P. 1
Yaşar Çağbayır - Ötüken Türkçe Sözlük 1 Cilt - Orhun Yazıtlarından Günümüze Türkiye Türkçesinin Söz Varlığı

Yaşar Çağbayır - Ötüken Türkçe Sözlük 1 Cilt - Orhun Yazıtlarından Günümüze Türkiye Türkçesinin Söz Varlığı

5.0

|Views: 854|Likes:
Yayınlayan: Ali Hut

More info:

Published by: Ali Hut on Aug 20, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

06/17/2015

pdf

text

original

I

Orhun Yazıtlarından Günümüze Türkiye Türkçesinin Söz Varlığı

Y A Ş A R Ç A Ğ B A Y IR (a-den)

OTUKEN

YAYIN NU: 683 KÜLTÜR SERİSİ: 336

ISBN 978-975-437-623-4 (Tk. No) ISBN 978-975-437-624-1

T.C. KÜLTÜR ve TURİZM BAKANLIĞI SERTİFİKA NUMARASI 1206-34-003178

ÖTÜKEN NEŞRİYAT A.Ş.® İstiklâl Cad. Ankara Han 65/3 34433 Beyoğlu-İstanbul Tel: (0212) 251 03 50 • 293 88 71 - Faks: (0212) 251 00 12 Ankara irtibat bürosu: Yüksel Caddesi: 33/5 Yenişehir - Ankara Tel: (0312) 431 96 49 İnternet: www.otuken.com.tr E-posta: otuken@otuken.com.tr

Kapak Tasarımı: grataNONgrata Dizgi - Tertip: İskender Türe Baskı: Şenyıldız Matbaası Cilt: Yedigün Mücellithanesi İstanbul - 2007

• ■ -: '■ ■

.-

'B -

,

'?'

............

. ■

v ':- - '

. ■>'*& j ''4

'

Ş!x ç;.> >


1

,

İS M

. ■

'

■■■■■■ :

.."

’ -

'

' '■

-

'

*1 1 / ’

*'

' ’ ■:

"

-

*

l!

■■ ■

,

-;v

. ^

;

- a

r ■ '

^

‘ '

:■

^

' 1 "

'

. -d

h M f ’ --{Ar. *A.lri ' • •

s?:

.îS r«<,„ V . ! * 3j • 1 ., ••'΄.<.i2 â..I, • ----- .'.

-i i .

.............

Bu eserin otuz beş yıldır kahrını çeken hayat arkadaşıma
"

SMEâ§~ M&İSM

8

mm.
İ jU A İ ji 4 m »\po \ j i « U o l '••U—<Jİ C U î j y ^ y r a j‘ j

. _ l*ı < 5jl / u ts*" *S^^s "-^J? Ö^ jU-j' ı_“"-> J* 5 *^
_ )'j? a i ^ > - j 3 '_!as~ « w i ->j' a i l j l t l_5'“*1 J 1

~ ^^ y j

oUolcİ>Lo\y

V j

'J -’' ı_5^ > ''
j—* '~ “) “IJ'İ '

cs^ 3^*
J ‘J p ^ ö J-y J

l5^ J“'" -? '^ * 5**y'*
ı j V j l ı»i^Xi

i)

■S? JyÇ ■ > a 0.'jl (jV\ '~ .—^ *j

jl*vi

>~ ' _jlJ î )j a ' > l

> )'

jU jl W p

w

Lügati ve kavâidi mazbut olmayan lisanın hiçbir vakit elsine-i edebiyeden addolunmak iddiasına salâhiyeti olamaz; zira bu iki kitap edebiyatın esasıdır. Bina-yi edebiyat ancak bunlar üzerine tesis olunabilir. Lisanın tedennisine karşı bir set yerini tutacak dahi ancak bu iki kitaptır. Mükemmel bir kamusu olmayan lisan seryet-i tabiiyesi demek olan lügatlerini günden güne kaybederek, kendi sermayesiyle bir şey ifade edemeyecek derecede dar olur; ve muntazam bir sarf ve nahiv kitabı olmayan lisan doğru söylenmeyi temin edemeyip, gittikçe daha yanlış söylenir ve nihayet büsbütün galat bir lisan hâlini alır.

Şemsettin Sami (Kamus-i Türkî, İfade-i Meram’dan, 1900)

“Sözlüğü ve dilbilgisi sağlam olmayan dilin hiçbir zaman edebî dilden sayılmak gibi bir iddiaya yetkisi olamaz; çünkü bu iki kitap edebiyatın temelidir. Edebiyatın yapısı ancak bunlar üzerine kurulabilir. Dilin gerilemesine karşı bir set görevini üstlenecek olan ancak bu iki kitaptır. Yetkin bir sözlüğü olmayan dil, doğal zenginliği demek olan kelimelerim günden güne kaybederek kendi varlığı ile bir şey anlatamayacak derecede dar kalır; ve düzgün bir dilbilgisi kitabı olmayan dil, doğru kullanmayı sağlayamayıp gittikçe daha yanlış söylenir ve büsbütün yanlışlarla dolu bir dil hâlini alır.”

Şemsettin Sami (Kamus-i Türkî’nin Ön Sözünden, 1900)

İÇİNDEKİLER
Ö N S Ö Z .....................................................................................1 1 S Ö Z L Ü K T E N Y A R A R L A N M A ............................................ 15 • Kelimelerin Sıra lan ışı...........................................................15 • Madde İçi Sözlük Birimlerinin Sıra la n ışı............................. 16 • Kelimelerin Y a zım ı.............................................................. 16 • Ç evriyazı...............................................................................17 • G önderm eler........................................................................ 17 • Eş Sesli K elim eler................................................................ 17 • Çok Anlamlı K elim eler.........................................................18 • Eş ve Yakın Anlam lılık......................................................... 18 • Alıntı K elim eler....................................................................18 • Süreksiz ve Tonsuz Ünsüzler(ç, k, p, t)'in Tonlulaşması... 19 • Kelime Sonunda Bulunan ikiz Ünsüzlerden Düşmüş Olan Ünsüzün Tekrar Ortaya Çıkışı (Şedde belirm esi).............. 19 • Son Hecedeki Dar Ünlülerin D üşm esi................................ 19 • İnce Ünsüzlerle Biten Kelimelere Getirilen E k le r..............19 • Ünlü ile Bitmesine Karşılık Doğrudan Ünlü ile Başlayan Bir Ek Alan K elim eler.............................................................20 • Belirtisiz İsim Tamlaması Biçimindeki Birleşik isim ler.... 20 • Arapça Nispet î'si ile Biten S ıfa tla r .................................... 21 • E k le r .....................................................................................21 • Yerel K elim eler................................................................... 21 • Kelimenin Kökeni.......................................................... . 21

• Sözcüğün S ö yle n işi............................................................ 22

• İki Ünsüzle Başlayan Alıntı Kelimelerin Sö yle n işi......... 23 • Sözcüğün Ait Olduğu D önem ......................................... 23 • Geniş Zaman E k i............................................................. 23 • Şimdiki Zaman Çekimi Sırasında Geriye Benzeşme .... 24 • Fiillerin Ç a tısı.................................................................. 24 • Kelimelerin Gramer Kategorileri.................................... 24 • Yansımalar (Onomathopie / Ses Taklidi).......................25 • Kelimelerin Dilbilgisi Ö zellikleri.......... ........................... 25 • Kelimelerin Toplum Yargısına Göre Taşıdığı D eğ er..... 25 • T e rim ler...........................................................................25 • Arapça ve Farsçadaki Çoğul Sıfatlar.............................. 26 • Arapça ve Farsça Tamlamaların Y azım ı........................26 • Eş ve Yakın Anlamlı Sayılan Açıklam alar......................26 • Arapçadaki Dişillik / Erillik Durum u...............................26 • Osmanlıca Dizin...............................................................26 ARAP ASILLI TÜRK ALFABESİNİN ÇEVRİYAZI KARŞILIKLARI.. 27 KISALTMALAR...................................................................... 29 KAYNAK KISALTMALARI........ .............................................. 30 İŞARETLER........................................................................... 30 KAYNAKLAR..........................................................................31 MAKALELER......................................................................... 36 SÖZLÜK veya DİZİNLERİNDEN YARARLANILAN ve KISMEN TARANAN ESERLER............................................ 37

ÖN SÖZ

Bir dilin kelimelerini alfabe sırasına göre toplayan ve bunların tür, köken, tanım, kullanış ve söyleyişleri ile ilgili bilgileri veren öğretici kitap demek olan sözlük, çoğunlukla öğrencilerin ellerinden düşürmedikleri kaynak kitaplardandır. Amaç ve alan bakımından olduğu kadar bir ya da birden çok dile ilişkin olmak gibi özellikleri ile de oldukça çok sayıda ve değişik nitelikte sözlükler vardır. Bugün piyasada var olan Türkçe sözlükler ya şu anda kullanılmakta olan ortak dilin ya belli bir alanın ya da Türkçenin belli bir tarihî dönemine ilişkin kelimeleri içermektedir. Elinizdeki sözlük, bugüne ka­ dar karşılaştığınız Türkçe sözlüklerden farklılıklar arz etmektedir. En belirgin özelliği tarihî ve etimolo­ jik nitelik taşımasının yanında ortak dille birlikte yerel kelimelere de ağırlık vermiş olmasıdır. Türk dilinin yayıldığı alan göz önüne alındığı zaman kaba çizgileri ile doğuda Pasifik Okyanusu kıyıla­ rından batıda Baltık Denizi kıyılarına, kuzeyde Kuzey Buz Denizi kıyılarından güneyde Basra Körfezi kı­ yılarına kadar uzanan geniş bir coğrafya akla gelir. Bu kadar geniş bir coğrafyaya yayılmış bulunan böy­ le bir dilin birbirinden farklı kol ve dallarının bulunması çok doğaldır. Ana Türkçeden ayrılarak lehçe ve bağımsız dil durumuna gelmiş olan bu dil ve lehçelerin bir takımı birbirine komşu topraklarda kul­ lanılmasına rağmen pek çoğu da birbirinden uzak alanlarda konuşulmaktadır. Bu alanlardan birisi de Türkiye’dir. Anadolu, Trakya, Kıbrıs, Kerkük ve Balkanlar ile Türkiye’den işçi alan Avrupa ülkelerinde konuşulan Türkçeye, Türkiye Türkçesi adı verilmektedir. Türkiye Türkçesi ile diğer Türk dil ve lehçelerinin tarihte ortaklıkları vardır. Bu ortaklık aynı kökene bağlı olmaktan kaynaklanmaktadır. Türkiye Türkçesinin gelişiminde, bu dili konuşan Türkiye Türkle­ rinin Orta Asya’dan çıkıp Anadolu’ya gelişlerinde izledikleri yollarda karşılaştıklan kültür ve medeni­ yetlerle, İmparatorluk döneminde yayıldıkları Avrupa içleri ile Akdeniz ada ve kıyılannda kurulmuş bu­ lunan kültür merkezleri ve yaygın kültür ortamlarının etkisi görülür. Yakın zamanlara kadar Türkçe’nin bilinen yazılı belgeleri 8. yy.’a ait Orhun ve ona yakın çağlara ilişkin Yenisey yazıtlan olarak biliniyordu. Ancak 1969 yılında Kazakistan’da Issık Göl yakınındaki Esik kur­ ganından çıkan Altın Elbiseli Prens’in mezarı ile ilgili olduğu görülen dört bin kadar eşya arasında yer alan bir çanakta yazılı 26 harflik bir yazı Orhun alfabesiyle benzerlik göstermektedir. Bu mezarda yapı-

ÖIİİM
\ m

SÖ2LÖH

ÖIİİM
rn m

lan radyo-karbon incelemesi sonucunda bu prensin milattan önce beş ya da dördüncü yüzyılda yaşadığı anlaşılmıştır. Türkçe ile ilgilenen bilim adamları bu veri karşısında Türk dilinin, en iyimser tahminle üç bin yıllık bir geçmişe sahip olduğu kanısına varmış bulunmaktadırlar. Türkçe’nin ilk devirlerine ilişkin kaynaklar gün geçtikçe artmakta ve pek çok konu yavaş yavaş aydınlığa kavuşmaktadır. Orta As­ ya’da yeni kazılar yapıldıkça ve bu kazılarda elde edilen veriler sergilendikçe Türkçenin tarihi daha da açıklık kazanacak demektir. Geçmişi, sözü edilen döneme kadar uzanan Türkiye Türkçesi, Malazgirt savaşından sonra Anadolu’ya yerleşmiş bulunan Oğuz boylan ile Türkmenlerin bu yeni coğrafyada geliştirdikleri yeni yazı dilinin de­ vamıdır. Önceleri Selçuklu Devleti ve Anadolu Beylikleri ile üç kıtada egemenlik kurmuş bulunan Osmanlı Devletinin ve en son olarak da Türkiye Cumhuriyetinin resmî dili olmuştur. Kültür dili kadar yerel konuşmalarla, halkın büyük bir kısmının anlaşma gereksinimini karşılayan ağız­ lara ilişkin kelimeler de bir dilin söz varlığı içinde yer almalıdır kanısında olduğumuzu da belirtelim. Bu sebeple yerel ağızlara ilişkin kökeni açıklığa kavuşmuş kelimelerle kökeni açıklanamayan fakat yay­ gın kullamma sahip olanlar da sözlüğümüze alındı. Sözlüğümüzde Orhun Yazıtlarından günümüze uzanan vadide Türkiye Türkçesinin söz varlığını sergi­ lemeye çalıştık. Bilim dünyasında daha değişik adlandırma ve daha geniş bölümleme ile ele alınmasına rağmen biz bir sözlük için fazlaca karışıklığa sebep olmamak için şöyle bir sınıflama yaptık: 1. Eski Türkçe: Orhun yazıtlarından On Üçüncü yüzyıla kadar. 2. Eski Anadolu Türkçesi: On Üçüncü yüzyıldan İstanbul’un fethine (kısmen 16. yy.’a) kadar. 3. Osmanh Türkçesi: On Beşinci yüzyıldan Cumhuriyete kadar. (Arapça, Farsça, Türkçe karması) 4. Türkiye Türkçesi: Cumhuriyet döneminde kullanılan kültür dili. 5. Ağızlar: Bugün Anadolu’nun değişik bölgelerinde, Kıbns, Kerkük, Trakya, Balkanlar ve kısmen Ka­ radeniz’de kıyısı bulunan ülkelerde yaşayan Türkler tarafından konuşulan Türkçe yerel sözler.

SÖM

Bu sözlüğün akademik olmak gibi bir iddiası yoktur. Bir teknisyen edası ile hazırlanmıştır. Çünkü üni­ versitelerde yapılan akademik araştırmaların sonuçlannm yüksek okul öğrencileri ile ortaöğretim ve il­ köğretim öğretmenlerinin düzeyine indirgenmesinin gerekliliği uzun meslek yaşamımız boyunca hisse­ dilmiştir. Bu araştırmalann bir çoğuna teknik olarak bir kısmına da maddî olanaklann elverişsizliği yü­ zünden ulaşmanın zorluğunu yaşamışızdır. Türkçe Sözlük akademik çalışmaları, öğretmen ve öğrenci­ lerin seviyesine indirgemektedir. Bu da demektir ki mevcut bilimsel verilerden olanaklar çerçevesinde yararlanılmıştır. Bilimsel inceleme ve araştırmalar gözden geçirildikçe görüldü ki pek çok konu henüz bilim adamları arasında yeterince açıklığa kavuşturulmuş, görüş birliği sağlanmış değildir. Böyle kelimelerde her görü­ şe de yer verilmek durumunda kalındı. Bu sözlük hazırlanırken Türk dilinin Cumhuriyet döneminde girdiği sadeleşme akımı dışında, çeşitli ideolojik arenalara çekilen özleşme-yozlaşma tartışması gibi yapay akımlarda yan tutulmamıştır. Kul­ landığı dil yazann kendi yetiştiği dönem ve edindiği kültürün ürünü olarak algılanmalıdır. Yazım ko­ nusunda ölçünlü olmak kaygısı ile Türk Dil Kurumunun “Yazım Kılavuzu”na uyulmuştur. Kelimeler yeni-eski, uydurma-yapma gibi ölçütlere bakılmaksızın alınmıştır. Çünkü sözlük, kişinin söz dağarcığı­ nın dışındaki kelimelerin anlamını bulabilmek için vardır. Bu anlayışın sonucu olarak kelimelere çeşit­ li ideolojik akımlarca yüklenen kavramlar da açıklandı. Bu sözlüğün diğerlerinden bir farkı da arama ve bulmada kolaylık sağlaması için madde başlarına tek bir kelime almış olmasıdır. Ayn yazılan birleşik kelimelerle, ikilemeler, terimler, deyimler iç madde ola­ rak açıklanmışlardır. İç maddede yer alan bazı kelime gruplarının sözlüksel (leksik) birim niteliği taşı­ dığı bir gerçektir. Aranan kelime ya da kelime grubunun kolay bulunması amaçlandığından iç madde­ lerin sıralanışında arada boşluk yok sayılarak alfabetik sıralamaya gidilmiştir. Bu durum kelime ya da kelime grubunun aranma ve bulunmasında karşılaşılan güçlüğü ortadan kaldırmaktadır. Esas olarak, yeğlenen sözcüğün kullanımını yaygınlaştırmayı amaçlamaktan çok, okuyucunun karşılaştığı kelime dağarcığı dışı bir sözcüğün anlamım doğru algılamasına yardımcı olmak yolu güdülmüştür.

Bu sözlükte bulunan bütün kelimeler yazarına aynı mesafededir. Biri diğerine tercih edilmemiştir. Kul­ lanılan dil ise yazann yetiştiği ortam ve döneme ilişkin kültürel edinimlerin ürünü sayılmalıdır. Öğrencilik ve öğretmenlik yıllarımda Türk dilinin, özellikle Türkiye Türkçesi-nin bütün söz varlığını içeren bir sözlüğün ihtiyacını derinden hissetmişimdir. Mevcutlar içinde böyle bir ve bütün sözlüğü bu­ lamadığım için yıllar önce bu işi kendim yapmaya karar verdim. Sonra da yavaş yavaş fişleme çalışmalanna giriştim. Koliler dolusu fişleri ev değiştirdikçe en değerli eşyalanmla birlikte korudum. Bilgisayar çıkınca -yine fişsiz olmamakla birlikte- iş epey kolaylaştı. Tamamı otuz sekiz yıllık bir çalışmayı gerek­ tiren bu sözlüğün sadece bilgisayar ortamına aktanmı bile günde sekiz-on saat çalışmak suretiyle tam sekiz yılımı aldı. Uzun ve yorucu olmasına rağmen oldukça büyük zevk duyduğum bir çalışmanın ürünü olan bu Söz­ lük başvuranların yararlandığı ölçüde bana mutluluk verecektir. Çalışmamın her evresinde bana her türlü destek, ilgi ve sevgiyi esirgemeyen, zaman zaman kapıldığım sıkıntılara göğüs germemi öğütleyen ve bana en büyük desteği veren sevgili eşim Gönül'e minnettanm. Bu eser, onun desteği ve anlayışlı tu­ tumu olmasaydı belki de meydana gelemezdi. Yine bu eserle ilgili başvurularda yer alan İngilizce me­ tinlerin çevirilerini zaman zaman oğullanm ODTÜ mezunu Mimar Çağlayan ve İnşaat Mühendisi Çağ­ lar Çağbayır yapmışlardır. Kendilerine müteşekkirim. Sözlüğümüzün emsallerinden önemli bir farkı da sonunda eski alfabemiz nazar-ı dikkate alınarak alfa­ betik bir Osmanlıca Dizin verilmiş olmasıdır. Bunda, birkaç türlü okunabilen, her okunuşu değişik an­ lamlar taşıyan Osmanlı Türkçesindeki kelimelerin hangi sayfalarda geçtiğini göstermek suretiyle, ihti­ yaç duyanlara büyük kolaylık sağlanması hedeflenmiştir. Burada Dizin’in hazırlanmasında büyük gay­ ret gösteren ve Osmanlı Türkçesi yazımlannı yapan İskender Türe’ye ve eser bittikten sonra baştan so­ na kadar imla hatalannı düzeltmek lütfunda bulunan Ötüken Neşriyat’tan Erol Kılmç ile özellikle bu eserin basımını üstlenen Ötüken Neşriyat yetkililerine ve çalışanlanna teşekkür ederim. Bu eserde görülen eksiklikler tamamen bana aittir. Türk dili uzmanlarının ve bilim adamlarının eleşti­ ri ve yardımlarına tamamen açık olduğum gibi yapılacak her türlü eleştirinin Türkçeye katkı olacağı inancını taşıdığımın bilinmesini isterim.

Söke, 3 Mayıs 2006

Yaşar ÇAĞBAYIR

SÖZLÜKTEN YARARLANMA

Bir kimsenin kelime dağarcığındaki kelimeler ikiye ayrılır. Bunlardan birincisi, duy­ duğunda ve okuduğunda anlamını tam olarak kavramakla birlikte ihtiyaç duyduğu zaman doğru olarak kullanabildiği kelimeler. İkincisi ise kendisinin kullanmadığı ancak duydu­ ğu ve okuduğu zaman anlamını çıkarabildiği kelimeler. Bunların dışındakiler kişiye ya­ bancı olan, daha genel söylemi ile bilmediği, kelime dağarcığının dışında kalan kelime­ lerdir. Kişi bu türden kelimelerle karşılaştığında sözlüğe bakmak ihtiyacını duyar. Bu yüzden, Türkçe Sözlük’ün güttüğü amaç, kişiye karşılaştığı fakat kendisine yabancı olan sözcüğün anlamını kavramakta yardımcı olmaktır. Belirli bir dil yönlendirmesi yapmak, bir görüşü benimsetmek gibi bir amaç güdülmediğinden hemen her sözcüğün anlamı açıklanmış; göndermeler en aza indirilmeye çalışılmıştır. Kelime yeğlemesine yer veril­ memiş, bir başka söyleyişle yeğlenmeyen kelimeler için eş anlamlılarına göndermeler yapılmamıştır.

1. Kelimelerin Sıralanışı
Kelimeler Türk Alfabesindeki harf sırasına uygun olarak dizilmişlerdir. Sözlükçülükte, yaygın eğilim şöyledir: Her sözlük birimi (bir kavramı karşılayan ke­ lime, ikileme, terim vb. kelime grupları) madde başı yapılır. Sınıflardaki uzun deneyim­ lerden sonra vardığımız tespit şudur: Öğrenci bu düzendeki sözlüklerden yararlanırken aynı kelimelerden oluşmuş ayrı yazılan ve bitişik yazılan sözlük (leksik) birimlerinin aranmasında güçlük çekmektedir. Bu yüzden sözlükte, madde başı olarak tek kelimeler ile bitişik yazılan birleşik keli­ meler ve ekler alınmıştır. Madde başları düz ve koyu harflerle yazılmış ve açıklamalardan virgül ile ayrılmıştır.

kamçı, kamçıbaşı, kamçıkuyruk, kamçılamak,

SÖZLÜ KTEN YA R A R LA N M A

OrüMTlifflKîHÜL

2. Madde İçi Sözlük Birimlerinin Sıralanışı
Sözlüğümüz akademik olmaktan ziyade uygulamaya dönük hazırlandığından kelime grubu niteliği taşıyan ikileme, deyim, terim ve tamlamalar hangi tür kelime birimi özelli­ ği gösterirse göstersin, o grubun ilk sözcüğünün geçtiği madde içine alındı. Bunlar da alfabe sırasına alınarak açıklandı. Burada da yaygın olan anlayışın tersine grubu oluştu­ ran kelimelerin çekimli veya yalın olmalarına bakılmaksızın alfabe sırasına alındı. Bu durumun, aranan kelime grubunun kolaylıkla bulunmasına yardımcı olacağını sanıyoruz.

madde başı sözlük birimi

S madde içi sözlük birimleri türüne bakılmaksızın alfabe sırasına dizilmiş olarak deyim, terim, ikileme, kelime grubu vb.

bağır2, -ğrı ................................................ ........................................ S bağır geçmek, bağır içliği, bağır iğnesi, bağır yeleği, bağra basm ak, bağra taş basm ak, bağrı açık, bağrı bağdaş olmak, bağrı başlı, bağrı bitişik, bağrı bütün, bağrı kül olmak, bağrına basm ak, bağrına taş basm ak, bağrını delmek, bağrını yerden kaldırm ak, bağrı yanık vb.

{

bağımsız tek kelimeler [sözlük (leksik) birimleri] r

^

asit, -di [Fr. acide] is. kim. 1. Suda çözündüğü zaman H3() iyonları veren, bazlar ve metaller üzerine etki ederek tuz oluşturan yakıcı sıvı; ekşit; hamız. 2. s f Asit özelliği gösteren. S asit alkol, kim. H em asit hem d e b a z niteliği taşıyan asit baz dengesi, biy. K a n d a uygunpH 'yi devam ettirm ek üzere a sitle­ rin b a z la ra o ran ın d aki denge.\\ asit borik, kim. B ord an türeyen H3B 0 3form ü lü ile g ö sterilen az etkili, s e d e f görünüm ünde bey az b ir toz. | asit fenik, kim. B o y a c ılık ve bazı p lastik lerin üretim inde kullanılan | m aden köm ürü katranın dan eld e ed ilen o ksijen li benzin türevi b ir sıvı; f e n o l .| asit kaya, miri. G ranit | gibi, y a p ısın d a yü zde altm ış beşten f a z la silis bulunan en dojen kaya. | asit toprak, pH 'si 6.5'ten küçük | o la n toprak. | asit yağm uru, H avanın nem i ile birleşen f a b r ik a ba ca la rın d a n çıka n sülfürik ve nitrik | a sit iyonlarının oluşturduğu b itk ilere z ara rlı yağm u rlar.

3. Kelimelerin Yazımı:
Madde başı olan kelimelerden; Günümüz Türkçesindekiler Türk Dil Kurumunun Yazım Kılavuzu’na uygun ola­ rak, Osmanlıca, Eski Anadolu ve Eski Türkçe ile ağızlara ilişkin olanlar şimdi kullan­ dığımız alfabe olanakları çerçevesinde en yakın söyleyişe göre yazılmışlardır. Eski Türkçe (1 3 . yy. öncesi) kelimelerin yazılışında bugünkü kullandığımız alfa­ be esas alınmıştır. Ancak köşeli parantez içinde bugünküne en yakın ve en uygun olabilen biçim kullanıldı. Aynı sözcüğün değişik kaynaklarda ve otoritelerde farklı biçimlerde yazıldığı gözlenm iştir. Bunlar içinden en çok tercih edileni almayı yeğle­ mekle birlikte, m evcut alfabe sistem im iz ve teknik olanakların elverdiği ölçüler için­ de kaldık. Bilimsel inceleme için belirtilmiş olan ana kaynağa gidilmesinde yarar umulur.

S I H H l f f i C E m O K .1 7

SÖZLÜ KTE N Y A R A R LA N M A

4. Çevriyazı:
Osmanlı Türkçesi çevriyazı ile köşeli parantez içinde, orijinalinden önce ayrıca ve­ rilmiştir. Eski Türkçe ve Eski Anadolu Türkçesine ait olan kelimelerin kısmen çevriyazı­ ları verildi.
bağız, [Ar. buğz (nefret) > bağız / bağiz j ü l;] (ba:g ız) {OsTf sf. Herkesten nefret eden. bagi, [Ar. bağy (serkeşlik) > bâği / bâği (b a :g i) {OsTJ sf. Baş kaldıran; asi.

bağçe, [Far. bâğ-çe i*Ju] (b a :ğ ç e ) {OsTj is. 1. Küçük bağ. 2. Bahçe.

Eski Türkçe kelimelerin uzun söylenenleri özellikle belirtildi. Uzun seslerin anlam­ sal ayrımlamaya yaradıkları dilcilerin genel kabullerindendir. Çünkü uzun ses bir biçimbirim öğesidir.
bod1, [böd] (b o :d ) {eTf is. 1. Boy; vücut; kamet; gövde. [EUTS] [DLT] [Yüknekî] [İKPÖy.] 2. Kurumlaşmış topluluk; boy; halk; aşiret; kabile; cemaat. [EUTS] [ETY] [Gabain] [İKPÖy.] 3. İttihat; birleşme; birlik. [ETY] bod2, [böd / boy] (b o :d ) {eT} is. Çok az bir misk kullanılarak yapılan makyaj malzemesi. [DLT] S bod moncuk, {eT} C ariyelerin takındığı boncuk. [DLT] bod’, [bod] {eT} is. Toy kuşu. [DLT]

Diğer dillerden gelen kelimelerin çevriyazıları verilmedi. Ancak Latin alfabesini kul­ lanan ülkelerin dillerinden (Latince, İtalyanca, Fransızca, İngilizce, Almanca, İspanyolca vb.) alman ödünç kelimeler asıllarına uygun olarak köşeli parantez içinde verildi.
bagaj, [Lat. baga (sandık) + Fr. -age] is. 1. Yolcunun beraberinde götürdüğü giyim vb. eşyaları. 2. Tren, otobüs, uçak ve gemilerde yolcuların beraberinde götürdükleri eşyaların konulduğu özel yer. 3. Oto­ mobillerde eşya koymağa mahsus bölme. 4. argo. Kalça. S bagaja verm ek, (Yolcu için) b era b e rin d e götü rm ek istediği eşyaların ın taşıtın b a g a j bölüm üne konulm asını sağ lam ak.

5. Göndermeler:
Göndermeler en aza indirildi. Yazımlarında farklılık bulunan kelimelerin hepsi sıradaki yerine alındı. Bunlardan en yaygın olanı açıklandı. Diğerleri için -*• ile ilgili olduğu madde başına gönderme yapıldı.
alamuk, -ğu [ala-muk] {ağız} is. -+ alamık.

6. Eş Sesli Kelimeler:
Yazılışları aynı olmakla birlikte anlamları farklı olan kelimelerin tümü sözlüğe alın­ dı. Çok kullanılandan az kullanılana ya da günümüzden eskiye doğru bir sıralama ile eş sesli kelimeler üst karakter olarak (J-2' 3 ) gibi rakamlarla birbirinden ayrıldı. Düzeltme işareti ( ^ ) , anlamsal ayrım yarattığından içinde ( ^ ) bulunan görünüşte eş sesli kelimeler numaralandırılmadan dizinin en başına alındı.

S Ö Z LÜ K T E N YA R A R LA N M A

û i m ı t s ö M .ı s

alaf1 [Ar. elf (bin) > alaf jilT] (a :la :f) {OsT} is. Binler. , alaf2, [Ar. ‘ alef > a ’laf jiU I] (a -la :f) {OsT} is. 1. Ot ve saman gibi kuru hayvan yemi. 2. Otlar; samanlar. alaf3, [alav > alev / alaf] {ağız} is. Alev, sıcaklık, ateş. S alaf getirmek, {ağız} Suyu çek ilm ek ; y a n kuru­ mak.

Kesme işareti (') ile yazılmak durumunda olan kelimelere de aynı kural uygulandı.
k a r’a, [Ar. kar‘a j>] {OsT} is. bot. Su kabağı.

k a ra 1, [eT. kara] sf. Siyah. k ara2, [Ar. kârra%_,Ui ? / T. kara] is. Yeryüzünün denizler dışında kalan toprak bölümü; toprak. k ara3, [kara] (k a ra :) {eT} sf. Sıradan halk; sade vatandaş kara4, [eT. karak (haydutluk)} {ağız} is. 1. Suç. 2. İftira; leke. [DS] k a ra 5, [kara] {ağız} is. Gece bekçisi; jandarma. [DS]

7. Çok Anlamlı Kelimeler:
Kelimelerin öncelikle temel anlamları verildi. Eğer bir sözcüğün birden çok anlamı varsa bunlar 1. 2 . 3. gibi koyu rakamlarla belirtildi. Madde içinde açık, eğik rakamlar (1.
2 . 3 . )

kullanıldı.

bakla, [Ar. baki (sebze, yeşillik) > bâkılâ 5UL] (b a :k ıla :) is. bot. 1. Baklagillerden yurdumuzun hemen her yerinde yetişen, taneleri badıç içinde bulunan bir yıllık bitki, (V icia fa b a ) . 2. Bu bitkinin yeşil veya ku­ ru olarak yenilen tohumu. 3. gnşl. Zinciri oluşturan halkalardan her biri; zincir halkası; {ağız} (aym). [DS] 4. {ağız} Fasulye. [DS]

8. Eş ve Yakın Anlamlılık:
Sözcüğün açıklaması yapıldıktan sonra; aynı açıklamayı yapan başka kelimelerle ku­ rulu anlatımlar varsa bunlara da yer verildi. Ve aralarına (;) konuldu. Bundan sonra o sözcüğe ilişkin eş ya da yakın anlamlı kelime, ikileme, deyim, kelime grubu varsa onlar da (;) ile ayrılarak verildi.
bakşi, [Sansk. bhiksu (m ü rebbi; mürşit) / Çin. pak shi] {eT} 1. Muallim; öğretmen. [EUTS] 2. Üstat; usta. [EUTS] 3. Hekim; doktor; tabip. [EUTS] 3. Eski Türk topluluklarında fala bakan, hastalan iyi eden ve aym zamanda kopuz çalıp şiir söyleyen bir çeşit din adamı; ozan; kam; çalgıcı; falcı; türkücü; şair.

9. Alıntı Kelimeler:
Türkçeye yabancı dillerden girmiş kelimelerin alındığı dil köşeli parantez [...] içinde en başta kısaltma halinde belirtildi.
baçak, [Soğd. pâmak (korunm ak) > pâç > baç-ağ / baç-ak] {eT } is. 1. Oruç. [Gabain] [EUTS] 2. Hristiyanların orucu; perhiz. [DLT] bafur, [İt. vapore (buhar)] {ağız} is. Buharla çalışan gemi; vapur.

Ü M IİİIC t S02İJÜIİ.

19

S Ö ZLÜ K TE N Y A R A R L A N M A

Kelimelerin hangi dilden geldiği bilinmiyorsa baş tarafa (?) konuldu.
baduka, [? baduka] {ağız} is. Patates.

10. Süreksiz ve Tonsuz Ünsüzler(ç, k, p, t)'in Tonlulaşması:
Birden çok heceli kelimelerin sonunda bulunan / ç / , /k /, /p /, / t / ünsüzleri iki ünlü arasında kalınca tonlulaşarak / c / , /ğ /, /b /, / d / ’ye dönüşürler. Bu olaya, ünsüzlerle biten bir kelimeye ünlü ile başlayan bir ek geldiğinde rastlanır (geriye benzeşim). Tek heceli ke­ limeler genel olarak bu kuralın dışındadır. Ancak tek heceli olduğu hâlde ünlü ile başla­ yan bir ek aldığında sonunda bulunan süreksiz, tonsuz ünsüzü tonlulaşan kelimelerimiz de vardır. Bunlar da diğer tonlulaşmalarla birlikte Türk Dil Kurumunun Yazım Kılavuzu’d â belirlenen ölçütlere göre gösterilmiştir. Böyle bir kelimeye dar ünlü getirildiği var­ sayılmıştır:
gök, -ğü arpacık, -ğı but, -du avurt, -du kap, -bı şurup, -bu uç, -cu ağaç, -cı

11. Kelime Sonunda Bulunan İkiz Ünsüzlerden Düşmüş Olan Ünsüzün Tekrar O rtaya Çıkışı (Şedde belirmesi):
Türkçede, Arapların “şedde” adını verdiği ikiz ünsüz bulunmaz. Arapçadan alınmış olan sonu ikiz ünsüzle biten kelimelerin sonundaki bu ikiz ünsüzlerden biri düşer: hak (hakk), his (hiss), ret (redd) gibi. Bu tür kelimelere ünlü ile başlayan bir ek getirildiğinde düşmüş olan ikiz ünsüzün tekrar ortaya çıktığı görülür: hak -* hakk-ı, his — hiss-i, ret -* • redd-i gibi. Bu durum sözlükte belirtilmiştir.
hak, -kkı his, -ssi ret, -ddi şek, -kki

12. Son Hecedeki Dar Ünlülerin Düşmesi:
İkinci hecesinde dar ünlü bulunan bazı kelimelerimize ünlü ile başlayan bir ek geti­ rildiğinde bu dar ünlü düşer: ağız > ağzı, beyin > beyninde, göğüs > göğsümüz, oğul > oğlu gibi. Bu tür kelimeler sözlükte belirtilmiştir.
ağız, -ğzı beyin, -yni göğüs, -ğsü oğul, -ğlu

13. İnce Ünsüzlerle Biten Kelimelere Getirilen Ekler:
Dilimizde hem kalın, hem de ince söylenişi bulunan / ! / , /k /, /g /, / t / , / d / ünsüzleri hecedeki ünlünün kalın veya ince oluşuna göre söylenirler. Yani ünlü kalın ise bu ünsüz­ ler de kalın, ünlü ince ise bu ünsüz de ince olur: arkadaş, kedi, leylek, alabalık, karga, gelin­ cik, topal, tünel gibi. Ancak dilimizdeki bazı alıntı kelimelerin sonlarındaki hecenin ünlüsü kalın olmasına rağmen ona bağlı ünsüz ince olabilmektedir: sem bol, saat, harf, idrak gibi. Bu tür kelimelere getirilen Türkçe ekler ince sıradan olmaktadır. Bu durum sözlükte belirtilmiştir.
idrak, -ki am iral, -li saat, -ti harf, -fi

S Ö ZLÜ K T E N YA R A R LA N M A

■ M K E HUR.»

14. Ünlü ile Bitmesine Karşılık Doğrudan Ünlü ile Başlayan Bir Ek Alan Kelimeler:
Dilimize Arapça’dan girmiş bazı kelimeler Arapça’da bir gırtlak ünsüzü olan ayın ile bitmektedir: bayi, cami, memba, mısra, sanayi. Bu sözcüklerden sonra iyelik eki (-i) gelirse araya (-s-) yardımcı sesi girmez, menbaı, mısraı, sanayii gibi. Ancak cami ve bayi kelimeleri her iki hâlde de yazılabilir; köyün camii / kasabanın camisi, ilaç bayii / ilaç bayisi gibi. Bu kelimeler ismin hâl eklerini alınca araya (-y-) yardımcı sesi girebileceği gibi, doğ­ rudan iki ünlü yan yana da yazılabilir: camiye / camie, camiyi / camii, bayiye / bayie, bayiyi / bayii, membayı / membaı, membaya / membaa, mısrayı / mısraı, mısraya / mısraa, sanayiye / sanayie, sanayiyi / sanayii gibi. Bunun dışında bu gırtlak ünsüzü kelime sonlarında erimiştir: cüz, def, men gibi. Yalın hâlde iken bu ünsüz gösterilmez. Ancak iyelik eki aldıklarında bu ünsüz ortaya çıkar. Bunu da (’) işareti ile gösteririz; hastalığın nev’i, cemaatin bir cüz’ü, belanın d efi, tecavüzün men’i gibi. Bu durum sözlükte belirtilmiştir.
nev, -v’i cüz, -z’ üdef,- f i men, -n ’i

15. Belirtisiz İsim Tamlaması Biçimindeki Birleşik İsimler:
Dilimizde kelime yapma yollarından birisi de birleştirmedir. Birleştirme çoğunlukla sıfat tamlaması veya belirtisiz isim tamlaması biçiminde olmaktadır. Belirtisiz isim tam ­ laması biçiminde olan ve bitişik yazılan birleşik isimler sonlarına ek alırken bir takım değişiklik gösterirler. a) Ünlü ile başlayan bir ek getirildiğinde belirtisiz isim tamlamasında olduğu gibi doğrudan -n- yardımcı (kaynaştırma) ünsüzünü alması gerektiği hâlde kimi zaman -yyardımcı ünsüzünü alanlar da olmaktadır.
balkabağı > balkabağı-n-ı, ebegömeci > ebegömeci-n-i

dayıbaşı > dayıbaşı-n-ı / dayıbaşı-y-ı

Bu özellikler sözlükte madde başından sonra belirtilmiştir.
denizaltı«, -yı, -nm [deniz+altı-cı] is. Denizaltında görevli subay ve erlere verilen isim, denizaltı, -yı, -nın [deniz+alt-ı] is. as. Dalmış durumda seyretmek üzere yapılmış savaş gemisi, denizaşırı, -yı, -sı [deniz+aşırı] sf. Denizlerin ötesinde bulunan.

b) Bu tür birleşik isimlerin çoklukları da aynı biçimde belirtisiz isim tamlaması ku­ rallarına göre yapılmaktadır.
balkabağı > balkabak-lar-ı ebegömeci > ebegömeç-ler-i

Bu özellikler sözlükte madde başından sonra belirtilmiştir.

o

n

n u ra h

. »

SÖZLÜ KTE N Y A R A R LA N M A

denizanası, -nı, -a la n [deniz+ana-sı] is. zool. Selenterelerden, yassı bir diske benzeyen, saydam, ser­ bestçe yüzebilen bir deniz hayvanı; medüz, denizaslanı, -nı, -nları [deniz+aslan-ı] is. z oo l. İri kulaklıgillerden, Büyük Okyanus ve güney denizle­ rinde yaşayan kısa ve kaba kıllı postlarının altında ikinci bir kıllı ve ince tabaka bulunan kıvrak yapılı bir deniz memelisi, (E u m etopias ju batu s). denizatı, -nı, -tları [deniz+at-ı] is. zool. Başı at başına benzeyen, suda dik duran, kuyruk yüzgeci olma­ yan, on beş santim kadar boyunda bir deniz hayvanı; {eAT} (aynı), (H ippocam pu s hippocam pus).

16. Arapça Nispet î'si ile Biten Sıfatlar:
Bilindiği gibi nispet î’si ( <-s= iyy / î) Arapçada isimden, mastardan aidiyet (ilişkinlik) sıfatları yapar: m illî, dinî, vb. Arapça nispet î’si (yâ-yı nisbî) ile biten sıfatlar (ism-i m en­ sup / aidiyet sıfatları) TDK’nun Yazım Kılavuzu’n d aki esaslara uygun olarak belirtildi. Şöyle ki, bu tür bir sözcüğün ismin belirtme durumu ve iyelik ekiyle karışmasını önle­ mek için ( ~ ) kullanıldı. Uzun söylenmesine rağmen böyle bir karışıklığın söz konusu olmayan hâllerde söz konusu aidiyet sıfatlarında (i)’nin üzerine ( ~ ) konulmadı. TDK'nun koyduğu kurallara uyuldu. Örnek olarak, a h la k î değil ah la k i, şa h sî değil şah si biçiminde yazıldı. Çünkü a h la k ve şah ıs kelimeleri belirtme durumu ve iyelik eki alınca a h la k ı ve şah sı şeklinde yazılmaktadırlar. Farsçadan geçen ve Arapça nispet î’sine benzerlik gösteren yâ-yı vahdet (tekillik) ve yâ-yı masdariyet (eylem adı) yapan (î) belirtilmemiştir. Ancak sözcüğün telaffuzunda bu “yâ” uzun söylenmesi gerektiğinden (i:) biçiminde gösterilmiştir.
dameni, [Far. dâmenî ] (da:meni:) {OsT} is. 1. Eteklik. 2. Kadın başörtüsü.

17. Ekler:
Türkçe, Arapça, Farsça, Latince, Yunanca ekler alfabe sırasındaki yerlerinde madde başı olarak verildi.

18. Yerel Kelimeler:
Anadolu, Rumeli, Kıbrıs ve Kerkük ağızlarından kökenleri açıklanabilenler sözlüğe alındı. Bunun yanında kökeni açıklanamayan fakat yaygın kullanıma sahip olanlara da yer verildi. Bu kelimelerin kullanıldığı bölge belirtilmedi. Bu konuda akademik araştırmada bulunmak isteyenler, belirtilen kaynağa başvurmalıdırlar.

19. Kelimenin Kökeni:
Madde başından sonra gelen köşeli parantez içi sözcüğün köken bilgisini içermekte­ dir.
kelam, [Ar. kelâm] ateşin, [Far. âteşin] aygır, [eT. adğır]

Sözcüğün kökeni bilim dünyasında yapılmış olan açıklamalar dikkate alınarak bura­ da belirtildi. Türkçe kelimelerde bilinen kökler ve onlara getirilen ekler aralarına küçük

S Ö ZLÜ K TEN Y A R A R LA N M A

Ö1MIİİ1CES0Mİ.22

çizgi (-) konularak ayrıldı. Türetme sırasında değişen sesler ise ( ) içine alınarak değiş­ miş şekli verildi.
gidermek, [git-mek > gi(d)-er-mek] artıkçılık, -ğı [art-ık-çı-lık]

İki ayrı yabancı dilden alınma kelimelerle yapılmış birleşik kelimeler arasına + işare­ ti konulmuştur.
beyanname, [Ar. beyân + Far. nâme (mektup)']

Yabancı bir dilden girmiş olan kelimeden Türkçe bir ekle türetilmiş olanlar da küçük çizgi ile ayrıldı. Bu tür kelimelerde kökün hangi dilden geldiği ilgili maddede belirtildiği için tekrar yazılmadı. Bir bakıma Türkçeleşmiş sayıldı.
balerin, [Fr. ballerine] balerinlik, -ği [balerin-lik]

Osmanlı Türkçesi ile çalışma yapacak olanlara yardımcı olmak düşüncesiyle Arapça ve Farsça ile diğer dillerden girmiş Osmanlı Türkçesine ait kelimeler, Arap alfabesi ile köşeli parantez içinde çevriyazıdan sonra belirtildi. Madde içi açıklamalarda hacmi artır­ mamak için buna yer verilmedi.
enkaz, [Ar. nukz (yıkıntı) > enkaz ^Uıl] (en ka:z) {OsT} is. 1. Yıkıntı; çöküntü; döküntü. 2. Bina yıkıntıları. 3. Eski hayvanların kalıntıları. S1 enkâz-ı beşer, {OsT} İnsan dökü ntüleri; kopm uş o rg a n la r ve p a r ç a la r ı.| enkâz-ı rem îme, {OsT} K a z a y a uğram ış ve a sıl ö ğ e le r i dağılm ış tekne parçaları.\\ | enkâz-ı ümmîd, {OsT} Ümit yıkıntısı. ennihayet, [Ar. fî’n-nihâyeti ii^dl ^j] ( e ’nnihayet) {OsT} zf. En sonunda; nihayet.

İki ve daha çok ayrı kelimeden oluşmuş birleşik kelimelerin arasına da + işareti ko­ nulmuştur:
[bey+ağa+bey] helvacıyan, [Ar. helva + T. - c ı + Far. (y)-ân]

İki ayrı kökenden geldiği sanılan ya da hangisinden kaynaklandığı açıklanamayan durumlarda her iki köken de belirtilmiş ve araya ( / ) konulmuştur,
bıngıl, [bıng (yans) / eT. ban-ıl (geçkin m eyve) / bıng-ıl] ünl.

2 0 . Sözcüğün Söylenişi:
Alfabemizdeki harflerle uzun söylenen ünlüler ve vurgulu heceler belirtilememektedir. Uzun ünlülerle vurgulu heceleri belirtmek için ayrı işaretlerin kullanılması doğaldır. Uzun heceler köşeli parantez içinde çevriyazı sistemi ile, ayrıca köşeli parantezden sonra parantez içinde eğik yazıyla gösterildi.
ateşin, [Far. ateşin] (a:teşi:n ) örneğinde birinci ve üçüncü hece ünlülerinin uzun okunacağını gösterir. örneğinde ise ilk hece ünlüsü uzun söylenecektir.

tarih, [Ar. târih] (ta:rih)

Söyleyişle ilgili işaretlerde genel uygulama esas alındı. (:) uzun ünlüyü, (’) vurgulu heceyi,

« M

İ M

E

S

M

. 23

SÖZLÜ KTEN Y A R A R LA N M A

(-) ise Arapça kelimelerdeki gırtlak ünsüzü olan £_(ayn) harfinin söylenişini belirtmektedir: Türkçe kelimelerde ilk hecenin sonunda bulunan ünsüz arkadan gelen hecenin ünlüsüne kayar. (gel-+-en => ge-len) Arapça kelimelerde ise ayn £_(“) ünsüz olduğu için hece “ayırı”d m önceki ünsüzde biter. Yani ünsüz kendisini takip eden heceye kaymaz. >

eş'ar (eş-ar), an'ane (an-ane) k ıt'a (kıt-a) k u r'a (kur-a)

21. İki Ünsüzle Başlayan Alıntı Kelimelerin Söylenişi:
Dilimize batı dillerinden giren bazı kelimeler asıllarında iki ünsüz ile başlamaktadır. Bu tür Batı kökenli alıntılar, baştaki bu iki ünsüz arasına ünlü konulmadan yazılırlar. Bunların söylenişleri de eğik olarak parantez içinde verilmiştir. Ne var ki bu iki ünsüz arasında belli belirsiz olarak çıkarılan ünlü üst karakter ile gösterilmiştir.
francala, [İt. frangiula] ( f r a ’n cala) plan, [Lat. planum (düzlem) > Fr. plan] (p'lân)

tren, [Fr. traîner (sürüklem ek) > train] (t'ren)

2 2 . Sözcüğün A it Olduğu Dönem:
Büyük parantez içindeki kısaltma, o sözcüğün hangi döneme ait olduğunu
{eT } {eA T } {O sT } On üçüncü yüzyıldan öncesi döneme ilişkin. On üçüncü yy. ile 15. yy. arasına ilişkin, On beşinci yy.dan itibaren Cumhuriyete kadar Arapça ve Farsça’dan girmiş olan kelimelerdir). geçen döneme ilişkin (çoğunlukla

belirtir.

{ ağız}

Bugün Türkiye’de yer alan bölgesel ağızlarla Rumeli, Trakya, Kıbrıs, Kerkük, kıs­ men de Kırım etkisindeki ağızlara ilişkin kelimeleri belirtmektedir.

Hiçbir açıklama konulmamış olanlar ise bugün Türkiye Cumhuriyetinde kullanılan ölçünlü Türkçenin kelimeleridir.

2 3 . Geniş Zaman Eki:
Bilindiği gibi Türkiye Türkçesinde geniş zaman eki “-r”dir. Kök veya gövdesi ünlü ile biten fiillerin çekiminde bu ek olduğu gibi kullanılır: oku-mak > oku-r, taşı-mak > taşı-r gibi. Ancak sonu ünsüzle biten kimi fiillere “-er / -ar” gibi geniş sıradan, kimi fiillere de “-ir / -ır / -ur / -ür” gibi dar sıradan olan biçimi getirilir. Bununla ilgili geniş araştırmalar yapılmış olmasına rağmen bu konu henüz dilbilgisi kitaplarında yerini almış değildir. Bu konuda da kılavuzluk yapılmıştır. Fiilin aldığı geniş zaman çekim eki [-r], [-ar], [-er], [ır], [-ir], [-ur], [-ür] şeklinde belirtilmiştir.
gelmek, [gel-mek] gçsz. f . [-ir ] yazm ak, [yaz-mak] gçl. f . [ - a r ]

S Ö ZLÜ K TEN YA R A R LA N M A

ö iü m iû ic e m .

2 4 . Şimdiki Zaman Çekimi Sırasında Geriye Benzeşme:
Türkiye Türkçesinde şimdiki zaman kipinin çekimi “-yor" eki ile yapılır. Bu ekin ses bilgisi bakımından bazı özellikleri vardır. Ünlü uyumu kuralları dışında kaldığı gibi ek­ lendiği fiil kök veya gövdesinde geriye benzeşim yapar. Geniş ünlü ile biten fiil kök veya gövdelerine getirildiği zaman son ünlüyü darlaştırır. [-(i)-yor] [-(ı)-yor] [-(ü)-yor] [-(u)-yor] O fiilin şimdiki zaman kipi çekilirken köşeli parantez [ ] içindeki biçimi alacağını belirtir.
anla-mak > anl(ı)-yor [-l(ı)-y o r] dişle-mek > dişl(i)-yor [-(i)-y o r] homurda-mak > homurd(u)-yor [-d (u )-y o r] kütürde-mek > kütürd(ü)-yor [-d(ü )-y or]

Şimdiki zaman çekim biçimi yalnızca fiil kökü veya gövdesi geniş, düz ünlü (/a /, /e / ) ile bitenler için verildi.

2 5 . Fiillerin Çatısı:
Fiillerin çatı bakımından gösterdikleri özellikler de belirtildi.
gçl. geçişli (nesne alan) fiil, gçsz. geçişsiz (nesne almayan) fiil, edil, edilgen fiil, işteş, işteşlik fiili, dörtşl. dönüşlü fiil.

Buradan,
a) geçişli fiillerin hem etken oldukları hem de nesne aldıkları; b) geçişsiz fiillerin etken olmakla beraber nesne almadıkları; c) edilgen fiillerin öznesiz kullanıldıkları; d) işteş fiillerin birden çok eyleyicisi bulunduğu; e) dönüşlü fiillerde ise özne ve nesnesinin aynı kişi olduğu anlaşılmalıdır.

Karışıklığı azaltmak için ettirgen ve oldurgan gibi ikinci dereceden geçişlilik terimle­ rine yer verilmedi. Fiillerin en sonuncu yapıları dikkate alındı.

26. Kelimelerin Gramer Kategorileri:
Kelimelerin türü açıklamalara başlamadan önce verildi:
is. (isim), f . (fiil), 7,m. (zamir), sf. (sıfat), zf. (zarf), e. (edat), bağ . (b a ğ la ç) ünl. (ünlem).

Madde açıklamalarında, kelimenin gramer kategorisi kelime ile ilgili etimolojik ve telaffuz bilgilerinden hemen sonra kısaltma olarak verilmiştir. Birden çok anlamı olan kelimelerde takip eden gramer kategorisi kısaltmasına kadar önceki kategori sürmekte-

dik", [Çin. chih /diak / Moğ. çike ?/ eT. ting (a y ağ a kalkm a) > dik] sf. 1. Yatay bir eksene göre yer çeki­ mi doğrultusunda duran; eğik olmayan. 2. (Yol, yamaç için) eğimi çok az olan; çok yokuş. 3. Sert. 4. Aksi, ters. 5. mat. Aralarında 90 ° açıklık bulunan. 6. zf. Dik olarak; dik açı yapar biçimde. 7. Hırçın ve ters biçimde. 8. is. müz. Türk müziğinde önüne geldiği perde adını bir veya üç koma tiz yapan terim.

m

m

n ı s a z u ı i f .*

SÖZLÜ KTE N Y A R A R LA N M A

2 7. Yansımalar (Onomathopie / Ses Taklidi):
Her dilde olduğu gibi Türkçede de tabiattaki ses ya da olaylardan öykünme yoluyla edinilmiş kelime sayısı oldukça fazladır. Özellikle ağızlarda bu sayı daha da çoktur. Yan­ sımalı kelimelerin kökünde çok defa ses taklidi yer alır. Bu kökün üzerine fiil, sıfat, isim gibi kelimeleri kurmak dilimizde oldukça kolaydır. Sözlükte madde başı olarak bu köklerin hangi ses ve durumları yansıttığı belirtildi.
c ırt1 [cırd / cırt / cört (yans)] ünl. Bir yerde tutulan, sıkıştırılan sıvı ve diğer akışkanların veya domates , vb. meyvelerin ezilmesiyle içindeki sıvıların dışarıya çıkmaları, fırlamaları, tepilmeleri sırasında çıkan sesi anlatan kök. cırt, cırt-a-t-m ak, cırt+ at-an , cırt-da-m ak, cırl-da-k, cırt-la-m ak, cırt-la-k, cırt-lambuk, cırt-la-m ıık, cırt-la-n, cırt-la-v-uk, cırt-la-m a, cırt-tır'-mak. cırt2, [cırt (yans)] is. Kâğıt, kumaş gibi şeylerin yırtılırken çıkardığı ses. cırt3, [cırt (yans)] ünl. Ansızın yırtılma ve bu biçimde kabaca ses çıkarma, bağırma, ötme sırasında çıkan sesi anlatan kök. cırt-ık, cırt-m ak, cırt-an, cırt-la-m ıık, cırt-lak.

Daha sonra da bu kökle kurulmuş gövde ve kelimeler (yans) şeklinde köken bilgisi bölümünde verildi.
cırtlak, -ğı [cırt (yans) > cırt-la-k] sf. 1. (Meyve için) olgunlaşmak ya da çok beklemekten dolayı yumu­ şamış, çatlamış. 2. {ağız} (Hayvan ya da çocuk için) sık sık pisleyen. 3. (Ses için) kulağı rahatsız edecek derecede ince ve tırmalayıcı. 4. {ağız} Kendini beğenmiş; şımarık. 5. {ağız} Her söze karışan. 6. {ağız} (Kişi için) biçimsiz, kuru ve ince yapılı. 7. {ağız} is. Kötü cins erik, cırtlam a, [cırt-la-ma] is. Cırtlak duruma gelme eylemi. cırtlam ak, [cırt (yans) > cırt-la-mak] g ç s z .f. [-r ] [-l(ı)-y o r] 1. (Sebze ve meyve için) olgunlaşmak ya da çok beklemekten dolayı yumuşak bir hal almak veya çatlamak. 2. (Kâğıt, kumaş için) ses çıkararak yır­ tılmak. 3. {ağız} (Kuş ve kümes hayvanları için) pislemek. 4. {ağız} Fışkırmak. 5. {ağız} Düşünmeden konuşmak. 6. {ağız} (At için) dörtnala kaçmak.

2 8 . Kelimelerin Dilbilgisi Özellikleri:
Kelimelerin yapılarım ilgilendiren birleştirme, pekiştirme ve grupsal özellikleri belir­ tildi:
ikile, (ikilem e), p ek şt. (pekiştirm e), is. t. (isim tam lam ası), sf. t. (sıfat tam lam ası) vb.

2 9 . Kelimelerin Toplum Yargısına Göre Taşıdığı Değer:
Kelimelerin toplum yargılarına göre taşıdığı değerler açıklama numaralarından he­ men sonra italik olarak verildi, argo. kaba. vb.

3 0 . Terimler:
Terimlerin hangi bilim, meslek ya da sanat dalı ile ilgili olduğu belirtildi: mim. tekst, spor. tıp. as. dnz. vb.

S Ö ZLÜ K TEN Y A R A R LA N M A

ö I İ İ H I İ l M t S O M . 26

31. Arapça ve Farsçadaki Çoğul Sıfatlar:
Arapça ve Farsçada çoğul sıfatlar bulunmasına rağmen Türkçede böyle bir şey yok­ tur. Sıfatlar çoğul olduklarında isimleşirler. Onun için bu tür kelimeler isim olarak göste­ rildi.
büsre, [Ar. büsre] fOsT} sf. Taze. bisar, [Ar. büsre > bisâr] (bisa :r) {OsT} is. Tazeler. büzürg, [Far. büzürg] {OsT} sf. Ulu; büyük. büzürgân, [Far. büzürg > büzürgân] (büzürgâ:n) {OsT} is. Büyükler; ulular.

3 2 . Arapça ve Farsça Tamlamaların Yazımı:
Arapça ve Farsça tamlamaların günümüz Türkçesinde kullanılmayanları madde için­ de 5 ” den sonra açıklandı. Bunların yazımında Yazım Kılavuzu esasları dışına çıkıldı. Uzatılan ünlüler (â, ü, ü, î) ile belirtildi. Diğer çevriyazı işaretleri kullanılmadı.
bedayi, -i’ i [Ar. bedi‘a (güzel şey) > bedayi1] (b ed a.y i) {OsT} 1. Geçmişte görülmemiş, yeni icat edilmiş güzel şeyler. 2. Güzel konuşmalar. S1 bedâyi-âşinâ, {OsT} G üzelliği tanıyan; güzellikten anlayan. | | bedâyi-i âsâr, {OsT} E serlerin gü zellikleri.| bedâyi-i lâfziye, {OsT} Ş ekil g ü z ellik leri; sö z g ü zellikleri.| | | bedâyi-i mâneviye, {OsT} K a v ra m sal güzellikler.\\ bedâyi-perver, {OsT} S a n a tk âr.| bedâyi-pesend, | {OsT} G ü zelleri ve gü zellikleri sev en .| bedâyi-şinâs, {OsT} G ü zelliği tanıyan; g ü zelden anlayan. |

3 3. Eş ve Yakın Anlamlı Sayılan Açıklamalar:
Farklı ortam ve kesimden kişilerin anladığı, bildiği kelime ve anlatım farklı olacağı düşüncesi ile kavramlar açıklanırken aynı anlama gelen kelime, cümle, deyim ve benzeri açıklamalar aralarına (;) konularak sıralandı.
■5 bilâ-ihtâr, {OsT} H atırlatm adan ; ikaz etm eden ; uyarm adan. bildirilmek, [bil-dir-il-mek] edil. f . [-ir ] Başkası tarafından bildirme işi yapılmak; haber verilmek; duyu­ rulmak. bildirim, [bil-dir-im] is. İ. Yazılı açıklama. 2. Yazılı bildirme; tebliğ. 3. Yazılı duyurunun yapıldığı kâ­ ğıt; ihbarname. S bildirim ödencesi, huk. S özleşm e g e r e ğ i h a b e r v erm eden y a p ıla n b ir tica r î uygula­ m adan k a r şı tarafın uğradığı z a r a rı k a r şıla m a k ü zere y a p ıla n ö d em e; ih b a r tazminatı.

3 4 . Arapçadaki Dişillik / Erillik Durumu:
Arapça isimlerde dişillik (müennes) ve erillik (müzekker) söz konusudur. Açıklamalar erillere aittir. Dişiller ancak ayrı bir anlamda kullanılmış ise ayrı bir madde başı yapılarak açıklanmıştır. Diğer hallerde dişil biçimi köken bilgisi içinde / (eğik çizgi) ile ayrılarak verilmiştir.
hafîd, [Ar. hafîd a*İ=-] (h afı:d ) is. Çocuğun erkek çocuğu; erkek torun, hafide, [Ar. hafide (h a fı:d e) is. Kız torun.

3 5. Osmanlıca Dizin:
Osmanlıca çalışma yapacaklara kolaylık olması bakımından sözlüğün sonuna Osman­
lIca Dizin konulmuştur. Dizin Osmanlı Türkçesi alfabe sırasına göredir.

ARAP ASILLI TÜRK ALFABESİNİN ÇEVRİYAZI KARŞILIKLARI
Temel şekil
T î

Adı
elif (medli) elif (ötreli) elif (esreli) elif (üstünlü) hemze elif+vav (başta) elif+ye (başta) be pe

Çevriyazı
â ö, ü i a 3

Temel Şekil
a*

Adı
sad dad

Çevriyazı
ş z/d t z c

I
'l f j'

i i t

tı zı aym gayın fe kaf kef gef sağır kef (kef-i nünî) lâm mim nun vav uzatan vav he güzel he ye uzatan ye

0, ö, u, ü, ü
1, İ, 1 b p t s c h h d z

t

g f k k g n g /fl 1 m n V ö, ü h e, a

3 il S S J

O ö c c c i i J j 3
lT

te se (peltek) cim ha hı (hırıltılı) dal zel (peltek) rı ze je sin şın

r
ü
3

3

r
z j s Ş

A “4 . iJ Lf *

y I

J 1

Eski Türkçe kelimelerde yukarıdakilerden farklı olarak kullanılanlar: (Çift dudak v ’si = w) v (suv, ivmek) i (D/Z arası Y ) d (budun, adak)

KISALTMALAR

{ağız} akust. Alm. anat. antr. Ar. Argıı. Arn. as. aynı. Az. b. bağ. e. bağ. balkç. bank. baynd bilş. biy. biy-kim. bol. Brez. bsy. çev. coğ. Çağ. çocuk d. çok. darl. dbl. diplms. dm. dönşl. [DS] dy. e. ecz. ed. edil. eğit. ekon. elkt. elktron. Erme. {eAT} {eT} f Far. fel. fiz. fizy. folk.

ağızlar akustik Almanca anatomi Antropoloji Arapça Arguca Arnavutça askerlik aynı anlamda Azerice birleşik bağlama edatı bağlaç balıkçılık bankacılık bayındırlık bilişim biyoloji biyo-kimya botanik Brezilya yerli dili bilgisayar çevre bilimi coğrafya Çağatayca çocuk dili. çokluk (çoğul) anlam daralması dilbilgisi diplomasi denizcilik dönüşlü fiil Derleme Sözlüğü demiryolu edat eczacılık edebiyat edilgen (pasifi fiil eğitim ekonomi elektrik elektronik Ermenice Eski Anadolu Türkçesi Eski Türkçe fiil Farsça felsefe fizik fizyoloji folklor

fot. Fr.

fotoğrafçılık Fransızca geçişli fiil gçi geçişsiz fiil gçsz. geom. geometri anlam genişlemesi gnşl. gök bilimi gök b. Gürcüce Güre. güz/, sntl. güzel sanatlar hattatlık hat. havacılık havc. Hint dilleri Hint. Hristiyanlık hrist. hukuk huk. İbra. İbranice ikile. ikileme iletişim iletş. İngilizce Ing. inş. inşaat İrlanda dili (Keltçe) İri. isim is. isim tamlaması is. t. İsi. fel. İslam felsefesi İspanyolca Isp. istatistik. istk. işteş fiil işteş. İtalyanca İt. jeol. jeoloji kısalt. kısaltma küçült. küçültme kütüphanecilik kütp. hat. Latince Macarca Mac. maden. madencilik mal. maliye mantık man. matematik mat. matbaacılık matb. mecaz. mecaz anlam mekanik mek. meteoroloji meteo. metalürji metlj. meyve. meyvecilik mimarlık mim. mineraloji min. Moğolca Moğ. muhasebecilik muh. müzik müz. Norv. Norveççe nükleer fizik nükl. olumsuz otsuz. org-kim. organik kimya

orm. {OsT} oto. öz. pekşt. Port. psikol. psyk. rady. res. Rıts. Sagay. Sansk. sany.

ormancılık Osmanlı Türkçesi otomobilcilik özlük ismi pekiştirme Portekizce psikoloji psikiyatri radyoculuk ve radyo tekniği resim Rusça Sagayca Sanskritçe sanayi sıfat sf sıfat tamlaması sf. t. Sinemacılık sin. siyaset siy. Slavca Slav. Soğdca Soğd. sosy. sosyoloji spor. spor standart stand. süslemecilik süsl. Türkçe T. tarihle ilgili tarih tasvf. tasavvuf teknik tek. tekstil tekst. telkom. telekomünikasyon terz. terzilik tıp tıp. Tibetçe. Tib. ticaret tic. tiyatro tiy. teklifsiz tkz. Toh. Toharca topografya topg. televizyonculuk tv. Ukrayna dili Ukr. ulaştırma ulaş. uzay uz. ünlem ünl. vet. veterinerlik Yansıma (onomatophie) yans. yar d. f. yardımcı fiil yönetim yönt. Yun. Yunanca zarf z/ zamir zm. zooloji zool.

KAYNAK KISALTMALARI
(Kitap bilgileri için KAYNAKLAR’a bakınız.) [AAS] Aydın Ağzı ve Sözlüğü. [ARAT] Eski Türk Şiiri [AVP] Lehce-i Osmanî [Bahşayiş] Bahşayiş Lügati [BERKE VARDAR] Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü [Brockelman] Osttürkische der islamischen Litteratursprachen Mittelasiens [Bürhan-ı Katı’] Mütercim Âsim Efendi [Clauson] An Etymological Dictionary of PreThirteenth-Century Turkish [DD] Derleme Dergisi [Deny] Grammaire de la Laguage Turque [Deş] Farsça-Türkçe Sözlük, Amasyalı Deşişî Mehmet Efendi [DK] Dede Korkut Kitabı [DLT] Divanü Lügat-it-Türk [DS] Derleme Sözlüğü [EG] Erzurum İli Ağızları [EREN] Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü [ETY1 Eski Türk Yazıtları [EUTS] Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü [Eyuboğlu] Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü [Fatih’in Yarlığı] Fatih Sultan Mehmed’in Yarlığı [Gabain] Eski Türkçenin Grameri [İKPÖy.] İyi Kötü Prens Öyküsü [Kadı Burhaneddin] Divan-ı Kadı Burhaneddin [KB] Kutadgu Bilig [L.V. Dmitrieva] The Language of Barabin Tatars [L] / [ML] Meydan Larousse Büyük Lügat ve Ansik­ lopedi. [Mirşan] Alfabetik Yazı Başlangıcı, Prototürkçe Ya­ zıtlar Hakkında Konferans, Alfabetik Yazı Başlan­ gıcı [Mühennâ] İbn-i Mühennâ Lügati [Naîma] Naima Tarihi [Nevâyî] Muhakemet’ül-Lügateyn [Nişanyan] Sözlerin Soyağacı [OKD] Oğuz Kağan Destanı [Olcay] Erzurum Ağzı [Starostin] Turkic Etymology [T. GÜLENSOY] Makaleler [Tekin] Orhon Yazıtları [Tietze] 1. Tarihî ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lü­ gati 2. Anadolu Türkçesindeki Yunanca, İslavca. Arapça ve Farsça Ödünçlemeler Sözlüğü [TS] TDK, Tarama Sözlüğü. [Tzitzilis] Griechische Lehnwörter im Türkischen [Üç İtigsizler] Üç İtigsizler [Vâsıf] Divan-ı Vâsıf [YE] Yunus Emre [Yüknekî] Atabet’ül-Hakayık [Zülfikar] Türkçede Ses Yansımalı Kelimeler

İŞARETLER
S Madde başında açıklanan kelimeyle başlayan de­ yim, terim, ikileme ve çeşitli kelime gruplarına başlangıç yeri. Deyim, terim, ikileme ve çeşitli kelime grupları arası açıklama sonu. ; : ’ :’ Madde başı ya da açıklamalarla ilgili eş anlamlı ve yakın anlamlı kelime ve kelime grupları ayrımı Uzun hece (bu işaretten önceki ünlü uzun söyle­ nir.) Vurgulu hece (bu işaretin bulunduğu ünlüyü ta­ şıyan hece vurgulu söylenir.) Vurgulu ve uzun hece (bu işaretin bulunduğu ün­ lüyü taşıyan hece hem uzun hem de vurgulu söy­ lenir.) -*■ Açıklaması için gönderme yapdan sözcüğe bakı­ nız. > ....’den gelmiştir. (eski > yeni) (adığ > ayı) ayı, kelimesinin eski bi­ çimi “adığ”dır. (Yabancı dil > aynı yabancı dil) (Ar. bâb (kapı) > bevvâb) “bevvâb” sözcüğü Arapça’da “bâb” söz­ cüğünden gelmedir. (Yabancı dil > başka yabancı dil) [Lat. baccalarius (genç adam) > Fr. baccalaurat] “bakalorya” söz­ cüğü Latinceden Fransızcaya, oradan da alıntı ola­ rak dilimize geçmiştir. => Başka dilden alınan ve ses değişikliğine uğramış kelime (Far. culahm => çulha) [ ] fiilin geniş zaman ve şimdiki zaman çekimlerinde aldığı ek.

KAYNAKLAR
Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü, Prof. Dr. Berke VARDAR ve ark. ABC Kitabevi, 2. b. İs­ tanbul, 1998 Açıklamalı-Notlu Divan Şiiri Antolojisi, H. Erdo­ ğan CENGtZ, Aydın Kitabevi, Ankara, 1967 Ağız Araştırmaları Bilgi Şöleni, TDK. y. 1999. VI+138 s. Alfabetik Yazı Başlangıcı, Kâzım Mirşan, 1994 Anadilden Derlemeler, [Derleyenler] Hamit Zübeyr [KOŞAY]- İshak Refet [IŞITMAN], Ankara, 1932 Anadilimizin Söz Denizinde, Prof. Dr. Doğan AK­ SAN, Bilgi y. Şubat 2002, İstanbul. Anadolu Ağızlarında İsim Çekim (Hâl) Ekleri. Ahmet BURAN, TDK. y. 1996. XVII+326 s. Anadolu Ağızlarında Sıfat-Fiil Ekleri, Ahad ÜSTÜNER, TDK. y. 2000. XXIII+196 s. Anadolu Ağızlarından Toplamalar, Ahmet CAFEROĞLU, TDK. y. 1994. XXIV+269 s. Anadolu Ağızlarının Sınıflandırılması, Leyla KARAHAN, TDK. y. 1996. XVII+203 s. + har. Anadolu Dialektolojisi Üzerine Malzeme I, Ahmet CAFEROĞLU, TDK. y. 1994. XIII+216 s. Anadolu Dialektolojisi Üzerine Malzeme II , Ah­ met CAFEROĞLU, TDK. y. 1994. VI+171 s. Anadolu İlleri Ağızlarından Derlemeler, Ahmet CAFEROĞLU, TDK. y. 1995. XXIII+288 s. Anadolu İlleri Ağızlarından Derlemeler. Ahmet CAFEROĞLU: 2. bs. TDK y. Ankara 1995. Anadolu Türkçesindeki Yunanca, tslavca, Arapça ve Farsça Ödünçlemeler / Wörterbuch der griechischen, slavischen, arabischen und persischen Lehnwörter im Anatolischen Türkisch, Andreas Tietze, Derleyen Mehmet Ölmez, Simurg, Istanbul, 1999 [TIETZE] An Etymological Dictionary of Pre-ThirteenthCentury Turkish, Gerard CLAUSON, Oxford, 1972 [Clauson] Anlambilim - Anlambilim Konuları ve Türkçenin Anlambilimi, Prof. Dr. Doğan AKSAN, Engin y. Ankara 1998 Ansiklopedik Hadis Terimleri Sözlüğü, Doç. Dr. Mücteba UĞUR, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınla­ rı: 76, Ankara 1992 An Uyghur-English Dictionary, Henry G. SCH­ WARZ, Bellingham, 1992 Arapça-Türkçe Sözlük, Hikmet Özdemir-Suat Ce­ beci, Alcçağ y. 1996 Arpaçay Köylerinden Derlemeler, Selahâttin OL­ CAY - A. Bican ERCİLASUN - Ensar ASLAN, 1988.398 s. Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü II, Deyimler Söz­ lüğü, Ömer Asım AKSOY, Türk Dil Kurumu 325/2, Ankara, 1976 Atebetü’l-Hakayık, Edib Ahmet b. Mahmud Yüknekî, haz. Reşit Rahmeti ARAT, TDK y. 2. bas. Ankara, 1992 [Yüknekî] A Turkish and English Lexicon, J. W. REDHOUSE, Constantinople, 1890 Aybastı Ağzı (İnceleme-Metin-Sözlük), Mehmet AYDIN, TDK. y. 2002. XVIII+167 s. Aydın Ağzı ve Sözlüğü, Arif A. UYG UÇ, Aydın, Eylül 2005 Azerbaycan Dilinin Dialektoloji Lügeti, (Red.) R. E. RÜSTEMOV, M. Ş. ŞİRALİYEV, Bakı 1964. Azerbaycan Dilinin İzahlı Lügeti, (Red.) E.E. ORUÇOV, 4 c. Bakı, 1964-1987 Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü I-II, Seyfettin ALTAYLI, Millî Eğitim Bakanlığı Y. 2468, Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi: 640, Sözlük Dizisi: 1, İstanbul, 1994 Bahşayiş Lügati (Eski Oğuzca Satırarası Tematik Sözlük), Fikret TURAN, Bilimsel Akademik Y a­ yınlar, İstanbul, 2001 Bartın ve Yöresi Ağızları, Zeynep KORKMAZ: TDKy. Ankara 1994. Başlangıcından Günümüze K adar Büyük Türk Klasikleri, Tarih, Antoloji, Ansiklopedi, 1-10, Ötüken- Söğüt Y. İstanbul, 1985-1990 Batı Dilleri Kelimelerine Karşılıklar Kılavuzu, Ke­ mal DEMİRAY, TDK Ankara, 1972 Biyoloji Terimleri Sözlüğü, [haz] Prof. Dr. Sevinç KAROL - Prof. Dr. Zekiye SULUDERE - Prof. Dr. Cevat AYVALI, Ankara, TDK, 1998 Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler (I)-II, Ömer Asım AKSOY ve ark. TDK Ankara, 1996 Budunbilim Terimleri Sözlüğü, Prof. Dr. Sedat Veyis ÖRNEK, TDKy. 1973 Burhân-ı Katı, MÜTERCİM ÂSİM EFENDİ: (Tür­ kiye Türkçesi Sözlükleri Projesi Eski Sözlükler Dizisi: 2) (hzl.). Prof. Dr. Mürsel ÖZTÜRK-Dr. Derya ÖRS. TDK y. Ankara 2000. Büyük Fransızca-Türkçe Sözlük (Grand Dictionnaire Français-Turc), Tahsin Saraç, Adam y. 1994/ 1999 Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, Milliyet Gazetesi Büyük Türk Lügati, I (1927) MEB, II (1928) MEB, III (1943) TDK, IV (1945) TDK yay Hüseyin Kâzım Kadri, İstanbul. Büyük Türk Sözlüğü, (Hayat) (Şevket RADO), İs­ tanbul, tarihsiz.

KAYNAKLAR

ÜTÖ IUlCtSöM M .
Eski Türkçede İsim-Fiiller, Doç. Dr. Kemal ERASLAN, İ.Ü. Ed. F. y. İstanbul, 1980 Eski Türkçenin Grameri, A. Von GABAİN, Çev. Mehmet AKALIN, TDK. y. Ankara, 1988 [Gabain] Eski Türkçenin İzlerinde, (Prof. Dr.) Doğan AK­ SAN, Simurg y. İstanbul, 2000 Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, Ahmet Talat ONAY, haz: Doç. Dr. Cemal KURNAZ, TDV y. Ankara, 1992. Eski Türkiye Türkçesinde Edatlar ve Zarf-Fiiller, Kamil TİKEN, TDK. y. 2004. XX+177 s. Eski Türkiye Türkçesi XV. yüzyıl. Gramer-metinsözlük, Faruk K. TlMURTAŞ, İstanbul: İ.Ü. Edebiyat Fakültesi y. 1977. Eski Türk Şiiri, Reşid Rahmeti ARAD, TDK y. Ankara, 1965 [ARAT] Eski Türk Yazıtları, Hüseyin Namık ORKUN, TDK. Ankara, 1987 [ETY] Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü, A. CAFEROĞLU, TDKy. İstanbul, 1968 [EUTS] Esmâü’l-Hüsnâ Şerhi, Ali Osman TATLISU, Anka­ ra, 1963 Eşanlamlılık Sorunu ve Türk Yazı Dilinin Eskili­ ğinin Saptanmasında Eşanlamhlardan Y a ra r­ lanma, Prof. Dr. Doğan AKSAN, Türkoloji Der­ gisi, VI/1, Ankara: DTCF, 1-14 (Bu yazı ayrıca I. Türk Dili Bilimsel Kurultayına Sunulan Bildiriler 1972 [Ankara: TDK, 1975, 531-542] içinde ya­ yınlanmıştır). Et-T uh fetü ’s-Seniyye ilâ H azreti’l Haseniyye, (Farsça-Türkçe Sözlük), Amasyalı Deşişî Mehmet Efendi, (1580). (TDK Tarama Sözlü­ ğü’nden) Fatih Sultan M ehm ed’in Yarlığı, Prof. Dr. R. Rahmeti Arat, Makaleler C. l.'T K A E , Ankara 1987:s.738 [Fatih ’in Yarlığı] Felsefe Terimleri Sözlüğü, Prof. Dr. Bedia AKAR­ SU, g. 3. bs. Savaş y. Ankara 1984 Fransızca-Türkçe / Türkçe-Fransızca Bilge Büyük Sözlük (Okunuşlu, Örnekli, Açıklamalı), Ah­ met Çetin Ertürk, Kendi y. 1999 “Griechische Lehnwörter im Türkischen (mit besonderer Berücksihtungung der Anatolischen Dialekte)”, Christos TZİTZİLİS, Österreiche Akademie der Wissenschaften, philosop­ hisch-historische Klasse. Shiriften der Balkan­ kommission, lingustusche Abteilung 33. Wien, 1987 Güney-Batı Anadolu Ağızları, Zeynep KORKMAZ, TDK. y. 1994. XXXVII+130 s. Güneydoğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar, Ahmet CAFEROĞLU, TDK. y. 1995. XVIII+ 318 s.

Büyük Türkçe Sözlük, D. Mehmet DOĞAN ve ark. Birlik Yayınları, Ankara, 1986 Çuvaş Sözlüğü, H. Paasonen, TDKy. İstanbul, 1950 Dede Korkut Kitabı II, İndeks-Oramer, Doç. Dr Muharrem ERGİN, TDK. y. Ankara 1963 [DK| Dede Korkut Oğuznameleri Üzerine Notlar, Semih Tezcan, Yapı Kredi Yayınları, 1. bs. İstanbul, Ni­ san 2001 Derleme Sözlüğü 11+ Ek e. 2. bs. TDK y. Ankara 1993. [DS] Derleme Sözlüğü ve Kavramlar Dizini I. Tomris TUNÇ, TDK. y. 1995. 985 s. Derleme Sözlüğü ve Kavramlar Dizini II. Tomris TUNÇ, TDK. y. 1995.991 s. Derleme Sözlüğü ve Kavramlar Dizini III. Tomris TUNÇ, TDK. y. 1994. 945 s. Dictionnaire Larousse Ansiklopedik Sözlük, Milli­ yet Gazetecilik A.Ş. 1993-1994 Dilbilgisi ve Dilbilim Terimleri Sözlüğü, Dr. Meh­ met HENGİRMEN, Ankara 1999 Dilbilimin Temel Kavram ve İlkeleri, Prof. Dr. Berke VARDAR, Multilingual, İstanbul, 1998 Divanü Lûgat-it-Türk Dizini, TDK y. Ankara 1972. Divanü Lûgat-it-Türk Tercümesi I-IV. Besim ATALAY, 3. bs, TDKy. Ankara, 1992 Divân-ı Vâsıf, Vasıf Osman Bey (Enderunlu), Takvim-i Vekayi, (İstanbul), 1841. Diyarbakır İli Çüngüş ve Çermik Yöresi Ağzı, Sadettin ÖZÇELİK-Erdoğan BOZ, TDK. y. 2001. X + 252 s. Doğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar, Ahmet CAFEROĞLU, TDK. y. 1995. Doğu Rodop Türk Ağızları Sözlüğü, Mefküre MOLLOVA, TDK. y. Doğu Trakya Yerli Ağzı (İnceleme-Derleme-Dizin), Selahattin OLCAY, TDK. y. 1995. 92 s. Edebiyat Lügati, Tahir ONGUN, İstanbul, 1936 Edebiyat ve Tenkit Sözlüğü, Mustafa Nihat ÖZÖN, İnkılap, İstanbul, 1954 Edirne İli Ağızları, Emin KALAY, TDK. y. 1998. 268 s. Elazığ Yöresi Ağızlarından Derlemeler I . , TDK. y. Tuncer GÜLENSOY - Ahmet BURAN, TDK. y. 1994. 239 s. Erken-Türk Devletleri ve Türük Bil, Kâzım Mirşan Erzincan ve Yöresi Ağızları (İnceleme-MetinlerSözlük), Mukim SAĞIR, TDK. y.. 1995. XIII+ 435 s. Erzurum Ağzı, Selahattin OLCAY: (İnceleme-Derleme-Sözlük). TDKy. Ankara 1995. Erzurum İli Ağızları, 3 c. Efrasiyap GEMALMAZ. Atatürk Ü. y. Ankara 1978. [EG]

H M N S X M .»

KAYNAKLAR

Güzel Sanatlar Terimleri Sözlüğü, Adnan TURA­ NI, TDK. y. Ankara, 1968 G ram m aire de la Language Turque (dialecte Osmanli), Jean Deny, Paris 1921, Bibliotèque de l’é Ecole des Langues Oriantales Vivantes Griechische Lehnw örter im Türkischen, (mit besonderer Berücksichtigung der anatolischen Dialekte) Wien, 1987. (Linguistische Abtei­ lung) Halkbilim Terimleri Sözlüğü, Prof. Dr. Orhan ACIPAYAMLI, TDK y. Ankara, 1978 Hayeran Parkirk (Ermenice Sözlük - Türkçe Karşılıklarıyla) Armenian Dictionary, Keğam Kerovpyan, Aras y. 2002 İbni-Mühennâ Lügati, Abdullah Battal TAYMAS, TDKy. Ankara 1997. 3. bs. imla Kılavuzu, Türk Dil Kurumu, Ankara, 1996 2000 İngilizce - Türkçe Sözlük, Hamit Atalay 2 Cilt Türk Dil Kurumu Yayınları, 1999 İslâmî Bilgiler Ansiklopedisi, Selahaddin ŞAR, İs­ tanbul, 1964 İslâmî, İlmî, Edebî, Felsefî Yeni Lügat, Abdullah YEĞİN, Hizmet Vakfı Yayınları, İstanbul, 1992 İştikakçınm Köşesi, Şinasi TEKİN, Simurg, İstan­ bul, 2001 İyi ve Kötü Prens Öyküsü, (Dunhuang Mağarasında Bulunmuş Buddhacılığa İlişkin Uygurca El Yaz­ ması İyi ve Kötü Prens Öyküsü) HAMİLTON, James Russel, Çev. Vedat KÖKEN, TDK. Anka­ ra, 1998 [İKPÖy.] İzahlı Divan Şiiri Antolojisi, Necmeddin Halil ONAN, İstanbul, 1940 İzahlı Edebî Sanatlar Antolojisi, Mehmet KARA­ CA, İstanbul, 1960 Kamus-ı Osmânî, Mehmet Salahı, İstanbul, 1313 Kamus-i Türkî, Şemseddin Sami, Çağrı y. 7. b. İstanbul 1996 (Dersaadet İkdam Matbaası, Babıali Caddesinde daire-i mahsusasında, 1317, sahip ve naşiri: Ahmed Cevad) tıpkıbasımı, Karaçay-M alkar Türkçesi Sözlüğü, Ufuk TAVKUL, TDK. y. 2000. VIII+510 s. Kars İli Ağızları (Ses Bilgisi), Ahmet B. ERCİLASUN,TDK. y. 2002.VIII+386s. Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü I-II, Kül­ tür Bakanlığı Yayınları, 1371, Kaynak Eserler Dizisi: 54, Başbakanlık Basımevi, Ankara Keban, Baskil ve Ağın Yöresi Ağızları, Ahmet BU­ RAN, TDK. y. 1997.224 s. Kırşehir ve Yöresi Ağızları (İnceleme-MetinlerSözlük), Ahmet GÜNŞEN, TDK. y. 2000. XXIV+506 s. Kütahya Yöresi Ağızları, Tuncer Gülensoy, TDK. y. 1988. X X X +257 s.

Kazak Türkçesi Sözlüğü, Tere. Hasan ORALTAY, Doç. Dr. Nuri YÜCE, Saadet Pınar, Türk Dünya­ sı Araştırmaları Yayını: 8, İstanbul, 1984 Kırgız Sözlüğü, 1 Prof. K. K. YUDAHİN: (A-J) (Çev. Abdullah Battal TAYMAS. TDK y. Anka­ ra 1945. Kırgız Sözlüğü, II Prof. K. K. YUDAHİN: (K-Z) Çev. Abdullah (Battal) TAYMAS, TDK y. Anka­ ra 1945 Kuşlar- Türkiye’nin Av ve Yaban Hayvanları, 2. kitap, Nihat Turan, OGM Ankara, 1990 Kutadgu Bilig III İndeks, Reşid Rahmeti ARAT, Haz: Kemal ERASLAN, Osman F. SERTKAYA, Nuri YÜCE, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, İstanbul 1979 [KB] Kuzeydoğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar. Ahmet CAFEROĞLU: 2. bas. TDK y. Ankara 1994. Kuzeydoğu Bulgaristan Türk Ağızları Üzerine Araştırmalar, Hüseyin DALLI, TDK. y. 1991. 201 s. Latince Türkçe Sözlük, Sina Kabaağaç - Erdal Alova, 1995. Lehce-i Osmanî, Ahmet Vefik Paşa, (tabıcedit) İs­ tanbul, 1306 (1888/1889) Lehce-i Osmanî, Ahmet Vefık Paşa, Haz. Prof. Dr. Recep TOP ARLI, TDK Ankara; 2000 Lehcetü’l-Lügat, ŞEYHÜLİSLAM MEHMED ESAD EFENDİ: (Türkiye Türkçesi Sözlükler Proje­ si Eski Sözlükler Dizisi: 1) (hzl.). Doç. Dr. H. Ahmet KIRKKILIÇ. TDKy. Ankara 1999 Lûgat-ı Nâci, Muallim Nâci, İstanbul. Lûgat-i Çağatay ve Türki-i Osmanî, Süleyman (Şeyh Süleyman Efendi-yi Buharı), İstanbul, 1298 (1881) Makedonya ve Kosova Türklerince Kullanılan Atasözleri ve Deyimler, HAMDİ HAŞAN, TDK. y. 1997. Malatya İli Ağızları, Cemil GÜLSEREN: (İnceleme-Metinler-Sözlük ve Dizinler). TDK y. Ankara 2000 . Mantık Terimleri Sözlüğü, Doç. Dr. Teo GRÜNBERG- Dr. Adnan ONART, TDK. y. Ankara 1976 Matematik Terimleri Sözlüğü, Hilmi HACISALİHOĞLU - Akif HACIYEV - Varga KALANTAROV - Arif SABUNCUOĞLU - Lawrecne M. BROWN - Ertan İBİKLİ - MSC SEVİM BROWN, TDK y., Ankara 2000. Meydan Larousse Büyük Lügat ve Ansiklopedi, İstanbul, 1973. 12 c. Muhakemetü’l-Lügateyn (İki Dilin Muhakemesi), Ali Şîr Nevâyî, TDK, Ankara 1998 (Haz. F. Se­ ma BARUTÇU ÖZÖNDER) [Nevâyî]

KAYNAKLAR

İ M M® SOM. M
Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü IIII, Mehmet Zeki PAKALIN, MEB, İstanbul 1971. Osmanlı Türkçesi Grameri. Eski yazı ve imla Arapça-Farsça- Eski Anadolu Türkçesi. Faruk K. TİMURTAŞ, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi, İstanbul, 1979. Osmanlı Türkçesinde Yeni Farsça Alıntılar Sözlü­ ğü, S. Stachowski, Simurg y. 1998 Osttürkische der islamischen L itteratu rsp rachen Mittelasiens, Brockelman, Carl, Leiden, 1954 Prototürkçe Yazıtlar Hakkında Konferans, Kâzım Mirşan. Resimli Türkçe Kamus, Raif Necdet Kestelli, Hazır­ layanlar: Prof. Dr. Recep TOPARLI, Belgin Tezcan AKSU, Canan Selvi KANOĞLU, Seyfullah TÜRKMEN, Türk Dil Kurumu Yayınları: 842, Ankara 2004, XI+741 s. Rize İli Ağızları, Turgut GÜNAY, TDK. y. 2002. 335 s. Rusça Temel Sözlük (Rusça-Türkçe / TürkçeRusça), Tamara Ribaçenko, Multilingual Y. Dil. y. 2004 Sanat Terimleri Sözlüğü, Adnan TURANI, Remzi K. 7. b. İstanbul, 1998 Sevda Lügati, Mehmet Celal, İstanbul, 1330 Sivas ve Tokat İlleri Ağızlarından Toplamalar. Ahmet CAFEROĞLU: 2. bs. TDK y. Ankara 1994. Sosyoloji Sözlüğü, Gordon MARSHALL, Çev. Os­ man AKINHAN-Derya KÖMÜRCÜ, Bilim ve Sanat y. Ankara, 1999 Taram a Sözlüğü I- VIII, TDK 2. b. Ankara, 1996 Tarihî ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lügati, Andreas TİETZE, C. 1, A-E, Simurg, Österreiche Akademie Der Wissenschaften, Istanbul-Wien 2002 [Tietze] Temel Toplumbilim Terimleri Sözlüğü, Prof. Dr. Özer OZANKAYA, g.3.b. Savaş y. Ankara, 1984 Temel Türkçe Sözlük, Kemal DEMİRAY, İnkılap ve Aka, İstanbul, 1982 Temel Türkçe Sözlük, Sadeleştirilmiş ve Genişle­ tilmiş Kâmûs-ı Türkî, Tercüman Gazetesi/ Yapı Kredi Bankası, İstanbul, 1985 The Language of
6apa6n H C K H X T aT ap )

Naima Tarihi, Mustafa Naîma Efendi, Zuhuri Da­ nışman Yay. (t. ?) [Naîma] Nevşehir ve Yöresi Ağızlan, Zeynep KORKMAZ: TDK y. Ankara 1994. XVI+ 230 s. Nükleer Enerji Terimleri Sözlüğü, Mazhar BOY­ LA-Yılmaz CANKÜYER, TDK, Ankara, 1995 Oğuz Destanı, (Reşideddin Oğuznamesi, Tercüme ve Tahlili), Ord. Prof. Dr. A. Zeki Velidi TOOAN, 2. bs. İstanbul, 1982 Oğuz Kağan Destanı, W. Bang-G.R. Rahmeti (Oğuz Kağan Destanı, İstanbul, 1936’dan ayrı bas.) MEB, İstanbul, 1970 [OKD] XV . Yüzyıl Başlarında Yapılmış «Satır Arası» K ur’an Tercümesi, İkinci Cilt (Sözlük), Mu­ hammet Bin Hamza, Haz. Dr. Ahmet TOPALOĞLU, Kültür Bakanlığı, 300, Araştırma ve İn­ celeme Eserleri: 5, İstanbul, 1978 X I. Yüzyıl Türk Şiiri, Divanü Lugati’t-Türk’teki Manzum Parçalar, Prof. Dr. Talat TEKİN, Türk Dil Kurumu Yayınları: 541, Ankara 1989 X III. Asırdan Günümüze K adar Kitaplardan Toplanan Tanıklarıyla Taram a Sözlüğü, T.D.K. y. 5 c, İstanbul, 1943-1957 XIII. Yüzyıldan Beri Türkiye Türkçesi ile Yazıl­ mış Kitaplardan Toplanan Tanıklarıyla Ta­ rama Sözlüğü, T.D.K. y. 8 c, Ankara, 1963-1977 [T.S.] Ordu İli ve Yöresi Ağızları (İnceleme-Metin-Sözlük), Necati DEMİR, TDK. y. 2001. 359 s. Orhon Türkçesi Grameri, Talat TEKİN, (Yay: Mehmet Ölmez) Türk Dilleri Araştırmaları Dizi­ si, Ankara 2000 Orhon Yazıtları, Prof. Dr. Talat TEKİN - TDK. An­ kara, 1988 [Tekin] O rta Anadolu Ağızlarından Derlemeler, Ahmet CAFEROĞLU: 2. bs. TDKy. Ankara 1995. O rta Asya'da Bulunmuş Kur'an Tefsirinin Söz Varlığı (XII.-XIII. Yüzydlar), A K. BOROVKOV, (çev.) H. İ. USTA-E. AMANOĞLU, TDK. y. 2002. 366 s. Osmaniye-Tatar Ağzı, Fatma ÖZKAN, TDK. y. 1997. VI11+152 s. Osmanlıca - Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ferit DEVELLİOĞLU, (Y. hz. Aydın Sami Güneyçal) Aydın Kitabevi, Ankara, 2000 Osmanlıca-Türkçe Sözlük, Mustafa Nihat ÖZÖN, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1959 OsmanlIlardaki Tıp Eserlerinin Tıbbi Terminoloji Açısından Kısa Bir Değerlendirilmesi, Esin KAHYA, Journal of Turkish Studies (Türklük Bilgisi Araştırmaları) Dosya: In Memoriam Agah Sırrı Levend 3 (Hatıra Sayısı) Sayı: 24 / 3, 2000 Harvard University

Barabin T atars, (33MK L. V. Dmitrieva, Lening­

rad, 1981 Trabzon-Maçka Etimoloji Sözlüğü, Kudret EMİROĞLU, 1989 Türk Atalar Sözü Hâzinesi, İ. Hilmi SOYKUT, Ülker Yayınları, İstanbul, 1974 Türkçe Bitki Adları Sözlüğü, Prof. Dr. Turhan BAYTOP, 2. b. TDKy. Ankara, 1997

ı r a i n t » i i i i . 35 Türkçede Eklerin Kullanılış Şekilleri ve Ek Kalıp­ laşması Olayları, Prof. Dr. Zeynep KORKMAZ, TDK. Ankara, 1994 Türkçede Fiilimsiler, Nesrin BAYRAKTAR, TDK. y. 2004. XVIII+397 s. Türkçede Fiillerden Türetilmiş İsimlerin Morfolo­ jik ve Semantik Yönden İncelenmesi, Güler MUNGAN, Simurg y. İstanbul, 2002 Türkçede Ses Yansımalı Kelimeler, İnceleme-Sözlük, Prof. Dr. Hamza ZÜLFİKAR, TDK Ankara, 1996. [Zülfıkar] Türkçedeki Yabancı Kelimeler Sözlüğü, Gökdal Okay, 2001 Art Basın Yayın Türkçede Yakın ve K arşıt Anlamlılar Sözlüğü, Özcan YALIM, 1. b. İmge y. Ankara 1998 Türkçe - Fransızca Büyük Sözlük, Yalçın Kocabay kendi y. 5. bs. Türkçe İlk Kur'an Tercümesi, Karahanlı Türkçesi, Prof. Dr. Aysu ATA, TDK. y. XXXVIII + 964 s. Türkçenin Büyük Argo Sözlüğü, (Tanıklarıyla), Hulki AKTUNÇ, YK Y. İstanbul 1998 Türkçenin Ekleri, Prof. Dr. Vecihe HATİBOĞLU, TDK y. Ankara, 1974 Türkçe / Osmankca-İngilizce Redhouse Sözlüğü, Sofi Huri, V. Bahadır Alkım, Robert Avery, Fa­ hir İz, Nazime Antel, Janos Eckmann, Mecdud Mansuroğlu, Andreas Tietze Redhouse Y. 18. bs.
2000

KAYNAKLAR

Türkisch-Deutsches Wörterbuch, Türkçe- Almanca Sözlük, von Karl STEUERWALD, Otto HARRASOWiTZ Verlag, Wiesbaden, ABC Yayınevi, İstanbul. Türkiye’de Halk Ağzından Söz Derleme Dergisi IIII, Türk Dil Kurumu, İstanbul, 1939-1940-1942 [DD) Türklerde Halıcdık Terimleri ve Halıcılığın Men­ şei, Lydia RÂSONYİ, Türk Kültürü, s. 103, s. 614(46). Türk Sözünün Aslı, Hüseyin Namık ORKUN, TDK. y. 2004. 36 s. Urfa Ağzı. URFALI KEMAL EDİP: TDK y. Ankara 1991. 2. bs. Urfa Merkez Ağzı, Sadettin ÖZÇELİK, TDK. y. 1997. XIX+271 s. Uşak İli Ağızları (Dil Özellikleri-Metinler-Sözlük), Gürer GÜRSEVİN, TDK. y. 2002. XV+396 s. Uygur Sözlüğü. Birinci bölüm A-K. Ahmet CAFEROĞLU, İstanbul: İ.Ü. Edebiyat Fakültesi, 1934. Uygur Sözlüğü. İkinci bölüm K-S. Ahmet CAFEROĞLU, İstanbul: İ.Ü. Edebiyat Fakültesi, 1937. Uygur Sözlüğü. Üçüncü bölüm S-Z. Ahmet CAFEROĞLU, İstanbul: İ.Ü. Edebiyat Fakültesi, 1938. Üç İtigsizler, F. Sema BARUTÇU ÖZÖNDER (Abidarım kıınlıg koşavarti şastirtakı çınkirtü yörtiglerning kingürüsi’nden) Giriş-metin-tercüme-notlar-indeks-xxx levha, TDK y. Ankara, 1998. [Üç İtigsizler] Versuch eines etymologischen Wörterbuch der Türksprachen, Martti Räsänen, Helsinki 1969 Yabancı Kelimelere Karşılıklar, Türk Dil Kurumu, 631, Ankara, 1995 Yabancı Kelimelere Karşıkklar- İkinci Kitap, TDK, Ankara, 1998 Yabanî Bitkiler Sözlüğü, 1. [Haza Fihrist-i Risale-i Feyziye fı Lugat-ı Müfredati’t-Tıbbiye], Hayati Zade Mustafa Feyzi Efendi, (Sadeleştiren, Hadiye TUNCER) Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakan­ lığı y. Atak Matbaası, 1978 Yeni İslam Dini Ansiklopedisi, A. Zuhurî DANIŞ­ MAN, İstanbul, 1964 Yeni Taram a Sözlüğü, Cem DİLÇİN, Türk Dil Kurumu Yayınları: 503, Ankara, 1983 Yeni Türkçe Lügat, M. Bahaeddin, 2. b. İstanbul. Yunanca - Türkçe, Türkçe - Yunanca Sözlük, Az­ mi Aksoy, Alfa. Y. 2003 Zonguldak-Bartın-Karabük İlleri Ağızları, Emin EREN, TDK. y. 1997. 196 s.

Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü, İsmet Zeki EYUBOĞLU, 4. bs. 1998 Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü, Haşan EREN, Ankara, 1999 Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi 1-7, Devirler / İsimler / Eserler/ Terimler, Dergâh Yayınları, 1977 Türk Dillerinde Akrabalık Adları, Yong-Söng Li, Simurg y. İstanbul, 1999 Türk Hukuk Lügati, Türk Hukuk Kurumu, Ankara, 1944 Türk Lehçeleri Üzerine Denemeler, Prof. Dr. Saadet ÇAĞATAY, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Cografya Fakültesi Yayınları No; 279, An­ kara 1978 Türkçe Tâbirler Sözlüğü I (A-D), Mustafa Nihat ÖZÖN, İstanbul, 1943 Türkçe Yabancı Kelimeler Sözlüğü, Mustafa Nihat ÖZÖN, İnkılap Kitabevi, İstanbul 1962 Turkic Etym ology, The Tower of Babel, An In­ ternational Etymological Database Project, Sergei Anatolyevich Starostin, 1998-2005

MAKALELER
ASLAN, Sema (2002) “Türkiye Türkçesinde Kü­ çültme ve Pekiştirme Kavramları ve -CIK Eki Üzerine”, Türk D ili, TDK, 603:224-228 BURAN, Ahm et, “Derleme Sözlüğü’ne Katkılar”, Türk D ili, Sayı: 535, Cilt 1996/2, s. 38-43. C A FE R O Ğ L U , A. (1969), “Milletlerarası Kültür Sözlüğündeki Bazı Türkçe Unsurlar”, Türk D i­ li A raştırm aları Yıllığı, B elleten , 1969:25-53 ÇA Ğ A TA Y, Saadet (1977), “Türkçede Çocuk Kavramı” Türk D ili A raştırm aları Yıllığı, B e l­ leten, 1977:1-16 D EM İR , Doç. Dr. Necati (2002) “Değirmen Ke­ limesi Üzerine”, Türk D ili, TDK, 607:209-213 E R C İLA S U N , A hm et B. (1979-1983), “Geniş Zaman Ekine Dair Bazı Düşünceler”, Türk Kültürü A raştırm aları, X V II-X X I/1-2:115119 E R E N , Haşan (1958), “Türkçe Folluk Kelimesi Üzerine”, Türk D ili A raştırm aları Yıllığı, B e l­ leten, 1958, 2. bs. 13-15 E R E N , Prof. Dr. Haşan (2004), “Anadolu Ağız­ larında “Ağaç Sürgünü””, Türk D ili, Nisan 2004 E R E N , Prof. Dr. Haşan (1960), “Anadolu Ağız­ larında Rumca, İslavca ve Arapça Kelimeler”, Türk D ili A raştırm aları Yıllığı, B elleten , 1960: 295-371 E R E N , Prof. Dr. H aşan, (1993), “Balıklava”, T ürkD ili, 500:111-117 G Ü LEN SO Y, Doç. Dr. Tuncer (1984), “Divanü Lügati’t-Türk ve Kutadgu Bilig’deki Moğolca Kelimeler Üzerine”, Türk Kültürü A raştırm a­ ları, X X II/l-2 :9 0 -1 0 3 G Ü LEN SO Y, Prof. Dr. Tuncer (2004), “Bir Eti­ molojik Sözlük Üzerine Notlar”, Türk Dili, 627:204-222 GÜNGÖRDÜ, D r. E ro l (2003), “tu- Fiili Üzeri­ ne”, T ü rkD ili, 622:475-483 H A T İB O Ğ LU , Prof. D r. Vecihe, (1972) “Ağaç ve Iğ”, B ilim sel B ild iriler,T D K , 1972:165-171 H A T İB O Ğ L U , Prof. Dr. Vecihe, (1972), “Ağaç ve Su”, Türk D ili A raştırm aları Yıllığı, B e lle ­ ten, 1972:263-281 K A L A Y , Em in, “Edime îli Ağızlarından D erlem e Sözlüğü'ne Katkılar”, T ürk Dili, Sayı: 547, s. 25. K A R A Ö R S, M etin, “Kayseri, İsparta, Adana İlle­ rimizden Derlemeler”, Türk Dili, Sayı: 505, s. 65-67. S Ö Z B İL İC İ, Şaban (2002) “Ağıt Kelimesinin Kökeni”, TDK, 604:325-332 T ü rkD ili ŞAN LI, Cevdet, “Anadolu ve Rumeli Ağızların­ dan D erlem e Sözlü ğü’n e Katkılar II”, Tiirk Di­ li, Sayı: 572, s. 670. ŞAN LI, Cevdet, “Kırıkkale, Erzurum ve Artvin İllerimizden D erlem e Sözlüğü'ne Katkılar”, T ürkD ili, Sayı: 552, s. 542. T E K İN , T alat (1960), ““Amca ve Teyze” Keli­ meleri Hakkında”, Türk D ili A raştırm aları Yıl­ lığı, B elleten , 1960:283-294 T E Z C A N , Semih (1977) “Eski Türkçe buyla ve bağa Sanları”, Türk D ili A raştırm aları Yıllığı., B elleten , 1977:53-69 T U R G U T E R , Necip (2002) “Demirbaş Kelime­ sinin Kökeni Üzerine”, Türk D ili, TDK, 602: 166-168 Z İE M E , P. (1968), “Türkçe Bir Mani Şiiri”, Türk D ili A raştırm aları Yıllığı, B elleten , 1968:45-51

SÖZLÜK veya DİZİNLERİNDEN YARARLANILAN ve KISMEN TARANAN ESERLER
(T aram ada çekilen güçlük yüzünden yeni harfli eserlerin toplam sayfa sayısının seçkisiz onda biri, eskilerin seçkisiz on sayfası taranm ıştır. T aram a sonucu bulunan kelim eler “K a y n a klar”d a verilen sözlü klerle karşılaştı­ rılmış, ayrılığı y o ksa herhangi bir kayıt düşülm eden olduğu g ibi alınm ış; anlam farklılığ ın ın bulunması duru­ munda ise ayrı m adde ve kay n ak notu ile belirtilm iştir. D izin ve sözlüğü bulunanlarda ise taram a yapılm aksızın doğrudan dizin veya sözlük kısm ından y a ra rla ­ nılmıştır. Y azım da çok değişik biçim lerle karşılaşıldığı için öncelikle Türk Dil Kurumu Yazım Kılavuzu, Türkçe Sözlük; O sm anlıca m etinlerde Ferit D evellioğlu’nun Ansiklopedik Osm anlıca Lügat başta olm ak üzere sırasıyla Türkçe / Osm anlıca - İngilizce Redhouse Sözlüğü, Kamus-i Türkî ve T D K ’nun Tanıklarıyla Taram a Sözlüğü referans o la ra k alınm ıştır. A ğ ızlarla ilgili olan kelim elerde ise herhangi bir düzenleyici yazım a başvurulm adan söylenişe en y akın bi­ çim esas alınmış, çoğunlukla Derlem e Sözlüğü ve Derlem e Dergisinde yer alan biçim lere uyulmuştur.)

Abdal, Divan-ı Abdal, İstanbul, tarihsiz, (es.h.). Abdullah Cevdet, Masumiyet, İstanbul, 1311, (es.h.) Abdiilbâki Gölpmarlı, Divan, M evlânâ Celâleddin; (çevr.), İnkılap ve Aka kitabevleri, İstanbul, 1974 Abdiilbâki Gölpınarlı, Divan, Yunus Emre, Ahmet Halit Kitabevi, İstanbul, 1948 Acaroğlu, M. Türker, En Ünlü Dünya Yazarları- H a­ yatları, Sanatları, Eserleri, Kaya Yayınevi, İstan­ bul, 1988. Acaroğlu, M. Türker, Ozanlar ve Yazarlar, 3. bs. Ör­ gün Yayınları, İstanbul, 1982. Adıvar, Halide Edib, A kile Hanım Sokağı, İstanbul, 1958. Adıvar, Halide Edib, Ateşten Gömlek, İstanbul, 1957. Adıvar, Halide Edib, D ağ a Çıkan Kurt, İstanbul, Remzi Kitabevi, 1963. Adıvar, Halide Edib, D ön er Ayna, İstanbul, 1954. Adıvar, Halide Edib, Handan, İstanbul, 1963, Adıvar, Halide Edib, H ayat P arçaları, İstanbul, Rem­ zi Kitabevi, 1963. Adıvar, Halide Edib, K alp Ağrısı, İstanbul, Remzi Kitabevi, 1962, 263 s , , Adıvar, Halide Edib, Mev'ut Hüküm, İstanbul, Atlas Kitabevi, 1968. Adıvar, Halide Edib, Raik'in Annesi, İstanbul, Atlas Kitabevi, 1967. Adıvar, Halide Edib, Seviyye Talip, İstanbul, Atlas Kitabevi, 1967. Adıvar, Halide Edib, Sinekli Bakkal, İstanbul, Mual­ lim Ahmet Halit Kitabevi, 1942. Adıvar, Halide Edib, Son Eseri, İstanbul, Ahmet Ha­ lit Kitabevi, 1944.

Adıvar, Halide Edib, Sonsuz Panayır, İstanbul, Rem­ zi Kitabevi, 1946. Adıvar, Halide Edib, Türk'ün A teşle imtihanı: Kurtu­ luş Savaşı Anıları. 10. bs. Atlas Kitabevi, İstanbul 1992. Adıvar, Halide Edib, Vurun Kahpeye, İstanbul, Rem­ zi Kitabevi, 1963. Adıvar, Halide Edib, Yeni Turan, 3. bs. Atlas Ki­ tabevi, İstanbul 1967. Adıvar, Halide Edib, Yolpalas Cinayeti, İstanbul, 1957. Adıvar, Halide Edib, Zeyno’nun Oğlu, İstanbul, Rem­ zi Kitabevi, 1967. Ağaoğlu, Ahmed, Kuvayı Milliye Ruhu, İstanbul 1944. Ağaoğlu, Ahmed, Üç Medeniyet, İstanbul 1927. Ağaoğlu, Samet, H ücredeki Adam, İstanbul, Ağaoğlu Yayınları, tarihsiz. Ağaoğlu, Samet, Katırın Ölümü, Ağaoğlu Yayınevi, İstanbul 1965. Ağırnaslı, Niyazi, Elem Kaynağı, İstanbul, 1941. Ahmed Cevad, Yabancılara G öre Eski Türkler, İstan­ bul. (?) Ahmed Cevdet, B elagat-i Osmaniyye, İstanbul, 1310. Ahmed Fakih, Kitabu Evsafı M esacidi 'ş-Şerife, yay. Hasi.be Mazıoğlu, Ankara, Türk Dil Kurumu Ya­ yınlan, 1974. Ahmed Lütli, D ivançe-i Vakaniivis Ahmet Lütfi, İstan­ bul, 1302. (es.h.). Ahmed Rıza, Batının Kültür Politikasının Ahlaken İflâsı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara 1988. Ahmed-i Yesevî, Divan-ı Hikmet'ten Seçm eler, haz. Kemal Eraslan, Kültür Bakanlığı, Ankara 1991. Ahmet Haşim, Ahmet Haşim'in Şiirleri, İstanbul, 1933.

Y A R A R LA N ILA N ESER LER

ÛIÜMIÜK M . 3 6
Ahmet Mithat Efendi, Yeryüzünde B ir Melek, İstan­ bul, 1296, (es.h.). Ahmet Mithat Efendi, Zabit, İstanbul, 1308, (es.h.). Ahmet Rasim, Fuhş-i Atik ve H am amcı Ülfet, İstan­ bul, 1958. Ahmet Rasim, Ham amcı Ülfet, İstanbul, 1338, (es.h.). Ahmet Rasim, İki Günahsız Sevda, İstanbul, 1339, (es.h.). Ahmet Rasim, ik i Güzel Günahkar-Bedia-Eleni, İs­ tanbul, 1338, (es.h.). Ahmet Rasim, İstibdaddan Hakimiyet-i Milliyeye, İstanbul, 1342 Ahmet Rasim, Romanya Mektupları, İstanbul, 1333, Ahmet Talat, Türk Şiirlerinin Vezni, İstanbul, 1933. Ahmetbeyoğlu, Ali, Avrupa Hunları, Türk Dünyası Araştırma Vakfı, İstanbul. Aka Gündüz, Bozgun, M illî Vatani Şiirler, İstanbul, 1918, (es.h.). Aka Gündüz, Çapkın Kız, İstanbul, Ahmet Halit Kitaphanesi, 1930. Aka Gündüz, Dikmen Yıldızı, Toker Yayınevi, İstan­ bul 1990. Aka Gündüz, İki Süngü Arasında, İstanbul, 1929. Aka, İsmail, Timur ve Devleti, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1991. Aka, İsmail, Timurlular, Türkiye Diyanet Vakfı, An­ kara. Akansel, Mustafa Hakkı, Türk'ün Kitabı, Akbaba Yayınevi, İstanbul 1943. Akansel, Mustafa Hakkı, Yurt İçin, Ankara 1933. Akbaş, Ali, M asal Çağı, Ocak Yayınevi, Ankara 1983. A. K. Borovkov, Orta Asya'da Bulunmuş Kur'an Tefsirinin Söz Varlığı (XII.-XIII. Yüzyıllar), (çev.) H. İ. Usta-E. Amanoğlu, TDK y. 2002. Akçura, Yusuf, Osmanlı Devletinin D ağılm a D evri (XVIII. ve XIX. Asırlarda), 2. bs. Türk Tarih Kuru­ mu, Ankara 1985. Akçura, Yusuf, Türkçülük, Toker Yayınevi, İstanbul. Akçura, Yusuf, Türkçülük, Türkçülüğün Tarihi Geli­ şimi, Türk Kültür Yayını, İstanbul 1978. Akçura, Yusuf, Yeni Türk Devletinin Öncüleri, Haz. Nejat Sefercioğlu, Kültür Bakanlığı, Ankara 1981. Akdağ, Mustafa, Türkiye'nin İktisadî ve İçtim aî Tari­ hi, 2 C., Cem Yayınevi, İstanbul. Akdemir, Rıza, D inî ve M illî Şiirler Antolojisi, Türki­ ye Diyanet Vakfı, Ankara 1991. Akdemir, Rıza, Türk Gençliğine Mektuplar, Derya Yayınevi, İstanbul 1979. Akengin, Yahya, Ç ağ Sürgünü, Ankara, Hisar Yayın­ ları, 1977.' Akengin, Yahya, Dönüş Acıları, Birlik Yayınlan, Ankara 1983.

Ahmet Haşim, B ize G öre; G urebâhânei Lâklâkân; Frankfurt Seyahatnamesi, haz. Mehmet Kaplan, 2. bs. Millî Eğitim Bakanlığı, Ankara 1989. Ahmet Haşim, Bütün Şiirleri, Bugünkü D ile Çeviriler, Sözlükler ve Notlar, haz. Asım Bezirci, Cem Yayı­ nevi, İstanbul 1983. Ahmet Midhat Efendi, A caib-i Âlem, İstanbul, 1293, (es.h.). Ahmet Midhat Efendi, Ahmet Metin ve Şirzad, İstan­ bul, 1309, (es.h.). Ahmet Midhat Efendi, Beliyat-ı Miidhike, İstanbul, 1298, (es.h.). Ahmet Midhat Efendi, Cellad, İstanbul, 1301, (es.h.). Ahmet Midhat Efendi, Çengi, İstanbul, 1294, (es.h.). Ahmet Midhat Efendi, Dünyaya İkinci Geliş yahud İstanbul'da N eler Olmuş, İstanbul, 1291, (es.h.). Ahmet Midhat Efendi, D ürdane Hanım, İstanbul, 1299, 123 (es.h.). Ahmet Midhat Efendi, Edvar-ı Askeriye, İstanbul, 1308, (es.h.). Ahmet Midhat Efendi, Esrar-ı Cinayet, İstanbul, 1301, (es.h.). Ahmet Midhat Efendi, Felatun Bey ile Rakım Efendi, İstanbul, 1292, (es.h.). Ahmet Midhat Efendi, F en n î B ir Roman yahud A m erika Doktorları, İstanbul, 1305, (es.h.). Ahmet Midhat Efendi, Fürs-i K adim de B ir F a cia yahu d Siyavuş, İstanbul, 1301, (es.h.). Ahmet Midhat Efendi, Gönüllü, (es.h.). İstanbul, 1314,

Ahmet Midhat Efendi, H ace-i Evvel, İstanbul, 1287, (es.h.). Ahmet Midhat Efendi, Hallü'l-ukad, İstanbul, 1307, (es.h.). Ahmet Midhat Efendi, Haydut Montari, İstanbul, 1305, (es.h.). Ahmet Midhat Efendi, Hayret, İstanbul, 1302, (es.h.). Ahmet Midhat Efendi, Henüz On Yedi Yaşında, İstanbul, 1298, (es.h.). Ahmet Midhat Efendi, Hikmet-i Peder, İstanbul, 1316, (es.h.). Ahmet Midhat Efendi, Ilham at ve Tagligat, İstanbul, 1302, (es.h.). Ahmet Midhat Efendi, Jö n Türk, İstanbul, 1326, (es.h.). Ahmet Midhat Efendi, Karnaval, İstanbul, 1298, (es.h.). Ahmet Mithat Efendi, Pariste B ir Tiirk, İstanbul, 1293, (es.h.). Ahmet Mithat Efendi, Sevda-yı Sa'y ü Amel, İstanbul, 1296, (es.h.). Ahmet Mithat Efendi, T aaffü f İstanbul, 1313, (es.h.)

lO M liR M .a s

YA R A R LA N ILA N E S ER LER

Akengin, Yahya, K im selere Anlatmadım, Ankara, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 1988. Akengin, Yahya, Saatler ve Çehreler, Ocak Yayınevi, Ankara 1982. Akın, Gülten, Ağıtlar ve Türküler, İstanbul, Cem Yayınevi, 1976. Akkoç, Hüseyin Şevket, Atatürk'ün Vefatı Milletin Feryadı, İstanbul, 1938. Akkoç, Hüseyin Şevket, Felaketzedegâna Yardım, İstanbul, 1940. Akkutay, Ülker, Enderun Mektebi, Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi, Ankara 1984. Aksal, Sabahattin Kudret, Çizgi, Yayınevi, 1976. İstanbul, Cem

Alptekin, Mahmut, Bağımsızlık Bekçisi, Atatürk'e Şi­ irler, İstanbul, 1981. Altan, Çetin, Büyük Gözaltı, Ankara, Bilgi Yayınevi, 1972. Altaylı, Enver, Komünist Teoriler ve Sovyet Yayılma Siyaseti, Yeni Yayınlar, İstanbul 1980. Altıkulaç, Tayyar, Yüce Kitabımız Hz. Kur'an, Türki­ ye Diyanet Vakfı, Ankara 1986. Altınay, Ahmet Refik, Anadolu'da Türk Aşiretleri, Enderun Yayınları, İstanbul 1989. Altınay, Ahmet Refik, K afkas Yollarında - H atıralar ve Tahassüsler -, Haz. İbrahim Demirci, Öncü Kitabevi, Ankara 1992. Altınay, Ahmet Refik, Osmanlı Zaferleri, Timaş Y a­ yınları, İstanbul. Altıner, Hakan, Seçilmiş M illî Şiirler Antolojisi, Bakış Yayınları, İstanbul 1982. Altıntaş, Hayranî, Tasavvuf Tarihi, Ankara Üniversi­ tesi İlahiyat Fakültesi, Ankara 1986. Altunbay, Mehmet, Hürriyete Uçan Türk, haz. Melâhat Altunbay, Azerbaycan Kültür Demeği, Ankara 1989. Amicis, Edmondo de, Çocuk Kalbi, haz. İbrahim Alaettin, İstanbul, 1930. Amri, Divan, haz. Mehmed F. Çavuşoğlu, İstanbul, 1979, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Yayınları. Anday, Melih Cevdet, Gizli Emir, Ankara, Bilgi Ya­ yınevi, 1970. Anday, Melih Cevdet, Güneşte, İstanbul, Adam Y a­ yınları, 1989. Andrich, Ivo, D rina Köprüsü, tere. N. Müstakimoğlu, H. A. Ediz, Altın Kitaplar, İstanbul 1963. Ann Bridge, İzmir A teşler İçinde, çev.: Emel Bilge Azizoğlu, İstanbul, Milliyet Yayınları, 1972 Apaydın, Talip, Yoz Davar, İstanbul, Cem Yayınevi, 1972. Arat, Reşid Rahmeti, Eski Türk Şiiri, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1965,. A rat, Reşit Rahmeti, Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacib, Türk Tarih Kummu, Ankara 1994. Araz, Nezihe, D ertli D olap - Yunus Emre'nin H ayat H ikayesi ve Şiirleri, Atlas Kitabevi, İstanbul, 1979. Arel, Hüseyin Sadettin, Türk Musikisi Kimindir?, Kültür Bakanlığı, Ankara 1988. Arıca, Erdoğan, Güneşin Utancı, İstanbul, 1977. Arıç, Sabahattin, M asonların Dünyası, Tekin Yayı­ nevi, İstanbul. Arık, Mustafa Arif, Güzeller Treni, Ankara 1959. Arık, Remzi Oğuz, Coğrafyadan Vatana, 3. bs. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara 1986. Arık, Remzi Oğuz, İd ea l ve İdeoloji, Burhan Ki­ tabevi, İstanbul 1965.

Aksal, Sabahattin Kudret, Şiirler, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1979. Aksan, Doğan, Türkçenin Gücü - Türk Dilinin Zengin­ liklerine Tanıklar, Türkiye İş Bankası, Ankara 1987. Akseki, Ahmet Hamdi, İslâm Dini, Diyanet İşleri Başkanlığı, Ankara 1970. Akseki, Ahmet Hamdi, Namaz Surelerinin Türkçeye Tercüme ve Tefsiri, 13. bs. Diyanet İşleri Başkan, lığı, Ankara 1992. Aksoy, Yaşar, Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Şiirleri, İzmir, 1981. Akün, Ömer Faruk, Türk D ili K arşısında Türk Mü­ nevveri, Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul. Akyol, Taha, Azerbaycan, Sovyetler ve Ötesi, Burak Yayınevi, İstanbul 1990. Akyüz, Kenan, Ahmet Flaşim - Şiirler - Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı, İstanbul, 1973. Akyüz, Kenan, Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojosi, 1860-1923, İstanbul, İnkılap Yayınevi, 1986. Akyüz, Kenan, Çağdaş Türk Edebiyatının Ana Çizgi­ leri, İnkılâp Kitabevi, İstanbul. Alasya, Halil Fikret, Tarihte Kıbrıs, Kıbrıs Türk Kül­ tür Demeği, Ankara 1988. Ali Süha, İkinci Gençlik, İstanbul, 1923, (es.h.). Alkan, Ahmet Turan, Ateş Tecrübeleri, Ötüken Neş­ riyat, İstanbul. Alkan, Ahmet Turan, Üç Noktanın Söylediği, İnsan Yayınları, İstanbul. Alphonse Baudet, Ja ck, çev. Nebil Otman, İstanbul, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1948. Alptekin, Erkin, D oğu Türkistan'dan Hicretimizin 40. Yılı, Erciyes Dergisi, Kayseri 1990. Alptekin, İsa Yusuf, D oğu Türkistan Davası, Marifet Yayınevi, İstanbul 1981. Alptekin, İsa Yusuf, E sir Doğu Türkistan İçin, Der. M. Ali Taşçı, Doğu Türkistan Neşriyat Merkezi, İstanbul 1985.

Y A R A R LA N ILA N ESER LER

ÛIüM IİİM M .
Âşık Hüdai, Yaşamı, Kişiliği, Sanatı ve Şiirler, haz. Zeynep Başaran, İstanbul, 1980. Âşık Ömer, Divan-ı Aşık Ömer: Şah İsm ail ile Gülizar D erdi Yok ile Zülfü Siyah Vasıf Gazeliyatı, İstan­ bul, tarihsiz, (es.h.). Âşık Veysel, D ostlar B eni Hatırlasın, Türkiye İş Ban­ kası Kültür Yayınlan, Ankara, 1970. Âşık Veysel, Hayatı ve Şiirleri, İstanbul, İstanbul Maarif Kitaphanesi, 1963. Âşık Zülkifar Divani, Evreninde B ir Nokta, İstanbul, 1973. Aşkım,Vehbi 1937. Cem, Merzifon Şairleri, Merzifon,

Arık, Remzi Oğuz, K öy Kadını- M em leket Parçaları, Hareket Yayınevi, İstanbul 1967. Arık, Remzi Oğuz, M eseleler, Hareket Yayınevi, İs­ tanbul. Arık, Remzi Oğuz, Milliyetçilik, Hareket Yayınevi, İstanbul 1974. Arısoy, M. Sunuilah, Deste, Yeni Tiirk Şiiri, Ankara, Kaynak Yayınları, 1953. Armaoğlu, Fahir, XIX. Yüzyıl Siyasî Tarihi, Türk Ta­ rih Kurumu, Ankara 1996. Arpaeminizade Mustafa Sami, Divan-ı Sami, İstan­ bul, 1253. (es.h.). Arsal, Sadri Maksııdî, Milliyet Duygusunun Sosyolo­ j i k Esasları, İstanbul 1965. Arslangiray, Ahmet Suha, Kırım Hanlığı- Menşei, Kuruluşu ve Osmanlı im paratorluğuna Bağlanm a­ sı, Kırım Kültür Demeği, İstanbul 1959. Artan, Atillâ, Türk Cumhuriyetlerinin Sosyo-Ekonom ik Analizleri ve Türkiye İlişkileri, Türkiye Millî Kültür Vakfı, İstanbul. Arvasi, S. Ahmet, İleri Türk Milliyetçiliğinin İlkeleri, Doğan Güneş Yayınevi, İstanbul 1965. Arvasî, S. Ahmet, Size Sesleniyorum, Model Y ayınevi, İstanbul 1989. Arvasî, S. Ahmet, Şiirlerim, Berekât Yayınevi, İstan­ bul 1989. Arvasî, Seyit Ahmet, Türk-İslâm Ülküsü, 5. bs. Burak Yayınevi, İstanbul 1990. Asarcıklı, Hayreddin, G erçek H ayat H ikayesi ile Çakıcı M ehmet Efe, İstanbul, Yağmur Yayınevi, 1973. Asimov, Isaac, Kan D am arlarında Yolculuk, çev. Reha Pınar, İstanbul, Okat Yayınevi, 1971. Aslanoğlu, İbrahim, Kul Himmet Üstadım, Sivas, 1976. Asya, Arif Nihat, Basam aklar, Didakta Yayınları, Ankara, 1971. Asya, Arif Nihat, B ir B ayrak Rüzgar Bekliyor, İstan­ bul, 1967. Asya, Arif Nihat, D ualar ve Aminler, İstanbul, Ötüken Yayınevi, 1976. Asya, Arif Nihat, K ova Burcu, Ankara, Defne Yayın­ ları, 1967. Asya, Arif Nihat, K ökler ve Dallar, İstanbul, Ötilken Yaymevi, 1976. Asya, Arif Nihat, Kundaklar, Ankara, Didakta Yayın­ ları, 1969. Asya, Arif Nihat, Şiirler, Millî Eğitim Bakanlığı, Ankara 1971. Âşık Demman’i Baba, Hayatı ve Şiirleri, haz. Adil Ali Atalay, Can Yayınları, İstanbul, 1982. Âşık Gevheri, Mehmet Halit Bayrı, İstanbul Maarif Kitaphanesi, İstanbul, 1958.

Atabinen, Reşit Saffet, Türklük ve Türkçülük İzleri, Türk Ocakları İlim ve Sanat Hey'eti, Ankara 1930. Ataç, Nuruüah, ik i Gelinin Hatıraları, Honore de Balzac, çeviri, Ankara, Milli Eğitim Bakanlığı Ya­ yınları, 1953. Atagün, S. İrfan, Osmanlı P adişahları, İhlâs A.Ş., İstanbul 1983. Atalay, Besim, B aş B elaları, İstanbul, 1926 (es.h.). Atalay, Besim, Divanü Lugat-it-Tiirk Dizini - endeks Ankara, 1943, Türk Dil Kurumu Yayınları. Atalay, Besim, Divanü Lugat-it-Tiirk Tercümesi, Kaşgarlı Mahmut, Ankara, 1992, 1998. 4. cilt. Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Türk Dil Ku­ rumu Yayınları Atatürk Aşkı, Çınar Yayınları, Samsun, 1960. Atatürk Şiirleri Antolojisi, İstanbul, Kültür Kitabevi, 1968,. Atatürk, Eğitim Politikası Üzerine Konuşmalar, Yay. haz. Kemal Aytaç, Ankara Üniv. Türk İnkılâp Ta­ rihi Enstitüsü, Ankara 1984. Atatürk, Gazi Mustafa Kemal, Nutuk, Ankara, 1927, (es.h.). Atatürk, Gazi Mustafa Kemal, Nutuk, Ankara, 1927, Ek.l: Vesikalar, (es.h.). Atatürk, Mustafa Kemal, Nutuk, Türk Tarih Enstitü­ sü Yayınları, (c. 1. 1919-1920; c. 2. 1920-1927; c. 3. Vesikalar) İstanbul, 1967. Atatürk, Nutuk, bugünkü dille yay. haz.: Zeynep Korkmaz, 3 C., Ankara 1983. Atatürk'ün Maarife Ait Direktifleri, M illî Eğitim Bakanlığı, Ankara 1990. Atay, Falih Rıfkı, Taymis Kıyıları, Ankara, 1934. Atay, Hüseyin, Kur'an'a G öre İslâmın Temel K uralla­ rı, Millî Eğitim Bakanlığı, Ankara. Atılhan, Cevat Rifat, Türk, İşte Düşmanın, Uğur Yayınları, İstanbul 1971. Atsız, 900'üncü Yıldönümü: Devletimizin Kuruluşu, İstanbul 1955. Atsız, H. Nihal, Bozkurtlar Diriliyor, İstanbul, Türki­ ye Yaymevi, 1969.

»

H

I

M

! . «

Y A R A R LA N ILA N E S ER LER

Atsız, H. Nihal, Bozkurtların Ölümü, İstanbul, Türki­ ye Yayınevi, 1958 Atsız, H. Nihal, Çanakkale'ye Yürüyüş, Baysan Basım ve Yayın A.Ş., İstanbul 1992. Atsız, H. Nihal, D eli Kurt, Baysan Basım ve Yayın, İstanbul 1992. Atsız, H. Nihal, Ruh Adam, İstanbul, Ötüken Yayme­ vi, 1972. Atsız, H. Nihal, Türk Edebiyatı Tarihi, Baysan Basım ve Yayın A.Ş., İstanbul 1982. Atsız, H. Nihal, Yolların Sonu, İstanbul, Barıman Ya­ yınevi, 1946. Atsız, Yağmur, Günlerimiz, İstanbul, Yarın Yayınları, 1986. Attilâ, Osman, Başlangıçtan Bugüne Türk K ahram an­ lık Şiirleri Antolojisi, Ak Yayınları, İstanbul 1967. Attilâ, Osman, Baştan başa Şiirler, Ankara, 1950. Attilâ, Osman, Büyük M em leket Şiirleri Antolojisi, İstanbul, İtimat Kitabevi, 1964. Attilâ, Osman, M emleket Şiirleri Antolojisi, Selek Yaymevi, İstanbul 1958. Attilâ, Osman, Türk K ahram anlık Şiirleri Antolojisi, Ak Yayınları, İstanbul, 1967. Atun, İ. Hakkı, Bağbozumu, Şiirler, Ankara, 1985. Austen, Jane, Gurur ve Aşk, çev. Beria Okan, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1950. Austruy, Jacques, Kapitalizm, Marksizm ve Islâm, çev. Agâh Oktay Güner, 2. bs. Hülbe Yayınları, Ankara 1975. Avcı, Talat, Mustafa K em al Destanı, İzmir, 1987. Ayaz, Ahmet, Antep Şiirleri, Antep İçin Yazdılar Antep için Söylediler, 1998. Ayaz, Hayrettin, Harputlu A bdülham id Hazmi Diva­ nı, İstanbul, 1998, Elazığ Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yayınları. Ayda, Adile, B öyle İdiler Yaşarken, Ankara 1984. Aydemir, Şevket Süreyya, T oprak Uyanırsa, İstan­ bul, Remzi Kitabevi, 1963. Aydın, Gürel, Bu Toprağın Güneşleri, İzmir, 1977. Aydın, Mehmet, Aybastı Ağzı (Inceleme-M etin-Sözlük), TDK y. 2002. Aygen, Reşat Enis, T oprak Kokusu, İstanbul, Semih Lütfı Kitabevi, 1944. Aykaç, Fazıl Ahmet, İkinci Sis, İstanbul, 1951. Aymutlu, Ahmed, Fatih ve Şiirleri, İstanbul, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1992. Aymutlu, Ahmed, Süleyman Ç elebi ve M evlid-i Ş erif İstanbul, 1958. Ayni, Divan-ı Ayni, İstanbul, 1258. (es.h.). Aynî, Mehmet Ali, İslâm Tasavvuf Tarihi, sad. Hüse­ yin Rahmi Yananlı, Akabe Yayınevi, İstanbul.

Aytmatov, Cengiz, Dişi Kurdun Rüyaları, çev. Refik Özdek, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1991. Aytmatov, Cengiz, T oprak Ana, çev. Ülkü Tamer, İs­ tanbul, Gün Yayınları, 1968. Aytmatov, Cengiz, Güm Olur A sra Bedel, çev. Refik Özdek, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1991. Aytmatov,Cengiz, Kazanm ak ve Kaybetmek, çev. Zeyyat Özalpsan, İstanbul, Günce Yayınları, 1973. Ayvazoğlu, Beşir, Defterim de 40 Suret, Ötüken Neş­ riyat, İstanbul 1996. Ayverdi, Samiha, İbrahim E fendi Konağı, İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul 1964. Ayverdi, Sâmiha, M illî Kültür M eseleleri ve M aarif Dâvamız, Kültür Bakanlığı, Ankara 1976. Ayverdi, Samiha, Türk Tarihinde Osmanlı Asırları, 2 C., 2. bs. Damla Yayınevi, İstanbul 1977-78. Azbî Mısrî, Divan-ı AzbîM ısrî, İstanbul, 1294, (es.h.). Aziz Mehmed Efendi, Divan-ı Aziz M ehm ed EfendiTarikatname, yayın yeri ve tarihi yok. (es.h.). Babinger, Franz, Osmanlı Tarih Yazarları ve E serle­ ri, çev. Coşkun Üçok, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara 1982. Bâbur, Zahirüddin Muhammed, Bâburnâm e, yay. haz. Reşit Rahmeti Arat, Millî Eğitim Bakanlığı, Ankara, 1986. Bacı, Sinem, Dünden Bugüne Aşık İhsani, İstanbul, May Yayınları, 1976. Bahauddin Nakşibendi, Divan-ı Şâh-ı Nakşibend, İstanbul, 1282. (es.h.). Bakiler, Yavuz Bülent, Duvak, Ankara, Hisar Yayın­ ları, 1971. Bakiler, Yavuz Büîent, Karslı Aşık Hasreti / Sadi D eğer, Ankara, Esengür Matbaa, (tarihsiz). Bakiler, Yavuz Bülent, Şiirimizde Ana, Ankara, 1967. Bâkiler, Yavuz Bülent, Türkistan, Türkistan, Türkiye Diyanet Vakfı, Ankara. Bâkiler, Yavuz Bülent, Üsküp'ten Kosova'ya, Türkiye Diyanet Vakfı, Ankara. Bala, Mirza Mehmetzade, M illî Azerbaycan H areke­ ti, Azerbaycan Kültür Derneği, Ankara 1991. Baltacıoğlu, İsmail Hakkı, Türke Doğru, Atatürk Kültür Merkezi, Ankara 1994. Balzac, Honore de, Albay Chabert, çev. Yaşar Nabi Nayır, İstanbul, Maarif Vekaleti Neşriyatı, 1944. Balzac, Honore de, G oriot B aba, çev. Nahid Sırrı Örik, Maarif Vekaleti Neşriyatı, Ankara, 1943. Balzac, Honore de, K öy Hekimi, çev. Nasuhi Baydar, Maarif Vekaleti Neşriyatı, İstanbul, 1945. Balzac, Honore de, Vadideki Zambak, çev. Nahid Sırrı Örik, Maarif Vekaleti Neşriyatı, 1941. Banark, Nihad Sami, D evlet ve D evlet Terbiyesi, Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul 1985.

YA RARLANILAN ESER LER

« D IC E S H I*«
Hitabe, Beyanat, H asbıhal, haz: Nazmi Sevgen, İs­ tanbul, 1951. Bayar, Celal, C elal Bayar'ın Söylev ve D em eçleriD em ob-at Parti'nin Kuruluşundan İktidara K adar Politik K onuşm alar 1946-1950; topl. Özel Şahingiray, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1956. Bayar, Celal, C elal Bayar'ın Söylev ve D em eçleri- Dış Politika 1933-1955, topl. Özel Şahingiray, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1956. Bayar, Celal, C elal Bayar'ın Söylev ve D em eçleriE konom ik K onulara D air 1921-1938, topl. Özel Şahingiray, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1955. Bayar, Celal, C elal Bayar'ın T.B.M. M eclisinde Yap­ tığı Kanun Tekliflerinin E sbabı M ucibeleri, 19201938, topl. Özel Şahingiray, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1955. Bayburtlu (es.h.). Zihni, Divan-ı Zihni, İstanbul, 1263.

Banarlı, Nihad Sami, Kültür Köprüsü- Süleyman Çelebi'den M ehm ed A k if e, Kubbealtı Vakfı, İstanbul 1985. Banarh, Nihad Sami, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, 2 c„ Millî Eğitim Bakanlığı, Ankara. Banarh, Nihad Sami, Tarih ve Tasavvuf Sohbetleri, Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul 1984. Banarh, Nihad Sami, Türkçenin Sırları, 10. bs. Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul 1987. Bang, W., Oğuz K ağan Destanı, çev. Reşit Rahmeti Arat, Millî Eğitim Bakanlığı, Ankara 1970. Banguoğlu, Tahsin, D il Bahisleri, Kubbealtı Neşriya­ tı, İstanbul. Baranus, Osman Numan, Günberi, Ankara, Özün Yayınları, 1985. Gökalp, Mehmet, Bardızlı Aşık Nihani, Kültür ve Turizm Bakanlığı Milli Folklor Araştırma Dairesi Ankara, 1988. Barthold, V.V., İslâm M edeniyeti Tarihi, haz. M. Fuat Köprülü, Diyanet İşleri Başkanlığı, Ankara. Barthold, V.V., M oğol İstilâsına K a d ar Türkistan, haz. Hakkı Dursun Yıldız, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1990. Basri İmece, K ooperatifçilik Şiirleri Antolojisi, Anka­ ra, 1967. Başgil, Ali Fuat, Din Nedir, Din Hürriyeti Ne D em ek­ tir? İstanbul 1954. Başgil, Ali Fuat, Din ve Lâiklik, 6. bs., Yağmur Yayı­ nevi, İstanbul 1991. Başgil, Ali Fuat, G ençlerle B aşbaşa, Yağmur Yayıne­ vi, İstanbul. Başgöz, İlhan, Âşık Ali İzzet Özkan, Yaşamı, Sanatı, Şiirleri, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1979. Başgöz, İlhan, K aracaoğlan, İstanbul, Cem Yaymevi, 1977. Battal-Taymas Abdullah, Kazan Türkleri: Türk Ta­ rihinin Hazin Yaprakları, genş. 3. bs. Türk Kültü­ rünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1988. Bayar, Celal, Atatürk Gibi Düşünmek: Atatürk'ün M etodolojisi, deri. İsmet Bozdağ, İstanbul, 1998. Tekin Yayınları. Bayar, Celal, Atatürk'ten Hatıralar, İstanbul, Sel Ya­ yınları, 1955. Bayar, Celal, Atatürk'ün M etodolojisi ve Günümüz, deri: İsmet Bozdağ, Kervan Yayınları, İstanbul, 1978. Bayar, Celal, Başvekilim Adnan M enderes, deri: İsmet Bozdağ (tarihsiz). Bayar, Celal, Ben de Yazdım, İstanbul, 1965, (c. 1, 2, 3, 4: Milli Mücadeleye gidiş; c. 5, 6, 7, 8: Milli Mücadeleye giriş). Bayar, Celal, C elal B ayar D iyor ki; 1920-1950 Nutuk,

Baydur, Midhat Efendi, Milliyetçilik, Ağaç Yayıncı­ lık, İstanbul. Baykurt, Fakir, Can Parası, İstanbul, Remzi Kita­ bevi, 1973. Baykurt, Fakir, Köygöçüren, İstanbul, Remzi Kita­ bevi, 1973. Bayraktar, Nesrin, Türkçede Fiilim siler, TDK y. 2004. Behram, Nihat, Hayatı Tutuşturan Acılar, İstanbul, May Yayınları, 1978. Behram, Nihat, Hayatımız Üzerine Şiirler, İstanbul, Cem Yayınevi, 1974. Behramoğlu, Ataol, Dörtlükler, İstanbul, Varlık Ya­ yınları. Behramoğlu, Ataol, B ir Gün Mutlaka, İstanbul, De Yaymevi, 1970. Bekir, İlhami, Altın Destan M ustafa K em al Atatürk, Maarif Kitabevi, 1973. Belli, Şemsi, B aşşehir Sokağı, İstanbul, Kültür Kita­ bevi, 1975. Belviranh, Ali Kemal, İslâm Prensipleri, Nedve Ya­ yınları, İstanbul 1979. Bener, Hikmet Erhan, B ah arla Gelen, İstanbul, Ağa­ oğlu Yaymevi, 1969. Benice, Etem İzzet, B eş H asta Var, İstanbul, 1932. Berfe, Süreyya, H ayat İle Şiir, İstanbul, Hür Yayın, 1980. Berin, Şaziye Baybiçe, İstanbul, Milli Eğitim Vekaleti Yayınları, 1933. Berk, İlhan, Atlas, Ada Yayınları, İstanbul, 1976. Berk, Ilhan, Kül, İstanbul, Adam Yayınları, 1992. Berköz, Haydar, İkinci Ergenekon, İstanbul, 1965, 2 cilt.

5 IÖ ffiliru W tlM .4 3

YA R A R LA N ILA N E SE R LER

Bernardin de Saint-Pierre, Paul ile Virginie, çev. Ali Kami Akyüz, Maarif Vekaleti Neşriyatı, Ankara, 1944. Beyatlı, Yahya Kemal, 24 Şiir ve Leyla, 1932. Bey atlı, Yahya Kemal, Aziz İstanbul, 1964. Beyatlı, Yahya Kemal, Bitmemiş Şiirler, İstanbul, 1976. Beyatlı, Yahya Kemal, E ski Şiirin Rüzgarıyla, Yalıya Kemal Enstitüsü, İstanbul, 1962. Beyatlı, Yahya Kemal, Kendi G ök Kubbemiz, İstan­ bul, Yahya Kemal Enstitüsü Yayınları, 1961. Beyatlı, Yahya Kemal, Rubailer, İstanbul, Yahya Kemal Enstitüsü, 1963. Beyaz, Zekeriya, İslam a G öre Milliyetçilik, 4. bs. Sancak Yayınevi, İstanbul 1980. Beytur, Midhat Bahari, Divan-ı Kebir'den Seçm e Şiirler-Mevlana Celaleddin Rumi, İstanbul, Maarif Vekaleti Yayınları, 1959. Bezirci, Asım, Dünden Bugüne Türk Şiiri, Antoloji, İstanbul, May Yayınları, 1968. Bezirci, Asım, Halkımızın D iliyle B arış Şiirleri, İstan­ bul, Su Yayınevi, 1986. Bezirci, Asım, Haluk'un Defteri, Şermin, Son Şiirler (Tevfık Fikret) İstanbul, Can Yayınları, 1984. Bice, Hayati, Divan-ı Hikmet- H oca Ahmet Yesevi, Ankara, 1993 Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları. Bilbaşar, Kemal, Ay Tutulduğu Gece, İstanbul, Tekin Yayınevi, (tarihsiz). Bilbaşar, Kemal, B aşka Olur Ağaların Düğünü, İstanbul, Cem Yayınevi, 1972. Bilbaşar, Kemal, Cemo, İstanbul, Evren Yayınları, (tarihsiz). Bilbaşar, Kemal, Yeşil Gölge, İstanbul, May Yayınla­ rı, 1970. Bilge, Rifat, Divanı Lugat'it Türk ve Emiri Efendi- B ir Kitabın Hikâyesi, Ankara, Onur Yayıncılık, 1992, Kilis Kültür Demeği Yayınları. Bilgiç, Emin, M aa rif Davamız, Boğaziçi Yayınevi, İstanbul 1986. Bilgin, İsmet, Türkiye'de Sağ ve Sol Akımlar ve Tatbi­ katı, İstanbul 1969. Bilmen, Ömer Nasuhi, Büyük İslam İlmihali, sad. Ali Fikri Yavuz, Bilmen Yayınevi, İstanbul 1992. Binat, Tarık, M illî Kültür ve Ahlâk, İstanbul 1972. Birinci Ankara Halk Ozanları Şiir Yarışması, 4-5 Haziran 1983, Ankara, 1984. Birinci, Necat, Kahram anlık Şiirleri Antolojisi, İstan­ bul, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 1987. Birsel, Salah, Bütün Şiirleri, İstanbul, Ada Yayınları, 1986. Birsel, Salah, K öçekçeler, Ankara, Türkiye İş Bankası Yayınları, 1980.

Bolay, Süleyman Hayri, Türkiye'de Ruhçu ve M adde­ ci Görüşün M ücadelesi, Akçağ Yayınevi, Ankara 1991. Boratav, Pertev Nailî, Anadolu Destanları, deri. Ah­ met Şükrü Esen, Kültür Bakanlığı, Ankara 1991. Bostancı, M. Naci, Kültür ve Değişme, Hamle Yayı­ nevi, İstanbul. Boşnakoğlu, Haşan, İstiklal Marşı Şairimizin İstiklal H arbindeki Vaazları, İstanbul, 1981. Boyunağa, Yılmaz, Hazin Göç, Timaş Yayınevi, İs­ tanbul 1988. Boyunağa, Yılmaz, Malazgirt'in Üç Atlısı, 3. bs. Berekât Yayınevi, İstanbul. Boyunağa, Yılmaz, Tiirk-İslâm Sentezi, Yağmur Y a­ yınevi, İstanbul 1970. Boztepe, Halil Nihad, Ayine-i Devran, İstanbul, 1924, (es.h.). Brion, Marcel, Hunlann Hayatı, çev. M. Reşat Üzmen, Orkun Yayınevi, İstanbul 1981. Buğra, Mehmet Emin, D elhi K onferansı ve Tibet, Ankara 1960. Buğra, Mehmet Emin, Doğu Türkistan Tarihi, 2. bs. Ankara 1987. Buğra, Mehmet Emin, Doğu Türkistan'ın Hürriyet D âvası ve Çin Siyaseti, İstanbul 1954. Buğra, Mehmet Emin, Taşkent Konferansının İçyüzü ve Komünist M em leketlerdeki Yazarların Durumu, Ankara 1959. Buğra, Mehmet Emin, Tibet ve D oğu Türkistan H akkında Bilinmeyen Siyasî Konular, Ankara 1959. Buğra, Tarık, Dönem eçte, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1980. Buğra, Tank, Firavun İmanı, 3. bs. Ötüken Neşriyat, İstanbul 1983. Buğra, Tarık, Gençliğim Eyvah, Ötüken Neşriyat, İs­ tanbul. Buğra, Tarık, H ikâyeler, Millî Eğitim Bakanlığı, An­ kara 1969. Buğra, Tarık, Küçük Ağa, Yağmur Yayınları, İstan­ bul, 1963. Buğra, Tarık, Osmancık- Cihan Devletini Kuran İrade, Şuur ve K arakter, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1983. Buğra, Tarık, Yağmur Beklerken, 2. bs. Ötüken Neş­ riyat, İstanbul 1987. Buran, Ahmet, Anadolu Ağızlarında İsim Çekim (Hâl) E kleri, TDK y. 1996. Buran, Ahmet, Keban, Baskil ve Ağın Yöresi Ağızları, TDK y. 1997. Burdurlu, İbrahim Zeki, Atatürkiim, Ankara, 1959. Bursalı Mehmed Tahir Efendi, D ivançe-i Tahir, İstanbul, 1318, (es.h.).

Y A R A R LA N ILA N ESER LER

Ö IÜ M IİİM İSÖ M .

Bursavî İffet Seyit Emin, Divan-ı Bursavî İffet Seyit Emin, İstanbul, 1257, (es.h.). Büyükarkm, Bekir, B ir Sel Gibi, 5. bs. Arkın Ki­ tabeyi, İstanbul 1980. Büyükarkm, Bekir, Bozkırda Sabah (Kurtuluş Sava­ şımızın Romanı), Hakan Yayınevi, İstanbul 1969. Büyükarkm, Bekir, Kutlııdağ, Arkın Kitabevi, İstan­ bul 1979. Büyükarkm, Bekir, Son Akın, Arkın Kitabevi, İstan­ bul. Büyükarkm, Bekir, Suların Gölgesinde, 4. bs. Arkın Kitabevi, İstanbul 1981. Caferoğlu, Ahmet, Anadolu Ağızlarından Toplama­ lar, TDK y. 1994. Caferoğlu, Ahmet, Anadolu D ialektolojisi Üzerine Malzeme, TDKy. 1994. Caferoğlu, Ahmet, Güneydoğu İllerimiz Ağızlarından Toplam alar, TDK y. 1995. Caferoğlu, Ahmet, Sivas ve Tokat İlleri Ağızlarından Toplam alar, TDKy. 1994. Caferoğlu, Ahmet, Anadolu D ialektolojisi Üzerine Malzeme, TDKy. 1994. Caferoğlu, Ahmet, Anadolu İlleri Ağızlarından D er­ lem eler, TDK y. 1995. Caferoğlu, Ahmet, D oğu İllerimiz Ağızlarından Top­ lamalar, TDKy. 1995. Caferoğlu, Ahmet, Kuzeydoğu İllerimiz Ağızlarından Toplam alar, TDKy. 1994. Caferoğlu, Ahmet, Orta Anadolu Ağızlarından D er­ lemeler, TDKy. 1995. Caferoğlu, Ahmet, Türle D ili Tarihi, Enderun Kita­ bevi, İstanbul. Caferoğlu, Ahmet, Tiirk Kavimleri, Enderun Kitabevi, İstanbul. Cahen, Claude, Türklerin Anadolu'ya İlk Girişi- XI. Yüzyılın İlk Yarısı, çev.: Yaşar Yücel, Bahaeddin Yediyıldız, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1988. Cahit Külebi, Yaşamı, Şiiri, Yapıtları, Seçm eler, haz. Muzaffer Uyguner, İstanbul, Altın Kitaplar Yayı­ nevi, 1991. Cahiz, Amr b. Bahr, H ilafet Ordusunun M enkıbeleri ve Türklerin Faziletleri, çev.: Ramazan Şeşen, 2. bs. Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1988. Cahun, Leon, Gökbayrak, Yağmur Yayınevi, İstanbul. Caıı, Nurullah, Şiir Güzeldir, İstanbul, 1990. Cansever, Edip, Ben Ruhi B ey Nasılım, İstanbul, Koza Yayınları, 1976,. Cansever, Edip, İlk)>az Şikayetçileri, İstanbul, Adam Yayıncılık, 1984. Cansever, Haşan Ferit, Türkçülük Nedir?, Toprak Dergisi, İstanbul 1959.

Castagne, Joseph, Türkistan M illî Kurtuluş H areketi: Ekim 1917 - Ekim 1924. Orkun Yayınevi, İstanbul 1980. Cebesoy, Ali Fuat, İstiklâl H arbi H atıraları. Cemil Cahit, B ir Kedinin Devriâlemi, İstanbul, Te­ feyyüz Kitaphanesi, 1931. Cenap Şahabettin, Afak-ı Ira k - Kızıldeniz'den B ağ­ dat'a H atıralar- haz. Bülent Yorulmaz, İstanbul, Dergah Yayınları 2002. Cenap Şahabettin, Avrupa 1335. (es.h.). Mektupları, İstanbul,

Cenap Şahabettin, H ac Yolunda, İstanbul, Kanaat Kütüphanesi, 1341. (es.h.). Cenap Şahabettin, N esr-i H arb N esr-i Sulh ve Tiryaki Sözleri, Dersaadet, Kanaat Kütüphanesi, 1334. (es.h.). Cenap Şahabettin, Tiıyaki Sözleri, haz. Orhan F. Köprülü, Reyan Erben, İstanbul. Kervan Kitap­ çılık, 1978. Cenap Şahabettin'in Bütün Şiirleri, Kaplan (ve ark), İstanbul, 1984. haz. Mehmet

Cengiz, Halil Erdoğan, Divan Şiiri Antolojisi- Açık­ lamalı, Nottu, Aydm Kitabevi, Ankara, 1967. Cervantes, Miguel de, Don Kişotıın M aceraları, İstanbul, Akşam Kitaphanesi, 1933. Cillov, Halûk, Türk Ekonomisi, İstanbul 1970. Coşkuner, Kemal Fedai, Neşriyatı, İzmir 1970. Vatanda Gurbet, Fedai

Crossman, Richard, Aldatan Put, çev. Emine Gedik, Tur Yayınları, Ankara. Cumah, Necati, Susuz Yaz, Cem Yayınları, 1968. Cumhuriyet Döneminde Türk Şiiri, haz. İlhan Ge­ çer, 2. bs. Kültür Bakanlığı, Ankara 1990. Cıınbur, Dr. Müjgan, K aracaoğlan, Bütün Şiirleri, İstanbul, 2001. Cunbur, Müjgan - Neriman Duranoğlu, Türk K adı­ nının Şiiri, Kadmm Sosyal Hayatını Tetkik Kuru­ mu Yayınları, Ankara. Cunbur, Müjgan, Atatürk ve M illî Kültür, gen. 2. bs. Kültür Bakanlığı, Ankara 1981. Cunbur, Müjgan, B aşakların Sesi, deri. Poyraz Rek­ lam Yayınları, Ankara, 1968. Cunbur, Müjgan, K aracaoğ lan -Şiirler - Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı, Ankara, 1973. Çağatay, Neşet, B ir Türk Kurumu Olan Ahilik, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1989. Çağatay, Tahir, Günün Sosyolojisine Giriş, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara 1987. Çağatay, Tahir, Kızıl Emperyalizm, İstanbul 1967. Çağatay, Tahir, Türkistan Kurtuluş H areketi ile İlgili O laylardan Sahneler, İstanbul 1959. Çağlar, Behçet Kemal, Benden İçeri, Ankara 1966.

i i B

r a i C

t B

i .4 5

Y A R A R LA N ILA N ES E R LER

Çağlar, Behçet Kemal, Erciyastan K opan Çığ, İstan­ bul, Ahmet Halit Kitaphanesi, 1932. Çağlar, Behçet Kemal, Kur'arı-t Kerim'den İlham lar, İstanbul, Minnetoğlu Kitabevi, (tarihsiz). Çağlar, Behçet Kemal, Türk Şiirinde Aşk, Baki Süha Ediboğlu, İstanbul, 1968. Çakıcı, Lâtif, Tiirk Ekonom isi Üzerine Düşünceler, Ankara 1984. Çakmak, M. Sırrı, M areşal M. Fevzi Çakmak, Ölümünde Şiirler ve D üşünceler- Ankara, 1970. Çamlıbel, Faruk Nafiz, B ir Ömür B öyle Geçti, İnkı­ lâp ve Aka Kitabevi, İstanbul 1966. Çamlıbel, Faruk Nafiz, Han Kitabevi, İstanbul, 1978. Duvarları, Atlas

Çokum, Sevinç, Rozalya Ana, Ötüken Neşriyat, İstan­ bul 1996. Çokum, Sevinç, Zor, 3. bs. Türk Edebiyatı Vakfı, İs­ tanbul 1978. Çubukçu, İbrahim Agah, Bahar, Ankara, 1986. Çubukçu, İbrahim Agah, Dilek, Diyanet İşleri Baş­ kanlığı Yayınları, Ankara, 1984. Çubukçu, İbrahim Agâh, İslâm Düşünürleri, Geniş. 2. bs. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi, An­ kara 1983. Çubukçu, İbrahim Agâh, Islâm m Temel Bilgileri, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Ankara. Dadaîoğlu, Nebi, Gardaşlarım Ellerim iz Gıllı Çarık, İstanbul, 1979. Dağcı, Cengiz Yurdunu K aybeden Adam, İstanbul, Varlık Yayınevi, 1966. Dağcı, Cengiz, Genç Temtıçin, Ötüken Neşriyat, İs­ tanbul. Dağcı, Cengiz, K olhozda Hayat. İstanbul, Kağan Ki­ tabevi, 1966. Dağcı, Cengiz, Korkunç Yıllar. 6. bs. Ötüken Neşriyat, İstanbul 1991. Dağcı, Cengiz, O T opraklar Bizimdi, Ötüken Neşriyat, İstanbul. Dağcı, Cengiz, Onlar d a İnsandı, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1990. Dağcı, Cengiz, Ölüm ve Korku Günleri, 2. bs. Ötüken Neşriyat, İstanbul 1991. Dağcı, Cengiz, Yansılar, 5 C., Ötüken Neşriyat, İstan­ bul 1988-1994. Dağcı, Cengiz, Yurdunu Kaybeden Adam, 4. bs. Ötüken Neşriyat, İstanbul 1991. Dağlarca, Fazıl Hüsnü, İstiklal Savaşı, Samsun'dan Ankara'ya, İstanbul, Varlık Yayınevi, 1951. Dağlarca, Fazıl Hüsnü, Anıtkabir, Yenilik Yayınevi, İstanbul, 1953. Dağlarca, Fazıl Hüsnü, Asu, Doğan Kitap Yayınları, İstanbul, 1999. Dağlarca, Fazıl Hüsnü, Çanakkale Destanı, İstanbul Fetih Destanı, İstanbul, İnkılap Kitabevi, 1987. Dağiarca, Fazıl Hüsnü, Çocuk ve Allah, 1935-1939 Kitap Yayınlan, İstanbul, 1966. Dağlarca, Fazıl Hüsnü, Çukurova K oçaklam ası, Cem Yayınevi, İstanbul, 1979. Dağlarca, Fazıl Hüsnü, D aha, Doğan Kitap Yayınla­ rı, İstanbul, 1999. Dağlarca, Fazıl Hüsnü, D ört Kanatlı Kuş, Seçilmiş Şiirler, Varlık Yayınevi, İstanbul 1970. . Dağlarca, Fazıl Hüsnü, Gazi M ustafa K em al Atatürk, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları, 1973. Dağlarca, Fazıl Hüsnü, H avaya Çizilen Dünya, İs­ tanbul, Özgür Yaym-Dağıtım, 1985.

Çamlıbel, Faruk Nafiz, Zindan Duvarları, İstanbul, 1967. Çankaya, Ali, Yeni Mülkiye Tarihi ve M ülkiyeliler (Mülkiye Ş e r e f Kitabı) 1759- 1967, 8 C., Ankara 1968-1971. Çantay, Haşan Basri, Kıır'anı Hakim ve M eali Kerîm, İstanbul 1965. Çapanoğlu, Münir Süleyman, İstanbul Şairi Yahya Kemal, İstanbul, 1958. Çatak, Ali, Derdin Derdim Anadolu, der. Abdullah Satoğlu, İstanbul, 1985. Çavuşoğlu, Zekeriya, Anadolu Destanı, Çanakkale Destanı, Kurtuluş Savaşı Destanı, Samsun, 1986. Çay, M. Abdülhalûk, Ulıığ Türkistan, Orkun Yayıne­ vi, İstanbul 1980. Çelebi, Asaf Halet, Divan Şiirinde İstanbul, İstanbul Fethi Derneği Yayınları, İstanbul, 1953. Çelik, Mustafa, Adın K aldı Bir, Akabe Yayınları, İstanbul, 1986. Çetin, Osman, Anadolu'da İslâmiyetin Yayılışı, 2. bs. Marifet Yayınevi, İstanbul 1990. Çınarlı, Mehmet, Güzelliklere Doymam, Ecdâd Yayım-Pazarlama, Ankara 1995. Çınarlı, Mehmet, H alkım ız ve Sanatımız, Hisar Y a­ yınları, Ankara 1970. Çınarlı, Mehmet, Zaman Perdesi, Dergâh Yayınevi, İstanbul 1983. Çırak, Osman, Acıpayam, İstanbul, 1979. Çiftçi, Hüseyin, Gün D alında Güzel, Sivas, 1979. Çokuıtı, Sevinç, Bizim Divar, Ötüken Neşriyat, İstan­ bul 1996. Çokum, Sevinç, H ilâl Görününce, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1991. Çokum, Sevinç, K aranlığa D irenen Yıldız, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1996. Çokum, Sevinç, Onlardan Kalan, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1996.

Y A R A R LA N ILA N ESER LER

0 İ H I Î İ M Î S K İ J Ü 1 İ .4 6

Dağlarca, Fazıl Hüsnü, Horoz, Cem Yayınevi, İstan­ bul, 1977. Dağlarca, Fazıl Hüsnü, Türk Olmak, Kitap Yayınlan, İstanbul, 1963. Dağlarca, Fazıl Hüsnü, Üç Şehitler Destanı, İstanbul, Kitap Yayınları, 1964. Dağlarca, Fazıl Hüsnü, Üç Şehitler Destanı, M alaz­ girt Ululaması, Yedi Memetler, Yurdana (Nene Hatun Görüntüsü), Kubilay Destanı, İstanbul, İn­ kılap Kitabevi, 1988. Dağlı, Abay Mirza, Balam B alam Destanı, Ankara 1958. Dallı, Hüseyin, Kuzeydoğu Bulgaristan Türk Ağızları Üzerine Araştırmalar, TDK y. 1991. Damar, Arif, Günden Güne, Cem Yayınevi, İstanbul, 1986. Danışman, Zuhuri, B alak Gazi, İstanbul, 1957. Danışman, Zuhuri, K ahram anlar Geçidi, İstanbul, 1958. Danışman, Zuhuri, Lala Mustafa P aşa Kıbrıs Önle­ rinde, İstanbul, 1957. Danışman, Zuhurî, Osmanlı İm paratorluğu Tarihi, Ankara. Danışman, Zuhuri,Z afırenin Oğlu, İstanbul, 1958. Danişmend, İsmail Hâmi, Batı M enbalarına G öre İslâm Medeniyeti, 9. bs. Yağmur Yayınevi, İstan­ bul 1989. Danişmend, İsmail Hâmi, Garp M enbalarına G öre Eski Türk Seciye ve Ahlâkı, 3. bs. İstanbul Kita­ bevi, İstanbul 1982. Danişmend, İsmail Hâmi, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, 4 C., Türkiye Yayınevi, İstanbul 1947-61. Danişmend, İsmail Hâmi, Türklük M eseleleri, 3. bs. İstanbul Kitabevi, İstanbul 1983. Danişmend, İsmail Hâmi, Türklük ve Müslümanlık, Okat Yayınevi, İstanbul 1959. Darendelioğlu, İlhan E., Türkiye'de Komünist H are­ ketleri, 2 Cilt, Toprak Dergisi, İstanbul 1963. Dede Korkut Hikâyeleri, Bugünkü Türkçemizle, haz. Cevdet Kudret, İstanbul, 1970. Dede Korkut Kitabı, (Kitab-ı Dede Korkut Alâ Lisanı Taife'i Oğuzan) haz. Cevdet Kudret, İstanbul, 1977. Defne, Zeki Ömer, Denizden Çalınmış Ülke, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1971. Dehri, D ivançe-i Dehri, İstanbul, 1330, (es.h.). Demir, Necati, Ordu İli ve Yöresi Ağızları (İncelem eMetin-Sözlük), TDK y. 2001. Demirci, Fazıl, Irak Türklerinin Dünü-Bugiinü, Anka­ ra 1991. Demirci, Mehmet, Türkistan Notları, Kubbealtı Neş­ riyatı, İstanbul.

Demirci, Rasih, Ekonominin Temelleri, Türkiye Di­ yanet Vakfı, Ankara. Demirel, Hamide, Türk Destanları, Ötüken Neşriyat, İstanbul. Demirel, J.Ö ğ.Yb. İbrahim - J.Öğ.Kd.Yzb Yüksel Alıç, Şiirlerle Jan darm a, Jandarma Genel Komu­ tanlığı Eğitim ve Okullar Daire BaşkanlığıYaym Kurulu, Ankara, 2001. Deniz, Sadık, Divan Şiiri-Bugünün Diliyle, İstanbul, 1983. Denktaş, Rauf, Kur'andan İlham lar, Yeni Asya Yayı­ nevi, İstanbul 1986. Deny, Jean, Türk Dili Grameri, (Osmanlı Lehçesi), çev. Ali Ulvi Elöve, Maarif Vekaleti, İstanbul, 1941. Dertli, Divan-ı Dertli, İstanbul, tarihsiz (es.h.). Devlet, Nadir, Rusya Türklerinin M illî M ücadele Tarihi, 1905-1917. Türk Kültürünü Araştırma Ens­ titüsü, Ankara 1985. Devlet, Nadir, SSCB'deki Türkler Ağırlıklı Çağdaş Türk Dünyası, Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, İstanbul 1989. Devletşin, Tamurberg, Sovyet Tataristanı, çev. Mehmet Demircan, Kültür Bakanlığı, Ankara 1981. Dido Sotiriyu, Benden Selam Söyle Anadolu'ya, çev. Attila Tokatlı, Sander Yayınları, İstanbul 1970. Dilçin, Dehri, Divanii Lugat-it-Türk Dizini, , Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1957. Dilçin, Dehri, Yusuf ve Z eliha / Şeyyad Hamza, İstan­ bul, Türk Dil Kurumu Yayınları, 1946. Dilibal, Hilmi, Şiirlerle Atatürk, İstanbul, Renk Yayı­ nevi, 1967. Dinamo, Haşan İzzettin, Ateş Yılları, İstanbul, Ararat Yayınları 1968. Dinamo, Haşan İzzettin, Kutsal Barış-U lusal Kurtu­ luş Savaşı Sonrasının G erçek Hikâyesi, İstanbul, Yurt-Yayın, 1971. Dinamo, Haşan İzzettin, Kutsal İsyan-M illî Kurtuluş Savaşı'mn G erçek Hikâyesi, May Yayınları, İstan­ bul, 1966. Dinamo, Haşan İzzettin, Savaş ve Açlar, İstanbul, 1968. Dinamo, Haşan İzzettin, Tııyuğlar, Gerçek Sanat Ya­ yınları, İstanbul, 1990. Divançe-i Süleyman Fehim, İstanbul, 1262, (es.h.). Divan-ı Arif Hikmet Beyefendi, (es.h.). İstanbul 1283,

Divanı Muhasebat Vezaifine Müteallik Bazı K a­ nunlar, Nizamnameler ve Talimatnameler ile M ükerrerat-ı Mâliyeyi Muhtevi Mecmua, İstan­ bul, 1926. (es.h.).

ö

i m

m

p k

.4 7

YA R A R LA N ILA N ES E R LER

Divan-ı Osman Nevres, İstanbul, Matbaa-i Amire, 1290 (es.h.) Divan-ı Refi, İstanbul, 1284 (es.h.) Divan-ı Sabrî, (Deri.): Hüdayi Yağız, Ankara, 1984. Divan-ı Seyit Nigari, İstanbul, 1301. (es.h.). Divan-ı Süleyman Sadi, İstanbul, 1325, (es.h ). Divan-ı Şeref Hanım, İstanbul, 1292. (es.h.). Divan-ı Yunus Em re, İstanbul, tarihsiz, (es.h.). Divanü Lugat-it-Türk Tıpkıbasımı, Türk Dil Kuru­ mu Yayınları, Ankara, 1941, Dizdaroğlu, Hikmet, Cenap Şehabettin, Hayatı, Sa­ natı, Eserleri, Varlık Yayınları, İstanbul, 1964. Djilas, Milovan, Stalin'le Konuşmalar, Ötüken Neşri­ yat, İstanbul. Doğan, Avni, Bütün Şiirleri, Ankara, 2003. Doğan, D. Mehmet, B atılılaşm a İhaneti, 2. bs. Beyan Yayınevi, İstanbul 1986. Doğan, D. Mehmet, Dil, Kültür ve Yabancılaşma, Be­ yan Yayınevi, İstanbul 1990. Doğan, D. Mehmet, Kültürel Savaş ve Savaş Kültürü, Nehir Yayınevi, İstanbul, 1992. Doğan, Mehmed, Kur'an ve Tarih Önünde Türk'ün M uhasebesi, 4. bs. Ankara 1983. Doğan, Mehmed, Tiirk'im Güç K aynağı: D evlet B ab a Geleneği, Ankara 1983. Dora, Celâl, K o re Savaşında Türkler, İstanbul 1963. 1950-1951,

Elçin, Şükrü, Çocuklarım ıza Şiirler, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1986. Elçin, Şükrü, -Muhtar Tevfikoğhı, Yeni Türk N esri Antolojisi, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara 1987. Elçin, Şükrü, Şiirle Selâm, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1984. Elgün, Abdullah Çağrı, Düşten Öteye, Kayseri, 1983. Eloğlu, Metin - Tansel, Oğuz, B ektaşi D edikleri, Tür­ kiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 1970. Emin Osman, Hadikat'ül E diba -Edibay-ı Asrın Asarı Bergüzidelerini Muhtevi M üntehibat M ecmuası­ dır- deri. İstanbul, 1299, (es.h.). Emine Işınsu, Ak Topraklar, Ötüken Neşriyat, İstan­ bul 1971. Emine Işınsu, Azap Toprakları, 13. bs. Ötüken Neşri­ yat, İstanbul 1993. Emine Işınsu, Sancı , 10. bs. Töre-Devlet Yayınevi, Ankara 1980. Em ir Osman el Haşimi, D ivançe-i Haşimî, İstanbul, 1329, (es.h.). Em ir Seyyid Ömer Han, Divan-ı Emir, İstanbul, 1299, (es.h.). Enisdede, Divan-ı E nisdede Tercüme-i Hali, İstanbul, (tarihsiz), (es.h.). Eraslan, Kemal, Divan-ı H ikm et’ten Seçm eler, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınlan, Ankara, 1983. Ercilasun, Ahmet B., K ars İli Ağızları (Ses Bilgisi), TDK y. 2002. Ercilasun, Ahmet Bican, D ilde Birlik, Ecdad Yayıne­ vi, Ankara. Ercilasun, Ahmet Bican, M oğolistan ve Çin Günlüğü, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1991. Ercilasun, Ahmet Bican, Türk Dünyası Üzerine M akaleler - İncelem eler, Ankara 1992. Erdem, Galip, Mektuplar, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1979. Erdoğan, Bekir Sıtkı, D ostlar Başına, İstanbul 1965. Eren, Emin, Zonguldak-Bartın-Karabük illeri Ağızla­ rı, TDK y. 1997. Ergin, Muharrem, D ede Korkut Kitabı, Türk Dil Kurumu, Ankara 1989. Ergin, Muharrem, Orhun Âbideleri, Millî Eğitim Bakanlığı, Ankara 1970. Ergin, Muharrem, Türkiye'nin Bugünkü M eseleleri, 3. bs. İstanbul 1975. Ergun, Sadettin Nüzhet, Bektaşi Şairleri, Maarif Ve­ kaleti Yayınları, İstanbul, 1930. Ergun, Sami, Manzum N asreddin H oca F ıkra ve H ikayeleri, Ankara, 1950. Ergüven, Abdullah Rıza, Güneşe Açılmak, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 1978.

Dostoyevski, Fyodor, K aram azov K ardeşler, çev. Nihal Yalaza Taluy, Maarif Vekaleti Yayınları, İs­ tanbul, 1958. Dranas, Ahmet Muhip, Şiirler, Kültür ve Turizm Ba­ kanlığı, Ankara, 1988. Duygulu, Melih, A levi-Bektaşi Müziğinde Deyişler, İstanbul, 1997. Dülgerzade Rızaettin, Divan-ı Rızaettin, İstanbul, 1262, (es.h.). Dündar, Gülsün, Türkçülüğün Alfabesi, Su Yayınları, İstanbul 1979. Ebubekir Rıfat, Divan-ı Rıfat Efendi, İstanbul, 1254. (es.h.). Ebulkemal Kemahî, Divan-ı E bulkem al Kem ahi, İs­ tanbul, 1326, (es.h.). Ebuzziya Tevflk, Nunıune-i Edebiyyat-ı Osmaniyye, İstanbul, 1308. Ecevit, Bülent, Ecevit'in Şiirleri, haz. Mehmed Ke­ mal, İstanbul, May Yayınları, 1976. Ediboğlu, Baki Süha, Bizim K uşak ve Ötekiler, 36 Şair Üstüne Anılar ve Şiirler, İstanbul, 1968. Ege, İskender Cenap, B ir Yaprak Değdi, (yayın yeri ve tarihi yok) Ege, İskender Cenap, Ege'den Esintiler, Ankara, 1994.

Y A R A R LA N ILA N ESER LER

ÛIÜMIİİMt S Û M .
Ertürk, Selahattin, Kükreyiş, Kars, Aylı Kurt Yayın­ ları, 1950. Ertüzün, Fikret, İktisat Politikası M odelleri, İstanbul Üniversitesi iktisat Fakültesi, İstanbul 1984. Erzurumî, Haşan Basri, Kur'ânı K erim e G öre Sağcı­ lık ve Solculuğun M anası ve Solcu Yazarlara C e­ vap, Türk M illiyetçilerinin E l Kitabı, İstanbul 1968. Erzurumlu Emrah, Divan-ı Emrah, İstanbul, 1332. (es.h.). Erzurumlu Emrah, D ost Elinden Gelen Turna, Erzu­ rumlu Emrah, Hayatı, Şiirleri, Hürriyet Yayınları, İstanbul, 1976. Erzurumlu İbrahim Hakkı, Divan-ı İbrahim Hakkı Erzurumî, İstanbul, 1263. (es.h.). Esendal, Memduh Şevket, Ayaşlı ve K iracıları, 4. bs. Bilgi Yayınevi, Ankara 1988. Esendal, Memduh Şevket, Otlakçı, 5. bs. Bilgi Yayı­ nevi, Ankara 1989. Esin, Emel, Türk Kültür Tarihi- İç Asya'daki Erken Safhalar, Atatürk Kültür Merkezi, Ankara 1985. Esitı, Emel, Türkistan Seyahatnamesi, Türk Tarih Ku­ rumu. E srar Dede, Divan-ı E srar Dede, İstanbul, 1257. (es.h.). Es-Seyyid Osman Hulusi Ateş, Divan-ı Hulusi-i Darendevi, hazlr. Muhsin Kalkışım, Lütfi Alıcı, Ahmet Yeııikale, Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi Vakfı Yayınları, İstanbul, 1997, 2 c. (ikinci c .’de eski harfli metin var). Eteni İzzet, On Yılın Romanı, Maarif Vekaleti Yayın­ ları, İstanbul, 1933. Evliya Çelebi Seyahatnamesi, haz. Zuhuri Danışman, İstanbul, 1969. Evliya Çelebi Seyahatnamesi, İstanbul, 1314, (1-8. ciltleri eski, diğerleri Latin harfli). Evliya Çelebi Seyahatnamesi, sad. Tevfik Temel Kuran, İstanbul, Üçdal Neşriyat, 1975-78. Evliya Çelebi Seyahatnamesinden Seçmeler, haz. H. Nihal Atsız, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İs­ tanbul, 1971. Evliyagil, Necdet, Altınkıım Vapuru, İstanbul Şiirleri, Ajans-Türk Yayınları, Ankara, 1975. Evliyagil, Necdet, Çocukların Görkemli Düşü ve Acı Gülüşü, Ankara, Ajans-Türk, 1979. Evliyagil, Necdet, Düş ve Gerçek, Ankara, Ajans-Türk Matbaacılık, 1978. Evliyagil, Necdet, İstanbul Düşü, Ankara, 1982. Eyuboğlu, İsmet Zeki, Divan Şiirinde Sapık Sevgi, İstanbul, 1968, Okat Yayınları. Eyuboğlu, İsmet Zeki, Hz. Ali'nin Şiirleri, İstanbul, Pencere Yayınları, 1997.

Erh at, Azra, Mavi Yolculuk, İstanbul, 1962. Erkal, Mustafa, 101 Soruda Az Gelişmişlik, Der Ya­ yınevi, İstanbul. Erkal, Mustafa, Sosyal M eselelerim iz ve Sosyal D e­ ğişme, Mayaş Yayınları, Ankara 1984. Erkent, Dr. M. Kazım, Gaziantep Ağzıyla Nostaljik, Folklorik Deyişler, Gaziantep, 2000. Erm an, Nüzhet, Anadolu 1970, Ceylan Yayınevi, İs­ tanbul, 1970. Eroğlu, Hamza, Atatürk ve Milliyetçilik, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 1992. Erol, Safiye, Ciğerdelen, İstanbul 1946. Eröz, Mehmet, D oğu Anadolu'nun Türklüğü, 2. bs. irfan Yayınevi, İstanbul 1982. Eröz, Mehmet, Hıristiyanlaşan Türkler, Türk Kültü­ rünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1983. Eröz, Mehmet, M illî Kültürümüz ve Meselelerimiz, Doğuş Yayım ve Dağıtım, İstanbul 1983. Eröz, Mehmet, Türk Ailesi, Millî Eğitim Bakanlığı, Ankara 1972. Ersavaş, Fahri, H am asî Türk Şiiri Antolojisi, Ankara 1965. Ersavaş, Fahri, K ıbrıs Şiirleri Antolojisi, Yağmur Yayınları, İstanbul, 1965. Ersen, Cavid, Hürriyet M ücadelesi, Ankara, 1972. Ersoy, Mehmed Akif, M ehm ed A k if Külliyatı, Açıklam alı ve Liigatçeli- haz. İsmail Hakkı Şengüler, İstanbul, 1990. Ersoy, Mehmed Akif, Safahat, haz. Mehmet Ertuğnıl Düzdağ, İstanbul, Gonca Yayınevi, 1987. Ersoy, Mehmed Akif, Safahat, haz. Ömer Rıza Doğ­ rul, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1943. Ersoy, Mehmed Âkif, Safahat, İstanbul, 1933, (es.h.). Ersoy, Mehmet Akif, Safahat, haz. Orhan Akay, Mustafa İsen, Diyanet İşleri Başkanlığı, Ankara 1991. Ertaylan, İsmail Hikmet, Hurufı Edebiyatı Örnekleri, - c. 1. G encnam e-i Re.fi'i, c. 2. M esnevi-i Penahiİ.Ü. Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul, 1946. Ertekin, Fazlı, B ir Teselli Aradım, İstanbul, İstanbul Matbaası, 1976. Ertem , Ali, N am ık Kemal'in Şiirleri, İstanbul, İstanbul Kitabevi, 1957. Ertepınar, Coşkun, Güzel Dünya, Ankara, 1969. Ertepınar, Coşkun, Küçük Dünyamın İçinden, Anka­ ra, 1982. Ertepınar, Coşkun, Şiir İklim inde B ir Ömür (Hepsi B ir Arada), Ankara 1995. Ertürk, Selahattin, Mehmetçiğin İsyanı, İzmir, 1946. Ertürk, Selâhattin, Kükreyiş, 2. bs. Tanrı dağı Yayı­ nevi, İstanbul 1952.

.4 9

YA R A R LA N ILA N ES E R LER

Eyuboğlu, İsmet Zeki, Yedi Askı, A rap Şiirinin İlk P arlak Dönemi, İstanbul, Adam Yayınları, 1985. Eyuboğlu, Sabahattin, P ir Sıdtan Abdal, İstanbul, Cem Yayınevi, 1977. Faik Ali, F ani Teselliler, Bursa, 1324, (es.h.). Fakir Baykurt, Kaplum bağalar, İstanbul, Remzi Ki­ tabevi, 1967. Fatin, Divan-ı Fatin, İstanbul, 1288, (es.h.). Fazlı Necip, Kiilhani Edipler, İstanbul, 1930. Feraizci Mehmet Şakir, M enazır-ül-Letaif —Evhami - haz. Cevdet Kudret, İstanbul, 1974. Ferid, Vahdet-i Vücud, İstanbul, 1331, (es.h.). Feyzullah Sacit, Hayyamm R ubaileri ve Manzum Tercümeleri, İstanbul, Cihan Kütüphanesi, 1929. Fındıkoğlu, Ziyaeddin Fahri, Sosyalizm; Eflâtun'dan M arks'a K adar, İstanbul 1965. Firuz Ahmet, İttihat ve Terakki; Jö n Tiirkler, İstanbul 1971. Fitnat Zübeyde, Divan-ı Fitnat, (es.h.). İstanbul, 1286,

Ankara, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1963. Genç, Reşat, Karahanlı D evlet Teşkilâtı: XI. Yüzyıl Tiirk Hâkimiyet Anlayışı ve K arahanlılar, Kültür Bakanlığı, Ankara 1981. Genç, Reşat, Türk İnanışları ile Millî G eleneklerinde Renkler ve Sarı, Kırmızı, Yeşil, Atatürk Kültür Merkezi, Ankara 1997. Gençosmanoğlu, Niyazi Yıldırım, D estanlar Burcu, İstanbul 1990. Gençosmanoğlu, Niyazi Yıldırım, D estanlarda Uyaıımak, İstanbul, Cönk Yayınları, 1984. Georges-Gauli Berthe, Kurtuluş Savaşı Sırasında Tiirk Milliyetçiliği, çev. Cenap Yazansoy, Rado Yayınları, İstanbul 1981. Gezen, Müjdat, Acayip Şiirler Antikalojisi, İstanbul, 1987. Giridi Ali Aziz Efendi, Muhayyelat-ı Aziz Efendi, Akçağ Yay. Gocul, Basri, Türk M illî Destanı Oğuzlama, 1950 Goethe, Johann Wolfgang von, Faust, çev. Recai Bilgin, İstanbul, Remzi Kitabevi, 1966. Gorki, Maksim, Ana, İstanbul, May Yayınları, 1971. Gökalp,Ziya Türk Töresi, haz. Yalçın Toker, Toker Yayınevi, İstanbul 1987. Gökalp, Ziya , Türkçülüğün Esasları, haz. Yalçın Toker, Toker Yayınevi, İstanbul 1989. Gökalp, Ziya, Türkleşmek, İslâmlaşm ak, M uasırlaş­ mak, sad. Yalçın Toker, 2. bs. Toker Yayınevi, İs­ tanbul 1992. Gökalp, Ziya, Yeni Türkiye'nin H edefleri (Hikmet Tanyu'mm B ir İncelem esi ile), Hür Basım ve Ya­ yınevi, Ankara 1965. Gökalp, Ziya, Çınaraltı Konuşmaları, Diyarbakır'ı Tanıtma ve Kültür Demeği, Ankara 1966. Gökalp, Ziya, Kızıl Elma, İstanbul, 1941. Gökalp, Ziya, Şiirler ve H alk M asalları, haz. Fevziye Abdullah Tansel, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1977. Gökalp, Ziya, Yeni Hayat, İstanbul, 1918 (es.h.). Gökalp, Ziya, Yeni Hayat, İstanbul, İkbal Kitabevi, 1941. Gökalp, Ziya, Eski Tiirk Dinî Tarihi, İstanbul 1988. Gökalp, Ziya, Hususî M ektuplarına Göre Ziya Gökalp'in H ayat Görüşü, Der.: Önder Göçgün, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1992. Gökalp, Ziya, Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Tem elle­ ri, haz. Rıza Kardaş, Millî Eğitim Bakanlığı, An­ kara 1973. Gökalp, Ziya, Türk Ahlâkı, haz. Yalçın Toker, Toker Yayınevi, İstanbul 1989. Gökalp, Ziya,Türk Medeniyeti Tarihi, haz. Yalçın To­ ker, Toker Yayınevi, İstanbul 1989.

Flaubert, Gustave, M adam e Bovarv, çevl. Nurullah Ataç, Sabri Esat Siyavuşgil, İstanbul, Remzi Kitabevi, 1967. Fuat Bayramoğlu'nun Rubaileri, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,1976. Fuzuli Divanı, haz. Abdülbaki Gölpınarlı, İstanbul, İn­ kılap Yayınları, 1985. Fuzuli, hazl. Nazım İbrahimov -Yaşar Garayev, Ankara, Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı Yayın­ ları, (tıpkıbasım ekli), Azerbaycan. Fuzuli, Divan-ı Fuzuli, İstanbul, 1331. (es.h.). Fuzuli, Fuzuli Divanı, bas. hazl. Kenan Akyüz [ve diğerleri.], Ankara, Akçağ, 2000. Füruzan, Kuşatma, Ankara, Bilgi Yayınevi, 1973. Garaudy, Roger, İslâmın Vadettikleri, 3. bs. Pınar Ya­ yınevi, İstanbul 1983. Garaudy, Roger, Sosyalizmin Büyük Dönem eci, Mil­ liyet Yayınları, İstanbul 1970. Garibi, Divan-ı Garibi, İstanbul, tarihsiz (es.h.). Gazali, İhyây-ı Ulûm ’üd-din, tere. Ahmet Serdaroğlu, İrfan Yayınevi, İstanbul. Gazeteci, Haşan, 23 Nisan Çocuk Şiirleri, İstanbul, İtimat Kitabevi, 1975. Gelibolulu Mustafa Ali, Cami'u'l-Buhur d er M ecalis-i Sur, edisyon kritik ve tahlil Ali Öztekin, Türk Ta­ rih Kurumu Yayınları Ankara, 1996, Index. Gemalnıaz, Efrasiyap, Erzurum ili Ağızları I-II-III, TDK y. 1995. Gemuhluoğlu, Fethi, Dostluk Üzerine, Boğaziçi Ya­ yınevi, İstanbul 1978. Gencosman, Mehmed Nuri, Hayyam'dan Rubailer,

YA RA R LA N ILA N ESER LER

DİMİCE SOM. 5 0
Gülensoy, Tuncer, Kütahya Yöresi Ağızları, TDK y. 1988. Gülensoy, Tuncer, Orhun'dan Anadolu'ya Türk Dam­ g a la rı: D am galar, İmler, Enler. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul 1989. Güler, Abdülkadir, Harran'da Atatürk Çiçeği, İzmir, 1986. Güler, Abdülkadir, Mardin Folkloru G elenekler G ö­ renekler, 1998. Güler, Abdülkadir, Söke Şairleri Antolojisi, Söke, 1990. Güler, Halit, Tuna N ehri Konuşsaydı, Türkiye Diya­ net Vakfı, Ankara. Gülpınar Taranoğlu, Güzide, B ir D alda Bin Çiçek, Şiirlerimin Demeti, Ankara, 1997. Gülpınar-Taranoğlu, Güzide, Huzur Çağı, Ankara, 1981. Gülseren, Cemil, Malatya İli Ağızları, TDK y. 1
2000 .

Gökdemir, Sevgi - Ayvaz, Yunus Emre, Güldeste, Kültür Bakanlığı, Ankara 1990. Göktürk, M. Gündüz, Burası 27 Mayıs Ankarası, Bursa, 1963. Gökyay, Orhan Şaik, B irkaç Şiir, İstanbul, Hilal Mat­ baası, 1976. Gökyay, Orhan Şaik, Bugünkü D ille D ede Korkut, Remzi Kitabevi, İstanbul 1963. Gölpınarh, Abdülbâki, 100 Soruda Türkiye'de Mez­ h epler ve Tarikatlar, Gerçek Yayınevi, İstanbul 1969. Gölpınarh, Abdülbâki, Divan- M evlana Celaleddin Rumi, çev. İstanbul, 1971, Milliyet Yayınları. Gölpınarh, Abdülbâki, Divan Şiiri, e. 1. XV-XVI. yy. c. 2. XVII. yy. e. 3. XVIII. yy. c. 4. XIX. yy. c. 5. X X . yy. İstanbul, 1954. Gölpınarh, Abdülbâki, Divan-ı K eb ir - giildesteM evlana C elaleddin Rumi, İstanbul, 1955. Gölpınarh, Abdülbâki, Divan-ı Kebir'den Seçm elerM evlana Celaleddin ifa/m'Kültür Bakanlığı Yayınları,, Ankara, 1995. Gölpınarh, Abdülbâki, Fuzuli Divanı, İstanbul, 1961. Gölpınarh, Abdülbâki, Hayyam ve Rubaileri, İnkılap ve Aka, İstanbul, 1973. Gölpınarh, Abdülbâki, Nedim Divanı, İstanbul, İnkı­ lap Kitabevi, 1972. Görkem, Rauf, Heyecanlarım, Ankara, 1970. Göze, Ergıın, Bulunmuş D efterden Cuma Düşünceleri, Boğaziçi Yayınevi, İstanbul 1989. Gözler, H. Fethi Edebiyatım ızdaki Dinî, Tasavvufı ve Hikmetli Manzum Sözlerden B ir Demet, Kültür Bakanlığı, Ankara 1989. Gözler, H. Fethi, Vatan ve Kahram anlık Şiirleri An­ tolojisi, İstanbul, İnkılap ve Aka Kitabevleri, 1965. Gözler, H. Fethi, Yunus'tan Bugüne Türk Şiiri, Defiıe Yayınları, Ankara 1964. Güfta, Dr. Hüseyin Divan Şiirinde İlim, Ankara, 2004. Gül, Muhsin, H alk Ozanı Sıdki B ab a Hayatı ve Şiirle­ ri, Ankara, 1984. Gülahmedoğlu, Azmi, Yemin, İstanbul 1952. Güldeste, Türk Edebiyatından Seçilmiş Beyit ve Mıs­ ralar, Ankara 1991. Güleç, Azmi, Ağustos Güneşi, Destan, Defne Yayınları, Ankara 1967. Güleç, Azmi, Azmi'den Rubailer, Defne Yayınları, Ankara 1970. Güleç, Azmi, Fetih Yıldızı, Destan, Ankara 1958. Güleç, Azmi, Kapısız Sokaklar, Ankara 1962. Gülensoy, Tuncer, - Buran, Ahmet, E lazığ Yöresi Ağızlarından D erlem eler I, TDK y. T 994.

Gümülcineli Esad, H alk Şiirleri, (es.h.).

İstanbul,

1339,

Günay, Turgut, Rize İli Ağızları, TDK y. 2002. Gündüz, Aka, Bu Toprağın Kızları, İstanbul, 1973. Güner, Ahmet, Tarikatlar Ansiklopedisi, haz. Milliyet Yayınları, İstanbul 1991. Güney, Eflatun Cem - Güney, Çetin Eflatun, Aşık Mesleki, İstanbul Maarif Kitaphanesi, İstanbul, 1953. Güney, Eflatun Cem - Güney, Çetin Eflatun, Âşık Ruhsati, Hayatı ve Şiirleri, İstanbul Maarif Ki­ taphanesi, İstanbul, 1963. Güney, Eflatun Cem, Erzurumlu Emrah, Hayatı ve Şiirleri, İstanbul Maarif Kitaphanesi, 1960. Güney, Eflâtun Cem, H alk Şiiri Antolojisi, 6. bs. Varlık Yayınevi, İstanbul 1980. Güngör, Erol, Dünden Bugünden Tarih, Kültür, Mil­ liyetçilik, 4. bs. Ötüken Neşriyat, İstanbul 1988. Güngör, Erol, İslâm Tasavvufunun M eseleleri, Ötü­ ken Neşriyat, İstanbul. Güngör, Erol, Kültür D eğişm eleri ve Milliyetçilik, 2. bs. Ötüken Neşriyat, İstanbul 1984. Güngör, Erol, Sosyal M eseleler ve Aydınlar, Ötüken Neşriyat, İstanbul. Güngör, Erol, Tarihte Türkler, Ötüken Neşriyat, İs­ tanbul 1983. Güngör, Erol, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1978. Günşen, Ahmet, K ırşehir ve Yöresi Ağızları (İnceleme-Metinler-Sözlük), TDK y. 2000. Gün tekin, Reşat Nuri, Acımak, İstanbul, 1957. Güntekin, Reşat Nuri, Akşam Güneşi, İstanbul, 1928, (es.h.).

o i « n i K

®

ö i i .5 i

Y A R A R LA N ILA N E S ER LER

Güntekin, Reşat Nuri, Ateş Gecesi, İstanbul, İnkılap Kitabevi, 1953. Güntekin, Reşat Nuri, B ir Kadın Düşmanı, İstanbul, İnkılap Kitabevi, 1958. Güntekin, Reşat Nuri, Çalıkuşu, 37. bs. İnkılâp Ki­ tabevi, İstanbul 1992. Güntekin, Reşat Nuri, Çalıkuşu, İstanbul, (es.h.). 1928,

Gürpınar, Hüseyin Rahmi, E şkıya İninde, İstanbul. 1963. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Gulyabani, İstanbul, Hil­ mi Kitabevi, 1960. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, İffet, İstanbul, 1966. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, İnsanlar Maymun muy­ du? İstanbul, 1982. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Kaderin Cilvesi, İstanbul, Pınar Y ayınevi, 1964. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, K adınlar Vaizi, İstanbul, 1966. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Kaynanam N asıl Kudur­ du?, İstanbul, 1964. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, K esik Baş, 1963. İstanbul.

Güntekin, Reşat Nuri, Damga, İstanbul, İnkılap ve Aka, 1968. Güntekin, Reşat Nuri, Değirmen, İstanbul, İnkılap Kitabevi, 1958. Güntekin, Reşat Nuri, Dudaktan K albe, İstanbul, 1932. Güntekin, Reşat Nuri, Eski Hastalık, İstanbul, 1958. Güntekin, Reşat Nuri, Gizli El, İstanbul, İnkılap ve Aka Kitabevleri, 1969. Güntekin, Reşat Nuri, Gökyüzü, İstanbul, İnkılap Kitabevi, 1958. Güntekin, Reşat Nuri, Kan Davası, İnkılap Kitabevi, 1960. Güntekin, Reşat Nuri, K ızılcık Dalları, İstanbul, 1957. Güntekin, Reşat Nuri, M iskinler Tekkesi, İstanbul, İnkılap Kitabevi, 1958. Güntekin, Reşat Nuri, Son Sığmak, İstanbul, İnkılap Kitabevi, 1961. Güntekin, Reşat Nuri, Tanrı Misafiri, İnkılâp ve Aka Kitabevleri, İstanbul 1970. Güntekin, Reşat Nuri, Yaprak Dökümü, İstanbul, Ahmet Halit Kitaphanesi, 1930. Güntekin, Reşat Nuri, Yeşil Gece, İstanbul, İnkılap ve Aka Kitabevleri, 1968. Gürgen, Ali Gündüz, Mevlana'dan Günümüze K a d ar Dini Şiirleri Antolojisi, Konya, 1966. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Aşk Batağı, B ir M uadelei Sevda, İstanbul, 1983. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Ben D eli miyim?, İstan­ bul, 1965. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Billur Kalp, İstanbul, 1967. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Cadı, İstanbul, 1967. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Can Pazarı, İstanbul, 1968. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Cehennemlik, İstanbul, 1966. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, D eli Filozof, İstanbul, 1964. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Dirilen iskelet, İstanbul, 1984. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Efsuncu B aba, İstanbul, Atlas Kitabevi, 1966.

Gürpınar, Hüseyin Rahmi, K okotlar Mektebi, İstan­ bul, 1981. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Kuyruklu Yıldız Altında B ir Evlenme, İstanbul, 1969. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Metres, İstanbul, 1965. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, M ezarından K alkan Şe­ hit, İstanbul, 1966. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Mürebbiye, 1960. İstanbul,

Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Namuslu Kokotlar, İstan­ bul, 1984. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Nimetşinas, İstanbul, 1965. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Şık, Kütüphane-i İslam ve Askerî, İstanbul, 1336, (es.h.). Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Şık, İstanbul, 1964. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Şıpsevdi, İstanbul, 1965. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Tesadüf, İstanbul, 1984. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Tutuşmuş Gönüller, İs­ tanbul, 1968. Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Utanmaz Adam, İstanbul, 1984. Gürsevin, Gürer, Uşak İli Ağızları (Dil ÖzellikleriMetinler-Sözliik), TDKy. 2002. Gürtunca, Mehmet Faruk, Bu Arslana Dokunmayın, İstanbul, Ülkü Kitap Yurdu, 1939. Gürün, Kâmuran, Türkler ve Türk D evletleri Tarihi, 2. bs. Bilgi Yayınevi, Ankara 1984. Güipınar Taranoğlu, Güzide, Aşk Yıllara Yenilmez, Ankara, (tarihsiz). Hacıeminoğlu, Necmettin, Türkçenin K aranlık Gün­ leri, İstanbul. Hacıeminoğlu, Necmettin, Yeni B ir Dünya, TöreDevlet Yayınevi, Ankara 1976. Hafız Mehmet Sabatüddin, Divan-ı Hafız Mehmet Sebatüddin, İstanbul, 1309. (es.h.).

YA RA R LA N ILA N ESER LER ______________________________

_____________________ m e n iiC E M .
Hazik Mehmed, Divan-ı Hazilc Efendi, İstanbul, 1318. (es.h.). Hector Malot, Bilgiç Kız, çev. Ahmet Midhat Efendi, İstanbul, 1305, (es.h.). Helaki, Divan, (Haz.) Mehmed F. Çavuşoğlu, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul. 1982. Hemingway, Ernest, Ç anlar Kimin İçin Çalıyor, çev. Nurettin Özyürek, Varlık Yayınları, İstanbul, 1966. Henry, Paul, M illiyetler M eselesi, çev. Fehmi Baldaş, Kanaat Kitabevi, İstanbul 1939. Hersekli Arif Hikmet, Divan-ı A rif Hikmet, İstanbul, 1335, (es.h.). Heyd, Uriel, Türk Ulusçuluğunun Temelleri, çev. Kadir Günay, Kültür Bakanlığı, Ankara 1979. Hız, Salih, Atatürk B aba, Samsun, 1961. Hilmi, Divan-ı Hilmi, İstanbul, tarihsiz, (es.h.). Hire, Jean de La, ik i Çocuğun Devriâlemi, İstanbul, 1924, (es.h.). Hisar, Abdülhak Şinasi, Fahim B ey ve Biz, Varlık Yayınevi, İstanbul, 1966. Hugo, Victor N otre-D am e d e Paris, çev. Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, 2 c, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1947. Hüseyin Şevket, K a ra (es.h.). Günlerde, İstanbul, 1926,

Hafız Ulvi, Divan-ı H afız Ulvi, İstanbul, 1290. (es.h.). Halıcı, Feyzi, -Ahmet Özdemir, P era P alas Gönül Sohbetleri Güldestesi, Ankara, 1999. Halıcı, Feyzi, Dinle Neyden, Konya, 1984. Halıcı, Feyzi, Konya Şiirleri, Konya Ticaret Odası Kültür ve Eğitim Yayınları, Konya, (tarihsiz). Halıcı, Feyzi, Parlam enter Şairler, T.B.M.M. Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 1990. Halıcı, Feyzi, Yaşama Sevinci, Ankara 1983. Halikarnas Balıkçısı, Aganta Bıırina Bıırirıata, İstan­ bul, 1946. Halil Rüşdü, H adikat-ı M arifet Teranelerim, İstanbul, 1312, (es.h.). Halim Giray, Divan-ı H alimgiray Sultan, İstanbul, 1257. (es.h.). Halit Efendi, Divan-ı Halit Efendi, İstanbul, 1257. (es.h.). Halman, Talat Sait, Eski Uygarlıkların Şiirleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 1974. Hamamizade İhsan, Divan-ı İhsan, İstanbul, 1928. (es.h.). Hamdi Haşan, M akedonya ve K osova Türklerince Kullanılan Atasözleri ve Deyimler, TD K y. 1997. Hamidullah, Muhammed, İslâm a Giriş, Beyan Ya­ yınları, İstanbul 1996. Hamii Amidi, Divan-ı Hamii Amidi, İstanbul, 1272, (es.h.). Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, yay. çev. Mümin Çevik, Erol Kılınç, 2. bs. Üçdal, İkra ve Okusan Yayınevleri, İstanbul 1989. Hamsun, Knut, Düğüm, çev. Hüseyin Tüztin, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1971. Hanhan, Ziya, Baltaoğlu Bizans'ta, Türkiye Yayıncı­ lık, İstanbul, 1971. Hanhan, Ziya, E feler Şahlanıyor, G ökçen Efe, Yeni İstanbul Yayınları, İstanbul, 1969. Hanyavi Şefik Efendi, D ivançe-i Hanyavi Şefik E fen­ di, İstanbul, 1293. (es.h.). Haşan Hilmi, Divan-ı Haşan Hilmi, İstanbul, 1290, (es.h.). Haşek, Jaroslav, Aslan A sker Şvayk, çev. Ayşegül Günkut, İstanbul, 1964. Hatem Ahmed, Divan-ı Hatem, İstanbul, tarihsiz, (es.h.). Hatipoğlu, Aydın, Beynim Yüreğim, İstanbul, 1978. Hatipoğlu, Aydın, Çöm çe Gelin, İstanbul, 1966. Hayıt, Baymirza, E sir Türkler, çev. Şekip Engineri, Kişisel Kitaplar, Ankara, (tarihsiz). Hayreti, Divan, (tenkidli basım) haz. Mehmed F. Çavuşoğlu, M. Ali Tanyeri, İ.Ü. Edebiyat Fakülte­ si Yayınları, İstanbul, 1981.

Hüseyini, Hüseyin Mirza Baykara, Divan-ı Sultan Hüseyn Mirza B aykara, haz. İsmail Hikmet Ertaylan, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstan­ bul, 1946. Hüzni, Divan-ı Hüzni, İstanbul, 1310, (es.h.). İlgaz, Rıfat, Karadenizin Kıyıcığında, Cem Yayınevi, İstanbul, 1969. Işık, İhsan, Kültürümüzün Kimliği, Beyan Yayınları, İstanbul 1982. İdil, M. Ayas İshakî, Üyge Taba (Eve Doğru), Ötüken Neşriyat, İstanbul 1965, İlhan, Attila, Ayrılık Sevdaya Dahil, Bilgi Yayınları, Ankara, 1993. İlhan, Attila, Böyle B ir Sevmek, Ankara, Bilgi Yayın­ ları, 1977. İlhan, Attila, Duvar, Bilgi Yayınları, Ankara, 1977. İlhan, Attila, Zenciler Birbirine Benzemez, Yayınları, Ankara, 1957. Dost

İmriül Kays, Mııallakat, çev. Mehmed Şerefeddin Yaltkaya, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstan­ bul, 1989. İnal, Ayhan, Dostlarım, Ayyıldız Matbaası, Ankara, 1977. İnal, Ayhan, Ölümsüzlük Türküsü, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara 1987. İnal, İbnü'l-Emin Mahmud Kemal, Son Asır Türk

B

I B

I K

»

®

. «

YA R A R LA N ILA N ES E R LER

Şairleri, -Kemalü'ş-Şuara- haz. Hidayet Özcan, Atatürk Yüksek Kurumu - Atatürk Kültür Merkezi Yayım, Ankara, 2000. İnal, İbnülemin Mahmut Kemal, Son Sadrazamlar, 3. bs. Dergâh Yayınevi, İstanbul 1982. İııan, Abdülkadir, Eski Türk Dini Tarihi, Kültür Ba­ kanlığı, Ankara 1976. İnan, Abdülkadir, M akaleler, İncelem eler, 2 e. 2. bs. Türk Tarih Kurumu, Ankara 1987. İnan, Abdülkadir, M anas Destanı, Kültür Bakanlığı, Ankara 1985. İnan, Abdülkadir, Tarihte ve Bugün Şamanizm, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1954. İnönü, İsmet, Lozan B arış Konferansı- Konuşma, Demeç, M akale, Mesaj, Anı ve Söyleşileri, haz: İl­ han Turan, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu- Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2003. İnönü, İsmet, Millet ve insaniyet (İsmet İnönü'nün nutuklarından seçm eler), deri: Herbert Melzig, Kanaat Kitabevi, İstanbul, 1943. İnönü, İsmet, Millî Ş e f Cumhurreisi ism et İnönü 'nün Türkiye Büyük M illet Meclisinin J.n ci İntihap Devresinin 2 'inci Toplanm a Yılını Açış Nutku 1.11.1944, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekre­ terliği Yayınları, Ankara, 1944. İnönü, İsmet, Aziz Atatürk, , Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1963. İnönü, İsmet, Cumhuriyet H alk Partisi Üsnomal Biiyük Kurultayda G enel Başkan İnönü Tarafından Söylenen Nutuk 26.12.1938. İnönü, İsmet, D efterler: 1919-1973, haz: Ahmet Demirel, [önsöz Erdal İnönü], İstanbul, 2001, 2 c. Fotoğraflı. Yapı Kredi Yayınları (c. 1. 1919-1955 - c. 2. 1956-1973). İnönü, İsmet, D evlet Kurucusu Atatürk, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1969. (Belleten, Cilt XXXIII, Sayı 129 (Ocak 1969)'dan ayrıbasım). İnönü, İsmet, E bedi Ş e f Atatürk'ün Ölümü D olayısıyla Milli Ş e f ism et İnönü'nün Türk M illetine Beyan­ namesi, Ankara, 1938. İnönü, İsmet, H atıralar: B irinci Dünya Harbi, haz: Nurer Uğurlu, Ankara, 1999, Cumhuriyet Gazetesi Yayınları İnönü, İsmet, Hatıralarım, Genç Subaylık Yılları: 1884-1918, haz: Sabahattin Selek, İstanbul, 1969. İnönü, İsmet, İhtilalden Sonra İsm et İnönü: Konuşm a­ ları, Dem eçleri, M esajları, Sohbetleri ve Yazılarıy­ la, deri: Sabahat Toktamış, İstanbul, 1962. İnönü, İsmet, İnönü'nün Söylev ve D em eçleri, c. 1. Türk Devrim Tarihi Enstitüsü Yayınları [T.B.M. Meclisinde ve C.H.P. Kurultaylarında (19191946)] İstanbul, 1946. İnönü, İsmet, ism et İnönü'nün H atıraları: Büyük Za­

ferd en Sonra Mudanya M ütarekesi ve Lozan Ant­ laşması, 1998. (Cumhuriyet gazetesinin armağanı­ dır). İnönü, İsmet, İsm et İnönü'nün T.B.M.M.'deki konuş­ m aları 1920-1973, deri: Ali Rıza Cihan, Ankara, 1992. T.B.M.M. Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları: 56 (c. 1. 1920-1938, c. 2. 1939-1960, c. 3. 1961-1973, E -l: Dizin). İnönü, İsmet, M illî Şefin Şöylev, D em eç ve M esajları, deri: Kadri Kemal Kop, Akay Kitabevi, İstanbul, 1945. İnönü, İsmet, M uallimler B irliği K ongresinde İsm et P aşa Hazretlerinin Nutukları, Ankara, 1341, (es.h.). İnönü, İsmet, Muhalefet'te ism et İnönü: Konuşmaları, D em eçleri, M esajları, Sohbetleri ve Yazılarıyla, deri: Sabahat Erdemir, İstanbul, 1956. İpekten, Haluk, Divan Edebiyatında E d eb î Muhitler, İstanbul, 1996, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları. İsmail Hakkı Bursevî Divanı, (Haz.) Dr. Murat Yurt­ sever, Arasta Yayınları, Bursa, 2000. İsmeti, Divan-ı İsmetî, İstanbul, 1291, (es.h.). İstiklal Uğrunda Şiirler Mecmuası, Azerbeycan Neş­ riyatı, İstanbul, 1928, (es.h.). İz, Mahir, Tasavvuf- Mahiyeti, Büyükleri ve Tarikat­ lar, İstanbul Kitabevi, İstanbul 1990. İzbudak, Veled Çelebi, Divan-ı Tiirki-i Sultan Veled, Musahhihi Kilisli Rıfat, İstanbul, 1341, (es.h.). Johnstone, H.A. ve Butler, Muuro, Tiirkler: K a ra k ­ terleri, Terbiyeleri ve... çev. Hüseyin Kılıç, Türki­ ye Diyanet Vakfı, Ankara. Kabaklı, Ahmet, Kültür Emperyalizmi, Toker Yayı­ nevi, İstanbul 1971. Kabaklı, Ahmet, M âbet ve Millet, Toker Yayınevi, İstanbul 1970. Kabaklı, Ahmet, Müslüman Türkiye, Toker Yayınevi, İstanbul 1970. Kabaklı, Ahmet, Türk Edebiyatı, 5 c., Türk Edebiyatı Vakfı, İstanbul. (1. c. 1965, diğerleri değişik tarih­ li) Kadı Burhaneddin, Divan-ı K adı Burhaneddin, İstan­ bul, 1922. (es.h.). Kafesoğlu, İbrahim, Bulgarların Kökeni, Türk Kültü­ rünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1985. Kafesoğlu, İbrahim, H arzem şahlar D evleti Tarihi, 3. bs. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Ankara 1992. Kafesoğlu, İbrahim, Kutadgu B ilig ve Kültür Tarihi­ mizdeki Yeri, Kültür Bakanlığı, Ankara 1980. Kafesoğlu, İbrahim, Türk B ozkır Kültürü, Ankara 1987. Kafesoğlu, İbrahim, Türk M illî Kültürü, düzl. ve genş. 14. bs. Boğaziçi Yayınevi, İstanbul 1996.

Y A R A R LA N ILA N ESER LER

ÖIüMMESÖM.54
K ara, Mehmet, Gün D oğm ak Üzerine, Koza Yayınla­ rı, Ankara, 1990. Karaalioğlu, Seyyit Kemal, Edebiyatım ızda Şair ve Yazarlar, 3. bs. İnkılâp ve Aka Kitabevleri, İstan­ bul 1984. Karaalioğlu, Seyyit Kemal, Resimli Türk E debiyatçı­ ları Sözlüğü, genşl. 2. bs. İnkılâp ve Aka Kitabevleri, İstanbul 1982. Karaalioğlu, Seyyit Kemal, Türk E debiyatı Tarihi, İnkılâp Kitabevi, İstanbul. Karabekir, Kâzım, İstiklâl Harbimiz, İstanbul 1988. Karabekir, Kâzım, İstiklâl Harbinin Esasları, der. Nihat Uzcan, İstanbul 1982. Karabulut, Halil, D am lada D erya Gizlidir, Kültür ve Turizm Bakanlığı Milli Folklor Araş., Ankara, 1988. Karacaoğlan, Bütün Şiirleri, haz. Cahit Öztelli, Milli­ yet Yayın Ltd. Şti., İstanbul 1978. K araer, Mustafa Necati, Güvercin Uçurmak, İstan­ bul, 1977. K araer, Mustafa Necati, K uşlar ve İnsanlar, Ankara, 1982. Karagöz, M. Berdan, Güneş Yüzlüm, Ankara, 1989. Karahan, Abdülkadir, Şirazlı Hafız ve Şiirlerinden Seçm eler, Ankara, 1988. Karahan, Leylâ, Anadolu Ağızlarının Sınıflandırılma­ sı, TDK y. 1996. Karakan, Hüseyin, Şiirimizin Cumhuriyeti, İstanbul, 1958. Karakan, Hüseyin, Türkçe Hayyam, İstanbul, 1962. Karakoç, Abdurrahim, Bütün Şiirleri, Fetih Yayıne­ vi, İstanbul, 1973. Karakoç, Abdurrahim, D osta Doğru, Ankara, Ocak Yayınları, 1984. Karakoç, Abdürrahim, Vur Emri, 15. bs. Ocak Yayı­ nevi, Ankara 1990. Karakoç, Bahattin, İlkyazda, İstanbul, Cönk Yayınla­ rı, 1984. Karakoç, Bahattin, K ar Sesi, Ocak Yayınları, Anka­ ra, 1983. Karakoç, M. Sezai, H ikâyeler, 2 c., 2. bs. Diriliş Yayınevi, İstanbul 1988. Karakoç, Sezai, Alınyazısı Saati, İstanbul, Diriliş Ya­ yınları, 1989. Karakoç, Sezai, Ateş Dansı, Diriliş Yayınları, İstan­ bul, 1987. Karakoç, Sezai, Hızırla K ırk Saat, Diriliş Yayınları, İstanbul, 1989. Karakoç, Sezai, Şiirler, Diriliş Yayınları, İstanbul, 1978. K arakurt, Esat Mahmut, Ölünceye K adar, İnkılap ve Aka Kitabevleri, İstanbul, 1969.

Kafesoğlu, İbrahim, Türk Milliyetçiliğinin M eseleleri, Millî Eğitim Bakanlığı, Ankara 1970. Kafesoğlu, İbrahim, Türk-lslâm Sentezi, Aydınlar Ocağı, İstanbul 1985. Kafesoğlu, İbrahim, Türkler ve Medeniyet, İstanbul Yayınları, İstanbul 1957. Kahraman, Mehmet Divan Edebiyatı Üzerine Tar­ tışmalar, İstanbul, 19Ş6. Kahramanlık Şiirleri Antolojisi, Varlık Yayınları, İstanbul, 1972. Kahun, Leon, G ök Bayrak, çev. Galip Bahtiyar, İs­ tanbul, 1970. Kakınç, Tarık Dursun, Denizin Kanı, Cem Yayınevi, İstanbul, 1968. Kakınç, Tarık Dursun, D eve T ellal P ire B erb er İken, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1970. Kalay, Emin, Edirne İli Ağızları, TDK y. 1998. Kamil, Divan-ı Kamil, İstanbul, 1325, (es.h.). Kandemir, Feridun Kudret, Kendi Ağzından Rıza Tevfik, -Hayatı, Felsefesi, Şiirleri- Remzi Kita­ bevi, İstanbul, 1943. Kanık, Orhan Veli, Bütün Şiirleri, 34. bs. Adam Ya­ yınevi, İstanbul 1991. Kansu, Ceyhun Atuf, Sakarya Meydan Savaşı, D es­ tan, Bilgi Yayınevi, Ankara 1970. Kanuni Sultan Süleyman, Divan-ı Muhibbi, Kanuni Sultan Süleyman'ın Şiirleri, haz. Vahit Çabuk, İs­ tanbul, 1980, 3 c. Tercüman Yayınları. Kaplan, Mehmet - Birinci, Necat, Atatürk Şiirleri Antolojisi, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1990. Kaplan, Mehmet, Büyük Türkiye Rüyası, İstanbul 1969. Kaplan, Mehmet, H ikâye Tahlilleri, 4. bs. Dergâh Yayınevi, İstanbul 1991. Kaplan, Mehmet, Kültür ve Dil, 4.bs. Dergâh Yayı­ nevi, İstanbul 1986. Kaplan, Mehmet, Nesillerin Ruhu, 5. bs. Dergâh Ya­ yınevi, İstanbul 1991. Kaplan, Mehmet, Şiir Tahlilleri, Yayınevi, İstanbul 1991. 11. bs. Dergâh

Kaplan, Mehmet, Şiir Tahlilleri, A kif Paşa'dan Yahya Kem al'e Kadar, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul, 1954. Kaplan, Mehmet, Şiir Tahlilleri, İstanbul, Dergâh Yayınları, 1975. Kaplan, Mehmet, Tanpınar'ın Şiir Dünyası, Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul, 1963. İ.Ü.

Kaplan, Mehmet, Tiirk Millletinin Kültürel D eğerleri, Kültür Bakanlığı, Ankara 1987. Kaplancalı, Kemal, Bir Fikrin Adamları, İstanbul, 1946.

ö

i ü

m

i M

i . 5 5

Y A R A R LA N ILA N E S ER LER

K arakurt, Esat Mahmut, İlk ve Son, inkılap ve Aka Kitabevleri, İstanbul, 1969. Karal, Enver Ziya, Osmanh Tarihi, 9 c., Türk Tarih Kurumu, Ankara. K araman, Hayrettin, İslâm Hukukunda Mezhepler, İrfan Yayınevi, İstanbul 1971. Karaosmanoğlu, Yakup Kadri, Ankara, Ankara, 1934. Karaosmanoğlu, Yakup Kadri, Hüküm Gecesi, İs­ tanbul, 1927, (es.h.). Karaosmanoğlu, Yakup Kadri, K iralık Konak, İstan­ bul, 1974. Karaosmanoğlu, Yakup Kadri, M illî Savaş H ikâye­ leri, haz. Atillâ Özkırımlı, İletişim Yayınevi, İs­ tanbul 1990. Karaosmanoğlu, Yakup Kadri, Panoram a, İstanbul, 1971. Karaosmanoğlu, Yakup Kadri, Sodom ve Gomore, Ankara, 1966. Karaosmanoğlu, Yakup Kadri, Yaban, Ahmet Halit Kitaphanesi, İstanbul, 1932 Muallim

Kemal Tahir, Yediçınar Yaylası, Bilgi Yayınevi, An­ kara, 1970. Kemal Tahir, Yol Ayrımı, Sander Yayınları, İstanbul, 1971. Kemal Tahir, Yorgun Savaşçı, Remzi Kitabevi, İstan­ bul, 1965. Keskioğlu, Osman, Kur'an Tarihi ve Kur'an H akkın­ d a Ansiklopedik Bilgiler, Nebioğlu Yayınevi, İs­ tanbul 1953. Keskioğlu, Osman, Siyer-i N ebî: H azret-i P eygam be­ rin Hayatı, 12. bs. Diyanet İşleri Başkanlığı, An­ kara 1991. Kethiidazade Arif, Divan-ı K ethüdazade Arif, İstan­ bul, 1271, (es.h.). Kılkış, Hüseyin Hüsnü, Türk Sözü, M alta'da Esir İken Yazdıklarım, Ankara, 1930. Kırımer, Cafer Seydahmet, M efkure ve Türkçülük, deri. İbrahim Otar, Emel Yayınları, İstanbul 1965. Kırımer, Cafer Seydahmet, Ülkii ve Türkçülük, Ham­ le Yayınevi, İstanbul. Kırımlı, Hakan, Kırım Tatarlarında M illî Kim lik ve M illî H areketler, Türk Tarih Kurumu, Ankara. Kırkıhç, H. Ahmet, Sultan Üçüncü Murad, Hayatı, Edeb i Kişiliği, E serleri ve Divanından Seçm eler, Kültür ve Turizm Bak., Ankara, 1988. Kısakürek, Necip Fazıl, Ben ve Ötesi, Sühulet Kütüp­ hanesi, 1932. Kısakürek, Necip Fazıl, Çile, 18. bs, Büyük Doğu Yayınevi, İstanbul 1992. Kısakürek, Necip Fazıl, Çöle İnen Nûr; Ç öle ve Bütün Zaman ve Mekâna. 6. bs. Büyük Doğu Y a­ yınevi, İstanbul 1979. Kısakürek, Necip Fazıl, H esaplaşm a, Büyük Doğu Yayınevi, İstanbul 1985 Kısakürek, Necip Fazıl, Hikâyelerim, Büyük Doğu Yayınevi, İstanbul 1983. Kısakürek, Necip Fazıl, O ve Ben, 8. bs. Büyük Doğu Yayınevi, İstanbul 1992. Kısakürek, Necip Fazıl, Son Devrin Din Mazlumları, haz. M. Kemaleddin Keçeci, Toker Yayınları, İs­ tanbul, 1969. Kısakürek, Necip Fazıl, Türkiye'nin Manzarası, To­ ker Yayınevi, İstanbul 1968. Kitapçı, Zekeriya, Yeni İslâm Tarihi ve Türkistan, Otağ Yaymevi, İstanbul 1986. Kocagöz, Halil, Bütün Eserleri, Şiirler, İzmir, 1986,. Kocagöz, Samim, Kalpaklılar, Ataç Kitabevi, İstan­ bul, 1962. Kocagöz, Samim B ir Çift Öküz, Ararat Yayınları, İstanbul, 1970. Kocatürk, Vasfi Mahir, Divan Şiiri Antolojisi - ter­ cüm eleriyle- İstanbul, 1947.

Karay, Refik Halid, Bugünün Saraylısı, inkılap ve Aka Kitabevleri, İstanbul, 1965. Karay, Refik Halid, Gurbet H ikâyeleri, Semih Lütfi Kitabevi, İstanbul, 1940 Karay, Refik Halid, İstanbul'un B ir Yüzü, İnkılap ve Aka Kitabevleri, İstanbul, 1972. Karay, Refik Halid, K adın lar Tekkesi, İnkılap ve Aka Kitabevleri, İstanbul, 1964. Karay, Refik Halid, Sonuncu Kadeh, İnkılap ve Aka Kitabevleri, İstanbul, 1965. Karay, Refik Halid, Sürgün, Semih Lütfı Kitabevi, İstanbul 1941. Kayacan, Isa, Ağaç ve Ormanla İlgili Şiirler, Ankara, 1980. Kayacan, İsa, Ağaç ve Orman Kültürü, Orman Bakan­ lığı Yayınları, Ankara, 1997. Kayacan, İsa, M akale ve Şiirlerle Çeşitleme, Ankara, 1983. Kayral, S. Sami, D enem eler, İstanbul, 1970. Kazım Paşa, D ivançe-i Kazım P aşa, İstanbul, tarihsiz, (es.h.). Kefeli, Seyfettin, Gül Yağmurları, Ankara, 1990. Kemal Tahir, D evlet Ana, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1967. Kemal Tahir, E sir Şehir, Sander Yayınları, İstanbul, 1974, (c. 1. Esir Şehrin İnsanları c. 2. Esir Şehrin Mahpusu) Kemal Tahir, G öl İnsanları, Bilgi Yayınevi, Ankara 1970. Kemal Tahir, Kurt Kanunu, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1969.

YA RA R LA NILA N ESER LER

O ira iÜ M tS öM .
Koksal, Ahmet, İlkokul Ünitelerine G öre Ç ocuk Şiir­ leri, İstanbul, 1973. Köprülü, M. Fuad, Osmanlı Devletinin Kuruluşu, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1988. Köprülü, M. Fuad, Türk Edebiyatı Tarihi, 2. bs. Ötüken Neşriyat, İstanbul 1980. Köprülü, M. Fuad, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıf­ lar, 5. bs. Diyanet İşleri Başkanlığı, Ankara 1984. Köprülü, M. Fuat, Türk Saz Şairleri, Millî Kültür Yayınları, Ankara 1962. Köprülü, Orhan F., Türk K lasikleri - Yunus Emre'den Âşık Veysel'e - İstanbul, 1984. Köprülüzade Mehmet Fuad, M illî E debiyat Ceryanının İlk M iıbeşşirleri ve Divan-ı Tiirki-i Basit, İs­ tanbul, 1928. Kösoğlu, Nevzat, Türk Dünyası Tarihi ve Türk M ede­ niyeti Üzerine Düşünceler, Ötüken Neşriyat, İs­ tanbul 1990. Kösoğlu, Nevzat, Türk Kim liği ve Türk Dünyası, Ötü­ ken Neşriyat, İstanbul 1996. Köymen, Mehmet Altay, Büyük Selçuklu İm parator­ luğu Tarihi, 5 C., Türk Tarih Kurumu, Ankara 1991-93. Köymen, Mehmet Altay, Selçuklu D evri Türk Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1993. Kuddusi, Divan-ı Kuddusi, İstanbul, 1291, (es.h.). Kudret, Cevdet, Divan Şiirinde Üç Büyükler, İstan­ bul, 2003. 3 c. [1. Fuzuli, 2. Baki, 3. Nedim]. Kudret, Cevdet, Eşref, Hayatı, Sanatı, Eseri, Varlık Yayınevi, İstanbul, 1977. Kudret, Cevdet, E debiyat B ilgileri -örneklerle-, İnkılap ve Aka Kitabevleri, İstanbul, 1980. Kudret, Cevdet, Abdülhamit D evrinde Sansür, Ağaoğlu Yayınevi, İstanbul, 1977. Kudret, Cevdet, Ahmet Mithat, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1962. Kudret, Cevdet, Batı Edebiyatından Seçm e Parçalar, İstanbul, 1972. Kudret, Cevdet, Benim Oğlum Bina Okur, İstanbul, 1983. Kudret, Cevdet, D illeri Var Bizim D ile Benzemez, Ankara, 1966. Kudret, Cevdet, Divan Şiirinde Üç Büyükler, İstan­ bul, 1985.. Kudret, Cevdet, Eşref, -hayatı, sanatı, eseribul, 1977. İstan­

Kocatürk, Vasfl Mahir, Divan Şiirinde Meşhur B e­ yitler, Edebiyat Yayınevi, Ankara, 1963. Kocatürk, Vasfi Mahir, H ayat Şarkıları, Ankara, Edebiyat Yayınevi, (tarihsiz). Kocatürk, Vasfi Mahir, N am ık Kemal'in Şiirleri, 3. bs. Edebiyat Yayınevi, Ankara 1966. Kocatürk, Vasfi Mahir, Nedim Divanından Seçilmiş En Güzel Şiirler, Edebiyat Yayınevi, Ankara, 1968. Kocatürk, Vasfi Mahir, Ömer Hayyam'ın Rubaileri, Buluş Yayınevi, Ankara, 1962. Kocatürk, Vasfi Mahir, Şiir Defteri, Yunus Emre'den Bugüne K a d ar Türk Edebiyatının H er Çeşitten En Güzel Şiirleri. ? 1954. Kocatürk, Vasfi Mahir, Türk Edebiyatı Tarihi, B aş­ langıçtan Bugüne K ad ar Türk Edebiyatının Tarihi, Tahlili ve Tenkidi, Edebiyat Yayınevi, Ankara, 1970. Koçak, Aşur, Aşık K ul Aştır D iyor ki, İstanbul, 1977. Koçer, Haşan Ali, Türkiye'de Modern Eğitimin D oğu­ şu, 1773-1923. Ankara 1982. Koçman, Gülgün, B ir B ah a r Akşamı, Ankara, 1977. Koçu, Reşat Ekrem, E rkek Kızlar, Koçu Yayınları, İstanbul, 1962. Koçu, Reşat Ekrem, F orsa Halil, İstanbul, 1962. Koçu, Reşat Ekrem, Türk Zaferleri, Nebioğlu Yayı­ nevi, İstanbul 1966. Korkmaz, Zeynep, Bartın ve Yöresi Ağızları, TDK y. 1994. Korkmaz, Zeynep, Güney-Batı Anadolu Ağızları, TDKy. 1994. Korkmaz, Zeynep, N evşehir ve Yöresi Ağızları, TDK y. 1994. Korkmazgil, Haşan Hüseyin, Acıyı B a l Eyledik, Bilgi Yayınları, Ankara, 1983. Korkmazgil, Haşan Hüseyin, Kızılırmak, Yayınları, Ankara, 1966. Bizim

Koryürek, Enis Behiç, Miras ve Güneşin Ölümü, Ankara, 1951. Koşay, Hâmit Zübeyr, Etnografya, Folklor, Dil, Ta­ rih vd. Konularda M akaleler ve incelem eler, An­ kara 1974. Koşay, Hamit Zübeyr, Yuvaktaşı, İstanbul, 1947. Koşukçu, Ali Cemal, H ayal Gücü, İstanbul, 1984. Kozanoğlu, Abdullah Ziya, Atlı Han, İstanbul, 1946. Kozanoğlu, Aptullah Ziya, Patronalılar, İstanbul, 1962. Kozanoğlu, Abdullah Ziya, Büyük Tiirk Romanı, Gültekin, Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1958. Kozanoğlu, Abdullah Ziya, H ilal ve Salip, Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1961. Kozanoğlu, Abdullah Ziya, Kızıl Tuğ, İstanbul, 1950.

Kudret, Cevdet, Fuzuli, -hayatı, sanatı, şiirleri- İs­ tanbul, 1974. Kudret, Cevdet, H alk Şiirinde Üç Büyükler, 1. Yımus Emre, İstanbul, 1985. Kudret, Cevdet, H alk Şiirinde Üç Büyükler, 2. Pir Sultan Abdal, İstanbul, 1985.

İ M

! ®

İ

l i .

57

Y A R A R LA N ILA N E S ER LER

Kudret, Cevdet, H alk Şiirinde Üç Büyükler, 3. K aracaoğlan, İstanbul, 1985. Kudret, Cevdet, Hüseyin Rahmi Gürpınar, -hayatı, sanatı, eserleri- Varlık Yayınları, İstanbul, 1975. Kudret, Cevdet, K aragöz, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1968. Kudret, Cevdet, Ortaoyunu, Türkiye İş Bankası Kül­ tür Yayınlan, Ankara, 1973. Kudret, Cevdet, Örnekli Türk Edebiyatı Tarihi, başlangıçtan 15. yy. ortalarına kadar- Kültür Ba­ kanlığı, Ankara, 1995. Kudret, Cevdet, P ir Sultan Abdal, Yedi Tepe Yayın­ ları, İstanbul, 1965. Kudret, Cevdet, S ın ıf Arkadaşları, İnkilap ve Aka Kitabevleri, İstanbul, 1976. Kudret, Cevdet, Türk Edebiyatında H ikâye ve Roman, c. 1. Tanzimattan Meşrutiyete k ad a r 1859-1910, Bilgi Yayınları, Ankara, 1971. Kudret, Cevdet, Tiirk Edebiyatında H ikâye ve Roman, c. 2. Meşrutiyetten Cumhuriyete kadar, Bilgi Ya­ yınları, Ankara, 1971. Kudret, Cevdet, Türk Edebiyatından Seçm e P arçalar, İnkılap ve Aka Kitabevleri, İstanbul, 1973. Kudret, Cevdet, Ziya Gökalp, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1963. Kukul, M. Halistin, Ayçiçek'le Nurdede, Kültür Ba­ kanlığı Yayınları, Ankara, 1989. Kukul, M. Halistin, Şiirlerle Nasreddin H oca F ık ra ­ ları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Türk Edebiyatı, Ankara, 1989. Kuntay, Mithat Cemal, Türkün Şehnamesinden Seç­ meler, haz. Faruk K. Timurtaş, Milli Eğitim Ba­ kanlığı, İstanbul, 1971. Kuntay, Mithat Cemal, Türk'ün Şehnamesinden, Millî Eğitim Bakanlığı, Ankara 1970. Kuntay, Mithat Cemal, Üç İstanbul, Sander Yayınla­ rı, İstanbul, 1976. Kuran, Ercüment, Türkiye'nin Batılılaşm a ve M illî M eseleler, Türkiye Diyanet Vakfı, Ankara 1995. Kurat, Akdes Nimet, Türkiye ve İdil Boyu, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, An­ kara 1966. Kurat, Yuluğ Tekin, Osmanlı İmparatorluğunun Pay­ laşılması, 2. bs. Turhan Kitabevi, Ankara 1986. Kurban, İlkil, Ş arkî Türkistan Cumhuriyeti, 19441949, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1992. Kurdakul, Şükran, A cılar Dönemi, Cem Yayınevi, İstanbul, 1977. Kurtkan-Bilgiseven, Amiran, İslâm m Kültürel Özel­ likleri ve İslâm î Kavramlar, Filiz Yayınevi, İstan­ bul 1989. Kushner, David, Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu, 1876-

1908. çev. Şevket Serdar Türet, Rekin Ertem, Fah­ ri Erdem, Kervan Yayınları, İstanbul 1979. Kuşoğlu, Mehmet Zeki, Dünkü Sanatımız, Kültürü­ müz, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 1994. Kutay, Cemal, Tarihte Türkler, Araplar- H ilafet M e­ selesi, İstanbul 1970. Kutay, Cemal, Türk Nedir, Ne Değildir?, İstanbul 1986. Kutkan, Şevket, Kayının Rüyası, Toprak Dergisi, İs­ tanbul 1960. Kutlu, Mustafa, Yokuşa Akan Sular, Dergâh Yayıne­ vi, İstanbul, [1979?] Kutlu, Şemsettin, Başlangıçtan Günümüze K a d ar Türk Romanları, genşl. 3. bs. Toker Yayınevi, İs­ tanbul 1980. Kutlu, Şemsettin, Divan Edebiyatı Antolojisi, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1983. Kutlu, Şemsettin, Divan Edebiyatı Antolojisi, Remzi Kitabevi, İstanbul 1983. Kuyucuklu, Yusuf, İktisadî O laylar Tarihi, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi, İstanbul 1982. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden Ulusal Şiir­ ler, Lefkoşa, 1985. Küçükavcılar, Abidin - Yerlikaya, Ahmet, K onya Ş airler Antolojisi, Konya, 1982. Külebi, Cahit, Bütün Şiirleri, 5. bs. Adam Yayınevi, İstanbul 1992. Külebi, Cahit, Bütün Şiirleri, İstanbul, 1982. Leskofçalı Galip, Divan-ı Galip, (es.h.). İstanbul, 1335,

Levend, Agâh Sırrı, Divan Edebiyatı - K elim eler ve Remizler, Mazmunlar ve Mefhumlar, Niğde Hal­ kevi Yayınları, İstanbul, 1941. Levend, Agah Sırrı, Divan Edebiyatı, K elim eler ve Remizler, Mazmunlar ve Mefhumlar, Enderun Kitabevi, İstanbul, 1984. Levend, Agâh Sırrı, Türk Edebiyatı Tarihi, 3. bs. Türk Tarih Kurumu, Ankara 1988. Lewis, Bernard, Modern Türkiye'nin Doğuşu, çev. Metin Kıratlı, 2. bs. Türk Tarih Kurumu, Ankara 1984. Ligeti, Lajos, Bilinmeyen İç Asya, çev. Sadrettin Karatay, 2 C., Millî Eğitim Bakanlığı, Ankara 1970. Loti, Pierre Aziyade, çev. Nahid Sırrı Örik, Hüseyin Hilmi Kitabevi, İstanbul, 1967 Löker, Erhan, B eşerî Alemin R asathanesi O larak Türkiye, Ankara İçtimaiyat Enstitüsü, Ankara 1955. Löker, Erhan, Dünya Sosyolojisi, Ankara 1953. Löker, Erhan, Türk Milliyetçiliğinin M eseleleri, An­ kara Altınışık Yayınları, Ankara 1952.

YA RA R LA NILA N E SER LER

ÖIÜM TİKÇE S flM . 5 8
Mengi, Mine, Divan Şiirinde Rindlik, Ankara, 1985. Merçil, Erdoğan, G azneliler D evleti Tarihi, Türk Ta­ rih Kurumu, Ankara 1989. Merçil, Erdoğan, Müslüman Türk D evletleri Tarihi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, İstanbul 1985. Meriç, Cemil, Kültürden İrfana, İnsan Yayınevi, İs­ tanbul 1986. Meriç, Nezihe, Korsan Çıkmazı, Ankara, Dost Yayın­ ları, 1961. Meriçboyu, A. Kadir, Bugünün D iliyle Hayyam, ÖmerHayyam, İstanbul, 1964. Meriçboyu, A. Kadir, Bugünün Diliyle Mevlana, Hilal Matbaacılık, 1976. Mete, İzzettin, Dünyaya Hükmetmek İçin Gelmiş Olan Yüce Türk Ulusuna, İstanbul, 1976. Mete, İzzettin, Tarihimizin İhtişamı ve Cihandaki Ye­ rimiz, İstanbul 1967. Mete, İzzettin, Türklük En Yüce Gayemizdir, İstanbul 1965. Metin, Meretiko, A dige P raşe / Çerkez Kızı, Memle­ ket Yayınları, Ankara, 1989. Mevlana Celaleddin Rumi, A çıklam aları İle Mesnevi Ummanından 18 H akikat İncisi ve Türkçe Nazmedilmiş Seçm e Beyitler, haz. Kemal Sönmez, Anka­ ra, 1968. Mevlana Celaleddin Rumi, Divan, Çev. Abdülbaki Gölpınarlı, İnkılap ve Aka, İstanbul, 1957-74. Mevlana Celaleddin Rumi, R ubailer, çev. Feyzi Halıcı, Konya, 1986. Millî Egemenlik Halk Şiirleri, T.B.M.M. Kültür, Sa­ nat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 1985. Millî Egemenlik ve Barış Şiirleri, T.B.M.M. Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 1987. Millî Tetebbular Mecmuası, 1. c. Asar-ı İslâmiye ve Milliye Tetkik Encümeni, 1331, (es.h.) Millî Tetebbular Mecmuası, 2. c. Asar-ı İslâmiye ve Milliye Tetkik Encümeni, 1331, (es.h.) Miyasoğlu, Mustafa, Devran, İstanbul, 1978. Miyasoğlu, Mustafa, D önemeç, Suffe Yayınları, İs­ tanbul. Molla M urat, Divan-ı M olla Murat, İstanbul, 1290, (es.h.). Mollova, Mefküre, D oğu R odop Türk Ağızları Sözlü­ ğü, TDK y. Morkaya, Burhan Cahit, Gurbet Yolcusu, İstanbul, 1934. Muhammed Emin Sabri, Divan-ı Sabri, Hüdavendigar, 1292, (es.h.). Mustafa Aczî, Divan-ı E drem idi M üridzade Mustafa A czîAğa, İstanbul, 1280. (es.h.).

Mahmud Celaleddin Paşa, Divan-ı Asaf, İstanbul, 1314, (es.h.). Makal, Tahir Kutsi, Türk H alk Şiiri, İstanbul, Toker Yayınları, 1978. Malazgirt ve Alparslan Şiirleri, Selçuklu Tarih ve Medeniyeti Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1971. Mantıki, D ivançe-i Mantıkî Efendi, İstanbul, 1284, (es.h.). Manya, İlkin, H alk Şiirinde Ana Sesi, Kadın H alk Ozanları Antolojisi, İnanç Yayınları, 1983. Marx, Karl, Kapital, çev. Mahmut Selek, 1966. Mazıoğlu, Hasibe, Fuzuli ve Türkçe Divanından Seç­ meler, Ankara, 1992. Mc Gahan, Henry, Türkmenlerin Destanı, İstanbul 1970. Mefharet Nazmi, İki Can Yoldaşı, İstanbul, 1930. Mehmed Ata, İktitaf, İstanbul, 1328, (es.h.). Mehmed Celal, Fatih Sultan M ehm ed Han Sani Yahut İstanbul Fatihi, İstanbul, 1308, (es.h.). Mehmed Cevdet, Resim li Asar-ı Nefise, Fevziye Kütüphanesi, İstanbul, 1335, (es.h.). Mehmed Emin Beliğ, Divan-ı Beliğ, İstanbul, 1258. (es.h.). Mehmed Emin Hilmi, Divan-ı M ehmet Emin Hilmi Efendi, Trabzon, 1294. (es.h.). Mehmed Esad Paşa, D ivançe-i E sad Paşa, İstanbul, 1268, (es.h.). Mehmed Esad, Divan-ı Esad, İstanbul, 1337, (es.h.). Mehmed Memduh Paşa, Divan-ı Eşar, İstanbul, 1332. (es.h.). Mehmed Niyazi, Yazılamamış Destanlar, Neşriyat, İstanbul 1995. Mehmed Rauf, Eylül, İnkılap K. 2003 Mehmed Süreyya, Tarikat-ı Aliyye-i Bektaşiyye, (Yü­ ce Bektaşi Tarikatı), sad. Ahmet Gürtaş, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 1995. Mehmet Emin Sabri, Divan-ı Sabrı, İstanbul, 1292. (es.h.). Mehmet Emin, İstanbul'dan Orta Asya'ya Seyahat, haz. Rıza Akdemir, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara 1986. Mehmet İzzet, Milliyet N azariyeleri ve M illî Hayat, haz. Halil Açıkgöz, 3. bs. Ötüken Neşriyat, İstan­ bul 1981. Mehmet Rauf, Şeyhî Divanı Tarama Sözlüğü, İstan­ bul, 1317, (es.h.). Mehmet Sadık, Ergenekon Yolları, İstanbul, 1935. Melville, Herman, Moby Dick, Beyaz Balina, çevl. Sabahattin Eyuboğlu, Mina Urgan, Cem Yayınevi, İstanbul, 1972. Menemenlizade Tahir, Osmanlı Edebiyatı, İstanbul, 1314. Ötüken

ö I

Ü

I H

M

M

. 5 9

YA R A R LA N ILA N ES E R LER

Mustafa Eşref Paşa, Divan-ı E ş r e f üş-Şuara, İstanbul, 1278. (es.h.). Mustafa Rona, 50 Yıllık Türk Musikisi, B estekarları ve B esteleri Güfteleriyle, Türkiye Yayınevi, İstan­ bul, 1960. Mutafçiyeva, Vera, Cem Sultan olayı, çev. Naime Yılmazer, May Yayınları, İstanbul, 1971. Mutluay, Rauf, Tanzimattan Günümüze K a d ar Türk Şiiri, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1973. Mutluay, Rauf, Türk H alk Şiiri Antolojisi, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1972. Müftüoğlu, Ahmed Hikmet, Çağlayanlar, İstanbul, 1338 (es.h.). Müftüoğlu, Ahmed Hikmet, Gönül Hanım, haz. Fethi Tevetoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İs­ tanbul, 1971. Müftüoğlu, Ahmed Hikmet, Haristan, İstanbul, 1324, (es.h.). Münif Mustafa Hezari, Divan-ı Münif, İstanbul, ta­ rihsiz, (es.h.). Müsellem, Divan-ı Müsellem, İstanbul, 1326. (es.h,). Nabi, Divan-ı Nabi, Mısır, 1257. (TBMM kütüphane­ si mikrofilm no. 78(1216) (es.h.). Nabizade Nazım, H eves Ettim, İstanbul, 1302, (es.h.). Na'ili-i Kadim, N aili-i Kadim Divanı, haz. Haluk İpekten, İstanbul, 1970. Namık Kemal, intibah, Ali B e y ’in Sergüzeştini havi­ dir, İstanbul, 1291, (es.h.). Nasrattınoğlu, İrfan Ünver, A şıklardan Yüce Ata­ türk'e Deyişler, Doğumunun 110. Yıldönümü D o­ layısıyla, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Ku­ rumu, Ankara. Nayır, Y aşar Nabi, Âdem ve Havva, Ahmet Halit Kitaphanesi, İstanbul, 1932. Nayır, Y aşar Nabi, Başlangıcından Bugüne Türk Şiiri Antolojisi, Varlık Yayınlan, İstanbul, 1974. Nayır, Y aşar Nabi, Kahram anlar, Ahmet Halit Kü­ tüphanesi, İstanbul, 1929. Nayır, Y aşar Nabi, Türk Şiiri Antolojisi, Başlangıcın­ dan Bugüne, Varlık Yayınevi, İstanbul, 1968. Nazım Hikmet, 835 Satır, Muallim Ahmet Halit Kitaphanesi, İstanbul, 1932. Nazım Hikmet, B enerci Kendini Niçin Öldürdü? (ya­ yın yeri ve yayımcı yok) 1932. Nazım Hikmet, Bu M em leket Bizim, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1974. Nazım Hikmet, D estanlar, hazl. Süleyman Nebioğlu, İstanbul, 1974. Nazım Hikmet, F erh at ile Şirin, Bir Aşk Masalı, An­ kara, 1965. Nazım Hikmet, Güneşin Sofrasında Söylenen Türkü­ ler, haz. Asım Bezirci, Sanat Emeği Yayınları, İs­ tanbul, 1979.

Nazım Hikmet, Henüz Vakit Varken Gülüm, Özgün Yayınları, İstanbul, 1976. Nazım Hikmet, Kan Konuşmaz, Pınar Yayınevi, İs­ tanbul, 1965. Nazım Hikmet, Kurtuluş Savaşı Destanı, İstanbul, 1979. Nazım Hikmet, Kuvayi Milliye, Bilgi Yayınları, An­ kara, 1968. Nazım Hikmet, Memleketimden insan M anzaraları, De Yayınevi, İstanbul, 1966. Nazım Hikmet, Taranta Babu'ya M ektuplar ve Simavna K adısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı, İstan­ bul, 1974. Nazım Hikmet, Yaşamak Güzel Şey Bekardeşim , Gün Yayınları, İstanbul, 1967. Nazif, Divan-ı Nazif, İstanbul, 1266, (es.h.). Nazif, Süleyman, B atarya ile Ateş, Millî Hareket Y a­ yınevi, İstanbul 1969. Nebioğlu, Haşan, G eycekli Aşık H aşan Nebioğlu'nun Şiirleri, Kayseri, 1985. Necatigil, Behçet, Divançe, ["Evler", "Eski Toprak", "Yaz Dönemi", "İki Başına Yürümek", "En/cam", "Zebra"], De Yayınevi, İstanbul, 1968. Necatigil, Behçet, Atatürk Şiirleri, deri. Türk Dil Ku­ rumu Yayınları, Ankara, 1963. Necatigil, Behçet, Edebiyatım ızda İsim ler Sözlüğü, 12. bs. Varlık Yayınevi, İstanbul 1985. Necdet, Ahmet, Tekke Şiiri, Dini ve Tasavvufı Şiirler Antolojisi, İnkılap Kitabevi Yayınları, İstanbul, 1997. Necmeddin Veysi, B ir M uaşakanın Sonu, Amasya, 1931. Necmeddin Veysi, Mavi Alevler, İstanbul, 1934. Necmi, Divan-ı Necmi, İstanbul, 1289. (es.h.). Nedim, Nedim Divanı, haz. Muhsin Macit, Ankara, 1997. Nefi, haz. Ebüzziya Tevfık, Kitabhane-i Ebüzziya, İstanbul, 1311, (kitapta 5 eser bir arada olup eski harflidir). N efi, N efi Divanından Seçmeler, haz. Abdulkadir Karahan, Ankara, 1992. Nemeth, Gyula, Attilâ ve Hunları, çev. Şerif Baştav, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakül­ tesi, Ankara, 1982. Nev'i, Divan, (hazl.) A. Mertol Tulum, M. Ali Tanyeri, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul, 1977. Neyzen Tevfik, Hiç, İstanbul, 1919, (es.h.). Niyazi Divanı, -Tam ve Tekmil Yeni İlavelerle-, İstan­ bul Maarif Kitaphanesi, 1963. Niyazi, D ivançe-i Niyazi, İstanbul, 1291, (es.h.). Nizami Gencevi, İnciler, TT. akt. Orhan Tan, Kültür Bakanlığı -Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Mat­

Y A R A R LA N ILA N ESER LER

ö iü m ib ic e m .
Ensar, A rpaçay Köylerinden D erlem eler, TDK y. 1988. Onan, K , Hiciv Üstadları Neyzen Tevfık, Şair E ş r e f Biyografileri, H atıraları, Şiir ve H icivleri - İstan­ bul, 1961. Onan, Necmettin Halil, Divan Şiiri Antolojisi- izahlı, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1991. Onan, Necmettin Halil, İzahlı Divan Şiiri Antolojisi, Maarif Vekaleti Yayınları, 493, İstanbul, 1940. Oraltay, Haşan, Hürriyet Uğrunda- Doğu Türkistan K azak Türkleri, İzmir 1961. Orhan Kemal, 72'nci Koğuş, İstanbul, 1967. Ağaoğlu Yayınevi,

buat Komitesi, Kültür Bakanlığı Yayınları, Anka­ ra, 1994. Nizami, Hüsrev ve Şirin, çev. Sabri Sevsevil, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1967. Numan Mahir, Divarı-ı Nııman, (es.h.). İstanbul, 1288.

Nur, Rıza, Türk Tarihi, 14 o., Hazırl: E. Kılıç, Toker Yayınevi, İstanbul. Nur, Dr. Rıza, Arap Şiir B iligi Yahut El-Aruz, Sinop, 1926 (es.h.). Octave Fouillet, B ir F a k ir Delikanlının Hikâyesi, çev. Ahmet Midhat Efendi, İstanbul, 1298 (es.h.). Oğuz Destanı, Reşideddin Oğuznamesi, çev. ve haz: Zeki Velidî Togan, 2. bs. Enderun Yayınevi, İs­ tanbul 1982. Oğuzbaş, Turhan, İspanyol M eyhanesinde Seni Ara­ dım, İstanbul, 1968. Oğuzcan, Ümit Yaşar, Acılar Denizi, İstanbul, 1977. Oğuzcan, Ümit Yaşar, En Eski Yalnızlığımdır Aşk Benim, İstanbul, 1978. Oğuzcan, Ümit Y aşar, Halktan Yana, D ost Bildikle­ rim, İstanbul, 1969. Oğuzcan, Ümit Y aşar - Eloğlu, Metin, Garip Şiirler Antolojisi, İstanbul, 1968. Oğuzcan, Ümit Y aşar, Rubailer, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 1972. Oğuzcan,Ümit Y aşar - Kakınç, Tarık Dursun, Şii­ rimizde Aşk ve Kadın, Ümit Yaşar Yayınları, İs­ tanbul, 1961. Oğuzcan,Ümit Y aşar - Kakınç, Tarık Dursun, Şii­ rimizde Ölüm, Ümit Yaşar Yayınları, İstanbul, 1961. Oğuzcan,Ümit Y aşar - Tarık Dursun Kakınç, Şiiri­ mizde Tabiat, İstanbul, Ümit Yaşar Yayınları, 1962. Oğuzcan,Ümit Y aşar - Kakınç, Tarık Dursun, Şiiri­ mizde Taşlama, Ümit Yaşar Yayınları, İstanbul, 1962. Oğuzcan,Ümit Yaşar, Mihriban'a Şiirler ve Mektup­ lar, İstanbul, 1976. Okay, Haşini Nezihi, Âşık Sümmani Hayatı ve Şiirle­ ri, İstanbul Maarif Kitaphanesi, İstanbul 1963. Okay, Haşini Nezihi, Bolulu D erdli Divanı (17721845), Hayatı ve Şiirleri, İstanbul Maarif Kitap­ hanesi, İstanbul, 1960. Okay, Haşim Nezihi, Develi'li (Everekli) Seyrani, İstanbul Maarif Kitaphanesi, İstanbul, 1963. Olcay, Selâhattin, D oğu Trakya Yerli Ağzı (İncelem eDerleme-Dizin), TDK y. 1995. Olcay, Selâhattin, Erzurum Ağzı (İncelem e-D erlem eSözlük), TDK y. 1995. Olcay, Selahâttin, - Ercilasun A. Bican- Aslan,

Orhan Kemal, Müfettişler Müfettişi, Varlık Yayınevi, İstanbul, 1966. Orhan Kemal, Sokakların Çocuğu, Altın Kitaplar Ya­ yınevi, İstanbul, 1970. Orhan Kemal, B ereketli Topraklar Üzerinde, 10. bs. Can Yayınları, İstanbul 1989 Orhan Kemal, Önce Ekmek, 4. bs. Tekin Yayınevi, Ankara 1988. Orhan Ural, Cumhuriyet D önem i Türk Şiiri, 19231983, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1984. Orhan Veli, Bütün Şiirleri, Can Yayınları, İstanbul, 1981. Orhan, Muhterem, Ergin Gölgeler, İzmir, Ticaret Matbaası, 1977. Orhon, Orhan Seyfi, Fırtına ve Kar, İstanbul, 1335, (es.h.). Orhon, Orhan Seyfi, Gönülden Sesler, İstanbul, 1928, (es.h.). Orhon, Orhan Seyfi, İstanbul'un Fethi, -Beş Yüzüncü Yıldönümü İçin- İstanbul Fethi Demeği Yayınları İstanbul, 1953. Orhon, Orhan Seyfi, Orhan Seyfi Orhon'dan Şiirler, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1970. Orhon, Orhan Seyfi, Şiirler, Millî Eğitim Bakanlığı, Ankara 1970. Orkun, Hüseyin Namık, Eski Tiirk Yazıtları, Türk Dil Kurumu, Ankara 1986. Orkun, Hüseyin Namık, Türk Dünyası, Muallim Ah­ met Halit Kitaphanesi, İstanbul 1932. Orkun, Hüseyin Namık, Türk Sözünün Aslı, TDK y. 2004. Orkun, 3f»seysa Namık, Türk Tarihi, 4 c. Akba Kitabevi, Ankara 1946. Orkun, Hüseyin Namık, Türkçülüğün Tarihi, Berkalp Kitabevi, Ankara 1944. Orkun, Hüseyin Namık, Yeryüzünde Türkler, Çınaraltı Yayınları, İstanbul 1944. örw ell, George, 1984, çev. Haldun Derin, Maarif Ve­ kaleti Yayınları, Ankara, 1960.

m ilt lM M .6 1

Y A R A R LA N ILA N E S ER LER

Orwell, George, Hayvan Çiftliği, çev. Halide Edib Adıvar, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1954. Osman Nevres, Divan-ı Osman Nevres, İstanbul, 1290. (es.h.). Osmay, Nüvit, Dostların Yanında, Serbest Nazım D e­ nemeleri, Ankara, 1979. Oyat, Fazıl, Türk Yiğitlemesi, Ankara 1960. Ozan, Hüseyin Avni, İzmir Şairleri Antolojisi, İzmir, 1934. Ozan, Hüseyin Avni, Kalbim in İşıkları, İzmir, 1933. Ozankan, Cenab, Atatürk, Zamanı Aşan Adam, İnkı­ lap ve Aka Kitabevleri, İstanbul, 1981. Ozankan, Cenab, Destan Adam Atatürk, İnkılap ve Aka, İstanbul, 1972. Ozankan, Cenab, Mustafa Kem alin A nafartalar D es­ tanı, İnkılap ve Aka Kitabevleri, İstanbul, 1981. Ozansoy, Halit Fahri, Cenk Duyguları, İstanbul, 1333 (es.h.). Ozansoy, Munis Faik, K aybolan Dünya, Hisar Yayın­ ları, Ankara, 1971. Öcal, Cemal Oğuz, H erşey Vatan İçin, Eskişehir 1953. Öcal, Fazlıoğlu Cemal Oğuz, B ir M illet Şahlanıyor, İstanbul, 1968. Ögel, Bahaeddin, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi, Kültür Bakanlığı, Ankara 1980. Ögel, Bahaeddin, Türk Kültür Tarihine Giriş - Göktiirklerden Osm anlılara - 9 C., Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara 1985-1986. Ögel, Bahaeddin, Türk Kültürünün G elişm e Çağları, gnşl. 3. bs. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İs­ tanbul 1988. Ögel, Bahaeddin, Türk Mitolojisi, 2 c., Türk Tarih Kurumu, Ankara 1993-1995. Ögel, Bahaeddin, Islâmiyetten Önce Türk Kültür Ta­ rihi, 9 c., Türk Tarih Kurumu, Ankara 1991. Ögel, Bahaddin, Türklerde D evlet Anlayışı, 13. yüzyıl Sonlarına K adar, Ankara 1982, Ömer Bin Mezid, Mecmu'atii'n-Neza'ir, haz. Mustafa Canpolat, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları, 1982. Ömer I Sayvam, Bütün Dörtlükleri, çev. Sabahattin Eyuboğlu, Cem Yayınevi, İstanbul, 1977. Ömer Hayyam, Rubailer, çev. Hamamizade İhsan, İs­ tanbul, 1966. Ömer Hayyam, Rubailer, çev. Rüştü Şardağ, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1966. Ömer Seyfeddin, D il Konusunda Yazılar, haz. Muzaf­ fer Uyguner, Bilgi Yayınevi, Ankara Ömer Seyfeddin, M illî Tecrübelerden Çıkarılmış Am elî Siyaset, Göktuğ Yayınevi, İstanbul 1971.

Ömer Seyfeddin, Turan Devleti, 3. bs. Su Yayınevi, İstanbul 1980. Ömer Seyfeddin, Türklük Ülküsü, haz. Yalçın Tolcer, Toker Yayınevi, İstanbul 1990. Ömer Seyfeddin, Yarınki Turan Devleti, Millî Hareket Yayınevi, İstanbul 1971. Özcan, Salih, Siyonizmin Gayeleri, Hilâl Yayınları, Ankara 1961. Özçelik, Sadettin - Boz, Erdoğan, D iyarbakır İli Çüngüş ve Çermik Yöresi Ağzı, TDK y. 2001. Özçelik, Sadettin, Urfa M erkez Ağzı, TDKy. 1997. Özdek, Refik, Ocağımız Sönmesin, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 1989. Özdek, Refik, Vietnam Çıkmazı, Yağmur Yayınevi, İstanbul. Özdemir, Mehmet Niyazi, Türkiye'nin M eseleleri, 2 c., Marifet Yayınevi, İstanbul 1992. Özdemir, Nurettin, Yağmur Sonrası, İstanbul Yayı­ nevi, İstanbul 1955. Özden, Yekta Güngör, B ir Gün Belki, Ankara, 1981. Özdenoğlu, Şinasi, Acısıyla Yanmak Türkiye'nin, An­ kara, 1975. Özdenoğlu, Şinasi, M emleketi Sevmek Suçu, Eroğlu Yayınevi, Ankara, 1978. Özdenoğlu, Şinasi, Özgürlük İçin Ölmek, Eroğlu Y a­ yınevi, Ankara, 1974. Özdeş, Oğuz, Ş afak Sökerken, 7. bs. Tekin Yayınevi, İstanbul 1984. Özdeş, Oğuz, Vatan Borcu, 7. bs. Tekin Yayınevi, İs­ tanbul 1983. Özdeş, Oğuz, Yavuz'un Pençesi, Tekin Yayınevi, İs­ tanbul, 1973. Özfatura, Mustafa Necati, Unutulan Vatan D oğu Türkistan ve İsa Yusuf Alptekin, Sinan Yayınevi, İstanbul 1996. Özgedik, Orhan Gökalp, Tanrı Türk'ü Korusun, Bur­ han Basım ve Yayınevi, İstanbul 1951. Özgül, Metin Kayahan, Yenişehirli Avni H ayatı ve Eserleri, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara, 1990. Özkan, Fatm a, Osmaniye-Tatar Ağzı, TDKy. 1997. özkan, Hnfâr, Aynalı Çarşılar, Yeni Pan Yayınları, İstanbul, 1988. Özkan, Hakkı, Güneşli, İstanbul, 1983. Özker, Yaşıtı, M ehm etçik Kıbrıs'ta, İstanbul, 1960. Özkırımlı, ÂtMİâ, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi, 4 e., Cem Yayraevi, İstanbul 1982. özkişi, Baaaeddin, G öç Zamsm, Ötüken Yayınevi, İstanbul, 1975. özkişi, Bahaeddin, K ö se Kadı, 3. bs. Ötüken Neşri­ yat, İstanbul 1988. Özkişi, Bahaeddin, Sokakta, Ötüken Yayınevi, İstan­ bul, 1975.

YA RA R LA N ILA N E SER LER

o r u M T Ü M M .«
Porter, Eleanor H., Pollyanna- Mutluluk Yolu- çev. Gülten Suveren, İstanbul, 1967. Puzo, Mario B aba, çev. Özay Süsoy, İstanbul, 1969. Pülten, Selim Sabit, E zberlen ecek Atatürk Şiirleri Antolojisi, Pülten Ajans Yayınevi, Söke 1984. Püsküllüoğlu, Ali, 10 Kasım Atatürk İçin Şiirler, Ç ocuk Şiirleri Antolojisi, İstanbul, [tarihsiz], Püsküllüoğlu, Ali, Yaşar K em al Sözlüğü, Ankara, 1974 Radloff, W ., Sibirya'dan Seçm eler, çev. Ahmet Temir, Kültür Bakanlığı, Ankara 1986. Ragıp Paşa, Divan-ı Ragıp Paşa, İstanbul, 1276, (es.h.). Rasim, Divan-ı Rasim, İstanbul, 1272, (es.h.). Rasonyi, Lâzlö, Tarihte Türklük, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1971. Refiğ Kalayini, Divan-ı R efiğ Kalayini, İstanbul, 1284. (es.h.). Resimli, Haritah, Mufassal Osmanlı Tarihi, İskit Yayınevi, İstanbul 1957. Resulzade, Mehmet Emin, Azerbaycan Kültür G ele­ nekleri ve Ç ağdaş A zerbaycan Edebiyatı, Azer­ baycan Kültür Demeği, Ankara 1984. Resulzâde, Mehmet Emin, M illî Tesaniid, Azerbay­ can Kültür Demeği, Ankara 1978. Reşat Ekrem Koçu, P atron a Halil, Koçu Yayınları, İstanbul, 1967. Reşat Enis, Kanun Namına, Sühulet Kütüphanesi, İstanbul, 1932. Reşat Enis, K a ra Toprak, Ararat Yayınevi, İstanbul, 1969. Reşit Süreyya, B ir Tılsımın Nakışları, Sudi Kitapha­ nesi, İstanbul, 1929. Reşit, Muzaffer, Atatürk Şiirleri Antolojisi, Varlık Yaymevi, İstanbul, 1961. Reşit, Muzaffer, En Güzel Koşm alar, Varlık Yayme­ vi, İstanbul 1962. Rıfat, Oktay, Ç obanıl Şiirler, Adam Yayınları, İstan­ bul, 1983. Rodinson, Maxime, Batıyı Bütünleyen Islâm, çev. Cemil Meriç, Pınar Yaymevi, İstanbul 1983. Saatçi, Suphi, K erkük Güldestesi, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1997. Saba, Ziya Osman, Bütün Şiirleri, G eçen Zaman, N efes Almak, Varlık Yayınları, İstanbul, 1991. Sabahattin Ali, Değirmen, D ağlar ve Rüzgar, Varlık Yayınlan, İstanbul, 1965. Sabahattin Ali, İçim izdeki Şeytan, Varlık Yayınları, İstanbul, 1966. Sabahattin Ali, Kuyucaklı Yusuf, Varlık Yayınlan, İstanbul, 1965.

Özmen, İsmail, Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi, An­ kara, Kültür Bakanlığı Yay., 1998. Öztelli, Cahit, Bektaşi Gülleri, Bektaşi-Alevi Şiirleri Antolojisi, Özgür Yayınları, İstanbul, 1985. Öztelli, Cahit, B elg elerle Yunus Emre, Matbaası, Ankara, 1977. Ayyıldız

Öztelli, Cahit, K aracaoğlan, Bütün Şiirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1970. Öztelli, Cahit, K öroğlu ve D adaloğlu, -Hayatı, Sanatı, Şiirleri - Varlık Yayınlan, İstanbul, 1977. Öztuna, Yılmaz, Osmanlı Devleti Tarihi, 2 c., İstanbul 1986. Öztuna, Yılmaz, Tarih Sohbetleri, Ötüken yayınevi, İstanbul 1988. Öztuna, Yılmaz, Türk Tarihinden Yapraklar, Millî Eğitim Bakanlığı, Ankara. Öztuna, Yılmaz, Büyük Türkiye Tarihi, 14 c. Ötüken Yayınevi, İstanbul 1977-79. Öztuna, Yılmaz, D evletler ve H anedanlar, 5 c. Kültür Bakanlığı, Ankara 1996. Öztürkmen, Ömer, Bilimden Damlalar, Ötüken Neş­ riyat, İstanbul, 1995. Öztürkmen, Ömer, Gözyaşı Medeniyeti, Ötüken Neş­ riyat, İstanbul, 1994. Öztürkmen, Ömer, Zihniyet İnkılâbı, Ötüken Neşri­ yat, İstanbul, 1995. P., Sales, A çık Kum ral Saç, çev. Nüzhet, İstanbul, 1307, 295 (es.h.). Pala, İskender, A nsiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, İs­ kender Pala, Ankara, 1995. Pala, İskender, Divan Edebiyatı, İstanbul, 1992, Pala, İskender, Divane Güzeller, İstanbul, 2004. Par, Arif Hikmet, K artal Bakışlı D eha, İstanbul, 1981. Parmaksızoğlu, İsmet, Tarih Boyunca Türkkürtleri ve Tiırkmenler, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1983. Parmaksızoğlu, İsmet, Türklerde Devlet Anlayışı (İm paratorluk Devri, 1299-1789), Ankara 1982. Paşazade Kemal, Divan-ı K em al Paşazade, İstanbul, 1313, (es.h.). Pazarlı, Osman, Islâm da Ahlâk, Remzi Kitabevi, İs­ tanbul. Perim, Mehmet Behçet, Geçit Ver Kamçı, İzmir, 1960. Pertev Paşa, Divan-ı Pertev Paşa, İstanbul, 1256, (es.h.). Pir Sultan Abdal, Hayatı ve Şiirleri, İstanbul Maarif Kitaphanesi, İstanbul, 1966. Pir Sultan Abdal, Bütün Şiirleri, haz. Cahit Öztelli, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1978.

Ö l M I l K M .e a
Sabahattin Âli, Kürk Mantolu M adonna, Varlık Ya­ yınları, İstanbul, 1966. Sâbis Ali İhsan, H arp H atıralarım -Birinci Cihan H ar­ bi, Nehir Yayınevi, İstanbul 1991. Sabri Şakir, Divan-ı Sabri Şakir, İstanbul, 1296, (es.h.). Sabri, Sinan, B elasın a Sevdalandığım B ebek, Komal Yayınları, İstanbul, 1976. SadriEthem , Çıkı-ıklar Durunca, İstanbul, 1930, Safa, Peyami, Attila, İstanbul, 1931. Safa, Peyami, B ir Tereddüdün Romanı, Ötüken Yayı­ nevi, İstanbul, 1968. Safa, Peyami, Din, İnkılâp, İrtica, deri. Ergun Göze ve Nevzat Kösoğlu, Ötüken Yayınevi, İstanbul 1971. Safa, Peyami, Doğu-Batı Sentezi, Yağmur Yayınevi, İstanbul 1963. Safa, Peyami, Dokuzuncu H ariciye Koğuşu, 13. bs. Ötüken Neşriyat, İstanbul 1987. Safa, Peyami, Fatih-H arbiye, Ötüken Yayınları, İs­ tanbul, 1968. Safa, Peyami, Mahşer, İstanbul, Ötüken Yayınevi, 1973. Safa, Peyami, M atmazel Noraliya'nın Koltuğu, Ötü­ ken Yaymevi, İstanbul 1972. Safa, Peyami, Nasyonalizm, Bâbıâli Yayınevi, İstan­ bul 1961. Safa, Peyami, Osmanlıca, Türkçe, Uydurmaca, Ötü­ ken Yayınevi, İstanbul 1970. Safa, Peyami, Sanat, Edebiyat, Tenkit, Ötüken Yayı­ nevi, İstanbul 1971. Safa, Peyami, Sosyalizm, Bâbıâli Yayınevi, İstanbul 1961. Safa, Peyami, Yalnızız, Milli Eğitim Bakanlığı Yayın­ ları, İstanbul, 1971. Sağır, Mukim, Erzincan ve Yöresi A ğızlan (İncelem eMetinler-Sözlük), TDK y. 1995. Sait Faik, M edarı M aişet Motoru, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1970. Sakaoğlu, Prof. Dr. Saim, K onya Üzerine Şiirler, Konya Ticaret Odası Yayınları, Konya, 2002. Salihoğlu, Mehmet, B an a Şensin Yaşamak, Ankara, 1966. Sâmanoğlu, Gültekin, Alacakaranlık, Hisar Yayınları, Ankara 1970. Samanoğlu, Gültekin, Uzun Vuran Gölge, İstanbul, 1983. Sançar, Nejdet, Tarihte Türk-ltalyan Savaşları, İstan­ bul 1942. Sançar, Nejdet, Türk K ahram anlan, Afşin Yayınları, Ankara 1965. Sançar, Nejdet, Türklük Sevgisi, Tanrıdağı Yayınları, İstanbul 1952.

Y A R A R LA N ILA N ESER LER

Saraç, Tahsin, Güvercin Kasapları, Cem Yayınları, İstanbul, 1978. Saray, Mehmet, Atatürk ve Türk Dünyası, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1995. Saray, Mehmet, Rus İşgali D evrinde Osmanlı Devleti ile Türkistan H anlıkları Arasında Siyasî M ünase­ betler, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1994. Saray, Mehmet, Türk Dünyasında Eğitim Reformu ve G aspıralı İsm ail Bey, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1968. Saray, Mehmet, Türkistan Türkleri: Rus ve Çin İd a re­ sinde Yaşayan Türklerin M illî M ücadele Tarihleri, Veli Yayınevi, İstanbul 1984. Sarıhan, Zeki, Dünyanın Bütün Çiçekleri, Öğretmen Yayınları, Ankara, 1984. Sarıoğlu, Sezai, Güneş İşle Mendilime, Emek Yayın­ cılık, İstanbul, 1988. Sartre, Jean-Paul, Akıl Çağı, Hürriyetin Yolları, çev. Gülseren Devrim, Nobel Yayınları, İstanbul, 1964. Sartre, Jean-Paul, İş İşten Geçti, çev. Zübeyir Bensan, Varlık Yayınları, İstanbul, 1966 Satoğlu, Abdullah, H alk Şairi Molu'lu Revai, Ankara, 1980. Satoğlu, Abdullah, M imar Sinan Şiirleri Antolojisi, Ankara, 1988. Sayılgan, Açlan, İnkâr Fırtınası, İstanbul 1962. Sayılgan, Açlan, Komuna, Millî Hareket Yayınevi, İstanbul 1968. Seçm e Rom anlar: Yazarları, Özetleri, Eleştiriler, Kaynaklar, Haz. Refika Tamer, Asım Bezirci, 3. bs. Varlık Yayınevi, İstanbul 1983. Sefercioğlu, M. Nejat, D ivançe-i Seferi, İstanbul 1997. Seferoğlu, Şükrü Kaya ve Başbuğ, Hayri, M illet ve M illî Birlik Bilinci, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1985. Selami, Divan-ı Selami, İstanbul, 1287, (es.h.). Selat, Azmi, Bingöller, Ankara, 1945. Semih, Mehmet, Türk Şiirinde Hiciv, Taşlama, Yergi, İstanbul, 1983. Sepetçioğlu, Mustafa Necati, ... ve Ç anakkale 1: Geldiler, 2. bs. İrfan Yayınevi, İstanbul 1990. Sepetçioğlu, Mustafa Necati, ... ve Ç anakkale 2: Gördüler, irfan Yayınevi, İstanbul. Sepetçioğlu, Mustafa Necati, ... ve Ç anakkale 3: Döndüler, İrfan Yaymevi, İstanbul. Sepetçioğlu, Mustafa Necati, Anahtar, İrfan Yayme­ vi, İstanbul. Sepetçioğlu, Mustafa Necati, Bu Atlı G eçide Gider, İrfan Yaymevi, İstanbul. Sepetçioğlu, Mustafa Necati, Can O cağında Pişen Aş, İrfan Yayınevi, İstanbul.

Y A R A R LA N ILAN ESER LER

Ö IÜ M IİlftS Ö M .

Sepetçioğlu, Mustafa Necati, Cevahir ile Sadık Çavu­ şun Buğday Kamyonu, İrfan Yayınevi, İstanbul. Sepetçioğlu, Mustafa Necati, Çatı, 12. bs. İrfan Ya­ yınevi, İstanbul 1989. Sepetçioğlu, Mustafa Necati, D arağacı, 5. bs. İrfan Yayınevi, İstanbul, 1989. Sepetçioğlu, Mustafa Necati, Fatih Ü çlemesi: Ebem Kuşağı, 4. bs. İstanbul. Sepetçioğlu, Mustafa Necati, G ece Yarısı Gün D ö­ nümü, İrfan Yayınevi, İstanbul. Sepetçioğlu, Mustafa Necati, Geçitteki Ülke, 6. bs. İrfan Yayınevi, İstanbul 1989 Sepetçioğlu, Mustafa Necati, Güneşin Dört Köşesi, İrfan Yayınevi, İstanbul 1983. Sepetçioğlu, Mustafa Necati, Kapı. İrfan Yayınevi, İstanbul. Sepetçioğlu, Mustafa Necati, Karanlıkta Mum Işığı, İrfan Yayınevi, İstanbul. Sepetçioğlu, Mustafa Necati, Karşılaştırm alı Türk Destanları, İrfan Yayınevi, İstanbul. Sepetçioğlu, Mustafa Necati, Kilit, İrfan Yay. İstan­ bul. Sepetçioğlu, Mustafa Necati; Konak, İrfan Yaymevi, İstanbul. Sepetçioğlu, Mustafa Necati, Sabır, İrfan Yaymevi, İstanbul. Sepetçioğlu, Mustafa Necati, Üçler, Yediler, Kırklar, 11. bs. İrfan Yayınevi, İstanbul 1989. Sepetçioğlu, Mustafa Necati, Yaratılış ve Türeyiş, Millî Eğitim Bakanlığı, Ankara 1969. Serbestzade Ahmet Hamdi İskilibi, Divan-ı Hamdi, haz. Dr. İsmail Güleç, Pan Yayınları, İstanbul, 2004. Sermet, Divan-ı Sermet, İstanbul, tarihsiz, (es.h.). Sertelli, İskender Fahreddin, Sümer Kızı, Akşam Kitaphanesi, İstanbul, 1933. Sertkaya, Osman Fikri, Göktürk Tarihinin M eselele­ ri, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1995. Sertoğlu, M urat, Şeyh Şamil, İtimat Kitabevi, İstan­ bul, 1972. Sevilen, Muhittin, Karagöz, M.E.B., İstanbul, 1969. Sevim, Ali ve Merçil, Erdoğan Selçuklu D evletleri Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1995. Sevim, Ali, Anadolu'nun Fethi: Selçuklular Dönemi, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1988. Sevim, Ali, Suriye-Filistin Selçuklu Devleti Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1989. Seyfeddin, Ömer, Bütün Eserleri, 2 C., Bilgi Yayıne­ vi, Ankara 1970. Seyid Mehmed Nesib, Divan-ı Seyid M ehm ed Nesib, İstanbul, 1261. (es.h.).

Seyyid Mustafa Haşem el Üsküdari, Divan-ı Haşim Efendi, İstanbul, 1252, (es.h.). Seyyid Yusuf Hakkı, Divan-ı Hakkı, haz. Haşan Mo­ ğol, Ankara, 1996. Sezayi-i Gülşeni Divanı, haz. Şahver Çelikoğlu.; İstanbul, 1985, Sıtkı Kesriyeli, D ivançe-i Şinaver, İstanbul, 1330, (es.h.). Sinanoğlu, Oktay, Bye Bye Türkçe, B ir New York Rü­ yası, Otopsi Yayınları, 2000. Sofuoğlu, M. Cemal, İslâm Dini İnanç, İbadet, Ahlâk Esasları, İzmir 1996. Soysal, İlhami, 20. Yiizyı! Tiirk Şiiri Antolojisi, Bilgi Yayınları, İstanbul, 1973. Soyuer, Halil, Anılarla Şiirler Albümü, Ankara, 1982. Soyuer, Halil, Liman, Gerçek Yayınevi, Ankara, 1950. Steinbeck, John, G azap Üzümleri, çev. Ergün İlgin, Halk Yaymevi, Ankara, 1974. Stendhal, Henri K ızıl ile K ara, çev. Nurullah Ataç, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1966. Sultan Beyazıd, Divan-ı Adli, İstanbul, 1308, - (es.h.). Sultan Veled, Divan-ı Sultan Veled, haz. Feridun Nafiz Uzluk, İstanbul, 1941, (metnin Osmanlıcası var). Sultan Veled, Divan-i Türki-i Sultan Veled, İstanbul, 1341 (es.h.). Sutüven, Mustafa Seyit, Bütün Şiirleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 1976. Suud Saffet, Şiiri Hayal, İstanbul, 1339, (es.h.). Süleyman Çelebi, Mevlid, haz. Faruk K. Timurtaş, Millî Eğitim Bakanlığı, Ankara 1970. Süleyman Nazif, Firak-ı Ira k - M esaib-i Vatana Ağlayan B irkaç Neşide-, Dersaadet, 1918, (es.h.). Süleyman Nazif, M alta G eceleri, F irak-ı Ira k ve Galiçya, haz. İhsan Erzi, Tercüman Yayınları, İs­ tanbul, 1979. Sümbülzade Vehbi, Divan-ı Vehbi, İstanbul, 1287, 77 (1216) TBMM Kütüphanesi Mikrofilm Bölümü, (es.h.). Sümer, Faruk, K ara Koyunlular, Başlangıçtan Cihan Şah'a Kadar, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1992. Sümer, Faruk, Oğuzlar (Türkmenler), Tarihleri, Boy Teşkilâtı, Destanları, Türk Dünyası Araştırma Vakfı, İstanbul. Sümer, Faruk, Selçuklular D evrinde Doğu Anadolu'­ da Türk Beylikleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1990. Süreya, Cemal, Mülkiyeli Şairler, İstanbul, 1966. Süreya, Cemal, Üvercinka, De Yayınevi, İstanbul, 1966. Şapolyo, Enver Behnan, Ayşim, Ankara, 1934.

ı m

ı ı r a ’ i.e s ü

Y A R A R LA N ILA N E S ER LER

Şapolyo, Enver Behnan, Selçuklu İmparatorluğu Ta­ rihi, Ankara 1972. Şapolyo, Enver Behnan, Yayla Gülü, Ankara, 1944. Şardağ, Rüştü, K lasik Divan Şiirimiz, İnkılap ve Aka Kitabevleri, İstanbul, 1976. Şardağ, Rüştü, Şair Sultanlar, Türkiye İş Bankası Ya­ yınları, Ankara, 1982. Şatıroğlu, Âşık Veysel, D ostlar Beni Hatırlasın, Bü­ tün Şiirleri, 9. bs. der. Ümit Yaşar Oğuzcan, Özgür Yayın-Dağıtım, İstanbul 1991. Şatim, Mustafa, M eşhur Şair E şrefin Hayatı, İzmir, 1943. Şemseddin Sami, Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat, haz. Se­ dat Yüksel, Ankara Üniversitesi Dil ve TarihCoğrafya Fakültesi Yayınları, Ankara, 1964. Şemseddin Sivasi Divanı, deri. Recep Toparlı, Gurbet yay., Sivas 1984. Şenol, Erol, Giilden Güle Dam lalar, Geçmişten G ele­ ceğ e H alk Ezgilerimiz ve Anıları, Ankara, 1985. Şensoy, Ferhan, Gündeşte, Ortaoyuncuları Yayınları, İstanbul, 1986. Şentürk, Ahmet Tufan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Ankara, 1988. Şerefli, Ahmet Şerif, Türk Doğduk, Türk Öldük, Kül­ tür Bakanlığı, Ankara 1990. Şeşen, Ramazan, İslâm C oğrafyacılarına G öre Türkler ve Türk Ülkeleri, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1985. Şeyh Galib, Şeyh Galib Divanı, haz. Muhsin Kalkı­ şım, Ankara, 1994. Şeyh Galip, Eserlerinin D il ve Sanat Değeri, haz. Şedit Yüksel, Ankara, Türkiye İş Bankası Yayınla­ rı, 1980. Şeyh Galip, Seçm eler, haz. Abdülbaki Gölpmarlı, Mil­ li Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Yayınları, İs­ tanbul, 1986. Şeyh Suzi Ahmet, Divan-ı Suzi, İstanbul, 1290. (es.h.) Şeyh Zekai Mustafa, Divan-ı Zekai, İstanbul, 1258. (es.h.). Şeyhi, Divan-ı Şeyhi, basım yeri ve tarihi yok, (TBMM. Küt. Mikrofilm no. 76(1203). Şeyhülislam Arif Hikmet, Divan-ı Şeyhülislam A rif Hikmet Bey, yayın yeri ve tarihi yok. (es.h.). Şeyhülislam Asım, Divan-ı Asım Efendi, İstanbul, 1268, (es.h.). Şeyhülislam Yahya, Divan-ı Yahya, İstanbul, 1334, (es.h.). Şiir Defteri, deri. Fahri Kurtuluş, 1931, (eski yazılı). Şimşir, Bilâl N., Bulgaristan Türkleri, 1878-1985, Bilgi Yayınevi, Ankara 1986. Şinasi, Divan-ı Şinasi, Kitabhane-i Ebüzziya, İstanbul, 1303, (7 eser birarada, eski harfli).

Şinasi, Müntahabat-ı Eş'ar, haz. Süheyl Beken, DünBugün Yayınevi, Ankara, 1960. Şinasi, Müntahabat-ı Eş'arım, Divan, Akba Kitabevi, İstanbul, 1945. Elçin, Şükrü, Şiirle Selam, Antoloji. Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1984. Şüküfe Nihal, Ç ölde S abah Oluyor, İstanbul, 1951. Tahiroğlu, Tayyar, Kırkıncı Bahar, İzmir, 1988. Tahiroğlu, Tayyar, Sonbaharın Getirdikleri, İzmir, 1985. Tamer, Ülkü, Varlık Şiirleri Antolojisi 1933-1966, Yarlık Yayınevi, İstanbul, 1966. Tan, M. Turhan, Cengiz Han, Kitabevleri, İstanbul, (tarihsiz). İnkılap ve Aka

Tan, M. Turhan, Tarihi M uhasebe, İstanbul, 1937. Tan, Nail - Özkubat, Tevfîk Borlu K em ali B a b a Aşık Kem ali, Ankara, 1975. Taner, Haldun, Hikâyeler, Bilgi Yayınevi, Ankara 1970. Taner, Haldun, Şişhaneye Yağmur Yağıyordu, Bilgi Yayınevi, Ankara. Taneri, Aydın, Harezmşahlar, Türkiye Diyanet Vakfı, Ankara. Taneri, Aydın, Türk Kavramının Gelişmesi, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Ankara 1983. Tanpınar, Ahmet Hamdi, 19'uncu Asır Türk E d eb i­ yatı, 7. bs. Çağlayan Kitabevi, İstanbul 1988. Tanpmar, Ahmet Hamdi, B eş Şehir, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Ankara 1985. Tanpınar, Ahmet Hamdi, Bütün Şiirleri, İstanbul, Dergah Yayınları, 1976. Tanpmar, Ahmet Hamdi, E debiyat Üzerine M akale­ ler, Millî Eğitim Bakanlığı, Ankara 1969. Tanpmar, Ahmet Hamdi, H ikâyeler, 2. bs. Dergâh Yaymevi, İstanbul 1991. Tanpmar, Ahmet Hamdi, Huzur, İstanbul, 1949. Tanpmar, Ahmet Hamdi, M âhur Beste, Dergâh Ya­ yınevi, İstanbul. Tanpınar, Ahmet Hamdi, N am ık K em al Antolojisi, Ahmet Halit Kitabevi, İstanbul, 1944. Tanrıöver, Hamdullah Suphi, Günebakan, haz. Fethi Tevetoğlu, Kültür Bakanlığı, Ankara 1987. Tansel, Fevziye Abdullah, Atatürk H akkında Aydın S ın ıf Şairlerimizin Yazdığı Şiirler 1915-38, Anka­ ra, 1981, (Belleten 45. Cilt, 177. Sayı, Ocak 1981'den Ayrı Basım). Tansel, Fevziye Abdullah, Çocuklar İçin Dini Şiirler, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1961. Tansel, Fevziye Abdullah, M ehm ed Emin Yurdakul­ 'un Eserleri, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yayınları, Ankara, 1989.

Y A R A R LA NILA N ESER LER

İMIÜKCESM.86
Tarlan, Prof. Dr. Ali Nihat, Fuzuli Divanı Şerhi, Akçağ Yay. Taşağd, Ahmet, Gök-Türkler, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1995. Taşer, Suat, H araç Mezat, Seçilmiş Hikayeler Dergisi Kitapları, Ankara, 1954. Taşer, Suat, İkinci Kurtuluş, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1960. Taşlıcalı Yahya Bey, Yahya B ey ve Divanından Ör­ nekler, hazl. Mehmed Çavuşoğlu, Kültür ve Tu­ rizm Bak., Ankara, 1983. Tatçı, Mustafa, Yunus Em re Divanı, Kültür Bak., An­ kara, 1990. Tatçı, Mustafa, Yunus Emre, Yunus E m re Divanı- Risaletü'n Nushiye, (tenkitli metin) Kültür Bakanlığı, Ankara 1991. Tatçı, Yard. Doç. Dr. Mustafa, Yunus Emre, Divan ve Risaletü 'n-Nushiyye, (Sahaflar Kitap Sarayı, İst. 2005 Tavkul, Ufuk, K araçay-M alkar Türkçesi Sözlüğü, TDKy. 2000. Tecer, Leyla, Ahmet Kutsi Tecer'in Bütün Şiirleri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2001 Tekin, Yalçın, Gazi'nin Destanı, İnkılap Tarihi, Mual­ lim Ahmet Halit Kitaphanesi, İstanbul, 1932. Tepeyran, Ebubekir Hazım, Küçük Paşa, İstanbul, 1326, c, (es.h.). Tepeyran, Ebubekir Hazım, K a r Çiçekleri, İstanbul, 1932. Terci-i Bend-i Ruhi ile Sami'nin ve Ziya Paşa'nın Nazireleri, Kitabhane-i Ebüzziya, İstanbul, 1304, (es.h.). Tevetoğlu, Fethi, Atatürk'le Samsun'a Çıkanlar, Kül­ tür ve Turizm Bakanlığı, Ankara 1987. Tevetoğlu, Fethi, M illî M ücadele Yıllarındaki Kuru­ luşlar, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1991. Tevfik Fikret, Bütün Şiirleri, haz. Prof. Dr. İsmail Parlatır, Doç. Dr. Nurullah Çetin, Türk Dil Kuru­ mu Yayınları, Ankara, 2001. Tevfik Fikret, Haluk'un Defteri, İstanbul, 1327, (es.h.) Tevfik Fikret, Rübab-ı Şikeste ve Bütün Eserleri, İnkılâp Kitabevi, İstanbul. Tevfik Fikret, Haluk'un Defteri, İstanbul, 1945. Tevfik Fikret, Rubab-ı Şikeste, İstanbul, 1945. Tevfik Fikret, Tarihi Kadim - Doksan B eşe Doğru, İs­ tanbul, 1928. Tevfik Fikret, Tarihi Kadim D oksan B eşe Doğru, eklemelerle yayına haz,- Canan Yücel Eronat, An­ kara, 1998. Tevfikoğlu, Muhtar, H ikâyeler, Kültür Bakanlığı, Ankara 1980. Thomas A. Gaddis, Alkatraz Kuşçusu, çev. Naci Serez, İstanbul, 1965.

Tansel, Fevziye Abdullah, Mehmet Emin Yurdakul, Şiirler - Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1969. Tansel, Fevziye Abdullah, Servet-i Fünun ve Son D evir Edebiyatında Dini Şiirler, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1962. Tansel, Fevziye Abdullah, Tanzimat D evri E debiya­ tında Dini Şiirler, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayın­ ları, Ankara, 1962. Tanyu, Hikmet, Atatürk ve Türk Milliyetçiliği, İlv. 2. bs. Töre-Devlet Yayınevi, Ankara 1981. Tanyu, Hikmet, İnsan ve Dünya, Şiirler, Emel Yayın­ ları, Ankara, 1978. Tanyu, Hikmet, İslâmlıktan Önce Tiirklerde Tek Tanrı İnancı, 2. bs. Boğaziçi Yayınevi, İstanbul 1986. Tanyu, Hikmet, Tevfık Fikret ve Din, İrfan Yayınevi, İstanbul, 1972. Tanyu, Hikmet, Türkçülük ve G erçek D emokrasi, İstanbul 1945. Tanyu, Hikmet, Ziya G ökalp ve Türk Milliyetçiliği, İstanbul 1962. Tarancı, Cahit Sıtkı, Bütün Şiirleri, Can Yayınları, İstanbul, 1983. Tarancı, Cahit Sıtkı, Otuz B eş Yaş, Varlık Yayınları, 1946. Tarancı, Cahit Sıtkı, Otuzbeş Yaş, Biitün Şiirleri, der. Asım Bezirci, 7. Baskı. Tarhan, Abdülhak Hamid, Bütün Şiirleri, Dergah Yayınları, İstanbul, 1979. Tarhan, Abdiilhak Hamid, İlham -ı Vatan, İstanbul, 1334, (es.h.). Tarhan, Abdülhak Hamid, M akber ve Ölü, İstanbul, 1922, (es.h.). Tarhan, Abdülhak Hamid, Tarık Yahud Endülüs Fethi, İstanbul, 1335, (es.h.). Akalın, Mehmet, (çev.) Tarihî Türk Şiveleri, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1988. Tarlan, Ali Nihad, Divan Edebiyatında Tevhidler, İ.Ü. Yayınları, İstanbul, 1936, Tarlan, Ali Nihad, Ahm ed P aşa Divanı, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1966. Tarlan, Ali Nihad, Divan Edebiyatında Muamma, İ Ü. Yayınları, İstanbul, 1936. Tarlan, Ali Nihad, Divan Şiiri, Rahmi ve Fevri XVI. ve XVII. asır, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi y., İstanbul, 1948. Tarlan, Ali Nihad, Genceli Nizami Divanı, Ahmet Halit Kitabevi, İstanbul, 1944. Tarlan, Ali Nihad, İkbal'den Şiirler, Şarktan H aber ve Zebur-ı Acem - Muhammed İk ba l - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 1971. Tarlan, Ali Nihad, N ecatibeg Divanı, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1963.

■ M K E S O I .«
Tietze, Andreas, The Kom an riddles an d Turkic fo lk lore, Berkeley, University of California Press, 1966. Tiken, Kamil, E ski Türkiye Türkçesinde E datlar ve Zarf-Fiiller, TDK y. 2004. Timurtaş, Faruk K , Yunus Em re Divanı'ndan Seçm e­ ler, 3. bs. Kültür Bakanlığı, Ankara 1989. Timurtaş, Faruk Kadri, D il D avası ve Ziya Gökalp, İstanbul 1965. Timurtaş, Faruk Kadri, M ehm ed  k if ve Cemiyeti­ miz, Yağmur Yayınevi, İstanbul 1962. Timurtaş, Faruk Kadri, Şeyhi'nin H arnamesi, İstan­ bul, 1981. Timurtaş, Faruk Kadri, Tarih İçinde Türk Edebiyatı, 2. bs. Boğaziçi Yayınevi, İstanbul 1990. Togan, Zeki Velidî, H âtıralar, İstanbul 1969. Togan, Zeki Velidî, Oğuz Destanı, Kayı Yayınevi, İs­ tanbul 1972. Togan, Zeki Velidî, Umumî Türk Tarihine Giriş, 3. bs. Enderun Kitabevi, İstanbul 1982. Tolasa, Harun, Ahmet Paşa'nın Şiir Dünyası, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, Ankara, 1973. Tolga, Osman, Ziya G ökalp ve İktisadî Fikirleri, İs­ tanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İçtimaiyat Enstitüsü, İstanbul. Tolstoy, Lev, Gençlik, çev. Rana Çakıröz, Cengiz Ekinci, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1947. Tolstoy, Lev, H acı Murat, çev. Nihal Yalaza Taluy, İstanbul, 1966. Tolstoy, Lev, H arb ve Sulh, çev. Ali Kami Akyüz, Hilmi Kitabevi, İstanbul, 1938. Tolstoy, Lev, İlk Gençlik, çev. Rana Çakıröz, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1946. Topaloğlu, Bekir, İslâm da Kadın, Yağmur Yayınevi, İstanbul 1970. Topçu, Nurettin, A hlâk Nizamı, Hareket Yaymevi, İstanbul. Topçu, Nurettin, Büyük Fetih, Hareket Yayınevi, İs­ tanbul 1968. Toplu, Abdülhâdi, Tarih için de Anadolu Sakinleri ve İsyanlar-Ayaklanmalar, Ocak Yayınları, Ankara 1996. Toprak, Burhan, Yunus Em re Divanı, Eskişehir Odunpazarı Belediyesi, Eskişehir, 2004. Toprak, Yunus, Yunus Em re Divanı, Türkiye İş Ban­ kası Yayınları, Ankara, 1966. Toros, Taha, D adaloğlu, X IX . Asır Çukurova Sazşairi, Adana, 1940. Toroslu, Abdullah, K aracaoğlan, Maya Matbaası, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1979.

Y A R A R LA N ILA N ES E R LER

Toy, Erol, İmparator, May Yayınları, İstanbul, 1973. Tuğ, Salih, İslâmiyet ve Millet Gerçeği, Aydınlar Ocağı, İstanbul 1990. Tuncalp, Enver, Bağlıyız Atatürke, Ankara, 1981. Tuncor, Ferit Ragıp, 19 Mayıs, 23 Nisan, 30 Ağustos ve 29 Ekim Şiirleri, İnkılap ve Aka Kitabevleri, İs­ tanbul, 1980. Tuncor, Ferit Ragıp, Atatürk Şiirleri, haz. Ankara, 1958. Tuncor, Ferit Ragıp, Atatürk ve K ahram anlık Şiirleri, İnkılap ve Aka Kitabevleri, İstanbul, 1981. Tunç, Tomris, D erlem e Sözlüğü ve Kavram lar Dizini I, TDK y. 1995. Tunç, Tomris, D erlem e Sözlüğü ve K avram lar Dizini II, TDK y. 1995. Tunç, Tomris, D erlem e Sözlüğü ve Kavram lar Dizini III, TDK y. 1994. Tunçer, Vahap, B ir Eski, B ir Yeni, Şiir Antolojisi, Bolu, 1950. Turabi, Divan-ı Turabi, İstanbul, 1291, (es.h.). Tural, Sadık K., Kültürel Kimlik Üzerine Düşünceler, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara 1988. Turan, Osman, Doğu Anadolu Türk D evletleri Tarihi: Saltuklular, Sökmenliler, D ilm aç Oğulları ve Artukluların Siyasî Tarihi ve Medeniyetleri, 2. bs. Nakışlar Yayınevi, İstanbul 1980. Turan, Osman, İslâm iyet ve Selçuklular, Turan Neş­ riyat Yurdu, İstanbul 1971. Turan, Osman, Selçuklu Tarihi ve Türk-İslâm M ede­ niyeti, Turan Neşriyat Yurdu, İstanbul 1969. Turan, Osman, Selçuklular D evrinde Türkiye, Turan Neşriyat Yurdu, İstanbul 1972. Turan, Osman, Selçuklular ve İslâmiyet, Nakışlar Y a­ yınevi, İstanbul 1980. Turan, Osman, Tarihî Akışı İçinde Din ve Medeniyet, Nakışlar Yayınevi, İstanbul 1980. Turan, Osman, Türk Cihan Hakimiyeti M ejkûresi Tarihi: Türk Dünya Nizamının Millî, İslâmî, İnsanî E sasları, 2 C., 4. bs. Nakışlar Yayınevi, İstanbul 1980. Turan, Osman, Türkiye Selçukluları H akkında Resm î Vesikalar, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1988. Turan, Osman, Türkiye'de M anevî Buhran: Din ve Lâiklik, 2. bs. Nakışlar Yayınevi, İstanbul 1978. Turan, Osman, Türkiye'de Siyasî Buhranın K aynakla­ rı, Nakışlar Yayınevi, İstanbul 1979. Turan, Şerafettin, Türk Kültür Tarihi, Bilgi Yayınevi, İstanbul 1994. Turanlıoğlu, Uluğ, Türk Ozanları Antolojisi, İstanbul, Oluş Y aymevi, 1971. Turgenyev, Ivan Sergeyeviç, K aderci, çev. Nihal Y a­ laza Taluy, İstanbul, 1967.

YA R A R LA N ILA N ESER LER

OlMIÖIttlM.SS
Türk İstiklal Savaşı Destanları, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1982 Türk ve Türklük, Türk Standardları Enstitüsü, Anka­ ra 1984. Türk, Cezmi, Dünyanın Çatısı Turan ve Rus Kafası, Toprak Yayınevi, İstanbul 1964. Türk, Cezmi, M illiyetçilik Anlayışımız ve Komünistlik, Toprak Dergisi, İstanbul 1959. Türk, İbrahim, Türk Toplumıında Sosyal Sınıflar, Öncü Kitabevi, İstanbul 1970. Türkçülük Armağanı, Akademi Kitabevi, İzmir. Türkdoğan, Orhan, A vm pa'daki İşçilerim iz ve Ço­ cukları: İkinci Neslin Dramı, Orkun Yayınevi, İs­ tanbul 1984. Türkdoğan, Orhan, Aydınlıktakiler ve K aranhktakiler (Toplumumuzun Dramı), Üçdal Neşriyat, İstanbul 1982. Türkdoğan, Orhan, Değişme, Kültür ve Sosyal Çö­ zülme, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul 1988. Türkdoğan, Orhan, D oğu Anadolu'nun Sosyal Yapısı, Azerbaycan Kültür Demeği, Ankara 1987. Türkdoğan, Orhan, K em alist M odelde F ert ve Devlet İlişkileri, 3. bs. İstanbul Kitabevi, İstanbul 1982. Türkdoğan, Orhan, Niçin M illetleşme? Türk Dünyası Araştırma Vakfı, İstanbul. Türkdoğan, Orhan, Ziya G ökalp Sosyolojisinin Tem el İlkeleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Anka­ ra 1982. Türkistan ile İlgili Makaleler, Kültür Bakanlığı, Ankara 1971. Türkiyat Mecmuası, 1925 l.C. İstanbul, 1925 Türkiyat Mecmuası, 1926 2.C. İstanbul, 1927 Türkiyat Mecmuası, 1934 4.C. İstanbul, 1934 Türkiyat Mecmuası, 1926 3.C. İstanbul, 1935 Türkiyat Mecmuası, 1935 5.C. İstanbul, 1935 Türkiyat Mecmuası, 1936-9 6.C. İstanbul, 1939 Türkmen, Ahmed Faik, M ufassal H atay Tarihi, 4 c. Antakya, 1939. Türközü, Halil Kemal, Osmanlı ve Erm eni B elg ele­ riyle Erm eni Mezalimi, haz. Türk Kültürünü Araş­ tırma Enstitüsü, Ankara 1982. Uğurlu, Nurer, Anadolu'nun Türküsü, Ok Yayınları, İstanbul, 1984. Uluçay, Çağatay, İlk Müslüman Türk Devletleri, Millî Eğitim Bakanlığı Ankara 1965. Uraz, M urat, Kadın Şair ve Muharrirlerimiz, Tefey­ yüz Kitabevi, İstanbul, 1941. Urfalı Kemal Edip, UrfaAğzı, TDK y. 1991. Uşaki-Zade Halid Ziya, Aşk-ı Memnu, İstanbul, 1316 Halil Nihad, Ayine-i Devran, Y .Y , 1342.

Turgenyev, Ivan Sergeyeviç. İlk Aşk, çev: Haydar Rifat Yorulmaz, İstanbul, 1931. Turgut, Mehmet, Taşkent'e Doğru, İlaveli 4. bs. Bo­ ğaziçi Yayınevi, İstanbul 1988. Turhan, Mümtaz, Kültür D eğişm eleri: Sosyal P siko­ loji Bakımından B ir Tetkik, Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Vakfı, İstanbul 1987. Turhan, Mümtaz, Maarifimizin Ana D âvaları, Yağ­ mur Yayınevi, İstanbul. Turhan, Mümtaz, Üniversite Problem i, Yağmur Ya­ yınevi, İstanbul 1967. Tülbentçi, Feridun Fazıl, İstanbul Kapılarında, İn­ kılap Kitabevi, İstanbul, 1954 Tülbentçi, Feridun Fazıl, İstanbul’un Fethi, İnkılâp Kitabevi, İstanbul 1984. Tülbentçi, Feridun Fazd, K ahram anlar Geçiyor, 8. bs. 4 C., İnkılâp ve Aka Kitabevleri, İstanbul 1984. Tülbentçi, Feridun Fazıl, Osmanoğulları, İnkılap Ki­ tabevi, İstanbul, 1958. Tülbentçi, Feridun Fazıl, Serhadlerin Çocuğu Yıldı­ rım Bayezid, Akba Kitabevi, Ankara, 1947. Tülbentçi, Feridun Fazıl, Sultan Yıldırım Bayezid, İstanbul, 1957. Tülbentçi, Feridun Fazıl, Sultanların Aşkı, İnkılap Kitabevi, İstanbul, tarihsiz. Tülbentçi, Feridun Fazıl, Şah İsmail, İnkılap Ki­ tabevi, İstanbul, 1956. Tülbentçi, Feridun Fazıl, Turgut Reis, İnkılap Ki­ tabevi, İstanbul, 1958. Tülbentçi, Feridun Fazıl, Türk Tarihinden Sayfalar, İnkılâp Kitabevi, İstanbul 1986. Tülbentçi, Feridun Fazıl, Yavuz Sultan Selim Ağlıyor, Akba Kitabevi, Ankara, 1947. Türk Millî Bütünlüğünde Doğu Anadolu, haz. Bahaeddin Ögel, vb. Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1985. Türk Dil Kurumu, Türk Şiiri Özel Sayısı, Divan Şiiri, Ankara, 1986, Türk Dili Dergisi'nin 415-416417/Temmuz-Ağustos-Eylül 1986 Özel Sayısı. Türk Dil Kurumu, Türk Şiiri Özel Sayısı, Eski, Türk Şiiri, Ankara, 1986, Türk Dili Dergisi, Ocak 1986 Özel Sayısı. Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, 8 C., Dergâh Yayınevi, İstanbul 1976. Türk Dünyası El Kitabı, 3 C., 2. bs. Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1992. Türk Edebiyatında Kahramanlık Hikâyeleri, Anto­ loji, Der.: Şemsettin Kutlu, İstanbul 1981. Türk Halk Edebiyatı Antolojisi, haz. Cemil Yener, 2. bs. İnkılâp Kitabevi, İstanbul 1989. Türk Hikâye Antolojisi, haz. Seyit Kemal Karaalioğlu, İnkılâp ve Aka Kitabevleri, İstanbul 1984.

m u n asM .
Uşaklı, Ömer Bedrettin, Bütiin Eserleri, haz. İnci Enginün, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1988. Uşaklı, Ömer Bedrettin, Bütün Şiirleri, der. İnci Enginün, Türk Dil Kurumu, Ankara 1988. Uşaklıgil, Halid Ziya, Aşlc-ı Memnu, İnkılap ve Aka Kitabevleri, İstanbul, 1963. Uşaklıgil, Halid Ziya, K ırık Kayatlar, İnkılap ve Aka Kitabevleri, İstanbul, 1968. Uşaklıgil, Halit Ziya, M ai ve Siyah, yay. haz. Şemset­ tin Kutlu, İnkılâp Kitabevi, İstanbul 1988. Uyaroğlu, İsmail, Giil Sağnağı, İstanbul, 1976. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, 14 ve 15. A sırlarda Ana­ dolu B eyliklerinde Toprak ve H alk İdaresi, İstan­ bul, 1937. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Alem dar M ustafa Paşa, Meşhur Rumeli Ayanlarından Tirsinikli İsmail, Yı­ lık Oğlu Süleyman Ağalar, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1942. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Anadolu B eylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, 4. bs. Türk Tarih Kurumu, Ankara 1985. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Anadolu B eylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1937 Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Çandarlı Vezir Ailesi, An­ kara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1974. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, K aresi (Balıkesir) Vilayeti Tarihçesi, İstanbul, 1928. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, K aresi M eşahiri, İstanbul, 1341. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, K itabeler ve Sahip, Saruhan, Aydın, Menteşe, inanç, H am itoğulları H ak­ kında Malumat, İstanbul, Maarif Vekaleti Yayınla­ rı, 1929. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Kütahya Şehri: Bizans ve Selçukilerle Germiyan ve Osman Oğulları Zama­ nında, Maarif Vekaleti Yayınları, İstanbul, 1932. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, M ekke-i M ükerreme Emirleri, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1972. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, M idhat P aşa ve T aif Mahkumları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Anka­ ra, 1950. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, M idhat ve Rüştü P aşala ­ rın Tevkiflerine D air Vesikalar, Türk Tarih Kuru­ mu Yayınları, Ankara,1946. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı D evleti Teşkila­ tına M edhal, Türk Tarih Kurumu Yayınları, İstan­ bul, 1941. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı D evleti T eşkila­ tına M edhal: Büyük Selçukiler, Anadolu Selçukileri, Anadolu Beylikleri, Ilhaniler, Karakoyunlu ve Akkoyunlularla M em lüklerdeki D evlet Teşkilatına

Y A R A R LA N ILA N E S ER LER

B ir Bakış, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1984. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı D evleti Teşkila­ tından Kapukıılu Ocakları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1944. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Devleti'nin M er­ kez ve B ahriye Teşkilatı, Türk Tarih Kurumu Ya­ yınlan, Ankara,1948. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı D evletinin Saray Teşkilatı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1984. Uzunçarşdı, İsmail Hakkı, Osmanlı D evletinin Saray Teşkilatı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1985. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, 4 C., Türk Tarih Kurumu, Ankara 1994-1995. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı- Karal, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, Ankara, Türk Tarih Kurumu Ya­ yınları, 1961. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Sivas Şehri: Anadolu Türk Tarihi Tetkikatından, Rıdvan Nafiz, Maarif Veka­ leti Yayınları, İstanbul, 1928, (es. h.) Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Vezir H akkı M ehm ed Paşa, VlI’nci Cilt, Türkiyat Mecmuasından a.b. İs­ tanbul,1939. Üftade, Divan-ı Üftade, İstanbul, 1328, (es.h.). Ülken, Hilmi Ziya, İçtim aî D oktrinler Tarihi, İstanbul 1941. Ülken, Hilmi Ziya, Toplum Yapısı ve Soya Çekme, Doruktekin Yayınevi, İstanbul 1971. Ülken, Hilmi Ziya, Türkiye’d e Ç ağdaş Düşünce Tarihi, 3. bs. Ülken Yayınları, İstanbul 1992. Ülkfisal, Müstecip, D obn ıca ve Türkler, Türk Kültü­ rünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1987. Ülküsal, Müstecip, Kırım Türk-Tatarları: Dünü, Bu­ günü, Yarını, İstanbul 1980. Ünal, Tahsin, 1700'den 1958'e K ad ar Türk Siyasî Tarihi, ilav. 2. bs. Ankara 1958. Ünal, Tahsin, Karam anoğulları Tarihi, Ankara 1957. Ünal, Tahsin, OsmanlIlarda F azilet M ücadelesi, Sebil Yayınevi, İstanbul 1968. Ünsel, Kemal Edip Fatih'in Şiirleri, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1946, (eski harfli metin de var). Ünver, Bekir Sami, Kadından Yana, Ankara, 1969. Üsküblü İshak Çelebi, Divan, haz. Mehmed F. Çavuşoğlu, M. Ali Tanyeri, Mimar Sinan Üniversite­ si Fen-Edebiyat Fakültesi, İstanbul, 1989, Üsküdarlı Mustafa Ma'nevi, D ivançe-i İlahiyat, haz. Dr. Mustafa Tatcı, Kaknüs Yayınları, Istanb'd, 2003. Üstün, Nevzat, H ey Sen Amerikalı, Var Yayınevi, İs­ tanbul, 1967.

YARARLANILAN ESERLER

Ö KMİC S ZÜ . 7o IÜ E Ü E ÖL K
Yavuz, Orhan, Kansu Gavri'nin Türkçe Divanı (Metin-İncelem e-Tıpkıbasım ) Selçuk Üniv., Konya,
2002.

Üstüner, Ahad, Anadolu Ağızlarında Sıfat-Fiil Ekleri, TDK y. 2000. Üzgör, Tahir, Fehim -i Kadim, Hayatı, Sanatı, Divanı ve Metnin Bugünkü Tiirkçesi, AKM, Ankara, 1991. Vahabzade, Bahtiyar, Gün Var Bin Aya Değer, Nil Yayınevi, İzmir 1993. Valdemar Bonsels, Arı Maya ve Başından Geçenler, çev. Nihat Adil, İstanbul, 1932. Vasfî, Divan, (tenkitli basım) haz. Mehmed F. Çavuşoğlu, İstanbul, 1980. Vecdi, Divan-ı Vecdi Efendi, İstanbul, 1291, (es.h.). Washington, Booker Tagliaferro, Kölelikten Kurtu­ luş- B ir Zencinin Hikâyesi, çev. Ayşe (Pertev) Akıncı, İstanbul, 1968. Yağcıoğlu, Halim - Dil, Şahinkaya, Türk Kadın Şa­ irleri Antolojisi, Ankara, 1966. Yağcıoğlu, Halim, Destan Türk, Mustafa K em aller Tükenmez, Türkiye Kemalist Yazarlar ve Sanatçı­ lar Demeği, Ankara, 1974. Yağız, Süleyman, B erçenekli Aşık Mahzuni, May Yayınları, İstanbul, 1976. Yahyâ Bey, Divan, Hazırlayan, Mehmed Çavuşoğlu, Tenkidli bsm, İstanbul Ünv. Edebiyat Fak., İstan­ bul, 1977. Yahya Kemal, Tarih M usahebeleri, 2. bs. Yahya Ke­ mal Enstitüsü, İstanbul 1991. Yahya Kemal, E debiyata Dair, İstanbul Fetih Cemi­ yeti, İstanbul 1971. Yahya Kemal, Kendi G ök Kubbemiz, 8. bs, İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul 1987. Yahya Kemal, Siyasî Hikâyeler, İstanbul Fetih Cemi­ yeti, İstanbul 1968. Yamakoğlu, Cihan, İnsan İlişkileri: Ailede, Toplum­ da... B eşerî Münasebetler, 2. bs. Ankara 1987. Yaşa, Dursun, K ahram anlık Şiirlerimizden B ir Demet, Ankara 1984. Y aşar Kemal, Ağrıdağı Efsanesi, Cem Yayınları, İs­ tanbul, 970. Y aşar Kemal, Ç akırcalı Efe, Ararat, İstanbul, 1972. Y aşar Kemal, İnce Memed, Remzi Kitabevi, İstan­ bul,1960. Yaşar Kemal, Yer D em ir G ök Bakır, Ant Yayınları, İstanbul, 1968. Yaşın, Özker, Kıbrıs Benim Vatanım, İstanbul, 1986. Yaşın, Özker, K ıbrıs Mektubu, Varlık Yayınevi, İs­ tanbul, 1958. Yavuz Sultan Selim Divanı, haz. Ali Nihad Tarlan, Ahmet Halit Kitabevi, İstanbul, 1946. Yavuz, A. Fikri, İslâm Fıkhı ve Hukuku, İrfan Yayı­ nevi, İstanbul. Yavuz, Hilmi, Bedrettin Üzerine Şiirler, Cem Yayıne­ vi, İstanbul, 1975.

Yeniterzi, Emine, Divan Şiirinde Na't, Türkiye Diya­ net Vakfı Yayınları, Ankara, 1993. Yetiş, Kâzım, Türkçenin Nakışları, Kubbealtı Neşriya­ tı, İstanbul 1993. Yetkiner, Ayhan, A şıkİhsan i Kimdir? İstanbul, 1967. Yıldız, Ali, B eyaz Hürriyet, Ankara, 1964. Yılmaz Güney, Boynu Bükük Öldüler, Dost Kitabevi, Ankara, 1971. Yılmaz, Ali, Kanuni Sultan Süleyman'a Yazılan K asi­ deler, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1996. Yılmaz, Durali, Akrebin Dansı, Yedi İklim Yayınevi, İstanbul 1989. Yılmaz, Kaşif, III. Selim (İlhami),Hayatı, E debi Kişi­ liği ve Divanın Tenkitli Metni, Trakya Üniv., Edir­ ne, 2001. Yılmaz, M. Kemal, Denizin Getirdiği Ölü Asker, İs­ tanbul, 1975. Yılmaz, M. Kemal, Umurlu Çiçekleri, Üç Şiir Demeti, Denizin Getirdiği Ölü Asker, Toprak Soyu, Yağ­ mur, Aydın, 2001. Yılmaz, Nahide, Şiirlerle İl İl Türkiye, İzmir, 1997. Yınanç, Mükrimin Halil, M illî Tarihimizin Adı, Ha­ reket Yayınevi, İstanbul. Yınanç, Refet, D ulkadir Beyliği, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1989. Yırcalı, Sıtkı, Kilitlenmiş Dünya, Ankara, 1958. Yolsal, Tayfun, H ayat Sevince Güzel, İstanbul, Hüsnü Tabiat Matbaası, 1976. Yuan-Xin,W ang, Ç in ’deki Türk D iyalektleri Araştır­ m aları Tarihi, TDK y. 1994. Yunus Em re, Divan ve Risaletü'n-Nııshiyye, haz. Abdülbaki Gölpmarlı, Der Yayınevi, İstanbul, 1991. Yurdakul, Mehmet Emin, D icle Önünde, İstanbul, 1332, (es.h.). Yurdakul, Mehmet Emin, H asta B akıcı Hanımlar, İstanbul, 1333, (es.h.). Yurdakul, Mehmet Emin, Turan'a Doğru Ey Türk Uyan, Ergenekon Yayınevi, İstanbul, 1973. Yurdakul, Mehmet Emin, Türk Sazı, İstanbul, 1979. Y u rt Duyguları, Antoloji, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1990. Yücebaş, Hilmi, Bütün C epheleriyle Rıza Tevfık, Şiir­ ler, M akaleler, İstanbul, 1950. Yücebaş, Hilmi, F ilo z o f Rıza Tevfık, Hayatı, Şiirleri, H atıraları, İstanbul, 1958. Yücebaş, Hilmi, Rıza Tevfık, -Hayatı, Hatıraları, Şiir­ leri- İstanbul, 1968. Yücebaş, Hilmi, Şair E ş r e f -Bütün Şiirleri ve 80 Yıllık H atıraları- İstanbul, 1978

le H ü C E M .n

YA R A R LA N ILA N E S ER LER

Yücel, Can, Şiir Alayı, İstanbul, 1981. Yücel, Can, Altısıbiyerde,İstanbul, 1988. Yücel, Can, Kuzgunun Yavrusu, İstanbul, 1990. Yücel, Haşan Ali, Allah Bir, Ankara, 1961. Yücel, Yaşar, Anadolu B eylikleri H akkında Araştır­ malar, 2 C., Türk Tarih Kurumu, Ankara 1989. Yücel, Yaşar, M acaristan ve Bulgaristan'daki Türk Sanat Eserleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1991. Yücel, Yaşar, Timur'un Ortadoğu-Anadolu Seferleri ve Sonuçları, 1393-1402, Türk Tarih Kurumu, An­ kara 1989. Yüksel, Nevzat, Türkiye'de G ençlik Sournları ve Çözüm Yolları, Bayrak yayınevi, İstanbul 1988. Zati, Divan-ı Zati, İstanbul, 1257, (es.h.). Zelyut, Rıza, H alk Şiirinde Başkaldırı, İstanbul, 1989. Zelyut, Rıza, H alk Şiirinde G erçekçilik, İstanbul, 1982. Zeren, Mehmet, Divan Şiiri I- Açıklamalı, İstanbul, 1986. Zeybek, Namık Kemal, M illî Kültür Meselemiz, İs­ tanbul 1989.

Zeytinoğlu, Erol, Ekonom ik Doktrinler, genşl. 2. bs. Marmara Üniversitesi Eğitim ve Yardım Vakfı, İs­ tanbul 1986. Zihni Çermiki, Divan-ı Zihni, İstanbul, 1291. (es.h.). Ziya Paşa, Edibi Muhterem Merhum Ziya P a ş a ’nm Rüyası, İstanbul, 1932. Ziya Paşa, M ukaddeme-i H arabat, Kitabhane-i Ebüzziya, İstanbul, 1311, (es.h.). Ziyaettin Halit, Divan-ı Ziyaettin Halit, İstanbul, 1260, -(es.h.). Zola, Emile, D öl Bereketi, çev. Hamdi Varoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1945. Zola, Emile, B ir Aşk Sayfası, çev. Hamdi Varoğlu, Maarif Vekaleti Neşriyatı, İstanbul, 1944. Zola, Emile, Hakikat, çev. Reşat Nuri Oüntekin, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1945. Zola, Emile, Hülya, çev. Hamdi Varoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1945. Zorlutuna, Halide Nusret, Büyükanne, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1971. Zorlutuna, Halide Nusret, Ellerim Bom boş, Kür Y a­ yınları, İstanbul, 1967.

a, [a / A] is. dbl. Latin asıllı Türk alfabesinin ilk harfi. Ses bilgisi bakımından geniş, düz, orta da­ mak ünlüsüdür. Çıkış anında ses yolu gerilmez. Ses yolu açıklığında yedinci sıradadır. Ağız biraz açılır, küçük dil geniz yolunu kapatır, dil hafifçe alçalır ve öne doğru kayarak ses tellerinden gelen titreşim­ li havaya yol verir. Titreşimli hava hiçbir engele uğramadan ağız boşluğunda a s e s i meydana gelir. Orta uzunlukta, boğaz yakınından ve donuk olarak telaffuz edilir. Ağız boşluğu geniş, dudaklar düz hâlde iken ağzın arka bölümünden çıktığı için g e ­ niş, düz, kalın olarak nitelendirilir, fi1 a ’dan z ’ye, B aştan s o n a kadar, bütiinüyle.\\ a takımı, S eçm e oyunculardan kurulm uş oyun takımı. a, [Ar. â T] (a :) is. Arap asıllı Türk alfabesinin ilk harfi olan elif, a, [Ar. a is. Arap asıllı Türk alfabesinin yirmi bi­ rinci harfi olan ayn harfi. Gırtlak ünsüzüdür. - a - , [-a- / -e-] yap. e. 1. İsimden fiil türetir: b o şa m a k (boş-a-m ak), oyn am ak (oy-urı-a-m ak) {eAT} (aym). bengiz-e-m ek, k a n -a-m ak 2. Fiile durum, nicelik anlamları katarak zarf yapar: g eçe , g ü le güle. 3. Yeterlik, sürerlik ve yalcınlık bildiren birleşik fiil­ lerde esas fiil ile yardımcı fiil arasında bir zarf fiil eki olarak yer alır: y a p a b ilm ek (yap-a-bilm ek), ç ı­ k a g elm ek (çık-a -g el-m ek), b a k ad ıırm ak (bak-a-du rm ak), g id ed u rm ak (gid-e-dur-m ak), dü şeyazm ak (diiş-e-yazm ak). 4. Türettiği zarflar zamanla kalıp­ laşarak isim yapma eki durumunu almıştır; tamam­ lanmış bir işin, tarzına bağlı olarak ortaya çıkmış olan ürün anlamı katar: o y a (oy-a), çev r e (çev-ir-e), k o şa (k oş-a "binaların üstüne kon ulan kalın y u var­ lak m erte k ’). 5. Fiil çatı değişimlerinde ettirgen ve oldurgan fiillerin kuruluşunu sağlayan -r ekinden önce gelerek bağlantı ünlüsü görevini üstlenir: gite-r-m ek, göst-e-r-m ek, kot-a-r-m ak. 6. {e l } İsimden fiil türetir, a t-a -m a k (a d verm ek) -a-2, [-a- / -e- / -ı- / -i- /-u- / -Ü-] feT} yap. e. Fiilden fiil yapma eki; pekiştirmede kullanılır, k a l-a -m a k (saklam ak).

- a 1, [-a / -e / -y-a / -y-e] çek. e. İsmin hâl eki; ad durum eki. İsmi çekimli fiile, fiilimsiye veya edat­ lara bağlayan isim çekim eki; asıl sözcükteki anla­ ma “döniiş, y ö n elm e ” kavramı sağlar; “için, ile” edatlarının görevini üstlenir; yönelme durumu eki; e hâli eki. {eT'} (aynı). -a2, [-a / -e / -y-a / -y-e] çek. e. 1. “İstek, niyet, arzu” kavramlarını ifade eder, “istek kipi” çekimini oluş­ turur; (eAT} (aym): gel-e-y-im , al-a-sınız, yapayım (bak-a-y-tm ), g id esin (git-e-sin), y a z a (yaz-a). 2. Kök veya gövdesi ünsüz ile biten fiillerin geniş zaman çekiminde bağlantı ünlüsü olarak görev alır: git-e-r, g eç-e-r, yaz-a-r. 3. Şart kipi ikinci teklik ya da çokluk kişi çekimli fiillerin sonuna gelerek uyarı anlamı katan ünlemler yapar; gel-se-n -e, bak-sa-n a, tut-sa-nız-a. -a3, [-a / -e / -y-a /-y-e] {eAT} ç e k e. 1. Şimdiki zaman çekim eki. 2. Geniş zaman çekim eki “-ar, -ır” de­ ğerinde kullanılır. “K ayn atsa, sııyıın içse m idesin a rıd a (a rıtır).” Müfredat-ı İbni Baytar Tercemesi 3. Emir eki “-sın” değerinde kullanılır. “K im in gön lü var ise bıında du ra (dursun). " Süheyl ü Nevbahar. 4. Ulaç eki “-arak ve -ıp” değerinde kullanı­ lır, “Sen bu ev e u ça (u çarak) gelm iş olasın. ” Mantıkuttayr. 5. “-ırsa, -arsa” anlamında kullanılır. “Sevdiğin kim g e le (gelirse) o d a n a sevin ç ey le g ö ­ nül. ” Divan-ı Türki-i Basit 6. Ortaç eki “-acak” de­ ğerinde kullanılır. "Bilm ezem bundan so n ra b a ş la ­ rın a n e g e le (gelecek). ” Saadetname. 7. Bağ fiil “mağa” değerinde kullanılır. "Yedi kişi, P ey g a m b er H azretin g ö r e (görm eğ e) geldük. ” Yüz Hadis Ter­ cümesi. 8. Dilek şert eki “-sa” değerinde kullanılır. “îstim aın dan n o la h a y y o la la r (hay olsalar). ” S -a mı? {eAT} -a r mı? -ır m ı?- a c a k mı? -a -b ilir mi?\\ a yoru r, {eAT} On beşin ci yüzyıldan so n ra şim diki zam an çekim ek i o la r a k kullan ılm aya başlam ıştır; bugünkü “-iy o r; -m aktadır; -m akta ” g ö rev iy le kul­ lanılm ıştır. -a4, [-a /-e] {eAT} çek. e. 1. Yükleme durum eki (-ı) olarak kullanılır. "Sen m eğ er bu dine (dini) inkâr ey­ ledin. ” Vahdetname. 2. Bulunma durum eki “-da”

A olarak kullanılır. “B ir bunun şek lin e (şeklinde) kişi görm edim . ” Mantıkuttayr. 3. “..ile” anlamında kul­ lanılır. “B iz m allarım ıza, tavarlarım ıza m eşgu l idik. ” Münteha. 4. “... a değin” anlamında kullanı­ lır. “İğ n eden ipliğ e â lem leri gözden geçirip... ” Alî Divanı. -a5, [-a / -e] {eAT} çek. e. Anlamı pekiştirmek için emir kipinin tekili sonuna eklenir. “E y d il g e le (g el de) sen K a le n d e n ol. ” Tazarruname. -a6, [-a / -e] yap. e. 1. Fiilden isim türeten ek. Fiilin belirttiği eyleme bağlı olarak oluşan, ortaya çıkan durum veya nesne, yer, yöre kavramı katarak isim ve sıfatlar yapar: dize, doğa, çevre, öte, sap a, y ara. 2. Fiilden isim yapma eki. Zamana bağlı veya za­ man kavramı taşıyan isim yapar: {eT} (aynı), oz-a (önce), g e c e , süre. 3. Fiillerden ulaçlar yapar: a ğ la y-a, b a t-a çık-a. 4. Bazı kelimelerin pekiştirmesin­ de görev alır: sa p -a + sa ğ la m , düp-e+düz. 5. Eski Türkçede zarf fiil eki olan bu ek Eski Anadolu Türkçesinde kalıplaşarak edat yapar, gör-e, öt-e. -a7, [eT. -ğa /-ge > -a / -e] y a p e. Geçişli fiillerden sıfat yapar, {eAT} (aynı). k ıs-ğ a > kıs-a. -a8, [-a /-e] yap. e. İsimler ve isim soylu kelimelerden isimler türeten ek. İlgili olma, dayanaklık etme kavramı katarak isimler yapar: göze, tüze, ilke, e r ­ ke. göz-e, ög-e, uc-a. -a9, [-a / -e / -ı / -i / -u / -ü / -y-a / -y-e / -y-ı / -y-i / -yu / -y-ü] {eAT} yap . e. 1. Fiillerden hâl zarf fiilleri türeten ek. 2. Kurallı birleşik fiillerin kuruluşunda yer alan tasvirî fiillerin başına getirilerek “yeterlik, sürerlik, yaklaşma” kavramları taşıyan birleşik fiil­ ler kurar, a l-a + b ilm ek, b a k -a+ k alm ak , dü ş-e+ yazm ak. “N e g elü r n e h o d g id e bilür öte. ” Miftahu’lFerec. 3. İkilemeler kurar. “K a n a k an a içtim. ” Tıbb-ı Nebevî. 4. “Görmek” tasvirî fiilinden önceki fiile gelir ve istek kipi değerinde kullanılır. “U lular gitdügi y o lc a g id e g ör. ” 5. Bugünkü “-maya” gö­ reviyle eşdeğerdir. "... özr id e b a şla d ıla r... ” Miftahü’l-Cenne. 6. Bugünkü “-arak ve -ıp” zarf fiilleri gibi kullanılır. "... evvelki g ökten g e ç e ikinci g ö g e irişecek... ” Miftahü’l-Cenne. {eT}(aym). sev -e ba k tı (sev erek baktı) ö -a+dur, {eAT} 1. G e le c ek zam anın kesinliğin i bildiren k o ş a ç “-o ca k tır " “-ar, - ı r ” d eğ erin d e kullanılır. “M azlum a sen kıyarsan A llah s a n a kıyadu r (kıyacaktır). ” Niyazi Divanı. 2. " -m ak tad ır” g ö rev in d e kullanılır. “E c e l ö k çen i basu ba n kov a d u r (kovm aktadır). ” Salâtinname.|| a+durm ak, {eAT} S ü rerlik (-m akta olm ak, -m ak) an lam ı veren ek. “A n cak b a k ıc a k tem am a ta sı g ö redu ru r (görm ektedir) sanurdu. ” Yüz Hadis Ter­ cümesi.]! -a+düşmek, {eAT} T ezlik “-ı-verm ek, -tırı-v er-m ek" anlam ı veren ek. “C ezire karşu dan g ö rünedüşdi (görünüverdi). ” Solakzade Tarihi.|| a+gelmek, {eAT) 1. G eçm işten b eri olag elm ek, d a ­ im a g örü lm ek an lam ı verir. “N içe sencileyin taze fid a n ın /A ç ıla n g ü lleri solagelm iştir. ” Kâtibî. 2.

B iis ıg ı.»
m ağ a b a ş la m a k ”. “A şk denizinin m evci başım dan a şa g eld i (a şm ağ a başlad ı). ” Eşrefoğlu.|| -a+görmek, {eAT} 1. -m ağ a devam etm ek. 2. - m a ğ a ç a lış ­ m ak .| -a+kom ak, {eAT} -ıv e r m e k ; -ıp bırakmak.\\ | ı+ turur, {eAT} S ey rek o la r a k kullanılan şim diki zam an çekim eki. -a 10, [Ar. â / yâ T/L] (a :) ünl. Ey! a- [Fr. a-] önek. Başma getirildiği Fransızca kelime­ lere (-siz, -sız) anlamı katar, «a-n orm al, a-priori, a-politik, a -s o s y a l» a 1, [a (yans.)\ is. 1. Öksürme, balgam çıkarmayı an­ latan kök. 2. Anırma, haykırma ve bağırmayı anla­ tan kök. a -g ır-m a k (anırm ak) a2, [a] (a :) ünl. 1. Sevgi ve şefkat ifadesi katarak ça­ ğırma, seslenme bildirir. «A yiğ idin gen ci, ben a d am ı gözü nden tanırım .» Eflâtun Cem Güney 2. Azarlama ifadesi katarak seslenme bildirilir. «A uğursuz, y in e kimin evini b a şın a yıktın d a dönüyor­ sun?» Eflâtun Cem Güney 3. Yazıklanma ile bir­ likte bir hatırlatma bildirilir. «A Icuzucuğum, sazım y o k ki sözüm dinlensin.» E. Cem Güney 4. İnan­ mazlık veya şaşma bildirir. 5. Kabullenememe, ret bildirir. a3, [e / a] {eT} ünl. 1. Seslenme ünlemi; ey! [EUTS] “a n d a sakıntım a ! (o zam an düşündüm iş te !)” 2. Şaşırmayı anlatır. [DLT] a4, [aha / â] (a :) {ağız}] e. İşte. [DS] a5, [Far. â / yâ] (a :) {OsT} ünl. Hitaplardan sonra “ey!” anlamında kullanılır. A. [A] kısalt. 1. as. A lay kelimesinin kısaltmasıdır. 2. g ö k b. A lp h a y ıld ız la r gru bu 'nun sembolüdür. 3. Avusturya’nın uluslararası trafik işaretidir. 4. biykim. Yağda çözünen bir vitamin grubunun adı. (A vitam ini) 5. fiz . Elektrikte a m p e r’in kısaltmasıdır. 6. kim. Atomda kütle sayısının sembolüdür. 1 . müz. Harfli notada la sesinin işaretidir. 8. Bir kâğıt boyu (A 4:21cm x29,7cm ) standardı. 9. tıp. Bir kan grubu adı. 10. Madde sıralamalarında birin ci ’yi belirtir. A kim. A rgon 'un sembolüdür. A.S. [Ar. ‘aleyh’is-selâm] ünl. Peygamberlerin adın­ dan sonra “S elam onun üzerine olsun. ” anlamında söylenen duanın kısaltması, aaa, [aaa] (a ’a :a :) ünl. Güçlü bir şaşma, inanmama anlatır. aah, [a’ah] ünl. 1. {ağız} Olumsuzluk ve ret bildiren halk ifadesi. [DS] 2. Pişmanlık bildirir. 3. Acıma bildirir. 4. İstek, dilek bildirir. 5. Kızgınlık bildirir. ab 1, [ab /ap (yans.)] is. Düzensiz adım atma, sende­ leme, emekleme, şişmanlıktan yürüyememe du­ rumlarını bildiren kök. a b -a l abal, a b -ıl abıl. ab2, [âb / aw] (a :b ) {eT} is. Av. [EUTS] [ETY] ab3, [Far. âb ^T] (a :b ) {OsT} is. 1. Su. 2. m ec. Şarap. 3. Kanlı göz yaşı. S âba düşmek, {OsT} Suya

ır a i « ™

. 75

AB
lıç; h a n ç er vb. 4. B illu r; kristal; £ije.|| âb-ı gerdende, {OsT} 1. D önen su (billur). 2. G ök kubbesi.\\ âbı güşt, {OsT} E t suyu.| âb-ı güşade, {OsT} 1. A çıl­ | mış su. 2. Sulandırılm ış ş a r a p ; kötü ş a r a p ; bey az şa ra p . 3. R a kı.| âb-ı güvâre, {OsT} İçim i g ü zel ve | sindirim i k olay s«.|| âb-ı haclet, {OsT} Utanç suyu; utanmanın verdiğ i sıkıntı ile çıkan ter. | âb-ı h â râ ­ | bat, {OsT} 1. H ara b elerin suyu. 2. M eyhanelerin suyu; ş a r a p .| âb-ı haram , {OsTf 1. H aram su; y a ­ | s a k su. 2. Şarap.\\ âb-ı hasret, {OsT} 1. H asret su ­ yu ; 2. m ec. A yrılık g ö z y a ş ı.| âb-ı h âtır, {OsT} 1. | Anı suyu. 2. G üzel düş.\\ âb-ı hayât, {OsT} 1. H ı­ zır ’ı?ı içtiği söylen en ölüm süzlük suyu; bengisu. 2. m ec. Yumuşak ve tatlı su .| âb-ı hayât-ı la’l, {OsT} | 1. D udağın dirilten suyu. 2. D udağın c a n a can k a ­ tan niteliği.| âb-ı hayât-ı tesliyet, {OsT} Avuntunun | can lan d ırıcılığ ı,| âb-ı hayvân, {OsT} -*■ ab-ı hayat; | bengisu.|| âb-ı hazân, {OsT} S o n b a h a r suyu; güz yağm u ru.| âb-ı faufte, {OsT} 1. Uyuyan su. 2. D ur­ | gun su. 3. D onmuş su ; buz; kar, kırağı, çiy. 4. B il­ lur; kristal; ca m ; b a rd a k ; şişe. 5. K ın ın da duran kılıç vb.| âb-ı Hızır, {OsT} H ızır'ın içtiği söylen en | ölüm süzlük suyu; bengisu.| âb-ı hürşîd, {OsT} 1. | Güneşin suyu. 2. Gün ışığı. 3. Sonsuz ca n lılık veren su. | âb-ı huşk, {OsT} 1. Kuru su. 2. B illu r; ca m ; | kristal. 3. Cam b a r d a k veya kadeh. 4. Şişe. | âb-ı | İskender, {OsT} 1. İsk en d er suyu. 2. Abıhayat.\\ âbı işret, {OsT} 1. İşret suyu. 2. Şarap. | âb-ı kâr, | {OsT} 1. İşin suyu. 2. B a ş a r ı; refah. | âb-ı kebüd, | {OsT} 1. M avi su. 2. Çin D enizi.| âb-ı kevser, | {OsT} C ennet'te b ir su. | âb-ı la ’lî, {OsT) 1. K ızıl su. | 2. Şarap. 3. G özyaşı.| âb-ı lûtf, {OsT} 1. Lütfün | suyu. 2. L ü tufkârlık,| âb-ı M eryem , {OsT} 1. M er­ | yem suyu; M eryem çeşm esi. 2. Hz. M eryem ’in d o ğ ­ ruluğu ve iffeti. 3. Ş ıra; şa ra p . | âb-ı meygûn, | {OsT} i . Ş a ra p ren kli su. 2. Şarap. 3. G özyaşı)] âbı muallak, {OsT} i. B oşlu kta asılı duran su. 2. Gökyüzü. 3. G üzellerin çenesi.\\ âb-ı musaffâ, {OsT} Arıtılmış .sw | âb-ı m ün’akid, {OsT} 1. D on ­ .| muş su ; buz. 2. K ılıç, h a n çer vb. 3. Ş işe; cam ; bil­ lur. | âb-ı müncemid, {OsT} i . D onm uş su. 2. B il­ | lur; cam . 3. H an çer; k ılıç.| âb-ı m ürde, {OsT} A k­ | m ayan su ; durgun su.\\ âb-ı miirgân, {OsT} i. K u ş­ ların suyu. 2. Suyu, götürüldüğü y e r d e içinden ç ı­ kan sığ ırcık kuşlarının çev r ed e k i ç ek irg ele ri y ed iğ i efsan ev i b ir çeşm e)] âb-ı m ürvarid, {OsT} i. İn ci suyu. 2. Aksu; katarakt. | âb-ı nâb, {OsT} 1. S a f su. | 2. Ş a ra p .| âb-ı nâlt’ , {OsT} i. Yararlı su. 2. Ş a ­ | rap.]] âb-ı nâr, {OsT} i. Ateşin suyu. 2. K ırm ızı ş a ­ rap.]] âb-ı nârdan, {OsT} i. E kşi n ar suyu. 2. K ır ­ mızı şa ra p . 3. Kan. 4. Gözyaşı. | âb-ı neşât, {OsT} | i. N eşe suyu. 2. Sperm ; meni.]] âb-ı puhte, {OsT} 1. K ayn am ış su. 2. E t suyu. 3. P e lte .| âb-ı püşt, {OsT} | i. B e l suyu; meni. 2. Omurilik.]] âb-ı rengîn, {OsT} 1. R en kli su. 2. Şarap. 3. Gözyaşı. | âb-ı revân, | {OsT} i. A karsu. 2. m ec. H ayat.| âb-ı rez, {OsT} 1. |

düşmek, b o ş a çıkm ak.| âb-bâz, {OsT} Su ca m b az ı.| | | âb-berîn, {OsT} Su k ıyıların da gö rü len oyuklar.\\ âb-câm e, {OsT} Su kabı. | âb -çerâ, {OsT} K ahvaltı, jj | âb-çîn, {OsT} Ölü yıkay ıcıların kullandığı kuru la­ m a bezi; p eş tem a l.| âb-dâde, {OsT} Su verilm iş. | | | âb-dân, {OsT} 1. Su kabı. 2. S idik to rb a sı; m esa ­ n e.,| âb -dâr, {OsT} 1. Sulu; taze. 2. P arlak. 3. S ağ ­ | lam bünyeli. 4. Nükteli. 5. H oş; z a rif; güzel. 6. Su veren kim se; su cu.| âb-dendân, {OsT} 1. Ş aşkın; | s a f; bön. 2. Yenilm iş; m ağlup.| âb-dîh, {OsT} Gü­ | z ellik ve in celik katan. | âb-emdâz, {OsT} Su mü­ | h en disi,| âb-gîne, {OsT} 1. Billur. 2. Ş işe; sürahi. | 3. Ayna. 4. E lm as. 5. Sevgilinin kalbi. 6. Şarap. 7. Gözyaşı. 8. K ılıç; k a m a ; bıçak.\\ âb-gîr, {OsT} 1. Su biriken y e r ; havuz. 2. D oku m acı fır ç a s ı. | âb-gûn, | {OsT} 1. Suya benzer. 2. M avi renk. 3. Gökyüzü. 4. (K ılıç vb. için) p a rla k . 5. N işasta. | âb-gûh-kafes, j {OsT} Gökyüzü. | âb-hîz, {OsT} Yükselen su d a lg a ­ | sı.| âb-hıırde, {OsT} Su içen.\\ âb-ı âbistenî, {OsT} | 1. Sperm . 2. B itkileri büyütüp besley en su veya yağmur).\\ âb-ı adalet, {OsT} D oğruluğun verim li­ liği.| âb-ı ahtrıer, 1. Kırm ızı su. 2. Şarap. 3. M az­ | lumun gözyaşı.\\ âb-ı âşâmî, {OsT} 1. İ ç ile b ilir su.\\ âb-ı âteşin, {OsT} 1. A teşli su. 2. Şarap. 3. M azlu­ mun gözyaşı.\\ âb-ı âteş-m izâc, {OsT} 1. A teş y a r a ­ dılışlı su. 2. Şarap.\\ âb-ı âteşnâk, {OsT} 1. A teşli su. 2. Ş arap. 3. M azlumun gözyaşı.\\ âb-ı âteşp âre, {OsT} 1. A teş p a r ç a s ı g ib i su. 2. Şarap. \ âb-ı \ âteşnümâ, {OsT} 1. A teşi g ö steren su. 2. Şarap. | | âb-ı âteş-reng, {OsT} 1. A teş ren kli su. 2. Ş a ra p .| | âb-ı âteş-sây, {OsT} 1. A teşlendiren su. 2. Şarap. | | âb-ı âteş-zede, {OsT} 1. Ateş vurmuş su. 2. Şarap. | j âb-ı âzer-sâ, {OsT} 1. A teş g ib i su. 2. Ş a ra p .| âb-ı | bâde-reng, {OsT} 1. Ş a ra p ren gin deki su. 2. Karılı g özy aşı.| âb-ı b ârân , {OsT} 1. Yağm ur suyu. 2. | Yağmur.\\ âb-ı bekâ, {OsT} 1. Sonsuzluk suyu. 2. -*■ abıhayat.|| âb-ı beste, {OsT} 1. D onm uş su ; buz; dolu ; kırağı. 2. m ec. K rista l; billu r; ş işe.| âb-ı | bün, {OsT} A ğ a ç k a r a s ı; a ğ a ç çürüğü.}] âb-ı câvid, {OsT} 1. Sonsuzluk suyu. 2. - * abıhayat.|| âb-ı câvidân, {OsT} 1. Sonsuzluk suyu. 2. - * abıhayat.|| âb-ı cevânî, {OsT} 1. G en çlik suyu. 2. -*• abıhayat.|| âb-ı ciğer, {OsT} 1. C iğ er suyu. 2. Gözyaşı.\\ âb-ı ciğerhûn, {OsT} 1. C iğ eri kan ayanın döktüğü su. 2. Üzüntüden dökü len g ö zy a şı.| âb-ı çeşni, {OsT} | G özyaşı.| âb-ı dehân, {OsT} Ağız suyu; sa ly a .| âb| | ı dehen, {OsT} A ğız suyu; salya.\\ âb-ı dendân, {OsT} 1. D iş suyu; sa ly a ; tükürük. 2. Tükürülüp atılm ış nesne. 3. D işin g ü z elliğ i. \\ âb-ı dîde, {OsT} 1. G özyaşı. 2. A lça k gönüllü b a k ış . \\ âb-ı dîde-i câm, {OsT} 1. K a d eh in gözyaşı. 2. m ec. Ş a ra p .| âb| ı engür, {OsT} 1. Üzüm suyu; şıra. 2. Ş a ra p .| âb-ı | ergavânî, {OsT} 1. E rguvan ren kli su. 2. Şarap. 3. Mazlumun gözyaşı.\\ âb-ı eyyâm, {OsT} 1. Günlerin suyu. 2. Gün ışığı. 3. Ay ışığı.| âb-ı füsürde, {OsT} | 1. D onmuş su ; buz; d olu ; kar. 2. P elte. 3. m ec. K ı­

AB

ö M IÜ

IÜ T O M Î.76

A sm a kütüğünden dam layan su. 2. Şarap.\\ âb-ı ab5, [Ar. ‘ab (a ;b ) {OsT} is. Ayıp; kusur; eksik­ rezân, {OsTj 1. A sm a kütüğünden dam layan su. 2. lik. Şarap. | Sb-ı rû, {OsT} 1. Yüz suyu. 2. N am us; ş e ­ j ab6, -bbı [Ar. 'abb ı_~p] {OsT} is. Işık. re f; haysiyet.\\ âb-ı rflşen, (OsT) 1. P a r la k su ; 2. ab a1, [aba] {eT} is. Ayı. [DLT] S aba başı, {eT} m ec. Yüz suyu; nam us; ş e r e f; haysiyet; izzetinefis; D a ğ la r d a y etişip b ir tür h ıy ar g ib i y em len dikenli ırz; iffet; ik b a l; itib ar; m evki.| âb-ı rüy, {OsTj 1. | b ir ot; y e r m ürveri; çed e n e ; ken dirik; ken dir otu, Yüz suyu. 2. N am us; ş e r e f; haysiyet.| âb-ı sebiik, | (C am ıabis sativa). [DLT] { OsT} 1. H a f i f su. 2. Sindirim i k olay y iy ec e k veya içecek.\\ âb-ı siyâh, {OsT} 1. K a ra su. 2. Tufan. 3. aba2, [eT. aba / apa 1/0 {ağız} is. 1. {ağız} Abla; büyük Şarap. 4. K a ra su ; g lo k o m .| âb-ı surh, (OsT} 1. | kız kardeş; {eT} (aynı). [DS] 2. {ağız} Üvey anne. K ırm ızı su. 2. Şarap.\\ ab-ı şakayık, {OsT} 1. Ş a k a ­ [DS] 3. {ağız} Büyük anne; {eAT} (aynı). [DS] 4. y ık suyu. 2. Şarap. 3. Gözyaşı.\\ âb-ı şeng, {OsT} 1. {ağız} Kaynana. [DS] 5. {ağız} Teyze. [DS] 6. {eT} H avuz suyu. 2. B an y o .| ab-ı şengerfî, {OsT} 1. Al | {eAT} Ana. [DLT] 7. {eT} Baba. [DLT] ren k li su. 2. Şarap. 3. Gözyaşı\\ âb-ı şîrîn, {OsT} aba3, - a ’i [Ar. lçabâ / ’aba (üstlük) > U ] (a b a :) {OsT} 1 .Tatlı su. 2. Ş erb et.| âb-ı şör, {OsT} 1. A cı su. 2. | is. 1. Yünden dövülerek yapılan cüppe, hırka, po­ Tuzlu jw.II âb-ı şür, {OsT} Tuzlu sı/.j| âb-ı tarab , tur, çakşır, kalçın ve terlik yapımında kullanılan {OsT} 1. Sevinç, coşku suyu. 2. Şarap. | âb-ı telh, | kaba ve kalın kumaş; çuha; kepenek; barak; çul; {OsT} 1. A cı su. 2. Şarap. 3. G özyaşı.| âb-ı tîğ, | keçe; şayak. 2. Bu kumaştan yapılmış, yakasız {OsT} K ılıcın suyu.\\ âb-ı yâkût, {OsT} 1. Yakut uzun ve bol üst elbisesi. 3. Bu tür kumaştan yapıl­ ren k li su. 2. Ş a ra p .| âb-ı yeh, {OsT} I. E riyen bu­ | mış önü açık, bol derviş hırkası. 4. sf. Bu kumaştan zun suyu. 2. Buzlu s«.|| âb-ı zehre, {OsT} 1. Safra. 2. Şarap. 3. Ş a fa k aydınlığı\\ âb-ı zer, {OsT} 1. Altın yapılmış olan (elbise ve eşya) « B aşta a b a n î sarık, ten de h ilâ li g ö m lek ; / B e ld e lâhu r şalı, üstünde o suyu; yaldız. 2. S afran suyu. 3. Altın ren kli şa ra p . j | som sırm a y elek .» Mehmet Akif Ersoy 5. mec. âb-ı zerd, {OsT} 1. Sarı su. 2. K e d e r gözyaşı.\\ âb-ı Yoksulluk sembolü. «A ba d a b ir k e b e d e b ir g iy e­ zindegânî, {OsT} D irilik suyu; bengisu. j âb-ı zin| n e / G üzel d e b ir çirkin d e b ir sev en e.» Atasözü. S1 degî, {OsT} D irilik suyu; bengisu. | âb-ı zîr-i kah, | aba altında er var, Giyim kuşam insanın g e r ç e k {OsT} 1. F a rk ın a varılm aksızın sızan su. 2. Gizli d eğ e ri için b ir ö lçü olamaz.\\ aba altından değnek y ete n ek ; tanınm ayan kabiliyet. 3. İkiyüzlü. 4. D ü­ göstermek, 1. Üstü k a p a lı o la r a k tehdit etm ek. 2. z en ; d o la p ; entrika. | âb-ı zülal, {OsT} 1. B e r r a k su. | G örü nü rdeki uysallığın a uym ayan gizli p la n la rı 2. B illu r; cam . 3. Altın ren kli şarap.\\ âb-kend, bulunmak.\\ aba atm ak, {ağız} 1. K en disin i kurtar­ {OsT} 1. Su g eç id i; dere. 2. Havuz.\\ âb-kûr, {OsT} mak. 2. B irin e y ü k olm ak. [DS]|| aba gibi atm ak, P is s u y o lu veya çukuru.| âb-nâk, {OsT} 1. Sulu. 2. | {ağız} 1. B üyük sö z sö y lem ek ; m ü b alağ a lı konuş­ Is la k ; nemli. | âb olmak, Erim ek, su hâlin e g elm ek ; | mak. 2. P a la v r a a tm a k; yüksekten atm ak. 3. Öğiintövbeyi bozm ak. | âb -râh , {OsTj Su yolu. | âb-râhe, | | nıek. 4. (K a r için) la p a lapa, iri p a r ç a la r h âlin de {OsT} Su yolu.\\ âb-râne, {OsT} Su m ühendisi.j| âbyağm ak. [DS]|| aba giymek, D ervişliğ e soyun m ak.| | seyr, {OsT} Su g ib i akan. | âb-süvâr, {OsT} 1. Su | aba güreşi, spor. K eç ed en yap ılm ış y e le k giym ek üstünde yüzen. 2. Su yü zeyindeki kabarcık.\\ âbsu retiyle y a p ıla n b ir g ü reş türü.| aba kebe, {ağız} | süvârân, {OsT} Su veya ş a r a p üzerin deki köpü k­ Uygunsuz; densiz. [DS]|| abası yanık, m ec. Âşık, le r ,| âb -şâr, {OsT} Su şarıltısı; ş e la le .| âb-şîb, | | sev d a lı.| abaya bürünm ek, m ec. Ö lm ek.| aba ye­ | | {OsTj D ere g ib i a şa ğ ıla r a doğru a ka n su; akarsu . | | ninden atm ak, {ağız} Öğünmek. [DS]|| aba yenin­ âb-şinâs, {OsT} 1. Sudan anlayan. 2. Su y o lu y a p an den yıldız göstermek, K an dırm aya ça lışm a k .| a| kim se. 3. G em i kılavuzu.| âb-tâb, {OsT} G üzellik; | bayı atm ak, Yükümlülükten kurtulm ak; y ap m ak p a r la k lık ,| âb-tâbe, {OsTj 1. Su k ov a sı; bahçıvan | zoru n da olduğu işleri d ev retm ek veya bırakmak.\\ ibriği. 2. Güneş biçim in de y a p ıla n m ücevher. | âb ü | abayı sermek, T eklifsizce y er le şm ek ; p o stu s e r ­ dâne, {OsT} Su ve ek m ek.| âb ü kil, {OsT} 1. Su ve | m ek .j| abayı yakm ak, A şık olm ak, birin e tutulmak. k il; yer. 2. F a n i vücut.\\ âb ü hevâ, {OsT} 1. Su ve h a v a ; 2. B ir yerin sa ğ lık açısın dan taşıdığı y a ş a ­ aba4, [Ar. eb (b a b a ) > âba U ] (a :b a :) {OsT} is. 1. n a b ilir iklim özellikleri.\\ âb ü tâb, {OsT} 1. Güzel­ Babalar. 2. Atalar; erkek atalar. 3. m ec. Büyükler; lik ; p a r la k lık ; tazelik. 2. Yol; usul. 3. Ağustos.\\ âbileri gelenler. S âbâ-i ulviye, {OsTj E sk i f e l s e f e ile vend, {OsT} Su k a b ı; m aşra p a; b a rd a k .| âb-verz, | yıld ız bilim inde, toprak, su, hava, a teş g ib i y e r yüzü {OsT} Suda oynayan ; su da yüzen; yüzgeç.\\ âb-yâr, g ü çleri ile insanların talih lerin e hükm ettiği sanılan {OsT} 1. Sulayan; sulayıcı. 2. mec. B ollu k g etiren ; y ıld ız la ra verilen a d ; p ed e ra n -ı bülend. | âba ve | b ereketlen d iren ,| âb-yârî, {OsT} 1. Sulayıcılık. 2. | ecdâd, {OsT} A talar; b a b a la r ; dedeler. m ec. Yardım.\\ âb-yâr-i himmet, {OsT} H im m et a ’ba5, [Ar. a‘bâ L^l] (a -b a :) {OsT} is. 1. Yükler; ay a rd ım ı.]| âb-zîh, {OsT} 1. Su sızıntısı. 2. Gözyaşı. ğırlıklar. 2. Sorumluluklar. 3. Bir çift sandık veya ab4, [Ar. âb > Far. âb *_jT] (a ;b ) {OsT} is. Ağustos ayı. denk.

ABA
ab’ab, [Ar. ‘ab'ab (a b -a :b ) {OsT} is. Sözü kar­ bad şehrinde üretilen açık sarı renkli yarı mat, kaim tarihî ipek kâğıt türü, abaft, [Far. âbâft o i U ] (a :b a :ft) {OsT} is. Çok sağ­ lam ve sık dokunmuş bir tür kalın kumaş, abaga, [Moğ. abagka / abaka] {eT} is. Babanın ağa­ beyi; babanın küçük kardeşi; amca. [Nevâyî] [Mühennâ] abahan, [? abalcan / abahan] {ağız} sf. 1. Tembel; u~ yuşuk. 2. Şaşkm. 3. Kaba adam. [DS] ab ajur, [Fr. abatre (kırm ak) > abat-jour] is. 1. Lamba ışığının göze doğrudan gelmemesi için üzerine ge­ çirilen buzlu cam, kâğıt gibi maddelerden yapılmış huni' biçimindeki örtü. 2. Abajur siperliği bulunan masa veya köşe lambası, abajurcu, [abajur-cu] is. Abajur üreten, satan kişi, ab ak ’, -ğı [abak] {ağız} is. Çocuk oyunlarında sayı; kama; gol. [DS] S abak atm ak, {ağız} Oyunda g o l a tm a k; sayı kazan m ak; kam a basm ak. [DS] abak2, [abak] {eAT} is. Put; suret; heykel. abak% [abak] {eAT'} is. Koku kutusu. abak4, [Lat. abacus > Fr. abaque] is. -* abaküs, abakı, [aba-kı] {eT} is. Bostan korkuluğu. [DLT] abaküs, [Yun. abaks > Lat. abacus] ( a b a ’kus) is. 1. mim. Eski Yunan mimarisinde Dor üslûbu sütunla­ rın üzerindeki kare şeklinde, profili yayvan çanak biçimli başlıklar. 2. Birimlere göre sütunlara bö­ lünmüş tablodan ibaret basit parmak hesabı yap­ mada kullanılan sayı tablosu, abaküs, [Yun. abaks / Lat. abacus] is. mat. Dörtgen bir çerçeve içine onarlı sıralar hâlinde dizili sayı boncukları. abal, [Ar. âbâl JM ] (a :b a :l) {OsT} is. Develer. abalak, -ğı [ab (yans.) > ab-a-la-k] {ağız} sf. 1. Tom­ bul; şişman; etli. 2. is. Meme çocuğu. [DS] abalam ak1, [aba-la-mak] {ağız} g ç l . f [ - r ] [-l(ı)-y o r] Yeni elbise giydirip kuşatmak. [DS] abalam ak2, [ab (yans.) > ab-a-la-mak / apalamak] {ağız} g ç s z .f. [ -r ] [-l(ı)-y o r] 1. (Çocuk için) emek­ lemek; arada sırada yürümeye çalışmak; ilk adım­ larım atmaya başlamak. 2. Yerde sürünmek; sürü­ nerek yürümek; eğilip emekler gibi yürümek. [DS] ö abalayıp gitmek, A p al a p a l yürüm ek; p a y ta k p a y ta k yürüm ek; to p a lla y a ra k yürüm ek. abalam ak", [aba-la-mak] {ağız} gçsz. f. [-r ] [-l(ı)y o r ] Korkmak. [DS] abalanm ak, [aba-la-n-mak] {ağız} dönşl. f . [-ır ] Bi­ rinin üzerine çullanmak; abanmak. [DS] abalı1, [abalı] {eT} iinl. Bir şeyi azımsama sırasında söylenir. [DLT] abalı2, [aba-lı] sf. 1. Aba sahibi, aba giyen. 2. m ec. Tasavvufa giren kimse; derviş. 3. Yoksul. 4. (ağız} Köylü. [DS] 5. Becerikli; yiğit. S abalı fîrenk, {ağız} K urnaz; cin fik irli. [DS]

nından söyler gibi konuşan adam, abab, [Ar. ebb > abâb (a b a :b ) {OsT} is. Otu çok olan yerler; çayırlar; meralar, ababil, [Ar. ebabil] {ağız} is. 1. Kırlangıç. 2. Kırlan­ gıç yavrusu. [DS] ababiyet, [Ar. ‘ab'âbiyyet (a b -a:b iy et) {OsT} is. Sözü kamından söylermiş gibi konuşabilme. ab-absürdo, [Lat. ab-absurdo (sa çm a y o lu y la a n la ­ tım)] is. man. Olmayana ergi, abacı, [aba-cı] is. 1. Aba yapım, üretim ve satım işi ile uğraşan kimse. 2. m ec. Bedavacı, başkalarının sırtından geçinen; bedavadan yiyip içen; asalak. 3. {ağız} Yalan söyleyen; atıcı. [DS] S abacı kebeci, 1. Olur olm az kim seler. 2. {ağız} U zak y akın a k r a ­ ba, tam dık ve dostlar. [D S]|| Aba kebeci, ya sen neci? 1. H iç ilgisi bulunm ayan kim se. 2. ",Sen b ı­ r a k d a ilg ililer konuşsun; sa n a d a n e olu yor? ” an­ lam ların d a küçü m sem e y o llu uyarm a. abacık, -ğı [aba-cık] {ağız} is. Anne. [DS] abacdık, -ğı [aba-cı-lık] is. Aba yapım, üretim ve giyecek yapımı, satımı işi. abaç, -cı [aba-ç] {ağız} sf. (Çocuk için) annesi gibi; annesine çeken; annesi ahlakında. [DS] abaçı, [aba-çı] {eTj is. 1. Çocuk korkutulan hayalî bir varlık; umacı. 2. Ağır basma; kâbus. [DLT] a ’bad, [Ar. ‘abd > a'bâd ^ ' ] (a -b a:t) {OsT} is. Kö­ leler. abad1, [Ar. ebed > âbâd jIjT] (a ;b a :d ) {OsT} is. Son­ suz gelecek zamanlar. abad2, [Far. âbâd ibT] (a :b a :d ) {OsT} sf. 1. (Y er için) bayındır; imar edilmiş, mâmur; şenlikli. 2. is. Yer, şehir, kent. 3. (K elim e so n la rın a getirildiğin de) çokluk, aşırılık, doluluk, bolluk bildirir. «Ş erefabat, S a d a b a t.» S1 abad etmek, Mutlu kılm ak, n e­ şelendirm ek, donatm ak, gönendirmek.\\ abad ol­ mak, Mutlu kılınm ak, neşelendirilm ek. abadan1, [aba-dan] {ağız} is. 1. Sofra örtüsü. 2. Bir tür ince battaniye. 3. Geniş omuz örtüsü. 4. Kalın kumaştan yapılma işlemeli ve cepkene benzer bir tür ceket; aba. [DS] abadan2, [Far. âbâdân jb tT ] (a :b a :d a :n ) {OsT} sf. 1. Mamur; bayındır. 2. Zengin. abadan3, [Far. habbe (köpük) > aba-dan] {ağız} zf. (Konuşma için) mesnetsiz; dayanaksız; asılsız. [DS] abadan4, [hop / ab (yans.) > ab-adan] {ağız} zf. Ansı­ zın; habersiz; birdenbire. [DS] abadani, [Far. âbâdânî ^yblıT] ( a :b a :d a :n i:) {OsT} is. Bayındırlıklar; mamurluklar; şenlikler, abadi, [Far. âbâdı ıpljT] (a :b a :d i:) {OsT} is. 1. Bayın­ dırlık; mamurluk; şenlik. 2. Hindistan’ın Devleta-

ABA ab am 1, [aba-m] {eT} zf. 1. Şimdi. [Gabaitı] 2. Eğer; şayet. [EUTS] fi3 abam birük, E ğ e r; şa y et; b ir d e ­ f a . [EUTS] abam 2, [Far. âbâm j»U (a ;b a :m ) {OsT} is. 1. Kule. 2. T] Güvercin kulesi. 3. Burçlarla ilgili bir işaret, abam ak, [aba-mak] gçl. f . [ - r ] [-b (ı)-y o r] 1. (Çirkin ve kusurlu bir kız için) birini kandırarak o kız ile evlendirmek. 2. Kusurlu bir malı, malın kusurunu gizleyerek ya da başka yollarla kandırmak suretiyle birine satmak. 3. Bir şeyi birine zorla yaptırmak. 4. Bir suçu, ilgisi olmayan birine yüklemek, iftira et­ mek. 5. Birini işten, çalışmaktan alıkoymak. 6. Gi­ yilecek bir nesneyi omzuna atmak, abamu, [? abamu] {eT} sf. Daimi; ebedî; ölmez; mengü; bengü; sonsuz. [EUTS] abamulug, [abamu-luğ] {eT} sf. Daimi olan; ebedî; bengü; ölmez. [EUTS] aban, [Far. âbân OU] (a :b a :n ) {OsT} is. 1. İran tak­ viminde Güneş yılının sekizinci ayına verilen ad. 2. İran mitolojisinde bu ayda olacaklara hükmeden meleğin adı. fi1 âbân-gâh, {OsT} Güneş yılının onuncu günü. 2. Ira n m itolojisin de bu onuncu gün­ le g ö rev li m elek. ab an a1 [Far. âb-âne] is. 1. Suyu bol memleket. 2. , Ana su. abana2, [Yun. a-pona] {ağız} sf. Bedava. [DS] abandırm a, [aba-n-dır-ma] is. Abandırmak işi. abandırm ak, [aba-n-dır-mak] gçl. f . [-ır ] 1. Birinin abanma işini yapmasını sağlamak. 2. {ağız} Deveyi yere çökertmek; ıhtırmak; diz çöktürmek. [DS] abandone, [Fr. abandone] is. spor. Boksta taraflar­ dan birinin döviişemeyecek duruma gelip maçı terk etmesi. abang, [abang] (aban ) {eT} e. Şart edatı; şayet; eğer. [DLT] [EUTS] abanges, [Yun. apangios] {ağız} sf. Beceriksiz; akıl­ sız; aklı kıt. [DS] abani, [Ar. âbâm (a b a :n i:) (OsT} is. 1. Krem rengi pamuklu dokuma üzerine turuncu ipekle kas­ nakta işlenmiş kumaş. 2. sf. Bu tür kumaştan ya­ pılmış elbise, sarık, bohça, yorgan yüzü ve kundak, abanlam ak, [aban-la-mak] {ağız} gçsz. f . [-r ] [-l(ı)y o r ] 1. Yürürken adımlarını uzun atmak; geniş adımlarla yürümek; arşınlamak. 2. Bir engelden ve­ ya arktan atlayarak geçmek; uzun atlamak. 3. Emeklemek; emekleyerek yürümek. [DS] abanm a, [aban-ma] is. Abanmak fiili ve durumu; ardılma. abanm ak, [eT. abm-mak > aban-mak] dönşl. f. [-ır] 1. B ir şeyin üzerine kapanmak, gövdesinin büyük bir bölümü ile üzerini kaplamak; çullanmak; da­ yanmak; istinat etmek; yaslanmak; yastanmak; yu­ mulmak. 2. B ir nesnenin üzerinden eğilip uzanarak sarkmak; eğilmek. 3. Birinin veya bir şeyin üzerine

Ö IÜ M I Ü IC E S Ö M .7 8
ağırlığının büyük bölümünü verecek şekilde yas­ lanmak. 4. {ağız} Birinin sırtından geçinmek; asalak yaşamak; geçimini başkasına yüklemek. [DS] 5. {ağız} Yüz üstü düşmek. [DS] 6. Yüz üstü yere uza­ nıp yatmak. abannam ak, [aban-la-mak / abannamak] {ağız} gçsz. f [->'] [-n(ı)-yor) 1. Abanlamak. 2. Koşmak. 3. Boş yere bir iş yapmaksızın gidip gelmek. 4. Emekle­ mek. 5. Geniş adımlarla bir yeri ölçmek; adımla­ mak. 6. Bir işe hızla girişmek; işe koyulmak. [DS] abanoz, [Yun. ebenos / Ar. abnüs] (a b a n o z ) is. bot. 1. Hindistan’da yetişen sert, siyah ve ağır keresteli bir ağaç (D iospyros ebenum ). 2. Uzun süre su için­ de bırakılmak suretiyle siyahlaşması sağlanan ağaç. 3. argo. Genelev (İstanbul'un A ban oz sem tinden) 4. sf. (Abanoz gibi) sert ve siyah olan. 5. sf. Aba­ nozdan yapılmış olan. S abanoz kesilmek, 1. Aban oz g ib i sertleşm ek. 2. K irden veya güneşten aba n o z g ib i kararmak.\\ abanoz yürekli, A cım asız kişi. abanozgiller, [abanoz-gil-ler] is. bot. Sıcak ülkelerde yetişen 350 kadar türü bulunan kerestesi sert ve siyah ağaççıklar familyası, (D io sp y ra cea e). abanozlaşm a, [abanoz-la-ş-ma] is. Abanozlaşmak işi. abanozlaşm ak, [abanoz-la-ş-mak] dönşl. f . [-ır ] 1. (Kereste için) uzun süre suda bırakıldığında sert­ leşmek ve siyahlaşmak. 2. Güneşte yanmak; plaj­ larda güneşlenme yüzünden deri kalınlaşmak ve esmerleşmek; bronzlaşmak. abansız1, [aban-sız] sf. Davranışları kaba, özensiz olan. abansız2, [ap+a/n-sız > aban-sız] {ağız} zf. Ansızın; birdenbire; apansız. [DS] abanlanm ak, [Ar. ahbâb + T. -la-n-mak] {ağız} dönşl. f . [-ır ] Tanışmak; arkadaşlık, dostluk kur­ mak. [DS] abapuş, [Ar. ‘aba + Far. püş (a b a .p u .ş) {OsT} sf. 1. Aba giyen; derviş. 2. Yoksul. 3. Keyif ehli; rint. a b a r1 [Ar. bi’r > âbâr jU ] (a :b a :r ) {OsT} is. Su ku­ , yuları. ab ar2, [Far. âbâr jU ] (a :b a :r ) {OsT} is. Hesap defte­ ri. 0 âb âr-gîr, {OsT} H esa p defterin i tutan; m uha­ s e b e c i; saym an. a b a ra 1 [Ar. ‘abâre] {ağız} is. 1. Buğday ambarı. 2. , Hayvan yemliği. 3. Geniş delikli kalbur. 4. Buğ­ dayla karışık saman. [DS] ab ara2, [Ar. (Suriye) ‘abbâra] {ağız} is. 1. Su değir­ menlerinde, suyun basıncını artırmak amacıyla ya­ pılmış huni şeklindeki büyük ağaç oluk. 2. Tarlada suyu akıtmaya yarayan üstü açık ağaç oluk; kanal. 3. Çift sürerken sabanın toprakta açtığı arklar; çizi.

1 M İK 5 S M .7 9

ABA

4. Ahşap köy evlerinin tavanlarında iki direk arası boşluk. [DS] abarık, [abar-ık] (a b a n :k ) {ağız} is. Telaş ve heyecan bildirir. [DS] ab arm ak 1, [ab (yans.) > abar-mak] gçsz. f . [ -ır ] 1. Kabarmak. 2. Şişirilmek; abartılmak. 3. {ağız} Ken­ dine güvenmek. [DS] ab arm ak 2, [eT. apar-mak > abar-mak] {ağız} g ç l . f [ır] 1. Almak; alıp götürmek. 2. Alıvermek. [DS] abartı, [ab (yans.) > abar-t-ı] is. 1. Bir şeyi olduğun­ dan büyük ve aşırı gösterme. 2. ed. Aşırılık sanatı; mübalağa. 3. ünl. {ağız} Korkutma bağırtısı. [DS] S abartıyı basm ak, {ağız} K arşısın d akin i korku tm ak için bağ ırm ak. [DS] abartıcı, [ab (yans.) > abar-t-ı-cı] is. ve sf. Olayları abartarak anlatmayı alışkanlık edinmiş kişi; palav­ racı. abartıcılık, -ğı [ab (yans.) > abar-t-ı-cı-lık] is. Bir şeyi veya olayı olduğundan daha büyük veya aşırı gösterme huyu; mübalağacılık, abartılı, [ab (yans.) > abar-t-ı-lı] sf. 1. Büyütmede ölçüsüzce davranılmış; çok aşırı büyütülmüş; mü­ balağalı. 2. Alışılmışın dışma taşan, yadırganacak ölçüde. S1 abartılı rol, tiy. Oyun esn a sın d a j e s t ve m im iklere, s e s e a şırı r o l y ü k lem e; m etne a şırı e k ­ lem elerd e bulunma. abartılm a, [ab (yans.) > abar-t-ıl-ma] is. Abartma işine uğrama. abartılm ak, [ab (yans.) > abar-t-ıl-mak] edil. f . [-ır ] Birisi veya bir olay hakkında abartmada bulunul­ mak; abartmak işi yapılmak; mübalağa edilmek. «K onu m ed y a d a a b a rtıld ı.» ab artm a, [ab (yans.) > abar-t-ma] is. 1. Aşırı önem vermeden dolayı olduğundan büyük veya üstün gösterme; mübalağa. 2. ed. Anlatımı daha etkili ve güzel kılmak için bir olayı, bir düşünceyi veya ger­ çeği aşırı büyütme veya küçültme şeklinde yapılan edebî sanat; mübalağa sanatı. 3. Bir metni okurken dinleyicilerin ilgisini çekebilmek için sesi yükselt­ me, alçaltma yanında bazı ses ve heceleri uzatma gibi ses oyunlarına başvurmak. 4. Yazarken oku­ yucunun ilgisini çekmek için kelimelerle aşırı süs­ leme yapmak sanatı; tumturak, ö ab artm a sanat­ ları, 1. Ç o k sık kullanılm ış a k la yatkın a b a rtm a la r (T ebliğ ); 2. Ç o k se y rek kullanılm ış a k la yatkın ab a rtm a la r (İğ rak); 3. A kla yatkın olm ayan ve h iç­ bir kim se tarafın dan kullanılm am ış a b a rtm a la r (Gulüv). abartm acı, [ab (yans.) > abar-t-ma-cı] is. Bir olayı olduğundan daha büyük ve aşırı göstermeyi huy edinmiş kişi; abartıcı; mübalağacı, abartm acılık, -ğı [ab (yans.) > abar-t-ma-cı-lık] is. Bir olayı olduğundan daha büyük ve aşırı gösterme tutumu; abartıcılık; mübalağacılık. ab artm ak 1, [ab (yawj.j>obar-t-mak / abar-t-mak ?

g ç l.f. [-ır ] 1. Bir şeye olduğundan çok önem vermek; aşırı büyütmek; büyüksemek; bü­ yütmek; dallandırmak; izam etmek; mübalağa et­ mek; şişirmek. 2. Bir olayı aktarırken aşırı davran­ mak; ölçüyü kaçırmak. {eAT} (aynı) 3. Alışılmışın dışında gerçekleştirmek. 4. {ağız} Yalan söylemek. [DS] 5. {ağız} Aşırı övmek; pohpohlamak. [DS] ab artm ak 2, [apar-t-mak / abartmak] gçl. f . [- ır ] 1. Aşırmak; çalmak. 2. Takas yapmak; değiştirmek, abartm alı, [abar-t-ma-lı] sf. ve zf. Abartılmış olarak; abartılı; ilaveli; mübalağalı, abartm asız, [abar-t-ma-sız] sf. ve zf. 1. Aşırı ve ölçüsüz bir durumu bulunmayan; gerçekte olduğu gibi. «M akalelerd e, ileri sürülen g ö rü ş le r a b a r t­ m asız e le a lın m a lıd ır.» 2. İnanılması mümkün ol­ masa bile gerçekte olduğu gibi; mübalağasız; hilaf­ sız. «U lu dağ ’d a k i k a r abartm asız iki m etre v a rd ı.» abası, [aba sub > aba-sı] {eT} is. Eski Türk inancında kötü ruhlara verilen ad. abaş, [aba-ç / abaş] {ağız} ünl. Sevgi ifadesi ile söy­ lenen kız kardeş sözü. [DS] abaşo, [İt. abasso (aşağ ı)] (a b a 'şo ) sf. dnz. Gemi yelkenleri için "Aşağı indir! ” komutu, abat, [Far. ibt > âbât J»U] (a :b a :t) {OsT} is. Koltuk altları. abayı, [Ar. kaba / ’aba (üstlük) > ‘abayı] (a ba :y i) {OsT} is. Keçi kılından yapılan bir dokuma ve giye­ cek. ab aytaran , [Ar. ‘abaysarân jlJ ^ ] {OsT} is. Kekik gibi güzel kokulu bir ot; biberiye; mercanköşk, abaytı, [? abaytı] {ağız} sf. 1. Çirkin. 2. Kötü huylu. [DS] abaz, [? abaz] {ağız} sf. 1. Fesatçı. 2. İddiacı; inatçı. 3. Dangalak. 4. Şişman; etli; gürbüz. 5. is. Ayı yav­ rusu. [DS] S abaz abaz olmak, R en gi so lm a k ; benzi uçm ak; kan sız h â le gelm ek. | abaz abaz ye­ | mek, Ağzını d old u ra d o ld u ra y em ek ; obu r g ibi yutm ak. | abaz abaz yürümek, Büyük a d ım la r a ta ­ | r a k yürüm ek; sa lla p a ti yürüm ek. Abaza, [abhaz] is. 1. Bir Kafkas kavmi. 2. Bu ka­ vimden olan kimse; Abhaz. A bazaca, [Abaza-ca] is. Abazalarm konuştuğu dil. 56 çeşit sesleri vardır. Tamlama ve cümle yapısı bakımından Türkçe’ye benzer, abazan, [Çing. habe (yiyecek) > abazan ?] is. argo. 1. Uzun süre cinsel ilişkide bulunmadığı için şid­ detli bir arzu içinde bulunan erkek. 2. A ç ve yoksul kimse. S abazan kalmak, Uzun sü re cin sel ilişki­ d e bulunam am ış o lm a k .| abazan olmak, K a d ın a | karşı istekli olm ak. abazanlık, -ğı [abaz-an-lık] is. Uzun süre cinsel iliş­ kide bulunamama hâli, abazımak, [abaz-ı-mak] {ağız} gçsz. f. [ - r ] 1. (Ağaç

ABA

O T Ü M I Ü f C tS Ö M .B o
ri dervişleri. 3. {ağız} Düğünlerde davul zuma çal­ mak suretiyle insanları eğlendiren kimse; abdal davulcuları. [DS] 4. Perişan kılıklı kimse. 5. {ağız} Dilenci. [DS] 6. (15. yy.dan sonra) dervişlerin kılı­ ğına bürünerek dolaşan akıl hastası; deli; meczup; mecnun; divane; tilbe; ahmak; bön. {ağız} (aynı) [DS] 7. Temiz yürekli, hile bilmez; safderun. 8. {ağız} Çingene. [DS] 9. {ağız} Serseri. [DS] 10. {ağız} Sünnetçi. [DS] 11. {ağız} Avare. [DS] 12. {ağız} Tembel. [DS] 13. {ağız} Beceriksiz. [DS] 14. {ağız} İtibarsız. [DS] 15. {ağız} Tamahkâr. [DS] 0 Abdala malum olur, B ir işin o la ca ğ ın ı bazı k iş iler ö n c e ­ den sezince, onun d oğru bildiğin i y a n şa k a ile ifa ­ d e etm ek. (T ürkçe a p ta l k elim esi ile karıştırılarak)\\ Abdal ata binmiş, bey oldum sanmış, L a y ık o l­ m adığı b ir m ak am a g eç e n kim senin kendini o ra y a layık g ö rm esi.| Abdal dili, A n a d o lu ’d a A bdal, | G ey g el ve C a rc a r a d ı verilen Yörüklerin ken di a r a ­ ların d a konuştukları g izli dil. | Abdalın karnı do­ | yunca gözü pabuçlarında olur, K en d i çıkarım düşünen kim selerin dostluğu a n ca k işi bitinceye k a d a r sürer.\\ abdal otu, {ağız} A fyon; esrar. [DS] abdalan, [Ar. abdâl > abdâlân j^İJoT] (a b d a :la :n ) {OsT} is. Abdallar, abdallanm ak, [abdal-la-n-mak] {ağız} dönşl. f . [-ır] Dilenmek. [DS] abdan, [Far. âb-dân OI-bT] (a :b d a :n ) {OsT} is. Su ka­ bı. abdar, [Far. âb-dâr (su tutan) _>İJuT (a :b d a :r ) {OsT} ] sf. 1. (Meyve için) taze ve sulu. 2. Suyu bol; sulak. 3. (Mücevher için) renkli ve parıltılı. 4. m ec. (Söz ve şiir için) güzel nükteli, ince ve zarif anlamlı. 5. (Kılıç, kama vb. için) keskin, parlak ve zağlı, abdendan, [Far. âb-dendân {OsT} is. Şaşkın; saf; bön. abdeslik, -ği [abdest > abdes-lik] {ağız} is. 1. Evlerde el yüz vb. yıkanan yer. 2. Banyo. [DS] abdest, [Far. âb (su) + dest (el) o-.jbT] {OsT} is. 1. El suyu. 2. İslamiyet’te ibadetten önce Kur’an’da emredildiği gibi dirseklere kadar elleri, yüzü ve ayak­ ları yıkamak, başı ve kulakları meshetmekten ibaret olan temizlik. 3. örtm ece. Dışkı; idrar. S1 abdest alm ak, İb a d e t ö n cesin d e fa r z ve sü nn etlerine riayet e d e r e k tem izlenm ek. «A bdest aldılar, nam az k ıldı­ lar, tek b ir çektiler, h ela lleştiler.» Ö m er Seyfettin.| | abdest bozmak, K ü çü k veya büyiık tuvalet ihtiya­ cını giderm ek.]] abdesti bozulmak, A bdestin şa rt­ ların dan birin i kaybetm iş olm ak, yen iden a b d est a lm a g e r e ğ i olm ak]] abdesti gelmek, Tuvalete gitm e ihtiyacı duymak.]] abdestinde namazında, İb a d eti ile m eşgu l d in d ar (kişi).| abdestinden | şüphe olm amak, K en disin e güveni tam olm ak}] abdestsiz yere basm am ak, D in î em ir ve y a s a k la r a (a :bd en d a :n )

için) kabarmak; şişmek. 2. (Yara için) şişmek. [DS] abazırm ak, [aba-z-ır-mak] gçsz. f . [-ır ] {ağız} 1. Uzun süre yorucu işlerde çalışmaktan dolayı yorgun, hâlsiz düşmek. 2. İçi boşalmak; içi çürümek; kof­ laşmak. [DS] abba, [Aramca. abba (b a b a )] is. 1. Doğu kilisesinde piskoposlara verilen ad. 2. {ağız} Dede; büyük ba­ ba. [DS] 3. Yabancı büyük kadın veya kız. abbak, -ğı [ap+a/k / abbak # 1] {ağız} sf. 1. Bembe­ yaz. {eAT} (aynı) 2. Beyaz tenli; sarışın. 3. Kel; saç­ sız. [DS] abbas, [Ar. ‘abbâs ^ L ^] (a b b a :s ) {OsT} is. Aslan. Abbasi, [Abbâs (Hz. M u h am m ed ’in am cası) > Ab­ basî (a b b a :s i:) sf. 1. Hz. Muhammed’in am­ cası Abbas’m soyundan gelen halife ailesi ile ilgili. 2. İslam tarihinde Emevilerin yerini alan halifeler hanedanı. 3. is. Bir mecidiye değerindeki eski bir İran parası. abbaz, [Far. âb (su) + bâz (oynayan) jU <_>!] (a :b b a :z ) {OsT} is. Su cambazı, abbi, [Ar. habbe] {ağız} is. Darı. [DS] S abbisi başı­ na, D arısı başına. abca, [abı-ca / abu-ca] {ağız} is. Amca. [DS] abcal, [apış / apıç > apıç-al > abcal ?] {ağız} sf. Bir sakatlığı olmadığı hâlde topal gibi yürüyen. [DS] S abcal abcal yürüm ek, {ağız} İk i y a n a ç o k ç a eğ ile ­ r e k yü rü m ek; ö rd ek g ib i yürüm ek. [DS] abcalak, -ğı [abcal-a-k] {ağız} sf. -*■ abcal. [DS] abcalam ak, [abcal-a-mak] {ağız} gçsz. f . [-r ] [-l(ı)y o r ] Bacaklarını ayırarak yürümek. [DS] abcallam ak, [abcal-la-malc] {ağız} gçsz. f . [ - r ] [-l(ı)y o r ] 1. Sık ve telaşlı adımlarla yürümek. 2. Boca­ lamak; şaşırmak. 3. Büyük adımlarla yürümek. [DS] abçı, [ab (av) > ab-çı / aw-çı] {eT} is. Av hayvanları­ nı bir yere doğru süren; avcı. [ETY] [İKPÖy.] abd, [Ar. ‘abd -u*-] {OsT} is. 1. Allah’a göre insan. 2. Köle; bende. 0 abd-i âsim, Suçlu kul. | abd-i dâl, | K asıtsız o la r a k yolunu k ay b ed en ve sahibin in evini bu lam ayan köle. | abd-i m ahcur, N ikâh, alım s a ­ | tım, borç, rehin g ib i bir takım k işisel tasarru fları yapm aktan y a sa k lı köle. | abd-i m asur, D üşm ana | e s ir düşen köle. | abd-i mezun, M utlak y a d a b e d e l | k arşılığ ın d a azat ed ileb ilm esi için ticaret y a p m a sı­ na izin verilen k ö le .| abd-i miişterâ, P a r a ile satın | alınm ış köle. abdal, [Ar. bedel / bedii (tanık) > abdâl Jl-M] (abd a :l) {OsT} is. tasvf. 1. Nefsini terbiye etmek üzere dünya işlerinden uzaklaşarak Allah’a ibadet ve zik­ re yönelmiş kimse; abit; zahit; veli; sofu; derviş. {eAT} (aynı) 2. B ir şeye akıl yormaz, kalender yaşa­ yışlı gezgin dervişler; Kalenderiye grubunun serse­

0H İ R İ M .81 İ
uym akta titiz davranmak.\\ abdest tazelemek, A b­ desti bozu lm adığı h â ld e tek ra r a b d es t alm ak. «M escit odasın ın önün deki taş y a la kta , iki büklüm, abdestin i tazeliyordu.» Ö m er Seyfettin.| abdest | vermek, B irin i kusurlu davran ışı veya dikkatsizliği yüzünden azarlam ak, uyarm ak, dikkatini çekmek', a b d est aldırm ak. {eATj (aynı) | abdest virmek, | {eAT} iy ic e d a rılm a k ; haşlam ak. abdestaıı, [Far. âbdest-ân OU-JuT] (a :b d esta :n ) {OsT} is. Su ibriği. abdestbozan, [abdest+boz-an] is. Tenya, kıl kurdu. 0 abdestbozan otu, bot. G ü lgillerden g ü zel k ok u ­ lu kan kırm ızısı ç iç e k le r a ça n b ir ot, (Poterium spinosıım). abdestdan, [Far. âbdest-dân {OsT} is. Su ibriği, abdesthane, [Far. âbdest-hâne .üU^juT] (a b d esth a:ne) {OsT} is. 1. Abdest almak için özel olarak ya­ pılmış yer. 2. Doğal boşaltım ihtiyaçlarının gideril­ diği yer; ayakyolu; hela; kenef; memişane; memşa; tuvalet; yüznumara; W C; 00. abdestli, [abdest-li] sf. (Kişi için) abdest almış ve ab­ desti bozulmamış olan, abdestlik, -ği [abdest-lik] is. 1. Abdest almak için özel olarak yapılmış yer. 2. Eskiden abdest almak için giyilen kolları kolayca sıvanabilen geniş ve hafif elbise. 3. {ağız} Eski din adamlarının en üste giydikleri önü açık boy elbisesi. [DS] abdestsiz, [abdest-siz] sf. 1. (Kişi için) abdesti bo­ zulmuş olan, ibadet edebilmek için abdest almak zorunda olan. 2. m ec. Günaha girmiş olan. 3. {ağız} Korkmaz, çekinmez; senli benli; saygısız. [DS] abdi, [Ar. ‘abd (köle, kul) > ‘abdı ı_S-^] (a b d i:) {OsT} sf. 1. Köleye ait. 2. Hizmetkâra ait. abdiâciz, [Ar. > Far. ‘abd âciz (a bd ia:ciz ) {OsT} sf. Aciz kul; (A lçak g ön ü llü lü k ifa d e etm ek üzere söylenir.) abdiyet, [Ar. abdı > abdiyyet] {OsT} is. Tanrıya kul­ luk etme; ibadet etme; kulluk, abdülbatın, [Ar. ‘abdHil-batn bur. abdülleziz, [Ar. habbü’l-lezîz 1.JUJI ] {OsT} is. 1. Akdeniz çevresi ile Afrika’nın kumluk alanlarında yetişen, eskiden papirüs yapılan çok yıllık bir ot, (Cyperus esculentus). 2. Bu bitkinin yenebilen, tatlı ve bol nişastalı küçük yer altı yumruları; yer bade­ mi. abdüsselam, [Ar. yabruh’uş-şanem j-jjh.] {OsT} is. bot. Kökü küçük bir adama benzer bitki; adamo­ tu, (M an drogora offıcin aru m ). abe, [a (yans.) + be (yans.)] {ağız} ( a ’be) ünl. “Hey” anlamında kullanılan bir seslenme ve dikkati çek­ me sözü. [DS] -ut] {OsT} sf. O(a :b d estd a :n )

ABE

abece1 [A-Be-Ce] is. Alfabe; elifba. (A lfabem izdeki , ilk üç harfin okunuşu a lın a ra k y apılm ış y en i k eli­ m e.) abece2, [Ar. ‘abece {OsT} is. Ahmak kimse, abecesel, [a-be-ce-sel] sf. 1. Alfabe ile ilgili. 2. Alfa­ betik. 3. Alfabedeki harf sırasıyla, abeci, [? abe-ci] sf. argo. 1. Aptal. 2. {ağız} Palavracı. [DS] abede, [Ar. ‘âbid > ‘abede »J-^] {OsT} is. İbadet edenler; tapanlar. S abede-i esnam , P uta tapan lar. | | abede-i evsân, P uta tapanlar. abefşan, [Far. âb-efşân ulisl <_jT] (a :b e fşa :n ) {OsT} sf. 1. Su saçan. 2. {OsT} İşeyen. S abefşâm etmek, {OsT} İşem ek. abeft, [Far. âbeft cuiî] (a :b eft) {OsT} is. Çok sağlam ve sık dokunmuş bir tür kalın kumaş, abek, [Far. âbek (a :b e k ) {OsT} is. 1. Sulu şeyler; içi su dolu nesneler. 2. Cıva. 3. Sivilce; çıban; ka­ barcık. a ’bel, [Ar. a'bel J ^ l] (a-bel) {OsT} sf. 1. (Taş için) çok sert. 2. is. Taşlık dağ. abendam, [Far. âbendâm ^_jT (a:ben d âm ) {OsT} ] is. Güzel ve yakışıklı boy bos; düzgün endam, aberasyon, [Lat. aberare > Fr. aberration] is. fız . 1. Sapma; inhiraf. 2. mec. Sapıtma. 3. g ö k b. Yer yü­ zündeki bir gözlemcinin ışığın hızına göre göz ardı edilemeyecek bir hızla yer değiştirmesi sonucu meydana gelen optik kayma; sapınç. aberat, [Ar. ‘abre > ‘aberât o ljs-] (a b er a :t) {OsT} is. Gözyaşları. abes, [Ar. ‘abes ıt^p] {OsT} sf. 1. Akla ve sağduyuya aykırı olan; mantık dışı; saçma. 2. Gereksiz, boş yere; lüzumsuz; malayani. 3. Yersiz; münasebetsiz. 4. Karışık; düzensiz. S1 abese irca, mant. O lm aya­ na er g i metodu.\\ abes-gû, B o ş sö z söy ley en ; sa ç m a sa p a n kon uşan.| abes kaçm ak, Uygun düşm eyen, | yersiz ve g erek siz sözler, davranışlar. | abesle işti­ | gal etmek, G ereksiz ve boş şe y le rle zam an h a r c a ­ ma} 1 | abesle uğraşm ak, G ereksiz ve b o ş şey lerle .1 zam an h a rca m a k, {eAT} y e l kov m ak; y e l koğm ak. abese, [Ar. ‘abese {OsT} is. ‘‘Yüzünü ek şitti” an­ lamında Abese Suresinin ilk kelimesi. S Abese Suresi, K u r ’an-ı K erim ’in seksen in ci suresinin adı. abesen, [Ar. ‘abeş-en 1 ^ ] (a b e ’sen ) {OsT} zf. Boşu­ na; lüzumsuz yere, abesi, [ebe-s-i / abesi] {ağız} is. Bir işin ustası. [DS] abesiyat, [Ar. ‘abeşiyyât o l i ^ ] (a b esiy a :t) {OsT} is. 1. Boş ve gereksiz şeyler. 2. Akla ve mantığa aykırı şeyler. abeslik, -ği [abes-lik] is. 1. Abes olma durumu. 2. Akla, mantığa aykırı olma durumu.

ABE
abeş1, [? abeş] {ağız} sf. 1. Dönek; hileci. 2. Çirkin; kötü. 3. Gülünç. 4. Saçma sapan. 5. Söz dinlemez; aksi. 6. (Hayvan için) insana yakın olmayan; yaba­ ni. [DS] abeş2, [Ar. abraş => abeş ?] {ağız/ is. 1. Kula rengin­ de at. 2. Açık pembe renk. 3. Alnı akıtmalı hayvan. 4. Derisi alacalı hayvan veya insan. [DS] abeşivermek, [aba-mak > aba-ş-mak > abaş-ı+vermek] {ağızj gçsz. f. [-ır] Sarmaşmak; kucaklaşmak. [DS] abet, [Rus. obat] {ağız} is. Öğle yemeği. [DS] abgâh, [Far. âb-gâh ot&T] (a:bgâ:h) {OsT} is. 1. Su biriken yer; havuz. 2. anat. Kamın üst bölümü, ka­ burgaların hemen alt kısmı, abgine, [Far. âb-gîne a-^T] (a:bgi:ne) {OsT} is. 1. Cam; kristal; billur. 2 . Kadeh; sürahi; şişe. 3. A y­ na. 4. Elmas. 5. Kılıç; hançer; bıçak. 6. mec. Şarap; âşığın gözyaşı; âşığın kalbi. abgûn, [Far. âb-gün OjSjÎ] (a:bgû:n) {OsT} sf. 1. Su rengi. 2. Mavi; gök mavisi, abhane, [Far. âb-hâne üUS-T] {OsT} is. 1. Tuvalet; abdesthane. 2. Lağım çukur, abher, [Ar. ‘abher j^s-\ {OsT} is. bot. Nergis, abherî, [Ar. ‘abherî cS _^ ] (abheri:) {OsT} sf. Nergis kokulu. abherin, [Ar. ‘abher > Far. ‘abherîn y . j ^ ] {OsT} sf. Nergise benzer; nergis renginde olan, abhord, [Far. âb-hörd

O I Ü M I Ü I I C ME S . 3 2 o
abıçm ak, [abıç-mak] gçl. f. [-ır] Çocuğu arkasına al­ mak; sırtına bindirmek, abıdık, [? abıd-ık] {ağız} sf. Beceriksiz; elinden iş gelmeyen. [DS] abıdmak, [ab-ıt-mak / abıd-mak] {eT} gçl. f. [-ur] Saklamak; gizlemek. [DLT] abıhayat, [Far. âb-ı + Ar. hayât û U i_jT] (a:bıha~

ya:t) {OsT} is. 1. Hayat suyu; dirilik suyu; bengi su; mengü suyu; {eAT} (aynı). 2. İçenleri ölümsüzlüğe
kavuşturacağı söylenen efsanevi su; bengi su. 3. tasvf. mec. Sonsuz hayat kazandıran İlahî aşk; ilm-i ledün. 4. sf. mec. (Söz için) ince; güzel; hoş. 5. sf. mec. (İçecek için) ferahlık verici; dinlendirici özel­ liği olan; serinletici, canlandırıcı ve tatlı. S abıha­ yat çeşmesi, {eAT} Ö lümsüzlük suyu akan çeşme. | | abıhayat içmiş, (Kişi için) çok yaşlı olmasına rağmen dinç ve genç görünen.\\ abıhayat gibi,

(İçecek için) içene fera h lık ve canlılık veren.
abık1, -ğı [eT. abı-mak > abı-k] {ağız} sf. 1. Bozuk. 2. (Hayvan için) erbezleri kamının içinde olan. [DS] 0 abık sabık, {ağız} Saçm a sapan; gelişi güzel; ileri geri; boş söz; abuk sabuk. [DS] abık2, -ğı [Ar. âbık JjT] (a:bık) {OsT} is. 1. Bir sebep olmaksızın efendisinin yanından kaçan köle. 2. Cı­ va. abıkevser, [Far. âb Ar. kevsero T] (a;bıkevser)

{OsT} is. isi. Cennette bulunduğuna inanılan, Kev­
ser ırmağının suyu, abıla, [abla > abıla] {ağız} is. 1. Abla. 2. Karı; zevce. 3. Görümce. 4. Üvey kız kardeş. 5. Umacı. [DS] abılabut, [abulabut / abılabut] {ağız} sf. 1. Çirkin; gösterişsiz. 2. İri; şişman. 3. İki tarafına sallanarak yürüyen. 4. Kaba ve anlayışsız. 5. Geveze; çenesi düşük. [DS] abıldanm ak, [ab-ıl-da-n-mak] {ağız} dönşl. f. [-ır] (Çocuk için) emeklemeye hazırlanmak. [DS] abım ak, [ab-ı-mak] {eT} gçl. f. [-r] Örtmek; gizle­ mek. [DLT] abın, [ab-m] {eT} sf. Tane; adet. [EUTS] abm ç, [ab-mç / av-ınç] {eT} is. 1. Teselli; avunç; avunma; sevinç. [Gabain] [EUTS] [ETY] 2. Rahat; sükûnet; rahatlık; refah. [EUTS]. [ETY] abınçu, [ab-m-mak (avunmak) > abm-çı / ab-mçı] {eT} is. 1. Avunma; teselli; sevinç. [EUTS] 2. Cari­ ye. [ETY] abıneşat, [Far. âb-ı + Ar. neşât iL ü ı_ıT] (a:bıneşa:t)

(a:bho:rd) {OsT} is. 1.

Sulak yer. 2. Su içen kimse. 3. Su içecek kap. 4. mec. Kısmet. abhorde, [Far. âb-hörde Su içmiş; su içen, abhun, [Far. âb-hün o^-T] (a:bhu:n) {OsT} is. 1. Ada. 2. Sel suyunun oyduğu yer; çukur. 3. Orman içindeki bataklık. 4. Çeşme; su yolu, abhurd, [Far. âb-hürd

(a:bho:rde) {OsT} sf.

y^~\] (a:bhu:rd) {OsT} is. 1.

Sulak yer. 2. İçme suyu bulunan yer. 3. Su içen kimse. 4. Su içecek kap. 5. mec. Kısmet, abhurde, [Far. âb-hürde oJj^S-T] (a:bhu:rde) {OsT} sf. Su içmiş; su içen, abhust, [Far. âb-hüst c~»_j3-T] (a:bhu:st) {OsT} is. 1. Ada. 2. Sel suyunun oyduğu yer; çukur. 3. Orman içindeki bataklık. 4. Çeşme; su yolu, abıca, [aba (baba) > abıca 4^1] {eAT} is. Amca. abıç, [ap-ış / ab-ıç] {ağız} is. İki bacak arası; apış. [DS] S abıç kurm ak, Bağdaş kurup oturmak. abıçka, [aba /apa (baba) > aba-ç (babacık) > abıçka] {eT} is. Yaşlı insan. [İKPÖy.]

is. Sevinç suyu; şarap,
abıneşet, [Far. âb-ı + Ar. neş’et ö l ü ı_ > ] (a:bmeş-et) _T

{ağız} is. Meni; er suyu; döl; sperma. [DS] abınık, [ab-m-mak (avunmak) > ab-m-ık] {eT} sf. Dölek; sakin; mutlu; huzurlu. [EUTS]
abınm ak1, [ab-m-mak] {eT} dönşl. f. [-ur] Avunmak. [ETY]

S

İ M

İ M

M

.

83
abidane, [Ar. ‘abid + Far. ane

ABİ
(a :b id a ;n e)

abınmak2, [aba-n-mak] {ağız} dönşl. f . [-ır ] Düşe­ yazmak; yürürken ayağı kaymak. [DS] ab ır1, [? abir / abır] is. Küçük çocukların pişiklerini önlemek için kasık ve koltuk altlarına sürülen nane, mersin, kekik, gül ve cennet süpürgesi yaprakları­ nın dövülmesinden elde edilen toz. abır2, [Far. âb-ı rü j j o Tl {OsT} is. 1. Yüz suyu. 2. Utanma; hicap. 3. Haysiyet; namus, abırcın, [? abır-cm] {ağız} sf. 1. Memnun. 2. Sersem; seme. 3. zf. İşte çabukluk, gayret bildirir. [DS] 0 abırcın olmak, {ağız} 1. U sanm ak; bıkm ak. 2. Mi­ s a fir e fa z l a ikram d a bulunm aya ça lışm a k; ikram için ça b a la m a k . [DS] abırevan, [Far. âb-ı revân j l j j o î ] {OsT} is. Akarsu. abıru, [Far. âb-ı rü / âb-ı rüy lSjj oT / j j >_jT (a :] bıru :) {OsT} is. 1. Yüz suyu. 2. m ec. Gurur; onur; şeref; haysiyet. S âbırfi dökmek, {OsT} Yalvarıp y a k a rm a k ; yüz suyu dökm ek. abış, [apış / abış] {ağız} is. 1. Apış; iki bacak arası. 2. Bacağın diz kapağından yukarısı. 3. Adım. [DS] abışka, [aba / apa (b a b a ) > aba-ç (b a b a cık ) > abıçka] {eAT} sf. Yaşlı; ihtiyar,

{OsT} zf. İbadet edenlere yakışır biçimde, fi1 abida­ ne yaşam ak, D ünyadan elini eteğ in i ç e k e r e k k en ­ dini yaln ız ib a d ete vermek. abidat1, [Ar. âbide > âbidât oİJuT (doğrusu evâbid) Juljl] ( a b id a .t ) {OsT} is. Abideler; anıtlar. S âbidât-ı atîka, {OsT} E ski anıtlar. abidat2, [Ar. ‘âbide > ‘âbidât ol-L.lt] (a :b id a :t) {OsT} is. İbadet eden kadınlar; inanmış kadınlar, a ’ bide, [Ar. ‘abd > a‘bide oJupI] (a-bide) {OsT} is. Köleler. abide1, [Ar. ‘âbid > ‘âbide (dişil) oJuU] (a :b id e)

{OsT} is. İbadet eden kadın; dindar kadın.
abide2, [Ar. ebed > âbide °.ijT] (a :b id e ) {OsT} is. 1. Bir olayı veya tanınmış örnek bir kişiyi gelecek nesillere tanıtmak, hatırlatmak için yapılmış eser; anıt. «O rhun a b id e le r i bin üç yüz y ıl ön cesin den biz g e n ç le r e h a y kırm ak ta d ır.» 2. Bir özelliğin aşı­ rılığı dolayısıyla örneklik edecek kimse veya nes­ ne. «D oğru lu k abidesi, küfür a b id e s i.» 3. Herhangi

bir değeri dolayısıyla gelecek çağlara kalacak eser. abışmak, [ap-ış-mak / ab-ış-mak] {ağız} dönşl. f . [-ır ] 1. Apışmak. 2. Afallamak; şaşırmak; susmak. 3. 4. m ec. Büyüklüğü ve değeri mukayese kabul edil­ meyen şey. (Çocuk için) sırta binmek. 4. Eyersiz veya semersiz bir hayvana binmek. 5. Bir şey üzerine bacaklarını abideleşme, [abide-le-ş-me] ( a b id e le ş m e ) is. Abide­ leşmek işi; abide durumuna gelme, açarak oturmak. [DS] abıtgan, [abıt-ğan] {eT} sf. Daima gizleyen; sakla­ abideleşmek, [abide-le-ş-mek] (a :b id eleşm ek ) dönşl. f . [ -ir ] 1. Ülke ve toplum için yaptığı işler veya yan. [DLT] kişiliği dolayısıyla büyük takdir toplamak, herkes abıtmak, [abıt-mak / abıd-mak] {eT} gçl. f . [-u r ] 1. tarafından beğenilmek. 2. Adı unutulmaz büyükler Saklamak; gizlemek. [DLT] 2. Teskin etmek; avut­ arasına karışmak. 3. Yaptığı eserleri uzun yıllar mak. [EUTS] ayakta kalan sanatçı, abızülal, -ii [Far. âb-ı zülâl J ’ij k-J] {OsT} (a b ız ü abideleştirilme, [abide-le-ş-tir-il-me] ( a b id e le ş t ir il­ lâ:l) is. Duru su. m e) is. Abideleştirilmek işi. abi1, [ağabey > âbi] {ağız} (a :b i) is. Ağabey. [DS] abideleştirilmek, [abide-le-ş-tir-il-mek] ( a b id e le ş t i­ abi2, [Far. âbı ^T] (a :b i :) {OsT} sf. 1. Sulu; sulandı­ rilm ek) edil. f . [ -ir ] 1. Abide durumuna getirilmek. 2. Birisi tarafından abidesi yapılmak. 3. mec. B aş­ rılmış. 2. Suda yaşayan. 3. Akıcı. 4. Açık mavi. 5. kaları tarafından çok yüceltilmek, çok övülmek, is. Ayva. abi3, [Ar. ibâ > âbı ^T] (a :b i:) {OsT} sf. 1. Çekinen; sakınan. 2. Tiksinen. 3. Nazlanan, abiçi, [Sansk. abijit] {eT} is. Bir yıldız adı. [EUTS] abid1 [Ar. âbid Ju l] (a :b id ) {OsT} is. Yanıltmaç; me­ , sel. abid2, [Far. âbid J^T] (a .b i.d ) {OsT} is. Kıvılcım. abid3, [Ar. cabd > 'abîd Ju^] (a b i.d ) {OsT} is. Kullar; köleler. abid4, [Ar. 'ibâdet > ‘âbid / ‘âbide »JjU / juU] (a :bid) {OsT} sf. is. İbadet eden; kulluk eden; tapman, abidan, [Ar. ‘âbid > ‘âbidân jİJ^p] (a :b id a :n ) {OsT} is. İbadet edenler; abitler. abideleştirme, [abide-le-ş-tir-me] (a b id e le ş tir m e ) is. Çok fazla değer verme, yüceltme, abideleştirmek, [abide-le-ş-tir-mek] (a b id e le ş t ir ­ m ek) gçl. f [-ir ] 1. Uzun yıllar hatırlanacak bir ya­ pı hâline getirmek. 2. m ec. Çok aşırı yüceltmek, çok fazla değer vermek, abidemsi, [abide-msi] (a b id e m s i) sf. 1. Abide gibi, abideyi andıracak şekilde; abidevi. 2. Çok büyük ve gösterişli. abidevi, [Ar. âbidevî lsj-İjT] ( a b id e v i:) {OsT} sf. 1. Abide gibi, abideyi andıracak şekilde; abidemsi. 2. m ec. Çok büyük ve gösterişli, abidik, -ği [? abidik] {ağız) is. 1. Dalavere. 2. Atak; acul. 3. Külhanbeyi; haylaz. [DS] S abidik ku-

ABİ

Ü IO W T ü fflT O S O M .8 4

bidik, a rgo. 1. T em bellik; iş gö rm ez lik ; d algacılık. 2. Saçm a sapan. abidîn, [Ar. ‘âbid > 'âbidîn is. İbadet edenler; tapmanlar. abil, [Ar. âbil J-J] (a :b il) {OsTf sf. 1. (Kişi için) sü­ rüye iyi bakan adam. 2. (Hayvan için) çayırda ot­ ladığı için suya muhtaç olmayan, abile, [Far. âbile 4İjT] (a :b ile) {OsT} is. 1. Su ka­ barcığı. 2. Küçük çıban; sivilce. S âbile-i pistân, {OsT} M em e ucu.| âbile-i rüh-i felek, g ö k b. Yıldız­ | lar. | âbile-i rûz, {OsT} Giineş. | a b ir1 [Ar. ‘âbir ^U ] (a :b ir) {OsT} sf. Bir yerden ge­ , çen; geçici. abir2, [Ar. 'abır _& (a bi:r) {OsT} is. Eskiden safran, *■] amber ve misk karışımından elde edilen bir tür gü­ zel koku. abirîn, [Ar. ‘âbirîn çenler; geçip gidenler, abirun, [Ar. ‘âbirün ojjjU-] (abi:ru :n ) {OsT} is. -*■ abirin. abis1, [Ar. ‘abis ıi~)W] (a :b is) {OsT} sf. Alaycı; say­ gısız. abis2, [Ar. 'âbis (a :b is) {OsT} sf. Asık suratlı; yüzü ekşi. abis3, [Yun. abyssos (dipsiz)] is. dnz. Okyanuslardaki iki bin metreden daha derin ve karanlık olan yerler, abisal, [Fr. abyssal] sf. Okyanusların ışık görmeyen derin kısımları ile ilgili, abist, [Far. ab iste—J ] (a:bist) {OsT} sf. Gebe, abistan, [Far. âbistân O U -J] (a :bista :n ) {OsT} sf. 1. Gizli. 2. Gebe, abisten, [Far. abisten (a:bisten ) {OsT} sf. 1. Gebe; yüklü. 2. m ec. İhtiva eden; bulunduran; sak­ layan; içeren, fi1 abisten-gâh, {OsT} 1. G e b e lik y e ­ r i; rahim . 2. D ünya; âlem . (abi:ri:rı) {OsT} is. Ge­ (a :b id i:n ) {OsTJ

abit, -di [Ar. 'ibâdet > ‘abid JuU] (a:bit) {OsT} is. 1. Bir varlığa tapan; ona kul olan. 2. isi. Allah’ın emirlerini yerine getiren; Allah’a kulluk eden; Al­ lah’a tapan. 3. Kendini tamamen ibadete veren, abita, [Sansk. amitâbha] {eT} is. Burhan; tanık; delil. [EUTS] abiye1, [Ar. ‘âbiye ^Lp] (a :b iy e) {OsT} sf. (Kız veya kadın için) güzel; zarif. abiye2, [Ar. âbiye <toT] (a :biy e) {OsT} sf. (Kadın veya kız için) yüzünü utançla örten. abiye3, [Fr. habillé (resm î giyinm iş o la ra k )] sf. (Elbi­ se, kıyafet için) bir törene veya davete uygun şık ve gösterişli. abiyogenez, [Fr. a-biogenèse] ( a ’biyogenez) sf. (Teori için) hayatın, cansız maddeden kendi kendi­ ne meydana geldiğini savunan, abiyotik, -ği [Yun. abiatikos] sf. 1. (Ortam için) hayatın, canlılığın mümkün olmadığı. 2. (Hint fa­ kirlerinin durumu için) bütün hayati işlevlerini en aza indirgeyerek yaşayan, abkâm e, [Far. âbkâme -ulSLT] (a :b k â :m e) {OsT} is. Bir tür turşu veya salata; piyaz, ab kâr, [Far. âbkâr jlSöT] (a :b k â :r ) {OsT} is. 1. Sucu; saka. 2. Kadeh sunucu; saki. 3. Şarap tüccarı. 4. Şarabı çok içen; ayyaş, abkâri, [Ar. 'abkâr (Y em en ’d e b ir kent) > 'abkârı tSjlSLp] (a :b k â :r ) {OsT} s f (Kumaş için) ince ve çok güzel. abkeş, [Far. âb-keş jiSoï] {OsT} is. 1. Tekkelerde su çekenlere verilen ad. 2. Kevgir. 3. Sucu; saka. 4. Kadeh sunan; saki. 5. Şarap alışkanlığı olan; ayyaş, abkın, [ab-kın ?] {ağız} sf. 1. Atılgan; girişken. 2. Aç gözlü. [DS]

abla, [ağa+bala > abla ?] ( a b l a ) is. 1. Yaş bakımın­ dan büyük olan kız kardeş. 2. Kardeşlik ilişkisi ol­ mamakla beraber abla sayılacak yaştaki kadına söylenen saygı sözü. 3. Meslekte kıdemli kadın; abistenî, [Far. âbistenî ( / s - J ] (a :bisten i;) {OsT} is. okulda ileri sınıflarda bulunan kız öğrenci. 4. ünl. Genel yerlerde halk adamlarının kadınlara hitap Gebelik. ederken kullandıkları seslenme sözü. 5. ünl. Eski­ abişhor, [Far. âbiş-hör (a :b iş h o :r) {OsT} is. den, İstanbul’da zenci kalfalara hitap ederken kul­ 1. Hayvan sulama yeri. 2. İçecek kabı. 3. Günlük lanılan seslenme sözü; bacı. 6. {ağız} Ahlaksız ka­ yiyecek. 4. Dinlenmek için kısa süre duraklama, dın. [DS] S abla olmak, 1. (Kız çocuğuiçin) yen i abiştengâh, [Far. âbişten-gâh (a ;b işten g â :h ) b ir k a rd eşi doğm ak. 2. B e b e k lik y a şı dışın a çıkm ış o lm a k ; a b la d e n ile c e k y a ş a g elm ek, büyümek. {OsT} is. 1. Gizli yer; gizlenecek yer. 2. Aptesane. abiştgâh, [Far. âbişt-gâh ol5xioT] (a :b iştg â :h ) {OsT} ablacı, [abla-cı] {ağız} sf. 1. Ablasına çok düşkün olan. 2. Sevici kadm. [DS] is. 1. Gizli yer; gizlenecek yer. 2. Aptesane. ablak, -ğı [Ar. eblak (a la ca )] sf. 1. İki renkli; beyaz abiştgeh, [Far. âbiştgeh &u±Â] (a:biştg eh ) {OsT} is. ve siyahlı. 2. (Yüz için) geniş, yuvarlak ve dolgun. -*■ abiştgâh. 3. (Kişi için) böyle bir yüze sahip olan. 4. m ec. abişik, [Sansk. abhiseka] {eTf is. Takdis etmek; kut­ (Yüz için) kaba, kocaman ve ahmak görünüşlü. 5. samak. [EUTS] {ağız} Çok beyaz. [DS] 6. {ağız} (Ağaç için) budak-

İM İ R İ M . 8 5
sız; düz. [DS] 7. {ağız} Açık; geniş; belli. [DS] 8. {ağız} Koyulaştırılmış şeker. [DS] 9. {ağız} Tüy te­ mizlemekte kullanılan ağda. [DS] 10. {ağız} Cevizin mobilyaya uygun iç tahtası. [DS] ablakça, [ablak-ça] sf. ve zf. Ablak bir duruma ya­ kın, ablak gibi görünen; ablak gibi, ablalık, -ğı [abla-lık] is. 1. Abla olma durumu veya niteliği. 2. Abla gibi davranma durumu. ablalık etmek, 1. A b la lık g ö rev in i y er in e g etirm ek ; 2. A b­ lası o lm a m a kla b e r a b e r b ir a b la g ib i koruyııp g ö ­ zetm ek. ablamak, [ab (av) > ab-la-mak] {eT} gçl. f . [- r ] A v­ lamak. [ETY] ablatif, [Lat. ablativus > Fr. ablatif] is. dbl. İsmin ayrılma hâli; çıkma hâli; uzaklaşma hâli; -den hâli; m e f ulü anh; m e f ulü minh. ablatya, [Yun. apladia] ( a b l a ’tya) is. Lüfer avlamak için kullanılan geniş gözlü ağ. abli, [Yun. aple] (a'bli) dnz. is. Yelkenli gemilerde serenleri rüzgârın yönüne göre ayarlamaya yarayan düzenek, fi1 abliyi bırakm ak, (a rg o) Soğu kkan lılı­ ğını kaybetm ek. | abliyi kaçırm ak, Ş aşkın lık için de | ne y a p a ca ğ ın ı bilememek.\\ abliyi koyuvermek, İpin ucunu kaçırm ak. abluka, [İt. ablöca] (a b lu k a ) is. 1. Bir ülkeyi, bir şehri veya bir limanı dışarıyla ilişkisini kesecek şekilde kuşatma. 2. Bir limana giriş ve çıkışları kontrol altında tutma. 3. Bir kimsenin serbest hare­ ket etmesine engel olma. S abluka etmek, A blu ka altın a almak.\\ abluka filosu, L im an d aki ablu kayı kon trol altın d a tutan deniz gü cü .| abluka hattı, | A blu ka ed ilen lim an veya ülkenin giriş ve çıkış kontrolünün y a p ıld ığ ı sın ır çizgisi.\\ abluka ilanı, A bluka altın a a lm a işinin bütiin d ev letlere duyu­ ru lm ası.| abluka kaçağı, A b lu ka hattını a ş a n .| | | ablukayı bozmak, Z or k u lla n a ra k a b lu k a hattını geçmek.\\ ablukayı kaldırm ak, A blu kadan vaz­ g eçm e k a r a rı alm ak. abmak, [ab-mak] {eT} gçsz. f . [ - a r ] Fışkırarak çık­ mak; akmak; fışlamak. [EUTS] abname, [Far. âb-nâme ‘u b l] (a .b n a .m e) {OsT} is. ed. Suya, suyun güzelliğine ilişkin yazılmış olan kaside. abnus, [Far. âbnüs (a :b n u :s) {OsT} is. bot. Abanoz. 0 abnus ok, 1. A ban oz a ğ a cın d a n yapılm ış ok. 2. m ec. K irpik. abnusi, [Far. âbnüs! (a :b n u :si:) {OsT} sf. 1. Abanoz gibi sert ve siyah. 2. is. Abanozdan yapıl­ mış eşya. abnusiye, [Far. âbnüsiyye is. bot. Abanozgiller, abo, [aboo (yans) / abuu / abuv] {ağız} ünl. 1. Şaşma, korkma gibi duyguları ifade etmekte kullanılan söz. [DS] 2. Sıkıntı, usanç ve bıkkınlık bildirir. (a:bn u :siy e) {OsT}

ABR
abone, [Fr. abonné] is. 1. Gazete ve dergi gibi belirli aralıklarla çıkan yayınları çıktıkça edinmek üzere önceden para veren kişi; sürdürümcü. «A ylık d er g i­ lerin abon esi, g ü n lü kyayın ların kin den ço ktu r.» 2. Belli şartlarla kabul edilen hizmet müşterisi; sürdü­ rümcü. «T elefon , su, havagazı, d o ğ a l g a z a b o n e le ­ r i.» 3. Alışkanlık edinme; dadan m a. «A dam sa n k i kahvenin abon esi. » S abone etmek, Birinin a b o n e olm asın ı sağ lam ak, a b o n e kaydetm ek.| abone ol­ | mak, A b on e sö z leşm esi ile b a ğ lan m a k ,| abone üc­ | reti, A b on e olunan yayın ve hizm et için öd en en p a r a .| abone yapm ak, A bonm an şa rtları için de b ir i­ | nin a bo n eliğ in i k ab u l etm ek. | aboneyi kesmek, | T ek taraflı o la r a k a b o n e sözleşm esin i s o n a erd irm ek. | aboneyi yenilemek, A b on elikle ilgili sö z le ş­ | m eyi b elirli b ir sü re d a h a uzatmak. abonelik, -ği [abone-lik] is. 1. Abone olma hâli; sürdürümcülük. 2. sf. Belirli sayıda abonenin yararına ayrılmış bulunan. « B eş bin a b o n elik telefon sa n tra ­ lı.» abonman, [Fr. abonnement] is. 1. Abone olma du­ rumu. 2. Bir ürünü veya hizmeti belirli süre içinde sabit fiyat garantisi ile düzenli olarak sunmak ama­ cıyla yapılan sözleşme; sürdürüm. 3. Aboneliği belgeleyen kâğıt, aborda, [İt. abbordo] (a b o ’rd a) is. dnz. Bir geminin iskeleye veya başka bir gemiye yanını vererek bor­ dasından yanaşması. S aborda etmek, 1. G em ile­ rin y a n lam a sın a yan aşm ası. 2. Vücudunu y a sla m a k veya bedeninin büyük b ir kısm ı ile dayanm ak. abore, [Yun. appore] {ağız} sf. 1. Beceriksiz. 2. De­ ğersiz. [DS] abosa, [İt. abozza] ünl. Bırak! S1 abosa etmek, dnz. 1. İş i bırakm ak. 2. Stop etm ek; durm ak. 3. a rg o. Zorunlu o la r a k durmak. aboşimas, [Yun. apohimaso] {ağız} is. Fırtınaya tu­ tulma. [DS] 0 aboşimas olmak, {ağız} E kilm iş ta r­ lanın yağm u rdan z a r a r görm esi. [DS] aboşkevaris, [Yun. apoşkeveriso] {ağız} is. Etrafı toplayıp çeki düzen verme. [DS] abov, [a-buu / a-bovv] (a ’b o w ) {ağız} ünl. Korku ve şaşkınlık bildiren ünlem. [DS] a b ra 1 [abra] {eT} is. 1. Arpa. [EUTS] 2. Eski Türk , dini olan Gök Tanrı inancına göre yer altındaki bü­ yük denizde yaşadığına inanılan timsahı andırır efsanevi canavar. ab ra2, [Erme, apray] {ağız} is. 1. Dara. 2. Karşılıklı mal değişiminde maddi değer bakımından eşitliği sağlamak için üste verilen para veya mal; üst. 3. Bir terazinin kefelerinin denkliğini sağlamak için hafif gelen tarafa konulan ağırlık. 4. Denge; muva­ zene. 5. Uçurtmanın terazisi; rüzgârın itme gücü ile çekme ipini karşılayarak belirli açıda kalmasını sağlayan saçaklı kuyruk. 6. Yük; angarya. 7. Min­ net. 8. Kifayet; yeterlik. [DS]

ABR
abracı, [abra-cı] {ağız} is. İdare eden; zor durumdan kurtaran; aracı. [DS] ab rak adab ra, [Yun. abrasaks] (a b ra 'k a d a b ra ) is. İlk Çağ’da bazı hastalıkları iyi etmek için kullanılan, büyülü ve tılsımlı olduğuna inanılan kabala sözü, abralı, [abra-lı] {ağız} sf. 1. (Terazi için) dengesi sağlanmış; dengeli. 2. (Terazi için) dengeyi sağla­ mak için ağırlık konulmak zorunda olan. [DS] abram a, [abra-ma] is. Abramak durumu, abram ak, [Moğ. abura-mak > abra-mak / eT. opramalc] g ç l . f [-r ] [-r(ı)-y or] 1. Fırtınalı havalarda bir deniz taşıtını gemicilik kurallarına ve havanın de­ ğişkenliğine göre kullanmak. 2. {ağız} Becermek; hakkından gelmek; başarmak; üstesinden gelmek. [DS] 3. {ağız} Bir şeye hakim olmak. [DS] 4. {eAT} {ağız} Korumak; muhafaza etmek; kollamak. [DS] 5. {ağız) Zor durumdan kurtarmak. [DS] 6. {ağız} İdare etmek; kullanmak. [DS] 7. gçsz. f . {ağız} Eksi­ ği tamamlamak. [DS] 8. {ağız} Becermek; üstesin­ den gelmek. [DS] 9. {ağız} Kendini koruyacak kadar büyümek, gelişmek; kendini kurtarmak. [DS] 10. {ağız} Ancak yetmek. [DS] abran, [? abran] is. Hayvanların yemlerinden yiyemeyip ayırdıkları kaim parçalar; kes. abraş, [Ar. abraş (a :b r a :ş) {OsT} sf. 1. Alaca renkli. 2. (At için) vücudunda alaca benekleri bulu­ nan. 3. {ağız} Saçında, yüzünde veya gözlerinde beklenilen rengin dışında beyazlık veya çok açık sarı benekler bulunan kişiler için halk arasında kul­ lanılan bir söz. [DS] 4. Tekstilde boyama sırasında kumaşta enlemesine şeritler hâlinde kalan boyan­ mamış kısım veya değişik renkler. 5. İpek kumaş­ larda çözgü ipliğinin kalitesizliğinden dolayı mey­ dana gelen renk değişiklikleri. 6. {eAT} Ala tenli. 7. {ağız} (At, inek vb. için) alnındaki beyazlık üst du­ dağına kadar inen. [DS] 8. {ağız} Doru at. [DS] 9. {ağız} A laca bulaca; karışık renkli. [DS] 10. {ağızf Halıdaki renk bozukluğu nedeniyle ortaya çıkan alacalık. [DS] 11. {ağız} Biçimsiz; çirkin. [DS] 12. {ağız} Çarpık. [DS] 13. {ağız} Şaşı. [DS] 14. {ağız} Sert huylu; ters; kaba; görgü kurallarını bilmez. [DS] 15. Sözü hoşa gitmeyen; patavatsız. S ' abraş oturm ak, {ağız} Yan oturm ak. [DS] abraşm ak, [abra-ş-mak] {ağız} dönşl. f . [-ır ] 1. Ol­ duğu yerde kalmak; kalakalmak. 2. Bacakları aç­ mak. [DS] ab raz, [? abraz] {ağız} sf. (Kadın ve dişi hayvan için) kısır. [DS] ab re, [Ar. ‘abre o>^] {OsT} is. Gözyaşı, ab ret, [Ar. ‘ abret öj^] {OsT} is. Gözyaşı. abrık, -ğı [abrı-k j^T] {eAT} sf. Birbirinin üstüne eğilmiş; üst üste yığılmış, ab rd , [Yun. abrilios Jj.^1] {Os T} {eAT} is. Nisan.

ölülü l i r a m o n . abrdm ak, [abrı-l-mak] {eAT} dönşl. f . [-u r] Bir şeyin üzerine kapamrcasma eğilmek; yaslanmak; aban­ mak. abrış, [Far. ebrü-veş] {OsT} is. Okçulukta idman yapmak için kullanılan havada yavaş seyreden ok türü; ibriş; ebruş; ebruveş abrışm ak, [eT. op-mak > abrı-ş-mak] dönşl. f . [-ır] {ağız} 1. (Çocuk için) annesinin arkasına sarılmak; sırnaşmak; direnmek. 2. Birden hücum etmek; sal­ dırmak. [DS] abril, [Yun. apriles > Erm. april] is. Nisan, abrile, [İt. imbroglia] ünl. d m . "Yelkeni s a r m a la !” komutu. abrin, [Far. aferin > abrin] {eT} ünl. Aferin. [ETY] abris, [Erme, abril (yaşam ak) > abris] {ağız} ünl. 1. Bravo; yaşa. 2. Düğünlerde oynayanların heyecanla çektikleri bağrış. [DS] abriz, [Far. âb-riz jjjiT] (a :b ri:z ) {OsT} sf. 1. Su dö­ ken. 2. is. İbrik; kova; testi. 3. Abdesthane; lazım­ lık. abroşan, [Far. ab-ı rüşen > abroşan] {eT} is. Aydın­ latma; tenvir. [ETY] abru, [Far. âb-rü jy. T] (a :b r u :) {OsT} sf. En başta yer alan; en önemli; özel; ekstra, abrud, [Far. âb-rüd Sümbül. 2. Nilüfer, absal, [Far. âb-sâl JL^T] (a :b s a :l) {OsT} is. 1. Bahçe. 2. Koru; park, absalan, [Far. âb-sâlân 1. Bahçe. 2. Koru; park, abse, [Fr. abcès] is. {OsT} -*■ apse absent, [Yun. absinthion / Lat absinthium > Fr. absinthe] is. bot. 1. Pelin otu; melek otu; anjelik. 2. Pelinden yapılan sert bir alkollü içki, absentizm, [Fr. absinthisme] is. tıp. Çok miktarda absent içmekten ileri gelen hastalık; pelin zehir­ lenmesi. absimisa, [Yun. apsimitza] {ağız} is. Ateş böceği. [DS] absolûsyon, [Fr. absolution] is. hrist. Günah çıkaran kimsenin papaz tarafından bağışlanması, absorbe, [Fr. absorber] is. Emme, yok etme; soğur­ ma. fi1 absorbe etmek, K oku, ışık, gaz, sıvı g ib i g eçişm e, y a y ılm a ö zelliğ i bulunan şey leri d oku ları a ra sın a a lıp ortam dan kaldırabilm ek. absorpsiyon, [Fr. absorption] is. 1. İçme; emme. 2. Soğurma; imtisas; mas. 3. fız . Bir gazın katı ya da sıvı bir madde içine girmesi, abstre, [Lat. abstrahere (b ir şeyden çık a rm a k ; so y ­ m ak) > Fr. abstrait] sf. 1. Gerçek varlığı olmaksızın zihinde tasarlanabilmiş olan; soyutlamanın sonucu. 2. Soyut. S abstre sanat, Duyu o rg a n ları ile kav ­ ran an g er çek le rin d eğ il d e ses, ren k ve m addenin (a :b s a :la :n ) {OsT} is. (a :b ru :d ) {OsT} is. 1.

D ie iü R S o M . 8 7

AC

bilinen fo r m la r dışın da şekillen d irilm esi görüşü.\\ abstre sayı, Önüne b ir v a rlık a d ı getirilm em iş, h e r ­ hangi b ir çokluğun m iktarı ile ilgili olm ayan s a y ı; soyut sayı. «Ü ç, beşten küçüktür.» abşak, [apış-mak / apışık / ab-şa-k j^ T ] {eAT} sf. 1. (Kişi için) bacakları ayrık, ayakları birbirine yakın olan. 2. {ağız} Tembel. [DS] 3. {ağız} Beceriksiz. [DS] 4. {ağız} Paytak; apışı ayrık. [DS] abşar, [Fr. âb-şâr j U j ] (a .b ş a .r ) {OsT} is. Çağlayan; şelale. abt, [Ar. 'abt iı^ ] {OsT} is. 1. Yalan. 2. Kuşku veren davranış. abu, [Far. âbü j J ] (a :b u :) {OsT} is. Nilüfer, abu, [abo / abuu / abov y~\\ (abu :) {ağız} ünl. 1. Şaş­ kınlık, korku ve hayret anlatır; aboo; abov; abuu; abuv. {eAT} (aynı) 2. Hayır; ret. [DS] abuçka, [aba / apa (b a b a ) > aba-ç (b a b a cık ) > abıçka / abuç-ka] {eT} is. Koca; ihtiyar; kocamış kimse. [EUTS] abudane, [Far. âb (su) û dâne (buğday) ■üb j ı_,T] (a :b u d a :n e) {OsT} is. Ekmek ve su gibi bir insanın zaruri ihtiyaçları; azık; nzık. abuhava, [Far. âb ü hevâ Ija j oT] (a :b ü h a v a :) {OsT} is. 1. Bir yerin su ve hava bakımından özel­ likleri. «Altında mı üstünde m idir cen n et-i â lâ ? / E lh a k bu n e hâlet, bu n e h o ş â b u hev âd ır.» Nedim 2. İklim. 3. m ec. Bir yerin insanı etkisi altına alan durumu. «H oş g eld i b a n a m eygedenin â b u havâsı, / B illâh g ü zel y e r d e y a p ılm ış y ıkılası.» Bâki abuk1, [abuğ / abuk] {ağız} is. Umut; güven. [DS] abuk2, -ğu [eT. ab-uk JjjI] {eAT} is. 1. Avurdu şişirip parmakla vurarak çıkarılan ses. 2. sf. Anlaşılama­ yan. 3. {ağız} Sersem; kötü adam. [DS] S abuk sa­ buk, 1. (Düşünce, iş ve sö z için) a ra sın d a m antıki b a ğ kuru lam ayan; an lam sız; sa ç m a sapan . 2. (H a­ reket, d avran ış için) yersiz, ölçüsüz, düzensiz. abukat, [avukat > abukat] {ağız} sf. 1. Geveze. 2. Çok bilmiş. 3. is. Avukat. [DS] abuklandırm ak, [abuk-la-n-dır-mak] {ağız} gçl. f . [ır] Umutlandırmak. [DS] abuklanmak, [abuk-la-n-mak] {ağız} dönşl. f . [-ır] Güvenmek; bel bağlamak; ümitlenmek. [DS] abul1 [ab (yans) > ab-ul / ap-ul] {ağız} zf. 1. Yavaş , yavaş; ağır ağır. 2. (Yürümek için) iki yana sallana­ rak. [DS] abul2, [abul] {ağız} sf. 1. Aptal. 2. Kemiksiz et. [DS] 0 abul üstü, D ört a y a k üstü; y e r e eğ ilm iş durum ­ da. abulavut, [? abulabut / abulavut] {ağız} sf. 1. Bece­ riksiz; dangalak. 2. Yolda iki yana sallanarak yürü­ yen. 3. Yolda önüne ardına bakmadan giden. [DS]

abuli, [Fr. aboulie] is. fe l. 1. İrade kaybı. 2. p sik ol. Ne yapmak gerektiğini düşünebildiği hâlde yapa­ mamak veya yapmak için harekete geçememek şeklinde ortaya çıkan bir ruh hastalığı, abullabut, [? abullabut] sf. Duygularındaki kabalık ve olumsuzlukları davranışlarına ve dış görünüşüne de yansıtarak insanlar üzerinde itici etki bırakan (kimse); anlayışsız; kaba saba; hantal; yontulma­ dık; ahmak; budala; sersem; aptal. ab u r1, [Erme, abur / apur (ço rb a )] {ağız} is. Kara lahana, mısır unu ve fasulye ile yapılan bir yemek. [DS] ö abur cubur, 1. Şu bu ; ö te b e ri; u fak tefek şeyler. 2. B esin değ eri, tadı ve lezzet sıra sı b irb iri­ ne uym ayan y iy e c e k çeşidi. 3. m ec. Yersiz, asılsız söz. 4. Sıradan, basit, kültürsüz (kişiler). abur2, [? abur] {ağız} sf. 1. Namus; şeref. 2. Kılık kıyafet. 3. Övme. [DS] abus, [Ar. ‘ubüset (som urtkanlık) > 'abüs ^ j ^ ] (abu :s) {OsT} sf. 1. (Kişi için) asık suratlı; somurtkan. 2. (Yüz için) asık, dargın. 3. m ec. is. Sert, kızgın, çatık yüz. 4. m ec. (Zaman için) felaketin meydana geldiği. «Abus y ıllar.» ö abüsü’l-vech, {OsT} S o ­ m urtkan yüzlü kimse. abuskal, [Yun. aposkalin] {ağız} is. Sonradan ta­ mamlanmak üzere yarım bırakılan iş. [DS] abuşak, -ğı [apış-mak > abu-ş-ak] {ağız} sf. Becerik­ siz; başarısız. [DS] abuşka, [aba / apa (b a b a ) > aba-ç (b a b a cık ) > abıçka > abuşka] {eAT} sf. Yaşlı; ihtiyar, abut, [abut] {ağız} sf. İş bilmez; sersem. [DS] abuv, [abuvv] {ağız} ünl. 1. Şaşma ve heyecan bildi­ rir. 2. Acı bildirir. [DS] abuzam bak, [Ar. ebü zamzak] {ağız} sf. 1. Saçma sapan, gelişigüzel konuşan. 2. Eşek arısı. [DS] abü, [Fr. abus] is. Aşırılık; ifrat, abütab, [Far. âb ü tâb (parlaklık) u t j l_>T (a :bü ] ta:b) {OsT} is. 1. Tazelik; canlılık. 2. Parlaklık; ih­ tişam; gösteriş. 3. m ec. Güzellik; letafet, abyari, [Far. âbyârı ^ jL ;!] (a :b y a :r i:) {ağız} is. 1. Sulayıcılık. 2. m ec. Yardım. 3. Bir tür ince kumaş. [DS] abzen, [Far. âb-zen l)jjT] (a:bzen ) {OsT} is. 1. Küçük havuz. 2. Banyo, abzürüft, [Far. âb-zürüft cjjJoT] (a:bzürüft) {OsT} sf. (Kavun, karpuz vb. için) bozulmuş, A c, [Fr. actinium] kısalt, kim. Atom numarası 89 olan ve A c227 ve Ac228 olmak üzere iki izotopu bu­ lunan radyo aktif element olan aktinyumun sembo­ lü. a c 1 [aç / ac ^1] {eAT} sf. A ç. S ac dirilmek, {eAT} , A ç y a şa m a k .| ac itmek, {eAT} A ç b ırakm ak .| ac | | tutm ak, {eAT} A ç bırakm ak.

AC

I M

I Ü

M

M

. e o

ac2, [Far. âc ç j ] (a :c ) {OsT} is. bot. Ilgın. ac3, -ccı [Ar. ‘acc ^c-] {OsT} is. Bağırma; nara. ac4, -ccı [Ar. C âcc / ‘âcce £*• t *=-U] (a :c) {OsT} is. Kalabalık. ac5, [Ar. ‘âc ^U ] (a :c) {OsT} is. Fil dişi, acab, [Ar. ‘aceb v - ^ 1 {OsT} zf. - * acep. acab, [Ar. a'ceb v - ^ ] {eAT} {OsT} sf. Daha da şaş­ kınlık uyandıran; çok acayip; pek acayip. 0 görmek, {eAT} Ş aşm ak; h ayrete düşmek. acab

-acaksız, [-acak-sız / -ecek-siz / -y-acak-sız / -yecek-siz] {eAT} çek. e. Gelecek zaman çokluk ikinci kişi eki (-acaksınız). acal, [Ar. ecel > âcâl JU-T] (a :c a :l) {OsT} is. 1. Va­ deler. 2. Eceller; doğal ömürlerin sonları, acale, [Ar. icâle / acâle J M ] (aca. le) {OsT} is. Do­ laştırma; gezdirme; dolandırma; cevelan ettirme, acalet, [Ar. ‘acele > ‘ıcâlet / ‘acâlet i)U ^] (a ca:let) {OsT} is. 1. Acele ile yapılan iş. 2. El kitabı, acaleten, [Ar. ‘acele > ‘ıcâleten / ‘acâleten ÜUj-] (ac a : l e ’ten) {OsT} zf. Acele olarak; çabucak; çarça­ buk. acalm ak, [ac-al-mak] d ö n ş l.f. [ -ır ] {ağız} 1. (Makine dişlileri için) fazla kullanmaktan dolayı aşınmak. 2. Çaptan düşmek. 3. Acıkmak. [DS] A cam , [Ar. ‘acem > a‘câm (a -ca:m ) {OsT} is.

acaba, [Ar. ‘ acib (şa şıla c a k şey) > ‘acabâ L»«p] (a'~ c a b a :) zf. 1. Şaşırma ve tereddüt ifade eden soru edatı; acayip; acep; bakalım; ister misin; sakın; yoksa.. « A ca b a m eyl-i tea li n e d em ek on larca? » Mehmet Âkif Ersoy 2. {eAT} Ola mı? 3. is. Şüphe. S acabada kalmak, {ağız} K ara rsız o lm a k; şü p­ h e d e kalm ak. [DS] acablam ak, [acab-la-mak] {eAT} {OsT} g ç s z .f. [-r ] [l(ı)y or] Hayret etmek; şaşmak, acabola, [Ar. ‘aceb + T. ol-a] (a c a 'b o la ) {ağız} zf. Acaba. [DS] acac, [Ar. ‘acâc jr W ] (a c a .c ) {OsT} is. 1. Bulut. 2. **1 Duman. acafet, [Ar. ‘acâfet c j U t ] (a ca:fet) {OsT} is. Zayıf­ lık; çelimsizlik. -acagın, [-acağ-m / -eceg-in / -y-acağ-ın / -y-eceg-in] {eAT} çek. e. Gelecek zaman teklik birinci kişi eki. a c a ’ib, [Ar. ‘aceb > ‘acâ’ib (a c a .ib ) {OsT} ■s/Çolc şaşırtıcı; çok tuhaf; çok acayip; anlaşılmaz, a c a ’ibat, [Ar. ‘acâibât oLsU^t] (a c a :ib a :t) {OsT} is.

1. Araplara göre Arap olmayan halklar. 2. Acem­ ler; İranlılar; Persler. acam , [Ar. ecme > âcâm j>U-T] (a :ca :m ) {OsT} is. Meşelikler; ağaçlıklar; kamışlıklar, acarın, [acemi > acamı] {ağız} sf. 1. Eli işe alışma­ mış; toy; tecrübesiz. 2. Genç; delikanlı. 3. Çırak. 4. Bir yerin yabancısı. 5. Çifte alışmamış tosun. 6. Bineğe alışmamış tay. [DS] -acan, [-a-can / -e-cen / -can] yap. e. Yakınlık, ben­ zerlik anlamları katan sıfat ya da isimler türetir. b a b a -ca n , ev-e-cen , sev-e-cen . acan, [Far. âcân OU-T] (a :c a :n ) {OsT} is. Polis. acan ta, [acente > acanta] sf. (Makine, otomobil vb için) yepyeni,

acaplam ak, [acaip > acap-la-mak] {ağız} gçl. f. [-r ] 1. Acayip şeyler. 2. Olağanüstü yaratıkları incele­ [-l(ı)-y o r] Kınamak; ayıplamak. [DS] yen bilim. 3. Olağanüstü yaratıklar, a c a r 1 [Ar. ecr > âcâr jU-T] (a :c a :r ) {OsT} is. 1. Ki­ , a c a ’iz, [Ar. ‘acüz / ‘acüze > ‘acâ’iz ^W«p] (a ca:iz ) ralar. 2. Ödüller; mükâfatlar. {OsT} is. Kocakarılar. -a c a k 1 [-acak / -ecek / y-acak / -y-ecek] çek. e. Ge­ a c a r2, [Ar. V c â r _>U^I] {ağız} sf. 1. Becerikli, tuttu­ , lecek zaman kip eki; fiillerin gelecek zamana bağlı olarak çekimini sağlar: oku yacağım (oku -y-acakım), g id ecek-sin (git-ecek-sin), d u ra ca k (dur-acak) {eAT} (aynı). -acak 2, [-acak / -ecek / -y-acak / -y-ecek] yap. e. 1. Fiil kök ve gövdelerinden belli bir amaca tahsis olunma, ilgili olma anlamları ile sıfat ve isimler yapar: y iy ecek, içecek, y iy ece k (ekm ek), g elec ek , g e le c e k (konuk). 2. Fiillerden, eylemin belirttiği işle ilgili araç ve gereç isimleri yapar: tutacak, s ile ­ cek, a ça ca k . 3. {eAT} Fiillerden gelecek zaman sıfat fiili yapan ek; işlektir; eski Türkçede yoktur, eski Anadolu Türkçesi devresinde ortaya çıkmıştır. Bu y ık ıl-ıç a k ev d e un yok. Dede Korkut Kitabı, acak, -ğı [Far. âcâkdU-T] (a .c a .k ) {OsT} is. Toprak. ğunu koparan, hamarat, iş bilir. 2. Cesur; kabadayı; atılgan; yiğit; taşkın; atak; gözü pek; cesur. 3. Çe­ vik; enerjik; tez canlı. 4. Yeni, 5. Besili ve semiz hayvan; şişman; etli. 6. Taze. 7. Kuvvetli; gürbüz; dinç; iriyarı. 8. Açıkgöz; zeki. 9. Çapkın. 10. Kes­ kin; sert. 11. Acımsı. 12. Şiddetli. [DS] S acar ayaklı, Uzun boy lu ; iriyarı. | a c a r tav, {ağız} 1. | S ü rü lecek tarlanın şııb a t ayı için deki tavı. 2. Tam tav. 3. Yeni sökülm ü ş tarlanın ilk ekim tavı. 4. in ­ san ların en güçlii oldu kları d elikan lılık ve olgunluk çağı. [DS] acarcan a, [acar-ca-n-a] {ağız} zf. 1. Oldukça sert. 2. Oldukça atik. [DS] acarık , -ğı [acar-ık / acar-uk] {ağız} sf. 1. Yoksul; yarı aç; çıplak; sefil. 2. Zayıf; cılız; hastalıklı. [DS]

İ i H

I I f î M

. 8

9
aceb, [Ar. ‘aceb

ACE
{OsT} is. Şaşılacak şey; garip­ (a c e b a :) {OsT} e. -*■

acarlam ak, [acar-la-mak] {ağız} g ç l . f [ - r ] [-l(ı)-y o r] Yenilemek. [DS] acarlaşm a, [acar-la-ş-ma] is. Acarlaşmak işi. acarlaşm ak, [acar-la-ş-mak] dönşl. f . [- ir ] 1. Acar olmak, acar duruma gelmek. 2. {ağız} Kuvvetlen­ mek; gürbüzleşmek; gelişmek. [DS] 3. {ağız} Terbi­ yeli, ağır, uslu olmak. [DS] acarlı, [acar-lı] {ağız} sf. 1. Sert; keskin. 2. Yaramaz; haşarı. 3. {OsT} Yeni. [DS] acarlık, -ğı [acar-lık] is. A car olma; acarca davran­ ma. ö acarlık etmek, S abırsız davranm a, hem en atılm a. acat, [Ar. hacet > acat] {ağız} is. 1. Alet; aygıt. 2. Ev eşyası. acayip, -bi [Ar. ‘aceb / ‘acibe > ‘acâib (a c a :yip) sf. (A rapça a c e b kelim esin in çoğu lu olm asın a rağm en T ü rkçe'de tekil o la r a k kullanılır.) 1. Alı­ şılmışın dışında, şaşılacak, garip karşılanacak dav­ ranışlar; garip; tuhaf; acaip; acibe; acip; garibe; garip; gayri tabii; şaşılası; tuhaf; ucube; yabansı. 2. ünl. Çok beğenilen, abartılı olarak beğenilen. 3. zf. Kuşkulu bulma. S1 acayibe kalmak, {eAT} H ayret etm ek; şa şırm a k .| acayibine gitmek, A lışılm am ış | ve şa şırtıcı bu lm ak; bö y le b ir durumıı veya d a v ra ­ nışı beklememek.\\ acayip acayip, A lışılagelm işin dışında ş a ş ıla c a k b ir durum kaz an m a k acayipçe, [acayip-ce] ( a c a .y i’ ç e ) zf. Yadırgatıcı op larak. acayipleşme, [acayip-le-ş-me] (a ca.y ip leşm e) is. Acayipleşmek durumu, acayipleşmek, [acayip-le-ş-mek] (a c a y ip le ş m e k ) dönşl. f . [-ir ] Alışılagelmişin dışına çıkarak şaşırtı­ cı, yadırgatıcı bir duruma gelmek, acayipleştirme, [acayip-le-ş-tir-me] (a c a y ip le ş t ir ­ me) is. Birini veya bir şeyi acayipleştirmek duru­ mu. acayipleştirmek, [acayip-le-ş-tir-mek] ( a c a y ip le ş ­ tirm ek) gçl. f . [-ir ] Birini veya bir şeyi tuhaf ve ya­ dırganacak bir hâle getirmek, acayiplik, -ği [acayip-lik] (a c a y ip lik ) is. 1. Şaşırta­ cak şekilde garip olma niteliği; tuhaflık; gariplik; 2. p sikol. Şizofren birinin karşısındaki kimsede bırak­ tığı davranış ve konuşma tutarsızlığı izlenimi, acaz, [Ar. ‘acz (güçsüzlük) > ‘âciz > a’câz ca:z) {OsT} is. Acizler, accac, [Ar. ‘accâc (a c c a :c ) {OsT} sf. 1. Gürül­ tülü; fırtınalı. 2. (At için) soylu; has kan. accık, -ğı [azıcık > accık] {ağız} zf. Biraz; azıcık; pek az. [DS] ace, [Ar. ‘âce 4^-U] (a :c e ) {OsT} is. Bir tek fil dişi. a’ceb, [Ar. a‘ceb {OsT} is. Daha garip; pek şa­ (a-

lik. fi1 acebe kalmak, {eAT} Şaşakalm ak. aceba, [Ar. ‘aceb > ‘acebâ acaba. aceblemek, [aceb-le-mek] {eAT} gçsz. f . [ - r ] [-l(i)y o r ] Hayret etmek; şaşırmak; şaşakalmak, a ’cef, [Ar. a 'c e f^ J^ I] {OsT} sf. Zayıf; ince, a ’cel, [Ar. a‘cel aceleci. acelaca'ib, [ Ar. ‘acebü’l-'acâ’ib => ‘acel-‘acâ5ib (a 'c e la c a :ib ) {OsT} zf. Çok acayip, acele, [Ar. ‘acl > ‘acele is. 1. Bir şeyi yapmak {OsT} sf. Çok acele eden; pek

veya bitirmek için çabuklanma; çabukluk; sabırsız­ lık; ivme; ivedi; tez; hemen. 2. İşlem görmede ve cevaplandırmada önceliği olan resmî yazı ve ya­ zışma türü. 3. sf. Çabuk yapılması gereken. 4. A ce­ lesi olan. 5. zf. Çabuk olarak, fi1 acele acele, H ızlı hızlı, ça b u k o la r a k .| acele etmek, Ç a b u k d av ran ­ | m ak, ça b u k y a p m a ğ a davran m ak; | acele ile, Ç a| buk.\\ acele işe şeytan karışır, Yeteri k a d a r d ü ­ şünm eden, iyi p lan la n m a d an başla n a n işten isteni­ len olum lu sonu ç alın am az.| acelesi v ar, Birinin | ça b u k d avran m a zorunda, b ekley em ez durum da oluşu. | acelesi yok, H em en yapılm asın ın g e r e ğ i | yok, b ek ley e b ilir durumda.\\ acele telgraf, Yerine u laştırm ada d iğ er telg ra fla ra g ö r e ö n c elik sıra sı olan telgraf. | aceleye gelmek, Zam an d arlığ ı s e ­ | b eb iy le y a p ıla n b ir iş için y ete ri k a d a r zam an ve em ek harcayamamak.\\ aceleye getirmek, 1. B ir şey i k ısa sü re için de g erek tiğ i k a d a r e m ek ve z a ­ man h arca y am ad a n yapm ak. 2. Zam an yetersizliğ i yüzünden karşısındakinin y ete ri k a d a r in celey em em esi, düşün em em esi durum undan y a r a r la n a r a k kan dırm ak, aldatm ak. aceleci, [acele-ci] is. 1. Bir işi yapmakta çabukluk gösteren, sabırsız. 2. sf. (Kişi için) telaş içinde ça­ buk iş görme alışkanlığında olan, acelecilik, -ği [acele-ci-lik] is. Bir işin yapılmasında, bir şeyin gerçekleşmesini beklemekte sabırsız dav­ ranma durumu, aceleleştirme, [acele-le-ş-tir-me] is. Aceleleştirmek durumu. aceleleştirmek, [acele-le-ş-tir-mek] g ç l f . [-ir ] Bir işin yapılmasını, bitirilmesini çabuklaştırmak; hız­ landırmak; ivedileştirmek, aceleten, [Ar. ‘aceleten larak; ivedilikle. Acem , [Al', ‘acem (Arap olm ayan ; A r a p ç a ’ ı kon u ­ y şam ayan ) |*^] {OsT} is. 1. Yabancı; tat. {eAT} (ay­ nı) 2. {eAT} İranlı; Tat. 3. Arapların, Arap ırkı dı­ şında olanlara verdikleri isim. 4. Fars ırkından ol­ mayan İran yerlisi. 5. İran ülkesi; İran toprakları. 6. (a ’celeten ) zf. Acele o-

şırtıcı; çok garip. S a ’ cebü’l-acâib, {OsT} Ç o k ş a ­ şırtıcı ve gülünç olan.

ACE
Azerbaycan’daki Şiî Türkler. 7. müz. Musikide bir makam ismi. S A cem ağzı, D oğu A n adolu 'da İran A zerilerin in söyleyişin i taklit e d e r e k türkü söy lem e edası.\\ A cem aslanı, S ahte kah ram an (E ski Iran b a y ra ğ ı üzerin deki a slan resm in den dolayı). | A| cem bahçesi, E trafı y ü k sek d u v a rla rla çevrili, iç e ­ risin de ç eş it çeşit g ü ller bulunan havuzlu ve f ıs k i­ y e li İran bahçeleri.\\ Acem çadırı, O sm anlı sultan­ larının atlı g ez ile re çıktıkların da ku llan dıkları ç a ­ dır. | Acem çapkını, E skiden şeh irlerin etrafın da | gezin ti y a p m a k için kiralan an at. | Acem gömleği, | İş g ö m leğ i.| Acem halısı, İ r a n ’d a doku nan ip ek | halı. | A cem işi, R en kli ip ek le işlenm iş ve üzeri a l­ | tın, güm üş p u l veya bon cu k la rla süslenm iş d ö şem e­ lik kum aşlar. | Acem kaması, İn ce keskin kam a. | | | Acem kılıcı, İki y a n ı d a keskin k ılıç .| Acem kılıcı | gibi, K im den y a n a olduğu belli olm ayan, ikili oy­ nayan veya tuttuğu ta ra fa düşm anlık edebilen.\\ A cem koşması, A n ad o lu ’d a k i sa z şairlerin in düz v ey a cin aslı o la r a k sö y led iğ i ve A zerilere h a s bir m ak am la söylen en k oşm a türü. Ö lçü o la r a k aruzun fâilâtü n , fâ ilâ tü n kalıb ı kullanılır.\\ Acem kösteği, E sk i y azm a k ita p la r ciltlendikten so n r a kitabın a r ­ k a sın a y apıştırılm ış ince deri. | Acem lalesi, bot. ir i | s a r ı veya turuncu ren kte ç iç ek le ri bulunan b ir süs bitkisi; a te ş topu.\\ Acem makam ı, A cem p e r d e s in ­ d en b a şla y a r a k ça rg â h p e r d e s i üzerin deki ça rg â h dörtlüsünün ısra rla kullanıldığı k la sik Türk müziği makamı.\\ Acem manisi, B içim ve ezgi bakım ından A zerbay can ’a özgü olup D oğ u A nadolu ’d a d a sö y ­ len en b ir cin aslı m ani türü. | Acem mübalağası, | A b artm a a şırılığ ı; p a la v r a .| Acem ocağı, {ağız} | M altız; ızgaralı d em ir o cak . [DS]|| Acem perdesi, Türk m üziğinde tiz sekizlid eki fa . | Acem şeytanı, | {ağız} Zayıf, esm er adam . [DS]|| Acem şikestesi, H azin ve doku n aklı bir türkü ezg isi.| Acem tıraşı, | B aşın iki tarafı ile tep esin d eki sa ç la r ı kesip s a d e c e a rk a sın d a b ıra k m a k su retiyle y a p ıla n tıraş şekli. | | Acem yahnisi, (eATj S alm a aşı. A ’cem , [Ar. â'cem mayan kimse. A cem ane, [Ar. ‘acem + Far. -âne (a cem a;n e) {OsT} zf. 1. Acemlere yakışır biçimde; İran tarzın­ da. 2. m ec. Ölçüsüz derecede abartılı; çok mübala­ ğalı. acem aşiran, [Ar. ‘acemaşır + Far. -ân ı*-^] (acem a şi:r a :n ) {OsT} is. müz. Klasik Türk müziğinde bir makamın ve perdenin ortak adıdır. S acem a­ şirân makam ı, A cem m akam ına, a cem aşiran p e r ­ d e s i üzerin deki ça rg â h beşlisinin eklen m esiy le eld e edilmiştir.\\ acem aşirân perdesi, O rta sekiz lid ek i fa acem borusu, -nu [acem+boru-s-u] is. Genellikle ağustos ve eylül aylarında boru şeklinde turuncu sarı renkte çiçekler açan kalın gövdeli ağaçlara tırma­ nan sarmaşık, (B igon ia radicam s). {OsT} is. Arap halkından ol­ acembuselik, -ği [Ar. ‘acem + Far. buselik liü] (a cem bu ;selik ) {OsT} is. müz. Acem makamının buselik dörtlüsü veya beşlisi ile sona eren birleşik bir Türk müziği makamı. Acem ce, [acem-ce] ( a c e ’m ce) is. Farsça, acem ırak, [Ar. ‘ acem -‘ırâk j {OsT} is. müz. Bir makam adı. A ’ cemi, [Ar. a'cemî ,j^ -\ \ (a-cem i:) {OsT} sf. 1. Y a­ bancıya ait. 2. Araplara göre Araplar dışındaki halktan olan. 3. Araplara göre Arapçadaki yabancı kelimeler. 4. {eAT} Arapçadan başka dilde olan. 5. Cahilliği vb. nedenlerle doğru ve düzgün konuşa­ mayan. 6. Dilsiz; tat; ahraz. acem i, [Ar. ‘acemi (a cem i:) {OsT} sf. 1. Bir iş­ te henüz ustalaşmamış, işin gereği olan ustalığı ve beceriyi kazanamamış; deneyimsiz; beceriksiz; toy. 2. {OsT} Saraya yeni alınmış, İslam örf ve adetleri­ ni, okuma ve yazmayı, saraydaki görevinin ne ol­ duğunu henüz öğrenememiş cariye. S acemi ağa­ sı, O sm anlı sa ra y ın d a h arem hizm etlerin den s o ­ rumlu z en ci hadım a ğ a la r d a n b ir bölümü.\\ acemi çaydanlık, D eneyim siz; beceriksiz. | acem i çaylak, | B ir işe y en i girm iş, den eyim i ve b e c e r is i olm ayan kim se. | Acem i çaylak bu k ad ar u çar, B ilg i ve d e­ | neyim i kıt o la n la rd an f a z l a b e c e r i g erektiren iş beklen m ez; (A cem i bü lbü l bö y le öter.) | acemi er, | A skere y en i alınm ış ve tem el a sk erlik eğitim ini ta­ m am lam am ış e r .| Acem i nalbant gâvur eşeğinde | öğrenir, H enüz m esleğ in in g erek tird iğ i b e c e r i ve ustalığı kazan am am ış kişi tem rin m alzem esi o la ra k d e ğ e r verilm em iş şey leri kullan ır; b ir ustanın y a p ­ tığı işte iyi m alzem e kullanm am ası veya g er ek li titizliği gösterm em esi. | Acem i nalbant gibi kâh | nalına vu ru r, kâh mıhına. H içb ir işi düzenli ve ku ralın a uygun o la r a k y a p am am ak, b ecerik siz lik .| | acem i ocağı, im p a ra to rlu k d ev ri d ev let teşkilatında kapıku lu o c a k la rın a a lın a c a k erleri yetiştiren a s k e ­ r î kurum. | acemi oğlanı, O sm anlı dev let teşkilatın­ | d a esirlerd en veya devşirm elerden Y eniçeri o c a ğ ı­ na alın m a k ü zere eğ itilm ek ve y etiştirilm ek için a cem i o c a ğ ın a g ö n d erilen g en ç ler; to rb a oğ lan ı; şadi. | acemisi olm ak, i . B ir işi y a p m a k ta veya a le ­ | ti kullan m akta b e c e r is i bulunm am ak. 2. B ir yerin y a b a n cısı olm ak. acem ice, [acemi-ce] (acem i ’ce) zf. 1. Ustaya yakış­ mayacak şekilde, ancak acemilerin yapabileceği biçimde. 2. Düşünüp taşınmadan, kârını ve zararını hesaplamadan, ön araştırma ve planlama yapma­ dan. acemileşme, [acemi-le-ş-me] is. Acemileşmek işi. acemileşmek, [acemi-le-ş-mek] d ö n şl.f. [ -ir ] 1. Usta ve tecrübeli bir kimsenin çeşitli sebeplerden gerek­ tiği şekilde ustalığını, becerisini gösterememesi. 2. Bocalamak. l (a cem ıra;k)

I M I K S ö İ.9 1 M

ACI

acemilik, -ği [acemi-lik] is. 1. Deneyimi ve ustalığı oJL^iS"] (a cem zi:rkeşi:d e) {OsT} is. müz. Bir makam bulunmamak; tecrübesizlik; deneyimsizlik; toyluk. adı. 2. Beceriksizlik. 3. Ürkeklik, çekingenlik. 4. Y a ­ acene, [Far. ajana (delgi)] {ağız} is. Tırpanın sap ge­ bancılık. 5. Osmanlı sarayına alman cariyelerin ilk çecek deliğini delmeye yayan çelik alet; zımba. hizmet dönemi. 6. Osmanlı sarayında iç oğlanlarına [DS] ilk alındıkları zaman verilen para. 7. Silahtarlık, acente, [İt. agente] ( a c e ’nte) is. 1. Ticarî konularda çuhadarlık ve bostancılık kethüdalıklarına atanan­ belirli işleri üstlenen ve kendisine verilen yetki çer­ lara ilk ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla verilen çevesinde aracılık eden kurum veya kişi. 2. Taşıma para. S acemilik çekmek, Yeni g ird iğ i işle veya şirketi veya banka gibi yaygın kuruluşların şubeleri gittiği y a b a n cı b ir y e r d e bilg i v e becerisin in ek sik ­ veya temsilcilikleri. 3. Bu şubenin başında bulunan liğinden dolayı sıkıntı çekm ek, bocalamak.\\ acemi­ kimse; temsilci. 4. Bir kuruluşun ticarî işlerini yü­ lik etmek, Yeteri k a d a r bilg i ve b e c er iy e sa h ip o l­ rüten ticarethane. S acenteden çıkma, (M otorlu duğu h â ld e dü şü n cesizce iş y a p m a k ; sa h ip olduğu a r a ç için) y en i alınm ış; ikinci e l değil. ustalığı veya b eceriy i g ö sterem em ek ; g a fle t g ö sacentelik, -ği [acente-lik] is. Acente ile ilgili işleri term ek. | acemilik göstermek, A cem ilik etm ek. | yürüten kurum, kişi veya bu işlerin yapıldığı bina, Acem istan, [Ar. ‘acem + Far. -istân OU— (a cebüro gibi yerler, m ista. n) {OsT} is. İran ülkesi, acep, [Ar. ‘aceb (şaşm a) ( a ‘cep) zf. 1. Acaba acemiyan, [Ar. ‘acemî > ‘acemiyân j L ^ t ] (acem iy a :n ) {OsT} sf. 1. Acemiler; toylar; deneyimsizler; tecrübesizler. 2. is. Yeniçeri ocağına giren acemi oğlanları. 3. öz. is. (Baş harfi büyük yazılır) İranlI­ lar. acemkürdi, [Ar. ‘acem + Far. kürdi tp £ ^ - ] {OsT} is. müz. Klasik Türk müziğinde Acem makamının sonuna bir kürdi dörtlü eklenerek meydana getiril­ miş bir birleşik makam. Acemleşme, [acem-le-ş-me] is. Acemleşmek işi; İranlılaşma. Acemleşmek, [acem-le-ş-mek] d ö n ş l.f. [-ir ] 1. İranlı gibi olmak; İranlıya benzemek; İranlı gibi davran­ mak. 2. İran kültürü ve medeniyeti içinde eriyerek kendi millî benliğini yitirmek. Acemperest, [Ar. ‘acem + Far. perest A ^s-\ {OsT} sf. 1. Klasik Türk edebiyatında biçim ve üs­ lûp bakımından İran’ı taklit eden. 2. Sanat ve ede­ biyatta İran hayranı ve İran kültürüne düşkün olan. Acemperestlik, -ği [Acemperest-lik] is. İran hayran­ lığı. Acemperestî, [Ar. ‘acem + Far. perestı ^ -] (a cem p eresti:) {OsT} is. İmparatorluk döneminde, sanat ve kültürde İran hayranlığına verilen ad; Acemperestlik. acempuselik, -ği [Ar. ‘acem + Far. püselik <^ (soru). «A cep g eld i m i? » 2. Nasıl, nasıl da... (kuv­ vetlendirm e). «P ilavın y an ın d a h o ş a f a c e p g id e r .» 3. Yoksa (tereddüt). « A cep bu lam adı m ı? » 4. Kim bilir (m erak). «A cep kim inle g ez ip tozu yor.» 5. sf. Tuhaf; garip; acayip; şaşılır. «Bu k a d a rc ık m a l dünya p a r a , a c e p ş e y !» S aceb degül, G arip d e ­ ğ il; şaşılm az; şa şılır m ı?| acebe kalmak, {eATf | H ayrette k alm ak ; şaşakalm ak. aceplemek, [acep-le-mek] gçsz. f . [-r ] [-l(i)-y o r] {ağız} Şaşmak. [DS] acepleşme, [acep-le-ş-me] is. Acepleşmek işi. acepleşmek, [acep-le-ş-mek] dönşl. f . [ - ir ] Şaşmak; garip karşılamak, acer, [Ar. 5a‘cer => acer] {ağız} sf. (Eşya için) kullanılmamış; eskimemiş. [DS] a ’cez, [Ar. a‘cez j>*s-1 (a-cez) {OsT} sf. Çok âciz ve ] güçsüz. aceze, [Ar. ‘âciz > ‘ aceze {OsT} is. Güçsüzler, zavallılar, düşkünler; beceriksizler; zayıflar. S aceze-i eytam, D üşkün v e korum ası olm ayan y e ­ timler.\\ aceze-i küttâb, O kulda öğren im g ö rm ed en dev let d a iresin e girm iş a cem i m em u rlar.| aceze-i | mttslimîn, K oru m ası olm ayan düşkün M üslüm anlar. acı1, [eT. âç-ığ > acı] is. ve sf. 1. Bir yiyeceğin veya bir maddenin dilde bıraktığı yakıcı, kavurucu tat. 2. Tadı yakıcı, kavurucu yiyecek, içecek. 3. Bir dış etkenin veya mikroorganizmaların vücudun her­ hangi bir yerinde meydana getirdiği ezilme, yırtıl­ ma, sıkıştırılma veya dokuların tahribi gibi sebep­ lerle meydana gelen dayanılması güç duyu; ağrı. 4. m ec. İnsana büyük üzüntü veren olay; dert; keder; elem; azap; ıstırap; kahır. « İlk sev g iy e benzeyen ilk acı, ilk ayrılık! / Yüreğimin yaktığ ı a teşle h a v a ılık.» Faruk Nafiz Çamlıbel. 5. mec. Şiddetli ve sert. «Acı p o y ra z yüzümüzü kavurdu». 6. Kırıcı,

ıiü] (a cem p u :selik) {OsT} is. müz. -*■ acembuselik, acem rast, [Ar. ‘acem+ Far. rast c —j ^ s - ] {OsT} is. müz. Bir makam adı. acemuşşak, [Ar. ‘acem-'uşşâk J l i t |V=^] {OsT} is. müz. Bir makam adı. Acemzade, [Ar. ‘acem+ Far. zade o-slj acemzirkeşide, [Ar. ‘acem + Far. zırkeşîde (acem za:d e) {OsT} is. Acemoğlu; İranlı atalardan gelme,

ACI
hırpalayıcı. «Onun a cı sözlerin i ç ek m ek zoru n da m ıyım ?» 7. Hüzün verici ve dokunaklı; kederli; hü­ zünlü; elemli. « K o c a Ali, y in e cev a p verm edi. A cı a c ı gülüm sedi.» Ömer Seyfettin. 8. Çarpıcı; göz alıcı. 9. Istıraplı; pahalıya mal olmuş, fi1 acı acı, Üzüldüğünü belli e d e c e k ş e k ild e ç o k keskin ve dokunaklı. | acı acıyı bastırır, H er y en i fe la k e t, insanı | b ir öncekin den d a h a ç o k y ıp ra tır veya ön cekin i unutturur. \ acı ağaç, bot. Odunu h a lk hekim liğin de \ tentür h â lin d e tonik ve iştah a ç ıc ı o la r a k kullanılan b ir a ğ a ççık, kav a sy a (Q uassia amara).\\ acı ba­ dem, G ü lgillerden bir m eyve a ğ a c ı (Amygdalus a m a ra ) ve acım tırak, keskin kokulu m eyvesi. | acı | badem kurabiyesi, H azırlan an ham uruna h a fi f b ir a c ılık ve koku verm esi için a c ı ba d em ezm esi k a rış­ tırıla ra k y a p ıla n k u rabiy e cin si.| acı badem yağı, | A cı ba d em koku su n da p a rfü m erid e kullanılan nitrobenzen.\\ acı bakla, bot. Tohumu veya otu in­ sa n ve hay v an lar için z eh irli olan b ir çeşit süs bit­ k isi; kurt b a k la sı; Yahudi b a k la sı; M ısır baklası, (Lupinus termiş).|| acı bal, D eli b a l.| acı balık, | zoo l. A vrupa ’d a v e A n adolu 'nun kuzey ta rafların d a y a şa y an eti a c ı b ir tür tatlı su ba lığ ı; gördek, (R hodeu s amarus).\\ acı basm ak, D erde, ked ere, sıkın tıya uğram ak. | acı çekmek, 1. Ağrı sızı duy­ | m ak, ca m yanm ak. 2. B aşın dan üzüntülü o la y la r g eçm iş olm ak. 3. Yokluk ve sıkıntı çekm ek. | acı | çiğdem, bot. Taşıdığı a lk a lo itler yüzünden zehirli olan, tohum ları ve yum ru k ö k le ri rom atizm a a ğ r ı­ ların ı g eç ir m e d e kullanılan bir çiğ dem türü; güz çiğ d em i; m ahrut; sürincan (C olchicu m autumnale). | acı dil, 1. K on u şm aların da karşısın dakin i | kıran, kötü leyen ve iğneleyen kim se. 2. {eAT} Acı s ö z ; dedikodu.\\ acı dil virmek, {eAT} A cı sö z sö y ­ lem ek ,| acı ekmeği, {ağız} Ölü evine kom şu ların | g ö n d erd iğ i yem ek. [D S]|| acı elma bot. E lm a büyük­ lüğündeki m eyveleri m üshil o la r a k kullanılan b a k ­ lag illerd en sürüngen b ir bitki; eb u c e h il karpuzu; k a r a döleğ i, (Citrullus colocynthis). | acı fındık, is. | bot. S o n b ah a rd a n k ışa k a d a r ç iç e k açan, bu s e b e p ­ le b a h ç e le r d e sü s o la r a k yetiştirilen, y a p ra k la rın ­ d an ve kabu kların dan d a m a r h a stalıkla rın d a y a ­ rarla n ıla n ça lı türü a ğ a ççık, (H am am elis virginiana).\\ acı gelmek, H o şa gitm em ek, üzüntü y a ra t­ m ak]] acı geyrek, {ağız} M ide ek şim esi ve sindirim zorlu ğu yüzünden çıkan geğirti. [D S]|| acı gici, {ağız} A cı tatlı h e r şey. [DS]|| acı günek, {ağız} bot. H in diba. [DS]|| acı haber, Ölüm, yangın, deprem g ib i insanı derin den üzen olayın bildirilm esi, duyu­ ru lm ası.| acı hıyar, bot. E lm a büyüklüğündeki | m ey v eleri m üshil o la r a k kullanılan b a k la g illerd en sürüngen b ir bitki; eb u ce h il karpuzu, k a r g a düğleği. (Citrullus colocynthis)]\ acı kahve, 1. Ş ek er­ siz, s a d e kahve. 2. m ec. D avette alçakgön ü llü dav­ ra n a ra k y ap ılan ikram. «Buyurunuz, bir a c ı k a h ­ vem izi için iz.»| acı kavun, bot. K a b a kg illerd en |

S IM M S M

.,2

tırm anıcı, y a b a n i otsu b ir bitki; e ş e k hıyarı (E c­ ballium elaterium)]\ acı kuvvet, K a rşı kon ulm ası z o r ez ici favve/.|| acı m arul, bot. G övdesin den y a ­ tıştırıcı ve uyuşturucu süt çıka n sa rı çiçek li ve dişli y a p ra k lı tadı a c ı b ir y a b a n i m aru l ç eş id i; hindiba, (L actu ca virosa). {eAT} (aynı)| acı ot, bot. B ileşik ­ | g illerd en sa rı ç iç e k li y o l k en a rla rın d a ve k ırla rd a biten b ir ot; dövülm üş av rat otu, (Tom us com m ıınis). | acısı çıkm ak, D a h a ön ced en yap tığ ı haksız­ | lığın veya kötülüğün son u cu olsun veya olm asın ken d isi d e üzüntülü ve sıkın tılı g ü n ler g eçirm ek .| | acısı içine çökmek (işlemek), B ed en en veya m anen y a şa d ığ ı büyük bir üzüntünün sıkıntısını bütün b en ­ liğiyle hissetm ek. | acısına dayanam am ak, Ç ok | sev ilen birinin ölüm ünden, rahatsızlığından duydu­ ğu üzüntüden d olay ı sa ğ lığ ı bozu lm ak veya ölmek.\\ acısını alm ak, 1. A cı tadını g id erm ek. «Acısını a l­ m a k için satın aldığ ım zeytini bira z su ya ıslattım .» 2. A ğrı ve sızısını dindirm ek. «P ansum an ayağ ım ­ d a k i yaran ın acısın ı a lıv erd i.»|| acısını bağrına basm ak, Ş ikâyetlen m eden üzüntüsünü gizlem ek, ıstıra b a katlan m ak.| acısını çekmek, Yaptığı kötü | ve y a n lış davran ışların cezasın ı ilerid e görmek.\\ acısını çıkarm ak, 1. E ld e bulunm ayan s e b e p le r yüzünden y a p ıla m a y an b ir şey i b a ş k a şe k ille rd e tela fi etm eye çalışm ak. 2. K en d isin e z a r a r veren kişiy e d a h a so n r a fır s a t g eçtiğ in d e m u kabil b ir z a ­ r a r verm ek, intikam alm ak. 3. Ö jkesini veya hırsını ken disin e z a r a r v eren v ey a buna s e b e p olan dan d eğ il d e gücünün yettiğ i kendisin den d a h a z a y ıf k iş iler e kötü d a v ra n a ra k ra h a tla m a k ; (bir p s ik o lo ­ j i k rahatsızlıktır)]] acısını görm ek, S evilen birinin öliim ü ile p s ik o lo jik sarsın tıya girm ek. | acısını içi­ | ne gömmek, Üzüntü ve a c ıla r a sızlanm adan, y a ­ kın m adan katlan m ak,| acı söylemek, Birinin yan lış | ve olum suz d av ran ışları s e b e b iy le g e r ç e k le r i old u ­ ğ u g ib i söyleyip uyarm aya çalışm ak. «D ost a cı s ö y le r .» | acı söz, K ırıcı v e ç o k fa z l a üzüntüye s e ­ b e p o la c a k söz]] acı su, 1. İç ile c e k nitelikte o lm a ­ y a n (tuzluluk oran ı 0.50 ile 17 a rasın d aki) su. 2. {ağız} M aden suyu. [DS] 3. Yara y a d a yanığın için­ d ek i sa rı su ; iltihap]] acı tatlı, S evinçli ve hüzünlü b ir a ra d a . «Ş u rada a c ı tatlı b eş yılım ız geçti. »\ acı \ tecrübe, Istıraplı, üziicü, p a h a lıy a m al olm uş ve sıkıntı için d e g e ç e n den eyim ler ve b ö y le y aşan an günler. | acı verm ek, 1. B irin in canını y akm ak, a cı | ç ek m esin e y o l açm ak. 2. Üzmek]] acıya koymak, {eAT} Istıra b a so k m a k ; z ah m et verm ek.| acı yav­ | şan, {eAT} {ağız} Yavşan o tu ;p e lin ; veron ica. [D S]|| acı yeri, {ağız} Ölü evi. [D S]|| acı yeşil, {ağız} K oyu y eş il; y a p r a k y eşili. [D S]|| acı yitimi, tıp. B ed en sel b ir acın ın a lg ılan m a sın d a ve tepki g ö sterm e gü­ cü nde a z a lm a şeklin d e b eliren b ir sin irsel rahatsız­ lık ; h ip oa lji]] acı yonca, bot. Y aprakları tıpta kul­ lan ılan ç o k a c ı ve kötü kokulu b ir bitki; su yon cası. acı2, [acı-cık] {eAT} s f Azıcık; pek az.

0 1 1 «

S ö M . 93

ACI

acıca, [acı-ca] sf. Tadı acıya yakın; acımsı, acıcık, -ğı [az-ıcık] {ağız} zf. Pak az; azıcık. [DS] acıdıcı, [acı-t-ıcı] {eAT} sf. Elem verici; acıklı; şid­ detli. acıg, [ac-ığ / ac-ık / aç-ığ / aç-ık / aç-uk j=rT] {eT} {eAT} sf. Acı; dert; ıstırap. [Yüknekî] S açığını al­ mak, {eAT} İntikam ım alm a k .| açığını çıkarm ak, | {eAT} İntikam ım almak.\\ acıgı tutm ak, {eAT} Ö fke­ lenm ek]| acıg itmek, {eAT} Istırap verm ek; üzüntü için de bırakmak.\\ acıg olm ak, {eAT} C am acım ak. acıgan, [acı-ğan jU ^ T ] {eAT} sf. Çok acıyan; çok üzülen. acık1, [eT. ac-ığ / ac-ık / aç-uk j^-T] {eAT} is. Acı; dert; sıkıntı; ıstırap. S acık etmek, {eAT} A cı v er­ m ek; ıstırap verm ek; üzüntü için d e bırakm ak. acık2, [eT. açık] {ağız} is. Öfke. [DS] acık3, [az-ıcık] {ağız} zf. Pek az; azıcık. [DS] acıkdurm ak, [acık-dur-mak] {eAT} gçl. f . [-u r] 1. Acıkmasına yol açmak. 2. Aç bırakmak, acıkılma, [acık-ıl-ma] is. Acıkma durumu, acıkılmak, [acık-ıl-mak] edil. f . [-ır ] Yemek ihtiyacı duyulmak.

acılanm a, [acı-la-n-ma] is. Acı olma durumu, acılı hâle gelme. acılanm ak, [acı-la-n-mak] dönşl. f . [-ır] 1. Tadı acı hâle gelmek. 2. {ağız} Üzülmek, kederlenmek. [DS] acılaşm a, [acı-la-ş-ma] is. Acı hâle gelme durumu, acılaşm ak, [acı-la-ş-mak] dönşl. f . [-ır ] 1. Acı bir tat kazanmak, tadı bozulmak. 2. Konuşmalarında kırı­ cı ve sert bir ifade kullanmaya başlamış olmak. 3. Sesinde hüzünlü ve kederli bir hava belirmek, acılaştırm a, [acı-la-ş-tır-ma] is. Acı duruma getirme işi. acılaştırm ak, [acı-la-ş-tır-mak] gçl. f i [ - ır ] Acı hâle getirmek. acılı, [acı-lı] sf. 1. (Yiyecek maddesi için) içine acı katılmış. «Acılı A dan a k ö fte s i.» 2. (Yiyecek için) acısı fazla olan. 3. Üzüntülü ve sıkıntılı. « Ç o k a cılı gü n ler g e ç ir d i.» 4. (Kişi için) bir yakınının ölümü­ nü yaşamış olan. «Acılı gününde bu o n a y a k ışır m ıydı?» ö acılı gicili, A cı ile d iğ er b a h a ra t ve s o s ­ ları konulm uş (yem ek). «O na şim di a cılı g icili y e ­ m ek ler d oku n u yor.» acılık, -ğı [acı-lık is. 1. Tat bakımından acı ol­

acıklı, [acı-k-lı] sf. 1. Acıma duygusu uyandıran; acı verecek nitelikte. 2. Kendisi için üzüntü ve acıma duyulmasını isteyen kimsenin tutumu; acındırıcı; acındırmaya çalışan. 3. Dokunaklı; ağlatıcı; hazin. acım a, [acı-ma] is. 1. Acımak işi. 2. Başkalarının 4. (Edebî eser için) acı olaylara dayalı; dramatik. 5. mutsuzlukları, kederleri ve üzüntüleri karşısında Bir uğraşma ve çabanın boşa çıkması ile ortaya insanı üzülmeye iten duygu; merhamet. çıkan gülünç durum; garip. 6. A cı ve keder içinde acım ak 1, [acı-mak] gçsz. f . [-r ] 1. Bedeninin bir ye­ kalmış kimse; yaslı; matemli, rinde fiziksel bir etki veya mikrobik bir yaradan acıkma, [a(ç)-ık-ma] is. Aç hâle gelme, dolayı acı hissetmek. «A m eliyat yerim ç o k a c ıy o r .» acıkmak, [eT. âç-ık-mak] gçsz. f . [ -ır ] 1. Midenin 2. (Yiyecek ve içecek için) tadı bozulmak; acı bir boşalması ve kandaki şeker miktarının azalması hâl kalmak; acılaşmak; acılık kesbetmek. « T erey a ­ sonucu besin alma, yeme ihtiyacı ortaya çıkmak; ğının tadı bozulmuş, tuzlam adığım ız için a c ım ış.» açlık duymak. 2. m ec. Bir şeye karşı şiddetli istek 3. Birine yakın, sevecen ve hoşgörülü davranmak; duymak; çok arzu etmek, merhamet etmek; rahmetmek; yazıklanmak. « Y ok­ acıksınmak, [acı-k-sı-n-mak] dönşl. f . [-ır ] Mütees­ su l kadının h â lin e acıyan o lm a d ı.» 4. Birinin gör­ sir olmak, üzülmek, düğü zarardan veya başına gelen bir felaketten do­ acıktırm a, is. [acık-tır-ma] Aç hâle getirme, layı üzülmek. «D eprem son rası evsiz yurtsuz k alan acıktırm ak, [acık-tır-mak] gçl. f . [-ır ] 1. Açlık duy­ D in arlılara acıyan, y a rd ım a k oştu .» 5. (Olumsuz masına sebep olmak. 2. Uzun süre yemek yemesini çekimiyle) Cimrilik etmemek, masraftan kaçınma­ engelleyerek çok aç kalmasını sağlamak; aç koy­ mak. « P a ra y a acım ad an b ir g ü zel b o y a m ış.» 6. mak. 3. (Yiyecek vb. için) iştahını açmak, Küçük görmek; yazıklanmak; teessüf etmek. « B ir acıla, [ac-ı-la / aç-la tU-T] {eAT} zf. A ç iken, koltuk için bu k a d a r küçüldim . A cıyorum s a n a .» 7. acılaca, [ac-ı-la-ca a»- aU-T] {eAT} zf. A ç olarak; aç acına. acılama, [acı-la-ma] {ağız} is. 1. Acılamak işi. 2. Şalgam yemeği. [DS] acılam ak1, [acı-la-mak] gçl. f i f - r [-l(ı)-y o r] İçine acı koymak; acılı hâle getirmek. acılamak2, [acı-la-mak] gçl. f i [ - r [-l(ı)-y o r] Hırpa­ layarak sevmek; hırpalamak. {ağız} Sevmek; okşamak. [DS] acım ak2, [eT. açT-mak > acı-mak j^ ^ T ] {eAT} gçsz. fi. [- r ] Eziyet görmek; ıstırap çekmek; acı duymak, acımaklı, [acı-mak-lı] sf. (Ses için) acıklı, dokunaklı, hazin. acım an, [acı-man] {ağız} is. Anların petek gözlerine doldurdukları acı madde. [DS] acımasız, [acı-ma-sız] is. v e s f. 1. işine ve yargılarına

ma durumu. 2. Acı miktarı. « Ç iğ k öftey e a c ılık verm ek için bira z d a h a b ib e r koyunuz.» 3. Buruk­ luk, dokunaklılık; kederlilik. 4. {eAT} Istırap; ezi­ yet; sıkıntı.

ACI sevgilerini ve insani duygularını karıştırmayan; kendinden af dileyene duyarsız kalan; katı; merha­ metsiz; zalim; ceberut; gaddar. 2. Değerlendirme­ lerinde hiçbir kusuru, boşluğu affetmeyen; katı; insafsız. 3. Sebep sonuç ilişkisinin kesinliğini ifade eden zarf. «B ilm eyen e tabiat acım asızdır.» acımasızca, [acı-ma-sız-ca] (acım ası ’z ca ) zf. Acıma duygusu taşımadan; gaddarca; zalimce; insafsızca, acımasızlık, -ğı [acı-ma-sız-lık] is. 1. Acımasız olma durumu; acımasız olan kişinin tutumu; merhamet­ sizlik; gaddarlık; insafsızlık; taş yüreklilik. 2. zf. Bir şeyin acımasızca gerçekleştirilme durumu, acımazlık, [acı-maz-lık] is. Acıma duygusu taşıma­ ma hâli; gaddarlık; merhametsizlik, acımık, -ğı [acı-m-ık] is. bot. 1. Karanfilgillerden yaprakları karşılıklı pembe ve mor çiçek açan ya­ bani ot; belemir; delice; karamuk. 2. {ağız} Çok sık dallı, acı ve fena kokulu bir yabancı ot. [DS] 3. {ağız} Sütleğen. [DS] 4. Merhamet. 5. İnsana sımsı­ kı sarılan sırnaşık kimse. S acımık torbası, {ağız} anat. S a fra kesesi. [DS] acımıktı, [acı-mık-lı] {ağız} sf. Yufka yürekli; mer­ hametli. [DS] acım sam ak, [acı-msa-mak] gçsz. f . [-r ] [-s(ı)-y or] A cır gibi olmak; biraz acımak, acımsı, [acı-msı] sf. 1. Tadı acıya yakın, biraz acı olan; acımtırak; az acı; acıya çalan. 2. Duygusal yönden dokunaklı, acım tırak, -ğı [acı-mtırak] sf. Tadı acıya yakın biraz acı olan; acımsı, acım tırakkk, [acı-mtırak-lık] is. Acıya yakın bir tat bulunma durumu, acın, [ac-ın ^ T ] {eAT} zf. A ç olarak; açlıkla; açlık­ tan. S acın ölmek, {eAT} 1. A çlıktan ölm ek. 2. Aç o la r a k ölm ek. acınacak, -ğı [acı-n-acak] sf. Acıma duygusu uyandı­ racak biçimde; acıklı; üzüntü verici, acınaklı, [acı-n-ak-lı] {ağız} sf. Kederli; üzüntülü; acılı; elemli. [DS] acınası, [acı-n-ası] zf. Acınacak, merhamet edilecek durum. acındırm a, [acı-n-dır-ma] is. Acındırmak işi. acındırm ak, [acı-n-dır-mak] gçl. f . [ -ir ] 1. Başkala­ rının kendisine acımasını sağlamak. 2. Bir kimseyi merhamete getirmek; yumuşatmak. 3. Kendisini zavallı durumda göstermek suretiyle karşısındaki­ nin merhamet duymasını sağlamak, açınılma, [acı-n-ıl-ma] is. Açınılmak işi. açınılmak, [acı-n-ıl-mak] edil. f . [-ır ] Bir kişiye veya canlıya başkaları tarafından acınmak: merhamet edilmek. (Bu f i i l cü m lede özrıesiz o la r a k kullanılır.) «Onun bu durum una açın ılm az m ı? » acınma, [acı-n-ma] is. Acınmak işi. acınm ak1, [acı-n-mak] edil. f . [ -ır ] 1. Keder ve ü­

BÜKÇE H

.

m

züntü duyulmak. 2. Teselli edilmek. 3. döniiş. f . Bir olay karşısında kendi kendine üzülmek; hayıflan­ mak. acınm ak2, [acı-n-mak] {ağız} dönşl. f . [-ır ] Dert yan­ mak; başkasında merhamet uyandırmaya çalışmak; sızlanmak. [DS] acınm ak3, [acı-n-mak] dönşl. f . [-ır ] Birine acımak; merhamet duymak, acır, [Ar. ‘acür => acır >=-T] {ağız} is. bot. Buruşuk kabuklu, açık renkli bir tür hıyar; acur, (Cucum is an guria). [DS] a cırak 1, -ğı [acı-rak ı3j=-T] {eAT} sf. Acımsı, acımtı­ rak; az acı; hafif acı. acırak 2, -ğı [aç-(ı)rak] {ağız} sf. Biraz aç; iyice doy­ mamış. [DS] acırga, [Moğ. acırga] is. bot. Yaban turpu, turp otu. acırm ak, [ac-ır-mak / ac-ur-mak Jv?-T] {eAT} gçl. f i [-u r ] 1. Acıktırmak. 2. Bağlı ve metbu durumda bulundurmak, acısız, [acı-sız] sf. 1. İçine acılık verecek herhangi bir şey katılmamış olan. «A cısız A dan a k öftesi y e d ik .» 2. m ec. Hiçbir üzüntüsü, derdi, kederi olmama. 3. Ağrı, sızı duyulmadan olan; acı vermeyen; acıtma­ yan. «A cısız a m eliy a t.» acışıklık, [acı-ş-ık-lık {eAT} is. Acı; ağrı.

acışrnak1 [acı-ş-mak iy ^ r T] {eAT} dönşl. f i [-ır ] , [eAT.. -ur] 1. Ağrımak; sızlamak; için için acımak. 2. {ağız} Üzülmek; acı duymak; kederlenmek. [DS] 3. Canı yanmak. 4. işteş, f . {ağız} Birisinin ölümü­ ne, felaketine hep birlikte üzülmek. [DS] acışm ak2, [ac-ış-mak] {ağız} işteş f i [-ır ] Sevişmek. [DS] acıştırm ak, [ac-ış-tır-mak] {ağız} gçl. f i [-ır ] Acıt­ mak; canını yakmak. [DS] acıtgan, [acı-t-ğan / acı-t-kan cıtan; çok ıstırap veren, acıtıcı, [acı-t-ıcı] sf. A cı veren; ağrı, sızı veren, acıtkan, [acı-t-ğan / acı-t-kan j ^ T ] {eAT} sf. -*• acıtgan. acıtm a, [acı-t-ma] is. Acıtmak durumu, fiili, acıtm ak, [acı-t-mak] gçl. f i [-ır ] [eAT, -ur] 1. Canım yakmak, fiziksel olarak ağrı sızı vermek; ağrıtmak; sızlatmak. 2. Tadını acı hâle getirmek; acılaştır­ mak. 3. {eAT} İncitmek, acıyıcı, [acı-y-ıcı] sf. Acıyıveren, merhamete gelive­ ren; acıyan. aciz, [Ar. ‘âciz => âciz] {eAT} sf. Gücü yetmeyen; âciz. S âciz eylemek, {eAT} Güçsüz ve ça resiz bı­ ra k m a k .| âciz eyleyici, {eAT} Güçsüz ve ça resiz | b ıra k a n .| âciz olm ak, {eAT} Gücü yetm em ek ; aciz | g österm ek. {eAT} sf. Çok a-

o b iiiic e

sözüm. M
değişmiş su; bozuk su. (aacinî, [Ar. ‘acım

Âci

aci, [Ar. ‘âcî ^ U ] (a:ci:) {OsT} sf. İ . Fildişi ile ilgili. 2. Fildişinden. 3. Fildişi satıcısı, acib, [Ar. ‘aceb (hayret, g a rip lik ) > ‘acıb ı_-

acin2, [Ar. âcin ^ 1 ] (a;cin ) {OsT} is. Rengi ve tadı (a ci.n i:) {OsT} sf. 1. Hamur (aci:n iyet) {OsT} is.

ci:b ) {OsT} sf. Alışılmış olanın dışında; garip; tu­ haf; acayip; şaşılacak; hayret verici, t? acîbü’lkıyâfe, {OsT} Giyimi a ca y ip olan. acib, [Ar. ‘aceb (hayret, gariplik) > ‘âcib cak şey. acibane, [Ar. ‘acıb + Far. -âne acibe, [Ar. ‘acıb / ‘acîbe L (a c i:b a :n e) {OsT} zf. Şaşılacak tarzda; hayret verici biçimde, (a c i:b e ) {OsT} is. Alışılmışın dışında, bugüne kadar hiç görülmemiş şey; tuhaf; garip; acayip; anormal. S acibe-i hil­ kat, A cayip yaratık. acibüleda, [Ar. ‘acıbü’l-edâ acil1 [Ar. ‘acele (çabu k) > ‘âcil , (a ci;b ü le(a :cil) {OsT} d a :) {OsT} sf. Güzelliğiyle hayrete düşüren. sf. Çok acele, beklemeğe zamanı ve tahammülü olmayan; derhâl yerine getirilmesi gerekli olan; bekletilemez. S acil durum , H em en m ü dahaleyi veya ted b ir alm ayı g erek tiren kritik durum. | acil | vaka, 1. Z a b ıtaca zam an kay b etm ed en m ü d ah ale edilm esini g erek tiren gü ven lik tedbiri. 2. H ekim lik­ ç e hem en g e r e k li tedavi işlem inin y apılm asın ı g e ­ rekli kılan sa ğ lık problemi.\\ acil servis, H astan e­ lerd e hem en tedavi altın a alın m ası g e r e k li h a sta la ­ rı k ab u l ve tedavi ed en bölüm.\\ acil şifalar dile­ mek, H asta olan birinin k ısa zam an d a sa ğ lığ ın a kavuşm ası için du a etm ek, d ilekte bulunm ak; g e ç ­ miş olsun dileğ in d e bulunmak. acil2, [Ar. ecel > âcil / âcile J=rT] (a :cil) {OsT} sf. 1. Vadeye bağlı; vadesi geldiğinde yapılacak olan. 2. Erteli. acilane, [Ar. ‘âcil + Far. -âne (a :cila :n e) (a ~

gibi; hamur kıvamında. 2. kim. Hamurumsu, aciniyet, [Ar. ‘acîniyyet

Hamur gibi olma; macunlaşma, acir, [Ar. ecr (kiraya verm ek) > âcir yr-T] (a :cir) {OsT} sf. Kiraya veren; kiralayan; mucir, aciş, [Far. âcış (a :c i:ş ) {OsT} is. Üşüme.

ci:b) {OsT} is. Alışılmışın dışında olan şey; şaşıla­

acitato, [İt. agitato] is. müz. (Çalınmak işi için) canlı ve coşkun, aciyo, [İt. aggio] (a ’cyo) is. -+ acyo, • âciz, [Ar. ‘acz > ‘âciz (a:ciz) sf. 1. Bir işi ya­

pabilecek gücü, becerisi ve yeteneği olmayan; güç­ süz; iktidarsız; çaresiz. 2. Zavallı; zayıf. 3. Yoksul; düşkün. 4. Himayesiz; kimsesiz. 5. Şaşırmış. S âciz bırakm ak, B irin i b ir iş y a p am az veya işin içinden çıkam az h â le so k m a k; b u n a l t m a k . âciz kalmak, Bütün ç a b a la rın a rağm en bir işi y a p am az durum a düşm ek; ça resiz kalmak.\\ âcizleri, (eski) Yazma ve k on u şm alard a kendisinden b a h setm ek g erek tiğ i zam an a lç a k gönüllülük ve sa y g ı g ö ster­ m ek için "ben ” y erin e kullanılan k elim e; âcizan e. aciz, -czi [Ar. acz is. 1. Güçsüzlük, yetersizlik;

{OsT} zf. 1. Acele olarak; acele ile. 2. Acele edenle­
re özgü; aceleci kimselere yakışır biçimde. acilen1, [Ar. ‘âcil > ‘âcilen (a :ci'len ) {OsT} zf. 1. Acil olarak, geciktirmeden, hemen; ivedilikle; gecikmeden. 2. Vakti zamanı geldiğinde yapılmak üzere. acilen2, [Ar. âcil > âcilen Ü>-T] ( a ı c i ’len) {OsT} zf. Zamanı geldiğinde yapılmak üzere; ertelenmiş ola­ rak. aciliyet, [Ar. ‘âciliyyet c~U-U] (a:ciliy et) {OsT} is. İvedilik. acin1, [Ar. ‘acn (yoğurma) > ‘acîn

iktidarsızlık; 2. Beceriksizlik. 3. tic. huk. Ödeme günü gelmiş olan borçlarını ödeyemeyecek duruma düşmek. 4. Bir şeyin son bölümü; arka taraf. 5. anat. Vücudun arka tarafı; kıç; (insan ve hayvan için) kalça; sakrum. 6. ed. Beyitte ikinci mısraın son kısmı. S aciz hâli, İfla s h â lin d e birisinin m ah ­ k em ey e b a şv u ra ra k durumunun tespitini istem e durumu.\\ aciz belgesi, A cze düşmüş b ir tüccarın h acizli m alların ın p a r a y a çevrilm esin den so n ra ala cağ ın ın tam am ını alam am ış bulunan a la c a k lıy a icra d a ir esi tarafından verilen a la cağ ın ın k alan m iktarını belirten belge. âcizan, [Ar. ‘âciz > ‘âcizân is. Acizler; zavallılar, âcizane, [Ar. ‘âciz + Far. âne (a :ciz a ;n e) (a ;ciza ;n ) {OsT}

{OsT} sf. ve zf. 1. Âciz kimselere yakışır şekilde. 2. Konuşma ve yazmalarda karşısındakine saygı duy­ duğunu belirtmek veya alçak gönüllü davranmak için kendisinden bahsederken kullanılan ifade. âcizî1, [Ar. ‘âciz + Far. - ı tsyr^ ] (a :ciz i:) {OsT} is. 1. Acizlik; güçsüzlük; yetersizlik; beceriksizlik. 2. Al­ çak gönüllülük. âcizî2, [Ar. ‘âciz + Far. -î iSyr lt] (a ;ciz i:) {OsT} sf. 1. Alçak gönüllü kimseye ait. 2. Alçak gönüllülük göstermek için “bana ait, benimki” yerine kullanı­ lır.

(aci:n) {OsT}

is. 1. Hamur ya da macun hâline getirme; yoğurma.
2. Macun; hamur. 3. sf. Yoğrulmuş; hamur veya macun hâline getirilmiş.

ÂCİ
âciziyet, -ti [Ar. ‘âciz! > ‘aciz-iyyet cojş-U ] (a:ciziy et) {OsT} is. 1. Yeteneksizlik; âcizlik. 2. Yoksul­ luk. 3. Alçak gönüllülük, âcizlik, -ği [âciz-lik] (cı:cizlik) sf. 1. Aciz olma hâli; düşkünlük; yoksulluk. 2. Beceriksizlik, güçsüzlük; iktidarsızlık. 3. Yetersizlik, açm ak, [âc-mak / âç-mak Acıkmak. acmiy, -yyi [Ar. ‘acmiyy anlayışlı. 2. İnce düşünceli, acn, [Ar. ‘ acn y * * ] {OsT} is. Yoğurma; macun kıva­ mına getirme, aco, [eT. aça] {ağız} is. Amca. [DS] acube, [Ar. ‘ucübe (a cu :b e) {OsT} is. - * ucube, -acuk, [-a-cuk] {eAT} yap. e. Sıfatta dereceyi düşüren isimden isim yapma eki. az-acuk. acuk, [eT. açık] is. Dert, acuk, [aç-uk / ac-uk Jj»-T] {eAT} sf. Açık, acul, -lü [Ar. ‘acele > ‘acul Jj= ^ ] (acu :l) {OsT} sf. (Kişi için) işini yaparken çok acele eden; aceleci; tez canlı; içi tez; sabırsız; evegen; telaşçı. (a cu :la :n e) {OsT} sf. 1. Akıllı; {eAT} gçsz. f . [-a r ]

n m u K H .M acyo, [İt. aggio] ( a ’cyo) is. 1. Bankaların yaptıkları işlemlerden dolayı aldıkları komisyon ve ücretlerin toplamı. 2. Bonoların bankalarca nakde dönüştü­ rülmesi sırasında verilen para ile üzerinde yazılı olan miktar arasındaki fark; kırım; ıskonto, acyocu, [acyo-cu] is. Borsa işlemleri yapan; borsacı; komisyoncu. acz, [Ar. ‘acz {OsT} is. 1. Beceriksizlik. 2. ed. Düz yazıda bir bölümün son cümlesi. 3. Manzume­ de bir beytin ikinci dizesinin son yarısı. S acz-i ikdam, Ç alışıp ç a b a la y ıp b ir şe y yapam am a. -a ç 1 [-aç / -eç / -ıç / -iç / -uç / -üç] yap. e. -*■ -ç. , -aç2, [-aç / -eç] yap. e. 1. Fiil kök ve gövdelerinden içinde bulunulan duram kavramı katarak sıfatlar yapar: gü leç. 2. Fiillerden, eylemin belirttiği işle ilgili araç ve gereç isimleri yapar: büyüteç, k ald ı­ raç, üreteç. 3. Benzerlik kavramı ile isimlerden isim yapan ek: bozaç, topaç, k ü p eç ‘kü çü k küp ’. 4. {eT} Fiilden isim yapma eki. k ö m -eç (kül p id esi) 5. {eAT) Fiilden isim yapan ek; alet isimleri yapar. kısaç. -aç3, [-aç, / -eç] {eT} yap. e. İsimden isim yapma eki. b e g - e ç (beyceğiz)

aculane, [Ar. ‘acül + Far. âne

-aç4, [-aç] {eAT} yap. e. Renk adlarından o sıfata yakınlık bildiren isimler yapan isimden isim yapma {OsT} sf. ve zf. Çok acele olarak; aceleci kimsenin eki. boz-aç. davranışına uygun, a ç 1, [eT. âç-mak > âç > aç] sf. 1. (Kişi, hayvan için) acun, [Soğd. âcün] {eT} is. Dünya; âlem. [Mühennâ] yemek ihtiyacı içinde bulunan; acıkmış. {eT} (a :ç) (aynı). [DLT] [Gabain] [Tekin] [EUTS] [ETY] 2. Yeme a c u r 1, [Ar. ‘acür j .^ ] is. 1. Kabakgillerden hıyara içme, giyinme ve barınma gibi en doğal ihtiyacını benzer bir çeşit sebze; (Cucum is flex u o su s). {eAT} karşılayamayacak derecede yoksul kimse. 3. Ne (aynı) 2. arg o. Münasebetsiz, belalı, şirret. 3. {ağız} kadar çok kazınırsa kazansın bunlarla yetinmeyen Olgunlaşmış tohumluk hıyar. [DS] 4. {ağız} San ve sürekli kazanma ve biriktirme arzusu içinde olan; uzun bir tür kavun. [DS] 5. {ağız} Ham kavun. [DS] 6. {ağız} Bir tür pancar otu. [DS] 7. {ağız} Yemeğe açgözlü; haris; gözü doymaz; tamahkâr. 4. Kurak­ lıktan dolayı kurumuş, kavrulmuş durumdaki top­ konulan yağ, soğan, salça gibi şeyler. [DS] rağın hâli; susuz. 5. Çok istekli, özlem çeken; do­ acu r, [acur] {eAT} sf. Kurtlanmış, yumsuz. 6. {ağız} Yoksul. [DS] 7. {ağız} A ç gözlü. acurm ak, [ac-ır-mak / ac-ur-mak {eAT} gçsz. [DS] S aç açık, Yoksulluk içinde, evsiz barksız.\\ aç f . [-u r] -*■ acırmak. açık kalm ak, E vsiz ba rk sız ve y o k su l durum a düş­ acuz, [Ar. ‘ acüz (acu:z) {OsT} is. Kocakarı, m ek]| aç acına, A ç o la ra k, a ç olduğu h âlde. | Aç | | ayı oynam az. Ü creti verilm eyen işçiden y ete ri k a ­ acuze, [Ar. ‘acüz > ‘acüze o ^ \ (acu :ze) {OsT} is. 1. j.y d a r iş y a p m a sı beklen em ez. | aç bırakm ak, 1. Ye­ | Kocakarı, ihtiyar kadın. 2. Huysuz ve geçimsiz ka­ m ek v erm em ek veya verm ekte gecikm ek. 2. H aksız­ dın. 3. Çirkin; suratsız. 4. m ec. Büyücü, ara bozucu lık y a p a r a k birin i y o k su l h â le düşürm ek]] aç bîilaç, kadm; cadı. B akım sız, kim sesiz; yoksu llu k içinde. ]\ aç boğaz, acül, [Far. âcül J^-T] (a:cü l) {OsT} is. Geğirme, {ağız} 1. A ç g özlü ; gözü doymaz. 2. Yiyip içm esi ken din e ait o la r a k tutulan gün delikçi. [DS]|| aç a cü r, [Ar. âcür yrT] (a:cü r) {OsT} is. 1. Kiremit. 2. çard ak , {ağız} H ela. [DS]|| aç çıplak, Yoksulluk ve Tuğla. 3. Kerpiç, ihtiyaç için d e.| aç dirilmek, {eAT} A ç y a şa m a k .| | | acüri, [Ar. âcürı ıZj=r~\] (a :cü ri:) {OsT} is. Kiremitçi; Aç doym am, tok acıkm am sanır, İnsan içinde tuğlacı. bulunduğu durumun h iç d eğ işm ey eceğ in i sanır. | aç | doyurm ak, Y oksullara p a r a ve y iy e c e k g iy ece k acüssin, -nni [Ar. ‘âcü’s-sinn ^Lt] (a:cü ssin ) v er ere k y a rd ım d a bulunm ak]] aç gezmek (dolaş­ {OsT} is. Fil dişi, mak), Yiyecek, iç e c e k ve barın m a g ib i zorunlu ihti­ acve, [Ar. ‘ acveoj^t] {OsT} is. Hurma ezmesi. y a çla rın ı k arşd ay a m ad a n sıkıntı için de y aşam ak]]

im iw a i.9 7 Aç gezmekteııse tok ölmek yeğdir. Yoksulluk ölümden daha zor dur.\\ aç göz, 1. D oym ak bilmez bir iştah sahibi. 2. İhtiras sahibi; muhteris .| aç | gözlü, Azı ile yetinmeyen, ihtiyacından çok fa zla sı­

AÇI
açasıya, [aç-a-s-ı-y-a] {ağız} zf. Açmadan önce; açıncaya kadar. [DS] açavele, [İt. braccia in vela] is. dnz. Serenlerin son derece prasye olunma durumu, aççelerando, [İt. accelerandum] zf. miiz. (Çalmak için) gittikçe hızlanarak, açdurm ak, [aç-mak > aç-dur-mak / aç-tır-mak] gçl. f. [-ur] Birinin bir şey açmasına yol açmak: açma­ sını sağlamak; açtırmak, açgı, [aç-gı] {ağız} is. Halı, kilim gibi yaygı. [DS] açgu, [aç-ğu] {eT} is. Anahtar. [Miihennâ] açguçu, [açğu-çu] {eT} is. Kan alıcı. [Miihennâ] a ç ı1 [aç-ı] is. mat. 1. Başlangıç noktaları ortak iki , yarı doğru arasındaki açıklık. 2. mec. Anlayış şekli; olayları anlama, ele alma biçimi; görüş; fikir; dü­ şünce. S açı aldanması, Açıların değeri ile ilgili olarak göz yanılması.\\ açı ölçümü, A çı ölçme ku­

nı isteyen; haris; çingene; doymaz; hırslı; muhte­ ris; tamahkâr.\\ aç gözlülük, Aza kanaat etmeme, aç gözlii davranma hâli .| açından ölmek, 1. Çok | acıkmak. 2. Büyük bir yoksulluk içinde olmak. | aç | itmek, {eAT} A ç bırakmak.\\ aç kabadayı, {ağız} 1. K abadayılık yapan yoksul kimse. 2. Yoksul olduğu hâlde başkalarına yardım eden. [DS] | aç kalmak, ] Yiyecek bir şey bulamamak; karnını doyuramamak; sıkıntıya düşmek. \\ aç karnına, A ç iken, henüz y e ­ mek yemeden. | aç koymak (bırakmak), Yiyecek | vermemek .| aç k urt gibi (saldırmak), 1. Aşırı bir | istekle... 2. Büyük bir iştahla...\\ aç susuz, Büyük bir yoksulluk ve sıkıntı içinde. \\ A ç tavuk kendini darı am barında sanır. İnsan çok fa zla ihtiyaç duyduğu şeyler için olm adık hayaller kurar.\\ aç tutm ak, {eAT} A ç bırakmak. aç2, [aç] {eT} is. Birini çağırmakta kullanılan ünlem;
çağırma; ünde. [DLT] aça, [aça] {eT} is. -*■ eçü. [ETY] açacak, -ğı [aç-mak > aç-acak] is. 1. Şişe ve konser­ ve kutusu gibi yiyecek içecek maddelerinin konul­ duğu kapların kapaklarını açmaya yarayan araç. 2. Kitap ve zarf kenarlarını kesmeye yarayan kâğıt bıçağı. 3. {ağız} Anahtar. [DS] 4. {ağız} Bilmece. [DS] açag, [aç-ağ] {eT} sf. Acı. [EUTS] açagatık, [ak-ça+kat-ık > ağçalcatık] (a:çagatık) {ağız} is. Yağsız ve süzülmüş yoğurttan yapılan pey­ nir. [DS] açagram yılan, {eT} is. zool. Boa yılanı. [EUTS] açağız, [aç-ık + ağız] (a:çağız) {ağız} s f Boşboğaz; ukala. [DS] açalya, [Lat. azalea] (aça ’lya) is. bot. Güzel ve gös­ terişli çiçekleri dolayısıyla saksılarda yetiştirilen orman gülü, (Rhododendron indicum).

ral ve teknikleri.
açı2, [eT. açığ] {eT} sf. A cı; acı olan; ekşi. [DLT] S açı su, {eT} Tuzlu sw | açı teniz, {eT} Suyu tuzlu .| olan deniz. | açı tiniz, {eT} -*■ açı teniz, | açı’, [eT. açığ > açı ^ î ] {eAT} Acı; dert; keder; ıs­ tırap. açı4, [eçü / açı] {eT} is. Yaşlı kadın; hanım nine. [DLT] açıcı, [aç-ıcı] sf. 1. Açma işini sürekli yapan. 2. mec. Artıran; ferahlatan. «İştah açıcı, gönül açıcı, zihin açıcı.» 3. Bir ülkeyi açan, alan; fetheden; fatih. 4. is. Gümrüklerde kontrolü gerekli bavul, sandık, çanta, paket gibi eşyaları açmakla görevli kimse. 5. Açm a işinde kullanılan alet. 6. Kâğıt hamuru hazır­ lama sırasında liflerin parçalanarak sıvı içinde asılı olarak kalmasını sağlayan araç. 7. Tekstilde balya hâlinde gelen pamuk veya yünü çözüp dağıtmaya yarayan makine. açıg1, [âç-ığ] (a:çıg) {eT} sf. 1. Acı; ıstırap. [ETY] [Gabain] [Yüknekî] [EUTS] 2. Hiddetli; güçlü; pek [Gabain] [Yüknekî] 3. Ekşi; acımtırak. [EUTS] 4. is. Öfke; kızma; hiddet, fi1 açıg a, N e acı!

açan1, [aç-mak > aç-an] is. 1, anat. Oynak kemikler açıg2, [aç-mak > aç-ığ] {eT} is. 1. Bolluk içinde ya­ arasındaki açıyı genişletmeye yarayan kaslar; bâsıt. 2. mat. Bir eğri üzerine sarılmış ve bir ucundan şama; nimet içinde yaşayış; bolluk. [DLT] [İKPÖy.] 2. Hediye; armağan. [EUTS] [Gabain] 3. Devlet bü­ bağlı ip çekildiğinde öbür ucunun çizdiği eğri. yüklerinin bahşişi; hanın verdiği bahşiş. [İKPÖy.] açan2, [eT. kaçan > haçan] {ağız} zf. O zaman; öyley­ [DLT] se. [DS] açıglı, [aç-ığ-lı] {eT} sf. Açık; açılmış olan. [EUTS] açani, [Sansk. âjâneya] {eT} is. 1. Soy; ırk. 2. Soylu açıglıg1, [açığ-lığ / açıg-lık] {eT} sf. 1. Ekşili. 2. İçine kök. 3. İmtiyaz. 4. sf. Soylu. [EUTS] konulanı ekşiten. [DLT] açar1, [aç-mak > aç-ar] {ağız} is. Anahtar. [DS] açıghg2, [aç-ığ-lığ] {eT} sf. Bolluk içinde bulunan açar2, [aç-mak > aç-ar] {ağız} is. Turşu; aperatif. [DS] (kimse). [DLT] fi1 açıghg tutm ak, İyi gıdalar ile açar3, [Erme, açar] {ağız} is. Yeni doğmuş erkek bu­ beslenmek. [DLT] zağı. [DS] açıglık, [açığ-lık] {eT} is. Acılık. [DLT] açari, [Sansk. âcârya] {eT} is. Öğretmen; hoca; üstat. açıgsam ak, [açığ-sa-mak] {eT} f. Canı ekşi istemek. [EUTS] [Gabain] ’[DLT] açasına, [aç-a-s-ı-n-a] {ağız} zf. Açık olacak biçimde; açık olarak. [DS] açığ, [aç-ığ] {eT} sf. Acı. [Mühennâ] S1 açığ su, {eT} Acı su; tuzlu su [Mühennâ]

Ö IÜ M I Ö IC tS Ö M .9 8
açık1 [eçü > açı-k ?] {e l } is. Büyük kardeş. [DLT] , açık2, -ğı [eT. aç-uk > aç-ık sf. 1. Açılmış olan; katlı, sanlı, örtülü, kapalı durumda olmayan. 2. Herhangi bir kuşkuya, tartışmaya meydan verme­ yecek şekilde belirgin ve kesin olan; belirli; aşikâr; görünür. 3. m ec. Kolay anlaşılabilir olan; sarih; sade; vazıh. 4. Çalışmalarını sürdürebilir durumda olmak. 5. Görevlendirilmiş sorumlusu bulunmayan makam; münhal; boş. 6. Düz ve engebesiz arazi. 7. Gizli, saklı bir düşünce ve planları bulunmayan. 8. Ön yargı beslemeden yenilikleri ve olumlu değişik­ likleri kabullenebilir olan; benimsemeğe, anlamaya yatkın. 9. (Toplantı veya görüşme için) girilmesi, geçilmesi serbest; herkesin katılabileceği, izleyebi­ leceği. 10. (Y er vb. için) rahatça girilip çıkılabilir; engelsiz; geçişe uygun. 11. Görenlerin cinsel açı­ dan tahrik olmasına sebep olacak ve utanma duy­ gusunu yaralayacak şekilde cinselliği işleyen; ero­ tik; pornografik; müstehcen. 12. Renk bakımından koyu olmayan. 13. (Gökyüzü, hava için) güneşli ve bulutsuz. 14. (Elbise için) vücudu yeteri kadar ört­ meyen; çıplak; üryan; dekolte. 15. (Yara için) iyile­ şip kapanmayan, akıntısı veya kanaması bulunan. 16. (Yüzey, alan için) oldurulmamış; boş. 17. Biti­ şik veya yakın durumda bulunmayan; aralıklı ve genişçe; seyrek. 18. Rüzgâr veya fırtınaya karşı bir engeli bulunmayan. 19. İşten çıkarılmış. 20. Korunaksız olan, muhafazası bulunmayan, ambalajsız. 21. (Y er için) üstü kapalı, örtülü olmayan; çatısız. 22. İçinde gizli bir maksat bulunmayan, samimi. 23. Uçsuz bucaksız, engin. 24. İç açıcı, ferah, neşe­ li, mutlu. 25. Duyurulmuş, bildirilmiş ve ilan edil­ miş olan. 26. (Radyo ve televizyon için) sesi çok yüksek. 27. {eAT} Serbest; laubali. 28. {ağız}] Uzak; ırak. [DS] 29. {ağız} Kızlığı bozulmuş. [DS] 30. is. Denizin kıyıdan oldukça uzak yeri. 31. Muhasebe kayıtlarına göre sorumlusunun elinde bulunmayan para veya mal. 32. {ağız} Kahve cezvesi. [DS] 33. Kusur, suç, zaaf. 34. {ağız} Orman içindeki ağaçsız, çıplak yer. [DS] 35. zf. Ortada, meydanda, aleni. S açığa alınma, H akkın da a ç ığ a a lm a işlem inin uy­ gu lan m ası,| açığa almak, 1. H akkın da kam u d a v a ­ | sı açılm ış bulunan dev let memurunu d a v a so n u çla ­ n ın caya k a d a r g örev d en uzaklaştırm ak. 2. B ir d e ­ niz taşıtını kıyıdan denizin için e doğru bira z uzaklaştırm ak. | açığa çekmek, K ıyıdan u zağa doğru | seyretmek.\\ açığa çıkarm a, 1. İdaren in teşkilatta d eğ işik lik y a p a rk en bazı k a d r o la r ı kaldırm ası s e ­ b e b iy le bazı m em urların k a d ro dışı kalm ası. 2. Toplum u ilgilen diren gizli ve y a s a k olan b ir işi d e­ lilleriy le birlikte kam uya duyurm ak; h erkesin b il­ m esini, tanım asını sağ lam a. | açığa çıkarm ak, U| çu cu b ir kim yasal ürünü tutunduğu ve oluştuğu ortam dan ayırm ak. «Suyun elektrolizin den hidrojen ve oksijen a ç ığ a ç ık a r.» | açığa çıkmak, 1. kim. | K im y a sa l b ir işlem sonu cun da d iğ er m ad d e veya elem en tlerden ayrı o la r a k oluşm ak, en erji oluşm ak, b elirm ek; olu şm ak; m ey d an a gelm ek. «H idrojen ile oksijen tepkim eye g ir e r e k suyu m eydan a getirirken büyük b ir en erji a ç ığ a ç ık a r .» 2. K im y a sa l tepkim e son u cu n da h a v ay a karışm ak. 3. G izli y a n ı k a lm a ­ m ak; h erk es tarafın dan öğren ilm ek. 4. B ir geçitten, b ir k an ald an d ışa rıy a çıkmak.\\ açığa imza, K işileri hukuken b a ğ la y a c a k b ir sen et veya sö z leşm e g ib i belg elerin m etin kısm ı y a zılm ad an k a r şıd a bulunan kim seye gü vendiğin i belirtm ek için b ir kâğ ıd ın alt bölüm ün e atılan im za.| açığa vurm ak, Gizli tutu­ | lan b ir o lay ı veya b ir duyguyu, düşünceyi fa r k ın a varm adan ipu çları v e r e r e k b e lli etm ek. | açığı çık­ | m ak, Zim m etinde bulunan m a l veya p a ra n ın ek sik olduğunun anlaşılması,\\ açığını kapatm ak, 1. M al veya p a r a o la r a k zim m etinde g örü len eksikliğ i g i­ derm ek. 2. B ir işletm enin g e lir ek sik liğ i ile g id er fa z la lığ ı a ra sın d a k i d en g ey i sa ğ la m a k ; z a r a r et­ m ekten k u rta rm a k 3. B ilg i v e b e c e r i bakım ından eksikliğ in i g id erm ek ; u stalığ ın daki ek sik lik leri ta­ m am lam ak. 4. B aşkasın ın kusurunu g izlem ek; a ç ı­ ğını örtm ek.| açığını yakalam ak (görmek, bul­ | mak), Birinin eksiğini, kusurunu veya zaafın ı bul­ m ak, o rtay a çıkarmak.\\ açık açık, H içb ir şey g iz ­ lem eden , g e r ç e k te oldu ğu g ib i; d o sd o ğ ru ; doğru o la r a k ; a ç ık ç a .| açık ağız, 1. Aptal, sersem ; h er | o la y d a ve durum da h akkı o la n çıka rla rın ı koru m a­ sını bilem eyen. 2. {ağız} B o ş b o ğ a z ; geveze. [DS] | | açık ağızlı, 1. A hm ak, sersem . 2. {ağız} Tem bel. [D S]|| açık akış, Sıvı ve g azların bo ru la rd a n h içb ir en g elle (vana) k a r şıla şm ad a n a kıp geçmesi.\\ açık alınla, H içb ir kanunsuz ve a h la k dışı tutumu o lm a ­ dan, y aptıkların ın doğruluğundan em in o la r a k ; şerefle.\\ açık arazi, as. D üşm an tarafından g ö rü l­ m eyi en g elley ec e k b ir sütrenin bulunm adığı arazi. | | açık artırm a, A lıcı o lm a k isteyenlerin g ö zleri önün de a ç ık ç a fiy a t ö n e r e r e k ve en ç o k fiy a tı veren kişiye y a p ıla n satış işlem i. | açık ateş, S ip ere g ir­ | m eden düşm an a a teş etm e. | açık atış, H ed efi g ö r e ­ | r e k y a p ıla n a tış. \\ açık ayak, {ağız} B ir tür tulum­ b a c ı yürüyüşü. [D S]|| açık bilet, B elirli b ir sü re için d e ku llan ılm ak ü zere satın a lm a sıra sın d a h a ­ re k e t tarihi y azılm am ış a n c a k h a rek et gününün y a ­ zılm asıyla g e ç e r lik kazan an y o lcu lu k bileti.| açık | bono, 1. Ö d en ecek p a r a m iktarı y azılm adan düzen­ lenm iş ve im zalanm ış senet. 2. m ec. Sınırsız güven ve y etk i.| açık boyam ak, R en k bakım ından biraz | d a h a ay d ın lığ a k a ça n ton ile b o y a y apm ak. | açık | bölge, 1. D ev letler a ra sı ticaret ilişkilerin de h er han gi b ir kısıtlam anın bulunm adığı alışv eriş b ö lg e ­ si. 2. G iriş ve çıkışların h erh an g i b ir kısıtlam a ve kon trole ta bi tutulm adığı yer.\\ açık börek, {ağız} O rtası a ç ık b ır a k ıla r a k p işirilen börek. [D S]|| açık bütçe, G eliri g id erin i karşılam ay an bütçe. | açık | bütçe politikası, Ü lkede görü len ek o n o m ik dur­ gun luk z am an ların d a devletin tam istihdam ı s a ğ ­

M

V

R

K

C

E

H

.

AÇI
rüşlü. 2. D üşündüklerini oldu ğu g ib i söyleyen.\\ açık eşkin, {ağız} Atın sık ve çev ik a d ım larla y ürü­ yüşü. [DS]|| açık fikirlilik, A çık fik ir li olm a h â li.| | açık finansman, Ü lkedeki iktisadi durgunluk d ö ­ nem inde hükümetin g elirlerin d en fa z l a h a rca m a d a bulunm asıyla o rtay a çıkan bü tçe açığı.\\ açık geç­ mek, (G em i için) b ir kıyıdan, b a şk a b ir g em id en veya b ir y erd en uzak seyretm ek. | açık giyinmek, | Yakasını, göğsiinii, omzunu, sırtını ve kolunu n o r­ m al sayılan ö lçü ler dışın da a çık ta b ır a k a c a k ş e k il­ d e giyinm ek. | açık görüş, C ezaev lerin d eki tutuklu| ların y a kın la rıy la a r a d a h erh an g i b ir en g el o lm a ­ d a n ,b ir a r a d a o la r a k görüşebilm eleri.^ açık hava, 1. K a p a lı y erlerin dışında, a tm o sferle ilişiği k e s il­ m em iş; kır, p a r k ve b a h ç elik y er. 2. Bulutsuz, a y ­ dın lık ve p a r la k g ü n eşli hava. | açık halka dizilişi, | fo lk . O yunlarında oyuncuların a ra la rın d a a ç ık lık b ır a k a r a k m eydan a g etird ik leri h a lk a şeklin d eki diziliş.\\ açık hava müzesi, Rüzgâr, yağm ur, k a r ve g ü n eş g ib i ta b ii etken lerden z a r a r g ö r m e y e c e k ta­ rih î eserlerin serg ilen d iğ i üstü örtiilü olm ayan m ü­ ze. | açık hava okulu, D erslik leri ve d iğ er bölü m ­ | leri öğ ren cilerin güneşten ve d iğ er ta b ii o rtam lar­ dan y ararlan m aların ı sa ğ la m a k üzere y a p ıla n d ırıl­ m ış eğitim kurumu.\\ açık hava oteli, G eceleyin pa rk ta , s o k a k ta yatan ların g e c e le d ik le r i bu tür y e r ­ le r e v erd ikleri isim. | açık hava sineması, Üstü | k a p a lı olm ayan, y a z lık sin em a.| açık hava tiyat­ | rosu, A m fiteatr şeklin d e düzenlenm iş iistii örtülü olm ayan tiyatro sahn esi. | açık hece, Son sesi ünlü | o la n h ece. (Aruz ölçü sü nde k ıs a h e c e denir.) | açık | işletme, M aden cilikte m aden y a tağ ın a u la şa b ilm ek için üstte bulunan toprağın b a ş k a y e r le r e atılm ası su retiyle çalışm a. | açık işsiz, G e çerli ü cretle p i ­ | y a s a d a iş bu lam ayan kimse.H açık işsizlik, Az g e ­ lişm iş ü lk elerd e gizli işsizlik karşıtı o la r a k ku l­ lan ılan ek o n o m ik terim ; gizli işsiz o lm a durumu. | | açık kalp ameliyatı, K a lb in g ö r e v i y a p a y bir k a lb e d ev red ilm ek su retiyle kan dolaşım ı sağ lan dıktan so n r a kalp üzerinde y a p ıla n c erra h i işlem . | açık | kalpli, Samimi, dürüst, hoşgörü lü d avran an ; a ç ık yürekli-H açık kalplilik, Sam im ilik, dürüstlük, hoş görü lü davran ış; a ç ık y ü rek lilik .| açık kapı, 1. | D avran ış serb estliğ i sa ğ la m a durumu. 2. Bütün şartların olum suz ve aley h te g ib i göründüğü du­ ru m larda olum lu kiiçük b ir ihtim alin o rtay a çık m a ­ sı. 3. {ağız} M isafiri b o l ev. [DS] 4. {ağız} H erk es e a ç ık olan m isafirh an e; köy odası. [DS]|| açık kapı bırakm ak, Tartışılan b ir kon u da g örü şü ile ilgili o la r a k son ve kesin sözü söy lem ed en g er i dönüş im kânı b ıra k m a k; kestirip atm am ak. | açık kapı | bırakm am ak, 1. Tartışılan kon u da iddiasından v a z g e ç ec ek b ir im kân b ıra k m a m a k 2. H er türlü tedbiri a la r a k rakibin işine y a r a y a c a k ip ııcu b ı­ rakm am aktı a Ç!k kapı siyaseti, B ir devletin ken d i to p rakların d a d iğ er d ev letlere s e r b e s t ticaret h akkı

lam a k için e k kam u h a rc a m a la rı y a p a r a k g e lir a r ­ tırm a şekli.\\ açık celse, M ah k em elerd e tarafların dışın da sey irci ve basın mensubunun d a bu lu n abil­ diği duruşm a şekli. | açık ciro, T ahsil e d e c e k ş a h ­ | sın a d ı y azılm ad an ciro edilm iş senet. | açık cezae­ | vi, 1. H üküm lülerin s e r b e s tç e d o la şa b ild iğ i, k a ç ­ m aya karşı h erh an g i b ir m addi en gelin bulunm adı­ ğ ı cezaevi. 2. m ec. K o la y k a çıla n vey a idaren in h a ­ tası yüzünden ç o k f i r a r o la n cezaevi. | açık çek, 1. | Ü zerine ö d en m esi g er ek en m iktar yazılm ad an dü­ zenlen m iş ve im zalanm ış çek. 2. Tam an lam ıyla g ü ­ ven duyma.\\ açık deniz, 1. Ü lkelerin k a r a su ları dışın da k alan ve bütün ülkelerin kullanm a hakkı bulunan deniz. 2. K a ra y a y akın olm ayan, k arad a n ç o k uzakta bulunan, karan ın görü n m ediği büyiik den iz; en gin ; okyanus. 3. Savunm asız deniz. | açık | deniz teknolojisi, D en izd e p e t r o l a r a m a k için ku­ rulan p la tfo r m la r v e kuyu açm a, p e t r o l çıka rm a konusunda g eliştirilen teknoloji.\\ açık devre, 1. İçin den akım g e ç m e y e c e k ş e k ild e b ir y a lıtka n la k e ­ silm iş devre. 2. Term ik sa n tra llerd e bu harın - su devresin in ısısını den ize vey a ırm ağ a b ıra k an s o ­ ğutm a sistem i türü.[| açık dilltt, (eATj K ek elem ed en söyleyen ; düzgün konuşan.\\ açık dizi, oyunlarında oyuncuların a r a d a a ç ık lık b ır a k a r a k oluşturdukları dizi; a ç ık oyun. | açık dolaşım sistemi, E k lem b a ­ | c a k lıla rla b ir kısım yu m u şakçaların b ir a ta r d a m a r ve kan boşluğu ndan m eydan a g elen d olaşım sistemi. | açık durm ak, K en d isin i ilgilen dirm em ekle | b e r a b e r a r a c ılık e d e b ile c e k veya ta rafları y atıştı­ ra b ile c e k kom ım d a iken k arışm a m ak ; m esa feli durmak.\\ açık duruşm a, M a h k em elerd e d av alı ve davacı ta raflard an b a ş k a basın ve izleyicilerin d e bu lunabildiği duruşm a şekli. | açık düşme, G ü reşte | kıçının üstüne dü şm ek su retiyle yen ilm ek. | açık | düşmek, 1. (P ehlivan için) y a ğ lı g ü reşte rakibin in oyunu veya ken d i h a tası yüzünden sırt üstü düşm ek, (güreşte m ağlup o lm a se b e b id ir .) 2. H e d e fe g ö r e fa r k lı m esa fed e bulunmak.\\ açık e, Yazı dilin deki / e / ile / a / s e s i a ra sın d a k i yaygın ve g en iş b ir ağız ha rek etiy le söy len en / e / s e s i: e.| açık eğretileme, | ed. B ir varlığı ken d i a d ı y erin e h erh an g i b ir b a ­ kım dan ben zetildiğ i b ir b a ş k a nesnenin a d ıy la a n ­ m a sanatı. (B enzetm e ö ğ elerin d en y a ln ız ca ken d i­ sin e benzetilen kullanılır.) a ç ık istiare; istiare-i m usarraha. | açık ekmek, {ağız} 1. P id e ; in ce tan­ | dır ekm eği. 2. Yufka ekm eği. [DS]|| açık ekonomi, U lu slararası ticari ilişk ileri bulunan ülkelerin e k o ­ nom ik sistemi.\\ açık eksiltme, Satın a lın a c a k m al için çeşitli kişi veya fir m a la r ın karşılıklı o la r a k fiy a tı indirm ek y a rışı şek lin d e y a p ıla n alım şekli. | | açık el, {ağız} C öm ert kişi. [DS]|| açık elbise, G ö­ ğüs, sırt, om uz veya k o lla rı a çık ta bırakan kadın elbisesi. | açık elli, C öm ert davran an ; y a rd ım se­ | verli açık ellilik, C öm ertlikli açık fikirli, 1. Yeni­ likleri k olay benim seyen, tutucu olm ayan ; ileri g ö ­

Û IÜ M IİM M . o »
tanım ası; a ç ık k a p ı politikası.\\ açık k art verm ek, 1. B ir kim seye b e lir li b ir kon u da tam y etk i vermek. 2. Tutarı yazılm am ış ç e k verm ek. | açık kaş, (Kişi | için) k aşla rı a ra sın d a ki m esa fe fa z la o la n .| açık | kefalet, R ehin ve ip otek istem eden k a b u l edilen kefıllik\\ açık keşide, K anunen y azılm ası g er ek li o la n kısım ları a la c a k lı tarafından düzenlenen p o li­ ç e veya bon o. | açık kredi, Şahsın s a d e c e im zasına | g ü v en ilerek a çıla n kredi.\\ açık koy, 1. Rüzgâra, fırtın ay a k arşı koru n aklı olm ayan d em irlem e yeri. 2. D üşm an sa ld ırısın a k arşı korunm asız dem irlem e yeri.\\ açıklar alayı, {ağız} işsiz güçsüz, b o ş g ez en ­ le r takımı. [DS]|| açıklar livası, İşsiz güçsüz takım ı; b o şta gezenler.\\ açık liman, 1. Bütün gem ilerin güm rü ğe ta bi olm ad an m a l taşıdıkları lim an. 2. R üzgâr ve fırtın ay ı k e s e c e k b ir tabii en g ele sa h ip olm ayan liman.\\ açık maaşı, A çığ a alınm ış b ir dev let m em uruna a çık ta k ald ığ ı sü rece ö d en en üçte iki oran ın d aki m aaş. | açık mavi, R en k tonu b a k ı­ | m ından b ey a z a y a kın m avilikte o la n ; h a v ai m avi.| | açık mektup, Kam uoyunun bilg i edinm esini ve desteğ in i s a ğ la m a k a m a cıy la b ir y etk ili kişiye s e s ­ len en m ektup şeklin d e k a le m e a lın a ra k b a sın d a yayın lan an makale.\\ açık okumak, D uyulur b ir s e s le o ku m a k.| açık olmak, Sam im i ve dürüst dav­ | ran m ak .| açık ordugâh, A çık arazide, sa h ra d a, | d a ğ d a kurulan ça d ırlı ordugâh.]] açık oturum , G ü n cel kon uların ve p ro b lem lerin d eğ işik g ö rü ş­ lerd e k i k iş iler tarafından d in ley iciler önünde tartı­ şıldığ ı toplan tı;pan el.]] açık oy, K ullananın kim liği ve oylanan konu h a kk ın d ak i görü şü b e lli o la n oy. | | açık oynam ak, F u tb o l g ib i takım oyu n ların da s a ­ vunm aya f a z l a ön em verm eden oynam ak. | açık | öğretim , D erslerin h a b er le şm e a r a ç la r ı ile takip e d ilere k başarın ın b elirli z am an lard a toplu ca y a p ı­ lan sın a v larla ölçüldüğü öğretim şekli. | açık öz, | tok söz, Olduğu gibi, çekin m eden sö y lem ek ; özü sözü bir.\] açık p azar, 1. S erb est p iy asa. 2. Gümrük vergisi alınm ayan, h e r d ev let veya şirk et tarafından alım satım y a p ıla b ilen ş e h ir veya ülke]] açık piya­ sa işlemleri, E kon om ik şa rtla ra g ö r e ban kaların likidite hacm in i düzenlem ek, arz ve talep yolu yla p a r a p iy a sa sın d a f a i z h a d lerin i dü zen lem ek g ib i b a n k a c ılık fa a liy e tle ri]] açık poliçe, K anunen d o l­ durulm ası zorunlu olan kısım ları y azılm ad an ilgili­ y e istediği m iktarı, tarihi veya ism i y azm a s e rb est­ liğ i tanınan p o liç e ]] açık pozisyon, F iyatların yük­ s e le c e ğ i um uduyla ç o k sa y ıd a m enkul kıym et satın a la n bir b o rsacın ın fiy a tların düşm esi sonucu için­ d e bulunduğu sıkıntılı durum, z arar]] açık rejim, Yönetim fon ksiyon ların ın kam uoyuna a ç ık o la r a k h iç b ir ba sk ı altın da kalm aksızın yürütüldüğü d e­ m okratik yönetim . (Karşıtı dikta rejim i veya d ikta­ törlük)]] açık rey, H erkesin g ö r e b ile c e ğ i v e tanı­ y a b ile c e ğ i şe k ild e verilen oy. | açık saçık, 1. Vücu­ | dun gizli k alm ası g er ek en y erlerin i örtm eyen kıya­ fe t. 2. C in sel ilişk ileri çağ rıştıran , yüz kızartıcı ifa ­ d e le r bulunduran sö z v e yazılar, resim ler; m üsteh­ cen ; edepsiz. | açık sarı, U çuk sarı, bey az katılm ış | sarı. | açık sayım, Seçm en oyların ı kam uoyunun | g ö r e b ile c e ğ i b ir ş e k ild e sa y ıp d eğ erlen d irm e]] açık seçik, H erhan gi b ir yoru m vey a a ç ık la m a g e r e k ­ tirm ey ecek nitelikte a n la ş ılır o la n ; vazıh; aydın lık; tereddütsüz; belirli.]] açık senet, K anunen dold u ­ rulm ası zorunlu olan kısım ları yazılm ad an ilgiliye istediğ i m iktar, tarih veya ism i y a zm a serb estliğ i tanınan sen et]] açık sırt, K itap ciltlem ed e kitabın sırtı k arto n a tutturulduktan so n r a takılan sa b it k a ­ p a k .| açık sözltt, 1. G erç e k ler i v e düşün celerin i | gizlem eyen. 2. Söziinii çekin m ed en sö y ley en ; sözü­ nü esirgem ez. 3. D üşü ndü kleriyle sö y led ik leri ve y a p tık la rı birbirin i tutan; özü sözü bir.]] açık sözlü­ lük, A çık sözlü o lm a hâli.]] açık şehir, 1. Savunm a ted b irleri bulunm ayan, dü şm an a karşı k oy am ay a­ c a k durum da olduğunu ta ra fla r a ilan ed en şehir. 2. S av aşta askersizleştirilen , için d e h iç b ir a s k e r î h e­ d e f (a s k e r î kuvvet, a s k e r î tesis, a s k e r î depo, sa v a ş levazım ve m ühimm atı, ve bunların y a p ıld ığ ı f a b r i ­ k a la r ile bu nları y a p a n la r ve a s k e r î a m a ç la ku lla­ nılan ulaştırm a y o lla rı) bulunm ayan tarafsız ş e ­ hir]] açıkta bırakm ak, E vsiz barksız kalm asın a s e b e p olm ak]] açıkta kalm ak, 1. E vsiz barksız kalm ak, sığ ın a ca k ve b a rın a c a k b ir y e r i o lm a m a k 2. İşten çıkarılm ak, işsiz kalm ak. 3. B elirli say ıd a a lın a c a k elem a n la r a ra sın a katılam am ak.]] açık­ tan, (K azan ç için) em eksizce, h es a p ve p la n dışı]] açıktan açığa, D oğ ru dan doğruya, düpedüz, s a k ­ lam aksızın]] açıktan alm ak, B ir a r a c ı kullanan sürücünün b ir virajı g en iş b ir kavis ç iz e rek g eç m e­ si]] açıktan kazanm ak, E m e k v e serm a y e koy m a­ dan kazan m ak]] açıktan p ara alm ak, B ir iş veya m a l için a n laşıla n m iktarın dışın da fa z la d a n p a r a a lm a k ; rüşvet almak.]] açıktan p ara verm ek, B ir m a la veya işe k a rarla ştırıla n m iktar dışın da f a z l a ­ dan e k p a r a verm ek; rüşvet verm ek. | açıktan ta ­ | yin, B ir dev let m em urluğu g ö rev in e alışılm ış usul­ le r dışında, alt k ad em elerd en y ü k se le re k gelm iş o la n la rd an d eğ il d e g e r e k li şa rtla rı taşım am ış o la n la rd an a ta m a y a p ılm ası]] açıktan uydurmak, D oğru dan y a la n söy lem ek]] açık tarlalar, Ayrı ayrı işletm elere a it o lm a sın a rağ m en a ra la rın d a çit v e buna ben z er en g ellerin bulunm adığı bitişik tar­ la la r ,| açık taşıt, Üstü örtülm em iş araç.]] açık | tekne, G üvertesiz gem i]] açık teşekkür, Birinin ilgi ve y ardım ı d o la y ısıy la ken disin e basın yolu yla duyurulan teşekkür]] açık tohum lular, Tohum ları a ç ık o la r a k y a p r a k la r ü zerin de bulunan bitkiler]] açık tribün, A çık a la n la rd a y a p ıla n sp o r m ü saba­ k a la rın d a üzeri örtülm em iş yağm ur, gü n eş ve rüz­ g â r g ib i d o ğ a l etk en lere m aruz k alın a bilen seyirci y eri]] açık tutm ak, B ir d ev let g ö rev i kadrosu n a a tam a y a p m a y a r a k b o ş tutmak. | açık vagon, K e ­ |

AÇI
n arları veya üstü k a p a lı olm ayan, h a v a şa rtların ­ mak, 1. Ayrıntılı bilgi sunm ak; izah etm ek; izah at dan z a r a r g ö rm ey ec e k y ü k leri taşım aya y a ra y an verm ek; izahatta bulunmak. 2. Yanlış duyulan, y a n ­ vagon. | açık verm ek, 1. B ü tçed e veya tuttuğu mu­ | lış bilinen b ir olayın doğrusunu sö y lem ek ; y a n ­ lışlığı düzeltm ek; tavzih etm ek. h a seb e ve k a s a kayıtların da ek sik p a r a bulunmak. 2. Gizli, sa k lı işlerin i b a şk a la rın a sezd irm ek ; k en ­ açıklam ak, [aç-ık-la-mak Ja-U^T] gçl. f . [ - r ] [~l(ı)~ dini e le verm ek. | açık yaka, B oyun ve en se kısmını | y o ı ] 1. {18. yy.} Açık duruma getirmek; ortaya gereğ in den fa z l a a çık ta bıra k an e lb is e y a k a s ı.| | koymak. 2. (Bilinmeyen veya anlaşılması güç bir açık yeşil, K oyu olm ayan, sa rısı veya beyazı biraz konu için) kolayca öğrenilmesini, kavranmasını d a h a fa z l a olan y e ş il tonu. | açık yir, {eAT} F e z a ; | sağlamak amacıyla anlatımda bulunmak; açımla­ boşluk.| açık yiv, {ağız} 1. Üst d u dakta bıyıkların | mak; izah etmek. 3. Gizli tutulan, saklanan bir ger­ ortasında, burun altın a d oğru uzanan çukurluk. 2. çeği söylemek; itiraf etmek. « S an ık m a h k em ed e E lbiselerin dikiş yeri. [DS]|| açık yürekli, Duygu ve h e r şey i a ç ık la d ı.» 4. Kamuoyuna duyurmak. 5. düşüncelerini olduğu g ib i sö y ley en ; iki yüzlülük Belli etmek. 6. (Gizli kalması gereken belgeler ve etm eyen; içi dışı b ir; sam im i; düriist.\\ açık yürek­ bilgi için) sorumlu kamu görevlisi tarafından baş­ lilik, A çık y ü rek li o lm a hâli.\\ açık zincir, İki ayrı kalarına duyurmak; ifşa etmek. 7. Bir toplantıda ucu olan k a rb o n zinciri. veya karar verme yetkisi olan makamda alman ka­ açıkağız, [açık+ağız] is. bot. Turpgillerden bir bitki, rarları duyurmak; ilan etmek. 8. Hükmü açıkça an­ (H esperis acris). laşılmayan bir kanun, tüzük veya yönetmelik mad­ açıkça, [aç-ık-ça] (a çı ’k ç a ) zf. Meydanda olan, âşikar desini daha anlaşılır hâle getirmek. 9. Anlaşılama­ olarak; alenen; aşikâre; yürekten, yan bir olay için kendine göre izah tarzı bulmak; açıkçası, [açık-ça-s-ı] zf. Daha doğrusu; aslında, yorumlamak; tabir etmek; şerh etmek, açıkçı, [aç-ık -çı] is. Borsada tahvillerin düşmesinden açıklamalı, [aç-ık-la-ma-lı] sf. Açıklaması bulunan; yararlanarak çok miktarda tahvil satm alıp değer­ izahlı. «A çıklam alı D ivan Şiiri A n tolojisi.» lendiği zaman satış yapan borsacı; spekülatör, açıklanm a, [aç-ık-la-n-ma] is. Açıklama yapılmak açıkgöz, [açık+göz] sf. (Kişi için) fırsatları değerlen­ işi. dirmesini bilen çıkarcı; uyanık, açıklanm ak, [aç-ık-la-n-mak] edil. f. [-ır ] 1. Açık­ açıkgözlük, [açık+göz-lük] is. Açık göz olma duru­ lamak işi yapılmak. «Sınav son u çları henüz a ç ık ­ mu. lanm adı. » 2. Açık ve anlaşılır hâle getirilmek; ale­ açıkgözlük, [açık+göz-lü-lük] is. 1. Açıkgöz olanın nileşmek; ayan olmak. 3. Duyurulmak; ilan edil­ durumu. 2. Açıkgöze yakışacak davranış, mek; anlaşılmak, açıklama, [aç-ık-la-ma] is. 1. Açıklamak işi. 2. açıklar, [açık-lar] is. tar. İmparatorluk döneminde Geniş bir kitleyi ilgilendiren konuyla ilgili olarak Tuna nehri üzerinde karşıdan karşıya yük ve yolcu araştırma neticesinde elde edilen bilgilerin yetkili taşıyan üstü açık deniz taşıtlarına verilen ad. S biri tarafından kamuoyuna duyurulması; bilgilen­ açıklar ağası, tar. Tuna nehri üzerinde ta şım a cılık ­ dirme; izahat. 3. Bir yazıda anlaşılması güç olan ta kullanılan üstü a ç ık taşıtların bakım ve don atı­ kısımları anlaşılır hâle getirme; yorum; tefsir. 4. m ıyla g ö rev li kimse. Birbiri ile sebep sonuç ilişkisi içinde bağlı olan an­ açıklaşm a, [aç-ık-la-ş-ma] is. Açıklaşmak işi. laşılması herkesçe mümkün olmayan olayları veya açıklaşmak, [aç-ık-la-ş-mak] dönşl. f . [ -ır ] Bir nes­ problemleri çözüme kavuşturduktan sonra aydın­ nenin renginin koyuluğunun gitmesi; tonu biraz latma. 6. Bir kitabı değerlendirmek, tenkit etmek, açılmak; rengi açık hâle gelmek; rengi açılmak, açıklamak ve yorumlamak için daha anlaşılır hâle açıklaştırm a, [aç-ık-la-ş-tır-ma] is. Açıklaştırmak getirmek suretiyle meydana getirilmiş eser veya işi. yazılar; şerh; açımlama. 7. Yanlış anlaşılmaya mü­ açıklaştırm ak, [aç-ık-la-ş-tır-mak] gçl. f . [-ır] Bir sait davranışlar için gerekli düzeltmeyi yapmak nesnenin renginin tonunun açık hâle gelmesini sağ­ veya bu konuda hesap vermek. 8. Bir kitap veya lamak; açmak, makalede asıl metinden ayrı bir bölüm hâlinde ve­ açıklatm a, [aç-ık-la-t-ma] is. Birine yaptırılan açık­ rilen aydınlatıcı, tamamlayıcı bilgiler; notlar. S lama işi. açıklama cümlesi, B ir cü m led e, b ir öğen in duru­ munu veya niteliğini a ç ık la m a k için eklen en cüm le açıklatm ak, [aç-ık-la-t-mak] gçl. f . [-ır ] Başkasına açıklama işini yaptırmak. «Ö ğretm en sın avda b a n a veya sö z le r; a r a sö z ; a r a cüm le. «Bu ez a n lar -ki “Su K a sid esV ’ni a çık lattı.» şahadetleri dinin temeli- / E b e d î yurdum un üstünde benim inlem eli.» M ehm et  k if Ersoy\\ açıklam ada bulunmak, 1. Ayrıntılı b ilg i su n m ak; izah etm ek; izahat verm ek; izahatta bulunm ak. 2. Yanlış duyu­ lan, yan lış bilin en b ir olayın doğrusunu sö y lem ek ; yanlışlığı düzeltm ek; tavzih etm ek.| açıklam a yap­ | açıklattırm ak, [aç-ık-la-t-tır-mak] gçl. f . [ -ır ] Açık­ lamak işini birine, başka birisinin aracılığı ile yap­ tırmak. açıklayıcı, [aç-ık-la-y-ıcı] 1. sf. Açıklamaya yarayan; aydınlatıcı. «Bu a ra cın e l kitabın d a y ete ri k a d a r

AÇI
a çık lay ıcı bilgi y o k .» 2. is. Açıklama yapan ldmse; açıklayan; izah eden, açıklayış, [aç-ık-la-y-ış] is. 1. Açıklama işi; «Bunu a çık lay ışı h o ş o lm a d ı.» 2. Açıklama biçimi, açıklık, -ğı [aç-ık-lık T] is. 1. İki nesne arasın­

B Ü K E S U . i« Açılmadıkça. 2. sf. (Tomurcuk için) açılmamış. 2. ed. (Sevgilinin dudağı için) mini mini. açılm ak, [aç-ıl-mak edil. f . [-ır ] 1. (Kapalı, katlı, örtülü, sarılı ve dolaşık durumda bulunan bir nesne için) açık duruma getirilmek; kapalı olma hâli kaldırılmak; açılmış olmak. {eT} {eAT} (aynı). [EUTS] [Mühennâ] [DLT] 2. {eAT} Fetholunmak. 3. (Yapışık nesneler için) birbirinden ayrılmak. « F e r ­ m uarı a çılm ış .» 4. Faaliyete geçirilmek. « F a b r ik a y en i a ç ıld ı.» 5. (Kadro için) boşalmak. 6. Soyul­ mak. «Şirketin k a s a sı a çılm ış.» 7. dönşl. f . Açık ve berrak hâle gelmek. « H av a a ç ıld ı.» 8. (Sis, duman, efkâr vb. için) dağılmak veya yoğunluğunu kay­ betmek. «Sis a ç ıld ı.» 9. {eAT} Zahir olmak; aşikâr olmak. 10. Genişlemek. «A yakkabılarım a ç ıld ı.» 11. Uzaklaşmak, deniz yolculuğuna başlamak. 12. Dağılmak, yol vermek. «Açılın, p a d iş a h g eliy o r !» 13. Bağlantısı olmak. «K apım ız doğru dan a n a c a d ­ d ey e a ç ılıy o r .» 14. Rengi solmak. «H alının rengi a çılm ış .» 15. Hastalığın verdiği sıkıntıyı atlatmak. «Kom şunun g etird iğ i ıhlam ur çayını için ce biraz a ç ıld ı.» 16. Sırrım açığa vurmak, derdini dökmek. «A nnesine a çılm ayı b ir türlü a k ıl ed e m e d i.» 17. Sıkılganlıktan, utangaçlıktan kurtulmak, serbest­ leşmek. « G e le li b ir h a fta olm ad ı a m a bizim çıra k m aşallah iyi a ç ıld ı.» 18. Tutukluluğu gitmek, alış­ mak. «O tom obili y en i aldı, d a h a m otoru b ile a ç ıl­ m a d ı.» 19. Konunun dışına çıkmak. 20. Belirlenen istikametten uzaklaşmak. « A vcılar s a ğ a doğru aç ıld ıla r .» 21. Fazla borçlanmak. « T atilde ç o k aç ıld ık .» 22. Yönelmek. «T an zim at’la birlikte batı­ y a a ç ıld ık .» 23. {eAT} Ortadan kaybolmak; görün­ mez olmak. 24. {eAT} Yanlmak. 25. {eAT} Çözül­ mek. S A çıla açıl! {eAT} Ç ekilin ; savulun! | açılıp | saçılmak, A çık e lb is e le r giym eye başlam ak. açılmış, [aç-ıl-mış edilmiş. açım, [aç-ım] is. Bir eserin veya kanun maddesinin anlaşılması zor kısımlarını açıklamak; şerh. açım ak 1, [açığ > açı-mak] {eT} gçsz. f . [-r ] 1. A cı­ mak; ekşimek [Gabain] [EUTS] [Mühennâ] 2. (Vücut ve organ için) acımak. [DLT] açım ak2, [aç-mak (m erham et duym ak) > aç-ı-malc] {eT} gçsz. f . [-r ] Acımak; merhamet etmek. [İKPÖy.] açım lam a, [aç-ım-la-ma] is. 1. Bir konuyu derinle­ mesine araştırıp gerçeği ortaya çıkarma. 2. İncele­ mek maksadıyla cesedi yarma, kesip parçalara ayır­ ma; otopsi; teşrih. 3. Açıklama yazısı, metni; şerh yazısı. açım lam ak, [aç-ım-la-mak] gçl. f . [-r ] [-l(ı)-y o r] 1. En ince ayrıntısına kadar incelemek ve anlatmak. 2. Ölüm nedenini araştırmak amacıyla cesedi kesip {eAT} sf. Açıklanmış; şerh

daki uzaklık; mesafe. 2. Üzerinde bina, ağaç bu­ lunmayan düz, geniş, boş saha; alan; meydan. 3. Kır, 4. Renklerin koyu olmaması durumu. 5. Bulut­ suzluk. 6. m ec. Netlik, anlaşılırlık; vuzuh; fasihlik; fesahat; aleniyet; bedahet; belginlik; belirginlik; {eAT} (aynı). 7. Objektiflerde ışığın geçtiği deliğin genişliği. 8. Gizli olmayan, kamu işlerinin halkın bilgisi dahilinde yapılması. 9. İffet bakımından ol­ dukça serbest davranma. 10. g ö k b. Bir yıldız ile gözlemevinin bulunduğu yerin düşeyinden meyda­ na gelen düzlem ile gözlemevinin boylam düzlemi arasındaki açı; azimut. S açıklığa kavuşm ak, An­ laşılm ış o lm a k .| (olanca) açıklığıyla, H içb ir şey | g izlem ed en ; a p açık. | açıklık getirmek, D oğrusu | v e g e r ç e ğ i y eterin ce an laşılam ay an tartışm alı bir konuyu aydın lığ a kavuşturm ak; tavzih etm ek. | a| çıklık kazanm ak, B erraklaşm ak, a n laşılır olmak.\\ açıldık m astarı, D em iryolların da rayların h a t g e ­ nişliğini d en etlem ek için kullanılan gabari.\\ açık­ lık yer, B in a la r veya o rm an la rla örtülü olm ayan g en iş ve b o ş alan. açıklıkölçer, [açık-lık+ölç-er] is. Bir mikroskobun açıklığını ölçmeye yarayan aygıt, açıkm ak, [aç-ık-mak] {eT} gçsz. f . [-u r] Acıkmak. [DLT] açıksımak, [açı-k-sı-mak] {eT} gçsz. f . [- r ] Acılaş­ mak; ekşimek. [DLT] açılam a, [aç-ı-la-ma] is. K eşif ve araştırma, açılam ak, [aç-ı-la-mak] gçl. f . [- r ] [~l(ı)-yor] Askerî hedeflerin topografık ölçüm açılarını tespit için yapılan keşif, açılım, [aç-ıl-ım] is. 1. Açılmak işinin sonucu; yeni boyutlar kazanma, genişleme. 2. Bugüne kadar ge­ çerli olan biçimlerin ve konuların dışına çıkış, açılış, [aç-ıl-ış] is. 1. Açılma biçimi. 2. Yeni kurulan bir işletme veya binanın hizmete başlayışı. 3. Belir­ li bir sıra veya düzen içinde bulunan askerî tim ve­ ya sporcu dizisinin birbirinden dengeli bir biçimde uzaklaşması. 4. Muhasebe kaydının başlaması. S açılış konuşması, A çılış tören in de kurumun y a p ılı­ şı, v ereceğ i hizm etin ön em i ve yap ım ın d a hizm eti g eç e n ler h akk ın d a y ap ılan konuşma.\\ açılış töreni, Tören d ü zen leyerek y a p ıla n açılış.\\ açılışını yap­ mak, B ir kurumu tören dü zen leyerek hizm ete s o k ­ mak. açılma, [aç-ıl-ma] is. 1. Açılmak fiili ve eylemi. 2. Bitki tohumlarını koruyan kozalakların çatlaması, kanatlarının birbirinden ayrılması; çatlama. açdm adıcak, [aç-ıl-ma-dıcak {eAT} zf. 1.

o m

l e t K M I İ . 103

parçalamak; otopsi yapmak. 3. Yorumlamak, şerh etmek. açımlanm a, [aç-ım-la-n-ma] is. Açımlama yapılma işi. açımlanm ak, [aç-ım-la-n-mak] edil. f i [-ır ] Açım ve­ ya otopsi yapılmak, açın, [aç-m] {eT} zf. A ç olarak. açındırm a, [aç-m-dır-ma] is. 1. Geliştirme; inkişaf ettirme. 2. fo t o . Film üzerindeki resmi özel kimya­ sal maddeler konulmuş sıvı içinde banyo ederek görünür hâle getirme; developman. 3. Geometrik bir cisme ait bir yüzeyi bir düzlem üzerine serme, açındırmak, [aç-ın-dır-mak] gçl. f . [ -ır ] 1. Geliştir­ mek; inkişaf ettirmek. 2. fo to . Fotoğraf filmi üze­ rindeki resmi görünür hâle getirmek; develope et­ mek. 3. Cisimlerin yüzeyini düzlem üzerine ser­ mek. açınılmak, [aç-m-ıl-mak] {eAT} dönşl. f . [-u r] Açıl­ mak; toplanıp sıvanmak, açınım, [aç-ın-ım] is. 1. Teknik resimde geometrik bir cismin bütün yüzeylerinin izdüşümünü alarak görünüşünü bir tek düzlem üzerinde göstermek. 2. Gelişim; inkişaf, açınma, [aç-m-ma] is. 1. Açınmak fiili. 2. Tohumun ■çimlenme ortamında gelişmesi. 3. Üzerinde bulu­ nan örtülerin açılması. «U yurken açın m a g ib i bir huyu v a r.» 4. Açık giyinmeye başlama. «M od a d e­ nilen şey açın m a ve örtünm e telaşın dan b a şk a bir şey d eğ ild ir.» açınm ak1, [aç-ı-n-mak] {eT} dönşl. f i [-u r] 1. A cı­ mak; ihtimam etmek. [Gabain] 2. Temizlenmek; arılanmak; arınmak. [EUTS] açınmak2, [aç-ın-mak j ^ - T ] dönşl. fi. [ -ır ] 1. To­ humun çimlenme gelişmesini tamamlamak. 2. U y­ kuda üzerindeki örtüleri atmak. 3. Açık giyinmeye başlamak. 4. Açığa vurmak; açıklamak; itiraf et­ mek; ikrar etmek. {eT} (aynı) [Gabain] [EUTS] 5. {eT} {eAT} Açılmak; görünmek. [DLT] 6. {eT} Açar gibi görünmek. [DLT] açınmak3, [aç-mak (m erh am et duym ak) > aç-ı-mak > aç-ı-n-mak / aç-(ı)n-mak] {eT} dönşl. fi. [-u r ] 1. Bakmak; beslemek; yiyecek vermek. [İKPÖy.] [DLT] 2. Bakmak; tedavi etmek. [İKPÖy.] 3. Kaygı­ lanmak. [İKPÖy.] 4. Özen göstermek; büyük ilgi göstermek; meşgul olmak; özenmek; itina etmek; ihtimam göstermek. [EUTS] [İKPÖy.] açınsama, [aç-m-sa-ma] is. Bir yerin coğrafi özellik­ lerini belirlemek amacıyla yerinde yapılan ayrıntılı araştırma ve inceleme; istikşaf, açınsamak, [aç-ın-sa-mak] gçl. fi. [-r ] [-s(ı)-y o r] Bir yerin coğrafi özelliklerini belirlemek amacıyla ye­ rinde ayrıntılı olarak araştırma ve inceleme yap­ mak; istikşaf etmek, açıortay, [aç-ı+orta-y] is. Bir açının tepe noktasın­

dan çıkarak o açıyı iki eşit açıya bölen yarı doğru; « ik i kom şu y a rı doğrunun açıo rta y ı bu nlardan eşit u zaklıkta bulunan n oktaların kü m esidir.» fi1 açıor­ tay düzlemi, İk i düzlem li b ir açın ın k e n a r ayrıtın­ dan çıkan ve o açıyı iki eşit düzlem liye bö len y a r ı düzlem. açıölçer, [aç-ı+ölç-er] is. Açı ölçmede kullanılan aletlerin genel adı; iletki; gonyometre. açırgam ak, [açı-r-ğa-mak] {eAT} gçl. f i [ - r ] Acımak; acınmak. açırganm ak, [aç-ır-ğa-n-mak] {eAT} dönşl. fi. [-u r ] Pişman olmak, açısal, [aç-ı-sal] sf. Açı ile ilgili; açı türünden olan. fi1 açısal bölge, B ir a çı ile onun k ap sam ış olduğu alan ın kesişm esin den m eydana g elen düzlem p a r ­ ç a sı.| açısal çap, Güneş ve Ay g ib i g ö k cisim lerinin | g ö zlem ciy e g ö r e veya ön ced en b elirlen en bir düz­ lem e g ö r e a ç ıs a l uzaklıkları.\\ açısal hız, S abit bil­ eksen etrafın d a dön m e h a rek eti y a p a n cism in birim uzaklıktaki bir noktasının b elirli bir zam an için d e a ldığı y o l veya bu noktayı ek se n e bağ lay an d oğru p a ça sın ın birim zam an d a taradığ ı açı.\\ açısal hız birimi, R adyan / san iye (rad/sn) ’dir. B ununla ilgili o la r a k dön m e hızları d ev ir (360° lik a çı) ile h e s a p ­ lan ır: devir/saat, devir/san iye gibi. | açısal ivme, | A çısa l hızın birim zam an da değ işen niteliği veya a ç ıs a l hızın d eğ işm e hızı. | açısal yol, H arek et h â ­ | lin deki b ir cism in s a b it bir n oktad aki g ö zlem ciy e g ö r e ald ığ ı yol. açış, [aç-ış] is. 1. Açma işi. 2. Açm a biçimi, açma tarzı. 3. Bir kuruluşu hizmete sokma, işletmeye açma. 4. Bir faaliyeti, gösteriyi harekete geçirme. 5 1 açış konuşması, B ir kuruluşun hizm ete g eçm esi, bir şenliğin toplu ca kutlanm ası veya eylem in b a ş ­ lam ası için y a p ıla n ilk konuşm a. açışm ak1, [aç-ış-mak "I {eT} işteş, f i [-u r] 1. Birlikte açmak; açmakta yardım ve yarış etmek. [DLT] 2. {eAT} Birlikte açmak; müşavere etmek; danışmak. açışm ak2, [açı-ş-mak] {eT} dönşl. f i [-u r] Acılaşmak; ekşimek. [DLT] açıt, [aç-ıt] is. İnşaatlarda kapı ve pencere için du­ varda bırakılan boşluk. S açıt dikmesi, A çıtların iki y a n ın d a bulunan taşıyıcı ve koruyucu dikm eler. | | açıt tepeliği, B ir a çıt üzerine veya alın lığ ın a y e r ­ leştirilen h a fi f üçgen duvar. açıtgan, [açı-t-ğan] {eT} sf. Daima ekşiten; acıtan; ekşitici. [DLT] açıtm ak 1, [aç-ı-t-mak] {eT} {eAT} gçl. f i [-u r] 1. Acıtmak; ağrıtmak. 2. Gönül kırmak. 3. A cı duymak. [EUTS] [Yüknekî] açıtm ak2, [açı-t-mak] {eT} gçl. f i [-u r] Ekşitmek; acıtmak. [DLT] açita, [Sanslc. açita] {eT} is. Semavi çalgıcı; göksel çalgıcı. [EUTS]

AÇK
açkaç, [aç-kaç] {eT} is. Anahtar [Gabain] açkah, [Erme, açk] {ağız} is. Gözde çıkan arpacık. [DS] açkı, [aç-kı / aç-ku] {ağız} is. 1. Bir yüzeyi düz ve kaygan hâle getirmek işlemi; perdah. 2. Metal işçi­ liğinde delikleri genişletmek için kullanılan alet. 3. Anahtar; açacak; açar. 4. Cila; perdah. 5. Oklava ile açılmış hamur; yufka. 6. Hah; kilim gibi yere serilen şeyler. 7. Tahtaları birbirine eklemek için kullanılan marangoz aleti. 8. Tabaklanmış derinin yüzünü parlatmaya yarayan kaim camdan silindir biçimindeki alet. 9. Oklava. [DS] S açkı açm ak, Yufkayapmak.\\ açkı aleti, D ericinin üzerinde d eri­ leri yum uşattığı yarım d a ir e şeklin d e tablası bulu­ nan seh p a. | açkı bıçağı, D erinin pü rtü klerin i y o k | etm ek için kullanılan k ö r b ıça kla r]] açkı çubuğu, D ericilikte, tabaklan m ış d erileri p a rla tm a y a y a r a ­ y a n düz cam silindir]] açkı makinesi, D erinin yu­ m u şak tarafın d aki p ü rü zleri alm a y a y a ra y an çark.]] açkı tahtası, 1. K uyum cuların altın v a ra k y apım ve p a rlatım ın d a ku llan dıkları sert, bııdaksız şim şir a ğ a cın d a n tahta m asa. 2. Ü zerinde y u fka a çıla n y a d a ham u r işleri y ap ılan y u v a rla k düzgün tahta ta b ­ la. açkıcı, [aç-kı-cı] is. 1. Açkı yapan kimse; perdahçı. 2. Anahtarcı. açkılam a, [aç-kı-la-ma] is. 1. Bir yüzeyi sert cisim­ lerle sürterek parlak ve kaygan hâle getirme. 2. Al­ tından yapılmış parçaları veya altınla işlenmiş süs­ leri açkı tahtası üzerinde mühreyle parlatma işi. açkılam ak, [aç-kı-la-mak] gçl. f. [- r ] [-l(ı)-y o r] Sert cisimlerle sürterek bir yüzeyi parlak ve kaygan hâle getirmek; perdahlamak; parlatmak; cilalamak, açkılanm a, [aç-kı-la-n-ma] is. Açkılanmak işi. açkılanm ak, [aç-kı-la-n-mak] edil. f . [-ır ] Açkılama eylemine uğramak; perdahlanmak; cilalanmak, açkılı, [aç-kı-lı] sf. Parlatılmış, perdahlanmış; per­ dahlı. açkılık, -ğı [aç-kı-lık] {ağız} is. 1. Yufka açmak için kullanılan un, nişasta vb.; uğra. 2. Hamur açmaya yarayan özlü un. [DS] açkınça, [aç-kı-nça] {eTj zf. Açınca. [EUTS] ■ açkısız, [aç-kı-sız] sf. Parlatılmamış, perdahlanma­ mış. açku, [aç-ku j^=-T] {eATf is. 1. Açacak, parlatacak şey; cila. 2. Anahtar, açkuç, [aç-kuç] {eAT} is. Anahtar, açla, [aç-la / acı-la 2. {eAT} A ç iken, / iU-T] {eT} zf. 1. Aç olarak.

Ö ID M IÜ K K C îM .
Reşat Nuri Güntekin 2. İnsan kalabalıklarını tehdit eden kıtlık veya yetersiz yahut dengesiz beslenme durumu. 3. Bir şeye karşı aşırı istek; iştaha. S aç­ lık beynine (başına) vurm ak, A çlığın şiddetin de davran ışların ı k on trol ed e m e y ec e k durum a g elm ek ; şe k ersiz kalm ak]] açlık çekmek, 1. A şırı y oksu llu k çek m ek 2. K ıtlık ç ek m ek vey a y etersiz beslen m ek]] açlık grevi, A ç k a lm a k y o lu y la gö sterilen direniş]] açlığını bastırm ak, Tam doym adan a n c a k a ç lık duygusunu h a fifle te c e k k a d a r y em ek]] açlıktan ne­ fesi kokmak, A sg ari şa rtla rd a b ile karnını doyura m a y a c a k k a d a r y oksu llu k için de bulunm ak]] aç­ lıktan ölmek (başı dönmek, bayılmak), D ayan ıl­ m ası mümkün o lm a y a c a k d e r e c e d e acıkm ak]] aç­ lıktan ölmeyecek k adar kazanm ak, A n cak tem el ihtiyaçların ı k arşıla y aca k , hayatta k a la b ile c e k k a ­ d a r kazan m ak]] açlıktan ölmeyecek k adar ye­ mek, A n cak tem el ihtiyaçlarım karşıla y aca k , h a ­ y a tta k a la b ile c e k k a d a r y em ek]] açlık ile tokluğun arası yarım yufka, A ç g özlü ve h ırslı olm ayan lar ihtiyaçların ı g id erm ek için ç o k şey istemez. açIınmak, [aç-(ı)l-m-mak] {eT} f . Açılmak, [DLT] açlışmak, [aç-(ı)-l-ış-mak] {eT} dönşl. f . [-u r] Açıl­ mak. [DLT] açm a, [aç-ma] is. 1. Açmak işini yapma; kapalı bir şeyi açık hâle getirme. 2. Mayalı ve yağlı hamurla yapılan tekerlek biçimli bir simit veya çörek çeşidi. 3. Ormandan bir kısım ağaçlar kesilerek tarla hâli­ ne getirilmiş yer. 4. Ham topraktan, meradan işle­ yerek ekime elverişli bir tarla edinme. 5. Renklerin tonunu biraz daha açık hâle getirme. 6. Cerrahide yüzeye yalcın bir toplar daman meydana çıkarma. 7. Eldivenleri kalıba geçirme işlemi. 8. Kâğıt sa­ nayiinde kâğıt ve kartonları sıvı içinde eriterek katı maddeleri asılı bir vaziyete getirme işi. 9. {ağız} Erik, kayısı kurusu. [DS] 10. {ağız} Atın hızım ar­ tırma. [DS] 11. {ağız} Sabahtan öğleye kadar devam eden kadın hamamı. [DS] açm acı, [aç-ma-cı] is. Açma yapan veya açma satan simitçi. açm ah, [aç-mah] {eAT} g ç l.f. [ - a r ] Açmak. açm ak 1, [eT. aç-mak] gçl. f . [ - a r ] 1. Kapalı, sarılı, bağlı, katlı, dürülü veya buruşuk vaziyetteki bir nesneyi açık, düz hâle getirmek; çözmek; düzelt­ mek; aralamak; aralık etmek. 2. Engeli kaldırıp tı­ kanıklığı gidermek; geçilir hâle getirmek. 3. Bir ye­ ri genişletmek veya görüşü önleyen engelleri orta­ dan kaldırmak. 4. Delmek, oymak, kazmak. 5. Do­ laşık, karışık veya ilikli bir şeyi çözmek. 6. İki nes­ neyi veya iki ucu birbirinden uzaklaştırmak. «P en ­ senin ağzım bira z d a h a a ç .» 7. Ucunu sivriltmek, keskinletmek. « K a lem i a ç tı.» 8. Açığa vurmak; ortaya koymak; söylemek. {eAT} (aynı) «Size d er­ dim i a ç a b ilir m iyim ?» 9. Derinleştirmek, yeniden başlatmak. «B u m eseley i bira z a ç a lım .» 10. Anla­

açlıh, [aç-lıh] {eAT} is. Açlık. açlık, -ğı [aç-lık] is. 1. Midenin boşalmasıyla birlikte yeme ihtiyacını hissettiren biyolojik olgu; yemek yeme isteği; acıkmak hâli; ezinti; kıyıntı. « B ir g e ­ c e d e açlıktan ö len insanı tarih kaydetm em iştir.»

n a ı m c E a z M i .i H şılır duruma getirmek, izah etmek. 11. Savaşarak almak; fethetmek; almak; zapt etmek. {eT} {eAT} (aynı) [DLT] «K ayı boyu B izan s 'la m ü ca d ele e d e r e k Söğüt çev resin i a çtı ve yu rt k a z a n d ı.» 12. Sıkıntısı­ nı gidermek, ferahlatmak. «B u g ü zel b a h ç e bizi a ç tı.» 13. Başlatmak; lcüşat etmek. «G azi, 9 Şubat 1924 günü Türk O cağı S ö k e Şu besini a ç tı.» 14. Uygulamayı başlatmak. «H üküm etin y en i açtığ ı usul, sın ıfta kalm ayı ortad a n k a ld ırıy o r .» 15. Ge­ rekli hazırlıkları tamamladıktan sonra çalışmaya veya işletmeye başlamak. «Ö ğretm en evi bu y ıl ba şın d a a ç ıla c a k .» 16. Yakışmak. «B u takım sen i ç o k iyi a ç tı.» 17. Düzenlemek; «Altı E ylü l'de S ö k e Tarım F u arı a ç ıld ı.» 18. Ayırmak, vermek; tahsis etmek. «Siiit od ay ı b a şk a n a a ç t ık .» 19. Bir aracın sesini yükseltmek. «R adyoyu biraz d a h a a ç .» 20. Renklerin koyuluğunu azaltmak. «Şu y eş ili biraz d a h a a ç .» 21. Bozmak, fitne sokmak. «A ralarını a çm a k istem em .» 22. Arzu ve istek duyar hâle gel­ mek. « İştahı a ç ıld ı.» 23. Söz etmek, sırrını söyle­ mek. «Sıkıntılarınızı h ek im e a ça b ilirsin iz .» 24. Tıbbî işlem için bir organı kesmek, meydana çı­ karmak. «D oktor, y aran ın etrafın ı a ç tı.» 25. Çöz­ mek, yaymak. 26. gçsz. Çiçeklenmek. « G ü ller a ç ­ tı.» 27. {eT} {eAT} Çözmek; yaymak. [EUTS] [IKPÖy.] [ETY] 28. {eT} Açık söyleyip anlatmak. [Mühennâ] 29. {eT} Aramak. 30. {eAT} Parlatmak; perdahlamak. 31. {eAT} Uzağa sürmek. 32. {eAT} Yaymak. 33. {eAT} Aşmak. 34. {eAT} Bol bol ver­ mek. 35. {eAT} Uzaklaştırmak; gidermek. 0 aça görmek, {eAT} A çm aya b a k m a k ; a çm a y a ç a lış ­ m ak,| A ç ağzını yum gözünü. G en ellikle ç o c u k la ­ | ra sürpriz y a p m a k için g özlerin i k a p a ta r a k ağzın a ço k hoşlan dığ ı b ir y iy ec e ğ i verm ek için sö y len ir.| | Aç gözünü, a çarlar gözünü. Y apılm akta o la n işte daim a dikkatli ve uyanık bulunm alı, y o k s a y ap ılan hata unutulmaz b ir z a r a r v ereb ilir. \\ A çtı ağzını, yumdu gözünü. A zarlam a ve söv m e nevinden a ğ ­ zına g elen i sö y led i; ç o k sö y len d i; ç o k a zarladı. açmak2, [aç-mak] {eT} gçsz. f . [-u r] Merhamet duy­ mak. [İKPÖy.] açmak3, [aç-mak (a :çm ak ) {eT} {eAT} gçsz. f . [-u r] Acıkmak; aç olmak. [DLT] [ETY] [EUTS] [Ga­ bain] [Tekin] açmalık, -ğı [aç-ma-lık] is. Kir çıkarmaya yarayan katkı maddeleri; sabun, deterjan cinsi maddelerin genel adı; temizlik maddesi. açmaz, [aç-maz jU^-l] is. 1. Kararsız ve çaresiz du­ rum; çıkmaz. 2. argo. Oyun, dalavere. 3. Satranç ve dama oyununda rakibe kesin yenilgiyi kabul et­ tiren hamle. 4. sf. Ağzından sır çıkmaz; ketum. 5. Sahilden şiddetli rüzgâr estiği zaman gemilerin açığa sürüklenmemesi için sahilden dikine verilen halat, 6. m ec. Söz tuzağı, mantık oyunu. S açm aza

AÇLI
düşmek, 1. için d en çıkılm ası g ü ç b ir durum a dü ş­ m ek; 2. argo. Birinin oyununa gelmek.\\ açm aza getirmek, argo. Oyuna g etirm ek .| açm az komak, | {eAT} Yüzüstü b ıra k m a k; olduğu g ib i terk etm ek.| | açm az vermek, Ortaoyunu v e tuluatta k arşısın d a ­ kinin nükteli b ir sö z ed eb ilm esi için uygun b ir s ö z veya cü m le söylem ek. açm azdan, [aç-maz-dan tini belli etmeksizin; gizlice, açm azlanm ak, [aç-maz-la-n-mak {eAT} d ö n şl.f. [-u r] Açılmak istememek, açmazlık, -ğı [aç-maz-hk] is. Sır saklama, ağzı sıkı olma; ketumluk, açmegu, [Erme, arç (ayı) + meğu (arı)] {ağız.} is. Eşek arısı. açril, [Güre, açril] {ağız} is. Kesilmiş süt; kesik. [DS] açsam ak, [aç-mak > aç-sa-mak] {eT} f Açmak iste­ mek; açmayı arzulamak. [DLT] açsık, [âç-sık] (a ;çsık ) {eT} sf. 1. A ç [Gabain], 2. is. Acıksama; açlık; acıkma. [ETY] [EUTS] 3. Acıka­ cak olma; mutlak acıkacak olma; aç olma; acıkma. [ETY] [Tekin] açsız, [aç-sız] {eT} sf. Tok; tokluk. [EUTS] açtırm a, [aç-tır-ma] is. Açtırmak işi. açtırm ak, [aç-tır-mak] g ç l .f . [ -ır ] 1. Birisine açmak işini yaptırmak. 2. Açmağa zorlamak. S A çtırm a kutuyu, söyletme kötüyü. B irisinin f a z l a ileri g it­ m esi d o la y ısıy la h akkın d a h o ş olm ayan g e r ç e k le r i sö y lem ek zoru n da kalın acağ ın ı ikaz etm ek. (Seninle ilgili bazı şey leri sö y lem ey e ben i m ecbu r etm e.) açtırtm ak , [aç-tır-t-mak] gçl. f . [ -ır ] Birine, bir şeyi açtırma eylemini yaptırmak; açmak işini biri aracı­ lığı ile bir başkasına yaptırtmak, açturm ak, [aç-tur-mak] {eT} f i Açtırmak. [DLT] açuğ, [aç-uğ] {eAT} sf. Açık, açuh, [aç-uh] {eAT} sf. Açık. açuk 1, [a ç -u k ^ T ] {eAT} is. Acı; dert; ıstırap. açuk2, [aç-uk {eT} sf. 1. Açık. [Gabain] [DLT] {eAT} zf. Asıl niye­

[EUTS] 2. {eAT} Güler yüzlü; şen. S açuk boya­ mak, {eAT} B ir işi a ç ık ç a yapmak.\\ açuk gönüllü, {eAT} Tem iz kalpli.\\ açuk okımak, {eAT} 1. A n laşı­ lır b ir d ille oku m ak; tan e tan e s ö y ley er ek okum ak. 2. A ğır a ğ ır okum ak. açukluk, [aç-uk-luk {eAT} is. Saflık; temizlik, açuklug, [aç-uk-luğ] {eT} is. 1. Açıklık. [DLT] 2. Gü­ zel huylu; koçak. [DLT] açurgan,[aç-ur-ğan] {eT} sf. Çok acıktıran; çabuk acıktıran. [DLT] açurm ak, [aç-ur-mak] {eT} f i 1. Acıktırmak. 2. A ç bırakmak. [DLT] -ad- [ad-mak (b a şk a o lm a k ; fa r k lı olm ak) > -ad- / ed-] {eT} yap. e. Kökün anlamındaki düşünceye, duruma gelmek, getirmek; o yönde değiştirmek, o

AD
durumu kazandırmak, kılmak, etmek anlamı ka­ zandıran isimden fiil yapma eki. ku d -ad -m ak (mut­ lu kılm ak) ad1, [ e l ât > ad] is. 1. Bir varlığı cins veya özel olarak diğer varlıklardan ayırt etmeye yarayan ke­ lime; isim. 2. Kişilerin ilk adları. 3. {eT} {eAT} Ün; şöhret; çav; san; nam. [EUTS] 4. {eT} İyilik ve uğur belgisi. [DLT] 5. {ağız} Anılacak değer; önem. [DS] S ad alm ak, K en disin e b ir isim se ç m ek .| ad bağ­ | lamak, {eAT} A d o la r a k a lm a k .| ad bolmak, {eT} | İy ilik getirm ek. [DLT] j ad cümlesi, Yüklemi isim | ve isim soylu olan cümle. | ad çekici, {ağız} 1. ifti­ j ra c ı; müzevir. 2. Yaygaracı. [DS]|| ad çekimi, isim ­ leri isim çekim ek leri g etire rek sıra y la söylem ek. | | ad çekme, K u ra ç ek m ek işi. | ad çekmek, 1. Üze­ | rin de isim yazılı k âğ ıtla rı ç ek m ek su retiyle b a ş vu­ rulan ku ra işlem i. 2. {ağız} B ir kişi veya a ile için kötü şe y le r sö y lem ek ; ded ikod u etm ek. [DS]j| ad çektirm e, K u ra çek tirm ek işi. | ad çıkarm ak, {eAT} | Ün sa lm a k ; şö h ret kazanmak.]] ad durum u, İsim le­ rin cü m lede yü k lem e bağ lan ırken kazan dıkları özellikler ve so n la rın a a ld ık la rı ekler.]] ad eri, {eAT} İyi a d la tanınm ış olan.]] ad eylemek, {eAT} A d verm ek; adlandırm ak.]] ad gövdesi, Yapım eki alm ış ve y en i k elim e türetm ede kullanılan isim ler.| | adı anılmamak, Sözü edilm em ek, unutulmak,| adı | batm ak, Unutulmak, sözü ed ilm em ek; soyu k esil­ m ek (Ç ocu klara h ep ataların ın a d la rı verildiği için, adın ı v e r e c e k çocuğunun olm am ası dolayısıyla.)]] adı belirsiz, N eseb i a ç ık o la r a k bilinm eyen, k arı­ şık.]] adı belli, {ağız} 1. İyi. 2. A çık; b e lli; a şikâr. 3. T am am en; başlı b a şın a ; tem elli; b a ri oldu o lacak. [DS]|| adı belli olmak, {ağız} B ir şeyin m iktar ve d eğ eri bilinm ek. [DS]|| adı bellisiz, {ağız}] Verem. [DS | adı bellfi, {eAT} M eşhur; ünlü.| adı çekil­ | | mek, {ağız} (K adın veya kız için) h akkın d a olumsuz sö z le r söy len m ek; a d ı kötü ye çıkm a k; dedikodu su yapılm ak. [DS]|| adı çıkmak, 1. (K işi için) b elirli b ir niteliği ile m eşhu r olm ak. 2. K ötü şö h re t k a ­ zanmak.]] Adı çıktı dokuza, inmez sekize. İnsan b ir k e r e n a sıl tanınırsa hep ö y le bilinir.]] adı geçen, Ö nceden sözü edilen.\\ adı geçmek, K en disinden s ö z edilmek.]] adı gezmek, Hükmü g eçm ek ; sözü dinlenmek.]] adı ile yaşasın, H oşa giden, beğ en ilen b ir sö z ed e n ler için iyi d ile k sözü. | adı kaale alın­ | m am ak, Şahsın a önem verilm em ek,| adı kalmak, | S a d ec e a d ı ile an ılır olm ak. | adı karışm ak, Uy­ | gunsuz b ir olayın kişileri a ra sın d a bulunduğu s a ­ n ılm ak vey a bizzat olayın için de y e r alm ış olm ak. j | adı kötrülmüş, {eT} İk tid a r sahibi. [EUTS]|| adı kötüye çıkm ak, K ötü bir şö h ret s a h ib i olmak.]] adı lazım değil, Adının söylen m esi g erek m iy o r.| adı­ | na, H esabın a. | adına gölge düşürmek, Şanına | uygun davran am am ak. ]] adına ne düşerse, {eAT} Ş anın a n e y a k ışırs a .| adın çekmek, {eAT} Adını | sa y m ak ; an m ak; söylem ek.]] adım almak, B a ş k a

O l M I İ l H R C E S Ö M .1 0 6

birinin adın ı ken disin e a d o la r a k seçm ek.]] adını anm ak, B irin den bahsetm ek, ha tırla m ak ,| adını | anm am ak, Unutmak, y o k saym ak, d e ğ e r verm e­ mek.]] adını bağışlam ak, N ezaket g e r e ğ i birinin adın ı ö ğ ren m ek için söy len en söz. Lütfen adınızı sö y ler m isiniz? | ... adını dakınm ak, {eAT}.... adını | a lm a k ; ... a d ıy la anılmak.]] adını koymak, Fiyatın ı belirlem ek.]] adını silmek, Yok sa y m ak .| adını ta ­ | şımak, A taların dan birinin a d ıy la y a şa m a k ; sah ip oldu ğu adın sorum luluğunu bilm ek. | adını yire | bırahm ak, {eAT} Ş erefin i düşürmek.]] adı olmak, H aksız o la r a k tanınmak.]] adı sanı, Kim liği, soyu ve şö h retiy le.| adı üstünde, B e s b e lli.]] adı üstüne, | N am ına, nam ını o rtay a k o y m a k suretiyle.]] adı ya­ man, {ağız} 1. Adının söy len m esin d e sa k ın ca g ö rü ­ len şey lerd en sö z ed ilirken kullanılır. 2. Şeftali. 3. B adem . 4. İncir. 5. Ayı. 6. Domuz. 7. D eri altın daki m or lek eler. [DS]|| adıyla anılmak, B a ş k a birinin ism iyle tanınıp çağ rılm ak. | adıyla sanıyla, Bütün | y ö n leriy le.| ad issi, {eAT} M eşhu r; ünlü.]] ad itmek | (etmek), {eAT} A d bırakm ak.]] ad kazanm ak, {eAT} Ş ö h ret bu lm ak; ün sa lm a k .| ad kontak, {eAT} A d | verm ek; a d koymak.]] ad koym ak, B ir varlığa, bir ço cu ğ a b a şk a la rın d a n ayırt etm ek üzere isim vermek. | ad kökü, dbl. H iç b ir y ap ım ek i alm am ış y en i | k elim e y a p m a k ta ku llan ılan isim ler. | adlı adıyla, | Olduğu gibi, bütün açıklığ ıyla. | adlı sanlı, Ç ok | tanınmış, ç o k m eşhu r olmuş.]] ad san, {eAT} Ün; şöhret. | ad takmak, B irin e belirgin ö z ellikleri d o ­ | layısıyla ikinci b ir a d verm ek. | ad tam lam ası, dbl. | B ird en ç o k isim ile m eydan a g etirilen tam lam alar; isim t a m la m a s ı,| ad urm ak, {eAT} A d verm ek; a d | koym ak. | ad urunm ak, {eAT} A d takınm ak; ... a d ı­ | nı almak.]] ad verm ek, A dlandırm ak, isim koy­ mak.]] ad virilmiş, {eAT} B e lli edilm iş; takdir ed il­ miş.]] ad virinilmek, {eAT} A dlan dırılm ak; isim verilmek.]] ad virm ek, {eAT} A dlan dırm ak; isim vermek.]] ad vurm ak, {eAT} A d koy m ak; a d verm ek .| ad yapm ak, B ir kon u da b a şa rılı olm ak, a d ı­ | nı bu b a şa rısı sa y esin d e duyurm ak; kendini otorite o la r a k k a b u l ettirm ek.| ad yavuzlugı, {eAT} A d | kötülüğü; kötü adlılık. ad2, [ad] {eT} is. İpekli kumaş ve benzeri dokuma cinsinden sanat eseri olan her şey. [DLT] a d ’, -ddi [Ar. ‘add -lp] {OsT} is. 1. Sayı; sayma; 2. (Öyle) kabul etme. ad, [Ar. ‘âd j U] (a:d) {OsT} is. Âdetler; gelenekler. A DA1, [İlk kadın programcı sayılan Lord Byron’un kızı Ada’nm adından alınmıştır.] öz. is. Sayısal ve­ rilerin işlenmesi, temel yazılımların paralel olarak çalışması esasına dayanan büyük işletmelerin kul­ landığı standart bilgi işlem dili. ADA2, kısalt, kim. Adenozin di-fosforik asidin kı­ saltması.

ADA

a ’ d a1 [Ar. acdâ ıj-Lcl] (a -d a :) {OsT} sf. Pek zalim; en , acımasız. a’da2, - a ’i [Ar. ‘adüvv > a‘dâ’ s IjipI] (a -d a :) (OsT) is. Düşmanlar, fi1 a ’d â’-i dîn, {OsT} D in düşm anlan. ad a1, [ada] {eT} is. 1. Tehlike; felaket; musibet; bela. [Gabain] [EUTS], [İKPÖy.] 2. Baskı. [EUTS] ada2, [ada] {eT} is. Gereksinim; ihtiyaç. [EUTS] ada3, [ada] {eT} zf. Başkası; diğeri; öteki. [EUTS] ada4, [ata / ada] {eT} is. Baba; ata. [EUTS] ada5, [eT. atağ [Râsânân]] is. 1. Dört tarafı da deniz ile çevrili kara parçası. 2. Şehir plancılığında so­ kaklarla ayrılmış birbirine bitişik bulunan parseller topluluğu. 3. Kümeler hâlinde bir arada yığılmış nesneler topluluğu. «O rm an da gördüğü n şu siyah a d a c ık la r yangın y e r le r i o lm a lı.» 4. {ağız} İçi dü­ den, bataklık ve sazlıklarla kaplı, kenarlan kovalık ve çayırlarla kaplı otlak. [DS] ö ada balığı, zool. G en ellikle y a ğ ı (isperm eçet) için avlan an tro p ika l ve a stro p ika l b ö lg e den izlerin de rastlan an yirm i m etreye varan b o y d a ve 100 k ilo a ğ ırlığ ın d a b ir dişli ba lin a türü; a m b er b a lığ ı; kaşalot. | ada çayı, | bot. B a llıb a b a g ille r fa m ily a sın d a n fera h la tıc ı, g ö ğ ­ sü yum uşatıcı etkisi d o la y ısıy la y a p ra k la r ı ça y g ib i d em len erek içilen b ir şifalı bitki, (Salvia offıcinalis). | ada düdüğü, {ağız} 1. A ğ açtan yap ılm ış u| zun kaval. 2. Söğüt d alın dan yap ılm ış düdük. [DS]|| ada leyleği, {ağız} Ç o k uzun boylu adam . [DS]|| ada soğanı, bot. 1. Z am bakgillerden s o n b a h a rd a mavi, beyaz, eflatun, p e m b e ren kli ç iç e k le r a ça n soğ an lı bir Akdeniz bitkisi; işkil; a k so ğ a n ; ayı so ğ a n ı; b e ­ yaz so ğ a n ; loteşir so ğ a n ı; nuteşir so ğ a n ı; ölü s o ­ ğ an ı; (U rgin ea Scilla). 2. Bu bitkinin h ekim likte id­ ra r artırıcı ve k alp kuvvetlen dirici o la r a k kullanı­ lan z eh irli soğanı.\\ ada tavşanı, zool. K ü rk ve d e ­ risi için avlanan, tavşan gillerden kü çü k y a p ılı ve kulakları kü çü k b ir tavşan türü, (O ryctolagus cuniculus). | ada yavrusu, İsta n b u l’d a B o ğ a z içi b a ­ j lıkçılarının kullandığı iki veya üç çifte kü rekli bir tekne türü. adab, [Ar. edeb (terbiye, iyi a h la k) > âdâb v*'M] (a :d a :b ) {OsT} is. 1. Toplumun değerlerine uygun olan, ahlaklılık. 2. Bir işi yapmanın kuralları; usul­ ler; yollar; metotlar. 3. huk. Herhangi bir ahlak ku­ ralının uyulmasını mecbur saydığı; bir toplumdaki dürüst insanların çoğunluğunun kabul ettiği ahlaki esasların bütünü. S adaba aykırı, (D avranış için) toplum da a h la k a aykırı sayılan.\\ âdâb-ı asr, {OsT} Zamanın u su lleri.| adâb-ı m uaşeret, {OsT} -*• ada| bımuaşeret.ll âdâb-ı m utavaat, {OsT} İtaa t usulle­ ri,| âdâb-ı m ünazara, {OsT} K on u şm a ve tartışm a | kuralları. | adabına uygun, O lm ası g erek tiğ i ş e k il­ | de, ku ralların a uygun o la ra k . | âdâb-ı umûmiye, | {OsT} G en el a h la k ve dav ran ış kur alları.\\ âdâb-ı umûmiye aleyhine cürüm ler, Türk C eza Kanunu­

nun g e n e l a d a p ve a ile nizam ı a ley h in e işlen en su ç ­ ları k apsayan bölümü.\\ âdâbuT-bahs, {OsT} T ar­ tışm ada ra k ib i susturm anın usullerinin ö ğ retild iğ i m an tığa dayalı kon uşm a bilg isi.] âdâb ve erkân, {OsT} D oğru ve yerin d e d avran m a; m etot; yön tem ; sıra ve saygı. adabım uaşeret, [Ar. âdâb-ı mu'âşeret o y ıU » ^bT] (a :d a :b ım u a :ş er et) {OsT} is. 1. Toplum içinde in­ sanların birbirleriyle ilişkilerinde uymaları gereken kurallar; görgü kuralları. 2. Herhangi bir toplantıda benimsenmesi ve uyulması gereken ahlak, görgü ve nezaket kuralları, adacık, -ğı [ada-cık] is. Çok küçük ada. adacyo, [İt. adagio] ( a d a ’cyo) zf. müz. 1. Yavaşça. 2. is. Bu hızla çalman müzik parçası. 3. Ağır hareket­ lerle yapılan alıştırmalar veya bir balenin ağır ola­ rak oynanan bölümü. a ’ dad1, [Ar. a‘ded > a‘dâd JİJıtl] (a -d a :d ) {OsT} is. 1. Sayılar; rakamlar. 2. Cari hesap ve faiz hesaplan­ masında ana paranın faiz getireceği günlerin sayısı ile çarpımından elde edilen rakamın muhasebecilik terimi. S a ’dâd-ı asliye, {OsT} mat. A sıl sa y ıla r; tam sa y ıla r.| a ’dâd-ı kesriye, {OsT} mat. K esirli | sayılar. | a ’dâd-ı mütebâyine, {OsT} mat. A sal s a ­ | y ıla r; o rtak bö len leri olm ayan sa y ıla r,| a ’dâd-ı | rütbiye, {OsT} dbl. S ıra sayıları.\\ a ’dâd-ı tevziiye, {OsT} dbl. Ü leştirm e say ılan . a ’dad2, [Ar. a‘dad > a‘dâd iU itl] (a -d a :d ) {OsT} is. 1. Kollar; pazılar. 2. Havuz kenarındaki düzgün taşlar veya duvarlar. a ’dad3, [Ar. a'dad -uatl] (a-dad) {OsT} sf. (Kişi için) ince ve kısa kollu, adadiyoz, [Yun. o tetoios (filan)] sf. argo. Kabadayı kıyafetinde; kopuk kılıklı, adag, [adağ] {eT} is. Ada. [Mühennâ] adagide, is. [Ödemiş’in Adagide (Ovakent) bucağın­ da el tezgâhlarında dokunduğu için böyle adlandı­ rılmıştır.] Bordo zemin üzerine beyaz çizgili pa­ muklu veya ipek karışımlı bürümcek, adagietto, [İt. adagio] ( a d a ’g ietto) is. müz. İçten ve ağır tempolu kısa süren müzik parçası, adagio, [İt. adagio] (a d a ’ io ) is. müz. Bir parçanın g ağır tempoyla seslendirileceğini belirten terim; adacyo. adagöde, [ada+göde] {ağız} zf. (İnsan ve hayvan vücudunda görülen şişlik için) aşırı derecede. [DS] adahi, [Ar. udhiyye > adabı ^ U o l] (a d a :h i:) {OsT} is. Kurbanlar. adahik, [Ar. adahik dl^Uil] (a d a:h ik ) {OsT} is. Gü­ lünecek şeyler; şakalar, adahlu, [ad-ahlu / ad-ak-lu jl^ol] {eAT} sf. Nişanlı; yavuklu.

ADA

-ad ak, [-a-da-k / -edek] yap. e. Ses yansımalı kökler­ den isim türeten bir ektir; türetilen zarflar hareket tarzı ifade eder. Bu ekin ünsüz+ünlü+ünsüz (bab) yapısındaki köklerden türettiği kelime sayısı azdır: p a ta d a k . Buna rağmen ünsüz+ünlü+ünsüz+ünsüz (babb) yapısındaki köklerden türetmeye oldukça elverişlidir: hartadak, zın gadak. Birinci hâlde ek öncesinde ünsüz türemesi görülür: şa p a d a k > ş a p ­ padak. ad ak 1, -ğı [ada-mak > ada-lc] is. 1. Bir dileği gerçek­ leştiği takdirde yerine getirilmek üzere Allah’a ve­ rilen söz. 2. Adanmış olan şey; sungu; nezir. 3. {ağız} Yağlı çörek. [DS] 4. fağız} El büyüklüğünde küçük ekmek. [DS] 5. (ağız} Küçük çocuklara per­ şembe günleri dağıtılan şeker, üzüm, badem içi vb. çerez. [DS] t5 adak aşı, fo lk . Yağm ur d u ası ö n c e ­ sin d e ev lerd en toplan an y iy ec e k ler le y a p ıla n y em ek .j adak çocukları, K urban v e R am azan b a y ­ | ram ı a rife le rin d e evlerden h ay ır o la r a k y em iş ve y iy ec e k to p la m a k iizere d o la şa n ço c ıık topluluğu.\\ adak etmek, {ağız}!. A dam ak; v a at etm ek. 2. A d a­ ğ ı y erin e getirm ek. 3. H ayır y a p a r a k öksüz ve y o k ­ su lları doyurm ak. [DS] | adak kurbanı, A d a k o la ­ | r a k k esilen koyun, keçi, sığ ır ve d ev e cinsinden hayvan. | adak mevlidi, fo lk . D oğum, evlenm e, ev | v e iş sa h ib i o lm a g ib i du ru m larda şükür ifa d esi o la r a k okutulan mevlit. adak2, [ya-mak (yaymak, serm ek) > ya-d-malc > yad-ak > ad-mak > ad-ak (yere y ayılan şey)] (adhak) {e l '} is. 1. Ayak [İKJPÖy.] [Gabain] [Tekin] [Yüknekî] [EUTS] [DLT] [ETY] 2. {ağız} Çocuğun ilk adımları. [DS] S1 adak kam şatm ak, K a rışıklık çıkarm ak. [Gabain] adak3, [adak] {eT'} is. Kap. [Mühennâ] adak4, [Far. âdâkilbl] (a :d a :k ) {OsT} is. Ada. adak5, -kkı [Ar. adakk J-il] {OsT} is. Daha ince; en ince; çok dakik, adaklam ak, [adak (ayak) > adak-la-mak] g ç s z .f. [-r ] [-l(ı)-y o r] {ağız} 1. (Küçük çocuklar için) yürüme­ ye başlamak; ilk adımını atmak. [DS] 2. {eT} Ayak ile vurmak. [DLT] adaklanm a, [adak-la-n-ma] is. Nişanlanma. ■ ad aklanm ak1 [adak-la-n-mak] {eT} dönşl.. f . [-u r] , Ayak sahibi olmak; ayaklanmak. [DLT] adaklanm ak2, [adak-la-n-mak] dönşl. f . [-ir ] Nişan­ lanmak adaklı, [ad-a-lc-lı] sf. 1. Adak adamış olan. 2. {ağız} Varlığı kutsal bir şey uğruna feda edilmiş; adan­ mış; nezredilmiş. [DS] 3. {ağız} Nişanlı kız; sözlü; yavuklu. [DS] adaklıg, [ adak-lığ] {eT} sf. Ayaklı. [ETY] [DLT] [EUTS] adaklık1, [adalç-lık] {eT} is. Üzüm çardaklarına ayak yapılacak ağaç. [DLT] adaklık2, -ğı [adak-lık] sf. 1. Adak olarak seçilmiş

hayvan; 2. Nişan ve söz kesmek üzere düşünülen (kişi). 3. is. Tapmaklarda adak sunulan yer. adaklu, [adak-lu] {eAT} sf. Nişanlı; yavuklu, a ’dal, [Ar. ı'dl > a'dal Jl-isl] (a -d a :l) {OsT) is. 1. Denkler. 2. Eşitler, adal, -Ilı [Ar. adali J-il] {OsT} sf. 1. Doğruluktan, doğru yoldan pek uzak olan; çok sapıtmış olan; çok kötü yol tutmuş olan. 2. Pek çok yanlışı bulunan. adaiam ak1, [ada-la-mak] gçl. f . [ - r ] [-l(ı)-y o r] {ağız} (Yağmur suları tarafından) bir yerin etrafını doldu­ rarak ada hâline getirmek; ada görünümü vermek. [DS] adaiam ak2, [ada-la-mak] gçsz. f . [ - r ] [-l(ı)-y o r] Tar­ tışmak; münakaşa etmek, adalanm ak, [ada-la-n-mak] {eT} f . 1. Tehlikeye düş­ mek; tehlikeli duruma düşmek; kötü hâlde olmak; [Gabain] 2. Kötü duruma sokmak. [EUTS] adalat, [Ar. ‘adale > ‘adalât (ad ala. t) {OsT} is. Kaslar; adaleler, fi1 adalât-ı inebiye, {OsT} anat. G ö z b eb eğ i k a s la r ı.| adalât-ı mücevvefe, {OsT} a | nat. K a lp kasları. adale, [Ar. ‘adale (fare) a U^\ {OsT} is. Vücut hare­ ketlerini sağlayan sinir ve boyuna liflerden oluş­ muş doku; kas. S adale-i cebhiye, {OsT} anat. Alın k a s ı.| adale-i cildiye-i unk, {OsT} anat. Boyun d eri | k a s ı.| adale-i dâliye, {OsT} anat. D elta k ası.| ada­ | | le-i fahziye, {OsT} anat. Uyluk kası. | adale-i hi| câb-ı haciz, {OsT} anat. D iyafram kası. | adale-i | kalb, {OsT} anat. Yürek kası. | adale-i madgıye, | {OsT} anat. Ç iğnem e kası.\\ adale-i medâriye, {OsT} anat. Ç ev re k a s ı.| adale-i melsâ, {OsT} anat. | Yalız t e . | adale-i m uassıra, {OsT} anat. Büzgen | kas. | adale-i mudhike, {OsT} anat. Güldürücü | k a s .| adale-i m uhatta, {OsT} anat. Ç izgili kas.\\ | adale-i mukabile, {OsT} anat. K a rşıt k a s.| adale-i | muştiye, {OsT} anat. T arak kası.\\ adale-i m ürabb a’-ı m ünharife, {OsT} anat. Yamuk kas.\\ adale-i müsennene, {OsT} anat. D işli k a s .| adale-i n a’liye, | {OsT} anat. N alınsı kas.\\ adale-i rahm iye, {OsT} anat. R ahim k a s ı; d öly atağ ı kası. | adale-i sadriye, | {OsT} anat. G öğüs k a s ı.| adale-i savtiye, {OsT} | anat. Ses k a s ı.| adale-i şeddadiye, {OsT} anat. Tı| kay ıcı k a s.| adale-i ev’emiye-i sakiye, {OsT} anat. | B a ld ır ikiz kası. | adale-i zâttt’r-rüü s-i selâse, | {OsT} anat. Üç b a şlı kas. adaleli, [adale-li] sf. Kasları gelişmiş ve güçlü olan, adalesiz, [adale-siz] sf. Kasları yeterince gelişmemiş, gücü kuvveti olmayan, adalet, [Ar. ‘adi > ‘adalet cJİJlp] (a d a:let) {OsT} is. 1. İnsanlar arasında hakkı koruyup eziyet ve zulüm olgularını kaldırma işi; dad; denkserlik; hakkani­ yet. 2. Haksızlık eden suçluyu cezalandırmak ve hakkı gasp edilen mağdura hakkını iade etme örgü­

O M

IIK E H

• 109

ADA

tü. 3. Devletin yargılama yetkisi ve gücü. 4. Hakka saygıyı esas alan ahlak ilkesi. 5. Doğru ve dürüst olmak, insaflı davranmak, vicdanlı olmak, herkese hakkını vermek erdemliliği. 6. Yönetimi ve göze­ timi altındakilere karşı adil, insaflı ve merhametli davranma. 7. Adliye kuruluşu. 3 adalet bakanı, A dalet B akan lığının g ö rev lerin i y ürütm ekle g ö rev li hüküm et üyesi.\\ adalet bakanlığı, Türkiye Cum ­ huriyeti devleti için d e a d a le t işlerinin yürütülm esi için g erekli, y a sa l, p a r a s a l ve yönetim şartların ı d ü zen lem ekle g ö rev li bakanlık.\\ adalet dağıtmak, K anunların sa ğ la d ığ ı h a k la rı sa h ip lerin e verm ek, tanımak.\\ A dalet Divanı L a h ey A d alet D ivanı y e ­ rine 1946 y ılın d a B irleşm iş M illetler y ayasın ın 92. m addesin e g ö r e kurulm uş b ir u lu slararası y a r g ı­ lam a kurulu. | adalet em ri, H a lk a zulüm y a p ılm a ­ | m ası için sa d ra za m tarafın dan v a lilere g ön d erilen yazılı em ir. | adalet kapısı, H a k ve hukukun k o ­ | runm ası için b a ş vurulan kurum ; m ah k em e; ad liye. | adalet em ri, H a lk a zulüm ve haksız m u am ele | y apılm am ası için sa d ra z a m la r tarafın dan v a lilere g ön d erilen em ir. | adalete teslim etmek, Suçluyu | y a rg ıla n m a k üzere m ah k em ey e teslim etm ek. | ada­ | lete teslim olm ak, (Suçlu, s a n ık vb. için) y a r g ı­ lan m ak ü zere ilgili m ak am lara kendiliğinden teslim olm ak. | adaletine sığınmak, B irinin ken d isi hak| km d aki k ararın d a bağ ışlayıcı, â d il ve m erham etli olm asını d ilem ek; in safın a sığmmak.\\ adâlet-i şühüd, {OsTj T anıkların adil, dürüst ve gü ven ilir o l­ m a özellikleri.\\ adalet mahkemesi, huk. İd a ri y a r ­ gı dışın da y e r a la n k iş iler a ra sı hukukla ilgili y a rg ı kurıımları.\\ adâlet-nâm e, Y öneticilerin h a lk a zu­ lüm ve h a ksız lık etm em elerin i ö n lem ek için p a d i­ şah ların tahta çıktıkları zam an k a d ıla ra g ö n d erd ik ­ leri em ir; a d a le t ferm a m . | adalet sarayı, huk. B ü­ | tün y a rg ı kurum larını için d e toplayan m ah kem e bin ası.| adaletten kaçm ak, (Y argılanm ası g er ek en | suçlu veya zan lı için) m ah k em ed e yargılan m aktan kaçın m ak; teslim olm am ası. | adalet yılı, 5 E ylül ile | 20 Temmuz tarih leri a ra sın d a k i y a rg ıla m a dönem i. adaletçi, [adalet-çi] (a d a ;le tçi) is. 1. Adalet taraftarı, 2. Adalet Partisi taraftarları, bu partiden olan siya­ siler. adaletkâr, [Ar. 'adalet + Far. -kâr k â :r) {OsT} sf. Adil davranan, adaletli, adaletkârane, [Ar. ‘adalet + Far. -kâr-âne (a d a ;le tk â ;r a ;n e ) {OsT} zf. Adilce, adilane, adaletli olarak, adaletkâri, [Ar. ‘adalet + Far. -kârı letkâ. ri;) {OsT} is. Adillik; adil olma, adaletli, [adalet-li] (a d a d etli) sf. 1. Hak ve hukuk gözeten, hukuk kurallarına göre davranan; adalet duygusu taşıyan; âdil; dürüst. 2. Hukuk kuralları ile hakkaniyet ölçüsü açısından yerinde olan. 3. zf. (a d a :(a d a .le t-

Hukuk kuralları ile doğruluk ilkelerine uygun ola­ rak. adaletlilik, -ği [adalet-li-lik] (ada.Tetlilik) is. Adaletli olma vasfı. adaletpenah, [Ar. ‘adalet + Far. penâh (ad a :letp en a :h ) (OsT) sf. Adaletli, adil, adaletin ken­ disine sığındığı, adaletperest, [Ar. ‘adalet + F. perest] (a d ad etp erest) {OsT} sf. Adalete bağlı, adaleti çok seven, adaletsiz, [adalet-siz] (ad ad etsiz) sf. 1. Adalet ve hu­ kuk kurallarına aykırı davranan; hak gözetmeyen. 2. Hak ve hukuka aykırı, dürüstlük ve doğruluk ilkelerine ters davranan; eşit muamelede buluna­ mayan. 3. zf. Adalet ve dürüstlük ilkelerine bağlı olmadan. adaletsizlik, -ği [adalet-siz-lik] (ada.letsizlik) is. 1. Adalet noksanlığı, adil olmayan kimsenin veya adi­ lane olmayan şeyin özelliği. 2. Doğru ve dürüst olmayan karar ve iş. adalı, [ada-lı] is. ve sf. 1. Ada halkından olan kimse. 2. Adadan gelen (kimse) adalıg, [ada-lığ] {eT} sf. Tehlikeli; korkulu. [EUTS] adalî, [Ar. ‘adalı L J S (a d ali:) {OsT} sf. 1. Kaslarla ilgili olan; kas doku. 2. Adaleli. Adam , [Ar. âdem joT] {eT} öz. is. Hz. Adem. [EUTS] adam , [Ar. âdem joT] is. 1. (Cinsiyeti dikkate alın­ madan) insan; kişi {eAT} (aynı). 2. Bir tek kişi. 3. Cinsiyeti erkek olan kişi. 4. Yetişkin erkek. 5. Yüksek makam sahibi, tanınmış kişi. 6. İnsana ya­ kışır olumlu nitelikleri bulunan, erdem sahibi ol­ muş, kendisine güvenilir, dürüst kişi. 7. Mesleğinin hakkını veren, çalışma alanı ve kişisel davranışları ile tanınan, işinin ehli olan kişi. 8. Görevli, çalışan, müstahdem, hizmetli. 9. (Kadına göre) Erkek eş, koca. 10. Destekçi; koruyucu. « B ak an lık ta adam ın y o k s a senin iş y a t a r .» 11. Birinin tarafını tutan, tarafsız olamayan, yardakçılık eden. «O na güven olm az, patron u n a d a m ıd ır.» 12. Karşı taraf veya rakip (çokluk hâlde). « A dam lar bizi p e s tile çev ird i­ le r .» 13. Belirsiz şahıs; gayri muayyen kimse. «A dam ın tep esi a tıy o r.» 14. Birinin koruduğu kişi. 15. (Kişi için) alçakgönüllülük göstermek amacıyla kendisinden bahsederken kullandığı söz. "Adamın içi p a r ç a la n ır yahu buna. ” 16. iinl. Alay ederek bir teklifi reddetmede kullanılır. “A dam (sen de), eski d elile r d e k a lm a d ı!" Ahmet Rasim. S adam a ben­ zemek, D üzelm ek, ken disin e ç e k i düzen verm ek. | | adam adam a savunm a, B a s k e tb o l v ey a fu t b o l g ibi takım oyunlarında, karşı takım oyuncularının h er birinin b a şın a b ir oyuncu g ö rev len d ir er ek onun h a rek etlerin i karşı savunm a ile en g elley ip sayı y a p m a sın a izin vermemek.\\ adam alm ak, 1. Sevdi­ ğ i erk eğ i g iz lice evine k ab u l etm ek. 2. İş y erin d e

ADA ç a lıştırm a k üzere işçi alm ak. | adam alm am ak, | Ç o k kalabalıklaşmak.\\ adam ardınca yavuz söyleyici, {eAT} D edikodu cu ; çekiştiren.\\ adam ayır­ m ak, in sa n la r a ra sın d a çeşitli s e b e p le r le fa r k lı davranm ak, eşit davranm am ak.]] adam azmanı, N orm al ölçü lerin dışın da ç o k iri insan.| adam ba­ | şına, H er kişiye, h e r birin e.| adam beğenmemek, | H erk este kusur bulm ak, kusur a ra m a k ; b a şk a la rın ­ d a ek sik lik bulm ayı huy edinm ek. | adam boyu, B ir | a d a m yü ksekliğ in d eki k ab ata slak , o rtala m a ölçü. \ \ adam dan saym ak, A dam y erin e konulm ak, d eğ e r verilmek.\\ adam değil cüdam , in sa n y erin e koy­ m ay a değ m ez; insanlıktan n asibin i almamış.\\ ad am değilim, (Sözünde d u raca ğ ın a veya dediğinin o la c a ğ ın a dair) y em in sözü.\\ adam eti yemek, D e­ dikod u etm ek. | adam etmek, 1. Yetiştirmek, eğ it­ | m ek ; iş ve m eslek s a h ib i y apm ak. 2. K ötü durum da o la n bir y e r i y a şa n ılır veya kötü b ir şey i kullan ılır durum a getirm ek ; iyi b ir h â le koymak.\\ adam ev­ ladı, İyi d a v ra n ışla ra sahip, soylu .| adam gibi, 1. | İn san a y a k ışır tarzda, efen d ice; 2. İstenilen şekilde, işe y a r a r b ir biçim d e.| (bir şeyin) adam ı olmak, | B ir işin ustası o lm a k .| (birinin,) adam ı olmak, B ir | kim senin hizm etinde bulunmak.]] adam ına çatm ak, A ksi ve beceriksiz, karşılaşılm ası arzu edilm eyen b irin e rastlamak.]] adam ına düşmek, 1. İyi, b e c e ­ rik li ve u sta bir kişiy le iş g ö rm ek ; 2. A ksi ve b e c e ­ riksiz bir a d a m la iş y a p m a k .j adamına göre, İn­ | s a n la r a ra sın d a ayrım y a p a r a k .| adamın biri, Ör­ | n eklen d irm ek için isim verm ek istem ediğim iz z a ­ m an anlattığım ız olayın kah ram an ı.| adamını | bulmak, işin ehlini, ustasını; arabu lu cu kişiyi bul­ mak.]] adam ı tanım ak, İn san la r h a kk ın d a b ilg i ve deneyim sa h ib i olmak.]] adam içine çıkam am ak, Toplumun h o ş k arşılam ad ığ ı bir tutum veya suçtan d o la y ı in san lar a ra sın a karışam an ıak, o n la r a g ö rünememek.]] adam içine çıkmak, H alkın a ra sın a katılm ak, başkaların ın d eğ erlen d ireceğ i b ir iş y a p ­ m ak. | adam ister, B ir işi h erkesin b a şa ra m a y a c a ­ | ğını, taliplilerin in b elirli ö z ellik lere sa h ip olm ası gerek tiğ in i ifa d e için kullanılır.]] adam kaldırma, B irin i z o r ku llan m ak su retiyle k a çırm a k ; z o r la a lı­ koymak.]] adam kayırm ak, T a r a f tutmak, iltim as geçm ek. | adam kıtlığı, A ranan nitelikte kişi bu la­ | mamak.]] adam kollamak, B irin i takip etm ek; kü­ çü k h a taların a g ö z yum m ak. | adam kullanmak, | işlerin i b a şk a la rın a yaptırm anın y o lla rın ı bilmek.]] adam olmak, 1. Yetişip m evki ve m akam sa h ib i o l­ m ak. 2. (E rk ek ç o c u k için) büyüm ek; ergin lik ç a ğ a ­ n a gelm iş olm ak. 3. (Eşya, y e r için) onarım ve b a ­ kım y a p ıla r a k k u llan ılab ilir ve y a şa n a b ilir h â le g elm ek .| adam öldürme, Silah la veya b a şk a usul­ | le r le birini öldürme.]] adam sarrafı, İn san ları ve insan p sik olojisin i iyi bilen, iyi ve kötü k işileri h e­ m en tanıyabilen kişi. | adam sen de, “H iç umu­ | ru m da değil, ön em i y o k ! ” an lam ın da b ir ünlem .| |

0 I İ M

I İ İ R

S M

.1 1 O

adam sendeci, K en d i çıkarın d an b a ş k a h iç b ir şeyi ken din e d ert edinm eyen; nem elazım cı. | adam sıra­ | sına girmek, 1. H atırı sa y ılır kişilerd en olm ak, iti­ b a r g ö rm ey e başlam ak. 2. (E rk ek ç o c u k için) y etiş­ kin e r k e k olm ak. | adam testi, T este tabi tutulacak | çocuğun yap tığ ı insan resm in e g ö r e zih in sel duru­ munu in celem e tekniği. | adam yerine konmak, | D e ğ e r verip say g ı g ö ster m e k ; ad am d an saym ak. adam a, [ad-a-ma] is. Adak dileme işi; nezretme. ad am ak 1, [eT. ad > ad-a-mak g ç l .f . [-r ] [-d (ı)y o r ] 1. (eT) {eAT} Ad koymak; adlandırmak; söy­ lemek. [EUTS] 2. Allah’a bir dileği gerçekleştiği takdirde yerine getirmek amacıyla vaatte bulun­ mak; nezretmek; {eAT} (aynı). 3. Yemin niteliğinde söz vermek; harcamak; feda etmek; bağlanmak; hasretmek. 4. {eAT} Vaat etmek. adam ak2, [ad-a-mak] {eT} gçl. f . [- r ] Birisine zarar vermek. [EUTS] adamakıllı, [adam + akıl-lı] ( a d a ’m akıllı) sf. 1. Mü­ kemmel olarak, yerli yerinde; esaslı; güzelce; layıkıyla; mükemmelen. 2. zf. Küçümsenemeyecek kadar; gereğinden çok 3. Tamamıyla, iyice; alabil­ diğine; büsbütün, adam ca, [adam-ca] ( a d a ’m ca) zf. 1. Adam olarak, adam bakımından. 2. İnsan sayısı olarak, adam cağız, [adam-cağız] is. İnsanda acıma ve sevgi duygusu uyandıran erkek, adam casına, [adam-ca-sı-na] zf. Adam gibi, adama yakışır biçimde, adam cık, -ğı [adam-cık] is. 1. Kendisine acıma ve sevgi duyulan erkek kişi. 2. İnsan yerine konmaya­ cak derecede kötülük dolu kimseler; aşağılık kişi. adam cıl, [adam-cıl J ^ T ] sf. 1. {eAT} (Hayvan için) insana saldıran. 2. İnsandan kaçan, insan arasına katılmaktan hoşlanmayan kimse. 3. [O lum lu ve olum suz iki zıt an lam ı b ir a r a d a bulunduran bu kelim en in olum lu an lam ı so n rad a n o rtay a çıkm ış­ tır. E sk i an lam ı y a v a ş y a v a ş unutulm aktadır.] İn­ sanları seven, onlara merhamet besleyen, insan ara­ sına karışmaktan hoşlanan kimse, adam cıllanm ak, [adam-cıl-la-n-mak çöl] {eAT} dönşl. f . [-u r] Adam gibi görünmek; adamlık taslamak. adamcıllık, -ğı [adam-cıl-lık] sf. Adamcıl olma du­ rumu. adam et, [Ar. ‘adâmet o-oİJıt] (ad a.m et) {OsT} is. Akılsızlık; aptallık; budalalık, adam i, [Ar. 'âdemi] ( a :d a m i :) is. İnsan; beşer, fi1 âdam î dakı p errî, {eAT} İn san la r ve cinler. adamkökü, -nü, -kleri [adam+kök-ü] is. Adamotu bitkisinin kökü, adamlık, -ğı [adam-lık jU^T] is. 1. İnsana yakışır hâl

O M lM M U in ve hareket. «B ırak, a d a m lık se n d e k a lsın .» 2. sf. Halk arasında bayram ve törenler için giyilen elbi­ seye verilen isim. «G öriicii g e lec eğ in i duyunca, a d am lıklarm ı g iy d i.» 3 . {ağız} İçi pamuklu erkek hır­ kası. [DS] 4. {eAT} Olgunluk; erginlik. 5. {ağız} Ev­ lerde erkeklerin oturduğu yer; sedir. [DS] 6. {ağız} Misafir odası. [DS] adamotu, -nu, -tları [adam+ot-u] is. t. bot. Kökleri insan vücudu biçiminde oluşundan dolayı büyücü­ lükte, yumruları ise halk hekimliğinde ilaç olarak kullanılan, Akdeniz çevresinde yetişen bir bitki; abdüsselam, (M an dragora offıcin ariu m ) adamsız, [adam-sız] is. 1. Yardımcısız, hizmetçisiz. 2. sf. (Kadın için) kocasız kalmış, adamsızlık, -ğı [adam-sız-lık] is. 1. Personel azlığı; yetişmiş eleman yokluğu; kaht-ı ricâl. 2. (Kadın için) eşi olmama durumu, adan, [adan] {eT} zf. Başkası; diğeri; başka türlü; bundan başka. [EUTS] adanat, [Yun. anadoti] {ağız} is. Ekin demetlerini kağnıya yüklemekte kullanılan üç çatal ağızlı araç. [DS] adanılmak, [ad-an-ıl-mak] {eAT} edil. f . [-u r ] Tayin ve takdir edilmek, adanümış, [adan-ıl-mış] {eAT} sf. Tayin ve takdir edilmiş. adanlu, [ad-a-n-mak > ada-n-lu ^ b l ] {eAT} sf. ... ad lı;... adını takınmış, adanm a, [ad-a-n-ma] is. Adak dileğinde bulunulma işi. adanm ak1, [ad-a-n-mak J ^ î ] {eAT} dönşl. f . [-u r] 1. Ad almak; ad takınmak. 2. edil. f . Ad takılmak; la­ kap takılmak. adanmak2, [ada-n-mak] edil. f . [ -ır ] Adak dileğinde bulunulmak; adak edilmek, adanmış, [ada-n-mış jiijT ] {eAT} sf. Muayyen; be­ lirli. S1 adanmış vakt, {eAT} M uayyen zam an. adaptasyon, [Fr. adaptation] (a d ap ta ’syon) Bir şeyin başka bir şeye uydurulması; bir varlığın bir başka varlık ile veya ortam ile bağdaşması; uyarlama; intibak. adapte, [Fr. adapter > adapté] sf. 1. Uymuş. 2. (Bir eser için) yazıldığı toplumun gelenek ve görenekle­ rinden farklı bir toplumunkine uydurulmuş olan. 3. (Bir türe uygun olarak yazılmış bir eser için) başka bir türe uyarlanmış olan, ö adapte etmek, Uyarlam ak.| adapte olm ak, 1. U yarlanm ak. 2. Uymak. | adaptör, [Fr. adaptateur] is. Bir iş için üretilmiş bir alet veya parçayı ölçü ve standardı değişik başka bir alet ile kullanmak için arada uyumu sağlayan ara parça; uyarlayıcı; uyarlaç. ad ar1, [? adar] {ağız} is. Olgunluk. [DS] adar2, [Ar. ‘adar / Far. adar] (a d a :r) {ağız} is. Mart. [DS]

ADA ad ar, -rrı [Ar. adarr ^ 1 ] {OsT) s f En zararlı. S ad arr-ı müskirat, {OsT} İçkilerin en zararlısı. ad ara, [ada-r-a] {eT} is. Ayrıntılı; inceden inceye; te­ ferruatlı. [EUTS] ad arm ak , [ad-ar-mak] {eT} gçl. f . [-u r ] Ayırmak. [EUTS] adartm ak, [ada-r-t-mak] {eT} gçl. f . [-u r ] Zarar ver­ mek; tehlikeye atmak, ad artu , [adar-t-u] {eT} sf. Tehlikeli. [ETY] a ’das, [Ar. ‘ades > a'dâs ler. ' adaşız, [ada-sız] {eT} sf. Korkusuz; tehlikesiz; baskı olmadan; baskısız. [EUTS] adaş, [ad-daş > adaş] is. 1. Aynı adı taşıyanlardan birine göre diğeri. 2. {eT} Dost; arkadaş; eş; yoldaş. [Gabain] [ETY] [DLT] [EUTS] 3. {ağız} Kardeş edi­ nilmiş olan. [DS] S adaş kadaş, {eT} A rkad aş; d o st; a h b a p ; so y sop. [EUTS] adaşlık, -ğı [adaş-lık] is. 1. Adaş olma, aynı adı taşıma durumu. 2. {eT} Arkadaşlık; dostluk. [DLT] adaşm ak, [ad-aş-mak] işteş, f . [-ır ] (Çocuklar için) oyuna başlamadan ad seçerek eşleşmek, adat, [Ar. ‘âdet > ‘âdât o b U ] (a :d a ;t) {OsT} is. Âdetler; alışkanlıklar; görenekler; usuller ve tabiat­ lar. 0 âdât-ı medeniyet, {OsT} U ygarlık g e le n e k ­ leri.,| âdât ü ahlak, {OsT} Töre. | adatm ak, [ad-a-t-mak] gçl. f . [ -ır ] Birinin bir adakta bulunmasını sağlamak; adama işini yaptırmak, adavet, [Ar. ‘adavet ojI-lp] (ada:vet) {OsT} is. Düş­ manlık; kin. aday, [ad-ay] sf. 1. Bir iş, bir görev veya siyâsi ma­ kama gelmek için istekli olan; namzet; gönüllü; talip. 2. Belirli staj dönemini geçirdikten sonra işe alınacak olan; yetiştirilmekte, eğitilmekte olan; stajyer. 3. Bir göreve getirilmesi beklenen. 4. is. Nişanlı; sözlü. £? aday adayı, İlk elem ey e k a tıla ra k seçild iğ i takd ird e a d a y o la c a k kişi. | (birini, bir ese­ | ri) aday göstermek, A daylığı uygun g ö r e r e k ö n er­ m ek.| aday olmak, K en disin i uygun g ö r e r e k istekli | o lm a k ; talip olm ak. | aday yoklam ası, G en el s e ­ | çim lere k a tıla c a k m illetvekili adayların ı tespit et­ m ek üzere p a r t i ku ru lların ca y a p ıla n seçim işi. adayavrusu, [ada+yavru-s-u] is. İstanbul’da Boğazi­ çi balıkçılarının kullandığı iki veya üç çifte kürekli bir tekne türü, adaylık, -ğı, [ad-ay-lık] is. Aday olma durumu; namzetlik. S adaylık eğitimi, B elirlen m iş ş a rtla n taşıyan kişilerin b elirli bir d a ld a unvan kazan m a­ ları v e y etişm eleri için y a p ıla n sü reli hazırlayıcı çalışm a. | adaylık süresi, B ir işe veya m esleğ e | g irm ek için a d a y o la n kişinin eğitim i ve yetiştiril­ m esi için g e r e k li o la n zam an dilim i. | adaylığını | {OsT} is. Mercimek­

ADA

D İ M İ C E S Ö2 M . 1
aded-i gayr-i muntak, {OsT} mat. O ranlanam az sa y ı; irrasy on el sayi.|| aded-i hakikî, {OsT} mat. G e rç e k sayı.\\ aded-i kesrî, {OsT} mat. K esirli s a ­ yı]] aded-i menfi, {OsT} mat. Sıfırdan küçük sayı; n e g a t if sayı.\\ aded-i mevhum, {OsT} mat. S an al sayı.\\ aded-i m untak, {OsT} mat. O ran lan abilen sa y ı; ra sy o n el sayı. | aded-i m öretteb, {OsT} mat. | Tam sayı. | aded-i müsbet, {OsT} mat. Sıfırdan bü­ [ y ü k sa y ı; p o z it if sayı.\\ aded-i rütbî, {OsT} dbl. Sıra bildiren sa y ı.| aded-i rüüs, {OsT} huk. K işi sayısı.\\ | aded-i silsile-i ale’l-vilâ, {OsT} mat. Aritm etik dizi.| aded-i tâm m , {OsT} mat. Tam sa y ı.j aded-i | | tevziî, {OsT} mat. Ü leştirm e bildiren sayı. adlıg, [ad-lığ] {e l } sf. 1. Adlı; sanlı; ünlü; tanınmış kimse; ad almış. [EUTS] 2. Atlı; sipahi; süvari. [EUTS] adeden, [Ar. ‘adeden üjip] ( a d e ’den) {OsT} zf. Sayı olarak; sayıca; miktarca, adedî, [Ar. ‘aded! tp .it] (a d ed i:) {OsT} sf. Sayı ile ilgili; sayısal. adedim ürettep, -bi [Ar. ‘aded-i müretteb ^ y n*-] ( a d e d i’m ürettep) {OsT} is. Bir meclisi, bir kurulu meydana getiren üyelerin belirlenen sayısı; üye tam sayısı. adediyat [Ar. ‘adediyyât oU^Jip] (ad ed iy a:t) {OsT} is. 1. Sayı ile ilgili olanlar. 2. Sayılabilen şeyler. S adediyât-ı mütefâvite, {OsT} B irim leri a ra sın d a d e ğ e r fa r k ı bulunan şeyler.\\ adediyât-ı m ütekaribe, { OsT} B irim leri a ra sın d a d e ğ e r fa r k ı bulun­ m ayan şeyler. a ’del, [Ar. a'del J-lpI] (a-d el) {OsT} sf. Daha adil; en adil; pek adil; çok doğru. S a ’ delü’l-âdilîn, {OsT} 1. A dillerin en adili. 2. Allah. âdem, [Ar. / İbr. âdem joT] (a:d em ) {OsT} is. 1. İnsan, adam; kişi. 2. m ec. İnsanda bulunması gereken er­ demlere sahip (kimse) 3. öz. is. İlk yaratılan insan; insanlığın babası; Hz. Adem, fi1 Adem baba, argo. 1. A fyonkeş, uyuşturucu alışkan lığ ı olan. 2. H ap is­ h a n eler d e h a r a ç ç ıla r a y a rd a k ç ılık ed en .| Adem | elması, anat. in san boynunun ön bölüm ünde y e r a la n g ırtlak çıkıntısı.| Adem evladı, İnsan ı ö zellik ­ | leri ken disin de toplayan ca n lı; insan. | âdem -hâr, | {OsT} İnsan yiyici.\\ âdem-kiiş, {OsT} İnsan öldüren .| Adem oğlanı, {eATj İnsanoğlu.\\ Adem oglı, | {eAT} İn san oğ lu ,| âdem -pirâ, {OsT} B ilgili a d am ; | olgun insan.| Adem tonına girmek, {eAT} İnsan | kılığın a girm ek. adem, [Ar. ‘ adem {OsT} is. 1. Yokluk; hiçlik; ölüm. 2. “-s iz lik ’’ anlamı vermek için bazı kelime­ lerin başına getirilmiştir: a d em -i dikkat (dikkat­ sizlik), a d em -i im kân (im kânsızlık), a d em -i sa la h i­ y et (yetkisizlik) ö adem -abâd, {OsT} I. Yokluk ül­ kesi. 2. Ölüm. | adem-i basiret, {OsT} U zak g örü ş |

koymak, S eçilm e y eterliliğ in e sa h ip b ir kişinin a d a y lık için başvurması.\\ adaylıktan çekilmek, A daylar a ra sın d a bulunm asına rağm en ken d i isteği ile seçim e katılm aktan vazgeçtiğini ilan etm ek, s e ­ ç im e katılm ayı istem em ek. adayu, [ada-yu] {eTj sf. 1. Sevimli; aziz; değerli. 2. Yavru. [EUTS] adcı, [ad-cı] sf. fe l. Adcılık öğretisine bağlı olan; nominalist; ismiye. adcılık, -ğı [ad-cı-lık] is. fel. 1. Görünen şeylerin kendi başlarına birer varlıkları bulunmadığını an­ cak bunların zihnimizde canlandırdığımız görüntü­ leri ile var gibi sandığımızı savunan felsefî görüş; nominalizm; ismiyyun. 2. Bu felsefi görüşün etkisi ile para biriminin aslında bir değerinin bulunmadı­ ğını savunan İktisadî görüş. addar, [Ar. ‘addâr jI-lp] (a d d a:r) is. Denizci; gemici, addedilme, [Ar. ‘add + T. edil-me <1^.1 dilm e) is. (Öyle) sayılma, addedilmek, [Ar. ‘add + T. edil-mek ■iÜJu.l J•*-] ( a ’ddetm ek) e d il.f. [ -ir ] (Öyle) sayılmak, addetme, [Ar. ‘add + T. et-me is. (Öyle) sayma, addetmek, [Ar. ‘add + T. et-mek -u] ( a ’d d et­ m ek) gçl. f . [~ (d)-er] [~e(d)iyor] 1. (Bir şeyi, bir şey) saymak; bilmek; farz etmek; telakki etmek. 2. m ec. Öyle kabul etmek; tutmak. « H er şey a p a çık o rta d a iken o bunu y o k a d d ed iy o r .» 3. Sanmak. «B u n lar d a ken d ilerim p o litik a c ı addediyor, öy le m i? » addın, [ad-dın] {eT} zf. 1. Diğer; başka; başkası. 2. sf. Yabancı, yad. [EUTS] addınçıg, [ad-d-ınçığ] feT} sf. Başka; başkaca; çeşit­ li; özel; seçkin; mümtaz; üstün derecede; hayrete değer; şaşırtıcı. [EUTS] addınk, -ğı [ad-dır-ık?] {ağız} sf. Kahpe; orospu. [DS] addırm ak, [at-tır-mak] {ağız} gçl. f . [ -ır ] 1. Bir sıvıyı fışkırtmak. 2. (Küçük çocuklar için) sidiği ileri doğru fışkırtarak işemek. [DS] addolunma, [Ar. ‘add + T. ol-un-ma <u-üjl detm ek) is. (Öyle) kabul edilme, addolunmak, [Ar. ‘add + T. ol-un-mak «l jp] ( a ’ddetm ek) e d il.f. [-u r] (Öyle) kabul edilmek, ade, [Ar. ‘âdet > âde coU] (a :d e) is. Arapça kurallara göre yapılan birleşik kelimelerde usul, y o l anlamı­ na gelen âdet kelimesinin aldığı biçim, fev k 'a l-â d e , a le ’l-âde. aded, [Ar. ‘aded j-lp] {OsT} is. -* adet, ö aded-i âsam , {OsT} mat. K esirli sa y ı; rasy on el sayı. | aded-i | aslî, {OsT} mat. A sıl «7}7.|| aded-i âşârî, {OsT} mat. O nluk sa y ı.| aded-i ferd, {OsT} mat. T ek sa y ı.| | |
j j -\

] ( a ’d d e-

jp] ( a ’ddetm ek)

( a ’d ­

8 İR İM İ. 113 M

ADE

g â :h ) {OsT} İnsan olan yer; insanların yerleştiği sa h ibi o la m a m a ; basiretsizlik,| adem-i dikkat, | yer. {OsT} D ikkatsizlik.| adem-i emniyet, {OsTj Güven­ | lik yokluğu.\\ adem-i ifâ, {OsT} Yerine g etirem em e; ademîlik, [âdemî-lik] {eAT} is. İnsanca davranış; yu­ yapamama.\\ adem-i ihtimâl, {OsT} Olamamazlık.\\ muşaklık. adem-i iktidar, {OsT} 1. Gücü y etm em e; güçsüz­ ademimerkeziyet, [Ar. adem-i + merkeziyyet lük. 2. C in sel gü ç yoklu ğ u ; iktidarsızlık,| adem-i | cojS” ( a d e ’m im erkeziyet) {OsT} is. siy. Yönetimin y:] imkân, {OsT} O lam azlık; im kânsızlık.j| adem-i bir merkezden değil de yerinden yapılması gerekti­ imtizaç, {OsT} 1. U yuşam am a; bağ daşm azlık. 2. ğini savunan siyasi görüş; yerinden yönetim, Geçim sizlik.| adem-i inkıta, {OsT} Kesilmezlik.\\ | adem-i inzibat, {OsT} T ertipsizlik; düzensizlik,| ademimerkeziyetçi, [adem-i+merkeziyyet-çi] (a d e ’| m im erkeziyetçi) sf. Yerinden yönetim görüşünü sa­ adem-i irtibat, {OsT} mant. B ağ lan tısızlık; ay rık­ vunan (kimse), lık,| adem-i istikrar, {OsT} K a ra rsız lık .| adem-i | | istim â’, {OsT} huk. (D ava için) d in lem e yokluğu.\\ ademimüdahale, [Ar. adem-i+müdâhale 4 JJ-I.U adem-i iştihâ, {OsT} İştahsızlık.| adem-i itaat, | ( a d e ’m im ü da:hale) {OsT} is. siy. Doğrudan ilişkisi {OsT} B uyruk d in lem ezlik; itaatsizlik.\\ adem-i ihti­ olmadıkça bir devletin, başka bir devletin iç işleri­ laf, {OsT} U yuşm azlık y oklu ğ u ; an laşm azlık y o k lu ­ ne karışmaması. ğu.\\ adem-i i’tim ât, {OsT} G üvensizlik.| adem-i | âdemiyan, [Ar. âdemî + Far. -yân ol^oT] (a :d em i:kabili, {OsT} K a b u l etm em e durumıı.\\ adem-i ki­ y a:n ) {OsT} is. İnsanlar, fayet, {OsT} Yetmezlik. | adem-i levn, {OsT} biy. | A kşınlık; albin izm .| adem -i lüzum, {OsT} G e rek ­ âdemiyane, [Ar. âdemî + Far. -yâne -uL-oT] (a :d e | sizlik.| adem-i merkeziyet, {OsT} 1. M erkez y o k lu ­ | m i:ya:n ) {OsT} zf. İnsanca; adamca; erkekçe. ğu. 2. K uruluşların m erkezden d eğ il d e ken di k en ­ âdem iyet1, [Ar. âdemiyyet o-^oî] (a.dem iyet) {OsT} dilerini yön etm esi sistem i; y erin den yönetim . | j is. 1. İnsanlık. 2. Erkeklik. 3. Terbiyeli insan olma. adem-i mes’ ûliyet, {OsT} Sorum suzluk.| adem-i | ınevcfldiyet, / OsT} Yokluk; bulunm am a durumu.\\ ademiyet2, [Ar. cademî > ‘âdemiyyet c~oj^] {OsT} sf. adem-i m utâbakat, {OsT} U yuşm azlık; uymazlık.\\ 1. Yoklukla ilgili. 2. Ölümle ilgili, adem-i m uvafakat, {OsT} O lursuzluk; razı o lm a ­ âdemizad, [Ar. âdemî + Far. -zâd joT] (a ;d em a durumu.| adem-i muvaffakiyet, {OsT} B aşarı| m iza:d) {OsT} is. İnsanoğlu; insandan doğmuş, sızlık.\\ adem-i m üdâhale, {OsT} K a rışm az lık.| | âdemlenmek, [âdem-le-n-mek] {OsT} dönşl. f . [ - ir ] adem-i müsâade, {OsT} İzinsizlik.| adem-i müsâ| 1. İnsanlaşmak. 2. İnsanlık taslamak, vât, {OsT} E şitsizlik; den g esizlik.| adem-i nezâfet, | âdemoğlu, -nu, -ğulları [Ar. âdem + T. oğ(u)l-u] {OsT} Tem izlik yoklu ğ u ; p is lik .| adem-i riâyet, | (a:dem oğ lu ) is. 1. İnsan türü, 2. m ec. Dürüst ve iyi {OsT} Saygısızlık; k u ra lla ra uymazlık.\\ adem-i insan. selâhiyet, {OsT} Yetkisizlik.| adem-i sebat, {OsT} | Ç abu k bıkıp usan m a durum u; d iren m ezlik; s e b a t­ âdemotu, -nu, -tları [Ar. âdem + T.ot-u] (a:dem otu ) is. bot. - * adamotu, (M an d rag ora officinarium ) sızlık; s e b a t yokluğu.\\ adem-i tâbiiyet, {OsT} B a ­ adenalji, [Fr. adénalgie] is. tıp. Lenf düğümü mer­ ğım sızlık.,| adem-i ta ’kib, {OsT} huk. K ovuşturm a | kezlerinde bulunan ağrı, yokluğu ; takipsizlik:| adem-i tecâvüz, {OsT} S a l­ ] dırm azlık:.| adem-i te’diye, {OsT} Ö dem em e duru­ adenandra, [Lat. adenandra] is. bot. Sedefotugiller | familyasından Güney Afrika kökenli idrar söktürümu; ö d em ezlik.| adem-i tenâzur, {OsT} Sim etrisiz­ | cü ve uyarıcı olarak halk hekimliğinde kullanılan lik; bakışım sızlık.| adem-i temyîzü’l-elvân, {OsT} | bir bitki, (R utacae). R enk indisi.| adem-i teslîm, {OsT} E v ra k vb. teslim | adenantera, [Lat. adenanthera] is. bot. Baklagiller­ etm em e durumu. den, tohumlarından yağ elde edilen bir tropik bitki; ademan, [Ar. âdemân OL«iT] (a d em a:n ) {OsT} is. AAmerikan baklası, damlar; insanlar. adenaz, [Fr. adénase] is. fızyol. Adeninin parçalana­ Ademcilik, -ği [âdem-ci-lik] (a :d em cilik ) is. Ortaçağ rak sindirilmesini sağlayan bir çeşit pankreas salgı­ Avrupa’sında Adem ile Havva’yı taklit ettiklerini sı. iddia ederek çıplak yaşamayı savunan tarikat; bo­ adenektomi, [Fr. adénectomie] is. tıp. 1. Lenf bezi­ hem. nin ameliyatla alınması. 2. Bez dokularda oluşan âdemî1, [Ar. âdemî (a :d em i;) {OsT} sf. 1. İn­ zararsız urların alınması ameliyatı, sanla ilgili. 2. Âdemle ilgili. adeni, [Fr. adénie] is. tıp. Lenf bezlerinde lenfoit ademî2, [Ar. ‘ademî / ‘ademiyye m i:) {OsT} sf. Yoklukla ilgili. ademigâh, [Ar. âdem + Far. -gâh *\S joT] (a .d em i:(a d e­ dokunun bölünüp çoğalması ile ortaya çıkan hasta­ lık. adenilik, [Fr, adénylique] sf. biy-kim . Kasların ka­

ADE sılmasında rol oynayan fosforik asidin bir çeşit tü­ revi; adenozintrifosforik. adenilsiklaz, [Fr. adénylcyclase] is. biy-kim. Gliko­ jenin yapım ve yıkımında, ayrıca yağların parça­ lanmasında rolü olan zar enzimi, adenin, [Fr. adénine] is. biy-kim , org-kim . Nükleik asitlerin birleşimine girerek adenozin ve dezoksiadenozin oluşumunda görev alan pürik baz; formü­ lü: C5H5N 5 adenit, [Fr. adénite] is. tıp. Lenfatik damarların lenf düğümlerine bağlandıkları yerlerde meydana gelen iltihaplı hastalık. ad e r1, [Ar. âder jjT] (a :d er) {OsT} sf. (Kişi için) ka­ sık fıtığı olan. ad er2, [Far. âder _pT] (a :d er) {OsT} is. Ateş, ades, [Ar. ‘ades {OsT} is. Mercimek,

orüMiıctsezıı. m
m ediği, içten g e le r e k y a p m a d ığ ı h â ld e ; b a şk a la rı y a p ıy o r d esin ler diye. adet, -di [Ar. ‘aded jj^] {O s T} is. 1. Sayı. 2. Birim olarak kabul edilmiş şeylerden her biri; tane, âdeta, [Ar. ‘âdet > ‘âdetâ ta it] (a ;d e ta :) {OsT} zf. 1. Alışılageldiği gibi. 2. Neredeyse; hemen hemen; sanki. 3. is. Atın, sağ arka ile sol ön, sol arka ile sağ ön ayaklarını eş zamanlı olarak kaldırıp basa­ rak en yavaş yürüyüşü, âdetçe, [âdet-çe] {eAT} zf. Alışılageldiği gibi; âdet üzere; âdete uygun, adetçe, [adet-çe] ( a d e ’tçe) zf. Sayıca; miktar bakı­ mından; adeten. âdeten, [Ar. ‘âdet-en s^U] ( a . d e ’ten) {OsT} zf. Adet üzerine; âdet olduğu gibi, âdetullah, [Ar. ‘âdet’Allah > ‘âdetuJllâh 4 c o lt] JJI {OsT} is. Allah’ın koyduğu değişmez düzen ve ka­ nunlar; sünnetullah. âdetperest, [Ar. ‘âdet + Far. perest] (a:d etp erest) sf. Adetlere bağlı; muhafazakâr, adevan, [Ar. ‘âdevân oljAt] (a :d ev a ;n ) {OsT} is. Hız­ la koşma. adezyon, [Lat. adhaesion > Fr. adhésion] is. fız . Birbi­ rine değmekte olan iki katı veya katilarla sıvılar arasındaki moleküler çekim kuvveti, adgançsız, [ad-ğanç-sız] {eT} sf. Başına buyruk; öz­ gür; hür; serbest. [EUTS] adgangu, [ad-ğa-nu] {eT} is. Temyiz; tefrik; ayırt et­ me; ayıklama. [EUTS] S adgangu törü, huk. [EUTS] A yıklam a tö resi; tem yiz töresi. [EUTS] adganm ak, [ad-ğan-mak] {eT} dönşl. f . [-u r] Bağ­ lanmak. [EUTS] adgar, [ad-ğar] {eT} is. Aygır. [EUTS] adgas, [Ar. dağs > ‘ âdğâs ^IİJlp] (a d ğ a ;s) {OsT} is. Rüya karışıklığı, adgır, [ad-ğır] {eT} is. Aygır. [Gabain] [Tekin] [DLT] [EUTS] [ETY] adgırak, [ad-ğır-ak] {eT} is. Kulakları beyaz vücudu­ nun diğer tarafları kara olan erkek geyik; dağ keçi­ sinin erkeği; dağ tekesi. [EUTS] [DLT] adgırıg, [ad-ğır-ığ] {eT} sf. Aykırı. [ETY] adgırlanm ak, [ad-ğır-la-n-mak] {eT} dönşl. f . [-u r] 1. Aygır almak; aygır sahibi olmak. 2. Aygırlaşmak. [DLT] adgırlık, [ad-ğır-lık] {eT} sf. 1. Aygır olacak; aygır olabilecek. [ETY] 2. is. Aygırlık; hara. [Gabain] 3. Yılkı. [EUTS] adguk, [ad-ğuk] {eT} is. Kim olduğu belli olmayan sığıntı kimse. [DLT] adha, [Ar. adhâ U ^ l] (a d h a :) {OsT} is. Kurbanlar; kurbanlık hayvanlar.

adesat, [Ar. ‘adese (m ercim ek tanesi) > ‘adesât oL-Jlc-] (a d esa :t) {OsT} is. 1. Mercimekler. 2. Mer­ cekler. adese, [Ar. ‘ades (m ercim ek) > ‘adese 4-ap] {OsT} is. fız . Mercek. S adese-i ayniye, {OsT} fız . G özlem e m erc eğ i; okü ler. | adese-i m er’iye, {OsT} fız . N esn e | m erc eğ i; objektif.\\ adese-i mütekarib, {OsT} fız. Y akınsak m ercek. adesî, [Ar. ‘ades > ‘adesı &] (a d esi:) {OsT} s f 1.

Mercimekle ilgili. 2. Mercimeğe benzeyen; merci­ mek gibi. 3. Mercekle ilgili, âdet, -ti [Ar. ‘âde > Far. ‘âdet co U ] (a :d et) {OsT} is. 1. Alışılmış faaliyet. 2. Toplum içinde yapıla yapıla alışılmış olan; usul; kaide; anane; gelenek; göre­ nek; örf; teamül; töre; yapılageliş. 3. Bir kimsenin sık sık tekrarlamak suretiyle edinmiş bulunduğu davranış değişiklikleri, yapısında var olan huy ve tabiatı; huy; tarz. 4. eski. Vergi. 5. örtm ece. Kadın­ ların aybaşı durumu. S âdet çıkarm ak, Yeni bir dav ran ış çeşid i başlatmak.\\ âdet edinmek, B ir davran ışı so n rad a n a lışk an lık h â lin e getirm ek. Ye­ ni bir huy sa h ib i olm ak. | âdet etmek, B ir davranışı | so n rad a n a lışk an lık h â lin e getirm ek. Yeni b ir huy s a h ib i olm ak. | âdet görmek, K adın ların ay h âli | olmaları.\\ âdet-i agnâm, {OsT} Koyun v e keçid en alın an vergi. | âdet-i gulâmiye, {OsT} D evlet işleri­ | ni g örd ü rm ek için çalıştıralan insanların ü cretleri­ | ni ö d em ek için alın an vergi.| âdeti veçhiyle, A lış­ m ış oldu ğu şekliyle. | âdet olduğu gibi, A lışılm ış | şekliy le.| âdet olduğu üzere, A lışılm ış şekliyle.\\ | âdet olm ak, B ir davranışın g e le n e k hâlin e g elm esi.|| âdet rom anı, G ö ren ekleri tem a o la r a k alm ış bulunan rom an. | âdetten kesilmek, K adın ların bir | d a h a ay h â li durum una gelmemeleri.\\ âdetu’llâh, A lla h ’ın töresi.| âdet yerini bulsun diye, Arzu et­ |

İ B

M CE S İ M . 115

AD I

adtaam, [Ar. adham ^ i> \] {OsT'} sf. (Kişi için) iri yapılı. -adı, [-adı / -edi] {eAT} ç e k e. îstek kipinin hikâye “a-y-dı” ve şart kipinin hikâye “sa-y-dı” değerinde kullanılır. “Z iyaret edü p cem alin g ö r e d i (g ö rsey ­ di). ” Velâyet-i Hacı Bektaş. adı, [adi > adı] {ağız} sf. 1. Serseri; ahmak. 2. İnsan içine girmeyen; yabani. [DS] adıg, [ad-ığ] {eT} is. Ayı. [ETY] [DLT] [EUTS] S adıg merdegi, Ayı yavrusu. [DLT] adıg, [ad-ığ] {eT} sf. Ayık. adıglamak, [adığ-la-mak] {eT} gçsz. f . [ -r ] Şaşala­ mak. [DLT] adıglıg, [adığ-lığ] {eT} sf. Ayısı çok olan yer. [DLT] adıl, [ad-ıl] is. dbl. Kendisi isim olmadığı hâlde ismin yerini tutan ve isim gibi çekimlenebilen ke­ lime; zamir. adıllurak, [Ar. ‘âdil => adıl-lu-rak] {eAT} sf. Daha doğru; adalete daha uygun, adılmak, [ad-ıl-mak] {eT} dönşl. f . [-u r] Ayılmak. [DLT] adım, [at-mak > ad-ım] is. 1. Yürümek veya koşmak için bir ayağı diğerinden belirli bir uzaklığa götür­ me hareketi. 2. Yürüme sırasmda iki ayak arasın­ daki uzaklık. 3. Eskiden kullanılan bir uzunluk öl­ çüsü birimi (75.711 cm .) 4. Teşebbüs, hamle. 5. Yeryüzündeki kısa mesafeler için yakınlık anla­ mında kullanılır. « İk i adım ö ted ek i b a k k a la g id em iyorm u ş.» 6. Yapılan bir işte geçilen basamaklar­ dan her biri. 7. zf. as. (Yürüyüş için) adımlarına belirtilen biçim verilerek. S adım adılmak, {eAT} Adım atılmak.\\ adım adım 1. A ğır ağır, 2. D ikkat­ le, 3. B elir li a şa m a la rı g eç e re k , 4. Israrlı ve sü rekli bir şe k ild e]] adım adm ak, {eAT} Adım atm ak]] adım atlam aca, Yere çizilen b ir çizgiye b a s a r a k bir a d ım d a ileriy e sıç r a m a şeklin d e oynanan bir ço cu k oyunu.\\ adım atm ak, I. Yürüm ek için g e r e k ­ li olan h a rek eti yap m ak. 2. T eşebbü s etm ek, g iriş­ m ek..| adım atm am ak, Yürüm em ek; ıram am ak .| | | adıma vu rm ak, {ağız} B ir y e r i a d ım la y a ra k ö lç ­ mek. [DS]|| adım başı, I. H er adım da, 2. Sık adımını açm ak, A dım larını uzun a tm ak veya hızlı yürüm ek. | adımını atsan p ara, H er şey p a r a y a | dayanıyor, p a r a s ız h iç b ir şe y y a p m a k mümkün d e ­ ğil]] adımını dek atm ak, {ağız} T edbirli d av ran ­ mak. [DS]|| adımını denk atm ak, T edbirli ve uya­ nık o lm a k .| adım kalgımak, {eAT} 1. Adım atm aya | çalışm ak. 2. A y a ğ a k alkm a y a ç a b a la m a k ,| adımla­ | rı gçri geri gitmek, B ir y e r e g id erk en isteksiz d a v ­ ran m ak; g itm ek istem em ek. | adımlarını açm ak, | Hızlı yü rü m ek.| adım larını seyrekleştirmek, Hızlı | yürüm ekte iken y a v a ş la m a k .| adımlarını sıklaş­ | tırm ak, K ıs a f a k a t hızlı yürüm ek]] (üç) adımlık yer, B elirtilen y erin ç o k u zak olm adığ ın ı ifa d e için

kullan ılır,| adım sekitmek, {ağız} 1. D urduğu y e r ­ | den s ıç r a y a r a k uzaklaşm aya kalkışm ak. 2. D urdu­ ğu y erd en sıçrayıp u zaklaşm asın a m eydan vermek. [DS]|| adım uydurm ak, /. B e r a b e r yü rü m ek için aynı z am an d a adım atm ak, 2. Aynı ça ğ ı y a ş a y a b il­ m ek için aynı ça lışm a la rı y a p m a k ve aynı başarıyı gösterm ek]] adım yirde, {eAT} Adım başın a. adımak, [ad-ı-mak / ad-a-mak ja>T] {eAT} f . Adlan­ dırmak; ad vermek, adım lam a, [adım-la-ma] is. Bir yeri adım adım dolaşma veya adımları ile ölçme işi. adımlamak, [adım-la-mak j*-boT / j/d o l] g ç l.f. [ - r ] [-l(ı)-y o r] 1. Bir uzaklığı eşit adımlar atarak adım cinsinden ölçmek. 2. Bir yerde gayesiz dolaşmak, gezinmek. 3. {eAT} Yürümek, adımlık, -ğı [ad-ım-lık] sf. 1. Bir yerin yakınlığını üç, beş gibi küçük sayılarla ifade etmek için kulla­ nılan sıfat. 2. Adım ile ilgili, adın, [ad-mak (farklı olm ak) > ad-ın] {eT} s f 1. B aş­ ka; diğer; ayrı. [DLT] [ETY] [Üç İtigsizler] [Yüknekî] [Gabain] [İKPÖy.] 2. Başkası; yabancı; yad. [EUTS] S adın adın, Ayrı ayrı [Gabain] adına, [ad-ı-n-a] zf. (Biri için) hesabına; onu temsilen; vekaleten; yerine; onun ağzından, adına, [Far. âdına] {eT} is. Cuma. [EUTS] admagu [adm-ağu / adnağu] {eT} zm. Başkası. [EUTS] [Gabain] t? admagunı, B aşkasın ı. [EUTS] adınaguka, [ad-ın-ağu-ka] {eT} is. kişiler; ayrı ayrı kimseler. [EUTS] Başka başka

adınç, [ad-mak (farklı olm ak) > ad-ınç] {eT} is. Seç­ me; seçim; seçkinlik. [İKPÖy.] adm ççıg, [ad-mak (farklı olm ak) > ad-mç-sıg > admç-(ç)ıg] {eT} zf. Benzersiz; olağanüstü. S adınççıg b ark , Ş a şılası bir an ıt m ezar. adınçıg [ad-mak (farklı olm ak) > ad-ın-çı-ğ / admçık / adınsığ] {eT} sf. 1. Seçilmiş; olağanüstü; özel; seç­ kin; mümtaz; üstün derecede; hayrete değer; şaşır­ tıcı; harikulade [İKPÖy.] [Tekin] [EUTS] [Gabain] 2. Başka; diğer; ayrı; başka türlü; başkaca; çeşitli. [EUTS] [Gabain] [ETY] adınçsıg, [ad-mak (farklı olm ak) > ad-ınç-sığ] {eT} zf. Benzersiz; olağan üstü. [ETY] adınm ak1, [ad-ın-mak] {eAT} dönşl. f. [-u r] Adımını atmak; kendi gitmek; yürümek. adınm ak2, [ad-mak (farklı olm ak) > ad-m-mak] {eT} dönşl. f . [-u r ] Değişmek, iyileşmek; başkalaşmak; ayrılmak. [Gabain] [EUTS] adınm ak3, [adm-mak] {eT} dönşl. f . [-u r ] Taaccüp etmek; hayret etmek; şaşmak. [EUTS] adınsıg, [ad-mak (farklı olm ak) > ad-ın-sığ] {eT} zf. Başka; başkaca; çeşitli; özel; seçkin; mümtaz; üs­ tün derecede; hayrete değer; şaşırtıcı. [EUTS] adm ta, [adın-ta] {eT} Diğer yandan; diğer taraftan. [EUTS] [Gabain]

ADI a d ır1, [Sansk. Ardrâ] {e l } is. Ardra yıldızı. [EUTS] adır2, [Kürt, âdır] {ağız} is. Ateş. [DS] ad ıra, [ad-mak (farklı olm ak) > ad-ıra] {eT} zf. 1. İn­ ceden inceye; derinden derine; etraflı. [EUTS] 2. Ötede beride; orada burada. [EUTS] S adıra ödürü, {eTf Ö teye b e riy e; o r d a bu rad a. [Gabain] adırguluk, [ad-mak (farklı olm ak) > ad-ır-ğu-luk] {eT} sf. Ayrılacak; ayıracak. [EUTS] adırılmak, [ad-mak (farklı olm ak) > ad-(ı)r-ıl-mak > ad-r-ıl-mak] {eT} dönşl. f i [-u r ] 1. Ayrılmak. [ETY] [EUTS] [Üç İtigsizler] 2. m ec. Ölmek. [ETY] [EUTS] adırılmaklıg, [adır-ıl-mak-lığ] {eT} sf. Ayrılmaklı olan. [EUTS] adırınm ak, [adır-m-mak] {eT} dönşl. f . [-u r] Ayrıl­ mak. [ETY] adırm ak, [adır-mak / edirmek / ödürmek / udurmak / iidürmek] {eT} gçl. f . [-u r] Ayırmak; tefrik etmek. [EUTS] [ETY] [DLT] [Üç İtigsizler] [Gabain] [İKPÖy.] ad ırt, [ad-mak (farklı olm ak) > ad-ır-t] {eT} is. 1. Farklı; fark; ayrılık; ayırma; ayırt. [EUTS] [Üç İtigsizler] [Gabain] 2. Tıpkı; aynı. [EUTS] adırtık, [ad-ır-t-ık] {eT} is. Ayrılık; fark. [EUTS] adırtlam ak, [ad-ır-t > ad-ır-t-la-mak] {eT} gçl. f . [-r ] Ayırt etmek; bölmek; tefrik etmek; ayırmak; ayık­ lamak. [Üç İtigsizler] [Gabain] adırtlayu, [adır-t-layu] {eT} zf. İnceden inceye; derin; teferruatıyla; ayrıntılarıyla. [EUTS] adırtlıg, [adır-t > adır-t-lığ] {eT} sf. Açık; ayrıntılı; kesin; belli; sarih. [Gabain] [Üç itigsizler] adırtsız, [adır-t-sız] {eT} zf. Ayırt etmeden; ayrılma­ dan. [EUTS] adışmak, [ad-mak > ad-ış-mak] {eT} dönşl. f i [-u r ] 1. Apışmak. 2. Ayrılmak. [DLT] adıştit, [Toh. / Skr. adhisthia] {eT} is. Mukadderat; kader; alm yazısı. [EUTS] adi, [Ar. ‘âdı ıp U ] (a :d i:) {OsT} sf. 1. Âdet olan. 2. Hiçbir üstünlüğü olmayan, her zaman görülebilen cinsten; sıradan; olağan; basit; alelade. 3. Kibarlık­ tan uzak, incelikten yoksun; bayağı; basit. 4. Ah­ lakça düşük, niyeti ve davranışları kötü, tiksindi­ ren, utanma duygusunu inciten; aşağılık. 5. (Niteli­ ği düşük mallar için) kalitesiz. 6. Hain, fi1 adi adım, 1. N orm al yürüyüş adım ı. 2. A skerlikte ra h a t yürüyüş, a y a k uydurm adan y a p ıla n yürüyüş.\\ adi defter, B ir ticarethanen in yaptığ ı a lışv erişleri bü­ tünüyle kaydettiği, fa k a t h erhan gi b ir resm iyeti o l­ m ayan defter. | adi gün, B ayram ve tatiller dışın­ | d a k i günler.\\ adi kesir, mat. B ay a ğ ı kesir. | adi | mektup, Taahhütlü, uçak, a c e le (aps) veya eksp res kaydı konulm am ış mektup.\\ adi senet, B ir iş g ö r ­ dürm ek, b ir iş y a p m a k veya yapm am ak, b o r ç veya hakkın kurulm ası için düzenlenen ve s a d e c e soru m ­ lu tarafından im zalanm ış senet.| adi suçlu, huk. | A ğır cezay ı gerektirm eyen b a sit su çları işleyen

I H I I K Q 1 1 D I K E E S M I .il «
kim se. | adi şirket, tic. huk. T escil zorunluluğu o l­ | m ayan, tüzel kişiliğ i bulunm ayan, ortakların o rtak ­ lık b o rçla rın d a n m ü teselsilen sorum lu oldu kları ortaklık. | adi tono, B ir uçağın uçuş yönü b o ­ | zulm aksızın k a n a tla n ü zerin de d ö n er ek yaptığı h a ­ va m an evrası. | adi toplantı, R esm î kurum veya | kuruluşların tüzükleri g er eğ in c e h e r zam an y a p tık ­ ları toplantı. | adi yargılam a, h u k K anunların ö z e l | bir y a rg ıla m a usulüne ta bi tutmadığı, g en el y a rg ı­ lam a k u ralların a b a ğ lı o la r a k y a p ıla n y argılam a. adice [adi-ce] (a :d i: ’c e ) zf. 1. Adi sayılacak şekilde; adi biçimde. 2. Ahlak dışı, hoşa gitmeyen şekilde. adid1, [Ar. ‘adıd / 'adîde hOj-ip / Juj^] (adi:d) {OsT} sf. 1. Çok sayıda. 2. Birbirine denk. adid2, [Ar. ‘adıd (a d i:d ) {OsT} is. 1. Lokma. 2. Isırma. 3. Arkadaş. 4. Düşman, adidas, [İng. adidas (A m erikan tic. kuruluşu)] is. Bir tür hafif spor ayakkabısı. Adige, [adige] (a d i ’g e) öz. is. Çerkez. Adigece, [adige-ce] (a d ig e ’c e) öz. is. Çerkezce. adil1, [Ar. ‘adi > ‘adıl J a ^ ] (a d i:l) {OsT} is. Eş; denk; benzer. adil2, [Ar. ‘adi > ‘âdil / ‘ âdile / J^U] (a:d il) {OsT} sf. 1. Hareketlerinde, kararlarında hak, hukuk ve eşitlik ilkelerine bağlı kalan (kimse); adaletli. 2. Hukuk kurallarına, hak ve eşitlik ilkelerine uygun olan (şey). 3. zf. Hak. hukuk ve eşitlik ilkelerine bağlı kalarak; adaletle, adilane, [Ar. ‘âdil + Far. âne «ü'iblt] (a :d ila :n e) {OsT} zf. Adilce. adilce, [adil-ce] (a :d ilc e ) zf. Adalete uygun şekilde, doğrulukla; hakça; adilane, adile, [Ar. ‘âdil > ‘âdile <JjU] (a :d ile) {OsT} is. Ada­ letli kadın; doğru kadın, adileşme, [adi-le-ş-me] (a :d i:leş m e ) is. Adileşmek işi. adileşmek,[adi-le-ş-mek] (a :d i:leşm ek ) dönşl. f i [-ir ] Kendini küçük düşürecek, bayağı hâle gelmek, adileştirme, [adi-le-ş-tir-me] (a :d i:leştirm e) is. Bir kimseyi küçük ve bayağı gösterme, adileştirmek, [adi-le-ş-tir-melc] (a :d i:leştirm ek) gçl. f i [-ir ] Birini küçük ve bayağı göstermek, adilî, [Ar. ‘âdil + Far. -î let; doğruluk. adilik, -ği [adi-lik] (a. di. lik) is. 1. Adi olma durumu, bayağılık. 2. Aşağılık birinden beklenebilecek bir davranış. adilimit, [ak dirmit [TİETZE]] {ağız} is. Bir üzüm tü­ rü. [DS] adim, [Ar. ‘adem > ‘adım (H.-^] (adi:m ) {OsT} sf. 1. Bulunmayan; yok; namevcut. 2. (Bir şeyi) olma­ yan; o şeyden yoksun olan. 0 adînıü’l-imkân, (a :d ili:) {OsT} is. Ada­

Ö lM İİİIît S IM Ü .

117

ADL

{Os T} İm kânsız; olam az. | adîm ü heder eylemek, adlam ak2, [ayıt-la-mak > adla-mak] {ağız} g ç l . f [-r ] | fOsT} y o k etm ek; ziyan etm ek.| adîmetü’ l-cenâh, [ [-l(ı)-y o r] Ayıklamak. [DS] {OsT} zool. Yeni Z e la n d a ’d a y a şa y an b ir ku ş; a p te ­ adlandırılma, [ad-la-n-dır-ıl-ma] is. 1. Adlandırıl­ riks. | adîm etü’l-ercül, {OsT} z oo l. A yaksızlar. | | | mak işi; ad verilme. 2. O şekilde değerlendirilme; adîmetü’l-tüveyc, {OsT} bot. Taçsızlar.\\ adîm ü’nöyle sayılma. nazîr, {OsT} E şi olm ay an ; eşsiz. adlandırılmak, [ad-la-n-dır-ıl-mak] edil. f . [ -ır ] 1. Ad verilmek. 2. Öyle sayılmak; o şekilde değerlen­ adine, [Ar. âdın (a :d i:n e) {eAT} {OsT} is. Cuma dirilmek. günü. adipoliz, [Fr. adipolyse] is. Vücutta yedek olarak depolanmış olan yağların parçalanması, adiposit, [Fr. adipocyte] is. Vücuttaki yağ hücreleri, adipoz, [Fr. adipose] is. Dokularda gereğinden çok yağ birikmesi, adipsi, [Fr. adipsie] is. Su içme arzusunun kaybol­ ması şeklindeki rahatsızlık, adisababa, [Addis Ababa (H a b eşista n ’ın başkenti)] is. 1. Bir kâğıt oyunu; kaptıkaçtı. 2. Bir pasta türü, adisyon, [Fr. addition (toplam a)] is. Lokanta ve gazino gibi yerlerde ödeme yapılacak miktarı gös­ teren dökümlü hesap pusulası; hesap, adiş, [Ar. âdış j - o l ] (a :d i:ş ) {OsT} is. Ateş. aditya, [Skr. âditya] {eT} is. 1. Yıldız; güneş. [EUTS] 2. Cuma günü. [EUTS], adiyabatik, -ği [Fr. adiabatique] ( a ’d iyabatik) sf. 1. (Isı için) deniz dibinde, su basıncının etkisi ile olu­ şan. 2. ( Eğri için) yükselen hava katmanının sıcak­ lık değişimini gösteren. 3. Termodinamik bir or­ tamda dışarı ile ısı alışverişi olmayan. S adi­ yabatik dönüşttm, T erm odin am ik b ir sistem d e dış ortam la h iç ısı a lışv erişi olm aksızın m eydan a g elen dönüşüm. adiyat, [Ar. ‘âdiye > ‘âdiyât oIjJl*-] (a :d iy a:t) {OsT} is. Her zaman olagelen şeyler; olağanlıklar; alışılmışlıklar. S adiyât-ı um ur, {OsT} Günlük, olağ an işler. adiye, [Ar. ‘âdiye edilmiş; alışılmış, adiyeıı, [Ar. ‘âdiye > ‘ âdiyen Ç.j^] ( a :d i ’ en ) {OsT} y z f 1. Her zamanki gibi. 2. Bayağı; basbayağı, adi, [Ar. ‘adi Jjlp] {OsT} is. Adalet; adillik. S adi eylemek, {eAT} A daletli o la r a k d av ran m ak.| adi | eyleyici, {eAT} A dil d a v ra n a n ; a d a letle h a rek et eden. | adl-penâh, 1. A daletin barın dığ ı y er. 2. A d a ­ | lete sığm an k em se.| adi saklamaktık, {eAT} H akkı | gözetm e; a d a le tle h a rek et etm e.| adi u dâd, {OsT} | Adalet. adla, -a ’ı [Ar. dil5 (ken ar) > adlâ’ jOLil] (a d la :) {OsT} is. 1. Kenarlar. 2. dbl. Sayı kökleri. 3. Ka­ burgalar. adlam ak1, [ad-la-mak JİM ] {eAT} g ç l . f [- r ] Ad ver­ mek; adlandırmak. j^] (a :d iy e) {OsT} sf. Alışkanlık adlandırm a, [ad-la-n-dır-ma] is. 1. Bir şeye ad ver­ me eylemi; tanımlamanın ters işlemi. 2. Öyle de­ ğerlendirme; öyle nitelendirme. adlandırm ak, [ad-la-n-dıı-mak] g ç l .f . [-ır ] 1. Yeni bir nesneye ad koymak. 2. Bir niteliğe uygun ola­ rak değerlendirmek. «Bunu a p tallık o la r a k a d la n ­ dırırlar. » adlanm a, [ad-la-n-ma] is. Adlanmak durum ve ey­ lemi. adlanm ak, [ad-la-n-mak edil. f . [ - ır ] 1. Ad verilmek; anılmak; denilmek. 2. dönşl. f . Ad sahibi olmak. 3. Meşhur olmak, tanınmak; ün kazanmak; şöhret kazanmak; nam salmak; {eAT} (aynı). 4. Adı kötüye çıkmak. adlı, [(eT. ad-lığ > ad-lı] sf. 1. Adı olan. 2. Ünlü, meşhur; tanınmış. 3. (Belirtilen biçimde, nitelikte) ada sahip olan. S adlı adınca, 1. G e r ç e k ism ini sö y ley erek ; (Adı söy len in ce ay ıp olan ve k a b a k a ­ çan durum lar ve varlıklar için kullanılır.) 2. İsim ­ lerin e g öre. 3. A dlarım bir b ir s a y a r a k | adlı sanlı, | (K işi için) ün sa h ib i; h e r k e s ç e tanınan; tanınmış, m eşhur. adlıg, [ad-lığ] {eT} sf. Adlı; sanlı; şöhretli; ünlü. [EUTS] adlî, [Ar. ‘adi > ‘adlı ^ J ^ ] (a d li:) {OsT} sf. 1. Ada­ letle ilgili; adalete ait. 2. Adalet teşkilatını ilgi­ lendiren. S adlî am ir, G örev a la n la rı için d e a s k e r î m ah k em eler kurabilen , ilk ve so n soru ştu rm aları y aptırabilen , verilen c ez a la rı uygulayabilen k u ­ m an dan.| adlî evrak, Suçluların y arg ılan m ası ile | ilgili o la r a k başlan g ıçtan itibaren hüküm k esin le­ şin cey e k a d a r tutulan b e lg e n iteliğ in deki h er türlü y azı ve karar. \ adlî hata, huk. H akim in verdiği k a ­ \ rarda, hükm üne es a s tuttuğu su çu oluşturan m addi unsurun varlığı, ö zelliğ i veya şa rtla rın d a yanılm ış olm ası h â li.| adlî idare rejimi, Yönetim e a d li a y rı­ | calığ ın tanınm adığı yönetim biçim i. | adlî işlem. | huk. D avanın açılm asın dan k a r a r kesin leşin cey e k a d a r y ap ılan d a v a ile ilgili o la r a k y a p ıla n h er tür­ lü işlem ; a d li m u am ele.| adlî m erci, A dliye ile ilg i­ | li işleri yürüten kurum.\\ adlî muamele, hu k.-* adli işlem.|| adlî müzaheret, huk. M addi gücünün z a ­ yıflığ ı dolay ısıy la d a v a a ç a m a y a c a k v e kendisin i sa v u n am a y aca k durum da y o k su l o la n la ra devletin yap tığ ı maddiyardım.\\ adlî sicil, huk. B ir kim senin a d li b ir su ç işleyip işlem ediği, bö y le b ir suçtan d o ­

ADL

■ M

K

E

S O U .

layı kesin leşm iş b ir hakim k a r a rı bulunup bulun­ m adığ ı hususunda tutulan kayıt.\\ adlî subay, as. huk. Alay kom utanlarının y an ın d a hakim g ib i g ö rev y a p a n subay.\\ adlî tabip, huk. A dli tıp sa h a sın d a ihtisas y a p m ış olan hekim . | adlî tatil, huk. K an u ­ | nunda belirtilen o la y la r dışın da a d li işlem y a p ıl­ m ayan (20 Temmuz ile 5 Eylül tarih leri a ra sı) dev­ re]] adlî tıp, huk. H ekim liğin hukuku ilgilendiren kon u lard a ça lışa n bilim dalı.\\ adlî tevbih, H a k i­ min su çluya hüküm y olu y la verdiği sözlü c e z a .| | adlî yardım , M ahkem elerin birbirlerin e, zabıtanın m ahkem e veya sa v cılık la ra k arşı sorum lu oldu kları işbirliği. | adlî yıl, huk. M ahkem elerin y ıl için de | a d lî tatil dışın da ça lışm a k zoru n da oldu kları d ö ­ nem .| adlî zabıta, huk. Suç işlen m esi durum unda | h a rek ete g eçen , d eliller i ve su çlu ları soru ştu rarak tespit eden ve koru m a altın a alıp a d lî m akam lara bildiren güvenlik görevlisi. adliye, [Ar. ‘adi > ‘adliyye] fOsT} is. 1. Hukuk ve yargı görevini yerine getiren devlet teşkilatı. 2. Hukuk ve yargı işlerinin yerine getirildiği resmî bina. S adliye aleyhine işlenen suçlar, huk. Yar­ g ıla m a işlem inin yürütülm esini zorlaştırm a ve y a r ­ g ıç la r ı yan ıltm a su çu.| adliye encümeni, huk. | TBM M ’n de A dalet B akan lığının g ö rev ler i ve a d a ­ letle ilgili kon u ları görü şen alt kurul; a d a let k o ­ m isyonu; a d a le t encüm eni. | adliye mahkemesi, | huk. A n ayasa m ahkem esi, a s k e r î m ah kem e v e İdarî m ah kem elerin g ö rev ler i dışın da k alan bütün d a v a ve an laşm azlıkları y a rg ıla m a k üzere kurulan m ah ­ k em eler; um umî m ah k em eler; a d i m ah k em eler.| | adliye nezareti, yönt. O sm anlı devletin de batı usu­ lünde kurulan a d a le t işlerinin yürütülm esi için g e ­ rekli, y a sa l, p a r a s a l ve yönetim şartların ı düzen le­ m ek le g ö rev li b a k an lık ; A d alet B ak an lığ ı; A dliye Vekaleti. adliyeci, [adliye-ci] is. huk. Adliye teşkilatında çalı­ şan devlet memuru. adlu, [ad-lu jbT] {eAT} sf. Meşhur; ünlü. adm a, [ad-ma] {eT} sf. Bırakılan; salıverilen; başı­ boş. [DLT] adm ak1, [ad-mak] {eT} gçsz. f . [ - a r ] Farklı olmak; değişik olmak. [ETY] adm ak2, [ad-mak] {eT} gçsz. f . [ - a r ] 1. Şafak sök­ mek; tan atmak. [EUTS] 2. Hedefe silah atmak; ni­ şan almak. [EUTS] 3. Fışkırmak, akmak; çağlamak. [EUTS] 4. g ç l . f Vurmak; dövmek. [EUTS] adm ak3, [at-malc J^ T ] {eAT} g ç l .f . [-u r ] (Adım için) atmak; yürümek; ayak basmak. adn, [İbr. üdhen > Ar. cadn Ojui] {OsT} is. 1. Konut. 2. Cennet. adna, [Far. âdîna] {OsT} is. 1. Cuma günü. 2. Per­ şembe.

adnagu, [ad-na-ğu] {eT} sf. Yabancı; başkası. [DLT] [EUTS] adnam ak, [ad-na-mak] {eT} gçsz. f . 1. Rengi atmak. [Mühennâ] 2. Değişmek; bozulmak. [DLT] ad ra, [ad-(ı)r-a] {eT} sf. Ayrılmış. [EUTS] ad ras, [Ar. dırs > adrâs ^.1j~i>I] (a d ra :s) {OsT} is. 1. Dişler. 2. Azı dişleri, adrahş, [Far. adrahş ^^->>1] {OsT} is. 1. Şimşek. 2. Yıldırım. 3. Gök gürültüsü, adrenalin, [Lat. ad (üzerinde) + ren (b ö b rek ) > Fr. adrénaline] is. biy-kim . Böbrek üstü bezlerinin üret­ tiği difenolik aminoalkol; OH2C6CaH2-CHOHCH2NHCH3 adrenalinemi, [Fr. adrénalinémie] is. tıp. Kanda ad­ renalin bulunması, adreng, [Far. adreng <ü_pl] {OsT} is. Sıkıntı; mihnet; keder. adres, [Fr. adresse] 1. Bir kimsenin arandığında bu­ lunabileceği yer; oturduğu yer. 2. Posta maddeleri­ nin gönderildiği kimsenin eline ulaşabileceği yeri belirten bilgiler; bu bilgileri taşıyan yazılar. 3. Bil­ gisayar hafızasında bir bilginin kotlanmış olduğu yer. S adres bırakm ak, K en disin i arayan ların b u la b ilece ğ i veya g ö n d erilen p o s ta m addelerin in u la şa b ile c eğ i y e r i b ild irm ek; a d res gösterm ek. | | adres defteri, A dreslerin y a zılı oldu ğu defter. | ad­ | res değiştirmek, a rgo. Ö lm ek; ö b ü r dünyaya git­ m ek]] adresini değiştirmek, arg o. Ö ldürm ek]] ad­ res k artı, A dreslerin a lfa b e tik s ır a d a y a z ıla ra k dizildiği bilg i fiş le rin d e n h e r biri]] adres kitabı, B ir ala n ı ilgilendiren m eslek ve iş sahiplerin in a d ­ reslerin in yazılı olduğu kitap]] adres makinesi, A d resleri o tom atik o la r a k h ızla b a sa n bü ro m aki­ nesi.]] adres rehberi, A lfab etik o la r a k düzenlenm iş a d res kitabı vey a defteri. adresleme, [adres-le-me] is. bsy. Bilgisayar hafıza­ sında bilgi için bir yer kotlama işi. adreslemek, [adres-le-mek] gçl. f . [ - r ] [-l(i)-y o r] bsy. Bir bilgiyi bilgisayar hafızasına kotlamak ve bu bilgiye nasıl ulaşılabileceğini tanımlamak, adreslenebilir, [adres-le-n-e-bil-ir] sf. bsy. Bir bilgi­ nin arandığında bu bilgilerin konumunu belirten adreslerin kullanımı suretiyle ulaşılabilen (hafıza), adresli, [adres-li] sf. Üzerinde adresi yazılı olan, adressiz, [adres-siz] sf. Üzerinde adresi yazılı olma­ yan. a d n , [ad-(ı)r-mak > adr-ı] {eT} is. Buğday saplarını karıştırmak için kullanılan araç; yaba; dirgen; çatal; çatal değnek. [DLT] adrı budlug, A yrık b a c a k lı; eğ ri b a ca klı. [DLT] adrılguluk, [adrı-l-mak > adrı-l-ğuluk] {eTjis. Ayrı­ lık [Gabain] adrdm ak, [ad-mak (farklı olm ak) > ad-(ı)r-ıl-mak] {eT} f . Ayrılmak. [EUTS] [DLT] [İKPÖy.] S adrıl-

m m c E x i i i i x .i i . mak yangılmak, A yrılm ak ve ihan et etm ek. | ad| rdm ak sâçlinmek, A yrılm ak ve se çilm ek ; ölmek.\\ adrdu barınak, A yrılıp gitm ek. adrım , [ad-rı-m] {eT} sf. Eyerin altına, iki yana konu­ lan keçe; teğelti. [DLT] adrınm ak, [ad-mak (farklı olm ak) > ad-ır-mak > ad(ı)r-m -m ak ]/ Ayrılmak. [ETY] adrış, [ad-(ı)r-ış] {eT} is. 1. Ayrılış. 2. İkiye ayrılan yolun başı. [DLT] adrışm ak, [ad-(ı)r-ış-mak] {eT} işteş f . [-u r ] Ayrış­ mak; birbirinden ayrılmak. [DLT] adrudaçı, [ad-(ı)r-u-daçı] {eT} sf. Ayırıcı; ayıran. [EUTS] adrudm ak, [ad-(ı)r-ud-mak] {eT .} g çl. f. [-u r ] Ayır­ mak. [EUTS] adruk, [ad-mak (farklı olm ak) > ad-(ı)-r-uk / ar-t-uk] {eT} sf. 1. Farklı; çeşitli; başka; bundan başka; baş­ ka başka; ayrı; çeşitli; ayrı ayn; çeşitli türden. [EUTS] [İKPÖy.] [Gabain] 2. Üstün; seçkin; üstünlük; vasıf. [DLT] [Üç İtigsizler] [İKPÖy.] 3. Artık; başka. [EUTS] 4. Olduğu gibi; tamamıyla. [EUTS] S adruk adruk, Ayrı a y rı; h e r türlü; türlü türlü. [EUTS] adruklug, [adru-k-lug /ar-t-uk-lug] {eT} sf. Fevkala­ de; parlak; üstün. [EUTS] [Gabain] adrum ak, [adru-mak] {eT} gçl. f . [ - r ] Seçmek. [Gabain] [EUTS]’ adrutaçı, [adru-taçı] {eT} sf. Ayırıcı; ayıran. [EUTS] adrutm ak, [adru-t-mak] {eT} gçl. f . [-u r] Ayırmak. [EUTS] adsız, [eT. ât-sız > âd-sız ;~oT] sf. 1. Adı konulmamış

AER
adudi, [Ar. ‘adud! / ‘adudiye ^ y iıs -] (ad u ;d i:) {OsT} is. Kolla ilgili; pazı kemiğine ait. adug, [ad-uğ / adlğ] {eT} is. Ayı. [EUTS] adugun, [ad-u-gun] {eT} is. A t (sürüsü); yılkı [Ga­ bain] aduk, [ad-uk] [DLT] {eT} sf. Tanınmayan; bilinmeyen.

aduklamak, [ad-uk-la-mak] {eT} f . 1. Tanınmamak. 2. Garip görmek; yadırgamak. [DLT] adunçsuz, [ad-unç-suz] {eT} sf. Değişmeyen. [EUTS] adurt, [adur-t] {eT} is. Avurt; yanak içi. [Gabain] [EUTS] ' adut, [adut] {eT} is. 1. Avuç. [Gabain] 2. sf. Avuç dolusu. [EUTS] adutlam ak, [adut-la-mak] {eT} g ç l .f . [ - r ] Avuçlamak. [DLT] adttv, -vvii [Ar. ‘adüvv j-i*] {Os T} is. Düşman. S adüvv-i can, Can düşmanı. adyende, [Far. âdyende ojubiî] {Os T} is. Gökkuşağı. aerob, [İng. aerobe] sf. biy. Yalnızca serbest oksijen bulunan ortamlarda yaşayabilen bakteriler (mikro­ organizmalar), aerobik, [İng. aérobics] is. spor. Solunumu hızlandı­ rarak dokulara daha çok oksijen gitmesini sağla­ mak amacıyla müzik eşliğinde hızlı bir ritimle ya­ pılan jimnastik, aerobiyoloji, [Fr. aérobiologie] is. biy. Hava akımla­ rıyla sürüklenerek atmosferde yaşayan mikroorga­ nizmaları inceleyen biyoloji dalı, aerobiyoz, [Fr. aérobiose] is. biy. Serbest oksijenli ortamlarda yaşayabilen bakterilerin yaşama biçimi,

olan (kimse). 2. Fazla tanınmayan; ünlü olmayan. 3. {eAT} - * adsuz. fi1 adsız kahram an, Büyük k a h ­ aerodinamik, -ği [Fr. aérodynamique] is. fız . 1. Gazlar, özellikle hava içinde hareket eden cisimlere ra m an lık la rd a bulunm uş o lm a sın a rağ m en a d ı bu ­ etki eden kuvvetleri ve etkilerini inceleyen bilim güne k a d a r duyulmamış, unutulmuş k im se.| adsız | dalı. 2. sf. Hızla yol alabilmesi için hava tarafından parm ak, S e rç e p a rm a ğ ın yan ın daki, baştan d ö r­ en az direnç gösterebilecek şekilde tasarlanmış düncü p a r m a k ; yüzük p a rm ağ ı. (uçak, oto vs.) 3. Havanın, hareket hâlindeki cisim­ adsorpsiyon, [Fr. adsorptione] is. 1. Katı veya sıvı ler üzerindeki direnci ile ilgili olan. «A erodin am ik maddelerin gazları emip dağıtması. 2. Hücre içine sarsıntı. » veya organizmanın içine dıştan gelen maddelerin girmesi. adsuz, [ad-suz >oT] {eAT} sf. 1. Adsız. 2. Kötü tanın­ mış; şerefsiz. 3. Şöhretten düşmüş; unutulmuş. 4. Aşağılık; namert, adsuzlık, [ad-suz-lık {eAT} is. Şöhretsizlik. aerodinamikçi, [aerodinamik-çi] is. Gazların hareket eden cisimler üzerindeki etkilerini inceleyen bilim adamı. aerodinamiktik, -ği [aerodinamik-lik] is. Hava içindeki hareketli bir cismin havanın gösterdiği direnci yenmedeki uyumluluk biçimi, aerofaji, [Fr. aérobhagie] is. tıp. Havanın yutulmak suretiyle yemek borusuna gitmesi sonucu mide ve bağırsaklarda meydana gelen şişkinlik, aerogastri, [Fr. aérogastrie] is. tıp. Sindirim bozuk­ luğuna ve ağrıya sebep olan midede hava bulunma­ sı hastalığı. aerokoli, [Fr. aérocolie] is. tıp. Sindirim sisteminde aşırı derecede gaz birikimi rahatsızlığı.

adu, [Ar. ‘adüvv j - l& (ad u ;) {OsT} is. Düşman. ] adud1, [Ar. ‘adud -uat] {OsT} is. 1. Kol. 2. Pazı. 3. Yardımcı. S adudü’d-devle, D evletin kolu (devlet ad am ların a verilen b ir unvan). adud2, [Ar. ‘adüd (ad u :d ) {OsT} sf. 1. Bir lokma; bir ısırımlık. 2. (Durum için) acıklı; ıstırap verici. 3. Zalim.

AER

O T Ù M ÏÜ M C E S Ô M . , ,
affın ıza ilticaen. | af kanunu, hıık. TBM M tarafın ­ | dan çıka rılan han gi su çla r a ait han g i tür cezaların a ffed ileceğ in i belirten kanun. af3, -ffı [Ar. ‘aff •-is-} {OsT} is. Namus; iffet. af4, -ffı [Ar. 'aff / ‘affe çin) namuslu; iffetli, afacan, [Far. âfet-i cân => afacan] (a fa 'can ) is. ve sf. 1. (Çocuk için) yerinde duramaz, zeki ve sevimli; yaramaz; haşarı; azgın; bastıbacak; haylaz; kudu­ ruk; yumurcak. 2. {ağız} Zehir gibi acı. [DS] 3. {ağız} (Kesici alet için) çok keskin. [DS] afacanlaşm a, [afacan-la-ş-ma] is. Bir çocuğun git­ tikçe yaramaz duruma gelmesi, afacanlaşm ak, [afacan-la-ş-mak] dönşl. f . [-ir ] Git­ tikçe yaramaz duruma gelmek, afacanlık, -ğı [afacan-lık] is. Sevimli fakat yaramaz olma niteliği. afaf, [Ar. ‘afaf Uus-] {OsT} is. 1. Temiz olma; temiz­ lik. 2. Günah işlemekten kaçınma, afafet, [Ar. ‘afafe / ‘afafet «ıslip / o iU t] (a fa .fet) {OsT} is. 1. Temiz olma; temizlik. 2. Günahtan ka­ çınma. afaif, [Ar. 'afife > ‘afa’if ^ s li-] (a fa :if) {OsT} is. Na­ muslu, iffetli kadınlar, afak, [Ar. ’ufk > âfak jliT] (a :fa :k ) {OsT} is. 1. Ufuklar; gök ile yerin birleşmiş gibi göründüğü yer­ ler. 2. Kenar; sınır; etraf; çevre. 3. m ec. İnsanın dışında gözle görülebilen bütün varlık âlemi; dün­ ya. S gfâk-gîr, 1. U fukları tutmuş. 2. A lem e y a ­ yılm ış. 3. D ünyayı fetheden.\\ afaki tutm ak, (Adı veya şöhreti) h e r ta ra fa yayılm ış o lm a k; h erkes tarafından bilinm ek. afakan, [Ar. hafakan (çarpıntıj] ( a f a ’kan) is. 1. Sı­ kıntı; iç daralması; yürek oynaması; fenalık; hafa­ kan. 2. {ağız} Öfke; sinirlilik. [DS] 3. {ağız} Nefesi kesen sürekli öksürük. [DS] S afakanı kalkmak, Ç arpıntısı tutmak.| afakanlar basm ak, S ıkılm ak; | bunalmak.\\ afakan tutm ak, {ağız} K ızm ak; sin ir­ len m ek; öfkelen m ek. [DS] afaki, [Ar. âfak > âfak! JSliT] (a :fa :k i.) {OsT} sf. 1. (Söz, konuşma vb. için) belirli bir konudan uzak, darmadağınık; dereden tepeden. 2. (Düşünce için) dayanağı olmayan. 3. Nesnel; objektif. 4. (Kişi için) dışa dönük karakterde. 5. is. Mekkeli olmayıp da hac için dışarıdan gelenler, afakilik, -ği [afaki-lik] (a :fa :k i:lik ) is. Objektiflik, nesnellik. afal, [Kürt, aval > afal] sf. Şaşkın; aptal; bön. S afal afal, N e y a p a ca ğ ın ı bilem ed en ; şaşkın şaşkın ; bön b ö n ; a v a l aval. | afal tafal, A p ar topar. | afala, [Yun. falla] {ağız} is. Yunus balığı. [DS] / <-&-] {OsTj sf. (Kadın i-

aerolik, -ği [Fr. aéraulique] is. fız . Gazların borular içindeki doğal akışını inceleyen bilim dalı, aerolit, [Fr. aérolite] is .je o l. Silikattı göktaşı, aeroloji, [Fr. aérologie] is. fız . Atmosferin yeryüzü engebelerinin etkilerinin dışında kalan 3000 m. den yüksek katmanlarını inceleyen bilim dalı, aerolojik, -ği [Fr. aérologique] s f fız. Atmosfer şartlarıyla ilgili. S aerolojik dUzeltme, as. B ir silahın atış çizelg elerin d e rüzgâr, sıcaklık, basın ç g ib i a tm o sfer etkileri d olay ısıy la y a p ıla n düzeltme. aérosol, -lü [Fr. aérosol] is. fız . Sıvı ve katı parçacık­ ların basınçla sıvılaştırılmış gaz içindeki asıltısı, aerostatik, -ği [Yun. aer (hava) + statikos (den ge) > Fr. aérostatique] is. fız . Gazların denge kanunu, aeroterm ik,-ği [Fr. aérothermique] sf. fız. Çok büyük bir hız ile akan havanın sebep olduğu ısı ve direnç etkisi. aeroterm odinam ik, [Fr. aérothermodynamique] is. fız. Çok yüksek hızlarda hava akışlarının yol açtığı ısı ve ısı duvarının oluştuğu yüksek hız alanındaki ısı geçişi olaylarını inceleyen bilim dalı, aerotren, [Fr. aérotrain] is. Hava yastığı denilen özel sistemle tek ray üzerinde büyük bir hızla ilerleyen tren. af1, [af (yans)] is. 1. Havlama ve havlarcasma bağır­ ma bildiren kök. af-kır-m ak, af-gıır-m ak. 2. Rüzgâr, soluk sesini vb. bildiren kök. a f-ıl afıl, a f-ıl uful. af2, -ffı [Ar. ‘afv y s- => af] is. 1. İşlenen bir suç karşılığında ceza vermekten vazgeçme; bağışlama. 2. Özrünü kabul etme; mazur görme. 3. Bir iş veya görevden çıkarılma; azil. 4. huk. Kamu yararı göze­ tilerek çıkarılan veya daha önce çıkarılmış bulunan bir kanunla sanık hakkmdaki hukukî kovuşturma­ dan vazgeçilmesi; hüküm giymiş olan mahkûmun cezasının bir kısmın veya tamamının kaldırılması, ö af buyurun, B irinin yanlışın ı düzeltm ek, g ö rü ­ şü n e karşı çıkm ak, k a b a b ir sözü sö y lem ek zoru n da k a la n k ib a r kişilerin m u hatabın a k arşı sö y led ikleri b ir n ezaket ifadesi.\\ af çıkmak, B ir a f kanununun v ey a kararın ın yürürlü ğe girm esi.| af dilemek, 1. | B ir su ç v ey a kusurun bağ ışlan m asın ı istem ek. 2. B ir işi veya g ö rev i y ap am ay a ca ğ ın ı veya reddetti­ ğ in i saygı ile bild irm ek,| affa uğram ak, C ezalan ­ | m a söz konusu iken cezası, uygulam adan kaldırılm ak .| aff-ı İlâhî, {OsTj A lla h ’ın bağ ışlam ası. A l­ | lah 'in 99 ism inden birisi A füvv’dür. Allah, b a ğ ışla ­ y ıc ıd ır; m utlak b a ğ ışlay ıcı olm asının y an ın d a kul­ ların d a a ffe d ic i olm aların ı em re d er . \\ affını iste­ m ek, B ir g ö rev i y a p a m a y a ca ğ ı için istifasını ince­ lik le ifa d e etm ek. | affınıza m ağruren, {OsTj "Affe­ | d eceğ in iz e in a n a ra k ve sizin bu büyüklüğünüzden gu ru r d u y a ra k ” an lam ın da eskiden kullanılan bir n eza k et sözü.\\ affınıza sığınarak, "M erham et e d e ­ ceğ in ize g ü v en erek ; an layışla karşılay acağ ın ızı d ü şü n erek ” an lam ın da kullanılan b ir n ezaket sözü ;

1 M IİİC Î » 1.121
afalak, -ğı [apa-la-k / afalak] {ağız} sf. îriyan, salla­ pati adam. [DS] afaUahüanh, [Ar. ‘a f allâhü-‘ anh

AFE

4JJI

(a fa l­

la :hüanh) {OsT} ünl. Allah onu affetsin! afallam a, [afal-la-ma] is. Ne yapacağım bilememe; şaşırma. afallam ak, [afal-la-mak] gçsz. f . [ - r ] Beklenmedik bir olay karşısında ne yapacağını şaşırmak, afallaşmak, [afal-la-ş-mak] dönşl. f . [ - ır] Beklenme­ dik bir durum karşısında ne yapacağını bilememek, çok şaşırmak, afallaştırm a, [afal-la-ş-tır-ma] is. Birini şaşırtma, afallaştırm ak, [afal-la-ş-tır-mak] gçl. f. [ - ır ] Birini şaşkınlıktan ne yapacağını bilemez duruma düşür­ mek, çok şaşırtmak, afallatm a, [afal-la-t-ma] is. Ne yapacağını bilememe durumuna düşürme, afallatm ak, [afal-la-t-mak] gçl. f . [ -ır ] Birini şaşırt­ mak. afana, [Yun. afanos] {ağız} sf. Hareketsiz. [DS] S afana etmek, Ç arçu r etm ek; ziyan etm ek. afanitik, [Fr. aphanitique] is. j e o l. Çıplak gözle kris­ tali seçilemeyen püskürük kayaç dokusu, afara, [Ar.- ‘afare (b a şa kla m a )] {ağız} is. Ana ürün alındıktan soma harman yerinde kalan taş, toprak ve saman karışımı artıklar. [DS] afaracı, [afara-cı] {ağız} is. 1. Harman yerindeki ka­ lıntıları toplayan kişi; başakçı. 2. Harman işçisi. 3. Bağ ve bahçelerde, hasat sonu kalan döküntü mey­ veleri toplayan kimse. [DS] afaralam a, [afara-la-ma] is. Afaralamak işi; başak­ lama. afaralam ak, [afara-la-mak] gçl. f . [ - r ] [-l(ı)-y o r] {ağız} 1. Harman yerinde kalan taş, toprak ve kesmikli ürün kalıntısını toplamak. 2. Harman yerini süpürmek. 3. Bahçede kalan döküntü meyveleri toplamak. 4. Bir şeyin irisini ufağından ayırmak. [DS] alaret, [Ar. ‘afaret OjUp] (a fa :ret) {OsT} is. Kötü ni­ yet ve kötü düşünce; şeytanî düşünce; ifritçe niyet, afarit, [Ar. ‘ifrit > ‘afarît c-._>Up] (a fa :r i:t) {OsT} is. Şeytanlar, ifritler, afarna, [Yun. phalaina (balin a)] [a ğ ız is. Yunus ba­ lığı. [DS] afaronto, [İt. affront] is. Kötü muamele, afartm ak, [abar-t-mak / afar-t-mak] gçl. f . [-ır ] Ça­ ğız} Abartmak. [DS] afat1, [Ar. âfet> afat o s l] (a :fet) {OsT) is. Felaket. afat2, [Ar. âfet > afat o lil] (a ;fa :t) {OsT} is. Felaket­ ler. fi1 âfât-ı arzıye, {OsT} D eprem , yangın, to p rak kaym ası g ib i yeryüzü felaketleri.\\ âfât-ı semaviye, {OsT} Şim şek, yıldırım , tufan g ib i gökyüzü afetleri.

afatlam ak, [afat-la-mak] is. Öfke ile küfretmek, afazi, [Fr. aphasie] ( a fa z i) is. tıp. Dilin iki yönünü ilgilendiren anlama ve anlatma bozukluğu has­ talığı; söz yitimi; zıyâ-ı kelam afçı, [af-çı] is. argo. 1. Genel af çıkma olasılığını düşünerek suç işleyen kimse. 2. Çıkacak olan aftan yararlanacak durumda olan tutuklu ya da hükümlü, afen, [Ar. ‘afen ji c ] {OsT} is. Çürüme, afend, [Far. âfend -ijT] {OsT} is. Kavga; dövüş; sa­ vaş. afendak, [Far. âfendakJI-usT] {OsT} is. Gökkuşağı, a ’fer, [Ar. a'fer y ip] {OsT} sf. Pek ak; bembeyaz, aferide, [Far. âferîde oJo.yT] (a :fe r i:d e ) {OsT} sf. Yaratılmış; meydana getirilmiş; mahlûk, aferidegâr, [Far. âferîde-gâr {OsT} is. Yaratıcı; yaratan; Tanrı, aferidegâri, [Far. âferîde-gârî ^jlS'.byT] (a .fe r i.d e g â :r i:) {OsT) is. Yaratıcılık; Tanrılık, aferidekâr, [Far. âferide-kâr jlS'-byl] (a :fe r i:d e k â :r ) {OsT} is. -*■ aferidegâr. aferidekâri, [Far. âferîde-kârî (jjlS'ju.yT] (a :fe r i:d e k â :r i:) {OsT} is. -*• aferidegâri. aferidgâr, [Far. âferîd-gâr jlif-b /l] {OsT) is. -*■ aferidegâr. aferidgâri, [Far. âferîd-gârî ( sJ U> _ JoJs]ı] (a :fe r i:d g â :ri:) {OsT} is. Yaratıcılık; Tanrılık, aferidkâr, [Far. âferîd-kâr jli'jojT] (a :feri:d k â :r ) {OsT} is. -*• aferidegâr. aferidkâri, [Far. âferîd-kârî ri:) {OsT} is. -*■ aferidegâri. a fer im, [Far. aferin T] {ağız} ünl. -*■ aferin. [DS] -] (a .fe r i.d k â :(a :feri:d g â :r) (a :fe r i:d e g â :r )

-aferin, [Far. âferlden (yaratm ak) > aferin

(a :feri:n ) {OsT) son ek. Osmanlıcada eklendiği ke­ limelere “ a r a t a n ” anlamı vererek birleşik sıfatlar y yapan son ek. aferin, [Far. aferin (a: fe r in ) ünl. 1. Olumlu ve beğenilen bir davranıştan dolayı söylenen beğenme sözü; bravo; yaşa; berhudar ol; bin yaşa; ceddine rahmet; diline sağlık. 2. (a .fe r i: ’n) (Değişik bir vurgu ile) yakışık almayan bir iş dolayısıyla azar­ lama veya alay sözü; aşk olsun; canına yandığımın; helal olsun; kutlarım; tebrikler. 3. {OsT} Eskiden öğrencilerin başarı derecelerini gösteren belge; te­ şekkür belgesi. «Ü ç d e fa a ferin a la n a b ir tahsin v erilir.» fi1 aferin almak, 1. B ir b a şk a sı tarafın ­ dan beğ en ilm ek, övücü sö z le r duymak. 2. {OsT}. B a ş a r ı b e lg e si alm ak. aferinende, [Far. aferin > âferinende oJcujjiT] (a :feri:n en de) {OsT) sf. 1. Yaratıcı. 2. Yaratan.

AFE aferinhan, [Far. âferîn-hân jU - jjjiT] (a :feri:n h a :n ) {OsT} sf. “Aferin” diyen, aferiniş, [Far. âferîniş (a :feri:n iş) {OsT} is. 1. Yaratılış; hilkat; fıtrat. 2. Hz. Âdem’in ve âlemin yaratılışı. 3. Yaratılmışlık; âlem, aferist, [Fr. affairiste] is. Sürekli kendi çıkarım dü­ şünen; çıkar sağlamak için fırsat kollayan kişi; çı­ karcı; dalavereci; düzenbaz; vurguncu. afet1, [Ar. a'fet cOtl] {OsT} sf. 1. Solak. 2. Aptal; akılsız. 3. En güç şey. afet2, [Ar. âfet oiT] ( a fe t ) {OsT} is. 1. Büyük maddî zararlara, çok sayıda can ve mal kaybına yol açan olağandışı olay; felaket. 2. m ec. İnsan için çok kötü bir durum; musibet; bela. 3. Çok sayıda insan ve hayvanın ölümüne yol açan salgın hastalık. 4. Ola­ ğanüstü güzelliğe sahip kadın, S âfet-i âb, {OsT} 1. Su afeti. 2. Su kızı; deniz kızı. | âfet-i cân, {OsT} | 1. Canın bela sı. 2. m ec. G ü zelliğiyle insanı etk ile­ yen kadın.| âfet-i cân-ı cihan, {OsT} D ünya gü ze­ | li,| âfet-i devrân, {OsT} Ç ağın en gü zeli.| âfet| | nümfin, {OsT} B e la g ö steren .| âfet-resân, {OsT} | B e la getiren. | afet teorisi, Yeryüzünde m eydana | g elen büyük d eğ işm eleri ve bu a r a d a ca n lıla r a r a ­ sın daki d eğ işm eleri a fe tle rle a çıklay an teo ri; k atastrofızm. afetzede, [Ar. âfet + Far. -zede oi^âT] (a fe tz e d e ) {OsT} is. ve sf. 1. Afete uğramış; bir afet olayından zarar görmüş olan kimse. 2. sf. m ec. Manen bir be­ laya, felakete uğramış. S âfetzede-gân, {OsT} B e ­ lay a u ğ ram ışlar; afetzed eler. affedilme, [Ar. ‘afv => aff + T. e(d)-il-me «i Jul ys-] is. A ffa uğrama, bağışlanma, affedilmek, [Ar. ‘afv => aff + e(d)-il-mek dUjjl ys.] edil. f . [-ir ] Affetmek fiiline konu olmak; affa uğ­ ramak; bağışlanmak, affetme, [Ar. ‘afv => aff + T. et-me fetmek işi; bağışlama, affetmek, [Ar. ‘afv => aff + T. et-mek y e ] gçl. f . [(d )-er ] 1. Sonuç itibariyle bir cezayı gerektiren suç, kusur, kabahat veya günah için ceza vermek­ ten vazgeçmek, bağışlamak. 2. Kendine karşı kötü, kırıcı veya kaba bir davranışı olmamış saymak; özrünü kabul etmek; mazur görmek. 3. Birini her­ hangi bir sorumluluktan ayrı tutmak veya görevin­ den almak, işine son vermek. S affetmişsin, "Hiç d e öyle değil, y an ılıy orsu n ” an lam ın da n azik bir itiraz sözü. affetmemek, [Ar. ‘afv => aff + T. et-me-mek y* y^\ is. Af­

Dli)IltM ESÖ M .i2 2
affettirm e, [Ar. ‘afv => aff + T. et-tir-me is. Affettirmek işi. affettirmek, [Ar. ‘afv => aff + T. et-tir-mek ysy^\

gçl. f i [ -ir ] Affedilmeyi sağlamak, bağış­ latmak; affı gerçekleştirmek, affeyleme, [Ar. ‘afv = > aff + T. eyle-me ■u-LJ y*\ is. Affetme; bağışlama, affeylemek, [Ar. ‘afv => aff + T. eyle-mek gçl. f i [ - r ] Affetmek, bağışlamak, affolunma, [Ar. ‘afv => aff + T. ol-un-ma is. Affa uğrama; affedilme; bağışlanma, affolunmak, [Ar. ‘afv => aff + T. ol-un-mak ysys-] ys-]

edil, f i [-u r ] A ffa uğramak, affedilmek; ba­ ğışlanmak. afgan, [Far. efğân] is. Uzun tüylü bir köpek cinsi, afgurm ak, [af (yans) > af-gur-mak] {ağız} gçsz. f i [ur] (Köpek için) havlamak. [DS] afi1 [Ar. ‘âfî , (a :fi:) {OsT} sf. 1. Silen. 2. Silin­ miş. 3. Bağışlayan; affeden. 4. Bağışlanmış; affe­ dilmiş af!2, [Yun. afi] is. a rg o. 1. Gösteriş; çalım; caka. 2. Kabadayılık; külhanbeylik. 3. Yalan. S1 afi atm ak, Yalan sö y lem ek ; g ö steriş y a p m a k ; böbü rlen m ek; k a b a d a y ıc a d a v ra n ışlard a bulunmak.\\ afi kesmek, B öb ü rlen m ek ; üstünlük ta slam ak ; k a b a d a y ılık tas­ la m a k ,| afi yapm ak, G österiş y a p m a k ; c a k a sa t­ | m ak; fiy a k a yapmak.\\ afisi sökmez, "Fiyakası, gösterişi, k a b a d a y ı d av ran ışları etkilem ez" a n la ­ m ın da ihtar ve tehdit sözü. afif, [Ar. ‘iffet > ‘afif ^ L it] (afiv.f) {OsT} sf. 1. Temiz, doğru, dürüst; çekingen. 2. Namuslu, iffetli. 3. Say­ gıdeğer. afifane, [Ar. ‘afif + Far. -âne -bU^it] (a fı.fa .n e) {OsT} zf. İffetli olarak; namusluca, afife, [Ar. ‘afif > ‘afife « ^ ] ( a fi f i) {OsT} sf. (Kadın için) iffet sahibi, namuslu, temiz ve saygıdeğer. afik1, [Ar. âfık JiT ] ( a fi k ) {OsT} sf. Yalancı. afik2, [Ar. ‘afik j ^ ] (afv.k) {OsT} sf. Çok aptal, afil, [Ar. uful > âfıl JsT] ( a f i l ) {OsT} sf. Batan, kay­ bolan; görünmez olan, afili, [afı-li] sf. arg o. Afisi olan; afi ile yapılan; fiya­ kalı; gösterişli, afir, [Ar. ‘afir
ys-] {OsT}

sf. Çok kötü niyetli,

dU^.1] gçl. f i [-m ez ] Karşısındakinin kusurunu, açığını iyi kollayıp değerlendirmek; müsamaha göstermemek. « T ra fik hatayı a ffetm ez.»

afiş, [Fr. affıche] is. 1. Herkesin görebileceği bir du­ vara veya ilan yerlerine yapıştırılan özel olarak ha­ zırlanmış resimli veya sadece yazılı duyuru kâğıtla­ rı. 2. argo. Hile; dalavere; yalan. S afiş asmak, D u v a rlara veya ilan p a n o la rın a a fiş yapıştırm ak.^ afiş olm ak, a rg o. K ötü b ir yönü, b ir suçu, gizli b ir

iraiöR E » 1.123
yönü, işi o rtay a çıkm a k.| afişte kalmak, (Sinem a | ve tiyatro için) uzun sü re oynam ak, sa h n elen m ek ,| | afişten inmek, (Sinem a veya tiyatro için) g ö steri­ m e ve sa h n elen m esin e son verm ek. afişçi, [afış-çi] is. 1. Afiş hazırlayan sanatçı; afiş grafıkeri. 2. Duvarlara afiş yapıştıran kimse, afişçilik, -ği [afış-çi-lik] Afiş hazırlama veya asma işini kendisine meslek edinmiş kimse, afişe, [Fr. affıcher] sf. Duyurulan; ilan edilen. «B uğ­ dayın a fiş e fiy a tı ile p iy a s a fiy a tı ç o k f a r k l ı .» ff afişe edilmek, G izliliği o rtad an k ald ırılm ak ; duyu­ ru lm ak; ilan edilm ek]] afişe etmek, Gizli kalm ası g er ek en b ir şey i a çık la m a k ; duyurm ak; ilan etm ek; a çık la m a ; ifşa etm ek. | afişe olmak, G izlediği şey | m eydan a çıkm a k; teşh ir ed ilm ek; açıklan m ak. afişleme, [afiş-le-me] is. Afiş yapıştırma işi. afişlemek, [afış-le-mek] gçl. f . [-r ] 1. Duyurusu ya­ pılacak bir haberi afiş hâline getirmek; afiş yap­ mak. 2. m ec. (Birinin) gizli saklı veya bilinmeyen kötülüklerini açığa vurmak. afitab, [Far. âf (güneş) + tâb (aydınlık) ta:p) {OsT} -*■ afitap. afitap, [Far. âf (güneş) + tâb (aydınlık) >_>U (a ;fisT] ta;p) {OsT} is. 1. Güneş; güneş ışığı. 2. m ec. Güzel, dilber; güzel yüz. S Âfitâb-ı K ureyş, {OsT} 1. Kureyş güneşi. 2. Hz. Muhammed.\\ âfitâb-iştihâr, Ünlü; namlı.\\ âfitâb-perest, 1. G ü neşe tapan. 2. zool. K a y a keleri. 3. bot. m ec. A yçiçeği. | âfitâb-ru, | Güneş g ib i ay dın lık ve g ü zel yüzlü.\\ âfitâb-süvâr, S a b a h ları p e k erken kalkan. afiyet, [Ar. 'afiyet c~sU] ( a fiy e t) is. 1. Sağlık; sıh­ hat; esenlik. 2. Şifa. 3. Bahtiyarlık, mutluluk; ağız tadı. S afiyet bulm ak, İyileşm ek, sa ğ lığ ın a k a ­ vuşm ak]| afiyet olsun, (Y em ek y iy en lere) “ağız | tadıyla, şifa niyetine y iyesin iz" an lam ın d a iyi d ile k sözü. | afiyette bulunmak, S a ğ lık durum u iyi ol| m ak.| afiyet üzre olm ak, S ağ lıklı ve rahatı | y erin d eo lm a k; huzurlu olm ak. afkalamak, [eT. uv-mak (sıkıştırm ak) > avk-mak > avk-ala-mak] {ağız} gçl. f i [ - r ] f-l(ı)-y o r ] 1. Karış­ tırmak; alt üst etmek; kabartmak. 2. Elle örsele­ mek; buruşturmak; hırpalamak. 3. Ovalamak. 4. (Kişiyi) dövmek; hırpalamak. 5. gçsz. f . Dayaktan sersemlemek; sarsılmak; afallamak. [DS] afkalanmak, [avk-ala-n-mak] {ağız} edil, f i [-ır ] 1. Sersem edilmek. 2. Isırılmak. [DS] afkın, [Erme, albm / albun > afkm / ahbın / ahbun] {ağız} is. 1. Gübre. 2. Gübreli toprak. [DS] afkınlamak, [afkın-la-mak] {ağız} gçl. f . [- r ] [-l(l)yor) Toprağı gübrelemek; gübreyi toprağa karış­ tırmak. [DS] aflakçı, [afla-k-çı?] {ağız} sf. Yalancı; düzenci. [DS] afoni, [Fr. aphonie] is. tıp. Gırtlak rahatsızlığından ( a fi-

A FR

veya psikolojik bir sebepten dolayı sesin tamamen yok olması, konuşamama. aforizm , [Lat. aphorismus / Yun. aphorismos (tanım ­ lam a) > Fr. aphorisme] is. ed. Bir konu üzerinde bilinmesi gerekenleri ana fikir hâlinde birkaç keli­ me ile özetleyebilen sözler; özlü söz; öz deyiş; ve­ cize; aforizma. aforoz, [Yun. aphorizein] is. 1. Yahudilik ve Hıristi­ yanlıkta dinî kurallara uymayanlara verilen toplu­ luk dışında bırakma cezası. 2. argo. Dışarıya atma; ilgisini kesme. S aforoz etmek, 1. K ilise huku­ kunda k ilise birliğin den çıka rm a cezası. 2. gnşl. B ir topluluğun, b ir grubun dışın a ç ık a rm a k ; dışarı a t­ m ak. «Kulüp b ir oyuncuyu d a h a a fo ro z etmiş. » aforozlam a, [aforoz-la-ma] is. Aforoz etme, aforozlam ak, [aforoz-la-mak] gçl. f i [ - r ] [-l(ı)-y o r] Aforoz etmek, aforozlu, [aforoz-lu] sf. Aforoz edilmiş olan, dışlan­ mış (kimse) afra, [Ar. tavr => tafra / afra] {ağız} is. Bağırıp ça­ ğırma; etrafı korkutma. [DS] S afra satm ak, {ağız} Ç alım satm ak. [D S]|| afra tafra, {ağız} Ç alım ; üs­ tünlük taslayış; fiy a k a ; caka. [DS] afragar, [Ar. alzancâr] is. Simyacıların bakır yeşiline verdikleri ad. afrab, [afra-lı] {ağız} sf. Afrası olan; çalımlı. [DS] S afralı tafralı, Çalım lı, üstünlük taslayan ; fiy a k a lı; cakalı. afraze, [Far. âfrâze °j'yT] (a :fra :z e) {OsT} is. 1. A y­ dınlık; ışık. 2. Mum veya kandil fitili. Afrika, [Lat. africa / Ar. ‘ifrikîya] ( a ’ r ik a ) öz. is. f Beş büyük kıt’adan birinin adı. S Afrika domuzu, zool. A fr ik a ’nın E kv a toral b ö lg elerin d e y a şa y an k a b a postlu, büyük ağızlı b ir domuz, (H ylochoeru s meinertzhageni).\\ Afrika menekşesi, bot. Y aprak­ ları tüylü ro z et hâlinde, koyu mavi, m o r veya p e m ­ b e ren kli çiç ek le ri in ce sa p ların ucundan d em et h â lin d e sa rk an bir sa k sı çiçeğ i. (Sainpaulia ion an tha).|| Afrika sümbülü, bot. Geniş, etli, ucu sivri y a p ra k lı; yazın uzun b ir sa p ü zerin de çan biçim li ağzı a şa ğ ı b a k an s a rk ık ç iç e k le r açan , z am b a kg il­ lerden bir p a r k ve b a h ç e ç iç e ğ i; y a z sümbülü, (C alton ia can dicam ) Afrikalı, [Afrika-lı] sf. ve is. Afrika’da doğup büyü­ yen veya Afrika halkından olan (kimse). A frikaner, [Alm. afrikaner] sf. ve is. Güney Afrika Cumhuriyetinin eski HollandalI sömürgecilerine verilen ad. afrikat, [İng. affricate] sf. dbl. (Ünsüz için) yarı kapantılı. afrit, [Fr. affrite] {ağız} sf. Zevkle yaşanan. [DS] afriyolant, [Fr. affriolant (ço k lezzetli)] sf. 1. İlgi çekici; cazip. 2. Baş döndürücü, afrodizyak, [Fr. aphrodisiaque] is. ve sf. Kullanıldı­

ÂFR ğında cinsel arzuyu artırdığı sanılan baharat türü maddeler veya haplar; kuvvet macunu; mesir ma­ cunu. afruşe, [Far. âfrüşe helvası. afruze, [Far. âfrüze ojjjsT] (a ;fru ;şe) {OsT} is. - * afraze. afs, [Ar. ‘afş {OsT} is. 1. Mazı. 2. sf. Kekre, (a ;fru ;şe) {OsT} is. Un

n K i u M K s a ı ı .ı» k im se.| âftâs-perest, {OsT} 1. G ü neşe tapan. 2. | N ilüfer. 3. A yçiçeği. 4. z oo l. K a y a keleri. | âftâb| rü, {OsT} 1. Güneş yüzlü. 2. Sevim li; dilber. 3. Gü­ n eşe karşı olan. | âftâb-ruh, {OsT} G iineş yüzlü. | | | âftâb-süvâr, {OsT} Gün d oğ m ad an kalkm ayı a lış ­ k an lık h â lin e g etirm iş olan. aftabe, [Far. âftâbe <uLsT] (a :fta :b e ) {OsT} is. 1. Su kabı. 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher, aftabe, [Far. âb-tâbe / âftâbe <4^1 / -bU ^T] {eT} is. Kova; güğüm. [DLT] aftave, [Far. âftâve ojl^T] (a :fta :v e) {OsT} is. Su kabı, aftos, [Yun. aftos (o, bilinen)'] is. argo. 1. Bir erkeğin evlilik dışı ilişki kurup gönül eğlendirdiği kadın; metres; oynaş; nikâhsız karı; kapatma. 2, Bir kadı­ nın nikâhsız olarak yaşadığı erkek; dost, fi1 aftos piyos, Yun. (Bu kim ?) argo. 1. (K işi için) önem siz; d eğ ersiz ; uyduruk. 2. “B u d a kim olu y or? " a n la ­ m ın da kullanılır. afur, [Ar. ‘afur j j i ^ ] (a :fu :r) {OsT} is. Bela kasırga­ sı. 0 Çalım , g ö ster iş .| afura tafu ra gelmemek, | Birinin çalım satm asın dan h o şlan m a m ak ; böyle d a v ra n ışlara k arşı g elm ek. afüv, -vvü [Ar. ‘afüvv y± ] {OsT} sf. 1. Merhametli; daima suç bağışlayan. 2. Allah, afv, [Ar. ‘afv y a ] {OsT} is. 1. Birinin suçunu bağış­ lama. 2. Özür dileme. 3. Görevden alma. S afv eyleyici, {eAT} 1. B ağ ışlay a n ; affeden . 2. Ç o k b a ­ ğ ışlay an (Allah)]| afv olmak, {eAT) A ffedilm ek.| | afv olunmak, {eAT} A ffedilm ek. afyon, [Yun. opion / Lat. opium / Far. efyün] is. ecz. Haşhaş bitkisinin kapsüllerinden elde edilen, ecza­ cılıkta kullanılan bileşiminde morfin, kodein gibi alkaloitler bulunduran uyuşturucu madde; haşhaş; kodein; morfin. S afyon çekmek, Afyon dum anını k e y if v erici m ad d e o la r a k s ig a r a g ib i için e ç ek ­ m ek]] afyon ruhu, Sulandırılm ış sa fra n lı a lk o l için d e afyon eritilerek e ld e ed ilen çözelti. | afyon | sakızı, H enüz olgu n laşm am ış h a şh a ş bitkisinin k o ­ z a la k la rı b ıç a k la çizildiğ in de çıkan bey az f a k a t h a ­ va ile tem as ettiğin de esm erleşen a s ıl afyon m ad d e­ si]] afyonu başına vurm ak, K en din i bilm ez d e r e ­ c e d e ö fk elen m ek; ö fk ed en n e yaptığını bilem ez h â le g elm ek .| (birinin) afyonunu patlatm ak, argo. | K en di hâlin d e sakin birin i rah atsız ed ip ö fk elen ­ dirmek.^ afyon yutm ak, Afyonu küçü k p a r ç a c ık la r h â lin e g etirip uyuşturucu o la r a k ağızdan alm ak]] afyon yutmuş gibi, Uyuşuk, dalgın ve sü n epe bir hâlde. afyonkeş, [Far. efyün-lceş ^ıSjjJI] {OsT} is. ve sf. Uyuşturucu olarak afyon içen, afyon dumanını içi­ ne çeken ve bunu alışkanlık hâline getiren, afyonkeşlik, -ği [afyonkeş-lik] is. Afyon yutma ve çekme alışkanlığı.

afsun, [Far. efsun] {OsT} is. İnsanlar ve diğer canlılar üzerinde söz ve işaretle iyi veya kötü bir etki bı­ rakma işi; büyü; sihir. S1 afsun eyleyici, {eAT} B ü­ yü cü ; hastayı büyü ile tedavi eden. afsuncu, [afsun-cu] is. Büyücü, üfürükçü, afsunlama, [afsun-la-ma] is. 1. Doğa üstü veya do­ ğal güçler ile ruhlar üzerinde etkili olduğu öne sü­ rülen ezgili veya ezgisiz bir takım sözler söylemek suretiyle büyü yapma işi. afsunlamak, [afsun-la-mak] gçl. f . [ - r ] [-l(u )-y or] 1. Büyü yapmak, büyülemek. 2. m ec. Etkisi altında bırakmak. afsunlanma, [afsun-la-n-ma /afsun-la-n-ma] is. Af­ sunlanmak işi. afsunlanmak, [afsun-la-n-mak] edil. f . [ -ır ] 1. Biri tarafından büyülenmek; büyü yapılmak. 2. dönşl. f . Büyülenmek; kendine büyü yaptırmak, afsunlu, [afsun-lu] sf. 1. (Hazine, eşya, insan vb. için) yabancıların dokunmasına ve yaklaşmasına karşı afsunlanmak suretiyle korunan; büyülü; tıl­ sımlı. 2. (Kişi için) zehirli hayvanların sokmalarına karşı afsunlanmak suretiyle bağışıklık kazanmış olan; şerbetli. A fşar, [Kazan, avş-mak (itaat etm ek, m ü saad e et­ m ek) > afş-ar] ( a fş a r ) öz. is. Oğuzların 24 boyun­ dan en kalabalık olanı, afşar, [afş-ar] sf. 1. İşini tez yapan. 2. İtaatli. 3. is. Muhafız. 4. {ağız} Bir şeyin zıddı, aksi. [DS] afşarı, [afşar+ Ar. -ı] {ağız} is. Bel bıçağı; kama. [DS] afşarsız, [afşar-sız] {ağız} sf. Gelişigüzel. [DS] aft1, [aft (yans.)] is. Havlama ve havlarcasma bağır­ ma bildiren kök. aft-ıl-de-m ek. aft2, [Yun. aphthe (yanm ak) > Fr. aphte] is. tıp. Yanakların iç kısmı, dudaklar ve dil etrafı gibi ağız içi mukozasında kırmızı çizgili kabarcıklar hâlinde oluşan bir mikrobik hastalık, aftab, [Far. âf-tâb <_jbsT] (a.fta. b) {OsT} is. 1. Güneş. 2. Güneş ışığı. 3. Güzel yüz. 4. Şarap. 5. sf. (Kadın için) güzel, S âftâb-gerdân, {OsT} 1. Güneşten koru n m ak için giyilen başlık. 2. Avcı kulübesi]] âftâb-gerdek, {OsT} 1. A yçiçeği. 2. zool. K a y a k e ­ leri]] âftâb-gerdîş, {OsT} 1. Yeıyüzü. 2. sf. Güneş g ö ren y er. 3. z o o l K a y a k e le r i.| âftâb-gîr, {OsT} 1. | Şem siye. 2. G üneşli yer.\\ aftâb-ı mağribî, {OsT} Kılıç]\ aftab-iştihar, {OsT} Büyük ve ç o k tanınm ış

« IIK E » 1.125
afyonlama, [afyon-la-ma] is. 1. Afyonlamak işi. 2. Sağlıklı düşünmeyi engelleme. 3. Afyonla uyuş­ turma. afyonlamak, [afyon-la-mak] gçl. f . [ - r ] [-l(ı)-y o r] 1. Afyon maddesi karıştırmak. 2. m ec. Bir kimseyi, bir topluluğu etki altına bırakarak doğru düşünme­ sini, gerçekleri bulmasını önlemek, afyonlanma, [afyon-la-n-ma] is. Afyonlanmak işi; afyon alma; afyon katılma, afyonlanmak, [afyon-la-n-mak] edil. f . [-ır ] 1. Af­ yonlu hâle getirilmek. 2. m ec. Çeşitli etkiler altında kalarak doğru düşünemeyecek, gerçekleri göreme­ yecek hâle gelmek, afyonlu, [afyon-lu] sf. 1. İçine afyon karıştırılmış; afyon içeren. 2. is. Afyon kullanmış olan. 3. m ec. (Kişi için) uyuşuk. 4. öz. is. Afyon ilinden olan kimse. Ag. [Lat. argentum] kısalt, kim. Parlak beyazımsı gri renkte, kolay işlenebilen, tel hâline getirilebilen; oksitlenmeyen, atom sayısı, 47, atom ağırlığı 107.88, yoğunluğu 10.5 olan, 960°C ’de ergiyebilen bir element olan gümüşün sembolü. ag1 [ag /ağ (yansj\ is. Ağlama, inleme eylemi, ağrı, , sızı durumları bildiren kök. ag-la-m ak. ag2, [ağ M] {eT} {eAT} is. İki bacak arasındaki açık­ lık; iki bacak arasındaki boşluk. [EUTS] [ETY] [DLT] ag\ [ağ j j ] {eAT} sf. 1. Ak; beyaz. 2. Duru; berrak. O ag ban iv, B üyük ç a d ır ; otağ. | aga çıkarm ak, | {ağız} Tem ize çıkarm ak. [DS]|| aga çıkm ak, {ağız} Temize çıkm ak. [DS]|| agı karası, {eAT} İyisi, kötü ­ sü; h er türden olanı. ag4, [ağ j j ] {eAT} is. Ağ. S ag kurdı, {eAT} zool. A ğ kurdu; a ğ ö ren b ö c e k ; tırtıl. aga, [ağa UT] {eT} is. 1. Büyük erkek kardeş; ağabey; aka; {eAT} (aynı). [Nevâyî] [EUTS] 2. {eAT} Baba; ata. 3. {eAT} Büyük; amir; efendi. 4. {ağız} Ağa. [DS] B aga kadın, {eAT} B üyük k ad ın ; h an ım efen ­ di. agac, [eT. ığaç > ağaç j-UT / {eAT} is. -*■ ağaç. S agac delegen, {eAT} Ağaçkakan.\\ agac delen, {eAT} A ğ a çka k an .| agacıla öldürilmiş, {eAT} (H ay­ | van için) odun d a r b e s i ile öldürülmüş.\\ agac kavunı, {eAT} Turunç.| agac köpügi, {eAT} A ğ a ç | zamkı. ağaçlamak, [ağac-la-mak Sopa ile dövmek; dayak atmak, ağaçlanmak, [ağac-la-n-mak j*-ds-lpT] {eAT} edil. f . [-ur] Sopa ile dövülmek; dayak atılmak; dayak ye­ mek. agaç, [eT. ığaç > ağaç / ^Ul] {eAT} is. 1. Sopa; değnek. 2. Aşağı yukarı bir kilometre gelen uzun­ {eAT} gçl. f . [-r ]

AGA

luk ölçüsü. 3. Uzunluk ölçüsü aracı olarak 68 cm boyunda ağaç; arşın. S agaç çanak, {eAT} A ğ a ç k a p .| agaç ev eylemek, {eAT} K ovan yapmak.\\ a| gaç ev yapm ak, {eAT} A hşap ev y a p m a k .| agaç | karası, {eAT} Çürük ceviz a ğ a c ı kökü n de bulunan siyah y a p ışka n m ad d e.| agaç pusı, {eAT} A ğ a ç | zam kı.| agaç püsi, {eAT} A ğ a ç zam kı.| agaç | | urm ak, {eAT} S o p a ile dövm ek.| agaç yarıcı yil, | {eAT} A ğ açların tozlaşm asını sa ğ la y a n rü zgâr.| | agaçdan yap rak indürmek, {eAT} A ğ açtan y a p r a k düşürm ek. agaçdelegen, [ağaç+del-egen] {eAT} is. zool. A ğaç­ kakan. agaçdelen, [ağaç+del-en] {eAT} is. zool. Ağaçkakan. agaçlu, [agaç-lu] {eAT} sf. Ağaçlı. agâh, [Far. agâh / âgeh *S~ / ol?T] (a :g â :h ) {OsT} sf. \ 1. Uyanık. 2. Bir konuda bilgi sahibi olan; bilgi sahibi; haberdar; farkında. 3. Bir şeyin derinliğine anlamını, sırrım, hikmetini kavramış olan. S agâh olmak, 1. B ilg i edinm ek, bilg i sa h ib i olm ak. 2. tasvf. M evlevi d erg âh ın d a s a b a h nam azı için uyan­ dırılm ak. agâhan, [Far. âgâhân Bilenler. agâhi, [Far. âgâhı (a ;g â ;h i;) {OsT} is. 1. Bir (a :g â :h a :n ) {OsT} is.

şeyden haberi olma. 2. Uyanıklık; basiret. -agan, [-a-ğan / -e-gen / -y-a-ğan / -y-e-gen / -a-ğan > -e-gen / -eğen / -ağan] yap. e. 1. Fiil kök ve göv­ delerinden süreklilik kavramı katarak isimler ya­ par; {eT} {eAT} (aynı): gez-egen , ak-agan , yat-ağ an . 2. Elverişlilik, uygunluk, çabukluk kavramları ka­ tarak sıfatlar yapar: olağ an , p işeğ en . 3. Huy, tabiat kavramları katarak sıfatlar yapar: küseğen, g e z e ­ ğen, k el-eg en (gelm eyi a lışk an lık edinen) , b a r ağ a n (sü rekli giden, gitm eyi a lışk a n lık edinm iş olan ) 4. Fiilden "o eylem i ç o k ç a y a p a n ” anlamında sıfat türetir, ol-agan , yi-y-egen. agan 1, [ağan] {eT} is. Ceza; cezaya çarpma; hüküm giyme; kefaret. [EUTS] agan2, [ağan] {eT} sf. Genizden konuşan. G enizden kon u şan ; gen zek. [DLT] agan er,

aganigi, [Ar. a’ni (bundan an laşılan şudur) > Kuş dili, a-ga-ni-gi] is. argo. Sevişme; cinsel ilişki, aganta, [İt. agguanta] (a g a ’nta) ünl. dnz. Akan halatı veya zinciri bir müddet tutmak, bırakmamak için verilen emir; tut! agar, [ağ-ar / ağ-ır] {eT} sf. 1. Ağır, değerli; şerefli; oturaklı. [EUTS] [Gabain] 2. Derin; fevkalade; ola­ ğanüstü. S ag ar ayagm , D erin hürm etle. [EUTS] agarager, [Malayca, agar-agar] is. Uzakdoğu deniz­ lerinde yetişen bir tür kırmızı su yosunundan elde edilerek eczacılıkta, kozmetik sanayiinde ve aşçı­ lıkta kullanılan bir çeşit jöle.

AGA agardıca, [ağ-ar-dı-ca 1] {eAT} zf. Ağarırken.

Ö IÜ M IÜ IC E M .m agende, [Far. âgenden (doldu rm ak) > âgende o-u?T] (a :g en d e) {OsT} sf. Doldurulmuş; tıkalı; dolu, agendeguş, [Far. âgende-güş J - Ş ojj^T] (a :g en d egû :ş) {OsT} sf. 1. Sağır. 2. m ec. Söz dinlemez; asi; günahkâr. agene, [Far. âgene T] (a :g en e) {OsT} sf. Doldurul­ muş; dolu; dolmuş, agenezi, [Fr. agenesie] is. tıp. Embriyonun gelişme­ sinde doku farklılaşmaları sırasında bir takım ak­ saklıklar sonucu bazı organların meydana gelme­ mesi. ageste, [Far. âgeste T] (a .g eş te) {OsT} sf. 1. Is­ lanmış; ıslak. 2. Yoğurulmuş. 3. Bulaşmış, ageşte, [Far. âgeşteT] (a .g eşte) {OsT} sf. 1. Is­ lanmış; ıslak. 2. Yoğurulmuş. 3. Bulaşmış. agı1, [ağ-ı ytT] {eT} is. 1. Servet; varlık; çok değerli

agarlag, [ağ-ar-lağ] {eT} sf. Saygıdeğer; hürmete layık; şerefli. [EUTS] ağarm ak, [ığ (su) > ağ (su beyazı) > ak-ar-mak] {eT} g ç s z .f. [-ıır ] Beyazlamak. [ETY] agartgu, [ağ-ar-t-ğu] {eT} is. Buğdaydan yapılan bir içki; bir çeşit buğday birası. [DLT] agaş, [ağaç > ağaş] {eAT} is. Ağaç, agayıl, [ak+ağ-ıl > ağayıl JjliT / Jj.U-I] {eAT} is. 1. Ağıl. [DK] 2. Koyun sürüsü, agaz, [ağaz] {eT} is. Ağız. [EUTS] agazlam ak, [ağaz-la-mak / ağız-la-n-mak] {eT} gçl. f . [ - r ] Söylemek. [Gabain] ağca, [ak > âğ-ca (a :ğ ca ) {eAT} sf. 1. Akça; beyazca. 2. is. Atın alnından burnuna doğru inen beyazlık; akıtma, agcam , [ak > âğ-ca-m {eAT} sf. Akça; beyazca,

mal mülk; hazine. [İKPÖy.] [EUTS] [Gabain] 2. (Çin’den gelen) ipekli kumaş; Çin ipeği. [ETY] [Te­ kin] [İKPÖy.] {eAT}. S1 agı b arım , 1. Var y o k ; s e r ­ Biraz ak; beyaza çalar, vet; varlık. [EUTS] 2. Altın veya güm üş ile işlenmiş, agdarm ak, [ağ-(ı)d-ar-mak ja jjiT ] {eAT} g ç l . f [-u r] sırm alı ip ek kum aş. [DLT] 1. Altmı üstüne getirmek; aktarmak. 2. Y ere yık­agı2, [ağ-ı] {eT} is. Göz yaşı. [EUTS] mak; devirmek; yenmek; alt etmek, agı3, [akı / ahi > ağ-ı] {eAT} sf. Cömert; eli açık, ağdık, -ğı [ağ-dık J-u-T] {eAT} sf. 1. Karışık. 2. Ters. agıçı, [ağ-ı-çı] {eT} is. 1. İpek kumaşları muhafaza eden kimse. [DLT] [EUTS] 2. Hazine bekçisi; hazi­ 3. Kusurlu; eksik; aksak. 4. Bozuk, neci. hazinedar. [İKPÖy.] S agıçı ulugı, B a ş hazi­ agdınmak, [ağ-dı-n-mak / ağ-(ı)d-m-mak] {eT} nedar. [EUTS] dönşl. f . [-u r] Kalkmak; kalkınmak; yükselmek. agcarak , [ak > âğ-ca-rak ö j ^ T ] (a :ğ ca ) {eAT} sf. [EUTS] ağdırm ak, [ağ-dır-mak / j^ jip T ] {eAT} gçsz. f . [-u r] 1. Yukarı çıkarmak; yükseltmek; kaldır­ mak. 2. (Hayvan için) çiftleştirmek; aştırmak, agduk, [ağ-du-k / aduk / adğuk jjJlpT] {eT} {eAT} sf. 1. Kusurlu; çürük; bozuk; harap; fena. [İKPÖy] [Gabain] 2. Değişik; belirsiz; garip; karışık. [DLT] 3. Aşağılık. [İKPÖy.] 4. Yoldan çıkmış. [İKPÖy.] 5. {eAT} Ters; aksak. 6. Akça; beyazca. S1 agduk kişi, K im olduğu belli olm ayan sığıntı kişi. [DLT] agduklık, [ağ-duk-lık jJâJiT] {eAT} is. Terslik; aksi­ lik. 2. Eksiklik; kusur, agdurılm ak, [ağ-dur-ıl-mak jljJ-c-T] {eAT} edil. f . [u r] Yukarı çıkarılmak; yükseltilmek, agdurm ak, [ağ-dur-mak {eAT} g ç l . f [-u r ] 1. Yukarı çıkarmak; yükseltmek; kaldırmak. 2. (Hay­ van için) çiftleştirmek; aştırmak, ageh, [Far. âgeh4?I] (a :g eh ) {OsT} sf. -*• agâh, agel, [Ar. ikâl] is. Arap erkeklerinin başlarına örttük­ leri kefiyenin düşmemesi için üzerine geçirdikleri yünden yapılma çember, agen, [Far. âgen ^~\] (a:g en ) {OsT} is. Yastık, min­ der gibi doldurulmuş şeyler. ağıl, [ağ-ıl JiT ] {eT} {eAT} is. 1. Ağıl; koyun yatağı. [ETY] [EUTS] 2. Koyun pisliği. [DLT] 3. {eAT} (Ay ve Güneş için) çevrelerinde görülen beyaz halka; hâle. S ağıl eyleyici, {eAT} H ayvan ağılın ı düzen­ leyen. agüam ak, [ağ-ı-la-mak] {eT} gçsz. f . [-r ] Ağlamak. [EUTS] agılık, [ağ-ı-lık] {eT} is. 1. Devlet hâzinesi. [Gabain] [İKPÖy.] 2. Değerli eşyaların saklandığı yer; hazi­ ne. 3. Depo; antrepo; ambar. [EUTS] [İKPÖy.] 4. Badisatva unvanlarından biri. [EUTS] ağıllanmak, [ağ-ıl-la-n-mak / ağ-ul-la-n-mak ji^ L iT ] {eAT} dönşl. f . [-u r ] (Ay için) hâlelenmek; harmanlanmak, agıllık, -ğı [ağıl-lık] {eAT} is. Aym çevresindeki be­ yazlık; hâle. ağım, [ağ-ı-m] {eT} is. Yükselme; çıkım; yükselim. [DLT] agım ak, [ağ-mak (ağm ak) > ağ-ı-mak] {eT} gçl. f . [r ] Püskürtmek. [ETY] ağın, [ağ-ın ^ T ] {eAT} sf. 1. Cimri; pinti; hasis. 2. Zorba; haydut, ağm am ak, [ağ-(ı)n-a-mak / ağ-na-mak] {eT} gçsz. f . [ - r ] Arkası üstü yere sürünmek; debelenmek; ağ­ namak; yuvarlanmak. [Gabain] [EUTS]

oku i r ®

1.127

AG I

agınçsız, [ağ-ı-nç-sız] {eT} sf. 1. Yerinden oynamaz; sabit; sağlam; sarsılmaz. [Gabain] [EUTS] 2. Sağlam seciye. [Gabain] [EUTS] ağınmak, [ağ-m ak> ağ-ın-mak] {e.AT} d ö n ş l.f. [-u r] Yukarı çıkmak; yükselmek; ağmak, agınanmak, [ağ-mak > ağ-ın-a-n-mak] {eA T} dönşl. f [-u r] Yukarı çıkmak; yükselmek; ağmak, ağındırmak, [ağ-mak > ağ-m-dır-mak] feAT} gçl. f . [-u r] Yukarı çıkartmak; yükseltmek, agıngaç, [ağ-mak > ağ-m-ğaç] feAT} is. Merdiven, agmgıç, [ağ-mak > ağ-ın-ğıç] feAT} is. Merdiven, agınguç, [ağ-mak > ağ-ın-ğuç] {eAT} is. Merdiven. ağır1, [ağ-ır / ağ-ar j-~\\ {eT} sf. 1. Ağır; çetin. [ETY]

itibar etmek; ikram ve ihsanda bulunmak; ulula­ mak; yüceltmek. [DLT] [EUTS] 2. Şerefli tutmak. 3. Büyük tanımak; tazim etmek. ağırlanm ak, [ağ-ır-la-n-mak >T ] {eT} {eAT} edil, f . [-u r] 1. İkram edilmek; ağırlanmak; saygı göste­ rilmek; ululanmak; yüceltilmek. 2. Pahalı bulun­ mak. [DLT] 3. dönşl. f . Ağırlaşmak; üzerine ağırlık çökmek. ağırlanm ış, [ağır-la-n-mış] {eAT} sf. Saygı gören; itibar edilenen; sayılan, ağırlatm ak, [ağ-ır-la-t-mak] {eT} gçl. f . [-u r ] Ağır­ latmak; hürmet ettirmek; saydırmak. [EUTS]

agırlıg, [ağ-ır-lığ] {eT) {eAT} sf. 1. Muhterem; saygı­ ya değer; değerli; kıymetli; şerefli; saygın. [İKPÖy.] [DLT] [EUTS] 2. Önemli; değerli. [ETY] 3. Şanlı; 2. Ağırlanmış; ağırlanan. [EUTS] [Gabain] [DLT] 3. saygıdeğer; şerefli; değerli; itibarlı. [EUTS] [Gabain] Gebe; hamile. [EUTS] [Gabain] [Tekin] 4 {eAT} Üstün; değerli; tercih edilir. 5. {eAT} (İçki vb. için) sert; keskin. 6. {eAT} Kalaba­ ağırlık1, [ağ-ır-lık {eAT} is. 1. {eAT} Nikâhta lık; çok; bol. 7. {eAT} Ağırlık.8. {eAT} Zahmetli; kız tarafına verilen hediye, para; başlık. 2. {eAT} Ev çetin; zorlu. 9. {eAT} Kaim dayanıklı. S ağır ağır, eşyası. 3. {eAT} Karşılık; bedel. {eT} P e k cid d i; a ğ ırb a ş lı; tem kinli; şerefli. [EUTS] | | ağırlık2, [ağ-ır-lık > T] {eT} is. 1. İkram; ağırlayış. ağır baş, {eAT} 1. A ğır başlı. 2. V akar; tem kin.| | [DLT] 2. {eAT} sf. Ağır; değerli. 3. {eAT} Saygınlık; ağır düşmek, {eAT} Ağırlaşmak.\\ ağır eylemek, itibar; değer. 4. {eAT} Vakar; temkin, ö ağırlık {eAT} 1. A ğ ırlaştırm ak; a ğ ırlık la çökertm ek. 2. Yük bulm ak, {eAT} Saygı g ö rm ek ; ken disin e hürm et altında zorlam ak. | ağır kelmek, {eAT} Üstün tu­ | edilmek]\ ağırlık etmek, {eAT} Ağırlamak; ikramda tulm ak; tercih edilmek.\\ ağır könülli, {eAT} K o r ­ bulunmak; saygı göstermek. kak.\\ ağır olınmış, {eAT} A ğır y ü k altın a girm iş.| | ağırlık3, [ağır-lık jjJ>T] {eAT} is. Karabasan; kâbus. ağır olmak, {eAT} 1. A ğır g elm ek ; a ğ ır basm ak. 2. (G eb e için) doğum u y a k la ş m a k ; a ğ ırlaşm ak. 3. agırhk4, [agır-lık] {eAT} is. 1. Yük; ağırlık. 2. Büyük T em bellik ed ip y a v a ş davran m ak.| ağır yük, {eAT} | sorumluluk; ağır yük. 3. Az işitme; sağırlık. 1. Ağırlık. 2. Yerine g etirilm esi g ü ç teklif; büyük agırlıklu, [ağ-ır-lık-lu {eAT} sf. Saygıdeğer; sorumluluk. 3. G ünah; vebal. | ağır yüklenmiş, | sayın; değerli, {eAT} 1. A ğır y ü k altın a girm iş. 2. A ğır yüklenm iş. agırm ak, [an-ır-mak > ağ-ır-mak > T] {eAT} g ç s z .f. ağır2, [ağ-ır j^T / T] {eA T .} is. Karabasan; kâbus. S

.

ağır basan, {eAT} K â b u s.| ağır basm a, {eAT} K â ­ | bus]] ağır basm ak, {eAT} K â b u s g örm ek. ağır3, [ağ-ır js  !>T] {eAT} sf. Can sıkıcı. S ağır kel­ mek, {eAT} Can sıkılm ak. agırçak, [ağ-ır-ça-k] {eT} is. Ağırşak. [ETY] ağırı, [ağır-ı ı ^ T ] {eAT} sf. 1. Ağırlığınca. 2. zm. Ağırlığı. agırılmak, [an-ır-mak > ağ-ır-ıl-mak jiy-T] {eAT} ed il.f. [-u r] (Boru için) yüksek sesle çalınmak. ağırın1, [ağır-ın ... ağırlığmdakini. ağırın2, [ağır-mca {eAT} sf. Ağırlığınca, agırınmak, [ağ(ı)rı-n-mak] {eT} d ö n şl.f. [-u r ] 1. Sız­ lamak; hafifçe ağrımak. [EUTS] 2. Yalvarmak; hün­ gür hüngür ağlamak. [EUTS] agırlalmak, [ağ-ır-la-l-mak] {eT} edil. f . [-u r ] İkram olunmak. [DLT] ağırlamak, [ağ-ır-la-mak {eT} {eAT} g ç l . f [- r ] 1. Ağırlamak; saygı göstermek; saymak; ihtiram ve {eAT} sf. ... ağırlığında olanı;

[-u r] 1. Anırmak. 2. Haykırmak; kükremek, ağırşak, [eT. agır-çak > ağır-şak {eAT} is. 1. İplik eğrilecek iğe takılan tahtadan yarım küre şek­ linde veya değirmi ağırlık; ağırşak. 2. Diz kapağı. 3. Aşık kemiği. ağırşaklanm ak, [ağırşak-la-n-mak >T] {eAT} dönşl. f . [-u r] (Erginlik çağındaki kızlar için) gö­ ğüsler kabarıp yumrulanmak. agırtm ak, [an-ır-t-mak > ağ-ır-t-mak ji> T ] {eAT} g ç l .f . [-u r ] 1. Anırtmak. 2. (Boru için) yüksek ses­ le çalmak, agıs, [ağ-ız / ağ-ıs] {eT} is. Ağız. [EUTS] ağış1, [ağ-ı (ipekli kum aş) > ağ-ı-ş] {eT} is. 1. Servet; mal mülk. [Tekin] [ETY] 2. Hazine. [ETY] 3. Değerli eşya. [ETY] ağış2, [ağ-mak (ağm ak) > ağ-ış] {eT} is. 1. Yükseliş; çıkış. [DLT] [ETY] 2. Yokuş. [ETY] agışmak, [ağ-ış-mak] {eT} işteş, f . [-u r] 1. Yüksel­ mekte, çıkmakta yarış etmek. 2. Kovmakta yarış etmek. [DLT]

A GI

ö iü r a iü fflftE S ö M .

agıtcı, [ağıt-cı

{18. yy.} is. Ölü için tutulmuş

ağız5, [yağ-ız / anız > ağ-ız yÂ\ {eAT} is. (At için) yağız. ağızlanmak, [ağ-ız-la-n-mak / ağ-az-la-n-mak] {eT} dönşl. f . [-u r ] 1. Ağza vurmak [DLT] 2. Ağız aç­ mak; telaffuz etmek; söylemek; konuşmak. [Gabain] [DLT] ağızlık, [ağ-ız-lık JljiT ] {eAT} is. 1. Başlangıç. 2. Gemde atın ağzına yanlamasına giren parça. 3. Do­ kuma tezgâhlarında mekik atabilmek için çözgünün açılıp kapandığı yer. agızmak, [ağ-mak (akm ak) > ag-ız-mak] g ç l . f [-ır] [eAT, -u r] {eAT} {ağız} (Fasulye, nohut, mercimek gibi taneli şeyler için) akıtmak. [DS] agin, [Far. âgîn jJfT] (a :g i:n ) {OsT} sf. Doldurulmuş; dolu. -agin, [Far. âgîn yS\ -] (a ;g i;n ) {OsT} son ek. Ek­ lendiği Farsça kelimelere “d olm u ş" anlamı katarak birleşik sıfatlar yapan son ek. agist, [Far. âgiste i^ S\ ] (a :g iste) {OsT} sf. Sımsıkı bağlanmış; düğümlenmiş, agiş, [Far. âgîşıden (iliştirm ek) > âgış J^ Ş T] (a ;g i;ş) {OsT} sf. 1. İlişik; yapışık; sarkık. 2. Uzatılmış, agitato, [İt. acitato] ( a g i’tato) zf. müz. Bir parçanın hızlı biçimde çalınacağını belirten terim, aglagan, [ağ-la-ğan jU iil / {eAT} sf. Çok ağlayan; sık sık ağlayan. aglak1 [ağ-lak] {eT} sf. 1. Issız; oturulmayan yer; boş , ve ıssız yer. [EUTS]. 2. Çorak. [DLT] S1 aglak yer, B o ş yer. [DLT] aglak2, [Ar. ğalak > ağlak jl£l] {OsT} is. 1. Kilitler. 2. Kapalı, anlaşılmaz şeyler. ağlam ak1, [ağ-la-mak / yığ-la-mak] {eT} {eAT} gçsz. f . [-r ] Ağlamak [Gabain] [ETY] 0 aglam aglara urmak, {eAT} A ğ la r görü n m ek.| ağlamış yüzlü, | {eAT} E kşi suratlı. ağlam ak2, [ağ-la-mak {eAT} gçsz. f . [- r ] Ak­ saklık göstermek; aksamak. ağlam ak3, [ağ-la-mak] {eT} gçsz. f . [ - r ] 1. Yalnız ol­ mak. 2. Boş olmak. [DLT] ağlam ak4, [ag (ak) > ag-la-mak] {ağız} g ç l . f [ - r ] [l(ı)-y or] Ayıklamak; ayıklayarak temizlemek; ak­ lamak. [DS] aglam asım ak, [ağ-la-ması-mak j* /

ücretli ağlayıcı kadın; ağıtçı; yasçı, agıtgan, [ağ-ıt-ğan] {eT} sf. Daima çıkartan; yüksel­ ten. [DLT] agıtm ak1, [ağ-ıt-mak / ak-ıt-mak] {eT} g ç l . f [-u r] 1. Akıtmak [Gabain] 2. Kovmak; kaçırtmak; sürmek. [ETY] [Tekin] [Gabain] 3. Hezimete uğratmak. [ETY] 4. Çıkarmak; belirtmek. [ETY] agıtmak2, [ağ-ıt-mak] {eT} gçl. f . [-u r] 1. Yüksel­ mek. 2. Çıkarmak; yükseltmek; ağdırmak. [DLT] 3. (eAT} Dağıtmak; savurmak. ağız1, [ağ-ız / ağ-z jiT] {eT} {eAT} is. Ağız. [ETY] [İKPÖy.] [Gabain] [Yüknekî] [DLT] [EUTS] S agıza su virmek, {eAT} Ağzı su ile y ık a m a .| ağız bir ey­ | lemek, {eAT} Söz birliğ i yapmak.\\ ağız bir itmek, {eAT} Söz birliğ i y a p m a k .| ağız birikdürm ek, | {eAT} 1. Söz birliğ i yapm ak. 2. Aynı düşünce etra ­ fın d a toplanmak.\\ ağız bucağı, {eAT} Avurt.| ağız | çakm ak, {eAT} H o ş a g id e c e k sö z sö y lem ek .| ağız | eğmek, {eAT} M innet etm ek; y alv a rm ak .| ağız it­ | mek, {eAT} O y ala y aca k s ö z le r sö y lem ek ; ağız y apm ak .| ağız koklamak, {eAT} Ağız a ra m a k .| ağız­ | | la ra düşmek, {eAT} H erk es çe duyulup bilin m ek; d iller e düşm ek.| ağız olmak, {eAT} Ağız a ğrısın a | tutulmak.\\ ağız otı, {eAT} 1. Ağız a ğ rıla rın d a kul­ lan ılan ilaç. 2. Tüfeğin ağzın a kon ulan baru t; a teş­ lem e barutu.| ağız tüfeği, {eAT} 1. B ir tür esk i tü­ | f e k . 2. {ağız} K uru tehdit. [DS]|| ağız tüfengi, {eAT} B ir tür es k i tüfek.| ağız üşürm ek, {eAT} Ağız birli­ | ğ i etm ek.| ağız yarı, {eAT} S alya.| ağız yel, {eT} | | B ir tür ağ ız hastalığı. [EUTS]|| ağzı açık, {eAT} H in d istan ’d a y etişen z a m b a k biçim in de ç içek le ri o la n b ir bitkinin ila ç o la r a k kullanılan nohut bü­ yüklüğün deki tan eleri.| ağzı açuk, {eAT} -*■ ağzı | açık-H ağzı bozuk, {eAT} (At için) n e tür g em vuru­ lu rsa vurulsun b ir türlü z ap t edilemeyen.\\ ağzı çe­ likli, {eAT} Ç en esi g ü çlü ; düzgün sö z söyleyebilen.\\ ağzı kutlu, {eAT} Ağzından h ep hayırlı s ö z le r ç ı­ k an ; h ep iyi ş e y le r söyleyen.\\ ağzına çalm ak, {eAT} A ğzına vurm ak.| ağzının dadını virmek, {eAT} | H addin i bild irm ek; ağzının p ay ın ı verm ek. | ağ­ | zının kaşığı, {eAT} 1. B ir kim senin y a p a b ile c e ğ i; o kim seye y a k ışa n ; ken din e uygun gelen . 2. H erkesin ha kk ın d a ileri g e r i konuştuğu kim se. | agzmı poy­ | raza açm ak, {eAT} B ir şeyden yoksun k alm ak ; eli b o ş a çıkm a k; ağzını h a v ay a açm ak. | ağzını yile | açm ak, {eAT} B ir şeyden yoksun k alm ak ; eli b o ş a çıkm a k; ağzını h av ay a açm ak. | ağzının tadını vir­ | mek, {eAT} H addini bildirm ek; ağzının p a y ım ver­ mek. ağız2, [ağ-ız y -T] {eAT} is. Sınır; uç; hudut. ağız3, [ağ-ız / ağ-z >T] {eAT} is. Defa; kere; kez. a Slz4’ [ağ-ız i*Tl (eATf is. Doğuran hayvanın ilk sütü.

{eAT} gçsz. f . [- r ] 1. Ağlar duruma gelmek.

2. Ağlar gibi yapmak, aglam sım ak, [ağ-la-msı-mak ,3* -™ ^ !] {eAT} gçsz. f . [-r ] 1. Ağlar duruma gelmek. 2. Ağlar gibi yap­ mak. aglam sınmak, [ağ-la-msın-mak {eAT} dönşl. f . [-u r] 1. Ağlar duruma gelmek. 2. Ağlar gibi yapmak.

im mm a ı .129
ağlanmak, [ağ-la-n-mak JaİLpI / f . [-u r] İçin için ağlamak, aglasımak, [ağ-la-sı-mak {eAT} gçsz. f . [ -r ] 1. Ağlar duruma gelmek. 2. Ağlar gibi yapmak. {eAT} dönşl.

AGR dirmek. 2. Dili buruşturmak; dili ağırlaştırmak. [DLT] agnostik, -ği [Fr. agnostique] sf. fe l . İnsan zekâsının m utlak’a erişemeyeceğini, dolayısıyla bilinmezlik içinde bulunduğumuzu savunan; Tanrı konusunda bir şey bilmenin olanaksızlığına inanan; bilinmezci. agnostisizm, [Fr. agnosticisme] is. fe l. Eşyanın öz ta­ biatı, kaynağı ve kaderi konusunda insan zekâsının yeterli olmadığını ileri süren felsefe öğretisi; bi­ linmezlik. agnozi, [Fr. agnosie] is. tıp. İlgili organ sağlam olmasıpa rağmen o organın ilettiği duyguyu algılayan beyin zarındaki dokunun bölgesel bozukluğu se­ bebiyle duyu organları aracılığıyla edinilen bilgileri tanıyamama hastalığı; bilmezlik. Agop, [Erme, hakob / hagop (Yakup)] özl. is. Erme­ nice erkek adı. S A gop’un kazı gibi düşünmek, Uzun sü re ça resiz lik için de düşünm ek; afallamak.\\ A gop’un kazı gibi yemek, O bu rca yemek.\\ A gop’un kör kazı gibi tıkınmak (yutmak, tıkın­ mak), O bu rca yem ek. agora, [Yun. agora] is. 1. Vatandaşlar meclisinin top­ landığı yer. 2. Eski Yunan’da din, devlet, siyaset, ticaret gibi toplum işlerinin icra edildiği etrafı ka­ mu binaları ile çevrili geniş meydan; kent meydanı, agorafobi, [Fr. agoraphobie] is. p sik ol. Büyük mey­ danlarda bulunma korkusu, agra, -a ’i [Ar. ağrâ’ <Iji-l] (a g ra :) {OsT} sf. Çok se­ ■ vimli; çok yakışıklı, agraf, [Alm. krap > Fr. agrafe] is. 1. Kopça; kanca. 2. Broş; yaka iğnesi. 3. tıp. Kesiklerin iki karşılıklı kenarını bir araya getirmeye yarayan özel bir pens ile kullanılan metal yara dikiş malzemesi,

ağlaş, [ağ-la-ş jM-\ /
Ağlayış.

{eAT} is. 1. Ağlaşma. 2.

aglaşdırmak, [ağ-la-ş-dır-mak jaj-LiJil / ^jjuî^U Î] {eAT} gçl. f . [-u r ] Birçok kişiyi hep birden ağlat­ mak; ağlaştırmak. ağlatm ak1, [ağ-la-t-mak] {eT} gçl. f . [-u r ] 1. Sav­ mak; uzaklaştırmak; ıraklaştırmak. 2. Boşaltmak. [DLT] ağlatm ak2, [ağla-t-mak] {eAT} g ç l.f. [-u r] Ağlatmak, ağlayıcı, [ağla-y-ıcı] {eAT} sf. Ağlayan, aglıg, [ağı-lık > ağ-lığ] {eT} is. -*• agılık. ağlık1 [ağ-ı-lık > ağ-lık] {eT} is. - * agılık.aglık2, [ağ­ , lık / ak-lık jJiT ] {eAT} is. 1. Aklık; beyazlık. 2. Ka­ dınların yüzlerine sürdükleri düzgün; üstübeç; pud­ ra. agludaş, [ağlu-daş] {eAT} is. Komşu, aglütinasyon, [Fr. agglutination] is. 1. tıp. Antikorla.rın hastalık yapan bakterileri toplamak suretiyle hastalığın önlenmesi. 2. dbl. Kümeleşim, agltttinin, [Fr. agglutinine] is. tıp. Kan serumunda yer alan bakteri, yabancı madde ve yabancı alyuvar gibi bir antijeni toplayarak etkisiz kılan antikor. ağmak, [ığ (su) > ığ-mak > ağ-mak T] {eT} gçsz.

f. [ - a r ] 1. Su gibi akıp gitmek; kaymak. [ETY] 2. Ağmak; kalkmak; yukarı çıkmak; yükselmek; tır­ manmak; binmek; {eAT} (aynı). [Tekin] [DLT] [ETY] [EUTS] [Gabain] [DLT] 3. Aşmak. [DLT] 4. Yana yatmak; bir yana eğilmek; bükülmekaşağı inmek; agrafaj, [Fr. agrafage] 1. tıp. Kırık kemikleri agraflar yardımı ile birbirine tutturmak. 2. Sac kenarlarını ağır gelip aşağı meyletmek; dönmek. [DLT] [İKPoluk biçiminde kıvırarak üst üste getirip sıkıştır­ Öy.] {eAT} (aynı). 5. Belirmek. 6. Çökmek. [İKPÖy.] 7. Değişmek; başkalaşmak; bozulmak. [DLT] [İKP­ mak suretiyle birleştirme, Öy.] 8. {eAT} Kaplamak; bürümek. S1 ağası yir, agrafi, [Fr. agraphie] ( a ’grafı) is. p sikol. Yazma ye­ teneğinin kaybolması hastalığı, {eAT} Y ü kselecek y e r ; yükseklik. agrag, [ağ-(ı)r-ığ / ağ-(ı)r-ağ] {eT} is. Sızı; ağrı. agnagan, [ağ-na-ğan {eAT} sf. (Hayvan için) [EUTS] çok yuvarlanan; çok ağnayan. agrandism an, [Fr. agrandissement] is. fo t o . Fotoğraf agnak, [ağ-na-k J^ T ] {eAT} is. Hayvanların yatıp yu­ filmindeki görüntüyü büyütme işi; büyütme, varlandıkları yer; ağnak. agrandisör, [Fr. agrandisseur] is. fo to . Fotoğraf fil­ ağnamak, [ağ-mak (yana yatm ak, bükülm ek, ç ö k ­ mindeki görüntüyü mercekler düzeneği ile büyüte­ rek kâğıt üzerine aktarmaya yarayan araç, m ek) > ağ-(ı)n-a-malc T] {eT} {eAT} gçsz. f . [-r ] 1. (Hayvan için) yatıp debelenmek ağnamak; yerde yuvarlanmak; kıvranmakarkası üstü yere sürün­ mek. [EUTS] [İKPÖy.] [Gabain], 2. Kekemeleşmek; dili tutulmak. [DLT] 3. {eAT} Bolluk içinde rahat yaşamak. agnatm ak, [ağ-na-t-mak T] {eT} {eAT} gçl. f . [u r] 1. Hayvanın debelenmesini sağlamak; debelen­ agranülositoz, [Fr. agranulocytose] is. tıp. Kanda granülosit denilen çok çekirdekli akyuvarların azalması. agreb, [Ar. ğarib > ağreb v J-\] {OsT} sf. En garip; pek tuhaf, fi1 agrebü’l-garâib, Ş a ş ıla c a k şeylerin en şa şırtıcısı; g erip lerin en garibi. agreje, [Fr. agrégé] is. eğit. Bazı ülkelerde bazı

AGR
dallarda öğretim üyeliği için yapılan yeterlilik sı­ navı. agreman, [Fr. agrément] is. Bir devletin kendi ülke­ sindeki bir yabancı elçiliğe atanan görevliyi tanıdı­ ğını ve göreve başladığını belirten belge. ağrı1, [eT. ağ(ı)r-ı-ğ > ağrı ^ > ” {eAT} is. Ağrı; acı; 1] sancı; ıstırap; illet; dert. ağrı2, ağ(ı)r-ı] {eAT} is. 1. 96 miskal (yaklaşık 405,5 gr) tutarında bir ağırlık ölçüsü birimi. 2. Para; dir­ hem. agrıdıcı, [ağrı-t-ıcı] {eAT} sf. Acı verici; acıtıcı; acık­ lı; şiddetli. agrıg, [ağ(ı)r-ı-ğ] {eT} {eAT} is. Hastalık; ağrı; sızı; sancı. [EUTS] [Gabain] [DLT] agrıglanmak, [ağrığ-la-n-mak] {eT} dönşl. f . [-u r] Fenalaşmak; ağrıları artmak. [EUTS] agrıglıg, [ağrığ-lığ] {eT} sf. Hastalıklı; ağrılı. [EUTS] agrık1, [ağ(ı)r-ı-k l?>T] {eT} {eAT} is. 1. Hasta; has­ talık. [EUTS] 2. {eAT} sf. Ağrılı; ağrıyan. agrık2, [ağ(ı)r-ık S J- Ï] {eAT} is. Ev eşyası; eşya; ağırlık. agrıkanm ak, [ağrı-k-an-mak] {eT} d ö n ş l.f. [-u r] A ğ­ rısından şikâyetçi olmak. [DLT] agrıklı, [ağrık-lı {eAT} sf. Acıyan; ıstırap ve­

fllÜ M IÜ RSÛ M . 33 agsag, [ağ-mak (yana yatm ak, bükülm ek, çölanek) > ağ-sa-ğ] {eT} sf. Aksak; topal. [EUTS] ağsak, [ağ-sa-k j-i-T ] {eAT} sf. Aksak; topal, agsaklık, [ağ-sa-k-lılç / ağ-şak-lık {eAT} is. Aksaklık; topallık. agsam ak 1 [ağ-mak (kaym ak, akm ak) > ağ-sa-mak] , {eT} gçsz. f . [ - r ] 1. Ağmak istemek. 2. Çıkmak is­ temek. [DLT] agsam ak2, [ağ-mak (yana yatm ak, bükülm ek, ç ö k ­ m ek) > ağ-sa-mak / ak-sa-mak / ağ-şa-mak & T/ {eT} {eAT) gçsz. f . [-r ] Aksamak; / jL ljJ]

topallamak. agsanm ak, [ağ-sa-n-mak] {eT} f . Konuşmak; telaffuz etmek. [EUTS] agsırık, -ğı [as-ğır-mak > ağsır-ılç ^ .j—tT] {eAT) is. Aksırık. agsırm ak, [as (yans.) > as-ğır-mak > ağsır-mak / ahsır-mak / ağsur-mak / ahsur-mak {eAT} gçsz. f . [-u r] Aksırmak, agsurm ak, [as (yans.) > as-ğır-mak > ağsır-mak / ahsır-mak / ağsur-mak / ahsur-mak l -i-T] {eAT} ^«_r gçsz. f . [-u r ] Aksırmak, agşam, [ağ + Far. şâm > ahşam |vü-'] {eAT} is. A k ­

ren; ağrıyan. şam . ağrımak, [âğ(ı)r-ı-mak] (a:g rım ak) {eT} gçsz. f . [-r ] agta, [Ar. ‘akide => ağta aLpI] {eAT} is. Ağda. 1. Ağrımak [Gabain] [DLT] 2. Hastalanmak hasta agtarılm ak, [ağ-ta-r-ıl-mak / ağtılmak] {eT} e d il.f. [olmak; sayrılaşmak. [EUTS] [Tekin] [ETY] u r] 1. Yere vurulmak. 2. Sarsılmak. [DLT] 3. Dön­ ağrınm ak1, [âğ(ı)r-ı-n-mak] {eT} dönşl. f. [-u r] Ağ­ mek; eğilmek. [EUTS] rımak; acı duymak. [DLT] agtarm ak, [ağ-ta-r-mak / ahtarmak] {eT} g ç l . f [-u r] ağrınm ak2, [ağır-ı-n-mak] {eT} dönşl. f . [-u r] İhti­ Aktarmak; devirmek; yenmek. [DLT] mam etmek; önem vermek; özen vermek. [EUTS] agtaru, [ağtar-u] {eT} sf. Çabuk; ivedilikle; acele; agrışm ak, [ağrı-ş-mak] {eT} dönşl. f . [-u r] Ağrışsüratle. [EUTS] mak; sızlanmak. [DLT] ağtılmak, [ağ-(ı)t-ıl-mak / ağtar-ıl-mak] {eT} edil. f . ağrıtm ak, [ağrı-t-malc] {eT} gçl. f . [-u r] Ağrı ver­ [-u r] 1. Yere vurulmak. 2. Sarsılmak. [DLT] mek; ağrıtmak; acıtmak. [EUTS] [DLT] agtınmak, [ağ-mak (yukarı çıkm ak) > ağ-(ı)t-magrug, [oğur-mak > oğ(u)r-uğ [Clauson] / ağruğ mak] {eT) dönşl. f . [-u r] 1. Çıkmak; yükselmek. 2. [DLT]] {eT} is. Kemiklerin ek yerleri; eklem, fi1 Binmek; ata binmek. 3. gçl. f . Çıkarmak; yükselt­ agrug süngügi, {eT} O m urga kem iklerinin birin ci­ mek. [EUTS] [Gabain] s i; birin ci omur. [DLT] agturm ak, [ağ-mak (yukarı çıkm ak) > ağ-tur-malc] agru k 1, [ag-(ı)r-u-k] {eT} is. Hasta. [EUTS] {eT} gçl. f . [-u r ] 1. Dağa ağdırmak. [ETY] 2. Yük­ agruk2, [ağ-(ı)r-u-mak (ağır olm ak) > ağr-u-k ö >T] seğe çıkartmak; aştırmak. [ETY] {eT} {eAT} is. 1. Yük; ağırlık; pılı pırtı; yol eşyası. -agu, [-ğu / -gü / ku / -kü / -a-ğu / -e-gü] {eT} y ap. e. [İKPÖy.] 2. Masraflı olan şey; ağırlık. [İKPÖy.] 3. sf. --g u . Ağır. [İK P Ö y.]® agruk çekmek, {eÂT} A ğır h â ld e agu 1 [agu (yans.)\ (agu :) is. Bebeklerin neşelendik­ , bulunm ak; ağırlaşm ak. leri zaman çıkardıkları keyiflenme sözü. agruklanm ak, [ağ-(ı)r-uk-la-n-mak] {eT} dönşl. f. [agu2, [ağ-u jpI] {eT} is. Ağı; zehir [İKPÖy.] [Gabain] u r] (Bir iş veya yükü) ağır saymak; ağırsmmak. [Yüknekî] [EUTS] [DLT] S agu ağacı, {eAT} Zak[DLT] kum. | agu kurdı, Kuduz b ö ceğ i. | agu kunduz, | | agrum ak, [ağ-(ı)r-u-mak] {eT} gçsz. f . [-r ] Ağırlaş­ mak. [DLT] {eAT} A ksırtıcı bir ot. agruş, [ağ-(ı)r-uş] {eT} is. Hastalanma; ağrı; azap; agucuk, -ğu [agu-cuk] is. Bebekleri severken ve on­ ıstırap. [EUTS] [Gabain] ları neşelendirmek için söylenir. S agucuk bebek,

İ R

M

E

M

.

131

Büyüdüğü h â ld e b e b e k liğ e özen en ; b e b e k g ib i dav­ ran an ,| agucuk yapm ak, (B e b e k le r için) n eşelen ­ | d ikleri zam an agu s e si çık a rm a k ; agulam ak. aguj, [ağ-uz / aguj] {eT} is. Memeli hayvanların do­ ğurduklarında verdikleri ilk süt. [DLT] agujlug, [ağuj-luğ] {eT} sf. Ağızlı, ilk sütü bulunan. [DLT] agukmak, [ağ-u-k-mak] {eT} gçsz. f . [-u r ] Zehirlen­ mek; ağılanmak. [Gabain] [DLT] [EUTS] agul1, [ağ-ul JjpI] {eAT} is. Ağıl. agul2, [ağul] {eAT} is. 1. Görüş tarzı; zihniyet. 2. Gö­ nül. agıılama, [agu-la-ma] is. Bebeklerin neşeli anlarında agu sesi çıkarmaları; agulamak işi. agulamak1, [ağu-la-mak] {eT} gçl. f . [-r ] Ağılamak. [DLT] agulamak2, [agu (yans.) > agu-la-mak] g ç s z .f. [-r ] [l(u)-yor] (İki ile dokuzuncu aylar arasındaki bebek için) kendiliğinden sevinç belirtisi olan agu şeklin­ de ses çıkarmak, agullanmak, [ağul-la-n-mak {eAT} dönşl. f . [-u r] (Ay için) hâlelenmek; harmanlanmak, agulug, [ağu-luğ] {eT} sf. Ağılı; zehirli. [EUTS] [ETY] agumak, [ağu-mak] {eT} gçl. f . [ - r ] Ağılamak; zehir­ lemek. [EUTS] agun, [Far. âgıın ö^T] (a:gu :n ) {OsT} sf. 1. Baş aşağı; ters. 2. Uğursuz, agunde, [Far. âğunde »J-iT] ('a:günde) {OsT} sf. (Pa­ muk yumağı, yığını için) hallaç elinden çıkmış; atılmış. agur, [Far. âgür j j ? ! ] (a :g u :r) {OsT} is. 1. Tuğla. 2. Kerpiç. 3. Kiremit, agurçuk, -ğu [ağur-çuk] {eAT} is. Satranç, agurşak, [ağur-şa-k] {eT} is. Ağırşak. [DLT] aguz, [ağ-uz j^pl] {eT} {eAT} is. Memeli hayvanların doğurduklarında verdikleri ilk süt; ağız. [DLT] agüs, [Far. âgüs u^T] (a:gü s) {OsT} is. Taşçı kalemi, agz, [ağ-z] {eT} is. Ağız. [İKPÖy.] agzanmak, [ağ-(ı)z-an-mak / ağ-az-la-n-mak] dönşl. f [-u r] Telaffuz etmek; söylemek; konuşmak. [Gabain] [EUTS] ö agzanmış savıg, Söylenm iş söz; telaffuz etm ek. [EUTS] ağ1 [ag /ağ (yans.)] is. Ağlama, inleme eylemi, ağrı, , sızı durumları bildiren kök; ağ -la-m ak. ağ2, [eT. ağ > ağ] is. 1. İp, tel vs.den düğümlemek suretiyle göz göz yapılmış örgü; ince iplik örgüsü; ablatya; çolun; ırıp; ığrıp. 2. Örümcek cinsi hay­ vanların salgıladıkları iplikçiklerle ördükleri av yuvaları. 3. gnşl. Kanal, yol, tel bağlantılarıyla oluşturulmuş sistem; şebeke. « D em ir y o lu ağı. T ele­ fo n a ğ ı» 4. m ec. Tuzak. «K u rtlara a ğ k u rm a k.» 5. spor. Tenis voleybol gibi oyunlarda oyun alanının

ortasına, akrobasi hareketlerinde havadaki jim ­ nastik aletlerinin altına, futbolda kale direklerinin arkasına gerilen file. 6. {eT} Kafes şeklinde seyrek örgü [Mühennâ] 7. {ağız} Ay ağılı; hâle. [DS] 8. {ağız} Ara; iç. [DS] 9. {ağız} Ağaç dal ve yaprakları arasına ağ örerek yuva yapıp yaprak yiyen böcek; tırtıl; ağ kurdu. [DS] 10. {ağız} Tel örgü. [DS] 11. {ağız} Tarlaları sınırlayan dikenli çalı ve ağaçlar; çalı çit. [DS] fi1 ağ atıııak, B a lık tutm ak üzere a ğ la ­ rı suya indirmek.\\ ağa vurm ak, (B alık için) a ğ g ö zlerin e takılmak.\\ ağ ayıklamak, Ağın g ö zlerin ­ d e bulunan y a b a n cı m ad d eleri çıkarm ak, ağı tem izlem ek. | ağ biçimi, Z a r if ve k o la y b irleşm elere uy­ | gun dikdörtgen prizm ası şeklin d ek i ta şla rla y ap ılan süslem e. | ağ çatm ak, K ay d ırm a y a p a r a k ağın g ö z ­ j lerin i küçültm ek; a ğ daraltmak.\\ ağ çekmek, A ğ a takılm ış olan b a lık ları to p la m a k için a ğ ı sudan ç ı­ k a r m a k . | ağ donatm ak, B a lık y a k a la m a k için ku l­ | la n ıla c a k ağı, kıyıda hazırlam ak. | ağ dökmek, B a ­ | lık tutm ak için tekneden suya a ğ indirm ek. | ağ dö­ | şemek, B a lık tutm ak için a ğ ı suyun d ibin e indir­ m ek .| ağ gemileri, Savaş z am an ların d a düşm an [ gem ilerinin g irişin i en g ellem ek için taşıdıkları ç e ­ lik a ğ la rı lim anların ağzın a g e r m e k için kullanılan savunm a gemileri.\\ ağ gözü, Ağın düğüm leri a r a ­ sın daki büyüklük.\\ ağ iğnesi, A ğ ö rm ekte kullanı­ lan tahta veya p la s tik iğ. | ağ ipliği, A ğ y a p m a kta | kullanılan d eğ işik liflerden örülm üş ip ler.| ağ ka­ | yığı, B a lık ağı d ökm ey e veya top lam ay a uygun a r ­ kası d a h a g en iş b ir k ay ık çeşidi.\\ ağ kepçe, B a lık ­ çıların kullandığı ağd an y a p ılm a se p et şeklin d eki kepçe.\\ ağ kurdu, zool. Ö rdükleri a ğ için e g izlen e­ r e k beslen en m eyve a ğ a ç la r ı zararlısı, (ITyponomeuta). | ağ kurm ak, B ir kıışu veya a v hayvanını | y a k a la m a k için a ğ y erleştirm ek. \ ağ kurşunu, B a ­ \ lık a ğ la rın ı suyun için de d ik o la r a k tutmak için ağın alt ucuna g eçirilen d elikli ağırlıklar. | ağ | m antarı, B a lık ağlarının su için de d ik durm asın a sa ğ la m a k için ağın üst kısm ına b a ğ lan an ve su üs­ tünde kalan içi h av a dolu ortası oyuk p la s tik h a lk a ­ lar.,| ağ m an tarlar, Ü rem e şe k ille ri ve sistem atik­ ] teki y e r i kesin o la r a k bilin em eyen ve in san larda çeşitli h a stalıkla ra s e b e p olan ilk el bir m an tar tü­ rü. (Hyphomycetes).\\ ağ örmek, A ğ ü retm ek ü zere ipleri usulüne g ö r e d ü ğ ü m lem ek | ağ reisi, B a lık çı | ağların ın su ya atılm ası veya toplan m ası sıra sın d a g er ek li m an evraları yön eten kişi. | ağ sermek, Ağı, | ç e k e r e k g ö z leri b irb irin e k a rışm a y a ca k ve d o la ş ­ m a y a ca k biçim d e tekneye y erleştirm ek. | ağ serp­ | mek, E lle atılan d a ir e biçim in deki ağı m erk ez î y e ­ rinden tu tarak ağırlıklı kısm ı a ç ıla c a k biçim d e a t­ m ak v e toplamak.\\ ağ şebeke, Bütün u çları a n a su boru ların dan beslen en p a r a le l bağ lan tılı şe h ir suyu şeb ek esi. j ağ tabaka, Göz yu v arlağ ın d a g ö rm e | sin ir uçlarının m eydan a g etird iğ i zar. | ağ tonoz, | A ğ biçim in de p a r ç a lı k esişm elerd en m eydana g e ti­

AĞ rilm iş g o tik m im arî tarzı ton oz.| ağ toplam ak, b a ­ | lıkçı. Ağı denizden çık a rıp tekneye alm ak. | ağ vin­ | ci, B alıkçı tekn elerin d e ağın su dan çekilm esin i k o ­ laylaştıran vinç. | ağ yatak, F ile şeklin d e örülm üş | ve karşılıklı iki a ğ a c a b a ğ la n a ra k kullanılan y a ta k ; ham ak. ağ3, [eT. ağ] is. Pantolon ve don gibi giyeceklerin iki bacak arasındaki üçgen kumaş dikişlerinin meyda­ na getirdiği şekil; apışlık, fi1 ağ açm ak, {ağız} (K a­ dın lar için) â d et so n rası h am am a g id ip tem izlen­ mek. [DS]|| ağı çalık, K öylü kadın ların iş y a p a rk en g iydikleri g en iş a ğ lı uzun p a ç a lı, uçkurlu şalvar. ağ4, [ağ / ak] {ağız} sf. Ak. [DS] ağa, [Moğ. âka > ağa] is. 1. Toplum ve aile içinde kendisine saygı duyulan erkek. 2. Büyük erkek kardeş; ağabey. 3. (Kadın için) eş; koca. 4. Yardım eden, cömert kimse. 5. Okuması yazması olmayan fakat köyün veya kasabanın ileri gelen saygıdeğer kişileri. 6. Kırsal kesimde büyük arazi sahipleri ve zengin kimse. 7. gnşl. Zalim kimse, istismarcı, hak yiyen. 8. İmparatorluk devrinde büyük konaklarda çalışan hizmetçilerin başkanı. 9. İmparatorluk dö­ nemi devlet teşkilatında belirli mevkilere gelmiş olan kişilere verilen unvan. « Y en içeri a ğ a s ı.» 10. {ağız} Şeyh. [DS] 11. {ağız} Hz. Peygamber soyun­ dan gelen kimse; seyit. [DS] 12. {ağız} Sevgili. [DS] 13. {ağız} Kayın baba; kaynata. [DS] S ağa b ayra­ ğı, Y en içeri a ğ a sın a ait b a y ra k la rd a n birisi.| ağa | bölüğü, Y eniçeri teşkilatında İstan bu l ağasının o d a s ı.| ağa bölükleri, Y eniçeri teşkilatın da dev­ | şirm elerd en kurulu birlikler.\\ ağa çırağı, D evşirm e k u ralın a aykırı o la r a k y en iç eri o c a ğ ın a alın an s a ­ n a tk ârla r^ ağa divanı, Y eniçeri ağasın ın b a şk a n ­ lığ ın da toplan an kurul. | ağa gediklileri, Y eniçeri | ağasın ın k a ra rg â h ın d a g ö rev li 19 kişi. | ağa ima­ | mı, Y eniçeri o ca ğ ın d a m ed rese öğren im i görm üş imam.\\ ağa kapısı, 1. Ağanın evi. 2. Y en içeri a ğ a ­ larının ça lıştıkları resm î daire. | ağa kapısı zinda­ | nı, Azılı su çlu larla suçlu y en içerilerin h a p sed ild iğ i zindan. | ağa kâtibi, A ğa kapısının y azışm aların ı | düzen leyen görevli. | ağa paşa, Vezir rü tbesi ve­ | rilm iş bulunan y en iç eri ağasın ın unvanı.| ağa ya­ | mağı, Y eniçeri ağasın ın hizm et erlerin den en düşük rütbelisi. ağababa, [ağa+baba] is. 1. Büyükbaba; dede. 2. Ağa çocuklarının babalarına hitap şekli. 3. Genel an­ lamda kendisi kıskanılan yaşlı ve zengin kimse. 4. Emsalleri arasında daha güçlü ve kıymetli olanı. 5. Uygunsuz bir işte ustalık kazanmış kişi. «H ırsız­ ların a ğ a b a b a s ı.» S ağababası, İm p arato rlu k s a ­ ra y teşkilatın da h arem a ğaların ın başı. ağabanu, [Ar. ğabânî / ağabânü^Lil] {OsT} is. Sarık için kullanılan ince beyaz ipekli kumaş; abaniye. ağabeği, [ağa+beg-i] is. Ağabey. ağabey, [aga > ağa+bey] is. 1. Aile içinde yaşça bü­

n e m c E S E iıi.m yük erkek kardeş; abi. 2. Tanıdık ve akrabalar ara­ sında yaşça büyük olanlar. 3. Hitaplarda bir kaç yaş büyük erkeklere saygı ifadesi. 4. Bir meslekte, bir kurumda daha eski olanlar. 5. Bir okulda üst sınıf­ larda bulunanlar, ağabeylik, -ği [ağa+bey-lik] is. Ağabey olma hâli; ağabey durumunda bulunmak. S ağabeylik et­ mek, A ğ a bey g ib i davran ıp birin i koruyup g ö zet­ mek. ağacalık, [ağa-ca-lık] (a ğ a ’ça lık ) is. 1. Oğlan evi ta­ rafından gelinin erkek kardeşine alman hediye elbi­ se. 2. Uzun süre çalışan işçilerin ve çobanların söz­ leşme süreleri dolduktan sonra da ücretsiz olarak çalışmaları. 3. Bir işte çalışana ücretinin dışında verilen bahşiş, ağacat, [ağaç+at] {ağız} is. Tabut. [DS] ağaç, -cı [eT. ı (bitki) > ı-ğaç [TİETZE]/ ağaç] is. 1. Boyu oldukça yüksek, dalları ve gövdesi ile geniş alan kaplayan uzun yıllar yaşayan odunsu bitki. 2. Kereste. 3. Tahta. 4. Odun. 5. Sopa; değnek; sırık; direk. 6. {eT} 12.000 adım gelen uzunluk birimi; değnek; fersah [Mühennâ] 7. {eAT}Erkeklik organı. 8. sf. Bu tür bitkiden kesilen odun, tahta ve keres­ teden yapılan; ahşap; tahtadan. 0 ağaç balı, Erik, kayısı, kiraz g ib i a ğ a çla r ın g öv d elerin d en akan y a p ışka n sıvı; kedi balı.|| ağaç baskı, A ğ a ç k a lıp la r üzerin e resim ve d es en le ri k az ıy a ra k b a sm a k su re­ tiyle e ld e ed ilen b a sk ı ij7.|| ağaç bayram ı, Ü lke­ m izde ağ a çlan d ırm a y ı yaygın laştırm ak, a ğ a ç sev ­ gisin i a şıla m a k için h e r y ıl düzenlenen tören. | ağaç | bakımı, in san eliy le yetiştirilm iş o la n p a rk , b a h ç e vb. a ğ a çla r ın budam a, g ü b re le m e ve z a ra rlıla ra k arşı koru n m ası işlem leri. | ağaç bilimi, bot. B o ta ­ | niğin a ğ a ç la r ı ilgilendiren dalı. | ağaç biti, Yarım | kan atlılard an sıçr a m a k su retiyle g ez en a ğ a ç p a r a ­ ziti,| ağaç çileği, bot. Ilım an iklim k u şağ ın da y eti­ | şen gü lg illerd en b ir bitki ve bunun kırm ızı ren kli ve h o ş kokulu m eyvesi; ahududu ; frambuaz.\\ ağaç de­ len, zool. {ağız} A ğ açkakan . [DS] 1 ağaç denizi, K o ­ 1 c a e li ile B olu D ağ ı a ra sın d a k i g ü r orm an lar. | ağaç | engeli, A skerlikte düşm an g eçişin i en g ellem ek için p a tla y ıc ı d estek li devrilm iş a ğ a ç la r la yol, köprü tünel v e g eç it g ib i y erlerin kapatılması.\\ ağaç fulü, bot. B a h ç e le r d e y etiştirilen iri bey az ç iç ek li a ğ a ç ­ çık, (Philadelphus)\\ ağaç göğsü, {ağız} K ö k n a r a ğ a cın d a biten v e y en en b ir m an tar türü. [DS]|| ağaç ham uru, K â ğ ıt üretim inde kullanılan lifli m ad­ d e .| ağaç hatm i, bot. E b eg ü m eci fam ily asın d an | g ö sterişli ç iç ek le ri s e b e b iy le p a r k ve b a h ç ele rd e y etiştirilen k ıs a boylu a ğ a ççık, (H ibiscus syriacu s).| ağaç işçiliği, A hşaptan y a r a r la n a r a k kapı, | p en c er e, tavan ve m ob ily a la rd a y a p ıla n sü sle­ m e c i l i k ağaç k abartan, {ağız} 1. I lık ilk b a h a r rüzgârı. 2. A ğ a ç kab u kların ı yiyen ve un h â lin e g e ­ tiren b ir kurt. [DS]|| ağaç kaplam a, İn ce ah şa p lev h a la r y a p ış tır ıla ra k y a p ıla n sü slem e z'ji.|| ağaç

İ M

İ K

M

.

133

AĞA

karası, B azı a ğ a çla r d a n sızan koyu zam k.| ağaç | kavunu, bot. B uruşuk ve kalın kabu klu m eyvele­ rinden r e ç e l ve ş e k e rlem e y apılan , y a z kış y eş il y a p ra klı olu p A kdeniz kıyısı bulunan ü lk elerd e y e ­ tişen o rta boylu b ir a ğ a ç, (Citrus m edica). | ağaç | korunması, A ğ açların z a r a r g ö rm esin e s e b e p olan taban suyu, to p rak sıkıştırm ası, y a ra la n m a ve z a ­ ra rlıla ra karşı alın an tedbirler.\\ ağaç köm ürü, Odunun y a kılm a sı su retiyle eld e ed ilen y a k a c a k maddesi.\\ ağaç kulak, {ağız} 1. K a r a sa ba n ın iki yan ın a takılan ve kazılan top rağ ı iki y a n a atan a ğ a ç p a rç a sı. 2. H ayvan a y ü k s a rılır k e n ip g e ç ir i­ len sem erin iki yan ın d a bulunan a ğ a ç çıkıntıları. [D S]|| ağaç kurbağası, zool. A ğ a çla rd a y a şa y an küçük yapılı, uzun b a ca klı, kuyruksuz b ir ku rb ağ a türü, (H yla a rb o re a ).|| ağaç kurdu, A ğ açların s e ­ lülozunu k em ir ere k beslen en kurtçuklar. | ağaç | m antarı, A ğ a çla r ü zerin de y etişen bazitli m an tar türü. | ağaç minesi, bot. B a h ç e le r d e y etişen y a p r a ­ | ğı oyuklu ve k arşılıklı eflatun veya m avi çiçek li tırm anıcı ıtırlı bitki, (Lan tan a camara).\\ ağaç ol­ mak, 1. B irin i uzun sü re a y ak ta beklem ek. 2. Uzun sü re a y ak ta durm ak. | ağaç sakızı, Reçine.\\ ağaç | sınırı, Y ükseklere ve kuzeye d oğru g id e r e k a ğ a ç la ­ rın azald ığ ı ve boyların ın k ısald ığ ı c o ğ r a fi n okta­ lardan g eçtiğ i varsayılan çizgi. | ağaç şakayığı, | bot. İlk b a h a r d a koru lu k y e r le r d e kırm ızı ve beyaz çiç ek le r a ç a n y a b a n çiçeğ i. (A nem one coronaria).\\ ağaç uğaç, {eATj Ç alı ç ırp ı.| A ğaç yaş iken eğilir. | İnsan a lışk an lık la rı kü çü k y a ş la r d a kazanır, eğitim i d e bu d ön em d e b aşlam alıd ır. | ağaç yongıçı, {e l } | Dülger. [Mühennâ] ağaççı, [ağaç-çı] {eAT} is. A ğaç kesen; oduncu, ağaççık, -ğı [ağaç-cık] is. Sapı dibinden itibaren dal­ lara ayrılan, boyu bir metreyi aşmayan odunsu bit­ kiler. ağaççılık, -ğı [ağaç-çı-lık] is. A ğaç yetiştirme işi. ağaçdelen, [ağaç+del-en] is. Ağaçkakan, ağaçkakan, [ağaç+kak-an] is. zool. Ağaç kabukla­ rındaki böceklerle beslenen gagası güçlü ve tırma­ nıcı bir kuş, (Picus). ağaçkesen [ağaç+kes-en] is. zool. Tırtıl biçimindeki larvası bitkilerin yapraklarını kemirerek zarar veren kara gövdeli, sarı karınlı, zar kanatlı böcek, (H ylotoma). ağaçlama, [ağaç-la-ma] is. 1. Ağaçlandırma. 2. Ham bakır, çinko ve kalayın tane küçültme işlemi sıra­ sında odun koyma işlemi, ağaçlamak, [ağaç-la-mak] gçl. f . [-r ] [-l(ı)-y o r] 1. Ağaçlandırmak. 2. Tahta ile kaplamak. 3. {eAT} So­ pa ile dövmek, ağaçlandırılma, [ağaç-la-n-dır-ıl-ma] is. Ağaç diki­ lerek yeşillendirilme, ağaçlandırılmak, [ağaç-la-n-dır-ıl-mak] edil. f . [-ır ] Ağaç dikilerek yeşillendirilmek.

ağaçlandırm a, [ağaç-la-n-dır-ma] is. Yangın ve ke­ sim gibi sebeplerle yok olmuş orman bitkileri yeri­ ne yeniden ağaç dikerek yeşillendirme işi. ağaçlandırm ak, [ağaç-la-n-dır-mak] gçl. f [-ır ] Boş ve çıplak araziyi, yol ve bahçe gibi yerlere ağaç dikerek yeşillendirmek, ağaçlanm a, [ağaç-la-n-ma] is. Ağaçlı hâle gelme işi; ağaçla kaplanma, ağaçlanm ak, [ağaç-la-n-mak] dönşl. f . [-ır ] Ağaçlı hâle gelmek, ağaçlarla donanmak, ağaçlaşm a, [ağaç-la-ş-ma] is. 1. Ağaçlaşmak işi. 2. Don olduğu zaman cam üzerinde ağaç şeklinde dal­ lı kristallerin oluşması. 3. Metalürjide maden filiz­ lerinin yüzeyinde veya içinde görülen ağaç şekilli desenler. ağaçlaşm ak, [ağaç-la-ş-mak] dönşl. f . [- ır ] 1. Ağaç hâline gelmek. 2. A ğaç kadar büyümek. 3. (Yeşil tüketilen bitkiler için) kartlaşmak, ağaçlı, [ağaç-lı] sf. Ağacı bulunan, üzerinde veya kenarında ağaçlar bulunan, ağaçlık, -ğı [ağaç-lık] is. 1. Ağaç kümesi; koru. 2. Üzeri ağaçlarla örtülü yer. ağaçsı, [ağaç-sı] sf. ve is. Yüksekliği çok olmayan, dibinden dallanan odunsu bitki, ağaçsıl, [ağaç-sıl] sf. 1. Ağaçla ilgili; ağaca ilişkin. 2. Ağaçlardan meydana gelen, ağaçsız, [ağaç-sız] sf. (Y er için) ağaç bulunmayan; çıplak. ağağbet, [ak + Ar. 'akıbet (son)] {ağız} is. Hayırlı son; iyi bitiş; akıbet. [DS] ağal1, [ağıl / ağal] {ağızjis. Açığa yapılan ağıl. [DS] ağal2, [Far. âğâl JliT] (a :g a :l) {OsT} is. 1. Darıltma. 2. Kışkırtma. 3. Ağıl. 4. Arı kovanı. 5. Çiğnemeden yutma. ağalam ak, [ağa-la-mak] {ağız} g ç s z .f. [ - r ] [-l(ı)-y o r] Zenginleşmek. [DS] ağalanm a, [ağa-la-n-ma] is. Büyüklenme, ağalık tas­ lama. ağalanm ak, [ağa-la-n-mak] dönşl. f . [ -ır ] Böbürlenip caka yapmak; ağalık taslamak, ağalık, -ğı [ağa-lık] is. 1. Ağa olma hâli. 2. Ağa olan kimseden beklenen davranış; bağışlama, cömertlik, koruyuculuk, olgunluk. 3. {ağız} Düğün zamanı, kız babasına oğlan tarafının verdiği para. [DS] 4. {ağız} Hamamlarda zenginlerin soyunacağı kafesle bö­ lünmüş bir kişilik bölme. [DS] 0 ağalık etmek, 1. B irin e iyilik etm ek, büyüklük g ö sterip cö m ertçe davranm ak. 2. {ağız} B ah şiş verm ek. [DS]|| ağalık hakkı, İm p arato rlu k d evrin de has, z ea m et v e tım ar g ib i d irlik sah ip lerin d en birinin ölüm ü üzerin e ta­ s a r r u f hakkı b a ş k a birin e d ev red ilirken a lm an p a ­ ra]] ağalık taslam ak, A ğa olm ad ığ ı h â ld e a ğ a g ibi davran m ak; böbü rlen m ek,| ağalık tevcihi, İm p ara ­ | torlu k d ön em in de d ev let g ö rev lilerin e veya sav a şta

AĞA y a ra rlı olm uş b ir a s k e r e b ir tım ardan a ğ a lık veril­ m esi. ağaliş, [Far. âğâliş jilL iî] (a :g a :liş ) {OsT} is. Saldı­ rıya kışkırtma, ağan ağacı, [? ağan + ağa(ç)-ı] is. t. bot. Zakkum, -ağan, [-a-ğan > -e-gen / -eğen / -ağan] yap. e. -*■ agan. ağande, [Far. âğande ojuil] (a ;g a n d e) {OsT} sf. 1. (Yastık, minder vb. için) tepip sıkıştırılarak doldu­ rulmuş. 2. is. Bir tür zehirli örümcek; böy. ağani, [Ar. uğniyye > ağânî ^U-l] (ağa.rıi:) {OsT} is. Şarkılar; türküler; nağmeler; melodiler, ağantı, [ak > ağ-(a)ntı] {ağız} is. Sütün üstünde top­ lanan kaymak. [DS] ağar, -rrı [Ar. ağarr] {OsT} sf. 1. Açık tavırlı, sami­ mi. 2. (At için) alnında beyaz beneği olan, ağar, -rrı [Ar. ğurre (atın aln ın daki bey az lek e) > ağarr J-\] {OsT} sf. 1. (At için) alnında beyaz benek bulunan. 2. Beyaz; ak. 3. Davranışlarında açık ve samimi olan. 4. Asil; şerefli; alicenap, ağaran, [ak > ağar-mak > ağar-an] {ağızf is. 1. Süt ve süt ürünleri. 2. Uzaktan çok az seçilebilen beyazlık ya da ışık. [DS] ağaranlık, [ak > ağar-an-lık] {ağız} is. Keçi, koyun gibi süt veren hayvanlar. [DS] ağargan, [ak > ağar-mak > ağ-ar-gan] {ağız} sf. 1. Rengi uçmuş; ağarmış; solmuş. 2. Ağarmaya baş­ lamış. [DS] ağarık, -ğı [ak > ağar-ık] sf. Rengi solarak aklaşmış, ağarm a, [ak > ağ-ar-ma] is. Renk solması, aklaşma, ağarm ak, [ak > a(ğ)-ar-mak] gçsz. f . [-ır ] 1. Beyaz­ laşmak; aklaşmak; bembeyaz olmak; beyazlanmak; beyazlaşmak. 2. Rengi solmak, uçmak; kırçıllaş­ mak; kırlaşmak. 3. (Güneş için) doğmadan önce Dünya’yı aydınlatmaya başlamak. 4. {ağız} (Ekinler için) olgunlaşmaya başlamak. [DS] ağartı, [ağar-tı] is. 1. Bir yerde veya eşya üzerinde beliren aklık; hafif beyazlık. 2. {ağız} Süt ve süt ürünlerinin genel adı; ayran; katık; kesmik; 'kay­ mak; kurut; süt. [DS] 3. {ağız} Uzaktan ancak seçi­ lebilen beyazlık ya da ışık. [DS] 4. {ağız} Yara ya da çıbanın üzerinde görülen beyazlık. [DS] ağartm a, [ağar-t-ma] is. 1. Rengini açma işi. 2. Kim­ yasal maddeler kullanarak dokuma ve kâğıt ürün­ lerinin rengini giderip beyazlatma işi. 3. {ağız} Sa­ rımsak, tuz, ekşi ve zeytinyağı karışımı ile hazırla­ nan sos. [DS] 4. Ağartılmış nesne, ağartm ak, [ağar-t-mak] gçl. f . [-ır ] Ağarmasını sağ­ lamak, beyazlatmak. ağaşte, [Far. âğaşten (bu laşm ak) > âğaşte *xüT] (a :g a şte) {OsT} sf. 1. Bulaşmış; bulaşık. 2. Islanmış; ıslak. ağavat, [T. ağa Ağalar.

ö ie iü M iS ö M .

+

Ar. ât

oljli-T]

(a g a:v a:t) {OsT} is.

ağayan, [ağa + Far. yân > âğâyân o^ U l] (a :g a :y a :n ) {OsT} is. Ağalar, ağayan, [T. ağa + Far. -ân OLIM] (a g a :y a :n ) {OsT} is. 1. Ağalar. 2. Eskiden saray, tarikat gibi kuruluş­ lardaki yöneticiler. S agayân-ı Bektaşiyân, K a p ı­ kulu ask erlerin d en p iy a d e sınıfı olan y en içerilerin üst rü tbed eki kum an dan larına, a ğ a la r ın a verilen ad. ağayane, [T. ağa + Far. -yâne ^.U-T] (ag ay a:n e) {OsT} zf. Ağaya yakışır; ağa gibi; ağaca, ağaz, [Far. âğâziden (ba şla m a k) > âğâz jl i - T ] (a :g a :z ) {OsT} is. 1. Başlama. 2. Başlangıç. S ağaz etmek, (Söz, m usiki vb. için) başlamak.\\ ağaz-ı destan, D esta n a b a şla m a ; m esn ev ilerd e s e b e b - i t e lif bölü ­ m ünden so n r a g elen a s ıl kon uya b a şla m a ; hikâyeye başlam a. ağaze, [Far. âğâze «jltT] (a :g a :z e) {OsT} is. Müzik başlangıcı; fasıl öncesi giriş, ağazgâh, [Far. âğâzğâh olifjliT] (a :g a :z g â :h ) {OsT} 1. Başlama yeri ve zamanı; menşe. 2. g ö k b. Eskiden, dokuzuncu gök; felek-i atlas. 3. Her şeyin başlan­ gıcı olarak Tanrı, ağazkâr, [Far. âğâz-kâr jlS 'jlt l] (a :g a :z k â :r ) {OsT} is. Başlangıç. ağba, [Ar. âğbâ Lil] (a g b a :) {OsT} sf. 1. Daha koyu; en koyu. 2. Daha küt; en küt. ağban, [ak / ağ + Far. ban (dam )] {eAT} is. Ak çadır. fi1 agban iv, {eAT} Büyük ç a d ır ; otağ. ağbani, [Ar. ğabânı ^ L ^] (a ğ b a .n i;) {OsT} 1. Çoğun­ lukla sarık için kullanılan ince ipekli kumaş; abani. 2. Bu kumaştan yapılmış giyecek, ağbaş, [ak-baş / ağ+baş] {ağız} is. Hastalık nedeniyle tanelerinin içi dolmayan, içlenmemiş buğday başa­ ğı. [DS] ağbenek, -ği [ak+benek > ağbenek] is. zool. Arpa yapraklarında görülen kahverengi ağ biçiminde görüntüsü olan askılı mantar hastalığı, (P yrenoph o ra teres). ağbeneklilik, -ği [ağ+ben-ek-li-lik] is. Ağbenekli ol­ ma durumu, ağber, [Ar. âğber _*£!] {OsT} sf. Çok tozlu, ağbes, [Ar. âğbes <j~^\] {OsT} sf. Kül rengi, ağbiya, [Ar. gabi > âğbiyâ LJ>I] (a g b a :) {OsT} is. Ka­ lın kafalılar; ahmaklar; budalalar, ağbörek, [ağ+börek] is. Yörük çuvallarındaki dört­ gen motiflerin çoğunlukta olduğu bir süsleme türü, ağca, [ağ-ca] {eAT} sf. 1. Akça; biraz ak. 2. is. Atın alnından burnuna doğru inen beyazlık; akıtma. 3.

1 H Î0 H W » (« .1 3 5

AĞF nın direnci; akmazlık; ağdalılık; viskozite. 4. {ağız} Şırahane. [DS] ağdam, [ağ-dam] {eT} is. Boyunduruk [Mühennâ] ağdık, -ğı [ağ-dulc > ağ-dık] is. 1. Eksiklik; hata; kusur. 2. {ağız} Minnet. [DS] 3. Kötülük. 4. sf. B o­ zuk; hatalı; kusurlu. 5. Çetin; sarp; ağır. 6. {ağız} (Kişi için) yaramaz; sırnaşık; densiz; münasebetsiz; nadan. [DS] 7. {ağız} (Ayakkabı, çorap vb. giyimi için) yanlış; değişik. [DS] 8. {ağız} (Söz için) yakı­ şıksız; yersiz. [DS] 9. {ağız} Dengesi bozuk; bir ta­ rafa doğru eğik. [DS] 10. {ağız} (Koku için) ağır; pis. [DS] ö ağdık ağdık konuşmak, {ağız} Yüksek sesle, bağırarak konuşmak. [DS] | ağdık boğaz, | {ağız} Obur; pisboğaz. [D S]|| ağdık gelmek, {ağız} Yüksek gelmek. [DS] ağdırık, -ğı [ağ-dır-ılc] {ağız} sf. 1. (Yük için) denge­ siz; dengesi bozuk. 2. Kusur. 3. Tepenin arkası; görünmeyen yanı. 4. Ne oldum delisi; şımarık; ki­ birli. [DS] fi1 ağdırık olmak, Birine yü k olmak;

Siyah ve beyaz beneklerin meydana getirdiği alaca renkli. [DS] S ağca ferikler, E rzurum-Kars yö re­

sinde kızlar tarafından oynanan bir türkülü bar.
ağcam, [ağ-ca-m] {eAT} sf. ve is. - * ağca, ağcarak, -ğı [ağ-ca-rak] {eAT} zf. Beyaza yakm; be­ yazımsı; akça, ağcı, [ağ-cı] is. 1. Ağ yapan veya satan kimse. 2. Balıkçı teknelerinde ağ atan veya toplayan kimse. 3. Ağla balık avlayan kimse, ağcık, -ğı [ağ-cık] is. 1. Küçük ağ. 2. bot. Palmiye­ lerde yaprak ve çiçek kınını saran lifler, ağcılık, -ğı [ağ-cı-lık] is. A ğ yapma veya ağ ile balık tutma işi. ağda, [Ar. ‘akide => ağda] is. Pekmez veya şekerli suya limon katılarak kaynatmak suretiyle yapılan macun. 0 ağda yapm ak, Vücuttaki istenmeyen

kılları veya tüyleri ağda yapıştırarak koparmak, temizlemek. ağdacı, [ağda-cı] is. 1. Şeker, tatlı ve helva gibi yi­
yecek maddelerini iş yerinde kendisi hazırlayan kimse. 2. Vücut kıllarını ağda ile temizleyen kişi. 3. mec. İnsana işkence edercesine can sıkan kişi, ağdalandırma, [ağda-la-n-dır-ma] is. 1. Ağdalı hâle getirme. 2. Abartma; mübalağa etme, ağdalandırmak, [ağda-la-n-dır-mak] gçl. f. [-ır] 1. Bir tatlının şerbetini ağdalı hâle getirmek. 2. Abar­ tılı anlatmak, mübalağa etmek, ağdalanma, [ağda-la-n-ma] is. 1. Ağdalı hâle gelme. 2. Ağda bulaşma. ağdalanm ak1, [ağda-la-n-mak] e d ı l . f [-ır] 1. Ağdalı duruma getirilmek. 2. dönşl. f. (Tatlı veya şerbet için) koyu ağda hâline gelmek; koyulmak; kıvamı artmak. 3. {ağız} Böbürlenmek; kendini naza çek­ mek; ağır satmak. [DS] ağdalanmak2, [ağda-la-n-mak] dönşl. f. [-ır] Ağda bulaşmak. ağdalaşma, [ağda-la-ş-ma] is. Ağdalı hâle dönüşme, ağdalaşmak, [ağda-la-ş-mak] dönşl. f. [-ır] (Tatlı ve şerbet için) kaynatma sırasında koyuluğu artarak ağda hâline dönüşmek, ağdalaştırm a, [ağda-la-ş-tır-ma] is. Ağda durumuna getirme. ağdalaştırm ak, [ağda-la-ş-tır-mak] gçl. f. [-ır] Tatlı­ ların şerbetini bilerek koyulmak suretiyle ağda du­ rumuna getirmek, ağdalı, [ağda-lı] sf. 1. (Tatlı şerbeti için) koyulaşıp ağda hâline gelmiş. 2. dbl. (Anlatım için) sık kulla­ nılmayan kelimelerle veya mantık açısından zor anlaşılır cümleler kullanılarak yapılan. S ağdalı küfür, Çok ağır hakaretler dolu sövme; okkalı kü­

ağır görev üstüne bir de kendi işini yaptırm aya kalkışmak. ağdırıklı, [ağ-dır-ık-lı] {ağız} sf. 1. (Yük için) denge­
si bozuk. 2. (Kişi için) aksak; topallayarak yürü­ yen. [DS] ağdırm a, [ağ-dır-ma] is. Ağdırmak işi. ağd ırm ak 1, [eT. ağ-malc (eğilmek, sarkmak, inmek) > ağ-dır-mak] gçsz. f. [-ır] 1. (Yük için) yük hayvan­ larında bir taraftaki yükün diğerinden daha ağır olması sonucu o tarafa doğru yatmak veya devril­ mek. 2. (Terazi kefesi için) tartı sırasında kefeler­ den birinin daha ağır olması sebebiyle aşağıda kal­ mak; ibre dengede olmamak. 3. {ağız} Topallamak. [DS] 4. gçl. f. {ağız} Bir şeyi eğmek; bir yana doğru meylettirmek. [DS] 5. {ağız} Ağır basmak; çökert­ mek; bozmak. [DS] 6. {ağız} (Suç için) başkasına yüklemek. [DS] S ağdıran yandan asılmak, Gün­

lük hayatın sıkıntıları içinde bunalmış hâlde iken birisi yeni bir sıkıntı daha ortaya çıkarmak. «Anne oyuna gitm ek için spor ayakkabılarını soran çocu­ ğuna çıkışır: -Akşam a yem ek yetişecek; ağdıran yandan asılm a.» | ağdır çöğdür yürüm ek, {ağız} | Topallayarak güçlükle yürümek. [DS] ağdırm ak2, [eT. ağ-dur-mak (yükseltmek) > ağ-dırmak] gçl. f. [-ır] 1. Bir destek veya serene bağla­
mak suretiyle yukarılara tırmanmasını sağlamak. «Asmaları çardağa ağdırdı. » 2. {ağız} Havaya doğ­ ru kaldırmak; yükseltmek; omuzlara almak. [DS] 3. {ağız} (Sürü için) otlatırken yamaca doğru salıver­ mek. [DS] 4. {ağız} Yöneltmek; yönlendirmek; tev­ cih etmek. [DS] ağdiye, [Ar. ğıdâ > ağdiye <v.-Ltl] {OsT} is. Gıdalar; yenilecek içilecek şeyler, ağfer, [Ar. ağfer y il] {OsT} sf. Affeden. S agferü’lgafirîn, Affedenlerin en çok affedeni; Allah.

für; sunturlu küfür.
ağdalık, -ğı [ağda-lık] sf. 1. Ağda yapmaya ayrılmış olan. 2. Yalnızca pekmez üretilebilecek nitelikteki üzüm. 3 .fız. Düzgün alcışlı ve türbülanssız bir sıvı­

AĞI

ÛIİHIIÜMS SOM. «e
ağıllanma, [ağıl-la-n-ma] is. Ağıla girme veya bir araya toplanma, ağıllanmak, [ağıl-la-n-mak] dönşl. f. [-ır] 1. (Sürü için) toplanarak ağıla girmek. 2. (Sürü için) ağıla girmiş gibi bir arada toplanıp beklemek. 3. (Ay için) etrafında beyaz halka oluşmak; hâlelenmek. 4. {ağız} Çıbanın çevresi çember biçiminde kızarmak. [DS] ağım, [ağ-ım] {ağız} is. Ayağın parmaklar ile bilek arasında kalan tümsek kısmı. [DS] ağımlı, [ağ-ım-lı] {ağız} sf. (Ayak için) üstü çok tümsek, ağımı fazla. [DS] ağın, [ağ-ın] {eT} sf. 1. Dilsiz. [Mühennâ] 2. {ağız} Yaşlı; ihtiyar. [DS] 3. {ağız} Daha fazla. [DS] 4. {ağız} is. Aşk; sevda. [DS] ağınma, [ağ-m-ma] is. (Hayvanlar için) çayır veya yumuşak toprak üzerinde yatıp yuvarlanma işi; ağ­ nama. ağınm ak1, [ağ-mak > ağ-m-malc] {eT} dönşl. f. [-ur] Yukarı çıkmak. [Mühennâ] ağınmak2, [ağ-m-mak] dönşl. f. [-ır] {ağız} 1. (At ve eşek vb. için) çayırlık veya yumuşak topraklı yer­ lerde yatıp yuvarlanmak suretiyle sırtını kaşımak; ağnamak. 2. (Soğukta donan ve birden sıcağa tutu­ lan eller için) çok sızlamak. 3. Rengi uçmak; benzi solmak. [DS] ağınmak3, [ağ-m-mak] dönşl. f. [-ır] {ağız} Açlıktan ölmek. [DS]

-ağı, [-a-ğı > -ağı / -eği] yap. ek. İsim kök ve gövde­ lerinden isim türeten ek: aş-ağı, kaş-ağı, köz-eği >

kös-eği.
ağı'1 [ağ-ı] {eT} is. 1. İbrişim giyim; ipek elbise [Mü, hennâ] 2. Altın ve gümüş sırmalı ipek kumaş. ağı2, [eT. ağu > ağu > ağı] is. Zehir; baldıran; sem; siyanür; toksin; zıkkım. S ağı ağacı, {ağız} Zak­ kum. [D S]|| ağı bardağı, {ağız} Sinirli; aksi; titiz. [D S]|| ağı böceği, Çamkesen böceği .| ağı çalısı, | {ağız} Zakkum. [D S]|| ağı çalm ak, {ağız} 1. Zehir­

lenmek. 2. Acılaşmak; bozulmak; zehirleşmek. 3. Bir şeyin üzerine zehir sürmek. [DS]|| ağı çiçeği, {ağız} Zakkum. [DS]|| ağı gibi, 1. Çok acı, keskin (yiyecek). 2. İnsanı aşırı derecede üzen (söz). | ağı ] içmek, 1. Zehir içmek. 2. Çok acı bir şey içmek .| | ağı kurdu, İspanyol sineği (Lytta vesictora ).|| ağı otu, bot. Maydanozgillerden gövdesi mor benekli, çok parçalı büyük yapraklı, şemsiye biçiminde kü­ çük beyaz çiçekler açan, tohumlarında zehirli bir alkaloit bulunduran yüksek gövdeli otsu bir bitki; baldıran, (Conium maculatum ),|| ağısını almak, {ağız} Acısını gidermek; sızısını dindirmek. [DS] ağıcık, -ğı [ağı-cık] {ağız} is. bot. Zakkum. [DS] ağıl, [eT. ağ-ıl / eA T ağ-ul] is. 1. Koyun ve keçi sü­
rülerinin etrafı çit çevrili gece barınağı; ağal; avul; ayil. 2. Ayevi; hâle. 3. gnşl. Sürü. 4. {ağız} Eve ya­ kın yerde etrafı çitle çevrili sebze bahçesi. [DS] S ağıl tutm ak, {ağız} 1. Tarlanın kenarlarım dikenli

çalılarla çevirmek. 2. Hayvanlar için açık havada barınak hazırlamak. [D S]|| ağıl oğlanları, İm para­ torluk döneminde kasaplara ve celeplere yardım eden esn a f grubu.\\ ağıl yapm ak, Biçilen ekini, ya da mısırı üst üste demetler hâlinde koyarak ay gibi yerleştirmek. ağılama, [ağı-la-ma] is. Ağı vererek zehirleme, ağılamak, [ağı-la-mak] gçl. f. [-r] 1. Zehirlemek. 2.

ağır, [eT. ağ-mak (ağır gelmek) > ağ-ar > ağ-ır > ağ­ ır] sf. 1. Hafif olmayan; yerinden zor oynatılan; tartı bakımından ağırlığı çok olan; battal; sakil. {eT} (aynı) [Mühennâ] 2. Taşınması, kaldırılması güç olan. 3. (Hız için) yavaş. 4. (Kişi için) hareketleri yavaş olan. 5. (İş için) yapılamayacak derecede güç. 6. (Söz veya davranış için) nezaket kuralları dışına çıkan; onur kırıcı; yaralayıcı. 7. (Hastalık için) sağlık açısından tehlikeli olan; vahim. 8. (Ki­ Yiyecek ve içecek maddesinin içine zehir koymak. şi) davranışları dengeli; ciddi; olgun; terbiyeli; otu­ 3. Bitkileri ve hayvanları zararlılara karşı ilaçla­ raklı; aklı başında. 9. (Yemek için) sindirilmesi mak. 4. mec. Aldatmak, yanlış yönlendirmek, güç. 10. (Eser için) anlaşılması zor ve karmaşık ağılanma, [ağı-la-n-ma] is. Zehirlenme, olan. 11. (Eşya için) değeri çok; pahalı. 12. (Koku ağılanmak, [ağı-la-n-mak] {ağız} dönşl.f. [-ır] 1. Ze­ için) keskin ve rahatsız edici. 13. Yoğunluğu yük­ hirli olduğunu bilmediği bir şeyi yiyip içmek su­ sek. 14. Çapı ve boyutları büyük. 15. (Uyku için) retiyle zehirlenmek. 2. edil. f. Biri tarafından zehir­ derin; çevreden habersiz olan. 16. (Kulak için) lenmek. [DS] işitme güçlüğü olan. 17. Çetin. 18. {ağız} (Kişi için) ağılatm a, [ağı-la-t-ma] is. Ağılama işi yaptırma, saygıdeğer; şerefli; itibarlı. [DS] 19. zf. Ağırlığını ağılatm ak, [ağı-la-t-mak] gçl. f. [-ır] 1. Zehirleme hissettirecek biçimde. 20. Kişinin dayanma gücünü işini bir başkasına yaptırmak. 2. İlaçlama yaptır­ aşacak derecede. 21. Yavaş olarak. <5 ağır ağır, mak. Yavaş yavaş; sakin sakin. | ağır aksak, P ek yavaş; | ağıb, [ağı-lı] sf. Yapısında zehir bulunan veya içine düzensiz olarak; gecikm eli .| ağır aksak semaî, | zehir katılmış. S ağılı bitkiler, Yapısında bulunan Türk müziğinde dokuz zam anlı altı vuruşlu yavaş zehirli madde ile yiyenleri zehirleyen bitkiler.\\ ağılı tempolu küçük bir usul. | ağıra satm ak, Çok naz­ | böcek, Kınkanatlılardan m adenî parla k renkte etçil lanmak, değerini olduğundan fa zla göstermek.\\

bir böcek. (Carabus).
ağıllamak, [ağıl-la-mak] {ağız} gçl. f. [-r] Sürüyü sağmak üzere ağıla kapamak. [DS]

ağır ayak, {ağız} 1. D oğumu yakın hamile kadın. 2.

Tembel; vurdumduymaz. 3. Yavaş yavaş; ağır ağır. [D S]|| ağır ayak gün, {ağız} K utsal gün. [D S]|| ağır

O lİ M M îS flM .1 3 7

AĞI

basm ak, 1. Yük o la r a k d a h a a ğ ır g e lm e k 2. E tkisi d a h a ç o k olm ak. 3. Nüfuzlu olm ak. 4. Üstün g e l­ m ek.| ağır canlı, {ağız) 1. (K adın için) doğu rm ası | yakın. 2. Tem bel, uyuşuk; g e ç d av ran an ; ihm alkâr. [D S]|| ağır canlılık, T em bellik; ııyuşukluk.\\ ağır çekim, G österim sıra sın d a aslın dan d a h a y a v aş o y n a taca k ş e k ild e ö z e l çekim y ön tem i.| ağır çek­ | mek, T artıda d a h a a ğ ır gelm ek. | ağırdan almak, | 1. B ir işi gönülsüz y apm ak. 2. Nazlanmak.\\ ağır davranm ak, Yeteri k a d a r önem verm em ek. | ağır | deniz, D a lg a la r a ra sın d a büyük çu ku rlu klar m ey­ d an a g etiren ve g em iyi y ıp ratan fır tın a lı denizin durumu. | ağır dil kullanmak, K ırıcı, sert ve küçül­ | tücü sö z le r söylemek.\\ ağır divan rah tı, Altın işle­ m eli uzun ey e r örtüsü. | ağır dolu, (K ü rek çekiş | için) kü rekleri su ya d erin ce d a ld ır a r a k y a v a ş y a v aş vücut h am lesi ileyapılan.\\ ağır duym ak (işitmek), İşitm e o rg a n ların d ak i rahatsızlıktan d olay ı az işit­ m ek.| ağır elli, 1. Vurduğu zam an etkisi fa z l a olan. | 2. {ağız} B orcun u g e ç ö d ey en ; elinden k olay k olay p a r a çıkm ayan. [D S]|| ağır ellilik, E li ile vuruldu­ ğunda etkisinin fa z l a o lm a durumu. | ağır endam | fıstıkî m akam , a rg o. Yavaş ve a c e le etm eden ; s a l­ lan arak ; istifini bozmadan.\\ ağır engini, {ağız} Nezle. [D S]|| ağır gel, arg o. Yavaş ol, haddin i bil; ayağını d en k al. | ağır gelmek, 1. Söz ve dav ran ış­ | lardan onuru y a ralan m ak. 2. Gücünün üstünde bil­ işle karşılaşmak.\\ ağır gitmek, N orm al tem posun­ dan d a h a y a v a ş ça lışm a k ; y a v a ş y a p m a k ; a k s a ­ m ak,| ağır gün, {ağızj K u tsal gün. [D | S]|| ağır hapis cezası, huk. Altı ayı g eç e n bütün hürriyeti bağ lay ıcı cezalar.\\ ağır hastalık, Durum u cid d i ve tehlikeli hastalık.| ağır hidrojen, Ç ek ird eğ in d e b ir nötron | bir p ro to n bulunan ve D öteryum a d ı verilen H id ro ­ jen in izotopu.\\ ağırına gitmek, Z oruna gitmek, kırılm ak, gücenm ek. | ağır iş, Ç alışm a şa rtla rı z o r | ve tehlikeli !£.|| ağır işçi, 1. Z or ve teh likeli işlerd e çalışan işçi. 2. arg o. G en elev kadını.\\ ağır kaç­ mak, Saygı sınırını a ş a c a k d e r e c e d e kırıcı kon u ş­ m ak,| ağır kanlı, D av ran ışları insanı b e z d ire c ek | k a d a r y a v a ş olan. | ağır konuşmak, Birinin onuru­ | nu k ır a c a k veya onu küçü k d ü şü recek sö z le r sö y le­ m ek; h a k a ret etm ek. | ağır kayıp, Ç o k f a z l a ölüm | ve y a ra la n m a olması.\\ ağır küre, je o l. Dünyayı m eydana g etiren k atm an lardan en içte bulunan sıc a k ve a ğ ır kısım .| ağır lokma, Altından k alkıl| ması ve b a şa rılm a sı g ü ç b ir İ£.|| ağır misafir, Önem verilen, s a y g ıd eğ er misafir.\\ ağır otlatm a, B ir m era otunun y arısın d an çoğunun hay v an lara yedirilmesi.\\ ağır para cezası, huk. M iktarı f a z la olan p a r a cez a sı.| ağır sanayi, ekon. Üretim a r a ç ­ | larını, m akin e y a p a n m ak in eleri üreten sanayi. | | ağır semai, miiz. K la s ik Türk m üziğinde birinci, ikinci ve dördün cü m ısraları aynı, m eyan a d ı v eri­ len üçüncü m ısraı d eğ işik m ak am d a b esteli a ğ ır b ir usul. | ağır sıklet, B azı s p o r d a lla rın d a k ilo c a en |

üst k a d e m e d e bulunan kategori. | ağır söz, S aygı | sınırım a ş a c a k d ereced e, kırıcı, g ü cen d irici sö z ; hakaret.\\ ağır su, kim. H idrojen in izotopların dan olan D öteryum ile O ksijenden m eydan a g elen su ren k ve kıvam ın da bileşik ; D20 | ağır suç, huk. | Cürüm. | ağır taban, {ağız} T em bel; vurdum duy­ | maz. [D S]|| ağır tav, {ağız} Sü rerken toprağ ı s a b a n a y a p ış a c a k k a d a r çam u r h â lin d e olan tav. [D S]|| ağır top, 1. Ç apı 105 mm 'den büyük o la n a teşli s i ­ lah. 2. m ec. Toplum da sözü g eçen , etkisi olan k işi; nüfuzlu k işi.| ağır toprak, Sürülm esi z o r bünyesin­ | d e yü zd e otuzdan f a z la kil bulunduran toprak. | a| ğır uyku, K o la y c a u y an ılm ayacak k a d a r dalgın ve derin uyku. | ağır yağ, Gres. | ağırbaşlı, [ağır+baş-lı] sf. 1. (Kişi için) ölçülü davra­ nan, olgun; ciddi; vakur; dingin; dölek; efendi; müteenni; rabıtalı; temkinli; vakarlı; vakur. 2. (E l­ bise için) klasik ölçülerde olan, göze batıcı, yadır­ gatıcı olmayan, ağırbaşlılık, -ğı [ağır+baş-lı-lık] is. Saygınlık, soylu­ luk kazandıran, olgunluk duygusu veren davranış ölçülülüğü; vakar; onurluluk; ciddiyet; ağırlık; cid­ dilik; oturaklılık, ağırçuk, [ağur-çak > ağır-çuk] {eT} is. Ağırşak. [Mühennâ] ağırdan, [ağır-dan] zf. Yavaş ve dikkatli olarak, ağırkanh, [ağır+kan-lı] sf. ve zf. Yavaş hareket eden, uyuşuk. ağırkanlılık, -ğı [ağır+kan-lı-lık] is. Yavaş davran­ ma; uyuşukluk, ağırlam a, [ağır-la-ma] is. 1. Misafire ikramda bulun­ ma; saygı gösterme; itibar etmek. 2. Bazı halk oyunlarının ağır oynanan ilk bölümü. 3. müz. Klasik Türk müziğinde Yürük aksak olan ritmik biçim. 4. Halk müziğinde, düğünlerde gelin veya damat kar­ şılamalarında çalınan kıvrak hava. 5. Orta oyunun­ da, oyun başlamadan önce zurna ve çifte nara ile çalman parça, ağırlam ak, [ağır-la-mak] gçl. f i [ - r ] [-l(ı) -yor] 1. Misafire itibar edip ikramda bulunmak; eğlendir­ mek; ikram etmek; izaz etmek; kabul etmek; konuk etmek; konuklamak; misafir etmek; ululamak. 2. Saygı göstermek, ağırlanm a, [ağır-la-n-ma] is. 1. Ağırlanmak işi. 2. Kendisine ikram edilme, ağırlanm ak, [ağır-la-n-mak] edil, f i [-ır] 1. Ağırla­ mak işi uygulanmak. 2. Misafir olduğu yerde saygı ve itibar görmek; kendisine ikramda bulunulmak, ağırlaşm a, [ağır-la-ş-ma] is. Ağırlaşmak işi; ağır du­ ruma gelme. ağırlaşm ak, [ağır-la-ş-mak] d ö n ş l.f. [-ır ] 1. Ağırlığı artmak. 2. m ec. Hızı ve temposu yavaşlamak. 3. İşler baş edilemez hâle gelmek. 4. (Hasta için) du­ rumu kötüleşmek. 5. (Hamile kadın için) doğumu yaklaşmak. 6. Hareketlerinde dikkatli ve ölçülü

AĞI

ü T Ü M llC tS O M .
ağırsak2, -ğı [ağırşak > ağırsak] {ağız} is. Koyunlarm doğurmaya yakm şişen memesi. [DS] ağırsam a, [ağır-sa-ma] is. Ağırsamak işi. ağırsam ak, [ağır-sa-mak] gçsz. f . [ - r ] [-s(ı) -y o r] 1. Birine istemediğini belli edecek şekilde soğuk dav­ ranmak. 2. Yavaş davranmak; savsaklamak. 3. Kendi görevi olmadığını düşünmek; yüksünmek. 4. {ağız} (Yiyecek için) kokmaya, bozulmaya yüz tutmak. [DS] ağırsm m ak, [ağır-sı-n-mak] {ağız} dönşl. f. [-ır ] 1. Bir işi ağır bulmak; ağır saymak. 2. Yüksünmek; angarya saymak. 3. Hakaret saymak; ağırına git­ mek; alınmak. [DS] ağırşak, -ğı [e l ağır-çak > ağır-şalc] is. 1. Her türlü yassı ve değirmi nesne. 2. Değirmen, kirman, kağ­ nı, çadır gibi alet ve düzeneklere ağırlık merkezini aşağı indirmek amacıyla takılan ortası delik ağırlık diskleri. 3. Meme ucunu çevreleyen koyu renkli dairesel kısım. 4. Çıbanın etrafında beliren yuvar­ lak sertlik. 5. Çadır direğinin tepesine konulan de­ ğirmi başlık. 6. Diz kapağı kemiği. 7. Emzik ile şişe arasına konulan plastik yuvarlak. S ağırşak taşı, S a a tlerd e ba lan s üstündeki m aşay la bağ lan tı­ yı sa ğ la y a n itm e tırnağı. ağırşaklanm a, [ağırşak-la-n-ma] is. Ağırşaklanmak işi. ağırşaklanm ak, [ağırşak-la-n-mak] dönşl. f. [-ır ] 1. Ağırşaklı hâle gelmek, ağırşak takılmak. 2. Çıbanın etrafında yuvarlak bir sertlik olmak. 3. (Ergenlik dönemine giren kız çocukları için) göğüsleri büyü­ meye başlamak, ağış, [ağ-ış] is. Ağma, yukarılara çıkma işi ve biçimi, ağıştırm ak, [an-mak > an-ış-tır-mak > ağış-tır-mak] {ağız} gçl. f. [-ır ] 1. Üstü kapalı anlatmak; ima et­ mek. 2. Dolayısıyla duyurmak. [DS] ağıt1, -dı [ağ-mak (ağlam ak) > ağ-ıt] is. 1. Ölünün ardında onun iyiliklerini sayan övgülü şiir; ağlama; deme; mersiye; sağu. 2. Toplum üzerinde büyük etkisi olan felaketler için yazılmış şiir. 3. gnşl. A ğ­ layıp sızlama; dövünerek feryat etme. 4. Gelin gi­ den kızm ardından ağlaşarak söylenen şiir. 5. Be­ beğin yüksek sesle ve uzun uzun ağlaması. 0 ağıt etmek, {ağız} B ir ölüm dolay ısıy la sü rekli ağlam ak. [D S]|| ağıt koparm ak, B ir ölüm d olay ısıy la sü rekli ağlamak.\\ ağıt tutm ak, Ölünün ardından m akam la övücü sö z le r söylemek.\\ ağıt töreni, İ r a n ’d a Hz. P eygam berin torunları H aşan ve H ü sey in ’in katli y ıl dönüm lerin de düzenlenen dövünm e tören leri. | | ağıt yakm ak, B ir ölüm veya a cık lı o la y için şiir söylemek.\\ ağıt yitirm ek, {ağız} A cıklı bir olayı a ğ la y a a ğ la y a anm ak. [DS] ağıt2, [an > ağ-ıt] {ağız} is. İki tarlayı birbirinden ayı­ ran set; an. [DS] ağıt’, [ang-ut] {ağız} is. zool. Bir tür ördek; angıt. [DS]

davranır olmaya başlamak. 7. (Hava, ortam vb. için) sıkıcı ve bunaltıcı hâle gelmek. 8. İçi karar­ mak, karamsarlaşmak. 9. (Yiyecek için) bozulmaya yüz tutmak. 10. (İnsan organları için) görevini ya­ pamaz hâle gelmek, ağırlaştırma, [ağır-la-ş-tır-ma] is. Ağır hâle getirme eylemi. ağırlaştırmak, [ağır-la-ş-tır-mak] gçl. f . [ -ır ] 1. Ağır hâle getirmek; ağırlaşmasına sebep olmak. 2. m ec. Yavaşlatmak; hızını azaltmak, ağırlatma, [ağır-la-t-ma] is. Ağırlatmak işi. ağırlatmak, [ağır-la-t-mak] gçl. f [-ır ] Ağırlanması­ nı sağlamak. ağırlayış, [ağır-la-y-ış] is. Ağırlamak işi ve biçimi, ağırlık, -ğı [ağır-lık] is. 1. Yerçekiminin bir cisim üzerindeki etkisi. 2. Ağır olma hâli; sıklet. 3. Kıy­ metli olma hâli. 4. Saygıya değer oluş; vakar; hür­ met. 5. Sıkıntılı ve bunaltıcı durum. 6. Organlarda­ ki uyuşukluk, hâlsizlik veya ağrı gibi hâller. 7. Toplum içinde etkisinin fazla olması durumu. 8. as. Sefere çıkan ordunun donatımı için gerekli olan cephane, yiyecek, giyecek vb. malzemelerin tümü. 9. Ağırbaşlı olma hâli; vakar. 10. Oğlan tarafının gelin olacak kıza çeyiz hazırlığı için verdiği para. 11. Yük; sorumluluk; külfet. 12. Önem. 13. Yavaş davranma hâli; betaet. 14. {eAT} İkram; atiyye; he­ diye. 15. {ağız} Bütün ev eşyası. [DS] 16. {ağız} Yaylaya çıkarılan eşyanın tümü. [DS] S ağırlığın­ ca altın etmek, Kusursuz ve d eğ erli olm ak. | ağır­ | lığını koymak, İsteğin i e ld e etm ek için, d ilediğ i k ararı a ld ıra b ilm e k için yetkisin i v e nüfuzunu kul­ lanm ak^ ağırlık basm ak, U ykuda k âb u s görmek.\\ ağırlık bitirmek, {ağız} D üğünden ö n ce kız ve o ğ ­ lan tarafı b ir a ra y a g e le r e k y a p ıla c a k işleri g ö rü ş­ m ek, k a r a r a bağ lam ak. [D S]|| ağırlık çökmek, Ü zerine b ir uyuşukluk, bir h âlsizlik g elm ek, uykusu g elm ek. | ağırlık kazanm ak, Önem bakım ından ilk | sıra la r a geçmek.\\ ağırlık merkezi, 1. fız . B ir cis­ min biitün n oktaların a etki eden y e r çekim i kuvve­ tinin bileşkesinin uygulam a noktası. 2. Ü zerinde durulan konunun en ön em li noktası, özü; a n a fikri.\\ ağırlık olmak, Yiik olm ak. | ağırlık verm ek, Bütün | dikkatini ve g ayretin i yoğunlaştırm ak. ağırlıklı, [ağır-lık-lı] is. 1. Önemi olan. 2. Yoğunlaş­ tırılmış. « F e n ağ ırlıklı p ro g ra m uygulanıyor.» ağırm ak, \eT. âkır-mak [T.Tekin] > ağır-mak] {eAT} gçsz. f. [ -ır ] (Hayvan için) bağırmak; böğürmek; anırmak. ağırra, [Ar. ğarîr > ağırrâ I >1] (.a g ır ra :) {OsT} is. De­ neyimsizler; tecrübesizler; acemiler, ağırrak , -ğı [ağır-rak] {ağız} sf. Az ağır; ağır sayıla­ bilecek; ağırca. [DS] ağırsak 1 -ğı [ağır-sa-k] {ağız} sf. 1. Ağır davranan; , yavaş giden. 2. Topal koyunlardan ibaret sürü. [DS]

..........

.139

AĞI

ağıtçı, [ağıt-çı] is. 1. Ölen kişinin ardından ağıt ya­ kan ve bu yolda para kazanan kimse; ağlayıcı; yas­ çı; sağucu. 2. {ağız} Gelin giden kızın ardından me­ ziyetlerini sayıp dökerek ağıt yakan ve orada bulu­ nanları ağlatan kimse. [DS] ağıtlama, [ağıt-la-ma] is. Ölen bir kimseyi anmak için düzenlenen törenlerde yapılan övücü sözler ve ölen hakkında yazılan yazılar, ağıtlamak, [aıî-ıt-la-mak] [ağız} g ç l .f . [ - r ] [-l(ı)-y o r] El kol ve vücut hareketleri ile karşısındakini sakın­ dırmak. [DS] ağıtm ak1, [ağ-ıt-mak] {ağız} gçsz. f . [- ir ] Ölen kişi­ nin iyiliklerini sayıp dökmek. [DS] ağıtmak2, [an-ıt-mak] {ağız} gçsz. f. [-ir ] Hiç görme­ diği ve bilmediği bir çevrede şaşkınlıktan ve yol bilmezlikten dolayı kendinden geçmiş gibi çevreye bakınmak; hayranlıkla seyretmek. [DS] ağıye, [Ar. ağıye ^ T ] (a:g ıy e) { OsT} is. İçine su bi­ riken çukur; gölcük. ağız1, -ğzı [eT. ağ-ız / ağ-z > ağız] is. 1. Vücudun baş kısmının ön alt tarafında bulunan sindirim sistemi­ nin başlangıcı, tat alma, nefes alıp verme ve ko­ nuşma gibi fonksiyonları yerine getiren organ. 2. gnşl. Dudaklarla beraber ağzın dış sınırı. 3. İçine bir şey konup çıkarılan nesnelerin giriş kısmı; açık­ lık. «K üfenin a ğ z ı.» 4. Nehirlerin denizlere dökül­ dükleri yer. 5. Yolların birleştiği yer. 6. Kesici alet­ lerin keskin tarafı. « B ıça ğ ın a ğ z ı.» 7. Başlangıç kısmı. «V adinin a ğ z ı.» 8. Kenar; kıyı. 9. Defa; ke­ re; kez; parti. 10. Boş ve ciddi olmayan sözler. 11. Konuşma biçimi, bir meslek mensubunun ifadesi. « B ırak bu p o litik a c ı a ğ ız la rın ı.» 12. dbl. Bir dilin farklı bölgelerde değişik söyleyişlere dayanan he­ nüz yazı diline geçmemiş konuşma biçimlerinden her biri. «Aydın ağzı. K astam on u ağzı. Erzurum a ğ z ı.» 13. İnşaatlarda kesik koni biçimindeki boş­ luklar. 14. j e o l. Bir volkanın krateri. 15. {ağız} Or­ mandan açılmış boz tarla. [DS] 16. {ağız} Bir hav­ zaya bakan dağ yamaçları; aklan. [DS] 17. {ağız} Ekin biçerken orakçı ya da tırpancının biçmeye ilk başladığı yer. [DS] 18. {ağız} Birkaç tarlanın bir arada bulunduğu tarım bölgesi. [DS] 19. {ağız} U ç; kenar; kıyı. [DS] 20. {ağız} Budanan bağ çubuğunun göze kadar kuruyan kısmı. [DS] 21. {ağız} miiz. Mu­ siki makamı; ezgi. [DS] S ağız ağza, H iç b o ş y e r k alm ay a cak k a d a r dolu olm ak. | ağız açıklığı, dbl. | Sesleri çıka rırk en a lt ve üst çen en in birbirinden ayrılm a durum u; s e s yolunun a ç ık lık d erecesi. | | ağız açkısı, B alıkçıların o lta iğ n elerim çıka rırk en balıkların ağzını a çm a kta ku llan dıkları y a y lı tel. | | ağız ağrısı, tıp. Ç o cu k la rd a g ö rü len ağız yaraları.\\ ağız ağza verm ek, 1. B irbirin e y a kın durup gizli gizli konuşm ak. 2. {ağız} Ç en e yarıştırm ak. [D S]|| ağız alışkanlığı, Ç o k söylem ekten vey a b a ş k a p s i­ kolojik etk iler altın da bellen m iş b ir sözü, düşünce

m ahsulü olm aksızın y er li y ersiz tek ra r etm e duru­ m u; d il pelesen gi.]] ağız aram ak, Tuzak so ru la rla birinin niyetini, sırrını ö ğ r e n e c e k şe k ild e kon u ş­ m ak,| ağza tat, boğaza feryat, Y iyeceklerin a z lı­ | ğı]] ağız atm ak, Övünmek]] ağız avlam ak, {ağız} Birinin b ir kon u da n e düşündüğünü öğren m ek; ağız aram ak. [D S]|| ağız ayırm ak, {ağız} A ptal a p ­ tal bakm ak. [D S]|| ağız bağı, {ağız} 1. Ç uval ağzını b a ğ lam ak ta kullanılan ip vey a sicim . 2. H arm an ­ d a ki öküzlerin sa p y em elerin i ö n lem ek için a ğ ız la ­ rın a b a ğ lan an ip. 3. G ü reşlerd e dev elerin a ğ ız la rı­ nı ba ğ lam ak ta kullanılan ip. 4. Yalancı şa h id e v eri­ len ücret, rüşvet. 5. İstenilen b ir kızın verilm esin e k arşı çıkan y a kın la rın a e r k e k ta rafın ca verilen h e ­ diye. [D S]|| ağız birliği etmek, A n laşarak, o rta k la ­ ş a davranm ak]] ağız bozukluğu, H ak aret etm e, küfür etm e, ayıp say ılan sö z le ri söy lem ey i a lışk a n ­ lık edinm iş o lm a hâli]] ağız burun birbirine ka­ rışm ak, Yüzünde yorgun lu k v e ö fk e izleri bulun­ m ak]] ağız dabıştısı, {ağız} K on u şm a biçim i; a n la ­ tım tarzı. [D S]|| ağızda dağılmak, (Y iyecek m a d d e­ si için) ç o k taze ve yu m u şak olm ak. | ağız dadı, | {ağız} B ıkkın lık; usanç. [D S]|| ağız dağıtmak, {ağız} A ğzına g elen i sö y lem ek ; kü fretm ek; a ğ ız bozm ak. [D S]|| ağız dalaşı, K arşılıklı atışm a; sözlü k a v g a ; k ırıcı sö z le rle y a p ıla n kavga]] ağızdan ağza, Sözlü o la ra k, h erk es birb irin e s ö y ley er ek yayılm ak]] ağızdan ağza düşmek, {ağız} H erk es tarafından duyulm ak; d ile düşm ek. [D S]|| ağızdan dolma, (Tü­ fe k , top vb. sila h için) baru t v e saçm an ın namlunun ağzından sıra y la y erleştirild iğ i ve sıkıştırıldığı tür­ den olan. | ağızdan gububuk akm ak, {ağız} Ç ok | çirkin, iğ ren ç sö z le r söylem ek. [D S]|| ağızdan kapm a, D in ley erek bilg i edinm e]] ağız davıştısı, {ağız} K on u şm a biçim i; anlatım tarzı. [D S]|| ağız değişikliği, Uzun sü red ir y en ilen y em ek lerd e bir d eğ işik lik yap m a]] ağız değiştirmek, Yerine ve zam an ın a g ö r e söy led iklerin i değiştirm ek, y a la n söylem ek. | ağız dil verm em ek, A ğır h a stalık d o la ­ | y ısıy la kon uşam am ak]] ağız dolusu, A ğızdan ç ık a ­ b ile c e k kadar, ağzın a la b ild iğ i kad ar]] ağız eğmek, {ağız} B ir kişinin sözlerin i a la y lı biçim d e söylem ek. [D S]|| ağız ellemek, {ağız} Birinin b ir kon u da ne düşündüğünü öğ ren m ek; ağ ız aram ak. [D S]|| ağız eskitmek, B o ş y e r e aynı şe y le ri tek ra r ed ip du r­ mak.]] ağız etmek, {ağız} G e rçe ğ i sö y lem em ek ; iç­ ten konuşm am ak. [D S]|| ağız gevelemek, {ağız} S ö­ zü c e s a r e t g ö sterip d e tam o la r a k söyleyem em ek. [D S]|| ağız gevşekliği, Sır tutam am ak, b o şb o ğ a z ­ lık]] ağız kâhyası, B aşkasın ın kon u şm asın a karışıp onu istediğ i g ib i kon uşm aya yön len dirm eye ç a lı­ şan]] ağız kalabalığı, K an d ırm ak için birbirin i tutmaz ve ça b u k ç a b u k söylen en sözler]] ağız ka­ labalığına getirmek, Ç abu k ç a b u k k o n u şa ra k b iri­ ni kan dırm aya y elten m ek]] ağız karası, K on u şm ak su retiyle y a p ıla n bozgunculuk, fitn e]] ağız kavafı,

AĞI

O l M I Ü f C t M .4 0
A ğız boşlu ğ u n da m eydan a g elen ünlüler: lal, lel, lıl, lil, lol, löl, lul, lül.| ağız yoklam ak, 1. Söylen­ | m esi g er ek en şey leri s ö y letec e k şe k ild e konuşm ak. 2. {ağız} D üşü nce y o k la m a k ; ağız aram ak. [D S]|| ağız yorm ak, B o ş y e r e konuşm ak. | ağza alınma­ | dık, Ç o k ağır, çirkin. | ağza alınm am ak, B a h si | geçm em ek, sö z edilm em ek]\ ağza alınmaz, Söy­ lenm esi ayıp, ç o k k a b a v e çirkin söz, küfür.\\ ağza almak, Anmak, sözünü etm ek. | ağza almam ak, | B ahsetm em ek, sözünü etm em ek. | ağza düşmek, | H erk es tarafın dan h a k k ın d a konuşulur o lm a k; d e ­ dikodusu yapılmak.\\ ağza ip ölçmek, {ağız} Birinin b ir kon u da n e düşündüğünü öğ ren m ek; ağız a r a ­ m ak. [D S]|| ağza kom ak, {ağız} Yemek. [D S]|| ağzı açık, 1. S a f; şa şk ın ; b u d a la ; a v an ak ; aptal. 2. B o ş­ b o ğ a z ; g ev e z e ; s ır tutnıaz. 3. K a p ak sız du var d o la ­ bı. 3. {ağız} H ırsız. [DS] 4. {ağız} K erpeten . [D S]|| ağzı açık ayran delisi, G ördüğü h er şey i şaşkın lık­ la sey red en ; a lık la şa n .| ağzı açık kalmak, Şaşkın­ | lıktan a p ta la d ön m ek; h a y r e t etmek.\\ ağzı aya, gözü çaya bakm ak, Yapılan işte elem a n ları dü­ zensiz y erleştirm ek ; r a s g e le yapm ak. | ağzı ayrıl­ | mak, {ağız} B ir şey i hayran hayran d in lem ek veya seyretm ek. [D S]|| ağzı bir, B ir k on u d a aynı şey i sö y lem ek için an laşm ış o la n kim selerin ifa d e birli­ ğ i.| ağzı bir karış açık kalmak, Şaşkınlıktan d o ­ | nup kalm ak. | ağzı boşuna, {ağız} B o ş y e r e ; fa y d a ­ | sız ; boşu boşuna. [D S]|| ağzı bozuk, Küfürbaz, s ö ­ vüp saym ayı a lışk a n lık edilm iş]] ağzı bozulmak, K a b a ve küfürlü kon u şm aya başlamak.\\ ağzı b ur­ nu yerinde, Yakışıklı, g ü zel.| ağzı büyük, K endini | ç o k m etheden, a şırı övünen. ||ağzı çiriş çanağına dönmek, Ağzı kuruyup acılaşmak.\\ ağzı dili bağ­ lanmak, K orku, h ey ecan ve üzüntü g ib i çeşitli etki­ le r altın d a k a la r a k kon u şam az olm ak]] ağzı dili kurum ak, U sanıncaya k a d a r b ir şey i tek ra rla ­ m ak.| ağzı dolu, {ağız} K a b a kon u şan ; sövm eyi huy | edinm iş. [D S]|| ağzı esenli, {ağız} Ağzından d u a e k ­ s ik olm ay an ; tatlı dilli kim se. [D S]|| ağzı eğri, Uğursuz]] ağzı gevşek, Sır sa k la m a z ; geveze. | ağzı | güzel, {ağız} K ib a r kon u şan ; terbiy eli konuşan. [D S]|| ağzı havada, Olup biten den habersiz]] ağzı k ara, I. {ağız} F itn eci; a r a bozu cu ; ded ikod u cu ; kovcu. 2. K ötü h a b e r le r veren ; bö y le h a b er le ri ulaştırm aktan zev k alan. 3. K a v g a cı; dövüşken. 4. Yalancı. 5. iftiracı. 6. E vlen m e ça ğ ın d a o lu p d a ev len em em iş kim se. 7. Toy; henüz olgunlaşm am ış. 8. Yabancı. 9. T arikat dışın da o la n kim se. 10. S o f­ ta; m utaassıp. 11. T oprağın yüzün deki ç a tla k la rd a biriken su. [D S]|| ağzı k ara olmak, {ağız} S özle b o ­ zu lm ak; susturulm ak; utandırılm ak. [D S]|| ağzı ke­ netli, S ır sa k la m a sın ı bilen ]] ağzı keşli, {ağız} 1. Yerli y ersiz kon u şan ; tatsız sö z le r sö y ley en ; can sık ıcı s ö z le r eden. 2. B oşb o ğ a z . 3. B ecerik siz ; bu­ d ala. 4. K onuşurken ağzının iki y an ın a tükürük top­ lan an kim se. [D S]|| ağzı kilitlenmek, {ağız} Söz

{ağız} G ev eze; ça lçen e. [D S]|| ağız kabağı, {ağız} Testiye su k oy m ak için huni y erin e kullanılan su k a b a ğ ı p a r ç a s ı. [D S]|| ağız kavalı, B irin i k an d ır­ m ak için ç o k kon u şan . \\ ağız kavgası, S a d e c e sö z ­ lerle y a p ıla n kavga. | ağız kirası, {ağız} R am azan da | y e m e k veren kim senin, d a v etlilere y em ek son u n da v erdiğ i p a r a ; diş kirası. [D S]|| ağız kokusu, 1. B i­ rinin çekilm ez, sıkıntı veren sö z leri ve istekleri. 2. {ağız} K üfü r; iğren ç ve kötü söz. [D S]|| ağız kul­ lanmak, T a r a f tu tacak biçim d e veya ç ık a r s a ğ la ­ y a c a k şe k ild e g e r ç e ğ i sa p tıra ra k konuşm ak. | ağız | kuruluğu, tıp. Ç oğu nlukla y a şlıla rd a ve p sik o p a t­ la r d a gö rü len tükürük salgısın ın azlığı. | ağızlan | uymak, F a rk lı kişilerin aynı o la y h akk ın d a sö y le­ d ik leri birbirin i tutmak, d estek lem ek,| ağız m arjı, | m atb. K itap la rd a d ış k en a r boşluğu. | ağız nişanı, | S ö z le y a p ıla n nişan ; sö z kesme.\\ ağız öğretm ek, {ağız} Öğüt verm ek; a k ıl verm ek. [D S]|| ağız ökünm ek, {ağız} B ir kişinin söz lerin i a la y lı b içim d e sö y ­ lem ek. [D S]|| ağız persengi (pelesengi), Zaman z am an y ersiz o la r a k tekrarlan an söz. | ağız salla­ | m ak, B o ş a zam an h a rca m a k ; oyalan m ak. | ağız | satm ak, Övünmek, yüksekten atm ak. | ağız suyu, | S alya, tükürük.\\ ağız şakası, S özle takılm a.| ağız | tadı, 1. D irlik düzen lik için d e y a şa m a k ; ra h a t; hu­ zu r; afiyet, sa ğ lık ; şenlik. 2. {ağız} fo lk . N işan ve dü ğü n lerde oğlan tarafının kız evin e g ö n d erd iğ i tatlı, ş e k e r ve çer ez cinsi hediyeler. [DS] 3. B a y ­ ram larda, nişanlının o ğ la n tarafın a g ö n d erd iğ i hediyeler. 4. Ölüm günü, ölü evin e g elen k ad ın la ra verilen helva, ekm ek, ş e rb et vb. şeyler. 5. {ağız} f o lk . G öz aydına, teb rike g e le n le r e tutulan şeker. [DS] 6. {ağız} En ç o k sev ilen ve y en m esi için en s o ­ n a bırakılan yem ek. [D S]|| ağız tadı ile satmak, {ağız} Uygun fiy a tla satm ak. [D S]|| ağız tadı ver­ mek, {ağız} İyi b ir şey v aat etm ek. [D S]|| ağız tadıy­ la, Huzur ve güvenlik içinde.\\ ağız tam burası çalm ak, 1. S özle o y alam a y a ça lışm a k; b o şb o ğ a z lık etm ek. 2. Soğuktan çen esi b irb irin e v u racak şek ild e titrem ek.| ağız tatlılığı, {ağız} N işan töreninden | so n r a o ğ la n tarafın dan ça ğ rılıla r a içirilen şerb et y a d a ş e k e r li kahve. [D S]|| ağız tütünü, A ğızda çiğ ­ n em ek için üretilm iş tütün. | ağız vermek, {ağız} 1. | Öğüt verm ek; a k ıl verm ek; kışkırtm ak. 2. Söz ver­ m ek ; v aatte bulunmak. 3. B üyüğe karşı g elm ek ; k a r şılık verm ek. 4. Sır verm ek; a ç ığ a vurmak. 5. B itkilerin kökün e to p rak doldurm ak. 6. K es ic i a le ­ tin ağzın a yen iden ç elik koydu rtm ak; çelikletm ek ; ağızlatm ak. [D S]|| ağız yanşam ak, {ağız} B ir kişi­ nin sözlerin i alaylı biçim d e söylem ek. [D S]|| ağız yapm ak, 1. K arşısın d akin i kan d ırm ak için düşün­ dü klerin den fa r k lı konuşm ak. 2. (K öye şeh ird en d ö ­ nen kişi için) düzgün d ille konuşm ak]] ağız yarı, A ğız suyu; tükürük.\\ Ağız yer, yüz utanır. Rüşvet a la n kişi m uhatabının ricasın ı ken din e a ğ ır d a g e l­ s e y erin e g etirm ek zorundadır]] ağız ünlüsü, dbl.

ö I ü M I İ I t l M .1 4 1

AĞ I

söyleyem em ek. [D S]|| ağzı kilitli, 1. Sır saklam asın ı bilen. 2. {ağız} Alt ve üst du dağ ı beyazlı at. [D S]|| ağzı köy çeşmesi, Ç o k konuşm ayı sev en ; küfürlü ve çirkin s ö z le r ed en .| ağzı kulağına yakın, {ağız} | U yanık; a klı b a şın d a ; an lay ışh [D S].|| ağzı kulakla­ rına varm ak, Ç o k sevinm ek, sev in ci d av ran ışla­ rından b e lli olm ak. j ağzı liman, {ağız} A ğzına k a ­ | d a r dolu. [D S]|| ağzım kurusun, S öylediklerin den ç o k p işm an olm anın ifad esi. | (birinin adım) ağzına | abdestle alm ak, B irin den say g ı ile bahsetmek.\\ ağzına bakakalm ak, K on u şan birin i hay ran lıkla dinlem ek. | (birinin) ağzına bakm ak, 1. K a rşısın ­ | dakinin sö y ley ece ğ i sözü m era k la beklem ek. 2. B i­ rinin direktiflerin e g ö r e h a rek et etm ek .| ağzına | baktırm ak, K en disin i z ev k ve h ey e ca n la dinlet­ m ek; etkili ve g ü zel konuşmak.]] ağzına bir p a r­ mak bal çalm ak, H oşu n a g id e c e k v a atlerle kan dı­ rıp oyalam ak. | ağzına bir şey koymamış olmak, | Ç ok a ç o lm a k ; h içb ir şe y y em em iş olmak.]] ağzına bir zeytin verip ardına tulum koymak, Verdiği az bir şe y e k a r şılık büyük b ir ç ık a r b e k lem ek ; az verip ç o k ummak.]] ağzına bir zeytin verip altına tulum tutm ak, Verdiği az b ir şe y e k a rşılık büyiik bir ç ık a r b e k lem ek ; a z verip ç o k ummak.]] ağzına deve tepmek, {ağız} B ir tartışm ada g er ek en k a r şı­ lığı verem em ek ; susm ak. [DS]|j (bir şey) ağzına düşmek, {ağız} H ad d in e dü şm ek; y a p ab ilm ek . [DS] | ağzına etmek, B ir kim seye karşı k a b a ve saygısız | davranmak.]] ağzına geldiği gibi, Sözün kim lere d oku nacağını veya n eye m al o la ca ğ ın ı düşünm e­ den; düşünüp taşınmadan.]] ağzına geleni söyle­ mek, D üşünm eden konuşmak.]] ağzına gem vur­ mak, Susturmak, konuşm asını en gellem ek. | ağzına | göre olmak, B a ş ed e b ilec ek , b a ş a r a b ile c e k du­ rum da olmak.]] ağzına k adar, İy ic e d olu ; tıka b a ­ sa.]] ağzına kemik atm ak, R üşvete alışm ış kişiye az bir şey v er ere k b ir m üddet oyalan m asın ı s a ğ la ­ mak.]] ağzına kilit vurm ak, K on u şm am ak; sır v er­ memek.]] ağzına kira istemek, S öylen m esi istenen şeyi söy lem ek te n azlan m ak; kendini a ğ ıra satm ak. | | ağzına layık, Z evk ve d a m a k tadın a uygun lezzette bir yiyecek. | ağzına öykünmek, Birinin kon uş­ | m alarını a la y lı b içim d e tekrarlam ak.]] Ağzına sağ­ lık! “Ç o k g ü zel söyledin. ” an lam ın da beğ en m e s ö ­ zü.]] ağzına sakız olm ak, S öylem ekten v e d ed ik o ­ dusunu yapm aktan vazgeçm em ek.]] ağzına sürm e­ mek, H iç yem em ek, tadın a b ile bakm am ak]] ağzı­ na taş almak, Söylem eyip s a b ır la su sm ak.| ağzına | tat bulaşmak, Ö nceden y a p tığ ı b ir işten kazan çlı çıkm ak ve aynı işi y a p m a y ı sürdürmek.]] ağzına tükürmek, Küfretm ek, sövmek.]] ağzına verilme­ sini beklemek, H az ıra k on m ak istem ek; h azırlık sırasın da em ek v erm eden y a ra rlan m a y ı ummak.]] ağzına vur lokmasını al, (K işi için) ç o k uysal ve sessiz; â ciz .| ağzına yakışm am ak, K on u şan kim ­ | senin toplum için deki y erin e g ö re, itibarın a uygun

d ü ş ec e k şe k ild e konuşm adığını belirtmek.]] ağzına yüzüne bulaştırm ak, B ecerik siz lik gösterm ek.]] ağzında bakla ıslanmam ak, S ır saklayamamak.\] ağzında büyümek, S evm ediği için v ey a b a ş k a olum suz se b ep lerd en dolayı b ir y iy ec e ğ i ağzın da çiğ n em ek f a k a t yutam am ak.]] ağzında gevelemek, B ir şe y le r an latm aya çalışm ak, f a k a t b ir türlü a s ıl konuyu söy ley em em ek .| (birinin) ağzından, 1. | Duyduğu kim senin ifad esin e g ö r e konuşm ak. 2. B ir başkasın ın adına.]] ağzından baklayı çıkarm ak, S abırsızlık ed ip g izled iğ i şey i söylem ek. | ağzından | bal akm ak, Ç o k h o ş kon u şm ak; dinleyenlerin s ı­ kılm adan zev k le d in ley eb ileceğ i üslûpta kon u ş­ mak.]] ağzından burnundan getirmek, Yaptığına pişm an etm ek; ç o k d a h a p a h a lıy a ödetm ek. | ağ­ | zından çıkanı kulağı duymamak, Tartm adan, düşünm eden kon u şm ak; h a k a ret etmek.]] ağzından çıt çıkm am ak, H içb ir şey söylem em ek, kon uşm a­ mak.]] ağzından dökülmek, 1. S ö y lem ek istem ediği şeylerin kon uşm alarından anlaşılm ası. 2. D üşün­ düklerin i doğru dürüst ifa d e edem em ek. | ağzından | düşürmemek, Sık sık tek ra r etm ek.| ağzından gi­ | rip burnundan çıkmak, İk n a etm ek, razı etm ek için ç o k d il dökmek.]] ağzından kaçırm ak, S ö y le­ m ek istem ediği h â ld e b o ş bu lu n arak sö y ley iv er­ mek.]] ağzından konuşmak, B irin i taklit e d e r e k veya onun ad ın a konuşmak.]] ağzından laf alm ak, İlg isi olm ayan şe y le r konuşurken a sıl ö ğ ren ilm ek istenen şey i söyletiverm ek. | ağzından la f kapm ak, | Birinin söy led iklerin d en u stalıkla y a ra rla n ıp g iz le ­ diği şey i ö ğren m ek.| ağzından lafın dirhemle | çıkması, K onuşm ası için büyük g a y ret edilm esin e rağ m en ç o k nazlı kon u şm ak; z o r la konuşturmak.]] ağzından lokmasını almak, H akkım elinden a l­ m ak, g a sp etmek.]] ağzından yel alsın, Kötü bir ihtim alden ba h sed ild iğ i zam an "Olayın vuku bu l­ m am ası ve s a d e c e sö z d e k a lm a sı" dileğ in d e bu ­ lunmak.]] Ağzında torba mı v a r? N için konuşm u­ yorsun?]] ağzında tükürüğü kurum ak, U sanıncay a k a d a r tek ra r e d e r e k söy lem iş olmak.]] Ağzın fal ola! fağızf G e le c e ğ e ilişkin o la r a k söylen en b ir d i­ leğin y a d a sözün doğru çıkm ası için söylen en b ir tem enni sözü. [D S]|| Ağzını açacağına, gözünü aç! Uyanık bulunm ayı em retm ek için söylenir. | ağzını | açıp gözünü yum m ak, Ö fkeden söylediklerin in sonunu düşünm eden konuşm ak, b a ğ ır m a k | ağzını | açm ak, 1. K onuşm aya b aşlam ak. 2. A zarlam ak. 3. F ırsa tı değerlen direm em ek, a p ta l a p tal seyretm ek. | | ağzını açm am ak, K onuşm am ak, tek k elim e s ö y le ­ m em ek, susm ak. | (birine) ağzını açtırm ak, i. G iz­ | lediğ i şey leri söyletm ek. 2. Birinin h o şa g itm ey ecek şe y le r söy lem esin e s e b e p olm ak. | ağzını açtırm a­ | mak, B irinin kon uşm asına h iç fır s a t vermemek.]] (birinin) ağzını bağlatm ak, {ağız} Büyületm ek. [D S]|| ağzını bıçak açm am ak, Üzüntüden ve en d i­ şed en k o n u şa ca k durumu o lm a m a k; kon u şam a-

AĞI

Ö I Ü M

IÜ M

M

.:

m a k .| ağzını bozmak, I. K a b a ve çirkin sö z le r söy­ | lem ek. 2. {ağız}] H e r şey i a ç ığ a vurmak. [DS 3. (At için) g em in e ald ırış etm eden d iled iğ i y e r e gitm ek. 4. {ağızj Tatlının üzerine ek şi bir şey yem ek. [D S]|| ağzını çarşam ba pazarına çevirm ek, D öv erek ağzım , yiizünii y a ra la m a k . | ağzını dilini bağla­ | mak, K on u şam ayacak, cev a p v erem ey ecek durum a getirm ek. | ağzını gegelemek, {ağız} 1. Birinin söy­ | lediklerin i alaylı b içim d e tekrarlam ak. 2. K e k e le ­ mek. [D S]|| ağzını geveletmek, {ağız} L a f k arıştır­ m ak; sözü g evelem ek. [D S]|| ağzını h ayra açm ak, K ötü sö z le r sö y lem ey e ba şla y an birin e iyi sö z ler sö y lem esi için ikazd a bulunmak.\\ ağzını ıslatmak, İç k i içm ek.| ağzını kapam ak, 1. (Konuşan ken disi | için) susm ak. 2. (K arşı t a r a f için) susturm ak. 3. Rüşvet v er ere k susm asını sağ lam ak. [ ağzını kiraya | vermek, K on u şm a ortam ın da suskun du rm ak; ıs­ r a r edildiğ i h â ld e b ir türlü kon uşm am akta diren ­ m ek .| ağzını koklamak, Yalvarm ak, m innet et| m ek.| (birinin) ağzını kullanmak, B aşka sın a ait | fik ir le r i kendisininm iş g ib i sö y lem ek .| ağzının aşı | olmamak, Sözü ed ilen kişiyi küçü k görmek.\\ ağzı­ nın içine bakm ak, Birinin konuşm asını dikkatle dinlemek.\\ ağzının içine baktırm ak, E tkili ve gü­ z e l kon uşm ak; kon u şm ası se v iler ek dinlenmek.\\ ağzının içine girmek, Ç o k y a k la şm a k ; y a kın dur­ m ak^ ağzının kalayını verm ek, argo. H a k ettiği cev a b ı verm ek; ölçü lü davran m aya m ecb u r etm ek. | | ağzının kaşığı olm amak, 1. Sözünü b ile ed em ey e­ c e ğ i k a d a r d eğ erli nesn e olm ak. 2. B ec er em ey e c eğ i nitelikte b ir iy.|| ağzının kaytanını çekmek, argo. 1. Kötü sö z le r söylem eyi kesm ek. 2. G evezeliğ i bı­ ra k m a k .| ağzının kokusunu dinlemek, Birinin | dayan ılm az davran ışların a katlan m ak,| ağzının | mührüyle, Oruçlu olarak. | ağzının payını almak, | H a k ettiği cev a b ı alm ış olm ak. | ağzının payını | verm ek, B irin e h a k ettiği cev a b ı vermek.\\ ağzının perhizi yok, A ğzına g elen i sö y ler; sö y ley ece k ler i­ nin seçim in i y ap m az.| ağzının suyu akm ak, Ç ok | im renm ek, şid d etle arzu etm ek. | ağzının suyunu | akıtmak, Ç ok imrendirmek.\\ ağzının tadı bozul­ mak, R ahat, huzur ve düzeni k alm am ak .| ağzının | tadını alm ak, K ötü bir deneyim y a ş a m a k \ ağzının | tadını bilmek, H er şeyin iyisini ve güzelini bilip bu lm ak ve bu nlardan zev k alm ak. | ağzının tadı | kaçm ak, Rahatı, huzur ve düzeni kalm am ak. I Ağ­ I zını öpeyim. “Sevin dirici bir h a b e r verdiğin için teşekkü r ed e r im .” an lam ın da kullanılır.'^ ağzını poyraza açm ak, argo. 1. Umduğunu bu lam am ak. 2. Züğürt kalmak.\\ ağzını sangıtmak, {ağız} İki tarafın a şaşkın şaşkın bakınm ak. [D S]|| ağzını sıkı tutmak, Sır saklamak.\\ ağzını silmek, {ağız} B ir konu hakkın da sö z söy lem em ey e veya işe barışm am aya k a r a r verm ek. [D S]|| ağzını sulandırmak, im ren dirm ek^ Ağzını topla! “D ikkatli konuş, kötü sö z söylüyorsu n." an lam ın da uyarı.| ağzını tu ta­ )

m am ak, 1. Sözün d o ğ u ra ca ğ ı so n u çları düşünm e­ den konuşm ak. 2. Sır saklay am am ak. \ ağzını tut­ \ mak, İleri g e r i kon u şm am ak; dikkatli kon u şm ak veya h iç kon u şm am ak^ ağzını yaym ak, {ağız} Yer­ siz ve ç o k konuşm ak. [D S]|| ağzını yaya yaya ko­ nuşmak, S ö y led ikleriy le övündüğünü belli e d e rek konuşm ak. | ağzını yorm ak, B o ş y e r e kon uşm ak; | söylediklerin in etkisini görem em ek . | ağzım yu­ | mak, {ağız} B ir konu h akkın d a sö z söy lem em ey e veya işe k arışm a m ay a k a r a r verm ek. [D S]|| ağzın kurusun, K ötü söy ley en lere, o la y la rı kötü ye çek en ­ le r e beddııa.\\ ağzın laf yapm ası, G üzel ve etkili kon uşm a,| Ağzın soğuya! “Öl, g e b e r " anlam ında | b ir beddua.\\ Ağzın v ar olsun! Birinin iyi konuştu­ ğunu, doğruyu söy led iğ in i ifa d e için sö y len ir.| ağzı | oynam ak, A ralıksız o la r a k b ir şe y le r y em ek. | ağzı | paça olmak, argo. Ç o k n eşeli v e keyifli olmak.\\ ağzı pek, Sır sa k la m a sın ı bilir; ketum. | ağzı pis, | A çık s a ç ık konuşm ayı ve küfretm eyi a lışk an lık edinm iş.| ağzı sıkı, Sır sa k la m a sın ı b ilir; ketum.\\ | ağzı sulanmak, İm ren m ek; can ı çekm ek, | ağzı süt | kokmak, G enç, toy, deneyim siz olm ak. | ağzı tene­ | keyle kaplı olm ak, Ç o k a c ı ve s ıc a k y iy ec e k ler e karşı duyarsız olmak.\\ Ağzı torba değil ki büze­ sin. K on u şm asın a ve d ed ikod u y a p m a sın a en g el o lm a k mümkün değil.\\ ağzı var, dili yok, Sessiz, sakin, uyumlu; y u m u şak huylu. | ağzı varm am ak, | S öylem eye içi elv erm em ek; a çık la m a y a gönlü razı olmamak.\\ ağzı yanm ak, Ç o k z a r a r g ö rm ek ; p i ş ­ m an o la c a k şe k ild e z a r a r g ö rm ek ve bundan ders alm ak. | (birinin) ağzıyla konuşmak, B aşkasın ın | sö y led iğ i sö z leri tek ra rla m a k veya onun fik rin i ken di fik riy m iş g ib i komışmak.\\ ağzıyla kuş tut­ mak, H er türlü b e c e r i ve hüneri göstermek\\ ağzı yonılu, {ağız} Ağzı uğurlu; sözü hayırlı kim se. [D S]|| ağzı yukarı, 1. Sırt üstü. 2. {ağız} S atacağ ı m ala ç o k p a r a isteyen; p a z a rlığ ı y u k a rıd a tutan. [D S]|| ağzı yumuk, {ağız} 1. İç i kıym alı b ir tiir b ö ­ rek. 2. Sessiz; sa k in ; g eçim li. 3. Sır saklam asın ı bilen ; ketum. [D S]|| ağzı yumulu, 1. Sır sa k la m a sı­ nı bilen. 2. {ağız} S ıkılgan ; sö z söyleyem eyen. [DS] ağız2, [eT. ağuz] is. Memelilerde doğumu takip eden günlerde süt bezleri tarafından üretilen bağışıklık öğelerince zengin sarımtırak süt; yeni doğuran hayvanın ilk sütü; {eT} (aynı) [Mülıennâ], ağızdan, [ağız-dan] zf. (Haber, bildirmek için) sözlü olarak; şifahen, ağızlama, [ağız-la-ma] is. 1. Ağızlamak işi. 2. {ağız} Tarlada kazılacak yer ile kazılan yerin başlangıcı arasındaki genişlik. [DS] ağızlamak, [ağız-la-mak] gçl. f . [-r ] [-l(ı)-y o r] 1. Birine bir konuda talimat vermek, öğütte bulun­ mak. 2. Başlanan işi bitirmeye yaklaşmak; kolay­ lamak. 3. Biri diğerinin içine girecek iki nesneyi geçmeyi kolaylaştırmak için karşı karşıya getir­ mek. 4. Bir boğaza, bir koya girecek olan deniz

İ M

İ K

S M . 143

AĞL

taşıtını girişi ortalayacak şekilde yönlendirmek. 5. {ağız} Hazırlamak; hazır etmek. [DS] 6. Bir ağaç veya kereste üzerinde balta vb. kesici araçla, kesi­ lecek yeri belirlemek için hafif birkaç vuruş yapa­ rak çentik açmak. 7. {ağız} Birine bir iş başlamak. [DS] 8. {ağız} Hazırlamak; hazır etmek. [DS] 9. {ağız} Yolcu etmek; uğurlamak. [DS] 10. {ağız} Sü­ rüyü otlağa, yaylaya sürmek. [DS] 11. {ağız} Sula­ ma suyunu yönlendirmek; bir başka yöne çevir­ mek. [DS] 12. {ağız} Öğüt vermek; gerekli şeyleri söylemek. [DS] 13. {ağız} Yemeğin üstünden ye­ mek. [DS] 14. {ağız} Bir aracın ağız kısmım onar­ mak. [DS] 15. {ağız} gçsz. f. (Bitki için) yeşermek; büyümeye başlamak. [DS] ağızlandırma, [ağız-la-n-dır-ma] is. 1. Ağızlandırmak işi. 2. İki damarın veya sindirim kanalı parça­ sının birleşmesi, ağızlandırmak, [ağız-la-n-dır-mak] gçl. f. [-ır] Ağızlanmasını sağlamak; ağızlanmasına neden ol­ mak. ağızlanmak, [ağız-la-n-mak] {eAT} dönşl. f . [-ır] A ğıza almak. ağızlaşma, [ağız-la-ş-ma] is. 1. Ağızlaşmak işi. 2. tıp. İki damarın iç içe geçmesi, iki sinir lifinin bir­ birine yaslanması. ağızlaşmak1, [ağız-la-ş-mak] dönşl. f. [-ır] 1. Ağız durumuna gelmek. 2. tıp. Ameliyatla iki damar ve­ ya mide ve bağırsak bağlantısı birbiri içine geç­ mek. ağızlaşmak2, [ağız-la-ş-mak] {ağız} işteş, f . [-ır] 1. Sözleşmek; anlaşmak. 2. (İş için) bitmesi kolay­ laşmak; sonuna yaklaşmak; az kalmak. 3. Zamanı; sırası gelmek. [DS] ağızlatma, [ağız-la-t-ma] is. Ağızlatmak işi. ağızlatmak, [ağız-la-t-mak] gçl. f. [-ır] 1. Keskinliği kaybolmuş bir kesici aleti bilemek. 2. {ağız} Kesici aletin ağzına yeniden çelik kaynattırmak; çelikletmek. [DS] 3. {ağız} Denk getirmek; yoluna koymak. [DS]

{ağız} Bir şeyin başladığı yer. [DS] 11. {ağız} Yayık çömleğinin altına konulan deri kapak. [DS] 12. {ağız} Süt süzerken huni içine konulan ince bez. [DS] 13. {ağız} Kuzu ve oğlakların emmemeleri için ağızlarına takılan tel veya kirpi dikeninden yapıl­ mış kafes; burunsalık. [DS] 14. {ağız} Emzik. [DS] 15. {ağız} Su arkının sulanan yere açılan kısmı; ark başı; su yolu. [DS] 16. {ağız} Bellenirken belin top­ rakta açtığı ilk çukur; belleme derinliği. [DS] 17. {ağız} Fidan dikmek için açılan çukur. [DS] 18. {ağız} Odun kütüğünü parçalarken açılan yarık. [DS] 19. {ağız} Dokumacılıkta, mekiğin işlemesi için bırakılan boşluk. [DS] 20. {ağız} Hazırlık. [DS] 21. {ağız} Beş çile ipliğin hepsi. [DS] 22. {ağız} Düzgün konuşma; laf etme. [DS] 23. {ağız} Sıra; düzen. [DS] 24. {ağız} sf. (Sulama suyu için) bir kişinin sulamada yönetebileceği miktarda ölçü bi­ rimi. [DS] S ağızlık açm ak, {ağız} B ir şeye baş­ langıç yapmak. [D S]|| ağızlık almak, {ağız} Tarla­ ya, tavalara su yolu açmak. [D S]|| ağızlık değneği, {ağız} D okuma tezgâhında arışları ayırmakta kul­ lanılan tahta. [D S]|| ağızlık eğrisi, {ağız} Dokuma tezgâhında ipliğin bir tarafının gerilip diğer tarafı­ nın gevşeyip sarkması durumu. [DS] ağızlıkçı, [ağız-lık-çı] is. Ağızlık yapan veya satan
kimse. ağızlıklamak, [ağız-lık-la-mak] {ağız} gçl. f. [-r] [-l(ı)-yor] Doğru yolu göstermek. [DS] ağızotu, [ağız+ot (ateş) > ağız+ot-u] is. Eskiden ağızdan dolma silahların ateşlenmesi sırasında falya deliğine konulan ve ateşlemeyi sağlayan madde, ağızsı, [ağız-sı] sf. 1. Ağza benzer; ağız gibi. 2. dbl. (Ses için) art damağın kalkarak geniz boşluğunu kapatması suretiyle ön damak, ağzın yan çeperleri, dudaklar ve dil ile çevrili boşlukta meydana gelen, ağızsıl, [ağız-sı-1] sf. dbl. Ağız boşluğunda meydana gelen sesler. ağızsılaşma, [ağız-sı-la-ş-ma] is. dbl. Geniz sesinin ağız sesine dönüşmesi,

ağızlı, [ağız-lı] sf. 1. Ağzı bulunan; ağız sahibi olan. ağızsılaşmak, [ağız-sı-la-ş-mak] dönşl. f [-ır] dbl. 2. Belirtilen nitelikte ağıza sahip olan. «İki ağızlı Geniz sesi olmaktan çıkmak, tüfek, keçi ağızlı, susak ağızlı, şom ağızlı.» ağızsız, [ağız-sız] sf. 1. Ağzı olmayan. 2. {ağız} Söz söylemesini beceremeyen. [DS] ağızlık, -ğı [ağız-lık] is. 1. Sigara veya puro içmek için kullanılan ağaç veya kehribardan yapılmış içi ağızsızlık, -ğı [ağız-sız-lık] is. tıp. Doğuştan ağız delikli araç; çubuk; takım; zıvana. 2. Nargile maıyokluğu. pucunun ağza gelen kısmındaki parça; emzik. 3. ağil, [Far. âğîl J-iT ] (a:gi:l) { OsT} is. Göz ucuyla Kuyu ağızlarına konulan yuvarlak taş, beton veya bakma. metal bilezik. 4. Hayvanların ısırmaması veya za­ ağişte, [Far. âğaşten (bulanmak) > âğaşte ■uAiT] (a:rarlı ot yememeleri için ağızlarına geçirilen tel ka­ fes veya torba. 5. Telefonun konuşmaları aktaran gaşte) {OsT} sf. agaşte. kısmı; ahize. 6. Boruların veya hortumların ucun­ ağla, [ağ-la] {ağız} (a ğ la ) is. Tarla, bağ, bahçe gibi daki metal parça. 7. Meyve küfelerinin üstüne ko­ yerlerin etrafına hayvanların girmemesi için çalı nulan dal ve yaprak parçalarından yapılan örtü. 8. çırpıdan veya sırıkların uzunlamasına konulmasıyla Ekmek pişirilirken fırının ağzına konulan bir mik­ yapılan engel. [DS] tar odun parçası. 9. Sıvı koymaya yarayan huni. 10. ağlak, [ağ-la-k] {eT} sf. 1. Eksik. [Mühennâ] 2. {ağız}

AĞL

ÛIHUÜffliffSİKbİ.

;

Olur olmaz her şeye ağlayan; sulu gözlü. [DS] 3. {ağız} Oyunbozan; mızıkçı. [DS] 4. {ağız} Asma budanırken çubuğun kesilen yerinden akan su; asma özsuyu. [DS] 5. {ağız} Issız; tenha; boş. [DS] ağlal1, [Ar. ğalel > ağlâl ğaçlar arasından akan sular. ağlal2, [Ar. ğull > ağlâl

(aglâ:l) {OsT} is. A(aglâ.l) {OsT} is. Eski­

ağlantı, [ağla-n-tı] is. Alçak sesle hafif hafif ağlama durumu. ağlarca, [ağla-r-ca] {ağız} is. 1. Sahip olduğu şeyleri olduğundan daha az gösterip kendine açındıran kimse. 2. Olur olmaz her şeye ağlayan kimse. 3. Tenha yerlerde yaşadığına ve ağladığına inanılan görünmez varlık; bir tür şeytan. [DS] ağlaşm a1, [ağ-la-ş-ma] is. 1. Ağ hâline gelme duru­ mu; ağ oluşturma. 2. kim. Zincirleme olarak polimerlerin birbirine bağlanması. ağlaşm a2, [ağla-ş-ma] is. Ağlaşmak işi; birlikte ya­ pılan ağlama işi. ağlaşm ak1, [ağ-la-ş-mak] dönşl. f. [-ır] Ağ durumu­ na gelmek; ağ oluşturmak; bir ağ oluşturacak şekil­ de birbirine bağlanmak. ağlaşmak2, [ağla-ş-mak] işteş, f. [-ır] 1. Birlikte ağlamak. 2. dönşl. Durumundan sürekli bir yakın­ ma içinde olmak. 3. gçsz. mec. Ağlama sesine ben­ zer sesler çıkarmak. ağlat, [Ar. galat > ağlat i M (aglâ. t) {OsT} is. Yan­ fcl] lışlar; hatalar, ağlatı, [ağla-t-ı] is. tiy. Acıklı sahneleri bulunan ti­ yatro eseri; trajedi, ağlatıcı, [ağla-t-ı-cı] sf. (Durum için) ağlamaya sebep olacak. ağlatm a, [ağ-la-t-ma] is. Ağlatmak işi. ağlatm ak, [ağla-t-mak] gçl. f. [-ır] Birinin ağlaması­ na yol açmak. ağlayan1 [ağla-y-an] is. Ağlama işini yapan. , ağlayan2, [ağla-y-an] {ağız} is. Dolu yağmadan bir­ kaç dakika önce duyulan uğultulu ses. [DS] ağlayıcı, [ağla-y-ıcı] is. Bir ölünün arkasından para ile tutulmuş yasçılar; ağıtçı kadın; yasçı, ağlayık, -ğı [ağla-y-ık] {ağız} sf. 1. Ağladığı hâlinden belli olan; kederli. 2. Yerli yersiz çok ağlayan. [DS] ağlayış, [ağla-y-ış] is. 1. Ağlama eylemi. 2. Ağlama biçimi. 3. mec. Şikâyet etme; sızlanma; feryat, ağlaz , [ağla-mak > ağla-z] {ağız} sf. 1. Olur olmaz şeylere ağlayan kimse; sulu göz. 2. Oyunbozan; mızıkçı. [DS] ağlaz2, [Ar. ğalîz (kaba) > ağlâz] (agla:z) {OsT} sf. Çok çirkin; pek kaba; pek yakışıksız, ağlazlam ak, [ağla-z-la-mak] {ağız} gçsz. f. [-r] [-l(ı)yor] Mızıkçılık ederek ağlamaklı olmak. [DS] ağlazlanm ak, [ağla-z-la-n-mak] {ağız} dönşl. f. [-ır] Mızıkçılık etmek. [DS ağlazlık, -ğı [ağla-z-lık] is. Mızıkçılık; oyunbozan­ lık. ağleb, [Ar. ğâlib > ağleb {OsT} sf. 1. Daha kuv­ vetli; en kuvvetli. 2. Daha çok; pek çok; en çok. S agleb-i ihtimâl, En yüksek olasılık. | agleb-i zu­ | hur, Olağan. ağlebiyet, [Ar. ağleb > ağlebiyyet o - J i l ] {OsT} is. 1.

den mahkûm veya kölelerin boyunlarına ve bilek­ lerine bağlanan demir halkalar; kelepçeler; pranga­ lar. ağlam a, [ağ-la-ma] is. 1. Ağlama eylemi. 2. Bir üzüntü, korku ve acıdan ötürü duygusunu gözyaşı dökerek veya sesle ifade etme. 3. Hâlinden şikâyet­ çi olma; yakınma; dert yanma. S ağlam a duvarı,

K udüs ’ün Romalılarca yıkılışından dolayı Yahudilerin her Cuma gelip önünde ağladıkları Harem ü 'ş-Şerif yakınındaki çıkmaz sokakta bulunan du­ var.\\ ağlam a duvarına dönmek, H erkesin gelip dert yanmasından yakasını kurtaramamak. ağlam ak1, [eT. ığ-la-mak > ağ-la-mak > ağ-la-mak] gçsz. f. [-r] 1. Bir acıdan, üzüntüden dolayı inleye­
rek, hıçkırarak veya göz yaşı dökerek duygularını açığa vurmak. 2. Çok sevindirici bir olaydan ötürü göz yaşı dökmek. 3. mec. Üzülmek. 4. Yakınmak, dertlenmek. 5. Çok yalvarmak. 6. (Kesilen ağaç için) öz suyu damlamak; akmak, fi1 ağlaya ağlaya,

Ağlayarak.
ağlam ak2, [an (sınır, an) > ağ-la-mak] gçl. f. [-r] [l(ı)-yor] Tarlayı çit ile çevirmek, ağlam aklı, [ağla-mak-lı] sf. 1. Ağlamaya hazır; ağ­ lamak üzere. 2. Ağlamayı andırır biçimde. 3. zf. Ağlayacakmış gibi. 0 ağlamaklı olmak, Ağlaya­

cak hâle gelmek.
ağlamalı, [ağla-ma-lı] sf. Ağlama özelliğini taşıyan; ağlar gibi; ağlayacak durumda, ağlamış, [ağla-mış] sf. 1. (Göz için) ağladığı belli olan. 2. (Yüz ifadesi için) kederli; üzgün; asık, ağlam sam ak, [ağla-msa-mak] {ağız} gçsz. f . [-r] [s(ı)-yor] Ağlamaklı olmak; ağlayacak gibi olmak. [DS] ağlamsı, [ağla-msı] {ağız} sf. Ağlayacak duruma gel­ miş; ağlamaklı. [DS] S ağlamsı olmak, Ağlayacak g ibi olmak; ağlamaklı olmak. | ağlamsı ağlamsı, |

Ağlayacak hâle gelm iş bir durumda; ağlayacak g i­ bi. ağlançı, [ağla-n-çı] {eT} s f Çabuk ağlayan [Mühennâ] ağlanm a, [ağ-la-n-ma] is. Ağlanmak işi. ağlanm ak1, [ağ (tor) > ağ-la-n-mak] dönşl. f . [-ır]
Ağ sahibi olmak; ağ edinmek. ağlanm ak2, [ağla-n-mak] edil. f. [-ır] 1. Bir şey veya biri hakkında ağlama eylemi yapılmak. 2. dönşl. İçin için, kendi kendine ağlamak. 3. Hâlinden memnun olmamak ve bu hâlini dışarıya hissettir­ mek.

ö lM

lK M

.u s

AĞR

Daha çok olma; pek çok olma. 2. Çok olma; çok­ luk. S1 aglebiyet üzre, {OsT} Ç o k d e fa ; çoğunluk­ la ; ekseriya. ağlef, [Ar. ağlef ı_il£l] {OsT} sf. 1. Sandıkta kapalı. 2. Siinnetsiz. 3. m ec. (Kalp için) katılaşmış; duygu­ suz. ağlez, [Ar. ğalîz > ağlez JâU-1] {OsT} sf. Daha kaba; pek kaba; çok çirkin. ağlı, [ağ-lı] sf. 1. Ağı bulunan. 2. (Şalvar için) ağı büyük ve sarkık. ağlime, [Ar. ğulâm > ağlime {OsT} is. Oğlanlar.

yumuşak topraklı veya çayırlık yer. 2. {ağız} Keklik ve tavukların eşinmesi için dökülen toprak ya da kum. [DS] 3. {ağız} Eşilip debelenmekten çukurla­ şan tozlu yer. [DS] 4. {ağız} Sıcak kum; plaj kumu. [DS] 5. {ağız} Mandanın yattığı su birikintisi. [DS] 6. {ağız} Balıkların yumurtalarım bırakmak için suyun dibinde sürtünerek açtıkları çukur. [DS] 7. {ağız} Balığın gölde yüzmek için seçtiği kısım. [DS] 8. {ağız} Balıkların yumurta dökme zamanı. [DS] 9. sf. {ağız} Eğik. [DS] S ağnak vermek, (İzi sürülen av için) gittiği yönü kay b ettirm ek için izleri k a r ış ­ tırmak. ağnam , [Ar. ğanem > ağnam ^Ui-I] (ağn a:m ) {OsT} is. 1. Koyunlar. 2. {ağız} Hayvan vergisi. [DS] S ağ­ nam vergisi, im p a ra torlu k dön em in de koyun ve k eçid en alınan vergilerin bütünü. ağnam a, [ağ-na-ma] is. Hayvanların yerde yatıp yuvarlanarak kaşınmaları. ağn am ak 1, [eT. ağ-ın-a-mak > ağ(ı)n-a-mak] gçsz. f . [-r ] 1. (Hayvanlar için) yere yatıp sırtım kaşımak; debelenmek, kıvranmak. 2. {ağız} (Balık için) ken­ dine özgü hareketler yapmak. [DS] 3. {ağız} (Direk, duvar, yük gibi belli bir konumda veya dengede durması gereken şeyler için) eğilmek; bel vermek; yana meyletmek. [DS] 4. {ağız} (Kişi için) sevinçten koşup oynamak. [DS] ağnam ak2, [an-la-mak] {ağız} gçl. f. [ - r ] [-n (ı)-y or] Anlamak. [DS] ağnam cı, [ağnam-cı] is. İmparatorluk döneminde koyun ve keçi vergilerini toplamak üzere görevlen­ dirilen tahsildar, ağnık, -ğı [an-lık] {ağız} is. Sıralı, dizili odun yığını. [DS] ağniya, [Ar. ğanî > ağniyâ Lıi-I] (ağn iya:) {OsT} is. 1. Zenginler. 2. Gözü gönlü tok olanlar, ağniye, [Ar. ğınâ (şarkı) > ağniye kılar; türküler, ağram ak, [Çağ. arğamak] is. Kırım Tatarlarının saf­ kan atları. ağ rar, [Ar. ğırr > ağrâr jlJ-\\ (a g ra :r) {OsT} is. 1. Deneyimsizler. 2. Şaşkınlar; aptallar; beceriksizler, ağras, [Ar. ğars > ağrâs(a g ra :s) {OsT} is. Di­ kili ağaçlar; dikili fidanlar, ağraz, [Ar. garaz > ağrâz jlJ-l] (ag ra:z) {OsT} is. 1. Maksatlar; niyetler. 2. Kötü ve gizli niyetler. 3. Düşmanlıklar; kinler; husumetler, fi1 ağrâz-ı nefsâniye, N efsin niyetleri. | ağrâz-ı şahsiye-i keyfiye, | İsteğe, key fe ba ğ lı k işisel a m açlar. ağreb, [Ar. ğarîb > ağreb ^jJ-\] {OsT} sf. Çok tuhaf; şaşırtıcı; acayip. S ağrebü’l-garâib, Ş a şıla ca k şey lerin en şa şıla s ı olanı. ağ rı1 [eT. âğrı-mak > ağrığ > ağrı] is. 1. Duyu sinir , {OsT} is. Şar­

ağm a, [ağ-ma] is. 1. Yukarı doğru tırmanma; tutuna­ rak uzayıp yükselme işi ve eylemi. 2. {ağız} Akan yıldız. [DS] ağmad, [Ar. ğımd > ağmâd (ag m a.d ) {OsT} is. Kılıç ve bıçak kını. S agm âd-ı süyüf, K ılıçların kınları. ağmak, [eT. âğ-mak > ağ-mak] gçsz. f . [ - a r ] 1. Su gibi akıp gitmek; kaymak. 2. Yerden göğe doğru yükselmek; yukarı çıkmak. 3. Sarkmak, yere doğru eğilmek. 4. (Terazinin kefelerinden birisi için) ağır basmak. 5. (Hayvanlara iki taraflı olarak yüklenmiş olan yük için) bir tarafı diğerinden daha ağır gele­ rek aşağı doğru basılmak; ağdırmak. 6. {ağız} Aş­ mak. [DS] 7. {ağız} Tırmanmak. [DS] 8. {ağız} (Yağmur için) inmek; düşmek; yağmak. [DS] 9. [DS] {ağız} (Yılan vb. [DS] için) kaymak. [DS] 10. {ağız} (Yıldız için) akmak; kaymak. [DS] 11. {ağız} Toplanmak; yığılmak; üşüşmek. [DS] 12. {ağız} (Güneş için) batmak. [DS] 13. {ağız} Oturmak; çö­ melmek; çökmek. [DS] 14. {ağız} Yatıp yuvarlan­ mak; debelenmek; ağnamak. [DS] 15. Bir kimseye çullanmak; yüklenmek. ağman, [ağ-man] {ağız} is. 1. Hata; kusur; eksik ta­ raf; organ eksikliği. 2. Sebep; fırsat; bahane. 3. En­ gel; yük; bela. 4. Ağır taraf; ağırlık. 5. Bir yükün hafif tarafı. [DS] ağm ar1, [Ar. ğamr > ağmâr 1. Büyük kişiler; ulular. 2. Seller. ağm ar2, [Ar. ğumr > ağmâr jU-tl] (ag m a:r) {OsT} is. Cahiller; bilgisizler; bön kimseler. ağmaşmak, [ağ-ma-ş-mak / ağ-ım-aş-mak] d ö n şl f . [-ir ] {ağız} 1. Yükselmek. 2. işteş, f . Çullanmak. [DS] ağmaz, [Ar. ğamz > ağmaz (agm a:z) {OsT} is. 1. Göz kırpmalar; göz yummalar. 2. Göz yumma­ lar; müsamahalar; hoşgörüler; kolaylık gösterme­ ler. ağna, [Ar. ğani > ağnâ ^ 1 ] (a g n a :) {OsT} sf. Daha zengin; çok zengin; en zengin. ağnak, [ağ-na-k] is. 1. Hayvanların yatıp yuvarlana­ rak sırtlarını kaşıdıkları ve parazitleri döktükleri (ag m a:r) {OsT} is.

AĞR
uçlarının şiddetli uyarılmasıyla ortaya çıkan, acı­ dan daha sürekli, sızıdan daha şiddetli bedenî ıstı­ rap; acı; buruntu; kulunç. 2. Doğum öncesi duyulan ıstırap. 3. Manevi olarak duyulan üzüntü, ıstırap. S ağrı eşiği, insanın gürültüye en fa zla dayanabildiği noktadaki sesin şiddeti. | ağrı kaybı, Ağrılara karşı | duyarsızlık kazanmak. | ağrı kesen, Ağrıyı kesen | (ilaç ).|| ağ rı kesici, Ağrıyı kesen, y o k eden ilaç.\\ ağ rı kesinli, Ağrının dinmesi.\\ ağrı kesilmesi, A ğ ­

U H K f f S H .1 4 6 olan. 2. Ağrısı, ıstırabı olan. S ağrılı nokta, İnsan

vücudunda kendiliğinden veya üzerine bastırıldığı zam an ağrıyan sınırlı bölge. Ağrılı2, [Ağrı-lı] (a ğrılı) is. Ağrı ilinden olan kişi, ağrım a, [ağrı-ma] is. 1. Ağrımak işi. 2. Vücudun
herhangi bir yerinde duyulan sürekli acıma. 3. Memeli hayvanlarda kenelerle bulaşan bir asalağın alyuvarlara yerleşmesi sonucu meydana gelen ateş­ li hastalık; babesiyoz. S ağrım a asalakları, Sığır,

rıyı veya acıyı duymaz olmak; ağrı veren durumun ortadan kalkmış olm ası. | ağrısı tutm ak, 1. Doğum | sancısı başlamak. 2. (Bir organda zaman zaman beliren ağrılar için) tekrar ortaya çıkmak. | ağrı | sızı, Ağrım a ve sızlam a biçiminde kendini gösteren rahatsızlıklar.\\ ağrı tutm ak, Doğum öncesi sancı­ ları başlamak.\\ ağrıya yatm ak, {ağız} 1. Tifo has­ talığına tutulmak. 2. Aleyhte bulunmak; çekiştir­ mek; yermek. [D S]|| ağrıyı dindirmek, İlaç vererek ağrılara karşı duyarsızlaştırmak ,| ağrıyı kesmek, | İlaç vererek ağrı duyulm az hâle getirmek. ağrı2, [ağ-arı] {ağız} zf. 1. Tarafından; ... yönünden;
...-den doğru; ...ya doğru; ...-m boyunca. 2. ... -den beri; ...-den sonra; ...-den itibaren. 3. Dolayı; ötürü; dolayısıyla. [DS] ağrıcak, -ğı [ağrı-cak] {ağız} is. Gözde sürekli çapak yapan bir göz hastalığı. [DS] ağrıcaklanm ak, [ağ-rı-cak-la-n-mak] {ağız} dönşl. f . [-ır] (Göz için) hastalanmak. [DS] ağrıcaklı, [ağ-rı-cak-lı] {ağız} sf. 1. (Kişi için) hasta­ lıktan kurtulamayan; hastalıklı; ağrılı; sızılı. 2. (Hayvan için) hastalıklı. [DS] ağrık 1, [ağrı-k > ağrı-ğ / ağru-ğ > ağrı-k j > ' ] is. 1. Vücudun belli bir yerinde duyulan ağrı, sızı; sancı; yel; {ağız} (aynı). [DS] 2. Hastalık, hasta. 3. {ağız} Sürüde yürüyemeyecek ya da zor yürüyebilecek durumda olan hayvan. [DS] ağrık2, -ğı [ağ-rık / ağ-dık / ağ-duk] {ağız} sf. Düş­ kün; müptela. [DS] ağrık3, -ğı [ağ(ı)r-ık] sf. (Yiyecek, özellikle et için) bozulmaya, kokmaya yüz tutmuş; ağırlaşmış. ağrık4, -ğı [ağır > ağ(ı)r-ık] {ağız}] is. 1. Yolcu eşya­ sı; ağırlık; yük. 2. Bir yere giderken yola çıkmadan önce gönderilen eşya. 3. Göç zamanı, dönüşte alınmak üzere bir yere bırakılan eşya; ağırlık. 4. Angarya iş. 5. Manevi yük. 6. Engel; mani. [DS] ağrıklı, [ağrık-lı] {ağız} sf. 1. (Kişi için) hastalıktan kurtulamayan; müzmin hastalığa tutulmuş; hasta­ lıklı; ağrılı; sızılı. 2. Sar’aya benzer bir tür hastalı­ ğa tutulmuş. 3. Belalı; çileli. [DS] ağrılanm a, [ağrı-la-n-ma] is. Bir yerinde ağrı, sızı belirme. ağrılanm ak, [ağrı-la-n-mak] dönşl. f. [-ır] 1. Vücu­ dunun herhangi bir yerinde ağrı belirmek. 2. (Ha­ mile kadınlar için) doğum sancıları başlamak. ağrılı1, [ağrı-lı] sf. 1. (Organ için) ağrıyan, ağrımakta

koyun ve köpek gibi hayvanlarda asalak olarak yaşayan kenelerin bulaştırdığı bir çeşit alyuvar asalağı (Babesiadae). ağrım ak, [ağrı-mak] gçsz. f. [-r] 1. Vücudun her­
hangi bir yerinde rahatsız edici ağrı duymak; acı­ mak; sancımak; sızlamak; ağrıya duçar olmak; bur­ mak; burulmak; sancımak; zonklamak. {eT} (aynı) [Mühennâ] 2. Hasta olmak, hastalanmak. 3. {eT} İn­ cinmek. [Mühennâ] 4. {ağız} (Hayvanlar için) sıca­ ğın etkisi ile hastalanmak. [DS] ağrınm ak, [ağrı-n-mak] dönşl. f [-ır] 1. Birinin kırıcı davranışına gücenmek; alınmak. 2. {ağız} Bir şeyden incinerek sızlanmak; yakınmak. [DS] 3. Önem vermek, ihtimam göstermek, özenmek, ağrıntı, [ağrı-ntı] {ağız} is. Yük; manevi yük. [DS] S ağrıntı olmak, {ağız} Birine y ü k olmak. [DS] agrıg, [ağrığ] {eT} is. Ağrı [Mühennâ] agrırm ak, [ağrı-r-mak] {eT} gçsz. f. [-ur] Üşenip ağırlaşmak. [Mühennâ] ağrısız, [ağrı-sız] sf. 1. (Ameliyat, hastalık, doğum vb. için) ağrı ve acı vermeyen. 2. mec. Dertsiz, ta­ sasız; sorunsuz. 3. zf. Ağrıtmadan, acıtmadan; ağrı­ sız olarak. ® ağrısız başına kaşbastı bağlamak, H iç yoktan kendisine problem li bir iş çıkarmak. | | ağrısız baş m ezarda gerek, Yaşayan her insanın

kendine göre bir derdi vardır; dertleri ve problem ­ leri ancak ölüm temizler.\\ ağrısız baş yastık iste­ mez, Problemi olmayan insan çok rahattır, uyku­ sunu kaçıracak herhangi bir şey yoktur. ağrışak, -ğı [agır-çak / ağırşak] is. - * ağırşak, ağrıtm a, [ağrı-t-ma] is. Ağrımasına sebep olma. ağrıtm ak 1, [ağrı-t-mak] gçl. f. [-ır] Vücudun bir
parçasının ağrımasına sebep olmak, acıtmak. ağrıtm ak2, [ak > ağ-ar-t-mak] {ağız} gçl. f. [-ır] -* ağartmak. [DS] ağribe, [Ar. ğurâb > ağribe t] {OsT} is. 1. Karga­ lar. 2. Eski Araplarda, siyahî anadan doğmuş olan koyu renkli kişilere verdikleri isim. S ağribetü’lA rap , 1. Arap kargaları. 2. Derilerinin koyuluğu

dolayısıyla Sudanlılara verilen ad. 3. Siyah Araplar. ağsak, -ğı [ak-sa-k / ağ-sa-k] {ağız} sf. -*■ aksak. [DS]
ağsan1, [Ar. ğuşn > ağşân O U il] (ağsa:n) {OsT} is. Dallar. ağsan2, [Ar. ğuşn > ağşân OU^I] (ağsa;n) is. Ağaç dalları.

Ö I İ İ M lu M M

• 147

AH {OsT} is. Beyazı, siyahından {OsTj is. 1. Boz ve esmer renk­ ağıış, [Far. ağuş Jiji-'] (a:g u :ş) {OsT} is. 1. Kucak. 2. m ec. Yatak. 3. Sığınılacak yer. S âgüş be âgûş, K u c a k k u ca ğ a .| âgûşunu açm ak, Sevgiyle k a r şı­ | lam a k; k u ca k açm ak. ağuşte, [Far. âğüşte 4 i y J ] (a .g u .şte) {OsT} sf. Bu­ x laştırılmış; kirletilmiş. ağuz1, [ağ-uz] {ağız}] is. -* ağız. [DS] ağuz2, [ak+yüz > ağuz] {ağız} sf. Namuslu. [DS] ağva, [Ar. âğvâ I^pT] (a ;g v a :) {OsT} sf. Sapıklığa en çok düşen; en sapık, ağvas, [Ar. ğavş > âğvâş ^ly^T] (a :g v a :s) {OsT} is. Yardım için bağırmalar, ağvat, [Ar. âğvât (a :g v a :t) {OsT} is. 1. Ayakyolları; tuvaletler; aptesaneler. 2. Pislikler. 3. Çu­ kurlar. ağyar, [Ar. gayr (diğer) > ağyar jU l] (ag y a:r) {OsTj is. 1. Başkaları. 2. Tamdık olmayanlar. 3. Rakipler. 4. Yabancılar. 5. Düşmanlar. 6. tasvf. Allah’a nis­ petle insanlar; Tanrı olmayanlar, ağyaz, [Ar. ğayze > ağyâz ^ U l ] (agya:z) {OsT} is. Ağaçlıklar; meşelikler, ağyed, [Ar. ağyed -uil] {OsT} sf. 1. Esner vücutlu. 2. Tembel; uyuşuk; uykucu, ağyer, [Ar. gayret > ağyer j^l] {OsT} sf. Daha gay­ retli; pek gayretli; çok gayretli, ağza, -a ’i [Ar. ğazâ > ağza 5 >\y-\] (a ğ z a :) {OsT} is. Düşmanla savaşmalar; gazalar, ağzeb, [Ar. ğazab > ağzeb ı_~^pt] {OsT} sf. Pek öfke­ li; aşırı gazaplı, ağzef, [Ar. ağzef ^ ü l ] {OsT} sf. (Hayvan için) uzun ve sarkık kulaklı, ağzel, [Ar. gazel > ağzel J - ^ '] {OsT} sf. 1. Pek âşı­ kane. 2. is. En şiddetli sıtma, ağziye, [Ar. ğızâ > ağziye 4 jİpI] {OsT} is. Yenip içi­ lecek şeyler; gıdalar. ah 1, [ah (yans.)] is. Öksürme, balgam çıkarmayı an­ latan kök. a h -ır-ak -lı (öksürüklü, balgam lı), ahm uk (balgam ). ah", [ah (yans.)] is. Derinden bir soluk verme eylemi ile birlikte pişmanlık, beğenmeme, yakınma vb. duygulan ifade eden kök. ah-la-m ak. ah3, [ah] (a :h ) is. İlenme, beddua, kötü dilek. S1 aha gelmek, B ed d u ay a u ğram ak.| ah alm ak, B iri tara­ | fın d a n bed d u a edilmek.\\ ah etmek, B ed d u a etm ek, ilenmek.\\ ahi göklere çıkm ak, Yakınm aları son sın ırın a gelmek.\\ ahi kalm ak, B irinin üzerine kötiı d ile k veya b ed d u a d a bulunmak.\\ ahi (yerde) kal­ m am ak, B ed d u a edilen, ilenilen birin e istenilen kötü lü k g elm iş olmak.\\ ahi k âr etmemek, D ert­

ağsem, [Ar. ağşem ağser, [Ar. ağser

daha çok saç veya sakal, li, kaba tüylü kilim veya aba. 2. Kurbağa yosunu. 3. Karabatak kuşu. 4. sf. (Kişi için) aşağılık; baya­ ğıağsı, [ağ-sı] sf. 1. Ağ gibi örülmüş. 2. Görünümü ağa benzeyen. S ağsı oluşum, B eyin kökü n de bulunan n öron ların u zan tıların dan m eydan a gelm iş, uyanık­ lık, yön, a y ak -g öz h a rek et uyumu, k a s g er ilm eler i­ nin denetim i, solunum, k alp kasılm ası ve da m a r basın cı g ib i fon ksiy o n la rın y ö n etild iğ i sin ir ağı. | | ağsı tabaka, İşe m e d e büyük r o l oynayan id ra r tor­ basın d aki a ğ şeklin d ek i k as dem eti. ağsılaşma, [ağ-sı-la-ş-ma] is. Bazı yapıştırıcılarda uygun bir sertleştiricinin etkisiyle meydana gelen tersinmez dönüşüm, ağşa, [Ar. ağşâ Lül] (a g şa :) {OsT} sf. 1. (Kişi için) pek baygın. 2. (Hayvan için) bedeni kara yüzü be­ yaz. ağşak1 -ğı [ağ-(ı)-ış-ak > ağş-alc] {ağız} 1. Herhangi , bir cismin dönmesi için takılan ağırca parça; volan. 2. Ağırşak. [DS] ağşak2, -ğı [aşak /aşağı] {ağız} sf. Alçak. [DS] ağşiya, [Ar. ğışâ > ağşiye perdeler. 2. Zarlar, ağtaş, [Ar. ağtaş gözlü. ağtıye, [Ar. ğıtâ > ağtıye *J^I] {OsTj is. Perdeler; ör­ tüler. ağu, [ağu] is. ağı. ağul1 [Kaz. avıl / avul > ağıl / ağul] {ağız} is. 1. Açık , alanda yapılan ağıl; ağal. 2. Eve yakın yerde etrafı çitle çevrili sebze bahçesi. [DS] ağul2, [Far. âğfıl J y - Î ] (a .g u .l) {OsT} is. Öfkeli öfkeli göz ucuyla bakma, ağulamak, [ağu-la-mak] {ağız} g ç l . f [ - r ] [-l(u )-y or] -» ağılamak. [DS] ağıllanmak, [ağu-la-n-mak] {ağız} e d il.fi [-ır ] ağı­ lanmak. [DS] ağustos, [Lat. Augustus (R om a im paratoru )] is. Yılın sekizinci ayı, otuz bir gündür, fi1 ağustos böceği, 1. Z ar kan atlılard an bitkilerin b e si suyu ile beslen en , g en ellik le y a z a y la rın d a o rtay a çıkan, erk ek leri karın altların d a ki z a r la rı titreterek kulağı rahatsız e d e c e k şe k ild e cırıltı çıka ra n b ir b ö cek , (C icad a p leb e ja ). 2. m ec. G eveze, y e r li y ersiz ç o k konuşup k afa şişiren kişi. | ağustos böcekleri, z oo l. Ağustos | b ö ceğ ig iller takım ından k ıs a duyargalı, eş kanatlı, ayakları üç p a r ç a lı b ö c e k le r alttakım ı, (C icadidae).\\ ağustos cevizi, Yuvarlak, sa rı ve ince kab u k ­ lu f a k a t y a ğ lı b ir ceviz çeşidi. | Ağustosta suya gir­ | se balta kesmez buz olur. T alihsizlik bildirir. {OsTj sf. 1. Karanlık. 2. Zayıf I] {OsT} is. 1. Örtüler;

AH lenmesi, şikây eti ve bed d u a sı b ir türlü y erin e g elm em ek. | ahım şahım, (K işi veya n esn eler için, | olumsuz an latım larda) b e ğ e n ile c e k b ir yan ı o lm a ­ yan ; orta h â ili; şö y le böyle.\\ ahım alm ak, Birinin beddu asın a uğram ak. | ahini çekmek, B ed d u a ed i­ | le c e k b ir hatan ın karşılığ ın ı g ö rm ek ; aldığı bed d u ­ anın b ed eli o la c a k kötü lü klere uğram ak. | ahi tut­ | mak, B ed d u a eden birisinin dileğin in y erin e gelm iş olm ası. ah4, [ah] (a :h ) ünl. 1. Kendi başına anlamı bulun­ mamakla beraber kullanıldığı yere ve sesin taşıdığı tona göre; acı, özlem, beğenme, hayret, korku, beddua, üzüntü, dert, keder duygularım ifade eden edat. 2. Feryat; inilti. S ah çekmek, D erin b ir k e ­ derin veya özlem in etkisi ile derin b ir n efes eşliğ in ­ d e “A h!" sesin i çıkarmak.\\ Ah deme, ağyar duyar da “ O h!” der, Olumsuz bir olay k arşısın d a yan ıp yakılm an ın y a ra rı olmamak.\\ ah etmek, F e ry a t etm ek, iç çekm ek. | Ahi gitmiş, vahi kalmış. E sk i­ | den gü zel v e ç ek ici olan birinin bu özelliklerin i y i­ tirdiğinin ifadesi. | ah ile, vah ile, Ş ikayet ve dert­ | len m elerle. ah5, [Ar. ah T] (a :h ) {OsT} is. 1. Erkek kardeş. 2. Arkadaş; dost. S ah bi’l-libân, Süt kardeşi.\\ ah lieb, B a b a b ir an a ayrı k a r d eş.| ah li-ebeveyn, Ana | b a b a b ir kardeş. ah6, [Far. âh ^T] (a:h) (OsT) ünl. Aferin. ah7, [ak > ah] {eAT} sf. Ak; beyaz. aha1, [aha] ( a ’ha) {ağız} e. 1. “işte orada!” anlamında halk arasında gösterme edatı; işte {eAT} (aynı). [DS] 2. ünl. Hayret; korku; kızgınlık; alay; sevinç vb. bildirir. 3. {ağız} Evet. [DS] aha2, [Ar. âhâ U-T] (a :h a :) {OsT} is. 1. Kardeş. 2. Dost. ahab, -bbı [Ar. ahabb {OsT} sf. Daha çok sevi­ len, en çok sevilen; pek sevilen, ahabir, [Ar. haber > ahbâr (h a b erler) > ahâbir y . ^ ] (a h a:b ir) {OsT) is. Haberler; rivayetler. Ahabiş, [Ar. ahbeş > ahâbiş ^ U -l] (a h a :b iş) {OsT} sf. Habeşistanlı; Habeşistanlılar, ahacık, [aha-cık] ( a h a ’cık) e. “İşte, hemen oracıkta!” anlamında gösterme edatı. ahad1, [Ar. ehâd > âhâd jL^T] (a :h a :d ) {OsT} is. 1. Birler. 2. Fertler, halktan olan kişiler, sade vatan­ daş. 3. mat. Birden dokuza kadar olan sayılar. S âhâd hânesi, {OsT} B ir le r b a sa m a ğ ı.| âhâd-ı nâs, | {OsT} H alk ta b a k a sı; avam . ahad2, [Ar. ehad j^I] {OsT} is. 1. Bir; tek. 2. Fert; ki­ şi; birey. 3. mat. Birler hanesi. S alıadü-hüma, {OsT} İkiden biri.| ahadü’l-ahadeyn, {OsT} E şsiz; | ben zersiz; em salsiz. ahad3, [Ar. ahad -^1] {ağız} is. Pazar günü. [DS]

Ö IÜ M Iİİ IC E M .1 4 8

ahad4, -ddı [Ar. hadd > ahadd -^-1] {OsT} sf. Daha keskin; pek keskin; çok keskin, ahadid, [Ar. ühdüd > ahâdıd Jj.iU-T] (a :h a :d i:d ) {OsT} is. Vücutta kalan sopa veya kamçı izleri, ahadis, [Ar. hadis > ehâdîs ^ .j'j-1] (a h a :d i:s) {OsT} is. Hadisler. 0 ahâdis-i nebeviye, {OsT} isi. Hz. M u ham m ed’in sözleri. ahadiyet, [Ar. ehâdiyyet oj.:U I] {OsT} is. 1. Birlik, teklik anlamında sadece Allah’ın (sıfat) isimlerin­ den. 2. isi. Güvenilir birçok kişi tarafından değil de yalnız bir tek kişinin naklettiği hadisin durumu, ahaf, -ffı [Ar. hafif > ehaff ^M-\] {OsT} sf. Daha hafif; en hafif; pek hafif, ahail, [Ar. ahâil Js^-I] (a h a .il) {OsT} is. İri yapılı ve kibirli kişiler. ahak, -kkı [Ar. halçk > ehaldç js-l] {OsT} sf. 1. En haklı; daha çok haklı; pek haklı. 2. En fazla yetki verilmiş bulunan, ahal, -li [Far. âhâl JU-T] (a :h a :l) {OsT} is. Bir işe yaramadığı için atılacak olan şey; çerçöp. ahali1, [Ar. ehl (m ensup) > ehâll J U l ] (a h a :li:J {OsT} is. 1. Bir ülkedeki, şehirdeki insanlar; ortak özellik­ leri yalnız bir yerde oturmak veya bulunmak olan insan topluluğu. 2. Bir yerde toplanmış insan gru­ bu; kalabalık. 3. Uyruk. 4. Cemaat. ahali2, [Ar. ehil > ehâlî J'-* !] (a h a :li:) {OsT} sf. İyi bilenler; uzmanlar; eksperler. a h a r1 [eT. akur] {ağız} is. 1. Çay; dere; akarsu. 2. , Hayvanların su içtiği ağaç, taş ya da beton yalak; çeşme yalağı. 3. Hayvan barınağı; ahır; tavla. 4. Hayvan yemliği. 5. Tahta dibek. [DS] ah ar2, [Ar. ahar >-T] (a .h a r) {OsT) sf. 1. Başka; di­ ğer.

2. İkinci; başkası.

ah ar3, -rrı [Ar. harâret > aharr j^t] {OsT} sf. Daha sı­ cak; çok sıcak; en sıcak. ah ar4, [Far. âhâr jUT / jl^T] (a h a ;r) {OsT} is. 1. Hat­ tatların kâğıdın yüzeyini kayganlaştırmak için kul­ landıkları yumurta ve nişasta karışımı cila maddesi. 2. Kahvaltı. 3. Bir tür çelik, ah arlam a, [ahar-la-ma] (a h a :rla m a ) is. Pürüzlü bir kâğıt üzerine ahar sürerek parlatma işi. aharlam ak, [ahar-la-malc] (a h a :ıia m a k ) g ç l . f [-l(ı)y o r ] Yıpranmış veya yüzeyi pürüzlü bir kâğıdı yazı yazılabilecek hâle getirmek için ahar sürerek par­ latmak, kalemin kaymasını sağlamak üzere cilala­ mak. ah arh , [ahar-lı] (a h a :rlı) sf. (Kâğıt için) ahar sürerek parlatılmış. ah as1, -ssı [Ar. haşş > ehaşş {OsT} sf. 1,

01M « { î S I l ı I . 1 4 9 Daha özel; en özel; pek özel. 2. Daha yakın; en ya­ kın; pek yakın. 3. zf. Başlıca; belli başlı. ahas2, -ssı [Ar. hasis > ehass ^-=-1] {OsT} sf. 1. Daha cimri; en cimri; pek cimri. 2. (Kişi için) daha baya­ ğı; en bayağı. ahasını, [ak-mak > ah-a-s-ı-n-ı akacağını. ahasif, [Ar. ehâsıf (a h a :si:f) {OsT} is. Top­ rağı taşsız, yumuşak ve kumlu olan yerler, ahasin, [Ar. ahsen (ç o k güzel) > ehâsin *>»1^1] ( a h i ­ sin) {OsT} sf. Çok güzel olan (şeyler), ahat, [Ar. 'ahd] {ağız} is. Çoğu zaman kendi kendine verilen söz. [DS] ahavat, [Ar. uht > ahavât olji-l] (alıava:t) {OsT} is. {eAT'} zf. Nasıl

AHÇ
ahbari, [Ar. ahbâr > ahbârî lSjM-'] (a h b a :ri:) {OsT} sf. 1. Haber verici; rivayetçi. 2. Tarihçi, ahbas, [Ar. habs > ahbâs (a h b a :s) {OsT} is. 1. Hapishaneler; zindanlar. 2. Su bentleri. 3. Su bent­ lerinin oluşturduğu havuzlar. 4. Herhangi bir koşu­ la bağlı olmaksızın vakfedilen araziler, binalar vb. ahbaz, [Ar. hubuz (ekm ek) > ahbâz jM -'] (a h b a :z ) {OsT} is. Ekmekler. ahbel1 [Ar. ahbel J ^ l ] {OsT} is. Böğrülce tanesi. , ahbel2, [Ar. ahbel J — {OsT} sf. Deli; kaçık; divane, -I] ahben, [Ar. ahben ^ 1 ] {OsT} sf. Kamına su toplanan kimse. ahbes, [Ar. habîş > ahbeş c-^1] {OsT} is. Çok kötü;

en kötü; mundar, 1. Kız kardeşler. 2. Bayan arkadaşlar. 3. m ec. Bir­ ahbeseyn, [Ar. ahbes > ahbeseyn j ^ ~ '] {OsT} is. birine benzeyen şeyler. S ahavât-ı Hud, isi. H ııd Çok kötü olan iki şey. S u resi ve benzerleri. {OsT} Ahbeş, [Ar. habeş > ahbeş J^=~\] {OsT} is. Habeş; Habeşistanlı. ahbın, [Erme, ağb(in)] {ağız} is. Gübre. [DS] S ahbın tarla, {ağız}l. G übrelenm iş tarla. 2. T oprağı kuvvetli tarla. [DS] ahbiye, [Ar. hıbâ > ahbiye -u^ı] {OsT} is. Kıl bedevi çadırı. ahbun, [Erme, ağb(m)] {ağız} is. -* ahbm. [DS] ahbunlam ak, [ahbun-la-mak] {ağız} gçl. f. [ - r ] [l(u )-yor] Toprağı gübrelemek; gübre dökmek. [DS] ahbunluk, -ğu [ahbun-luk] is. Gübre konulan yer; gübrelik. ahcal, -li [Ar. hacl > ahcâl JU ^ I] {OsT} is. 1. Topuklar. 2. Zincirler, ah car, [Ar. hacer (taş) > ahcâr is. Taşlar. ahcen, [Ar. ahcen ahceste, [Far. ahceste {OsT} sf. (Saç için) kıvırcık, {OsT} is. Kapı eşiği, (a h ca .r) {OsT} is. İki kardeş.

ahaveyn, [Ar. aha (kardeş) > ehaveyn ahavi, [Ar. ahi > ahâvı

(a h a :v i:) {OsT} sf. 1.

Kardeşe; kardeş gibi. 2. Ahilik örgütüne ilişkin, ahaz, -zzı [Ar. ahaz Jü-I] {OsT} sf. Daha mutlu; en mutlu; pek mutlu, ahba, [Ar. haba1 > ahbâ1 Ls~l] (a h b a :) {OsT} is. Saray adamları. ahbab, [Ar. habıb > ahbâb oL ^ I] (a h b a :b ) {OsT} is. -*■ ahbap. ahbap, -bı [Ar. habıb (dost) > ahbâb (dostlar) u U I ] is. (T ü rkçe'de teklik o la r a k kullanılır.) 1. Bildik; tanıdık; dost; arkadaş. 2. sf. Senli benli. 3. ünl. Ta­ nıdık olmayan birisine seslenmek, onun dikkatini çekmek için kullanılan seslenme sözü. S ahbap çavuşlar, H er zam an ve h e r y e r d e birlikte bulu­ nan lar.| ahbap olmak, B ir kim sey le dost, a rk a d a ş | olm ak. ahbapça, [ahbap-ça] zf. Samimi bir şekilde, dostça, ahbaplık, -ğı [ahbap-lık] is. Dost, arkadaş olma du­ rumu; dostluk; arkadaşlık, fi1 ahbaplık etmek, A r­ k a d a şlık etm ek; şundan bundan konuşm ak. ah b ar1 [Ar. haber > ahbâr jM -'] (a h b a :r) {OsT} is. 1. , Haberler, bilgiler. 2. Hikâyeler, rivayetler. 3. Tarih­ ler. 4. İyilikler. 5. Yazı mürekkepleri. ahbar2, [Ar. hibr (bilm ek) > ahbâr jl^ l] (a h b a ır) {OsT} is. 1. Bilginler; alimler. 2. Yahd. Tevrat hü­ kümlerine uygun biçimde içtihatta bulunan Yahudi bilginlerine verilen ad. ahbar3, [Erme, eğpayr] is. 1. Erkek kardeş. 2. ünl. Ermeni erkeklerden söz ederken ya da onlara ses­ lenirken söylenir. 3. {ağız} Orta yaşlı kimse ile alay etmek için söylenen söz. [DS]

ahciyh, [Erme, ağçig (kız)] {eAT} - * ahçik. ahça, [ak-ça] {eAT} sf. 1. Beyazımtırak; akça. 2. gen ş. Para. ahçı1, [aş-çı > ah-çı] is. Yemek pişirme ve yapmayı meslek edinmiş olan kimse. S ahçı başı, M utfak ş e fi.| ahçı dükkânı, M utfağında tek kişinin g ö r e v | ald ığ ı küçü k lokanta.\\ ahçı güzeli, Y em eklerin üze­ rin e dökü len kızdırılm ış kırm ızı b ib e r ve s a lç a lı y a ğ ; 505.11 ahçı yam ağı, Y iyecek ayıklam a, tem iz­ lem e ve bu laşık y ık a m a g ib i işlerd e aşçıbaşın ın yardım cısı. ahçı2, [ah-çı] {ağız} is. Çoğu zaman yanık yanık ah çeken kimse. [DS] ahçılık, -ğı [a(ş)-çı-lık] is. Yemek yapma işi ve mes­ leği.

AHÇ ahçik, [Erme, ağçilc] is. 1. Ermeni kızı. 2. argo. Yabancı kadın, kız; bayan turist. ahd1 [Ar. ‘ahd (yazılı sa y fa ; verilen söz) j**] {OsT} , is. - * ahit, t? ahd bağlam ak, {eAT} Söz verm ek; an tlaşm ak; sözleşmek.\\ ahd eylemek, {eAT} Söz­ leşm ek ; antlaşmak.\\ ahdi sımak, {eAT} A nlaşm ayı bozm ak. | ahd ü peymân, {OsTf S özleşm e; a n tlaş­ | m a; m ukavele. ahd2, [Ar. ‘ahd j^p] {OsT} is. Devir; zaman. S ahd-i ahdetme, [Ar. ‘ahd+ T. et-me

Ö I İ H I I Ö H I I C E S O Z lıİİli.
( a ’hdetm e) b. is. Ahdetmek işi; söz vermiş olma, ahdetmek, [Ar. ‘ahd+ T. et-mek iİUsjIJljp] ( a ’hdetm ek) gçsz. b . f . [(-d )-er ] 1. Kararlaştırıp kendi ken­ dine söz vermiş olmak. 2. Sözünü tutacağına dair Allah’a yemin etmek. 3. Sözleşmek; antlaşmak. 4. (Kızı için) kocaya vermek; evlendirmek, ahdî, [Ar. ‘ahd > ‘ahdî ıs-i**] (ah d i:) {OsT} sf. Sözleş­

meye dayanan. evvel, İlk Ç ağ. | ahd-i kadîm, {OsT} E sk i zam an. | | | Ahdiatik, [Ar. ‘ahd-i atîk (eski sözleşm e)] (ah d iati.k) ahd-i karîb, {OsT} Yakın zam an. {OsT} is. 1. Hristiyanlarm Kitab-ı Mukaddes’inde ahda1, -a ’ı [Ar. ahda' {OsT} sf. Daha alçak İsa’dan önceki zamanlara ilişkin İbranice veya gönüllü; en alçak gönüllü. Aramice kitaplar. 2. Tevrat. ahda2, -a ’ı [Ar. hud'a > ahda' {OsT} sf. 1. En Ahdicedit, [Ar. ‘ahd-i cedît (yeni sözleşm e)] (ahdi­ aldatıcı; çok aldatıcı. 2. is. anat. İnsanın ensesine c e d ir ) {OsT} is. Flristiyanlarm Kitab-ı Mukadde­ yakın iki damar, s ’inde İsa’nın zamanına ve daha sonrasına ilişkin ahdak, [Ar. hadeka > ahdâk {OsT} is. Göz be­ kısımlar; İncil, bekleri. ahdname, [Ar. ‘ahd + Far. -nâme (ah d n a:ahdan, [Ar. hadin / hadîn > ahdân {OsT} is. Dert ortakları; dostlar; yoldaşlar, ahdar, [Ar. hazar (yeşil oluş) > ahdar jUü-l] {OsT} sf. Yemyeşil. ahdariyet, [Ar. ahzar> ahdariyyet cojU ü-l] {OsT} is. (ahda;n ) m e) {OsT} is. İmparatorluk döneminde, yabancı bir devlet ile yapılan sözleşmenin yazılı örneği, ahe, [Ar. âhî (kardeşim ) / eT. akı (cöm ert)] {eAT} is. Sevilen kimse; dost; {ağız} (aynı). [DS] ahek, [Far. âhek dUT] (a :h ek ) {OsT} is. Kireç. S

âhek-i siyah, {OsT} D ayan ıklı b ir tür çimento.\\ Yeşil olma durumu; yeşillik, âhek-i tefte, {OsT} Sönm em iş kireç. ahdarm ak, [aktar-mak / ahtar-mak] {ağız} gçl. f . [-ır ] ahen, [Far. âhen ^ T ] (a ;h en ) {OsT} is. 1. Demir. 2. 1. Devşirmek; toplamak. 2. Karıştırmak; altüst et­ mek; çevirmek. 3. Dolu olan bir şeyi boşaltmak. 4. Kılıç, kama gibi silahlar. 3. Zincir. 4. sf. m ec. Sert; Baştan sonuna kadar okuyup bitirmek; hatmetmek. katı; merhametsiz. S âhen-âşiyân, {OsTf D ikiş 5. Aramak; araştırmak; soruşturmak. 6. Arayıp yüksüğü.| âhen-be, {OsT} Ç ulhaların d o k u y a ca k la ­ | bulmak. 7. Çağırmak. 8. Tarlayı ikinci kez sürmek; rı bezin iki y a n ın a k oydu kları dem irli a ğ a ç. | âhen| aktarmak. [DS] ce, {OsT} D oku m acıların buruşm ayı ö n lem ek için d o ku y aca kla rı bezin iki tarafın a koydu kları dem irli ahdas, [Ar. hadeş > ahdâs (a h d a:s) {OsT} is. a ğ a ç .| âhen-câm e, {OsTf 1. D em ir e lb is e ; zırh. 2. | 1. Yeni meydana gelen olaylar. 2. m ec. Talih deği­ Sandıklara, fıç ıla r a takılan dem ir çember.\\ âhenşimleri. 3. Fenalıklar; belalar; musibetler. 4. Genç­ cân, {OsT} 1. D em ir canlı. 2. m ec. S a b ırlı; taham ­ ler. m üllü; cefa k eş. 3. Katıyiirekli.\\ âhen-çflb, {OsTf 1. ahdeb1, [Ar. ahdeb {OsT} sf. 1. Kambur. 2. D em ir çu bu k; şiş. 2. Kepçe.\\ ahen-dest, {OsT} 1. mec. Şaşırtıcı; zor; müşkül. D em ir elli. 2. E li d em ir g ib i kuvvetli. | âhen-des| ahdeb2, [Ar. ahdeb {OsT} s f (Kişi için) baş­ tâne, {OsT} E li dem ir g ib i o la n a y a k ışırca sın a .| [ âhen-dîg, {OsT} D em ir kazan .| âhen-dil, {OsT} 1. | kalarının düşüncesine hiç değer vermeyen, uzun D em ir y ü rek li; k ah ram an ; cesur. 2. A cım asız; m er­ boylu ve ahmak, ham etsizdi âhen-ger, {OsT} D em irci.| âhen-geri, | ahdebiyet, [Ar. ahdebiyyet {Os T} is. Kam­ {OsT} Demircilik.\\ âhen-hâ, {OsT} G em i azıya alan burluk. sert ba şlı a t.| âhen-hây, {OsT} G em i azıya alan | aliden, [Ar. ‘ahd > ‘ahden fj^t] ( a ’hden) {OsT} zf. sert b a şlı a t.| âhen-i cüft, {OsT} S aban dem iri.| | | âhen-i gâv, {OsTf S aban dem iri.| âhen-i nerm, | Sözleşerek; taahhüt ederek. {OsT} Yumuşak dem ir. \ âhen-i sebz, {OsT} İyi işle­ \ ahder1, [Ar. ahder {OsT} sf. Şaşı. n ebilen ç e l i k | âhen-i serd, {OsT} 1. S oğ u k dem ir. | ahder2, [Far. ahder {OsT} is. Kardeş çocuğu; 2. m ec. İn safsız kalp. | âhen-i ter, {OsT} İyi işlen e­ | yeğen. bilen ç elik .| âhen-keş, {OsT} 1. D em ir çeken . 2. | M ıknatıs.| âhen-pâre, {OsT} D em ir parçası.\\ | alıderiy, - y y j [Ar. ahderiyy {OsT} is. zool. âhen-pâye, {OsT} D em ir a y ak lı.| âhen-püş, {OsT} | Yaban eşeği.

■ H IK E SOR. m

AHF

D em ir kuşanm ış; zırh giymiş.\\ âlıen-reg, { OsT} 1. ahenkleştirme, [ahenk-le-ş-tir-me] (a ;h e;n k leştirm e) D em ir d a m a rlı; sa ğ la m ; dayanıklı. 2. K uvvetli at. | | is. Ahenkli hâle getirme, âhen-rübâ, {OsT} Mıknatıs.\\ âhen-sâ, {OsT} 1. ahenkleştirmek, [ahenk-le-ş-tir-mek] ( a h e n k le ş tir ­ E ğ e ; b ileğ i taşı. 2. Törpü.| âhen-sây, {OsT} -*■ a| m ek) g ç l . f [-ir ] Uyum sağlar hâle getirmek, hen-sa. ahenkli, [ahenk-li] (a:hen kli) sf. Uyum içinde bulu­ nan; uygun, denk düşmüş, ahene, [Far. âhen > âhene <n*T] (a ;h en e) {OsT} is. Demir halka. aheng, [Far. âheng ıü»T] (a;h en g ) {OsT} is. -*■ ahenk. âheng-dâr, {OsT} Uyumlu; düzenli; ahenkli. | | âheng-i esvât, {OsT} dbl. Ünlü uyumu.\\ âheng-i ezelî, {OsT} fe l. Ö ncel düzen .| âheng-i savâit, | {OsT} dbl. S esli uyumu.\\ âheng-i selâset, {OsT} ed. Akıcılık. | aheng-i taklidî, {OsT} dbl. Yansım alı | söz cü k ler; onom atopi. ahenger, [Far. âhen-ger Demirci. ahenî, [Far. âhen > âhenî ^ T ] (a :h en i:) {OsT} sf. 1. Demirden yapılmış. 2. m ec. Sert; katı. ahenîn, [Far. âhenî > âhenîn j^»T] (a ;h en i;n ) {OsT} sf. 1. Demirden yapılmış. 2. Demir gibi; sert; katı; sağlam. 0 âhenîn-cân, {OsT} K atı y ü rek li; m erham etsiz.| âhenîn-ciğer, {OsT} 1. D ayanıklı. 2. C e| sur.| âhenîn-dîl, {OsT} 1. D em ir y ü rek li; cesu r; | kahram an . 2. K atı y ü rek li; merhametsiz.\\ âhenînduş, {OsT} K uvvetli; m etin.| âhenîn-kâbâ, {OsT} | D em ir cü p p e; zırh. | âhenîn-kem er, {OsT} 1. Sütun. | 2. Canı p e k yiğ it; cen gâver. | âhenîn-reg, {OsT} | B aşı s e rt at. ahenk, -gi [Far. âheng (a. hen g) is. 1. Uyum. 2. Seslerin uyumu. 3. Birbiri ardına gelen kelimelerin sesçe uyumu. 4. Aynı anda duyulan seslerin bağ­ daştırılması sistemi; uyum; armoni; akort. 5. Bir bütünün parçaları arasındaki uyum. 6. Duygular arasındaki uyumun verdiği rahatlama. 7. Müzikli toplantı, eğlence. 8. ed. Şiir veya düz yazıda, söz­ cük ve sözcük öbeklerinin ses ve yapı benzemesin­ den doğan güzellik. 9. fe l. Evrende görülen düzen. 10. mim. Bir eserin boyutları ile diğer öğeleri ara­ sındaki uyum. 11. müz. Sazların ve sesin belli bir şekilde düzenlenmesi. 12. müz. Bir parçadaki nota­ lar arasındaki armoni. S ahenge uymak, A lışm ak; katılm ak; in tibak etm ek. | ahengi bozulmak, D irli­ | ğ i düzeni kalm am ak, huzursuz olm ak. | ahengini | bozmak, Huzurunu bozm ak, rahatın ı kaçırmak\\ ahenk etmek, Sazlı sözlü, içkili e ğ len c e tertiple­ m ek,| ahenk eylemek, Sazlı sözlü, içkili eğ len ce | tertiplem ek.^ ahenk kaidesi, dbl. Ünlü uyumu.\\ ahenk katm ak, B ir toplantının sıkıcılığ ın ı g id er­ mek, neşelendirmek.\\ ahenk kurm ak, Uyuşmak, anlaşmak.\\ ahenk sağlam ak, D üzene sokm ak, b ir­ lik sağlamak.\\ ahenk tahtası, müz. T elli sa z la rd a tellerin üstüne g erild iğ i k a p a k tahtası. | ahenk ye­ | ri, {ağız} Oyun yeri. [DS] (a :h en g er) {OsT} is. ahenklilik, -ği [ahenk-li-lik] (a:hen klilik) is. Uyum ve denge içinde bulunma durumu, ahenksiz, [ahenk-siz] (a:hen ksiz) sf. Uyum içinde bulunmayan; uygunsuz, denk düşmemiş, ahenksizlik, -ği [ahenk-siz-lik] (a:hen ksizlik) is. Uyumlu olmama durumu; düzensizlik; karmaşa, ahenktar, [Far. âheng-dâr (a :h en kta :r) {OsT} sf. Ahenk bulunan, ahenkli; uyumlu, aher, [Ar. uhur (diğer) > âher > - T] (a ;h er) {OsT} sf. Başka; diğer; gayrı. S âherü’n-nehr, g ö k b. G ö k ­ yüzünün gün ey yarım kü resin de y e r a la n en -N ehr adlı burcun en p a r la k yıld ızı; A chern ar. aheste, [Far. aheste 4 x~*T] (a :h este) {OsT} is. 1. Y a ­ vaş, 2. Sakin, durgun. 3. Yumuşak, mülayim. 4. (Ses için) alçak; hafif. 5. müz. Bir müzik parçasının yavaş çalınması ve söylenmesi. 6. zf. Ağır ağır, ya­ vaşça. S aheste aheste, 1. A ğır ağır, sakin sakin. 2. A zar azar, ted rici o la ra k. | aheste beste, alay. | K ırıla döküle, nazlı nazlı.| âheste-rây (rey), {OsT} | Yargısında itidalli; g ö rü şlerin d e m utedil olan h a ­ kim. | âheste-rev, Yavaş yiirüyen.\\ âheste-suhân, | {OsT} A lça k s e s le ; y a v a ş y a v a ş konuşan. ahestegî, [Far. âheste-gı (a :h es teg i;) {OsT} is. 1. Yavaşlık. 2. Durgunluk; sakinlik. 3. Yumu­ şaklık; mülayimlik. 4. (Ses için) hafiflik; tatlılık, ahfa, [Ar. hafi > ahfâ <_yü-T] (a h fa :) {OsT} sf. En gizli; pek gizli; çok gizli, ahfad, [Ar. hafîd > ahfâd ahfat. ahfas, [Ar. hıfs > ahfas oUs-l] (a h fa ;s) {OsT} is. İş­ kembeler. ahfat, -di [Ar. hafîd > ahfâd (a h fa ;t) {OsT} is. 1. Torunlar; oğul oğulları; çocukların çocukları. 2. Gelecek nesiller. 3. m ec. Yardımcılar, hizmetçiler. ahfaz1, [Ar. hıfz > ahfaz {OsT} sf. 1. Kuvvetli hafız. 2. Kur’an-ı Kerim’i en güçlü bir şekilde ez­ berleyen. ahfaz2, [Ar. ahfaz ahfeş, [Ar. hafeş > ahfeş {OsT} sf. 1. (Y er için) alçak {OsT} is. 1. Gözleri ve çukur. 2. m ec. (Kişi için) alçak gönüllü, doğuştan küçük olduğu için iyi göremeyen kimse. 2. Yalnız gece görebilen. S Ahfeş’in keçisi gibi başını sallam ak, H er f ik r i k a b u l ed ip düşünm eden, yoru m lam adan k ab u l etm ek; din lem ediğ i h â ld e mu­ (a h fa :d ) {OsT} is. -*

S

AHF

O T Ü M T !« f S İ M . , «

hatabın ı dinliyorm uş veya anlıyorm ıtş görünüm ü verm ek. ahflye, [Ar. hıfa > ahfıye -uü-l] {OsT} is. 1. Gizli şey­ ler. 2. bot. Ağaçların çiçek tomurcuklarım örten dış kabuklar. ahger, [Far. ahger 1 {OsT} is. 1. Kor hâline gel­ ]

ahırlatm ak, [ahır-la-t-mak] gçl. f . [-ır ] {ağız} Playvanı ahıra alıştırmak. [DS] ahırm ak, [ak (yans.) > ah-ır-mak f. [-u r] Tükürmek; tükürük atmak. Ahıska gülü, is. fo lk . Kars’ta tek ya da çift olarak bayanlar tarafından oynanan halk oyunu. ahıtmak, [ağ-ıt-mak > ah-ıt-mak J * - ^ l ] {eT} {eAT} gçsz. f. [-u r] Akıtmak. [EUTS] ahi, [eT. akı (cöm ert) / Ar. âhı (kardeşim ) > ahi] {OsT} is. 1. Bir kimsenin en çok sevdiği yakım; ar­ kadaş; dost. 2. Cömert. 3. Yiğit. 4. Ahilik ocağın­ dan olan kimse, ahibba, [Ar. habîb > ahibba L^l] (a h ib b a :) {OsT} is. 1. Sevgililer. 2. Dostlar; tanıdıklar. ahid, [Ar. ‘ahd J ^ ] {OsT} is. -*■ ahit. S ahd bağ­ lam ak, {eAT} Söz vermek.\\ ahid-şiken, {OsT} Söz­ leşm eyi b o z an .| ahd ü peymân, {OsT} Söz ve y e ­ | min]] ahd ü vefâ, {OsT} Söz ve vefa. ahidname, [Ar. C ahd+Far. nâme Sözleşme. ahiha, [Ar. âhıha yemeği. ahihte, [Far. âhıhte (a :h i:h te) {OsT} sf. (Kılıç için) kınından sıyrılmış; çekilmiş, ahikka, [Ar. hakik > ahikkâ U^l] (a h ik ka :, h kalın ] (a h i:h a ) {OsT} is. Bulamaç {OsT} is. 1 {eAT} gçsz. ]

miş ateş; ateş közü. 2. m ec. Aşkın yakıcı sıcaklığı. S ahger-i süzân, {OsT} Yakan k o r ; y a k ıcı köz. ahgiil, [Far. ahgül {OsT} is. Arpa ve buğday

başaklarının üst kısmı; başak kılçığı. ahi1, [ahi / akı] {eT} sf. Cömert. [Yüknekî] ahi2, [Ar. âhı (kardeşim ) ^ T ] {OsT} is. 1. Arkadaş; dost. 2. Cömert; yiğit. 3. {eAT} Bir kimsenin sevdi­ ği; en yakını. ahi3, [eT. akı > ahi] {eAT} is. On dört ve on beşinci yüzyıllarda Anadolu’da yaygın bir sosyal güvenlik kurumu olan Ahilik ocağından olan kimse. S> ahi baba, E s n a f lon caların ın b a şın d a bulunan kim se. ahi4, [ahi] {eAT} {OsT} e. 1. Kuvvetlendirme edatı. 2. {ağız} ünl. Oh olsun. [DS] 3. {OsT} Oysa ki. ahıcı, [ak-mak > ahıcı Lf^ l ] {eAT} sf. Akıcı; seyyal. ahıl, [Ar. âhil (yerleşik)] {ağız} sf. Görmüş geçirmiş, yaşlı kimse. [DS] ahılgan, [? ahılgan] is. Arıların, kavak ve kızıl ağaç gibi bitkilerin taze tomurcuklarından toplayarak kovan içindeki çatlaklan, delikleri kapatmak ve petekleri kovana tespit etmekte kullandıkları reçi­ neli ve zamklı madde; pirebolu.

söylen ir) {OsT} sf. Daha çok yetkili; en yetkili, ahilenmek, [ahi-le-n-mek] dönşl. f . [-ir ] Ahi gibi davranmak; ahilik etmek, ahilik, [ahl-lık / akı-lık J ^ - l ] {eT} {eAT} is. Cömert­ ahilik, -ği [ahi-lik] is. 1, On beş ve on altıncı yüzyıl­ lik. [Yüknekî] larda, esnaf ve sanatkârların kendi aralarında ku­ ahımsa, [Sansk. ahımsa] is. 1. Şiddete başvurmama. rumlaşarak oluşturdukları bir sosyal güvenlik örgü­ 2. Zarar vermeme. 3. Hint dinlerinde saldırmazlık tü. 2. Ahi olma durumu ve niteliği. 3. s f Cömertlik, prensibine dayanan ahlak ve siyasi davranış, yiğitlik. ahır, [Far. âhür / e T ak-ur j^-T] is. 1. Büyükbaş hay­ ahilla, [Ar. halıl > ahillâ ^-1] (a h illâ:, h kalın sö y ­ vanların kapatıldığı, barındığı yer; dam; arkaç; çiten; gelembe. 2. m ec. Kirli, bakımsız, dağınık veya çok gürültülü yer. 3. {eT} Yemlik. [MühennâjS1 ahır ak tarm ası, Tarlanın ilk b a h a rd a ilk d e fa sürülm e­ si. | ahıra çekmek, H ayvanları a h ır a kapam ak. | | | ah ıra çevirm ek, m ec. Bakım sız, p is ve d ağ ın ık h â ­ le g etirm ek .| ahıra gelmek, Alışmak.\\ ahır ev, | {ağız} K öy ev lerin d e a h ıra bitişik olan oda. [DS] ahırlam a, [ahır-la-ma] is. Ahırlamak işi; hayvanlan ahıra kapatma işi. ahırlam ak, [ahır-la-mak] gçsz. f. [-r ] 1. (Hayvanlar için) ahırda kapalı kalmak; bir süre ahırda tutul­ mak. 2. Ahırda uzun süre kapalı kalma yüzünden hamlamak; zayıflamak. 3. {ağız} (Hayvan için) ahı­ ra alışmak. [DS] ahırlanm ak, [ahır-la-n-mak] dönşl. f . [-ır ] {ağız} Ev­ cilleşmek. [DS] lenir) {OsT} is. Sadık dostlar; candan arkadaşlar, ahille, [Ar. halıl > ahille 4 UI] {OsT} is. 1. Çuvaldızlar. 2. Şişler. a h ir1, [Ar. uhur (geri) > ahir ^ 1 ] (ah i:r) {OsT} sf. 1. En sondaki, en sonuncu. 2. huk. Başkasının nikâh­ lısı ile cinsel ilişkide bulunan. ahir2, [Ar. uhur (geri) > âhir ^-T] (a.h ir) {OsT} sf. 1. Son; sondaki; en sondaki. 2. Allah’ın sıfatlanndan biri. 3. zf. Sonunda, nihayet, hasılı. S ahir güz, K asım ayı.| âlıir-i çarşam ba, {OsT} S e fe r ayının | son ç a rşa m b a sı.| âhir-i k âr, {OsT} 1. Son u ç; se m e­ | r e ; m eyve. 2. En nihayet; işin sonunda. | ahir ne­ | fes, Son n e fe s.| âh irü ’l-em r, {OsT} N ihayet; en | sonunda. | ahir vakit, Son zam an, öm rün k alan son | y ılla r ı.| ahir zam an, 1. K ıy am ete y akın zam an. 2. | D ünyanın sonu na doğru. 3. Dünyanın sonu.\\ ahir

Ö I Ü M R S ö M .ı»

AHL

zam an peygam beri, 1. En son p ey g a m b er. 2. Hz. M uhamm ed. ahirbin, [Ar. âhir + Far. -bîn (a :h irb i:n ) {OsT} sf. Yaptığı her işin sonunu önceden düşünen; tem­ kinli; tedbirli; uyanık; akıllı. ahire, [Ar. âhir / âhire v»-T] (a : h ır e, h kalın söylenir) (OsT) sf. Son. ahire, [Ar. ‘âhire den. 2. Kahpe. ahiren1, [Ar. ahiren ö_*=-'] (ah i:ren ) {OsT} zf. Son zamanlarda; şu yakınlarda; yakın geçmişte. ahiren2, [Ar. ahiren fjo-l] (a :h iren ) {OsT} zf. Sonra­ dan; en son olarak, ahiret, [Ar. uhur (geri) > ahiret o^J-T] (a:hiret) {OsT} is.-*- ahret. S ahiret oglı, {eAT} E vlatiık. ahiretlik, -ği [ahiret-lik] is. -*• ahretlik, ahirin, [Ar. âhir> âhirin (a:hiri:n , h kalın sö y ­ lenir) {OsT} zf. Sonrakiler; en sonda olanlar; niha­ yette bulunanlar. ahirun, [Ar. âhir > âhirün jjjs-T] (a:hiru :n, h kalın söylenir) {OsT} zf. - * ahirin, ahissa, [Ar. hasis > ahissâ L^-l] (a h issa :) {OsT} Cim­ riler. ahit, -hdi [Ar. ‘ahd J4»] is. 1. Söz verme. 2. Yemin. 3. Antlaşma, ittifak. 4. Emir, buyruk. 5. Nikâh. ahde vefa, Sözünde durma.\\ ahitleşme, [ahit-le-ş-me] is. Sözleşme; antlaşma, ahitleşmek, [ahit-le-ş-mek] işteş, f . [-ir ] Sözleşmek; antlaşmak. ahitname, [Ar. ‘ahid + Far. -nâme (ahitna:m e) {OsT} is. Taraflarca gerekli yerleri imza­ lanmış ve onaylanmış olan yazılı sözleşme metni, ahiyane, [Far. âhiyâne ?üL^T] (a :h iy a:n e) {OsT} is. 1. Damak. 2. anat. Boğaz. 3. B eyin kem iği. ahiye, [Ar. âhiyye ■u=-T] (a:hiye, h kalın söylenir) {OsT} is. 1. Ucu yere berkitilip halkasına hayvan bağlanan ip. 2. Sürekli felaket; musibet. ahiz1, -hzi [Ar. ahz İM] {OsT} is. Alma; kabul etme. (A rapça ve F a r s ç a kelim elerin b a ş tarafın a g etiri­ lerek ta m lam a la r y ap ılır.) ahiz2, [Ar. ahz > âhiz i»-T] (a:hiz, h kalın söylenir) {OsT} sf. Alan; alıcı; kabul eden, ahiz’, [Ar. ahz > ahîz 1^-1] (ahi:z, h kalın söylenir) {OsT} sf. Esir; tutsak, ahize, [Ar. âhiz > âhize (a:hize, h kalın sö y le­ nir) {OsT} sf. 1. Alıcı; alan. 2. is. Telefonun ses alı­ cı kısmı; almaç. (a :h ire) {OsT) sf. 1. Zina e-

ahkab, [Ar. hukb > ahkab t_>Lî=-l] (a h k a :b ) {OsT} is. Uzun zamanlar, ahkad, [Ar. hukd > ahkâd Kinler; düşmanlıklar; garezler, ahkaf, [Ar. hukfe > ahkâf ı_sU=-l] (ahka:J) {OsT} is. Kum yığınları; kum tepeleri, ahkâm , [Ar. hükm (yargı) > ahkâm (ahkâ.m ) {OsT} is. 1. Bir konuda şöyle veya böyle olduğu kanısına varma ve bunu söz ve yazı ile bildirme. 2. huk. Yargı kararları; hükümler. 3. Uyulması gerekli kararlar, hukuk kuralları; kanunlar. 4. gnşl. Yıldız­ ların hareketlerinden veya bazı tabiat olaylarının oluş biçimlerinden bir takım gelecek tahminleri. S ahkâm çıkarm ak, 1. K en d in e g ö r e bazı n etic eler ç ık a r m a k 2. Yersiz zan da bulunm ak. | ahkâm -ı | adalet, {OsT} H ukuk hükümleri.\\ ahkâm -ı adliye, {OsT} 1. A d alete ait hüküm ler; hukukla ilgili düzen­ lem eler. 2. İm p arato rlu k d ön em in de A d a let B a k a n ­ lığının adı.\\ ahkâm -ı âm ire, {OsT} E m red ici hukuk ku ralları.| ahkâm -ı nahiye, {OsT} Y asaklayıcı hu­ | ku k kuralları.]] ahkâm -ı nusret, {OsT} 1. Z afer hü­ küm leri. 2. Yasalar. 3. G ö k cisim lerinin h a rek etle­ rinden çıkarılan kurallar.\\ ahkâm -ı şahsiye, {OsT} K işi h a k la n ile ilgili kurallar. | ahkâm -ı şer’iye, | {OsT} M ecelle hukukunda itikat, ibadet, m uam elat, nikâh v e c e z a la r a ait hüküm ler. | ahkâm -ı tefsi| riye, {OsT} A çıklayıcı ku rallar)] ahkâm kesmek, Yetkisizce, g e r ç e ğ e aykırı kesin y a rg ıd a bulunmak.]] ahkâm yürütmek, Yetkisi dışın da k a r a rla r v er­ mek.]] ahkâm defteri, R esm î d a ir e le r c e tutulan, için e em ir ve talim atların y azıldığ ı defter. ahkâm üküm, [Ar. ahkâm (yargılar) + kum (sizin) piLolis-l] is. Tek söz sahibi, ahkar, [Ar. hakaret (horlam ak) > hakir (hor, bayağı) > ahkar yis-1] {OsT} sf. En alçak; en âciz; en aşağı; (a h k a ra :n e) {OsT} sf. 1. En çok en hakir olan, ahkarane, [Ar. ahkar + Far. -âne ahkem, [Ar. hükm > ahkem {OsT} zf. Zavallı ve değersizlere yaraşır biçimde, hükmeden. 2. Daha kuvvetli. S ahkem ü’l-hâkimîn, {OsT} H akim lerin en ku dretlisi; Allah. ahker, [Far. ahker / ahger J j ~ / \ hâline gelmiş ateş; ateş közü, ahkûk, [Far. ahkük iJjSÜ-l] (ahkû :k) {OsT} is. Ham zerdali. ahla, [Ar. hulv (tatlı) > ahlâ >UI] (a h lâ :) {OsT} sf. Daha tatlı; en tatlı; pek tatlı, ahlab, [Ar. hılb > ahlâb u t l ] Tırnaklar; pençeler. ahlaf1, [Ar. hılf > ahlâf lİ5U-I] (a h lâ :f) {OsT} is. Bir­ leşmiş olanlar; müttefikler; ittifak edenler. (a h lâ :b ) {OsT} sf. {OsT} is. Kor (a h ka :d ) {OsT} is.

AHL

İM T Ü M E S Ö M .
veya ahlakçılığa uygun olan. «Y azarın hikâyelerin i a h la k çı b ir y a k la ş ım la d eğ erlen d ird iğ im iz d e...» ahlakçılık, -ğı [ahlak-çı-lık] (a h lâ :k çılık ) is. İnsanla­ rın bütün davranışlarım ahlak kurallarına göre yön­ lendirmeleri gerektiğini; ahlakın araç değil de amaç olduğunu savunan idealist bir düşünce sistemi; mo­ ralizm. ahlaken, [Ar. ahlâk > ahlâken ( a h l â :’ken, k kalın söylen ir) {OsT} zf. Ahlaki yönden, ahlak açı­ sından; ahlaki değerlendirme bakımından, ahlakıyat, [Ar. ahlâkî > ahlâkıyyât oLâ^U-l] (a h lâ :kıya:t) {OsT} is. Ahlak bilgisi, ahlakla ilgili konu­ lar, görüşler. ahlakıyet, [Ar. ahlâki > ahlâlpyyet c-â^U-l] (ahlâ:kıyet) {OsT} is. 1. Ahlaklılık. 2. fe l. Törelilik. ahlakıyun, [Ar. ahlâkî > ahlâkıyyün (ahlâ:kıyu :n ) {OsT} is. Ahlak üzerine kitap yazan, gö­ rüş ortaya atan bilginler; ahlakçılar, ahlaki, [Ar. ahlâk > ahlâkî (a h lâ :k :i, k kalın söylen ir) {OsT} sf. Ahlaka ait, ahlak ile ilgili; ahlak kurallarına uygun, fi1 ahlaki hükümler, B ir Müs­ lüm an ’ın A llah ’a, kendisin e, m illetine, ü lkesin e ve d iğ er in san lara k arşı g ö rev lerin i ve soru m lu lu kla­ rını belirley en İla h î em ir ve y a sa klar. ahlaklı, [ahlak-lı] (a h lâ :k h ) sf. Hâl, hareket ve tavır­ ları ahlaki ilkelere uygun (kimse), ahlaklılık, -ğı [ahlak-lı-lık] (a h lâ :k lılık) is. 1. Ahlak kurallarına bağlı oluş. 2. Bir hâl ve hareketin ahlak kurallarına uygunluk derecesi. 3. Toplumda iyi ka­ bul gören adet ve geleneklere uygunluk, ahlaksız, [ahlak-sız] (ah lâ:ksız) is. 1. Ahlak kuralla­ rına uymayan, bu kuralları hiçe sayan kimse. 2. m ec. Toplumun ahlaki değerlerini, edep ve hayâyı çiğneyen kimse; hayasız; iffetsiz; karaktersiz; ter­ biyesiz; utanmaz, ahlaksızca, [ahlak-sız-ca] (a h lâ :k sı ’zca) zf. Ahlaksız biçimde; hayâsızca; terbiyesizce; utanmadan, ahlaksızlık, -ğı [ahlak-sız-lık] (ahlâ:ksızlık) is. 1. Ahlak kurallarına uymama. 2. Kötülük. 3. Ahlaksız kimsenin özelliği. S ahlaksızlık etmek, Ahlak kurallarına aykırı davranışlarda bulunmak; ahlaksız davranmak. ahlal, [Ar. hıll > ahlâl J }U-I] (a h lâ :l) {OsT} is. İçten dostlar; samimi arkadaşlar, ahlam , [Ar. hulm (rüya) > ahlâm (ahlâ:m ) {OsT} is. 1. Düşler; rüyalar. 2. Açık saçık rüyalar. 3. Hayaller. 4. Düş azmaları, ahlam a, [ah (yans.) > ah-la-ma] is. Ahlamak, iç çek­ mek işi. ahlam ak, [ah (yans.) > ah-la-mak] g ç s z .f. [-r ] [-l(ı)y o r) Sıkıntı ve üzüntü sebebiyle “A h!” sesi çıkara­ rak iç çekmek; göğüs geçirmek. {eT} (aynı) [DLT] 0

ahlaf2, [Ar. halef > ahlaf ıJ^U-l] (a h lâ :f) {OsT} is. 1. Yaşayanların arkasından gelecek olan nesil; halef­ ler. 2. Bir makamda, mevkide bulunan kişinin yeri­ ne geçecek olan kimseler. ahlak, [Ar. hulk > ahlâk (a h lâ :k ) {OsT} is. 1.

İnsanın doğuştan getirdiği huylarla sonradan ka­ zandığı manevi yapısını sergileyen bir takım dav­ ranış ve tavırlar; aktöre; edep. 2. İyi özellikler; gü­ zel huylar; fazilet; erdem; hüsnühâl. 3. Allah’ın insanı yaratış fıtratına uygun davranışlar bütünü; tabiat. 0 ahlak bilimi, A h la k kavram ının konusu­ nu ve tabiatım in celeyen bilim .| ahlak bozukluğu, | İyi, gü zel sayılan davran ışların terk edilmesi.\\ ah­ lak dersi, A h la kla ilgili kon u ları benimsetme.\\ ah­ lak dışı, A h la k k u ra lla rın a aykırı olan. | ahlak dı| şıcılık, Bütün toplu m larda var olan a h la k k u ra lla ­ rını reddetm e. (N ietzsch e’in f e l s e f i görüşü). \ ahlak \ duygusu, A hlak k u ra lla rın a uygun o la n la o la m a ­ y a n ı s e ç m e yetisi. | ahlak düşkünlüğü, Birinin a h ­ | la k dışı tutumlar için de bulunması.\\ ahlak hocalığı etmek, B irin e a h la k d ersi verm eye kalkışmak.\\ ah­ lakı mazbut, A h lak açısın dan ken disin e gü venilir kimse.\\ ahlaki vazife, K anun zoru o lm a m a kla b e ­ r a b e r a h la k a çısın dan d oğru k a b u l ed ild iğ i için y a p ılm ası zorunlu işler.| ahlâk-ı fâzıla, İy i ahlak, | erd em li h â l ve tavırlar. | ahlâk-ı hamîde, Ö vülme­ | y e d e ğ e r huylar.\\ ahlâk-ı hasene, İyi huylar, g ü zel ta v ırla r.| ahlâk-ı zemîme, K ötülenen, b eğ en ilm e­ | y en huylar, d av ran ışlar,| ahlak kuralları, Toplu­ | mun iyi ve g ü zel o la r a k k a b u l ettiği ve kendisin i geliştiren , iyileştiren k u ra lla r. \\ ahlak ve adaba aykırı muameleler, T oplum ca benim senm iş a h la k k u ra lla rın a ve tö reler e aykırı a n laşm a ve işlem ler. | | ahlak ve adap, B ir toplum da kişilerin uym ak z o ­ ru nda oldu ğu düzen, k u ra l ve h a rek etler . \\ ahlak yasası, f e l . İnsanın m utluluğa ulaşm ası için uym ası g er ek li k u ra lla r bütünü. «M utluluğa lâyık olm anın yolunu gösterm ekten b a şk a b ir n ed en e dayan m a­ y a n y a sa y a a h la k y a sa sı diyorum . K a n t» | ahlak | zabıtası, Büyük şe h ir halkının a h la k i d e ğ e r le r a ç ı­ sın dan sa ğ lık lı b ir hayat sü rdü rebilm esi için ku­ rulmuş z a b ıta teşkilatı. ahlakan, [Ar. ahlâk > ahlâkan Is'iU-l] ( a h l â : ’kan) {OsT} zf. Ahlakça, ahlakça, [ahlak-ça] (a h lâ : ’k ça ) zf. Ahlak yönünden, ahlak bakımından, ahlakçı, [ahlak-çı] (a h lâ :k çı) is. 1. Ahlaki konulan ve ahlaki değerleri ele alıp inceleyerek elde ettiği bulgulardan bir senteze varan filozof; ahlakiyim. 2. Edebiyatta, insanın ahlak yapısını inceleyen ve ku­ surlarını düzeltmek amacıyla eser veren yazarlar. 3. Çevresinde meydana gelen her şeyi ahlaki açıdan değerlendirip düşünce ve hareketlerini ahlaki esas­ lara göre düzenleyen kimse. 4. sf. Ahlaki esaslara

S İ H

İ R

S İ İ M . 155

AHM

ahlayıp oflamak, D ertlenm ek, şik ây et etm ek, sız­ lanm ak. ahlas, [Ar. hulüş (temiz, katıksız) > hâliş (saf, iyi ni­ yetli) > ahlaş {OsT} sf. 1. (Madde için) en

ahmakıslatan, [ahmak+ıs-la-t-an] is. İnce ince çise­ leyerek yağan yağmur, ahmaki, [Ar. ahmak! (ah m a.ki:, k kalın s ö y ­ (ahlenir) {OsT} is. Ahmaklık; akılsızlık; bönlük, ahmakiyet, [Ar. ahmak! > ahmâkiyyet m a:ki:, k kalın söylenir) {OsT} is. Akılsızlık; ah­ maklık. ahm aklaşm a, [ahmak-la-ş-ma] is. Ahmaklaşmak işi; ahmak durumuna gelme, ahm aklaşm ak, [ahmak-la-ş-mak] gçl. f . [ - ı ı ] 1. Bir an için şaşırmak; bocalamak. 2. Aklı, zekâsı gide­ rek işlemez duruma gelmek; aptallaşmak, ahm aklaştırm a, [ahmak-la-ş-tır-ma] is. Ahmaklaş­ tırmak işi; ahmak hâle getirme, ahm aklaştırm ak, [ahmak-la-ş-tır-mak] gçl. f. [ -ır ] Birini, aklı işlemez ve zekâsını kullanamaz hâle getirmek; ahmaklaşmasına neden olmak; aptallaş­ tırmak. ahmaklık, -ğı [ahmak-lık] is. 1. Anlama ve kavrama yeteneklerini kullanamama durumu; aptallık; kafa­ sızlık. 2. Ahmak kimselerin davranış biçimi, ahm al, -li [Ar. hami (yük) > ahmâl JU ^I] (ah m a:l) {OsT} is. Yükler; ağırlıklar, ahm as, [Ar. humus > ahmâs (a h m a :s) {OsT} is. Beşte birler. S ahmâstt’l-kadem, {OsT} anat. A yak tabanı. ahmed, [Ar. hamd > ahmed -u^-l] {OsT} sf. 1. Çok övülmüş; methedilmiş; en çok minnettarlıkla anıl­ maya değer. 2. öz. is. (B aş h a rfi büyük yazılır) Hz. Muhammed’in adlarından biri. S ahmed çavuş, argo. Rüşvet. ahmedek, -ği [Far. ahmedek i-u^~l] is. 1. İç kale. 2. Asıl kalenin dışında küçük bir kale (?). Ahmedî, [Ar. ahmed > ahmed! (ah m ed i:) {OsT} sf. 1. Müslüman. 2. Hz. Muhammed ile ilgili nitelikler; onunla ilgili şeyler, ahmediye, [Ar. ahmediyye 4j-u^I] {Os T} is. Eski bir kumaş türü. ahmend, [Far. ahmend j-u-»T] (a:hm en d) {OsT} sf. Yalancı; düzenbaz, ahm er, [Ar. humret > ahmer y>^l] {OsT} is. Kırmızı; kızıl. S ahm er-i safra, {OsT} biy. Ö d sarısı. ahm eran, [Ar. ahmer > ahmeran jl_ ^ l] (a h m era:n ) {OsT} is. 1. Kırmızılar; kızıllar. 2. Şarap ile et. 3. Altın ile safran, ahm ereyn, [Ar. ahmer > ahmereyn İki kırmızı; ahmeran. ahmes, [Ar. ahmes ,j~ ^ l] {OsT} sf. kuvvetli; en yiğit. 2. (Y er için) katı, ahmet, [Ar. ahmed -u^l] sf. -*• ahmed. {OsT} is.

saf; hiç karışığı olmayan. 2. (Kişi için) çok temiz yürekli; iyi niyetli. ah lat1 [Ar. halt > ahlat .kU-l] {OsT'} « . Çok karışık; , karmakarışık; en karışık. ahlat2, [Ar. hılt > ahlat İ5U-I] (a h lâ :t) {OsT} is. 1. Bir karışımı oluşturan parçaların her biri; öğeler; un­ surlar. 2. Karışık şeyler. 3. Beden yapısını oluştu­ ran öğeler, mizaçlar. S ahlât-ı erb aa, {OsT} E ski­ den, tıpta on dokuzuncu yüz y ıla k a d a r yaygın olan b ir g ö rü şe g ö r e alın an besin lerin insan vücudunda m eydan a g etird ik leri k a b u l ed ilen kan, sa fra , b a l­ gam, se v d a g ib i d en g eli d ö rt unsur. | ahlât-ı faside, | {OsT} 1. B ozu k ve uyumsuz ö ğ eler. 2. m ec. B ozu k m izaç.| ahlat-ı m ahmûde, {OsT} 1. B ed en d ek i d ört | unsurun d en g eli oluşu. 2. m ec. A hen kli m izaçlar. ahlatJ, -tı [Yun. ahladı] is. 1. Kırsal alanlarda yeti­ şen, gülgillerden yaban armudu (Pirus elea g rifo lia ) ve bunun küçük meyveleri. 2. arg o. Davranışları kaba kimse; bilgisiz; duygusuz. 3. {ağız} (Kişi için) ufak tefek. [DS] S ahlat ağa, K a b a kim se. | A hla­ | tın iyisini ayılar yer, İy i şe y le r lay ık olm ayan kim ­ se le r elin d e h a rca n ır; a h m a k la r şan slı olur.\\ ahlat kurusu, Uzun boylu, z a y ıf ve a p ta l kişi. ahlef, [Ar. ahlefı-ii^l] {OsT} sf. Solak, ahles, [Ar. ahles {OsT} is. Sırtında kızıl benek­

ler bulunan siyah tüylü koyun, ahliya, -a ’i [Ar. hâli > ahliya’ >Uı4-l] (a h liy a:) {OsT} is. Boş şeyler. ahma1, [Ar. hamiyyet > ahmâ Ia^I] (ah m a:) {OsT} sf. Daha milliyetçi; en çok milliyetçi; en milliyetçi. ahma2, -a ’i [Ar. ahmâ 3 >U^I] (ah m a:) {OsT} is. K a­ yın biraderler. ahmak1, [ak-mak > ah-mak J«J-I] {eATf g ç s z .f. [ - a r ] Akmak. ahmak2, [ak-mak > ahmak] {eAT} gçsz. f . [ - a r ] Y ağ­ ma için akın yapmak. ahmak3, -ğı [Ar. humk > ahmak j ^ - l ] {OsT} sf. An­ lama ve kavrama yetenekleri gelişmemiş; aptal; ebleh; kafasız. S ahm ak hölüden, {ağız} İn ce ve sürekli y a ğ a n yağm ur. [D S]|| ahm ak yaşartan , {ağız} Güneş varken y a ğ a n h a fi f yağm ur. [DS] ahmakane, [Ar. ahmak + Far. -âne <gU»^-I] (ahm aka:ne) {OsT} zf. Ahmakçasına; ahmağa yakışır suret­ te. ahmakça, [ahmak-ça] ( a h m a ’k ça ) sf. 1. Biraz ah­ mak. 2. zf. Bir ahmağa yakışır şekilde; bönce; anla­ yışı kıt olarak.

1. (Kişi için) en

AHM ahmez, [Ar. ahmez ahna, -a’i [Ar. ahna’ ahna, -a’ı [Ar. ahnac alçak gönüllülük eden, ahnas, [Ar. hanes (kıvrım) > ahnâs olü-l] (ahn a:s) {OsT} is. Kıvrımlar; büklümler, ahnas, [Ar. hınş > ahnâs oUi-l] (ahrıa:s) {OsT} is. 1. Yalan yere edilen yeminler. 2. Yeminden dönme­ ler. ahnef, [Ar. ahnef ^ - 1 ] {OsT} sf. Ayakları çarpık, eğ­ ri büğrü olan, ahnes, [Ar. ahnes Lr^\] {OsT} sf. (Kişi için) basık ve sivri burunlu, ahpın, [Erme, ağb(in)] {ağız} is. 1. Gübre. 2. Gübre­ lenmiş tarla. 3. Ekime elverişli tarla. [DS] ahpunlam ak, [ahpun-la-mak] gçl. f i [-r ] [-l(u )y or] Gübrelemek; gübre atmak, ah ra, [Ar. ahrâ sj>(a h ra :) {OsT} sf. Daha uy­ gun; en uygun; pek uygun, ah rab , [Ar. ahrab ^>-1] {OsT} sf. 1. (Kişi için) kulağı yarık. 2. is. Kulaktaki küpe deliği, ah rac, [Ar. hırc > ahrâc £İj»-l] (a h ra :c) {OsT} is. Hayvanların palan, yular, tasma vb.lerine dikilen boncuklar. ahrad, [Ar. ahrad pinti. ah rak , [Ar. ahrak J j~\] {OsT} sf. Sünepe; miskin. ahram , [Ar. harem > ahrâm M (ah ra.m ) {OsT} is. {OsT} sf. Pek tamahkâr; çok {OsT} sf. 1. Çok sağlam; (a h n a :) {OsT} is. 1. Çar{OsT} sf. (Kişi için) çok ahraz2, [Ar. ahraz ahre, [Ar. ahre

İ M l i İ l f f S o M .ı s e y~\] {OsT} sf. (Kişi için) kirpik­ {OsT} sf. Borçla; veresiye,

çok dayanıklı. 2. is. biy. Denizanası, paz ve aykırı işler. 2. Çarpık ve eğri şeyler,

leri dökülmüş; çipil gözlü,

ahreb, [Ar. harab > ahreb ı _ > {OsT} sf. 1. Çok ha­ rap; en harap; daha yıkık. 2. ed. Rubai vezinlerin­ den m e f ûlü ile başlayan ilk on iki cüze verilen ad. ahrec, [Ar. ahrec J~\] {OsT} sf. (Kürk, deri, post vb. için) alacalı; benekli. S ahrec don, A tlarda beyaz ve kırm ızı y a d a k a r a ve koyu ren kli kılların k a rış­ m asın dan m eydan a g elen don. ahrem , [Ar. ahrem çj~\] {OsT} is. 1. Göz kapağı, ku­ lağı yırtık ya da burun direği kırık olan kimse. 2. ed. Rubai vezinlerinden m e f ûlü cüzü ile başlayan on iki bahir; bu bahirlerden her biri. 3. anat. Omuz ucu. ahrem i, [Ar. ahremi ^ y - l ] (a h rem i:) {OsT} is. Omuz ucuna ait; omuz ucu ile ilgili, ahres, [Ar. ahres ^>-1] {OsT} sf. (Nesne için) eski, ahreş, [Ar. haraş > ahreş J v - ' ] {OsT} sf. 1. Kabuk gibi sert ve pürüzlü. 2. Balık pulu gibi; pul pul. 3. Deve sırtı gibi yamrı yumru ve sert. 4. (Yeni para için) sert ve keskin pürüzlü, ah ret, [Ar. uhur (geri) > ahiret / ahret 1 {OsT} is. ] Ölüm ile başlayan hayat; ölümden sonra gidilen yer; öbür dünya; kabir hayatı; arasat; mahşer. S ahiret oglı, {eAT} E vlatlık.| ah ret adam ı, B u dün­ | y a y a şa y ışı ile ilgisini hem en hem en kesm iş, ken d i­ sini ib a d ete verm iş kim se.| ahrete gitmek, Ö lm ek.| | | ahrete intikal etmek, Ö lm ek. | ah ret hakkı, Bu | dün yada iken b ir b a ş k a insanın hakkın ı yiyenlerin ö b ü r dün yada h es a p günü ö d ey ec e k ler i m addi ve m an evi kul hakkı. | ah ret kardeşi, B irb irin e din î | inanç yön ü yle b a ğ lı olan, bu b a ğ lılığ ı a h rette d e devam ettirecek lerin e inanan kim seler. | ahreti | boylamak, Ölmek. | ahretini kazanm ak, M üslü­ | m anlığın em ir ve y a sa k la r ın a uygun y a ş a y a r a k öbü r dünya için cen n etle öd ü llen dirilm ek,| ahretini | yapm ak, D ü n yadaki iyilikleri ile ö b ü r dünyada iyilik o la r a k ken d isin e v er ilec ek sev a p kazanmak.\\ ah ret korkusu, B u dün yada iken işlediğ i su çlar­ dan d olay ı ö b ü r dü n yada cez a g örm ekten duyulan korku. | ah ret suali, 1. Ö ldükten so n r a insanın bu | hayatta yaptıkların ın tek tek h esabın ın sorulm ası. 2. gnşl. C evap verm esi güç, u san dırıcı bıktırıcı s o ­ ru lar; a h ret sorusu. | ahrette iki eli (on parmağı) | yakasında olm ak, Bu dün yada g ördü ğ ü b ir haksız­ lıktan d olay ı ö b ü r dün yada A lla h ’ın huzurunda d a v acı o lm a k; hakkın ı b a ğ ışlam am a k ,| ah ret yol­ | culuğu, Ölüm. ahretlik, -ği [ahret-lik is. 1. Küçük yaştan itibaren yetiştirilmiş hizmetçi kız; besleme; evlat­

1. Yabancılara girmesinin, görmesinin, bilmesinin uygun görülmediği ortamlar, yerler; yasak bölgeler. 2 . Bir evde bulunan kadın, kız, hizmetçi ve kadın ziyaretçiler topluluğu. 3. Mukaddes topraklar. ah rar, [Ar. hürr > ahrâr j W 1 (a h ra :r) {OsT} is. 1. Özgür olanlar; hür olanlar; kul veya köle olmayan­ lar. 2. Özgürlükçüler; özgürlük taraftarları; hürri­ yetçiler. ah raran e, [Ar. ahrâr + Far. -âne j^l] (a h ra :ra :n e) {OsT} zf. Özgür olanlara yakışır biçimde; özgürce. ah ras1, [Ar. haris > ahrâs ^ ı_,s-l] (a h ra :s) {OsT} is. Korumalar; koruyucular. ah ras2, [Ar. ahras ,^>-1] {OsT} sf. Dilsiz. ah raz1, [Ar. ahres ^ > - 0 {ağız} is. ve sf. 1. Konuşa­ mayan kimse; dilsiz; dilsiz ve sağır. 2. Akılsız; ahmak. [DS] fi1 ahraz olmak, D ili tutulmak, konu­ şam az h â le g elm ek.

1 M

IM

M

İ.1 5 7

AHŞ ahsentü, [Ar. ahsentü ( a h s e ’ntü) {OsT} ünl.

lık. 2. Birbirlerine kardeş gözü ile bakacağına, ah­ rette birbirlerinin lehine şahitlik edeceğine dair söz vermiş iki kadından birine göre diğeri. 3. Bu dün­ yayı terke hazır kimse. 4. {ağız} Kendinden geçmiş kimse. [DS] 0 ahretlik yoklaması, {ağız} B ir tür kan kardeşliği. [DS] ahrim an, [Zendce. (eski F a r.m n leh çesi) angra mainyu] is. Zerdüşt dininde, iyilik ilkesi sayılan Ahura-mazda (Hürmüz)’nm düşmanı olan iblisler top­ luluğunu yöneten kötülük ilkesi. ahriyan1, [Yun. ahreinis (aşağ ılık) / Far. ahriyân (aptal, cah il) l Rus. ohreyan] {a ğ ız .} i s : 1. Doğu Karadeniz bölgesi halkının Kızılbaşlara verdiği ad. 2. Orta Rodoplarda yaşayan dili Bulgarca olan Müslüman; Pomak. 3. {eAT} sf. Çirkin; kaba; pis. ahriyan2, [Far. ahriyân (ahriya:n ) {OsT} is. Hediye için elverişli, değerli kumaş ve kumaş par­ çası. ahru, [ah-rı / ak-ru] {eT} sf. Yavaş. [Mühennâ] ahruf, [Ar. harf > ahruf < J 1 ] {OsT} is. 1. Uçlar; ke­ narlar. 2. Lehçeler; şiveler, ahsa, [Ar. ahsa L_»-l] (a h sa :) {OsT} is. Çok kumlu, taşlı arazi. ahsak, [ah-sa-k] {eT} sf. Aksak, topal [DLT] [Mü­ hennâ] S ahsak buhsak, T op a l ve ço la k. [DLT] ahsamak, [ah-sa-mak ahsar, [Ar. ahşar sa; daha kısa. ahsas, [Ar. hiss > ahsâs lar; hisler. ahsatm ak, [ah-sa-t-mak] {eT} gçl. f . [-u r] Aksatmak; topallatmak. [DLT] ahseb, [Ar. ahseb {OsT} sf. 1. Çok iyi hesap edilmiş; münasip; uygun. 2. m ec. Çok cimri; pek hasis. 3. Esmer; koyu san. 4. Cüzamlı, ahsem, [Ar. ahsem pi»-!] {OsT} sf. 1. (Burun için) yas­ sı ve geniş. 2. (Kişi için) yassı ve geniş burunlu. 3. (Kılıç için) geniş yüzlü. 4. is. Aslan. ahsen, [Ar. hasen > ahsen {OsT} sf. Daha gü­ zel; en güzel; pek güzel. 0 ahsen-i takvim, {OsT} 1. En uygun ö lçü le rd e ; en uygun biçim de. 2. İnsan. | ahsen-i vech-i şebeh, {OsT} ed. B enzetm e | y ön lerin den en uygun v e en g ü z el olanı. j ahsenü’I| halildn, {OsT} Y aratıcıların en g ü zeli; A llah.| | ahsenii’l-kısas, {OsT} K ıssaların , hikâyelerin en g ü zeli; K u r ’an -ı K e r im ’d ek i Y usuf hikâyesi. | | ahsenü’l-vecheyn, {OsT} İk i y o ld a n ; iki m etottan in iyi olanı. ahsent, [Ar. ahsente (iyi ettin) iyi; çok güzel; mükemmel! {OsT} ünl. Pek (a h sa :s) is. Duygu­ i-l] {eT} {eAT} gçsz.f[-r] Ak­ {OsT} is. sf. En kısa; pek kı­ samak topallamak. [Mühennâ] [DLT]

Aferin; bravo! ahsırm ak, [as (yans.) > as-ğır-mak / ağsır-mak / ah sır-mak / ağsur-mak / ahsur-mak {eT} {eAT} g ç s z .f. [-u r] Aksırmak. [Mühennâ]ahsum, [? ahsum / ahsung] {eT} sf. Sarhoşlukta kavga eden. [DLT] ahsurm ak, [as (yans.) > as-ğır-mak > ağsır-mak / ahsır-mak / ağsur-mak / ahsur-mak gçsz. f . [-u r] Aksırmak, ahsttme, [Far. ahsüme a h şa ',,-a ’i [Ar. hâşâ > ahşa5 {OsT} is. Boza. (a h şa :) {OsT} is. {eAT}

1. İnsan ve hayvanlann iç organları. 2. Taraflar, bölgeler. ahşa2, [Ar. ahşâ (a h şa :) {OsT} sf. Daha kor­ kunç; en korkunç; çok korkunç, ahşab, [Ar. haşeb (a ğ a cın odun kısm ı) => ahşâb ı_~ü-l] (a h şa :b ) {OsT} is. - * ahşap. ahşam 1, [ak + Fa. -şâm > ahşam / Soğd. ahşam / j>Lü-l] {eT} {eAT} is. Akşam [Mühennâ] [DLT] ahşam 2, [Ar. haşem> ahşâm ahşam ın, [ahşam-m vakti; akşamleyin, ahşam lam ak, [ahşam-la-mak jjaJLoLü-I] {eAT} g ç s z .f. [ - r ] 1. Geceyi geçirmek. 2. Akşama yaklaşmak, ahşap, -bı [Ar. haşeb (ağ acın odun kısım ) > ahşâb ljIü -I] is. 1. Kereste, tahta, ağaç. 2. Ağaçtan ya­ pılmış bina vb. şeyler. 3. sf. İmalat malzemesi ola­ rak tahta kullanılmış; tahtadan yapılmış. 0 ahşap bina, Yapı m alzem esi o la r a k a ğ a ç kullanılm ış bina. | ahşap çatı, Üzeri k ereste ile kapatılm ış dam . | | | ahşap iskele, B in a yap ım ın d a çalışan işçiler için k ere ste k u lla n ılarak y apılm ış g e ç ic i köprü. | ahşap | iş, Yapının a ğ a ç kısımlara.\\ ahşap işçilik, A na m alzem e o la r a k a ğ a ç kullanılan y a p ı sanatı.\\ ah­ şap köprü, A yakları, taban k ap lam a sı vb. yerlerin büyük b ir kısm ı a ğ a çta n yap ılm ış olan köprü. | ah­ | şap yapı, A na m alzem e o la r a k a ğ a ç kullanılan y a ­ p ı biçim i. ahşef, [Ar. ahşef t-iü-l] (ahşef) {OsT} sf. (Kişi için) uyuz. ahşen, [Ar. ahşen j ü - l ] {OsT} sf. 1. Daha sert; en sert; pek sert. 2. (Kişi için) geçimsiz, ahşic, [Far. ahşıc gunsuz. ahşican, [Far. ahşıcân Zıtlar. ahşig, [Far, ahşîg tiLü-l] (ah şi:g ) {OsT} sf. Zıt; uy­ gunsuz. (a h şi:ca :n ) {OsT} is. (a h şi:c) {OsT} sf. Zıt; uy­ (ah şa.m ) {OsT} {eAT} zf. Akşam

is. Maiyetler; bir adamın maiyet erkânı,

AHŞ ahşigan, [Far. ahşıgân û& jü-I] (a h şi:g a :n ) {OsT} is. Zıtlar. ahşişan, [Ar. ahşışân jU ~ ü -l] (a h şi:şa :n ) {OsT} is. Pek katı. ahşüme, [Far. ahşüme -u-ü-t] {OsT} is. Boza. ahta, [Far. âhte / Moğ. ahta / akta] {eT) is. 1. İğdiş edilmiş at. [Nevâyî] 2. Burulmuş manda. ahtab, [Ar. hatab > ahtâb Odunlar. ahtaçı, [ahta-çı] {eT} is. Seyis; öncü. [Nevâyî] ahtal, [Ar. ahtâl JIL^I] (ah ta:l) {OsT} sf. 1. (Kişi için) çabuk yürüyen. 2. Boşboğaz, ahtam , [Ar. ahtam (a h ta .b ) {OsT} is.

ÜIİİMIİMCtSflM. ter-şinâs, G ö k bilim i ile u ğ raşan ; m üneccim . | | ahter-şüm âr, {OsT} 1. Yıldız sayan, m üneccim . 2. m ec. A şk belasın d an d olay ı g e c e le r i uyuyamayan, uykusuz. ahteran, [Far. ahter-ân Yıldızlar. ahterios, [Lat. october (sekizin ci a y ; y ılb a şı m art) / Yun. ohtovres] {OsT} is. Ekim ayı. ahtetmek, [Ar. ‘ahd + et-mek dU^jj^p] g ç s z .f. [-(d)e r ] {ağız} Nikâh kıymak. [DS] ahu', [ahu (yans)] {ağız} is zool. 1. Geceleri uçan bir kuş; puhu kuşu. 2. Sevimli hayvan. [DS] ahu2, [Ar. ahi (erk ek kard eşim ) > ahü js-l] (ahu:) (ah tera.n ) {OsT} is.

{OsT} is. (Kişi için) bumu

uzun; uzun burunlu, ahtan, [Ar. hatan > ahtân] (ahta:n) {OsT} is. Damat­ lar.

{OsT} is. I . Kardeş, 2. Arkadaş; dost. 3. {eAT} Bir kimsenin sevdiği en yakını. 4. {ağız} Ak sakallı, saygıdeğer yaşlı adam. [DS] 5. {ağız} Sevgili; se­ vimli kimse. [DS]

ahu3, [Far. âhü 5*1] (a :h u :) {OsT} is. 1. Ceylan; ka­ ahtapot, [Yun. octo (sekiz) + podos (ayak)] is. zool. raca; maral. 2. m ec. Zarif, latif delikanlı. 3. m ec. I. Kafadan bacaklılardan, eşit uzunlukta sekiz kolu Güzel, hoş ve çekici kız, kadın. 4. Kadife ğibi yu­ bulunan deniz canlısı; kalamar; mürekkep balığı; muşak, parlak, güzel bakışlı göz. S ahu bakışlı, 1. supya. (O ctopus vulgaris) 2. tıp. Daha çok burun C eylan bakışlı. 2. Tatlı y u m u şak bakışlı. | âhü-be| zarı üzerinde görülen bir çeşit ur; polip. 3. argo. çe, {OsT} 1. C eylan yavrusu. 2. m ec. Ç ekingen, ür­ Sırnaşık. 4. argo. Çıkarcı; asalak. S ahtapot gibi, k e k güzel.\\ âhü-bere, {OsT} C eylan yavrusu. | âhü| 1. Ç o k ısrarcı, sırnaşık, yapışkan , arsız, yüzsüz. 2. bere-i felek, {OsT} G ü neş.| âhü-çerende, {OsT} | G öz koyduğu şey i m utlaka e le g eçirm ey e çalışan, O tlayan ceylan. | âhü-çeşm , {OsT} C eylan gözlü. | | | hırslı, açgözlü, ç ık a rc ı.| ahtapot gibi kanını em­ | âhü-dil, {OsT} C eylan y ü rek li; korkak.\\ ahu gibi, mek, B irin i etkisi altın a a lıp iyice söm ü rm ek; onun {OsT} Ç o k g ü zel ve zarif. | ahu gözlü, {OsT} K a d ife j m addi ve m anevi y ön d en varlığını tüketmek. g ib i yu m u şak ve p a r la k bakışlı. | âhü-güzeşt, {OsT} | ah tar, [Ar. hatar > ahtâr jUai-1] (ahta:r) {OsT} is. Ceylan g eç ti; fır s a t eld en gitti.\\ ahu-m ade, {OsT} Tehlikeler. D işi g ey ik.| âhü-nigâh, {OsT} 1. C eylan bakışlı. 2. | ahtarılm ak, [ah-ta-r-ıl-mak {eT} {eAT} dönşl. Yakınlıktan, y akın laşm aktan k a ça n güzel. | âhü| şitab, {OsT} Ceylan g ib i seyirden güzel. \ âhfi-pâ, f . [-u r ] 1. Devrilmek; alt üst olmak; kendi kendine {OsT} C eylan a y a k lı; ay ağ ın a çev ik .| âhü-pây, | yıkılmak. [Mühennâ] 2. {eAT} Yüz çevirmek; başka {OsT} Ceylan g ib i a y a k lı; ay ağ ın a çevik. | âhü-yı | yana dönmek. 3. {eAT} Başkası tarafından yıkıl­ âteşîn, {OsT} Sıcak, y a k ıc ı cey la n . \\ âhü-yı âteşînmak; düşürülmek, dem, {OsT} A teş n efesli cey la n .| âhü-yı bezm, | ahtarm ak, [ah-ta-r-mak / ağtar-mak {eT} gçl. {OsT} M eclisin cey lan ı; b ir toplulukta bulunan en f . [-u r] 1. Aktarmak; altını üstüne getirmek. {eAT} g ü zel. \ âhü-yı Çîn, {OsT} Çin k a r a c a s ı; Çin m isk (aynı) [DLT] 2. {eAT} {ağız} Yere yıkmak; devirmek; cey la n ı.| âhü-yi dünbâle-dâr, {OsT} Güzelin sih ir­ | alt etmek; yenmek. [DS] 3. {ağız} Yiyip içeceğini li gözü.\\ âhü-yı dümbâle-keşide, {OsT} Kuyruklu vermek; beslemek. [DS] g ö z ; güzelin kuyruklu gözii.\\ âhü-yi felek, {OsT} ahte, [Far. âhte a i - T] (a :h te) {OsT} sf. 1. (Kılıç vb. G üneş.| âhü-yi harem , {OsT} 1. K â b e sın ırları | için de bulunan b ir tür ceylan. 2. m ec. E le g eçm e­ için) dışarı çıkarılmış; çekilmiş. 2. (Erkek hayvan yen g ü z el.| âhü-yi hâverî, {OsT} G üneş.| âhü-yi | | için) er bezleri çıkarılarak iğdiş edilmiş, Hoten, {OsT} H oten cey la n ı. \\ âhü-yi leng-giriften, ahtem, [Ar. ahtem ^ 1 ] {OsT} sf. Kara; siyah. {OsT} 1. T op al cey lan tutmak. 2. m ec. D üşkünlere, ah ter, [Far. ahter P - 1 {OsT} is. 1. Yıldız. 2. m ec. ] z a v a llıla ra karşı insafsız d av ran m ak; o n la ra mu­ s a lla t o!mak.\\ âhü-yi ner, {OsT} 1. E rk ek ceylan. 2. Şans; talih; uğur. S ahter-bîn, {OsT} Yıldıza bakıp A la calı e lb is e .| âhü-yi sifîd, {OsT} Seçkin g ü z el.| | | g elec ek ten h a b e r veren k işi; m üneccim. | ahter-i | âhü-yi simîn, {OsT} ed. m ec. Saki. 3. Sevgili.]] âhüdün-bâle-dâr, Kuyruklu yıldız.| ahter-gû, Yıldız­ | yi şîr-efgen, {OsT} 1. A slan avlayan ceylan. 2. Ç ok la r la kon uşan; müneccim.\\ ahter-pâre, {OsT} Yıl­ ç ek ic i ve g ü zel kız veya delikanlı.]] âhü-yi şîr-gîr, dız parçacığı.\\ ahter-suhte, {OsT} 1. Yıldızı Güneş 1. A slan avlayan ceylan. 2. Ç o k ç e k ic i ve g ü zel kız ışığın da y o k olm uş. 2. m ec. Talihsiz, bed ba h t:J ah-

İT

ü M

1.159 t»

AHY

veya erkek. | âhü-yi T a ta r, {OsT} T atar ceylan ı; | g ö beğ in d en m isk e ld e ed ilen k a ra ca . | âhü-yi manj de-giriften, {OsT} 1. T o p a l cey lan tutmak. 2. mec. D üşkünlere, z av a llıla ra k arşı insafsız davran m ak; o n la ra m u sallat o lm a k.| âhfl-yi sefid, {OsT} Seçkin | ve m üstena güzel. | âhü-yı sîmîn, {OsT} 1. Gümüş | kollu güzel. 2. m ec. İç k i sunan gü zel; saki. | âhfl-yi | zerrîn, {OsT} Altın yaldızlı cey la n ; Güneş. ahubaba, [Ar. âhi+baba L>lyi-T] (a ;h u b a b a ) is. 1. Ba­ bacan ihtiyar; sevimli yaşlı. 2. Çok sigara içen ihti­ yar; ahıbaba; 3. {ağız} Esnaf birliği başkanı. [DS] ahududu, [Far. âhü (ceylan) + tüt (dut) + T. -u j i y>T] (a:hududu) is. bot. Ilıman iklim kuşağında yetişen böğürtlene benzer kırmızı meyveleri olan gülgillerden bir çalı; ağaç çileği; frambuaz, (Rubus idaeus). ahun, [Far. âhün jj^T] (a:h u :n ) is. 1. Delik; gedik; yarık. 2. Lağım. S âhün-ber, {OsT} D uvar d elici; y e r kazıcı. 2. m ec. M aden arayıcı. 3. H ırsız. | âhün| bür, {OsT} D elik a ç a n ; y e r k az an ; lağım cı. ahund, [Far. âhünd (a:hu ;n d) sf. 1. (Kişi için) büyük; efendi. 2. is. Şiilerin din adamı; hoca. 3. Öğretmen. ahur, [Far. âhür j^-T] {OsT} is. -*• ahır, ff ahur-i çerb, 1. B o l b o l yiyip içm e ahırı. 2. B o l b o l yiyip içme. Ahuram azda, [Yesta d. (eski İran dilinin b ir leh çesi) ahura mazda] is. Zerdüşt dininde kutsal sayılan en yüce varlık; Hürmüz, ahuri, [Far. â h ü r i (a .h u .ri;) is. bot. Hardal, ahvad, [Ar. ahfad => ahvad torunlar. ahval2, -li [Ar. hâl > ahvâl J l (a h v ad ) {OsT} is. 1. is. Yüksek aileden

K işilerin m ed en î durum larında kanunla belirlen m iş d eğ işik likler: evlenm e, boşan m a, ç o cu k sa h ib i o lm a vs. | ahvâl-i şairâne, {OsT} Ş a irc e tutumlar,| ah ­ ! | vâl-i târihîye, {OsT} T arih î olaylar.]] ahvâl-i um u­ mîye, {OsT} G en el durumlar.]] ahvâl ü şerâit, D u­ ru m lar ve şartlar. ahval2, -li [Ar. hâl > ahvâl Annenin erkek kardeşleri; dayılar, ahvas, [Ar. ahvâş için) bir gözü küçük, ahvat, [Ar. havt (göriip gözetm e) > ahvat {OsT} is. 1. Çok ihtiyatlı 2. Pek uygun; pek münasip. 3. Çok kapsamlı; bütünüyle içine alan. ahvaz, [Ar. ahvâz lar. ahvec, [Ar. ahvec ahvef, [Ar. ahvef (ahvec) {OsT} sf. Çok muh­ (ahvef) {OsT} sf. 1. (Kişi i(ahva:z) {OsT} is. Havuz­ (ah v a:s) {OsT} sf. (Kişi (ahva:l) {OsT/ is.

taç; en muhtaç; pek muhtaç; daha muhtaç, çin) en korkak. 2. Çok korkunç, ahvel, [Ar. havel > ahvel J y~\] {OsT} sf. 1. Şaşı; gözü şaşı olan. 2. m ec. Her şeyi ters gören; kurnaz; hilekâr. ahver, [Ar. ahver jjs-l] {OsT} sf. 1. (Kişi için) beyaz yüzlü; güzel gözlü. 2. (Göz için) ala ak, karası ka­ ra, iri ela. 3. (Kişi için) zeki; akıllı. 4. öz. is. Jüpiter gezegeni; Müşteri, ahves, [Ar. ahver man. ahya, -a ’i [Ar. hayy (canlı) > ahyâ’ (ah y a:) {OsT} is. Yaşamakta olanlar; canlılar; diriler, fi1 ahyâ vü emvât, D iriler ve ölüler. ahyaf, [Ar. hayf > ahyâf (ahya:f) {OsT} is. 1. Birbirinden farklı, çok çeşitli şeyler. 2. Süt kardeş­ ler. ahyal, [Ar. hayl > ahyâl JU -I] (ahya:l) {OsT} is. 1. At sürüleri. 2. Atlar. 3. sf. Atlı birlikler, alıyan, [Ar. hîn (zam an; sıra ) > ahyân o l^ l] (ahy a :n ) {OsT} is. Zamanlar; vakitler, ahyana, [Ar. ahyânâ UL^I] (a h y a:n a :) {OsT} zf. Za­ man zaman; ara sıra, ahyanen, [Ar. ahyânen Zaman zaman; ara sıra, ahyani, [Ar. ahyânî (ah y a:n i:) {OsT} zf. Ara sıra; zaman zaman; vakit vakit, ahyar, [Ar. hayyir > ahyâr jU -l] (ah y a:r) {OsT} is. İyi, hayırlı ve erdemli olanlar, ahyat, [Ar. hayt > ahyât iU -l] (ahya:t) {OsT} is. İplikler; ipler. (ahya'm en ) {OsT} zf. {OsT} sf. Cesur; yiğit; kahra­

Hâller, durumlar, vaziyetler. 2. Tavırlar, davranış­ lar. 3. Olaylar, hadiseler. 4. Şartlar. S ahvâl-i âlem, {OsT} Dünyanın g id işi; dü n yada m eydan a gelen olaylar, bu o lay ların akışı.\\ ahvâl-i askeri­ ye, {OsT} A skerî durum .| ahvâl-i belediye, {OsT} | B eldenin durumu, işleri ve şartları.\\ ahvâl-i hâzı­ ra, {OsT} Şu a n d a ki şartlar, durumlar.\\ ahvâl-i hususîye, {OsT} Ö zel hâller.\\ ahvâl-i hususîye muharebeleri, {OsT} as. Ö zel harekât.\\ ahvâl-i isnı, {OsT} İsm in hâlleri.\\ ahvâl-i millîye, {OsT} Ulusal durum, ulu sal şa rtla r.| ahvâl-i m u’tâde, | {OsT} A lışıla g elen o la y la r; h e r zam an rastlan ır günlük olaylar. | ahvâl-i perîşân, {OsT} Üzücü olaylar. ] ahvâl-i pür-m elâl, {OsT} Ç o k üzücü olay| lar.| ahvâl-i ruhiye, {OsT} R uhi hâller, p s ik o lo jik | durum lar.| ahvâl-i sıhhiye, S a ğ lık durumları.\\ ah­ | vâl-i siyasiye, {OsT} S iyasi durum lar.| ahvâl-i si| yâsiye-i düveliye, D ev letlere ilişkin siy a si ortam ­ lar veya durum lar,| ahvâl-i şahsiye, {OsT} huk. |

AHY

■ H I V E X U . i«
ahzetme, [Ar. ahz + T. et-me 4*^.1 ls-1] (a'hzetm e) {OsT} is. Kabul etme; alma, ahzetmek, [Ar. ahz + T. et-mek ahzüita, [Ar. ahz ü i’tâ5 is. Alış veriş. ahzükabz, [Ar. ahz ü kabz ve kabul etme, ai, [ay] {eT} is. Ay. [EUTS] a ’ib, [Ar. ’âib ı_*iT] (a :ib ) {OsT} sf. Geri dönen, a ’id, [Ar. ‘ avdet (geri dön m ek) > ‘âid
a s U ]
j

ahyaz, [Ar. hayiz > ahyaz jM -'] (ahya:z) {OsT} is. Kapalı yerlerin bölümleri; odalar; bölmeler, ahyer, [Ar. ahyâr > ahyer je-l] {OsT} sf. En hayırlı; daha hayırlı; pek hayırlı; fazla iyi olan, ahyun, [Far. ahyün (ahyu:n) {OsT} is. bot. Y ılanbaş denilen bir ot, (Arisarum vulgare). ahz, [Ar. ahz İj-I] {Os T} is. -» ahiz. S ahz-ı asker, {OsT} A sker alm a. | ahz-ı asker şubesi, {OsT} A s­ | k e r lik şubesi.\\ ahz-ı intikam, {OsT} İntikam alma.\\ ahz-ı intikam etmek, {OsT} İntikam a lm a k .| ahz-ı | istifa, {OsT} Tam am en bitirm e; tüket.me.\\ ahz-ı m evki’, {OsT} Yer a lm a.| ahz-ı mevki’ etmek, | {OsT} Y erleşm ek; y e r alm ak. | ahz-ı sâr, {OsT} Öç | alm a. | ahz-ı sâr etmek, {OsT} Ö ç alm ak. | ahz ü | | grift, {OsT} Tutma; y a k a la m a ; e le g eç ir m e.| ahz ü | i’tâ, {OsT} 1. Alış v eriş; alım satım. 2. m ec. D ostluk a lışv erişi; dostluk ilişkileri.\\ ahz ü kabz, {OsT} B e lli bir p a ra n ın alın m ası ve h e s a b a yazılm ası. | | ahz ü sirkat, ed. B a ş k a birinin yazdığım , sö y led i­ ğ in i biraz d eğ iştirerek veya değiştirm eden a lm a v ey a ken din e m al etme.\\ ahz ü siyâset, Y akalam a v e öldürm e. ahza, [Ar. ahzâ I>-1] (ah za:) {OsT} sf. (Kişi için) daha alçak; çok alçak; en alçak, ahzab, [Ar. hizb (bölük) > ahzâb (a h za :b ) {OsT} is. 1. Kütleler. 2. Bölükler; kısımlar; zümre­ ler; hizipler. 3. Kur’an-ı Kerim’in cüzlerinden her birinin dörtte birlik kısmı; beşer sayfalık bölümleri. 4. Kur’an-ı Kerim’in otuz üçüncü suresinin adı. ahzad, [Ar. ahzâd bükülebilen; esnek, ahzak, [Ar. hazakat (m aharet) > ahzâk z a :k ) {OsT} sf. (Hekim için) en usta; en mahir, ahzan, [Ar. hüzn > ahzân ah zar1, [Ar. ahzâr ahzar2, [Ar. ahzâr ahzeka, [Ar. ahzekâ (ahza:n ) {OsT} is. Üzüntüler; sıkıntılar; kederler; tasalar; hüzünler. (ahza;r) {OsT} sf. Yeşil. (ah za:r) {OsT} is. Uyanıklık (a h zek â :) {OsT} (k kalın (ah(ah za;d ) {OsT} sf. Eğilip

-u-l] (a'hzet-

m ek) g ç l . f [-(d )-e r ] Almak; kabullenmek, j -U-l] (ahzü i:ta:) {OsT} iâ-l] {OsT} is. Alma

(a:id )

{OsT} sf. 1. İlgili; ilişkili. 2. Geri dönen. 3. Bir has­ tayı ziyaret eden, a ’idat, [Ar. 'aide (gelir) > 'âidât ol-tfU] (a :id a:t) {OsT} is. -*• aidat, aidat, [Ar. 'aide (gelir) > ‘âidât o IjjU ] (a :id a :t) is. 1. Gelirler, kârlar; kazançlar. 2. Vergi; harç. 3. huk. Demeklerin ve bazı kuruluşların üyelerinden belli miktarlarda aldıkları paralar; ödenti, a ’ide, [Ar. 'aide ojjU] (a :id e) {OsT} is. 1. Ait olan şey. 2. Gelir; kazanç; kâr. 3. Yarar; fayda. 4. Bağış; ihsan; lütuf. 5. huk. Birine ait olan hisse, a ’idiyet, [Ar. ‘âid > 'âidiyyet c-j.jjU] (a:idiyet) {OsT} is. -*■ aidiyet. aidiyet, [Ar. 'âid > 'âidiyyet OiJJU.] (a:idiyet) is. İlişkin olma durumu; ilişkinlik; aitlik; bağlılık; men­ supluk. S aidiyet eki, A itlik e k i; ilgi e k i; -ki. AİDS. [İng. acquired immune deficiency syndrome] is. Edinilmiş bağışıklık yetersizliği sendromu; ölet. a ’iffa, [Ar. 'afîf > a'iffa Ütl] (a iffa :) {OsT} is. İffetli­ ler. a ’iffe, [Ar. 'afif > a'iffe <upI] {OsT} is. 'İffetliler, aig, [ayğ] {eT} is. Söz. [EUTS] a ’ik, [Ar. ‘avk > ‘â’ik jsU ] (a:ik, k kalın söylenir) {OsT} sf. 1. Alıkoyan; engel olan; geciktiren. 2. is. Engel; mania, a ’ika, [Ar. 'a ’ ik > 'a 5ika<Blp] (a :ik a ) {OsT} is. 1. En­ gel. 2. sf. Zor; müşkül, a ’il, [Ar. 'â ’il J-sLc-] (a :il) {OsT} sf. 1. Ailesinin geçi­ mini sağlayan; ailesine bakan. 2. Ailesi kalabalık olan. 3. Yoksul. 4. (Terazi için) dengede olmayan, tartı birimi tarafı ağır basan. 5. Sapmış; yoldan çıkmış. 6. Yetersiz; ehliyetsiz. 7. is. tıp. Kalp sıkış­ tırması; çarpıntı. 8. zf. Pek aşırı olarak; fazlasıyla, a ’ilat, [Ar. 'â ’ile > 'â ’ilât o^bU ] (a :ilâ :t) {OsT} is. Aileler. a ’ile, [Ar. 'ıyâl (b ir kim senin b a k m a k zoru n da old u ­ ğ u kim seler) > 'â ’ile <dsU] (a :ile ) {OsT} is. -*■ aile

veren kuşkular; ihtiyatlılıldar. okunur) sf. (Kişi için) bodur ve büyük karınlı, ahzel, [Ar. ahzel J_^l] {OsT} sf. (Kişi için) beli kırık. ahzem, [Ar. ahzem I {OsT} sf. 1. (Kişi için) işi sı­ ]

kı tutan. 2. Tedbirli; ihtiyatlı. 3. (Y er için) yüksek. 4. (İnsan veya hayvan) göğsü büyük, ahzen, [Ar. hüzn > ahzen öy~\] {OsT} sf. Çok üzüntülü; çok kederli, ahzer, [Ar. ahzer jji-l] {OsT} sf. 1. (Kişi için) küçük gözlü. 2. Sürekli gözünü kırpan.

oma i r e « . ı s ı
aile, [Ar. ‘ıyal> ‘a’ile aİsU] (a :ile ) is. 1. Aynı kan,

AJM

aitlik, -ği [ait-lik] (a:itlik) is. dbl. Ait olma, ilgilen­ dirme hâli, fi1 aitlik eki, E klen d iğ i kelim ey e aitlik, aynı soy ve aynı atadan gelen kişilerin hepsi. 2. b a ğ lılık ve için de bulunm a an lam ı katan bir isim ­ Aynı çatı altında yaşayan anne, baba ve çocuklar. den zam ir ve sıfa t türetm eye y a ra y an e k (-ki) ’tir. 3. Hanedan. 4. İnsanlar dışındaki varlıklardan bir­ « E vdeki h esa p ça rşıy a uym az.» birine yakın olan gruplar. 5. huk. Aralarında kan, {OsT} sf. 1. Karşılık olarak ve­ yakınlık veya sözleşme ile birbirine bağlılık bulu­ a ’iz, [Ar. ‘âiz nan ve ilişkileri medeni yasa ile düzenlenmiş toplu­ ren. 2. Karşılık olarak verilmiş, luk. S1 aile adı, B ir kim senin ken d i küçü k adın dan a ’izze, [Ar. ‘azız > a'izze oy-1 {OsT} is. Azizler, ] so n ra g elen soyun a a it o la n a d ; soyadı. (Ç o cu k la r aj, [Far. âj jT] (a :j) {OsT} is. Dinlenme; istirahat. babaların d an , k ad ın la r d a d ile rler se k o ca la rın d an g elen a ile adın ı kullan ırlar) | aile arasında, A ile ajan, [İt. agente > Fr. agent] is. 1. Bir kuruluş veya | birey leri ve ç o k y akın b ir k a ç kişi a ra sın d a y ap ılan devlet hesabına gizli bilgiler sızdırmak için çalışan nişan, düğün, eğ len ce, kutlama.\\ aile bahçesi, A ile kişi; casus; çaşıt. 2. Bir kişi veya kuruluş adına iş o la r a k g id ilip otu ru labilecek, m eşru bat iç ile b ile c e k gören kimse, temsilci; mümessil. 3. Devletin haber yer. \ aile boyu, 1. (İç e c e k için) b irk a ç kişiy e y e te ­ \ alma örgütünde çalışan kişi. 4. Sporculann, artistle­ c e k büyüklükteki. 2. A ile üyelerinin tümü.\\ aile rin ve müzikle uğraşan sanatçıların temsilcileri; doktoru, A ile bireylerin in sa ğ lık durum larını takip menajer. S ajan provokatör, K ışkırtıcı a ja n ; b ir eden, hastalıkların ı tedavi eden, sa ğ lık p r o b le m le ­ kuruluş veya d ev let için d e şid d ete d ay alı baskı y a ­ rini yakın dan bilen hekim .| aile dostu, A ilece tanı­ | ratm ak için üyelerim veya ça lışa n la rı su ikast ve şılan ve g id ip g elin eb ilen y a kın a rk ad a ş. | aile ef­ | d iğ er tedhiş y o lla rın a b a ş vurm aları için kışkırtan radı, A ileyi m eydan a g etiren bireyler.\\ aile faciası, kim se. A ile b irey leri a ra sın d a m eydan a g elen katil, y a r a ­ ajanda, [Lat. agenda (y a p ıla c a k şey ler )] ( a j a ’nda) is. lam a veya fa c ia la r . | aile hastalığı, N esilden n esle | Yapılacak şeylerin günü gününe not edildiği tarihli g eçen aynı ailen in fe r t le r i a ra sın d a g örü len kalıt­ defter. s a l hastalık.\\ aile kurm ak, E vlen ip ço lu k ç o c ıık ajanlık, -ğı [ajan-lık] is. Ajanın yaptığı iş, casusluk, sa h ib i o lm a k .| aile ocağı, A ilenin kurulduğu, y e r ­ | ajans, [Fr. agence] ( a ’ a n s ) is. 1. Belirli bir alanda j leştiği veya g eliştiğ i ev.\\ aile planlam ası, E vli çift­ müşterileri ile bilgi ve insan kaynakları arasında lerin d o ğ a c a k ço cu k la rın sayısın ı ve zam anını k en ­ ticari açıdan aracılık eden kuruluş. « H a b er ajansı, di isteklerin e g ö r e d ü zen lem ek için doğum kontrolü ilan ve reklâm ajansı, m an ken lik aja n sı vs.» 2. uygu lam aları.| aile reisi, A ilenin m addi v e m anevi | (Radyo ve televizyon için) haber programı, haber sorumluğunu taşıyan sö z sa h ib i kişi. | aile saadeti, | saati. E vde karı k o c a a ra sın d a g e ç e n b a rış ve mutluluk. ailece, [aile-ce] (a . i l e ’ce) zf. Aile fertlerinin hepsinin ajeh, [Far. âjeh y i ] (a ;jeh ) {OsT} is. Siğil, katılımıyla, ailecek, [aile-cek] ( a :ile ’cek ) zf. Ailece, ailelik, -ği [aile-lik] (a :ilelik ) is. 1. Aile olma duru­ mu. 2. sf. Belirtilen sayıda aileyi alabilecek ölçüde olan. a ’ilevi, [Ar. ‘aile > ‘ailevî Aile ile ilgili olan, a ’ili, [Ar. ‘aile > ‘âilî <sJLsU (a :ili:) {OsT} sf. Ailevi, _ -] ainç, [aynç] {eT} is. Korku. [EUTS] a’inne, [Ar. ‘mân (dizgin) > a'inne ^ 1 ] {OsT} is. Diz­ ginler. (a :ilev i:) {OsT} sf. ajende, [Far. âjende »JJjT] (a .jen d e) {OsT} is. Bina sı­ vası olarak çamur; harç, ajeng, [Far. âjeng (a.jen g) {OsT} is. Çeşitli se­ beplerden yüzde beliren buruşukluk, ajiğ, [Far. âjîğ gjT] (a :ji:ğ ) {OsT} is. 1. Gücenme; kı­ rılma. 2. Kıskançlık. 3. Kin; düşmanlık; nefret, ajih, [Far. âjîh j^jT] (a :ji:h ) {OsT} is. 1. Kir; pas. 2. Çapak. ajine, [Far. âjlne ^jT ] (a .ji.n e ) {OsT} is. Taş dişeğisi; dişengi. ajir, [Far. âjır ^jT] (a :ji:r) {OsT} is. 1. Su çukuru; havuz; göl. 2. Kalabalık; izdiham. 3. Bağırtı; nara. 4. sf. Hazır; amade. 5. Çekingen. 6. Açıkgöz; akıllı, ajirak , [Far. âjîrâk (a :ji:r a :k ) {OsT} is. Gü­ rültü; bağrı çağrış, ajitasyon, [Fr. agitation] is. p sik ol. Tutarsız davranış­ larla kendini gösteren bir ruhi rahatsızlık, ajm uk, [aj-muk] {eT} is. Ak şap. [DLT] ö ajm uk taz, B a ş ı ş a p la sıvanm ış g ib i k e l olan. [DLT]

a ’iş, [Ar. ‘ıyş (yaşam a) > 'a 3iş jîjU ] (a :iş) {OsT} sf. 1. Yaşayan. 2. Rahat yaşayan, (a : işe) {OsT} sf. (Bayan a ’işe, [Ar. câiş > ‘ âişe için) iyi yaşayan; yaşayan, ait, [Ar. ‘avdet (g eri dönm ek) > ‘â’id -ul*] (a:it) sf. 1. Bir kimseyle veya bir şeyle ilgili olan; alakalı; bağ­ lantılı; bağlı. 2. is. Sahibi ve malı olma. 3. e. Dair; hakkında; değgin; ilişik. 4. e. İlgili. S ait olmak, İlgili olm ak, ilgisi bulunm ak, birinin olm ak.

AJU
ajun, [Soğd. zwn (hayat) > ajun] {eT} is. 1. Varlık bi­ çimi; hayat. [Üç İtigsizler] [Gabain] 2. Dünya; âlem. [Miihennâ] [Ytiknekî] [EUTS] [DLT] S bu ajun, Bu dün ya.| ol ajun, Ahret. [DLTJajunçı, [ajun-çı] {eT} | is. Dünya iyesi; dünya sahibi [Mühennâ] ajunlug, [ajun-luğ] {eT} sf. Dünyevi; dünya ile ilgili. [EUTS] ajur, [Fr. â jour] is. 1. Kumaşlardan iplik çekme vb. yollarla açılan delikleri sarma tekniğiyle meydana getirilen işleme. 2. Mimarlıkta, ağaç ve metal işçi­ liğinde, oyma ve delme suretiyle meydana getirilen süslemeler. ajurlu, [ajur-lu] sf. 1. Ajuru olan. 2. Her yanı göze­ nekli biçimde işlenmiş olan. « A ju rlu y elek .» ajüg, [Far. âjüğ j j l ] (a.jü ğ) {OsT} is. 1. Ağaç bu­ dama. 2. Hurma lifi. -ak 1, [-ak / -ek] {eAT} çek. e. İstek kipinin çokluk birinci kişi eki “-alım” değeriyle kullanılır, g id -ek (gidelim ). -ak2, [-ak / -ek] yap. e. 1. Fiilden isim ve sıfat türeten ek. Fiilin belirttiği eyleme yoğun biçimde uğraya­ rak oluşan sonuç kavramı katan isimler ve sıfatlar yapar: erek, yığın ak, k a ç a k (eşya), b itek (top rak­ lar), siirek. 2. Fiil kökünün belirttiği eylemle ilgili olarak yer, yöre, mekân adları yapar: çatak, sığ ı­ nak, barınak, durak, kavşak. 3. Eylemi yapan veya yapmaya yarayan araç, gereç adları yapar: uçak, ö lçek, san cak, bıçak, b a y ra k (< bat-ır-ak), yatak. 4. Eylemin belirttiği işi sürekli yapan, huy ve tabiat hâline getirmiş anlamında sıfatlar yapar: k o r k a k (tüccar), d ö n ek (başkan ), ü rkek (kız). 5. Fiilin be­ lirttiği hareket eylemine hızlılık, seri olma anlamı katarak sıfatlar yapar: a k a k (çaylar). -ak3 [-ak / -ek]y a p . e. 1. İsimden isim yapma eki. Bir yerde, bir noktada toplanma ve yoğunlaşma anlamı katarak isimler yapar: başak, topak, odak. 2. Ek­ lendiği kelimeye darlık, küçüklük anlamları kata­ rak yeni isimler yapar: y o la k, o ğ la k (< oğul-ak), k ıs r a k (< kısırak). -ak4, [-ak / -ek] {eAT} yap. e. 1. “-ıcı” anlamında sıfat türeten ek. 2. Organ isimleri türeten isimden isim yapma eki. bög(ü)r-ek, yan g-ak. 3. Geçişsiz fiiller­ den yer isimleri yapar, tur-ak, yat-ak. 4. Geçişsiz fiillerden sıfatlar yapar, yu m u ş-ak -ak5, [eT. -gak > -k / -ak/ -ek] {eAT} y ap . e. -*■ -k. -ak6, [-k / -ak / -ek] yap. e. -*■ -k. ak 1, [eT. ağ (su beyazı) > âk jT] sf. 1. Gün ışığının bütün renklerini yansıtan; süt renginde olan; beyaz. 2. mec. Temiz; lekesiz. {eAT} (aynı) 3. gnşl. Sıkıntı­ sız, huzurlu. 4. (a :k ) {eT} Kır; beyaz. [DLT] [ETY] [Gabain] [Tekin] [Mühennâ] [Yüknekî] [EUTS] 5. is. {ağız} Baş örtüsü; tülbent; beyaz yaşmak. [DS] 6. {ağız} İç çamaşırı. [DS] 7. {ağız} Göz bebeğine inen beyaz leke; glokom. [DS] B ak ağa İm paratorlu k d ön em i sa ra y ın d a m abeyin d a ir eleri ile h arem b ö ­

ü IÜ M IÜ T O M . lüm lerini koru m akla g ö rev li Alm an ve M aca r esir­ lerin den s a r a y a alın ıp yetiştirilm iş hadım a ğ a la rı. | | ak akçe, Gümüş p a r a . | ak alaca, B ey a z b e n e k ; | b ey az la k arışık benekli. {eAT} (aynı)| ak alem, S el­ | çuklu sultanı tarafın dan O sm an B ey e g ö n d erild iğ i rivayet ed ilen sa ltan at san cağ ı. | ak altın, P latinin | b ir b a şk a a d ı.| ak altun, {eAT} H alis altın; d eğ erli | altın.| ak A rap , A rap kelim esin in z en ci an lam ın da | kullanıldığı y e r le r d e A ra p la ra verilen ad. | ak aş, | Sütlaç.| ak aygır, {eT} İk i k a r d e ş le r takım yıldızı | [Mühennâ]|| ak baht, {ağız}. İyi talih. [D S]|| ak bak­ la, {ağız} B eyaz kuru fasu ly e. [D S]|| ak bal, {eAT} B ey a z b a l; arı b a lı.| ak basm a, tıp. G özlere beyaz | lek e inm esi; aksu ; katarakt.\\ ak basm ak, {ağız} G ö zlere bey az lek e in m ek [D S]|| ak baş, {ağız} Ta­ n e tutmamış ça v d a r b a şa ğ ı. 2. K a rn a ba h a r. 3. (H ayvan için) alnı veya b a şı beyaz. [D S]|| ak ba­ şak, S o n b a h a rd a ekilen, k ış a dayan ıklı ve yu m u şak b ir bu ğday türü.| ak bay, {eAT} B ey a z zengin.| ak | | benek, tıp. Göziin saydam ta b a k a sın d a b ir y a r a veya çıban d an so n r a görü len p o rse le n beyazlığın­ d a k i le k e ; lökom . | ak benizli, Solgun, kan sız kim ­ | s e .| ak bez, {ağız} B ey a z p a tis k a ; kap u t bezi. [D | S]|| ak bi, {eT} K ır a t; b ey az at. [EUTS]|| ak biti, {eAT} İyi h â l k âğ ıd ı; iyi a m e l d efteri; berat.\\ ak boz, {eT} D onu bütün a k o la n at. [Mühennâ] | ak börk, B eyaz | k eçed e n y a p ıla n b ir tür b a şlık .| ak buğday, bot. | B ey a z kabuklu, k ış a ve sü rm eye dirençsiz, ku rağ a v e p a s a dayan ıklı f a k a t tan eleri ç o k dökü len bir ek m ek lik bu ğday türü. | ak bulut, {ağız} 1. Kışın | gö rü len y ağ m u r bulutu; p a m u k bulutları. 2. Bulutlu h a v a la rd a k i bu naltıcı sıcaklık. [D S]|| ak burun, {ağız} Burnu bey az o la n köpek. [D S]|| ak cinni (cin­ li), {ağız} R akı. [D S]|| ak çakır, {eAT} A k d o ğ a n .| | ak çalı, {ağız} Çit y a p m a k ta kullanılan d iken li bir çalı. [D S]|| ak çalıbasan, B ir bu ğday çeşid i.| ak | çeltik, K ılçık la rı bey az b ir p irin ç türü. | ak dalak, | {ağız} bot. 1. Yol k en a rla rın d a biten ısırgan otu. 2. A ğ kurdu. [D S]|| akdan karadan, {eAT} Olumlu veya olum suz n e o lu rsa olsun.| ak darı, {ağız} 1. | B ey a z mısır. 2. Küçük, beyaz, p a t la k mısır. [D S]|| ak dem ir, D övü lm ek üzere kızgın a teşte k o r hâlin e getirilm iş dem ir.| ak dikmeler, {ağız} K ireç li top­ | ra k ta k i düzenli s e l yarın tıları. [D S]|| ak don, {ağız} 1. S oğ u k g e c e le r d e donm uş çiy; kırağı. 2. Iç p a n to ­ lonu. [D S]|| ak doncak, {ağız} Yarı giyin ik; iç p a n ­ tolonu ile. [D S]|| ak dut, {ağız} B eyaz dut. [D S]|| ak düşmek, A ğ arm aya başlamak.\\ ak ev, K o n a r g ö ­ ç e r Y örüklerde soylu ların çadırı.\\ ak fatm a, 1. {ağız} L o r tatlısı. 2. Ş ekerp a re. [D S]|| ak gice, (eAT} Mutlu g e c e .| ak gök, {ağız} 1. (Sebze, m eyve için) | iyi kötü ; y a rı olm uş, y a rı olm am ış. 2. B ir tür incir. 3. Ç eşitli sebze. [D S]|| ak göz, E g e b ö lg esin d e y e ­ tiştirilen b a s ık ve şe k illi y uvarlak, eti beyazım tırak sarı, g ö z leri b ey az verim li ve tutulan b ir p a ta tes türü.| ak gözleme, {ağız} Yağsız ek m ek ; p id e. [D | S]||

ö l l l l f f i » 1 .1 6 3

AKA

ak gözlü, zool. T ropik a la n la rd a y a şa y an k a h v e­ rengi, sa rı v e y e ş il tüylü, gözlerin in etrafın d a beyaz bir h a lk a bulunan ötücü b ir kuş türü (Zasterop).\\ ak gün, {ağız} Mutlu gün. [D S]|| ak günek, {ağız} K ırd a y etişen v e y en en b ir tür ot; hindiba. [D S]|| ak günlük, A rdıç zam kı; a rd ıç reçin esi. | ak gürgen, | Kayın ağacın ın odun veya k erestesin e verilen ad. | | ak haba, {ağız}] Yünden dokunm uş b ir tür kilim. [DS | ah hardal, {eA l} T ere tohum u.| akı kara, | | karayı ak göstermek, O layları ters anlatm ak]] akı karadan seçmek, iy i ile kötüyü, doğru ile yanlışı birbirinden a y ırab ilm ek . | ak kan, biy. L e n f d a m a r­ | ların da d o la şa n renksiz b ir sıvı olu p kan p laz m ası ile len fositlerden olu şan k an a g ö r e d a h a ç o k su, üre f a k a t d a h a az p rotein , m in eral ve fıb rin o jen bulunduran sarım sı saydam sıv ı; vücut sıvısı; p la z ­ ma.,| ak kanat, {ağız} 1. Kuyruğu ve y e le s i beyaz | at. 2. E sk i a s k e r î örgütte en so n a s k e r e ç a ğ r ıla c a k yaşlı grup. [D S]|| ak katık, {ağız} L o r ile karıştırı­ la r a k kurutulmuş yoğurt. [D S]|| ak kavuk, {ağız} B eyaz yünden y a p ıla n ve f e s e b en z er bir tür başlık. [D S]|| ak kaya bülbülü, {ağız} Görgüsüz, k a b a kim ­ se. [DS]j| ak keçi, {ağız} Tiftik keçisi. [D S]|| ak kır, {ağız} Bütünüyle bey az o la n at; süt beyaz. [D S]|| Ak koyun k ara koyun geçit başında belli otar. K i­ min ne olduğu ön em li b ir d en em e sıra sın d a a n laşı­ lır.,| ak kozak, {ağız} B ey a z ç iç ek li afyon bitkisi. | [D S]|| ak kök, {eAT} M en ekşe kökü ; süsen kökü A ak kulak, {ağız} B ey a z m antar. [D S]|| ak kuş, 1. B eyaz güvercin. 2. {ağızj A tm aca. [DS][| ak kuşak, E lle örülm üş bey az yün kuşak. | ak kuyruk, {eAT} | Siyah kanatlı, bey az kuyruklu b ir g ü v ercin ]| ak küf, Ç içek tozu bulunan p e t e k le r d e b ir tür m an ta­ rın y o l açtığ ı hastalık]] akla karayı seçmek, G üç­ lük çekm ek, ç o k sıkıntı çekm ek. | ak m adde, anat. | Beyni m eydana g etiren iki m ad d ed en biri. | ak | m antar, {eAT} B eyaz, kü çü k b ir tür mantar. | ak | mık, {eAT} B oza. | ak oda, G elin odası, z if a f o d a ­ | sı]] ak olmaklık, {eAT} A ğ arm a; beyazlaşm a]] ak ot, {eAT} B ey a z çiçekli, bey az tohum lu b ir tür h a ş­ haş]] ak öy, {eTj A k k e ç e li ev ; yurt. [Nevâyî]|| ak paflak, {ağız} B ey a z ve şişm an yüzlü kim se. [D S]|| ak pak, Tertemiz. | ak pas, bot. L a h a n a cinsi s e b ­ | zelerin y a p r a k ve g ö v d elerin d e y er le şe n yosunum su zararlı m an tar (A lbugo candida).]] ak pullu, {ağız} K en arı işlem eli b a ş örtüsü; çevre. [DS]j| ak pür­ çek, {ağız} İhtiyar kadın. [D S]|| ak pürçekli, {ağız} (Kişi için) s a ç ı sa k a lı ağarm ış. [D S]|| ak saçlu, {eAT} Ç ok y a ş lı; ihtiyar]] ak sakal, 1. {eT} İhtiyar; saçı sa k a lı a ğ a rm ış; ihtiyarlam ış. [DLT] 2. Köyün veya kabilen in başı. 3. {ağız} E rm iş; evliya. [DS]|j ak sakal er, {eT} S a çı sa k a lı a ğ arm ış adam . [DLT]|| ak sakarca, {ağız} D a ğ tep elerin d e görü len beyaz bulut. [D S]|| ak sarm aşık, {eAT} A k asm a. | ak sa­ | ya, {ağız} 1. B ey a z g öm lek. 2. G em ici g öm leğ i. 3. Yakası, k o l ve eteğ i işlem eli b ir ç eşit bey az ceket.

[DS]|j ak serçe, {ağız} B o z renkli, beyaz b en ekli b ir tür serçe. [D S]|| ak sıcak, K avurucu ve şiddetli g ü ­ neş]] ak sıva, {ağız}] B eyaz badan a. [DS | ak soy­ | muk, {ağız} D alg a la rın den izde m eydan a g etird iğ i bey az köpük. [DS]|j ak su, I. tıp. G öz m erceğin in saydam lığın ı k a y b ed er ek beyazlam asın dan m eyda­ na g elen b ir g ö z h astalığ ı; a k ba sm a ; k ata ra kt; p er d e. 2. {ağız} K a y alard an sızan tatlı v e b e rr a k su. [D S]|| ak sunkur, {eAT} D oğ an cinsinden bir k o ş ; a k doğan ]] ak süt, N am uslu ve iffetli anne]] ak süt emmiş, S oy ca a h la klı ve nam uslu a iled en g elen .| | aktan karadan, {eAT} {ağız} E vet v ey a h a y ır; olum lu veya olum suz; iki şeyden birisi. [D S]|| A k ­ tan karadan haberi yok. Cahil, dünyadan h a b e r ­ siz, oku m a y a zm a bilm iyor]] ak taş, {ağız} 1. K ilo ­ m etre taşı. 2. K ireç taşı; m erm er. [D S]|| at tavşan, {eAT} A da tavşan ı.| ak tavuk, {ağız} 1. G ü vercin e | ben z er bir kuş. 2. ilk b a h a r d a açarı b ir tür çiğdem çiçeği. [DS]|j ak tıraş, S açı sa k a lı a ğ arm ış adam ]] ak tilki, Yumuşak kürkü ö zellikle g e c e elb is elerin ­ d e kullanılan b ir cins tilki]] ak top, {ağız} K a r topu. [D S]|| ak toprak, {ağız} 1. T op rak evlerin sıvasın da k ir eç y erin e kullanılan b ir tür bey az teb eşirli to p ­ rak. 2. P ekm ez toprağı. 3. Killi, k ireçli beyaz to p ­ rak. [D S]|| ak tutm a, {ağız} tıp. İd ra rd a albüm in bulunm ası durum u; albiim ineri. [D S]|| ak yağ, {ağız} E ritilm iş in ek yağı. [D S]|| ak yalavuş, {ağız} Tatlı d illi; c a n a yakın. [D S]|| ak yağm ur, {ağız}l. ir i tan eli ve hızlı y a ğ a n yağm ur. 2. D olu. [D S]|| ak yanış, {ağız} Yalnız kilim lerd e kullanılan bir m otif. [D S]|| ak yaşmak, {ağız} D ört k ö ş e b ey az başörtü ­ sü; tülbent. [DS]J| ak yavan, {ağız}] G ereksiz kon u ­ şa n ; m ün asebetsiz kim se. [DS j ak yel, {ağız} K im i | y e r d e güneydoğudan, kim i y e r d e kuzeyden es en rü zg ârlara verilen ad. [D S]|| ak yem, B a lık tutm ak için o lta la rd a y em o la r a k kullanılan izm arit ve is­ tavrit g ib i kü çü k balık]] Ak Yıldız 1. g ö k b. Ç o ba n y ıldızı; Ç olp an ; Venüs 2. bot. Şem siyeye b en z er sa rı veya bey az ç iç e k le r açan z am ba kg illerd en kü­ çü k so ğ an lı b ir bitki; k ö p e k so ğ a n ı; tükürük otu, (O rnitho galium)\\ ak yüzlü, {ağız} Tem iz; doğ ru ; dürüst. [D S]|| ak yüzlük, {ağız} İffet; nam us; şe ref. [DS] ak2, [Çin. âk (kötü; n efret çeken )] {eT} sf. İğrenç; kötü; alçak; fena. [EUTS] [İKPÖy.] ak3, -kkı [Ar. ‘ukük (isyan etm e) > ‘âkk jU ] (a :k ) {OsT} sf. Dik başlı; inatçı; asi; serkeş. ak4, -kkı [Ar. ‘ukük (isyan etm e) > ‘akk j t ] {OsT} is. Anaya babaya karşı durma. aka, [Moğ. ağa / aka] {eT} is. 1. Büyük kardeş; ağa­ bey. [EUTS] 2. Ağa. 3. Bilgin. 4. {ağız} Baba. [DS] a ’ kab, [Ar. ‘akab > a'kâb cjÜpI] (a k a :b ) {OsT} is. E v ­ latlar; torunlar. akab, [Ar. ‘akıb > ‘akab *_^ ] {OsT} is. 1. Topuk; ök­

A KA

O TUM Î İ K C t S Ö M . 164

çe. 2. Son; netice. 3. Arka; art. 4. Bir olayın ya da zamanın hemen sonrası; hemen ardı. 5. mec. Evlat; torun; zürriyet; döl. S akab-gîr, {OsT} Birini veya bir şeyi kovalayan; ardına düşen. || akab-gîrân,

akagan, [ak-ağan OLt «T] { eAT} sf. Çok akan. akağaç, -cı [ak+ağaç] (a ’kağaç) is. Karaağaçgiller­ den beyaz kabuklu huş ağacı, (Betula alba). akaid, [Ar. 'akide > 'akâ’id Ju‘ U&] (aka:id) {OsT} is. -*■ akait, fi1 akâid-i diniye, {OsT} Dinî inanışlar; dinî esaslar. || akâid-i İslâmiye, {OsT} İslam dini­ nin esasları. akaik, [Ar. 'akika > ‘akâ’ik jiU t] (aka:ik) {OsT} is. Çocuk için kesilen adaklar. ak aim 1, [Ar. akvam (kavimler) > akâ’im f-ilil] (aka:-

{OsT} Takip edenler; kovalayanlar; peşine düşen­ ler ,|| akab-ı leşker, {OsT} Bir askerî kıt'anın veya kolun hemen gerisi. || akab-rev, {OsT} 1. Arkadan gelen. 2. Ardına düşen; takip eden.
akabat, [Ar. 'akabe > ‘akabât o U it] (akaba.t) {OsT}

is. 1. Aşılması zor dağlar tepeler, sırtlar, geçitler. 2.
Korkunç olaylar; tehlikeli durumlar; korkulu daki­ kalar. akabe, [Ar. 'akabe vi&] {OsT} is. 1. Aşılması zor ge­ çit; dik yokuş; sarp yol; tepe; yokuş yer. 2. Bir du­ rumun ya da hastalığın en tehlikeli devresi. 3. mec. Tehlike; muhatara. 4. Nil’de çalışan bir tekne türü, akabi, [Ar. 'akabi

itn) {OsT} is. Kavimler; milletler.
akaim 2, [Ar. 'akamet (kısırlık) > 'akâ’im |*sUt] (a-

ka;im) {OsT} sf. (Kişiler için) kısır olan,
akair, [Ar. 'akar > 'akâ’ir _^U&] (aka.ir) {OsT/ is. Ge­ lir getiren mülkler, gayrimenkullar; akarlar, akait, -di [Ar. 'akide > 'akâ’id JJU t] (aka. it) {OsT}

(akabi;) {OsT} sf. Önceye ait.

akabince, [akab-i-nce] {OsT} zf. Hemen ardından, akabinde, [akab-i-n-de] (aka.binde) zf. Hemen ar­ dından, bir olayın arkasından, ak aç, -cı [ak-mak > ak-aç] is. 1. Birikmiş sıvıyı çe­ şitli teknikler kullanmak suretiyle uzaklaştıran boru veya boşaltan, akıtan sistem. 2. Kanal, ark gibi su yolu. 3. Çok nemli arazide taban suyunu akıtmaya yarayan yer altı oluğu, akaçlam a, [ak-aç-la-ma] is. 1. Tarlada biriken suyu atmak için toprak içine delikli künkler döşemek veya toprak içinde suyun akacağı galeriler açacak şekilde sürme işi; drenaj; tefcir. 2. Vücudun her­ hangi bir yerinde birikmiş olan sıvıyı borular vası­ tası ile boşaltma, akaçlam ak, [ak-aç-la-mak] gçl. f. f-r] [-l(ı)-yor] İstenmeyen bir sıvıyı bulunduğu ortamdan çeşitli teknikler kullanarak uzaklaştırmak, atmak; tahliye etmek. akade, [Ar. 'âkid > 'akade =-ut| {OsT} is. 1. Bağla­ yanlar; düğümleyenler. 2. Sözleşme yapanlar, akadem i, [Yun. akademos (Plüton’un ders verdiği bahçe) / Lat. academia] is. 1. Bilim, kültür ve sa­ natla ilgili olarak söz sahibi kişilerin toplandığı kurul, demek. 2. Uygulamalı yüksek okul, akadem ici, [akademi-ci] is. Kendi özgün görüşleri yerine akademik görüşlere veya yerleşmiş gelenek­ lere bağlı kalarak eser veren sanatçı, akademicilik, -ği [akademi-ci-lik] is. Genel kabulle­ re veya resmî görüşlere uygun bir estetik anlayışına bağlılık. akadem ik, -ği [Fr. académique] sf. 1. (Eser, konfe­ rans, takvim vb. için) bilimsel niteliklere sahip. 2. Üniversitelerle ilgili olan, akademisyen, [Fr. académicien] is. Üniversite öğre­ tim görevlisi veya bir akademik kurulun üyesi olan kişi.

is. 1. İman ve itikatlar. 2. İbadet dışında itikat ve imanla ilgili dinî esasların, kaidelerin bütünü. 3. isi.
Usul ilmine giriş olarak kabul edilen, imana ait İs­ lâmî esasların, kuralların tümü, fi1 akaid kitabı,

Dini inanışlardan, esaslardan bahseden kitap.
akaju, [Port. acaju] is. 1. Tropikal iklim kuşağında yetişen meyvesi yenilebilen, kızıl kahve renkli ke­ restesinden mobilyacılıkta yararlanılan orman ağa­ cı; maun. 2. sf. Bu tür ağaçtan yapılmış olan, ak ’ak, [Ar. 'ak'ak <* ^ ] {OsT} is. Saksağan. 3 akak, -ğı [ak-mak > ak-ak] is. 1. Eğimi çok akarsu yatağı; mecra; yatak. 2. Irmak; dere; çak; küçük akarsu. 3. {ağız} Irmak ve dere suyunun hızlı aktığı yer; suyun ivinti yeri; çağlayan. [DS] 4. Eğimi ve inişi fazla yer. 5. {ağız} Kuru sel yarıntıları; dere yatağı. [DS] 6. {ağız} Cereyan; akıntı. [DS] 7. {ağız} sf. Çabuk meyleden; sebatsız; maymun iştahlı. [DS] akakır, [Ar. 'akkar > 'akâkir ,* 5 ^ ] (aka.ki.r, k ’ler

kalın söylenir) {OsT} is. Hekimlikte ilaç ve ilaç üre­
timinde kullanılan bitki kökleri. akal1, -li [Ar. 'akl (bilme, anlama) > a’kal J-itl]

{OsT} sf. Daha akıllı; en akıllı; çok akıllı.
akal2, -İli [Ar. kıllet > akall Jil] {OsT} sf. 1. Daha az; en az. 2. Değer bakımından hiç önemi olmayan; önemsiz. S akall-i kalil, {OsT} Azın azı; pek az.| | akall-i mâyekûn, {OsT} En az muhtemel; olması en az mümkün.\\ akall-i müddet, {OsT} En kısa zaman

parçası.
akal3, [Far. âkâl JüT] (a;ka;l) {OsT} is. Çer çöp. akala, [Akala (Meksika’da bir kent)] is. Amerikan pamuğundan Türkiye şartlarına göre geliştirilen uzun elyaflı bir pamuk cinsi, akalim, [Ar. iklim (memleket) > akâlim (v^lîl] (aka:-

merumtt s o m u 16 5
lim) (OsT} is. İklimler; memleketler; diyarlar. S akâlim -i seb’a, {OsT} Yedi iklim.
akalli, [Ar. akall > akallî Jlü '] (akalli:) {OsT} zf. Hiç olmazsa; en azından, akalliyet, [Ar. akallî > akalliyet o J il] {OsT} is. 1. Küçük grup. 2. Bir topluluğun egemen öğeleri dı­ şında kalan, çoğunluk oluşturamayan etnik grup; azınlık; ekalliyet. akanı1 [Ar. ‘akam ,

AKA

Bir uyuz böceğinin larvası yüzünden armut ve as­ ma ağaçlarında oluşan mazı.
akarat, [Ar. ‘akâr > ‘akârât ol_,Up] (aka:ra:t) {OsT}

is. Bağ, bahçe, tarla gibi arazi cinsinden mülk par­
çaları; gayrimenkul mülk, 6 1 akârât-ı mevkûfe, {OsT} Cami, medrese, şifahane gibi dinî amaçlı

vakıflar için bağışlanmış taşınmazlar.
akarca, [ak-mak > ak-ar-ca] {ağız} is. 1. Akarsu. 2. Sürekli olarak akan çeşme. 3. Kaplıca. 4. tıp. Sü­ rekli akıntı yapan yara; çıban; fıstül; sıraca. 5. Bel soğukluğu gibi sürekli akıntı yapan hastalık. 6. Kemik veremi. 7. Hayvanlarda görülen bulaşıcı beyin hastalığı; deli dana hastalığı. 8. Kaplıca. [DS] fi1 akarca su, {eAT} 1. Akarsu. 2. Güler yüzlü. akarcalı, [ak-ar-ca-lı] {ağız} sf. 1. (Kişi için) başkası­ nın malına zarar veren. 2. Bünyesi zayıf; hastalıklı. [DS] akaret1 [Ar. ‘akâr > ‘ akârât o ljU t] (aka.ret) {OsT} ,

{OsT} is. Kısırlık.

akam2, [Ar. 'akâm j>Ut] (aka:m) {OsT} sf. 1. Kısır. 2. (Hastalık için) tedavisi mümkün olmayan, akamber, [ak+amber] sf. t. bot. Amber balığı (kaşa­ lot) iç yağından elde edilen bal mumu rengindeki kokulu madde, akamat, [Yun. akamatos (gen)\ {ağız} sf. Verimsiz toprak; işlenmemiş, genleşmiş toprak. [DS] akamet, [Ar. ‘ ukm (kısır olma) > ‘akamet oj>Up]

(aka:met) {OsT} is. 1. Kısırlık; verimsizlik. 2. Y an
yolda kalma; sonuçsuzluk. t? akamete uğramak,

1.

(İş için) sonuç alınamamak. 2. Kesilmek.

is. 1. Gelir sağlayan ev, arsa, bahçe, çiftlik gibi mülk. 2. Kiraya verilmiş gelir getiren ev, dükkân vb.
akaret2, [Ar. ‘akâret o jU t] (aka:ret) {OsT} is. Kısır olma hâli. ak arib 1 [Ar. ‘akreb > ‘akârib ojU p] (aka.rib) {OsT} ,

akan, [ak-mak > ak-an] sf. Akmakta olan. S Akan sular durur. Herkesçe kabul gören ve bilinen bir

gerekçe ortaya konduğunda aksini iddia etmek yer­ siz olur. || akan toprak, Sel sularının alıp götürdü­ ğü toprak\\ akan yıldız, gök b. Uzayda uçuşan ka­ yaların yer çekimi etkisiyle atmosfere girdikten sonra sürtünme sıcaklığıyla ergiyerek genleşme sonucunda tekrar atmosfer dışına çıkması ile görü­ len ışık çizgisi. akana, [aka+ana] is. 1. Büyük anne; nine. 2. Üvey
ana; analık. [DS] akap, -bı [Ar. ‘ akıb > ‘akab {OsT} is. -*• akab.

is. zool. Akrepler.
akarib2, [Ar. akârib balar. akarlar, [Lat. acarus] is. zool. Dik toparlak gövdeli meyve ağaçları ve insanlar için asalak olan kırmızı örümcekler alt sınıfını oluşturan zararlılar, (Aca-

(aka:rib) {OsT} is. Akra­

rina).
akarm ak, [ak-ar-mak ^ jil] {eT} {eAT} gçsz. f. [-ur] Ağarmak. [Mühennâ] akarsu1 [akar+su >^jlüT] {eAT} sf. Güler yüzlü; gü­ , leç. akarsu2, [ak-mak > ak-ar+su] is. 1. Belirli bir yatak içinde akan çay, dere, ırmak ile yeraltında akan bütün sular; ırmak; nehir; çay; dere. 2. El tezgâhla­ rında dokunan sırma ve gümüş çizgili kadın kuma­ şı. 3. Tek sıra elmas veya pırlantadan ince platin levhalarla birbirine tutturulmuş gerdanlık. 4. sf. mec. Sürekli; kesintisiz; aralıksız. S akarsu ağı,

akar1 [ak-mak > ak-ar] is. ve sf. 1. Sıvı; akıcı. , «Akaryakıt, akarsu vs.» 2. {ağız} Irmak; dere; çay; küçük akarsu. [DS] 3. {ağız} Çeşme; pmar; kaynak; su oluğu. [DS] 4. {ağız} Çeşme yalağı. [DS] 5. {eAT} Akan. ö akar akıllı, {ağız} Duygusu ile hareket eden kimse; iradesiz; dönek. [D S]|| akar amber,

bot. Sağlam keresteli, kabuğundan aselbent sıvısı elde edilen Asya kökenli büyük bir sıcak bölge ağacı (Liquidambar oriantalis).\\ akar bakar, {ağız} 1. Bakışımlı. 2. Toprağın eğimi. [DS]|| akar ırm ak, {eAT} Akan ırmak.|| akar kokar, Çabuk bozulan, çürüyen yiyecek, içecek maddeleri.\ A k a ­ \ rı, kokarı yok. Görünüşte belli bir kusuru yok.\\ akar oluk gibi, Arkası kesilmemecesine, bol bol, sürekli.|| akar su, {eAT} 1. Pınar. 2. -*■ akarsu.
akar2, [Ar. ‘akâr jU t] (aka:r) {OsT} is. 1. Ev, dük­ kân, arsa, bağ, çiftlik ve tarla gibi gelir getiren mülk. 2. Bu mülklerden elde edilen gelir; hasılat. 3. Kısırlık. akar3, [Lat. acarus] is. zool. Kene, fi1 akar mazısı,

Bir akarsuyun kolları ile birlikte meydana getirdiği su akışı. || akarsu ağzı, Akarsuların denize veya göle döküldüğü yer.
akartm ak, [ak-ar-t-mak j ^ y l ] {eAT} gçl. f. [-ur] Ağartmak; beyazlatmak, akaryakıt, [ak-ar+yak-ıt] is. Yakıt veya yakacak olarak kullanılan sıvı petrol ürünleri ile alkolün or­ tak adı. ö akaryakıt gemisi, Akaryakıt taşımak üzere imal edilmiş gemi.|| akaryakıt ikm ali, Araç-

AKA la rd a k u lla n ılaca k akary akıtı ulaştırm ak, ek sik leri­ ni tam am lam ak. akas, [Ar. ‘akaş {OsT'} is. Pis kokulu olma, {OsT} sf. Pek kı­

ııeiiiesüM .
akbel, [Ar. akbel J J İ ] {OsT} sf. En çok beğenilen; gözde. akbın, [Erme, ağb(in) > akbm / akbun] {OsT} is. Fışkılı sulama suyu ile sulanan tarla. akbiye, [Ar. lçabâ5 (üstlük) > akbiye <l~SI] {OsT} is. Üstlükler; üste giyilen elbiseler; kaftanlar, akbun, [Erme, ağb(in) > akbm / akbun] is. Su basan, gübreli, verimli tarla, akburçak, -ğı [ak+burçak] is. bot. Bir metre kadar boylanabilen bir çeşit burçak; Kanada mercimeği. ak ça1, [ak-ca a»«S1] {eAT} is. Aksu; katarakt. akça2, [ak-ca / ak-ça 4^1] {eAT} is. -*■ akçe. akcılrak, -ğı [alç-çıl-rak] {eAT} sf. Beyaza çalar; be­ yazımsı. akciğer, [ak+ciğer] is. anat. Doğrudan havayla solu­ num yapan canlılarda ve özellikle insanda oksije­ nin kana karışmasını sağlayan temel solunum or­ ganı. S akciğer göbeği, A kciğerin iç y a n yüzünün o rtasın d aki bronş, a k c iğ e r atard am arı, bron ş a ta r­ d am arı ve sinirlerin girdiği, a k c iğ e r top lard am arı ile akk an dam arının çıktığı y e r .| akciğer kesecik­ | leri, A k ciğ er lopçuğunun p ira m it biçim inde, 1-2 mm. gen işliğ in d eki parçaları.\\ akciğer lopçuğu, S a ğ a kciğ erin iki y a rıkla, s o l a kciğ erin bir y a rık la b eş p a r ç a y a bölü n m esi ile oluşm uş p a r ç a la r ; alveol. | akciğer peteği, K an ın g a z alışverişin i yaptığı, | içi ve dışı p e k ç o k çu ku r ve k a b a r c ık la r la dolu a k ­ ciğ erin en küçü k bölüm ü olan k e s e c ik le r . \\ akciğer zarı, A kciğ eri dıştan k ap lay a n s e rö z m a d d e; p lev ra. akciğerliler, [ak+ciğer-li-ler] is. zool. Karada ve tatlı sularda yaşayan, solunumlarını ilkel akciğer sayı­ lan solunum keseleri ile sağlayan karından bacaklı yumuşakçaların bir takımı. ak ça1, [ak-ça / *>«sl] ( a ’kça) sf. 1. Beyazımsı; beyaza yakın renkte. 2. {ağız} Siyahlı beyazlı; ala­ ca. [DS] 3. {ağız} Pamuk ipliğinden dokunmuş çul. [DS] 0 akça bardak, bot. {ağız} K a rd elen ; k a r çi­ ç e ğ i; çiğdem . [D S]|| akça katık, {ağız} Tuzlanıp d eri tulum için d e sa k la n a n yoğurt. [D S]|| akça ka­ vak, {eAT} B ir tür söğüt. | akça koca, {ağız} Saçı | sa k a lı beyazlaşm ış ihtiyar. [D S]|| akça pakça, E li yüzü temiz, bey az tenli, g ü zel.| akça rü zgâr, {ağız} | K uzeybatıdan esen yel. [D S]|| akça yel, Güney d o ­ ğudan esen ılık rü zgâr, keşişleme. akça2, [eT. ağ! (servet, m al) > ağî-ça > ak-ça 4»j|] is. -*■ akçe. S akça assıya virmek, {eAT} F a iz le p a r a verm ek.| akça assısı, {eAT} P a r a g e lir i; f a i z .| akça | | assıya almak, F a iz le p a r a almak.\\ akça kaldır­ mak, {eAT} P a r a to p lam ak; avu ç dolusu p a r a edinmek.]] akça kesmek, {eAT} P a r a b a sm a k; sik k e kestirm ek.]] akça sayılmış kul, {eAT} P a r a ile ed i­ nilm iş köle.

akasır, [Ar. cakşar > 'akâşır salar.

akasi, [Ar. ‘akşâ > 'akaşı L~ ^ ] (a k a .s i:, s kalın sö y ­ 5 lenir) {OsT) is. Çok uzaklar, akasim, [Ar. kısım (bölm e) > aksam > akâsîm *--131] (a k a .si.m ) {OsT} is. 1. Kısımlar; parçalar; bölümler. 2. Kısmetler; nasipler; hisseler, akasma, [ak+as-ma] is. bot. Düğün çiçeğigillerden bahçelerde süs olarak yetiştirilen filbahar, meryemana, yaban asması gibi tırmanıcı odunsu gövdeli çiçeklerin ortak adı. (C lem atis). akasya, [Yun. akakia / Lat. acacia > Fr. acacia] is. bot. 1. Küstüm otugiller (M im osa-ceae) familya­ sından çok değişik türleri bulunan, çoğu türleri yaprağını dökmeyen dikenli, çiçeklerinin güzelli­ ğiyle tanınan ağaççıklar. 2. Baklagillerden bir ağaççık, (R obin ia p s e u d o a c a c ia ). akavil, [Ar. kavi (söz) > alçâvll (a ka :v i:l) {OsT} is. Kaviller; sözler; lakırdılar. S akâvil-i bâ­ tıla, {OsT} B a tıl sözler.]] akâvil-i kazibe, {OsT} Ya­ lan sözler. akavim, [Ar. kavm > akvam > akâvım (*jlîl] (ak a.v i.m ) {OsT} is. Kavimler, akay, [aka / akay] {ağız} is. Adam; erkek. [DS] akazdır, [Ar. al-haşdîr jfJ&jJt] {OsT} is. Simyacıların kalaya verdikleri ad. akbaba, [ak+baba / Ar. ‘ulcâb] ( a ’k b a b a ) is. zool. Kayalık yüksek dağlarda yaşayan, hayvan ölülerini yiyerek beslenen, başı ve boynu çıplak, iri ve yırtı­ cı bir kuş cinsinin genel adı, (Vultur). S akbaba­ lar gibi üşüşmek, P aylaşm an ın sö z konusu olduğu y e r e zam an kaybetm eden koşu p toplaşm ak. akbabagiller, [akbaba-gil-ler] is. zool. Akbaba türle­ rini içine alan kuşlar familyası, (Vulturidae). akbah, [Ar. kubh (çirkinlik) > akbeh {OsT} sf. Daha çirkin; en çirkin; en uygunsuz; çok yakışık­ sız. akbakan, [ak+bak-an] {ağız} sf. Beceriksiz; budala. [DS] akbalık, -ğı [ak+balık] is. zool. Başı koyu renkli, levreğe benzer, kemikli 3-5 kg ağırlığında bir cins göl balığı (P araru tilu s frisii). akbalıkçıl, [ak+balık-çıl] is. zool. Üreme mevsimin­ de süslü tüyleri çıkan, beyaz veya kül rengi görü­ nümünde büyük bir su kuşu. (E gretta a lb a). akbaş, [ak+baş] is. 1. bot. Baklagillerden iki yıllık yem bitkisi, (M elilotus alba). 2. zool. Yazları soğuk bölgelerde yaşayan, kışları ılık kıyılara göç eden ince gagalı bir kaz türü; deniz kazı (B ern icla).

İ M

İ K

m o n . 167

A KD

akçaagac, [ak-ça+ağac

4^51] {eAT} is. Akçaa­

ğaçakçaağaç, -cı [ak-ça+ağaç] is. bot. Ilıman bölgelerde yetişen kerestesi sağlam ve hafif bir orman ağacı, (Acer). akçaağaçgilller, [ak-ça+ağaç-gil-ler] is. bot. Yaprak­ ları karşılıklı dizili ve parçalı, örneği akçaağaç olan yaklaşık yüz elli türün ortak adı, (A ceraceae). akçakavak, -ğı [ak-ça+kavak] is. bot. Dünyanın pek çok yerinde yetişen park ve bahçeleri süsleyen, yapraklarının alt yüzü beyaz tüylü 20- 25 metre kadar boylanabilen bir ağaç, (P opu los alb a). akçakır, [ak+çalc-ır] {eAT} is. zool. Ak doğan, akçalaşmak, [ak-çe / ak-ça-la-ş-mak] işteş, f . [-ır ] {ağız} Pazarlık etmek. [DS] akçalı, [akça-lı] sf. -*■ akçeli. akçalık, -ğı [akça-lık] {eAT} is. Para kesesi, akçamuk, -ğu [ak-ça-muk] {ağız} is. 1. Bütünüyle açılmış pamuk kozası. 2. Bir tür saçkıran hastalığı. [DS] akçe, [eT. ağ! (servet) > ağı-ça > ak-ça / ak-çe] is. 1. Küçük gümüş para. 2. Her çeşit madenî para. S1 akçe etmez, D eğersiz. | akçe kesmek, M ad en î p a ­ | ra basm ak. | akçe şıkırtısı, P a r a h aberi, p a r a üm i­ | di.| akçesi ucuz olmak, C öm ert, e li a ç ık olm ak. | akçeli, [ak-ça-lı] sf. Paralı, para ile ilgili, parasal. S akçeli işler, TBM M İçtüzüğüne g ö r e bü tçe ve h er türlü ö d en ekli işler. akçıl, [ak-çıl / J^>T] sf. Rengini atmış, yer yer beyazlıkları olan; beyazımtırak, {eAT} (aynı). akçıllanma, [ak-çıl-la-n-ma] is. Rengini atma, sol­ ma. akçıllanmak, [ak-çıl-la-n-mak] dönşl. f . [-ır ] Rengi­ ni atmak, beyazlanmaya başlamak, akçıllaşma, [ak-çıl-la-ş-ma] is. Akçıl hâle gelme, akçıllaşmak, [alc-çıl-la-ş-mak] dönşl. f . [ -ır ] Rengini atmaya yüz tutmak, akçıllık, -ğı [ak-çıl-lık] is. Akçıl olma hâli, akçın, [ak-çın] sf. -*■ akşın, akçınlık, -ğı [ak-çın-lık / akşın-lık] is. -*■ akşınlık, akçöpleme, [ak+çöp-le-me] is. Zambakgillerden iri yapraklı, beyaz salkım çiçekli zehirli, bir otsu bitki (Veratrum albüm ). akd, [Ar. ‘akd (düğüm atm ak) -iit] {OsT} is. - * akit.

zimmet, {OsT} huk. İslam olm ayan ların İslam d ev ­ letinin tâbiiyetini k a b u l etmesi.\\ akd ü hal, {OsT} ed. K la s ik Türk E d ebiy atın d a n esri nazm a çev irm e­ y e akd, nazmı n esre çevirm eye d e h a l a d ı verilir. akdah, [Ar. kadeh (su k ab ı) > akdâh ^-üil] (a kd a :h ) {OsT} is. Bardak, maşrapa, kupa gibi su ve içki içe­ cek kaplar; kadehler, akdam , [Ar. kadem > akdâm j>Jil] (akd a:m ) {OsT} is. l Ayaklar. ak dar, [Ar. lçadr (değ er) > akdâr jİJil] (a kd a :r) {OsT} is. 1. Değerler; kıymetler. 2. Kudretler, ak daraç, -cı [aktar-mak > aktar+ağaç] {ağız} is. -*■ aktaraç. [DS] akdarı, [ak+darı] is. bot. Tohumları kuş yemi olarak kullanılan buğdaygillerden bir yıllık otsu bitki, (Panicum ). akdanlm ak, [alçdar-ıl-mak jij-isl] {eT} {eAT} dönşl. f . [-u r] Yüz çevirmek; başka yana dönmek, akdarm ak, [ağdar-mak / akdar-mak {eAT} gçl. f [-u r] 1. Yere yıkmak; alt etmek; devirmek; yenmek. 2. Altını üstüne getirmek; aktarmak, akdem, [Ar. kadem (ö n ce olm a) > alçdem ?Jil] {OsT} sf. 1. Önce. 2. Daha önce; ilk önce; en önce. 3. Ön­ de ve ilk planda olan; önemli. S1 akdem-i efkâr, {OsT} D üşü ncelerin en ön em lisi.| akdem-i umflr, | {OsT} işlerin en önem lisi. akdemin, [Ar. akdem > akdemin oe-“ '] (akdem i:n ) {OsT} is. 1. Önceden olanlar. 2. Geçmişler. 3. Önce yaşamış olanlar. 4. Eksikler, akdemiyet, [Ar. akdem > akdemiyyet c~o-ül] {OsT} sf. 1. Zaman bakımından eskilik; öncelik. 2. Değer ve liyakat bakımından öncelik; üstünlük. akder, [Ar. kadr > akder j-ül] {OsT} sf. 1. Çok güçlü; en kudretli. 2. Kısa boylu. 3. Kısa boyunlu, akdes, [Ar. ltuddüs (kutsal) > akdes Daha mukaddes; en mukaddes, akdetme, [Ar. ‘akd+ T. et-me Yapma; düzenleme, akdetmek, [Ar. ‘ akd+ T. et-mekdU^I .U&] {OsT} gçl. f . [-(d )-er] [-e(d )-iy or] Düzenlemek; yapmak, akdî, [Ar. 'akd > ‘akdi j - ü t ] (akd i:) {OsT} sf. Söz­ {OsT} is. {OsT} sf.

S akd-i encümen, {OsT} huk. E ncüm en kurm a. | | leşme ile belirlenmiş; sözleşmeden doğan. S akdî akd-i istikraz, {OsT} huk. B o r ç a lm a sö z leşm esi.| | faiz, {OsT} M iktarı sö z leşm e ile belirlen m iş o la n akd-i ittifak, {OsT} huk. D ev letlera ra sı antlaşma.\\ f a i z .| akdî mes’uliyet, {OsT} S özleşm e koşullarının | akd-i meclis, {OsT} huk. M eclis kurm a; kon uşm ak y erin e g etirilm esi sorum luluğu,| akdî tazm inat, | üzere toplanma.\\ akd-i muaveza, {OsT} huk. Ta­ {OsT} S özleşm e k oşu lların a uym ayan kim senin ra fla rca ivaz k a rşılığ ın d a y a p ıla n sözleşm e. | akd-i | ö d em ek le yüküm lü olduğu ve sö z leşm e ile b e lir ­ nikâh, {OsT} huk. E vlen m e sö z leşm esi; nikâh.\\ aklenm iş olan tazminat. din in’ikadı, {OsT} huk. Sözleşm enin kurulm ası. | | akd-i pey, {OsT} huk. Satış sözleşm esi. | akd-i akdiken, [ak+dik-en] is. bot. Meyveleri hekimlikte |

AKD
kullanılan bir alıç ağacı türü; geyik dikeni; karaça­ lı; (Rhamrıus). akdirmit, -di [ak + Yun. drimitis] {ağız} is. Küçük taneli bir tür üzüm. [DS] akdiye, [Ar. ‘akad (düğüm lem e) > ‘akdiyye 4iJûte] {OsT} is. anat. Eklemlerdeki boğumlar, düğümler, akdoğan, [ak+doğ-an] is. zool. Kuzey yarım kürenin bütün bölgelerinde yaşayan, deniz kuşları ve ke­ mirgenlerle beslenen ve yalıyarlara yuvalarını ku­ ran yırtıcı bir kuş cinsi, (F alcoru stu colııs). akduk, -ğu [eT. ağduk] {ağız} is. Kötü; fena; çirkin. [DS] akdurm ak, [ak-dur-mak Akıtmak. a’kef, [Ar. a‘kef ı_iSLpl] {OsT} sf. Çok akılsız; pek sersem. akese, [Far. âkese aS \ ] (a :k ese ) {OsT} sf. 1. Bir şeye yapışmış, ilişmiş. 2. Ökse, akfa, -a ’i [Ar. kafa (ense) > akta’ *liSl] ( a lfa :) {OsT} is. Başın arka tarafları; enseler, akfal, [Ar. kufi > akfal JUsl] (a kfa:l) {OsT} is. Kilit­ ler. ak far, [Ar. kufr > akfar jUsi] (a k fa .r) {OsT} is. Çöl­ ler. akfas, [Ar. kafaş > akfaş ^ IS t] (a k fa .s) {OsT} is. 1. Hamal küfeleri. 2. Kafesler. akfer, [Ar. akfer yöl] {OsT} s f Çok kısır, en kısır. akgöz, [ak+göz] {ağız} sf. 1. Korkak; budala; ahmak. 2. Her şeyde gözü olan; aç gözlü. 3. Fesat; hırçın. [DS] akgünlük, -ğü [ak+gün-lük] is. tıp. Bosvellia cinsi ağaçların kabuğundan sızdırılmak suretiyle elde edilen, şifalı, beyaz renkli, koyu kıvamlı bir tür reçine (O libanum ). akhaf, [Ar. lçıhf > akhâf ^iUsl] (a k h a .f) {OsT} is. 1. Kafataslan. 2. Ağaçtan yapılmış kaplar, akhardal, [ak+hardal] is. bot. Turpgiller familyasın­ dan tohumları sofra hardalı olarak kullanılan, taze yeşil yapraklan ise salata olarak yenen sarı çiçekli bir yıllık otsu bitki, (Sinapis alba). akher, [Ar. kahr > akher ^ 1 ] {OsT} sf. Çok kahredi­ ci; en kahredici. akı1, [ak-ı] {eT} {eAT} sf. 1. Cömert; eli açık. [DLT] [EUTS] [Gabain] [Yüknekî] 2. Yiğit; koçak. akı2, [ak-mak > ak-ı] is. fiz. Bir kuvvet alanında, belli bir düzlemin belli bir kısmından geçtiği varsayılan kuvvet çizgileri; seyelan. akı3, [Ar. ‘akk > ‘âkı JiU ] (a :k ı:) {OsT} s f İsyan eden; baş kaldıran; asi. {eAT} gçl. f . [-u r]

Ö H K H .1 6 8 akıbet, [Ar. ‘akıbet c J l t ] (a :k ıb et) {OsT} is. t. Son, bitim; sonuç. 2. Gelecek; istikbal. 3. Daha önce yapılan işlerin sonucu; netice. 4. Ölüm. 5. z f So­ nunda; neticede. S âkıbet-bîn, {OsT} Sonucu ön­ ced en g ö r e b ile n ; u zak görüşlü.\\ âkıbet-bînî, {OsT} U zak görürlülük.]] âkıbet-endîş, {OsT} Sonunu dü­ şünen.]] akıbeti hayrola, Sonunun iyi olm asın ı di­ lem ek için söylen en sö z veya dua. | âkıbetü’l-em r, | {OsT} 1. B ir işin sonu. 2. işin son u n da; neticede. akıcı, [ak-ıcı] sf. 1. Kolay akan; sıvı. 2. m ec. Rahat, tabii, uyumlu. 3. Dil ve düşünce bakımından güç­ lük çıkarmadan, düşüncenin ve anlamanın akışım durdurmayan, kolay anlaşılır ve zevk verir bir ifade biçimi. ı? akıcı ünsüz, A kıcı b ir sö y len işi o la n L ve R ünsüzleri. akıcılık, -ğı [ak-ıcı-lık] is. 1. Akıcı olma hâli. 2. mec. Kolaylık; düzenlilik; rahatlık; selaset. akıdak, -ğı [ak-ıt-ak] is. 1. {ağız} Lazımlık; oturak. 2. Sidik. [DS] akıdık, -ğı [ak-ıt-ılc] {ağız} sf. 1. Her yere işeyen kimse. 2. Kararsız; ikiyüzlü; sebatsız; dönek. [DS] akıdılmak, [akıt-mak > akı(t)-ıl-mak] {eAT} edil. f . [ur] Akıtmak işi yapılmak; akıtılmak, akıdılmış, [akıdıl-mış] {eAT} sf. Akıp dağılan, akıdınılmak, [akıd-ın-ıl-mak] {eAT} edil. f . [-u r ] 1. Akıtılmak. 2. Fışkırtılmak, akıg, [ak-ığ] {eT} is. 1. Akış; akma. [Üç İtigsizler] 2. Akıntı; cereyan [Gabain] [EUTS] 3. Göz yaşı. [EUTS] akıglıg, [ak-ığ-lığ] {eT} sf. Akan; akıcı; cereyanlı [Gabain] [Üç İtigsizler] [EUTS] akıgsız, [ak-ığ-sız] {eT} sf. Akıcı olmayan; akmayan; akıntısız; cereyansız. [EUTS] [Gabain] [Üç İtigsizler] akik, -ğı [ak-mak > ak-ık] sf. 1. Sulu. 2. Çapaklı, âkil, [Ar. ‘akl (köstek) > ‘âkil JîU-] (a:kıl) {OsT} sf. 1. Akıllı. 2. Anlayışlı. 3. Bilgin. 4. Mantıklı. 5. Düşü­ nen; mantıklı. 6. huk. Bir adam öldürme olayının kan bedelinin ödenmesine katılan akraba veya ar­ kadaş. S âkil baliğ olm ak, B ulûğa erm ek ; ergen o lm a k ; reşit o lm a k .| âkılü’l-ukalâ, {OsT} A kıllıla­ | rın akıllısı; en alallı. akıl, -klı [Ar. ‘akl (köstek) Jîs-] is. 1. İnsanın kendi davranışlarını tanımasına, bilmesine ve değerlen­ dirmesine yarayan kabiliyeti; anlak; beyin; derk; dimağ; havsala; izan; kafa; kavrayış; kiyaset; natı­ ka; us. 2. İyiyle kötüyü, doğruyla yanlışı, gerçekle yalanı ayırt edebilme gücü; ufuk. 3. Bellek; hafıza. 4. Düşünce ve kanaat. 5. İdrak; anlayış; fahime; fetanet; feraset; basiret; müdrike; müfekkire. S akıl alm ak (danışmak), Birinin tavsiyesini alm ak. | | akıl alm az, in an ılm ası mümkün olmayan.]] akıl çelmek, B irin i y o ld a n çıkarm ak, saptırm ak]] akıl­ da kalmak, H atırlam ak, unutmamak.]] akıldan çı­ karm ak , Unutmaya çalışm ak]] akıldan çözmek,

«

M

M

.

169

AKI

H erhan gi bir a r a c a g e r e k kalm ad an zihnen h e s a p ­ lam ak.,| akıldan geçirm ek, K ısa b ir zam an dü­ | şünm ek]| akıldan gitmemek, Unulamamak]\ akıl | danışmak, Birinin tavsiyesini alm ak. \ akıl defteri, \ Birinin önem verdiğ i bazı şey le ri h a tırla m ak için tuttuğu not d efteri; ajan da. | akıl delisi, {ağız} Zeki | fa k a t ç o k y a ra m a z çocuk. [D S]|| akıl dışı, M evcut bilg ilerle s a d e c e a k ıl yürütm ekle açıklan am ay an durum]\ akıl dişi, On y e d i ile otuz y a şla r ı a ra sın d a çıkan üçüncü azı d işi.| akıl doktoru, A kıl h a sta la ­ | rını tedavi ed en hekim . | akıl durdurucu, Şaşırtıcı, | hayret uyandırıcı]] akıl eksikliği, M uhakem e y e ­ tersizliği,| akıl erdirem emek, Sırrım çözem em ek; | se b e p son u ç ilişkisini kavrayam am ak. | akıl erm ez| lik, {ağız} Cahillik. [D S]|| akıl etmek, H erh an g i bir durum k arşısın d a b ir ç a r e bu lab ilm ek ,| akıl fıka| rası, B aşkasın ın yardım ı olm ad an doğruyu bu la­ m ayan.| akıl gitmek, {eAT} B ayılm ak]] akıl hasta| hanesi, Ruh ve a k ıl h a stalıkla rıy la ilgili hastan e. | | akıl hastalığı, Ruhi fon ksiy o n la rın sü rekli bozuk­ luğu,| akıl hocası, H erk es e a k ıl öğ retm ey e y e lte ­ | nen kim se. | akıl için yol birdir, D oğru düşünüldü­ | ğü zam an h erk es aynı k a n a a te varır. | akıl kârı, | A kla yatkın. | akıl kethüdası, H erk es e a k ıl verm e | m eraklısı olan kim se.| akıl kumkuması, K ü çü k | olm asın a rağm en a kıllı ve b ilg iç çocu k]] akıl kutu­ su, K ü çü k o lm asın a rağ m en a kıllı ve b ilg iç ço cu k .| | akıllara durgunluk verm ek, D ü şü n em eyecek du­ ruma getirm ek, ş o k etkisiyapmak.\\ akıllara z a ra r, A kılları m u hakem eden a lık o y a c a k k a d a r m antığa aykırı. | akıl öğretm ek, Yol gösterm ek, tavsiyede | bulunmak.\\ akıl satm ak, B ilg iç g e ç in e r e k b a şk a sı­ na a k ıl verm eye kalkışm ak]] akıl terellelli, D en g e­ siz kim se. | akıl v ar, izan v ar, D a h a ç o k b e lg e y e ve | düşünmeye g e r e k yok.\\ akıl yorm ak, D üşünmek, hatırlam ak için kendini zorlam ak]] akıl zayıflığı, Sağlıklı düşün em em e; bunam a. | akla dammak, | {ağız} A kla g elm ek ; sezm ek. [D S]|| akla dokunmak, Şaşırtm ak]] akla gelmedik, Düşünülm eyen, sü rp­ riz]] akla gelmek, D üşünm ek; an ım sam ak.| akla | hayale gelmez, İn an ılm ası güç, d eh şet v erici.| ak­ | la sinmek, {eAT} A kla y atm ak]] akla yakın, K a b u l edilebilir, m akul]] aklı alm am ak, O la bileceğ in i düşünem em ek, kav rayam am ak]] aklı başına gel­ mek, D oğruyu bulm ak, ayıkm ak]] aklı başında kalmamak, Şaşırm ak]] aklı başında, U yanık ve tedbirli]] aklı başından gitmek, Şaşırm ak, kendini kaybetm ek. | aklı başka yerde olmak, Yaptığı iş­ | lerden b a ş k a kon u ları düşünm ek]] aklı bulanmak, {eAT} Aklı k arışm a k ; zihn i k arışm ak]] aklı çıkmak, Ç ok korkm ak]] aklı dağılmak, D üşü ncelerini bir konu üzerinde to p la y am a m a k ,| aklı durm ak, D ü­ | şünememek, ha y ret etm ek]] aklı eren, A nlayıp id­ ra k edebilen ]] aklı erm ek, B azı kon u ları a n lay a b i­ lec e k y eten ek te olm ak]] aklı fikri (bir şeyde) ol­ mak, D üşüncesini y aln ız o konu üzerinde top la­

m ak]] aklı gitmek, Şaşırm ak]] aklı gözünde, An­ c a k g özü yle g ö rd ü k lerin e inanır. | aklı ırılmak, | {eAT} Aklı gitm ek; bayılm ak]] aklı karışm ak, N e y a p a ca ğ ın ı bilem em ek.]] aklı kesmek, Y a p a b ilece­ ğin i düşünmek.]] aklı kıt, A nlayışı ve id ra ki sınırlı]] aklına düşmek, B ir şey i hatırlam ak]] aklına eseni yapm ak, İçin den g eld iğ i g ib i ani d a v ra n ışlard a bulunm ak]] aklına gelen başına gelmek, O lm a­ sından korktuğu b ir şey olm ak]] akima hiffet ge­ tirm ek, D elirm ek]] aklına koymak, B ir şeyi y a p ­ m ağ a k a r a r verm ek. | aklına sığdıram am ak, | İnanm am ak, tasavvur edem em ek]] aklına şaşmak, B irinin fik rin i veya davranışını beğenm em ek. | ak ­ | lına turp sıkmak, a rg o. B irin in fikrin i, yaptığını beğen m em ek. | aklına uymak, Birinin uygunsuz b ir | teklifini, görüşünü k a b u l etm ek, on a uymak.]] aklı­ na yer etmek, H iç unutm am ak]] aklından zoru olm ak, A kıl dışı d av ra n ışlard a bulunm ak]] aklın­ dan zoru olmak, A kılsızca iş y apm ak. | akimı al­ | mak, Aklını m eşgu l etm ek]] aklını bozmak, S ap ıt­ m ak]] aklının terazisi bozulmak, D engesiz işler yapm ak.]] aklını peynir ekmekle yemek, A kıllıca dav ran m ak g erek irk en a k ıl dışı d avran ışta bulun­ mak.]] aklınla çok yaşa, 1. İsa b e tli b ir ikazdan ve­ y a hatırlatm adan dolayı övgü sözü. 2. O lm ayacak b ir şe y sö y ley en e söylen en a la y sözü.]] aklı oyna­ mak, K orkm ak]] aklı saplanmak, D evam lı o la r a k b ir şey i düşünmek]] aklı sıra, D üşü ncesine g ö re. | | aklı şaşm ak, {eAT} D üşünem ez durum a g elm ek .| | aklı takılm ak, B ir şey i sü rekli o la r a k düşünm ek]] aklı tepesinden bir karış yukarıda, Sağduyudan u zak davranan]] aklı yatm ak, Uygun bulmak.]] aklı zıvanadan çıkm ak, K en din i k on trol ed em ey e­ c e k d e r e c e k ız m ak akılam ak1, [ak-ı(ğ)-la-mak] {eT} gçsz. f . [-r ] Ağla­ mak. [Gabain] afallamak2, [akı-la-mak] {eT} gçl. f. [ - r ] Cömert saymak; cömertliğe nispet etmek. [DLT] akılan, [Ar. ‘âkil > ‘akılan Akıllı kişiler; akıllılar, akılane, [Ar. ‘âkil + Far. -âne (a :k ıla ;n e) {OsT} zf. Akıllıca; akıllı bir kimseye yakışır biçim­ de. akılat, [Ar. ‘âkil > ‘âkılât Akıllılar. akılcı, [akıl-cı] sf. 1. Akıl ve mantık verilerine daya­ nan. 2. fe l. Doğruluğu, akla uygunlukla açıklayan görüşten yana olan; rasyonalist. 3. {ağız} Akıl ve­ ren. [DS] akılcılık, -ğı [akıl-cı-lık] is. fe l. Doğruluk ölçüsü olarak ancak aklı ve mantığı esas alan felsefî görüş; rasyonalizm. akıldak, -ğı [akıl-dak] {ağız} sf. Aynı akılda olan; ka­ fa dengi. [DS] (a :k ıla ;t) {OsT} is. (a .k ıla .n ) {OsT'} is.

AKI
akıldane, [Ar. ‘akil + Far. dânâ] (a kıld a :n e) sf. Çok akıllı. akile, [Ar. ‘âkil >(dişil) ‘âkile ^isU] (a :k ıle) {OsT} sf. (Bayan için) akıllı, akılga, [ak-mak > ak-ıl-ga] is. Sızıntı ya da yağmur sularının akması için çoğunlukla istinat duvarların­ da dikine boydan bırakılan yarık. akılgan1, [ak-ıl-gan] {ağız} s f 1. Akıntılı, hızlı akan su; akıntılı su kanalları. 2. Ağacın kabuğu ile göv­ desi arasındaki ince tabaka. [DS] akılgan2, [Ar. ‘akıl + T. -gan ?] {ağız} sf. Bilgiç; çok bilmiş. [DS] akılık, [akı-lık] {eT} is. Cömertlik; seleklik. [Yüknekî] [DLT] akıllandırma, [akıl-la-n-dır-ma] is. Eğiterek doğru ve kurallara göre davranmasını sağlama, akıllandırmak, [akıl-la-n-dır-mak] gçl. f . [ -ir ] Us­ landırmak, terbiye etmek; yola getirmek, akıllanma, [akıl-la-n-ma] is. 1. Akıllanmak işi. 2. Olayların kazandırdığı tedbirlilik, uyanıklılık, akıllanmak, [akıl-la-n-mak] dönşl. f . [ -ır ] 1. Başına gelen olaylardan ders alarak daha tedbirli davran­ mak, olması gerektiği gibi doğru hareket etmek. 2. Y ola gelmek; uslanmak, akıllanmaz, [akıl-la-n-maz] sf. Düzelmesi olanaksız; söz anlamaz; öğüt dinlemez, akıllı, [alcıl-lı] sf. 1. Doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırt edebilecek durumda olan; âkil. 2. Aklı olan. 3. Zekâ seviyesi yüksek olan. 4. Doğru düşünen; sağ duyu ve anlayış sahibi; arif. 5. Ağır başlı; dikkatli; temkinli. 6. alay. Fırsat düşkünü, ö akıllı dav­ ranm ak, Aklını k u lla n a ra k ted b irli o lm a k .| akıllı | geçinmek, B aşka la rın ı k an d ırab ileceğ in i sanmak.\\ akıllı kârı, A n cak b ir akıllının y a p a c a ğ ı zj.|| akıllı uslu, T erbiyeli, a ğ ır başlı. akıllıca, [alcıl-lı-ca] zf. 1. Akla uygun gelecek şekil­ de. 2. Doğru. akıllılık, ğı [akıl-lı-lık] is. Akıllı olma durumu. S akıllılık etmek, Yerinde ve en uygun k a r a n verm ek. | akıllılık taslam ak, Akıllı olduğunu se z d ire­ | r e k büyüklenm ek. akıllulık, [akıl-lu-lık] {eAT} is. Akıllılık. akılm ak1, [ak-ıl-mak] {eT} dönşl. f . [-u r] Akmak; yürümek. [Üç İtigsizler]akılmak2, [ak-ıl-mak] {eT} g ç l . f [-u r ] Şaşırtmak; şaşalatmak. [DLT] akılsız, [akıl-sız] sf. 1. Doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırt edemeyen; ahmak; aymaz; basiretsiz; beyinsiz. 2. Zekâ düzeyi düşük; idraki yetersiz; alık; aptal; avanak. 3. Unutkan. 4. {eAT} Baygın, akılsızlık, -ğı [akıl-sız-lık] is. 1. Akıl eksikliği. 2. Düşünmeden iş yapma; aptallık. S akılsızlık et­ mek, D ü şü n cesizce davran m ak; isa betli k a r a r ve­ rem em ek.

le r iM

M

.

akılsuz, [akıl-suz] {eAT} sf. 1. Baygın. 2. Ahmak; alcılsız; beyinsiz. ak ım 1 [ak-ım] is. 1. Bir akışkanın ve enerjinin belirli , bir yönde hareketi; cereyan. 2. Sanatta, politikada, düşünce hayatında gruplaşmaya sebep olan görüş; çığır; dalga; hareket; moda. 3. Meyil; suya akış im­ kânı veren eğim; akıntı yönü. 4. {ağız} Ayağın üstü. [DS] S1 akım çatağı, {ağız} K ü çü k sellerin birleşm e yeri. [DS] akım2, [ak-ım] {eT} sf. Bir defada akacak kadar olan; akım. [DLT] akım3, [Ar. ‘akamet (kısırlık) > ‘âkım piU] (a:kım ) {OsT} sf. Kısır; verimsiz, akım toplar, [ak-ım+top-la-r] is. Üretilen elektrik enerjisinin fazlasını kimyasal enerji hâlinde toplayıp depolamaya yarayan araç; akümülatör, akın, [Harizm. ak-mak (baskın y a p m a k) > ak-ın] is. 1. Sürü hâlinde kesintisiz, hızlı ve yoğun bir akış hareketi. 2. Bir yere üşüşme; çok sayıda akarak gelip toplanma; tehacüm. 3. Askerî hücum. 4. Düşman topraklarına, sindirme ve korkutma ama­ cıyla hızla gerçekleştirilen talan ve yağma saldırısı. 5. Ülkeden ülkeye durmaksızın, akarcasına yapılan saldırı, savaş ve asker yürütme. 6. Göç. 7. {eT} is. Akıntı; sel. 8. {eAT} Dalga. S akın akın, A rdı a r ­ kası kesilm ez k a la b a lık la rla . | akın çapm ak, {eAT} | Akın etm ek; hücum etm ek; baskın yapmak.\\ akm etmek, 1. Sürü h â lin d e üşüşm ek, yürüm ek. 2. B a s ­ kın tarzında düşm an ü lkesin e sa ld ırm a k ; s e fe r eylem ek.| akm eylemek, {eAT} A km etm ek; hücum | etm ek; baskın y a p m a k .| akın munduz, {eT} B ir ­ | d en b ire g elen s e l; d eli sel. [DLT] 1 akın saldırm ak, 1 {eAT} A km etm ek; hücum etm ek; baskın y a p m a k .| | akm salmak, {eAT} Akın etm ek; hücum etm ek; baskın yapm ak. akıncak, -ğı [ak-m-cak] {ağız} is. Bayır; yamaç. [DS] akıncı [ak-m-cı] is. as. Akm yapmak amacıyla düş­ man ülkesine at süren özel olarak yetiştirilmiş sa­ vaşçı; komando; özel harekât görevlisi, ö akıncı beyi, İm p arato rlu k dön em i Türk akın cı beylerinin kum an dan ı,| akıncı kadısı, S eferlerd e ord u d a bu­ | lundurulan b ir çeşit a d lî hakim . akınçı, [ak-m-çı] {eT} is. Gece baskını yapan asker; akıncı. [DLT] akınçsız, [ak-mç-sız] {eT} sf. Sabit; yerinden oyna­ maz; sağlam; muhkem. [EUTS] akınçu, [ak-m-çu] {eT} is. Akıncı. [ETY] akındı, [ak-m-dı] {eT} is. Akıntı. [DLT] akındırık, -ğı [ak-ın-dırık] {ağız} is. 1. Reçine; çam sakızı. 2. Erik, zerdali, badem gibi ağaçların dal ve gövdelerinden sızan yapışkan kıvamlı madde; ağaç püzü. [DS] akıngan, [ak-m-gan] {ağız} is. Su yürümüş ağaç. [DS] akınm ak, [ak-ın-mak] {ağız} dönşl. f . [-ır ] 1. Özen­ mek. 2. Gönül vermek; meyletmek; sevmek. 3.

Ûlüffiîl İÜfllKî SELÜK.

171

AKI

Kaymak. [DS] fi1 akını akını gitmek, {ağız} Siirüne

siiriine, yüzüstü gitmek. [DS]
akıntı, [ak-m-mak > ak-ın-tı] is. 1. Sıvı hâldeki bir maddenin akması, sızması durumu. 2. Büyük su kütlelerinin sürekli olarak aynı yönde ve aynı yol­ dan akarak yer değiştirmesi ile oluşan hareket. Labrador sıcak sıı akıntısı. 3. Vücutta yer alan her­ hangi bir yaradan dolayı dışarıya sızan sıvı. 4. Ka­ palı bir yerdeki sıvının kapak, tapa veya bir çatlak­ tan akan sızıntısı. 5. Göllerin suyunu boşaltan ka­ nallar, dereler; menfez. 6. Yağmur ve sel sularının akmasını sağlayan meyil. Çatıya yeterli akıntı ve­ rilmemiş. 7. {ağız} Bir işin normal gidişi. [DS] 8. {ağız} Kadınların âdet görme hâli. [DS] 0 akıntı çağanozu, argo. 1. Vücudunda gözle görülür bir

akışkan, [akış-kan] sf. 1. Normal ısı derecesinde sıvı hâlde bulunan; akan. 2. is. fiz. Bulunduğu kabın şeklini alabilen, molekülleri birbiri üzerinden kaya­ rak yer değiştiren gaz ve sıvıların fizikteki genel adı; seyyal. akışkanlaşma, [akış-kan-la-ş-ma] is. Akışkanlaşmak işi. akışkanlaşmak, [alcış-kan-la-ş-mak] dönşl. fi. f-ır] Akışkan duruma gelmek; sıvı ya da gaz durumuna geçmek. akışkanlaştırıcı, [akış-kan-la-ş-tır-ıcı] sf. ve is. Bir maddeyi akışkan hâline getiren özel madde, akışkanlaştırm a, [akış-kan-la-ş-tır-ma] is. Akışkan­ laştırmak işi. akışkanlaştırm ak, [akış-kan-la-ş-tır-mak] gçl. f i [ır] Akışkan duruma getirmek; akışkan olmasını sağlamak. akışkanlık, -ğı [akış-kan-lık] is. l.f iz . Akışkan olma durumu; seyyaliyet. 2. ekon. Arz ve talebin birbiri­ ne uyabilmesi, akışlı, [akış-lı] sf. 1. Akışı olan. 2. Belli bir yöne, yere doğru akışı bulunan, akışlılık, [akış-lı-lık] is. Akışlı olma durumu; akabilme; dışarıya yolu olma, akışm a, [akış-ma] is. 1. Akışmak işi. 2. dbl. Seslerin uygun biçimde birbirine bağlanması, akışmak, [akış-mak

çarpıklığı olan. 2. Diişiik omuzlu kimse. 3. Ayakta duramayacak kadar sarhoş olup sağa sola yalpa yaparak yürüyen.\\ akıntı hattı, Akıntılı bir yüzeyin eğim derecesini gösteren çizgiler.\\ akıntı vermek, Durgun veya bir yerde birikinti hâlinde bulunan suyu akıtmak için tabanından daha alt düzeyde ka­ nal, ark vb. açnıak.\\ (kendini) akıntıya bırakm ak, Bir taktik belirlemeden olayların akışına göre ha­ reket etmek.\\ akıntıya kapılmak, Akıntının etkisi ile sürüklenmek; karşı koyamamak; akıntının etkisi altına girmek.\\ (kendini) akıntıya kaptırm ak, Akıntının etkisi ile sürüklenmek; karşı koyam a­ mak .| akıntıya kürek çekmek, Başaramayacağını | bildiği hâlde boş yere uğraşmak, direnmek. akıntılı, [ak-ın-tı-lı] sf. Akıntısı olan, akıölçer, [ak-ı+ölç-er] is. fiz. Manyetik endüksiyon
alçısındaki değişmeyi ölçmeye yarayan aygıt. akır, [Ar. 'alçâret (kısırlık) > ‘âkır 3. (Kadın için) çocuksuz, akırdak, -ğı [akır-dalc] {ağız} is. Kaim dilme; direk. [DS] akırgan, [ak-ır-gan] {ağız} is. 1. Tomruğun içinden çıkan yağlı cıra. 2. Cereyan; akım. 3. Mecra; yatak. [DS] akırlamak, [ak-ır-la-mak] {eT} g ç l . f [-r ] Ağırlamak. [EUTS] akırmak, [ak (yans.) > ak-ıı-mak] {eT} gçsz. f. [-ur] Anırmak [Mühennâ] akis1, [Ar. ‘akış ,_^Lp] (a:kıs) {OsT} sf. inatçı. akis2, [Ar. ‘akis

işteş, f i [-ır] [eT. -ur] 1.

{ağız} Hep birlikte bir yöne doğru topluca yürümek.
[DS] 2. {eAT} Sel gibi akmak; saldırmak; üşüşmek. 3. {eT} Birlikte akmak. [DLT] 4. {eT} Caymak; sö­ zünde durmamak. [EUTS] 5. {ağız} Anlaşmak; kay­ naşmak; arkadaş olmak. [DS] akışsız, [akış-sız] sf. Akışı olmayan, akışta, [? ahışta / akışta] is. Halay veya manay deni­ len oyunlar oynanırken beşer altışar kişiden oluşan iki grubunun karşılıklı olarak bayatı tarzında söy­ ledikleri sorulu cevaplı deyiş türü, akıt, [ak-mak > ak-ıt] {ağız} is. 1. Taş kemer; kubbemsi taş tavan. 2. Salça. [DS] akıtgan, [ak-ıt-ğan] {eT} sf. Akıtan. [DLT] akıtılma, [akıt-ıl-ma] is. Akıtılmak işi. akıtılm ak, [akıt-ıl-mak] edil, f i [-ır] 1. Akıtmak işi yapılmak. 2. Üzerinde akıtmak işi uygulanmak, akıtm a, [ak-ıt-ma <u^sT] is. 1. Akıtmak işi. 2. Büyük baş hayvanların başından burnuna doğru olan be­ yazlık. 3. Birkaç sıra hâlinde altın zincir gerdanlık. 4. Çamlardan elde edilen reçine. 5. {ağız} Hamuru doğrudan tava ya da sac üzerine dökerek pişirilen bir tür pide ya da çörek; akıtmaç. [DS] 6. sf. {eAT} (Demir için) dökme. 7. {ağız} Alçıdan yapılan tavan süsleri. [DS] 8. {ağız} Tarlanın yalnız ekilecek kı­ sımlarını gübreleme. [DS] 9. argo. Yankesici tara­ fından birinin elbisesini fark ettirmeden keserek cüzdan vb. eşyasını çalma.

(a.kır) {OsT}

sf. 1. (Kadın için) kısır. 2. (Toprak için) verimsiz.

(a:kıs) {OsT} sf. Pis kokulu.

akış, [ak-ış] is. 1. Akmak hareketi ve biçimi. 2. mec. İlerleme; devam etme. «Trafiğin akışı yavaşladı.» 3. İçe işleyiş; nüfuz ediş. «G önlüme bir akış aktı ki...» S akış akış, {ağız} Akın akın; toplu hâlde. [D S]|| akış akış gitmek, {ağız} A km akın gitmek; toplu hâlde gitmek. [DS]|| akış aşağı, Akıntının ol­ duğu yöne doğru. | akış yukarı, Akıntının tersi yö n ­ |

de.

AKI
akıtmacık, -ğı [akıt-ma-cık] i ağız} is. Kilim, heybe ve yün çoraplara işlenen bir motif. [DS] akıtm aç, -cı [akıt-maç] is. Un, süt, yağ ve şeker ile yoğrulan hamurun kızgın saç üzerine dökülmesiyle elde edilen tatlı; yassı kadayıf, akıtmak, [ak-mak > ak-ıt-mak jj*âT] gçl. f . [ - ır ] [eT. -u r ] 1. Akmasını sağlamak; {eAT} (aynı). 2. Dök­ mek. 3. m ec. Çekinmeden, acımadan bol bol har­ camak. 4. (ağız) Çişini kaçırmak; işemek. [DS] 5. {ağız} Hayvanları sulamak. [DS] 6. {eT} Gönder­ mek. [DLT] 7. Akın ettirmek. [ETY] 8. {eAT} Alan akın çekmek; celbetmek. 9. {ağız} Meylettirmek; çekmek; çevirmek. [DS] 10. {ağız} Düşürmek; düşü­ rerek kaybetmek. [DS] 11. {eAT} Fışkırtmak. S akıta akıta, A kıtarak; akıtm a suretiyle. akıtmalı, [akıtma-lı] sf. 1. Akıtması olan; akıtma takınmış olan. 2. (At için) alnında akıtması olan, akıtmalık, -ğı [akıtma-lık] is. İnşaatlarda birleşme çizgilerindeki kurşun şeritle örtülü kısım, akıttırm a, [ak-ıt-tır-ma] is. Akıttırmak işi. akıttırm ak, [ak-ıt-tır-mak] gçl. f . [ -ır ] Akıtmak işini yaptırmak; akıtmak işini başkasına yaptırmak, akıyagak, [alç-ı+ya-ğak] {eT} is. İç ceviz; ceviz içi. [DLT] akızmak, [ak-ız-mak] {eT} gçl. f . [-u r ] Akm ettir­ mek. [ETY] akî, [Ar. ‘akk > ‘âkı JiU ] (a :k i:, k kalın söylenir) {OsT} sf. İsyan eden; baş kaldıran; asi. akib1, [Ar. ‘ akıb akib2, [Ar.’akıb zf. Önce. (aki:b, k k aim söylen ir) {OsT}

■ B

Ü

K

E 172 S

M

Akide şekeri. ® akidesi bozuk, (K işi için) im am z a y ıf veya im an es a s la rı ç er ç ev e si dışın a çıkan.\\ akidesi zayıf, İn an çların ın g erek tird iğ i biçim de d a v ra n ışlard a bulunmayan.\\ akidesi pak, İm am sa ğ la m ; inancında h erh an g i bir tereddüt ve şü phe bulunmayan.\\ akide şekeri, Ş e k e r ağdasın ın sitrik a sit ve koku v erici b o y a r m a d d e le r k a tıla ra k kesti­ rilm esi ile eld e ed ilen a ğ ız d a z o r eriyen ş e k e rlem e çeşid i. | akideyi bozm ak, D in î inancını gevşetm ek; | inanç kon usu nda tered d ü tlere düşmek. akideyn, [Ar. ‘âkid > ‘âkideyn ji-üU ] (a:kideyn, k kalın söylen ir) {OsT} is. Anlaşma, sözleşme yapan tarafların her ikisi; sözleşme yapan taraflar. akidîn, [Ar. ‘âkid > ‘âkidîn (a;kidi;n , k kalın

söylen ir) {OsT} is. Anlaşma yapan taraflar. akif, [Ar. ‘akf (vakfetm e) > ‘âkif tJS'U] (a:kif) {OsT} sf. 1. Bir işte sebat eden; üzerinde ısrarla duran. 2. Bir yerde uzun süre oturan. 3. Bir yere çekilerek ibadet eden. akik1, -ği [Ar. ‘akile (a ki:k ) is. 1. Bunaltıcı bir

sıcak. 2. Bunaltıcı sıcaklık. akik2, -ği [Yun. akhates (S ic ily a ’d a bir n ehir) > Ar. ‘akîk (aki;k, k ’le r kalın söylen ir) is. 1. Yanar­ dağ ateş toplarının denize düşmesi ile oluşan, ke­ sildiğinde çok sayıda eş merkezli şerit ve damar görüntüsü veren kuvars türü, silisli bir süs taşı. 2. Akik taklidi damarlı bir cam çeşidi. S akik-i nâm, {OsT} Şarap. akika, [Ar. ‘akîka (a ki:k a, k ’le r kalın söylen ir)

sf. Hemen arkadan gelen; izleyen; takip eden. akib3, [Ar. 'akab > ‘âkib v-sU.] (a :k i:b , k kalın sö y ­ lenir) {OsT} sf. 1. Bir başkasının ardından giden ya da gelen. 2. (Bütün peygamberlerden sonra geldiği için) Hz. Muhammed. akibinde, [Ar. ‘akıb + T. -i-n-de] (aki.b in d e) {OsT} zf. Hemen ardından. akid1, [Ar. ‘akd J-St] is. 1. Bağlama; düğümleme. 2. Bağlanma; düğümlenme. âkid2, [Ar. ‘akd > ‘âkid -üU] (a :k id ) {OsT} sf. 1. Bağ­ layan; düğümleyen. 2. Toplantı yapan; düzenleyen. 3 . Âkit. akid3, [‘akd (bağ lam a) > ‘akid -ifc] {OsT} sf. 1. Pıh­ tılaşmış; pıhtılaştırılmış. 2. Koyulaştırılmış; dondu­ rulmuş; ağdalaştırılmış, akide, [Ar. ‘akd (düğüm lem ek) > ‘akîde (aki:d e) {OsT} is. 1. İnanç; itikat. 2. Bir inancın formül hâlinde özetlenmiş hâli. 3. Prensip. 4. Tartışması bile kabul edilemeyecek biçimde benimsenmiş gö­ rüş; iman; nas. 5. Doktrin. 6. Bir din içinde farklı inanış sistemlerinin yol açtığı ayrılık; mezhep. 7.

is. Çocuk için kesilen adak. akil, [Ar. ‘akl (köstek) > ‘akîl J-üt] (aki.T, k kalın söylen ir) {OsT} sf. 1. Akıllı, mantıklı. 2. Anlayışlı, anlaşılabilir. 3. Bilgin, bilge. 4. Düşünceli, fi1 akil baliğ, {OsT} Reşit, soru m lu lu k ta şıy a b ilece k y a ş a g elm iş; bu lûğa erm iş. akil2, [Ar. ekele (yem e) > âkil JS"T] (a;ldl) {OsT} sf. Yiyen. S âkil-ül-beşer, Yamyam .| âkilü’l-cerrâd , | {OsT} Ç ek irg e ile beslenen.\\ âkiltt’l-ekbâd, C iğ er­ ler yiyen.\\ âkilü’l-esm âk, zool. Balıkçıl.\\ âkilü’lhaşâyiş, zool. Otçul.| âkilü’l-haşerât, zool. B ö | cek çil. | âkilü’l-hevâm, {OsT} H a ş a r a tla beslen en .| | | âkilü’l-hubfibât, zool. T an elerle b eslen en .| âki| lü’l-kül, {OsT} H em o t hem d e etle beslenen.\\ âkiltt’l-lahm , {OsT} E t y iy en ; et ile beslen en . | âkilü’l| lühfim, zool. Etçil.\\ âkiltt’ n-nebât, {OsT} O tla b e s ­ len en ,| âkilü’l-nemel, zool. Karıncayiyen.\\ âki| lü’s-semek, {OsT} zool. B a lık yiyen ; b a lık la b e s ­ lenen. akilane, [Ar. ‘akîl+Far. -â n e ıi^ U ] (a k i:la :n e ) {OsT} zf. Akıl sahibi kimseye yakışacak tarzda; akıllıca.

r o m m u ş «

i .

173

A KK

akile, [Ar. akil > akile aJlS"T (a :k ile) {OsT} is. tıp. 1. ] Yenirce adı verilen yara. 2. Kemirici ülser; kanser, akilik, -ği [ak+ilik] {ağız} is. 1. anat. Omurilik. 2. Beyaz düğme. [DS] akim, [Ar. ‘akamet (kısırlık) > ‘akım (aki:m , k kaim söylenir) {OsT} sf. 1. Kısır. 2. Verimsiz. 3. [" k a lm a k ” eylemi ile kullanıldığında] (Eylem ve girişim için) sonuç getirmeyen; sonucu alınama­ yan. 4. (Arazi için) çıplak; bitkisiz; verimsiz. 5. is. Çoğunlukla yağmur getirmeyen rüzgâr. <5 akim bırakm ak, B ir işin, girişim in son u çlan m asın ı eng ellem ek. | akim kalmak, B a ş a r ıy a u laşam am ak; | sonuçlanm am ak. akinc, [Far. âkinc (a :k in c) {OsT} is. 1. Çengel. 2. Bumbar dolması, akinezi, [Yun. a-kinesis > Fr. akinesie] is. tıp. Kas­ larda bir güç azalması söz konusu olmadığı hâlde bazı hareketlerin yapılamaması. akir1, [Ar. ‘akaret (kısırlık) > ‘ akır (aki.r, k k a ­ lın söylen ir) {OsT} sf. 1. (Erkek için) kısır. 2. (Arazi için) verimsiz; kıraç. 3. Rehine konulmuş; rehinde bulunan. 4. Kesik; yaralı. 5. ünl. Hakaret sözü. akir2, [Ar. akar] {ağız} is. 1. Eritilen yağın dibinde kalan tortu. 2. Y ağ ve yoğurt gibi maddelerin ekşi tortusu. 3. Bir sıvının dibindeki birikinti; tortu. [DS] akire, [Ar. ‘akıre] (aki:ri, k kalın söylen ir) {OsT} is. 1. Şarkı söyleyen, bir şey okuyan ya da ağlayan kimsenin sesi. 2. Tepesi kesik hurma ağacı. 3. sf. (Hayvan için) yaralı. akis1 -ksi [Ar. ‘aks] is. 1. Geri çevirmek; geri dön­ , dürmek. 2. fız . Yansıma; ses dalgasının veya ışık demetinin bir yansıtıcı yüzeye çapmak suretiyle geri gelmesi. 3. Bir cismin ayna gibi parlak bir yü­ zeydeki görüntüsü. 4. m ec. Bir şeyin veya olayın dolaylı etkisi. «H alkın y a şa y ışın d a sa v a ş yıllarının aksini bu labilirsin iz. 5 ed. Bir mısraın sondan bir parçasını diğerinin önüne getirmekle yapılan edebî sanat. «M ümkün değil, H u d â ’ ı b ilm ek d e b ilm e­ y m ek d e / B ilm ek d e bilm em ek d e mümkün d eğ il H u­ d a ’ ı.» M. Naci 6. mat. Noktasal geometrik dönü­ y şüm. S akis bırakm ak, Etkisi, izi g ö rü lm ek ; iz bırakmak.\\ akis bulm ak, E tki uyandırm ak; takdir edilm ek; olum lu h a v a estirm ek. | akis uyandırm ak, | Kam uoyunu ilgilendirm ek, ü zerin de tartışılır o l­ mak.

akit, -kdi, [Ar. ‘akd (bağ lam a, düğüm lem e■)] is. hıık. 1. İki ve daha çok kişiden meydana gelen taraflar arasında birbirlerine sorumluluk yükleyen ve hak doğurucu sonuçlan bulunan anlaşma; sözleşme; mukavele. 2. Evlenme sözleşmesi; nikâh. S akde muhalefet, huk. S özleşm e ile belirlen m iş k o şu lla ra aykırı davranm a. | akit benzerleri, huk. H ukuka | aykırı olm ayan b ir eylem son u n da b a şk a sın a b o r ç ­ lanm a, b a şk a sın ı b o rç altına so k m a durumları.\\ akit serbestîsi, huk. T arafların d iled ik leri kon u da sö z leşm e y a p a b ilm esi durumu. | akit serbestisî hu­ | dutları, huk. T arafların sö z leşm e y a p a rk en uym ak zoru n da oldu kları kurallar.\\ akitten doğan b orç­ lar, huk. H ukuki b ir işlem den d o ğ a n yüküm lülük­ ler. | akit vaadi, huk. T arafların akit d ü zen lem ek | ü zere y a p tık la rı sö z leşm e; ön sözleşm e. | akit yap­ | ma mecburiyeti, huk. S özleşm e y a p m a zorunlulu­ ğuakitin, [Ar. ‘akîdln {OsT} 1. Çete reisleri; B e­ deviler. 2. {ağız} sf. Yiğit; cesur. [DS] akkâm , [Ar. ‘ akm (yönelm e) > ‘akkâm (d ev e sürücü­ sü) pl£t] (akkâ;m ) {OsT} is. 1. Deveci; katırcı. 2. İmparatorluk döneminde, Mekke’ye gönderilen sürre alayının hizmetçilerine verilen ad. 3. Kervan sahibinin emrinde çalışan hizmetçi. 4. Osmanlı or­ dusunda görevli yüksek rütbeli subaylarla vezirle­ rin büyük çadırlannı kuran hizmetçilere verilen ad; çadır mehteri. 5. Yolların onarılması ve benzeri işlerde çalışan azaplılara verilen ad. S akkâm b a­ şı, Sü rre alayının başı. akkarınca, [ak+kannca] is. zool. Tropikal bölgelerde koloniler hâlinde yaşayan ağaç selülozları ile bes­ lenen, yumuşak vücutlu zararlı karınca; termit; di­ vik. akkarıncalar, [ak+kannca-lar] is. zool. Örneği ter­ mit olan beş yüz kadar, yumuşak vücutlu, eş kanat­ lı, koloniler hâlinde yaşayan tropikal böcek türleri, (Isoptera). akkâs, [Ar. ‘aks (g eri döndürm e) > ‘akkâs (a k k â ;s) {OsT} sf. 1. Yansıtıcı; aksettirici. 2. is. Fo ­ toğrafçı. akkâse, [Ar. ‘aks (geri döndürm e) > ‘akkâse 4-lSU] (a k k â ;se ) {OsT} is. Sayfa kenarları çeşitli renklerde yaldızlarla süslenmiş, tezhipli yazma kitap. akkaş1, [ak+kaş] {ağız} is. Şöhret; lakap. [DS] akkaş2, [Ar. haşhaş] {ağız} is. Afyon; haşhaş. [DS] akkavak, -ğı [ak+kavak] is. bot. Söğütgillerden düz, beyaz kabuklu; üstü parlak, altı beyaz tüylü, dişli ve yuvarlak yapraklı bir kavak türü; telli kavak; Hollanda kavağı; akçakavak, (Populus a lb a ) akkefal, -li [ak+kefal] is. zool. Sazangillerden gri renkli bir tatlı su balığı, (Alburnus). akkelebek, -ği [ak+kelebek] is. zool. Pul kanatlılar

» .

akis2, [Ar. ‘aks > ‘akis j-S V ] (a ;k is) {OsT} sf. Akse­ den; yansıyan, akise, [Ar. ‘akis > ‘âkise *~S\s-] (a :k is e) {OsT} is. Işı­ ğı yansıtan araç; reflektör; yansıtıcı, âkit, -di [Ar. ‘ alçd > ‘âkid] (a:kit) {OsT} is. Sözleşme yapan; akit yapan, anlaşma düzenleyen taraflardan her biri.

AKK

ira T Ü M ÎM .

ı sitte, {OsT} H at san atın d a sülüs, nesih, reyhanı, takımından siyah çizgili beyaz büyük kanatlı, tırtılı m uhakkak, tevkî ve r i k ’a a d la rı verilen altı tür yazı meyve ağaçlarının tomurcuklarına zarar veren bir çeşidi. kelebek türü, (A poria crataegi). akkın, [ak-mak > ak-km] sf. 1. (Yol, arazi vb. için) aklam a, [ak-la-ma] is. 1. Temizleme; beyazlatma; arılama. 2. m ec. Temize çıkarma; ibra; tebriye, ff az meyilli; düzgün; engebesiz. 2. (Toprak için) sü­ aklam a belgesi, Suçsuzluğu an laşılan kim seyi veri­ rülmesi, işlenmesi kolay. 3. (İş, girişim için) yo­ lunda giden; yoluna girmiş; olurunda. 4. (İş için) len b e lg e ; ibranam e. kolaylıkla yapılan; çabuk yapılan; akıcı. 5. (Ağaç, ak lam ak 1 [ak-la-mak] g ç l . f [-r ] İ. Beyazlaştırmak; , kereste vb. için) işlemesi kolay; düzgün; budaksız. ağartmak. 2. Kirden arındırmak; temizlemek; an­ 6. (ağız) Akıntılı. [DS] 7. İstekli; gönüllü; tutkun; lamak. 3. m ec. Birinin üzerine atılan suç iddiasının sevmiş. 8. {ağızf (Kişi için) anlayışlı; akıllı. [DS] 9. geçersizliğini ortaya koymak; beraat ettirmek; ibra is. Akarsu yatağı; mecra. 10. is. Meyil; eğim, etmek; tebriye etmek. 4. m ec. Bir kuruluşun yöne­ akkor, [ak+kor] sf. Isıtılarak ışık saçacak beyazlığa tim kurulunun çalışmalarının yasa v e belirlenen ulaşmış bulunan, kararlara uygun çalıştığına dair verilen olumlu oy; akkorluk, -ğu [ak+kor-luk] is. fiz . Cisimlerin çok ibra etmek. 5. {ağız} Toplamak; ayıklamak; devşir­ yüksek derecelerde ısıtılması ile elde edilen ışık mek. K ira z a k la d ık [DS] 6. Beyaz belirti koymak; saçma durumu, ak işaret koymak. S akla takla, {ağız} a lt üst; akkur, [ak+kor ?] {ağız} sf. Bembeyaz; tertemiz. [DS] k arm a k a rışık ; dağınık. [DS] akkuyruk, -ğu [ak+kuyruk] is. 1. bot. Çayın har­ aklam ak2, [Çin. âk (kötü) > Brahm. âk-lâ-mak] {eT} manlanması sırasında lezzet vermek için katılan gçl. f i [ - r ] 1. Reddetmek; nefret etmek; kötü bul­ beyaz renkli bir çay çeşidi. 2. {eAT} zool. Kanatlan mak; tiksinmek. [İKPÖy.] [Gabain] 2. Kötüleşmek; siyah, kuyruğu beyaz bir tür güvercin, fenalaşmak; gücü yetmemek; muktedir olmamak. akkuzatif, [Lat. accusativus] is. -*■ akuzatif, [EUTS] akl, [Ar. ‘alçl (bağ lam a) J i * ] {OsT} is. -*• akıl. S a k i aklan, [ak-lan] is. coğ. 1. Dağ sıralarının iki yandaki eğimli yüzeyleri; vadinin iki yanındaki eğimli ara­ delili, {eAT} A kla dayan an sö z ; hikmet.\\ akl git­ zi; yamaç; mail. 2. Sularım bir denize gönderen mek, {eAT} K en dinden g eçm e k .| akl-ı baliğ, Ergin | akarsuların kapladığı alan. E g e aklam . 3. Bir vadi­ k işi; bu lûğa erm iş kim se. | akl-ı beşer, İnsan aklı. | | | nin taban çizgisini doruk çizgisine birleştiren eğik akl-ı evvel, {OsT} 1. Y aratılış ö n ces i var o la n a kıl; yüzey. 4. {ağız} Su arkı. [DS] 5. {ağız} Yeşil kabuğu Allah. 2. Ç o k akıllı. 3. m ec. A kıllı ve b ilg iç g eçikolay soyulan iyi cins ceviz. [DS] 6. {ağız} sf. Tom­ n en.| akl-ı fa’âl, işley en a k ıl; y a p ıc ı a k ıl.| akl-ı | | bul; beyaz. [DS] 0 aklan düzü, B ir a klan d a iki hayvanı, İçgü dü ; insiyak; sevkitabii. | akl-ı İlâhî, | sert m eyil a ra sın d a k alan h a fi f iniş veya düzlük.\\ Tanrı z ekâsı. | akl-ı İnsanî, {OsT} in sa n c a a k ıl; in­ | aklan yarıntısı, K iiçü k b ir akarsuyun açtığ ı derin sa n kavrayışı.\\ akl-ı kül, {OsT} 1. İlk y a ra tılan ev­ y a ta k y a d a a la n ; sa rp vadi. ren sel akıl. 2. E vren de görü len g e n e l uyum ve denge.|| akl-ı m aad, {OsT} A hrete dön ü k a k ıl; g e le c e ğ i k avrayan a k ıl.| akl-ı m aaş, {OsT} D ünya h ayatın a | dön ü k a k ıl; g eçim kaygısın a y ö n e lik akıl. | akl-ı | nefsânî, {OsT} İçg ü d ü lere bağ lı a k ıl; kendini k o ­ ru m a içgüdüsü.\\ akl-ı selîm, {OsT} İyiyi kötüden ayırt ed e b ilm e y etisi, sağduyu. | akl-ı şeytanî, | {OsT} Ş eytan ca a k ıl; şeytan i z ek â .| akl tamamlıgı, | {eAT} E rg en lik ç a ğ ı; g en ç lik -akla- [-ak-la- /-ekle-] yap. e. Fiilden fiil yapan bir­ leşik bir ek; arka arkaya yapılan yoğun hareketleri ifade eder; tartaklam ak, duraklam ak, sürüklem ek, diirtüklem ek, sayıklam ak, kazıklam ak, m ızıklam ak. aklağı, [ak-lağı] {ağız} is. Akan suyun yatağında oy­ duğu çukur. [DS] ak lam 1 [alc-la-m / ak-lan] {ağız} is. 1. Mecra; yatak. , 2. Meyil. [DS] aklam 2, [Ar. kalem (kam ış) > alçlâm *5151] (aklâ;m ) {OsT} is. 1. Yazı araçları; kalemler. 2. m ec. Kalem sahipleri; yazarlar. 3. gnşl. Resmî dairelerin yazı iş­ lerini yürüten bürolar; yazı işleri. S aklâm-ı dev­ let, {OsT} D evlet d a ir eleri; resm î d a ireler. | aklâm | aklanm a, [ak-la-n-ma] is. 1. Temizlenme, paklanma. 2. m ec. Temize çıkma; beraat etme, aklanm ak, [ak-la-n-mak] dönşl. fi [ -ır ] 1. Temiz­ lenmek; kirden arınmak; yıkanmak. 2. m ec. Üzeri­ ne atılan suçlardan temize çıkmak; beraat etmek; tahliye olmak, aklantı, [ak-la-ntı] {ağız} is. 1. Meyil; eğim. 2. Akar­ su. 3. Saçak oluğu. [DS] aklaşm a, [ak-la-ş-ma] is. Ak hâle gelme, ağarma, aklaşm ak, [ak-la-ş-mak] dönşl. f i [-ır ] 1. Güneş veya suyun soldurması sonucu rengi beyazlaşmak, sol­ mak. 2. (Saç ve sakal) Beyazlanmak, kırarmak. aklatm ak, [ak-la-t-mak] {eT} fi. 1. Öne sevk etmek. [ETY] 2. Savmak; uzaklaştırmak. [ETY] aklecüt, -dü [Erme, ak’lor (horoz) + çud (civciv)] {ağız} is. Genç horoz. [DS] aklen, [Ar. ‘alçl > ‘aklen 5U&] ( a ’klen) {OsT} zf. 1. Akıl gereğince; akıl icabı. 2. Düşünme yoluyla; akıl ile. 3. Akla göre. 4. Akıldan yana. 0 aklen ve nak­ len, {OsT} A kıl ve duyum yoluyla.

ü M IÖ ff if J E S Ö M . 1 7 5

AKM

-aklı, [-ak-lı / -ekli] yap. e. Fiilden isim yapma eki olan -ek ile isimden sıfat yapma eki olan -li ekleri­ nin kalıplaşmasıyla meydana gelmiş bir fiilden sı­ fat yapma ekidir, -n ile biten dönüşlü ve edilgen çatılı fiillerden, o fiilin belirttiği eylemi yapmaya yeterli gücü ve imkânı bulunduran kavramını kata­ rak sıfatlar yapar: okunaklı, dokunaklı, konuşaklı, acın aklı. Kimi zaman baştaki geniş ünlü daralarak ikli, -ıklı, -uklu, -üklü biçimlerini alır: dayanıklı. aklı, [ak-lı] sf. Üzerinde beyaz lekeler ve benekler bulunan. S aklı karalı, Üstü bey az ve siyah b en ek ­ li v ey a çizgili; a la ca . aklık, -ğı [ak-lık jliil] is. 1. Beyazlık; ak olma du­ rumu; beyazlık; parlaklık. {eATj (aynı). 2. {eAT} Ka­ dınların yüzlerine sürdükleri düzgün; üstübeç. 3. {ağız} Pudra; düzgün. [DS] aklınca, [akl-ın-ca] (aklı ’nca) zf. Kendi akima göre; düşüncesine göre, aklışmak, [ak-(ı)l-ış-mak] {eT} işteş, f . [-u r] Akışmak. [DLT] akli, [Ar. ‘akl > ‘aklı J ^ ] (a kli:) {OsT} sf. 1. Akılla ilgili. 2. Akla ve mantığa dayanan. 3. Duygularıyla değil, hislerine göre hareket eden. 0 akli ilimler, E skiden mantık, m atem atik g ib i zih n î fa a liy e tle r e ve a k ıl yürütm e işlem in e dayan an bilim lere verilen a d .| akli m a’löliyet, A kıldan h a sta o lm a .| akli | j meleke, Aklını ku lla n a bilm e y etisi; akıl, id ra k y etisi. | akli muvâzene, S ağ lıklı dü şü n ebilm e; a k ıl | dengesi. aklilik, -ği [aklî-lilc] (a kli:lik ) {OsT} is. Akli olma du­ rumu; akıl üzerine kurulan, akla dayanan bir durum veya özellik. akliyat, [Ar. ‘aklı > ‘akliyyât oLIa^] (akliya.t) {OsT} is. Akılla elde edilenler; akıl yoluyla elde edilebi­ len bilgiler; akla dayanarak kazanılanlar, akliye, [Ar. ‘aklı > ‘aklîyye aJlîc-] (a k liy e ) {OsT} sf. 1. Akılla ilgili; akla ait. 2. Hastanelerde akıl hasta­ lıklarının tedavisi ile ilgilenen bölüm; psikiyatri. 3. Rasyonalizm. akliyeci, [aklîye-ci] (a k li.y eci) is. 1. Rasyonalist. 2. Akıl hastalıkları uzmanı; psikiyatrist. akliyun, [Ar. ‘aklî > ‘ akliyyün ü j J ^ ] (akli.yun) {OsT} is. fe l. Olayları akıl yoluyla araştıran ve de­ ğerlendiren felsefe akımı; akılcılar, aknı, [Ar. ‘akm {OsT} is. Kısırlık. akma, [ak-ma] is. 1. Akmak işi. 2. Atmosfere giren kayaların sürtünme ile meydana getirdikleri akıp giden ateş topu. 3. {ağız} Çam sakızı, reçine; katran. [DS] 4. Asmalarda üzüm tanelerinin büyüyememe hastalığı. 5. {ağız} Meyve ağaçlarının dallarından sızan zamk. [DS] 6. {ağız} Tepe ve yarlardaki kaya parçaları. [DS] 7. {ağız} Gönül verme; aldanma. [DS] 8. {ağız} Bir tür kumaş. [DS] S akm a hançer,

{eAT} N am lusuna o lu k açılm ış h a n çer.| akm a ol­ | m ak, {eAT} K a p ılıv erm ek ; uyuvermek. ak m ak 1, [eT. ağ-mak > ak-mak ^ I/ T] gçsz. f . [ - a r ] 1. (Sıvı gibi molekülleri veya tanecikleri ko­ layca yer değiştiren maddeler için) bir yerden daha aşağıda bulunan başka bir yere doğru gitmek. 2. Sızmak; süzülmek; damlamak. Yağm urda bazı ev ­ lerin dam ı aktı. 3. (Kapalı yerdeki sıvılar için) dışa­ rı çıkmak. A k a c a k kan d a m a rd a durmaz. 4. (Zaman için) kolayca geçip gitmek. Ö mrüm den bu n ca y ıl a kıp g eçm iş. 5. Birbiri peşi sıra kalabalık bir hâlde gitmek. Yaz g elin ce A n kara s a h ille r e akıyor. 6. Kayarak gitmek. Otların arasın dan b ir yılan aktı. 7. Duygusal yönden meyletmek; sevmek; aşık ol­ mak. K ızın d a gönlü bizim kine akm ış. 8. {eT} {eAT} Akm etmek. [ETY] 9. argo. Ortadan kaybolmak. 10. [yüzünden, gözünden vb. ile birlikte] (Uyku, yorgunluk, sersemlik, aptallık vb. için) çokça bu­ lunmak; dayanılmaz durumda olmak. 11. {eAT} Meyletmek. 12. {eAT} Sıyrılıp çıkmak. 13. {eAT} Koşmak. 14. {eAT} Akm akm gitmek. 15. {ağız} Ağaçlara su yürümek. [DS] ö aka turm ak, {eT} A kıp gitm ek; a k ıp durm ak. [DLT] | akıp gitmek, | K o la y c a g eçm ek, gitm ek. akm ak2, [Harizm. ak-mak] {eT} gçl. f . [ - a r ] 1. Y ağ ­ malamak. 2. Baskın yapmak, aknıalık, -ğı [ak-nıa-lık] is. 1. Binalarda sıcak hava, duman gibi akışkanların yönlendirildiği baca, boru, hava deliği gibi kısımlar. 2. Sokaklarda yağmur sularının akıp gitmesini sağlamak için yolun iki tarafına yapılmış üstü açık yayvan oluklar, akm an, [ak-man] sf. 1. İffetli; temiz. 2. {ağız} Temiz; beyaz; güzel. [DS] 3. {ağız} İhtiyar. [DS] 4. {ağız} is. Alm beyaz sığır. [DS] ak m an tar, [ak+mantar] is. bot. Lezzetli ve besleyici bir mantar türü; keçi mantarı, (A garicus cam pestris) ak m ar, [Ar. ‘akmâr jUil] (alan a.r) {OsT} is. A y ve yıldızlar. akm az, [ak-maz] is. 1. Bir akarsuyun yatak değiştir­ dikten sonra eski yatağında kalan birikinti sular; azmak. 2. {ağız} Bir yere akıntısı olmayan küçük göl[DS]. 3. Kullanılış sırasında atkı ve çözgü bo­ yunca yırtılmayan kumaş. akmed, [Ar. ‘akmed -uil] {OsT} is. Ensesi uzun ve kalın. akm er, [Ar. kamer (ay) > akmer ^ il] {OsT} sf. 1. So­ luk mavi; gri. 2. (Yüz için) ay beyazlığında aydın­ lık olan. akm ık1, -ğı [at-mak > ak-mık] {ağız} is. Atmık; sper­ ma. [DS] akmık2, [ak-mık] {eAT} is. Boza, akmın, [Erme, ağp(in)] {ağız} is. 1. Gübre. 2. Gübre

AKM ve benzeri şeyleri taşımak için kağnının yanlarına konulan tahta kanatlar. [DS] akmi, [Ar. akmı Anlaşılmaz. akmise, [Ar. kamîş > akmişe söylenir) {OsT} is. Gömlekler, akmişe, [Ar. kumaş > akmişe 4i*sl] (akm i:şe) {OsT} is. 1. Kumaşlar. 2. Yünden veya pamuktan yapıl­ mış dokumalar. akna1, -a ’ı [Ar. kânf > akna‘ kanaat eden; en çok kanaat eden. akna2, [Ar. akna ^ 1 ] (akn a:) {OsT} sf. (Kişi için) in­ ce ince yumru burunlu, aknan, [Ar. kum > aknân jbsl] (akn a:n ) {OsT} sf. Kullar; köleler, akne, [Yun. akme (uç) > Fr. acné] is. tıp. Deride gö­ rülen kıl dipleri ile yağ bezlerinin iltihabı; ergenlik sivilcesi. aknuna, [Kıpç. aknuna] {eAT} is. Kağnı arabası, akoli, [Fr. acholie] ( a ’koli) is. tıp. Safra salgısının azlığı veya yokluğu hastalığı, akolürik, [Fr. acholurique] sf. tıp. Safra pigmentleri­ nin idrarda değil de kanda bulunması şeklinde gö­ rülen bir sarılık çeşidi, akonitin, [Fr. aconitine] is. tıp. Kurtboğan otu kö­ künden elde edilen ve düşük dozları ağrı kesici ola­ rak kullanılan zehirli bir alkaloit, akont, [Fr. acompte] is. Borca karşı yapılan kısmî ödeme; avans, akordeon, [Fr. accordéon] is. miiz. 1. Bir körük ve buna bağlı madenî dilciklerin titreşmesi için supap­ tan açıp kapayan bir klavyeden meydana gelmiş havalı çalgı. 2. Elbisede piliden daha ince kırma. S akordeon kapı, Sürüldüğünde k örü k g ib i katlan ıp top lan abilen kapı. | akordeon olm ak, E zilm e son u ­ | cu körü k g ib i katlanm ak, buruşm ak. akordeoncu, [akordeon-cu] is. miiz. Akordeon çalan kimse. akort, -du [Fr. accord] is. müz. 1. Seslerin armoni meydana getirecek şekilde birleşmesi. 2. Çalgılarda doğru ses verme düzeni. 3. Bir arada bulunan çalgı­ lar topluluğunda bütün müzik aletlerinin verdiği seslerin birleşmesi ve kaynaşması; armoni. 4. mec. Bir iş yerinde üniteler arasındaki ujoım. S akordu bozuk, 1. M üzik aletinin verm esi g er ek en seslerin dışında s e s verm esi; akortsuz. 2. Tutarsız davranan kim se. \ ak ort anahtarı, M üzik a letlerin i a y a r la ­ \ m aya y a ra y an a ra ç. | ak ort etmek, 1. B ir müzik | aletin i d oğru se s v er ec e k biçim d e ayarlam ak. 2. argo. (Birini a k o rt etm ek) sö z le haddin i bildirm ek; dayaktan kım ıldayam az h â le getirmek.]] ak ort yap­ mak, B ir o rk estra d a k i bütün ç a lg ıla rı aynı d iy ap a ­ z on a getirm ek. {OsT} sf. Daha çok (akm i.se, s kalın (akm i:) {OsT} s f 1. Eskimiş. 2.

I M U l f C E S Ö M .™

akortçu, [akort-çu] is. müz. Piyano ve org gibi yapısı karışık müzik aletlerini ayar etmekle geçimini sağ­ layan kimse, akortlu, [akort-lu] sf. Akordu olan, uyumlu, akortsuz, [akort-suz] sf. 1. (Müzik aleti için) akordu bozuk olan; ses uyumu bulunmayan. 2. (Görüş, düşünce vb. için) birbirini tutmayan; tutarsız, akot, [ak+ot] {eAT} is. bot. Bir çeşit haşhaş, akozlam ak, [Yun. akousa (işitm e) + T. -la-mak] gçl. f [~rl [-l(u) - y ° rJ argo. 1. Bir şeyi birine gizlice söylemek; kimse duymadan anlatmak. 2. Haber vermek. akörtü, [ak+ört-ü] is. anat. Katılgan doku liflerinden meydana gelmiş beyaz, parlak ve dayanıklı zar; akzar. akpaflak, -ğı [ak+paf-la-k] {ağız} sf. (Kişi için) beyaz yüzlü ve şişman. [DS] akpaklak, -ğı [ak+pa(k)-la-k] {ağız} is. 1. Beyaz kabarcıklı yanık; ak patlak. 2. Patlamış mısır. [DS] a k ra 1, -a ’i [Ar. kara’ > akra’ * yİ] {OsT} is. Arkalar; sırtlar. ak ra2, - a ’ı [Ar. akra' £jSI] {OsT} sf. 1. (Kişi için) daz­ lak. 2. (Dağ için) çıplak, ak rab , [ Ar. akreb] {eAT} is. Daha yakın; daha uy­ gun. ak rab a, [Ar. kurb (yakınlık) > akribâ’ *l>yl] (a kra ­ b a :) is. 1. Kan veya evlilik yoluyla birbirine bağlı olan kişiler; hısım. 2. m ec. Birbirine benzer özellik­ leri bulunan nesneler. S ak rab a çıkm ak, Aynı soydan oldu kları anlaşılm ak.]] ak rab a olmak, E vli­ lik y o lu y la a iley e d a h il olmak.]] ak rab a diller, dbl. K öken bakım ın dan aynı dilden kayn aklan dıkları k a b u l ed ilen diller.]\ ak rab a sayılmak, A k ra b a o l­ m am akla birlikte alcraba im iş g ib i y a kın lık duy­ mak.]] ak rab a ve taallukat, A k ra b a la r ile onların yakın ları. akrabalık, -ğı [akraba-lık] is. Kan bağı, evlilik, evlat edinme veya daha başka yollarla kişiler arasında kurulan ve toplumca kabul gören bağlayıcı ilişki­ ler; soy birliği; hısımlık; dünürlük; karabet; sıhri­ yet; yakınlık; kan bağı, ak raç, [ak-ra-ç] {ağız} is. Derelerin dönemeç yeri; büklüm. [DS] ak rah , [Ar. akrah j-yl] {OsT} is. Alnı beyaz at. ak ran , [Ar. karın (yakın) > akran 01yİ] (akra:n ) is. 1. Yaş bakımından birbirine eş ve denk olanlar; yaşıt; yaştaş. 2. Rütbe, mevki bakımından birbirine denk olanlar. 3. Eş; denk; benzer; muadil, akrancılık, -ğı [akran-cı-lık] is. Yalnız kendi akran­ ları ile ilişki içinde bulunma durumu, akraniyet, [Ar. akran > akrâniyyet c~ötJ\] (akra:n iyet) {OsT} is. Akran olma durumu; akran oluş; ak­ ranlık.

ü im

r it e

s o a ı.

177

AKR

akranlık, -ğı [akran-lık] is. Akran olma durumu; ya­ şıtlık. akrap, [Ar. ‘akreb o ÿs-\ {ağız} is. 1. Akrep. 2. Siyah renkli bir tür kertenkele. 3. Binek hayvanlarının yularının yan tarafına takılan ve hızlı yürümesi için uyarmakta kullanılan üç dört dişli demir parçası. 4. Köpeklerin başka köpekler ya da kurtlar tarafından boğulmasını önlemek için boyunlarına takılan sivri derili tasma. [DS] akras, [Ar. karş > akrâş ^ lÿ l] (a k ra :s) is. Yuvarlak şeyler; daireler; çemberler; kurslar, akre, [Ar. kırâ’at (oku m a) > akre’ î^51] {OsTf sf. Kur’an-ı Kerim’i en güzel ve en doğru biçimde okuyan. akreb1, [Ar. kurb (yakınlık) > karib (yakın) > akreb ojîl] {OsT} sf. En yakın; daha yakın. akreb2, [Ar. 'akreb ^ j* - ] {OsT} is. 1. zool. Akrep. 2. Saatin kısa ibresi. 3. g ö k b. Gökyüzünün kuzey ya­ rım küresinde görülen büyük bir burç. 4. m ec. Sez­ dirmeden insanın canım yakan kimse, akreba, [Ar. 'akreb > ‘akreba I is. Dişi akrep, akrebe, [Ar. ‘akreb > ‘ akrebe {OsT} is. 1. Dişi akrep. 2. Çevik, zeki bir cariye. 3. Kazan veya ten­ cereyi ateş üstündeki desteğe asmaya yarayan S biçimindeki kanca. 4. Ayakkabı bağı. akrebek, [Ar. ‘akreb + Far. ek {OsT} is. zool. j (a k r e b a :) {OsT}

akrepler, [akrep-ler] is. zool. Yaklaşık sekiz yüz kadar çeşidi bulunan örümceğimsiler (A rachn ida) sınıfının zehirli böcekler takımı (Scorpionida). akret, [Ar. ‘akret o ÿ&\ {OsT} is. Kısırlık, akri, [Güre, arki] {ağız} is. bot. Kırmızı ve dayanıklı kerestesi olan bir ağaç, (Betula). [DS] akriba, -a ’i [Ar. ‘akriba’ (a k rib a :) {OsT} is. Akraba. akridin, [Lat. acer (ekşi) > Fr. acridine] is. kim. Taş­ kömürü katranından üretilen bir bazik türev, akriflavin, [Fr. acriflavine] is. Akridinden elde edi­ len, bazı mikroplara etkin san boyar madde, akriha, [Ar. akriha < -ÿl] {OsT} is. 1. Ağaçsız tarla. 2. ı= Temiz su. akruban, [Ar. ‘akrubân jljyfc] (akru ba:n ) {OsT} is. Erkek akrep. akrilik, -ği [Fr. acrylique] sf. kim. Akroleinin oksit­ lenmesiyle elde edilen etilenik bir asit; CH2=CHC 0 2 s akrilik lif, A krilik nitrilin p o lim erleşm esin den e ld e ed ilen lif. akrobasi, [Fr. acrobatie] is. Yerde, tel, at, bisiklet üs­ tünde tehlikeli atlamalar yapma sanatı; cambazlık, akrobat, [Yun. akro (sivri) + bat (yürüm ek) > akrobates > Fr. acrobate] ( a ’k ro b a t) is. Bedenin es­ nekliğinden yararlanarak sirkte tehlikeli atlamalar yapan kimse; cambaz, akrobatlık, -ğı [akrobat-lık] is. Beden esnekliğine dayanan tehlikeli sirk hareketlerini yapma işi. S akrobatlık etmek, Z or b ir durum dan kurtulm ak için teh lik e le rle sıyrılıp çıkabilm ek. akrom atik, -ği [Yun. a-khorama (renksiz) > Fr. ach­ romatique] (a ’krom atik) sf. fız . Bilinen boya mad­ deleriyle boyanamayan; boya tutmayan. S ak ro­ m atik iğ iplik, H ücre bölü n m elerin den mitozun ilk ev resin d e bütün h ü crelerd e beliren ve h ü cre b o y a ­ sın a uym ayan ren kte iğsi oluşum lar. akrom atin, [Fr. aehromatine] (a'krom atin) is. biy. Hücre çekirdeğindeki kromozomları boyayan kro­ matin iplikçikleri, akrom atopsi, [Fr. achromatopsie] ( a ’krom atizm ) is. tıp. Retina bozukluğundan kaynaklanan, gözün an­ cak siyah, beyaz ve gri dışındaki renkleri ayırt ede­ meyişi ile kendini gösteren kalıtsal bir hastalık, akrom egali, [Fr. acromégalie] ( a ’krom eg ali) is. tıp. Hipofiz bezinin, büyüme hormonunu (som atorm on) aşın salgılaması sonucu el, ayak ve başta gö­ rülen aşırı büyüme; tedahhum-i nihayat. akropol, -lü [Yun. akro (uçta) + polis (şehir)] is. Eski Yunan site şehirlerinde aşağı kente göre daha hakim bir mevkide yapılmış bulunan saray ve tapı­ naklar topluluğu; iç kale, akrostiş, [Yun. aero (uçta) + stikhos (satır) > Fr. ac­ rostiche] is. ed. Mısralarımn ilk harflerini yan yana getirince bir isim çıkacak şekilde yazılmış şiir.

1. Küçük akrep; akrep yavrusu. 2. Saatin küçük ib­ resi. akrebî, [Ar. ‘akreb > ‘akrebi Akrebe benzer; akrep gibi, akrebiye, [Ar. ‘akrebî > ‘akrebiyye zool. Akrepler, akreditif, [Fr. accréditif] sf. 1. Kredi açan. 2. is. İthalatçı ve ihracatçı firmalar arasında aracılık ede­ rek yurt dışındaki muhabir banka adına paranın tahsil edildiğini bildiren mektup; itibar mektubu. 3. hıık. Bir bankanın satış bedelinin bütünü veya bir kısmı için müşteriye kefil olması, akren, [Ar. akren I J\] {OsT} sf. Çatık kaşlı. akrep, -bi [Ar. kurb (yakın) > ‘alçreb o is. zool. {OsT} is. (a k re b i:) {OsT} sf.

1. Taş altlarında, duvar diplerinde, kurak topraklar­ da yaşayan; baş ve gövdesi tek, vücudunun en ucunda zehirli bir iğnesi bulunan; yeni ölmüş veya canlı böceklerle beslenen; bir yıl kadar gıdasız ya­ şayabilen örümceğimsi böcek; kuyruklu, (Scorpio). 2. Saatin kısa ibresi. 3. a rg o. Polis memuru. S ak­ rep gibi, S özleri ile ba şk a sın ı sü rekli inciten. | ak­ | rep kuyruğu bıyık, U çları yu karı doğru kıvrılm ış bıyık.

AKR akru, [ak-ru] {eT} sf. Yavaş. [Mühennâ] [DLT] S akru akru, Yavaş yavaş. [DLT] akrun, [ak-ru-n] {eT} sf. Yavaş. [DLT] akrut, [? akrut] {ağız} sf. Düzenci; bilgiç; kurnaz. [DS] aks1, [Ar. ‘aks {OsT} is. Çarpma ve geri gelme; akis; yankı; yansıma. S aks endâz, {OsT} Ç arpıp d u ran .| aks-i d a ’vâ, {OsT} Zıt teo rem .j| aks-i | m üddeâ, {OsT} K a rşı id d ia; çatışkı.\\ aks-i mülevven, {OsT} Derkliyansıma.\\ aks-i sedâ, {OsT} Yan­ k ı; s e s yansım ası. | aksü’l-amel, {OsT} Tepki. | aks2, [Fr. ahe] is. oto. Otomobilde hareketi ileten ve bir eksen etrafında dönen çubuk; mil; dingil; eksen, aksa, [Ar. lçaşv (u zak olm a) > alçşâ Uaisl] (a ksa :) {OsT} sf. 1. Çok uzak; en uzak. 2. U ç; nihayet; son; ileri; son had; son basamak. <3 aksâ’l-m erâtib, {OsT} R ütbelerin en büyüğü.\\ ak sâ’l-gâye, {OsT} E n son g a y e .| aksa-yı bilad, {OsT} B ir m em leketin | en uçtaki y e r le r i; hudut bölgeleri.\\ aksâ-yı emel, {OsT} Ülkü; id ea l; mefkûre.\\ aksâ-yı garb, {OsT} U zak batı.\\ aksâ-yı m erâm , {OsT} A rzuların son haddi.\\ aksâ-yı m erâtib, {OsT} R ütbelerin en yü k­ seğ i. | aksâ-yı m urâd, {OsT} En so n ; y e g â n e arzu; | m aksat.| aksâ-yı şark , {OsT} U zak doğu.\\ aksâ-yı | şeb, {OsT} G ecen in son dem leri. | aksâ-yı terakki, | {OsT} G elişm enin en son basam ağ ı, en üst sev iy e­ s i,| aksâ-yı um rân, {OsT} K a s a b a veya köylerin en | k e n a r m ah allelerin d en en g ü r s e s le duyu lam ayacak k a d a r u zak y e r le r .| aksâ-yı yemin, {OsT} P a r la ­ | mentonun en s a ğ ve sağ ın en s a ğ ucu. | aksâ-yı | yesâr, {OsT} P arlam entonu n en s o l ve solun en so l ucu. aksab, [Ar. kuşb > akşâb ^UaSI] (a k sa :b ) {OsT} is. Büyük bağırsaklar; kalın bağırsaklar. aksad, [Ar. akşâd .^Ussl] (a ksa :d ) {OsT} is. Kırık şey. aksade, [ak + Ar. sâde] {eAT} is. Beyaz üstlük; beyaz elbise. aksak, -ğı [eT. ahsa-malc > aksa-k] sf. 1. {eAT} Baca­ ğında bulunan hafif bir özürden dolayı hafifçe to­ pallayan; aksayan; seken; topal. 2. (İş, girişim vb. için) düşünüldüğü şekilde yürümeyen; düzenli git­ meyen; bozuk; kesintiye uğramış. 3. Klasik Türk müziğinde kullanılan dokuz zamanlı, altı vuruşlu küçük bir usul. S1 aksak semaî, müz. K la s ik Türk m üziğinde on zam anlı, altı vuruşlu kü çü k b ir usul. aksakal, [ak+sakal] is. 1. İhtiyar. 2. Köyün, kabile­ nin başı. 3. {ağız} Evliya; ermiş. [DS] aksaklık, [aksa-k-lık] is. 1. Fiafıf topallık. 2. İş düze­ nindeki geri kalmalar, gecikmeler, aksam*, [Ar. kısım > aksâm ^Lil] (aksa:m ) {OsT} is. 1. Bir bütünü meydana getiren parçalar; kısımlar. 2. Araç, gereç ve malzemeler. S aksâm -ı kelâm, {OsT} İsim, fiil, h a r f g ib i sö z bö lü k leri.| aksâm-ı |

Ü M H I I C E SÖZLÜK. 1

rihve, {OsT} Vücuttaki yu m u şak kısım lar. \ aksâm-ı \ seb’a, 1. Yedi kısım . 2. dbl. A rap dilb ilg isin d e k e ­ lim elerin “sahih, m isâl, m ıız â a f l e f ı f nakıs, m ehmüz, e c v e f" bölü m lerin e verilen ad. aksam 2, [Ar. kasem (yemin) > aksâm j>l_il] (aksa:m ) {OsT} is. Yeminler. aksam 3, [Ar. akşam | ai>!] {OsT} sf. 1. Kırık; kırılmış. w 2. ed. (Aruz kalıbı için) m efailetün (.-..-) cüzü kırı­ larak fa iletü n (-..-)’e dönüştürülmüş olan, aksam a, [aksa-ma] is. 1. Aksamak işi. 2. Hafifçe topallama. 3. m ec. İşlerin düzenli yürümemesi, geri kalması. 4. Bir makinenin eş zamanlı çalışma dü­ zensizliği. aksam ak, [eT. ahsa-mak > ak-sa-mak] g ç s z .f. [ - r ] 1. Yürürken hafifçe sekmek; topallamak [Mühennâ]. 2. m ec. (İş akışı için) duraklamak ve gecikmek; arıza­ lanmak; battal olmak; bozulmak; teklemek, ö aksaya aksaya, T opallayarak, du ra kalka. aksan, [Lat. ac (eklenen) + cantus (ezgi) > Fr. accent] is. dbl. 1. Bir dilde kelimelerin bazı hecelerini daha baskılı söyleme biçiminde görülen kendine özgü kurallar; vurgu. 2. gnşl. Telaffuz. 3. Şive. S aksam bozuk, B a ş k a dil veya için de bulunduğu bölgen in söyleyiş ö zelliklerin e kapılm aktan dolayı konuştuğu d ili y eterin ce ve doğru o la r a k vurgula­ yam ayan . ak sar, [Ar. kaşr (kısm a) > akşar ^ I] {OsT} sf. Daha kısa; en kısa; pek kısa. S ak sâr-ı eyyâm, E n k ısa gün. | aksâr-ı tarik, En kestirm e y o l; en k ıs a yol. | ak sat1, [Ar. aksat ia*JI] {OsT} is. 1. Kuru ayaklı hay­ van. 2. Pek doğru şey. aksat, [Ar. kist > aksât J»Lil] (aksa:t) {OsT} is. Pay­ lar; hisseler; nasipler, aksata, [Ar. ahz ü i5 > aksata] ( a ’h a t a ) {ağızf is. .tâ Alışveriş. [DS] aksatm a, [aksa-t-ma] is. 1. Aksatmak işi. 2. Engel­ leme; geciktirme, aksatm ak, [aksa-t-mak] gçl. f . [-ır ] Bir işin düzenli yürümesine engel olmak, geciktirmek, aksayış, [aksa-y-ış] is. Aksamak işi ve biçimi, akse, [Fr. acces] is. tıp. Hastalık nöbeti; kriz, aksedir, [ak+sedir] is. bot. Mobilyacılıkta kaplama olarak kullanılan açık kahverengi ve sert keresteli bir orman ağacı (Thuya occiden talis). akselerando, [İt. accelerando] zf. müz. (Çalmak, söylemek için) gittikçe artan hızla, akselerograf, [Fr. accelerographe] is. fız . Hareket hâlindeki cisimlerin hızlarında meydana gelen de­ ğişmeleri yazan araç; ivme yazar, akselerom etre, [Fr. accelerometre] is. fız . Hareket hâlindeki cisimlerin hızlarında meydana gelen de­ ğişmeleri ölçen alet; ivme ölçer.

n e m e m ı. 1 9 7
aksendaz, [Ar. ‘aks + Far. -endaz] (aksenda:z) { OsT}

AKS

sf. Sürekli yankılanan; sürekli yansıyan; çınlayıp duran. S1 aksendaz olmak, 1. (Işık için) sürekli yansımak. 2. (Ses için) çınlamak; yankı vermek. 3. mec. Etki uyandırmak; tepki yaratmak. akseptans, [İng. acceptance] is. 1. Öğrenimini ya­
bancı ülkede yapmak isteyen öğrencilere gönderi­ len kabul belgesi. 2. Poliçelerin kabul edildiğini be­ lirten açıklama ve imza, akser, [Ar. kaşr (kısma) > alçşar y J i I] {OsT} sf. -*■ ak­

aksırıklı, [aksır-ık-lı] s f Sık sık aksıran, fi1 aksırıklı tıksırıklı, Hastalıklı ve bünyesi z a y ıf yaşlı. aksırış, [aksır-ış] is. Aksırma işi. aksırm a, [aksır-ma] is. Aksırmak işi. aksırm ak, [as (yans.) > eT as-ur-mak > aksır-mak] gçsz. f. [-ır] Üst solunum yolları mukozasının ya­ bancı cisim veya yakıcı duman tarafından uyarıl­ ması ile ani refleksle ağız ve burundan gürültülü şekilde itici hava çıkarmak; hapşırmak, aksırtm a, [aksır-t-ma] is. Aksırmaya sebep olma, aksırtm ak, [aksır-t-mak] gçl. f. [-ır] Aksırmasına sebep olmak; aksırmasını sağlamak,

sar. aksesuar, [Fr. accessoire] is. 1. Yan öğeler; ıvırzıvır. (aksi:) (OsT) sf. 1. Bili­ 2. Bir aracın veya makinenin ana öğelerinden ol­ aksi, [Ar. ‘aks > ‘aksı mayan, ancak ikinci derecede yardımcı olan parça­ nen ve bulunulan konum ve durumun ters yönünde ları. 3. tiy. Tiyatro eserleri sahnelenirken, sinema bulunan; zıt; aykırı; çelişik; mübayin; mtitenakız; veya televizyon filmi çekilirken konunun gereği ters. 2. Uygun olmayan; nâmüsait. A ksi bir zam ana sahnede bulunması gereken eşya. 4. Kadın giyi­ denk geldi, çekleri karşılayamadık. 3. Huysuz ve minde elbiseyi renk ve biçim yönüyle tamamlayan inatçı; muannit. 4. Beklenenin dışında gelişen; ayakkabı, çanta, şapka, eldiven ve süs takıları cin­ olumsuz. 5. Beklenmedik bir zamanda ortaya çı­ sinden eşya. 5. argo. (Evli çiftler için) çoluk çocuk, kan; münasebetsiz. S aksi aksi, Olumsuz ve sert aksesuarcı, [aksesuar-cı] is. tiy. Sahne oyunları veya bir ifadeyle.\\ aksi gibi, Ne ya zık ki .| aksi gitmek, | sinema, televizyon çekimleri için gerekli aksesuar­ Umulan şekilde gelişmemek. | aksi hâlde, Yoksa, | ları hazırlamakla görevli kimse, öyle olmazsa .| aksi tesadüf, “Şanssızlığa bak!" | anlamında kullanılır ][aksi tesir, Beklenenin tam aksetme, [Ar. ‘aks + T. et-me 4*^.1 (a'ksetme)

is. Aksetmek işi, yankılanma,
aksetmek, [Ar. ‘aks + T. et-melc *iU^.I

tersi bir tepki. ( a ’ksetaksilenme, [aksi-le-n-me] is. Gereksiz yere huysuz­ luk etme. aksileşme, [aksi-le-ş-me] is. Huysuzluğa başlama, aksileşmek, [aksi-le-ş-mek] dönşl. f. [-ir] Olumlu ve uysal davranışları terk ederek huysuzluk etmek, aksilik, -ği [aksi-lik] is. 1. Aksi olma durumu. 2. Ters davranma. 3. Huysuzluk. 4. İnatçılık. 5. Şans­ sızlık. 6. Ortamın uygunsuzluğu. S aksiliği tut­ m ak, İnatçılık ederek direnmek. | aksilik bu ya, |

mek) gçsz. b. f. [-(d)-er] 1. (Ses için) bir engele
çarpıp geri gelmek; yankılanmak. 2. (Cisimler için) ışığı yansıtan düz ve parlak yüzeylerde aynen gö­ rünmek; yansımak. 3. mec. Birileri aracılığıyla du­ yulmak. 4. gnşl. Ulaşmak, yayılmak, aksettirilme, [Ar. ‘aks + T. et-tir-il-me -djûl lr £ t] _

(a İlettirilm e) is. Aksettirilmek işi.
aksettirilmek, [Ar. ‘aks+ T. et-tir-il-mek tilijul

(a ’ksettirilmek) edil. f. [-ir] Aksettirmek işi yapıl­
mak; yansıtılmak, aksettirme, [Ar. ‘aks + T. et-tir-me «ju l (a 7c-

settirnıe) is. Aksettirmek işi.
aksettirmek, [Ar. ‘aks + T. et-tir-melc dUjul

(a ’ksettirmek) gçl. b. f [-ir] 1. Üzerine düşen ses dalgalarını yankılatmak. 2. Üzerine düşen ışık de­ metini yansıtmak. 3. mec. Duyurmak, açıklamak. 4. Yaymak, ulaştırmak,
aksıma, [Yun. oksina (ekşi ot) <u-il] {eAT} is. Sar­ hoşluk veren ekşi şerbet, aksırak, [alç-sıra-k] (eT) sf. Mükemmel; âla. [ETY] aksırık, -ğı [aksır-mak > aksır-ık] is. Nefes borusun­ daki bir gıcıklanmadan dolayı nefes verdirici kasla­ rın ani kasılmasıyla ağızdan ve burandan çıkan şiddetli, gürültülü ve itici hava çıkışı; hapşırık; tık­ sırık. 5 1 aksırığı cinli, Çabuk kızan. | aksırık tut­ | mak, Birbiri p e şi sıra aksırm a nöbeti gelmesi.

“Olmaması gerekirken bir terslik olur. ” anlamın­ da ,| aksilik etmek, Uyuşmamak, inatçı davran­ | mak. aksine, [aksi-n-e] zf. 1. Tersine; bilakis. 2. Üstelik. e aksine gitmek, Yapılması gereken bir hareketin veya uygulanması gereken bir taktiğin tam tersini yapmak. aksiniyen, [Yun. aksine (balta) > Fr. ahinien] sf.
İlkel toplulukların balta yapmakta kullandıkları ye­ şim taşı. aksiseda, [Ar. ‘aks-i şada I ^ - S ^ ]

(a ’ksiseda:)

{OsT} is. 1. Ses dalgalarının bir yüzeye çarpıp geri dönmesinden oluşan ikincil ses; yankı. 2. mec. Bir
olayın veya açıklanan fikrin toplum üzerinde bırak­ tığı etki; tesir, aksiseğirdim, [Ar. ‘aks-i T. seğirdim jofL» Geri çekilme; irkilme, aksişems, [Ar. ‘aks-i şems { OsT} is. Güneş ışığı yansıması.

is.

(a ’ ksişems)

AKS

Ü TÜ MK İ I t t S Ö Z l iÜ li. « o
g e ç ile c e k zamanda.\\ akşam ı şerifler hayır olsun, İy i akşamlar.\\ akşam karanlığı, A la ca karan lık]] akşam kavil, sabah savul, V erdiği sözd en ça b u k ca y m a.| akşam kuşu, {ağız} Yarasa. [D | S]|| akşamlı sabahlı, H er akşam ve s a b a h o lm a k üzere. | akşam | namazı, A kşam vakti kılm an nam az.| akşam otu, | {ağız} A kşam ezan ın a on b e ş yirm i d a k ik a ö n c e b a ş ­ layan ve ez a n la biten süre. [DS]|| akşam oturu, {ağız} A kşam üzeri. [D S]|| akşam pazarı, P a z a r y er le rin d e toplan m a sa a tin d e y a p ıla n ucuz a lışv e­ riş.| akşam piyasası, B u lv ar veya c a d d e le r d e a k ­ | şam üzeri y a p ıla n gezinti. | akşam saati, A kşam | üzeri, akşam ley in ,| akşam sabah, {ağız} B ir tür | çiçek. [D S]|| akşam simidi, A kşam vaktinde sa tışa çıka rılan simit. | akşam üstü, A kşam ın yaklaştığ ı | b ir s ır a d a ; tam a kşam oldu ğu sıra d a ]] akşam üze­ ri, A kşam vaktinde.]] akşam yeli, A kşam üzeri d e ­ nizden esen rü zgâr; meltem . akşam cı, [akşam-cı] is. 1. Her akşam alkollü içki içmeyi alışkanlık edinmiş kimse. 2. Akşam erken­ den uyumayı alışkanlık edinmiş kişi. 3. sf. Çalışma saatleri gece vaktine denk gelen, akşam cık, -ğı [akşam-cık] is. Akşam. S akşam cık kuşu, {ağız} Y arasa. [DS] akşamcılık, -ğı [alcşam-cı-lık] is. Akşamcı olma du­ rumu. akşam ın, [Ar. akşam + T. -m] zf. Akşam vakti; ak­ şam akşam. akşamki, [akşam-ki] sf. Akşam üzeri olan, akşam yapılan. akşam lam a, [akşam-la-ma] is. 1. Akşama kadar za­ man harcama. 2. Geceyi geçirme, konaklama, akşam lam ak, [akşam-la-mak] gçsz. f. [- r ] 1. Bir iş için akşama kadar uğraşmak; akşamı etmek. 2. Ge­ ceyi evinden başka bir yerde geçirmek; konakla­ mak. akşam ları, [akşam-lar-ı] zf. 1. Akşam vakitlerinde; akşamleyin. 2. Her akşam. 3. Sadece akşam üzeri, akşamleyin, [akşam-leyin] zf. Akşam olduğunda; ak­ şam üzeri; akşam vakti; akşam akşam, akşamlık, -ğı [alcşam-lık] sf. 1. Akşama mahsus, ak­ şamları kullanılan. 2. Belirtilen sayıdaki akşama yetecek kadar. «Ü ç a k şa m lık y iy ec e k k a ld ı.» 3. {ağız} Akşam yemeği. [DS] S akşamlık sabahlık, S a ğ lık durumunun kötüye gitm esi d o la y ısıy la ö lü ­ mü tahmin edilen. akşamsefası, [akşam+safâ-s-ı] is. bot. Akşamları açı­ lan gösterişli kırmızı, sarı, pembe çiçekleri ile süs bitkisi olarak bahçelerde yetiştirilen çok yılık bir bitki; gece sefası, (M irabilis j a l a p a ) . akşer, [Ar. akşer yül] {OsT} sf. (Kişi için) kırmızı yüzlü. akşın, [ak-şın] sf. Derisinde ve tüylerinde boya mad­ desi yokluğundan dolayı beyazlıklar bulunan; akşar; albino; çapar.

aksiyom, [Yun. aksioma > Fr. axiome] is. man. 1. İspat ve kanıta gerek kalmayan doğruluğu kesin önerme. 2. Herkes tarafından doğruluğu kabul olu­ nan görüş; belit, aksiyon, [Fr. actione] is. 1. Etki. 2. Bir görüşü, bir fikri ortaya koyabilme. 3. Bir kimsenin yaptığı iş, eylem. 4. Bir edebî eserde gelişen olayların bütünü. 5. Hisse senedi, akson, [Fr. axon] ( a ’kson) is. Sinirsel uyarıyı ileten sinir hücrelerinin lif uzantıları; sinir teli, akson, [Yun. aksoni] {ağız} is. Değirmen çarkının döndürdüğü mil. [DS] aksöğüt, -dü [ak+söğüt] is. bot. Dallarından sepet yapılan, su kenarlarında yetişen yirmi otuz metre kadar büyüyebilen bir söğüt türü (Salix alba). aksu, [ak+su] {ağız} is. tıp. Katarkt. aksuna, [? aksuna] {ağız} is. d m . Su altında felç olarak çıkan dalgıcın iyileşmesi için onu tekrar deni­ ze indirme işlemi. [DS] aksunkur, [ak+sunkur] {eAT'} is. zool. Doğan türün­ den bir tür yırtıcı kuş. aksülamet, [Ar. ‘aksü’l-'amel a -5'*] ( a ’ksülâm el) {OsT} is. Zıt eylem; tepki; reaksiyon, aksülümen, [ak+sülümen] is. Cıva ile klorun birle­ şiminden meydana gelen zehirli, beyaz bir toz. akşam , [T. ak + Far. şâm / Far. hşap (g ece) [Râsânen] / Soğd. > e T ahşam [Clauson]] is. 1. Günün ikindiden sonraki, geceden hemen önceki vakti. 2. gnşl. Gece; şeb; tün. S akşam a doğru, Güneşin batm asın a y akın zam an da. | akşam ahıra, sabah | çayıra, B ir sorum luluk duym adan, gailesiz, ra h a t yaşam a. Yiyip içm ekten b a ş k a b ir şe y düşünmez.\\ akşam a k adar, Gün boyunca, a r a verm eden. | ak­ | şam a kalmak, G eç kalm ak. | akşam akşam , A k­ | şam ın olduğu d a r vakitte.| akşam a sabaha, N ere­ | deyse, hem en hem en. | akşam ayazı, K ış m evsim in­ | d e a kşam üzeri çıka n dondurucu soğuk.\\ akşam ­ dan akşam a, Üst üste, h e r akşam . | akşamdan | kalm a, G e c e ç o k içtiği için sarhoşlu ğ u henüz g e ç ­ m em iş olan. I akşam dan kavur, sabaha savur, I B üyük ç a b a la r la kazan ılan p a r a ç o k k olay h a r c a ­ nabilir. I akşam dan sonra m erhaba, İş işten geçti, I aklın ba şın a y en i m i g eld i? sa b a h ı ş e r ifle r h ay ro la ! I akşam darı, {ağız} A kşam ezanına on b e ş yirm i I d a k ik a ö n c e ba şla y an ve ezan la biten süre. [D S]|| akşam demez sabah demez, Günün h er vaktinde.\\ akşam ezanı, Günün dördüncü n am azına davet eden ezan.\\ akşam gazetesi, Ö ğleden so n r a çıkan günlük gazete. | akşam güneşi, 1. A kşam a doğru | y a k ıcılık etkisi azalm ış gün ışığı. 2. P em b e ve sa rı karışım ı b ir k arm a renk. 3. m ec. Yaşlılığın so n demi. y akşam Hacı M ahm ut, sabah eskici Yahudi, Dürüst görü n ü r a m a kandırır. | akşam ı bulmak, | Ç o k oyalanm ak.]] akşamın d ar vakti, A kşam n a­ mazının kılındığı k ıs a zam an ; aydınlıktan k a r a lığ a

ı e r * ; fS E iı i. i8 i

AKT

akşınlık, -ğı [ak-şın-lık] is. Akşın olma durumu; albinizm; çaparlık. akşit, [ak+şit] {ağız} sf. Kutlu. [DS] akt, [Ar. akt c il] {OsT} is. Zamanın belirlenmesi; vaktin tespiti. akta, -a ’ı [Ar. kat' > akta' jü l] {OsT} sf. (Kişi için) eli kesik. akta, -a ’ı [Ar. kat' > akta' ^Uasl] (a kta :) {OsT} is. 1. Kesilmeler; kırılmalar. 2. Kırmalar; kesmeler 3. Hayvan sürüleri. 4. Beylik araziler; ikta. aktab, [Ar. kutb (mil) > aktâb ı_>U asl] (a kta :b ) {OsT} is. 1. Kutuplar. 2. m ec. Bir topluluk ya da grubun başları; sahipler; efendiler; reisler; ulular, aktadis, [actadis (tescilli isim)] is. Tüketilen elektrik enerjisini gece ve gündüz tarifelerine göre ayn ayrı kaydeden sayaç, aktaeyn, [Ar. kat’ > akta’eyn kin iki şey. 2. m ec. Kılıç ve kalem, aktan, [Ar. kutn > aktan jlLsI] (akta.n ) {OsT} is. Pa­ muklar. ak tar1, [Ar. katre > aktar jliasl] (akta.r) {OsT} is. Damlalar. aktar2, [Ar. 'attâr (güzel k o k u la r satan ) => aktâr](ak ta :r) is. 1. Çeşitli baharatlar ve güzel koku­ larla iğne iplik cinsinden küçük eşyaların satıldığı dükkân. 2. Bu cins malzemeyi satan kişi. aktar3, [Ar. kutr (yöre) > aktar jUaâl] (a kta .r) {OsT} is. 1. Yönler; taraflar; hudutlar. 2. Ülkeler; bölge­ ler. 3. Çaplar; kuturlar. S 1 ak târ-ı cihân, {OsT} Dünyanın d ö rt bucağı. aktaraç, [aktar-mak > aktar+ağaç] {ağız} is. Sac üzerinde pişmekte olan yufkayı çevirmekte kullanı­ lan araç. [DS] aktarağaç, [aktar-mak > aktar+ağaç] {ağız} is. 1. Yemeni dokumacılığında yemenileri çevirmekte kullanılan uzun kollu ve yuvarlak bir ağaç. 2. Sac üzerinde pişirilen ekmeği çevirmekte kullanılan demir ya da ağaç aygıt. 3. Fırın küreği. 4. Ayakka­ bının ucunu dışına çevirmeye yarayan aygıt. [DS] aktarıcı, [aktar-ıcı] is. 1. Eski kiremitleri yenisiyle değiştirmek suretiyle çatı bakımını yapan kişi. 2. Ana vericinin dalgalarını alamayan bölgeler için daha düşük güçte ve başka frekansta yayın yapan radyo-televizyon vericisi, aktarılm a, [aktaı-ıl-ma] is. Aktarılmak işi. aktarılm ak, [aktar-ıl-mak jijâ l] edil. f . [ -ır ] 1. Ak­ tarmak işi yapılmak. 2. {eT} {ağız} Devrilmekbaş aşağı çevrilmek; yuvarlanmak. [EUTS] [IKPÖy.] [DS] 3. {eAT} Düşürülmek; başkası tarafından yı­ kılmak. 4. {eAT} Kendi kendine yıkılmak. 5. {eAT} Yüz çevirmek; başka yana dönmek. 6. {ağız} Alt üst {OsT} is. 1. Kes­

olmak. [DS] S aktarılıp inmek, {ağız} B ay ılıp dü ş­ m ek. [DS] aktarım , [aktar-ım] is. Aktarmak işi; geçirme, çe­ virme işi. aktarışm ak, [aktar-ış-mak {eAT} işteş, f . [ur] (Savaşta) birbirini yere yıkmak, aktariye, [Ar. 'attâriyye > aktâriye] (akta:riye) {OsT} is. Aktarlık. aktarlık, -ğı [aktar-lık] is. 1. Aktarın işi ve mesleği. 2. Aktar dükkânında satılabilecek nesne, ak tarm a, [aktar-ma] is. 1. Yerini, yönünü, yolunu değiştirme. 2. Altını üstüne getirme. 3. İletme. 4. ed. Bir eserden bir bölümü olduğu gibi alıp kul­ lanma; iktibas. 5. Çevirme; tercüme etme. 6. Ekim yapmaksızın tarlayı sürmek. 7. Bir dilin yabancı bir dilden kelime alması. 8. Kalıtım; irsiyet. 9. {ağız} Baştan savma; başkasma havale etme. [DS] 10. {ağız} Çalma. [DS] 11. {ağız} Ganimet. [DS] 12. {ağız} Kepenek. [DS] 13. {ağız} Tarlayı ilkbaharda sürme zamanı. [DS] 14. sf. Bir eserden aktarılmış. A ktarm a p a ra g ra f. S1 ak tarm a etmek, 1. B ir taşıt­ taki y o lcu la rı b a şk a b ir taşıta geçirm ek. 2. B ir y e r ­ d ek i eşyayı b a ş k a b ir y e r e koym ak, y erleştirm ek. | | ak tarm a gemisi, L im an a g irem ey e cek k a d a r büyük b ir g em id en m alları lim an a taşıyan d a h a küçü k gemz.||aktarma yapm ak, 1. B ir bölüm den d iğ er bölü m e g eçirm ek. 2. Yolculukta b elirli b ir du rakta a r a ç değiştirm ek. aktarm acılık, -ğı [aktar-ma-cı-lık] is. 1. Aktarma işi. 2. Başkasının bir cümlesini veya fikrini alıp kul­ lanma. ak tarm aç, [aktar-maç] {ağız} is. Yollarda birdenbire çıkan dönemeçler. [DS] ak tarm ak , \eT. ağ-mak (bir y a n a eğ ilm ek; çö k m ek ; b e l verm ek) > ağtar-mak / ahtar-mak > aktar-mak j j j j i l / jijb s l] gçl. f [-ır ] 1. Bir yerden başka bir yere götürmek; taşımak; göçermek. 2. Bir şeyin yolunu veya yönünü değiştirmek. 3. Toprağı sür­ mek; bellemek; {eAT} (aynı). 4. Altmı üstüne getir­ mek. 5. Çatıdaki kırık kiremitleri yenisi ile değişti­ rerek bakım yapmak. 6. Bir kitabın içinde bir ko­ nuyu bulmak için baştan sona aramak; taramak. 7. Bir kitabı baştan sona bir defa okuyup devretmek; hatmetmek. 8. Tercüme etmek; çevirmek. {eT} (ay­ ın) [EUTS] [Gabain] 9. Bir metni kendi yazısında aynen kullanmak. 10. Ulaştırmak; bildirmek. 11. Sahip olduğu bilgileri öğretmek. 12. Elde mevcut olan bilgi ve belgeleri bir başka ortama kaydetmek. 13. Duygu ve düşüncelerini değişik sanat ürünlerini kullanarak ifade etmek. 14. Güreş gibi sporlarda rakibini yere yıkmak; devirmek; yenmek. 15. {eT} Dönmek; çevrilmek. [EUTS] [Gabain] 16. {eAT} Y e­ re yıkmak; devirmek; alt etmek; yenmek. S ak tar değneği, {ağız} D ikişli a y ak ka b ıları çev irm ey e y a ­ rayan tahta aygıt. [DS]|| ak tar dönder etmek,

AKT {ağız} 1. Altını üstüne g etirm ek; tarlayı sürm ek. 2. E ld en e le iletm ek. [DS] aktarm alı, [aktar-ma-lı] sf. 1. (Yolculuk için) belli duraklarda araç değiştirerek yapılan 2. (Araç için) belirli bir istasyonda yolcuları aktarma yaparak gi­ den. 3. zf. Aktarma yapılarak, aktarm asız, [aktar-ma-sız] sf. (Yolculuk için) ak­ tarma yapılmadan; taşıt değiştirmeden yapılan, ak tartm a, [aktar-t-ma] is. Aktartmak işi. aktartm ak, [alctar-t-mak] gçl. f. [ -ır ] Aktarmak işini bir başkasına yaptırmak, aktavşan, [ak+tavşan j l i j L jT]ls. zool. 1. Bir çeşit çöl faresi; cırboğa, (Jacu lu s jacu lu s). 2. {eATf Ada tavşanı. aktı, [Ar. cakd > ‘akdî ?] {eAT} is. 1. İş; çalışma. 2. Elişi. 3. Malumat; bilgi. 4. {ağız} Götürü yaptırılan bir iş karşılığında ödenen ücret; toptan pazarlık an­ laşmasına göre verilen ücret; el emeği. [DS] aktınm ak, [ak-(ı)t-m-malc] {eT} dönşl. f . [-u r ] Ak­ mak; suya batmak. [Gabain] [EUTS] aktif, [Fr. actif] sf. 1. Çalışır durumda; faal. 2. Hare­ ketli, canlı; girişken. 3. Bizzat etki yapan; etken; malûm. 4. Önemli yerde, karar verme ve uygulama durumunda olan. 5. (İşletmenin varlıkları için) para ile değerlendirilebilen. S aktif akım, /2z. K en disini m eydan a g etiren gerilim ile aynı f a z d a olan a lter­ n a tifa k ım . | aktif fiil, dbl. Öznesi doğru dan y apıcı, | k ılıcı olan fiille r. | aktif metot, eğit. Ö ğrencilerin | eğitim faa liy etlerin in b ir kısm ın da r o l a ld ık la rı eğ i­ tim m etodu.| aktif nüfus, Ç alışan nüfus.| aktif | | p a ra , B izzat p iy a s a d a d o la şa n p a ra . | aktif rol oy­ | nam ak, Y apılm akta olan işte birin ci p la n d a g ö rev alm ak. aktifleşme, [aktif-leş-me] is. Etki eder durumda bu­ lunma. aktifleşmek, [aktif-leş-melc] dönşl. f i [ -ir ] Etki eder bir duruma gelmek, aktinit, [Fr. actinides] is. kim. Atom numarası 89 ile 103 arasında kalan tabii ve yapay (aktinyum, tor­ yum, protaktinyum, talyum, plütonyum, amerik­ yum, küriyum ve berkelyum) radyoaktif elementle­ rinin ortak adı. aktinon, [Fr. actinon] is. kim. Aktinyumun parçalan­ ması ile meydana çıkan kütle numarası 223 olan radon izotopu, aktinyum, [Fr. actinium] ( a k ti’nyum) is. kim. Atom numarası 89, atom ağırlığı 227 ve 2 2 8 ’in yanı sıra atom ağırlığı 209 ile 232 arasında yer alan yirmi iki yapay izotopu bulunan radyoaktif element; sembo­ lü: Ac. S aktinyum serisi, Uranyum 2 3 5 'in p a r ­ çalan m asın d an d o ğ a n çekird ekler. aktivizm, [Fr. activisme] is. siy. 1. Bir siyasi parti veya sendikanın hizmetinde yapılan eylem. 2. Şid­ deti hoş gören siyasi doktrin; eylemcilik.

Ö IH T İM M . aktolga, [ak+tolga] is. Eskiden savaşlarda giyilen zırhlı miğfer. ak tör, [Lat. actor (iş g ö ren ) > Fr. acteur] is. tiy. 1. Sahnede veya filmde kişileri canlandıran erkek; oyuncu. 2. m ec. Takındığı tavırlarla karşısındakini ustaca kandırmayı beceren kişi; düzenbaz, aktöre, [ak+töre] is. İyi ahlak, aktörlük, -ğü [aktör-lük] is. 1. Aktörün yaptığı iş, meslek; oyunculuk. 2. m ec. Düzenbazlık. t5 aktör­ lük etmek, B irin i k an d ırm a k için olduğundan b a ş ­ k a tavırlar takın m ak; düzenbazlık. aktris, [Lat. actor (iş g ören ) > Fr. actrice] is. tiy. Sinema veya tiyatroda rol alan kadın oyuncu; artist, aktrislik, -ği [aktris-lik] is. tiy. Aktrisin yaptığı iş ve meslek. aktuğ, [ak+tuğ] is. At kılından yapılma, altın ve gü­ müş ile süslü hükümdarlık alameti, akturm ak, [ak-(ı)t-ur-mak] {eT} gçl. f i [-u r] 1. Yük­ seltmek. [EUTS] 2. Akıtmak [Gabain] 3. Akıttırmak. [EUTS] [DLT] aktüalite, [Fr. actualité] is. 1. Şu ana uygun olma niteliği. 2. Şu andaki durum ve koşullar. 3. Son günlerin toplumu etkileyen olayları ile ilgili olma; güncellik. aktüalizm, [Fr. actualisme] is. j e o l. Geçmiş devirler jeolojik olaylarını günümüzde görülen benzerleri ile açıklamaya çalışan doktrin; giincelcilik. aktüel, [Lat. actuâlis > Fr. actuel] sf. 1. Şu anda önem taşıyan; şimdiki. 2. (Olay için) günümüzde olan ve kamuoyunun ilgilendiği; söz konusu edi­ len; güncel. aku, [Far. akü jS"T] (a :k u :) {OsT} is. zool. Baykuş; puhu. akuarel, [İt. acqua (su üzerine) > acquarella > Fr. aquarelle] is. Suluboya resim. akub1 [Ar. caküb , (aku :b) {OsT} is. Toz. (aku :b) {OsT} is.

akub2, [Ar. ‘akıb > ‘aküb

Halef; varis. akuçka, [Rus. oköşko] {ağız} is. 1. Küçük pencere. 2. Camekân. [DS] akuk, [Ar. ‘ aküköjüt] (aku .k) {OsT} sf. 1. Anasına babasına itaat etmeyen. 2. (Hayvan için) gebe, akuka, [Erme, ağuğa / akuka] {ağız} is. Kapalı su oluğu; künk. [DS] akulug, [ağu > aku-luğ] {eT} sf. Ağılı; zehirli. [EUTS] akunduz, [Yun. akantos] {ağız} is. Ak çöpleme, (Veratrum album ). [DS] akupunktur, [Lat. acus (iğne) + punctura (batırm a) > Fr. acupuncture] is. tıp. Hayat enerjisinin kaynağı sayılan “kuvvet çizgileri” boyunca vücutta bulunan “nokta”lara altın iğne batırmak suretiyle uygulanan Çin kökenli bir tedavi metodu. ak u r1, [ak-ur] {eT} is. Ahır. [DLT]

m

m et

so m

. i* ,

AKZ aküpunktür, [Fr. acupuncture] is. tıp. - * akupunktur, akva, [Ar. kavı > alçvâ (akv a;) {OsT} sf. Daha kuvvetli; en kuvvetli; çok sağlam, akval, [Ar. kavi > akvâl Jljâl] (akva:l) {OsT} is. 1. Sözler. 2. gnşl. Düşünce; fikir; hüküm; mütalaa 3. Dedikodu; boş sözler; rivayetler. S akvâl-i haki­ mane, F ilo z o fç a sözler. akvam, [Ar. kavm > akvam pljil] (akva:m ) {OsT} is. Kavimler; milletler; halklar, ö akvâm -ı beşer, İn ­ san kavim leri. akvarel, [Fr. aquarelle] is. Suluboya, akvaryum , [Fr. aquarium] ( a ’kvaryum ) is. İçinde su bitkileri ile özellikle balık beslenen yapay ortanı, akvas, [Ar. lçavs (yay) > alçvâs (akva:s) {OsT} is. 1. Yaylar; kavisler; eğriler. 2. Dönemeçler. 3. mat. Yaylar. akvat, [Ar. kut (yiyecek) > akvât oljâl] (akva:t) {OsT} is. Yiyecekler; yenilecek şeyler; azıklar, fi1 akvât-ı yevmiye, {OsT} Günlük y iy ec e k ler ; geçim . akvaz, [Ar. lçavz > akvâz jljül] (akva:z) {OsT} is. Kum tepeleri, akve, [Ar. ‘aleve çılc alan; avlu, akvem, [Ar. kavim (doğru) > alçvem piit] {OsT} sf. Daha doğru; en doğru; pek doğru, akverin, [Ar. alçverîn jo jil] (akveri:n) {OsT} is. Bü­ yük belalar. akveriyat, [Ar. alçveriyyât oLjjjİİ] (akveriya;t) {OsT} is. Büyük belalar, akves, [Ar. lçavs (bükülm e) > akves {OsT} sf. 1. (Kişi için) yaşlılık ya da hastalık nedeniyle beli bükülmüş. 2. (Gün, vakit için) sıkıntılı; zor; çetin, akviya, -a ’i [Ar. kav! (güçlü) > alçviyâ5 *1^1] (akviya:) {OsT} is. Güçlü kuvvetli kimseler, akya, [Yun. atias] {ağız} is. zool. Bir balık türü, (Lich ia aiıııa). [DS] akyad, [Ar. kayd (bağ) > alçyâd ^Lit] (akya:d) {OsT} is. Bağlar; bukağılar, akyarm a, [ak+yar-ma] is. bot. Ağustos başında ol­ gunlaşan, açık renkli mayhoş tatlı, keskin kokulu yerli bir şeftali çeşidi, akyavaş, [ak+yavaş] {ağız} sf. 1. (İnsan ya da hayvan için) sinsice hareket eden. 2. (Kişi için) ağır kanlı; tembel. [DS] akyise, [Ar. lçıyâs > alçyise {OsT} is. Kıyaslar. akyuvar, [alc+yuvar] is. tıp. Kanda bulunan mikrop­ lara karşı vücudu savunan, iri ve yuvarlak yapılı, beyaz ve çekirdekli lenf hücresi (lökosit). a kza, [Ar. lçazâ (yargı) > alçzâ (a kz a:) {OsT} sf. {OsT} is. Evin önündeki üstü a-

akur2, [Ar. ‘alçur jy**-] (aku :r) {OsT} {ağız} sf. 1. A z­ gın; kudurmuş. 2. (Hayvan için) kuduz. [DS] akurJ, [eT. alç-ur-mak > alç-ur] {ağız} is. 1. Yam açla­ ra yapılan düz ve yan yol. 2. (İsim tamlaması biçi­ miyle, tamlanan “akur” ise) tamlayan olan nesne­ nin çokça bulunduğu yer; O rası çam okurudur. 3. Hayvan yemliği. 4. sf. Düz; doğru. [DS] akurane, [Ar. ‘alçür + Far. -âne (a ku :ra :n e) {OsT} zf. Kudurmuş gibi; kudurmuşçasına. akurka, [Ar. lçarka'a (yans)\ {ağız} is. Kurbağa. [DS] akurm ak, [ak-ur-mak] {eT} gçsz. f . [-ıır] Yavaş dav­ ranmak. [Gabain] akuru, [ak-ur-u] {eT} sf. 1. Yavaş. [Gabain] 2. {ağız} Düz; doğru. [DS] S akuru akuru, Y avaşça; s e s ­ siz ce; y a v aşçacık . [EUTS] | akuru turkuru, D oğ ­ | ru; müstakim. [EUTS] akustik, -ği [Yun. akoustikhos (ses bilgisi) > Fr. acoustique] sf. 1. Sesle ilgili; sese ait; işitmeye da­ yanan; işitme ile ilgili. 2. is. fız . Sesin oluşumu, yayılması, işitilmesi ve özellikleriyle uğraşan fizik dalı; yankı bilimi. 3. gnşl. Bir yerin ses yayılımı ile ilgili taşıdığı nitelikler; yankı düzeni, akustik alan, fız. S es titreşim lerinin ulaştığı uzaysal b ö l­ ge]] akustik çanak lar, E ski tiyatro bin aların d a oyuncuların seslerin in d a h a g ü r duyulm ası için binanın uygun y er le rin e y erleştirilen to p rak veya tunçtan yap ılm ış çan biçim in deki kaplar.\\ akustik mayın, as. D eniz dibin e y erleştirilen ve yakınından g eçen gem inin p er v a n e gürültüsü ile p a tla y a n m a­ yın. | akustik siniri, anat. İ ç ku lağı beyin e b a ğ la ­ | yan sin irler dem eti. akuşka, [Rus. oköşko] {ağız} is. - * akuçlca. [DS] akut, [Lat. acütus (bilenm iş) > Alm. akut / İng. acute] sf. tıp. (Hastalık için) şiddetli başlayıp çabuk ilerleyen. akuz etmek, [Yun. âkuse (dinle) + T. et-mek] argo. Haber vermek, akuzatif, [Lat. accusativus] is. dbl. Öznenin yaptığı iş ve hareketten doğrudan etkilenen varlığın (nes­ ne) bulunduğu hâl; ismin belirtme hâli; ismin -i hâli; ismin yükleme durumu; m e f ulün bili, akü, [Fr. accumulateur > accu] is. Akümülatör. S akü doldurmak, a rg o. 1. (E rk ek için) cin sel gücü artırıcı şe y le r y em ek veya kullanm ak. 2. iç k i iç­ m ek]] aküsü bitmek, argo. 1. B ir ö n cek i ilişkiden dolayı teb 'a r cin sel ilişkiye g irem ey e c ek durum da bulunmak. 2. Y aşlılıktan d olay ı cin sel gücü tüken­ mek. 3. Gücü tükenm ek; iyice yorulm ak. aküçgül, [ak+üç+gül] is. bot. Baklagillerden dalları yerde sürünen, kuraklığa dayanıklı, mayıstan tem­ muza kadar çiçek açan çok yıllık bir yem bitkisi (Trifolium repen s) aküm ülatör, [Lat. accumulare (yığm ak) > Fr. accu­ mulateur] is. fız . Enerjiyi istenildiği zaman iade et­ mek üzere depolayan cihaz.

AKZ 1. (Yargıda bulunmak, hüküm vermek için) en yet­ kili. 2. (Fıkıh, kadılık için) en yetkin; en bilgili, akzambak, -ğı [ak+zambak] is. bot. Zambakgiller­ den bir metre kadar boylanabilen iri, beyaz ve gü­ zel kokulu bir süs bitkisi (Lilium ccmdium). akzel, [Ar. akzel JjSl] {OsT} sf. Pek aksak; aşırı topal, akziye, [Ar. kaza (yargı)> akziye “ W^l] (akza:) {OsT} is. Hükümler. -al-1, [-al- / -el-] yap. e. İsim kök ve gövdelerinden fiil üretir. {eT} {eAT} (aynı)', ç o ğ a lm a k (çok-al-m ak), y o k -a l-m a k (yok olm ak), a lç a lm a k (alçak-al-m ak), azalm ak, yön elm ek, yufka-l-m ak, diri-l-m ek, yü ce-lm ek, bung-al-m ak. -al-2, [-1- / -al- / -el-] yap. e. -* -1-. -al, [-al / -el] yap. e. İsimlerden sıfat yapan bir ektir: yan -al, gen -el, öz-el. Al. [Fr. aluminium] is. kim. Atom numarası 13, küt­ lesi 26,98 olan, hafif, yumuşaklığı dolayısıyla ko­ lay işlenebilen, havadan çok az etkilenen parlak beyaz bir metal olan alüminyumun sembolü. al1 [âl J l ] {eT} {eAT} is. 1. Hile, aldatma, tuzak; do­ , lap; düzen. [DLT] [Gabain] [İKPÖy.] EUTS] 2. {eT} Savaş oyunu; hile. [İKPÖy.] {eT} 3. Çıkar yol; çare; metot; vasıta, usul. [İKPÖy.] [EUTS] [Gabain] [Üç İtigsizler] 4. {eT} Araç. [İKPÖy.] S5 ala düşmek, {ağız} T uzağa dü şm ek; h iley e g elm ek .| ala getir­ | mek, {ağız} H ileye g etirm ek ; tuzağa düşürm ek. | ala | tutm ak, {ağız} 1. Gözünü boyam ak. 2. H ile y a p ­ m ak ; k a rışık lığ a getirm ek]] al dil, {ağız} K urnazlık; hile.\\ al etmek, {eAT} H ile yapm ak, düzen kıırm ak, aldatm ak]] al eylemek, {eAT} H ile yap m ak]] al geçmek, {eAT} H ile y ap m ak]] al itmek, {eAT} H ile y apm ak. al2, [eT. âl] sf. 1. Alev rengi parlak kırmızı. 2. gnşl. Al renk; kırmızı, kızıl; pembe. [Gabain] [DLT] [EUTS] [Yüknekî], 3. (At için) donu kızıla çalan; açık doru. 4. {eT} (At donu için) kül renkli; yelesi kuyruğu kızıl. 5. is. {eT} Hanlara bayrak, devlet adamlarının atlarına eyer örtüsü yapılan turuncu renkli kumaş. [DLT] 6. {ağız} Düğünde güveyin boynuna takılan mendil büyüklüğündeki kırmızı bez. 7. {ağız} Kadınların alınlarına bağladıkları ye­ şilli kırmızılı ipek örtü. 8. {ağız} Gelinlerin başına örtülen uzun kırmızı örtü. 9. {ağız} Loğusa kadınla­ rın üstüne çökerek onları boğduğu sanılan al giy­ miş hayalî bir görüntü; al karısı; al kızı. S al al olm ak, Ö fkeden veya utançtan kıpkırm ızı olm ak]] al bağlam ak, 1. B aşın a a l yazm a ta k a ra k mutlulu­ ğunu ifa d e etm ek. 2. mec. Mutlu o lm a k ; sevin m ek; m u rada erm ek]] al basm a, {ağız} S on radan g ö rm e­ lerd e k i gurur, kibir, şım arıklık. [DS]|| al basm ak, (Yeni doğum y ap m ış kadın için) a teşli b ir h astalığ a y a ka la n m a k]] al bayrak, Türk bayrağı]] al çelme, Yürük ve Türkmen kadınlarının başörtü sü üzerine

M B n m iM .m
a lın dan b a ğ la d ık la rı v erev katlan m ış eşarp ]] al çevre, {ağız} E rk ek lerin kullandığı büyiik kırmızı mendil.]] al duvak, G elinlerin yüzüne örtülen k e ­ n a rla rı sırm alı kırm ızı ip ek li kumaş.]] al gömlek, {ağız} 1. K ızıl hastalığı. 2. K ızam ık; kızam ıkçık]] al giymedim ki alınayım, “Bu işle ilgim y o k ki neden alınayım ? ” ş eklin d e kendini savunm a]] alı al moru m or, Telaş, h ey ecan veya k orku dan dolayı n efes n efese, yüzü kıpkırm ızı olm uş b ir hâlde.]] alım al­ dırm ak, {ağız} G ü zellik ve gen çliğ in i kaybetm ek.]] al kanlara boyanmak, Vurularak şeh it olmak.]] al karısı, Şam anizm ’d e lo ğ u sa la ra m u sallat olduğuna inanılan y er su la r (kötü ruhlar, cinler)]] al tazı, Al karısı]] al kiraz üstüne k ar yağm ak, Bu g örü lü r şey d eğ il; olm ası mümkün d eğ il; a k la ters olay]] al kuşak, {ağız} D üğün ve ba y ra m la rd a k öy kızlarının b ellerin e d o la d ık la rı ç o k ren kli kuşak]] al kuşaklı ö rd ek zool. Ö rdekgillerden altm ış san tim etre b o ­ yu n da kıyı h a liçlerin d e ve iç su la rd a y a şa y an k a ­ buklu hayvan, b a lık ve y o su n la rla beslen en siyah ba şlı kırm ızı g a g a lı b ir tür ö r d e k (T adorn a tadorn a)]] allar giymek, M utluluk ifa d esi o la r a k a l ren kli e lb is e giyinm ek. | al peştemal, {ağız) 1. R en k | ren k çizgili önlük. 2. P eşkir. [D S]|| al tam ga, {eAT} 1. Tuğra. 2. Tuğra çekilm iş fe r m a n .| al yanak, | {ağız} 1. in c e kabuklu, tatlı v e kırm ızı b ir kiraz tiirii. 2. B ir tiir zerdali. 3. B ir y a n ı kırm ızı ren kli elm a. 4. K afasın ın y a n ları kırm ızı k e fa l balığı. [DS]j| al ya­ naklar, Sağ lıklı olm anın ifa d es i o la r a k y an akların kırm ızılığı]] al yemeni, fo lk . B u rsa y ö res in d e o y ­ nanan g ö v en d e türiinde türkiilii b ir kadın oyunu. | ) al yonca, bot. {ağız} H ayvanların s e v e r e k y ed ikleri, kırm ızı ç iç ek li b ir ot. [DS] al3, [al] {eT} is. 1. Alt; bir şeyin alt tarafı; alt taraf. [EUTS] [Gabain] 2. Yan. [Gabain] 3. {eT} Elbisenin ön kısmı. [Mühennâ] 4. {ağız} Ön; ön taraf. [DS] al4, -li [Ar. âl JT] (a :l) {OsT} is. 1. Akrabalık yoluyla birbirine bağlı olan kimseler; aile. 2. Evlat. 3. Süla­ le. 4. Hükümdar sülalesi; hanedân. <3 ÂI-i aba (ne­ bi, resül), Hz. M uham m ed(sa) 'in a iles i (kızı F atm a, d a m a d ı Hz. Ali, torunları H aşan ve Hüseyin).|| Al-i Osman, O sm anlı hanedânı. al5, -li [Ar. ‘ulüvv (yücelik) > ‘âl JU ] (a :l) {OsT} sf. En yüce; pek yüce. al6, -li [Ar. âl JT] (a :l) {OsT} {eAT} is. 1. Serap. 2. Sabah ya da akşamüstü çöken sis tabakası; buğu. -ala-, [-a.-la- / -e-le-] yap. e. Fiil kök ve gövdelerin­ den eylemi sürekli tekrarlama kavramı katan fiiller yapar: itelem ek, silkelem ek, şa şa lam ak , tap -alamak. âlâ, [Ar. ‘âlı (yüce) > a’lâ J&\ / 5UI] (a :lâ ;) {OsT} sf. 1. En yüksek, daha yüksek. 2. Çok iyi; mükemmel. 3. Güzel, iyi ve uygun; mükemmel. 4. ünl. Peki; tamam; kabul. 5. zf. Daha iyi. S âlânın âlâsı, İyi­ nin d e iyisi.

M İ M İ K S « i . 185

A LA

ala', [? ala] iinl. Şaşkınlık bildiren ünlem. ala2, [eT. âl-a <JT] sf. 1. Y er yer siyah, yer yer de be­ yaz kısımları bulunan renk; siyahlı beyazlı. 2. {eT} {ağız} Karışık renkli; çok renkli; alaca alacalı. [EUTS] [ETY]«^/a ç u v a l.» [DS] 3. {ağız} Kahveren­ gi ile kırmızı arası bir renk. 4 {eAT'} {ağız} (Göz için) açık kestane rengi; ela. [DS] 5. {eT} Cüzamlı. [Gabain]. 6. {eT} Teninde deri hastalığı sebebiyle beyazlıklar olan; ala tenli; abraş. [DLT] 7. {eT} (At için) ala renkli. [EUTS] 8. {ağız} (Meyve için) ol­ gunlaşmamış; yan ham. [DS] 9. {ağız} Yarım; yarı. [DS] 10. is. {eAT} {ağız} Karışık renk; alaca. 11. {eT} Cüzam. [Gabain] 12. {ağız} Kekliğin boynundaki siyah halka. 13. {ağız} Değişik renk ipliklerle do­ kunmuş pamuklu bez ya da örtü; kareli bez. [DS] 14. {ağız} Keklik avında kullanılan çeşitli renklerde boyanmış bezden tuzak. [DS] 15. {ağız} Avcıların, av hayvanlarım yuvalarından çıkarmak için kullandıklan bir tür müzik aleti. [DS] 16. {eT}. İnsanın içinde olan gizli şeyler. [DLT] 17. {ağız} Emekli. [DS] S ala aç, {ağız} Yarı a ç .| ala ağız, {ağız} 1. | A ra bozucu ; b o şb o ğ a z ; geveze. 2. İkiyüzlü; dönek.\\ ala ağızlık, {ağız} B o ş b o ğ a z lık ; g ev ez elik ; a r a b o zuculuk.\\ ala ala bakm ak, {ağız} 1. A ptal a p ta l b a km ak; a lık a lık ba k ın m a k ; bön bön bakm ak. 2. Ç aresizlik için de y a lv a r a r a k bakmak.\\ ala at, {eT} A la ca ren kli a t; a la k ır at.\\ ala avcılığı, {ağız} A la ile y a p ıla n k ek lik avcılığı. | ala bacak, {ağız} B a ­ | ca kları bey az y a d a ben ek li hayvan. | ala b ahar, | {ağız} ilk b a h a rın ilk gü n leri; ba h a rın g eld iğ in i m üjdeleyen gü n ler.| ala baş, {ağız} 1. B a şı b en ekli | hayvan. 2. K arısının, b a şk a la rı ile ilişki kurm asına g ö z yum an erkek. 3. Ahlaksız.\\ ala bele, {ağız} 1. A la ca; k a r ış ık renkli. 2. Ç içekbozu ğu. 3. B e lli b e ­ lirsiz; yarım y am alak. 4. (İş için) üstünkörü; a le la ­ c e le ; düzensiz.\\ ala bicik, {ağız} M em eleri beyazlı hayvan. | ala boncuk, {ağız} İy i v e kötü h â ller i h er | y erd e bilinen, tanınan kim se. | ala boz, {ağız} I. | B en ekli hayvan. 2. E kild iğ i h â ld e bütünüyle y e ş e r ­ m eyen tarla. | ala böğrülce, {ağız} Siyah ben ek li bir | tür fasu ly e. | ala börtm e, {ağız} 1. Ç o k a z pişm iş. 2. | K ü lbastı; k e b a p .| ala börtük, {ağız} Güneşten h e r | tarafı y an m ış s e b z e y a d a m eyve. | ala buçuk, {ağız} | B aştan sa v m a; yarım y a m a la k ; y a r ı başlı. | ala bu­ | la, {ağız} 1. A la c a ; k a r ış ık renkli. 2. K ırm ızım sı ve karam sı ren kli eşya. 3. B u lan ık; biçim siz. 4. B aştan savm a; a c e le ; yarım y a m a lak . [DS]|| ala bulanık, {ağız} 1. Yarı b e r r a k y a rı bu lan ık su. 2. H asta yü z­ lü; renksiz. [DS]|| ala bulaşık, {ağız} Yarım ; ta­ m am lanm am ış; kirli b ıra k ılm ış.| ala bulut, {ağız} | 1. G ökyüzünde y e r y e r toplanan beyaz, k a b a bulut­ lar. 2. Yağmur bulutu. [D S]|| ala canlı, {ağız} 1. Ya­ rı canlı, y a n ö lm ek ü zere olan. 2. Yarı pişm iş, y a n çiğ. [DS]11 ala cahre, {eAT} S arı ren k v erm ekte kul­ lanılan b ir k ö k ; cehri. | ala diri, 1. Yarı ölü, y a rı j can lı; henüz y en i ölm üş (av hayvanı vs.). 2. Yarı

.

p işm iş y a r ı p işm em iş (yem ek). \\ ala düşmek, {ağız} 1. (Ü züm ler için) tan elerin de bazısı olgunlaşm ak. 2. Vücutta beyazlı siyahlı le k e le r oluşm ak. [DS]|| ala gaz, {ağız} K öm ü r y a n a rk en çıkan g a z ; k a r b o n ­ d ioksit.| ala getirmek, {ağız} (H ayvan için) y a ş ­ | lan m aktan d olay ı k ılları beyazlaşm ak. [DS]|| ala gönen, Suyunu iyice alm am ış toprak. | ala göt, | {ağız} Tem bel, iş tutmaz adam . [DS]|| ala göz, 1. H a fif açık, m avim si g ö z ; ela. 2. {ağız} C esur; yiğit. [DS] 3. Korkak.\\ ala gücük, {ağız} B aştan sa v m a; yarım . [DS]|| ala gün, {ağız} 1. Yazın y a rı bulutlu h a v a la r d a güneşin buluta girm esi ile olu şan g ö lg e ­ li haya. 2. Yarı açık, y a rı bulutlu hava. [DS]|| ala güneş, {ağız} Yarı güneşli, y a r ı g ö lg e li yer. [DS]|| ala kabak, {ağız} 1. S aksağan. 2. G üvercin irili­ ğ in d e siyahlı beyazlı b ir kuş. 3. P alam ut, m ısır y i­ y en ve sesler i taklit ed en b ir kuş. 4. A ğ açkakan . 5. B o ş b o ğ a z ; sözünde durmaz. 6. Serseri, işsiz g ü ç ­ süz; b o ş gezen . [DS]|| ala k ar, {ağız} Yarı karlı. [DS]|| ala k ara, {ağız} 1. D ev e yününden dokunan kilim. 2. H ile; kötülük. [DS]|| ala k arga, {ağız} 1. S a k sa ğ a n ; {eAT} (aynı). 2. B o ş b o ğ a z ; a r a bozucu. [DS]|| ala karlı, {ağız} K a rların erim esi ile y e r y er a ç ık y e r le r i bulunan. [DS]|| ala keçi, {ağız} 1. Si­ y a h lı beyazlı k ıl keçisi. 2. A ra bozu cu ; bo şb oğ a z. [DS]|| ala kepir, {ağız} 1. Yarı aç, y a rı tok. 2. T aş­ lık, fu n d a lık y er. [DS]|| ala kır, {ağız} 1. S a çları y e ­ ni a ğ a rm a y a ba şla m ış adam . 2. S iyahlı beyazlı kır düşmüş s a ç sa k al. [DS]|| ala kırık, {ağız} 1. Kurnaz, ş a k a c ı kişi. 2. Yasa dışı ilişkiden d o ğ a n ço cu k ; piç. [DS]|| ala kış, {ağız} Az yağışlı, b o l g ü n eşli g eç e n kış. [DS]|| ala kilim, {ağız} R en kli k eç ed e n y a p ılm a yaygı. [DS]|| ala koruk, {ağız} Yarı olm uş üzüm. [DS]|| ala kurı, {eAT} Az kurum uş; y a r ı kuru.| ala | kuru, {ağız} 1. (T op rak için) y a r ı tavlı. 2. Yan kuru y a rı yaş. 3. (Atların beslen m e şek li için) kim i z a ­ m an o tla m a kim i zam an d a kuru y em ile. [DS] 1 ala 1 kuş, {ağız} 1. P a la v r a c ı; y a y g aracı. 2. B a ş örtüsü. [DS] 3. {eAT} Tavus kuşu .j ala kuşak, {ağız) G ök | kuşağı. [DS]|| ala kuşluk, {ağız} Ö ğleden ö n cek i zam an. [DS]|| ala palaz, {ağız} G ag ası v e a y a k la n y en i kırm ızılaşm aya ba şla m ış k ek lik yavrusu. [DS]|| ala pilav, {ağız} M ercim ek ve p irin çle y a p ıla n bir tür p ila v . [DS]|| ala sarık, {ağız} K ötü; d ö n ek adam . [DS]|| ala seme, {ağız} Yarı uyur y a rı uyanık; uyku­ dan gürültüyle uyanıp sersem leşm e hâli. [DS]|| ala sığırcık, {eAT} -*■ alaca sığırcık.|| ala sulu, {ağız} 1. (M eyve için) ham ile olgun arası, y a n olgun. 2. İyi p işm em iş; y a r ı sulu yem ek. 3. Uluorta, yersiz söz söyleyen . [DS]|| ala tavuk, D a ğ la r d a y a şa y an bir çeşit kuş.| ala tenlü, {eAT} A b ra ş.| ala ton, m | | A la ca giyim. [Mühennâ]|| ala torba, {ağız} Ç eşitli ren kte yü n lerden dokunan sap lı torba. [DS] alaJ, [ala] {eT} zf. 1. Acele etmeden; yavaş. [DLT] 2. ünl. {ağız} Şaşma ve hayret bildirir. [DS] S ala ala, {eT} 1. Yavaş yavaş. 2. Toplu y a p ıla n işlerd e birlik

ALA
ve h ey ecan uyandırm ak için söylen en tekerlem e (a la a la hey!). 3. Gürültülü, şam atalı, eğ len celi toplantı.\\ Ala ala bey! a rgo, {ağız} “Yuha" a n la ­ m ın da kullanılır. ala4, -a ’i [Ar. ‘ âlâ p-'İIp] (a lâ :) {OsT} is. Rütbece yük­ seklik; yücelik; şeref; şan. a lâ ü ’d-devle, a lâ ü ’d-din ala5, [Far. ely > âlâ ^T] (â :lâ :) {OsT} sf. Kirleten. ala6, [Ar. ely > âlâ ^T] (â :lâ :) {OsT} is. Bahşişler; ihsanlar. 2. Nimetler; yiyecekler. ala7, [Ar. ‘alâ / ale / aley (a lâ .) {OsT} zf. Üzere; üzerinde; üzerine. S alâ bahtek, {OsT} Şansının g etird iğ in e; bahtın a.| alâ ceryi’l-âde, {OsT} A lı­ | şılm ış b içim d e; â d e t olduğu gibi. | alâ eyyi-hâl, | {OsT} H er n asıl o ls a ; h er h â ld e .| alâ hâlihi, {OsT} | Olduğu g ib i; b ir d eğ işik lik olm aksızın. | ala hide, | {OsT} T ek b a şın a ; a y rıca .| alâ k adri’l-hâl, {OsT} | D urum a g ö r e ; durum ve o la n a k derecesinde.\\ ala k ad ri’l-imkân, {OsT} O lan aklar ölçü sü nde]] alâ k ad ri’l-istitâa, {OsT} E linden g eld iğ in ce; gücü y ettiğ i k a d a r .| alâ kadri’l-kifâye, {OsT} E lv erişli­ | lik ölçüsünde.^ alâ k adri’t-tâka, T akat yettiğin ce. | | alâ kavi, {OsT} (Birinin) sözü n e g ö r e ; iddiasın a g ö r e .| alâ kavlin, {OsT} Söylendiğine g ö r e ; sö y len ­ | tiye d a y an arak .| alâ kil’et-takdireyn, î k i s e ç e n e k ­ | ten h er birin e g öre. | alâ küll-i hâl, {OsT} N e şe k il­ | d e olu rsa olsun; olduğu k a d a r ; şö y le veya böyle. | | alâ küll-i şey’in kadîr, {OsT} H er şe y e giicü y eten ; A llah .| alâ melei’n-nâs, {OsT} H erkesin için de; | h erkesin k arşısın d a ; a ç ık olarak. | alâ m erâtibi| him, {OsT} M ertebelerin e g ö r e ; rü tbe sıra sı ile; dü zeye g ö re. | alâ rivâyetin, {OsT} Söylentiye g ö r e ; | rivayet ed ild iğ in e g ö re. | alâ tarîk i’l-icmâl, {OsT} | K ısa lta ra k ; ö zetley erek.| alâ tarîk i’l-istidlâl, {OsT} | Ç ağrışım y o lu ile ; dedüksiyon y olu ile ; kon sültas­ y on sistem i ile.\\ alâ tarîld ’l-istişhâd, {OsT} Tanık g ö s te r e r e k .| alâ tarîk i’l-kıyâs, {OsT} k a rşıla ştıra ­ | r a k ; kıyas y o lu ile.\\ alâ tarîk i’l-kinâye, {OsT} A sıl a m a cı g iz ley erek ; kin aye y o lu ile .| ala tarîk i’l| münâvebe, {OsT} N ö b etleşe re k .| alâ tarîk i’ş-şe| hâde, T an ıklık yolııyla.\\ alâ tarîk i’t-tevil, {OsT} B a ş k a türlü a çık la m a y a ç a lış a r a k ; tevil ed erek . | | alâ tilke’ n-niam, B u nim etlerin k arşılığ ın d a .| alâ | vechi, {OsT} Ü zere.| ala vechi’l-icâz, {OsT} K ıs a ­ | ca ]] alâ vechi’l-ihâta, {OsT} İçin e a lm a k üzere; için e a la c a k su rette; k a p s a m a k kaydıyla.\\ alâ vechi’l-isticâl, {OsT} A cele şe k ild e; ivedi o la ra k]] alâ vechi’l-tafsil, {OsT} Ayrıntılı o la r a k ; inceden in cey e.| alâ vechi’l-tedkîk, {OsT} A raştırm a, in ce­ | lem e yolu yla]] alâ vefk, Uygun olarak. alabacak, -ğı [ala+bacak] is. Bacaklarında beyaz le­ keler bulunan at. alabalık, -ğı [ala+balık] is. zool. Alabalıkgillerden 20 ile 100 cm boyunda 1 ile 25 kg. arasında deği­ şen, daha çok yüksek yerlerdeki akarsulara üremek

Ö

I İ M

I Ü

l C î S

İ M

.

için giden, kemikli ve lezzetli bir balık türü, (Salm o trutta). alabalıkgiller, [ala+balık-gil-ler] is. zool. Sırt yüzge­ cinin arkasındaki yağ dokusundan ikinci bir yüzgeç çıkan, tatlı sularda üreyip bazı türleri denizlerde yaşayan kemikli balıklar familyası, (Salm onidae). albana, [Yun. alamana] is. - * alamana, alabanda, [İt. alla banda oJal"i!T] ( a la b a ’nda) is. 1. Gemilerin borda kaplamalarının içte kalan kısmı. 2. Geminin yan topları ile yaptığı atış. 3. Gemi düme­ ninin sağ ya da sol tarafa alabildiğince kırılması. 4. argo. Azarlama; paylama. 5. argo. Çok ilgi duyan kimse; askıntı. 6. a rgo. Yakınlık; yakınlık kurma. S alabanda ateş, S avaş g em ilerin d e yaln ız bir y a n d a k i topların a teş etm esi; m eze b o r d a ateş]] alabanda etmek, D üm eni tam s o la (iskele) veya tam s a ğ a (san cak) kırm ak. | alabanda iskele, G e­ | minin b a şı tam s o la d ö n e c e k şe k ild e düm en e ba sm a kom utu.| alabanda olmak, argo. 1. Askıntı olm ak. | 2. D üşkünlük gösterm ek]] alabanda sancak, D ü­ m eni gem inin b a ş tarafı sa ğ a d ö n ec e k şe k ild e bas komutu. | alabanda verm ek, argo. G özdağ ı v er­ | m ek, kuru gürültü ile korku tm ak]] alabanda virmek, {eAT} G öz d a ğ ı verm ek; kuru gürültü ile k o r­ kutm ak]] alabanda yemek, a rg o. İyi b ir şek ild e a za rlan m a k,| alabandayı çekmek, argo. A ğır bi­ | çim d e a zarlam ak]] alabandayı yemek, a rgo. Ağır b içim d e azarlan m ak. alabanı, [Yun. alamanos] {ağız} sf. 1. Açık kalpli. 2. Cömert. 3. zf. Erkekçe; mertçe. [DS] alabaş, [ala+baş] is. bot. Kuzey Avrupa’da hemen her mevsimde yetiştirilebilen, yapraklarının şişkin yerleri yenilen turpgillerden bir lahana türü, (B ross ic a o le ra c ea ). alabildiğine, [al-a+bil-diği-ne] zf. 1. Bir eylemin ve niteliğin çok fazla olduğunu bildirir; aşırı derecede. 2. Kendini tutmadan, alabora, [İt. albura (yukarı kaldır)\ ( a la b o ’ra) is. dnz. 1. Yukarı kaldırmak işi. 2. Geminin yan yat­ ması. 3. Bir teknenin ters dönerek batması. 4. Bir serenin yatay durumdan düşey duruma getirilmesi. 5. Selam için filika kürelerinin yukarı kaldırılması 6. Balık toplamak için dalyan ağının yukarı alın­ ması. 7. m ec. Yolunda giden bir işin bozulması, aksaması. "5 alabora etmek, 1. G em iyi batırm ak. «R ü zgâr tekneyi a la b o r a etti.» 2. m ec. Ters çev ir­ m ek, b o z m a k . K redin in g ec ik m esi işletm eyi a la b o r a etti. | alabora olm ak, Ters çev rilm ek; devrilm ek. | alaborina, [İt. alla borina] ( a ’lab orin a) zf. dnz. Yelkeni rüzgâra yaklaştırarak, alabros, [Fr. â la brosse] is. Fırça gibi dik kesilmiş saç biçimi. alaca, [ala-ca 4-1 / 4=r‘sll / 4s-'s!T / 4 -î] sf. 1. Açıklı koyulu çok sayıda desenleri, renkleri birbirine ka­ rışmış; karışık renkli; tek renkli olmayan. 2. Esas

G M 1 R S M .1 8 7

A LA

zemin rengi üzerinde beyaz veya beyaza yakın be­ nekleri bulunan. 3. {eAT} İki yüzlü; münafık. 4. is. Açıklı koyulu çubuk çubuk dokunmuş kumaş veya kilim. 5. Bitki yapraklarında görülen beyaz lekeler. 6. Avcıların kullandığı karışık renk ve desenlerin bulunduğu bir pusu örtüsü. 7. m ec. Kötü huy; iki yüzlülük. 8. {ağız} Üzüme düşen ben. [DS] 9. {ağız} Sıraca hastalığı. [DS] 10. {ağız} Çiçek bozuğu yüz; çopur. [DS] 11. {ağız} Tahta parmaklıklı bostan, bahçe ve ağıl kapısı. [DS] 12. {ağız} Hastahane. [DS] S alaca aş, {ağız} P irin ç ve bulgurdan y a p ı­ lan bir tür pilav. [DS]|| alaca avı, A vcıların a la c a adını verdikleri örtü k u lla n ılarak y a p ıla n bıldırcın veya k ek lik avı. | alaca bakla, {ağız} B ir tür börü l­ | ce. [DS]|| alaca balıkçıl, zool. S a z lık la rd a yaşayan , üzerinde siy ah beyaz b e n e k ler bulunan, kül rengin­ de, y a k la ş ık elli san tim etre boyu n da b ir b a lık çıl türü, (Ardeolaralloides).\\ alca bandak, {ağız} Ya­ rım y a m a la k ; tek tük; seyrek. [DS]|| alaca basm a, {ağız} Ç o k ren kli b ir tür basm a. [DS]|| alaca bay­ kuş, zool. Ç oğunlukla orm an larda, n adiren d e in­ sanların bulunduğu o rtam lard a eski, terk edilm iş y ıkık lıkla rd a yaşayan , g e c e le r i kem irg en leri a v la ­ y a r a k beslen en , tüyleri a la c a lı kızıl ile kül ren gin ­ de, tarım a fa y d a lı iri bir baykuş türü (Strix aluco).\\ alaca bayrak, im p a ra to rlu k dön em in de hüküm da­ rın m uhafız birliklerin den olan kapıku lu sü v arile­ rinden s o l ulufeciler, s o l g a r ip le r ve s a ğ g a rip lerin g en el a d ı.| alaca belece, {ağız} S iy ah la bey az k a r ı­ | şık yer. [DS]|| alaca belece görm ek, {ağız} B u lan ık gö rm ek ; g örd ü klerin i iyi seçem em ek. [DS]|| alaca bulaca, R en kleri k a rm a k a rışık olan. | alaca çorap, | E ld e örülm üş ç o k ren kli uzun yün çorap.\\ alaca çorba, {ağız} B ulgur ile m ercim ekten y a p ıla n ç o r ­ ba. [DS]|| alaca dizi, oyu n ların da kadın ve e r k e k karışık o la r a k dizilme.\\ alaca düşmek, 1. (M eyve için) olgu n laşm aya b a şla m a k ; a r a d a b a z ıla rı veya bazı tan eleri olgu nlaşm ış bulunm ak. 2. (K a r için) erim eye başlamak.\\ alaca esnafı, A laca türü kum a­ şı dokuyan veya satan k işiler; alacacılar.\\ alaca güneş, {ağız} Güneşin a ğ a ç y a p ra k la r ı arasın dan süzülm esi ile y a rı aydın lanan y er. [DS]|| alaca kar, {ağız} K arın y e r y e r erim esi ile oluşm uş aklı k aralı görün en yer. [DS]|| alaca karanlık, 1. S a b a h ve akşam vakitlerin deki y a r ı aydınlık, y a rı karan lık. 2. g ö k b. Güneşin ufuk çizgisinden 18° a şa ğ ıy a indiği zam an ; çıp la k g ö z le ç o k z a y ıf yıldızların görün dü­ ğü zam an .| alaca k arga, {eAT} {ağız} zool. S a k sa ­ | ğan. [DS]|| alaca karşılam a, K adın e r k e k birlikte oynanan k a rşıla m a türü oyunlar. | alaca m erm er, | Ufalanm ış deniz hayvanı kab u kların d an m eydana gelm iş b ir ç eşit m erm er.| alaca serçe, {eAT} İsp i­ | noz,| alaca sığırcık, {eAT} Ç ek irg e ile beslen en b ir | tür s ığ ırcık kuşu. \ alaca tane, B ulgur ve m ercim ek­ | le y apılm ış b ir p ila v türü. | alaca tav, {ağız} Ç ok | kurumuş to p rak tavı. [DS] alacak, -ğı [al-acak] is. 1. Hak edilmiş fakat henüz

ele geçmemiş mal veya para; karşı tarafın borcu. 2. Biçilmiş ekin demetlerini yerden kaldırıp yükleme­ ye yarayan üç çatallı araç. 3. {ağız} Ağaçtan meyve toplamaya yarayan ucu çatallı sırık. [DS] 4. sf. Satın alınması veya alınması gereken. P az ard an a la c a k ­ larım bitm edi. A la c a k listesini kaybetm iş. S alaca­ ğı olmak, 1. B irin den a la c a k p a r a s ı o lm a k ; a la c a k ­ lı olm ak. 2. m ec. Öciinü a la ca ğ ın ı tehdit y ollu ifa d e etme. 3. H erh an g i b ir n eden le ilcramı k ib a r c a r e d ­ detm ek veya so n ray a bırakmak.\\ alacağına şahin vereceğine k arga, A la cak la rın ı iyi takip edip g ü ­ nünde tahsil eden, borçların ı d a mümkün olduğu k a d a f erteley eb ilen kişi. | alacağına tutm ak, B ir | bo rcu aynı kişiden olan a la c a ğ ın a k a r şılık saym ak, m ahsup etmek.\\ alacağını almak, 1. H a k ettiği p a ­ r a vey a m alı alm ış olm ak. 2. m ec. Azarlanmak.\\ alacak verecek meselesi, A n laşm azlık hâlin d eki b o rç konusu. alacaklı, [al-a-cak-lı] is. ve sf. Birinden alacağı olan kimse; kendisine borçlu olunan kişi; mukriz; ödünç veren. 0 alacaklı çıkmak, (K arşılıklı o la r a k b ir ­ b irleri ile ilgili a la c a k ve borçların ın dökümünü y a p a n iki kişi için) birinin d iğ erin den a la c a ğ ı k a lm ak. | alacaklı olmak, B irin de a la c a ğ ı bulunm ak. | alacalam a, [ala-ca-la-ma] is. Alacalamak işi; alacalı hâle getirme. alacalam ak, [ala-ca-la-mak] gçl. f . [ - r ] [-l(ı)-y o r] Renk renle boyamak; alacalı hâle getirmek, alacalandırm a, [ala-ca-la-n-dır-ma] is. Alacalandır­ mak işi. alacalandırm ak, [ala-ca-la-n-dır-mak] g çl. f . [-ır ] 1. Alaca bir durum kazanmasını sağlamak. 2. Alaca adlı veya nitelikli bir şeye sahip olmasını sağla­ mak. alacalanm a, [ala-ca-la-n-ma] is. 1. Alacalanmak işi. 2. Alaca bir şeye sahip olma, alacalanm ak, [ala-ca-la-n-mak] edil. f . [-ır ] is. 1. Alaca hâle getirilmek. 2. dönşl. Eşyanın üzerinde pul gibi lekeler belirmek. 3. (Kar için) yer yer eri­ yip alacalı hâle gelmek. 4. Alaca bir şeye sahip ol­ mak. alacalatm a, [ala-ca-la-t-ma] is. Alacalatmak işi, alacalatm ak, [ala-ca-la-t-mak] gçl. f . [-ır ] Birine bir şeyi alaca hâle getirtmek, alacalı, [ala-ca-lı] sf. 1. Karışık renkli. 2. Üzerinde beyaz lekeler bulunan. 3. m ec. (Düşünce için) yete­ ri kadar açık olmayan; bulanık ve karışık. 4. {ağız} Cümbüşlü. [DS] 5. is. Alaca renkli pamuklu doku­ ma. 0 alacalı bulacalı, B irbirin i tutmayan k arm a k arışık ren k lerle süslenm iş.| alacalı karpuz, Üstü | a la ca lı, kalın kabuklu, o v a l ve lezzetli b ir karpuz türü. alacalık, -ğı [ala-ca-lık ^ 4=-‘ıfT] is. 1. Alaca olma durumu; çok ve karışık renklilik; alaca olan şeyin niteliği. 2. Akşam karanlığı. 3. m ec. {eAT} İki yüz­

ALA

O llf f ltI Ü M îS ö M .1 8 8
alafakı, [? alafakı / Ali Fakih ?] {ağız} is. Bir işin ustası; uzman. [DS] alafalm ak, [alaf-al-mak / alaf + al-mak ?] {ağız} gçsz. f . [ -ır ] 1. Kızmak; öfkelenmek. 2. Telaşlan­ mak; heyecanlanmak. 3. Zor duruma düşmek; başı dara gelmek. [DS] alafat, [Ar. ‘ alâmet] {ağız} sf. Şaşılacak kadar büyük; çok büyük. [DS] alafdar, [Ar. a’lâf (ot, sam an ) + Far. -dâr jİJi^Ut] {ağız} is. Her tür hububat satıcısı; zahireci, alafır, [Yun. agnafos ?] {ağız} is. 1. Terbiye edilmiş fakat boyanmamış deriden yapılan ayakkabı astarı. 2 . sf. Baştan savma; acele yapılan. 3. (Ekilen to­ hum için) seyrek çıkan. 4. (Toprak için) az tavlı; yarı kuru. [DS] alaflam a, [alaf-la-ma] {ağız} is. Yüzde çıban şeklinde çıkan bir hastalık. [DS]

lülük; döneklik; hilekârlık. 4. Alaca adı verilen ku­ maşın dokuma ipliği. 5. {ağız} İlkbaharda karların erimesiyle tarlaların aklı karalı görülen yerleri. [DS] 6. {ağız} Ekilmiş tarlada tohumun yeşermediği yer­ ler. [DS] alacamenekşe, [ala-ca+menekşe] is. bot. Hercâi me­ nekşe. alacasan sar, [ala-ca+sansar] is. z oo l. Kuzey Ame­ rika ormanlarında yaşayan, koyu kahverengi postu gümüşi çizgili, genellikle kuş, sincap ve farelerle beslenen yırtıcı bir hayvan; Amerika sansan, (Mustelid ae) alacaş, [ala-ca + aş] is. Aşure, alacehri, [ala+ Ar. cehri <j^ r s (a la c eh r i:) is. bot. iî] Boyacılıkta sarı renk vermek için kullanılan çilekgillerden bodur bir ağaç (R esed a luteola). alacık, -ğı [eT. alak (kulübe) > alak-çuk > alaçu > ala-cık ^ IM ] is. 1. Basit yapıdaki bostan çardağı

alaflam ak1, [alaf-la-mak] {ağız} gçl. f . f - r ] [-l(ı)yor] veya hasır çadır. 2. Keçeden yapılmış Yürük çadın. Hayvanlara ot ve yem vermek. [DS] 3. Orman içindeki ağaçsız alanlar. 4. {ağız} Vücutta alaflam ak2, [alaf-la-mak] {ağız} gçl. f i [- r ] [-l(ı)-y o r] görülen çok küçük leke. [DS] 1. Alevlemek; tutuşturmak; ateşe vermek. 2. Kış­ alacuk, [ala(k)-cuk {eAT) is. -*■ alacık, kırtmak. [DS] alaçam , [ala+çam] is. 1. Bilinen kara çamın ıslahı ile alaflanm ak, [alaf-la-n-mak] {ağız} dönşl. f . [-ır ] 1. üretilmiş, el ayası büyüklüğünde alaca kabuk çat­ Kızışmak. 2. Tutuşmak; alevlenmek. [DS] laklan ile dikkati çeken bir çam türü (Pinus nigra). alaflı, [alaf-lı] {ağız} sf. 1. Alevli; ateşli. 2. Kızgın; 2. fo lk . Tokat dolaylannda, yalnız kadınlann veya öfkeli. 3. İstekli; arzulu. [DS] yalnız erkeklerin davul zuma eşliğinde oynadıkları alaflık, -ğı [alaf-lık] {ağız} is. 1. Ateşi kolayca yak­ bir oyun; yelleme, mak için kullanılan tutuşturucu şeyler. 2. Yorgun­ alaçu, [ala(k)-çuk] {eT} is. Alacık; çadır. [DLT] [Eluk gidermek için yenilip içilen şeyler. [DS] UTS] alafortanfoni, [alev örten huni] ( a l a f o ’rtanfoni) is. alaçuk, [ala(k)-çuk j j ^ ' ] {eAT} is. -*■ alacık, arg o. alay. Adının söylenmesi zor ve karmaşık şey. alaçulanm ak, [alaçu-la-n-mak] {eT} dönşl. f . [-u r] alafranga, [İt. alla-franca] ( a la fr a ’nga) sf. 1. Avrupa Çadır edinmek. [DLT] tarzında; Avrupa üslûbunda. 2. is. Batı tarzında ve aladı, [Gagavuz, alat ? => alad-ı [TİETZE] / Uyg. terbiyesinde yetişmiş kimse. 3. Züppe; Avrupa tak­ aldıra-mak ( a c e le etm ek) [T.Tekin]] {ağız} is. 1. litçisi. S alafranga müzik, B atı müziği. | alafran­ | Acele; ivedi; çabuk. 2. İlk ürün. [DS] S aladı et­ ga nal, Oluklu ve iki p a r ç a lı nal. | alafranganın | mek, A c e le etm ek. | aladı gelmek, A ce le y e g e l­ | bebesi, Toy ve bilgisiz. | alafranga saat, Bugün | m ek.,| aladı şappak, Ç ok a c e le ; çabu cak. | kullandığım ız b ir günü 2 4 s a a t k a b u l eden ve g e c e aladım ak, [alad-ı-mak] {ağız} gçsz. f . [- r ] Acele et­ y a rısı ba şla y an s a a t sistem i. | alafranga tuvalet, | mek. [DS] K lozetli tuvalet. aladlam ak, [alad-la-mak] {ağız} gçsz. f . [ - r ] [-1(0alafrangacı, [alafranga-cı] is. Alafranga tarafları oy o r ] Acele etmek [DS] lan. aladu, [alad-ı > alad-u j ^ l ] {eAT} zf. Acele; ivedi. alafrangacılık, -ğı [alafranga-cı-lık] is. Alafranga ta­ alaf1, [alav > alev / alaf] {ağız} is. Alev, sıcaklık, araftarı olma. teş. [DS] S alaf getirmek, {ağız} Suyu çekilm ek; alafrangalaşm a, [alafranga-la-ş-ma] is. Alafranga y a n kurumak. [DS] yaşayışı benimseme, alaf2, [Ar. elf (bin) > âlâf ei'slT] (a :la :f) {OsT} is. Bin­ alafrangalaşm ak, [alafranga-la-ş-mak] dönşl. f i [-ır ] ler. Batı tarzı yaşamaya başlamak, a ’laf3, [Ar. ‘alef > a’lâf os^UI] (a la :f) {OsT} is. 1. Ot alafrangalık, -ğı [alafranga-lık] is. Avrupa adet ve ve saman gibi kuru hayvan yemi. 2. Otlar; saman­ lar. alafa, [Yun. agnafos] {ağız} is. Sumaklanmış, henüz işlemi tamamlanmamış deri. [DS] geleneklerini benimseyip onları taklit ederek yaşa­ ma. alafransez, [Fr. à la française] {ağız} zf. Fransız yön­ temiyle. [DS]

ruHHRCEM.189
alag, [Gürcü, alagi] (ağız} is. Tepelerde rüzgâr gören açık yerler. [DS] alaganta, [ala + ? > alaganta] (ağız} is. Domates. [DS] alagarson, [Fr. à la garçon] sf. (Saç için) oğlan çocu­ ğu gibi çok kısa kesilmiş, alageyik, -ği [ala+geyik] is. Çatallı boynuzlu ve sırtı benekli geviş getiren bir yaban hayvanı; sığın (Cervus dam a). alagrek, -ği [Fr. à la grecque] sf. (Sakal için) Yunan usulü. alağaz, [Yun. logas] {ağız} sf. Geveze; boşboğaz. [DS] alahazret, [Ar. ‘alâ hadret şahma hitap sözü, ala’if, [Ar. ‘alef > ‘alâ’if Uû ^U] (a lâ .if) {OsT} is. Ulûfeler. ala’ik, [Ar. ‘alâka5 > ‘alâ’ik (a lâ :ik , k kaim söylen ir) {OsT} is. İlgiler; bağlar; alakalar. S1 alâ’ik-i dünyeviye, D ünyaya ait b a ğ la r ; dünya iliş­ kileri. ala’im, [Ar. ‘alâmet > ‘ alâ’im ^’ Ut] (a lâ .im ) {OsT} is. Belirtiler; işaretler; izler; alametler. S alâ’im-i cevviye, {OsT} G ökyüzüne ilişkin o la y la r.| alâ’im-i | ruhiye, {OsT} P sik o lo jik b elirtiler; ru hî deliller.\\ alâ’im-i semâ, -► alaimisema.|| alâ’imü’s-semâ, alaimisema. alaimisema, [Ar. ‘alâ’im-i semâ (g ö k alâm etleri) el»*. (a lâ .im is em a :) {OsT} is. Güneşli ve {OsT} ünl. İran

ALA

alak3, -ğı [yal-ak / yalık / alak] {ağız} is. Kızana gelmiş köpek. [DS] alak4, [Ar. ‘alak jJu>] {OsT} is. 1. Pıhtılaşmış kan. 2. Döllenmiş yumurta. 3. Sülük. ® alak-ı dem, K an pıhtısı. | Alak Suresi, isi. K u r ’an -ıK erim 'in d oksan | altıncı su resinin adı. alak5, [Ar. ‘a lâ k j^ p ] (a lâ .k ) {OsT} is. Sakız, alaka, [Ar. ‘alâk (asm ak) > ‘alâka (a lâ :k a )

{OsT} is. 1. İki ve daha fazla şey arasındaki bağlı­ lık; karşılıklı ilgi. 2. Dikkat; tecessüs. 3. Duygusal bağ; aşk. 4. ed. Gerçek anlamdan mecaz anlama geçirme sebebi. S alâka-bahş, {OsT} İlg i çekici.\\ alaka beslemek, Sü rekli o la r a k ilgilenmek.\\ alaka çekmek, E traftan m era k e d ile r e k izlenmek\\ alâkad ârân , {OsT} - * alakadaran.|| alaka görm ek, K en ­ disi ile ilg ilen ilm ek; ra ğ b e t g ö rm ek ; itibar ed il­ m ek.| alaka göstermek, Yakınlık g ö s te r e r e k ilg i­ | lenm ek]] alakası kesilmek, İlg isi ve ilişkisi k a l­ m am ak .| (onun) alakası yok, (O na) a it değil, (onu) | ilgilendirm ez,| alaka toplam ak, E traftan m era k | e d ile r e k izlenm ek. | alaka uyandırm ak, E traftan | m era k e d ilere k izlenm ek]] alakaya çay demlemek, a rg o. B ah sed ilen konu dışın daki b ir konu a ra y a g irin ce bu sözün sa h ib in e “konum uzla ilgisi y o k a n lam ın d a " a la y etm ek.| alakayı kesmek, M üna­ | s e b e te son verm ek, görüşm em ek. alakadar, [Ar. ‘alâka + Far. -dâr _>b 4î^U] (a lâ :k a d a :r ) {OsT} sf. 1. İlgisi, ilişkisi bulunan. 2. is. Bir konuda söz hakkı bulunan kimse. S1 alak adar et­ mek, i . İlgilen dirm ek. 2. Ait olm a k .| alak adar ol­ | mak, 1. Y akınlık gösterm ek. 2. İlgilen m ek. 3. A şık olm ak. 4. B ir şe y le uğraşm ak. 5. B ak m a k alakadaran, [Ar. ‘alâka + Far. -dârân oljb <ü5U] (alâ :k a d a :r a ;n ) {OsT} is. Bir konuda, bir meslekte il­ gisi bulunanlar; ilgililer, alakalandırm a, [alâka-la-n-dır-ma] (a lâ .k ala n d ırm a) is. İki nesne veya kişi arasında bağ kurma, alakalandırm ak, [alâka-la-n-dır-mak] ( a lâ k a la n d ır ­ m ak) g ç l . f [ -ır ] 1. İlgilendirmek. 2. Aralarında bağ kurmak. alakalanm ak, [alâka-la-n-mak] (a lâ :k ala n m ak ) dönşl. f . [-ır ] 1. İlgilenmek; yakınlık duymak. 2. Bir şeyi çekici bulmak. 3. Gönül bağlamak, aşık ol­ mak. alakalı, [alâka-lı] (a lâ :k a lı) sf. 1. İlgili; ilgisi ve bağlantısı bulunan. 2. İstekli. 3. Bir işte söz sahibi olan, fi1 alakalı m akam , Yetkili v e ilgili m akam .| | alakalı m erci, Yetkili ve ilgili m akam . | alakalı şa­ | hıs, B ir işi yürütm ekle g ö rev li kimse]\ alakalı ze­ vat, B ir işi yü rü tm ekle g ö rev li kim se. alak arga, [ala+karga] is. zool. Kargagillerden kahve­ rengi, beyaz, siyah tüylü, kanat tüyleri parlak mavi, hemen her şeyi yiyen iri ve ötücü bir orman kuşu; kestane kargası; saksağan, (G arn ılu s g lan d ariu s).

yağmurlu havalarda, güneş ışığının yağmur damla­ cıkları tarafından kırılması ile meydana gelen ışık tayfı; alkım; ebemkuşağı; gökkuşağı, alajapone, [Fr. à la japonais] ( a ’lâja p on e) sf. Japon usulünde. -alak, [-al-ak / -elek] yap. e. 1. Fiil kök ve gövdele­ rinden sıfat yapar: y a talak , a s a la k (asıl-ak?). 2. Birbiri ardınca, sık sık veya sürekli yapılan iş ve hareket kavramı veren isimler yapar: çö k-elek, y a t­ alak, gez-elek. alak1, [ala-k j^JI] {eAT} sf. 1. Karışmış. 2. {ağız} Ka­ rışık tüylü. [DS] <3 alak belek, {ağız} 1. (G örm ek için) bu lan ık; karışık. 2. Ş öy le b ö y le; b e lli belirsiz; yarım y am alak. [DS]|| alak bulak, {eAT} {ağız} 1. A llak b u lla k; k arm a ka rışık ; a lt üst. 2. B u lan ık; si­ lik; h a y a l m eyal. [DS]|| alak bulak kılmak, {eAT} A llak bu lla k etm ek; d a rm ad a ğ ın etm ek .| alak fa| lak, {ağız} Yarım y a m a la k ; karm akarışık. [DS]|| alak m alak, {ağız} 1. B elli belirsiz; h a y a l m eyal. 2. Altüst; k arm akarışık. [DS] alak2, -ğı [? alak] {ağız} is. 1. Bataklık yer. 2. Bağ, bahçe kulübesi. 3. Köşk; bağ kulübesi. 4. İnişlerde kızağın hızım kesmek için önüne bağlanan takoz. 5. At eyeri. [DS]

ALA alakart, [Fr. â la carte] ( a ’lâkart) is. 1. Bir lokantada yemekleri listeden seçerek ve yemek türüne göre ayrı fiyat ödemek suretiyle yemek. 2. zf. Yemek listesinden seçerek, alakasız, [alaka-sız] (a lâ :k asız ) sf. 1. İlgisi ve bağ­ lantısı bulunmayan. 2. İsteksiz; merak duymayan; ilgisiz. 3. İhmal edilmiş, ilgilenilmemiş. 0 alaka­ sız kalmak, 1. İlgilen m em ek, çek im ser davranm ak. 2. K en d isi ile ilgilenen biri bulunm am ak. alakavi, [Ar. ‘alâkavî Sempatik. alakesa, [ala + Yun. kissa (saksağ an )] {ağız} is. Sak­ sağan. [DS] alakasızlık, -ğı [alaka-sız-lık] (alâ:kasızlık) is. İlgi­ sizlik, isteksizlik, akı kırmak, [ala (yans.) > ala-kır-mak] {eT} gçsz. f. [u r] 1. Haykırmak; bağırmak; çağırmak; gürültüye getirmek; ateşli konuşmak. [Gabain] [EUTS] 2. Ko­ nuşmak. [EUTS] 3. Düzensiz duruma düşmek. [EUTS] alakışmak, [ala (yans) > ala-kı-ş-mak] {eT} işteş, f . [u r] Bağrışmak; çağrışmak. [EUTS] alaki, [Ar. ‘alakî (alaki:, k kalın söylen ir) {OsT} sf. 1. Pıhtıya benzer; pıhtımsı. 2. Sülük gibi; sülüğümsü. alakiye, [Ar. ‘ alakiyye 4^iU] (alaki:ye, k kalın sö y le­ nir.) {OsT} is. zool. Sülükgiller. alaklamak, [alak-la-mak / arak-la-mak] {ağız} gçl. f . [ - r ] [-l(ı)-y o r] 1. Çalmak; aşırmak. 2. Karıştırmak; dağıtmak. [DS] alakmak, [alak-mak / yalak-mak] {ağız} gçsz. f . [-ır] 1. (Kancık köpek için) kızışmak; erkek istemek. 2. (Mide için) açlıktan sancımak; kazınmak. [DS] alakok, [Fr. â la couque (kabu k için de)] sf. (Yumurta için) kaynar suya atılarak bir kaç dakika sonra çı­ karılmak suretiyle dış tarafındaki akı biraz, içteki sarısı ise çok daha az pişmiş; rafadan, alaktırm ak, [alak-tır-mak] {ağız} gçl. f . [-ır ] 1. De­ dikoduyla ortalığı karıştırmak; ara bozmak. 2. Dö­ küp saçmak; dağıtmak. [DS] alaktırıcı, [alak-tır-ıcı] {ağız} sf. Ortalığı birbirine ka­ tan; ara bozucu. [DS] alakuduru, [ala+kudur-u] {ağız} sf. Baştan savma; üstünkörü. [DS] alakuru, [ala+kum] {ağız} sf. 1. (Toprak için) yarı tavlı; alatavlı. 2. Yarı kuru, yarı yaş. 3. (Atın bes­ lenme biçimi için) kışın hem yayılarak hem de sa­ man yiyerek. [DS] alakuş1, [ala+kuş] {eÂT} is. Tavus kuşu. alakuş2, [ala+kuş] {ağız} sf. Yaygaracı; palavracı. [DS] alaküllihal, -li [Ar. ‘alâ külli hâlin k iilli-h a:l) {OsT} zf. Her hâlde.
JS "

ÛIÜMIÜİÇEIM.
a ’lal, [Ar. ‘illet > a'lâl bepler. 2. Hastalıklar, alala, [Far. 'alâlâ V5U] {OsT} is. Bağrışma, alalam a, [ala-la-ma] is. Alalamak işi; kamuflaj, alalam ak, [ala-la-mak] gçl. f . [- r ] 1. Boyayarak, üzerine çeşitli leke ve çizgiler yaparak eşyanın gö­ rünüşünü değiştirmek; alalı hâle getirmek. 2. Ne olduğu uzaktan anlaşılamayacak biçimde bir eşya­ nın üzerine değişik renklerde çizgi veya şekiller yaparak gizlemek; kamufle etmek, alalanm ak, [ala-la-n-mak] d ö n ş l.f. [-ır ] 1. Alalı hâle gelmek; alalı bir görünüm almak. 2. (Dağlardaki kar için) yer yer erimek, alalı, [âla > âla-lı] (a :la lı) {eT} s f 1. Abraş; alaca tenli. [Mühennâ] 2. {ağız} Çeşitli; karışık. [DS] alalık, -ğı [ala-lık jJ^T] is. 1. Ala olma durumu; ala­ calık. 2. Ala; ala olan şey. 3. {eAT} Bulanık görme hastalığı. 4. {eAT} Alacalık, alalm ak, [al-ar-mak / al-al-mak ji'sH] dönşl. f. [-ır] 1. {ağız} Al renk kazanmak; kızarmaya başlamak; alarmak. [DS] 2. {eAT} Renkten renge girmek; bo­ zulmak. 3. {eAT} Alacalanmak, alalm an, [Fr. â l’allemand] (a'lâlm an ) zf. Alman yöntemine göre, a ’lam, [Ar. ‘alem > a’lâm f ^ l ] ( a ’lâ:m ) {OsT} is. 1. Belirtiler; izler; işaretler. 2. Bayraklar, sancaklar. 3. Yüksek dağlar. 4. Bir milletin ileri gelenleri. 5. Özel isimler. alarm, [Ar. elem > âlâm (a :lâ :m ) {OsT} is. Ke­ derler; ıstıraplar; üzüntüler. 0 âlâm -ı llkr, {OsT} F ikrin üzüntüleri.| alam -ı gurbet, {OsT} Yurdun­ | dan u zak kalışın a cıla rı. | âlâm u askam , {OsT} | Üzüntüler v e h astalıklar. alam a, [al-mak > al-a-ma] {ağız} is. 1. Elle tutulup atılabilecek büyüklükte taş parçası. 2. Sert ağaçtan yapılma, gece gezerken elde taşman sopa; cop. [DS] alanı aç, -cı [ala-maç ?] {ağız} is. 1. Yüksek alev; çalı, ot ateşi. 2. Yarısı yanmış odun parçası. [DS] Alam an, [İt. alamanno] is. Alman, fi3 Alaman çıpla­ ğı, B ir tür tabanca. alam an, [ala-man ?] {ağız} sf. 1. Büyük; iri; koca­ man. 2. (Koyun, inek, öküz vb. için) alaca renkli. 3. (Koyun için) her kuzuya süt veren. 4. is. Çökelekle karışık peynir. [DS] alam ana, [İt. / Yun. alamana ?] ( a la m a ’na) is. 1. dnz. İki veya üç direkli, yük taşımak veya balıkçı­ lık yapmak için kullanılan yelkenli tekne. 2. {ağız} Alamana ağı. [DS] 0 alam ana ağı, İk i tekne tara­ fın d a n ç e k ile r e k kullanılan, uzunluğu 200-250 ku­ laç, d erin liğ i d e 7-75 k u laç olan ba lık çı ağı. atam anda, [İt. alla banda (düm eni sonu na k a d a r ç e ­ vir) > alamanda] {ağız} is. 1. Hiddetli azar; payla­ ma. 2. Komut. [DS] (a -lâ :l) {OsT} is. 1. Se­

(a lâ :k a v i:) {OsT} sf.

(a lâ :-

H

H

K

K

iU m

U

.

ALA

alam am , [? alamam] {ağız} zf. Erkekçe; mertçe. [DS] alam arga, [İt. a rimorchio] ( a ’lam arg a) is. dnz. Y e­ değe alıp çekmek, alam at, [Ar. ‘alâmet > ‘alâmât o U }U ] (a lâ .m a .t) {OsT} is. İzler; belirtiler; işaretler; alametler; nişan­ lar. alame, [Ar. ‘alem (iz) > ‘alâme <l»}U] (a lâ :m e) {OsT} is. Nişan; iz; işaret; belirti, alameleinnas, [Ar. ‘alâ (üstüne) + mele’in-nâs ^Lül s^iU] (a lâ :m elein n a:s) zf. Herkesin gözü önünde. alameratibihim, [Ar. ‘alâ (üzere) + merâtibihim (_ s1p (a lâ :m era:tib ih im ) zf. Mertebelerine göre, alamet, [Ar. ‘alem (iz) > ‘alâmet c~«5U] (alâ:m et) {OsT} is. 1. İz; nişan; belirti; işaret. 2. Bir nesnenin ya da kimsenin tanınmasını sağlayan özellikler. 3. Bir fikri veya inancı temsil eden şey; sembolik bi­ çim. 4. isi. Bir şeyin olacağını önceden haber veren olağanüstü işaret ve olay. 5. İmparatorluk döne­ minde padişahın imzası sayılan tuğra. 6. sf. Şaşıla­ cak kadar büyük; kocaman; iri. t? alam et eylemek, {OsT} İşa re t verm ek.| alâm et-i farika, {OsT} Satışa | sunulan b ir m alı d iğ erlerin d en ayırm aya y a ra y an işaret veya resim ; m arka .| alâmet-i mümeyyize, | {OsT} Ayırt ed ici özellik.\\ alâm et-i sadâret, {OsT} H üküm darlığın mührü o la n sa d ra z a m lık işareti; mühr-ü hümâyun.\\ alâm et-i şerîfe, {OsT} P ad işa h tuğrası. | alam et kıyamet, Ç o k büyük; aşırı. | alamık, -ğı [ala-mık] {ağız} is. Rüzgârlı havada gü­ neşin bulutlar arasına girip çıkması ile oluşan az açık hava. [DS] aleminas, [Ar. ‘alâ (üstüne) + mele (çokluk) + ‘innâs (insan)] (a lâ m elein n a :s) {ağız} zf. Herkesin gö­ zü önünde. [DS] alaminüt, [Fr. â la minute] sf. ve zf. Çarçabuk, bir çırpıda hazırlanan; dakikalık; şipşak, alamsız, [alam-sız ?] {ağız} sf. Habersiz; ansızın. [DS] alamuk, -ğu [ala-muk] {ağız} is. - * alamık. [DS] alan1, [al-an] sf. 1. Alma işini yapan; alıcı. 2. Alacak olan. S alan palan, {ağız} 1. Yer y e r ; p a r ç a p a rç a . 2. Yılbaşında, ço cu k la rın ev ev d o la ş a r a k y iy ec e k toplam a âdeti. [DS]|| alan talan, D arm adağınık, altı iistüne getirilm iş. | alan talan etmek, 1. Yağ­ | m alam ak; kapışm ak. 2. Yağm alanm ış g ib i k arm a karışık h â le g etirm ek ; altüst etm ek. | alan talan | olmak, (Yer için) k arm a k a r ış ık h â le g etirilm ek. alan2, [eT. alan > alan o"i!T / il^T] is. 1. Açık, düz ve geniş arazi; düz ve açık yer; düzlük; meydan; saha. 2. Dağlar veya diğer doğal engeller arasındaki ge­ niş ve açık düzlükler; ova; yayla; koyak; plato. 3. Yerleşim birimlerinde binalarla çevrili kamuya ait geniş boşluklar; meydan; açıklık; agora. 4. Futbol

benzeri spor karşılaşmalarının yapıldığı, kendileri­ ne göre belirli ölçüleri bulunan geniş oyun yeri; saha. 5. Geometrik şekillerin yüzey ölçüsü. 6. m ec. Belli bir meslek veya ihtisas kapsamı. E d ebiy a t a la n ın d a ilerlem ek istiyor. 7. Bir kişi veya kurulu­ şun yetki ve sorumluluğu içinde bulunan iş. P olisin g ö r e v ala n ı için d e olduğundan ja n d a r m a k arışm a ­ dı. 8. {ağız} Orman içindeki açık ve ağaçsız yer. [DS] 9. Fotoğraf makinesi, dürbün gibi araçlarda objektiften bakıldığında görülebilen bütün noktala­ rı içine alan uzay parçası. 10. {ağız} İki tarla arasın­ daki sınır. [DS] 11. {ağız} Kır; ova. [DS] 12. {ağız} Dışarı; açık; ortalık yer. [DS] 13. {ağız} Çayır; çi­ menlik. [DS] 14. {ağız} Ufuk. [DS] 15. {ağız} Ekin tarlalarında tohumun bitmediği yerler. [DS] S alanda kalmak, {ağız} A çıkta kalm ak. [DS]|| alan yazı, {eT} D üz ova. [DLT]|| alan korkusu, A çık a la n la rd a ve k a la b a lık m ey d an lard a bulunm aktan do ğ a n ru h sal b ir rahatsızlık; a g o r a fo b i. | alanlar | kanunu, Güneş etrafın d a dönen g ez eg en leri g ü n e­ ş e b a ğ lay a n ışın eşit z am an lard a eşit a la n la r sü pü­ rür. | alan örneklemesi, İstatistik verilerinin doğru | derlen diğ in i d en etlem ek için y ap ılan ö z e l bir d en etim. | alan savunması, B asketb old ü h e r oyuncunun | ken d i a la n ı için deki ra k ip oyuncuyu b a sk ı altın da tutm asına dayan an b ir oyıın taktiği. alancık, -ğı [alan-cık] {ağız} is. Küçük düzlük. [DS] alang, [alan] (alan) {eT} sf. Zayıf; arık. [Clauson] alangadm ak, [alan-ad-mak] (alah ad m ak) {eT} gçl. f i [-u r] Zayıflamak [Gabain] alangadturm ak, [alan-ad-tur-mak] (alanadturm ak) {eT) gçl. fi. [-u r ] Arıklattırmak; zayıflatmak; dü­ şürmek. [EUTS] [Gabain] alangır, [alan-ır] (alanır) {eT} is. Tarla faresi; geleni. [DLT] alangız, [alan-ız / alan-ız] {ağız} sf. Yaramaz; mızık­ çı. [DS] alangle, [Fr. â l’anglais] ( a ’lân gle) zf. İngiliz yönte­ miyle. alangumak, [alan-u-mak] (alahum ak) {eT} gçsz. f i [r ] Yorulmak. [Gabain] [EUTS] alangurm ak, [alan-u-r-mak] (alahu rm ak) {eT} gçl. f i [-u r] Yormak; zayıflatmak arıklatmak; güçten dü­ şürmek. [EUTS] [Gabain] alanî, [Ar. 'alâniyet (m eydanda olm a) > ‘âlânı ^^U-] (a lâ :n i:) {OsT} sf. Açıkça; herkesin gözü önünde; meydanda. alaniyet, [Ar. ‘alâniyet o.o'iU] (a lâ :n i:y et) {OsT} is. Bir şeyin açık ve görünür olması; meydanda oluşu; gizli olmaması durumu. alaniyeten, [Ar. ‘alâniyeten Â*s5U] (a lâ :n i:y e ’ten) {OsT} zf. Açıkça; ortalıkta, alantin, [Yun. amanitis] {ağız} is. bot. Beyaz renkte yenebilir bir tür mantar. [DS]

ALA alantoit, [Fr. allantoide] sf. 1. (Mantar sporları için) uçları yuvarlak ve kıvrık silindir şeklinde. 2. is. biy. Gelişmiş omurgalılardaki embriyon eklentisi, alantopu, [alan+top-u] is. spor. Tenis, alanyari, [Yun. alanyaris] (a la n y a :ri:) sf. 1. Külhanbeyce. 2. Şık ve küstah (?). 3. is. Köçek (?). alanyazı, [alan+yazı] {ağız} is. Göz alabildiğine uzanan geniş düzlük; ova. [DS] alaportekiz, [İt. alla portughese] ( a ’lâportekiz) zf. 1. Portekiz yöntemiyle. 2. dnz. İki halatı ince bir iple birleştirerek. alapşap, [yalap+şap / alap+şap] {ağız} zf. Çok acele; çarçabuk; özentisiz ve tezden. [DS] a la r1, [ol > a-lar jiT] {eT} {eAT} zm. Onlar. alar2, [al-a-r _>^T] {eAT} sf. Ala. ö alar sabah, {eAT} Ş a fa k sö k m ed en ö n cek i y a la n cı aydınlık.\\ alar tang, {eAT} -*■ alar sabah, alardu, [alar-t-mak > alardu j i / i i ] {eAT} zf. -*■ alan. S alardu bakm ak, {eAT} -*■ alan alan bakmak. ala rg a 1 [İt. alla larga] ( a l a ’rg a) is. dnz. 1. Bir gemi­ , nin, bir iskelenin, kıyının veya koyun açık deniz tarafı. 2. Bir gemiden, rıhtımdan uzakta bulunma hâli. 3. m ec. Karışmamak, uzak durmak. 4. iinl. “Açıktan geç!” komutu, ö alarga durm ak, 1. (G em i için) kıyıdan uzakta durm ak. 2. m ec. Ç ekin­ g e n d avran m ak; k arışm a m ak ; ilgi gösterm em ek. 3. a rg o . U zak du rm ak; y a n ın a yaklaşm am ak.^ alarga etmek, 1. A çılm ak, a ç ık den izlere doğru gitm ek. 2. m ec. U zak du rm ak; k en a ra çekilmek.\\ alarg a gel­ mek, a rg o . U zağında du rm ak; y a k la şm a m a k ,| | alargaya çıkm ak, K ıy ıd a dem irli gem inin tehlikeli fır tın a la r d a gü ven lik için kıyıdan u zaklaşıp den ize açılm ası. alarg a2, [? alarga] {ağız} is. 1. Orman içindeki açıklık yerler. 2. Açıklık; düzlük; boşluk. 3. Kenar; köşe. 4. (Yapı için) örtülmemiş; üstü açık. 5. Gençlerin oyun oynamak için oluşturdukları halka. [DS] a la n , [alar-mak > alar-ı] {eAT} zf. Dikkatli; dik dik. fi1 alan aları bakm ak, {eAT} D ikkatli dikkatli b a k m a k ; d ik d ik bakm ak. alark a, [İt. alla larga] {ağız} is. Odanın sobaya veya ocağa uzak olan yeri. [DS] alarlam ak, [alar-la-mak] gçsz. f . [- r ] [-l(ı)-y o r] {ağız} (Yarı bulutlu hava için) bir açılıp bir kapan­ mak. [DS] alarm , [İt. alfarm e (silah başın a) > Fr. alarme] is. 1. Tehlikeli durumlarda, tehlikeyi halka duyurma. 2. Beliren tehlike durumu. 3. as. Düşman ya da her­ hangi bir tehlikenin yaklaştığım bildiren ve orduyu silah başına çağıran emir, ö alarm a geçmek, Yak­ laşan tehlikeyi ö n ley eb ilm ek için h azırlık y a p a r a k beklem ek. | alarm durum u, Savaşta ve b a rışta teh ­ | lik e durumu. | alarm halinde, T ehlikeye k arşı o r ­ | dunun veya p o lisin hazır, sila h b a şı y a p a c a k du­

oTuM IlfESÖ M .,92 ru m da beklemesi.\\ alarm verm ek, T eh likeli duru­ mu duyurmak. alarm ak ', [al-ar-mak] {eT} g ç s z .f. [-ır ] 1. (Göz için) kamaşmak. 2. {ağız} Kızarmak; al olmak. [DS] 3. Ala olmak; alacalaşmak. [DLT] 4. m ec. Utanmak. 5. (Ürünler için) olgunlaşmaya yüz tutmak. alarm ak2, [ala-r-mak] {ağız} gçsz. f. [-ır ] Gözleri açarak dik dik bakmak. [DS] alartm a, [alar-t-ma] is. 1. Alartmak işi. 2. Ara sıra açılan yağmurlu ya da karlı hava, alartm ak, [alar-t-mak] {eT} gçl. f . [-u r ] 1. (Göz için) belertmek. 2. Yan bakmak, alartu , [ala-r-tu] {ağız} is. Alacakaranlıktaki belirti; karaltı. [DS] alaru, [alar-u] {eAT} z f -*- alan. alas1, [yalaz / alaz [Deny]] {eAT} is. 1. Alaz; alev. 2. Aleve tutarak temizleme; alaz. alas2, [Far. âlâs ^ T ] (a :lâ ;s ) is. Odun kömürü. alasabah, [ala+sabah / Ar. 'ale’ş-şabâh j-U * Şafak vakti; alacakaranlık; sabahleyin, alasıya, [al-ası-y-a ■^"ifî] {eAT} zf. (Satın almak için) parası peşin ödenmesine rağmen malı ileride teslim almak üzere. alassabah, [Ar. ‘ ale’ş-şabah j -U J I J ^ ] {OsT} zf. Sabahleyin; şafak vakti, alaş, [ala-ş] {ağız} sf. 1. (Hayvan için) alaca. 2. İki­ yüzlü; ara bozucu. 3. Çok yemek yiyen; obur. 4. is. Köpekleri uyarmada kullanılan bir çalgı. [DS] alaşa, [Moğ. alaşa (b ir a t cinsi) *£^1] is. 1. İyi eğitilmemiş binek hayvanı. 2. Üzerine semer veya eyer vurulmak için eğitilmeye çalışılan hayvan. 3. {ağız} İğdiş olmayan huysuz at. [DS] 4. sf. {eAT} (At için) sert başlı; huysuz; haşan. 5. {ağız} (A t için) zayıf ve çelimsiz. [DS] 6. (A t için) ağzı ve burnu beyaz olan. 7. {ağız} (Köpek, boğa, at için) azgın. [DS] 8. {ağız}[ (Kadın için) kötü; orospu; oynak; cilveli. DS] 9. {ağız} Çok süslü; allı pullu. [DS] 10. {ağız} Herkesçe beğenilen; hoş görülen; yakışıklı. [DS] 11. {ağız} İkiyüzlü; arabozucu; yaltaklık eden. [DS] 12. {ağızf (Ev, dam vb. için) alçak; engin; ba­ sık. [DS] 13. {ağız} Çok acele eden. [DS] 14. {ağız} Yaramaz; hırçın; yaygaracı. [DS] alaşağı, [al+aşağı] zf. Aşağıya; yere. S alaşağı et­ mek, 1. G ü reş ve k av g a g ib i durum larda birin i tu­ tup y e r e yıkm ak, indirm ek. 2. Yönetim de bulunan birinin y a s a l veya y a s a dışı y o lla r la y etkisin i elin ­ den a lm a k ; koltuktan indirm ek. alaşah, [alaşa-lı] {ağız} sf. (Hayvanlar için) cilveli; oynak. [DS] alaşık1 -ğı [alaş-ık] is. 1. Yıpranmayı önlemek veya , süs için elbiselerin eteklerine geçirilen bant. 2. {ağız} Eğreti; geçici. [DS] alaşık2, -ğı [ala-cık] {ağız} is. 1. Yaylalarda sütü zf.

{ B

İ B

U

U alaten, [ala+ten] {ağız} sf. Cüzamlı. [DS]

ALA

korumak, kaymak dondurmak için yapılmış çit; kamış çadır. 2. Üzeri çulla örtülen çadır yerine kul­ lanılan 16 çubuktan yapılmış barınak; kara çadır. [DS] alaşım, [al-aş-ım] is. Bir metale bir veya daha fazla metal veya ametal element katılarak elde edilen metal niteliğindeki yeni metal; halita, alaşımlama, [al-aş-ım-la-ma] is. Alaşımlamak işi. alaşımlamak, [al-aş-ım-la-mak] g ç l . f [- r ] [~l(ı)-yor] Metal ve elementleri karıştırarak alaşım elde et­ mek. alaşka, [? alaşka] {ağız} is. Alay; şaka. [DS] alaşlamak, [alaş-la-mak] gçsz. f . [-r ] [-l(ı)-y o r] İh­ tiyarlamak. alaşman, [ala-ş-man] {ağız} sf. Karışık; melez. [DS] alaşur, [ala+ Far. şor] {ağız} is. Bulut sıcağı; boğucu hava. [DS] alat1 [ala-t] {ağız} is. 1. Düğünlerde pilavın üzerine , konulan söğüş et. 2. Karanfil, zencefil, tarçın gibi baharların karışımı. 3. Bulaşık. [DS] alat2, [? alat] {ağız} is. Azgın ve tehlikeli köpek. [DS] alat3, [al-ad-u / al-ad-ı / al-at] {ağız} sf. İvedi; acele. [DS] S alat sam at, {ağız} 1. Ç o k a c ele. 2. Yarım yam alak. [DS] alat4, [Ar. hil'at] {ağ ız.} is. 1. Elbise. 2. Sarıya ya da kırmızıya boyanmış yün iplik. [DS] alat5, [Ar. âlet] {ağız} is. Bez dokuma tezgâhı. [DS] alat6, [Ar. âlet > âlât o^T] (a :lâ :t) {OsT} is. 1. Bir işi

alatengirek, -ği [ala+(t)engerek] {ağız} is. Kısa boy­ lu, benekli ve zehirli bir yılan; engerek. [DS] alatlam ak, [al+at-la-mak] g ç l . f [ - r ] [-l(ı)-y o r] Yeni doğmuş bebekleri albasmasına karşı alçılara atlat­ mak. alatsam ak, [ala-t-sa-mak] g ç l . f [ - r ] [-s(ı)-y or] A ce­ le ettirmek; acele etmeyi istemek, alaturka, [İt. alla Turca] (a la tu r k a ) sf. 1. (Giyim kuşam, moda, mimari ve yaşayış için) Türk usulü; Türk tarzı. 2. is. Şark musikisi. 3. zf. Bütünüyle doğulu. S alaturka müzik, Türk miiziği.\\ alatu r­ ka nal, O rtası d elik tek p a r ç a nal. | alaturka saat, | Güneşin batışın da 1 2 .0 0 ’ e a y arlan an sa a t; ez a n î y saat. | alaturka takvim, Yıl başın ı 1 M art o la r a k | k a b u l ed en esk i Türk takvimi. | alaturka tuvalet, | T aban ı d elikli tuvalet taşı d ö şeli ç ö k e r e k ihtiyaç g id erilen tuvalet. | alaturka yemek, Türk y em ek le­ | ri, Türk mutfağı. alaturkacı, [alaturka-cı] sf. Türk sanat müziği dalın­ da beste yapan veya şarkı söyleyen (sanatçı), alaturkacılık, -ğı [alaturka-cı-lık] is. Giyim, kuşam, moda, mimari ve yaşayışta Türk usulü olanı sevme ve benimseme, alaturkalaşm a, [alaturka-la-ş-ma] is. Alaturkalaş­ mak işi; Türk usulü yaşamaya başlama, alaturkalaşm ak, [alaturka-la-ş-mak] dönşl. f . [-ır ] Türk usulü yaşamaya başlamak ve bu yaşayış tar­ zına alışmak. alaturkalık, -ğı [alaturka-lık] is. Yaşayışta Türk usu­ lünü, Türk tarzını benimseme durumu; doğululuk; şarklılık. alatya, [Yun. alatiâ] is. zool. Ankara keçisinin kah­ verengi veya siyah tüylü bir türü,

yaparken kullanılan araçlar; aletler. 2. argo. Erkek cinsel organı. S âlât-ı basariyye, fOsT? G özle ilgi­ li gözlük, diirbiin, g ö zlü k g ib i o p tik aygıtlar.\\ âlât-ı cinsîye, {OsT} C in sel organlar.\\ âlât-ı h arp , {OsT} Savaş a r a ç la r ı.| âlât-ı katıa, {OsT} K es ic i a le tle r .| | | âlât-ı naht, {OsT} Oyma, yon tm a işlerin d e kullanı­ alav, [Far. âlâv / âlâve {eAT} {OsT} is. lan dü lger aletleri.\\ âlât-ı nâriye, {OsT} A teşli si­ Alev; ateş, lahlar,| âlât-ı rasâdîye, {OsT} G ökyüzü g özlem | alavan, [alavan] {eT} is. Timsah. [DLT] a ra çla rı.| âlât-ı tab ’iye, {OsT} B asım a r a ç la r ı.| | | alavantı, [İt. al avanti] {ağız} is. 1. Telaş. 2. Hiddet. âlât-ı tenâsüliye, {OsT} Ü rem e o rg a n la r ı.| âlât-ı | [DS] ziyâiye, {OsT} fız . A ydınlatm a a ra çla rı. alavazda, [? alavazda] is. Mahsul hasat edilirken alata1, [? alata] {ağız} sf. Karışik; toplama. [DS] dökülen tohumlardan ertesi yıl başka bir ürün için­ alata2, [? alata] {ağız} is. 1. Uçurum. 2. Yüksek. [DS] de erkenden çıkan seyrek bitkiler; alaza; halaza, alata3, [? alata / aluta / alıta] {ağız} is. 1. Sürüye ka­ alavere, [İt. il dare e l’evere (a la ca k -v er ece k ) ? / al­ tılamayacak kadar zayıf ya da hasta hayvan. 2. Ne­ mak + ver-mek > al-a+ver-e] (a la v e ’re) is. 1. Elden kahet devresindeki iştahlılık. [DS] ele geçiş; alışveriş. 2. Borsa oyunu. 3. Bir gemiden alataras, [ala+ Yun. dalassa] {ağız} is. 1. Yarı nemli bir gemiye veya karşılıklı iki apartman arasına ge­ toprak; tavlı toprak, 2. Toprağa tav verecek kadar rilen ip vasıtası ile eşya veya posta maddeleri ak­ yağan yağmur. [DS] tarmaya yarayan makaralı düzenek. 4. Bir şeyi el­ alatav, [ala+tav] {ağız} is. 1. Toprağın bitki çimlen­ den ele geçirerek aktarma işi. 5. Para çekme ve mesine yetmeyecek kadar az olan nemi. T oprak verme işi. 6. m ec. Çok büyük karışıklık, gürültü ve alatavlı a m a y in e d e ektik. 2. İyice pişmemiş ye­ şamata. 7. Emme basma tulumba. 8. argo. Avuç mek. 3. Biraz kızdırılmış demir. 4. Biraz sıcak. içindeki zarı değiştirme. S alavere dalavere, H er [DS] türlü oyun, hile, düzen uygu layarak.| alavere da­ | alatçık, -ğı [ala-çuk > alatçık] {ağız} is. 1. Çadır di­ lavere çevirm ek, K irli ve h ileli iş y apm ak. | alave­ | reği. 2. Çingene çadırı. [DS] re dalavere K ü rt Mehmet nöbete, Sorum luluk

ALA g erek tiren b ir işi çeşitli oyunlar sonu cu aynı kişi üzerin e y ık a r a k sıyrılıp kurtulmak.\\ alavere tu­ lumbası, E m m e b a sm a tulumba. alavereci, [alavere-ci] sf. Fiyatlar düşükken mal top­ layarak stok yapıp yükselince piyasaya süren tüc­ car; karaborsacı; spekülatör. alavırt, [ala+vırt (yans.)\ {ağız} sf. (Toprak için) yarı tavlı; alatav. [DS] alavış, [Far. alâyiş] {ağız} is. 1. Gürültü patırtı; şama­ ta. 2. Yaygara. 3. Boğuşma. 4. Abartma; mübalağa. [DS] alavi, [Ar. ‘ilâve > ‘alâvı İlâveler, ekler. alavur, [? alavur] {ağız} sf. Az tavlı; yarı kuru, yarı yaş. [DS] alavuz, [yalb (yans.) > yalab-uz > alav-uz / yalavuz] {ağız} is. Isınacak kadar yakılan ateş; alev. [DS] S alavuz etmek, Alevlendirmek; yalaza vermek. alay1, [Yun. allaegıon > allayi => T. alay > Far. âlây lS^T] (O s T. a :lâ :y ) is. 1. İnsan topluluğu; güruh; ce­ maat. {OsT} (aym). 2. Gösteri grubu. 3. Resm-i ge­ çit; geç töreni. 4. as. Orduda aynı işi yapan, aym sınıftan, aynı silah, araç ve gereçleri kullanan, tu­ gaydan küçük, taburdan büyük, bağımsız numara­ ları bulunan ihtisas birliği. 5. Düğünden sonra, ge­ linle beraber giden kız tarafına mensup kadın ve kızlar. 6. Gelini almaya giden topluluk. 7. Halay. 8. gen şl. Ses tonu, söz ve mimikler dahil her türlü vasıta ile bir kişi veya düşünce ile eğlenme, aşağı­ lama veya gülünç duruma düşüm e; hiciv; istihza; dalga geçme; ironi; espri; komiklik; küçümseme; hafife alma; tezyif; yergi. 9. Şaka; latife. 10. zf. Hep; bütün; hepsi; top; tüm. S alaya almak, E ğ ­ lenm ek, d a lg a g eçm ek. | alaya alınmak, B irisi ta­ | rafın dan eğlen tiye alınm ak, ken disiyle d a lg a g e ­ çilm ek ,| alaya karışm ak, K a la b a lığ a g irm ek .[] | alay alay, K a la b a lık , bir ç o k insan. | alay arabası, | im p a ra torlu k d ön em in de hüküm darların resm î a r a b a la r ı,| alay bağlam ak, {eAT} E skiden düşman | karşısın d a s a f h â lin d e dizilm ek; sa v a ş düzenine girm ek]] alay bey, B atı T rakya T ürklerinde davul zurn a eşliğ in de erkeklerin oynadığı b ir dizi oyun.\\ alay beyi, I. im p a ra torlu k dön em in de a lb a y (m ira­ lay) rü tbesindeki ja n d a r m a kom utanlarına verilen isim. 2. Tanzim at 'a k a d a r zea m et sa h ip lerin e v eri­ len unvan. | alay bindalksı, K a d ife üzerine sırm a | ve kılaptan işlem eli kaftan. | alay bozan, B irlikte | k ararla ştırıla n işten v azgeçen ; oyunbozan. | alay | bozmak, G ru pça k ararlaştırılan b ir işten v azg eç­ m ek ; oyu n bozan lık etm ek. | alay çekmek, fo lk . H a ­ | lay çek m ek .| alay disiplin mahkemesi, A skerlerin | disiplin su çları ile ilgili d a v a la r a bakan biri b a ş­ kan d iğ er ikisi üye o lm a k üzere üç kişiden kurulu a s k e r î mahkeme.\\ alay düzmek, {eAT} A skeri s a f s a f dizm ek; a la y düzen lem ek.| alay etmek, 1. B iri­ | (a lâ :v i:) {OsT} is.

ü I Ü H D ESR COE M . m
nin d av ran ışları veya kişiliğ i ile eğlen m ek. 2. Ş a k a etm ek. 3. K ü çü k g örm ek, h a k ir görmek.\\ alay geç­ mek, A lay etm ek.| alay gibi gelmek, İnanılm ası | g ü ç gelm ek, ş a k a zannetm ek. | alay göstermek, | {eAT} T ören y a p m a k ; g ö steri y apm ak, j alay günü, | {ağız} fo lk . D üğünden b ir h a fta so n r a dam adın a r ­ kad aşların ın köy m eydan ın da e ğ len c e yap tıkları gün. [DS]|| alay havası, fo Ik . H a lk a o la r a k oynanan b ir oyun; halay.\\ âlây-ı hümâyun, İm paratorlu k dönem inde, p a d işa h ın s e fe r e g id iş veya dönüşünde sa ra y ile D avu tpaşa a ra sın d a düzenlenen tören. | | âlây-ı vâlâ ile, K a la b a lık ve g ö sterişli tö ren lerle; g ö rk em li o la ra k. | alay kanunu, İm p arato rlu k d ö ­ | nem in de y a p ıla n tö ren lerd e vezirlerin, bilgin lerin ve p r o to k o ld e bulunm ası g er ek en d iğ er kişilerin kıyafetlerin i ve sıra ların ı tanzim ed en kanun. | alay | k arargâhı, A lay kom utam , k a r a rg â h işleriyle g ö ­ revli su b a y la r ve d iğ er p erso n eld e n m eydan a g elen ekip.\\ alay kopmak, Ansızın b ir insan k ala b a lığ ı b irikm ek,| alay m alay, 1. H ep b irlikte; b e ra b e rc e. | 2. G elişigü zel; olduğu kadar.\\ alay sancağı, H er alayın on u r sem b olü olan ö z e l bayrak. alay2, [Ar. ‘alâye] {ağız} is. 1. Arka. 2. fo lk . Kına ge­ cesinde kadınların oturdukları yüksekçe yer. [DS] alaycı, [alay-cı] sf. 1. Alay etmeyi alışkanlık hâline getiren. 2. (Söz, ifade, bakış vb. için) alay özelliği taşıyan; müstehzi. 3. is. Gelin getiren erkekler, alaycılık, -ğı [alay-cı-lık] is. 1. Alay etmeyi alışkan­ lık hâline getirme durumu. 2. Alay edenin niteliği, alaye, [Ar. ‘a lâ > ‘alâye ** ^ ] ( a lâ y e ) {OsT} is. Yük­ sek yer; yükseklik, alayı, [alay-ı / alay-ı-s-ı] {ağız} zf. Hepsi; bütünü. [DS] S alayı pazarlık, Toptan pazarlık. alayif, [Ar. ‘alef > ‘alâ’if ■ is 5U] (alâ.y ij) {OsT} is. — Ulûfeler. alayik, -kı [Ar. ‘alâka1 > ‘alâ’ik & 5L& (alâ:yik, k k a ­ ] lın söylen ir) {OsT} is. İlgiler; irtibatlar; alakalar, alayiş, [Far. âlâ’îden (bu laşm ak) > alâyiş j ^ T ] (a :lâ.yiş) {OsT} is. 1. Bulaşıldık; bulaşma. 2. gnşl. Gösteriş, göz kamaştırıcılık; debdebe; şatafat; tan­ tana. S âlâyiş-i dünyâ, {OsT} İn san ları ah reti dü­ şünm ekten alıkoy an dünyanın süsleri, eğ len celeri, çekicilikleri.\\ âlâyiş-i kâinat, {OsT} İnsan ları a h reti düşünm ekten alıkoy an dünyanın süsleri, eğ ­ len celeri, çek icilikleri. alayişli, [alayiş-li] (a. lâ.yişli) sf. Gösterişli; süslü. alaylı1, [al-ay-lı] sf. 1. Gösterişli; mutantan; tantanalı. 2. Alay içeren; küçümseme dolu. 3. zf. Hafife ala­ rak, küçümseyerek; alay ederek. A laylı sö z leri yü­ zünden m ü şterileri kaybetti. S alaylı alaylı, A lay ed erek , h a fife a la ra k. alaylı2, [alay-lı] is. Harp okuluna devam etmeden kı­ tadan yetişip gelen subay.

0 « İ R » .1 9 5
alaylı3, [al-ay-lı] {ağız} is. 1 .fo lk . Düğüne veya bay­ rama gidenlerin toplu yürüyüşü. 2. Göz alıcı ve geniş etekli elbise. 3. sf. (Kadın için) bilgiç. 4. (Yü­ rüyüş için) çalımlı. [DS] alaylıklı, [alay-lık-lı] {ağız} sf. Şatafatlı; gösterişli. [DS] alaysı, [al-ay-sı] sf. Alayı andırır, alay zannedilen. alaz1, [ala-z j'slT] {ağız} is. 1. Ağaçları seyrek veya hiç olmayan orman alanları. 2. Seyrek bitmiş ekin, ot vb. 3. Yarı karlı toprak. 4. Saç bitmeyen baş; kel. 5. Yarım yamalak; üstünkörü. 6. Soğuk vurmuş meyve ve sebze. 7. Yazın ansızdan çıkan yel; hızlı esen yel. [DS] 0 alaz alaz, 1. {ağız} D a lg a d a lg a ; y o l yol. [DS] 2. {eAT} A la ca bu laca. | alaz alaz ol­ | mak, {ağız} D a lg a d a lg a ; y o l y o l olm ak. [D S]|| alaz ataz, {ağız} B aştan sa v m a; a c e le ile y apılan . [DS]|j alaz belez, {ağız} 1. Yarı k arlı toprak. 2. Ş öy le b ö y ­ le; bulanık. [D S]|| alaz bulaz, {ağız} 1. S ey rek; y e r y e r ; tek tük. 2. Yarı k arlı toprak. [DS] alaz2, \eT. al-as > al-az / yalaz [Deny]] is. 1. Alev, ateş dili; yalaz. 2. {ağız} Ucu ateşli odunun sallan­ ması ile oluşan ışıklı çizgi. [DS] 3. El yüz ve vücut­ ta çıkan kırmızı sivilce, çıban ve kırmızı lekeler. 4. Eğlence; cümbüş. 0 alaz alaz, P a r la k ; a lev alev. | j alaz alaz olmak, {ağız} A levlen m iş g ib i p a rlam ak . [D S]|| alaz etmek, {ağız} B ira z a teş yakm ak. [DS] alaza, [yalaz-a > alaz-a] is. Aydınlık; şavk; yalım, alaza, [Ar. (Sur.) harâze] is. Mahsul hasat edilirken dökülen tohumlardan ertesi yıl başka bir ürün için­ de erkenden çıkan seyrek bitkiler; alavazda; kendi gelen; halaza, alazdamak, [alaz-da-mak] gçsz. f . [ - r ] [-d (ı)-y o r] Alevlenmek; yanmak, alazımak, [alaz-ı-mak] {ağız} gçsz. f . [ - r ] (Yağmur, kar için) dinmek; hava açılmak. [DS] alazıtmak, [alaz-ıt-mak] {ağız} gçsz. f . [- ır ] 1. (Y ağ­ mur, kar için) dinmek; hava açılmak. 2. gçl. f. A y­ dınlatmak; şavkıtmak. [DS] alazlama1 [alaz-la-ma , is. 1. Alazlamak işi; aleve veya sıcak bir metale tutarak hafifçe yakma işi; ütüleme. 2. tıp. Vücutta kızartılarla kendini gösteren yılancık hastalığı. alazlama2, [alaz-la-ma] {ağız} is. 1. Kâğıt, çalı çırpı vb. ile yakılan ateş. 2. Birdenbire yanıp geçiveren kaba alev. 3. Köpek nefesi ile pislendiği sanılan kaplan yıkayıp sonra içinde alevli bir şey yakıp tütsüleyerek ve etrafımızda döndürerek uygulanan işlem. [DS] alazlamak1, [alaz-la-mak] gçl. f . [ r ] [-l(ı)-y o r] 1. Aleve tutarak hafifçe üstten yakmak. 2. (Yara vb. şey için) tedavi amacıyla kızgın demirle dağlamak. 3. Yolunmuş bir tavuğun kalan tüylerini yok etmek için aleve tutmak. 4. Kızartılan bir tavuk veya et üzerine kızdırılmış tereyağı dökerek gevretmek. 5. mec. Mihnet altında olgunlaştırmak. 6. Kara baru­

ALB

tun kullanıldığı zamanlarda topun veya tüfeğin namlusunu kunıtmak için ağız otu koyarak boşa ateşlemek. 7. {ağız} Çalı çırpı gibi şeyleri tutuştura­ rak ateş yakmak. [DS] 8. Alazlama hastalığını teda­ vi etmek amacıyla ateşe tutmak ya da kızgın demir uygulamak. 9. {ağız} m ec. Dövmek; can yakmak; korkutmak. [DS] alazlam ak2, [alaz-la-mak] {ağız} gçl. f . [-r ] [-l(ı)y o r ] Ozentisiz ve baştan savma iş yapmak. [DS] alazlanm a, [alaz-la-n-ma] is. Alazlanmak işi; alevde ütülenme. alazlanm ak, [alaz-la-n-mak] edil. f. [- ır ] 1. Alevde yanmak. 2. Alevde hafifçe yanmak, ütülmek. 3. dönşl. f . {ağız} (Vücut için) sıcaktan kızarmak. [DS] 4. {ağız} Hafifçe ısınmak. [DS] 5. {ağız} yanmak; kavrulmak. [DS] 6. {ağız}] Alevlenmek; tutuşmak. [DS] alazlatm ak, [alaz-la-t-mak] gçl. f . [-ır] 1. Alevde ha­ fifçe yaktırmak. 2. Kızgın bir demir parçası ile dağ­ lamak. 3. {ağız} Alazlama hastalığım tedavi için alazlama işlemini uygulatmak. [DS] albag, [al+bağ j4JI] {eAT} is. Ferace. alban, [? alban] {eT} is. Hizmetle ödenen bir tür ver­ gi. [EUTS] albasm a, [al+bas-ma] is. 1. Albasmak işi. 2. Albastı. 3. {ağız} Somadan gönnelerdeki gurur, kibir ve şı­ marıklık. [DS] albasm ak, [al+bas-mak] gçsz. f . [-a r ] 1. Doğumdan soma loğusa kadında ateşli bir hastalık belirmek. 2. (Loğusa için) kâbus ya da bir sıkıntı basmak, albastı, [al+bastı] is. 1. Yeni doğum yapmış kadınla­ rın mikrop kapması sonucu yakalandıkları ateşli hastalık; loğusa humması. 2. {ağız} Çok ağlama sonunda oluşan bir tür bayılma hâli. [DS] alb atr, [Fr. albâtre] is. Vazo ve seramik eşya yapı­ mında kullanılan, içinde alçı taşı bulunan yan şef­ faf kaymak taşı, albatros, [Ar. al-ğattâs (dalgıç) > Port. alcatraz] is. zool. Fırtına kuşugillerden, güney yarıkürede yaşa­ yan kanat açıklığı üç metreyi bulan, gagası eğri uçlu ve kuvvetli, tüyleri gri, beyaz ve siyah, balık ve yumuşakçalar ile beslenen büyük bir deniz kuşu, (D io m ed ea exulans). albay, [al(ay)+bay] is. as. Türk ordusunda yarbay ile tuğgeneral arasında, alay komutanlığı görevini ye­ rine getiren bir sembol ve üç yıldızla belirlenen rütbeyi taşıyan üst subay; miralay, albaylık, -ğı [al+bay-lık] is. Albayın görevi ve rütbe­ si. albeni, [al+ben-i] is. Çekici güzellik; alım; cazibe; çekicilik; görk; gösteriş; güzellik; hüsn; seksapel; sevimlilik; cana yakınlık; şirinlik. 0 albeni kıv­ rak , {ağız} işg ü z a r; ham arat. [DS] albenili, [al+beni-li] sf. Çekici güzelliği olan.

ALB
albez, [al+bez] {ağız} is. 1. Bayraklık kumaş; kırmı­ zıya boyanmış kumaş. 2. Gökkuşağı. 3. Kayınvali­ de tarafından örtünülen kırmızı örtü. [DS] B albez tartm ak, (K ayın valide için) a lb ez örtünmek. albız, [Ar. iblis] {ağız} is. Şeytan. [DS] albino, [Lat. albus (beyaz) > Fr. albinos] sf. tıp. Melanin pigmentinin doğuştan eksikliği sebebiyle de­ risi, saçı veya vücut tüyleri beyaz, gözündeki iris tabakası pembe bir renk almış olan; akşın; çapar; abraş; akşar. albon, [Yun. aulos > avlon] {ağız} is. 1. Kaval. 2. m ec. Gebelerde görülen ve şişkinlik yapan bir has­ talık. [DS] alborata, [İt. alboro-eto] {OsT} is. dnz. Yelkenli ge­ milerde direğin tepesine konulan ilave direk, albugo, [Lat. albugo] is. tıp. 1. Gözün saydam taba­ kasında oluşan beyaz leke; lökom. 2. Beslenme bozukluğu sebebiyle tırnaklarda görülen beyazlık, albuhara, [Far. âlü-buhârâ] {ağız} is. Sarı erik kuru­ su. [DS] albüm, [Lat. albus (ak) > Fr. albüm] is. Eski Rom a’da üzerine resmî ilanların yazıldığı alçı kaplı beyaz duvar pano, albura, [İt. albura] ( a ’lbu ra) {ağız} is. dnz. “Yukarı kaldır” komutu; alabora. [DS] albüm, [Lat. albüm (liste) > Fr. albüm] is. 1. Fotoğ­ raf, pul vs. koleksiyonu yapmak amacıyla özel ola­ rak hazırlanmış kaim dosya. 2. Resim, şiir vb. içe­ ren basılı dergi, albümin, [Lat. albumen (yumurta a kı) > Fr. albumine] is. Hücrelerin ana birleştiricilerinden biri olan beyazımsı yapışkan madde; protein. S albü­ min usulü, m atb. R ötu şlara ve g ren li ta ram a k o p ­ y a la rın a elv erişli b ir o fset lev h a yapım tekniği.\\ albümin zamkı, K an albüm inini am o n y a k ve k i­ re ç li su ile k a rıştıra ra k e ld e ed ilen tutkal. albttminli, [albümin-li] sf. İçinde albümin bulunan. B albüminli su, C ıva tuzlarının p a n z eh iri o la r a k kullanılan yum urta a kı karıştırılm ış su. albüminüri, [Fr. albuminurie] is. tıp. İdrarda albü­ min bulunması, albümoz, [Fr. albumose] is. biy-kim . Proteinlerin peptik ve pankreatik sindirimi sırasında meydana gelen polipeptit. alcem, [Ar. ‘alcem sf. Uzun boylu; uzun, alcı, [Ali-ci] {ağız} is. Alevi mezhebinden olan. [DS] alcık, [el-cik] {ağız} is. Kuyu çıkrığını çevirmeye yarayan kol. [DS] alcıkarı, [al-cı+karı] {ağız} is. 1. Alkarısı. 2. sf. (Ka­ dın için) şirret; edepsiz. [DS] alça, [Yun. altsa / İt. alzo] {ağız} is. 1. Alın. 2. Ayak­ kabı kalıplarının ön tarafına konulan üç köşeli mu­ kavva. [DS] alçacık, -ğı [al (alt, a şa ğ ı taraf) > al-ça-(k)-cık] ( a ’lç a cık ) sf. Çok alçak; daha alçak. alçagırm ak, [al-çağ-ır-mak ur] Alçalmak; alçaklaşmak,

O

I İ İ M

I İ l ;3 f S Û {6

M

{eAT} gçsz. f . [-

alçagrak , [al-çağ-rak 3 y -M '] {eAT} sf. 1, Alçak; ba­ sık. 2. Aşağı dereceli. 3. Küçücek. alçagrıtm ak, [al-çağ-rı-t-mak [-u r] 1. Alçaltmak. 2. Hafifletmek, alçak, -ğı [eT. alçak / JU Jİ] sf. 1. Yüksek olma­ yan; yerden yüksekliği az olan; aşağıda olan. 2. Ba­ sık, kısa. 3. (B oy için) kısa. 4 m ec. (Kişi için) ah­ lak açısından kötü sayılan; aşağılık; namert; adi; ahlaksız; bayağı; daltaban; deni; habis; hain; haya­ sız; haysiyetsiz; herif; kansız; karaktersiz; lain; muhannet; namussuz; onursuz; rezil; soysuz; sefil; silisiz; şerefsiz; tıynetsiz; yezit. 5. {eT} İltifat eden; hayırhah; mültefıt. [Gabain] 6. {eT} {eAT} Alçak gö­ nüllü; yumuşak huylu; uslu; ince; nazik; mütevazı; yavaş; sakin. [DLT] [EUTS] 7. is. Yüksek olmayan yer; aşağı. 8. is. m ec. Ahlakı kötü kimse; namert. 9. (Eski gök bilimcilere göre) yeryüzü. 10. {ağız} Dere boyu; düz otlak yer; vadi. [DS] B alçak asıllu, {eAT} Soysuz.| alçak basınç, K ötü h a v a şartların ı | ifa d e ed en ve b a ro m etre basın cı 1015 m ilibarın altın da olan h a v a basın cı. | alçak frekans, İşitile­ | bilir s e s le r düzeyinde bulunan se s frek a n sı. | alçak | gerilim, P ota n siy el fa r k ı az o la n elek trik en erjisi. | | alçak gönüllü, Büyüklük taslam ayan ; kendisini ba şk a la rın d a n üstün g ö rm ey en ; kibirlen m eyen ; m ütevazı; g österişsiz; iddiasız; kasın tısız; kibirsiz; ken d i h â lin d e; y alım ı a lç a k ; yüzü y erd e. | alçak | hâllü, {eAT} Uyruk.| alçak k abartm a, H a fif tüm| se k lik le r le y a p ılm ış k ab artm a heykeller. \ alçak od, \ {eAT} H a f i f ateş. | alçak olmak, {eAT} A lça k gön ü l­ | lü olm ak. | alçak ses, Z o r işitilecek k a d a r h a fi f sö y ­ | lenen s e s ; fıs ıltı.| alçaktan almak, Ö fkeli birin e | karşı y a tıştırıcı b ir tarzda k a rşılık verm ek. | alçak­ | tan görüşm ek, K ib ir etm em ek; tevazu gösterm ek. | | alçak tekne, Su üstünde kalan kısm ı y ü k sek o lm a ­ y a n deniz a ra cı. | alçak top sürm e, B asketb old ü | oyuncunun topu y erd en az z ıp la ta ra k götürm esi. | | alçak uçuş, Yere y akın y a p ıla n uçuş. {eAT} gçl. f .

.

alçakça, [alçak-ça] sf. 1. Biraz alçak; pek yüksek de­ ğil. 2. (a lç a ’k ç a ) zf. m ec. Onur, cesaret ve saygınlık gibi İnsanî değerlere aykırı; zelil, alçaklam ak, [alçak-la-mak gçl. f i [ - r ] Tahkir etmek, alçaklaşm a, [alçak-la-ş-ma] is. 1. Alçaklaşmak işi. 2. Dürüstlüğü, güvenilirliği yitirme; adileşme, alçaklaşm ak, [alçak-la-ş-mak] dönşl. f i [ -ır ] 1. Al­ çak duruma gelmek; alçalmak. 2. m ec. Çevresinde­ kiler arasında saygınlığını, güvenilirliğini yitirtecek İnsanî değerlere aykırı onur kırıcı davranışları ile nefret edilir hâle gelmek; adileşmek; zelil olmak, alçaklık, -ğı [alçak-lık jlîşJT ] is. 1. Az yüksek oluş; Jl / jjİU sJT ] {eAT}

AT} gçsz- % ak olma durumu. 2. m ec. însanlar arasında nef:t uyandıran davranışlar. 3. {eAT} Alçak gönüllü­ de. S alçaklık etmek, 1. B irin e karşı h o ş k arşıla . 1, A ıça >ijmay a c a k kötü d a v ra n ışlard a bulunm ak; hain lik m ek; k a lleşlik etm ek. 2. {eT} A lça k gönüllü davn f eAT} gçm m ak; tevazu g österm ek]] alçaklık itmek, {eAT} \çak gönüllülük gösterm ek. v i «ek 0V lanlak’ [alça-(k)-la-mak] {ağız} gçl. f [-r ] [-l(ı)• ,r] Sindirmek; hakaret etmek; yenmek. [DS] >ıda olan. 2 - , n^ [aiçaı_maıc > alçal-an] sf. Alçalmak işini :. (Kişi pan; aşağı doğru inen. alçalan titrem , dbl. ık; namert, ıatım da duygu ve d ü şü n celere g ö r e a za la n titabis; hain; \ .araktersız, ( [alçal-ış] is. 1. Alçalmak işi ve biçimi. 2. dİ; soysuz ineklik kaybetme; alçaklara inme. 3 . İnsanda . Junması gereken dürüstlük, iyi ahlaklılık, iyilik

mak, K ırılan b ir kem iğin düzgün ve ç a b u k k ay n a ­ m ası için a lçı ile kap lan m ası.| alçı kalıp, D ökiim | hâlin d e üretilen eşy a la r için ön ced en o eşyanın üzerini a lçı m acunu ile k a p la y a ra k çıkarılm ış k a ­ lıp]] alçıtaşı, min. T abiatta d o ğ a l o la r a k bulunan kalsiyum hidrosü lfat; jip s , C a S 0 4 2 H 2 O. alçı3, [Moğ. alçu ^ T ] {eAT} {ağız} is. Aşık kemiği­ nin dikine yüzlerinden birisi; düz tarafı; kıtın karşı­ sı. [DS] alçıcı, [alçı-cı] is. 1. Alçının çıkarılması, pişirilmesi ve öğütülmesi gibi alçı imalatı ile uğraşan kimse. 2. Alçı ticareti yapan kişi. 3. Alçıyı su ile yoğurup inşaatlarda tavan ve duvar süslemesi işleriyle uğra­ şan usta. alçığ, [alçığ] {eT} is. Alçı. [Mühennâ] alçığçı, [alçığ-çı] {eT} is. Alçıcı. [Mühennâ] alçılam a, [alçı-la-ma] is. Alçılamak işi. alçılam ak, [alçı-la-mak] gçl. f . [ - 1] 1. Bir şeyin üze­ rine alçı sürerek kaplamak. 2. Bir şeyin içine alçı katarak karıştırmak, alçılanm a, [alçı-la-n-ma] is. Alçılanmak işi. alçılanmak, [alçı-la-n-mak] edil. f . [-ır ] 1. İçine alçı karıştırılmak. 2. Üzerine alçı sürülmek. 3. dönşl. f . Alçı sahibi olmak; alçı edinmek, alçılarım , [alçı-la-r-ım] is. Çocuklar arasında oyna­ nan sıraya dizilmiş aşıkları vurarak bir karış uzağa fırlatmak suretiyle aşık kazanma oyunu, alçılı, [alçı-lı] sf. 1. İçine alçı karıştırılmış olan; için­ de alçı bulunan. 2. (Organ için) alçılanmış; alçıya alınmış. 3. Alçı sahibi olan; alçısı bulunan, alçım, [? alçım] {ağız} sf. 1. Sert; sarp. 2. is. Çeşit; tür. [DS] alda, [eT. âl (hile) > al-da °jJT] {eAT} is. Pusu; hile; tuzak, ö aldaya düşmek, {eAT} A ldanm ak; h iley e kapılm ak. aldaçı, [alda-çı] {eT} is. Ölüm ruhu; ölen kişinin ru­ hunu karşılayan, o kişinin daha önceden ölmüş bir yakınının ruhu, aldagan, [alda-mak > alda-ğan jiljJT ] {eAT} sf. Çok aldatan. aldaguc, [alda-ğuc j-j^IjJT] {eAT} sf. Aldatıcı, aldagucılık, [alda-ğu-cı-lık {eAT} is. Aldatıcılık; hilekârlık, aldaguç, [alda-ğuç gi-'JJI] {eAT} sf. Aldatıcı, aldak, -ğı [eT. âl (hile) > alda-k] {ağız} is. Avutacak, kandıracak, gönül alacak söz; aldanca. [DS] S aldak buldak, A ld a tara k ; kan dırarak. aldam ak, [eT. âl (hile) > al-da-malcjol-iJT] {eT} {eAT} {ağız} gçl. f . [- r ] [-d (ı)-y o r] Aldatmak; bir kimseyi kandırmak; oyun etmek; yanıltmak. [Nevâyî] [DLT] [DS] S aldam ak söz, {eAT} A ldatıcı söz. -aldan, [-al-dan / -el-den] {eAT} çek. e. -alıdan; alıdan beri; -alı. ^ ^ tİjJT ]

1
n a z ik ,

müte1 yüksek değerleri kaybetme hâli, ’ m u^^, | ajça_j.maj ^ j Alçalmak işi; aşağılara in-

Jc işi. 2. İnsanlar arasında nefret uyandıracak kimse, na^y^ar^ ışiarda buıunmaya başlama. Z fl alçak a1 4’ [alça-l-mak] 1. Bulunduğu yerden daha V *13* • " h ava şartB 1 seviyelere inmek. K ıy ıla ra doğru g id ild ik çe 1015 m ilfiarın a lça ld ığ ın ı görüyoruz. 2. m ec. (Kişi için) k frekans, i p nu> gururunu yitirecek kadar bayağılaşmak; f ekansı | tzz^ etmek. 3. (Ses, gürültü vb. için) azalmak; | n elek trik eneİmak. am ayan ; kert, [alçal-tı] is. Küçük düşme; alçalma; zillet. m' kib irlen n m , [alçal-tı-cı] sf. Küçük düşüren, aşağılayan, kasıntısız; kıt kıran. yüzü yerde. | ma, [alçal-t-ma] is. 1. Aşağı, seviyelere indir| b artm a, H afi boyunu veya yüksekliğini azaltma. 2. m ec. ıeykeller.\\ alçırunu ve şerefini yok etme. S alçaltm a tavan, . {eAT} A lça k pdanın veya yapın ın tavan y ü ksekliğ in i azalte c e k k a d a r haj için a s ıl tavan la a ra sın d a bo şlu k k a la c a k şeılm ak, Ö jkeli j eklenen ikinci b ir tavan; a sm a tavan. ■şıhk vermek.\\ nak, [alçal-t-mak] gçl. f . [-ır ] 1. Uçan veya k; tevazu göbek te bulunan bir şeyi aşağı seviyelere indir­ in kısm ı yüksek 2. Boyu uzun veya yüksek olan bir nesnenin sürm e, Bos^ekliğini kesmek veya koparmak suretiyle :ıp la tarak görötnak. 3. m ec. Onur ve şerefini hiçe sayarak inm uçuş. r arasında hoşa gitmeyen veya nefret uyandıalçak; pek yükir duruma sokmak. ur, cesaret ve sac, -ğı [alça(k)-rak] sf. Boyu biraz kısa, az alselil. [al+çel-me] is. 1. Yürük ve Türkmen giyi5 kadınların baş örtüsü üzerine alından verev M katlanmış örtüye verilen ad; krep. 2. s. 1. A ça ydoğuda erkeklerin kullandığı büyük kırmızı tirme; adileşme.^ B B * k] d ö n ş l f- [ K | aj+çevrej js Alçelme. ^güvenilirliğini y1 (hile) > ^ sf- Hileci; hilekâr [Mü-

nr kırıcı dâvrâK k- zelil öa§- yalçu] is. 1. Pişirilmiş alçı taşının öğütül1 ■ ’ le elde edilen inşaat malzemesi. S alçı işi, SÎj is. 1- Az yu v y a p j h f u ş inş a a tla ilgili işler.| alçıya al­ n |

ALD
aldanca, [alda-nç-a] {ağız} is. Avutacak, kandıracak, gönül alacak şey. [DS] aldancak, -ğı [alda-n-cak] {ağız} is. -*■ aldanca. [DS] aldancık, -ğı [alda-n-cık] {ağız} is. Tuzak olarak ha­ zırlanmış kar çukuru. [DS] aldanç, -cı [alda-nç] sf. 1. Kolay aldanan. 2. {ağız} (Kişi için) uysal. [DS] aldangan, [alda-n-ğan jUi-JT] {eAT} sf. Çabuk alda­ nan; daima aldanan, aldangıç, -cı [alda-n-gıç] is. 1. Aldanma aracı; oya­ layıcı, aldatıcı şey. 2. Ot veya samanla gizlenmiş tuzak çukuru, aldangıçlık, -ğı [a-da-n-gıç-lık] {ağız} is. Aldanma; yanılma. [DS] aldanguc, [alda-n-ğuc {eAT} is. 1. Aldanma aracı; oyalayıcı, aldatıcı şeyler. 2. {ağız} Avutacak, kandıracak, gönül alacak şey. [DS] aldanış, [alda-n-ış] is. 1. Aldanmak işi ve biçimi. 2. Kanma; yanılma, aldanm a, [alda-n-ma] is. Aldanmak işi. aldanm ak, [alda-n-mak] dönşl. f . [ -ir ] 1. Hataya düşmek; yanılmak. 2. Birinin hilesine veya yalanı­ na kanmak; tuzağına düşmek; aldatılmak; alet ol­ mak; avlanmak. 3. Hayal kırıklığına uğramak. 4. Oyuna gelmek; boş yere güvenmek; kapılmak; ka­ zıklanmak. 5. Avunmak, oyalanmak. 6. (Bitkiler için) ilkbahar gelmeden bastıran sıcaklar dolayısıy­ la uyanmak; çiçek veya yaprak açmak. S aldan­ m ıyorsam , B ir g örü şü a çık lam ay a b a şla rk en y a ­ nılm a p a y ı b ıra k m a k için söylen en g iriş sözü. aldaşm ak, [alda-ş-mak j^-iJJT] {eAT} işteş, f . [-ır ] Karşılıklı birbirini aldatmak. S aldaşm ak itmek, B irin i aldatm ak. aldatıcı, [alda-t-ıcı] sf. Yanıltan, kandıran, aldatılm a, [alda-t-ıl-ma] is. Aldatılmak işi. aldatılm ak, [alda-t-ıl-mak] edil. f . [ -ır ] 1. Kendisine oyun yapılmak; kandırılmak. 2. Yanıltılmak. 3. Alış verişte fiyat veya kalite bakamından zarara uğ­ ramak. 4. (Evli eşler için) eşi başka biri ile ilişkide bulunmak. aldatış, [alda-t-ış] is. Aldatma işi ve durumu, aldatm a, [alda-t-ma] is. Aldatmak işi. aldatm aca, [alda-t-maca] is. Aldatıcı oyun, hile; tu­ zak. aldatm ak, [alda-t-mak] gçl. f . [-ır] 1. Hataya yö­ neltmek. 2. Yalan söylemek. 3. Alış verişte kötü ve ucuz malı, iyi diye pahalı satmak; kandırmak. 4. Karşı cinsten birini baştan çıkarmak; iğfal etmek. 5. Evlilikte eşinden başka birisi ile ilişkide bulun­ mak; ihanet etmek. 6. Avutmak; oyalamak. 7. La­ des oyununda taraflardan birinin diğerine ladese tutuştuklarını unutturup bir şey vererek oyunu ka­ zanmak. 8. (Kendi için) olmayacak bir şeye inana­ rak oyalanmak; teselli bulmak; oyalanmak. 9. (Nef­ si için) açlığını geçici olarak yatıştırmak. aldavu, [alda-ğu] {eAT} is. Hile,

Ô lÜ M ÏÜ lffS Ô M .
aldayıcı, [alda-y-ıcı ^ . - J î / .LıîT] {eAT} sf. 1. Al­ datıcı. 2. Hilenin cezasını veren. 3. Sözünde dur­ mayan; ahdini bozan; hilekâr. 4. is. Şeytan, aldayış, [alda-y-ış jîjIjJI] {eAT} is. Aldatış. aldehit, -di [Fr. alcool+déhydrogenatum > aldéhy­ de] is. kim. 1. Etil alkolün hidrojeni giderilirken oluşan uçucu bir sıvı; etanol, CH 3-CHO. 2. Benzer­ likleri yüzünden aynı ad verilen [R -C H =0] grubu organik bileşikler (a set aldehit, a setik aldehit, adi aldehit, etanol). aldı, [al-dı] {eT} is. Altı. [EUTS] aldın, [alt-tm > al-dm [Clauson]] {eT} is. Alt; aşağı. [Üç İtigsizler]aldırayaz, [al-dır+ayaz] {ağız} is. 1 . Her tarafı açık ve soğuk yer. 2. Çırılçıplak ya da giyimi bozuk kimse. 3. Yıldızlı, açık gece. [DS] aldırık, -ğı [al-dır-ık] {ağız} sf. Şımarık. [DS] aldırılma, [al-dır-ıl-ma] is. Aldırılmak işi. aldırılmak, [al-dır-ıl-mak] edil. f . [-ır ] 1. Aldırmak işi yapılmak. 2. Bir yerden başka bir yere aktarıl­ mak. 3. İlgilenilmek; önem verilmek, aldırış, [al-dır-ış] is. 1. Aldırmak işi ve biçimi. 2. İlgi; önem. S aldırış etmek, İlg ilen m ek ; önem verm ek; d ikk ate alm ak. aldırışsız, [al-dır-ış-sız] sf. Umursamaz; kayıtsız ka­ lan. aldırm a, [al-dır-ma] is. Aldırmak işi. aldırm ak, [al-dır-mak JjjJJT] gçl. f [-ır ] 1. Birisine almak işini yaptırmak. 2. Birini veya bir şeyi bir yerden başka bir yere getirtmek. 3. Vücuttaki her­ hangi bir yaralı veya hastalıklı organı veya kısmı cerrahî müdahale ile çıkartmak. 4. Bir tanıdığını veya yakınım yanına getirtmek. 5. Nüfuz ve yetki­ sini kullanarak birini bir işe veya yere kabul ettir­ mek. 6. Sevdiği veya önem verdiği birini başkasına kaptırmak; elindekini başka birisine kaptırmak. 7. (Bir nesne için) bir kap veya yere sığdırmak. 8. Önem vermek; değer vermek; ilgilenmek; üstünde durmak. “A dam aldırm a, g e ç g it diyem em , a ld ırı­ rım. ” M. Akif. 9. (Gönül için) âşık olmak; tutul­ mak. 10. (Meyil için) gönlünü kaptırmak; âşık ol­ mak. 11. (Nefes için) rahat bırakmak; dinlendir­ mek. 12. Avcı kuşa, av yakalatmak. 13. (Çocuk için) kürtaj yaptırmak. 14. gçsz. f . Şarkı söylemeye başlamak. 15. {ağız} Kendi kendine şarkı, türkü söylemek; bir türkü tutturmak. [DS] aldırm am a, [aldır-ma-ma] is. Aldırmamak işi. aldırm am ak, [aldır-ma-mak] gçsz. [-z ] 1. Değer ve önem vermemek. 2. Oralı olmamak; tınmamak. 3. Dikkat etmemek; üstüne düşmemek. 4. gçl. f . A l­ dırmak işini yapmamak; almak işini yaptırmamak. fi1 aldırm a! "D eğer v erm e; önem v erm e; değm ez. ” an lam ın da kullanılan teselli sözü. aldırm az, [aldır-maz] sf. 1. Vurdum duymaz; kaygı-

o

r u

f f i l f t

SO EbU H .
ALE

sız; tasasız. 2. Ola, yan. --------------------------------aldırmazcı, [al-dır-maznlan ciddiye almagürlüğünden yana olan k. aldırmazlık, -ğı [al-dır-mazVldırmazlık özgisizlik, vurdumduymazlık; ;nizm karşıtı, sizlik veya bilinçli bir tutum ytyıtsızlık; illar, olaylar, öğretiler karşısında', f e l İlgikaydiye. S aldırmazlıktan geln\durum-

ale’ r-re ’ si ve’l-ayn, {OsT} Tam am ; etm ek üzere. | | ale’ r-rttüs, {OsT} B a ş sa y ısın ca m a l b a ş üstüne!\\ a ı v ■ i ( {OsT} ve insandan alın an vergi.\\ ale’ s-sabâh, alessabah.|| ale’s-seher, {OsT} S a b a h erken d en ; {OsT} gün ışım ad an ; s e h e r vaktinde.\\ ale’s-seviye,

E şit o la r a k ; h ep si ayın d e r e c e ve d e ğ e r d e o lm a k ü zere.| ale’t-ta ’cîl, {OsT} A c e le e d e r e k .| ale’t-taf| | sîl, {OsT} Ayrıntılı ve g en iş o la r a k ; tafsilatlı o la ­ r a k ale’t-tahkîk, {OsT} Şü phesiz; k esin olarak.\\ aldırtm a, [al-dır-t-ma] is. Aldırtmak işi. n a ~ ale’ t-tahm în, {OsT} Y aklaşık o la r a k ; tahminen.\\ aldırtm ak, [al-dır-t-mak] gçl. f . [-ır ] Birine ale’t-tahsîs, {OsT} Ö zellikle; bilhassa.\\ ale’t-tak işini yaptırmak, rîb, {OsT} Y aklaşık o la r a k ; a şa ğ ı yukarı.\\ ale’taldil, [eT. âl (hile)+ dil] {ağız} is. Kurnazlık; — hile. temadi, {u s ı / > r,r.7pnu bir biçim ted rîc, {OsT} Y avaş y a v a ş ; d e r e c e derece.\\ ale’ taldosteron, [Fr. aldostérone] is. biy.-kim . Böbre^fl^; sürekli.\\ ale’t-tertıb , {OsT} u u ale’t-tetem âdi, {OsT} A rkası kesilm eksizin ; a ralıksız o la sodyumun tutulması, potasyumun atılmasını sağla,, ku ral ve tekn iklere uygunı biçim i e " ' - —• ‘»ı- tn „ r D üz, yan böbrek üstü bezi kabuğunun salgıladığı hor- \ {OsT} E şit o la r a k ; eşitlikle.\\ ale t- eva ı, mon. neden ; birb iri arkasın a. aldun, [altun] {eT} is. Altın. [EUTS] 31 allée] is. Ağaçlıklı yol. hfelle / âlek <JÎ] (a :le ) {OsT} is. bot. Eskiden aktarm ak, [al-dur-mak JjjjjJT ] {eAT} gçl. f . [-u r ] 1. m ek, önem verm ediğini sezdirm ek, Va ? la_ m ak. ttm eKaptırmak; aldırmak. 2. dönşl. f . {ağız} Kendini beğenmek; kibirlenmek. [DS] alduruk, -ğu [al-dur-uk] {ağız} sf. Kendini beğenmiş; •kibirli. [DS] alduzmak, [al-duz-mak] {eT} gçl. f . [-u r] Malını elinden aldırmak; soyulmak. [DLT] ale-, [Ar. ‘ala (üzere) {OsT} zf. Arapça kelimeler­ den beraberlik ya da üstünlük anlatımı katmakta kullanılan ön ek. a le la c e le , a le la d e. 0 ale’d-derecât, {OsT} D er e c e le r in e g ö r e ; sıra sıy la .| ale’ d| devâm, {OsT} D evam lı o la r a k ; boyun a.| ale’l-am | yâ, {OsT} K ö rc es in e; düşünm eksizin,| ale’l-ekser, | {OsT} Ç o k ça sı; ek seriy etle.| ale’l-fevr, {OsT} D er­ | hâ l; hem en .| ale’l-gafle, {OsT} B ek len m ed ik b ir ş e ­ | k ild e; ansızın; birdenbire.\\ ale’l-hâdise, {OsT} B aşka b ir o la y a katılan f a k a t o o la y ü zerin de etkisi olm ayan ; ep ifen om en ; g ö lg e olay. | ale’l-hesâb, | {OsT} H e s a b a sa y a rak . | ale’l-husfls, {OsT} Ö zellik­ | le; b ilh a ssa .| ale’l-ımıyâ, {OsT} K örü körü n e.| | | ale’l-ıtlâk, {OsT} 1. G en ellikle; um umiyetle. 2. R astg ele.| ale’l-icm âl, {OsT} K ıs a c a ; özet o la r a k .| | | ale’l-ihtisar, {OsT} K ısa lta ra k ; ö zetley erek ,| ale’l| infirâd, {OsT} Ayrı ay rı o la r a k ; b ir e r b ire r .| ale’l| isticâl, {OsT} İv ed i o la r a k ; a c e le ile.| ale’l-istim| râr, {OsT} A ralıksız; sü rekli o la r a k .| ale’l-iştirâk, | {OsT} O rtak o la r a k ; iştirak e d e r e k .| ale’l-ittifâk, | {OsT} A n la şa ra k; ü zerin de b irlik s a ğ la y a ra k .| | ale’l-ittisâl, {OsT} A rdı kesilm eksizin ; devam ed e rek.| ale’l-kâide, {OsT} K u ra la uygun biçim d e; | k aid esin ce.| ale’l-kıyâs, {OsT} K a rşılaştırm a y o ­ | luyla; k ıy a slay a ra k ^ ale’l-kifâye, {OsT} Yeterli m iktarda; y e te c e k kadar.\\ ale’l-umfim, {OsT} 1. G en ellikle; g e n e l o la ra k . 2. T am am ı; bütünüyle.\\ ale’r-rağm , {OsT} K asten kü çü k d ü şü rerek h a k a ret ilaç yapımında kullanılan ve Hint sümJ atam Li\en jjjj. soğanlı bitki, (N ardostahys aie3, [Ar. mura karşı» (a : ıe) {OsT} is 1. Güneş ve yagkirlik. 'i ı yer;; sığmak. 2. Yoksulluk; faalebat, [OsT. ‘a. Yemiş kapçıkları!-!*-] (a leb a :t) {OsT} is. bot. alebe, [OsT. ‘alebe ^ar; kapsüller, kapsül. Tl is- bot. Yemiş kapçığı, {OsT} is. bot. Yemiş En teklifsiz; çok , alebi, [OsT. ‘alebi L 4 t ] (l 5 kapçığı ile ilgili. cana yakın. alef1, [Ar. âlef t-âiT] (a ;lej) {Os alef2, [Ar. ‘alef UA*] {OsT} is. Ha,

kullanılan ot, saman, yulaf. 0 aıcıalet^6™ ° a, , 11. ıç y em i; kılıcın öldü rdüğü} alef olmaK*^r ’ Yem olm ak. 2. Öldürülmek. v görevülerine belli bir süre için verilen ücret. [Dk alefi, [Yun. alifı] {ağız} is. Deri cilalamakta k u k ^ lan mermer tozu. [DS] alegori, [Yun. allegorein (resim ler a ra cılığ ı ile k o ­ nuşm a) > Fr. allégorie] is. 1. Bir fikrin resim veya canlı varlıklar yoluyla anlatılması. 2. Bu şekilde meydana getirilmiş edebî eser, alegorici, [alegori-ci] is. Bir metni, bir yazarı alegori yöntemi ile yorumlayan kişi, alegorik, -ği [Fr. allégorique] sf. Alegoriye dayanan, alegori ile ilgili. «K utadgu B ilig adalet, saad et, a k ıl ve k an a a t kavram ların ın hüküm dar, vezir, ve­ zirin oğlu ve a bit g ib i şa h ısla r la can lan dırıldığı a le g o r ik b ir eserdir. » alefe, [Ar. ‘alüfe] {ağız} is. imam, çoban gibi

ALE

İ H
I] (a :lek ) {OsT} is. bot.

l i f t SÖZLÜK, oc

alek1, [Far. aie / alek J l /

Eskiden hekimlikte ilaç yapımında kullanılan ve Hint sümbülü de denilen bir soğanlı bitki, (Nardostahys jata m a n si). alek2, [Ar. ‘alak (yapışm ak) j U ] {OsT} is. -*• aleka. aleka, [Ar. ‘alak (yapışm ak) -uU] {OsT} is. 1. Kan pıhtısı. 2. Balçık; yapışkan çamur. 3. Sülük, aleki, [Ar. ‘alak > ‘alakî <_j£l*] (aleki:, k k aim s ö y le­ nir) {OsT} sf. 1. Yapışkan. 2. Pıhtı hâline gelmiş. 3. Sülüklerle ilgili. 4. Sülük cinsinden olan. alekiye, [Ar. ‘alakîye > ‘alakiyye «!&] {OsT} is. zool. Sülükgiller. aleksandren, [Fr. alexandrin] is. ed. Fransız şiirinde kullanılan on iki hecelik dize, aleksi, [Fr. alexie] is. tıp. Hastanın görmesinde bir kusur olmamasına rağmen okuma yetisini kaybet­ mesi; okuma yitimi; okuma körlüğü, alel, [Fr. alléle] is. ve sf. biy. Bir kromozom çifti üzerinde aynı nokta üzerine yerleşmiş genlerden her biri. alelacayip, -bi [Ar. ‘ale'l-'acâ’ib (a lela ca :y ip ) {OsT} sf. Çok acayip; çok yadırgatıcı; çok garip. alelacele, [Ar. ‘ale’l-‘acele acele, çarçabuk, ivedilikle, alelade, [Ar. ‘ale’l-‘âde (a le lâ :d e ) {OsT} sf. Sıradan, her zaman rastlanır nitelikte; bayağı, aleladelik, -ği [alelâde-lik] (a 'le lâ :d e lik ) is. Bayağı­ lık, sıradan oluş, alelittifak, [Ar. 'ale’l-ittifak JU V ! {OsT} zf. Birleşerek; ağız birliği ederek, alel’umum, [Ar. ‘ale’l-'umüm alelusul, -lü [Ar. ‘ale’l-usül ^^U] (alelu (alelusu:!) m u:m ) {OsT} zf. Genellikle; umumiyetle, {OsT} zf. 1. Kurallarına uygun olarak; usulünce. 2. Adet yerini bulsun diye; üstünkörü; gelişigüzel, a ’lem, [Ar. ‘ilm (bilm ek) > a’lem | p {Os T} s f 1. *A I] Daha çok bilen; en çok bilen. 2. is. Bilgin. S a ’lemü’l-ulem â, B ilgin lerin en bilgini. âlem, [Ar. ‘âlem İU-] (a:lem ) {OsT} is. 1. Yeryüzünde ve gökyüzünde var olan yaratılmışların hepsi; ev­ ren; kâinat. 2. Güneş ve gezegenlerin meydana ge­ tirdiği topluluk; güneş sistemi. 3. Dünya; yeryüzü; cihan. 4. Bütün insanlar. 5. Çevre; toplum. 6. Ken­ di içinde bir bütün oluşturduğu tespit veya tahmin edilen varlıklar veya soyut kavramlar topluluğu. « H ayvan lar âlem i. R uhlar â le m i.» 7. m ec. Eğlen­ ce. 8. m ec. Kendine özel bir yaşayış ve düşünce biçimi olan. «Alem adam dır, v es sela m .» 9. mec. (alelittifa:k) ^Ip] {OsT} zf. Çok

Durum; vaziyet. « K ey ifler n e â le m d e ? » 10. Gerek; lüzum; anlam. S âlem -ârâ {OsT} D ünyayı sü sle­ y en .| âlem-efrüz, {OsT} Bütün dünyaya ışık s a ç a n ; | â lem i aydın latan ,jj âlem -gîr, {OsT} 1. D ünyayı tu­ tan; bütün dünyaya yayılan . 2. D ünyayı alan. | | âlem-i âb {OsT} İç k i m eclisi; içkili e ğ le n c e.| âlem-i | âhiret, {OsT} Ö teki dünya; ahret. | âlem-i anâsır, | {OsT} U nsurlar â lem i (esk ilere g ö r e varlığın dört tem el ö ğ e s i olan su, hava, to p ra k v e ateşten ib a ret olan m ad d e dünyası).\\ âlem-i asgâr, {OsT} K ü çü k dünya (insan).|| âlem-i azam et, {OsT} E n y ü k sek gökyüzü ta b a k a sı.| âlem-i bâtın, {OsT} İç â le m .j | | âlem-i beka, {OsT} E b e d î âlem , ahret. | âlem-i be­ | rin, {OsT} En y ü k sek â lem .| âlem-i berzâh, {OsT} | R uhların b ed en k alıb ın a g irm ed en ö n ce bulunduk­ ları m an ev î âlem ile m ad d î âlem a ra sın d a k i yer.\\ âlem-i berîn {OsT} En y ü k sek âlem . | âlem-i ee| berrflt (melekût), {OsT} 1. A rş-ı âlân ın en alt fa k a t gökyüzünün en üst tabakası. 2. A llah 'in bütün var­ lık lar üzerin deki kudreti. | âlem-i diğer, {OsT} | A hret, ö b ü r dünya.\\ âlem-i ecsam , {OsT} C isim ler â lem i.| âlem-i eflâk, {OsT} F e le k ler , g ö k le r âlemi.\\ | âlem-i ekber (kebîr, kübrâ), {OsT} En büyük dün­ ya, kâin at.| âlem-i em r, {OsT} H içb ir şa rta bağ lı | olm ayan dün ya.| âlem-i ervah, {OsT} R u h lar â le | m i.| âlem-i esbâb, {OsT} S e b e p le r âlem i, dünya.| | | âlem-i fak r ü fenâ, {OsT} Yoksulluk ve y o k lu k â le ­ mi, yeryüzü. | âlem-i fâni, {OsT} Sonlu dünya; bu | dünya.| âlem-i fenâ, {OsT} G eçic i âlem , dünya, | y a la n dünya.| âlem-i gayb, {OsT} G örülm eyen, | gizli dünya.| âlem-i hâb, {OsT} Uyku â lem i.J âlem| | i halk, {OsT} Bütün doğm uşlar, y a ra tılm ışla r â le ­ mi. | âlem-i his, {OsT} D uyu larla an laşılan â lem ; | m ad d e âlem i. | âlem-i imkân, {OsT} H er şeyin | mümkün olduğu âlem . | âlem-i istiğrak, {OsT} İç | dünya; kişinin kendinden g eç ip d a ld ığ ı düşünce âlemi.\\ âlem-i kevn, {OsT} Varlık âlem i. | âlem-i | kevn ü fesâd, {OsT} Var o lm a ve bozulup dağılm a dünyası.| âlem-i kitmân, {OsT} Saklı, gizli dünya.| | | âlem-i kudsî, {OsT} K u tsal âlem , A llah'ın katı.\\ âlem-i lâhut, {OsT} M anevi âlem , A lla h ’ın katı.| | âlem-i m a’ nâ, {OsT} G örülm eyen âlem , rüya.| | âlem-i melekût {OsT} A llah ’in m utlak egem en o l­ duğu â lem .| âlem-i menâm, {OsT} G örülm eyen | âlem , rüya.\\ âlem-i misâl, {OsT} Ruhun İlah î â lem ­ den cisim ler â lem in e inerken g eçtiğ i varlıkların h a y a lleri ile dolu â le m ] | âlemin ağzına sakız ol­ mak, H erkesin konuştuğu, dedikodu sun u yaptığı b ir kim se durum una g elm ek .| Âlemin ağzı torba | değil ki büzesin. İn san ların d ed ikod u yapm aların ı, o lu r olm a z şey le ri söy lem elerin i engellem enin mümkün olm adığ ın ı an latm ak için sö y len ir.| âlem| i nakayis, {OsT} E ksik lik ler â lem i.| âlem-i nâr, | {OsT} A teş dünyası.\\ âlem-i nasüt, {OsT} İnsan lık â le m i.| (kendi) âleminde olmak, B a ş k a la rı ile iliş­ | kiyi k e s e r e k ken d i iç dünyası ile h esa p la şm a duru-

ı r a m et m ı .

201

ALE
âîemî2, [Ar.’alem > ‘alemî ^ l * ] (a d em i:) {OsT} sf. (İnsan için) dünyaya ait; dünya ile ilgili; dünyevi, alemida, [Yun. alemida] {ağız} {OsT} is. İplik çilele­ rini çözgü kalemlerine sarmaya yarayan araç; çık­ rık. [DS] âlemin, [A r.’âlem > ‘âlemin a\J.^] (a:lem i:n ) {OsT} is. Alemler; dünyalar, alemit, -di [Yun. anemidi] {ağız} is. İplik çilelerini çözgü kalemlerine sarmaya yarayan aygıt; dolap. [DS] âlemiyan, [Ar. ‘âlemî > ‘âlemiyân OLIU] (a d em i:y a :n ) {OsT} is. Dünyaya ait olanlar; insanlar, âlemiyane, [Ar. ‘âlemi + Far. âne ^LİU] (a d em i.y a :ne) {OsT} zf. 1. İnsana yakışır biçimde; insanca; insan gibi. 2. Akıllıca; kurnazca, alemiyet, [Ar. ‘alemî > ‘alemiyyet c~»-U] {OsT} is. dbl. Bir sözcüğün özel isim olma durumu, âlemli, [âlem-li J İU] (a d em li) {OsT} is. Halının bir tarafında bulunan mihraba benzer süs öğelerinin tümü. âlem m edar, [Ar. ‘âlem + Far. medâr jl-u ^U] (a :lem m ed a:r) {OsT} is. Alemin merkezi, âlemnüma, [Ar. ‘âlem + Far. nümâ ti ^U] (adem n iim a:) {OsT} sf. 1. Dünyayı gösteren. 2. Büyük İs­ kender’in İskenderiye’de yaptırdığı deniz fenerinin tepesine koyduğu “bütün dünyayı gösteren” ayna, âlempenah, [Ar. ‘âlem + Far. penâh oto 1U] (a :lem p en a:h ) {OsT} sf. (Padişah için) âlemin sığınağı olan. âlemşümul, -lü [Ar. ‘âlem-şümül ^U] (a :lem şüm u.l) {OsT} sf. Dünya ölçüsünde; dünyayı kap­ samış; dünyayı içine alan, âlemtab, [Ar. ‘âlem + Far. -tâb >_jIj J.U] (a :lem ta :b ) {OsT} sf. Dünyayı ısıtan; dünyayı aydınlatan, âlemun, [Ar. ‘âlemün 0>İU] (a:lem u :n ) {OsT} is. Dünyalar; âlemler, alen, [Ar. ‘alen {OsT} is. Açık ve meydanda ol­ ma; aşikâr oluş, alençik, -ği [eT. ala-cuk] {ağız} is. Çardak; çadır. [DS] alenen, [Ar. ‘alenen tiu] (a'lenen ) {OsT} zf. 1. Her­ kesin gözü önünde; açıkça; meydanda. 2. Görülebi­ lir, açık olarak; gizlemeden saklamadan, alengirli, [Ar. ‘âlem + Far. -gir (tutan) + T. -li > alengir-li ?] sf. argo. Gösterişli, fiyakalı, dalavereli, aleni, [Ar. ‘alen > ‘alenî l5üji] (alen i:) {OsT} sf. 1. Herkesin gözü önünde; açık; herkesin içinde. 2, zf. Herkesin görüp bildiği şekilde; açıkça; açık olarak. S aleni celse, H alk a a ç ık o la r a k y a p ıla n oturum ;

murıda bulunmak.]] âlem-i siyâset, {OsT} P olitika dünyası.]] âlem-i sürî, {OsT} Görünen, şa h it olunan z a h irî âlem.]] âlem-i sabâvet, {OsT} Ç ocu klu k dün­ yası.]] âlem-i süflî, {OsT} B ay a ğ ı âlem , dünya.]] âlem-i şahadet, {OsT} tasvf. Yaratılışın dördüncü basam ağı. | âlem-i şems {OsT} Giineş ve g ez eg en ­ | ler.]] âlem-i ulvi, {OsT} 1. Yüksek âlem , gökyüzü. 2. R uhlar âlemi]] (... in) âlemi v ar mı? Uygun düş­ m üyor; y a k ışık almıyor.]] âlem-nümâ {OsT} - * âlemnüma.|| âlem-penâh, {OsT} -*■ âlempenah.|| âlem-pesend {OsT) H erkesin b eğ en d iğ i,| âlem -pirâ, | {OsT} D ünyayı süsleyen.]] âlem-süz, {OsT} Dünyayı y a k a n .| âlem-şümûl, {OsT} - * âlemşümul.|| âlem| tâb, {OsT} - * âlemtab.|| âlem yapm ak, içkili, sazlı sözlü eğ len c e düzenlem ek. alem1, [Ar. ‘alem (yarık, sınır) jvU] {OsT} is. 1. Bir düşüncenin, yüce ve üstün bir gücün, bir toplulu­ ğun sembolü; alamet; işaret; sembol; timsal. 2. Bayrak; sancak. 3. Kubbelerin, minare külahlarının veya bayrak direklerinin tepesine konulan madenî ay ve yıldız. 4. Sınır işaretleri; sınır taşları. 5. Sarık için dokunan bir kumaşın içindeki altın teller. 6. mec. Sıfat; unvan. 7. Önder; lider; temsilci. S alem-efrahte, {OsT} B ay rağ ı k ald ırm ış; bay rağ ı yükseltmiş.]] alem -efrâz, {OsT} B ay rağ ı kaldıran , bayrağı yükselten]] alem-i hüm âyun, {OsT} S alta­ nat san cağ ı]] alem-i Nebî, {OsT} İm p arato rlu k d ö ­ nem inde g a z a la r d a a çıla n Hz. M u ham m ed’in bay ­ rağı]] alem olmak, B ir fik r e , b ir toplu lu ğa lid er olm ak. alem2, [Ar. ‘alem (Up] {OsT} is. Özel isim, f? alemü’l-cins, {OsT} Ö zel isim den üretilen cins ismi. âlemane, [Ar. ‘âlem + Far. -âne 4 iliU] (a :lem a :n e) {OsT} sf. Dünya ile ilgili; dünyevi, alemci, [alem-ci] is. Cami kubbelerine, minarelere alem yapan veya takan kimse, alemdar, [Ar. ‘alem + Far. -dar jl-ul*] (a lem d a :r) {OsT} is. 1. Bayrak taşıyan. 2. m ec. Bir işte önder olan. 3. Yeniçeri ocağının çeşitli bayraklarını taşı­ yanlardan biri. 0 alem dâr-ı hâssa, {OsT} Saltan at san cakların ı taşıyan g ö sterişli kişi.]] alem dâr-ı re­ sul, {OsT} Hz. M u ham m ed’in sa n ca ğ ın ı taşıyan. alemdari, [Ar. ‘ alem + Far. -dârî ^jIJuJlp] (alem d a :ri:) {OsT} is. Bayraktarlık; sancaktarlık. alenıderan, [Ar. ‘alem + Far. -dâr-ân (alem d a :ra :n ) {OsT} is. 1. Bayrak taşıyanlar; sancak­ tarlar. 2. m ec. Önderler; ileri gelenler, aleme, [Yun. anemi] {ağız} is. İplik çilelerini çözgüye sarmaya yarayan çark; dolap. [DS] âlemeyn, [Ar. ‘ âlem-eyn Dünya ve ahret; iki âlem. alenıî1 [Ar. ‘alem (ö z el isim) > ‘ alemî , {OsTI sf. dbl. Özel isimle ilgili. (alem i:) (adem eyn ) {OsT} is.

ALE

İ I Ü M I Ü M i SÖZLÜK.
işte birisin e y a rd ım cı olm ak. | alet verici, A m eliyat | sıra sın d a g er ek en a r a ç la r ı o p e r a tö r e veren a sep tik giyinm iş ve eldiven takm ış o la n y a rd ım cı elem an. aletçilik, [alet-çi-lik] (a :letçilik ) is. fe l. Düşünce ve teorileri eylem için gerekli gören felsefî sistem, aletli, [alet-li] (a d etli) sf. Bir alet yardımı ile yapılan. S aletli jim nastik, A tlam a beygiri, kulplu beygir, halka, d en g e a leti g ib i a le tle rle y a p ıla n jim n a stik hareketleri. aletlik, [alet-lik] (a d etlik ) sf. (İş için) alet kullanmayı gerektiren. alev, [eT. yal-mak (yanm ak) > yal-av > alav > alev] is. 1. Yanmakta olan cisimlerden çıkan, dil şeklin­ de kızıl turuncu renkli, akkor hâlindeki yanıcı gaz kütlesi. 2. Ateş, sıcaklık, kıvılcım. 3. Mızrak veya gönder uçlarına takılan kırmızı flama; tuğ. 4. gnşl. Çiçekleri alev renginde ve alev görünümünde olan bir tropikal kereste ağacı (Sterculia) ve bir süs çi­ çeği, (P hlox). 5. m ec. Aşk ateşi; sevda. S alev al­ mak, 1. Tutuşmak, y a n m ay a başlam ak. 2. P a r la ­ m ak ; ışıldam ak. 3. m ec. H ey ecan d an telaşlanm ak. 4. m ec. Öfkelenmek.]] alev alev yanm ak, A teşler a le v le r için d e yanmak.\\ alev borulu kazan, B oru ­ larında. y a n m a g azların ın dolaştığ ı kazan tipi. | | alev dönüşlü kazan, Yanm a ürünlerinin o c a ğ a g elm ed en ö n ce b ir boru dem etinden geçtikten so n ­ ra a r k a p la n d a k i fırın d a n çıkıp ön y ü ze g eld iğ i k a ­ zan]] alev-gîr, {OsT} 1. A levlenm iş, tutuşmuş. 2. Şiddetlenm iş, hiddetlen m iş.| alev-gûn, {OsT} A lev | ren g in d e.| alev-hîz, {OsT} 1. A levlenen, p arlayan . | 2. m ec. Kızgın, hiddetli.]] alev kesilmek, Ç o k sin ir­ lenmek.]] alev-keş, {OsT} A levden k o p a n ; alevden sıçray a n ; kıvılcım.]] alev makinesi, D üşm an üzeri­ ne y a n a r h â ld e g a z y a d a sıvı püskü rten sila h .]] alev-nâk, {OsT} Alevli, ateşli. | alev-rîz, {OsT} A lev | saçan.]] alev saçağı sardı, T ehlike ç o k ilerledi, ön­ len em ez h â le geldi. alevcik, [alev-cik] is. Küçük alev. Alevi, [Ar. ‘ali > ‘alevî ıSjJ^] (a lev i:) {OsT} is. ve sf. 1. Dördüncü halife Hz. A li’nin soyundan gelen. 2. Hz. A li’yi diğer halifelerden daha çok seven, daha üstün tutan; Hz. Ali taraftarı. Alevilik, -ği [Alevî-lik] (a lev id ik ) is. Hz. A li’yi diğer halifelerden daha üstün tutan ve sevenlerin görüşü ve mezhebi. alevlendirme, [alev-le-n-dir-me] is. 1. Alevlendir­ mek işi. 2. İçin için yanan bir şeyin alevi görünür şekilde yanmasını sağlama, alevlendirmek, [alev-le-n-dir-mek] gçl. f . [-ir ] 1. Tutuşturmak. 2. m ec. Unutulmuş bir konuyu tekrar gündeme getirip ortalığı kızıştırmak. 3. Bir tartış­ mayı şiddetlendirmek. 4. m ec. Çok öfkelendirmek, sinirlendirmek, alevlenirlik, -ği [alev-le-n-ir-lik] is. Alev alarak yanabilme özelliği.

a ç ık c els e.| aleni müzayede, H erkesin k a tıla b ile­ | ceğ i ş e k ild e yapıları artırm alı satış; a ç ık artırm a. alenileşme, [aleni-le-ş-me] (a len id eşm e) is. Aleni durumuna gelme, alenileşmek, [alenî-le-ş-mek] (a le n ile ş m e k ) dönşl. f . [-ir ] (Üzerinde gizliliği bulunan bir şey için) açık­ lanmak suretiyle herkes tarafından bilinir hâle gel­ mek; açıklık kazanmak, aleniyet, [Ar. ‘alenî > ‘aleniyyet {OsT} is. 1. Bir şeyin hiç gizlenmeden, ortalıkta, herkesin gözü önünde yapılıyor olması; açıklık. 2. huk. Bir iş ve­ ya işlemin yapılırken gizli tutulmaması hâli; açık­ lık. aleniyye, [Ar. ‘alenî > ‘aleniyye <ud&] {OsT} is. Açık; herkesin gözü önünde, alerjen, [Fr. allergene] is. Alerjiye neden olan mad­ de. alerji, [Yun. allos (başka) + ergon (tepki) > Fr. allergie] is. 1. Bir etken maddeye karşı organizmanın göstermiş olduğu çok aşırı tepki. 2. m ec. Bir kim­ seye veya fikre karşı olumsuz yönde duyulan aşırı duyarlılık; karşı tepki, alerjik, -ği [Fr. alergique] sf. 1. Alerjiyle ilgili olan, alerjiden kaynaklanan. 2. Bir etken maddeye karşı duyarlılığı olan. 3. mec. (Kişi veya düşünce için) aşırı duyarlılık sebebi olan, alerresi, [Ar. ‘ale’r-re’sî ünl. Baş üstüne! alesta, [İt. alesta] ( a ’lesta) ünl. dnz. 1. “Hazırol!” komutu. 2. «Buyurun, hazırım!» 3. sf. Hazırlanmış, hazır durumda. 0 alesta beklemek, H azır o la r a k b ek lem ek .| alesta durm ak, E m ir a lm a k için tetikte | h a z ır beklemek.\\ Alesta fero! « D em ir atm aya h a ­ z ır o l!» komutu.\\ alesta tutm ak, H em en ku llan ıla­ b ile c e k ş e k ild e h a zır bulundurm ak. alestezi, [Fr. allesthesie] is. tıp. Dokunma duyumu­ nun, dokunulan yerin tam simetriğinden algılanma­ sı biçiminde görülen bozukluk, alet, [Ar. âlet cJT] (a d et) {OsT} is. 1. Bir işte kulla­ nılmak üzere yapılmış nesne; araç. 2. Bir. sanatı uygulama alanına koymaya yarayan özel cihaz; aygıt. 3. m ec. Aracı; yardımcı; vasıta. 4. Oyuncak. 5. Organ. 6. huk. Kendiliğinden herhangi bir etkisi olmayan ancak işin sonucunu oluşturmakta kullanı­ lan araç. S alet çantası, Teknik b ir işi y a p m a k için g e r e k li o la n e l aletlerin in konulduğu ça n ta ; takım ça n ta sı.| alet edevat, Ç eşitli ve d eğ işik a r a ç la r .| | | alet etmek, M eşru olm ayan bir işte y a rd ım cı e le ­ m an o la r a k kullanmak.\\ âlet-i meclis, {OsT} Z iyafet k a p k a c a ğ ı.| âlet-i m usavvât, {OsT} fız. Mikrofon.\\ | âlet-i rücûliyet, {OsT} E rk ek lik o rg a n ı.| âlet-i | şürb, {OsT} İç k i kadehi.\\ âlet-i tecfif, {OsT} K u­ rutm a m akin esi.| âlet-i tenasül, {OsT} Cinsiyet o r ­ | g a n ı.,| alet olmak, B ile r e k veya bilm ey erek kötü bir | (a lerre-si:) {OsT}

Ö İ IH T İ IÎ 1 M .2 0 3

ALG smdan liflerinden ip, hasır ve kâğıt yapılan uzun ömürlü bir bitki, (stipa ten acissim a).

alevlenme, [alev-le-n-me] is. Alev alma, tutuşma du­ rumu ve eylemi, alevlenmek, [alev-le-n-mek] dönşl. f . [-ir ] 1. Alev çıkararak yanmaya başlamak. 2. m ec. Birden pat­ lamak; şiddetlenmek. 3. m ec. Çok kızmak; öfke­ lenmek.

alfa2, [Yun. alpha] is. Yunan alfabesinin ilk harfi. S1 alfa ışınları, R a d y o a k tif elem en tlerin y aydığ ı +2 yüklü iki p ro to n ve iki nötron p a rç a cığ ın d a n m ey ­ d a n a g elm iş (helyum çek ird eğ i) ışın dem eti. alevli, [alev-li] sf. 1. Alev saçar bir hâlde yanan. 2. alfabe, [Yun. alpha + beta > alphabe] is. 1. Bir dildeki seslere dayalı ifadeleri yazıya geçirmek için mec. Şiddetli; sert; hararetli. S alevli fırın, İçin d e kullanılan şekillerin bütünü. 2. Bu işaretlerin kabul işlen ecek m addenin doğru dan a le v le karşılaştığ ı gören sıralanmış şekli. 3. Çocuklara okuma ve tipteki fırın . yazmayı öğretmek için hazırlanmış küçük kitap. 4. aley, [Ar. ‘ala > ‘ aley l s - ] {OsT'} e. Üzere; üstüne (za­ J gnşl. Temel bilgilerin özeti, fi1 alfabe dışı, dbl. B ir m irle birlikte kullanılır). d ild e kullanılan harflerin dışın da bir ş e k il ile g ö s ­ aleyh, [Ar. ‘ala (üzerine) + hi (ona) > ‘aleyh terilen ses. | alfabe sırası, H arflerin a lfa b e d e b e lir ­ j tilen y er in e g ö r e diziliş. {OsT} is. Karşı; zıt; karşıt; aykırı, fi1 aleyh-dâr, -*• aleyhtar.|| aleyhe dönmek, E v v elce b eğ en d iğ i b ir alfabetik, -ği [Fr. alphabétique] sf. Alfabede belirti­ kişiye veya düşün ceye so n rad a n karşı çıl<mak.\\ len sıraya uygun olarak, fi1 alfabetik katalog, B a ş ­ aleyhe kalkm ak, İsyan etm ek; k a r şı g elm ek .j | lıkları a lfa b e sıra sın a g ö r e d iz e rek m eydan a g e ti­ aleyhi’l-la’ne, Şeytandan sö z ed ilirken söylen en rilm iş katalog. | alfabetik olarak, A lfa b e sıra sın a | “lanet onun üzerin e o ls u n ” an lam ın da kötü d u a .| j gö re. | alfabetik yazı, Tek tek s e s birim lerini yazı | aleyhinde bulunmak, B irin i a rk ad a n çekiştirm ek, işa retleriy le k aydeden yazı. dedikodu yapmak.\\ aleyhinde olmak, B ir işe veya alfaterapi, [Fr. alphatérapie] is. tıp. Alfa ışınlarının bir a d a m a k arşı olm ak, itiraz etmek.\\ aleyhine tedavide kullanılma tekniği, dönmek, E v v elce beğ en d iğ i b ir kişiy e veya düşün­ alfel, [al (düzen) + fel (hile, sihir) [TÎETZE]] is. 1. ceye so n rad a n karşı çıkm ak.| aleyhi’s-selâtü ve | Hile. 2. Kötülük, sellem, {OsT} Hz. M u h a m m ed ’den sö z edildiğ in de alfenit, -di [Halfen (Fr. kim yacı) > Fr. alfénide] is. «Allah ’in s a lâ t ve selâ m ı onun üzerin e o lsu n .» ş e k ­ Parlak metal rengi dolayısıyla sofra takımı imalin­ lindeki d u a .| aleyhi’s-selâm, {OsT} P ey g a m b erler | de kullanılan yüzde yirmi oranında gümüş katılmış için kullanılan «S elâm onun üzerin e olsun. » duası. bakır, nikel ve çinko alaşımı, aleyha, [Ar. ‘aleyhâ Lj-lp] (a ley h a:) {OsT} ünl. ... o- alfons, [Fr. Alphonse (er k e k adı)] is. argo. Muhabbet tellalı; fahişe dostu; pezevenk, nun üzerine olsun! alg, [Fr. algue] is. bot. Denizlerde ve tatlı sularda aleyhi, [Ar. ‘aleyhi 4Jlp] {OsT} ünl. ... onun üzerine! yaşayan klorofılli, köksüz bitkiler; su yosunu. aleyhillane, [Ar. ‘aleyhi’l-la'ne ijJJI -tip] (aley- -alga, [-al-ga / -elge] yap. e. Fiillerden isim türeten ek. İşlek değildir: çizelge. hU’lâ:n e) {OsT} ünl. (Şeytan için) lanet ona! algan, [al-ğan] {e l } (Kadm için) bir erkek tarafından aleyhim, [Ar. ‘aleyhim / ‘aleyhimâ alınmış; kocaya varmış. [Gabain] {OsT} ünl. Onların üzerine! alganmak, [al-ğa-n-mak / al-ka-n-mak] {eT} edil. f . aleyhtar, [Ar. ‘aleyh + Far. -dar jb 4 ^U] (aley h ta.r) [-u r] Övülmek; ünlenmek. [Gabain] algar, [Yun. alkari] {ağız} is. 1. Bıldırcın tutmaya ya­ {OsT} sf. Bir işe, bir fikre karşı duran, rayan, ucunda ağ bulunan aygıt. 2. Ateş çekmeye aleyhtarlık, -ğı [aleyhtar-lılc] is. Bir işe, bir fikre kar­ yarayan araç; gelberi. 3. Dalları eğmeye, çekmeye şı olma durumu, yarayan ucu eğri araç. [DS] aleyke, [Ar. ‘aleyke dLU] {OsT} ünl. Senin üzerine algarina, [İt. argagno] is. 1. dnz. Gemilere ağır yük olsun! koymak veya batık gemileri çıkarmakta kullanılan, aleyküm, [Ar. ‘aleyküm {OsT} ünl. Sizin üze­ kendi motoru ile hareket eden saç tekneli duba. 2. Kayığa halat çekmekte kullanılan makara. 3. arg o. rinize olsun! İri yarı, güçlü kabadayı, aleykümselam, [Ar.'aley-lcümü’s-selâm j>}UI p-SLİp] algarna, [İt. argagno] is. -*■ algarina, {OsT} ünl. Allah’ın selamı sizin de üzerinize olsun algasam ak, [Moğ. alğa-sa-mak j*~aJT] {eAT} gçl. f . anlamında «Selamün aleyküm (A lla h ’ın selam ı [- r ] Korkutmak; ürkütmek, üzerinize o lsu n )» sözünün karşılığı, algı, [al-gı] is. p sikol. 1. İnsanın zekâsının verileri ile aleyna, [Ar. ‘aley-nâ bJı*] (aley n a:) {OsT} ünl. Bizim birleştirmek üzere nesnelere ait duyular yoluyla el­ üzerimize olsun! de ettiği yalın bilgiler; idrak. 2. {ağız} Çizilmiş haş­ alfa1, [Ar. halfa] {OsT} is. bot. Buğdaygiller familyahaş kapsülünden akan sıvı; afyon sakızı. [DS] 3.

ALG {ağız} Haşhaştan afyon sütünü sıyırıp toplamaya yarayan özel bıçak. [DS] 4. {ağız} Kazanç; alacak. [DS] 5. {ağız} Vergi. [DS] 6. {ağız} Rüşvet. [DS], 7. {ağız} Ganimet. [DS] 8. {ağız} İlgi; alaka. [DS] 0 algı bıçağı, Çizilm iş h a şh a ş kapsülünden a k a n ve koyu laşm ış afyon sakızını kapsülün üzerinden sıyı­ rıp toplam aya y a ra y an ö z e l b ir bıçak. algıcı, [al-gı-cı] {ağız} is. Tahsildar; alımcı. [DS] algıcılık, -ğı [algı-cı-lık] is. Algılamada, zihnin bir dış gerçeği doğrudan kavradığını ve bunun bilinci­ ne vardığını öne süren felsefe görüşü, algıglamak, [alğığ-la-mak] {eAT} gçl. f. [ - r ] Aşağı­ lamak. algılama, [algı-la-ma] is. 1. Algılamak işi. 2. Duyu organları aracılığıyla bilgi sahibi olma; idrak etme, algılamak, [algı-la-mak] gçl. f i [- r ] Beş duyu vasıta­ sı ile dışarıda olup bitenler hakkında bilgi edinmek; idrak etmek. algılanma, [algı-la-n-ma] is. 1. Algılanmak işi. 2. Bir nesne hakkında, biri tarafından bilgi sahibi olma, algılanmak, [algı-la-n-mak] edil. f. [-ır ] Biri tarafın­ dan bir şey hakkında duyu organları yoluyla bilgi edinilmek. algılatma, [algı-la-t-ma] is. 1. Algılatmak işi ve gi­ rişimi. 2. Birinin, duyu organlarıyla bir şey hakkın­ da bilgi edinmesini sağlama, algılatmak, [algı-la-t-mak] gçl. f i [-ır ] Birinin, duyu organlarını kullandırtarak bir başka şey hakkında bilgi sahibi olmasını temin etmek, algılayıcı, [algı-la-y-ıcı] sf. 1. Algılama yetisi bulu­ nan. 2. is. Duyu organları yoluyla varlığını kavra­ yamadığımız varlıkları, olayları ve durumları görü­ nür ve bilinir hâle getiren aygıt; detektör, algılayış, [algı-la-y-ış] is. 1. Algılama işi. 2. Algıla­ ma tarzı. algın1, [al-gm] sf. 1. (Bir hastalık tarafından) alınmış. 2. Aklı alınmış; sevdalı; meczup. 3. {ağızj Renksiz; cılız; zayıf; hastalıklı; yılgın. [DS] 4. {ağız} Kötü­ rüm. [DS] 5. {ağız} Sevdalı; âşık; vurgun. [DS] 6. {ağız} Alıngan; işkilli. [DS] 7. {ağız} Şaşkın; sersem. [DS] 8. {ağız} Alışık; yatkın; tutkun. [DS] 9. {ağız} Kuvvetli; alan, yenen. [DS] 10. {ağız} Keskin. [DS] 11. {ağız} İyi; güzel. [DS] 12. {ağız} Öfkeli; kinli; düşman. [DS] 13. {ağız} Alıngan; işkilli. [DS] 14. {ağız} Sıcak kanlı; sevimli; cazip. [DS] 15. {ağız} Çok fazla. [DS] 16. {ağız} (Yük için) ağır basan; meyilli. [DS] S algın gözle bakm ak, {ağız} A lıcı g ö z le bakm ak. [D S]|| algın olmak, {ağız} Ç o k ç a ­ lışm aktan, a ğ ır işten halsiz düşm ek; kötürüm h â le gelm ek. [DS] algın2, [al-gm] {ağız} is. 1. Su yolu; lağım. 2. Hızlı akan su. 3. Soğuktan kurumuş bağ çubuğu. 4. Zorla alınmış mal; yağma. [DS] S algın salgın, {ağız}] K ö y m uhtarının köylüden topladığı p a ra . [DS

İ I Ü M T O U S S m0 M
algmlaşmak, [al-gın-la-ş-mak] dönşl. f i [-ır ] {ağız} Sağlığı bozulmak; güçsüz kalmak. [DS] algınlık, -ğı [al-gm-lık] is. 1. Algın olma durumu. 2. Bir hastalığa sebep olan etkenlere uğrama, so ğ u k algınlığı. 3. {ağız} Düşmanlık; garazlık. [DS] algm mak, [al-ğm-mak] {eT} dönşl. f . [-u r ] Kaybol­ mak. [EUTS] algıs, [alka-mak (övm ek) > alğıs / al-lç-ış] {eT} is, İyi dua. algısız, [al-gı-sız] {ağız} sf. Sevimsiz; hoş gelmeyen. [DS] algış, [al-ka-mak > alğış ^i^ll] {eAT} is. Alkış. 0 algış itmek, {eAT} A lkışlam ak; öv m ek; ulu lam ak; du a etm ek.| algış olunmak, {eAT} A lkışlanm ak. | algin, [Fr. algine] is. kim. Su yosunlarından elde edi­ len suda erimeyen yapışkan sıvı, alginat, [Fr. alginate] is. kim. Suyun arıtılmasında ve hazır gıda sanayimde koyulaştıncı olarak kullanı­ lan alginik asidin tuzu, alginik asit, [Fr. alginique] is. kim. Esmer su yosun­ larında bulunan sodyum tuzu hâlindeki asit, algler, [Fr. algue > alg-ler] is. bot. Denizlerde ve tatlı sularda yaşayan klorofılli, köksüz bitkiler toplulu­ ğu; su yosunları, algoritm a, [el-Harizmî (9. yy. A rap m atem atikçisi) > Alguarismo (İsp an y olca söylen iş şekli) > Fr. algorithme] (a lg o r itm a ) is. mat. 1. Orta Çağda batılılarm Müslümanlardan öğrendikleri onluk dü­ zende hesap yapma sistemi (H arizm î usulü hesap). 2. Bir problemin çözümünde art arda uygulanan sınırlı temel işlemler dizisi. 3. Bilgi işlem program­ larındaki sayısal giriş bilgilerini, yine sayısal çıkış bilgileri hâline dönüştüren düzenleme, algostaz, [Fr. algostase] is. Merkez sinir sisteminin algılamayı önlemesine dayanan, travmalarda görü­ len bir nevi ağrı duymama veya ağrının etkisine dayanma hâli, algu, [al-ğu] {eT} sf. zm. Hep; bütün; hepsi. [EUTS] algun1, [al-ğun o y J'] {eAT} sf. Aklı başından almmış; meczup; algm. algun2, [al-gun ?] {ağız} is. 1. Lağım. 2. Tümsek. [DS] algun’, [Far. âl-gün OjZl~\] (algû :n ) sf. Al renginde; koyu ve parlak pembe, algune, [Far. âl-güne 4 53T] (algîv.ne) is. 1. Allık. 2. ij Serap; pusarık, alguncu, [algun-cu] {ağız} is. Lağım temizleyicisi. [DS] algunı, [al-ğu-nı] {eT} zm. Hepsini. [EUTS] alhınmak, [alh-m-mak] {eT} dönşl. f i [-u r] Bitmek; tükenmek; azalmak; eksilmek; kaybolmak. [EUTS] -alı, [-a-lı / -e-li / -y-a-h / -y-e-li] yap. e. Fiil kök ve gövdelerinden başlangıç sınırını belirten zarflar

.

nHHEESEUK.»
yapar. Bu ekle kurulan zarflar yan cümlenin yük­ lemi olabilir. Ayrıca “beri, -den beri” ilgeci ile kul­ lanıldığı, geçmiş zaman çekimleri ile de ikilemeler kurduğu olur: gideli, varalı beri, yazdım yazalı. (eATj (aym) alı, [al-ı ^T] {eAT} is. Alma eylemi. S 1 alı satı, {eATj Alım satım ; alışveriş.\\ alı satı eylemek, {eATj Alış veriş y a p m a k .| ah satı eyleşmek, {eATj A lışveriş | yapm ak. | alı satı itmek, {eATj A lış veriş yapm ak. | alıcı, [al-ıcı L T ] is. 1. Bir malı para karşılığında al­ ^ mak isteyen veya alan kişi; müşteri. 2.. Bir şeye karşı arzu ve istek besleyen; talip. 3. Kendisine posta aracılığıyla bir mektup, koli ve havale gibi şeyler gönderilen kişi. 4. Başkalarının hazırladığı bir şeyi alıp yararlanan, kendisine mal eden kişi. 5. {ağız} Can alan melek; Azrail[DS] 6. {ağız} Evlenme çağındaki oğulları için kız beğenmeye giden kişi­ ler; görücü. [DS] 7. Bir elektromanyetik dalgayı ses veya görüntüye çeviren aygıt. 8. Telefonda sesi alan aygıt; ahize. 9. Kamera. 10. Bir molekülün bağlandığı veya etki ettiği molekül bölgesi. 11. Duyu organlarının aldığı uyarıyı sinirsel bir mesaj hâline dönüştüren kısım. 12. Kendisine kan verilen veya organ takılan kişi. 13. {eATj (Kuş için) avcı. 14. {ağız}. Kurtuluşu olmayan, öldürücü hastalık. [DS] 15. {ağız} sf. İçli; alıngan. [DS] 16. {eAT} Ka­ bul eden. 17. Koruyan; tutan; saklayan; muhafaza eden. 18. arg o. Edilgen eşcinsel erkek. 19. argo. Fahişe; değişik erkeklerle sık sık cinsel ilişkiye giren kadın. S alıcı bulmak, S atm ak istenilen bir m al için m üşteri bıılmak\\ alıcı çıkm ak, S atılık bir m al için m üşteri o lm a k .| alıcı görünm ek, Arzu | duymak, istekli olm ak. | alıcı gözle bakm ak, Ç ok | iyi in celem ek; d ikk atle bakmak.\\ alıcı kılığına girmek, S atılık b ir m alı a lm a k istem ediği h â ld e a la cak m ış g ib i davranmak.\\ alıcı kuş, 1. A vcılıkta kullanılan doğan , şa h in türünden eğitilm iş yırtıcı kuş. 2. Avım kaçırm ay an a v cı kuş. | alıcısı tutm ak, | {ağız} Ö lüm cül h a sta lığ a y a kalan m ak. [D S]|| alıcı verici, O rtak b ir antenden y a ra rla n a n hem alıcı, hem d e v erici d ev r eler i bulunan rad y o-tekn ik alet. alıç, -cı [eT. aluç [TİETZE] / Far. âlü-ça / âlü [Clauson] > alıç] is. bot. 1. Denizden 1600 m. yüksekliklere kadar orman alanlarında görülen, gülgillerden di­ kenli çalı (C rataegu s azarolu s) ve bu çalının çok çekirdekli kiraz büyüklüğündeki hafif mayhoş lez­ zetli meyveleri; akdiken; mayıs dikeni; soylu di­ ken; dikenli alıç; yemişen. 2. Aşık oyununda oyunu kazanma demek olan aşığın bek gelme durumu, alıg, [al-ığ] {eT} is. 1. Alış; alma. [Üç İtigsizler] 2. sf. Kötü; fena; alık. [DLT] 3. {eAT} Korkak, alıgelmek, [al-mak>al-ı+gel-mek dUJS' J î / dUJSJl] {eAT} g ç l.f. [-ü r] Alıp gelmek; getirmek, alıgitnıek, [al-malc > al-ı+git-mek {eAT} g ç l.f. [ - r ] Alıp gitmek; götürmek. / lilojSJT]

ALI ahgsam ak, [al-ığ-sa-mak] {eT} gçl. f. [ - r j Almak is­ temek. [DLT] -alık, [-alık / -elik] {eAT} çek. e. İstek kipi çokluk bi­ rinci kişi eki; -alım. alık1, [al-ık] {eT} is. Kuş gagası. [DLT] alık2, -ğı [eT. al-mak > al-ığ] is. ve s f 1. Anlama ve sezme gücü yetersiz; aptal; avanak; bön; budala; ebleh; saf; salak; sersem. 2. {ağız} Zayıf; hâlsiz; renksiz; soluk. [DS] 3. {ağız} Düzensiz; tertipsiz. [DS] S alık alık bakm ak, A n lam adığın ı belli e d e ­ c e k ş e k ild e bakm ak. alık’, -ğı [al-mak > al-ık] {ağız} is. 1. Koyun ve ke­ çilerin belli bir yerinden tüyünü kırpmak suretiyle yapılan belirti. 2. Besili koyanların yünü kırpılırken sırtında bir tutam kadar alıkonulan kesilmemiş yünden belirlilik. 3. Koyunun ilk yünü. 4. Nişan, işaret için kulağın bir parçasının kesilerek alınması. 5. Boğaların boynundaki yağ yumağı şişliği. 6. Akarsuların sürükleyip getirdiği tahta, odun, çalı vb. şeyler. 7. İç güveyisi. [DS] alık4, -ğı [eT. al-mak > al-ık / al-uk j J J ] {eAT} is. 1. Tutuş; kavrayış. 2. Gidiş biçimi. alık5, -ğı [al-mak > al-ık j J l ] {ağız} is. 1. Hayvanla­ rın üzerine konulan çul veya eyer, semer; palan. 2. {eAT} Eyer altına konulan ter bezi. 3. Hayvanlara semersiz vurulan yük. 4. Semerin içine konulan yün, keçe veya kırpıntı. 5. Eski; kirli elbise. 6. Gi­ yecek; giysi. {eAT} (aynı) 7. Gön çarığın içine konu­ lan ya da ayağa sarılan eski çorap. 8. Palto; aba; gocuk. 9. Çamaşır yıkarken giyilen eski elbise. 10. sf. (Giyecek, yatak yorgan vb. için) çok eski; yırtık; partal. [DS] alıklam a, [alık-la-ma] is. 1. Alıklamak işi. 2. Kaba ve hafif yük. alıklam ak1, [alık-la-mak] gçl. f i [-r ] [-l(ı)-y o r] 1 . Kuzu ve koyunların yattıkları yerde pislik bulaşa­ rak topak hâline gelen karın yünlerini kesmek; ka­ rın tüylerini kesmek. alıklam ak2, [arık (zayıf) > arık-la-mak] {ağız} gçsz. f i [~r] [-l(ı)-y o r] Zayıflamak; sararmak. [DS] alıklaşma, [alık-la-ş-ma] is. Alık hâle gelme, alıklaşmak, [alık-la-ş-mak] d ö n ş l.f. [ - ır] Beklenme­ dik bir durum veya olay karşısında ne yapacağını bilememek; aptallaşmak; afallamak; şaşırmak, alıklaştırm a, [alık-la-ş-tır-ma] is. Alık hâle getirme, alıklaştırm ak, [alık-la-ş-tır-mak] gçl. f i [-ır ] Birini, ne yapacağım bilemez hâle getirmek; şaşırtmak, alıklı, [alık-lı] {ağız} sf. Karısının baskısında olan er­ kek. [DS] alıklık, -ğı [al-ık-lık] is. Anlama ve sezme gücü ye­ tersizliği; aptallık; avanaklık; bönlük; budalalık; eblehlik; saflık; salaklık; sersemlik, alıkmak, [al-ığ-mak / al-ık-mak] {eT} gçsz. fi [-u r] 1. Alçalmak. 2. Bozulmak. 3. Azmak. 4. Kötüleşmek.

ALI [DLT] 5. Azalmak; bitmek; tükenmek; sona varmış olmak; sona ermek. [EUTS] 6. argo. Hoşlanarak bakmak; süzmek, alıkonulma, [al-mak + ko-n-ul-mak] is. Gitmesine engel olunma; gecikmesine sebep olma, oyalanma, alıkonulmak, [al-mak +ko-n-ul-mak] edil. f . [-u r] 1 . Biri tarafından gitmesine engel olmak; zor kullana­ rak veya başka sebeplerle tutulmak. 2. Biri tarafın­ dan oyalanmak, alıkoyma, [al-mak + lco-y-mak > al- (ı)-ko-y-ma] is. Birini zorla tutma, gitmesine engel olma, alıkoymak, [al-mak + ko-y-mak > al-(ı)-ko-y-mak] gçl. f . [- a r ] 1. Birini belirli bir süre için bir yerde tutmak. 2. Gitmesine engel olmak. 3. İş yapan biri­ sini, işinin gecikmesine sebep olacak şekilde oya­ lamak. 4. Birinin yapmak istediği bir işi yapmasına engel olmak, yaptırmamak. 5. Bir nesneyi diğerle­ rinden ayırarak yanında tutmak, saklamak. 6. Geri verilmesi gereken bir nesneyi vermeyerek yanında tutmak. alıl, [alın / alıl JJÎ] {eAT} is. Alın. alılmak, [al-mak > al-ıl-mak] feTj dönşl. f . [-u r] 1. Alınmak [Mühennâ], 2. Kendisi için almak. [EUTS] -alım, [-alım / -elim] çek. e. Emir kipinin birinci çok­ luk kişi çekimini sağlayan ek. git-elim , yaz-alım , bar-alım (varalım ). alım, [al-mak > al-ım J.T] is. 1. Alma işi, satın alma eylemi. 2. Bir şeyin içine alabilme, taşıyabilme miktarı; istiab haddi; kapasite, sığa. 3. Paranın satın alma değeri. 4. m ec. Güzellik, çekicilik; cazibe. 5. Silahın menzili. 6. {ağız} Pamuk ipliği. [DS] 7. {eT} Borç; borç alınan her şey. [EUTS. [Gabain] 8. {eT} {eAT} Alacak; hak. [DLT] 9. {eT} Suç. 10. {ağız} Ça­ lım; gösteriş; tavır; hâl. [DS] 11. {ağız} Hacim; ge­ nişlik. [DS] 12. {ağız} Bir seferde alınabilen miktar; ölçü. [DS] 13. {ağız} Kötülüğün karşılığı; ceza. [DS] 14. {ağız} Eğrilmek üzere hazırlanmış bir parça yün. [DS] S alım çalım, Güzel olm anın verdiği kuruntu.\\ alımı geniş, {ağız} Vurdumduymaz; ta­ ham m üllü; hazım lı. [D S]|| alimini alm ak, {ağız} 1. F a z la sı ile tatmin o lm a k; ağzın a k a d a r dolm ak. 2. H a k ettiği cezayı g ö rm ek ; p a y la n m a k; h a k a rete uğram ak. 3. B ir işin in celiklerin i k av ram ak; ustası o lm a k ; m elek e kazanm ak. 4. H evesini alm ak. 5. Yaptığı işte b a şa rısız lığ a u ğram ak; z a r a r etm ek. 6. H asta lık bu lm ak; d ert kazanm ak. 7. Yükünü tut­ m a k ; a la c a ğ ı k a d a r alm ak. [D S]|| alım satım, {eAT} Satın a lm a ve satm a işleri; alışveriş.\\ alım satım itmek, {eAT} Alış veriş yapmak.\\ alım sözleşmesi, B ir m alı sa tm ak ve a lm a k üzere sa tıcı ve a lıcı ta ra ­ fın d a n y a p ıla n sözleşm e. alımamak, [al-mak + u-ma-mak > al- + ı-ma-mak j ^ J T ] {eAT} gçl. b . f [-ı-m az] 1. Alamamak; kapa­ mamak. 2. Tutamamak. 3. Kavrayamamak.

Ö Î Ü M

I İ İ M

Î S ö M

.m

alımcı, [al-mak > al-ım-cı] is. Doğrudan ödenen ver­ gileri toplayan memur; tahsildar, alımcı!, [alım-cıl] {ağız} is. 1. Almaya, satın almaya istekli olan kimse; müşteri; talip. [DS] 2. {ağız} Alıngan; hassas; onurlu. [DS] S alımcıl olmak, A lm ak istem ek; m üşteri çıkm a k; talip olm ak. alımçı, [al-ım-çı] {eT} is. 1. Alıcı. 2. Borç veren; alacaklı. [EUTS] [DLT] alımga, [al-ım-ğa] {eT} is. Hakanın mektuplarını Türk yazısıyla yazan kimse. [DLT] alım kâr, [al-ım + Far. -kâr] (alım kâ.r) s f Almağa gönüllü olan; almağa istekli. alımlı1, [alım-lı] sf. 1. Güçlü bir çekiciliği olan, güzel; cazibeli; göz alıcı. 2. (Eşya için) beğenilen, hoşa giden. 3. {eAT} Alacaklı. 4. {ağız} Gururlu; çalımlı; kurumlu. [DS] 5. {ağız} Anlayışlı; hassas; alıngan; onurlu. [DS] alımlı çalımlı, Güzel ve çek ic i oldu ğu için kurum lanan (kadın). alımlı2, [alım-lığ > al-ım-lı J l T ] {eAT} sf. Alacaklı. alımlıg, [alım-lığ] {eT} is. Alacaklı; alacağı olan kim­ se. [DLT] alımlılık, -ğı [alım-lı-lık] is. Etkileyici ve çekici bir güzellik. alımlu, [alım-lığ > al-ım-lu ^UT] {eAT} sf. Alacaklı, alımsınma, [alım-sm-ma] is. Alımsınmak işi. alımsınmak, [al-ım-sın-mak] {eT} dönşl. f . [-u r] Alır gibi görünmek. [DLT] alın, -İni [eT. alın J l ] is. 1. İnsan başının ön tarafında yüzün üst bölümünü oluşturan saç bitimi, şakaklar ve kaşlar arasında kalan kısım. 2. Hayvanlarda, göz ile başın yukarı bitim noktası arasında kalan kısım. 3. Binaların ön cephesinin çatı üçgeni içinde kalan bölümü. 4. {eT} Ön taraf; cephe; dağın ön cephesi. [EUTS] 5. {ağız} Karşı; karşı taraf. [DS] t? alın aç­ m ak, Onur k ırıcı h e r türlü h a rek eti k o la y ca kabullen m ek.| alın bağı, {eAT} K adın ların a lm ların a | b a ğ la d ık la rı altın y a d a g ü m ü şlerle süslü bağ. | | alın çatı, {ağız} Alnın o rtası; iki kaşın arası. [D S]|| alın çatısı, îk i kaşın a ra sı; alnın ortası. | alın çat­ | kısı, 1. B a ş ağrısın ı d in dirm ek için alından başın a rk a sın a k a d a r s a r a c a k şe k ild e b a ğ lan an mendil. 2. Bu şe k ild e bağ lan m ış ve sa çla r ı tutturmaya y a ­ rayan bant.| alın kabağı, {ağız} Alnın o rtası; iki | kaşın arası. [D S]|| alın kası, anat. Alın d erisi altın­ d a bulunan kas. | alın kemiği, anat. K a fa tasının | ön tarafın d a bulunan tek v e b a k ış ık kem ik. | alın | saçı, {eAT} P erçe m ; kâkü l.| alın teri, Ç alışm a ve | g a y ret son u cu n da eld e ed ilen ürün.\\ alın teri dökmek, B ir e s e r veya ürün ortay a ç ık a ra b ilm ek için ç o k em ek verm ek, ç o k çalışmak.\\ (bir şeyden) alnı açık çıkm ak, B ir işi nam usluca, g a y retle bi­ tirm ek]] alnı açık, yüzü ak olmak, Utanç verici b ir davran ışı bu lunm am ak; a klan m asın a en g el bir tutumu bulunm am ak. \ alnı ak, yüzü pak, Dürüst, |

İ

M

İ K

207 İ M S

İ .

ALI alınlamak, [alm-la-mak] {ağız} gçsz. fi. [-r ] [-l(ı)y o r ] Fırsat kollamak. [DS] alınlık, -ğı [alm-lık] is. 1. Büyük bir mimari yapının giriş kısmının üstündeki duvar hizasında yükselen üçgen veya yuvarlak görünüm. 2. Atların alınlarım korumak için burunları üzerine takılan zırh. 3. K a­ dınların almlarına taktıkları altın veya mücevher­ lerle süslü zincir. 4. Koltukların oturma yeri ile kol arasındaki boşluğu örten kumaş. 5. {ağız} Levha; tabela; kitabe. [DS] 6. {ağız} Kapının üstü; eşiğin tam karşıtı. [DS] 7. {ağız} Hayvanlara vurulan baş­ lığın alna gelen üst kısmı. [DS] 0 alınlık tablası, B ir alınlığın e ğ ik iki y an k en a rla rı ile yatay k a id e a ra sın d a ki süslü üçgen alan. alınma, [al-mak > al-m-ma] is. Almmak fiili. alınm ak1, [al-ın-mak] edil, f i [ -ır ] 1. Biri tarafından alıp başka bir yere aktarılmak; taşınmak. «Bu h a ­ b e r le r televizyondan a lın d ı.» 2. Konulmak; dahil edilmek. «R aporun g iriş kısm ı özet o la r a k k a r a ra b ir m ad d e o la r a k alın sın .» 3. (Yazı, resim vb. için) bir eserden, bir yazıdan aynen alarak kullanmak; iktibas etmek. 4. Para ödenerek sağlanmak; elde edilmek; satın alınmak. «Bu ç iç e k le r siz e a lın d ı. » 5. Fethedilmek; zapt edilmek. 6. Seçilmek; tercih edilmek. 7. (Cenaze için) götürülmek; kaldırılmak. 8. dönşl. Âşık olmak; gönlünü kaptırmak; tutul­ mak. 9. {eT} Kendisi için almak; elde etmek. [Gabain] 10. {eT} Kendi başına alacağını almak. [DLT] 11. {eT} Elde edilmek; alınmış olmak. [EUTS] 12. {ağız} Zayıflamak; kuvvetten düşmek. [DS] 13. {ağız} (Toprak için) suyu çekilmek; kuru­ mak. [DS] 0 alınmak salınmak, K urum la sa lın a s a lın a yürüm ek. alınmak2, [al-m-mak dönşl. f i [-ır ] 1. Birisinin söz ve davranışları yüzünden incinmek, üzülmek; kendi üzerine alarak gücenmek. 2. Aldırış etmek; aldırmak. 3. {eT} Bir şeyi üzerine almak; alınmak. [Yüknekî] 4. {eAT} Endişe duymak. 5. {eAT} Tutul­ mak; kapılmak. alınmak3, [avun-mak / alm-mak] {ağız} dönşl. fi. [-ır] (Dişi hayvan için) gebe kalmak; döl tutmak. [DS] alıntı, [al-mak > al-ıntı] is. 1. Bir başkasının yazısın­ dan veya birinci derecede önem taşıyan belgeden kaynağını belirterek bilgi ve söz aktarmak; iktibas; aktarma; atıf; kopya; nakil. 2. {ağız} Küçük parça; kırpıntı. [DS] 0 alıntı kelime, Y abancı bir dilden y a zılış şek li ile birlikte g e ç ic i o la r a k alın ıp kullanı­ lan kelim e. alıntılama, [al-ın-tı-la-ma] is. Alıntı yapma işi. alıntılamak, [al-m-tı-la-mak] gçl. f i [ - r ] Yazı