleri oldugu teorisi tllrunden tasanmlann kendi ic;;lerinde hic;bir anlamlan yoktur. Fakat, bunlar, uygarhg1 ileri gotllrmek ic;;ingerekli c;abanm bir noktada yava~layarak yok oldugu ve soma ba~ka bir yerde yeniden ortaya c;;lkt1gl,boylece tarihte gozleyebilecegimiz her turlu ilerlemenin kesinlikle zamanca da mekanca da surekli olmad1g1 yolundaki olgunun belirtileridir. Gerc;ekten, ben eger tarih yasalan formulle~tirme merakbsl
12 K. Mannheim, Ideology and Utopia'da (Ingilizce ~eviri, 1930), insanm "tarihi ~ekillendirme arzusu" He onun "bunu anlama yetenegi"ni birle~tirmektedir. 13 EH. Bradley, Ethical Studies, 1876, s. 293.

olsaydlm, ~oyle bir tarih yasasl olabilirdi; bir donemde onder rolundeki grubun -buna slmf, uIus, klta, uygarhk, ne isterseniz deyin- gelecek donemde benzer bir rolu oynamasl olasl degildir, ~u gec,;erlinedenden oturu ki, boyle bir grup onceki donemin geIenekleri, c,;lkarlan ve ideolojileriyle, kendisini gelecek donemin istemierine ve ko~ullanna duyumiayamayacak kadar butunIe~mi~tir.14 DolaYlsl)lla, bir grub a du~u~ donemi olarak gozuken bir zaman pekala otekine yeni bir ilerlemenin dogu~u olarak gozukebilir. llerleme herkes ic,;ine~it ve aym zamanda ilerieme anlamma gelmez ve ge1emez. Gunumuzdeki gerileme habercileri, tarihte anlam bulamayan ve ilerlemenin oidugunu varsayan ~uphecilerimizin hemen hepsinin, birkac,; ku~ak boyunca uygarhgll1 ilerlemesinde, gururla onder ve egemen bir rol oynaml~ olan bolgeden ve toplumsal slmftan oimalan anIamhdrL Gec,;mi~te kendi gruplannm oynadlgl rolun ~imdi otekilere gec,;tigini soylemekle onlar avutulamaziar. Besbelli ki, onlann ac,;lsmdan kendilerine boy1esine kotu bir oyun oynalm~ olan tarih, anIamh ve akl1 bir surec,;olamaz. Fakat, eger ilerIerne varsaYlm1l11muhafaza edeceksek, samnm kopuk c,;izgi ko~ulunu kabul etmeliyiz. Son olarak, tarihl eylem terill1leri ic,;inde ilerlemenin oz ic,;eriginin ne oidugu sorununa geliyorum. Diyelim, toplumsal hakiann herkese yayllmasl, ya da ceza uygulamasmda reform yapIlmasl ya da soy ve servet farkhhkIanmn kaIdlnlmasl ic,;inc,;abagasterenler bilinc,;liolarak tam bunlan yapmaya ugra~maktadular: Yoksa, onlar bilinc,;li olarak "ilerIeme"yi gozetmemekte, herhangi bir tarih1 "yasa"yl ya da
14 Boyle bir durumun tamlanmasl i,in R.S. Lynd, Knowledge for What?, New York, 1939, s. 88'e bakmlz: "Bizim kulturumuzde ya~h insanlar, ,ogucasl ge,mi~e, yani kendi zindelik ve kuvvet zamanlanna yoneliktirler ve gelecege tehdit edici bir ~ey olarak kar~l koyarlar. Muhtemelen, goreli kuvvetin kaybedilmesinin ve dagIlmanm ileri bir a~amasmda, butun bir ku!tur, hayat bugun i,inde aglr aksak ilerlerken, altm <;agyonunde ba~at bir egilim gosterir."

"varsaYlm"l ya da ilerlemeyi gerc,;ekIe~tirmeye c,;ah~mamaktadlrlar. Oniann eyiemierine, kendi ilerleme varsaYlmml uygulayan, eyiemierini ilerleme olarak yorumiayan tarihc,;idir. Fakat bu, ilerleme kavramml gec,;ersizklimaz. "llerleme ve irtica ne denli kotuye kullamlml~ oluriarsa oisun, bo~ kavramlar degildir"15 diyen Sir Isaiah Berlin ile bu noktada aym fikirde oimaktan mutIuyum. Bu, ins an kendinden oncekilerin deneyimierinden yararlanabilir (zoruniu olarak yararlanabilecegini soylemek istemiyorum); tarihte ilerlemenin, dogadaki evrimden farkh olarak, kazamlml~ ba~anlann aktanlmasll1a dayandlgl tarihin bir onvarsaylmldu. Bu ba~anlar, hem maddl ~eyleri hem de ki~inin c,;evresine egemen olma, degi~tirme ve kullanma yetenegini kapsar. Gerc,;ekten de, bu iki age birbiriyle slklSlklya baghdlr ve birbirleri ustunde etkide buiunuriar. Marx, insan emegini butun yapmm temeli sayar: "Emege" yeterince geni~ bir anI am verilirse, bu formul kabul edilebilir gazukuyor. Fakat, yaImzca kaynakiann birikimi, beraberinde, sadece artan teknik, toplumsal bilgi ve deneyimi degil, daha geni~ aniamda, insanll1 c,;evresine artan egemenligini de getirmedikc,;e, i~e yaramaz. ~imdilerde, samnm, ilerieme olgusunu hem maddI kaynakiann ve bilimsel bilginin hem de teknik anlamda c,;evreustunde egemen olmamn birikimi aniamma geldigine pek az insan kar~l c,;lkar.Ku~ku duydugum ~ey, 20. yUzYllda topiumu duzenleyi~imizde, toplumsal c,;evreye egemen 01mamlzda herhangi bir ilerleme olupolmadlgldir. Topl1.lmsal bir varhk olarak insanm evrimi, tehlikeli bir bic,;imde, teknolojik ilerlemenin gerisinde kalmaml~ mldlr? Bu sorunu akla getirten belirtiler besbellidir. Fakat, korkanm, sorun yine de yanh~ bic,;imde konulmu~tur. Tarihte anderligin ve giri~kenligin bir gruptan bir ba~kasll1a, dun-

yanm bir b6lumunden otekine gec,;tigipek c,;okdbnu~ noktasl gbrulmu~tUr: <;;:agda~ devletin yukseli~i ve kuvvet merkezinin Akdeniz'den Batl Avrupa'ya gec,;i~idonemi, FranSlZ Devrimi donemi bunun belirgin c,;agda~ornekleridir. Boyle donem1er hep ~iddetin yukse1digi ve iktidar ic,;inmucadele zamanlandlr. Eski otoriteler zaYlflar, eskiden onemli olan ~eyler kaybolur, tutkulann ve klzgmhklann keskin c,;atl~maSl arasmda yeni duzen ortaya c,;lkar.~u anda boyle bir clonemden gec,;tigimizi du~unuyorum. Toplumsal orgutlenme sorunlanm anlaYl~lmlzm ya da bu anlaYl~lmlzm l~lgmda toplumu orgutleme konusuncla iyiniyetin geriledigini soylemek, bana ac,;lkc,;a anh~ gozukmektedir: HatHl., bunlann y buyuk olc,;ude arttlgml bile soyleyebilirim. Ne imkanlaru11lz azah11ls ne de ahlakl niteliklerimiz c,;okmu~tur. Fakat, ic,;inde ya~~chg1l11lzve kltalar, uluslar ve slmflar arasmda guc,; dengesinin yer degi~tirmesi yuzunclen bir c,;atl~mave karga~a clonemi olan bu donem, yetenekleri ve nitelikleri a~m 01c,;udezorlaml~tlr ve bunlann olumlu ba~anlara ula~acak etkinliklerini SmlTlaml~ ve engellemi~tir. Son 50 yllda Batl dunyasmda ilerlemeye olan inanca kar~l c,;lkllmasmm gucunu kuc,;umsemek istemiyorum, ama, tarihte ilerlemenin sonuna gelinmi~ olduguna gene de inanml~ degilim. Fakat, ilerlemenin ic,;erigikonusunda daha da uste1erseniz, samnm bunu ancak ~oyle cevaplayabilirim. 19. yuz)'ll du~unurlerinin c,;ogucasl varsaydlklan tarihte ilerlemenin kesin ve ac,;lkhkla tammlanabilir bir hedefi bulundugu yolundaki anlaYl~m uygulanamazhgml ve klslrhgml kamtlaml~tlr. llerlemeye inanmak, otomatik ya da kapmlmaz herhangi bir surece degil, insan yeteneklerinin ilerleyen geli~mesine inanmak anlammdadu. llerleme soyut bir terimdir, insanhgm pe~ine du~tUgu somut amac,;lar ise ba~ka herhangi bir kaynaktan degil, tarih surecinin ic,;inden zaman zaman ortaya c,;lkar. Ben, insanm. yetkinle~ebilecegi ya da ge1ecekte yeryuzunun
134

bir cennet olacagl inancmda degilim. Bu kadanyla, tarihte yetkinligin gerc,;ekle~tirilemez oldugunu iddia eden dinbilimciler ve gizemcilerle aym fikirdeyim. Fakat, kendi paylma smUSlZ -ya da ne olduklanm ongoremeyecegimiz ya da ongormemiz gerekmeyen slmrlan olmayan- bir ilerlemeye inanmakla yetinirim; bu ilerlemenin hedefleri onlara dogru ilerledikc,;e tammlanabilecek ve gec,;erlilikleri ancak onlara ilerleme sureci ic,;inde ince1enebilecek bir ilerlemeye. Boyle bir ilerleme anlaYl~l olmakslzm, toplumun nasll ayakta kalabilecegini de bilmiyorum. Her uygar toplum henuz dogmaml~ ku~aklar ugruna, ya~ayan ku~agl birtaklm ozverilere zorlar. Bu ozverileri ge1ecekteki daha iyi bir dunya adma temellendirmek, bunlan bir tannsal amac,;adma temellendirmenin laik bir benzeridir. Bury'nin deyi~iyle, "ge1ecek ku~aklara kar~l odev ilkesi, ilerleme du~uncesinin dogrudan dogruya zorunlu bir sonucudur."16 Be1ki bu odevin hakhhgml temellendirmeye gerek yoktur, ama varsa, bunu temellendirmek ic,;inba~ka bir yol bilmiyorum. Bu, beni 0 unlu soruna, tarihte nesnellik konusuna getiriyor. Nesnellik kelimesinin kendisi yamltlCldlr ve soru~turulmak gerekir. Onceki konu~malanmdan birinde toplumsal bilimlerin -ve bu arada da tarihin- ozne ile nesneyi aYlran ve gozlemleyenle gozlemlenen ~ey arasmda katl bir aynm yapllmasml zorlayan bir bilgi teorisine kendilerini uyduramayacagml ileri surmu~tUm. Bunlann arasmdaki kar~lhkh ili~ki ve etkile~menin karma~lk surecinin hakkml veren yeni bir modele ihtiyaclmlz vardlr. Tarihin olgulan butUnuyle nesne1 olamaz, c,;unku, bunlar ancak tarihc,;i tarafmdan onlara verilen anlamhhgm gucuyle tarihin olgulan haline gelirler. Tarihte nesnellik, bu gelenekse1 terimi hala kullanmamlz gerekiyorsa, olgunun nesnelligi degil, ili~ki-

nin, olgu ile yorum arasmdaki ili~kinin, ge<;:mi;;,bugun ve gelecek arasmdaki ili~kinin nesnelligi olabilir. Beni, tarihin dl~mda ve ondan baglmslz mutlak bir deger ol<;:utUkurarak, tarihi olaylann yargJlanmasl <;:abasml tariM degil diye reddetmeye goturen nedenlere donme geregini duymuyorum. Zaten, mutlak dogru kavraml, tarih dunyasma uygun dcgilclir - haWi, sanmm bilim dunyasma da uygun degildir. Mutlak olarak yanh~ ya da mutlak olarak dogru diye yadlrganabilecek olan tarihi ()nermeler en basitleridir. Daha yukan bir clcizeycle, diyelim ki, kendinden once gelenlerclen birinin yarglsma kar~1 <,;lkantarih<;:i,bunu mutlak yanh~ 01dugui<,;in clegil, yetersiz ya da tek yonlu ya da yamltlcl 01dugundan ya cia daha sonraki kamtlamalann ylktlgl veya ilgisiz kllchgl bir bakl;; a<;:lsmm urunti oldugu i<;in reddecler. Rus Devrimi'nin II. Nikola'nm aptalhgmm ya da Lenin'in dehasmm sonucu oldugunu soylemek busbutun yetersizdir - <''>ylei, busbutun yal1lltlcl olacak kadar yetersizdir. Fakat, k l1lul!ak olarak yanh~ oldugu soylenemez. Tarih<;i bu tlir l1lutlaklarla i~ gormez. Robinson'un UZUCll )!UI1lolayma geri donelim. Bu olayda ( soru~turl11al11lZm nesnelligi olgulammzl dogru almamlza degil -bunlar tartJ~mah degildi- bizi ilgilendiren ger<;ek ve anlamh olgularla onem vermeyebilccegimiz rastlantlsal 01gular! aymletmel11ize baghdu. Bu aynml yapmaYl kolay bulduk, <;UI,U, anlamhhk ol<;utumtiz ya da aynmlmlz, nesnellik temelimiz a<;:lktl ve gozonunde tuttugumuz -yani, yollardaki olumleri azaltma amacma- uygunluktan ibaretti. Fakat tarih<;i, trafik kazalanm azaltmak gibi basit ve smlrh amaCI olan ara~tlrmaClya oranla daha az bahth bir ki~idir. Tarih<;inin de yorum yapma odevi bakImmdan, anlamh olanla rastlantlsal olam aYlrdedebilmek i<;in, bir anlamhhk ol<;utune gerek vardlr, bu aym zamanda onun nesnellik 01<;utudur; ve 0 da bunu ancak gozonunde tuttugu ama<;tan
136

yola <;lkarak bulabilir. Fakat, bu, zorunlu olarak evrilen bir ama<;tlr, <;unku <;e~itlige<;:mi~ yorumlannda bir evrim ortaya koymak tarihin zorunlu bir i~levidiT. Degi~menin her zaman sabit ve degi~mez etmenlerle a<;lklanmasl gerektigi yolundaki geleneksel varsaylm tarih<;inin deneyimine aykmdu. Profesor Butterfield, "tarih<;:ii<;in tek mutlak, degi~medir"17 der; bunu soylerken belki, tarih<;ilerin onu izlemeleri gerekmeyecek bir alam, ustu ortulu olarak, kendisine aYlrmaktadlr. Tarihte mutlak, ge<;mi;;te kendisinden yola <;lktlglmlz bir ~ey degildir; ~imdiki zamanda bir ~ey de degildir, <;unku, bugunun butun du~unceleri zorunlu olarak gorelidir. Bu, halen tamamlanmaml;; ve olu~ma surecinde biT ~eydir; gelecekte kendisine dogru ilerledigimiz, ancak biz ona dogru ilerledik<;e bi<;im almaya ba~layan ve biz ileri gittik<;e ge<;mi;;eili~kin yorumumuzu aydmlatan bir ~eydir. Tarihin anlammm Yargl Gunu'nde (Klyamet'te) belli olacagml soyleyen dini gizemin arkasmdaki laik ger<;ek budur. Ol<;utumuz, dun, bugun ve her zaman aym olan, degi~meyen bir ~ey anlammda mutlak degildir: Boyle bir mutlakhk tarihin dogaslyla bagda~maz. Fakat, bu, bizim ge<;mi~iyorumlaYl~lmlZ a<;lSlndan bir mutlaktlr. Bu, hem bir yorumun bir ba~kasl kadar iyi oldugu ya da her yorumun kendi zamam ve l1lekam i<;inde dogru oldugu ;;eklindeki goreli bakI~ a<;IS1l11 reddeder, hem de ge<;:mi~e ili~kin yorumumuzu en sonunda yargllayacak mihenk ta~1l11saglar. Tarihteki bu yonlenme duygusudur ki, bir ba~ll1a ge<;mi~in olaylanm duzene koyup, yorumlamamlza imkan verir -bu, tarih<;inin odevidir17 H. Butterfield, The Whig Interpretation oj Histmy, 1931, s. 58. Bunu, A. yon Martin'in The Sociology oj the Renaissance (Ingilizce r;:eviri, 1945), s. l'deki ~u daha incelikli s6zuyle kar~ila~tmmz: "Hareketsizlik ve hareket, statil< ve dinamik, tarihe sosyolojik bir yakla~lmla ba~lamak ir;:inteme! kategorilerdir. .. Tarih hareketsizligi yalmzca g6reli anlamlyla bilir: ASlI sorun, hareketsizligin mi yoksa degi~menin mi ba~at oldugudur." Degi~me, tarihte olumlu ve mutlak, hareketsizlik ise 6zne! ve goreli oge!erdir.

ve gelecegi gozonlinde tutarak bugunun insamm ozgurle~tirip, orgutlememize flrsat verir - bu da devlet adammm, iktisatc;mm ve toplumsal reformcunun odevidir. Fakat surecin kendisi, ilerici ve dinamik kalmaktadu. Bizim yon duygumuz ve gec;mi~ hakkmdaki yorumumuz biz ilerledikc;e surekli olarak degi~meye ve evrime ugrar. Hegel, kendi mutlagma dunya ruhu diye mistik bir bi<;im giydirmi~ ve tarihl surecin akl~mm amacma vararak sona ermesini gelecege yansltacagma, bugune getirerek en buyuk yanh~lm yapnll~tIr. Ge<;mi~te surekli bir evrim sureci oldugunu kabul etmi;;, [akat gelecek i<;inbunu gereksiz yere reddetmi~tir. Hegel'clen bu yana, tarihin dogasl ustune en derin bic;imde clu;;unenler, bunun i<;inde gec;mi~ ve gelecegin bir sentezini gormu~lcrdir. Kendini zamanmm dinbililmel anlatIm c;erc;cvesinclen busbutun kurtaramayan ve mutlagml <;ok dar bir ic;eriklc tammlayan Tocqueville, gene de sorunun ozunc vanm;;tlr. E~itligin geli~mesinden evrcnsel ve surekli bir [enomen diye soz ettikten soma ~oyle der:
Eger insanlann e~itligin derece derece ve ilerleyerek geli~imini, tarihlerinin hem ge<;:mi~i em de gelecegi diye gbrmeh leri saglanabilseydi, bu tek bulgu dendilerinin
0

geli~ime tannlanmn
18

ve

iradesinin kutsal niteligini vermeye yeterdi.

l?lenmesi henuz tamamlanmamJ;; olan bu konu ustune onemli bir tarih bblumu yazl1abilirdi. Hegel'in gelecege bakl~la ilgih olarak kendine koydugu smulardan kimilerini payla~an ve ilkece ogretisini gec;mi? tarih ic;ine saglamca oturtmaya onem veren Marx, konusunun dogasmca kendi slmfslz toplum mutlagml gelecege yansltmaya zorlanml?tIr. Bury, ilerleme du~uncesini biraz tuhaf bir bic;imde, [akat besbelli ki aym niyetle, "ge<;mi?in bir sentezi ile gelecek us-

tune bir ondeyiyi gerektiren bir teori" diye aC;lklaml~tu.19 Namier, her zaman yaptlgl gibi bir suru ornekle bezedigi bile bile paradoksal bir cumlesinde, "tarihc;iler," demektedir, "gec;mi~i hayaller (tasarlar) ve ge Iecegl. h Iar Iar. "20 atu Ge<;mi~in yorumunun anahtanm ancak gelecek saglayabilir: Ve ancak bu anlamdadlr ki, tarihte nihal bir nesnellikten soz edebiliriz. Gec;mi~in gelecege ve gelecegin de gec;mi?e l~lk tutmasl, tarihin aym zamanda hem temellendirilmesi, hem aC;lklanmasldlr. Oyleyse, bir tarihc;iyi nesnel oldugu ic;in ovdugumuzde ya da bir tarih<;inin otekinden daha nesnel oldugunu soyledigimizde ne demek istiyoruz? Besbelli ki yalmz olgulannda yanlI~hk yapmadlgml soylemek istemiyoruz, bundan daha c;ok, dogru olgulan sec;tigini ya da bir ba~ka deyi~le, dogru anlamhhk (manidarhk) ol<;utunu kullandlgml soylemek istiyoruz. Bir tarihc;inin nesnel oldugunu soylersek, sanmm iki ~eyi demek isteriz. Her ?eyden once onun toplum ve tarih ic;indeki kendi konumunun smuh bakl~ aC;lsmm ustune <;lkma yetenegi oldugunu - onceki bir konu?mamda degindigim gibi, bu yetenek, kendisinin 0 konuma ne denli <;ok kan~ml~ oldugunu anlayabilmesi, yani tam nesnelligin imkanslzhgml teslim edebilmesi ile ilgilidir. lkinci olarak, gec;mi~e bakl~lan, kendilerinin hemen ic;inde bulunduklan konumla busbutun smuh olan tarihc;ilerin eri~ebildikleri daha saglam ve daha surekli bir kavraYI~a sahip olabilecek ~ekilde kendi goru~ gucunu gelecege yansltabilme yetenegi oldugunu soylemek istiyoruz. Bugun Acton'un "nihal tarihin imkam"na inancml yankIlayan hic;bir tarih<;i yoktur. Fakat, bazl tarih<;iler ba~kalanna oranla dayamkh olan ve nihal ve nesnel niteligini daha c;ok ta~IYan tarihler yazmak19 ].B. Bury, TheIdea of Progress, 1920, s. S. 20 L.B. Namier, Conflicts, 1942, 5.70.

tadular: Bu tarih~iler, ge~mi~ ve geleeek konusunda uzun omurlu diyebileeegim bir goru;; gueu alan kimselerdir. Ge~mi;;in tarih~isi aneak geleeegi anlamaya dogru yakla~t1k<;anesnellige yakla~abilir. Bu yilzden, daha oneeki bir konu~mamda tarihten ge~mi~le geleeek arasll1da bir soyle~i diye soz ettigimde, buna, daha iyisi, ge<;mi~in olaylanyla geleeegin derece dereee ortaya ~lkan ama<;lan arasll1da bir diyalog demem gerekirdi. Tarih~ilerin ge~mi~i yorumlaYl~l, anlamll ve ilgili olgulan se<;mesi, yeni ama~lann derece derece ortaya ~lkI;;lyla evrilir. En basit bir <')rnek alahm; ana al11a~anayasal ozgurluklerin ve siyasal haklann orgutlenmesi diye goruldugu sureee, tarih~i ge<;mi~i anayasal ve siyasal terimlerle yorumla111l~tU.lklisadI ve toplumsal ama<;lar anayasal ve siyasal ama<,)ann yerini almaya ba~laYll1ea, tarih~iler de gemi~in iktisadI ve toplulI1sal yorumuna yonelmi;;lerdir. Bu sure<; i<.;inde ~l1pheci bir kill1se yeni yorumun eskisinden daha dogru 0lmac!Ig1l11inandmCl bir bi<.;imdeileri surebilir; hepsi kendi donemi i<;indogrudur. Bununla birlikte, iktisadI ve loplumsal ama<.;lann aglrhk kazanmasl insanhgm geli~iminde siyasal ve anayasal all1a~larm oncelik konumunda daha geni~ ve daha ileri bir dllzeyi temsil ettiginden, tarihin iklisad I ve loplumsal yorumunun larihte yalmzca siyasal yorumdan daha ileri bir duzeyi temsil ettigi de soylenebilir. Eski yorum reddedilmiyor, yenisinin i<.;inehem katlllyor hem de onun i~inde a~lllyor. Tarih<.;ilik, kendisi ilerleyici bir bilimdir, olaylar sureeine surekli geni~leyen ve derinle;;en bakl;; a~I1an saglamak amaCl anlammda ilerleyen bir bilimdir. "Ge~mi~e yaplel bir bakl;;a" ihtiyaelmlz oldugunu soylerken demek istedigim i~te buydu. <;::agda$tarih~ilik son 200 yI1da, geli;;meye olan bu ikili inam~ i~inde geli;;mi$tir ve bu olmadan ya;;ayamaz; ~unku, ona anlamhllk 01~utCmu yani ger~ekle rastlantIsall aYlrdetme ol<.;utu.nusagla140

yan bu inam;;tlr. Goethe, hayatmm sonuna dogru bir soyle;;isinde Gordion'un dugumunu sert~e kesmi;;tir:
Dbnemler <;:bkerken, butun egilimler bzneldir; ote yandan yeni bir <;:agm ko~ullan nesneldir.21 olgunla~lrken, butl1n egilimler

Hi~ kimse tarihin geleeegine ya da toplumun geleeegine inanmak zorunda degildir. Mumkundur ki, toplumumuz ylkI1sm, donu;;sun ya da yava;; yava;; ~uruyerek ortadan kalksm ve tarih dinbilime -yani, insan eylemlerini degil, lannsal ama~lann ineelenmesineya da edebiyata -yani ozel bir amael ya da anlamllhgl olmayan oykuler ve masallar anlatmaya- donu~sun. Fakat bu, bizim son 200 Ylldu bildigimiz anlamdaki tarih olmaz. ~imdi tarihI yargllamamn niha! o!<;utunu geleeekte bulan her turlu teoriye kar~l one surulen bildik ve yaygm bir itiraZI ele almam gerekiyor. Denilmektedir ki boyle bir teori bir kere ba;;annm niha! yargllama ol~utii olmasml, soma da olan degilse bile olaeak olan her ~eyin hakhllg1 goru;;unu i<.;ermektedir. Son 200 yuz yll i~inde tarih~ilerin ~ogu, yalmzea, tarihin i~inde ilerledigi bir yonu kabul etmekle kalmaml;;, bilin~li ya da bilin~siz olarak, bu yonun sonu~ta dogru oldugunu, insanhgm daha kotu.den daha iyiye, daha a~agldan daha yukanya ilerledigine inanml;;lardu. Tarih~i bu yonu tammlamakla kalmaml;;, onaylaml;;tIr da. Ge~mi;;e yakla~llnmda uyguladlgl anlamllllk ol~usu, yalmzea tarihin ilerledigi yolla ilgili degil, bu sureee kendisinin ahlak~a katI1maslyla da ilgilidir. "Olan" ile "olmall", olgu ile deger yarglsl arasmdaki aynhga bakIlmaml;;tlr. Bu, gelecek hakkmda guvencin aglr baStIgl bir donemin urunu olan iyimser bir goru;;tur; Whigler ve Liberaller, Hegelciler ve Mark-

sistler, dinbilimciler ve akllCllar, buna, kuvvetle ve olduk<;;a a<;;lk bi<;;imdebagh kalml~lardlr. Bunun 200 Ylldlr "Tarih biT nedir?" sorusunun onaylanml~ ve kabul edilmi~ cevabl 01dugunu sbylemek, pek fazla biT abartma olmaz. Buna kar~l tepki, bugunun endi~eli ruh hali ve kbtumserligiyle birlikte gelmi~ ve bu da, tarihin anlamml onun dl~mda arayan dinbilimcilere ve tarihte hi<;;hir anlam bulmayan ~uphecilere meydam a<;;l1z blrakml~tlr. Herkes, buyuk bir lsrarla "olan" ile "olmah" arasmclaki aynmm mutlak olcluguna, kalclmlamayacagma, "deger yargl"lannm "olgu"larclan <;;lkanlamayacagma bizi inanchrmaya <;;ah~maktadlr. Sanmm, bu, yanh~ bir yolclur. Bu soruyu olcluk<;;arasgele bir bi<;;imdese<;;ilmi;,;birkac,: tarih<;;inin ya da tarih ustune yazan ki~inin nasll ele aJchklanm gbrelim. Gibbon, tarihinde lslamm zaferlerine ayucllgl yerin <;;oklugunu, "Muhammecl'in izleyicileri Mia Dogu clunyasmm toplumsal ve clin! egemenligini ellerincle tutmaktacllr" cliyerek hakh gbstermekteclir. ~unu cla eklemektedir ki, 7. ve 12. yuzyI1lar arasmcla lskit cluzluklerinclen inen yaban surulerine aym emegi harcasaycll, onlara laYlk olmadlklan bir bnem verilmi~ olurclu, <;;unku, "Bizans tahtl bu duzensiz saldmlan p(iskurtmll~ ve kencli gbrkemli hayatml surclurmu~tur."22 Bu, pek manUkslz gbrunmuyor. Tarih, genel olarak, insanlann yapamacllklannm clegil, yaptlkIanmn kaycllcllr: Bu baglamcla ister istemez bir ba~an bykusu olmaktadlr. Pro[esbr Tawney, tarih<;;ilerin "galip gu<;;lerisivrilterek ve onlann yuttuklanm geri plana iterek" varolan duruma bir "ka<;;mI1mazhk gbruntusu" verdiklerine i~aret etmektedir.23 Fakat, bir anlamda, tarih<;;inin i~inin ash da bu degil midir? Tarih<;;ikar~l tara[m degerini ku<;;ultmemelidir; eger
22 Gibbon, The Decline and Fall of the Roman Empire, bl. 4. 23 R.H. Tawney, The Agrarian Problem in the Sixteenth Century, 1912, 5.177.

yengi ucu ucuna kazamlml~sa, bunu kolayca dde edilmi~ bir ~ey gibi gbstermemelidir. Bazen, yenilenler de niha! sonuca yenenler kadar bUyUk bir katklda bulunmu~lardir. Fakat, tarih<;;igene1 olarak ister yensin ister yenilsin, bir ~eyler ba~arml~ olanla ilgilenir. Ben kriket tarihinde uzman degiJim. Fakat, bu spor dalmm tarihinin sayfalan, herhalde saYI yapamayan ve oyun dl;,;ma <;;lkanlardan <;;ok, 100 saYl yapanlann adlanyla susludur. Hege1'in tarihte "yalmzca devIet kuran halklann dikkatimize degdigi"24 yolundaki unlu yarglSI bir toplumsal brgutlenme bi<;;imine tekelci bir deger verdigi ve menfur (kbtu) bir devIet kultune yol a<;;tlgli<;;in hakh olarak e1e~tirilmi~tir. Fakat, Hege1'in sbylemek istedigi ~ey, ilkece dogrudur ve tarihbncesi ile tarih arasmdaki bilinen aynml yansltmaktadu; yalmzca, kendi topiumlanm brgutlemekle be1irli bir derecede ba~anh olmu~ halklar ilke1 yabaniler olmaktan <;;lkarve tarihe girerler. Carlyle, FranslZ Devrimi adh kitabmda xv. Louis'ye "ki~ile~mi~ bir Dunya Yanh~l'nm ta kendisi" demektedir. Besbelli, bu deyi~i sevmi~ olacak ki, ileride daha uzun bir bblum i<;;indebunu suslemektedir:
Nedir bu ba~dondurucu yeni evrensel hareket: Bir zaman-

lar uyum ic;inde i~birligi eden kurumlar, toplumsal duzenler, bireysel kafalar, ~imdi ~a~km bir c;atl~ma ic;inde yuvarlamyor, eziliyar. Kac;mllmaz alarak boyle aluyar; bu, en sanunda ~l'nm C;oku~udur.25 c;unku kendini gostermi~ alan bir Dunya Yanh-

Burada bl<;;utyine tariM oluyor: Bir <;;aga uyan, bir ba~kasl i<;;in yanh~ haline geliyor ve bu nedenle kbtuleniyor. Sir Isaiah Berlin bile fe1sef150yutlamanm tepe1erinden inip de 50-

24 Lectures on the Philosophy of History, lng. <;ev.,188~, s. 40. 25 T. Carlyle, The French Revolution, 1, 1, b1.4, 1,3, bl. 7.

mut tarihY durumlan dU~lmurken, bu goru~e yakla~ml~ gozukmektedir. TarihY Kac,:lmlmazhk ustune denemesinin basnmndan bir sure sonra bir radyo konu~masmda, Bismarck'l ahlakc,:a kusurlanna kar~m, bir "dahY" ve "en yuksek siyasal yargllama guc,:lerine sahip politikaCl tipinin gec,:enyuzYlldaki en buyuk ornegi" diye ovmu~ ve onu, bu bakllndan Avusturya Imparatoru II. Joseph, Robespierre, Lenin ve Hitler ile, kendi olumlu amac,:lanm gerc,:ekle;;tirmek ac,:lsmclankar~l1a~tlrarak onlann hepsinden daha buyuk 01dugunu soylemi~tir. Bu hukmu tuhaf buluyorum. Fakat ~u anda beni ilgilencliren, yargllamasmm olc,:utu. Sir Isaiah demektedir ki, Bismarck elincleki malzemeyi anlaml~tl; otekileriyse, i~ gormeyen soyut teorileri yanh~ yollara gotUrmu~ti'l. Bunclan almacak clers $udur, "ba~anslzhk, evrensel bir gec,:erlik iddiasmdaki sistemli herhangi bir yontem ya da ilke ugruna ... en iyi i~ gorecek $eylere kar~l koymaktan ileri gelir."26 Ba~ka bir cleyi$le, tarihte yargl olc,:utu herhangi bir "evrensel gec,:erlik idcliasll1daki ilke" degil, "en iyi i~ goren"dir. Soylememe pek gerek yok, bu "en iyi i;; goren" olc,:utunil yall1lzca gec,:mi~iincelerken i~in i<;,:ine katmaYlz. Eger birisi size gelecekte Buyuk Britanya ile ABD'nin tek bir egemenlik altll1da birle~mesinin, tek bir clevlet olmasmm arzu edilir oldugunu du~unclugunu soylese, belki de bunun hayli akla uygun bir goru~ oldugunu kabul edersiniz. Anayasal Monar$inin ba~kanhk sistemine yeglenir oldugunu soyleyerek sbzlerine devam etse, bunun da hayli akla 'uygun oldugunu kabul edebilirsiniz. Fakat, soma tutup iki ulkeyi Ingiliz taCl altmda yeniden birle;;tirmek ic,:inbir kampanya ac,:mak istedigini belirtse; siz, muhtemelen ona zamamm bo;;a harcaml~ olacagml sbylersiniz. Nedenini a<;,:lklamaya <;,:ah~acak
26 EEe O~iincu Programmda, 19 Haziran 1957'de yaptlgl "Political Judgement" (Siyasal Yargl) ustune konu~masl.

olursamz, bu tur sorunlann genel bir ilkeye gore degil de, eldeki tarihY ko;;ullarda neyin i~ gorecegine bakarak du;;unulmesi gerektigini soylemek zorunda kahrdlmz; hatta, belki de, tarihten bUyUk harf "T" ile sbz etmek ba~ yanh;;ml yapar ve Tarih'in kendisine kar;;l oldugunu soylerdiniz. Politikacmm i~i, yalmzca ahlak<;,:a da teorke neyin istenmeya ye deger oldugunu degil, aym zamanda, dunyada hangi guc,:lerin varoldugunu ve gozonunde tutulan ama<;,:lanbir blc,:udegerc,:ekle;;tirmek ic,:inbunlann nasll yonlendirilebilecegini ya da kullanabilecegini dU$unmektir. Tarihi yorumlaYI~lmn l~lgl altmda aldlgl siyasal kararlar bu uzla;;maya clayamr. Fakat, tarihi yorumlaYl;;lmlz da aym uzla;;maya dayanmaktachr. Kabul edilebilir herhangi bir istenilirlik olc,:util kurmak ve gec,:mi;;i bunun l;;lgmda kotulemek kadar kokten bir yanh~ yoktur. "Ba;;an" kelimesi klzdmCl anIamlar ta;;lmaya ba~ladlgl ic,:inonun yerine, elbette, tarafslz bir deyi;;le "en iyi i;; goren" sozunu koyabiliriz. Bu konu;;malar slrasmda c,:e;;itli esilelerde, Sir Isaiah Berlin'e kar~l c,:lktlglm v ic,:in,sonu<;,:takonuyu ne de olsa bir ol<;,:ude anla;;mayla kapatabilmek beni mutlu ediyor. Fakat, "en iyi i;; gbren" ol<;,:utununkabul edilmesi, bunun uygulanmasml kolayla;;tmr ve kendiliginden belli bir hale getirir. Bu alelacele kararlan te;;vik eden ya da olan her ~eyin dogru oldugu goru;;une ba;; egen bir olc,:ut degildir. Tarihte daha ileri geli;;melere gebe ba;;arlSlzhklann olmadlgl soylenemez. Tarih, "ertelenmi;; ba;;an" diyebilecegim bir ;;eyi kabul eder; bugun gorunu;;te ba;;anslzhk olan ;;eyler yanmn ba;;ansma hayan katklsl bulunan bir ~eyler diye ortaya <;,:lkabilir. Bunlar zamanmdan once dogan peygamberler gibidir. Gerc,:ekten, bu ol<;,:utunsozde degi;;mez ve evrensel bir ilke olc,:utUne oranla ustun yanlanndan birisi, bizden bunu duzeltmemizi isteyebilmesidir. <:=ogucasoyut ahlak ilkelerinden hareket eden Proudhon, Ill. Napoleon'un coup d'etat'sl145

m (huko.met darbesini), ba~anh olduktan soma hakh gormu;,;tur; soyut ahlak ilkeleri ol<;,:utunu reddeden Marx ise, Proudhon'u bunu hakh gordugu i<;,:inU<;,:laml;,;ttr. s Daha uzak bir tarih! gorunumden, Proudhon'un yamldlgml Marx'm bu tarim yargilama sorunu i<;,:inize <;,:okyi bir ba;,;langl<;,: b i noktaSl verir; Sir Isaiah Berlin'in ise "en iyi i;,;goren" ol<;,:utCmll kabut ctmckJc birlikte, bu ayraCi uygulamakla yetindigi bcsbelli dar vc klsa dbnemli slmrlara da ;,;a;';lyorum.Bismarck'm yaratttgi kurumlar gen,:ekten iyi i;,;gorduler mi? Bana kahrsa bunlar boyok bir felakete gotOrmO;,;lerdir. Bunu soyleyi;,;im, Alman Devletini kuran Bismarck'l ya da bunu isteyen ve 01masll1a yarclnn cden Alman halk kitlelerini sU<;,:lamaya ;,:ah;,;< llgnn anlal11l11agcll11ez. fakat, bir tarih<;,:iolarak sorulacak pek c,:oksorum var. Sonunda ortaya <;,:Ikan felaket Reich'lI1 yaplsll1da gizli birtakll1l <;,:atlaklann varolmasl yo.zunden mi meydana geldi? Yoksa, onu doguran i<;,: ko~ullar i<;,:indeki ir b $cy1er, bu elcvletin kcnclisini zorla kabul ettirici ve saldlrgan oll11asll1lgcrckli loldlgl i<;,:in i? Yoksa, Reich kuruldugu zam man, Avrupa ya da DOnya sahncsi zatcn <;,:ok alabahk olduk gu vc BClyOkDcvlcllcr ic,:indeki yaYllma egilimleri zaten <;,:ok gClc,:lu oldugu, boylecc ba;,;ka bir yayilmaCl Buyuk Devletin clogu;,;unun bOYllk bir <;,:arpl;,;maya eelen olmaya ve butOn n sistemi harabe haline getirmeye yeterli oldugu i<;,:in i? Son m varsayu11l kabul cdersek Bismarck', ya ela Alman halkml felaketten sorumlu ya da biricik sorumlu tutmak yanh~ olabilir: Gerc,:ekten, son clamlaYI sU<;,:layamazslillz. Fakat, Bismarck'lI1 yapttklan ve bunlarm nasll i;,;ledigi ustune nesnel bir yargl1amada bulunabilmesi i<;,:inarih<;,:ininonce bu sorut Ian cevaplamasl gerekmekteelir, oysa onun hala bunlan kesinlikle cevaplayabilecek konumda olclugunclan emin degilimo Soyleyebilecegim ;,;ey;,;udur ki, I920'lerin tarih<;,:isi esn nel yargllamaya 1880'lerin tarih<;,:isinden daha yakmcllr. Bugunun tarih<;,:isi1920'lerinkinden daha yakmcllr; 2000 Ylh146

mn tarih<;,:isise belki <;,:ok aha yakm olacaktlr. Bu, bana tai d rihte nesnelligin burada ve ~imdi varolan bazl yerle~ik ve degi~mez yargl ol<;,:utlerinedayanmadlgl ve dayanamayacagl, ancak, gelecekte yer alan ve tarihin aki~l ilerledik<;,:e kendini ortaya koyan bir ilerleme ol<;,:utunedayandlgl ve dayanabilecegi yolundaki tezimin dogrulugunu gostermektedir. Tarih, yalmzca ge<;,:mi;,; gelecek arasmda tutarh bir ili;,;ki kurduile gu zaman anlam ve nesnellik kazamr. Olgu ile deger arasmda varoldugu one surulen bu ikilige bir daha bakahm. Degerler olgulardan <;':lkanlamaz.Bu onerme klsmen dogru, fakat kismen de yanh;,;tlr. Herhangi bir clonemde ya da herhangi bir ulkede egemen olan degerler sistemini onun <;,:evre olgulan tarafmdan ne kadar <;,:ok bi<;,:imlendirilmi;,; ldugunu anlamak i<;,:in u sistemi incelemeo b niz yeterlidir. Daha onceki bir konu;,;mamda, ozgurluk, e;,;itlik, adalet gibi deger ifade eden kelimelerin tarih! i<;,:eriklerinin clegi;,;mesine dikkatinizi <;,:ekmi~tim. a da geni~ ol<;,:ude Y manev! degerlerin yaYllmasma <;,:ah~an Hlristiyan Kilisesini aim. 11k Hlristiyanhgm degerlerini Orta<;,:aglardaki papahk sistemiyle ya da Orta<;,:ag papahk sisteminin degerlerini 19. yUzyl1Protestan Kiliselerininkiyle kar~lla~tmn. Ya da bugun, diyelim ki lspanya'daki Hlristiyan kilisesinin savundugu degerlerle Birle~ik Devletler'deki Hlristiyan kiliselerinin savundugu degerleri kar;,;l1a;,;tmmz.Deg~rlerdeki bu farkhhklar tariM olgu farklanndan kaynaklanmaktadlr. Son 150 ytlda, eskiden hepsi de ahlak<;,:acaiz ya da saygldeger kabul edilen koleligin, Irk e~itsizliginin, <;,:ocuk i~<;,:iliginin ugun genellikb Ie ahlaka aykm saydmasma neden olan tarih! olgulan du;,;unun. Degerlerin olgulardan <;,:lkartdamayacagl onermesi, en azmdan tek tarafh ve yamltlCldlr. Ya da bu sozu tersine <;,:evirelim. Olgular degerlerden <;':lkanlamaz. Bu, klsmen dogrudur, fakat gene klsmen de yamltlcl olabilir; buna da kayltlar koymak gerekir. Olgulan bilmek istedigimiz zaman, sordu147

gumuz sorular ve bu nedenle de elde ettigimiz cevaplar bizim deger sistemimizden kaynaklamrlar. (:evremizin olgulan hakkmda kafamlZdaki tablo, degerlerimiz tarafmdan, yani olgulara yakla~tlglmlz kategorilerce kahplandmlml~tlr ve bu tablo, hesaba katmamlZ gereken onemli olgulardan biridir. Degerler olgulann i<;ine girerler ve onlarm vazge<;ilmez bir par<;asldlrlar. (:evremize uyma, <;evremizi kendimize uydurma yetenegimiz ve <;evremiz uzerinde egemen olu~umuz, degerlerimizin araclhglyla ger<;ekle~ir ve tarihi bir ilerleme oykusu kdan da budur. Fakat, insanm <;evresiyle mucadelesini kavramaya <;ah~lrken olgular He degerler arasmda yanh~ bir kar~lthk ye yanh~ bir aynm kurmaymlz. Tarihte ilerleme, olgular ile clegerlerin kar~lhkh baglmhhgl ve etkile~imiyle meydana gelir. Nesnel tarih<;i, bu kar~lhkh surece en clerinlemesine nufuz eclen tarih<,:iclir. Bu, olgular ve clegerler sorununa ipucunu "dogru" kelimesini gunluk kullanmumlz saglar; bu, olgu dunyaslyla cleger clunyasl arasmcla uzanan ve her ikisinin ogelerinden olu~an bir kelimedir. Boyle olu~u, Ingilizcenin bir ozelligi degildir. Latin clillerinde dogru kar~lhgl kullamlan kelimelerin hepsi gibi, Almanca Wahrheit, Rus<;a Pravda27 cia bu ikili niteligi ta~lrlar; oyle gorCmClyor ki, her dilin yalmzca bir olgu onermesi olmayan, yalmzca cleger yarglsl cia olmayan, fakat her iki ogeyi cle kapsayan boyle bir kelimeye ihtiyaCl yarcllr. Benim ge<;en hafta Lonclra'ya gitmi~ olmam bir olgu olabilir. Fakat, buna normal olarak clogru clemezsiniz: Bu, herhangi bir cleger i<;erigi ta~lmamaktadrr. Ote yanclan, Bagllnslzhk Bildirisi'ncle Birle~ik Devletler'in Kurucu BabaIan kencliliginclen ortada oldugunu soyleclikleri bir clogru27 Pravda'nm durumu 6zellikle ilgin~tir, ~iinkii, ger~ek i~in bir ba~ka eski Rus~a kelime vardlr, istina. Fakat, bunlar arasmdaki aynm degildir; pravda her iki anlamda insanl ger~ektir, istina ise her iki anlamda tannsal ger~ektir -Tann hakkmdaki ger~ek ve Tann tarafmdan a~llan ger~ek.

ya, biitun insanlann e:;;it yaratllml~ buluncluklarma i~aret ettiklerinde, bu onermedeki deger i<;eriginin olgusal i<;erige aglr bastlgml ve bu bakrmdan, olgusal i<;erigin bir dogru saYllmaya hak iddia etmesini ku~kuya du~urebilecegini du~unebilirsiniz. Bu iki kutup arasmda bir yerde -"cleger"siz 01gulann kuzey kutbu ile henuz kendilerini olgulara donu~turmek i<;in <;lrpman deger yargllanmn guney kutbu- Tarih'i clogru ulkesi bulunmaktacllr. 11kkonu~mamcla soyledigim gibi, tarih<;i olgu ile yorum, olgu ile deger yarglsl arasmda dengededir. Bunlan birbirinden ayrramaz. Belki cluragan bir dunyacla olgu ile cleger yarglsl arasmda bir aynm yapma zorunlulugu vardlr. Fakat, duragan bir dunyada tarih anlamslzdrr. Tarih, ozuncle, clegi~imdir, harekettir ya da -bu eski moda kelimeden gocunmazsamz- ilerlemedir. Bu neelenle, sonu<;ta Acton'un ilerlemeyi "tarihin kenelisine dayamlarak yazllmasl gereken bilimsel varsaYlm" e1iye betimleyi~ine donuyorum. lsterseniz, ge<;mi~in anlamlm tarih-e11~1 e akIl-ustli herhangi bir guce baglayarak tarihi diny bilime donu~turebilirsiniz. lsterseniz onu eelebiyata -yani, ge<;mi~hakkmda anlaml ya da manidarhgl olmayan bir oykuler ve efsaneler toplamasma- donu~turebilirsiniz. Ancak farkh olarak denildigi gibi, tarih adma laYlk olan tarih, tarihin kendi i<;inde bir yon duygusu bulan ve bunu kabul eelen kimselerce yazIlabilir. Bir yerlerden gelmi~ oldugumuz inanCI, bir yerlere gitmekte oldugumuz inanClyla Slkr slklya baghelrr. Gelecekte geli~me yetenegine inancml kaybeelen bir toplum, ge<;mi~indeki ilerlemeyle ilgilenmekten de <;abucak vazge<;er. 11k konu~mamm ba~mda soyledigim gibi, tarih hakkmdaki goru~umuz, toplum hakkmdaki goru~umuzu yansltu. Boylece, toplumun gelecegine ve tarihin gelecegine inanClml a<;lklayarak ba~langl<;noktama donuyorum.

6. Geni~leyenUfuklar

Bu konu~malarda bne surdugum, ta'ihin, tarihe;inin de ie;inde bulundugu, hie; durmadan hareket eden bir sure<; 01dugu yolundaki anlaYl~, byle gbrunuyor ki, beni zamammlzda tarihin ve tarih<;inin konumu ustline sonuca yonelik birtaklm du~uncelere zorlamaktadlr. Dunyanm kesin bir felakete gittigi kehanetlerinin ortahkta dola~tlgl ve herkesin ustune e;bktugu bir dbnemde ya~lYoruz - bu, tarihte ilk kez olmuyor. Bu kehanetler ne kamtlanabilirler ne de <;urutulebilirler. Fakat, ne olursa olsun bunlar, herkesin blecegi yazglsmdan e;ok daha az kesindir; ve nasI! bu yazgmm kesinligi, bizi kendi gelecegimiz hakkmda planlar yapmaktan ahkoymuyorsa, onun gibi bu ulkenin -ya da bu ulke degilse, dunyamn buyuk bir b61umunun- bizi tehdit eden tehlikelerden kurtulacagl ve tarihin devam edecegi yolunda bir varsaylma dayanarak, toplumumuzun bugununu ve gelecegini tartl~maya giri~ecegim. 20. yUzyI!m ortasmdaki Ylllar dunyayt, Ortae;ag dunyasmm pare;alamp Ylkllmasmdan ve e;agda~ dunyanm temellerinin 15. ve 16. yuzYlllarda kurulmasmdan bu yana gelmi~ ge<;mi~
151

':1

..

hepsinden daha koklu ve sHip supurucu bir degi"im sureci i~inde buluyor. Bu degi"im hi~ "uphesiz, son analizde, biIimsel bulgularlll ve bulu"lann, bunlann gitgide yaYllan uygulam"lIlm ve dolaylt ya da dolayslz bunlardan kaynaklanan geli"melerin un1nudur. Bu, degi"menin en beIirgin yonu toplumsal bir elevrim olmaslchr; 15. ve 16. yuzyIllarda, maliye ve ticarele, daha soma encluslriye dayanan yeni bir slmfm erki ele almaslyla ba"layan devrimlc oranlanabilecek bir toplumsal clevrimdir. Encluslrinin yeni yaplsi ve toplumun yeni yaplsl, benim burada tartI"masma giremeyecegim kadar geni" sorunlar ortaya koymu"lur. Fakal bu degi"imin benim konumla daha dogrudan ili"kili y(\nii vardlr -bunlara derinligine bir degi0im vc cogran kapsamda bir degi"im- diyebilirim. ~imdi her ikisinc de klsaca deginmeye ~ah"acaglm. Tarih, insanlar zamanm ge(,)"ini -l11evsimlerin dongLlsLl, insanm ()l11rugihi- dog'll sure~lerin lerimleriyle degil ele, inS'lnHl bilin~li olarak i~ine k'ln"LIgl ve bilinc;li olarak etkileyehildigi belli olay dizilcrinin lerimlcriyle du"unmeye ba"lachgl zaman ba"lar. Burckhardl, l'lrih "bilincin uyam?mm neden olclugu dogadan kopu"lur"* der. Tarih, insanm akhm kulJanarak, l,Tvrcsini anlarnak vc onu etkilemek ic;in yapllgl uzun l11iicadcledir. Fakal, ~agcla? c\(\nem devrimci bir bi~imde bu miicadclcyi gcni"lclmi?lir. Insan "imdi yalmzca ~evresini elcgil, kendisini de anlamaya ve etkilemeye c;ah?maktadlr; bu durum, boyle elenebilirsc, akla yeni bir boyut, tarihe yeni bir boyut cklcmi"tir. ~imdiki ~ag, butUn c;aglar ic;inde tarihl bilince en ~ok sahip olanellr. c,;:agda?insan, daha once gorulmemi" bir dcrecede kendi varhgmm bilincindedir, bu nedenle de tarihin bilincindedir. Gec;ip geldigi belirsiz pm 1ldan, varmakta oldugu belirsizligi aydmlatabilecegi umuduyla, co"kuyla incelemekte, tersine olarak da, onunde uzaCk) ]. Burckhardt, Rejlections on History, 1959, s. 31.

nan yol hakkmdaki arzulan ve endi?eleri ardmda kalanlann anlayl"ml guc;lendirmektedir. Gec;mi?, bugun ve gelecek, tarihin sonsuz zinciri ic;inde birbirlerine baghdu. Insamn kendi bilincini geli"tirmesinin olu"turdugu c;agda? dunyadaki degi"menin Descartes ile ba"ladlgl s6ylenebilir; insanm konumunu ilk kez yalmzca du"unen degil, kendi du"unu"u hakkmda du"unebilen, g6zleme eylemi ic;inde kendini g6zlemleyebilen ve b6ylece de insamn du"uncesinin ve g6zlemin aym zamanda hem 6znesi hem de nesnesi oldugunu ortaya koyan Descartes'tlf. Fakat, bu geli"me Rousseau'nun insamn kendini anlamasmda ve kendi bilin~liliginde yeni derinlikler ortaya C;lkardlgl ve insana doga dunyaslyla ve geleneksel uygarhga bakl"mda yeni bir aC;1 getirdigi 18. yuzyllm ikinci yansma kadar butunuyle aC;lkhga kavu"ma1l11"tlr.De Tocqueville, Franslz Devrimi'nin "istenilenin, 0 gunun loplumsal duzenini y6neten geleneksel ah"kanltklar yerine, insan aklmm kullamlmasl ve dogal yasadan C;lkan yalm temel kurallar konulmasl oldugu inanCl"ndan esinlendigini s6ylemi"tir.1 Acton, elyazmalarmda "0 zamana kadar insan" demi"tir, "6zgurlugu hic;bir zaman neyi istedigini bilerek istememi"ti."2 Hegel ic;;inoldugu gibi, Acton ic;;inde, 6zgurluk ve akll hic;;birzaman c;;okayn olmaml"lardlr. FranSIZ Devrimi de Amerikan Devrimi ile ili"kiliydi.
Seksen yedi yll once babalanmlz de olu~mu~ ve butun insanlann bu kItada, ozgiirluk ic,:ine~it yaratlldlgl inancma

gonul vermi~ yeni bir ulus ortaya koydular.

Lincoln'un sozlerinin g6sterdigi gibi, bu, g6rulmedik bir olaydl - insanlar tarihte ilk kez bilerek ve bilinc;;li olarak kendilerini bir ulus bic;imine soktular ve soma bilinc;li ola-

1 A. de Tocqueville, De l'Ancien Regime, 3, bl. 1. 2 Cambridge University Library: ek yazmalar, s. 870.

152

rak ve bilerek oteki insanlan da bu bic,,:iminic,,:indekahplamaya koyuldular. 17. ve 18. yuzyIllarda insan kendisini c,,:evreleyen dunyamn ve onun yasalanmn tam bilincine varml~ bulunuyordu. Bunlar artlk anla~Ilmaz bir Tannsal takdirin gizemli buyruklan degil, akhn eri~ebilecegi yasalardl. Fakal, bunlar insanm kendi yapllgl yasalar degil, insanm kenclisinin bagh bulunclugu yasalarcll. Bir somaki a~amada, insan, c,,:evrcsi e kenclisi Clslunclcki gucunun ve uyannca ya~ayacav gl yasalan yapma hakkmm lam bilincine varacaktrr. 18. YClzytldan c,,:agda~ clunyaya gec,,:i~, uzun sunnu~ ve dcrcce derece olmu~lur. Bu ge<;i~clonemini temsil eclen filozoflar, ikisi de kan~lk c1egerli bir konumcla olan Hegel ile Marx'lrr. Hegel Tannsal Takdir'in yasalanmn aklm yasalanna cl()nCl~liigulikrinden kaynaklamr. Hegel'in dunya Ruhu, bir eliyle Tannsal Takdir'j stlo slklya kavramaktadrr, olekiyle de akh. Hegel, Adam Smilh'i yankilar. Bireyler "kendi c,,:d<arlanm doyururlar; fakat bunu yaparken bilinc,,:lerinde olmamaida birlikle eylemlerindc saklI duran ba~ka bir ~ey daha orlaya c,~lkar." DClI1yaRuhu'nan akli eregi hakkmda demeklcclir ki "insanlar, bunu gcrc,,:ekle~lirmeeyleminin kendisiyle, onlan 0 crcktcn farklI olan kcndi arzulanm yerine getirme vesilesi kdarlar." Bu, dllpeclLlz, <;;lkarlann uyumunun Alman felscfcsinin c1iline <,;cvrilmesiclir.3Smith'in "gizli el"inin, insanlan bilincinde olmachklan erekleri gerc,,:ekle~tirmek ic,'in <;;a!I~mayako~an Hegel'deki e~clegeri unlu kavram "akhn kurnazlIgl"dlr. Boyle olmakla birlikte, yine de Hegel Franslz Devrimi'nin filozofuclur, ger<;;egin6zunu tarihl degi~mede ve insamn kendi bilin<;;liliginin geli~mesincle goren ilk filozoftur. Tarihte geli~me, 6zgurluk kavramma clogru geli~me c1emektir. Fakat, 181S'ten soma, FranSIZ Devrimi'nin etkisi Reslorasyon'un kasvetli havasl ic,,:incle6nup gitmi~tir. Hegel s

siyasal olarak fazla urkekti, hayatmm son Ylllanncla zamamn yerle~ik cluzenine fazlaslyla baglanml~tr; bu yuzclen metafizik onermelerine herhangi bir somut anlam koymaml~trr. Herzen'in Hegel'in ogretilerini "clevrimin cebiri" cliye tammlamasl pek yerincleclir. Hegel i~aretleri saglaml~, fakat onlara pratik ic,,:erikvermemi~tir. Hegel'in cebirsel clenklemlerini arilmelige clonu~turmek Marx'a kalml~tlr. Hem Adam Smith'in hem Hegel'in izleyicisi olan Marx, Doga'nm akl1 yasalannca duzenlenmi~ bir dunya kavrammdan yola c,,:lkml~tlr. egel gibi, fakat bu kez pratik ve somut H bir bic,,:imde,insan'm devrimci giri~ken1igine uygun olarak akll bir surec,,:ic,,:indeevrilen yasalann yonettigi bir clunya kavramma gec,,:i~i aglaml~tlr. Marx'm son sentezincle tarih, s birbirinclen aynlamayacak, tutarlr ve akll bir bUtun olu~turan uc,,: nlam ta~lmaktadlr. Olaylann nesnel, ozellikle de a ekonomik yasalara uygun hareketi; buna kar~llrk olmak uzere, du~uncenin cliyalektik bir surec,,:ic,,:indegeli~mesi; yine buna kar~llrk olmak uzere, clevrimin teorisiyle uygulamaSlm uzla~tlran ve birle~tiren, slmf c,,:atl~maslbi<;;imindeki eylem. Marx'm bne surclugu, nesnel yasalarla bunlan uygulamaya c,,:evirenbilinc,,:li eylemin bir sentezidir; bu, bazen (ama yanlr~lrga g6turucu olarak) determinizm ve volontarizm denilen ~eylerin bir bilqimidir. Marx, surekli olarak insamn ~imdiye dek bilincinde olmaclan uydugu yasalar hakkmcla vazml~trr: Kapitalist bir ekonomi ve kapitalist toplumcla ~a~ayanlarm "yanlr~ bilinc,,:leri"clecligi ~eye birc;,:ok kereler dikkati c;,:ekmi~tir:"Uretim ve clola~lml yapanlann zihinlerincle uretim yasalan hakkmcla olu~an anlaYI~lar, gerc,,:ekyasalarclan geni~ blc,,:ude farklr olacaktrr."4 Fakat, Marx'm yazllannda bilinc,,:lidevrimci eylem c;,:agnlanmn c,,:arpIC! brnekleri de bulunmaktadlr. Feuerbach ustune unlu te-

zinde, "filozoflar yalmzca dunyayl farkh bic,:imlerde yorumladl1ar, fakat so run onu dbnu~turmektir" der. Komiinist Manifesto'da da ~ayle sayler, "proletarya siyasal egemenligini butlln sermayeyi burjuvaziden adlm adlm almak ve butlln uretim arac,:lanm devletin eline toplamak ic,:in kullanacaktlr." Louis Bonaparte'Ln Onsehiz Brumaire'inde Marx, "zihinsel benlik bilincinin yuzYllhk bir sureci kullanarak butun ge!eneksel fikirleri ~bzu~u"nden sbz eder. Kapitalist toplumun yanh~ bilincini c,;bzeeek ve slmfslz toplumun ger~ek bilin~Iiligini getirecek olan proletaryaydl. Fakat, 1848 devrimlcrinin ba;;anslz!Jgl, Marx c,'ah;;mayaba~ladlgl zaman hemen olacak gibi gbzuken geli~meler bakImmdan cidd! ve dramatik bir gerileme olmu~tur. 19. yuzYlhn ikinci yansl, refah ve guvenligin h5l5 agll- bastlgl bir hava i~inde ge~ti. Akhn birineil i;;levi artIk toplum i~indeki insan davram;;lanm y()neten nesne! yasalan anlamaktan c,;ok, toplumu ve onu olu;;turan bireyleri bilin~1i eylemle yeniden bic,;imlenc1irmek olclugu, pgcla;; tarih c!bnemine ge~i$imiz yuzyl1m c!c)nCIIl1l1ne adar lamamlanmanll~tIr. Marx'da "slmf" pek kinliklc tal1lmlanmaml;; olmakla birIikte, gene! olarak ekonomik analizlc eri;;ileeek nesnel bir kavram kalmaktachr. Lenin'c1e "sll1lf" yerine, slmfll1 bneu kolunu olu$turan ve ona zorunlu slmf bilincini gbturen "parti" kavraml vurgulanmaktac!lr. Marx'c1a "icleoloji" olumsuz bir terimdir - kapitalist toplumsal duzenin yanh;; bilincinin bir urunudur. Lenin'deyse "ideoloji" tarafsJz ya da olumlu hale gelir - slmf bilin~1i bnderlerden olu~an se~kin bir grubun, gizil olarak slmf bilinci olan i~~i kitlesine a~lladlklan bir inanc,:tlr. Slmf bilincinin bic,:imlenmesi artlk kendiliginden i~leyen bir sure~ degil, ustlenilen bir gbrevdir. Zamannlllzda, akla yeni bir boyut ekleyen bir ba$ka buyuk du;;unur Freud'dur. Freud bugun hala oldukc,:a gizemli bir ki$i olarak kalmaktadlr. Gbrdugu egitim ve geIdigi c,:evre
156

bakImmdan bir 19. yuzyll liberal bireycisiydi ve bireyle toplum arasmdaki temel bir kar$lthk oldugu yolundaki yaygm, ama yamltlCl bir varsaYlml kabul ediyordu. Freud, insana toplumsal bir varhk olmaktan c;ok, biyolojik ~i~ varhk dlye yakla;;makla, toplumsal c,:evreyi,insanm kendlsmce ger.c;ek~ le$tirilen durmak bilmez bir yaratma ve dbnu$turme sureel degil, tarihl olarak belirlenmi~ diye kabul etmek egiIi~indedir. Gerc,:ekte toplumsal nitelikte olan sorunlara blreym ac,:lsmdan yakla;;tlgl ic;in, her zaman Marksistlerin sa~dlr~sl~a ugraml;; ve bu bakImdan geriei diye mahkum edllml;;tlr; Freud'un kendisi ic;in yalmzea klsmen gec,:erliolan bu suc,:lama, uyumsuzluklann toplumun yaplsmda degil, bireyin dogasmda sakh oldugunu kabul eden ve bi~eyi~ topluma u~arlanmasml psikolojinin asI1 i~levi sayan Blrle;;lk Devletler deki yeni-Freudcu aknn ic,:inc;ok daha tam bir hakhhk ta.$lmaktadlr. Freud'a kar~l bir ba$ka yaygm suc,:lama, onun msan i;;lerindeki aklldl;;lhgm rolunu buyuttugu suc;lamasl, butunuyIe yanh;;tlr ve insan davram~lanndaki aklldl;;l bgenin kabuluyle akI1dl;;1bir kult haline getirmenin kabaea kan$tlnlmasmdan ileri gelmektedir. Bugun Ingilizce konu$ulan dunyada, esas itibariyle aklm yaptlklan ve yapabileceklerinin kuc,:umsenmesi bi~imindeki bir akIldl;;lhk ku!tunun varoldugu ne yazlk ki dogrudur; bu, daha soma sbzunu edecegim kbtumserligin ve a~m-tutuculugun bugu~ku da~gasmm bir parc,:asldlr. Fakat, bu, katlkslZ ve biraz da Ilke! blr akIlCl olan Freud'dan gelmemektedir. Freud'un yaptlgl, insan davram$mm bilinc;siz kbklerini bilince ve akIlCl ara$tlrmaya ac,:arakbilgi ve anlaYI;;lmlzm alamm geni;;letmekti. Bu, aklm egemenlik alanmm bir geni$lemesi, insanm kendi.si ve dolaYlSlyla c,:evresini anlama ve denetleme gucunun blr artl;;ldlr; bu devrimci ve ilerici bir ba$an demektir. Bu ybnden Freud, M~rx'm c,:ah;;maslylac,:eli;;mez,onu tamamlar. Freud sabit ve degi;;mez bir insan dogasl anlaYI;;mdan busbutun kurtulma157

ml~ olmakla birlikte, insan davram~mm koklerini daha derinlemesine anIamak ve boylece aklYsUre<;;leryoluyla onun bilin<;;libir bi<;;imdedegi~tirilmesi i<;;inara<;;larsaglaml~ olma anlammda <;;agda~ dunyamn insamdlr. Tarih<;i i<;inFreud'un ozel {memi iki yonIudLlr. Birinci olarak, Freud insanIann bir hareket yaptlklan zaman, 0 haraketi yapmalanna neden oldugunu soyledikIeri ya da neden olcluguna inandlklan dllrtulcrin, gcn~cktc onlarm eylemlerini a<;lklamaya ycterli oJdugu yoluncIaki <;ok eski bir hayalin tabuluna son C;iviyi <;akml~tlr: Bu, olcluk<;a onemli, ama olulllsuz bir ba~ancllr; ne var ki, kimi heveskarlann tarihteki bllyuk acIalllJann davranl~lanna psikanaliz yontemleriyle I~lk tUlma yolundaki iddialanna cia ku~ku ile bakmak gerckir. Psikanaliz uygulalllasl, durumu ara~tmIan hastanm ~a~lItlllacali bi\'illlcIe sorguya \:ekilmcsine dayamr: Oysa, oluIer sorguya c;ekilemez. lkinci olarak, Freud Marx'm <;ah~maSllli peki~tirerek, larih<;inin kendisini ve tarih i<;;indekikencIi konumunu, llSlullcIc \'ah~tIgl konuyu ya cia donemi yegleIllcsini, olgulann se<;imini vc yorumlaYl~ml yoneltmi~ olan durtlileri -belki de gizli dLirtUlcri- kendi bakl~ a<;lsml belirlemi~ olan ulusal ve topIumsal <;evreyi,ge<;;mi~ hakkmdaki anlaYl~lm bic;im1endiren gelecek hakkmdaki anlaYI~ml, incelemesini istemi~tir. Marx ve Freud escrlerini vereli beri, tarih<;inin kcndisini toplumun dl~mda ve tarihin dl~mda duran ayn bir birey diye dLi~unmesi i<;;inhi<;bir ozru kalmaml~tlr. l<;inde ya~adlglmlz bu clonem, benlik bilinci donemidir: Tarih<;i ne yaptlgml bilebilir ve bilmelidir. <:=agda~ dLinya dedigim ~eye, yani akhn i~levi ve gucunun yeni alanlara yayllmasma bu ge<;i~henLiz tamamlanmaml~tlr: Bu, 20. yuzYlhn i<;;indenge<;mekte oldugu devrimci degi~imin bir par<;;asldlr. Bu ge<;;i~inbelliba~h belirtilerinden bazllannm ustlinde durmak istiyorum. Ekonomi ile ba~layaYlm. 1914 yllma kadar, ins anIann ve
158

ulusIann ekonomik davram~Ianm yoneten ve ancak kendi zararlanna olarak kar~l <;lkabilecekIeri nesnel ekonomik yasalar bulundugu inancmdan adeta hi<;;~uphelenilmemi~ti. Ticaret donguleri (trade cycles), fiyat dalgaIanmalan, i~sizlik bu yasaIarca belirlenmekteydi. BUyUk Bunahm'm <;;oktligu 1930 gibi ge<;; ir tarihte bile, bu goru~ MIa ba~attl. Bundan b soma her ~ey hlzla degi~ti. 1930'Iarda ekonomik yasaIar uyannca, tutarh olarak kendi ekonomik <;;lkarlanm izIeyen insan anIammda "ekonomik insanm sonu"ndan soz edilmeye ba~Iandl; 0 zamandan beri, 19. yuzYIIdan kaIma birka<;; Rip Van Winkle dl~mda hi<; kimse bu anIamda ekonomik yasalara inanmamaktadlr. Bugun, iktisat bir dizi teorik matematik denklemi ya da bazl insanIann otekileri oraya buraya nasIl iti~tirdikIerinin pratik bir incelemesi haline gelmi~lir. Bu, degi~me esas oIarak bireysel kapitalizmden buyuk <;;aphkapitalizme ge<;i~inbir urunudur. Bireysel giri~imci ve tuccar aglr baStlgl surece, hi<;;kimse ekonomiyi denetim aIlinda tutma ya da onu anIamh bir bi<;;imdeetkileme imkamna sahip gorunmuyordu; bbyIelikle de, ki~ilikdl~l yasaIar ve sure<;;lerimgesi korunmaktaydl. Ingiltere Bankasl bile, gucunun dorugunda oldugu gunIerde, hunerti bir i~Ietici ya da yoneltici oIarak degil, ekonomik egilimIerin nesnel ve yankendiliginden bir kaydedicisi diye du~unuImekteydi. Fakat, bir laissez-faire ekonomisinden gudumlu bir ekonomiye gudulen ister bir kapitalist ekonomi ya da sosyalist bir ekonomi oIsun, guden ister bUyUk <;;aphkapitalist ve gorunu~te ozeI <;;lkarlarya da devIet olsun- ge<;;i~ bu imge sona erile mi~tir. Belli insanIarm belli ama<;;larlabelli kararlan aldlklan ve kararlann ekonomik gidi~imizi bizim i<;;induzenledigi gitgide apk olmaktadlr. Bugun herkes yagm ya da sabunun fiyatmm nesnel bir arz-taIep yasasma gore degi~medigini bilmektedir. Herkes, durgunlugun ve i~sizligin insan yaplml oIdugunu bilmekte, ya da bildigini sanmaktadu, hukumetler
159

bunlan nasll iyi edeceklerini bHdiklerini sbylemekte, haLta iddia etmektedirler. Laissez-jaire'den planlamaya, biline;sizlikten benlik-bilincine, nesnel ekonomik yasalar inancmdan insanm kendi eylemiyle kendi ekonomik kaderine egemen olacagl inancma gee;ihnis.tir. Toplumsal politika, ekonomik politikayla elele gitmis.Lir,haLta ckonomik pohLika, toplul1lsal politikamn bir par\~asl haline ge1mis.tir. 1910 Yllmda yaYlllllanan Cambridge Modern His/ory'nin son cHdinden bir almLI yapmak istiyorum; bu, MarksisLten bas.ka her s.cy olan vc muhLcmelen Lenin'i hie; duymal1l1s. bulunan bir yazann son deren> sezgili bir yorlll1l11dur:
'roplllll1sal rdormlarIl1 bilin(:1i (,:abaile yapIlabilecegi inanCI,

I\vrllpah di"I~LlI1cesindeba~at aklmdlr; bu, bzgllrlugLII1 yerine ge<;;ll1i~tir. .. inanCl ne kadar

her derc!c tek deva oldllgll inancmm

Franslz Dcvrimi suaslI1da insan haklan anclaki varllgl cia iiy!c giirilnll1ektedirs

anlall111ve (:e~itli geli~ll1clere gehe o]mu~sa, bu inancll1 ~u

BugOn bll siizlerin yazJ!masJnln LlstCmden50, Rus Devrimi'nin CtstClndcn40 kCtsur yll ve bOyCtkbunahmm ustlinden 30 ytl gC\~tiktensonra, bu inan\~ bcyliklcs.mis.tir. Sbzde akll 01maIda birliktc, insal1ln dencLimi d1s.mda kalan nesnel ekonomik yasalara boyun egis.ten, insamn bilinc,,:li ylemiyle kendi e ekonomikkaderini denetleme yetenegi oldugu inancma gee;is., ana, insan is.Ierine akIm uygulams,mda bir ilerleme, insab nm kendisini ve c,,:evresinianlama ve bunlara egemen olma yeteneginde bir arLls.mifadesi olarak gbrlinmektedir; ben buna, gerekirse, eski moda kelimeyle Herleme demeye hazmm. Oteki alanlarda is.leyen benzer surec,,:lerinustunde ayrmtlh olarak durmak ie,,:inyerim yok. Bilim bile, gbrdugumuz gibi, doganm nesnel yasalanm aras,tumak ve olus,turmak5 Cambridge Modern History, 12, 1910, s. 15; bu b6lumun yazan History'nin edit6rlerinden biri ve yiiksek bir devlet memuru alan S. Leathes'dlr.

tan e,,:ok,insanm dogaYl kendi amae,,:larma kos.umlamasma ve c,,:evresini degis.tirmesine imkan verecek e,,:ahs.ma varsaYlmlan s.ekillendirmekle ilgilenmektedir. Daha bnemlisi, insan, aklm bilinc,,:likullammlyla yalmzca e,,:evresinidegil, kendisini de degis.tirmeye bas.lamls.tlr. 18. yuzyJlm sonunda, c,,:lglr ae,,:anbir eserinde Malthus, Adam Smith'in piyasa yasalan gibi hie,,:kimsenin bilincinde olmakslZln is.leyen nesnel nufus yasalanm ortaya koymaya kalkls.mls.tl. Bugun hie,,:kimse bu tur nesnel yasalara inanmamaktadu; [akat, nufus denetimi, akJlcJ ve biline,,:libir toplum politikasl konusu haline gelmis.tir. Zamammlzda insan e,,:abaslHe insan bmrunun uzatllmasml ve nufusun ie,,:indekikus.aklar arasmda dengenin degis.tirHdigini gbrduk. Insan davrams.ma etkide bulunmak ie,,:in biline,,:liolarak ilac,,:lannkullamldlgml ve insan karakterini degis.tirmek amaClyla cerrahI ameliyatlar yaplldlgml duyduk. GbzIerimizin bnunde, insan da toplum da degis.mis., bilinc,,:liinsan c,,:abaslHe degis.tirilmis.tir. Fakat, bu degis.ikliklerin belki de en anIamhlan, gelis.tirHmesi ve as.llamada (endoktrine etmede) c,,:agdas. ybntemlerin gelis.tirilmesi ve kullamlmaslyla gerc,,:ekles.tirilen degis.ikliklerdir. Her duzeyden egiticiler zamammlzda toplumun belirli bir bic,,:imde kahplandmlmasma katkJda bulunmakla gitgide daha bilinc,,:libir s.ekilde ilgHenmekte ve yeni yeLis.enkus.aga bu tip topluma uygun tavlrlar, baghhkIar ve gbrus.ler belletmekteler; egitim politikasl, akJICl olarak pIanIanmls. her tlirlu toplumsal politikanm bblunmez bir pare;asldu. TopIum ic,,:indeuygulanmasl baklmmdan akIm birinci is.levi, artlk, insam yalmzca incelemek degiI, dbnus.turmektir ve bu, insamn akJlcl surec,,:leriuygulayarak kendi toplumsal, ekonomik ve siyasal is.Ierinin idaresini 20. yuzyll devriminin bas.hca YbnIerinden biri gibi gbrunmektedir. AkIm bu genis.Iemesi, sadece, daha bnceki bir konus.mamda "bireyselles.me" -Herleyen bir uygarhkla birlikte,
161

var-olan birey hunerlerinin, yeteneklerinin ve imkanlannm <;e~itlenmesi- dedigim surecin bir par<;asmdan ibarettir. Endustri Devrimi'nin be!ki de en bnemli toplumsal sonucu du~unmeyi, akhm kullanmaYI bgrenenlerin saylsmdaki gitgicle buyuyen artl~tlr. Buyuk Britanya'da, bizim her ~eyin yava~ yava~ geli~mesine olan tutkumuz bylesine gu<;ludur ki sozunu ettigim bu hareket kimi zaman zor se<;ilmektedir. YLlzythn buyuk bir bblumunde, gene! ilkbgrenim konusunda kazandlglmlz unle yetindik ve yuksekbgrenimdeyse genel hir kapsamlthga ula~ma konusunda pek ileri ya cia pek Imh gitmi~ degiliz. Biz dunyaya ()nderlik ederken, bu 0 kadar (memli bir sornn clegildi. Ama daha hlZh olanlar hizi gec.;inceve her yerde teknolojik degi~im yan~mm temposunll hlZ1andlnllaya ba~laymca, bu bir sorun olmaya ba~laml~tlr. C.:unkLI,toplumsal devrim ile teknolojik devrim ve bilimse! devrim aym tek SLlrecin aynlmaz par<;alan ve bolumlcridir. Bireyselle~me surecine akademik bir ornek isterseniz, ge<,;en50 ya cia 60 yJ1 i<;inde tarihin ya da bilimin ya cia belli bir bilimin SlmrSlZ <,;e~itlenmesini ve bunun yol a<,;lIgt bireysel uzmanla~mamn c.;e~itliligindeki olaganustU artJ~t dU~lll1Un. Fakat, benim bu sure<; i<;in ba~ka bir duzeyde <,;okdaha <;arplcl bir brnegim var. Otuz ylh a~km bir zaman once, Sovyetler Birligi'ni ziyaret eden yuksek bir Alman asked yetkilisi KlZll Hava Kuvvetleri'ni geli~tirmekle gbrevli bir Sovyet subaymdan ~1Iaydmlatlcl a<;lkbmalan i?itmi~ti: Biz RlIslar M.la ilkel bir insan malzemc~1 kullanmak zorundaylZ. D<;;anmakineyi, elimizdeki u<;;ucutipine gore uyarlamamlz gerekiyor. Yenibir insan tipi geli~tirmeyi ba~ardlglmlz ol<;;ude, alzemenin teknik geli~imi de yetkinm le~ecektir. Bu iki etmen birbirini ko~ullandlflr. Karma~lk makinelerin i<;;inelkel insanlar konamazlar6 i

Bugun, yalmzca bir ku;;ak soma, Rus makine!erinin artlk ilkel olmadlgml ve bu makineleri planlayan, yapan, kullanan Rus erkek ve kadmlanmn da amk ilkel olmadlklanm biliyoruz. Tarih<;i olarak ben, bu ikinci fenomenle daha <;ok ilgileniyorum. Uretimin akllcI1a~tmlmasmdan <;ok daha onemli bir ~ey, insamn akIIClla;;tmlmasldlr. Bugun blitCm clunyada ilkel insanlar karma~lk makineleri kullanmaYl ogreniyorlar ve boyle yaparken de du;;unmeyi, akIllanm kullanmaYl ogreniyorlar. Sizin hakh olarak topillmsal bir de vrim diyebileceginiz, ama benim bu baglam i<;inde aklm yayllmasl diyecegim clevrim, henuz yeni yeni ba;;lamaktadlr. Fakat bu, ge<;en ku;;agm ba~dbndurucu teknolojik ilerlemelerine ayak uydurmak i<;inba;;dbndurucu bir hIZla ilerliyor. BlI bana, 20. yuzyll devrimimizin en onemli Ybnlerinden biri gibi goro.nmektedir. Kotumser ve ~uphecilerimizden kimileri, besbelli ki, bu noktada, <;agda~dunyada akla verilen rolun tehlikeli ve <;ok anlamh ybnlerini farkettigimi ortaya koymazsam beni hizaya getireceklerdir. Daha bnceki bir konu;;mamda a<;lkladlglm anlamlyla artan bireyselle;;menin uyum ve birligin saglanmasl i<;inyapIlan toplumsal basklda herhangi bir azalmayl i<;ermedigine i;;aret etmi~tim. Bu, ger<;ekten de, karma;;lk <;agda~ toplumumuzun paradokslanndan birisidir. Bireysel yeteneklerin ve imkanlann ve bu nedenle de artan bireyselle;;menin yaYllmasml ilerletmenin zorunlu ve gu<;lu bir araCl olan egitim, aym zamanda <;lkan olan gruplann elinde gu<;lu bir toplumu tek-bi<;imle;;tirme araCldlr. Slk slk duyulan, radyo ve televizyonda daha sorumlu olunmasl ya da basmda daha sorumlu davramlmasl yolundaki istekler, ilk once mahkum edilmesi kolay, belirli olumsuz fenomenleri one surerler. Fakat, bunlar kIsa zamanda istenen begenileri ve istenen goru;;leri benimsetmek i<;inkitlenin ikna edilmesinde bu gu<;lu ara<;,:lannkullamlmasl yolundaki isteklere db163

nu~urler ki bu istenilirligin olc;utu, toplumun kabul edilmi~ begeni ve goru~leridir. Bu tur kampanyalar, onlan yonetenIerin elinde tek tek uyelerini istenilen hir yonde kahba sokmaIda toplumu bic;imlendirmek ic;in tasarlanml~ bilinc;li ve aklJ surec;lerdir. Bu tehlikelerin ba~ka gozahcl orneklerini, ticarI reklamCllar ve politik propagandacilarda gorehiliriz. Nitekim, bu iki rol slk slk birlikte oynanmaktachr; Birle~ik Devletler'de a\~lk<,;a e Buyuk Britanya'da biraz claha c;ekiniv Ierck , partiler ve adaylar kenclilerini kazandlrtmasl ic;in profesyonel reklamCllar c;ah~tIrlrlar. Bu iki yontem bic;imsel olarak ayn olduklan zaman bile, belirgin bir bi<,;imdebirbirlerinc bcnzerler. Profesyonel reklamCllar ile bUyllk siyasal partilerin propaganda birimlcrinin ba~mdakiler, akhn butun ill1kanlanl1l kcndi ama<.;lan i<,;inkul1anma konusunda ~;ok yetcnckli kis.ilerdir. Nc var ki, aktlinceledigimiz oteki orneklcrclc oldugu gibi, buracla cla yalmzca ara~tlrmada clegil, olus,turmacla da, statik olarak clegil, dinamik olarak kul1a11lImaklac!Ir. Profesyonel rcklamcdar vc kampanya yurutuclderi, ()ncelikle varolan olgulann Clstllnde durmazlar. Tuketicinin ya cla se<';ll1enin s,u anda ncye inandlglyla ya da yall1lzca sonu<,;olarak <';lkacak Urlll1l1etkiledigi olc;ude olayhula, yani tuketici ya da ahcll1ll1 ustahkh bir davral1ls,la inanclmlabilecegi ya cla istemeye y()nlendirilebilecegi ~eylerIe ilgilcnirler. Ustelik, kitle psikolojisi ustune c;ah~malan, onlara kcncli g()ru~lerinin kabul eclilmesini guvencelemenin en hdl yolunun tllketicinin ya da sq:menin yaplsmda akIldlS,1ogeyi kullanmak oldugunu gostermi~tir; b6ylece, yuzyuze geldigimiz g6runtUlerden biri, profesyonel endustricilerinden ya cla parti onderlerinden olu~an bir sec;kinler grubunun ~imdiye kadar gorulmu~ en geli~kin akli sUre<;,:ler yoluyla kitlelerin akI1dl~lhgml kavrayarak ve kullanarak, kendi amac;lanna ula~malandlf. (ikanlan c;agn esas olarak akla yonelmez: Daha c;ok, Oscar Wilde'm "zekadan a~agl vur164

mak" dedigi yontemden yararlanmaktadlr. Tehlikeyi kuc;umsemekle suc;lanmayaYlm diye, ben bu sorunu biraz abarttlm.7 Fakat, s6ylecliklerim geni~ olc;ude dogrudur ve oteki alanlara kolayhkla uygulanabilir. Her toplumda, kitlenin goru~unu (kamuoyunu) orgutlemek ve denetlemek ic;in yonetici gruplar az ya da c;ok zorlaYlCl onlemler kullal1lrlar. Bu yontem ba~ka bazl yontemlerden daha kotu gorunmektedir, c;unku, akIm kotuye kullammldu. Bu ciddi ve saglam dayanakh teze kar~l soyleyecek yalmzca iki sozum var. Bunlardan birincisi, tarihin akl~l ic;inde yapilan her buIu~un, her yeniligin, her yeni teknigin olumlu yanlan kadar da olumsuz yanlan bulundugu yolundaki bildik du~uncedir. Bedeli her zaman birilerinin odemesi gerekmektedir. Matbaamn buIunu~undan ne kadar zaman soma, bunun yanh~ goru~lerin yayIlmasml kolayla~tlrdigma i~aret eden ele~tirilerin ba~ladlgml bilmiyorum. Bugun motorlu arac;lann ortaya C;lkI~mm neden oldugu, trafik kazalannda canlanm kaybedenlere dovunmek yaygm bir tutum olmu~tur; hatta, bazl bilim adamIan, atom enerjisinin serb est blraklIma yollan ve arac;lan konusundaki kendi buIu~lannm felaket getirici bic;imde kullamlabilmesinden ve nitekim gerc;ekten de kullamlml~ olmasmdan oturu, yerinmektedirler. Bu tur itirazIann yeni buIguIann ve buIu~lann ilerlemesini durdurmak bakImmdan gec;mi~te bir yaran olmaml~tlr ve gelecekte de olacaga benzememektedir. Kitle propagandasl tekniklerinin imkanlan konusunda ogrendiklerimiz silinemez. Buyuk Britanya'da 19. yUzyllm ortalannda kIsmen gerc;ekIe~tirilen Lockecu kuc;uk c;aph bireyci demokrasiye ya da erken donem laissez-faire kapitalizmine donu~ kadar imkanslzdlr. Fakat, sorunun gerc;ek cevabl bu kotuluklerin kendi c;arelerini de beraberlerinde getirdikIeridir. (are, bir aklldl~l7 Eu konu hakkmda daha geni~ bilgi i~in yazann The New Society (1951) adh eserinde hI. 4 ve devamma bakmlz.

hk kultunde ya da aklm <;;agda~ toplumda geni~leyen rolunden vazge<;;i~tedegil, aklm oynayabilecegi rol hakkmda, yukandan oldugu kadar a~agldan da artan bir bilin<;liliktedir. Bu, teknolojik ve bilimse1 devrimimizin, toplumun her dLIzeyincle, bizi, akh giclerek artan bir bi<;;imcle kullanmaya zorlacllgl bir zamancla, utopyaCl bir du~ c1egildir. Tarihteki bl\tun ()teki buyuk ilerleme1er gibi, bu ilerleme de, bdenmesi gereken bedellerini ve zararlanl1l ve yuzyuze gelinmesi gereken tehlike1crini beraberinde ta~lIuaktadu. Gene, bzelliklc, daha bneeki ayneahkh konumlan zaylflayan ulkelerin aydmlan araslndan <;;d{an, Llpheeilere, kiniklere ve felaket ka~ hinlcrine kar~m, ben bunu, tarihtc ilerlemenin dikkatc dcger bir ()rnegi saymaktan utanmayaeaglm. Bu, belki de zamal1lmlZIll cn <;;arplCl e en c1evrimci olaYlc1u. v kinde ya~achgmllz ilcrleyen dcvrimin ikinci ybnu, c1unyanlll c1q!;i~enbi<;;imleni~idir. Orta<;;agdunyasmm sonunda ylkdchgl ve <;agda~ c1unyamn temcllerinin atIldlgl 15. ve 16. Yl\zydlardaki buyuk dbnem, yeni lotalann bulunmaslyla ve c1LlI1yanll1gll'hk mcrkezinin Akcleniz klYllanndan Atlantik a klydarIna ge<;;mesiylebelir1enmi~tir. Franslz Devrimi'nin en kll<,'ukbir alt-ust olu~u bile, eografT uzantasml, eski dengeyi (kgl~llrlnckle yarclllua <;;agmhgl yeni c1unyada bulmu~tur. Fakat, 20. yuzyIl c1evrimirnizin olu~turdugu degi~iklikler, 16. ),llzyI1dan bu yana olan her ~eyclen <;;okdaha geni~ kapsamhc11r.Dbrtyuz yIl kadar bir surec1en soma dunyanm aglrhk merkezi Batl Avrupa'dan kesinlikle uzakla~ml~tu. BalI A~r~pa ve onun dl~mda kalan Ingilizee konu~ulan dunya ile blrhkte, Kuzey Amerika kltasmm bir par<;;asl,deyim yerincleyse, Birle~ik Devletler'in hem santral hem de komuta kulcsi gibi <;;ah~tlglbir topluluk haline gelmi~tir. Bu, tek ya da be Ik I en anlamh degi~iklik de degildir. Dunyanm aguhk merkczinin ~imdi, Batl Avrupa ekiyle birlikte Ingilizce konu~ulan c1unyada durclugu ya da uzun sure burada kalacagl
166

hi<;; e kesin degildir. Oyle gbrunuyor ki, bugun dunya i~led rinde borusunu btWren Afrika'daki uzannlanyla birlikte, Dogu Avrupa ve Asya'daki bUyUk kara kitlesidir. "Degi~mez Dogu" sbzu, bugunlerde iyice a~mml~ bir kli~eden ibarettir. Bu yUzyIlda Asya'da neler olduguna hlzla bir gbz atahm. Oyku, 1902 yIlmcla Ingiliz-]apon bagla~maslyla ba~lar. Bu, Avrupah Buyuk Devletlerin bUyUlu <;;evresinebir Asya ulkesinin ilk kez kabul edili~idir. ]aponya'mn, Rusya'ya meydan okuyup onu yenerek yukseli~inin dogrulugunu kamtlamasl ve bbyle yapmakla da, bUyUk 20. yUzYJldevrimini tutu~turan ilk klVllclml <;;lkartmasl,belki rastlann olarak kabul edilebilir. 1789 ve 1848 Franslz devrimleri taklite;;ilerini Avrupa i<;;inde bulmu~lardl. 1905 Yllmdaki Birinei Rus Devrimi ise Avrupa'da hie;;yankl uyandlrmadl, fakat, raklit<;;ileriniAsya'da buldu; devrimden somaki birka<;;yll i<;;indelran'da, Turkiye'de ve (:in'de devrimler meydana geldi. Birinci Dunya Sava~l ger<;;ektenbir dunya sava~l degil, Avrupa diye bir birimin varoldugunu kabul edersek, dunya <;;apmdasonu<;;lan olan bir Avrupa ie;;sava~lydl; bu sonu<;;lar,pek <;;ok Asya ulkesindeki endustriyel kalkmmaYl, (:in'deki yabanci du~manhgl duygusunu, Hint ulus<;;ulugunu ve Arap ulus<;;ulugunun dogu~unun kl~kIrnlmasllll i<;;ermektedir. 1917 Rus Devrimi de bunlan daha ilerletici ve kesin bir itici gu<;; lmu~tur. Burada anlamh o olan, devrimin bnderlerinin inatla, fakat bo~una Avrupa'da taklit<;;ileraramalan ve sonunda bunlan Asya'da bulmalandlr. "Degi~mez" hale gelen Avrupa'ydl, Asya hareket ediyordu. Bu bilinen bykuyu zamalllmiza gelene dek anlatmama gerek yok. Tarih<;;i,Asya ve Afrika devriminin alallllll ve anlamhhgml degerlendirecek durumda henuz, pek degildir. Fakat, <;;agda~ teknolojik ve endustriyel sure<;;lerle,egitimin ve siyasal biline;;liligin ba~langrc;;lannm Asya ve Afrika'nm milyonlarca nufusu arasmda yayIlmasl bu klt'alann <;;ehresinidegi~tirmektedir; gelecekte neler olup bitecegini bugunden gbre167

mem, ama dunya tarihinin perspektifi i<;;inde,bu durumu, gitgide ilerleyen bir geli~meden ba~ka bir ~ey saymama izin vereeek herhangi bir yargIlama ol<;;utubilmiyorum. Bu olaylann sonueunda dunyanm degi~en bi<;;imi,dunya i~lerinde Ingiltere'nin kesinlikle, belki de Ingilizee konu~ulan ulkelerin bULunun, aglrhgmda gbreli bir du~u~u yamslra getirmi~tir. Fakat, goreli du~u~ mutlak du~u~ degildir; beni rahalslz eden ve tela~landm1l1, Asya ve Afrika'daki ilerlemenin hlZl degil, hu ttlkedeki -ve belki ha~ka yerlerdeki de- ba~at gruplann, hu geli~meleri g()nnezlikten gelmeleri ve bunlar kar~lsll1da ku~kulu hir ho~gortl ile llltfen tenezzul arasmcla gidip gelen hir tutum benimseyerck, Idee ugratlcl sonu<;;lar vereeek hi(,jmde gec.ll1i~ehir ozlem dUYlllaegilimleridir. 20. yuzyI! devrimilllizde akhn yaydmasl dedigim ~eyin tarih(,'i ic.in Mel sonuc.lan varchr; (,:unku, aklm yayllmasl ()zunde, ~illldiye kadar tarihin cll~ll1clakalllll~ gruplann ve SII1IUann, halklann vc 1<It'aJann tarihe girmelcri demektir. Uk konu~mamda Orta(,:ag tarihc.ilerinin Orta<;;agtoplumuna dinin g()zlttlderiyle bakma egilimlerinin, kullandlldan kaynaklann salt dint olma ozelligiyle ilgili bulundugunu one surmu~tum. 13u ac,:ddamaYI biraz claha geli~lirmek istiyorum. ~uphcsiz biraz abarularak, ama samnm dogru olarak, Hlristiyan kilisesinin "Ortac,:aglann tek akll kurumu" olclugu soylenmi~tir.8 Tek aklt kurum oldugu ic,in tek tarihi: kurumdu cla; bu, tarihc,inin kavrayabilecegi tek akll geli~me surecinin konusu olmaktaydI. Dunyevl loplum kilise tarafmdan kahplandlfllml~ ve orgutlenmi~ti, kendine ozgu akl1 bir ya~antlSl yoktu. Insan YIgmIan, tarihoneesi insanlan gibi, tarihten <;;ok,dogaya baghydllar. <;;:agda~tarih, giderek daha <;;ok insamn toplumsal ve siyasal bilin<;;liligeeri~mesiyIe, her biri kendi gruplannm, bir ge<;;mi~ive bir geleeegi

olan tarihi: birimler olarak bilinee vararak tarihe tam olarak girinee ba~lar. Toplumsal, siyasal ve tarihl bilin<;;liligin nufusun <;;ogunluguna benzer bir ~eye ya)'llmaya ba~lamasl, en <;;okson 200 yll ic,inde olmu~tur. Butun dunyaYI tam anIamlyla tarih i<;;inegirmi~ ve artIk somurge yoneticisi ya da anlropologun degil tarih<;;inin ilgi konusu olan insanlardan olu~an bir ~ey diye imgelemek bile ancak bugun ilk kez mumkun olmaktadlr. Bu, bizim tarih anIayl;;lmlzda bir devrimdir. 18. yuzYllda tarih MIa bir se<;;kinler tarihiydi. 19. YUZYlldaIngiliz tarih<;;ileriaglr aksak ve zaman zaman butun ulusal toplulugun tarihi bi<;;iminde bir tarih goru~une dogru ilerlemeye ba~ladilar. Biraz suadan bir tarih<;;iolan].R. Green, ilk (History of the English People'l (lngiliz HaIkmm Tarihi) yazarak un kazandI. 20. yuzyllda her tarih<;;i, hi<;;degilse bu goru~ten yanayml~ gibi gozlikmektedir; uygulama, ileri surulen gbru~un gerisinde kalmakla birlikte, ben, bu eksiklikIer ustunde durmayacaglm. <;;:unku,tarih<;;iler olarak, bu ulkenin dl~mda ve Batl Avrupa'mn dl~mda tarihin geni~leyen ufkunu hesaba katmama kusurumuzIa daha <;;okilgileniyorum. 1896 yllmda yazdlgl raporda, Acton evrensel tarihten "butun ulkelerin tarihlerinin toplammdan farkh" bir ~ey diye
sbz

eder. Ardmdan ~unlan soyIer: [Evrensel tarih] uluslann ikincil onemde olduklan bir ardardahk SlraSli<,;inde hareket eder. Onlann oykusu, kendi ulusal tarihlerini yazma ugruna degil, insanhgm ortak kaderine katkllannm zamamna veo!<,;usune gore, daha yDksek bir ardardahk dizisine ili~kinve bagh olarak anlanlacaktlr.9

Gerek bile yoktur ki, herhangi bir ciddl tarih<;;inin ilgi konusu, onun kavradlgl bi<;;imdeevrensel tarihtir. Bu anlamda

evrensel tarihe yakla;;lIIll kolayla;;tlrmak i<;;in;;u anda ne yaplyoruz? Bu konu;;malarda, bu Cmiversitede (Cambridge) tarih egitimine deginmek niyetinde degildim: Fakat, bu, anlatmak istedigirn ;;ey baklmmdan bana byle <;arplClbrnekler saglamaktadn ki, lSlrgam avu<;lamaklan <;;ekinrnem korkakhk olurdu. Gec,:en 40 Yllda Birle;;ik Devletler tarihine derslerirnizcle bllyllk bir yer aYIrChk.Bu, C'memlibir ilerlemeclir. Fakal, bunun $byle bir tehlikesi var; clers programlanmlzcla zaten ('JIll bir el gibi aglrllgll1l hissettiren Ingiliz tarihinin dargi'Jrll$ILtlllgllnll, Ingilizcc konu~ulan dcmyamn dargbrL\$Illlligll gibi, daha sinsi, ama e$it bl<;;lldetehlikeli bir dargbrll$ILtlLddc peki~tirmck tlirllndcn bir lehlikeyi beraberinde gctirmi$tir. Son 400 yd i<;;incle Ingilizcc konu;;ulan dunyanm tarihi, hi<;;$llphesiz, larihlc bllyllk bir yer tutmaktadlr. Fakal, bunu evrensel tarihin rnerkezi vc ba;;ka her ;;eyi de on un <;;cvrcsisaymak kolLl bir bakl$ <;arplkhgldlr. Birllniversitenin gi'Jrevi, bu lllr yaygm c,~arplkhklan clllzeltmektir. Bu lmiversitcdeki <;agda~ tarih b(lillmu, bana (lylc geliyor ki, bu giircvi yefine getirmekle yelcrsiz kalmaktachr. Bir ogrencinin Ingilizcedcn ba$ka (;agda$ bir dil hakkmda yeterli bir bilgisi olmadan, belliba~hllniversitelerden birinde larih okumasma izin vcrilmesi kesinlikle yanh;;tlr; Oxford'da eski ve saygldeger bir disiplin olan felsefe dahnda, bu dalda <;;ah;;anlar basit, gunlllk Ingilizceleriyle i~lerine pek guzel devam edebilecekleri karanm verdikleri zaman, bu disiplinin ba;;ma gelenlerden ibret dersi alahm. Ogrenciye herhangi bir Klta Avrupasl ulkesinin <;agda;;tarihini incelemesi i<;;inders kitabl duzeyininustunde hi<;;birimkan sunulmamasl, elbette yanh;;tlr. Asya, Afrika ya da Latin Amerika'da olanlar hakkmda biraz bilgi sahibi bir ogrencinin, bu bilgisini halihazlrda bUyUleyici "Avrupa'nm yaYllmasl" bi<;;iminde 19. yUzylla ozgu suslu bir ba;;hkla bir odevde sergileme
170

imkam pek azdn. Ba;;hk, yazlk ki i<;;indekilere uygundur: Ogrenciden onemli ve iyi belgeli tarihleri olan (:in ya da Iran gibi bir ulke hakkmda herhangi bir ;;ey bilmesi istenmez, yalmzca, Avrupahlar bunlan almaya kalkl;;mca neler oldugunu soylemesi beklenir. Bana anlanldlgma gore, bu universitede Rus, Iran ve (:in tarihi ustune dersler verilmektedir fakat, tarih fakultesinin uyelerince degil. Be;; yll once yapngl a<;l;;konu;;masmda bir (:ince profesorunun diIe getirdigi "(:in insanhk tarihinin ana nmagmm dl~mda dU$unulemez" fikrini, Cambridgeli tarih<;iler duymazhktan gelmi~lerdir. Cambridge'de son 10 yll i<;;indeortaya konan ve gelecekte pekala en buyuk tarihI eser saYllabilecek bir <;;ah~ma,tarih hblumunun busbutun dl;;mda ve bu kursuden hi<;bir yardlm almmadan yazIlml;;tlr: Dr. Needhan'm Science and Civilization in China :in'de Bilim ve Uygarhk) kitabml kastediyorum. Bu, du~undllrucu bir durumdur. Bunlarm 20. yuzyl1m ortasmdaki ;;U ylllarda, oteki Ingiliz Oniversitelerinin <;ogunun ve genel olarak Ingiliz aydmlannm ozelligi olduguna inanmasaydlm, bu i<;; orunlan kamus oyunun gozu onune sermeye kalkmazdlm. Victoria <;agma ozgu;;u bayat "Man$'da futmalar var - Klta yahtlandl" alayh sozu, bugunku duygulara da rahatslz edici bir bi<;;imdeuygun du;;mekteclir. Flrtmalar bir kez daha dLmyamn otesini altust etmektedir; ve Ingilizce konu;;ulan dunyada birbirimize sanhp, sade gunluk Ingilizcemizle, oteki ulkeler ve oteki kltalann acayip davram;;lan yuzunden, bizim uygarhglmlzm nimetlerinden ve inayetlerinden yararlanamadlklanm anlanrken, bu bazen, anlama yeteneksizligimiz ya da isteksizligimizle, kendimizi dunyada ger<;;ekten neler oldugundan yahnyormu;;uz gibi gorunmektedir. Ilk konu;;mamm a<;l;;cumlelerinde, 20. yUzyllm ortasmdaki Ylllan, 19. yUzyllm son Ylllanndan aylran go~unu~teki kesin farkhhga clikkat <;;ekmi;;tim. Konu;;malanmm sonunda
171

bu kar;,;rthk ustunde biraz daha durmak istiyorum; bu baglamda "liberal" ve "tutucu" kelimelerini kullamrsam, bunlan Ingiliz siyasal partilerinin adlan anlammda kullanmadrgrm ae,;lke,;a anla;';llacaktrr. Acton, ilerlemeden soz ederken, yaygm Ingiliz "tedricllik" ("derece derece geli;,;me") kavramr e,;izgisinde du;,;unuyordu. Onun 1887 tarihli bir mektubunda , "Devrim ya da bizim Liberalizm dedigimiz ;,;ey"sbzleri gibi e,;arprcrbir ifade kullamlmr;,;trr. (::agda;,;tarih ustUne 10 yrl somaki bir konu;,;masmda, Acton "(::agda;,;ilerlemenin ybntemi, devrimdi" der; bir ba;,;ka konu;,;masmda, "devrim dedigimiz genel fikirlerin ilerlemesi"nden sbz eder. Bu, yayrmlanmamr;,; elyazmasr notlanndan birinde ;';byleae,;rklanmaktadrr: "Whigler uzla;,;mayla ybnetmi;,;lerdir; Liberaller fikirlerin egemenligini ba;,;latml;,;lardrr. 10 Acton, "fikirlerin egemenli" gi"nin liberalizm anlamma ge1digine ve liberalizmin de devrim olduguna inanml;,;tl. Acton, ya;,;adrgl srrada liberalizm toplumsal degi;,;menin bir dinamigi olarak gucunu henuz tUketmemi;,;ti. Gunumuzde, liberalizmden arda kalan ne varsa her yerde, toplumun tutucu bir ogesi haline gelrni;,;tir. Buglln, Acton'a geri dbnmeyi ogutlemek anlamsrz olur. Fakat, tarihe,;i,birinci olarak Acton'un durdugu yeri saptamak, ikinci olarak onun konumunu e,;agda;';l u;,;unurlerinkiyle kar;,;rd la;,;tumak, ue,;uncu olarak da onun tutumundaki bgelerden hangilerinin bugun h:1l:1 gee,;erlioldugunu ara;,;tIrmakla ilgilidir. Acton'un ku;,;agl, ;,;uphesiz a;,;m bir ken dine guven duyro Eu almnlar i<;inActon, Selections from Correspondance, 19r7, s. 278; Lectures on Modem History, 1906, s. 4, 32; Elyazmas! 4949 (Cambridge Oniversitesi Kitaphgmda) balGmz. Yukanda almtl verilen 1887 tarihli mektubunda Acton eski "Whigler"den yeni "Whigler"e dogru gec;i~in"buhincun bulunu~uyla" i~ar~tlendigini sbylemektedir: Eurada "bulun<;" besbelli ki "bilin<;"liligin geli~mesiyle bir arada dO~OnOlmO~tUr(10. sayfaya bakmlz) ve "fikirlerin egemenligine" denk du~mektedir. Stubbs da <;agda~tarihi Franslz Devrimi'yle iki d6neme aymm~tlr: "Ilki bir iktidarlar, gu<;ler ve hanedanlar tarihidir; ikincisi ise ic;inde, fikirlerin hem haklar hem de fonnullerin yerini aldlgl bir tarihtir." W Stubbs, Seventeen Lectures on the Study of Mediaeval and Modem History, 3. baslm, 1900, s. 239. 172

gusu ve iyimserligin ezici etkisi aItmdaydr ve bu guvensizligin dayandlgl yapmm her an e,;bkebilecek niteligini yeterince sezememi;,;ti. Fakat, bu inancm ic,;indebugun fena halde gerek duydugumuz iki ;,;eybulunuyordu: Tarihte ilerletici bir etmen olan bir degi;,;me duygusu ve bunun karma;,;rkhklanm anlamak ie,;inbize yol gbsterecek olan akla inane,;. ~imdi, 1950'lerin bazl seslerine kulak verelim. Daha bnceki bir konu;,;mamda Sir Lewis Namier'in "somut sorunlar" ie,;in"pratik e,;bzumler" aramrken "programlann ve ideallerin her iki parti tarafmdan da unutulmakta" oldugu yolundaki sbzlerini ve bunu "ulusal olgunlugun" bir be1irtisi diye anlatarak ho;,;nutlugunu ae,;lklayl;,;ml aktarml;,;tllu.11 Bireylerin omru ile uluslannki arasmda benzetmeler yapmaktan ho;,;lanmam; boyle bir benzetmeye ba;,;vurulursa, insanm "01gunluk" a;,;amasmdan soma neyin geldigi sorusu gelir. Fakat, burada beni ilgilendiren ;,;ey,bvu.len pratik ve somut ile kmanan "programlar ve idealler"arasmda e,;izilen kar;,;rthktIr: Pratik eylemi idealiste,;e teorisyenligin ustunde yuceItmek, elbette, tutuculugun damgasmr ta;,;u.Namier'in du;,;uncesine gbre, bu, 18. yuzYllm III. George'un tahta e,;lkl;';l lfaS smdaki Ingiltere'nin sesini temsil etmektedir ve yakla;,;an Acton'un devrimiyle, fikirlerin egemenliginin saldmsma kar;,;r koymaktadlf. Fakat, bu kopkoyu tutuculugun kopkoyu bir fenomenalizm bie,;iminde aym bildik anlatllula dile getirilmesi gunumuzde de e,;okyaygmdlr. Bunun en yaygm bie,;irniProfesbr Trevor-Roper'in ;,;usbzunde g6rulebilir: "Radikaller yenginin kesinlikle kendilerinin oldugunu haykrrdrklan zaman, sagduyulu tutucular onlann burunlarmm ustune ustUne vururlar."12 Profesbr Oakeshott modaya uygun fenomenalizrnin daha geli;,;mi;,; ir e,;e;,;idini unar: Siyasal ilb s

11 Yukanda sayfa 46'ya bakmlz. 12 Encounter, 7, No.6, Haziran 1957, s. 17.

gilerimiz ic;inde, demektedir, biz, "ne bir ba~langlC; yeri, ne ula~llacak bir hedef olan" ve biricik emelimizin ancak "teknenin omurgaslm dik tutup suyun ustunde kalmak" oldugu "smUS1Z ve dipsiz bir denizde yelken ac;anz. "13 Siyasal "utopyaClhgl" ve "mesihciligi" reddeden yeni yazarlan SlralamaYI surdurmeme gerek yok; bunlar, toplumun gelecegi ustune ilerilere uzanan radikal fikirleri a~agl1amak ic;in son zamanlarda pek gec;er akc;e terimler olmu~lardlr. Tarihc;ilerin ve siyasal teorisyenlerin tutuculuga baghhklanm aC;lkc;a ilan etmekte bu ulkedeki meslekda~lanndan daha az c;ekingen davrandlklan Birlqik Devletler'deki son egilimlerden sbz etmeye de kalkl~mayacaglm. Yalmzca, Amerikah tutucu tarihc;ilerin en ileri geleni ve en dlmhsmm, Harvard'dan Profesbr Samuel Morisan'un sbzlerini aktaracaglm. Morison, Arahk 1950 ydmcla Amerikan Tarih Dernegi'nin ba~kanhgma sec;ildigi zaman yaptlgl konu~mada "Jefferson-Jackson-FD. Roosevelt c;izgisi" cledigi ~eye kar;;l c,;lkmazamanmm gelcligini ileri surerek, "akh ba~mda bir tutucu bakl~ aC;lsmdan yazdml~ hir Birle~ik Devletler tarihi" dilemi~tiT.14 Fakat, en aZll1dan Bo.y1ikBritanya'da, bu sakmgan tutucu gbnJ~u en aC;lkve uzla~maslz bic;imde bir kere daha dile getiren Profesbr Popper'dir. Namier'in "programlan ve iclealleri" reddetmesini yankdayarak, "belirli bir plana gbre toplumun butunu'nu sbzumona "yeniden ~~ki1lendirme" amacml go.den politikalara saldmr, "bbluk pbrc;uk yaplsalclhk" decligi ~eyi bver ve besbelli ki "bblo.k pbrc;uk onanClhk" ve "kan~lkhk ic,;inde el yordamlyla yurume" suc;lamalanndan da c;ekinmez.15 Aslmda, bir noktada Profesbr Popper'i sayglyla selamlamam gerekir. Akhn saglam bir savunucusu olarak

13 M. Oakeshott, Political Education, 14 American

1951, 5.22.

kahr ve eski ya da yeni aklldl~lhk aklmlanna kendisini kaptlrmaz. Fakat, "bbluk pbrc;uk yaplsalcrhk" konusundaki bgutlerine bakarsak, akla verdigi rolun ne kadar smlrh oldugunu gbruruz. "Bbluk pbrc;uk toplumsal yaplsalclhk" ic;in onun verdigi tamm her ne kadar apk clegilse de, bize "amac;lann" ele~tirisinin dl;;arda blrakddlgl bzellikle anlatllml~tu; uygun buldugu eylem turlerine verdigi sakmmah brnekler -"anayasal reform" ve "daha buyuk bir gelir e~itligi egilimi"- bugunku toplumumuzun varsaYlmlan ic;inde i;;lemesinin du~unuldo.gunu aC;lkc;agbstermektedir.16 Profesbr Popper'in ~eyleri slralamasmda, aklm konumu, gerc;ekte, iktidarclaki hukumetin politikasml uygulamakla, hatta bunlann daha iyi i~lemesi ic;in uygulamaya ili;;kin duzeltme1er bnermekle gbrevli olan, fakat bunlann teme1 varsaylmlanm ve nihai: amac;lanm soru~turmaya yetkisi olmayan bir Ingiliz kamu gbrevlisinin durumuna benzer. Bu, yararh bir c;ah~madu: Ben de bir zamanlar kamu gbrevlisiydim. Fakat, aklm, verilmi~ olan duzenin varsaYlmlarma bbyle uymasl, bana, uzun vade de butunuyle kabul edilmez bir ~ey olarak gbrunuyor. Insan i~lerinde ilerleme, ister bilimde, ister tarihte, ister toplumda olsun, insanlann yalmzca ~eylerin yapllmakta oldugu bic;imi bbluk pbrc;uk duzeltmekle ilgilenmeleri sonucunda degil, 0 slrada ~eylerin yapllma bic,;imine ve bunun dayandlgl aC;lkya da kapah varsaYlmlara akll adma temelden kar~l C;lkmaya cesurca hazlr olmalanyla gerc;ekle~mi;;tir. Ingilizce konu~ulan dunyada tarihc;ilerin ve sosyologlann ve siyaset du~unurlerinin bu bdevi yerine getirmek ic;in cesaretlerini yeniden kazanacaklan zamam bekliyorum. Aslmda beni en c;ok rahatslz eden, Ingilizce konu~ulan dunyadaki aydmlar ve siyaset du~unurleri arasmda akla alan inancm azalmasl degil, surekli hareket halincle bir

Historial Peview, No.1, 6, No.2, Ocak 1951, 5.272-73. 1957, 5.67,74.

15 K. Popper, The Poverty of Historicism,

dcmya ustune kapsamh anlaYl~m kaybedilmesidir. Bu, ilk bakl~ta paradoksal gibi gozukuyor; ~unku, ~evremizde degi~me hakkmda yuzeysel de olsa bu kadar ~ok konu~uldugu az duyulmu~tur. Fakat, anlamh olan, degi~menin artlk bir ba~an, bir imkan, bir ilerleme degil de, korkulan bir ~ey olarak du~unulmesidir. Siyaset ve iktisat bilginlerimiz bize akll verecek olduklannda, devrim kokan her ~eyden sakmmamlZl -ilk de ilerlememiz gerekiyorsa- mumkun oldugu kadar yava~ ve sakmarak ilerlememiz i~in bizi uyarmaktan ba~ka sunacak bir ~eyleri yoktur. Dunyamn bi~imini son 400 yll ic;;indeoldugundan ~ok daha hlZh ve radikal bir ~ekilde degi~tirdigi ~u anda, bu bana ~arplcl bir korluk gibi gozukmektedir; bu, dunya ~apmdaki hareketin durdurulacagl degil, bu ulkenin -belki Ingilizce konu~ulan oteki ulkelerin de- genel bir ilerlemenin gerisinde kalabilecegi ve umutsuzca yakmmadan belli bir ge~mi~ ozlemine sapabilecegi tahminine hak kazandlfmaktadlr. Ben kendi paYlma, hala iyimserim; Sir Lewis Namier beni programlar ve ideallerden c;;ekinmem ic;;inuyarsa, Profesor Oakeshott bana belli bir yere gitmedigimiz ve onemli olan tek ;;eyin hi~ kimsenin tekneyi sallamamasml saglamak oldugu soylese, Profesor Popper boll'tk porc;;uk yaplsalClhkla 0 eski T-modelinin yola devam etmesini istese,17 Profesor Trevor-Roper hayklran radikallerin burunlannm ustune vursa, Profesor Morison tarihin akh ba~mda bir tutucu anlaYl;; i~inde yaZllmaslill dilese, onlar bunlan isteyedursunlar, ben kan;;lkhk i~inde bir dunyaya, sanCl ic;;inde bir dunyaya bakmaya devam edecegim ve onlara buyuk bir bilim adammm ~ok kullamlml~ sozleriyle cevap verecegim: "Gene de - donuyor."