P. 1
Kur' an' ın Şifresi: Ahzap 40

Kur' an' ın Şifresi: Ahzap 40

|Views: 87|Likes:
Yayınlayan: lisanx
33/AHZÂB-40

Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyin(nebiyyine), ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).

Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah'ın Resûl'ü ve Nebîler'in (Peygamberler'in) Hatemi'dir (Sonuncusu). Allah, herşeyi en iyi bilendir.
33/AHZÂB-40

Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyin(nebiyyine), ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).

Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah'ın Resûl'ü ve Nebîler'in (Peygamberler'in) Hatemi'dir (Sonuncusu). Allah, herşeyi en iyi bilendir.

More info:

Categories:Types, Reviews, Book
Published by: lisanx on Aug 18, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

12/01/2012

pdf

text

original

Kuranin sifresi Ahzap 40.

qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 1

Faz›l N‹MET

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 2

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

KUR’ÂN-I KER‹M AHZÂB SURES‹ 40. AYET

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 3

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin Resûlallâhi ve hâtemen nebiyyin (nebiyyine), ve kânallâhu bi kulli fley’in alîmâ (alîmen).
Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babas› olmam›flt›r (de¤ildir). Fakat Allah’›n Resûlü ve Nebîlerin (Peygamberlerin) hatemidir (sonuncusu). Allah, her fleyi en iyi bilendir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 4

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

KUR’ÂN-I KER‹M ÂL‹ ‹MRÂN SURES‹ 81. AYET

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 5

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tensurunneh (tensurunnehu), kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ›srî, kâlû akrarnâ, kâle feflhedû ve ene meakum minefl flâhidîn(flâhidîne).
Ve Allah, nebilerden, "Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olan› (Allah'›n size verdi¤i kitaplar›) tasdik eden bir Resûl geldi¤i zaman, ona mutlaka îmân edeceksiniz ve ona mutlaka yard›m edeceksiniz" diye misak ald›¤› zaman, "‹krar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu a¤›r (ahdimi) üzerinize ald›n›z m›?" diye buyurdu. (Onlar da): "‹krar ettik (kabul ettik)" dediler. (Allahû Teâlâ): "Öyleyse flahit olun ve Ben sizinle beraber flahitlerdenim." buyurdu.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 6

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

KUR’ÂN-I KER‹M AHZÂB SURES‹ 7. AYET

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 7

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Ve iz ehaznâ minen nebîyyîne mîsâkahum ve minke ve min nûh›n ve ibrâhîme ve mûsâ ve îsebni meryeme ve ehaznâ minhum mîsâkan galîzâ (galîzan).
O zaman ki; Biz, nebîlerden onlar›n misaklerini alm›flt›k. Ve senden ve Hz. Nuh’tan ve Hz. ‹brâhîm’den ve Hz. Musa’dan ve Meryemo¤lu Hz. ‹sa’dan ve onlardan a¤›r bir misak ald›k.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 8

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Faz›l N‹MET
1. Bask›: ‹stanbul, Kas›m 2010

© Gri Yay›nevi * Editör : Kapak Tasar›m : Grafik Uygulama : Teknik Haz›rl›k : ISBN : Gri Yay›nevi

Mehtap Abdi Murat Karakufl Murat Karakufl Gri Reklam Ajans› A.fi. 978-9944-5289-7-9

Nispetiye Caddesi, Aytar Sokak Levent ‹fl Merkezi, 4. Kat, 1. Levent / ‹stanbul Telefon : 0.212. 296 27 31 Faks : 0.212. 325 68 34 e-mail : bilgi@gritasarim.com Bütün yay›n haklar› Gri Yay›nevine aittir. ‹zinsiz ço¤alt›lamaz.

Bas›m yeri
Seçil Ofset 100. y›l Mahallesi, MAS-S‹T Matbaac›lar Sitesi 4. Cadde, No: 77, Ba¤c›lar / ‹STANBUL Telefon: 0 212 629 06 15 www.secilofset.com
* Gri Yay›nevi, Gri Reklam Ajans› A.fi. Kurulufludur.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 9

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 10

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 11

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

ÖNSÖZ

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹; NEBÎ VE RESÛL

Hayat›n›z›n bir flifresi oldu¤unu bilseydiniz e¤er…
Ve biri gelip de size, bu flifrenin kalbî rotan›z› tamamen iyiye, ya da tamamen kötüye çevirece¤ini söyleseydi… Ve hatta yaflad›¤›n›z bütün karmaflan›n ve iç kavgalar›n›z›n iki kelimeye endeksli oldu¤unu ispat etseydi… Bununla da kalmay›p sadece sizin de¤il, bütün bir kâinat›n kaderinin dokuz harften oluflan iki kelimeye ba¤l› oldu¤unu gözlerinizin önüne serseydi… O dakika, düflüncelerinizin merkezine bu flifreyi bir an evvel çözme iste¤i yerleflmez miydi? Ve daha o dakikada, geri kalan zaman›n›z› flifrenin size getirece¤i güzelliklerle geçirme arzusuyla yan›p tutuflmaz m›yd›n›z?

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 12

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Evet! Yanl›fl duymad›n›z. Size hayat›n›z› tümden de¤ifltirecek bir flifreden söz ediyoruz. Söylediklerimiz, ilk bak›ld›¤›nda size oldukça tuhaf görünebilir. Hatta bütün bunlar› lâf-› güzaf olarak alg›layabilirsiniz. “Biz insan›z ve evrenin en mükemmel yarat›¤›y›z. Hayat›m›z›n yönü, bu iki kelimeye ba¤l› olamaz” diyebilirsiniz. Ve hatta her fley bu kadar basit olamaz diye de düflünebilirsiniz. Mant›k s›n›rlar›n›z› zorlay›p böyle bir flifrenin varl›¤›n› asla kabul etmeyebilirsiniz… Peki, ya reddetti¤iniz fley, gerçekten de sizi Allah’›n en sevgilisi k›lacak olan kap›n›n anahtar› ise, yine de “nedir bu iki kelimenin s›rr›” diye merak etmez misiniz? Acaba gerçekten de hayat›n›za dair bütün s›r, bu iki kelimede sakl› olabilir mi? Bütün yollar bu iki sözcükle yüzünüze ya tümden aç›l›p ya da tümden kapanabilir mi? Evet, sizi, bizi, bu kâinatta yaflayan herkesi ya karanl›kta b›rakacak, ya da ayd›nl›¤a ç›karacak kadar öneme haiz iki kavramdan söz ediyoruz. Nebî ve Resûl… Bu iki kelimenin anlam ve ifllevlerinin birbiriyle yer de¤ifltirmesi, ‹blisin zekice plan›n›n bir parças›d›r sevgili okurlar›m›z! Yaratt›¤› kavram kargaflas› sebebiyle ‹blis, Allah’›n reçetesi olan Kur’ân-› Kerim’in anlafl›lmas›n› engellemeyi ne yaz›k ki baflarm›flt›r. Oysaki “Nebî ve Resûl” kavramlar›ndan mücehhez olan flifre do¤ru girilmedi¤i takdirde, Kur’ân-› Kerim’in içine nüfuz edebilmek asla mümkün de¤ildir. Kur’ân-› Kerim’i anlamadan Allah ile ba¤ kurulamayaca¤› gibi, Allah ile ba¤ kurmadan da kurtulufla ulaflmak bir hayalden öte-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 13

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

ye geçmeyecektir. Fakat fleytan, son derece kurnaz bir taktikle insanlar›n Kur’âna girifl yolunu kapatm›flt›r. “Nebî” kelimesinin içeri¤i “Resûl” kelimesine, “Resûl” kelimesinin de içeri¤i “Nebî” kelimesine yüklenerek Kur’ân-› Kerim’in flifresi tümden yok edilmifltir. Oysaki hayat›m›z›n yönünü belirleyecek olan s›r, Kur’ân-› Kerim’de kesin bir hüküm olarak ortaya konmufltur. Aslolan; o s›rr›n takipçisi ve al›c›s› olmakt›r. ‹nsano¤lu, bir irfan denizinin tam ortas›ndayken, o denizden faydalanmadan k›y›ya vuran bahts›zlardan olmamal›d›r. ‹nan›yoruz ki; akl›selim olan herkes hiç vakit kaybetmeden bu hayatî flifrenin s›rr›na varmak isteyecek ve kendisini kurtulufla ulaflt›racak olan bu iki kilit sözcü¤ün do¤ru anlamlar›n› ö¤renmek üzere bir çaban›n içine girecektir. • ‹ki masum kelime nas›l olur da hayat›m›z› tümden de¤ifltirebilir diyorsan›z? • Nedir bizden saklanan bu s›r diyorsan›z? • Hayat›m›z›n flifresi nedir diyorsan›z? Buyurun, yedi flifreden oluflan ve bu muzzam esrin özeti niteli¤indeki girifl k›sm›na bir göz atmaya ve tam emin olmak için de bu kitab› daha keyifle okumaya.

‹yi okumalar Mehtap ABD‹

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 14

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 15

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

G‹R‹fi

Kur’ân-› Kerim s›rlar›n kap›s›d›r. Her âyet ayr› bir flifreyi, her flifre ayr› bir güzelli¤i beraberinde getirmifltir. Bize düflen vazife ise o güzellikleri hayat›m›za geçirmeyi dilemek ve bu yönde gayret etmektir. Elinizdeki kitab›n bütününü okurken göreceksiniz ki, Kurân’›n flifresini çözmek hiç de zor de¤ildir. Ancak bu bütüne inmeden evvel, konunun önemini ifade edebilmek ad›na Kur’ân-› Kerim s›rlar›na k›saca de¤inmenin yararl› olaca¤›n› düflünüyoruz.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 16

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

B‹R‹NC‹ fi‹FRE
Risaletle vazifeli olmayan Resûller

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 17

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

llahû Teâlâ birçok âyet-i kerimesinde risaletle (hidayetle) vazifeli olmayan Resûllerden söz etmektedir. Kur’ân-› Kerim’de alelâde bir ulak için de, ölüm melekleri için de, Belk›s’›n Hz. Süleyman’a gönderdi¤i elçi için de “Resûl” kelimesi kullan›lm›flt›r. Yusuf-50’de Hz. Yusuf’a gönderilen alelâde bir haberci Resûl o-larak adland›r›lm›flt›r.

A

12/YÛSUF–50: Ve kâlel meliku’tûnî bih (bihî), fe lemmâ câehur Resûlu kâlerci’ ilâ rabbike fes’elhu mâ bâlun nisvetillâtî katta’ne eydiyehunn (eydiyehunne), inne rabbî bi keydihinne alîm (alîmun). Ve Melik: “Onu bana getirin.” dedi. Böylece ona, Resûl (ulak, haberci) geldi¤i zaman Yusuf (A.S): “Efendine dön ve ellerini kesen kad›nlar›n hali (durumu) nedir, ona sor.” dedi. Muhakkak ki; Rabbim onlar›n hilelerini en iyi bilendir.
Hacc–75’de Allahû Teâlâ meleklerden ve insanlardan Resûller seçti¤ini ifade etmektedir.

22/HACC–75: Allâhu yastafî minel melâiketi rusulen ve minen nâs(nâsi), innallâhe semîun basîr (basîrun). Allah, meleklerden ve insanlardan Resûller seçer. Muhakkak ki Allah, en iyi iflitendir, en iyi görendir.
Kur’ân-› Kerim’de cin resûllerden de söz edilmektedir. Hiç kimsenin bir cin ya da melek peygamber oldu¤unu iddia etmesi mümkün de¤ildir. ‹nsanl›k tarihi boyunca böyle bir fley görülmemifltir. Kald› ki Allahû Teâlâ Kur’ân-› Kerim’inde s›radan bir haberci için de “Resûl” kelimesini kullanmaktad›r. Konuya iliflkin âyet-i kerimelerin hepsine kitab›n ilerleyen bölümlerinde genifl olarak yer verilmifltir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 18

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

‹K‹NC‹ fi‹FRE
[Peygamberler] Nebîler aras›nda fetret devreleri vard›r. Ama Risalet ard› arkas› kesilmeksizin devam etmektedir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 19

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Nebîler aras›nda muhakkak surette fetret devirleri vard›r.
Hz. ‹sa ile Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz aras›nda 600 y›ll›k bir fetret devresi geçmifltir. Bu devrede baflka bir peygamber olmam›flt›r.

Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r:

5/M‹DE–19: Yâ ehlel kitâbi kad câekum Resûlunâ yubeyyinu lekum alâ fetretin min er rusuli en tekûlû mâ câenâ min beflîrin ve lâ nezîrin, fe kad câekum beflîrun ve nezîrun, vallâhu alâ kulli fley’in kadîr (kadîrun). Ey Kitap ehli! Resûllerin (peygamberlerin) fetret devrinde (aralar›n›n kesildi¤i zamanda), sizlere gerçekleri aç›klayan Resûlümüz (elçimiz) gelmiflti. "Bize bir müjdeleyici ve de uyar›c› gelmedi" dersiniz diye (dememeniz için). Oysa size "müjdeleyici ve uyar›c›" bir Resûl gelmiflti. Allah her fleye kadirdir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) de Ebû Hureyre (R.A) taraf›ndan nakledilen bir hadîs-i flerifinde flöyle buyurmaktad›r: "Ben, dünyada da ahirette de Meryem'in o¤luna insanlar›n en yak›n›y›m. Benimle Onun aras›nda baflka bir peygamber yoktur. Peygamberler anneleri ayr›, babalar› bir kardefltirler, dinleri de birdir.”
[Buhârî, Enbiya 44; Müslim, Fezâil 145, (2365); Ebu Dâvud, Sünnet 14, (4675).

Nebîler aras›nda fetret devresi olmas›na ra¤men, risalet aral›ks›z olarak devam etmektedir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 20

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Allahû Teâlâ Kur’ân-› Kerim’inde bütün kavimlere ard› arkas› kesilmeksizin Resûl gönderdi¤ini, k›yamete kadar da göndermeye devam edece¤ini aç›kça ifade etmektedir.

23/MU’M‹NÛN–44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten Resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs (ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn (yu’minûne). Sonra Biz, Resûllerimizi ardarda (aras› kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete Resûlü geldi¤i zaman, her defas›nda onu yalanlad›lar. Biz de onlar› birbiri arkas›ndan (helâk ettik). Ve onlar› efsane k›ld›k. Art›k mü’min olmayan kavim (Allah’›n rahmetinden) uzak olsun.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 21

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 22

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

ÜÇÜNCÜ fi‹FRE
Kur’ân-› Kerim’e göre peygamberler belirli kavimlere gönderilmifllerdir. Resûller ise her kavimde var olmufltur. Var olmaya da devam edeceklerdir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 23

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

A llahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r:
16/NAHL–36: Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin Resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût (tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ard› fanzurû keyfe kâne âk›betul mukezzibîn (mukezzibîne). Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde Resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli k›ld›k). (Allah’a ulaflmay› dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve ta¤uttan (insan ve cin fleytanlardan) içtinap etsinler (sak›n›p kurtulsunlar) diye. Onlardan bir k›sm›n›, (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaflmay› dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir k›sm›n›n (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Art›k yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanlar›n ak›betinin, nas›l oldu¤una bak›n (görün).

Bu âyet-i kerimede sözü edilen Resûller peygamber olsalard› onlar için, “bütün ümmetlerin içinden” ifadesi kullan›lmazd›. Çünkü peygamberler kavimlerin bir k›sm›n›n içinden ç›km›flt›r. Bütün kavimlerden peygamberler ç›kmam›flt›r.

Sebe Suresinin 28.âyet-i kerimesinde, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in bütün dünya için, daha do¤ru bir ifadeyle kâinat için görevli oldu¤unu ifade edilmektedir. Velî Resûller ise her kavme gönderilirler. Ve sadece kendi kavimleri içinde vazifelidirler. Allah, Kur’ân-› Kerim’inde her kavme kendi dilleri ile aç›klama

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 24

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

yapacak Resûller gönderdi¤ini aç›kça ifade etmektedir.

13/RA’D–7: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih (rabbihî), innemâ ente munzirun ve li kulli kavmin hâd (hâdin). Ve kâfirler derler ki: “O’nun üzerine Rabbinden bir mucize indirilmeli de¤il miydi?” Sen, sadece bir uyar›c›s›n ve bütün kavimler için hidayetçi vard›r (zaman›n her parças›nda ve bütün kavimlerde). 14/‹BRÂHÎM–4: Ve mâ erselnâ min Resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeflâu ve yehdî men yeflâu, ve huvel azîzul hakîm (hakîmu). Hiçbir Resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisan›yla göndermifl olmayal›m. Onlara (kendi lisanlar›yla) beyan etsin (aç›klas›n) diye. Öyleyse Allah, diledi¤ini (Allah’a ulaflmay› dilemeyenleri) dalâlette b›rak›r. Diledi¤ini (Allah’a ulaflmay› dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz’dir, Hikmet Sahibi’dir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 25

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 26

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

DÖRDÜNCÜ fi‹FRE
Nebîler, tasarruf r›zas›n›n sahipleridir. Kur’ân-› Kerim’e göre r›zaya ulaflmam›fl bir Resûl asla Nebî olamaz.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 27

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Bütün Nebî Resûller, tasarruf r›zas›n›n sahiplerdir. Fakat veli
Resûller, ancak Kur’ân-› Kerim’de sözü edilen 7 safha r›zaya ulaflabilirler. Daha öteye geçme yetkileri yoktur. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r:

72/C‹NN–26: Âlimul gaybi fe lâ yuzhiru alâ gaybihî ehaden. O (Allah), gayb› bilendir. Fakat O, gayb›n› hiç kimseye izhar etmez (aç›klamaz). 72/C‹NN–27: ‹llâ menirtedâ min Resûlin fe innehu yesluku min beyni yedeyhi ve min halfihî rasadan. Resûllerden raz› olduklar› (tasarruf r›zas›na ulaflm›fl olanlar›) hariç! O takdirde, muhakkak ki O (Allah), onlar›n önünden ve arkas›ndan gözetenler sevk eder.
Bu âyet-i kerimede iki çeflit Resûlden bahsedilmektedir. Allah’›n gayb› bildirdi¤i Resûller, Resûllerden sadece r›zaya ulaflanlard›r. Allahû Teâlâ Enbiyâ Suresinin 73.âyet-i kerimesinde tasarruf r›zas›n›n sahibi olan Nebî imamlar›ndan bahsetmektedir.

21/ENB‹Y–73: Ve cealnâhum eimmeten yehdûne bi emrinâ ve evhaynâ ileyhim fi’lel hayrâti ve ikâmes salâti ve îtâez zekâh (zekâti), ve kânû lenâ âbidîn (âbidîne). Ve onlar›, emrimizle hidayete erdiren (ölmeden önce ruhlar› Allah’a ulaflt›ran) imamlar k›ld›k. Ve onlara, hay›rlar ifllemeyi, namaz k›lmay› ve zekât vermeyi vahyettik. Ve onlar, Bize kul oldular.
Öyleyse her Nebî ayn› zamanda Resûldür. Ama her Resûl Nebî de¤ildir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 28

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

BEfi‹NC‹ fi‹FRE
Kur’ân-› Kerim’e göre Nebî Resûllerin befl görevi vard›r. Nebî olmayan Resûllerin dört görevi vard›r.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 29

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Nebî Resûllerin befl görevi vard›r.
1. 2. 3. 4. 5. Allah’›n âyetlerini tilâvet etmek, ‹nsanlar›n nefslerini tezkiye etmek, Kitap ö¤retmek, Hikmet ö¤retmek, Hikmetin ötesini ö¤retmek,

Allahû Teâlâ Nebî Resûllerin görevlerini Bakara-151’de aç›kça ifade etmektedir.

2/BAKARA–151: Kemâ erselnâ fîkum Resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn (ta’lemûne). Nitekim size, aran›zda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup aç›klas›n) ve sizi (nefsinizi)tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap’›(Kurân› Kerim’i) ve hikmeti ö¤retsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmedi¤iniz fleyleri ö¤retsin.
Nebî olmayan Resûllerin 4 görevi vard›r. 1. 2. 3. 4. Kur’ân-› Kerim’i tilâvet etmek, Nefsleri tezkiye etmek, Kitap ö¤retmek, Hikmet ö¤retmek.

Allahû Teâlâ Kur’ân-› Kerim’inde veli Resûllerin görevleri için de flöyle buyurmaktad›r:

62/CUMA–2: Huvellezî bease fîl ummiyyîne Resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh (hik-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 30

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

mete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn (mubînin). Ümmîler aras›nda, kendilerinden bir Resûl beas eden (görevlendiren) O’dur. Onlara, O’nun (Allah’›n) âyetlerini okur, onlar› tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab› (Kur’ân-› Kerim’i) ve hikmeti ö¤retir. Ve daha önce (Allah'a ulaflmay› dilemeden evvel) elbette onlar, sadece aç›k bir dalâlet içinde idiler.
Görüyoruz ki Allahû Teâlâ Resûllerini, insanlara kitab› okusun, hikmeti ö¤retsin, gerçekleri aç›klas›n, âyetleri tilâvet etsin, onlar›n nefslerini tezkiye etsin ve onlar›n ta¤uta (insan ve cin fleytanlar) kul olmaktan kurtulmalar›na vesile olup Allah'a kul olmalar›n› sa¤las›n diye göndermifltir. Kaç›n›lmaz bir gerçektir ki Resûl olmadan hiç kimse; • • • • • • Kur’ân-› Kerim âyetlerini tilâvet edemez. Kitab› do¤ru flekilde okuyamaz. Gerçekleri bilemez. Nefsini tezkiye edemez. fieytana kul olmaktan kurtulamaz. En önemlisi Allah'a kul olamaz.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 31

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 32

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

ALTINC‹ fi‹FRE
“Kur’ân-› Kerim’e göre Peygamber Efendimiz (S.A.V] Resûllerin de¤il; Nebîlerin (peygamberlerin) sonuncusudur.”

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 33

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Allah, Ahzâb Suresinin 40.âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:
33/AHZÂB–40: Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin Resûlallâhi ve hâtemen nebiyyin (nebiyyine), ve kânallâhu bi kulli fley’in alîmâ (alîmen). Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babas› olmam›flt›r (de¤ildir). Fakat Allah’›n Resûlü ve Nebîlerin (Peygamberlerin) hatemidir (sonuncusu). Allah, her fleyi en iyi bilendir.
Âyet-i kerimede Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in Nebîlerin sonuncusu oldu¤u aç›kça ifade edilmektedir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) de, veli Resûllü¤ün k›yamete kadar devam edece¤ini flu hadis-i flerifiyle desteklemektedir: Ebû Hüreyre (R.A) anlat›yor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Benî ‹srail'i, peygamberler (aleyhimusselâm) idâre ediyorlard›. Bir peygamber ölünce onun yerine ikinci bir peygamber geçiyordu. Ancak, benden sonra peygamber yok. Ama ard›mdan halifeler gelecek ve çok olacaklar. " Buharî, Enbiyâ 50;Müslim, ‹maret 44, (1842). Kur’ân âyetleri ve sahih hadisler aksini ispat etmesine ra¤men, insanlara Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in Resûllerin sonuncusu oldu¤u ö¤retilmifltir. ‹lk bak›flta arada bir farkl›l›k yok gibi görünse de, bütün gerçek Resûl ve Nebî kavramlar›nda gizlenmifltir. Her fleyden evvel bu iki kavram›n birbirinden farkl› anlamlar içerdi¤i bilinmelidir. Kald› ki Ahzâb-40’a göre Hz. Muhammed Mustafa [S.A.V] Efendimiz peygamberlerin; yani Nebîlerin sonuncusudur. Ama Resûllerin sonuncusu de¤ildir. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in “Resûllerin sonuncusu” oldu¤unu ifade edenler, Allahû Teâlâ’n›n âyet-i kerimesini bilerek ya da bilmeyerek inkâr etmifl, yalanlam›fl olanlard›r.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 34

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

YED‹NC‹ fi‹FRE
fieriat kitaplar› sadece Nebîlere verilmifltir. Veli Resûllere ise sadece sohbet kitaplar› verilmifltir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 35

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Allahû Teâlâ sadece Nebîlere fleriat kitaplar› verdi¤ini
Kur’ân-› Kerim’inde aç›k ve net olarak ortaya koymaktad›r.

2/BAKARA–213: Kânen nâsu ummeten vâh›deten fe beasallâhun Nebîyyîne mubeflflirîne ve munzirîn (munzirîne), ve enzele meahumul kitâbe bil hakk› li yahkume beynen nâsi fî mâhtelefû fîhi, ve mâhtelefe fîhi illâllezîne ûtûhu min ba’di mâ câethumul beyyinâtu bagyen beynehum, fe hedâllâhullezîne âmenû li mâhtelefû fîhi minel hakk› bi iznihî, vallâhu yehdî men yeflâu ilâ s›rât›n Mustakîm (mustakîmin). ‹nsanlar bir tek ümmetti. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyar›c› peygamberler beas etti (gönderdi). Ve onlarla birlikte, insanlar›n aralar›nda, ayr›l›¤a düfltükleri fley hakk›nda hüküm vermeleri için hak ile kitap indirdi. Kendilerine (apaç›k) beyyineler (belgeler) geldikten sonra kendi aralar›ndaki çekememezlik (ve haset yüzünden) onun hakk›nda ayr›l›¤a düflenler, kendilerine (kitap) verilenlerden baflkas› de¤ildir. Bu sebeple âmenû olan (Allah’a ulaflmay› dileyen) o kimselerin, haktan yana ayr›l›¤a düfltükleri fleyi (hidayeti) aç›klamalar› için Allah, Kendi izniyle onlar› hidayete erdirdi. Ve Allah, diledi¤i kimseyi S›rat› Mustakîm’e ulaflt›r›r. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–81: Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum Resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tensurunneh (tensurunnehu), kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ›srî, kâlû akrarnâ, kâle feflhedû ve ene meakum minefl flâhidîn (flâhidîne).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 36

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Ve Allah, nebilerden, "Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olan› (Allah'›n size verdi¤i kitaplar›) tasdik eden bir Resûl geldi¤i zaman, ona mutlaka îmân edeceksiniz ve ona mutlaka yard›m edeceksiniz" diye misak ald›¤› zaman, "‹krar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu a¤›r (ahdimi) üzerinize ald›n›z m›?" diye buyurdu. (Onlar da): "‹krar ettik (kabul ettik)" dediler. (Allahû Teâlâ): "Öyleyse flahit olun ve Ben sizinle beraber flahitlerdenim." buyurdu.
Kur’ân-› Kerim boyunca nerede “kitap” ve “hikmet” kelimesi kullan›lm›flsa, orada “Nebî” kelimesi de kullan›lm›flt›r. O halde fleriat kitaplar›n›n sadece Nebîlere verildi¤i flek ve flüpheye yer olmaks›z›n ortadad›r.

Veli Resûllere sadece sohbet kitaplar› verilmifltir.
Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r:

3/ÂL‹ ‹MRÂN–184: Fe in kezzebûke fe kad kuzzibe rusulun min kablike câu bil beyyinâti vez zuburi vel kitâbil munîr (munîri). Art›k seni yalanlarlarsa (üzülme), halbuki, senden önceki, aç›k belgeler, yaz›l› sayfalar ve nurlu kitaplar getiren Resûller de yalanlanm›flt›.

Allahû Tealâ bir çok evliyas›na sohbet kitaplar› yazd›rm›flt›r. • Mevlâna Celâleddin Rumî’ye Mesnevi’yi • Abdülkadir Geylani Hazretlerine R‹SALE-‹ GAVS‹YE’yi • Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerine R‹SALE-‹ NUR’u

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 37

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

• Eflref Rûmî Hazretlerine Dîvan’› yazd›rd›¤› gibi. K›yamete kadar risalet devam edece¤i için bu sohbet mahiyetindeki kitaplar da var olmaya devam edeceklerdir. Öyleyse asr›n insan› sormal›, sorgulamal›d›r! • Acaba neden Nebî ve Resûl kavramlar› aslî muhtevas›ndan uzaklaflt›r›lm›fl ve insanl›k böyle bir tuza¤›n içine itilmifltir? • Nebî ne demektir, Resûl ne demektir? • Nebînin vazifesi nedir, Allahû Tealâ taraf›ndan ne için gönderilmifltir? • Resûl ne demektir, hangi vazifeyi gerçeklefltirmek üzere gönderilmifltir? Bütün bu sorular›n cevab›, Kur’ân-› Kerim’de aç›k ve net olarak verilmektedir. Bu cevaplara ulaflmak demek, ayn› zamanda Kur’ân-› Kerim’in flifresini de çözmek demektir. Allahû Teâlâ’n›n her ayeti ayr› bir flifredir. fiifreden maksat, çözümü engellemek de¤il, her ayetin bütünün bir parças› olmas› ve ayn› zamanda bütünü tek bafl›na ifade etmesidir. Ahzâp-40’da oldu¤u gibi flifreden bütüne, bütünden flifreye gidebilmek; Allahû Teâlâ’n›n insanl›¤a bir ikram›d›r, bir büyük lütfu ve nimetidir. Allahû Teâlâ’n›n bu sonsuz lütfu kereminin hayat›n›z› bütünüyle kuflatmas›n› dileyerek, flimdi sizleri hayat›n›z›n flifresini çözecek olan bu muazzam eserle bafl bafla b›rak›yoruz. Asr›n insan›n›, hayat flifresiyle buluflturan araflt›rmac› yazar Faz›l Ni’met’e sonsuz teflekkürlerimle… Mehtap ABD‹

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 38

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

‹Ç‹NDEK‹LER

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 39

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

1
KUR’ÂN-I KER‹M’E GÖRE NEBÎ VE RESÛL KAVRAMLARI ARASINDA ANLAM VE ‹fiLEV FARKLILIKLARI VARDIR 1.1. Her Nebî Resûl’dür ama her Resûl Nebî de¤ildir 1.1.2 Neden her Nebî Resûl’dür ama her Resûl Nebî de¤ildir? B‹R‹NC‹ fi‹FRE 1.1.2.1. Risaletle vazifeli olmayan Resûller ‹K‹NC‹ fi‹FRE 1.1.2.2 Peygamberler aras›nda fetret devreleri vard›r ama risalet ard› arkas› kesilmeksizin devam etmektedir 48

49

51 52 53 58

59

ÜÇÜNCÜ fi‹FRE 66 1.1.2.3 Kur’ân-› Kerim’e göre peygamberler belirli kavimlere gönderilmifllerdir. Resûller ise her kavimde var olmufltur. Var olmaya da devam edeceklerdir 67

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 40

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

DÖRDÜNCÜ fi‹FRE 1.1.2.4 Nebîler, tasarruf r›zas›n›n sahipleridir. Kur’ân-› Kerim’e göre r›zaya ulaflmam›fl bir Resûl asla Nebî olamaz BEfi‹NC‹ fi‹FRE 1.1.2.5 Kur’ân-› Kerim’e göre Nebî Resûllerin befl, Nebî olmayan Resûllerin dört görevi vard›r ALTINCI fi‹FRE 1.1.2.6 Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le Nübüvvet sona ermifltir. Risalet ise devam etmektedir

70

71 82

83 88

89

YED‹NC‹ fi‹FRE 94 1.1.2.7 fieriat kitaplar› sadece Nebîlere verilmifltir. Resûllere verilenler sadece sohbet mahiyetindeki kitaplard›r 95

2
KUR’ÂN-I KER‹M’‹ H‹DAYETLE Ö⁄RETENLER RESÛL VE NEBÎLERD‹R Kur’ân-› Kerim’i hidayetle ö¤retenler velî Resûller ve Nebî Resûllerdir 102

103

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 41

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

2.1 Bütün Resûller Allah’›n insanl›k için seçti¤i tek dînin; babam›z ‹brâhîm’in Hanif dîninin davetçileridir

103

3
HAKKA DAVET (ALLAH’A ULAfiMAYI D‹LEMEYE DAVET) 3.1 Nebî Resûllerin Hakk’a daveti 3.1.1 Hz. Nuh (A.S)’›n Hakk’a daveti 3.1.2 Hz. ‹brâhîm (A.S)’›n Hakk’a daveti 3.1.3 Musa (A.S)’›n Hakk’a daveti 3.1.4 Hz. ‹sa (A.S)’›n Hakk’a daveti 3.1.5 Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz’in Hakk’a daveti 3.2 Velî Resûllerin Hakk’a daveti 3.3. Velî mürflidlerin Hakk’a daveti 3.4 Davete icabet 130

133 133 134 135 135 136 138 141 142

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 42

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

3.4.1 “Ey insanlar! Allah ve Resûl’ünün davetine icabet edin” emri 3.4.2 “Ey cinler! Allah ve Resûl’ünün davetine icabet edin” emri 3.5 Davete icabet edenler 3.6 Nebî Resûllere tâbî olmak 3.6.1 Nebî Resûllerin kitaba tâbî olmas› 3.6.2 Nebî Resûllerin Hanif dînine tâbî olmas› 3.6.3 Hz. Harun (A.S)’a tâbî olmak 3.6.4 Hz. ‹sa (A.S)’a tâbî olmak 3.6.5 Hz. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî olmak 3.7 Velî Resûllere tâbî olmak 3.8 Velî mürflidlere tâbî olmak

142

143 143 145 147 148 148 149 149 156 158

4
ALLAHÛ TEÂLÂ EZELDE HEP‹M‹ZDEN YEM‹N, M‹SAK VE AHD ALMIfiTIR 160

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 43

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

4.1 Allahû Teâlâ ruhtan, dünya hayat›nda Allah’a teslimi için misak alm›flt›r 4.1.1 Ruhun misaki 12 kez üzerimize farz k›l›nm›flt›r 4.2 Fizik vücudun ahdi 4.2.1 Fizik vücudun ahdi, 3 kez üzerimize farz k›l›nm›flt›r 4.3 Nefsimizin yemini 4.3.1 Allahû Teâlâ, nefsimizin yeminini 3 kez üzerimize farz k›lm›flt›r 4.4 Ahdallahi (irademizin misaki) 4.4.1 Ahdallahi (irademizin misaki), üç kez üzerimize farz k›l›nm›flt›r

162 164 168 169 171

171 173

174

5
fiEYTANIN, ALLAH’IN RESÛLLER‹NE KURDU⁄U TUZAKLAR 5.1 Resûlün menfaat peflinde kofltu¤u iftiras› 178

184

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 44

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

5.2 Delilik iftiras› 5.3 Büyücülük iftiras› 5.4 Yalanc›l›k iftiras› 5.5 Resûllerin alaya al›nmas› 5.6 Sapk›nl›k ve ahlâks›zl›k iftiras›

188 192 195 197 198

6
ALLAH’IN RESÛLÜ’NE YÖNELT‹LEN F‹‹LÎ SALDIRILAR 6.1 Resûl ve ona ihsanla tâbî olan müminleri sindirme ve korkutma çabalar› 6.2 Resûlü tutuklamak ve hapse Atmak istemeleri 6.3 Resûlü sürgün etmeye çal›flmalar› 6.4 Resûl’ü öldürmeye kalk›flmalar› 204

207 210 212 214

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 45

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

7
ALLAH, RESÛLLER‹NE KURULAN TÜM TUZAKLARDAN HABERDARDIR. 7.1 Allah’a ulaflma dile¤ini engelleyenlerin Resûllere kurdu¤u tuzaklar› Allah bozar 7.2 Resûl’ün Allah’a ulaflmay› dilemeyi engelleyenlerin tuzaklar›n› bozmas› 218

222

229

8
SÖZLÜ VE F‹‹LÎ SALDIRILARA KARfiI RESÛL’ÜN VE HAK MÜ’M‹NLER‹N DAVRANIfiLARI 236

9
RESÛLLER‹N H‹DAYETE ENGEL OLANLARA VE ALLAH’A ULAfiMAYI D‹LEMEYENLERE KARfiI MÜCÂDELE METODLARI 9.1 Babalar›n›n dînine tâbî olanlarla Allah Resûlleri’nin mücâdelesi 9.2 Fesatç›lar› ve cahiliye adetleri üzere inananlar›, 246

250

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 46

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

atalar dînine ba¤l› k›lan as›l sebep 9.3 Fuhufl ç›karanlarla Allah Resûlleri’nin mücâdelesi 9.4 Resûllerin münaf›klarla mücâdelesi

256 260 266

10
ALLAHÛ TEÂLÂ’NIN MÜNAFIKLARI AfiA⁄ILIK KILMASI 10.1 Münaf›klar, ahirette cehennemin en alt tabakas›na yollanacaklard›r. 278

181

11
RESÛL’Ü VE ONA ‹HSANLA TÂBÎ OLANLARI, ALLAH’IN GÂL‹P KILMASI 284

12
ATEfiE ÇA⁄IRAN ‹MAMLAR 12.1 “Risalet Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz’le sona ermifltir” diyenler, Nebî Resûller ile 294

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 47

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Velî Resûl aras›ndaki fark› Kur’ân-› Kerim’den ö¤renmeyen, atefle ça¤›ran imamlard›r. 12.1.1 Atefle ça¤›ran imamlar›n davetine icabet edenler 12.1.2 Atefle ça¤›ranlar›n davetine icabet edenler, babalar›n›n dînine tâbî olanlard›r.

295 296

298

13
SONUÇ KUR’ÂN’IN Ç‹FT B‹L‹NMEYENL‹ DENKLEM‹ OLAN NEBÎ VE RESÛL KONUSUNDAK‹ B‹D’AT, ‹NSANLARIN BÜYÜK ÇO⁄UNLU⁄UNUN CEHENNEME G‹TMES‹NE SEBEPT‹R. 13.1 Kur’ân ayetlerine göre “Nebî” kelimesi “Peygamber” kelimesi, dilimize Farsça’dan girmifltir. 13.2 Kur’ân ayetlerine göre “Resûl” kelimesi 302

302

303 307

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 48

48

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

1

KUR’ÂN-I KER‹M’E GÖRE NEBÎ VE RESÛL KAVRAMLARI ARASINDA ANLAM VE ‹fiLEV FARKLILIKLARI VARDIR

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 49

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

49

1.1. Her Nebî Resûl’dür ama her Resûl Nebî de¤ildir

Nübüvvetin; risaletten üstün bir muhtevaya sahiptir ve Allahû Teâlâ’n›n sadece peygamberlerine verdi¤i bir vazifedir. Allahû Teâlâ bütün peygamberlere, onunla hükmetsinler diye Allah’›n emir ve nehiylerini muhtevas›nda bulunduran fleriat kitaplar› vermifltir. Âli ‹mrân Suresinin 79.âyet-i kerimesi bu konuya ›fl›k tutmaktad›r. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–79: Mâ kâne li beflerin en yu’tiyehullâhul kitâbe vel hukme ven nubuvvete summe yekûle lin nâsi kûnû ›bâden lî min dûnillâhi ve lâkin kûnû rabbâniyyîne bi mâ kuntum tuallimûnel kitâbe ve bimâ kuntum tedrusûn (tedrusûne). Bir insan için, Allah'›n kendisine kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra onun insanlara; "Allah'tan baflka bana kul olun" demesi olamaz (mümkün de¤ildir). Fakat sizin kitab› tedris etmifl (okuyup ö¤renmifl) olman›z ve ö¤retiyor olman›zdan dolay› ancak: "Rabbâni (kendini Rabb'e adam›fl) kullar olunuz" der. Allahû Teâlâ; Hz. Musa (A.S)’a Tevrat’›, Hz. Davud (A.S)’a Zebur’u, Hz. ‹sa (A.S)’a ‹ncil’i, Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz’e de son fleriat kitab› olan Kur’ân-› Kerim’i vermifltir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) son Nebîdir ama son Resûl de¤ildir. Nübüvvetin, Peygamber Efendimiz (S.AV)’le birlikte sona ermifltir ama risalet k›yâmete kadar devam edecektir. ‹nsanl›k tarihi boyunca herhangibir kavimde hangi dil konufluluyorsa, o kavimde ve bütün kavimlerde mutlaka onlar›n dilleriyle ko-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 50

50

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

nuflan bir Resûl, bütün devirlerde var olmufltur. Var olmaya da devam edecektir. Bid’atlere dayal› bir dîn ö¤retisinin hâkim oldu¤u günümüzde, ‹slâm âlemi ne yaz›k ki korkunç bir hüsran batakl›¤›na do¤ru sürüklenmektedir. Hidayet kavram› nas›l aslî muhtevas›ndan kopar›lm›fl ve sapt›r›lm›flsa, Peygamber Efendimiz (SAV)’den sonra, Kur’ân’›n flifresi olan “Resûl” ve “Nebî” kavramlar› da ne yaz›k ki anlam ve ifllevini yitirmifltir “Nebî olmadan Resûl olunmaz.” iddias›, ‹slâm âlemini Kur’ân-› Kerim’in ayd›nl›¤›nda uzaklaflt›r›p adeta karanl›k bir dehlizin içine hapsetmifltir. Allah’›n kanununa gore Nübüvvetin, risaletin üstünde olan bir müessededir. Ve Resûl olmayan birinin Nebî olmas› asla mümkün de¤ildir. Bununla birlikte her Resûlün Nebî olmas› da söz konusu de¤ildir. ‹flte bu çok önemli ay›rac›n fark›nda olmayan bugünkü dînî ö¤reti, bütün insanl›¤› bir yok oluflun pençesine do¤ru sürüklemektedir. Oysaki Allahû Teâlâ bu iki anahtar sözcü¤ün muhtevas›n› Kur’ân-› Kerim’inde aç›k ve net olarak ifade etmektedir. Nebî ve Resûl kavramlar› aras›nda gerek anlam, gerekse ifllev bak›m›ndan farkl›l›klar vard›r. Ve bu farkl›l›klar, “Her Nebî Resûldür ama her Resûl Nebî de¤ildir.” ifadesinin delili niteli¤ini tafl›rken, Resûl olunmadan Nebî olunmaz iddias›n› da çürütmektedir. ‹flte bu delil niteli¤indeki farkl›l›klar› irdeledi¤imizde sizler de göreceksiniz ki; 14 as›rda ‹blis insanl›¤› topyekûn bir aldatmacan›n kurban› etmifltir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 51

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

51

1.1.2 Neden her Nebî Resûl’dür ama her Resûl Nebî de¤ildir?

Allahû Teâlâ Nebî ve Resûl konusundaki bütün kavram kargaflalar›n› yok edecek delilleri Kur’ân-› Kerim’ine koymufltur. Bu iki kavram aras›nda ilk bak›ld›¤›nda 7 aç›dan farkl›l›k göze çarpmaktad›r. ‹flte bu 7 farkl›l›k, “Her Nebî Resûldür ama her Resûl Nebî de¤ildir.” ifadesinin do¤rulu¤unu ayr› cephelerden ispat etmektedir. Bununla birlikte ayn› 7 farkl›l›k, “Nebî olunmadan Resûl olunmaz” iddias›n› çürüten Kur’ân-› Kerim delilleridir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 52

52

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

B‹R‹NC‹ fi‹FRE

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 53

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

53

1.1.2.1. Risaletle vazifeli olmayan Resûller

Allahû Teâlâ birçok âyet-i kerimesinde hidayetle ve risaletle
vazifeli olmayan Resûllerden söz etmektedir. Yusuf-50’de Hz.Yusuf’a gönderilen alelâde bir haberci Resûl olarak adland›r›lm›flt›r. 12/YÛSUF–50: Ve kâlel meliku’tûnî bih (bihî), fe lemmâ câehur Resûlu kâlerci’ ilâ rabbike fes’elhu mâ bâlun nisvetillâtî katta’ne eydiyehunn(eydiyehunne), inne rabbî bi keydihinne alîm (alîmun). Ve Melik: “Onu bana getirin.” dedi. Böylece ona, Resûl (ulak, haberci) geldi¤i zaman Yusuf (A.S): “Efendine dön ve ellerini kesen kad›nlar›n hali (durumu) nedir, ona sor.” dedi. Muhakkak ki; Rabbim onlar›n hilelerini en iyi bilendir. Neml-35’de Belk›s’›n Hz. Süleyman’a gönderdi¤i elçiler, Resûller olarak adland›r›lm›flt›r. 27/NEML–35: Ve innî mursiletun ileyhim bi hediyyetin fe nâz›ratun bime yerciul murselûn (murselûne). Ve muhakkak ki ben onlara hediye ile Resûller gönderece¤im. Böylece bakal›m Resûller (elçiler) ne ile dönecekler? En’am-61’de ölüm meleklerinden Resûl olarak söz edilmifltir. 6/EN’ÂM–61: Ve huvel kâhiru fevka ibâdihî ve yursilu aleykum hafazah (hafazaten), hattâ izâ câe

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 54

54

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

ehadekumul mevtu teveffethu rusulunâ ve hum lâ yuferritûn (yuferritûne). Ve O, kullar›n›n üstünde kahhard›r (kuvvet ve güç sahibidir).Ve üzerinize muhafaza edici (koruyucu) gönderir. Sizden birinize ölüm gelince, onu Resûllerimiz vefat ettirir. Onlar (bunu yaparken) kusur etmezler. Zuhruf-80’de kiramen kâtibin melekleri için de Resûl kelimesi kullan›lm›flt›r. 43/ZUHRÛF–80: Em yahsebûne ennâ lâ nesmeu s›rrehum ve necvâhum, belâ ve rusulunâ ledeyhim yektubûn (yektubûne). Yoksa onlar›n s›rlar›n› ve f›s›lt›lar›n› iflitmeyece¤imizi mi zannediyorlar? Hay›r, onlar›n yan›nda Resûllerimiz (elçilerimiz) (herfleyi) yaz›yorlar.

Ankebût-31’de azap melekleri için de Resûl kelimesi kullan›lm›flt›r. 29/ANKEBÛT–31: Ve lemmâ câet rusulunâ ibrâhîme bil buflrâ, kâlû innâ muhlikû ehli hâzihil karyeh (karyeti), inne ehlehâ kânû zâlimîn (zâlimîne). Ve Bizim Resûllerimiz ‹brâhîm'e müjde ile geldikleri zaman, dediler ki: "Muhakkak ki biz, bu ülkenin halk›n› helâk edece¤iz. Çünkü bu belde halk› zalim oldular." Allahû Teâlâ Kur’ân-› Kerim’inde cin Resûllerden de söz etmektedir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 55

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

55

6/EN’ÂM–130: Yâ ma’flerel cinni vel insi e lem ye’tikum rusulun minkum yakussûne aleykum âyâtî ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû flehidnâ alâ enfusinâ ve garrethumul hayâtud dunyâ ve flehidû alâ enfusihim ennehum kânû kâfirîn (kâfirîne). Ey insan ve cin toplulu¤u! Size âyetlerimi anlatan ve bugününüze ulaflaca¤›n›z konusunda sizi uyaran içinizden Resûller (elçiler) gelmedi mi? “Kendi nefslerimize flahit olduk.” dediler. Dünya hayat› onlar› aldatt›. Ve kendilerinin kâfir oldu¤una, kendileri flahit oldular. Bu âyet-i kerimede gene “Resûl” kelimesi kullan›lmakta ve cinlere; “Size kendi içinizden Resûller (rusulun minkum) gelmedi mi?” diye sorulmaktad›r. Hiçbir devrede cinlerden bir peygamber ç›kmam›flt›r. O halde âyet-i kerimede geçen “Resûl” kelimesinin peygamber olmad›¤› muhakkakt›r. Hacc-75’de Allahû Teâlâ meleklerden ve insanlardan Resûller seçti¤ini ifade etmektedir. 22/HACC–75: Allâhu yastafî minel melâiketi rusulen ve minen nâs (nâsi), innallâhe semîun basîr (basîrun). Allah, meleklerden ve insanlardan Resûller seçer. Muhakkak ki Allah, en iyi iflitendir, en iyi görendir. Âyet-i kerimden de anlafl›ld›¤› üzere Allahû Teâlâ meleklerden de, insanlardan da, cinlerden de Resûller seçmektedir. Ancak peygamberleri sadece ve sadece insanlardan seçmektedir. Hiç kimsenin bir cin peygamberden bahsetti¤i görülmemifltir. Ya da bir melek peygamber asla olmam›flt›r. Allahû

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 56

56

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Teâlâ Kur’ân-› Kerim’inde alelâde bir ulak için dahi “Resûl” kelimesini kullanmaktad›r. Kald› ki, cinlerden Nebî oldu¤una dair hiç bir âyet ve hiçbir bir hadîs yoktur. Devrin imam›n›n da böyle bir aç›klamas› olmam›flt›r. Bilinmesi gereken odur ki; her Resûl ayn› zamanda nezirdir; uyar›c›d›r. Nezir ve Resûlün temel özelli¤i, vehbî olup hikmet sahibi olmalar›d›r. Bütün nezir ve Resûller yarat›l›fltan seçilmifllerdir. Ama velî mürflidlik kesbîdir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 57

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

57

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 58

58

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

‹K‹NC‹ fi‹FRE

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 59

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

59

1.1.2.2 Peygamberler aras›nda fetret devreleri vard›r ama risalet ard› arkas› kesilmeksizin devam etmektedir

Peygamberler aras›nda fetret devreleri vard›r
Hz. ‹sa'dan Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz'e kadar geçen 600 y›ll›k sürede sadece iki peygamber (Nebî) var olmufltur. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 5/M‹DE–19: Yâ ehlel kitâbi kad câekum Resûlunâ yubeyyinu lekum alâ fetretin min er rusuli en tekûlû mâ câenâ min beflîrin ve lâ nezîrin, fe kad câekum beflîrun ve nezîrun, vallâhu alâ kulli fley’in kadîr (kadîrun). Ey Kitap ehli! Resûllerin (peygamberlerin) fetret devrinde (aralar›n›n kesildi¤i zamanda), sizlere gerçekleri aç›klayan Resûl’ümüz (elçimiz) gelmiflti. "Bize bir müjdeleyici ve de uyar›c› gelmedi" dersiniz diye (dememeniz için). Oysa size "müjdeleyici ve uyar›c›" bir Resûl gelmiflti. Allah herfleye kaadirdir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) de Ebû Hureyre (R.A) taraf›ndan nakledilen bir hadîs-i flerifinde flöyle buyurmaktad›r: "Ben, dünyada da ahirette de Meryem'in o¤luna insanlar›n en yak›n›y›m. Benimle Onun aras›nda baflka bir peygamber yoktur. Peygamberler anneleri ayr›, babalar› bir kardefltirler, dînleri de birdir.” [Buhârî, Enbiya 44; Müslim, Fezâil 145, (2365); Ebu Dâvud, Sünnet 14, (4675). Hadîs-i fleriften de aç›kça anlafl›ld›¤› gibi, Nebîler aras›nda mutlaka fetret devirleri (kesintili bir dönem) vard›r. Allahû

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 60

60

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Teâlâ insanl›k tarihi boyunca gönderdi¤i bütün peygamberlerinden Kur’ân-› Kerim’de söz etmifltir. Ve as›rlar boyu gelen peygamberlerin say›s› otuza ulaflmam›flt›r. Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz’den bugüne kadar geçen 1400 y›lda hiç Nebî gelmemifltir, bundan sonra da gelmeyecektir.

Bütün kavimlerde Allah’›n velî Resûlleri vard›r Ve ard› arkas› kesilmeksizin gönderilmektedirler
Allahû Teâlâ Kur’ân-› Kerim’inde bütün kavimlere ard› arkas› kesilmeksizin Resûl gönderdi¤ini, k›yâmete kadar da göndermeye devam edece¤ini aç›kça ifade etmektedir. 23/MU’M‹NÛN–44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten Resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs (ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn (yu’minûne). Sonra Biz, Resûllerimizi ardarda (aras› kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete Resûlü geldi¤i zaman, her defas›nda onu yalanlad›lar. Biz de onlar› birbiri arkas›ndan (helâk ettik). Ve onlar› efsane k›ld›k. Art›k mü’min olmayan kavim (Allah’›n rahmetinden) uzak olsun. 16/NAHL–36: Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin Resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût (tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh (dalâletu), fe sîrû fîl ard› fanzurû keyfe kâne âk›betul mukezzibîn (mukezzibîne). Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin,

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 61

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

61

kavimlerin) içinde Resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli k›ld›k). (Allah’a ulaflmay› dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin fleytanlardan) içtinap etsinler (sak›n›p kurtulsunlar) diye. Onlardan bir k›sm›n›, (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaflmay› dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir k›sm›n›n (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Art›k yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanlar›n ak›betinin, nas›l oldu¤una bak›n (görün). 14/‹BRÂHÎM–4: Ve mâ erselnâ min Resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeflâu ve yehdî men yeflâu, ve huvel azîzul hakîm (hakîmu). Hiçbir Resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisan›yla göndermifl olmayal›m. Onlara (kendi lisanlar›yla) beyan etsin (aç›klas›n) diye. Öyleyse Allah, diledi¤ini (Allah’a ulaflmay› dilemeyenleri) dalâlette b›rak›r. Diledi¤ini (Allah’a ulaflmay› dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz’dir, Hikmet Sahibi’dir. 2/BAKARA–87: Ve lekad âteynâ mûsâl kitâbe ve kaffeynâ min ba’dihî bir rusuli ve âteynâ îsâbne meryemel beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhil kudus (kudusi), e fe kullemâ câekum Resûlun bimâ lâ tehvâ enfusukumustekbertum, fe ferîkan kezzebtum ve ferîkan taktulûn (taktulûne). Andolsun ki, Biz, Musa’ya kitap verdik ve ondan sonra ardarda Resûller gönderdik. Ve Meryem’in o¤lu ‹sa’ya beyyineler (aç›k deliller) verdik ve onu Ruh’ûl Kudüs ile destekledik. Öyle ki, nefslerinizin

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 62

62

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

hofllanmad›¤› bir fleyle gelen Resûle karfl›, her defas›nda kibirlendiniz. Bu sebeple bir k›sm›n› yalanlad›n›z ve bir k›sm›n› da öldürüyorsunuz. 17/‹SR–15: Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih (nefsihî), ve men dalle fe innemâ yad›llu aleyhâ, ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase Resûlâ (Resûlen). Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye etti¤i için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumlulu¤u sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kal›r. Yük tafl›yan (günah› yüklenen) bir kimse, bir baflkas›n›n yükünü (günah›n›) yüklenmez. Ve Biz, bir Resûl göndermedikçe azap edici olmad›k. 57/HADÎD–27: Summe kaffeynâ alâ âsârihim bi rusulinâ ve kaffeynâ bi îsebni meryeme ve âteynâhul incîle ve cealnâ fî kulûbillezînettebeûhu re’feten ve rahmeh (rahmeten), ve rahbâniyyetenibtedeûhâ mâ ketebnâhâ aleyhim illebtigâe r›dvanillâhi fe mâ raavhâ hakka riayetihâ, fe âteynâllezine âmenû minhum ecrehum, ve kesîrun minhum fâsikûn (fâsikûne). Sonra onlar›n izleri üzerine Resûllerimizi ardarda gönderdik. Ve Meryemo¤lu ‹sa (A.S)’› gönderdik ve O’na ‹ncil’i verdik. Ve O’na tâbî olanlar›n kalplerinde refet (flefkat) ve rahmet k›ld›k. Ve onlar, O’na ruhbanl›k ihdas ettiler. Biz, Allah’›n r›zas›n› ibtiga etmekten baflkas›n› onlara farz k›lmad›k. Oysa O’na hakk›yla riayet etmediler. Böylece onlardan, âmenû olanlar›n ecirlerini verdik ve onlardan ço¤u fas›klard›. 10/YÛNUS–47: Ve likulli ummetin Resûl (Resûlun), feizâ câe Resûluhum kud›ye beynehum bil

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 63

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

63

k›st› ve hum lâ yuzlamûn (yuzlamûne). Her ümmetin bir Resûlü vard›r. Onlara, Resûlleri geldi¤i zaman onlar›n aralar›nda adaletle hükmolundu. Onlara zulmedilmez. Allahû Teâlâ Zumer Suresinde de flöyle buyurmaktad›r: 39/ZUMER–71: Vesîkallezîne keferû ilâ cehenneme zumerâ (zumeran), hattâ izâ câuhâ futihat ebvâbuhâ, ve kâle lehum hazenetuhâ e lem ye’tikum rusulun minkum yetlûne aleykum âyâti rabbikum ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû belâ ve lâkin hakkat kelimetul azâbi alel kâfirîn (kâfirîne). Kâfirler, zümre zümre cehenneme sürülürler. Oraya geldikleri zaman, onun (cehennemin) kap›lar› aç›l›r. Ve onun (cehennemin) bekçileri onlara derler ki: “Size, sizden (sizin aran›zdan) olan Resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne (buraya) gelece¤inizi (söyleyerek) uyars›n? (Cehenneme gidenler) dediler ki: “Evet (geldiler).” Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu. Bu âyet-i kerimede Rabbimiz bize k›yâmetten sonraki hayat›m›zdan bir kesit vererek, insanlar›n cehennemin kap›s›nda cehennem bekçileri ile olan konuflmalar›n› anlatmaktad›r. Allah zamandan münezzehtir. Bu sebeple evvelîn de, ezelin de sahibidir. Allahû Teâlâ bize ezelden misaller vererek uyar›larda bulunmaktad›r. Cehenneme gidenler, kendi içlerinde yaflayan Resûllere tâbî olmad›klar› için cehennemde olacaklard›r. Cehenneme flüphesiz her devirde yaflayan insanlar gidecektir. Âyet-i kerimede “Rusulun minkum; sizin içinizden Resûller

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 64

64

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

gelmedi mi?” ifadesi yer ald›¤›na göre, bu Resûllerin her devirde yaflad›¤› muhakkakt›r. Oysa peygamberler sadece Lût, Semud, Ad, Arap ve ‹srail gibi belirli kavimlerden ç›km›fllard›r.

Sonuç olarak
Her devirde peygamberler yaflamad›¤›na göre ve peygamberlerin yaflamad›¤› devirlerde de her kavimde Resûller muhakkak yaflad›klar›na göre, bütün Resûllerin peygamber olmad›klar› kesinlik kazanmaktad›r. O halde bugün dünyada adaletsizlik ve zulüm varsa bu, Allah’›n Resûllerinin gizli tutulmas›ndan kaynaklanmaktad›r.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 65

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

65

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 66

66

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

ÜÇÜNCÜ fi‹FRE

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 67

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

67

1.1.2.3 Kur’ân-› Kerim’e göre peygamberler belirli kavimlere gönderilmifllerdir. Resûller ise her kavimde var olmufltur. Var olmaya da devam edeceklerdir

Peygamberler belirli kavimlere gönderilmifllerdir
Ve onlar, kâinat›n peygamberleridirler
Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 16/NAHL–36: Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin Resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût (tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh (dalâletu), fe sîrû fîl ard› fanzurû keyfe kâne âk›betul mukezzibîn (mukezzibîne). Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde Resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli k›ld›k). (Allah’a ulaflmay› dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin fleytanlardan) içtinap etsinler (sak›n›p kurtulsunlar) diye. Onlardan bir k›sm›n›, (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaflmay› dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir k›sm›n›n (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Art›k yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanlar›n ak›betinin, nas›l oldu¤una bak›n (görün). Âyet-i kerimede bahsedilen Resûller peygamber olsalard› onlar için, “bütün ümmetlerin içinden” ifadesi kullan›lmazd›. Çünkü peygamberler kavimlerin bir k›sm›n›n içinden ç›km›flt›r. Bütün kavimlerden peygamberler ç›kmam›flt›r. Allahû Teâlâ Sebe Suresinde, Peygamber Efendimiz (S.A.V)

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 68

68

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

’in bütün dünya için, daha do¤ru bir ifadeyle kâinat için görevli oldu¤unu ifade etmektedir. 34/SEBE–28: Ve mâ erselnâke illâ kâffeten lin nâsi beflîren ve nezîren ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn (ya’lemûne). Ve Biz, seni (kâinattaki) insanlar›n hepsi için müjdeleyici ve nezir (uyar›c›) olmandan baflka bir fley için göndermedik. Fakat insanlar›n ço¤u bilmezler. Bu âyet-i kerimeden de anlafl›ld›¤› gibi peygamberlerin görevi bütün kavimler içindir, bütün dünya içindir. Ve Nebî Resûller hangi kavmin içinden ç›km›flsa, sadece o kavmin lisan›n› konuflarak bütün dünyaya hitap ederler. Kald› ki peygamberler tarihi boyunca konuflulan dil, sadece ‹brânice ve Arapça olmufltur. Meselâ Türk kavmi için Türkçe aç›klama yapacak bir peygamber gönderilmemifltir. Buradan kesin bir noktaya ulafl›yoruz ki; her kavme peygamber gönderilmemifltir.

Velî Resûller her kavme gönderilirler Ve sadece kendi kavimleri içinde vazifelidirler
Allahû Teâlâ Kur’ân-› Kerim’inde her kavme kendi dilleri ile aç›klama yapacak Resûller gönderdi¤ini aç›kça ifade etmektedir. 13/RA’D–7: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih (rabbihî), innemâ ente munzirun ve li kulli kavmin hâd (hâdin). Ve kâfirler derler ki: “O’nun üzerine Rabbinden bir mucize indirilmeli de¤il miydi?” Sen, sadece bir uyar›c›s›n ve bütün kavimler için hidayetçi vard›r

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 69

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

69

(zaman›n her parças›nda ve bütün kavimlerde). 14/‹BRÂHÎM–4: Ve mâ erselnâ min Resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeflâu ve yehdî men yeflâu, ve huvel azîzul hakîm (hakîmu). Hiçbir Resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisan›yla göndermifl olmayal›m. Onlara (kendi lisanlar›yla) beyan etsin (aç›klas›n) diye. Öyleyse Allah, diledi¤ini (Allah’a ulaflmay› dilemeyenleri) dalâlette b›rak›r. Diledi¤ini (Allah’a ulaflmay› dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz’dir, Hikmet Sahibi’dir. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–164: Lekad mennallâhu alâl mu’minîne iz bease fîhim Resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh (hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn (mubînin). Andolsun ki Allah, mü’minlerin (bafllar›n›n) üzerine (devrin imam›n›n ruhu) bir ni’met olmak üzere (onlar›n aralar›nda, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir Resûl beas eder. Onlara O’nun (Allah’›n) âyetlerini tilâvet eder, onlar› tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti ö¤retir. Ondan evvel (Allah'a ulaflmay› dilemeden evvel) onlar gerçekten aç›k bir dalâlet içinde idiler.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 70

70

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

DÖRDÜNCÜ fi‹FRE

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 71

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

71

1.1.2.4 Nebîler, tasarruf r›zas›n›n sahipleridir Kur’ân-› Kerim’e göre r›zaya ulaflmam›fl bir Resûl asla Nebî olamaz

Bütün Nebî Resûller, tasarruf r›zas›n›n sahiplerdir. Fakat velî Resûller, ancak Kur’ân-› Kerim’de sözü edilen 7 safha r›zaya ulaflabilirler. Daha öteye geçme yetkileri yoktur. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. Âmenûlar r›zas› Tâbîiyet r›zas› Evvablar r›zas› Muhsinler r›zas› Ulûl’elbab r›zas› ‹rflad r›zas› Salâh r›zas›.

‹flte bu 7 safha r›za kademesi, bütün Resûllerin ulaflabilece¤i son noktad›r. Ancak onlar›n içerisinden tek bir kiflinin tasarruf r›zas›na ulaflmas› söz konusudur ki; bu Nebîlerin oldu¤u devrelerde Nebîye, Nebîlerin olmad›¤› devrelerde ise sadece devrin imam› olarak seçilen velî Resûle has bir olgudur. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 5/M‹DE–109: Yevme yecmeullâhur rusule fe yekûlu mâzâ ucibtum. Kâlû lâ ilme lenâ inneke ente allâmul guyûb (guyûbi). Allah’›n, Resûl'leri bir araya toplayaca¤›, sonra “Size ne cevap verildi?” diye buyuraca¤› gün, (onlar); “Bizim bir bilgimiz yok. Muhakkak ki Sen, gaybdekileri en iyi bilen Sen'sin!”derler.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 72

72

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

72/C‹NN–26: Âlimul gaybi fe lâ yuzhiru alâ gaybihî ehaden. O (Allah), gayb› bilendir. Fakat O, gayb›n› hiç kimseye izhar etmez (aç›klamaz). 72/C‹NN–27: ‹llâ menirtedâ min Resûlin fe innehu yesluku min beyni yedeyhi ve min halfihî rasadan. Resûllerden raz› olduklar› (tasarruf r›zas›na ulaflm›fl olanlar›) hariç! O takdirde, muhakkak ki O (Allah), onlar›n önünden ve arkas›ndan gözetenler sevkeder. Allah’›n gayb› bildirdi¤i Resûller, Resûllerden sadece r›zaya ulaflanlard›r. Bu âyet-i kerimede iki çeflit Resûlden bahsedilmektedir. 1- Allah’›n r›zas›na ulaflan Resûller 2- Allah’›n r›zas›na ulaflmayan Resûller. Hiçbir peygamberin Allah’›n r›zas›na ulaflmam›fl olmas› düflünülemez. Bu sebeple Allah’›n r›zas›na ulaflamayan Resûllerin peygamber olmas› da mümkün de¤ildir. Demek ki Nebî olunmadan Resûl olunmaz iddias›, da günümüz dîn ö¤retisini hezimete u¤ratan bir bid’attir, bir hurafedir. Allahû Teâlâ Enbiyâ Suresinin 73.âyet-i kerimesinde tasarruf r›zas›n›n sahibi olan Nebî imamlar›ndan bahsetmektedir. 21/ENB‹Y–73: Ve cealnâhum eimmeten yehdûne bi emrinâ ve evhaynâ ileyhim fi’lel hayrâti ve ikâmes salâti ve îtâez zekâh(zekâti), ve kânû lenâ âbidîn(âbidîne). Ve onlar›, emrimizle hidayete erdiren (ölmeden ön-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 73

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

73

ce ruhlar› Allah’a ulaflt›ran) imamlar k›ld›k. Ve onlara, hay›rlar ifllemeyi, namaz k›lmay› ve zekât vermeyi vahyettik. Ve onlar, Bize kul oldular. Bütün Nebî Resûller yaflad›klar› dönemlerde asâleten devrin imam›d›rlar. Asâleten devrin imamlar›n›n hepsi fleriat kitab›n›n sahibidirler. Allah’›n Nebî Resûllere verdi¤i fleriat kitaplar›, tüm insanlar› ba¤layan fleriat hükümlerini içermektedir (Bakara–213). fieriat kitab›n›n sahibi her Nebî Resûl, do¤al olarak kendi kavminin Resûlü oldu¤u için, Allah’a ulaflmay› dileyen ve ona ihsanla tâbî olan mü’minler için bu Resûl, Âli ‹mrân Suresinin 164. âyet-i kerimesinde belirtildi¤i gibi bir ni’mettir. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–164: Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim Resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh (hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn (mubînin). Andolsun ki Allah, mü'minlerin (bafllar›n›n) üzerine (devrin imam›n›n ruhu) bir ni'met olmak üzere (onlar›n aralar›nda, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir Resûl beas eder. Onlara O'nun (Allah'›n) âyetlerini tilâvet eder, onlar› tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti ö¤retir. Ondan evvel (Allah'a ulaflmay› dilemeden evvel) onlar gerçekten aç›k bir dalâlet içinde idiler. Resûl, kendisine dünya hayat›nda ihsanla tâbî olanlar için de bir flefaatçidir. Her devirde flefaate memur ve mezun k›l›nan bir kifli vard›r. Hayatta olan bir Nebî varsa o, do¤al olarak asâleten devrin imam›d›r. Ama Nebîler aras›ndaki fetret

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 74

74

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

dönemleri sebebiyle onlar›n olmad›¤› devirlerde kavim Resûlleri aras›ndan seçilen kifli vekâleten devrin imam›d›r. fiefaate memur ve mezun k›l›nan da odur. Ancak A’râf Suresinin 53. âyet-i kerimesinde bildirildi¤i gibi dünya hayat›nda Allah’a ulaflmay› dilemeyenler için bir mürflid bulunmayaca¤› cihetle, dünya hayat›nda onlar için bir flefaatçi de yoktur. Dünya ahiretin tarlas›d›r. Burada tarlay› ekmeyen kiflinin ahirette hasad› beklemesi boflunad›r. Dünya hayat›nda Allah’a ulaflmay› dilemeyenlerin kendi nefslerini hüsrana u¤ratt›klar›n› Allahû Teâlâ A’râf Suresinin 53. âyet-i kerimesinde belirtmektedir. 7/A’RÂF–53: Hel yanzurûne illâ te'vîleh (te'vîlehu), yevme ye'tî te'vîluhu yekûlullezîne nesûhu min kablu kad câet rusulu rabbinâ bil hakk (hakk›), fe hel lenâ min flufeâe fe yeflfeû lenâ ev nureddu fe na'mele gayrellezî kunnâ na'mel (na'melu), kad hasirû enfusehum ve dalle anhum mâ kânû yefterûn (yefterûne). Onlar sadece onun tevîline (yorumuna) m› bak›yorlar. Onun tevîlinin geldi¤i gün, daha önce onu unutmufl olanlar: “Rabbimizin Resûlleri hak ile gelmifltir. Art›k bize flefaat edecek flefaatçiler var m› ki; bize flefaat etsinler. Veya (dünyaya) döndürülmüfl olsayd›k, yapm›fl olduklar›m›zdan baflkas›n› yapard›k.” derler. Nefslerini hüsrana u¤ratt›lar. Ve uydurduklar› fleyler kendilerinden ayr›ld›lar. Allahû Teâlâ Kur’ân-› Kerim’inde Velî ‹mamlardan Da Söz Etmektedir. Her devirde kavim Resûllerinden bir tanesini Allahû Teâ-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 75

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

75

lâ devrin imam› olarak seçer. Seçilen devrin imam› da tasarruf r›zas›na sahiptir. Kavmin Resûllerine gayb› bildirmeyen Rabbimiz, devrin imam› olan velî Resûlüne gayb› bildirmektedir. Nebî Resûl asâleten devrin imam› olmas›na karfl›l›k velî Resûl vekâleten devrin imam›d›r. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 3/ÂL‹ ‹MRÂN–179: Mâ kânallâhu li yezerel mu’minîne alâ mâ entum aleyhi hattâ yemîzel habîse minet tayyib (tayyibi), ve mâ kânallâhu li yutliakum alâl gaybi ve lâkinnallâhe yectebî min rusulihi men yeflâu fe âminû billâhi ve rusulihi, ve in tu’minû ve tettekû fe lekum ecrun azîm (azîmun). Allah, habis olan› (kötüyü), temiz olandan (mü'min olan›, mü'min gözükenden) ay›r›ncaya kadar mü'minleri, sizin bulundu¤unuz hâl üzere (mü'min olanla mü'min gözükenin bir arada oldu¤u bir durumda) terk edecek de¤ildir. Ve Allah sizi gayba muttali edecek (gayb› bildirecek) de¤ildir. Ve lâkin Allah, Resûllerinden diledi¤i kimseyi seçer (gayb› o Resûlüne bildirir). O halde, Allah'a ve O'nun Resûllerine îmân edin. Ve e¤er âmenû olur ve takva sahibi olursan›z, o zaman sizin için "Büyük Ecir" vard›r. 32/SECDE–24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûk›nûn (yûk›nûne). Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar k›ld›k ve sab›r sahibi olduklar› ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hâs›l etmifl olduklar› için. Burada sözü edilen Resûller, Nebî olmad›klar› halde (Ne-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 76

76

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

bîlerin yaflamad›¤› devirlerde) tasarruf r›zas›na ulaflt›r›lmak üzere, o devirdeki Resûller içinden Allah taraf›ndan seçilmifl kiflilerdir. Ve her devirde sadece bir tek kifli tasarruf r›zas› için seçilir ve bu kademeye ulaflt›r›l›r. Nebîlerin olmad›¤› fetret devirlerinde, kavim Resûlleri aras›ndan Allahû Teâlâ’n›n seçti¤i ve kendisine gayb› bildirdi¤i bir kifli, o devirde vekâleten devrin imam› ayn› zamanda Allah’›n halifesidir. Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz bu konuda flöyle buyurmaktad›r: “‹srailo¤ullar›na Nebîleri k›lavuzluk ederdi. Bir peygamber vefat etti¤inde onu bir baflkas› izlerdi. Ancak benden sonra Nebî yok, yaln›zca halifeler olacakt›r.” (Buharî, Kitabu'lMenak›b) Allahû Teâlâ Secde-24’de bu konuya flöyle aç›kl›k getirmektedir: 32/SECDE–24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûk›nûn (yûk›nûne). Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar k›ld›k ve sab›r sahibi olduklar› ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hâs›l etmifl olduklar› için. Asâleten tayin edilen, devrin imam› olan her Resûl mutlaka bir Nebîdir. Ama vekâleten tayin edilen, devrin imam› olan her Resûl asla Nebî de¤ildir. Allahû Teâlâ Hacc Suresinin 52. âyet-i kerimesinde tasarruf r›zas›ndaki vekâleten devrin imam› olan Resûlle, asaleten

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 77

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

77

devrin imam› olan Nebî Resûlden söz etmektedir. Bu iki kavram›n birbirinden ayr› mânâlar içerdi¤i, âyet-i kerimede gayet aç›k olarak görülmektedir. 22/HACC–52: Ve mâ erselnâ min kablike min Resûlin ve lâ Nebîyyin illâ izâ temennâ elkafl fleytânu fî umniyyetihî, fe yensehullâhu mâ yulk›fl fleytânu summe yuhkimullâhu âyâtihî, vallâhu alîmun hakîm (hakîmun). Senden önce gönderdi¤imiz (hiç) bir Resûl ve Nebî yoktur ki; (bir fley) temenni etti¤i (diledi¤i) zaman fleytan, onun temenni etti¤i fleye, (yalan) ilka etmemifl (ulaflt›rmam›fl) olsun. Fakat Allah, fleytan›n ilka etti¤i fleyi nesheder (kald›r›r, yok eder). Sonra Allah, âyetlerini muhkem k›lar (sa¤lamlaflt›r›r). Ve Allah, Alîm’dir, Hakîm’dir (ilim ve hikmet sahibidir). Allahû Teâlâ, tasarrufta olan (‹lâhî ‹radeye teslim), vekâleten devrin imam› olan velî Resûlden ve asâleten devrin imam› olan Nebî Resûlden fleytan›n vesvesesini tamamen gidermifltir. Risalet de, Nübüvvetin de vehbîdir. Hiç kimsenin ne risaleti, ne de Nübüvvetini kendi gayretiyle kazanmas› söz konusu de¤ildir. Allahû Teâlâ diledi¤i Resûlü seçip, vehbî olarak vekâleten devrin imam› tayin edebilir. Yine diledi¤i Nebîyi seçip, vehbî olarak asâleten devrin imam› tayin etmek Allahû Teâlâ’n›n vazifesidir. Bütün bu aç›klamalardan da anl›yoruz ki Kur’ân-› Kerim’e göre tasarruf r›zas›na, huzur namaz›n›n imaml›¤› r›zas›na ulaflmam›fl bir Resûlün Nebî olmas› asla mümkün de¤ildir. Bununla birlikte r›zaya ulaflmam›fl Resûller, her devirde ve bütün kavimlerde yaflamaktad›rlar.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 78

78

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Vekâleten Devrin ‹mam› Olan Mehdi Resûl
llahû Teâlâ Duhân Suresinin 13.âyet-i kerimesinde Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den sonra gelecek olan bir Resûlünden söz etmektedir. Bu Resûl, Duhân Fitnesinin bütün insanlar› sard›¤› âhir zamanda Allah’›n vazifeli k›ld›¤› Mehdi (A.S)’d›r. Mehdi (A.S), Allah’›n bir velî Resûlüdür ve kesinlikle Nebî de¤ildir. Âyet-i kerimede, henüz gerçekleflmemifl olan ve gelecekte gerçekleflecek olan bir günü, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in gözetlemesi istenmektedir. 44/DUHÂN–10: Fertekib yevme te’tîs semâu bi duhânin mubîn (mubînin). Art›k gö¤ün, apaç›k duman (fitne) getirece¤i günü gözle. 44/DUHÂN–11: Yagflân nâs (nâse), hâzâ azâbun elîm (elîmun). (O fitne ki) insanlar› (insanlar›n büyük k›sm›n›) sarm›flt›r. ‹flte bu, elîm bir azapt›r. Duhân–10 ve 11’de bütün insanlar› saran bugünkü fitneden söz edilmektedir. Günümüzde dînin bütün temel tafllar› yok edilmifl, insanlar dünyada da, cehennemde de azaba dûçar olmufllard›r. Âyet-i kerimenin devam›nda ise, içinde bulundu¤umuz hidayet ça¤›nda hidayetle vazifeli olan devrin imam› Mehdi Resûl’den bahsedilmektedir. 44/DUHÂN–12: Rabbenekflif annel azâbe innâ mû’minûn (mû’minûne). Rabbimiz, azab› bizden kald›r. Muhakkak ki biz, mü'minleriz.

A

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 79

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

79

44/DUHÂN–13: Ennâ lehumuz zikrâ ve kad câehum Resûlun mubîn (mubînun). Onlara (herfleyi) aç›klayan bir Resûl gelmiflti. (Buna ra¤men Resûlün söylediklerinden) ibret almad›lar. 44/DUHÂN–14: Summe tevellev anhu ve kâlû muallemun mecnûn (mecnûnun). Ve (O'NA) (fleytan taraf›ndan vahyedilerek) “ö¤retilmifl” ve “deli” dediler ve sonra O'NDAN yüz çevirdiler. Duhân Suresinde ad› geçen Resûl, ayn› zamanda bir uyar›c›d›r ve kesinlikle bir Nebî de¤ildir. Nübüvvetin, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le sona ermifltir. Ancak velâyet ve risalet, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den sonra da k›yâmete kadar devam edecektir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) taraf›ndan gelece¤i müjdelenen Mehdi (A.S)’›n Resûl olmas›, Kur’ân’da birçok âyetle izah edilmektedir. Mehdi (A.S)’›n deli oldu¤u ve fleytandan vahiy ald›¤›, yani fleytan taraf›ndan ö¤retildi¤i söylenmifl ve bu iftira insanlar›n büyük ço¤unlu¤una kabul ettirilmifltir. Ancak Allahû Teâlâ da, Kendisine ve Resûl’üne tuzak kuranlara hiç flüphesiz ki tuzak haz›rlam›fl, böylece Resûl’ünün Duhân-14’deki Resûl oldu¤unu bütün insanl›¤a ispat etmifltir. Resûl’ü tuza¤a düflürdüklerini zannedenlerin kendileri tuza¤a düflmüfltür. Allahû Teâlâ Resûl’üne “Mehdi” ismini vermifltir. Mehdi; hidayete ermifl, hidayete vesile olan ve hidayete erdiren mânâlar›na gelmektedir. Hidayetin unutuldu¤u, dîn tatbikat›ndan ç›kart›ld›¤› bir dönemde Allahû Teâlâ Mehdi Resûlü’nü hidayetle görevlendirmifltir. Babalar›ndan ö¤rendikleri geleneksel dîn tatbikat› olan ‹slâm’›n befl flart›n› yeterli görenler, Mehdi Resûl’ün hidayet tebli¤ine muhatap olmalar›na ra¤men dave-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 80

80

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

ti kabul etmemifller, onun yerine tagutu dost edinmifllerdir. Kur’ân-› Kerim hidayet rehberi oldu¤una göre, hidayetin girifl kap›s› olan dünya hayat›nda Allah’a ulaflmay› dilemedikleri için bu insanlar, Kur’ân’› terk etmifllerdir. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 25/FURKÂN–27: Ve yevme yeadduz zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenîttehaztu mear Resûli sebîlâ (sebîlen). Ve o gün, zalim ellerini ›s›r›r: “Keflke Resûlle beraber (Allah'a giden) bir yol ittihaz etseydim.” der. 25/FURKÂN–28: Yâ veyletâ leytenî lem etteh›z fulânen halîlâ (halîlen). Yaz›klar olsun, keflke ben filan› (o kifliyi) dost edinmeseydim. 25/FURKÂN–29: Lekad edallenî aniz zikri ba’de iz câenî, ve kânefl fleytânu lil insâni hazûlâ (hazûlen). Andolsun ki; bana zikir (Kur'ân'daki ilim) geldikten sonra beni zikirden sapt›rd› ve fleytan, insana yard›m› engelleyendir. 25/FURKÂN–30: Ve kâler Resûlu yâ rabbi inne kavmîttehazû hâzel kur’âne mehcûrâ (mehcûran). Ve Resûl: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur'ân'dan ayr›ld› (Kur'ân'› terketti).” dedi. Furkân-30’da: “Kavmim, Kur’ân'› terketti” diyen muhakkak ki Peygamber Efendimiz (S.A.V) de¤ildir. Çünkü Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in etraf›ndaki ve O’nun ö¤retisiyle yaflayan bütün sahâbe Kur’ân’›n bütününe îmân etmifllerdir. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r:

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 81

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

81

3/ÂL‹ ‹MRÂN–119: Hâ entum ulâi tuh›bbûnehum ve lâ yuh›bbûnekum ve tû’minûne bil kitâbi kullih (kullihi), ve izâ lekûkum kâlû âmennâ, ve izâ halev addû aleykumul enâmile minel gayz (gayzi), kul mûtû bi gayzikum, innallâhe alîmun bi zâtis sudûr (sudûri). ‹flte siz (mü'minler) böylesiniz, siz onlar› seversiniz ve onlar sizi sevmezler ve siz kitab›n tamam›na îmân edersiniz. Ve sizinle karfl›lafl›nca "biz îmân ettik" dediler, yaln›z kald›klar› zaman, size karfl› öfkelerinden parmak uçlar›n› ›s›rd›lar. De ki: "Öfkenizden ölün."Muhakkak ki Allah, sinelerde olan› en iyi bilendir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 82

82

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

BEfi‹NC‹ fi‹FRE

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 83

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

83

1.1.2.5 Kur’ân-› Kerim’e göre Nebî Resûller’in befl Nebî olmayan Resûller’in dört görevi vard›r

Nebî olan Resûller’in görevleri
1. 2. 3. 4. 5. Allah’›n âyetlerini tilâvet etmek, ‹nsanlar›n nefslerini tezkiye etmek, Kitap ö¤retmek, Hikmet ö¤retmek, Hikmetin ötesini ö¤retmek.

Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 2/BAKARA–150: Ve min haysu haracte fe velli vecheke flatral mescidil harâm (harâmi), ve haysu mâ kuntum fe vellû vucûhekum flatrahu li ellâ yekûne lin nâsi aleykum hucceh (huccetun), illâllezîne zalemû minhum fe lâ tahflevhum vahflevnî ve li utimme ni’metî aleykum ve leallekum tehtedûn (tehtedûne). Nereden ç›karsan ç›k, bundan sonra (namazda) vechini (yüzünü) Mescid-i Haram yönüne çevir. Ve nerede olursan›z olun, yüzlerinizi o yöne çevirin ki, insanlar›nsizin aleyhinizde (kullanabilecekleri) delil olmas›n. Onlardan zulmedenler hariç, art›k onlardan korkmay›n. Benden (sizin üzerinizdeki sevgimin azalaca¤›ndan) korkun ki, sizin üzerinizdeki ni’metimi tamamlayay›m da böylece hidayete eresiniz. 2/BAKARA–151: Kemâ erselnâ fîkum Resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimu-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 84

84

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

kum mâ lem tekûnû ta’lemûn (ta’lemûne). Nitekim size, aran›zda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup aç›klas›n) ve sizi (nefsinizi)tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap’›(Kurân› Kerim’i) ve hikmeti ö¤retsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmedi¤iniz fleyleri ö¤retsin.

Nebî olmayan Resûller’in görevleri
1. 2. 3. 4. Kur’ân-› Kerim’i tilâvet etmek, Nefsleri tezkiye etmek, Kitap ö¤retmek, Hikmet ö¤retmek.

Allahû Teâlâ Kur’ân-› Kerim’inde velî Resûllerin görevleri için de flöyle buyurmaktad›r: 62/CUMA–2: Huvellezî bease fîl ummiyyîne Resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh (hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn (mubînin). Ümmîler aras›nda, kendilerinden bir Resûl beas eden (görevlendiren) O’dur. Onlara, O’nun (Allah’›n) âyetlerini okur, onlar› tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab’› (Kur’ân-› Kerim’i) ve hikmeti ö¤retir. Ve daha önce (Allah'a ulaflmay› dilemeden evvel) elbette onlar, sadece aç›k bir dalâlet içinde idiler. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–164: Lekad mennallâhu alâl mu’mi-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 85

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

85

nîne iz bease fîhim Resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh (hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn (mubînin). Andolsun ki Allah, mü’minlerin (bafllar›n›n) üzerine (devrin imam›n›n ruhu) bir ni’met olmak üzere (onlar›n aralar›nda, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir Resûl beas eder. Onlara O’nun (Allah’›n) âyetlerini tilâvet eder, onlar› tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti ö¤retir. Ondan evvel (Allah'a ulaflmay› dilemeden evvel) onlar gerçekten aç›k bir dalâlet içinde idiler. Bu iki âyet-i kerimeden de anlafl›ld›¤› gibi peygamber olmayan Resûllerin dört görevi vard›r. Velî Resûller, peygamberlere has olan hikmetin ötesini ö¤retmeye ehil ve yetkili k›l›nmam›fllard›r. Allahû Teâlâ Cuma–2 ve Âli ‹mrân-164’te “Resûl” kelimesini kullanmakla peygamberleri de¤il, peygamber olmayan, Allah’a ulaflt›r›c› Resûlleri kastetmektedir. Öyleyse her devirde gelen bu Resûller, peygamber de¤illerdir. Çünkü Allahû Zülcelâl Hazretleri, Peygamber Efendimiz (S.A.V) zaman›nda yaflayanlara hitap etti¤i zaman “kum” (siz) kelimesini kullanmaktad›r. Bu âyetlerde ise “hum” (onlar) kelimesi kullan›lmaktad›r. Âyet-i kerimelerin Peygamber Efendimiz (S.A.V) devrinden evvelki ve özellikle sonraki dönemleri kapsad›¤› çok aç›kt›r. Öyleyse bu aç›dan bu Resûller peygamber olamazlar. Her devirde gelen ve peygamber olmayan bu Resûller, insanlar aras›nda do¤an, yaflayan, hayatta (hayy) olarak görev yapan kiflilerdir. Çünkü fiilen âyetleri okuyabilmeleri için her

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 86

86

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

devirde yaflayan insanlar›n aras›nda hayy (yaflamakta) olmalar› gerekmektedir. Kald› ki Allahû Teâlâ’n›n bu âyetlerde mürflidler için kulland›¤› “bease” kelimesi; “beas etmek, hayata getirmek (hay etmek)” demektir. Allahû Teâlâ Cuma-2’de “fîl ummiyyîne” kelimesini ve Âli ‹mrân-164’te “fîhim” kelimesini kullanm›flt›r. Bu iki kelime de “ümmîlerin içinde” ve “onlar›n içinde” anlamlar›na gelmektedir. Bununla birlikte her iki âyet-i kerimede de “Resûlen minhum” ve “Resûlen min enfusihim” ifadeleri kullan›lmaktad›r ve “Onlardan, o kavimden bir Resûl” denmektir. Öyleyse her devirde, o dönemde yaflayan insanlar›n aras›nda bir Resûl mutlaka vard›r ve görev yapmaktad›r. Her devirde gelen ve peygamber olmayan bu Resûllerin kendi kavimlerindeki insanlar› hidayete ulaflt›rmakla vazifeli olduklar› bellidir. Çünkü Allahû Teâlâ Âli ‹mrân-164’de: “Onlar önce (Resûle tâbî olmadan önce) aç›k bir dalâlet içinde idiler.” buyurmaktad›r. O halde bütün bu insanlar›n Resûle (mürflide) tâbî olabilmeleri için Resûlün o insanlar›n yaflad›klar› kavimde mevcut olmas›, var olmas› gerekmektedir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 87

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

87

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 88

88

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

ALTINCI fi‹FRE

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 89

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

89

1.1.2.6 Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le nübüvvet sona ermifltir. Risalet ise devam etmektedir

Allahû Teâlâ Ahzab Suresinin 40. âyet-i kerimesinde flöyle
buyurmaktad›r: 33/AHZÂB–40: Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin Resûlallâhi ve hâtemen Nebîyyin (Nebîyyine), ve kânallâhu bi kulli fley’in alîmâ (alîmen). Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babas› olmam›flt›r (de¤ildir). Fakat Allah’›n Resûl’ü ve Nebîler’in (Peygamberler’in) Hatemi’dir (Sonuncusu). Allah, herfleyi en iyi bilendir. Allahû Teâlâ Ahzâb-40’da Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hem Resûl, hem de Nebî oldu¤unu aç›kça ifade etmektedir. Ayn› âyet-i kerime Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in Nebîlerin sonuncusu oldu¤unun da kesin bir delilidir. Ahzâb-40’da aç›kça görüldü¤ü gibi sonar eren risalet de¤il, Nübüvvetintir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) de, velî Resûllü¤ün k›yâmete kadar devam edece¤ini afla¤›daki hadîs-i flerifleriyle desteklemektedir:

Hz. Huzeyfe (R.A) anlat›yor
"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Benden sonra flu ikiye ittiba edin: Ebu Bekr ve Ömer (rad›yallahu anhümâ)." [Tirmizî, Menâk›b, (3663, 3664).]

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 90

90

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Ebû Hüreyre (R.A) anlat›yor
"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Benî ‹srail'i, peygamberler (aleyhimusselâm) idâre ediyorlard›. Bir peygamber ölünce onun yerine ikinci bir peygamber geçiyordu. Ancak, benden sonra peygamber yok. Ama ard›mdan halifeler gelecek ve çok olacaklar." [Buharî, Enbiyâ 50;Müslim, ‹maret 44, (1842)].

‹bnu Ömer (RA) anlat›yor
"Resûlullah (SAV) buyurdular ki: "Bu ifl (emîrlik) insanlardan iki kifli bâki kald›kça Kureyfl'te olmaya devam edecektir." [Buhârî, Menâk›b 2, Ahkâm 2, Enbiya 1; Müslim, ‹mâret 4, (1820)]. Peygamber Efendimiz (S.A.V) de, Resûl ve Nebî kavramlar›n›n birbirinden farkl› mânâlar içerdi¤ini beyan eden bir baflka hadîs-i flerifinde de flöyle buyurmaktad›r: “Ben Resûllerin rehberiyim; fah›rlanmak yok. Ve ben Nebîlerin hatemiyim, iftihar yok ve ben ilk flefaat ediciyim ve ilk flefaati kabul edilecek olan›m; tefahur yok. Yani; bunlar› bir flükrane olarak söylüyorum, yoksa ululanmak için de¤il.” E¤er bizim dîn adamlar›n›n söyledi¤i gibi “Resûl ve Nebî” kavramlar› eflde¤er bir anlam tafl›sayd›, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in: “Ben Resûllerin ve Nebîlerin sonuncusuyum” demesi gerekirdi. Hâlbuki hadîs-i flerif iki kavram› da ayr› ayr› izhar etmektedir. Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz, bu hadisle, kendi döneminde yaflayan tüm kavim Resûllerinin de rehberi oldu¤unu ifade etmektedir. Nisâ Suresinin 41. ve Nahl Suresinn 89. âyet-i kerimeleri de Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in, “Ben Resûllerin rehberiyim.”

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 91

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

91

sözünü desteklemektedir. 4/N‹S–41: Fe keyfe izâ ci’nâ min kulli ummetin bi flehîdin ve ci’nâ bike alâ hâulâi flehîdâ (flehîden). Art›k her ümmetten bir flahit (Resûl) getirdi¤imiz zaman ve seni de onlar›n üzerine flahit olarak getirdi¤imiz zaman (halleri) nas›l olacak? 16/NAHL–89: Ve yevme neb’asu fî kulli ummetin flehîden aleyhim min enfusihim ve ci’nâbike flehîden alâ hâulâ (hâulâi), ve nezzelnâ aleykel kitâbe tibyânen likulli fley’in ve huden ve rahmeten ve buflrâ lil muslimîn (muslimîne). Ve o gün, bütün ümmetlerin içinde, onlar›n üzerine, onlar›n kendilerinden bir flahit beas ederiz (vazifeli k›lar›z). Ve seni de onlar›n üzerine flahit olarak getirdik. Ve sana, herfleyi beyan eden (aç›klayan), hidayete erdiren ve rahmet olan Kitab’›, müslümanlara (Allah’a teslim olanlara) müjde olarak indirdik. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadîs-i flerifinde geçen, “Ben Nebîlerin hatemiyim.” sözünün Kur’ân-› Kerim’deki karfl›l›¤› ise Ahzâb Suresinin 40.âyet-i kerimesindedir. 33/AHZÂB–40: Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin Resûlallâhi ve hâtemen Nebîyyin (Nebîyyine), ve kânallâhu bi kulli fley’in alîmâ (alîmen). Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babas› olmam›flt›r (de¤ildir). Fakat Allah’›n Resûl’ü ve Nebîler’in (Peygamberler’in) Hatemi’dir (Sonuncusu). Allah, herfleyi en iyi bilendir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 92

92

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Hadîs-i flerifin devam›ndaki; “Ben ilk flefaat ediciyim, ilk flefaati kabul edilecek olan›m; tefahur yok.” ifadesi de Mu'min Suresinin 7. âyet-i kerimesine ›fl›k tutmaktad›r. 40/MU’M‹N–7: Ellezîne yahmilûnel arfla ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle fley’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke ve k›him azâbel cahîm (cahîmi). Arfl› tutan melekler ve onun etraf›ndaki kifli (devrin imam›), Rab’lerini hamd ile tesbih ederler ve O’na îmân ederler. Ve âmenû olanlar için (Allah’tan) ma¤firet dilerler: "Rabbimiz, Sen herfleyi rahmetle (rahmetinle) ve ilimle (ilminle) kuflatt›n. Böylece (mürflidin önünde) tövbe edenleri ve senin yoluna (S›rat› Mustakîm’e) tâbî olanlar› ma¤firet et (günahlar›n› sevaba çevir). Onlar› cehennem azab›ndan koru!” Âyet-i kerimede ifade edildi¤i gibi, devrin imam› ve arfl› tutan melekler mürflid önünde tövbe eden kifli için birlikte flefaat ederler. Ama ilk flefaat edici ve flefaati kabul edilen her zaman devrin imam›d›r. Fakat ne yaz›k ki bugünkü ‹slâmî ö¤retide bu hakikatlerden söz edilmemektedir. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den as›rlar sonra dînin yaflanam›yor olmas›, ‹blisin insanl›¤› düflürdü¤ü korkunç tuza¤›n aç›k bir göstergesidir Günümüzde insanlar dîni, Kur’ân-› Kerim yerine el yazmas› kitaplardan ö¤renmektedir. Ve Kur’ân-› Kerim kavramlar›nda bilerek ya da bilmeyerek yap›lan tahribat sebebiyle bu ça¤›n insan› ne yaz›k ki yegâne furkan olan Kur’ân’› unutmufltur. O halde Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den sonra k›yâmete kadar gelecek olanlar, sadece velî Resûllerdir. Allahû Teâ-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 93

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

93

lâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 40/MU’M‹N–34: Ve lekad câekum yûsufu min kablu bil beyyinâti fe mâ ziltum fî flekkin mimmâ câekum bih (bihî), hattâ izâ heleke kultum len yeb’asallâhu min ba’dihî Resûlâ (Resûlen), kezâlike yud›llullâhu men huve musrifun murtâb (murtâbun). Ve andolsun ki daha önce Yusuf (A.S) size beyyineler (deliller) ile geldi. Fakat size getirdi¤i fleyden flüphe içinde olman›z zail olmad›. Hatta (o) helâk oldu¤u zaman: "Ondan sonra Allah asla baflka Resûl beas etmez (göndermez)." dediniz. Allah haddi aflan flüphecileri iflte böyle dalâlette b›rak›r. Bugünkü ‹slâmî ö¤retide ne yaz›k ki Risaletin de t›pk› Nübüvvetin gibi sona erdi¤i söylenmektedir. “Nebî olunmadan Resûl olunmaz” iddias›na binaen bu iki anahtar sözcü¤ün oluflturdu¤u flifre, ne yaz›k ki bütünüyle yok edilmifltir. Oysaki hiç kimsenin Kur’ân’›n flifresini hayata geçirmeden kurtulufla ulaflmas› mümkün de¤ildir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 94

94

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

YED‹NC‹ DEL‹L

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 95

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

95

1.1.2.7 fieriat kitaplar› sadece Nebîlere verilmifltir Resûllere verilenler ise sadece sohbet mahiyetindeki kitaplard›r

llahû Teâlâ Kur’ân-› Kerim’inde fleriat kitaplar›n› Nebîlere hak olarak indirdi¤ini ve onunla hükmedilmesi gerekti¤ini ifade etmektedir. Günümüzün bid’atlere dayal› dîn ö¤retisinde bunun tam tersi ifade edilmektedir ve yanl›flt›r. Allahû Teâlâ sadece Nebîlere fleriat kitaplar› verdi¤ini, Kur’ân› Kerim’inde aç›k ve net olarak ortaya koymaktad›r. 2/BAKARA–213: Kânen nâsu ummeten vâh›deten fe beasallâhun Nebîyyîne mubeflflirîne ve munzirîn (munzirîne), ve enzele meahumul kitâbe bil hakk› li yahkume beynen nâsi fî mâhtelefû fîhi, ve mâhtelefe fîhi illâllezîne ûtûhu min ba’di mâ câethumul beyyinâtu bagyen beynehum, fe hedâllâhullezîne âmenû li mâhtelefû fîhi minel hakk› bi iznihî, vallâhu yehdî men yeflâu ilâ s›rât›n Mustakîm (mustakîmin). ‹nsanlar bir tek ümmetti. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyar›c› peygamberler beas etti (gönderdi). Ve onlarla birlikte, insanlar›n aralar›nda, ayr›l›¤a düfltükleri fley hakk›nda hüküm vermeleri için hak ile kitap indirdi. Kendilerine (apaç›k) beyyineler (belgeler) geldikten sonra kendi aralar›ndaki çekememezlik (ve haset yüzünden) onun hakk›nda ayr›l›-

A

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 96

96

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

¤a düflenler, kendilerine (kitap) verilenlerden baflkas› de¤ildir. Bu sebeple âmenû olan (Allah’a ulaflmay› dileyen) o kimselerin, haktan yana ayr›l›¤a düfltükleri fleyi (hidayeti) aç›klamalar› için Allah, Kendi izniyle onlar› hidayete erdirdi. Ve Allah, diledi¤i kimseyi S›rat› Mustakîm’e ulaflt›r›r. 4/N‹S–105: ‹nnâ enzelnâ ileykel kitâbe bil hakk› li tahkume beynen nâsi bimâ erâkallâh(erâkallâhu), ve lâ tekun lil hâinîne hasîmâ (hasîmen). Muhakkak ki insanlar aras›nda Allah'›n sana gösterdi¤i flekilde hükmetmen için Biz, sana Kitab'› hak olarak indirdik. Ve ihanet edenlere taraftar olma. 5/M‹DE–44: ‹nnâ enzelnât tevrâte fîhâ huden ve nûrun, yahkumu bihân Nebîyyûnellezîne eslemû lillezîne hâdû ver rabbâniyyûne vel ahbâru bi mâstuhfizû min kitâbillâhi ve kânû aleyhi fluhedâe, fe lâ tahflevûn nâse vahflevni ve lâ teflterû bi âyâtî semenen kalîlâ (kalîlen). Ve men lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâike humul kâfirûn (kâfirûne). Muhakkak ki Tevrat’› Biz indirdik, onda hidayet ve nur vard›r. Kendileri (Hakk’a) teslim olmufl peygamberler, yahudilere, onunla hükmeder. Rabbanîler (kendilerini Rabb’lerine adam›fl olanlar) ve Ahbar olanlar da (zahidler, yahudi âlimler, hahamlar) Allah’›n Kitab’›ndan korumakla görevli olduklar› ile hüküm verirler ve onlar, onun üzerine flahitler oldular. Art›k insanlardan korkmay›n, Ben’den korkun ve Benim âyetlerimi az bir de¤ere satmay›n. Ve kim, Allah’›n indirdi¤i ile hükmetmezse, o taktirde iflte onlar, onlar kâfirlerdir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 97

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

97

3/ÂL‹ ‹MRÂN–79: Mâ kâne li beflerin en yu’tiyehullâhul kitâbe vel hukme ven nubuvvete summe yekûle lin nâsi kûnû ›bâden lî min dûnillâhi ve lâkin kûnû rabbâniyyîne bi mâ kuntum tuallimûnel kitâbe ve bimâ kuntum tedrusûn (tedrusûne). Bir insan için, Allah'›n kendisine kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra onun insanlara; "Allah'tan baflka bana kul olun" demesi olamaz (mümkün de¤ildir). Fakat sizin kitab› tedris etmifl (okuyup ö¤renmifl) olman›z ve ö¤retiyor olman›zdan dolay› ancak: "Rabbâni (kendini Rabb'e adam›fl) kullar olunuz" der. Kur’ân-› Kerim boyunca nerede “kitap” ve “hikmet” kelimesi kullan›lm›flsa orada “Nebî” kelimesi de kullan›lm›flt›r. O halde fleriat kitaplar›n› sadece Nebîlere verildi¤i flek ve flüpheye yer olmaks›z›n ortadad›r. Allahû Teâlâ Âli ‹mrân-81’de de flöyle buyurmaktad›r: 3/ÂL‹ ‹MRÂN–81: Ve iz ehazallâhu mîsâkan Nebîyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum Resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tensurunneh (tensurunnehu), kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ›srî, kâlû akrarnâ, kâle feflhedû ve ene meakum minefl flâhidîn (flâhidîne). Ve Allah, Nebîlerden, "Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olan› (Allah'›n size verdi¤i kitaplar›) tasdik eden bir Resûl geldi¤i zaman, ona mutlaka îmân edeceksiniz ve ona mutlaka yard›m edeceksiniz" diye misak ald›¤› zaman, "‹krar ettiniz

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 98

98

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

mi (kabul ettiniz mi?) ve bu a¤›r (ahdimi) üzerinize ald›n›z m›?" diye buyurdu. (Onlar da): "‹krar ettik (kabul ettik)" dediler. (Allahû Teâlâ): "Öyleyse flahit olun ve Ben sizinle beraber flahitlerdenim." buyurdu. Allahû Teâlâ’n›n misak ald›¤› Nebîler aras›nda, kendisine son fleriat kitab› verilen Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz de vard›r. Ahzâb Suresinin 7.âyet-i kerimesindeki “Ve senden” ifadesi, konunun kesin bir delilidir. 33/AHZÂB–7: Ve iz ehaznâ minen Nebîyyîne mîsâkahum ve minke ve min nûh›n ve ibrâhîme ve mûsâ ve îsebni meryeme ve ehaznâ minhum mîsâkan galîzâ (galîzan). O zaman ki; Biz, Nebîlerden onlar›n misaklerini alm›flt›k. Ve senden ve Hz. Nuh’tan ve Hz. ‹brâhîm’den ve Hz. Musa’dan ve Meryemo¤lu Hz. ‹sa’dan ve onlardan a¤›r bir misak ald›k. Âli ‹mrân-81’deki bahsi geçen ulûl’azm peygamberler 5 tanedir (Hz. Nuh, Hz. ‹brâhîm, Hz. Musa, Hz. ‹sa ve Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz). Burada sözü edilen ve peygamberlerin hitam›ndan sonra gelecek olan Resûlün, kendisinden evvel gelen fleriat kitaplar›n› tasdik etmesi, onun fleriat kitab› sahibi bir Resûl olmad›¤›n› aç›kça göstermektedir. Hicr-9’a göre Allah’›n korumas› alt›nda olan son fleriat kitab› Kur’ân-› Kerim, son Nebî Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz’e verilmifltir. Ondan sonra gelecek olan Resûlün fleriat sahibi olmas› mümkün de¤ildir. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den sonra gelecek olan Resûl, Bu devrin imam› Mehdi Resûl’dür. Ve kendisinden evvel gelmifl olan ulûl’azm peygamberlerin fleriat kitaplar›n›n, 7 safha 4 teslimden olufltu¤unu tasdik etmektedir. Bu konu

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 99

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

99

Beyine Suresinin 2, 3 ve 4.âyetlerinde aç›kça beyan edilmifltir. 98/BEYY‹NE–2: Resûlun minallâhi yetlû suhufen mutahharah (mutahhareten). Allah’tan gönderilen Resûl, (onlara) tertemiz (bât›l ve flüpheden uzak) sahifeleri okur. 98/BEYY‹NE–3: Fîhâ kutubun kayyimeh (kayyimetun). (O sayfalar) içinde temel, de¤iflmez hükümler yaz›l› olan kitaplard›r. 98/BEYY‹NE–4: Ve mâ teferrekallezîne ûtûl kitâbe illâ min ba'di mâ câethumul beyyineh (beyyinetu). Ve kitap ehli olanlar, (onlara beyyine gelmesinden önce) tefrikaya düflmediler (f›rkalara ayr›lmad›lar). Ancak kendilerine beyyineler geldikten sonra (tefrikaya düfltüler).

Velî Resûllere sadece sohbet kitaplar› verilmifltir Bu kitaplar›n fler’î bir hüküm tafl›mas› asla mümkün de¤ildir
Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 3/ÂL‹ ‹MRÂN–184: Fe in kezzebûke fe kad kuzzibe rusulun min kablike câu bil beyyinâti vez zuburi vel kitâbil munîr (munîri). Art›k seni yalanlarlarsa (üzülme), hâlbuki senden önceki, aç›k belgeler, yaz›l› sayfalar ve nurlu kitaplar getiren Resûller de yalanlanm›flt›. 35/FÂTIR–25: Ve in yukezzibûke fe kad kezzebelle-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 100

100

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

zîne min kablihim, câethum rusuluhum bil beyyinâti ve biz zuburi ve bil kitâbil munîr (munîri). Ve e¤er seni tekzip ediyorlarsa (yalanl›yorlarsa), o takdirde (bil ki) onlardan öncekiler de (Resûllerini) yalanlam›fllard›. Onlar›n Resûlleri, onlara beyyineler (mucizeler, aç›k deliller) ve zuburi (sayfalar) ve nurland›r›c› kitap getirdiler. 13/RA’D–38: Ve lekad erselnâ rusulen min kablike ve cealnâ lehum ezvâcen ve zurriyyeh (zurriyyeten), ve mâ kâne li Resûlin en ye’tiye bi âyetin illâ bi iznillâh (iznillâhi), li kulli ecelin kitâb (kitâbun). Andolsun, senden önce de Resûller gönderdik. Onlara da efller ve zürriyyet (çocuklar) k›ld›k. Bir Resûl için, Allah’›n izni olmaks›z›n bir âyet getirmesi olmaz (mümkün de¤ildir). Her zaman›n, bir kitab› vard›r. Bütün bu âyet-i kerimelerin yan› s›ra Allahû Teâlâ’n›n velîlerine sohbet kitaplar› yazd›rd›¤› da kesin olarak bilinmektedir. Kald› ki Mevlâna Celâleddin Rumî’nin Mesnevisi flöyle bafllamaktad›r: “Âlemlerin Rabbinden münzeldir (indirilmifltir). Bat›l ne önünden gelebilir, ne ard›ndan.” Allahû Teâlâ nas›l ki; • Abdülkadir Geylani Hazretlerine R‹SALE-‹ GAVS‹YE’yi, • Beddiüzzaman Said-i Nursi Hazretlerine R‹SALE-‹ NUR KÜLL‹YATI’n›, • Mevlâna Celâleddîni Rumî Hazretlerine MESNEV‹’yi, • Eflref Rûmî Hazretlerine de DÎVAN’› yazd›rd›ysa, K›yâmete kadar da risalet devam edece¤i cihetle, bu sohbet mahiyetindeki kitaplar da var olmaya devam edeceklerdir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 101

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

101

Sizlere sundu¤umuz bütün bu Kur’ânî deliller sonucunda görüyorsunuz ki; bugünkü ‹slâm tatbikat›nda yer alan, “Peygamber Efendimiz hem son Resûldür, hem son Nebîdir” ifadesi, bütünüyle geçersizdir. Dînimize sonradan girmifl bir hurafedir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 102

102

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

2

KUR’ÂN-I KER‹M’‹ H‹DAYETLE Ö⁄RETENLER RESÛL VE NEBÎLERD‹R

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 103

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

103

Kur’ân-› Kerim’i hidayetle ö¤retenler Velî Resûller ve Nebî Resûller’dir

Allahû Teâlâ Nisâ Suresinin 80.âyet-i kerimesinde Resûle
itaatin Allah’a itaat oldu¤unu aç›kça ifade etmektedir. 4/N‹S–80: Men yuti›r Resûle fe kad atâallâh (atâallâhe), ve men tevellâ fe mâ erselnâke aleyhim hafîzâ (hafîzen). Kim Resûl'e itaat ederse, böylece andolsun ki Allah'a itaat etmifl olur. Ve kim yüz çevirirse, o takdirde Biz seni, onlar›n üzerine muhaf›z olarak göndermedik. Âli ‹mrân Suresinin 132. âyet-i kerimesinde de, Allah’a ve Resûle itaat eden kiflinin rahmete mazhar olaca¤› aç›klanmaktad›r ki; Allah’›n rahmetine mazhar olmak, kurtuluflun yegâne flart›d›r. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–132: Ve atîûllâhe ver Resûle leallekum turhamûn(turhamûne). Ve Allah'a ve Resûl'e itaat edin, umulur ki böylece siz rahmet olunursunuz. 21/ENB‹Y–107: Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemîn(âlemîne). Seni Biz, sadece âlemlere rahmet olarak gönderdik.

2.1 Bütün Resûller Allah’›n insanl›k için seçti¤i tek dînin babam›z ‹brâhîm’in Hanif dîninin davetçileridir

Allahû Teâlâ’n›n bütün devrelerde her kavme ard› arkas› kesilmeksizin Resûller gönderdi¤ini daha evvel ifade etmifltik.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 104

104

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Nebîlerin olmad›¤› devrelerde bu Resûller içinden bir tanesi Allahû Teâlâ taraf›ndan devrin imam› olarak seçilir ve insanlar› hidayete davet ederler. Her devrin imam› ve bütün devrelerde bütün kavimlerde yaflayan velî mirflidler, Allahû Teâlâ’n›n insanl›k için seçti¤i tek dîn olan hanif dîninin müntesipleridir. Ve bütün insanl›¤a hanif dînini ö¤retmekle vazifelendirilmifllerdir. ‹nsanl›k tarihi boyunca baflka bir dîn hiç olmam›flt›r. Nas›l ki bütün Nebîler, yaflad›klar› dönemde insanlar› hanif dînine davet etmifllerse, her devrin imam› ve di¤er bütün kavimlerde yaflayan velî mürflideler de hanif dînin davetçisi olmufllard›r. ‹çinde bulundu¤umuz ça¤da devrin imam› olan Resûl, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in ahir zamanda gelece¤ini bizlere müjdeledi¤i Mehdi (A.S)’d›r. Bid’atlere dayal› bir dîn ö¤retisinin hâkim oldu¤u günümüzde insanl›¤› hanif dînine davet ederek, unutulan Kur’ân hakikatlerini gün ›fl›¤›na ç›karmaktad›r.

Mehdi Resûl’ün Tevbe-33’e göre aç›klad›¤›, Hidayet ve hak dîninin esas› 7 safha ve 4 teslimdir
Allahû Teâlâ Kur’ân-› Kerim’inde flöyle buyurmaktad›r: 9/TEVBE–33: Huvellezî ersele Resûlehu bil hudâ ve dînil hakk› li yuzhirehu aled dîni kullihî ve lev kerihel muflrikûn (muflrikûne). Resûl'ünü müflrikler kerih görseler de, hidayetle ve hak dîn ile (bu dîni) bütün dînler üzerine izhar etmesi (hak dîn oldu¤unu ispat etmesi) için gönderen odur. 7 safha ve 4 teslimden oluflan Babam›z ‹brâhîm’in hanif dîni, Arapça ad›yla ‹slâm’›n bütün hükümleri, fleriat ad›yla

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 105

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

105

Kur’ân-› Kerim’de yer alm›flt›r. Allah’›n bütün insanlar için vaaz etti¤i tek dîn olan hanif dîninin fleriat› da tektir. Allahû Teâlâ ne dînini, ne de fleriat›n› asla de¤ifltirmemifltir. Allahû Teâlâ Rûm-30’da fleriat›n kesin muhtevas›n› vermektedir. 30/RÛM–30: Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ (hanîfen), f›tratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halk›llâh(halk›llâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn (ya’lemûne). Art›k hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah'›n hanif f›trat›yla ki; Allah, insanlar› onun üzerine (hanif f›trat›yla) yaratm›flt›r. Allah'›n yaratmas›nda de¤iflme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaflayacak) dîn budur. Fakat insanlar›n ço¤u bilmez. Âyet-i kerimede zikredilen müflrikler, gizli flirkte olanlar, Allah’›n davetine icabet etmeyip dünya hayat›nda Allah’a ulaflmay› dilemeyen, S›rat› Mustakîm üzere olmayan ve dînde f›rkalara ayr›lanlard›r. Allahû Teâlâ fiûrâ-13’te de, hanif dîninden baflka bir dîn olmad›¤›n› aç›kça ifade etmektedir. 42/fiÛR–13: fierea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh (fîhi), kebure alel muflrikîne mâ ted’ûhum ileyh (ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeflâu ve yehdî ileyhi men yunîb (yunîbu). (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet etti¤i (farz k›ld›¤›) fleyi (fleriati); “Dîni ikame edin (ayakta, ha-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 106

106

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

yatta tutun) ve onda (dînde) f›rkalara ayr›lmay›n.” diye Hz. ‹brâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. ‹sa'ya vasiyet etti¤imiz fleyi Sana da vahyederek, size de fleriat k›ld›. Senin onlar›, kendisine ça¤›rd›¤›n fley (Allah'a ulaflmay› dileme) müflriklere zor geldi. Allah, diledi¤ini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaflt›r›r (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaflt›r›r).. Allahû Teâlâ’n›n bütün insanlar için seçti¤i hanif dîni 3 esas ihtiva etmektedir.

1. Vahdet: Tek Allah’a inanmak. 2. Tevhid: Allah’a ruhlar›n› ulaflt›rmay› dileyen tek bir toplum oluflturmak. (Böylece toplumlar aras›ndaki bütün kavgay› bitirmek, yok etmek.) 3. Teslim: Allah’a teslim olmak. (Ruhu, vechi, nefsi ve iradeyi Allah’a teslim etmek.) Allah ile insan aras›ndaki 28 basamakl›k ‹slâm merdiveni, 7 safha ve 4 teslim içermektedir
1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. Allah’a ulaflmay› dilemek Mürflide tâbiiyet Ruhun Allah’a teslimi [1. teslim] Fizik vücudun Allah’a teslimi [2. teslim] Nefsin Allah’a teslimi [3. teslim] Muhlis olmak ‹radenin Allah’a teslimi [4. teslim]

Kur’ân’da da, ‹ncil’de de, Tevrat’ta da 7 safha ve 4 teslim farzd›r; 3 ulûl’azm peygamber zaman›nda bütün safhalar›yla tam olarak yaflanm›flt›r. Fakat ne yaz›k ki günümüzde 3 kitap-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 107

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

107

l› dînin mensuplar› da bu 7 safha ve 4 teslimi unutmufllard›r. Bu teslimler gerçeklefltirilemedi¤i içindir ki; 3 dînin mensuplar› da Babam›z ‹brâhîm’in hanif dîni yerine, babalar›ndan gördükleri âdetlerden, bid’atlerden ve bir k›s›m vas›ta emirlerden oluflan de¤iflime u¤ram›fl dînlerini yaflamaktad›rlar. Ve üç kitapl› dînde de cennet ve dünya saadetine ulaflt›ran bütün hedefler ve safhalar yok edilmifl durumdad›r. Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz bir hadîs-i flerifinde flöyle buyurmaktad›r: “Her do¤an çocuk, ‹slâm f›trat› yani hanif f›trat› ile dünyaya gelir. Hanif f›trat›yla dünyaya gelen çocu¤un hanif dînini yaflamas›, Allah’›n emri olmas›na ra¤men, hanif dînini yaflamayan annesi-babas› onu yahudi, mecusi, putperest yapar.” ‹flte Allahû Teâlâ bu evrensel sapmay› bildi¤i için Kur’ân-› Kerim’inde: “Baban›z›n dînini de¤il, Baban›z Îbrâhim’in hanif dînini yaflay›n.” buyurmaktad›r. Babam›z Îbrâhim’in hanif dîni, Arapça ad›yla ‹slâm’d›r. Allahû Teâlâ’n›n ne kadar peygamberi, Resûlü ve velî mürflid varsa; onlar insanlara hanif dînini aç›klam›fllar, ö¤retmifller ve yaflatm›fllard›r. Ama anne-baban›n, arkadafllar›n, çevrenin devreye girmesiyle, Allah’›n dîninden farkl› bir dîne sapm›fllard›r. Oysaki Âdem (A.S)’dan, son Peygamber Hz. Muhammed (S.A.V)’e kadar, Allahû Teâlâ’n›n peygamberlerine indirdi¤i bütün fleriat kitaplar›nda insanlara emretti¤i tek dîn, hanif dînidir. fiûrâ-13’de de ifade edildi¤i gibi 14 as›r evvel Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz ve sahâbenin yaflad›¤› dîn, ondan evvel Hz. ‹sa’n›n, daha evvel Hz. Musa’n›n, daha evvel Hz. Nuh’un, yani ulûl’azm peygamberlerin ve onlara tâbî olanlar›n hepsinin ya-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 108

108

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

flad›¤› ve günümüzde Mehdi Resûl’ün Allah’tan ald›¤› ö¤retiyle yaflad›¤›, hanif dînin esas› olan 7 safha ve 4 teslimdir. Allahû Teâlâ, hanif dîninin bütün muhtevas›n› Kur’ân-› Kerim’e koymufl ve herkese Kur’ân-› Kerim’i yaflamas›n› vasiyet etmifltir. Hanif dînin girifl kap›s› Allah’a ulaflmay› dilemektir. Allah’›n seçtiklerinin aras›ndan kim Allah’a yönelir; Allah’a ulaflmay› dilerse, fiûrâ-13’e göre Allah, o kifliyi Kendisine ulaflt›raca¤›n› garanti etmektedir. 42/fiÛR–13: fierea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh (fîhi), kebure alel muflrikîne mâ ted’ûhum ileyh (ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeflâu ve yehdî ileyhi men yunîb (yunîbu). (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet etti¤i (farz k›ld›¤›) fleyi (fleriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) f›rkalara ayr›lmay›n.” diye Hz. ‹brâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. ‹sa'ya vasiyet etti¤imiz fleyi Sana da vahyederek, size de fleriat k›ld›. Senin onlar›, kendisine ça¤›rd›¤›n fley (Allah'a ulaflmay› dileme) müflriklere zor geldi. Allah, diledi¤ini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaflt›r›r (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaflt›r›r). “Allah diledi¤ini Kendisine seçer ve yunîb olanlar› da hidayete erdirir.” Öyleyse dîni yaflaman›n en alt noktas›nda, Allah’›n seçimi vard›r. 28 basamaktan oluflan ‹slâm merdiveninin 1.basama-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 109

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

109

¤›nda, herkes olaylar yaflar. 2.basamakta ise Allahû Teâlâ’n›n bütün bu insanlar aras›nda bir seçim yapmas› söz konusudur. Allah’›n seçmedikleri her devirde insanlar›n %5’lik bir k›sm›n› oluflturmaktad›r. Seçilmemeleri, kalplerinde fitne ve fesat tafl›malar› sebebiyledir. Onlar, yeryüzünde devaml› fesat ç›kar›rlar ve kendileri Allah’a ulaflmay› dilemedikleri gibi baflka insanlar›n da Allah’› dilemesine mâni olurlar. ‹flte bu gruptaki insanlar hiçbir zaman Allahû Teâlâ taraf›ndan seçilmezler. Onlar, Kur’ân-› Kerime’e göre uzak bir dalâlet içerisinde olan insanlard›r. Ve kurtulufllar› hiçbir flekilde mümkün de¤ildir. Bu insanlar›n d›fl›ndaki herkes seçilir. Seçilenlerin Allahû Teâlâ taraf›ndan imtihana tâbî tutulmas› söz konusudur. Dünya hayat›nda Allah’a ulaflmay› dileyen herkes, bu imtihan› baflar›yla geçmifltir. Allah’a ulaflmay› dilemeyenlerse, hidayete ad›m atamam›fllard›r. fiûrâ-13’te belirtildi¤i gibi Allahû Teâlâ sadece “yunîb” olan› hidayete erdirmektedir. Allah’a ulaflmay› dileyen kifliye Allahû Teâlâ evvelâ Rahmân esmas›yla tecelli eder. Verdi¤i 7 furkan ve 12 ihsanla o kifliye mürflidini sevdirir. Böylece o kifli mürflide ihsanla tâbî olur. Bunun üzerine kifl Allah’tan 7 tane de ni’met al›r. Allah vas›ta emirleri o kifliye sevdirir, kolaylaflt›r›r. Allah’›n seçmesinden sonra Allah’a ulaflmay› dileyerek imtihan› kazananlar›n üzerinde iblisin bir sultanl›¤› yoktur. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 34/SEBE–20: Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn (mûminîne). Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zann›n› (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü'minleri oluflturan

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 110

110

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

bir f›rka (Allah'a ulaflmay› dileyenler) hariç, hepsi ona (fleytana) tâbî oldular. 34/SEBE–21: Ve mâ kâne lehu aleyhim min sultânin illâ li na’leme men yû’minu bil âhireti mimmen huve minhâ fî flekk (flekkin), ve rabbuke alâ kulli fleyin hafîz (hafîzun). Ve onun (iblisin) onlar üzerinde bir sultanl›¤› (nüfuzu, tesiri) yoktu. Ahirete (hayatta iken ruhunu Allah'a ulaflt›rmaya) inanan kifli ile ondan (Allah'a ulaflmaktan) flüphe içinde olanlar› bilmemiz için (iblisle onlar› imtihan ettik). Ve senin Rabbin herfleyi h›fzedendir. 16/NAHL–99: ‹nnehu leyse lehu sultânun alellezîne âmenû ve alâ rabbihim yetevekkelûn (yetevekkelûne). Çünkü onun, âmenû olanlar ve Rab'lerine tevekkül edenler üzerinde bir sultanl›¤› (yapt›r›m gücü) yoktur. ‹mtihandan geçenler, yakîn sahibi olup Allah’a ulaflmay› dileyenlerdir. Dünya hayat›nda ruhun Allah’a ulaflmas›ndan; ahiretten flüphe edenler ise imtihan› geçemezler. 28 basamakl›k ‹slâm s›kalas›n›n 14.basama¤›nda mürflide tâbiiyet gerçekleflir. Tâbiiyetini gerçeklefltiren kifli Allah’tan 12 ihsan ve 7 tane de ni’met al›r. 1. Basamakta: Bütün insanlar olaylar› yaflar. 2. Basamakta: Olaylar› yaflayan insanlar, yapt›klar› de¤erlendirme neticesinde Allah taraf›ndan “seçilenler ve seçilmeyenler” olmak üzere iki guruba ayr›l›r. 3. Basamakta: Seçilenlerden her kim Allah’a ulaflmay› kalben

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 111

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

111

dilerse Allah onu mutlaka Kendisine ulaflt›racakt›r. 1.safha. 4. Basamakta: Allah kiflinin üzerine Rahmân esmas›yla tecelli eder ve ona peflpefle 7 tane furkan verir. 5. Basamakta: O kiflinin bafl gözünde hicab-› mestureyi al›r; 1. furkan, 1. ihsan. Basar hassas›n›n üzerindeki g›flavet adl› perdeyi al›r; 2. furkan, 2. ihsan. O kifli daha evvel irflad kademesini alelâde bir insan olarak görürken art›k onu irflad kademesi olarak görmeye bafllar. 6. Basamakta: Allahû Teâlâ kiflinin kulaklar›nda iflitmeye mâni olan engeli, vakray› kald›r›r; 3. furkan, 3. ihsan. Sem’î hassas›n›n mührünü açar; 4. furkan, 4. ihsan. Kifli irflad kademesinin sözlerini alelâde sözler de¤il, Hakk’tan inen sözler olarak iflitmeye bafllar (mânâs›na var›r). 7. Basamakta: Allahû Teâlâ, f›k›h hassas›n›n mührünü açar; 5. furkan, 5. ihsan. Ekinneti kald›r›r; 6. furkan, 6. ihsan. Yerine ihbat› koyar; 7. furkan, 7. ihsan. Art›k o kifli Allah’›n sözlerini sadece iflitmekle kalmaz, idrak eder. Böylece o kifli iflitenlerden, âmenû olanlardan olur ve akleden birisi olur. 8. Basamakta: Allahû Teâlâ akleden kiflinin kalbine hidayetle ulafl›r; 8. ihsan. (Tegâbun–11) 9. Basamakta: Kaf-33’e göre, Allahû Teâlâ, hidayetle ulaflt›¤› kiflinin kalbini, Kendisine çevirir; 9. ihsan.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 112

112

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

10. Basamakta: En’âm-125’e göre o kiflinin gö¤sünden kalbine Rahmet yolu açar; 10. ihsan. 11. Basamakta: Art›k o kiflinin fizik bedeni zikretmeye bafllad›¤› an, zikirle birlikte Allah’›n kat›ndan salâvâtla gelen rahmet nurlar› gö¤sünden kalbine aç›lan yolu takip eder. Ve salâvât›n, Allah’›n kat›ndan ald›¤› yükü (rahmeti) o kiflinin kalbine boflaltmas›yla kalp nûra ulafl›r; 11. ihsan. (Zumer–22) 12. Basamakta: Hadîd-16’ya göre huflû sahibi olan kifli hacet namaz›yla mürflidini sorar; 12. ihsan. 13. Basamakta: Kiflinin hacet namaz› k›lmas› neticesinde kendisine mürflid gösterilir; 14. Basamakta: Kifli mürflidine tâbî olur. 2.safha.

12 ihsanla mürflidine tâbî olan kifli Allah’tan 7 tane de ni’met al›r.
1. Ni’met: Devrin imam›n›n ruhunun Allahû Teâlâ taraf›ndan o kiflinin bafl›n›n üzerine gönderilmesidir. 2. Ni’met: Kalbe îmân yaz›lmas›d›r. 3. Ni’met: Bütün günahlar›n sevaba çevrilmesi ve sevaplar›n 1’e 10’dan 100’e ç›kar›larak derecat sisteminin de¤iflmesidir. 4. Ni’met: Ruhun S›rat› Mustakîm üzerine ç›kmas›d›r. 5. Ni’met: Nefs tezkiyesinin bafllamas›d›r. 6. Ni’met: ‹radenin güçlenmeye bafllamas›d›r.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 113

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

113

7. Ni’met: Fizik vücudun Allahû Teâlâ’ya kul olmaya bafllamas›d›r.

Mürflide tâbiyyetten sonra, nefsin tezkiye kademeleri bafllar.
15. Basamakta: Kifli Nefs-i Emmare kademesindedir (%100 flerri emreden nefs kademesi). 16. Basamakta: Nefs-i Levvame’de dir; art›k nefsini k›namaya bafllam›flt›r. 17. Basamakta: Nefs-i Mülhime’dedir. Bu noktada fleytan›n fücuru ve Allah’›n ilham› kifliye ulafl›r. 18. Basamakta: Nefs-i Mutmainne’dedir. Allah’›n verdiklerini yeterli görmeye bafllam›flt›r. 19. Basamakta: Nefs-i Radiye’dedir. Allah’tan raz› olmufltur. 20. Basamakta: Nefs-i Mardiyye’dedir. Allah da ondan raz› olmufltur. 21. Basamakta: Nefs-i Tezkiyede’dir. Kiflinin nefsinin kalbine Allah’›n nurlar› hâkim olmufltur. Ruh, Allah’›n Zat’›na ulaflm›flt›r. 3.safha, 1.teslim. 22.basamaktan sonras› velâyet kademelerini içerir. 22. Basamakta: Kifli Fenâ makam›n›n sahibidir. Ruhu Allah’›n Zat’›nda ifnâ olmufltur. 23. Basamakta: Beka makam›na ulafl›l›r. Kiflinin ruhuna Allah’›n kat›nda bir taht ihsan edilir. 24. Basamakta: Zühd makam›n›n sahibi olunur. Kifli Allah’› dünya hayat›ndan üstün tuttu¤unu Allah’a is-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 114

114

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

pat etmifltir. 25. Basamakta: Kifli Muhsinler makam›na ulafl›r. Fizik vücudunu Allah’a teslim etmifltir. 4.safha, 2.teslim. 26. Basamakta: Kifli ulûl’elbab makam›ndad›r. Nefsini Allah’a teslim etmifltir. 5.safha, 3.teslim. 27. Basamakta: Kifli ‹hlâs makam›ndad›r. 6.safha. 28. Basamakta: Kifli Salâh makam›ndad›r. ‹radesi de Allah’a teslim olmufltur. 7.safha, 4.teslim. Allah ile insan aras›ndaki bu 28 basamak dizayn içerisinde, Allah’a ulaflmay› dileyen herkes için hanif dînini yaflamak söz konusudur. Allah’a ulaflmay› dilemeyenlerse Kur’ân-› Kerim’e göre akletmeyenlerdir. Ve akletmeyenlerin ne yaz›k ki dîni yoktur. Akleden kifli, 12 ihsanla mürflidine tâbî olacakt›r. Tâbî oldu¤u Resûl veya mürflid vas›tas›yla Allah’dan ald›¤› emirleri vücut ülkesinde tatbik edecektir. Böylece basamak basamak Allah’a yükselecek ve Allah’›n kendisi için vaaz etti¤i hedeflere ulaflacakt›r. Allahû Teâlâ fiûrâ Suresinin 14. âyet-i kerimesinde flöyle buyurmaktad›r: 42/fiÛR–14: Ve mâ teferrekû illâ min ba’di mâ câehumul ilmu bagyen beynehum, ve lev lâ kelimetun sebekat min rabbike ilâ ecelin musemmen le kud›ye beynehum, ve innellezîne ûrisûl kitâbe min ba’dihim le fî flekkin minhu murîb (murîbin). Kendilerine ilim geldikten sonra aralar›nda azanlardan baflkas› f›rkalara ayr›lmad›. E¤er Rabbinden “belirlenmifl bir zamana kadar (bekletme)” sözü geçmemifl olsayd›, mutlaka onlar›n aras›nda (he-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 115

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

115

men) hüküm verilirdi. Muhakkak ki onlardan sonra Kitab'a varis k›l›nanlar, gerçekten O'ndan flek ve flüphe içindedirler. Âyet-i kerimede sözü edilen bu insanlar, Allahû Teâlâ’n›n Hz. Nuh (A.S), Hz. Îbrâhim (A.S), Hz. Musa (A.S), Hz. ‹sa (A.S), Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’e verdi¤i Kitap’tan flüpheye düflmüfllerdir. Hâlbuki fiûrâ-13’de ifade edildi¤i gibi fleriat ayn› fleriatt›r. Dîni el yazmas› kitaplardan ö¤renen insanlar›n hepsi, bu âyet-i kerimenin muhtevas› içerisindedirler. Her devirde devrin imam›, Allah’›n kendisine vahiy yoluyla bildirdi¤i 7 safha ve 4 teslimden oluflan Kur’ân’›n bütün muhtevas›n› insanlara anlatmaktad›r. Nas›l 14 as›r evvel Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz sahâbeye Kur’ân-› Kerim’i ö¤rettiyse, her devirde onun vârisi olan vekâleten devrin imam› da ayn› fleyi gerçeklefltirmektedir. Nitekim sahâbe: “Ey Allah’›n Resûl’ü! Biz dînimizi senden ö¤rendik. Ama sen son Nebîsin, senden sonra Nebî gelmeyece¤ine göre insanlar dîni kimden ö¤renecekler?” diye sorunca, Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz: “Benden sonra Nebî gelmeyecek ama benden sonra devrin imamlar› gelecek” buyurmufltur. Ama gelin görün ki; 14 as›r evvel ehli kitap olan yahudiler, nasraniler, asâleten Devrin ‹mam› Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’e nas›l karfl› ç›km›fl ve hidayet tebli¤ine mâni olmufllarsa, bugün de ‹slâm’›n 5 flart›n› yerine getirmekle yetinenler, ayn› düflünce ile devrin imam›n›n hidayet tebli¤ine karfl› ç›karak hidayeti engellemeye çal›flmaktad›rlar. Hâlbuki ‹slâm’›n 5 flart› ile hiç kimsenin kurtulufla ulaflmas› mümkün de¤ildir. ‹mam Rabbanî Hazretleri Mehdi (A.S) hakk›nda flöyle buyurmaktad›r:

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 116

116

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

“‹flitti¤imize göre Hz. Mehdi, hüküm sürdü¤ü zaman, dîni yayarken ve sünneti diriltirken, bid’at ifllemeye al›flm›fl olan âlimler (günümüz dîn ö¤reticileri), bid’at› güzel sayd›klar› ve ibadet olarak yapt›klar› için, Hz. Mehdi'nin emirlerine flaflarak; “Bu adam, bizim dînimizi yok etti ve milletimiz öldürdü” diyecektir. Hz. Mehdi, bunlar ile mücâdele edecektir, savaflacakt›r. Onlar›n güzel sand›¤› bid’at›n kötü oldu¤unu bildirecektir. Bu, Allahû Teâlâ’n›n ni’metidir.” Mehdi (A.S)’›n tebli¤ etti¤i dîn yeni, bir dîn de¤ildir, Âdem (A.S)’dan bugüne kadar var olan, Allah’›n yegâne dîni, hanif dînidir. Hanif dîninden baflka bir dîn hiç olmam›flt›r. Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz’in: “Ümmetimin en hay›rl›s›” diye buyurdu¤u ve flu an hayatta olan devrin imam›, Kur’ân âyetleriyle 7 safha ve 4 teslimden ibaret olan hanif dînini ö¤retmekte ve yaflamaktad›r. El yazmas› kitaplarla, emaniyye bilgileri hayatlar›na tatbik edenler, ‹slâm’›n 5 flart›n› ö¤renen ve ö¤reten dîn ö¤reticileri hanif dînini bilmeyenler ve yaflamayanlard›r. fieytan, “Kurtulufl için ‹slâm’›n 5 flart› yeterlidir” diyerek dîn ö¤reticilerini tuza¤›na düflürmüfltür. Ve dîn ö¤retcilerinin eliyle insanlar› Kur’ân-› Kerim as›llar›ndan uzaklaflt›rm›flt›r. Kur’ân’daki fleriat› yaflamayan bu insanlar uydurduklar› emaniyye bilgileri, zanlar›n› Kur’ân’›n yerine koyarak “fleriat” diye insanlara kabul ettirmeye çal›flmaktad›rlar. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 42/fiÛR–21: Em lehum flurekâu fleraû lehum mined dîni mâ lem ye’zen bihillâh (bihillâhu), ve lev lâ kelimetul fasl› le kudiye beynehum, ve innez zâlimîne lehum azâbun elîm (elîmun).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 117

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

117

Yoksa Allah'›n, dînde izin vermedi¤i fleyleri, onlara fleriat k›lan ortaklar› m› var? Ve fas›l (ay›rma) sözü geçmemifl olsayd›, mutlaka onlar›n aras›nda (hemen) hüküm verilirdi. Ve muhakkak ki zalimler, onlar için elîm azap vard›r. Kur’ân âyetlerini bilmeyenler s›k›fl›nca: “Âlimler böyle demifller, bunda ittifak etmifller, as›rlard›r ‹slâm uygulamas› budur.” diyerek, emaniyye denilen faydas›z ilmi, fleriat olarak kabul etmektedirler. ‹nsanlar ise Allah’› bir kenara b›rak›p; Allah’›n âyetlerini de¤il, insanlar›n sözlerini dikkate almaktad›rlar. Bu demektir ki; insanlar Allah’›n dînini de¤il, kendi dînlerini; yani insanlar›n dînlerini yaflamaktad›rlar. Allah’›n tayin etmifl oldu¤u zaman›n imam›na, ona ba¤l› olan kavmin Resûlleri ve velî mürflidlere tâbî olmay›nca, insanlar›n Allah’›n dînini ö¤renmeleri mümkün de¤ildir. Çünkü onlar evvel emirde insanlar› Allah’a ça¤›r›rlar, Allah’a davet ederler. Amelin insana fayda verebilmesi için kiflinin Allah’a ulaflmay› dilemesi ve Allah’›n kifli için tayin etti¤i mürflide tâbî olmas› farzd›r. Allah’a ulaflmay› dilemezseniz, hacet namaz›n› 10 sene de k›lsan›z, Allah size mürflidinizi göstermez. Çünkü huflû sahibi olmam›fls›n›zd›r. Siz mürflidinize tâbî olmazsan›z, ruhunuz Allah’a ulaflmaz. 7 safha ve 4 teslim, bir zincirin halkalar› gibi s›ms›k› bir ba¤ ile ba¤lanm›fl durumdad›r. Allahû Teâlâ bu standart içerisindeki dîni yaflamam›z› istemektedir. 22/HACC–67: Li kulli ummetin cealnâ menseken hum nâsikûhu fe lâ yunâziunneke fîl emri ved’u ilâ rabbik(rabbike), inneke le alâ huden mustekîm (mustekîmin).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 118

118

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Ve Biz, bütün ümmetler için mensek (tek bir fleriat) tayin ettik. Onlar, onunla (o fleriatle) amel ederler (etsinler). Öyleyse emrim konusunda seninle niza etmesinler (çekiflmesinler). Sen, Rabbine davet et. Muhakkak ki sen, mutlaka mustakîm (Allah'a do¤ru istikametlenmifl) olan hidayet üzeresin. Kim Allah’›n davetini kabul ederse, Allah, Allah’a ulaflmay› dileyen bu kifliyi kesinlikle S›rat› Mustakîm’e ulaflt›r›r ve hidayete erdirir. Öyleyse fleriat›m›z›n bafllang›ç noktas›, Allah’a ulaflmay› dilemektir. Allah’a ulaflmay› dilemeyen ve mürflidine tâbî olmayan insanlar, amel iflleseler dahi Allahû Teâlâ onlar›n amellerinin bofla gitti¤ini söylemektedir. 18/KEHF–103: Kul hel nunebbiukum bil ahserîne a’mâlâ (a’mâlen). De ki: “Ameller aç›s›ndan en çok hüsrana u¤rayanlar› size haber vereyim mi?” 18/KEHF–104: Ellezîne dalle sa’yuhum fîl hayâtid dunyâ ve hum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’â (sun’an). Onlar, dünya hayat›nda amelleri (çal›flmalar›) sapm›fl (kaybettikleri dereceler, kazand›klar› derecelerden daha fazla) olanlard›r. Ve onlar, güzel ameller ifllediklerini zannediyorlar. 18/KEHF–105: Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel k›yameti veznâ (veznen). ‹flte onlar, Rab'lerinin âyetlerini ve O'na mülâki olmay› (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaflmas›n›) in-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 119

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

119

kâr ettiler. Böylece onlar›n amelleri heba oldu (bofla gitti). Art›k onlar için k›yâmet günü mizan tutmay›z. Âyet-i kerimede cehenneme gidecek olanlar›n bir k›sm› için mizan tutulmad›¤›, bir k›sm›n›n da amellerinin bofla gitti¤i ifade edilmektedir. Amel defterimizin pozitif taraf›nda bizim yapt›¤›m›z haseneler vard›r, bir de baflkalar›n›n bizlere zulmetmesi (kader) sebebiyle bizim kazand›¤›m›z dereceler vard›r. E¤er biz Allah’a ulaflmay› dilemiyorsak, mürflidimize tâbî de¤ilsek; hangi gayretin sahibi olursak olal›m, amelimiz bofla gidecektir. O zaman geriye terazimizin pozitif cephesinde baflkalar›n›n bizlere yapt›¤› zulümler kal›r. Bir grup insan da vard›r ki; onlar için Allahû Teâlâ mizan da tutmaz, insanlar›n onlara yapt›¤› zulümleri de Allahû Teâlâ onlara vermez. Bunlar Allah’›n Resûlleri ile alay edenlerdir. Ama her kim Allah’a ulaflmay› dilemiflse, Allah o kiflinin seyyiatlerini Enfâl-29’a göre örter. 8/ENFÂL–29: Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm (azîmi). Ey âmenû olanlar! Allah'a karfl› takva sahibi olursan›z sizi furkan (hak ve bât›l› ay›rma özelli¤i) sahibi k›lar! Ve sizden (sizin) günahlar›n›z› örter ve size ma¤firet eder (günahlar›n›z› sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir. Mürflidin himmeti ve Allahû Teâlâ’n›n fazl› keremi, kifli Allah’a ulaflmay› diledikten sonra devreye girecektir. Kurtuluflun temelinde Allah’a ulaflmay› dilemek ve bunun peflinden mürflide tâbîiyet vard›r. fieriat bu temel üzerine kurulmufl durumdad›r. Hacc–67, fiûrâ–13, Câsiye–18 ve Mâide–48’de Allahû Teâ-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 120

120

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

lâ’n›n fleriat için vaaz ettikleri kesinlikle budur. Bir tek fleriat vard›r ki; bu fleriat›n muhtevas›, Allah’a ulaflmay› dilemek ve mürflide tâbî olmak üzerine bina edilmifltir. 45/CÂS‹YE–18: Summe cealnâke alâ flerîatin minel emri fettebi’ hâ ve lâ tettebi’ ehvâellezîne lâ ya’lemûn (ya’lemûne). Sonra seni, emirde (Allah'›n emrinde) fleriat üzere k›ld›k. Öyleyse ona (o fleriate) tâbî ol! Ve bilmeyenlerin hevalar›na uyma! 5/M‹DE–48: Ve enzelnâ ileykel kitâbe bil hakk› musadd›kan limâ beyne yedeyhi minel kitâbi ve muheyminen aleyhi fahkum beynehum bimâ enzelallâhu ve lâ tettebi’ ehvâehum ammâ câeke minel hakk (hakk›) li kullin cealnâ minkum flir’aten ve minhâcâ (minhâcen) ve lev flâallâhu le cealekum ummeten vâh›deten ve lâkin li yebluvekum fî mâ âtâkum festebikûl hayrât (hayrâti) ilâllâhi merciukum cemîan fe yunebbiukum bimâ kuntum fîhi tahtelifûn (tahtelifûne). Ve (Ey Muhammed) sana ellerindeki kitaplar› tasdik edici (do¤rulay›c›) ve onu koruyucu olarak bu Kitab'› hakk ile indirdik. Art›k onlar›n aralar›nda Allah'›n indirdi¤iyle hükmet ve sana Hakk'tan gelenden ayr›l›p da onlar›n hevâlar›na uyma. Sizden hepiniz için (tek) bir fleriat ve aç›k bir yol belirlemifltik. Ve Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapard›. Ancak bu sizi, verdikleri ile denemek içindir. O halde hay›rlarda yar›fl›n! Sizin hepinizin dönüflü Allah'ad›r. O zaman hakk›nda ayr›l›¤a düfltü¤ünüz fleyleri, size haber verecek.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 121

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

121

Fakat günümüz insan› için olay tamamen bunun d›fl›ndad›r. Allah’›n fleriat› art›k tatbik edilmemektedir. Allahû Teâlâ, Allah’a ulaflmay› dilemeyenlerin flirk içinde oldu¤unu da ifade etmektedir. Ve müflrikler için ma¤firet olay› söz konusu de¤ildir. Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz de: “Ben ümmetim için aç›k flirkten korkmam.” Ama ben ümmetim için Deccal fitnesinden daha tehlikeli olan gizli flirkten korkuyorum.” buyurmaktad›r. Gizli flirk, Câsiye-23’e göre kiflinin nefsini ilâh edinmesidir. Nefsini ilâh edinen bir kifli kibri sebebiyle mürflide tâbî olmay› zul addeder. Günümüzde insanlar›n %90’›ndan fazlas› Allah’›n âyetlerinden gâfildirler ve mürflidi yalanlamaktad›rlar. Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in Son Resûl Oldu¤unu ‹ddia Edenler, Allah'a Ulaflmay› Dilemeyerek Gizli fiirkte Kalanlard›r. Günümüz dîn ö¤reticileri, el yazmas› kitaplardan ö¤rendikleri faydas›z ilmi insanlara ö¤reterek, 7 safha 4 teslimden oluflan hanif dînin yaflanmas›na engel olmaktad›rlar. Bid’atlere dayal› bu dîn ö¤retisi sebebiyle, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in son Resûl oldu¤unu iddia eden bu insanlar, dînde f›rkalara ayr›lm›fl olanlard›r. Onlar, kendileri Allah'a ulaflmay› dilemedikleri gibi, di¤er insanlar›n da Allah'a ulaflmay› dilemelerine mâni olarak, insanlar›n flirkte kalmalar›na sebep olmaktad›rlar. Ve ne yaz›k ki Kur'ân'a ayk›r› zanlar› sebebiyle Resûl ve Nebî kavramlar›n›n muhtevas›n› da bütünüyle yok etmektedirler. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 30/RÛM–30: Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ (hanîfen), f›tratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halk›llâh (halk›llâhi), zâliked dînul kayyimu ve

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 122

122

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn (ya’lemûne). Art›k hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah'›n hanif f›trat›yla ki; Allah, insanlar› onun üzerine (hanif f›trat›yla) yaratm›flt›r. Allah'›n yaratmas›nda de¤iflme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaflayacak) dîn budur. Fakat insanlar›n ço¤u bilmez. 30/RÛM–31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muflrikîn (muflrikîne). O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaflmay› dileyin) ve O'na karfl› takva sahibi olun. Ve namaz› ikame edin (namaz k›l›n). Ve (böylece) müflriklerden olmay›n. 30/RÛM–32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû fliyeâ (fliyean), kullu h›zbin bimâ ledeyhim ferihûn (ferihûne). (O müflriklerden olmay›n ki) onlar, dînlerinde f›rkalara ayr›ld›lar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlan›rlar. 2/BAKARA–78: Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemûnel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ yezunnûn (yezunnûne). Ve onlardan bir k›sm› ümmîlerdir. Onlar (Allah'›n) Kitab›'n› bilmezler, sadece emaniyeyi (kiflilerin yazd›¤› kitaplar›) bilirler. Ve onlar sadece zanda bulunuyorlar. 2/BAKARA–79: Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li yeflterû bihî semenen kalîlâ (kalîlen), fe vey-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 123

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

123

lun lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum mimmâ yeksibûn (yeksibûne). Art›k elleriyle (emaniye bilgiler içeren) kitab› yazanlar›n vay haline! Sonra da onu (bu yazd›klar›n›) az bir bedel karfl›l›¤›nda satmak için: “Bu Allah'›n indindendir.” derler. ‹flte onlara yaz›klar olsun, elleriyle yazd›klar› fleylerden dolay› ve yaz›klar olsun onlara, kazand›klar› fleyler sebebiyle. ‹çinde bulundu¤umuz ça¤, hidayetin tamamen unutuldu¤u ça¤d›r. Risaletin sona erdi¤ini bir Kur’ân gereçe¤iymifl gibi insanlara kabul ettiren dîn âlimleri, Allah’›n velî Resûllerine tâbiiyeti de do¤al olarak reddetmektedirler. Hâlbuki Allahû Teâlâ Allah’a ulaflmay› dilemeyi farz k›ld›¤› gibi mürflide tâbiiyeti de farz k›lm›flt›r. Bundan 14 as›r evvel bütün sahâbe bu farz emirleri yerine getirerek, 28 basamakl›k ‹slâm merdiveninin en üst basma¤›na ulaflm›fllard›r. Bugün insanlar›n %90'dan fazlas› Allah'a ulaflmay› dilemedikleri için dînde f›rkalara ayr›lm›fl, flirke düflmüfl ve Allah'›n tek dîni olan teslim dînini Allah'a ulaflmay› dilemedikleri için unutmufllard›r. Daha önceki bölümlerde belirtti¤imiz gibi, Duhân Suresinde bahsedilen duman, günümüzde bütün dünyay› saran bir fitnedir, bir azapt›r. ‹nsanlar: “Bizden bu azab› kald›r. Çünkü biz mü'minleriz.” diyorlar. Ama bu insanlar (bugünün insanlar›), Allah'a ulaflmay› dilemedikleri için mü'min de¤illerdir. Allah'a inand›klar› için kendilerini mü'min zannetmektedirler. Ve insanlar›n büyük ço¤unlu¤u, Duhân Suresinde ifade edildi¤i gibi devrin imam› olan Mehdi (A.S)’›n fleytandan vahiy alan, (fleytan taraf›ndan) ö¤retilmifl ve deli oldu¤una inanm›fl durum-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 124

124

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

dad›rlar. Buna karfl›n Allahû Teâlâ, Resûl’üne insanlar›n kurtulufl (felâh) reçetesinin ALLAH'A ULAfiMAYI D‹LEMEK oldu¤unu tekrar tekrar söyletmifltir. Bütün bu olaylarda Allah'›n as›l murad›, “ö¤retilmifl ve deli” oldu¤u topluma kabul ettirilen Resûlün, Duhân–13 ve 14'deki Resûl oldu¤unu kesin olarak ispat etmektir ve ispat etmifltir. Böylece Allah, Resûlü’ne tuzak kuranlar›, onlar›n kurdu¤u tuzakla tuza¤a düflürmüfltür.

Allah’a ulaflmay› dilemeyen ve gizli flirkte olanlar›n 12 negatif özelli¤i 1. Allah’a ulaflmay› dilemeyenler flirktedir.
30/RÛM–31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muflrikîn (muflrikîne). O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaflmay› dileyin) ve O'na karfl› takva sahibi olun. Ve namaz› ikame edin (namaz k›l›n). Ve (böylece) müflriklerden olmay›n. 30/RÛM–32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû fliyeâ (fliyean), kullu h›zbin bimâ ledeyhim ferihûn (ferihûne). (O müflriklerden olmay›n ki) onlar, dînlerinde f›rkalara ayr›ld›lar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlan›rlar.

2. Allah’a ulaflmay› dilemeyenler dalâlettedir.
6/EN’ÂM–77: Fe lemmâ reel kamere bâzigan kâle hâzâ rabbî, fe lemmâ efele kâle le in lem yehdinî rabbî le ekûnenne minel kavmid dâllîn (dâllîne).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 125

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

125

Ay'› do¤arken görünce: “Benim Rabbim bu.” dedi. Fakat kaybolunca: “E¤er Rabbim beni hidayete erdirmezse, mutlaka dalâletteki kavimden olurum.” dedi. 26/fiUAR–20: Kâle fealtuhâ izen ve ene mined dâllîn (dâllîne). Musa (A.S): “Onu yapt›¤›m zaman ben, dalâlette olanlardand›m.” dedi. 93/DUH–7: Ve vecedeke dâllen fe hedâ. Ve seni dalâlette buldu sonra hidayete erdirdi. 13/RA’D–27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih (rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeflâu ve yehdî ileyhi men enâb (enâbe). Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz m›?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, diledi¤i kimseyi dalâlette b›rak›r ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaflt›r›r (hidayete erdirir).”

3. Allah’a ulaflmay› dilemeyenler f›sktad›r.
57/HADÎD–27: Summe kaffeynâ alâ âsârihim bi rusulinâ ve kaffeynâ bi’îsebni meryeme ve âteynâhul incîle ve cealnâ fî kulûbillezînet tebeûhu re’feten ve rahmeh (rahmeten), ve rahbâniyyetenibtedeûhâ mâ ketebnâhâ aleyhim illebtigâe r›dvânillâhi fe mâ reavhâ hakka riâyetihâ, fe âteynellezîne âmenû minhum ecrehum, ve kesîrun minhum fâsikûn (fâsikûne). Sonra onlar›n izleri üzerine Resûllerimizi ardarda gönderdik. Ve Meryemo¤lu ‹sa (A.S)'› gönderdik ve O'na ‹ncil'i verdik. Ve O'na tâbî olanlar›n kalplerinde

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 126

126

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

refet (flefkat) ve rahmet k›ld›k. Ve onlar, O'na ruhbanl›k ihdas ettiler. Biz, Allah'›n r›zas›n› ibtiga etmekten baflkas›n› onlara farz k›lmad›k. Oysa O'na hakk›yla riayet etmediler. Böylece onlardan, âmenû olanlar›n ecirlerini verdik ve onlardan ço¤u fas›klard›.

4. Allah’a ulaflmay› dilemeyenler tagutun kuludurlar.
39/ZUMER–17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buflrâ, fe beflflir ›bâd (›bâdi). Ve onlar ki; taguta (insan ve cin fleytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaç›nd›lar, kendilerini kurtard›lar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaflmay› dilediler). Onlara müjdeler vard›r. Öyleyse kullar›m› müjdele!

5. Allah’a ulaflmay› dilemeyenler küfürdedir.
2/BAKARA–257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr (nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât (zulumâti), ulâike ashâbun nâr (nâri), hum fîhâ hâlidûn (hâlidûne). Allah, âmenû olanlar›n (Allah'a ulaflmay› dileyenlerin) dostudur, onlar› (onlar›n nefslerinin kalplerini) zulmetten nura ç›kar›r. Ve kâfirlerin dostlar› taguttur (onlar, fleytan› dost edinirler, fleytan kimseye dost olmaz), onlar› (onlar›n nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete ç›kar›rlar. ‹flte onlar, atefl ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlard›r.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 127

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

127

34/SEBE–20: Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn (mûminîne). Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zann›n› (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü'minleri oluflturan bir f›rka (Allah'a ulaflmay› dileyenler) hariç, hepsi ona (fleytana) tâbî oldular.

6. Allah’a ulaflmay› dilemeyenler tagutun dostudurlar.
2/BAKARA–257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr (nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât (zulumâti), ulâike ashâbun nâr (nâri), hum fîhâ hâlidûn (hâlidûne). Allah, âmenû olanlar›n (Allah'a ulaflmay› dileyenlerin) dostudur, onlar› (onlar›n nefslerinin kalplerini) zulmetten nura ç›kar›r. Ve kâfirlerin dostlar› taguttur (onlar, fleytan› dost edinirler, fleytan kimseye dost olmaz), onlar› (onlar›n nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete ç›kar›rlar. ‹flte onlar, atefl ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlard›r.

7. Allah’a ulaflmay› dilemeyenlerin amelleri bofla gider.
18/KEHF–105: Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel k›yameti veznâ (veznen). ‹flte onlar, Rab'lerinin âyetlerini ve O'na mülâki olmay› (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaflmas›n›) inkâr ettiler. Böylece onlar›n amelleri heba oldu (bofla

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 128

128

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

gitti). Art›k onlar için k›yâmet günü mizan tutmay›z.

8. Allah’a ulaflmay› dilemeyenler hüsrandad›r.
39/ZUMER–65: Ve lekad ûh›ye ileyke ve ilellezîne min kablik (kablike), le in eflrekte le yahbetanne ameluke ve le tekûnenne minel hâsirîn (hâsirîne). Ve andolsun ki, sana ve senden öncekilere: "Gerçekten e¤er sen flirk koflarsan (Allah'a ulaflmay› dilemezsen), amellerin mutlaka heba olur. Ve mutlaka hüsrana düflenlerden olursun." diye vahyolundu.

9. Allah’a ulaflmay› dilemeyenler cehenneme gider.
23/MU’M‹NÛN–103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn (hâlidûne). Ve kimin mizan› (sevap tart›lar›) hafif gelirse, iflte onlar, nefslerini hüsrana düflürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlard›r.

10. Allah’a ulaflmay› dilemeyenler âyetlerden gâfildir.
10/YÛNUS–7: ‹nnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn (gâfilûne). Muhakkak ki onlar, Bize ulaflmay› (hayatta iken ruhlar›n› Allah'a ulaflt›rmay›) dilemezler. Dünya hayat›ndan raz› olmufllard›r ve onunla doyuma ulaflm›fllard›r ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlard›r. 10/YÛNUS–8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kâ-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 129

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

129

nû yeksibûn (yeksibûne). ‹flte onlar›n kazand›klar› (dereceler) gere¤ince varacaklar› yer atefltir (cehennemdir).

11. Allah’a ulaflmay› dilemeyenler takva sahibi de¤ildir.
8/ENFÂL–29: Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm (azîmi). Ey âmenû olanlar! Allah'a karfl› takva sahibi olursan›z sizi furkan (hak ve bât›l› ay›rma özelli¤i) sahibi k›lar! Ve sizden (sizin) günahlar›n›z› örter ve size ma¤firet eder (günahlar›n›z› sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir. 30/RÛM–31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muflrikîn (muflrikîne). O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaflmay› dileyin) ve O'na karfl› takva sahibi olun. Ve namaz› ikame edin (namaz k›l›n). Ve (böylece) müflriklerden olmay›n.

12. Allah’a ulaflmay› dilemeyenler hidayette de¤ildir.
13/RA’D–27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih (rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeflâu ve yehdî ileyhi men enâb (enâbe). Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz m›?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, diledi¤i kimseyi dalâlette b›rak›r ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaflt›r›r (hidayete erdirir).”

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 130

130

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

3

HAKKA DAVET (ALLAH’A ULAfiMAYI D‹LEMEYE DAVET)

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 131

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

131

llahû Teâlâ eflrefi mahlûkat olarak yaratt›¤› insan› Kendi Zat’›na davet etmektedir. Bütün bir kâinat insan›n emrine musahhar k›l›nm›fl, insan ise Allah’a kul olmak için yarat›lm›flt›r. Ra’d Suresinin 14.âyet-i kerimesi Allah’›n davetinin Kendi Zat’›na oldu¤unu kesin olarak ifade etmektedir. 13/RA’D–14: Lehu da’vetul hakk (hakk›), vellezîne yed’ûne min dûnihî lâ yestecîbûne lehum bi fley’in illâ kebâsit› keffeyhi ilel mâi li yebluga fâhu ve mâ huve bi bâlig›h (bâlig›hî), ve mâ duâul kâfirîne illâ fî dalâl (dalâlin). Hakk›n daveti O'nad›r (Kendisinedir, Allah'ad›r). O'ndan baflkas›na davet ettikleri (fleyler), onlara bir fleyle icabet etmezler. Onlar ancak suya, onun a¤z›na, suyun ulaflmas› için avucunu açm›fl kimse gibidir. O (su), ona ulaflacak de¤ildir. Ve kâfirlerin daveti, dalâletten (su nas›l onlar›n a¤›zlar›na ulaflam›yorsa, dalâlette olanlar da hidayete ulaflamaz) baflka bir fley de¤ildir. Allaû Teâlâ Kur’ân-› Kerim’inde Hakk’›n Kendisi oldu¤unu da ifade etmektedir. 22/HACC–6: Zâlike bi ennallâhe huvel hakku ve ennehu yuhyil mevtâ ve ennehu alâ kulli fley’in kadîr (kadîrun). Muhakkak ki Allah, iflte O, Hakk't›r. Ve muhakkak ki O, ölüleri diriltir ve muhakkak ki O, herfleye kaadirdir. 22/HACC–62: Zâlike bi ennallâhe huvel hakku ve enne mâ yed’ûne min dûnihî huvel bât›lu ve ennallâhe huvel aliyyul kebîr (kebîru). ‹flte böyle, çünkü O, “Hakk”t›r. Ve Muhakkak ki

A

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 132

132

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

O'ndan (Allah'tan) baflka dua etti¤iniz (tapt›¤›n›z) fleyler, onlar bât›ld›r. Muhakkak ki Allah, O, Âli (yüce)'dir, Kebir'dir (büyüktür). 31/LOKMÂN–30: Zâlike bi ennellâhe huvel hakku ve enne mâ yed’ûne min dûnihil bât›lu ve ennallâhe huvel aliyyul kebîr(kebîru). ‹flte bu, Allah'›n hak olmas› sebebiyledir. Ve O'ndan baflka tapt›klar› fleyler mutlaka bat›ld›r. Muhakkak ki Allah; Âli'dir (yüce), Kebir'dir (büyük). Kur’ân-› Kerim’e göre ziyanda olmayanlar ancak; Allah’› tavsiye edenler, bu tavsiyelerinde sab›rl› olanlard›r. “Allah sabredenlerle beraberdir.” âyeti gere¤ince, Allah’la beraber olmay›; yani Allah’› hiç unutmamay› tavsiye edenler ziyanda de¤ildirler.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 133

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

133

3.1 Nebî Resûllerin Hakk’a daveti

3.1.1 Hz. Nuh (A.S)’›n Hakk’a daveti

Allahû Teâlâ’n›n bütün peygamberleri yaflad›klar› devirlerde
insanlar› Hakk’a davet etmifllerdir. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 14/‹BRÂHÎM–10: Kâlet rusuluhum e fîllâhi flekkun fât›r›s semâvâti vel ard (ard›), yed’ûkum li yagfire lekum min zunûbikum ve yuahh›rekum ilâ ecelin musemmâ (musemmen), kâlû in entum illâ beflerun mislunâ, turîdûne en tesuddûnâ ammâ kâne ya’budu âbâunâ fe’tûnâ bi sultânin mubîn (mubînin). Onlar›n Resûlleri flöyle dedi: “Semalar› ve arz› yaratan Allah hakk›nda m› flüphedesiniz? Sizi, günahlar›n›z› ma¤firet etmek için davet ediyor ve sizi belli bir zamana kadar tehir ediyor (mühlet veriyor)”. Onlar da flöyle dediler: “Siz ancak bizim gibi bir beflersiniz. Babalar›m›z›n ibadet etmifl oldu¤u fleylerden bizi al›koymak (engellemek) istiyorsunuz. Öyleyse bize aç›kça bir mucize getirin!” 71/NÛH–5: Kâle rabbi innî deavtu kavmî leylen ve nehârâ (nehâran). (Hz. Nuh, Rabbine) flöyle dedi: “Rabbim, Muhakkak ki ben kavmimi gece ve gündüz (ruhlar›n› Sana

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 134

134

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

ulaflt›rmay› dilemeye) davet ettim.” 71/NÛH–7: Ve innî kullemâ deavtuhum li tagfire lehum cealû esâbiahum fî âzânihim vestagflev siyâbehum ve esarrû vestekberûstikbârâ (vestekberûstikbâran). Ve muhakkak ki benim onlar›, Senin ma¤firet etmen için her davet ediflimde, (duymamak için) parmaklar›n› kulaklar›na t›kad›lar ve (görmemek için) elbiselerine büründüler ve (bu davran›fllar›nda) ›srar ettiler ve kibirlenerek büyüklük taslad›lar.

3.1.2 Hz. ‹brâhîm (A.S)’›n Hakk’a daveti
60/MUMTEH‹NE–4: Kad kânet lekum usvetun hasenetun fî ibrâhîme vellezîne meah(meahu), iz kâlû li kavmihim innâ bureâu minkum ve mimmâ ta’budûne min dûnillâhi kefernâ bikum, ve bedee beynenâ ve beynekumul adâvetu vel bagdâu ebeden hattâ tû’minû billâhi vahdehû, illâ kavle ibrâhîme li ebîhi le estagfirenne leke ve mâ emliku leke minallâhi min fley’‹n, rabbenâ aleyke tevekkelnâ ve ileyke enebnâ ve ileykel masîr (masîru). Hz. ‹brâhîm ve onunla beraber olanlar sizin için güzel bir örnek olmufltur. Onlar kavimlerine flöyle demifllerdi: “Muhakkak ki biz, sizden ve sizin Allah'tan baflka tapt›¤›n›z fleylerden uza¤›z, sizi inkâr ediyoruz. Ve siz, Allah'›n tek olufluna inan›ncaya kadar, sizinle bizim aram›zda ebediyyen düflmanl›k ve öfke bafllad›.” Hz. ‹brâhîm'in, babas›na: “Se-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 135

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

135

nin için mutlaka isti¤far edece¤im (ma¤firet dileyece¤im). (Ancak) Allah'tan sana gelecek bir fleyi önlemeye malik de¤ilim, sözü (demesi) hariç. Rabbimiz, biz Sana tevekkül ettik. Ve Sana yöneldik. Ve masîr (var›fl, dönüfl, ulaflma), Sana'd›r.”

3.1.3 Musa (A.S)’›n Hakk’a daveti
14/‹BRÂHÎM–5: Ve le kad erselnâ mûsâ bi âyâtinâ en ahric kavmeke minez zulumâti ilen nûri, ve zekkirhum bi eyyâmillâh(eyyâmillâhi), inne fî zâlike le âyâtin li kulli sabbârin flekûr(flekûrin). Andolsun ki; Biz Musa (A.S)'›: “Kavmini karanl›klardan nura ç›kar ve onlara Allah'›n günlerini hat›rlat (onlara Allah'›n günleri boyunca zikrettir).” diye âyetlerimizle (delillerimizle, mucizelerimizle) gönderdik. Muhakkak ki; bunda flükredip, sabredenlerin hepsi için âyetler (deliller) vard›r. .

3.1.4 Hz. ‹sa (A.S)’›n Hakk’a daveti

3/ÂL‹ ‹MRÂN–51: ‹nnallâhe rabbî ve rabbikum fa’budûh (fa’budûhu), hâzâ s›râtun Mustakîm (mustakîmun). Muhakkak ki Allah, benim de Rabbim ve sizin de Rabbiniz'dir. O halde O'na kul olun. (‹flte) bu “S›râ-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 136

136

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

t› Mustakîm'dir (Allah'a ulaflt›ran yoldur).” 3/ÂL‹ ‹MRÂN–52: Fe lemmâ ehassa îsâ min humul kufre kâle men ensârî ilâllâh (ilâllâhi), kâlel havâriyyûne nahnu ensârullâh (ensârullâhi), âmennâ billâh (billâhi), veflhed bi ennâ muslimûn (muslimûne). Fakat ‹sa, onlardan inkâr hissedince “Allah'a (giden yolda) benim yard›mc›lar›m kimlerdir?” dedi. Havariler: “Biz Allah'›n yard›mc›lar›y›z, Allah'a îman ettik (ruhumuzu ölmeden önce Allah'a ulaflt›rmay› diledik) ve bizim (Allah'a) teslim oldu¤umuza flahit ol.” dediler.

3.1.5 Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz’in Hakk’a daveti

12/YÛSUF–108: Kul hâzihî sebîlî ed’û ilallâhi alâ basîretin ene ve menittebeanî, ve subhânallâhi ve mâ ene minel muflrikîn (muflrikîne). De ki: “Benim ve bana tâbî olanlar›n, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah'› görerek) Allah'a davet etti¤imiz yol, iflte bu yoldur. Allah'› tenzih ederim. Ve ben, müflriklerden de¤ilim.” 13/RA’D–36: Vellezîne âteynâhumul kitâbe yefrehûne bimâ unzile ileyke ve minel ahzâbi men yunkiru ba’dah (ba’dahu), kul innemâ umirtu en a’budallâhe ve lâ uflrike bih (bihî), ileyhi ed’û ve ileyhi meâb (meâbi).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 137

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

137

Kendilerine kitap verilenler sana indirilene sevinirler. Gruplardan, onun bir k›sm›n› inkâr edenlere flöyle de: “Ben, sadece Allah'a kul olmakla ve O'na flirk koflmamakla emrolundum. Ben, O'na davet ederim ve dönüflüm O'nad›r (meab›m, s›¤›na¤›m, dönüfl yerim O'dur).

22/HACC–67: Li kulli ummetin cealnâ menseken hum nâsikûhu fe lâ yunâziunneke fîl emri ved’u ilâ rabbik (rabbike), inneke le alâ huden mustekîm (mustekîmin). Ve Biz, bütün ümmetler için mensek (tek bir fleriat) tayin ettik. Onlar, onunla (o fleriatle) amel ederler (etsinler). Öyleyse emrim konusunda seninle niza etmesinler (çekiflmesinler). Sen, Rabbine davet et. Muhakkak ki sen, mutlaka mustakîm (Allah'a do¤ru istikametlenmifl) olan hidayet üzeresin. 28/KASAS–87: Ve lâ yasuddunneke an âyâtillâhi ba’de iz unz›let ileyke ved’u ilâ rabbike ve lâ tekûnenne minel muflrikîn (muflrikîne). Ve Sana indirildikten sonra, Allah'›n âyetlerinden sak›n seni al›koymas›nlar. Ve Rabbine davet et (Allah'a ulaflmaya ça¤›r). Ve sak›n müflriklerden olma! 42/fiÛR–13: fierea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh (fîhi), kebure alel muflrikîne mâ ted’ûhum ileyh (ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeflâu ve yehdî ileyhi men yunîb (yunîbu).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 138

138

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet etti¤i (farz k›ld›¤›) fleyi (fleriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) f›rkalara ayr›lmay›n.” diye Hz. ‹brâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. ‹sa'ya vasiyet etti¤imiz fleyi Sana da vahyederek, size de fleriat k›ld›. Senin onlar›, kendisine ça¤›rd›¤›n fley (Allah'a ulaflmay› dileme) müflriklere zor geldi. Allah, diledi¤ini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaflt›r›r (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaflt›r›r). Bütün sahâbe Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in davetine icabet ederek Allah’a ulaflmay› dilemifllerdir. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 39/ZUMER–17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buflrâ, fe beflflir ›bâd (›bâdi). Ve onlar ki; taguta (insan ve cin fleytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaç›nd›lar, kendilerini kurtard›lar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaflmay› dilediler). Onlara müjdeler vard›r. Öyleyse kullar›m› müjdele!

3.2 Velî Resûllerin Hakk’a daveti

Bütün devrelerde ve her kavme Allahû Teâlâ velî Resûllerini göndermifltir. Ve bütün velî Resûller, insanlar› Hakk’a davet etmifllerdir. Allahû Teâlâ Kur’ân-› Kerim’inde flöyle buyurmaktad›r:

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 139

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

139

36/YÂSÎN–16: Kalû rabbunâ ya’lemu innâ ileykum le murselûn (murselûne). (Resûller) dediler ki: "Bizim, gerçekten size gönderilmifl Resûller oldu¤umuzu Rabbimiz biliyor." 36/YÂSÎN–17: Ve mâ aleynâ illel belâgul mubîn (mubînu). Ve bizim üzerimizde aç›kça tebli¤den (bildirmekten) baflka bir fley (sorumluluk) yoktur. 36/YÂSÎN–20: Ve câe min aksal medîneti raculun yes’â kâle yâ kavmittebiûl murselîn (murselîne). Ve flehrin en uzak yerinden bir adam koflarak geldi. "Ey kavmim, (size) gönderilmifl olan Resûllere tâbî olun!" dedi. 40/MU’M‹N–38: Ve kâlellezî âmene yâ kavmittebiûni ehdikum sebîler reflâd (reflâdi). Ve âmenû olan adam flöyle dedi: "Ey kavmim! Bana tâbî olun ki sizi irflad yoluna ulaflt›ray›m." 40/MU’M‹N–41: Ve yâ kavmi mâ lî ed’ûkum ilen necâti ve ted’ûnenî ilen nâr (nâri). Ve ey kavmim! Benim için nas›l bir hal ki, ben sizi kurtulufla ça¤›r›yorum ve siz, beni atefle ça¤›r›yorsunuz. 40/MU’M‹N–42: Ted’ûnenî li ekfure billâhi ve uflrike bihî mâ leyse lî bihî ilmun ve ene ed’ûkum ilel azîzil gaffâr (gaffâri). Siz beni, Allah'› inkâra ve hakk›nda ilmim olmayan bir fleyi, O'na ortak koflmaya ça¤›r›yorsunuz.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 140

140

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Ve ben, sizi Azîz ve Gaffar Olan'a (Allah'a) ça¤›r›yorum. 40/MU’M‹N–43: Lâ cereme ennemâ ted’ûnenî ileyhi leyse lehu da’vetun fîd dunyâ ve lâ fîl âhireti ve enne mereddenâ ilâllâhi ve ennel musrifîne hum ashâbun nâr (nâri). Beni kendisine ça¤›rd›¤›n›z fleyin bir hükmü yoktur. Onun (o putun), dünyada ve ahirette bir daveti (yetkisi) de yoktur. Muhakkak ki bizim dönüflümüz Allah'ad›r. Ve muhakkak ki müsrifler (haddi aflanlar), onlar, atefl ehlidir. 40/MU’M‹N–44: Fe se tezkurûne mâ ekûlu lekum, ve ufevvidu emrî ilâllâh(ilâllâhi), innallâhe basîrun bil ibâd (ibâdi). Bundan sonra size söylediklerimi yak›nda hat›rlayacaks›n›z (anlayacaks›n›z). Ve ben, iflimi Allah'a havale ederim (b›rak›r›m). Muhakkak ki Allah, kullar›n› görendir. 14/‹BRÂHÎM–44: Ve enzirin nâse yevme ye’tîhimul azâbu fe yekûlullezîne zalemû rabbenâ ahh›rnâ ilâ ecelin karîbin nucib da’veteke ve nettebi›r rusul (rusule), e ve lem tekûnû aksemtum min kablu mâ lekum min zevâl (zevâlin). Azab›n onlara gelece¤i gün ile insanlar› uyar. O zaman zalimler flöyle diyecek: “Rabbimiz, bizi yak›n bir süreye kadar tehir et (bize zaman ver). Senin davetine icabet edelim ve Resûllere tâbî olal›m.” Daha önce “sizin için bir zeval olmad›¤›na” yemin eden siz de¤il misiniz?

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 141

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

141

3.3. Velî Mürflidlerin Hakk’a Daveti
Teâlâ velî mürflidlerin de Hakk’a davet etti¤ini Kur’ân-› Kerim’inde ifade etmektedir. 16/NAHL–125: Ud’u ilâ sebîli rabbike bil hikmeti vel mev’›zatil haseneti ve câdilhum billetî hiye Ahsen (ahsenu), inne rabbeke huve a’lemu bi men dalle an sebîlihî ve huve a’lemu bil muhtedîn (muhtedîne). Rabbinin yoluna (Allah'a ulaflt›ran yola, S›rat› Mustakîm'e) hikmetle ve güzel (pozitif dereceler kazand›racak) ö¤ütle davet et. Onlarla en güzel flekilde mücâdele et. Muhakkak ki senin Rabbin, O'nun yolundan (S›rat› Mustakîm'den) sapanlar› (dalâlete düflenleri) ve hidayete erenleri bilir. 12/YÛSUF–108: Kul hâzihî sebîlî ed’û ilallâhi alâ basîretin ene ve menittebeanî, ve subhânallâhi ve mâ ene minel muflrikîn (muflrikîne). De ki: “Benim ve bana tâbî olanlar›n, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah'› görerek) Allah'a davet etti¤imiz yol, iflte bu yoldur. Allah'› tenzih ederim. Ve ben, müflriklerden de¤ilim.” 41/FUSS‹LET–33: Ve men ahsenu kavlen mimmen deâ ilâllâhi ve amile sâlihan ve kâle innenî minel muslimîn (muslimîne). Allah'a davet eden ve salih amel (nefs tasfiyesi) yapan ve: “Muhakkak ki ben teslim olanlardan›m.” diyenden daha güzel sözlü kim vard›r?

Allahû

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 142

142

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

3.4 Davete icabet 3.4.1 “Ey insanlar! Allah ve Resûl’ünün davetine icabet edin” emri
llahû Teâlâ Kur’ân-› Kerim’inde bütün insanlara hitaben, “Allah’a ve Resûl’ünün davetine icabet edin.” emrini vermifltir. 8/ENFÂL–24: Yâ eyyuhellezîne âmenûstecîbû lillâhi ve lir Resûli izâ deâkum limâ yuhyîkûm, va'lemû ennallâhe yehûlu beynel mer'i ve kalbihî ve ennehû ileyhi tuhflerûn (tuhflerûne). Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaflmay› dileyenler), Allah ve Resûl'ü sizi, size hayat verecek fleylere davet etti¤i zaman (davete) icabet edin! Ve Allah'›n kifli ile kalbi aras›na girdi¤ini ve muhakkak sizin O'na haflrolunaca¤›n›z› bilin! (Hepinizin ruhu Allah'ta toplanacak ve Allah, ruhlar›n›za meab olacak.) 42/fiÛR–47: ‹stecîbû li rabbikum min kabli en ye’tiye yevmun lâ meredde lehu minallâh (minallâhi), mâ lekum min melcein yevme izin ve mâ lekum min nekîr (nekîrin). Rabbinize icabet edin (Allah'a ulaflmay› dileyin), Allah taraf›ndan geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. ‹zin günü, sizin için bir s›¤›nak yoktur. Ve sizin için bir inkâr yoktur (yapt›klar›n›z› inkâr edemezsiniz).

A

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 143

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

143

3.4.2 “Ey cinler! Allah ve Resûl’ünün davetine icabet edin” emri

Cinlere de Allah’a ve Resûl’ün davetine icabet emri verilmifltir. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 46/AHKÂF–31: Yâ kavmenâ ecîbû dâiyallâhi ve âminû bihî yagfir lekum min zunûbikum ve yucirkum min azâbin elîm (elîmin). Ey kavmimiz! Allah'›n davetçisine icabet edin. Ve O'na îmân edin ki, sizin günahlar›n›z› ba¤›fllas›n ve ma¤firet etsin (sevaba çevirsin). Ve sizi elîm azaptan korusun. 46/AHKÂF–32: Ve men lâ yucib dâiyallâhi fe leyse bi mu’cizin fîl ard› ve leyse lehu min dûnihî evliyâu, ulâike fî dalâlin mubîn (mubînin). Ve Allah'›n davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allah'›) aciz b›rakacak de¤ildir. Ve onun Allah'tan baflka dostlar› yoktur. ‹flte onlar apaç›k dalâlet içindedirler.

3.5 Davete icabet edenler

Allahû Teâlâ Kur’ân-› Kerim’inde Allah’›n davetine icabet
edenlerden de söz etmektedir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 144

144

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

3/ÂL‹ ‹MRÂN–193: Rabbenâ innenâ semi’nâ munâdiyen yunâdî lil îmâni en âminû bi rabbikum fe âmennâ, rabbenâ fagfir lenâ zunûbenâ ve keffir annâ seyyiâtinâ ve teveffenâ meal ebrâr (ebrâri). Rabbimiz! Muhakkak ki biz, “Rabbiniz'e âmenû olun” diye îmâna davet eden davetçiyi iflittik, böylece îmân ettik (davetçiye tâbî olarak âmenû olduk) Rabbimiz art›k bizim günahlar›m›z› ma¤firet et, seyyiatlar›m›z› ört ve bizi ebrar olan (Allah'a ulaflan ve veli olan cennetlik) kullar›nla beraber vefat ettir.

6/EN’ÂM–36: ‹nnemâ yestecîbullezîne yesmeûn (yesmeûne), vel mevtâ yeb’asuhumullâhu summe ileyhi yurceûn (yurceûne). (Davete) ancak iflitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan sem'î isimli iflitme hassas›n›, ölü olan fuad isimli idrak hassas›n›, ölü olan basar isimli görme hassas›n›) diriltir. Sonra ona döndürülürler. (Hayatta iken ruhu mürflid eliyle Allah'a döndürülür.)

42/fiÛR–38: Vellezînestacâbû li rabbihim ve ekâmus salâte ve emruhum flûrâ beynehum ve mimmâ rezaknâhum yunfikûn (yunfikûne). Ve onlar, Rab'lerine icabet ederler ve namaz› k›larlar. Ve onlar, ifllerini aralar›nda toplan›p istiflare ederler. Ve onlar› r›z›kland›rd›¤›m›z fleylerden infâk ederler.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 145

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

145

3.6 Nebî Resûller’e tâbî olmak

Bugün Kur’ân’dan de¤il, el yazmas› kitaplardan insanlara ö¤retilen akaidin temel kaidesi flöyle ifade edilmektedir: “Nebîler kendilerine kitap verilmeyen peygamberlerdir.” ‹flte bu kaide, Kur’ân-› Kerim’e bütünüyle ters düflmektedir. Daha evvel de ifade etti¤imiz gibi Allahû Teâlâ kitab› ve Nübüvvetini (peygamberli¤i) beraberce verdi¤ini ifade etmektedir. Bu durumda Nübüvvetin, kitaba (her peygamber zaman›nda mutlaka ayn› fleriat› ihtiva eden kitaba) eflit olmaktad›r. Nitekim Nebîlerin sonuncusuna verilen kitap, son fleriat kitab› olan Kur’ân-› Kerim’dir. Allah’›n kendisine kitap ve hikmet verdi¤i Nebî, insanlara tebli¤ etti¤i için ayn› zamanda bir Resûldür. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–79: Mâ kâne li beflerin en yu’tiyehullâhul kitâbe vel hukme ven nubuvvete summe yekûle lin nâsi kûnû ›bâden lî min dûnillâhi ve lâkin kûnû rabbâniyyîne bi mâ kuntum tuallimûnel kitâbe ve bimâ kuntum tedrusûn (tedrusûne). Bir insan için, Allah'›n kendisine kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra onun insanlara; "Allah'tan baflka bana kul olun" demesi olamaz (mümkün de¤ildir). Fakat sizin kitab› tedris etmifl (okuyup ö¤renmifl) olman›z ve ö¤retiyor olman›zdan dolay› ancak: "Rabbâni (kendini Rabb'e adam›fl) kullar olunuz" der. Allahû Teâlâ kitaplar›, o kitaptaki fleriat hükümleri ile hükmetmek üzere peygamberlere (Nebîlere) vermifltir. Hz. ‹brâ-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 146

146

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

hîm'e, Hz. ‹smail'e, Hz. ‹shak'a, Hz. Yakub'a, Hz. Musa'ya ve Hz. ‹sa'ya onlar›n Nebîler oldu¤unu vurgulayarak kitap indirdi¤ini âyetlerde bildirmektedir. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–84: Kul âmennâ billâhi ve mâ unzile aleynâ ve mâ unzile alâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbât› ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ven Nebîyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum, ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne). "Allah'a ve bize indirilene ve ‹brâhîm (A.S)'a, ‹smâil (A.S)'a, ‹shâk (A.S)'a, Yâkub (A.S)'a ve Yâkub o¤ullar›'na indirilenlere, Hz. Mûsâ'ya ve Hz. Îsâ'ya ve Nebîlere Rab'leri taraf›ndan verilenlere îmân ettik. Onlar›n aras›ndan birini (di¤erlerinden) ay›rdetmeyiz. Ve biz O'na (Allah'a) teslim olanlar›z." de. 4/N‹S–105: ‹nnâ enzelnâ ileykel kitâbe bil hakk› li tahkume beynen nâsi bimâ erâkallâh (erâkallâhu), ve lâ tekun lil hâinîne hasîmâ (hasîmen). Muhakkak ki insanlar aras›nda Allah'›n sana gösterdi¤i flekilde hükmetmen için Biz, sana Kitab'› hak olarak indirdik. Ve ihanet edenlere taraftar olma. 6/EN’ÂM–89: Ulâikellezîne âteynâhumul kitâbe vel hukme ven nubuvveh (nubuvvete), fe in yekfur bihâ hâulâi fe kad vekkelnâ bihâ kavmen leysû bihâ bi kâfirîn (kâfirîne). ‹flte onlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdi¤imiz kimselerdir. Onlar e¤er, onu inkâr ederlerse art›k, onu inkâr etmeyecek bir kavmi ona vekil ederdik.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 147

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

147

19/MERYEM–30: Kâle innî abdullâh (abdullâhi), âtâniyel kitâbe ve cealenî Nebîyyâ (Nebîyyen). (Bebek) flöyle dedi: “Muhakkak ki ben, Allah'›n kuluyum. Bana kitap verdi ve beni Nebî (peygamber) k›ld›.”

3.6.1 Nebî Resûller’in kitaba tâbî olmas›

Allahû Teâlâ Kur’ân-› Kerim’inde flöyle buyurmaktad›r:
6/EN’ÂM–155: Ve hâzâ kitâbun enzelnâhu mubârekun fettebiûhu vettekû leallekum turhamûn (turhamûne). Ve indirdi¤imiz bu kitap mübarektir. Öyleyse O'na tâbî olun. Ve takva sahibi olun. Böylece siz rahmet olunursunuz (rahmete ulafl›rs›n›z). 7/A’RÂF–3: Ittebiû mâ unzile ileykum min rabbikum ve lâ tettebiû min dûnihî evliyâ(evliyâe), kalîlen mâ tezekkerûn (tezekkerûne). Rabbinizden size indirilene tâbî olun. Ve ondan baflka dostlar edinmeyin. Ne kadar az tezekkür ediyorsunuz. 39/ZUMER–55: Vettebiû ahsene mâ unzile ileykum min rabbikum min kabli en ye’tiyekumul azâbu bagteten ve entum lâ tefl’urûn (tefl’urûne). Ve size Rabbinizden indirilmifl olan ahsen fleye (emre) tâbî olun. Size, fark›nda olmadan ve ans›z›n azap gelmesinden önce!

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 148

148

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

3.6.2 Nebî Resûller’in Hanif dînine tâbî olmas›

Allahû Teâlâ’n›n bütün Nebîleri haniftir. Ve sadece hanif dînini ö¤retmekle vazifelendirilmifllerdir. ‹nsanl›k tarihi boyunca baflka bir dîn hiç olmam›flt›r. Bundan sonra da olmayacakt›r. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 3/ÂL‹ ‹MRÂN–95: Kul sadakallâhu fettebiû millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muflrikîn (muflrikîne). De ki: "Allahû Teâlâ do¤ruyu söyledi. Öyle ise hanif olarak Hz. ‹brâhim'in dînine tâbî olun. Ve o, müflriklerden olmad›." 16/NAHL–123: Summe evhaynâ ileyke enittebi’ millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muflrikîn (muflrikîne). Sonra da sana "hanif (vahdet, tevhid ve teslimi esas alan) olarak ‹brâhîm (A.S)'›n dînine tâbî olmay›" vahyettik. Ve o, müflriklerden olmad›.

3.6.3 Hz. Harun (A.S)’a tâbî olmak
20/TÂH–90: Ve lekad kâle lehum hârûnu min kablu yâ kavmi innemâ futintum bih (bihî) ve inne rabbekumur rahmânu fettebiûnî ve etîû emrî. Ve andolsun ki Harun (A.S) daha önce, onlara flöyle dedi: “Ey kavmim, siz onunla sadece imtihan

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 149

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

149

edildiniz! Ve muhakkak ki Rahmân, sizin Rabbinizdir. Art›k bana tâbî olun ve emrime itaat edin.”

3.6.4 Hz. ‹sa (A.S)’a tâbî olmak
43/ZUHRÛF–61: Ve innehu le ilmun lis sâati, fe lâ temterunne bihâ vettebiûni, hâzâ s›râtun mustekîm (mustekîmun). Ve muhakkak ki o, gerçekten o saat (k›yâmetin zaman›) için bir ilimdir (bilgidir). Öyleyse ondan sak›n flüphe etmeyin! Ve Bana (Allah'a) tâbî olun! ‹flte bu, S›rat› Mustakîm'dir.

3.6.5 Hz. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî olmak
3/ÂL‹ ‹MRÂN–31: Kul in kuntum tuhibbûnallâhe fettebiûnî yuhbibkumullâhu ve yagfir lekum zunûbekum, vallâhu gafûrun rahîm (rahîmun). De ki: “E¤er siz Allah'› seviyorsan›z, o takdirde bana tâbi olunuz ki Allah da sizi sevsin ve sizin günahlar›n›z› ma¤firet etsin (sevaba çevirsin). Ve Allah "Gafur"dur, "Rahîm"dir.” 7/A’RÂF–158: Kul yâ eyyuhen nâsu innî Resûlullâhi ileykum cemîanillezî lehu mulkus semâvâti vel ard (ard›), lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumît (yumîtu), fe âminû billâhi ve Resûlihin Nebîyyil ummiyyillezî yu’minu billâhi ve kelimâtihî vettebiûhu le-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 150

150

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

allekum tehtedûn (tehtedûne). De ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki; ben, sizin hepinize (gönderilen) Allah'›n Resûlüyüm. O ki; semalar›n ve arz›n mülkü, O'nundur. O'ndan baflka ilâh yoktur. O, hayat verir (yaflat›r) ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve O'nun ümmî, Nebî, Resûlüne îmân edin ki; O, Allah'a ve O'nun kelimelerine (sözlerine) inan›r (îmân eder). Ve O'na tâbî olun ki; böylece siz, hidayete eresiniz.”

Bütün sahâbe, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’e tâbî olmufllard›r. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 48/FET‹H–10: ‹nnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh (yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih (nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ (azîmen). Muhakkak ki onlar, sana tâbî olduklar› zaman Allah'a tâbî olurlar. Onlar›n ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli etti¤i için ellerinde de tecelli etmifl oldu¤undan) Allah'›n eli vard›r. Bundan sonra kim (ahdini) bozarsa, o takdirde sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allah'a verdi¤i yeminleri, ahdleri yerine getirmedi¤i için derecesini nak›sa düflürür). Ve kim de Allah'a olan ahdlerine vefa ederse (yeminini, misakini ve ahdini yerine getirirse), o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 151

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

151

60/MUMTEH‹NE–12: Yâ eyyuhen Nebîyyu izâ câekel mu'minâtu yubâyi'neke alâ en lâ yuflrikne billâhi fley'en ve lâ yesrikne ve lâ yeznîne ve lâ yaktulne evlâdehunne ve lâ ye'tîne bi buhtânin yefterînehu beyne eydîhinne ve erculihinne ve lâ ya'sîneke fî ma'rûfin fe bây›'hunne vestagfirlehunnallâh (vestagfirlehunnallâhe) innallâhe gafûrun rahîm (rahîmun). Ey Nebî (peygamber)! Mü'min kad›nlar; Allah'a hiçbir fleyi ortak koflmamak, h›rs›zl›k yapmamak, zinada bulunmamak, evlâtlar›n› öldürmemek, elleri ve ayaklar› aras›nda bir iftira uydurmamak, maruf bir ifl konusunda sana asi olmamak üzere, sana tâbî olmak için geldikleri zaman, art›k onlar›n biatlerini kabul et ve onlar için Allah'tan ma¤firet dile. Muhakkak ki Allah; Gafur'dur (ma¤firet edendir, günahlar› sevaba çevirendir), Rahîm'dir (Rahîm esmas› ile tecelli edendir).

Bütün sahâbe, dünya hayat›nda ruhlar›n› Allah’a teslim ederek Allah ile olan misaklerini yerine getirmifllerdir. 39/ZUMER–18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh (ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb (elbâbi). Onlar, sözü iflitirler, böylece onun ahsen olan›na tâbî olurlar. ‹flte onlar, Allah'›n hidayete erdirdikleridir. Ve iflte onlar; onlar ulûl'elbabt›r (daimî zikrin sahipleri).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 152

152

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Bütün sahâbe, fizik vücutlar›n› Allah’a teslim ederek Allah ile olan ahdlerini yerine getirmifllerdir. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean (menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg (belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd (ibâdi). Bundan sonra e¤er seninle tart›fl›rlarsa o zaman onlara de ki: "Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik. O kitab verilenlere ve ümmîlere: "Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah'a) teslim ettiniz mi?" de. E¤er teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermifllerdir. Ve e¤er yüz çevirirlerse, o zaman sana düflen sadece tebli¤dir. Ve Allah, kullar›n› en iyi görendir.

Bütün sahâbe, nefslerini Allah’a teslim ederek, Allah’a verdikleri yeminlerini yerine getirmifllerdir. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–191: Ellezîne yezkurûnallâhe k›yâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halk›s semâvâti vel ard (ard›), rabbenâ mâ halakte hâzâ bât›lâ (bât›lan), subhâneke fek›nâ azâben nâr (nâr›). Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'›n s›r hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'› zikrederler. Ve göklerin ve yerin yarat›l›fl› hakk›nda tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunlar› bât›l olarak (bofluna) yaratmad›n. Sen Subhan's›n, art›k bizi ateflin azab›ndan koru.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 153

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

153

39/ZUMER–18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh (ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb (elbâbi). Onlar, sözü iflitirler, böylece onun ahsen olan›na tâbî olurlar. ‹flte onlar, Allah'›n hidayete erdirdikleridir. Ve iflte onlar; onlar ulûl'elbabt›r (daimî zikrin sahipleri).

Sahâbenin hepsi irflada (ihlâsa) ulaflm›fllard›r. 2/BAKARA–139: Kul e tuhâccûnenâ fîllâhi ve huve rabbunâ ve rabbukum, ve lenâ â’mâlunâ ve lekum a’mâlukum ve nahnu lehu muhlisûn (muhlisûne). De ki: “Allah hakk›nda bizimle mücâdele mi ediyorsunuz? Ve O, bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Ve bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size aittir. Ve biz, ona muhlis olanlar›z (dîni O'na hâlis k›lanlar›z).” 49/HUCURÂT–7: Va’lemû enne fîkum Resûlallâh (Resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân (isyâne), ulâike humur râflidûn (râflidûne). Ve aran›zda Allah'›n Resûlü oldu¤unu biliniz. E¤er ifllerin ço¤unda size itaat etseydi, mutlaka s›k›nt›ya düflerdiniz. Fakat Allah, size îmân› sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen k›ld›. Küfrü, f›sk› ve isyan› size kerih gösterdi. ‹flte onlar, onlar irflad olanlard›r.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 154

154

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Sahâbenin hepsi iradelerini de Allah’a teslim ederek misaklerini yerine getirmifller ve böylece Allah taraf›ndan irflada memur ve mezun k›l›nm›fllard›r. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–76: Belâ men evfâ bi ahdihî vettekâ fe innallâhe yuhibbul muttekîn (muttekîne). Hay›r, (öyle de¤il)! Kim (Allah ile olan) ahdini yerine getirir ve takva sahibi olursa, o takdirde muhakkak ki Allah, takva sahiplerini sever. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–102: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn (muslimûne). Ey âmenû olanlar, Allah'a karfl› “O'nun hak takvas›” ile (bi hakk›n takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sak›n siz, (Allah'a) teslim olmadan ölmeyin! 41/FUSS‹LET–33: Ve men ahsenu kavlen mimmen deâ ilâllâhi ve amile sâlihan ve kâle innenî minel muslimîn (muslimîne). Allah'a davet eden ve salih amel (nefs tasfiyesi) yapan ve: “Muhakkak ki ben teslim olanlardan›m.” diyenden daha güzel sözlü kim vard›r? 41/FUSS‹LET–34: Ve lâ testevîl hasenetu ve les seyyieh (seyyietu), idfa’ billetî hiye ahsenu fe izellezî beyneke ve beynehu adâvetun ke ennehu veliyyun hamîm (hamîmun). Hasene (iyilik) ve seyyie (kötülük), müsavi (eflit) de¤ildir. (Kötülü¤ü) en güzel flekilde karfl›la. O zaman seninle aras›nda düflmanl›k olan kifli, samimi bir

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 155

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

155

dost gibi olur. 41/FUSS‹LET–35: Ve mâ yulakkâhâ illellezîne saberû, ve mâ yulakkâhâ illâ zû hazz›n azîm (azîmin). Ona (kötülü¤ü iyilikle karfl›lama hasletine), sabredenlerden ve hazzul azîm (en büyük haz) sahiplerinden baflkas› ulaflt›r›lmaz. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–110: Kuntum hayra ummetin uhricet lin nâsi te’murûne bil ma’rûfi ve tenhevne anil munkeri ve tu’minûne billâh (billâhi), ve lev âmene ehlul kitâbi le kâne hayran lehum, minhumul mu’minûne ve ekseruhumul fâsikûn (fâsikûne). Siz, insanlar için ç›kar›lm›fl (seçilmifl) olan, ümmetin hay›rl› kiflileri oldunuz. Mâruf ile emredersiniz ve münkerden nehy edersiniz (men edersiniz). Ve siz, Allah'a îmân ediyorsunuz. E¤er kitap ehli de îmân etselerdi elbette onlar için hay›rl› olurdu. Onlardan bir k›sm› mü'mindir ve onlar›n ço¤u da fâs›klard›r. 9/TEVBE–100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ›hsânin rad›yallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ (ebeden), zâlikel fevzul azîm (azîmu). O sabikûn-el evvelîn (evvelki hay›rlarda yar›flanlardan salâh makam›nda iradesini Allah'a teslim ederek irflada memur ve mezun k›l›nanlar): Onlar›n bir k›sm› muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir k›sm› ensardan (Medine'deki yard›mc›lardan) ve bir k›sm› da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardand›. (Sahâbe irflad

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 156

156

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

makam›na sahip olduklar› için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan raz› ve onlar da O'ndan (Allah'tan) raz›d›r. Onlara Allah, altlar›ndan ›rmaklar akan cennetler haz›rlad› ve orada ebediyyen kalacaklard›r. ‹flte bu, en büyük (azîm) mükâfatt›r.

3.7 Velî Resûllere tâbî olmak

Allahû Teâlâ Kur’ân-› Kerim’inde Resûllerine tâbî olunmas›n› emretmektedir. 36/YÂSÎN–20: Ve câe min aksal medîneti raculun yes’â kâle yâ kavmittebiûl murselîn (murselîne). Ve flehrin en uzak yerinden bir adam koflarak geldi. "Ey kavmim, (size) gönderilmifl olan Resûllere tâbî olun!" dedi. 36/YÂSÎN–21: ‹ttebiû men lâ yes’elukum ecren ve hum muhtedûn (muhtedûne). (Tebli¤lerine karfl›l›k) sizden ücret istemeyen (bu) kiflilere tâbî olun. Ve onlar, mehdilerdir (hidayete ermifl ve hidayete erdirenlerdir). 13/RA’D–7: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih (rabbihî), innemâ ente munzirun ve li kulli kavmin hâd (hâdin). Ve kâfirler derler ki: “O'nun üzerine Rabbinden bir mucize indirilmeli de¤il miydi?” Sen, sadece bir uyar›c›s›n ve bütün kavimler için hidayetçi vard›r

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 157

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

157

(zaman›n her parças›nda ve bütün kavimlerde). Yukar›daki âyette geçen: “Bana tâbî olun.” ifadesi velî Resûle aittir. Nebî Resûlün var oldu¤u her devrede, o kavim içersinde sadece bir tek kifli Nebî Resûl olarak vazifelendirilmifltir. Ayr›ca her kavimde de Nebî Resûl olmam›flt›r. Ra’d-7’e göre, Nebî Resûlün yaflad›¤› zamanlarda da, her kavimde hidayetçi velî Resûller vard›r. Velî Resûller her devirde, bütün zaman parçalar›nda vard›r. Mu’min-38’de kendisine tâbî olmaya davet eden bu kifli, insanlar› S›rat› Mustakîm’e ç›karmak için kendisini aç›klamayan bir mürflid olabilir. 16/NAHL–9: Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir (câirun), ve lev flâe le hedâkum ecmaîn (ecmaîne). Ve sebîllerin (dergâhlardan S›rat› Mustakîm'e ulaflan bütün yollar›n yani mürflidlerin) tayini, Allah'›n üzerinedir. Ve ondan sapanlar vard›r. Ve e¤er O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi. 2/BAKARA–45: Vesteînû bis sabri ves salât (sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâfliîn (hâfliîne). (Allah'tan) sab›rla ve namazla istiane (özel yard›m) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namaz› ile Allah'a ulaflt›racak mürflidini sormak), huflû sahibi olanlardan baflkas›na elbette a¤›r gelir. Kim Allah’a ulaflmay› dilemiflse, O Allah’tan mürflidini sorma hakk›n›n sahibidir. Cevap Allah’tad›r. Resûl oldu¤unu söyleyen kiflinin gerçekten Resûl olup olmad›¤›n› da hacet namaz› ile Allah’a sormak gerekmektedir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 158

158

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

3.8 Velî Mürflidlere tâbî olmak

Allahû Teâlâ Kur’ân-› Kerim’inde velî mürflidlerinden bahsederek, onlara tâbî olmam›z› emretmektedir. 6/EN’ÂM–97: Ve huvellezî ceale lekumun nucûme li tehtedû bihâ fî zulumâtil berri vel bahr (bahri), kad fassalnal âyâti li kavmin ya’lemûn (ya’lemûne). Ve kara ve denizin karanl›klar›nda (nefsin afetlerinin karanl›¤›nda) onunla yolunuzu bulman›z (hidayete ermeniz) için y›ld›zlar› (Nebîler, Resûller, mürflidler) k›lan O'dur. Bilen bir kavim için, âyetleri detaylar› ile aç›klad›k. 9/TEVBE–100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ›hsânin rad›yallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ (ebeden), zâlikel fevzul azîm (azîmu). O sabikûn-el evvelîn (evvelki hay›rlarda yar›flanlardan salâh makam›nda iradesini Allah'a teslim ederek irflada memur ve mezun k›l›nanlar): Onlar›n bir k›sm› muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir k›sm› ensardan (Medine'deki yard›mc›lardan) ve bir k›sm› da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardand›. (Sahâbe irflad makam›na sahip olduklar› için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan raz› ve onlar da O'ndan (Allah'tan) raz›d›r. Onlara Allah, altlar›ndan ›rmaklar akan cennetler haz›rlad› ve orada ebediyyen kalacaklard›r. ‹flte bu, en büyük (azîm) mükâfatt›r.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 159

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

159

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 160

160

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

4

ALLAHÛ TEÂLÂ EZELDE HEP‹M‹ZDEN YEM‹N, M‹SAK VE AHD ALMIfiTIR

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 161

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

161

llahû Teâlâ ezelde hepimizi huzurunda toplam›fl ve üç vücudumuzdan Allah’a teslim olacaklar›na dair, yemin, misak ve ahd alm›flt›r. Bu konu A’râf Suresinin 172. ve Mâide Suresinin 7.âyet-i kerimesinde ifade edilmektedir. 7/A’RÂF–172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eflhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, flehidnâ, en tekûlû yevmel k›yâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn (gâfilîne). Ve k›yâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemo¤ullar›n›n s›rtlar›ndan onlar›n zürriyetlerini ald›¤› zaman onlar›, nefsleri üzerine flahit tuttu. (Allahû Teâlâ flöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz de¤il miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz flahit olduk.” 5/M‹DE–7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh (vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr (sudûri). Allah'›n, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “‹flittik ve itaat ettik” dedi¤iniz zaman, onunla sizi ba¤lad›¤› misâk›n›z› hat›rlay›n. Allah'a karfl› takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, gö¤üslerde (sinelerde) olan› en iyi bilir.

A

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 162

162

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

4.1 Allahû Teâlâ ruhtan, dünya hayat›nda Allah’a teslimi için misak alm›flt›r

llahû Teâlâ ruhtan dünya hayat›nda Allah’a teslimi konusunda misak alm›flt›r. Bu misak, Rad Suresinin 20 ve 21. âyetlerinde ifade edilmektedir. 13/RA’D–20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk (misâka). Onlar, Allah'›n ahdini ifa ederler (ruhlar›n›, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederler). Ve misaklerini (di¤er teslimlerle birlikte iradelerini de Allah'a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar. 13/RA’D–21: Vellezîne yas›lûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahflevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb (hisâbi). Ve onlar Allah'›n (ölümden evvel), Allah'a ulaflt›r›lmas›n› emretti¤i fleyi (ruhlar›n›), O'na (Allah'a) ulaflt›r›rlar. Ve Rab'lerine karfl› huflû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar. Allahû Teâlâ, Beni ‹srail’den al›nan ruhun misakini, Bakara Suresinin 83, Maide Suresinin 12 ve 70. âyet-i kerimelerinde ifade etmektedir. 2/BAKARA–83: Ve iz ehaznâ mîsâka benî isrâîle lâ ta’budûne illâllâhe ve bil vâlideyni ihsânen ve zil kurbâvel yetâmâ vel mesâkîni ve kûlû lin nâsi

A

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 163

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

163

husnen ve ekîmûs salâte ve âtûz zekât (zekâte), summe tevelleytum illâ kalîlen minkum ve entum mu’ridûn (mu’ridûne). Biz, ‹srailo¤ullar›'ndan: “Allah'tan baflkas›na kul olmay›n, ana-babaya, yak›nlara (akrabaya), yetimlere ve miskinlere ihsanda bulunun, insanlara güzel söz söyleyin, namaz› (hakk›yla) k›l›n, zekât› verin.” diye misak alm›flt›k. Sonra da sizden pek az›n›z hariç, (misak›n›zdan geri) döndünüz. Ve siz, yüz çeviren kimselersiniz. 5/M‹DE–12: Ve lekad ehazallâhu mîsâka benî isrâîl(isrâîle), ve beasnâ minhumusney aflera nakîbâ(nakîben) ve kâlellâhu innî meakum lein ekamtumus salâte ve âteytumuz zekâte ve âmentum bi rusulî ve azzertumûhum ve akradtumullâhe kardan hasenen le ukeffirenne ankum seyyiâtikum ve le udh›lennekum cennâtin tecrî min taht›hel enhâr (enhâru), fe men kefere ba’de zâlike minkum fe kad dalle sevâes sebîl (sebîli). Ve andolsun ki Allah, ‹srailo¤ullar›'ndan misak alm›flt›. Ve onlardan on iki nâz›r görevlendirdik. Ve Allahû Teâlâ: “E¤er namaz› mutlaka ikame ederseniz, zekât verirseniz ve Resûllerim'e îmân edip onlara yard›m ederseniz ve Allah'a (Allah için) güzel bir borç verirseniz, muhakkak ki ben sizinle beraberim ve de mutlaka sizin günahlar›n›z› örterim ve sizi, mutlaka alt›ndan ›rmaklar akan cennetlere koyar›m.” dedi. Art›k, bundan sonra sizden kim inkâr ederse mutlaka sevvâ edilmifl (Allah'a ulaflt›rmak üzere dizayn edilmifl) yoldan sapm›fl olur.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 164

164

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

5/M‹DE–70: Lekad ehaznâ mîsâka benî isrâîle ve erselnâ ileyhim rusulâ (rusulen) kullemâ câehum Resûlun bimâ lâ tehvâ enfusuhum ferîkan kezzebû ve ferîkan yaktulûn (yaktulûne). Andolsun ki Biz, ‹srailo¤ullar›'ndan misak ald›k ve onlara Resûller gönderdik. Onlara her Resûl geliflinde, nefislerinin hevâlar›na uymad›¤›ndan dolay›, bir k›sm›n› yalanlad›lar ve bir k›sm›n› da öldürdüler.

Allahû Teâlâ Hristiyanlardan al›nan ruhun misakini, Mâide Suresinin 14. âyet-i kerimesinde zikretmektedir. 5/M‹DE–14: Ve minellezîne kâlû innâ nasârâ ehaznâ mîsâkahum fe nesû hazzan mimmâ zukkirû bihî fe agraynâ beynehumul adâvete vel bagdâe ilâ yevmil k›yâmeh (k›yâmeti) ve sevfe yunebbiuhumullâhu bimâ kânû yasnaûn (yasnaûne). Ve muhakkak ki biz “nasârây›z” diyenlerden misaklar›n› ald›k, gene de uyar›ld›klar› hususlardan (kendilerine hat›rlat›lan fleyden) bir pay almay› (nasiplerini) unuttular. Bu yüzden k›yamet gününe kadar aralar›na düflmanl›k, kin ve nefret sald›k. Allah yak›nda, onlara yapm›fl olduklar›n› haber verecek.

4.1.1 Ruhun misaki 12 kez üzerimize farz k›l›nm›flt›r
13/RA’D–21: Vellezîne yas›lûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahflevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb (hisâbi).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 165

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

165

Ve onlar Allah'›n (ölümden evvel), Allah'a ulaflt›r›lmas›n› emretti¤i fleyi (ruhlar›n›), O'na (Allah'a) ulaflt›r›rlar. Ve Rab'lerine karfl› huflû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar. 42/fiÛR–47: ‹stecîbû li rabbikum min kabli en ye’tiye yevmun lâ meredde lehu minallâh (minallâhi), mâ lekum min melcein yevme izin ve mâ lekum min nekîr (nekîrin). Rabbinize icabet edin (Allah'a ulaflmay› dileyin), Allah taraf›ndan geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. ‹zin günü, sizin için bir s›¤›nak yoktur. Ve sizin için bir inkâr yoktur (yapt›klar›n›z› inkâr edemezsiniz). 51/ZÂR‹YÂT–50: Fe firrû ilâllâh (ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn (mubînun). Öyleyse Allah'a firar edin (kaç›n ve s›¤›n›n). Muhakkak ki ben, sizin için O'ndan (Allah taraf›ndan gönderilmifl) apaç›k bir nezirim. 73/MUZZEMM‹L–8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ (tebtîlen). Ve Rabbinin ‹smi'ni zikret ve herfleyden kesilerek O'na ulafl. 89/FECR–28: ‹rciî ilâ rabbiki râd›yeten mard›yyeh (mard›yyeten). Rabbine dön (Allah'tan) raz› olarak ve Allah'›n r›zas›n› kazanm›fl olarak! 4/N‹S–58: ‹nnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 166

166

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

en tahkumû bil ad l(adli), innallâhe ni›mmâ ye›zukum bih (bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ (basîran). Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar aras›nda hakemlik yapt›¤›n›z zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel ö¤üt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi ifliten ve en iyi görendir. 5/M‹DE–7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh (vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr (sudûri). Allah'›n, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “‹flittik ve itaat ettik” dedi¤iniz zaman, onunla sizi ba¤lad›¤› misâk›n›z› hat›rlay›n. Allah'a karfl› takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, gö¤üslerde (sinelerde) olan› en iyi bilir. 6/EN’ÂM–152: Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga efluddeh (efluddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil k›st (k›st›), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn (tezekkerûne). Yetimin mal›na, o en kuvvetli ça¤›na gelinceye kadar, en güzel flekliyle olmad›kça yaklaflmay›n. Ölçü ve tart›y› adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün d›fl›nda (bir fley ile) sorumlu tutmay›z. Söyledi¤iniz zaman, yak›n›n›z olsa bile, art›k adaletle söyleyin. Allah'›n ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) iflte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 167

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

167

39/ZUMER–54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn (tunsarûne). Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaflt›rmay› dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yard›m olunmazs›n›z. 30/RÛM–31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muflrikîn (muflrikîne). O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaflmay› dileyin) ve O'na karfl› takva sahibi olun. Ve namaz› ikame edin (namaz k›l›n). Ve (böylece) müflriklerden olmay›n. 31/LOKMÂN–15: Ve in câhedâke alâ en tuflrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tut›’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy (ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn (ta’melûne). Ve bilgin olmayan bir fley hakk›nda, flirk koflman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaflt›rmay› dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüflünüz banad›r. O zaman yapt›¤›n›z fleyleri size haber verece¤im. 10/YÛNUS–25: Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm (selâmi), ve yehdî men yeflâu ilâ s›rat›n mustekîm (mustekîmin). Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'›na ulaflt›rmay›) diledi¤i kimseyi,

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 168

168

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

S›rat› Mustakîm’e ulaflt›r›r. Allahû Teâlâ’n›n tayin etti¤i mürflide tâbî olmadan hiç kimse tek bafl›na ruhunu Allahû Teâlâ’ya teslim edemez. 55/RAHMÂN–33: Yâ ma'flerel cinni vel insi inisteta'tum en tenfuzû min aktâris semâvâti vel ard› fenfuz (fenfuzû), lâ tenfuzûne illâ bi sultân (sultânin). Ey insan ve cin toplulu¤u! Semalar›n ve arz›n kuturlar›ndan (çaplar›ndan) nüfuz etmeye (ç›k›p gitmeye) e¤er gücünüz yetiyorsa, haydi nüfuz edin (geçip, ç›k›n)! Bir sultan (bir mürflid) olmaks›z›n nüfuz edemezsiniz (geçip ç›kamazs›n›z).

4.2 Fizik vücudun ahdi
llahû Teâlâ fizik vücudun ahdini, Yâsîn Suresinin 60 ve 61. âyet-i kerimelerinde ifade etmektedir. 36/YÂSÎN–60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûfl fleytân (fleytâne), innehu lekum aduvvun mubîn (mubinun). Ey Âdemo¤ullar›! Ben, sizlerden fleytana kul olmayaca¤›n›za dair ahd almad›m m›? Muhakkak ki o (fleytan), size apaç›k bir düflmand›r. 36/YÂSÎN–61: Ve eni’budûnî, hâzâ s›râtun mustekîm (mustekîmun). Ve Ben, sizden Bana kul olman›za (dair ahd alma-

A

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 169

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

169

d›m m›?) Bu da S›rat› Mustakîm (üzerinde bulunmak)t›r.

4.2.1 Fizik vücudun ahdi, 3 kez üzerimize farz k›l›nm›flt›r
4/N‹S–58: ‹nnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl (adli), innallâhe ni›mmâ ye›zukum bih (bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ (basîran). Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar aras›nda hakemlik yapt›¤›n›z zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel ö¤üt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi ifliten ve en iyi görendir. 5/M‹DE–7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh (vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr (sudûri). Allah'›n, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “‹flittik ve itaat ettik” dedi¤iniz zaman, onunla sizi ba¤lad›¤› misâk›n›z› hat›rlay›n. Allah'a karfl› takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, gö¤üslerde (sinelerde) olan› en iyi bilir. 6/EN’ÂM–152: Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga efluddeh(efluddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil k›st (k›st›), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 170

170

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn (tezekkerûne). Yetimin mal›na, o en kuvvetli ça¤›na gelinceye kadar, en güzel flekliyle olmad›kça yaklaflmay›n. Ölçü ve tart›y› adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün d›fl›nda (bir fley ile) sorumlu tutmay›z. Söyledi¤iniz zaman, yak›n›n›z olsa bile, art›k adaletle söyleyin. Allah'›n ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) iflte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.

Allahû Teâlâ’n›n tayin etti¤i velî mürflide tâbî olmadan hiç kimse, tek bafl›na fizik vücudunu Allahû Teâlâ’ya teslim edemez. 16/NAHL–36: Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin Resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût (tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh (dalâletu), fe sîrû fîl ard› fanzurû keyfe kâne âk›betul mukezzibîn (mukezzibîne). Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde Resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli k›ld›k). (Allah'a ulaflmay› dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin fleytanlardan) içtinap etsinler (sak›n›p kurtulsunlar) diye. Onlardan bir k›sm›n›, (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaflmay› dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir k›sm›n›n (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Art›k yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanlar›n ak›betinin, nas›l oldu¤una bak›n (görün).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 171

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

171

4.3 Nefsimizin yemini

Allahû Teâlâ nefsimizin yeminini Muddessir 38, 39 ve 40.
âyet-i kerimelerinde dile getirmektedir. 74/MUDDESS‹R–38: Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh (rehînetun). Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazand›klar›) dereceler sebebiyle (karfl›l›¤› olarak) rehinedirler (ba¤l›d›rlar). 74/MUDDESS‹R–39: ‹llâ ashâbel yemîn(yemîni). Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç. 74/MUDDESS‹R–40: Fî cennât (cennâtin), yetesâelûn (yetesâelûne). Onlar cennetlerdedir. (Di¤erlerine) sorarlar.

4.3.1 Allahû Teâlâ, nefsimizin yeminini 3 kez üzerimize farz k›lm›flt›r
4/N‹S–58: ‹nnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl (adli), innallâhe ni›mmâ ye›zukum bih (bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ (basîran). Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar aras›nda hakemlik yapt›¤›n›z za-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 172

172

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

man adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel ö¤üt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi ifliten ve en iyi görendir. 5/M‹DE–7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh (vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr (sudûri). Allah'›n, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “‹flittik ve itaat ettik” dedi¤iniz zaman, onunla sizi ba¤lad›¤› misâk›n›z› hat›rlay›n. Allah'a karfl› takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, gö¤üslerde (sinelerde) olan› en iyi bilir. 6/EN’ÂM–152: Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga efluddeh (efluddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil k›st (k›st›), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn (tezekkerûne). Yetimin mal›na, o en kuvvetli ça¤›na gelinceye kadar, en güzel flekliyle olmad›kça yaklaflmay›n. Ölçü ve tart›y› adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün d›fl›nda (bir fley ile) sorumlu tutmay›z. Söyledi¤iniz zaman, yak›n›n›z olsa bile, art›k adaletle söyleyin. Allah'›n ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) iflte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti. Allahû Teâlâ’n›n tayin etti¤i velî mürflide tâbî olmadan hiç kimse, tek bafl›na nefsini tezkiye ve tasfiye ederek Allahû Teâlâ’ya teslim edemez. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–164: Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim Resûlen min enfusihim yetlû

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 173

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

173

aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh (hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn (mubînin). Andolsun ki Allah, mü'minlerin (bafllar›n›n) üzerine (devrin imam›n›n ruhu) bir ni'met olmak üzere (onlar›n aralar›nda, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir Resûl beas eder. Onlara O'nun (Allah'›n) âyetlerini tilâvet eder, onlar› tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti ö¤retir. Ondan evvel (Allah'a ulaflmay› dilemeden evvel) onlar gerçekten aç›k bir dalâlet içinde idiler.

4.4 Ahdallahi (irademizin misaki)
llahû Teâlâ ahdallahi veya irademizin misakini Mâide Suresinin 7. âyet-i kerimesinde ifade etmektedir. 5/M‹DE–7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh (vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr (sudûri). Allah'›n, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “‹flittik ve itaat ettik” dedi¤iniz zaman, onunla sizi ba¤lad›¤› misâk›n›z› hat›rlay›n. Allah'a karfl› takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, gö¤üslerde (sinelerde) olan› en iyi bilir.

A

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 174

174

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

4.4.1 Ahdallahi (irademizin misaki), üç kez üzerimize farz k›l›nm›flt›r

4/N‹S–58: ‹nnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl (adli), innallâhe ni›mmâ ye›zukum bih (bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ (basîran). Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar aras›nda hakemlik yapt›¤›n›z zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel ö¤üt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi ifliten ve en iyi görendir. 5/M‹DE–7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh (vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr (sudûri). Allah'›n, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “‹flittik ve itaat ettik” dedi¤iniz zaman, onunla sizi ba¤lad›¤› misâk›n›z› hat›rlay›n. Allah'a karfl› takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, gö¤üslerde (sinelerde) olan› en iyi bilir. 6/EN’ÂM–152: Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga efluddeh (efluddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil k›st (k›st›), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn (tezekkerûne). Yetimin mal›na, o en kuvvetli ça¤›na gelinceye kadar, en güzel flekliyle olmad›kça yaklaflmay›n. Ölçü

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 175

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

175

ve tart›y› adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün d›fl›nda (bir fley ile) sorumlu tutmay›z. Söyledi¤iniz zaman, yak›n›n›z olsa bile, art›k adaletle söyleyin. Allah'›n ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) iflte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.

Allahû Teâlâ’n›n tayin etti¤i velî mürflide tâbî olmadan hiç kimse, tek bafl›na iradesini Allahû Teâlâ’ya teslim edemez. 2/BAKARA–151: Kemâ erselnâ fîkum Resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn (ta’lemûne). Nitekim size, aran›zda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup aç›klas›n) ve sizi (nefsinizi)tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap'›(Kurân› Kerim'i) ve hikmeti ö¤retsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmedi¤iniz fleyleri ö¤retsin..

Her devirde hayy olan devrin imam›na, velî Resûllere veya Allahû Teâlâ’n›n tayin etti¤i velî mürflide tâbî olmadan hiç kimse yeminlerini ve iradesinin misakini yerine getiremez. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–179: Mâ kânallâhu li yezerel mu’minîne alâ mâ entum aleyhi hattâ yemîzel habîse minet tayyib (tayyibi), ve mâ kânallâhu li yutliakum alel gaybi ve lâkinnallâhe yectebî min rusulihî men yeflâu fe âminû billâhi ve rusulih (rusulihî), ve in

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 176

176

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

tu’minû ve tettekû fe lekum ecrun azîm (azîmun).” Allah, habis olan› (kötüyü), temiz olandan (mü'min olan›, mü'min gözükenden) ay›r›ncaya kadar mü'minleri, sizin bulundu¤unuz hâl üzere (mü'min olanla mü'min gözükenin bir arada oldu¤u bir durumda) terk edecek de¤ildir. Ve Allah sizi gayba muttali edecek (gayb› bildirecek) de¤ildir. Ve lâkin Allah, Resûllerinden diledi¤i kimseyi seçer (gayb› o Resûlüne bildirir). O halde, Allah'a ve O'nun Resûllerine îmân edin. Ve e¤er âmenû olur ve takva sahibi olursan›z, o zaman sizin için "Büyük Ecir" vard›r. 32/SECDE–24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûk›nûn (yûk›nûne). Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar k›ld›k ve sab›r sahibi olduklar› ve âyetlerimize (Hakk'ul yakîn seviyesinde) yakîn hâs›l etmifl olduklar› için. 72/C‹NN–26: Âlimul gaybi fe lâ yuzhiru alâ gaybihî ehadâ (ehaden). O (Allah), gayb› bilendir. Fakat O, gayb›n› hiç kimseye izhar etmez (aç›klamaz). 72/C‹NN–27: ‹llâ menirtedâ min Resûlin fe innehu yesluku min beyni yedeyhi ve min halfihî rasadâ(rasaden). Resûllerden raz› olduklar› (tasarruf r›zas›na ulaflm›fl olanlar›) hariç! O takdirde, muhakkak ki O (Allah), onlar›n önünden ve arkas›ndan gözetenler sevkeder ki,

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 177

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

177

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 178

178

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

5

fiEYTANIN, ALLAH’IN RESÛLLER‹NE KURDU⁄U TUZAKLAR

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 179

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

179

Her devirde yeryüzünde fleytan›n temsilcisi olan insanlar vard›r. Kendileri Allah’a ulaflmay› dilemedikleri gibi baflkalar›n› da Allahû Teâlâ’n›n yolundan al›koyan bu insanlar›n en çok baflvurdu¤u yöntem, Resûlü toplumun gözünde küçük düflürerek insanlar›n hidayetine engel olmakt›r. fieytan, insanlar›n ahiret ve dünya mutlulu¤una ulaflmalar›n›n, ancak Resûlün getirdi¤i hidayete tâbî olmakla gerçekleflti¤ini çok iyi bilmektedir. Ve bu sebeple dostlar›n› kullanarak, her türlü sözlü iftirayla, fiili sald›r›larla, Allah’›n Resûlüne engel olmaya çal›flmaktad›r. Her devirde mutlak surette Resûller yalanlanm›fl, iftiraya u¤ram›fl ve dahas› katledilmifllerdir. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 67/MULK–9: Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min fley’in, in entum illâ fî dalâlin kebîr (kebîrin). Onlar (cehenneme at›lanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmiflti. Fakat biz onu yalanlad›k ve Allah hiçbir fley indirmemifltir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.” fieytana tâbî olan ve Allah’›n yolundan al›koyan insanlar, Resûlün yapt›¤› hidayet tebli¤inde samimî olmad›¤›n›, onun asl›nda kendi ç›karlar› için böyle bir tebli¤ ifline giriflti¤ini iddia etmektedirler. Bu iftiraya göre, Resûlün insanlardan itaat istemesinin ard›nda da “iktidar h›rs›” yatmaktad›r. ‹flte fleytan ve avanesi insanlar› böyle bir tuza¤a düflürerek, Resûle itaatin Allah’a itaat oldu¤unu, Resûle itaati Allah’›n emretti¤i gerçe¤ini gizlemektedirler. Oysaki Allahû Teâlâ Resûle itaatin Allah’a itaat oldu¤unu, Nisa-80’de aç›k ve kesin bir hüküm olarak ortaya koymufltur.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 180

180

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

4/N‹S–80: Men yuti›r Resûle fe kad atâallâh (atâallâhe), ve men tevellâ fe mâ erselnâke aleyhim hafîzâ (hafîzen). Kim Resûl'e itaat ederse, böylece andolsun ki Allah'a itaat etmifl olur. Ve kim yüz çevirirse, o takdirde Biz seni, onlar›n üzerine muhaf›z olarak göndermedik. Resûl ve ona ihsanla tâbî olan hak mü’minler, kendilerine yöneltilen iftiralar›n, eziyet amaçl› söz ve haberlerin, Allah'›n kendileri için yaratt›¤› bir imtihan vesilesi oldu¤unu bilenlerdir. Çünkü bu tür iftiralar›n mü’minlerin bafl›na mutlaka gelece¤i Kur’ân-› Kerim’de haber verilmifltir. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 3/ÂL‹ ‹MRÂN–186: Le tublevunne fî emvâlikum ve enfusikum ve le tesmeunne minellezîne ûtûl kitâbe min kablikum ve minellezîne eflrakû ezen kesîrâ (kesîran), ve in tasbirû ve tettekû fe inne zâlike min azmil umûr (umûri). Mallar›n›z ve canlar›n›z hususunda siz mutlaka imtihan olunacaks›n›z. Sizden önce kitap verilenlerden ve flirk koflanlardan elbette birçok incitici (sözler) duyacaks›n›z. E¤er siz sabrederseniz ve takva sahibi olursan›z ki bu muhakkak, ifllerin “âzim” olanlar›ndand›r. 8/ENFÂL–17: Fe lem taktulûhum ve lâkinnallâhe katelehum, ve mâ remeyte iz remeyte ve lâkinnallâhe remâ, ve li yubliyel mu’minîne minhu belâen hasenâ (hasenen), innallâhe semîun alîm (alîmun). Onlar› siz öldürmediniz ama onlar› Allah öldürdü. Ve att›¤›n zaman da sen atmad›n ama Allah att›. Ve

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 181

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

181

Allah, mü’minleri Kendisinden ahsen belâ ile imtihan eder. Muhakkak ki Allah, iflitendir ve bilendir. Allahû Teâlâ, bu gibi imtihanlar›n sonunda îmân edenleri temize ç›karaca¤›n› da âyetlerinde vaadetmifltir. Örne¤in Hz. Musa'ya da kavmi, iftira ve kötü sözlerle eziyet etmeye yeltenmifl ancak Allah kendisini inkârc›lar›n söylemekte olduklar›ndan temize ç›karm›flt›r. Bu konu Ahzab Suresinin 69. âyeti kerimesinde flöyle bildirilmektedir: 33/AHZÂB–69: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tekûnû kellezîne âzev mûsâ fe berreehullâhu mimmâ kâlû, ve kâne indallâhi vecîhâ (vecîhen). Ey âmenû olanlar, Musa (A.S)’a eziyet edenler gibi olmay›n! Ve Allah, onu (Musa (A.S)’›), onlar›n söyledikleri fleylerden berî k›ld› (temize ç›kard›). Ve o, Allah’›n kat›nda vecihti (yüzü akt›, flerefliydi). Ayn› flekilde Hz. Yusuf'a da iffeti hakk›nda büyük bir iftira at›lm›fl, hiçbir suçu yokken ve suçsuz oldu¤u herkes taraf›ndan anlafl›lmas›na ra¤men hapse at›lm›flt›r. Allahû Teâlâ bu konuyu Yusuf Suresinin 35. âyet-i kerimesinde ifade etmektedir. 12/YÛSUF–35: Summe bedâlehum min ba’di mâ raevul âyâti le yescununnehu hattâ hîn(hînin). Daha sonra delilleri gördükten sonra, belli bir süreye kadar onu mutlaka zindana atmalar›, onlara uygun göründü. Hz. Yusuf, hakk›nda oluflturulan flaibelerden ötürü y›llarca zindanda tutulmufltur. Ancak sonunda hakk›ndaki ithamlardan temize ç›km›flt›r. Allahû Teâlâ bu konuyu Yusuf Suresinin 51 ve 52. âyet-i kerimelerinde ifade etmektedir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 182

182

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

12/YÛSUF–51: Kâle mâ hatbukunne iz râvedtunne yûsufe an nefsih (nefsihî), kulne hâfle lillâhi mâ alimnâ aleyhi min sû (sûin), kâletimre’etul azîzil âne hashasal hakku ene râvedtuhu an nefsihî ve innehu le mines sâdikîn (sâdikîne). (Melik): "Yusuf’u elde etmek istedi¤iniz zaman konufltu¤unuz konu neydi?" dedi. Onlar (kad›nlar) flöyle dediler: “Hâflâ, Allah için ondan bir kötülük görmedik." Azîzin kar›s› da: “fiimdi hak (gizli iken) ortaya ç›kt›. Ben, onun nefsinden murat almak istedim. Muhakkak ki; o sad›klardand›r.” dedi. 12/YÛSUF–52: Zâlike li ya’leme ennî lem ehunhu bil gaybi ve ennallâhe lâ yehdî keydel hâinîn (hâinîne). (Yusuf haberciye dedi ki:) "‹flte bu, benim onun g›yab›nda (yoklu¤unda) ona (efendime) ihanet etmedi¤imi ve Allah’›n, ihanet edenlerin hilesini baflar›ya ulaflt›rmad›¤›n› bilmeleri içindir." Suçsuz oldu¤unun anlafl›lmas›n›n ard›ndan Hz. Yusuf, hükümdar›n güvenini kazanm›fl, kavminin bafl›na geçmifl ve iktidar sahibi olmufltur. 12/YÛSUF–55: Kâlec’alnî alâ hazâinil ard (ard›), innî hafîzun alîm (alîmun). (Yusuf A.S) flöyle dedi: “ Beni bu yerin hazineleri üzerine sorumlu k›l! Muhakkak ki; ben iyi korurum, iyi bilirim.” 12/YÛSUF–56: Ve kezâlike mekkennâ li yûsufe fîl ard (ard›), yetebevveu minhâ haysu yeflâ’ (yeflâu), nusîbu bi rahmetinâ men neflâu ve lâ nudîu ecrel muhsinîn (muhsinîne).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 183

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

183

Ve iflte böylece Yusuf (A.S)’› yeryüzünde yerlefltirdik (mevki sahibi yapt›k). Onun (yeryüzünün), diledi¤i yerine yerleflti. Diledi¤imiz kimseye rahmetimizi göndeririz. Ve muhsinlerin ecrini (mükâfat›n›) zayi etmeyiz.

Resûllerin, insanlar›n karfl›s›nda temize ç›kma gibi bir endifleleri de yoktur. Ancak Resûllere ve Mü’minlere iftira atanlar için ahirette çok büyük bir azap vard›r. Allah’›n Resûlleri, kendilerine yap›lan iftiralar sebebiyle bir endifle içine girmezler. Herfleyden haberdar olan Allah'›n onlar›n kalplerinde olan› ve ne yapt›klar›n› bilmesi yeterlidir. Allahû Teâlâ Nûr Suresinin 23, 24, 25. âyet-i kerimelerinde flöyle buyurmaktad›r: 24/NÛR–23: ‹nnellezîne yermûnel muhsanâtil gâfilâtil mu’minâti lu›nû fid dunyâ vel âh›rati ve lehum azâbun azîm (azîmun). Muhakkak ki gâfil (kendisinin haberi olmaks›z›n) muhsin (iffetli) kad›nlara ve mü’min kad›nlara (iftira) atanlar, dünya ve ahirette lânetlenmifltir. Ve onlara azîm azap vard›r. 24/NÛR–24: Yevme teflhedu aleyhim elsinetuhum ve eydîhim ve erculuhum bimâ kânû ya’melûn (ya’melûne). O gün onlara, onlar›n dilleri, elleri ve ayaklar› (hayat filmleri) yapm›fl olduklar›na flahitlik edecek. 24/NÛR–25: Yevme izin yuveffîhimullâhu dînehumul hakka ve ya’lemûne ennallâhe huvel hakkul mubîn (mubînu).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 184

184

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

‹zin günü Allah onlara dînlerini (negatif ve pozitif derecelerin karfl›l›¤›n›) hakk›yla ödeyecektir. Ve Allah’›n, Hakk Mübin (hakk› aç›klayan, yerine getiren) oldu¤unu bilecekler. Mü’min erkek ve mü’min kad›nlar› ifllemedikleri suçlar nedeniyle itham edenlerin durumunu, Allahû Teâlâ Ahzâb Suresinin 58. âyet-i kerimesinde ifade etmektedir. 33/AHZÂB–58: Vellezîne yu’zûnel mu’minîne vel mu’minâti bi gayri mektesebû fe kadihtemelû buhtânen ve ismen mubînâ (mubînen). Ve mü’min erkek ve mü’min kad›nlara iktisap etmedikleri (haketmedikleri, bir suç ifllemedikleri) halde eziyet edenler bu durumda buhtan (iftira) ve apaç›k günah yüklenmifl oldular.

5.1 Resûlün menfaat peflinde kofltu¤u iftiras›

Kavimleri ile olan mücâdeleleri s›ras›nda Resûllere at›lan iftiralar ve inkâr edenlerin bu amaçla kulland›klar› çeflitli karalama yöntemleri vard›r. Resûlün menfaat peflinde kofltu¤unu ileri sürmek, bu yöntemlerden biridir. Hz.Musa zaman›nda Firavun ve yak›n çevresi, Hz. Musa'n›n insanlar› Allah'›n dînine davet etmeyi de¤il, “yeryüzünde büyüklü¤e ulaflmay›” istedi¤ini iddia etmifllerdir. Allahû Teâlâ bu durumu Yunus Suresinin 78. âyet-i kerimesinde flöyle bildirmektedir:

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 185

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

185

10/YÛNUS–78: Kâlû e ci’tenâ li telfitenâ ammâ vecednâ aleyhi âbâenâ ve tekûne lekumel kibriyâu fîl ard (ard›), ve mâ nahnu lekumâ bi mu’minîn (mu’minîne). Dediler ki: “Babalar›m›z› üzerinde buldu¤umuz fleyden bizi çevirmek için ve yeryüzünde büyüklük (üstünlük, saltanat) sizin olsun diye mi bize geldiniz? Ve biz siz ikinize îmân edecek (inanacak) de¤iliz.” Ayn› suçlaman›n Hz. Nuh'a da yap›ld›¤›n› Allahû Teâlâ, Mu’minûn Suresinin 23 ve 24. âyet-i kerimelerinde ifade etmektedir. 23/MU’M‹NÛN–23: Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî fe kâle yâ kavmi’ budullâhe mâ lekum min ilâhin gayruh (gayruhu), e fe lâ tettekûn (tettekûne). Ve andolsun ki Nuh (A.S)’› kendi kavmine gönderdik. O zaman (onlara): “Ey kavmim! Allah’a kul olun. Sizin için O’ndan baflka ‹lâh yoktur. Hâlâ takva sahibi olmayacak m›s›n›z (Allah’a ulaflmay› dilemeyecek misiniz)?” dedi. 23/MU’M‹NÛN–24: Fe kâlel meleullezîne keferû min kavmihî mâ hâzâ illâ beflerun m›slukum yurîdu en yetefaddale aleykum, ve lev flâallâhu le enzele melâikeh (melâiketen), mâ semi’nâ bi hâzâ fî âbâinel evvelîn (evvelîne). Onun kavminden kâfir olanlar›n ileri gelenleri: “Bu, sizin gibi beflerden (insandan) baflka bir fley de¤il. Size üstün gelmek (hükmetmek) istiyor. Ve e¤er Allah dileseydi mutlaka melekler indirirdi. Atalar›m›zdan bunun hakk›nda bir fley iflitmedik.” dediler.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 186

186

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

‹srâ Suresinin 94. ve Tegâbun Suresinin 6.âyetlerinde, Allah’a ulaflmay› dilemeyenlerin, Resûlleri de kendileri gibi s›radan insanlar zannettikleri ifade edilmektedir. 17/‹SR–94: Ve mâ menean nâse en yu’minû iz câe humul hudâ illâ en kâlû e beasallâhu befleren Resûlâ(Resûlen). Onlara hidayet geldi¤i zaman insanlar›n inanmalar›na, “Allah, insan Resûl mü gönderdi?” demelerinden baflka bir fley mani olmad›. 64/TEGÂBUN–6: Zâlike bi ennehu kânet te’tîhim rusuluhum bil beyyinâti fe kâlû e beflerun yehdûnenâ fe keferû ve tevellev vestagnâllâh (vestagnâllâhu), vallâhu ganiyyun hamîd (hamîdun). ‹flte bu, onlara Resûlleri beyyineler (aç›k deliller) getirdi¤i zaman: “Bir befler mi bizi hidayete erdirecek?” demeleri sebebiyledir. Böylece inkâr ettiler ve yüz çevirdiler. Ve Allah, müsta¤ni oldu¤unu (Kendisinin hiçbir fleye ve de onlar›n îmânlar›na da ihtiyac› olmad›¤›n›) gösterdi. Ve Allah; Gani’dir, Hamîd’dir. Hz. Musa ve di¤er tüm Resûller, Allah öyle emretti¤i için insanlar› kendilerine itaate ça¤›rmaktad›rlar. Resûllere itaat edenlerin günahlar›n› Allahû Teâlâ ma¤firet ederek sevaba çevirmektedir. 4/N‹S–64: Ve mâ erselnâ min Resûlin illâ li yutâa bi iznillâh (iznillâhi), ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfere lehumur Resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ (rahîmen). Ve Biz, (hiç) bir Resûlü, Allah’›n izniyle kendilerine itaat edilmesinden baflka birfley için göndermedik.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 187

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

187

Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, e¤er sana gelselerdi, böylece Allah’tan ma¤firet dileselerdi ve Resûl de onlar için ma¤firet dileseydi, mutlaka Allah’›, (iki taraf›n da) tövbelerini (onlar›n tövbesini ve Resûl’ün ma¤firet talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlard›. Resûl de, ona îmân edip itaat edenler de Allah'›n kullar›d›rlar. Burada istenilen kiflisel bir itaat de¤il; Allah’›n emirlerine itaattir. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–51: ‹nnallâhe rabbî ve rabbukum fa’budûh (fa’budûhu), hâzâ s›râtun Mustakîm (mustakîmun). Muhakkak ki Allah, benim de Rabbim ve sizin de Rabbiniz'dir. O halde O’na kul olun. (‹flte) bu “S›rât› Mustakîm'dir (Allah’a ulaflt›ran yoldur).” Resûl, insanlar› kendisine itaat etmeye davet ederken, gerçekte onlar› Allah'a kul olmaya davet etmektedir. Bu hakikati Allahû Teâlâ Âli ‹mrân Suresinin 79 ve 80. âyet-i kerimelerinde flöyle bildirmektedir: 3/ÂL‹ ‹MRÂN–79: Mâ kâne li beflerin en yu’tiyehullâhul kitâbe vel hukme ven nubuvvete summe yekûle lin nâsi kûnû ›bâden lî min dûnillâhi ve lâkin kûnû rabbâniyyîne bi mâ kuntum tuallimûnel kitâbe ve bimâ kuntum tedrusûn (tedrusûne). Bir insan için, Allah'›n kendisine kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra onun insanlara; "Allah'tan baflka bana kul olun" demesi olamaz (mümkün de¤ildir). Fakat, sizin kitab› tedris etmifl (okuyup ö¤renmifl) olman›z ve ö¤retiyor olman›z-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 188

188

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

dan dolay› ancak: "Rabbâni (kendini Rabb'e adam›fl) kullar olunuz" der. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–80: Ve lâ ye’murekum en tettehizûl melâikete ven Nebîyyîne erbâbâ (erbâben), e ye’murukum bil kufri ba’de iz entum muslimûn (muslimûne). Ve size: "Melekleri ve peygamberleri Rab'ler edinin!" diye emretmez. Siz, müslüman olduktan (teslim olduktan) sonra size küfrü emreder mi? Oysa buna karfl›l›k, Firavun kendisinin "‹lâh" (Rab) oldu¤unu iddia etmifltir. 79/NÂZ‹ÂT–24: Fe kâle ene rabbukumul a'lâ. Sonra da (firavun) dedi ki: “Ben sizin çok yüce Rabbinizim.” Firavunun yak›n çevresindeki mücrimler, Resûlle karfl›laflt›klar›nda, onun kendi ç›karlar› için insanlar› kendisine tâbî k›lmaya çal›flt›¤›n› zannetmifllerdir. Onlar›n gözünde Resûl, kendi düzenlerini y›kmaya çal›flan bir rakip hüviyetindedir.

5.2 Delilik iftiras›
tefle ça¤›ran mücrimlerin s›kça kulland›klar› iftiralardan biri de, Resûlü ve ona ihsanla tâbî olan hak mü’minleri “delilik” ile suçlamalar›d›r. Bu suçlama, neredeyse tüm Resûllere yöneltilmifltir. Kur’ân-› Kerim’de, s›k s›k bu konuya dikkat çekilmektedir. Örne¤in Allahû Teâlâ, Hz. Nuh (A.S)'a; “Kendisinde delilik

A

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 189

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

189

bulunan bir adam” dendi¤ini, Mu’minûn Suresinin 25 ve Kamer Suresinin 9. âyet-i kerimelerinde haber vermektedir. 23/MU’M‹NÛN–25: ‹n huve illâ raculun bihî cinnetun fe terabbasû bihî hattâ hîn (hînin). O ancak cinnet getirmifl bir adamd›r. O halde, onu belli bir süre bekleyin (gözetim alt›nda tutun)! 54/KAMER–9: Kezzebet kablehum kavmu nûh›n fe kezzebu abdenâ ve kâlû mecnûnun vezducir (vezducire). Onlardan önce Nuh’un kavmi de yalanlad›. Böylece kulumuzu (Hz. Nuh’u) yalanlad›lar. “O, mecnundur.” dediler. Ve cefa edilerek (tebli¤den) men edildi. Ayn› suçlama, Hz. Musa (A.S)'a da yöneltilmifltir. 26/fiUAR–27: Kâle inne Resûlekumullezî ursile ileykum le mecnûn (mecnûnun). (Firavun): “Muhakkak ki size gönderilmifl olan Resûlünüz mutlaka mecnundur (delidir).” dedi. Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e de böyle bir iftira at›lm›flt›r. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 15/H‹CR–6: Ve kâlû yâ eyyuhellezî nuzzile aleyhiz zikru inneke le mecnûn (mecnûnun). Ve: “Ey kendisine zikir indirilen! Gerçekten sen, mutlaka mecnunsun (delisin).” dediler. 15/H‹CR–7: Lev mâ te’tînâ bil melâiketi in kunte minas sâd›kîn (sâd›kîne). E¤er sen sad›klardansan, bize melekleri getirmen gerekmez miydi?

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 190

190

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

23/MU’M‹NÛN–68: E fe lem yeddebberûl kavle em câehum mâ lem ye’ti âbâehumul evvelîn (evvelîne). Onlar hâlâ sözü düflünmediler mi (mânâs›na varmad›lar m›, anlamad›lar m›)? Yoksa onlara, atalar›na gelmemifl olan (bir fley) mi geldi? 23/MU’M‹NÛN–69: Em lem ya’rifû Resûlehum fe hum lehu munkirûn (munkirûne). Yoksa onlar, Resûllerini tan›mad›lar m› (kabul etmediler mi)? Bu durumda onlar, onu (Resûlü) inkâr edenlerdir. 23/MU’M‹NÛN–70: Em yekûlûne bihî cinneh (cinnetun), bel câehum bil hakk› ve ekseruhum lil hakk› kârihûn (kârihûne). Yoksa onda bir delilik oldu¤unu mu söylüyorlar? Hay›r, (o), onlara hak ile geldi. Ve onlar›n ço¤u hakk› kerih görenlerdir. Allahû Teâlâ tüm kavimlerin, kendilerine gönderilen Resûllere bu tür bir suçlamada bulunmaya e¤ilimli olduklar›n› da Sebe Suresinin 7 ve 8. âyet-i kerimelerinde ifade etmektedir. 34/SEBE–7: Ve kâlellezîne keferû hel nedullukum alâ raculin yunebbiukum izâ muzz›ktum kulle mumezzek›n innekum le fî halk›n cedîd (cedîdin). Ve kâfirler dediler ki: "Siz tamamen parça parça oldu¤unuz (öldükten sonra vücudunuz çürüdü¤ü zaman) sizin mutlaka yeniden halkedilece¤inizi (yarat›laca¤›n›z›) haber veren bir adam› size gösterelim mi?"

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 191

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

191

34/SEBE–8: Efterâ alâllahi keziben em bihî cinneh (cinnetun), belillezîne lâ yûminûne bil âhireti fîl azâbi ved dalâlil baîd (baîdi). Allah’a yalanla iftira m› etti? Yoksa onda cinnet (delilik) mi var? Hay›r, onlar, ahirete inanmayanlar, azapta ve uzak bir dalâlet içindedirler. ‹çinde bulundu¤umuz hidayet ça¤›nda, hidayetle görevli olan devrin imam› Mehdi Resûl de ayn› tür iftiralara maruz kalm›flt›r. Bu konu Duhân Suresinin 13 ve 14. âyetlerinde bildirilmifltir. 44/DUHÂN–13: Ennâ lehumuz zikrâ ve kad câehum Resûlun mubîn (mubînun). Onlara (herfleyi) aç›klayan bir Resûl gelmiflti. (Buna ra¤men Resûlün söylediklerinden) ibret almad›lar. 44/DUHÂN–14: Summe tevellev anhu ve kâlû muallemun mecnûn (mecnûnun). Ve (O’NA) (fleytan taraf›ndan vahyedilerek) “ö¤retilmifl” ve “deli” dediler ve sonra O’NDAN yüz çevirdiler. Allah’a ulaflmay› dilemeyen ve baflkalar›n›n dilemesine engel olan, yeryüzünde fesat ç›karan kübera ve sâdatlar›n, Resûllere karfl› böyle iftiralarda bulunmalar›n›n en büyük nedeni, kuflkusuz Resûlleri karalamak suretiyle tâbîiyeti dîn tatbikat›ndan ç›kartmak istemeleridir. Bunun ikinci bir nedeni daha vard›r ki; Allah’›n kendilerini seçmedi¤i bu insanlar (kendileri Allah’› dilemedikleri gibi, baflka insanlar›n dilemesine de mâni olduklar› için seçilmeyenler), Resûlün nas›l olup da tüm bir kavme karfl› kararl› bir mücâdele sergiledi¤ini bir türlü anlayamazlar. Resûl’ün kendi hayat›n› tehlikeye atarak, çok

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 192

192

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

büyük bir maddî güce sahip olan mücrimlerle karfl› karfl›ya gelmesini kavrayamazlar. Çünkü kâfir ve müflriklerin tek k›stas› ç›kard›r. Onlar, yaln›zca dünya hayat›yla ilgili flahsî ç›karlar›n› gözetirler. Buna karfl›n Resûl, tüm flahsî ç›karlar›n› dîni tebli¤ edebilmek için feda etmektedir. Mücrimlerin gözünde bu, bir tür deliliktir. Oysa Resûl dünya hayat›ndaki ç›karlar›ndan vazgeçerken, mükâfat olarak hem dünya mutlulu¤unu kazanmaktad›r, hem de Allah’›n Cemâl’ini görme flerefine nail olmaktad›r ki, bunun de¤eri hiçbir fleyle ölçülemez. Ancak mücrimler kuflkusuz bunu f›k›h edebilecek akla sahip de¤illerdir.

5.3 Büyücülük iftiras›

Kur’ân-› Kerim âyetleri bize göstermektedir ki, Allah’a ulaflmay› dilemeyenlerin karakteristik bir özelli¤i daha vard›r. Bu kifliler, Resûlün hidayet tebli¤inde baflar›ya ulaflmas›n›, tâbiînlerinin ona karfl› duydu¤u sevgi ve sayg›y› bir türlü hazmedemezler. Çünkü her ne kadar kavmin büyük bölümü Resûle karfl› ç›ksa da, içlerinden baz› kimseler Resûlün davetine icabet ederek, dünya hayat›nda Allah’a ulaflmay› dileyerek mü’min olmufllard›r. Resûlün bildirdi¤i gerçekleri kavram›fl ve ona ba¤lanm›fllard›r. Îmân edenler, Resûlün Allah'›n Resûlü oldu¤unun, O'nun hükmüyle hükmetti¤inin bilincindedirler ve bu yüzden de ona karfl› büyük bir sadakat, sayg› ve sevgi ile ba¤l›d›rlar. Bu, Allah’›n yolundan al›koyan fesatç›lar için anlafl›lmas›

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 193

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

193

zor bir durumdur. Onlar›n bak›fl aç›s›na göre Resûlün anlatt›klar›, Mu’minun Suresinin 83. âyetinde bildirildi¤i gibi, eskilerin uydurma masallar›ndan baflka bir fley de¤ildir. 23/MU’M‹NÛN–83: Lekad vu›dnâ nahnu ve âbâunâ hâzâ min kablu in hâzâ illâ esâtîrul evvelîn (evvelîne). Andolsun ki bu, bize vaadedildi ve daha önce de babalar›m›za. Bu ancak evvelkilerin efsaneleridir. ‹flte mücrimlerin "masal" sayd›klar› bu gerçeklere mü’minler büyük bir ba¤l›l›kla ba¤lanmaktad›rlar. Bu durumu anlayamayan veya kabullenemeyen fesatç›lar, Resûlün sahip oldu¤u ikna yetene¤ini, onu büyücülükle itham ederek aç›klamaya çal›fl›rlar. S›k s›k kulland›klar› bu iddiaya göre, Resûl etraf›ndakilerin beynini y›kamakta, onlar› büyülemektedir. Kur’ân-› Kerim’de fesat ç›karanlar›n bu iftiras› flöyle vurgulanmaktad›r: 10/YÛNUS–2: E kâne lin nâsi aceben en evhaynâ ilâ raculin minhum en enzirin nâse ve beflflirillezîne âmenû enne lehum kademe s›dk›n inde rabbihim, kâlel kâfirûne inne hâzâ le sâh›run mubîn (mubînun). Onlardan bir adama, "insanlar› uyarmas›, âmenû olanlar› (ölmeden önce Allah’a ulaflmay› dileyenleri) müjdelemesi" için vahyetmemiz insanlara acaip (garip) mi geldi? Muhakkak ki onlar için, Rab’lerinin yan›nda (kat›nda) s›dd›klar makam› vard›r. Kâfirler flöyle dediler: “Muhakkak ki bu, mutlaka apaç›k bir sihirbazd›r.” 38/SÂD–4: Ve acibû en câehum munzirun minhum

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 194

194

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

ve kâlel kâfirûne hâzâ sâh›run kezzâb (kezzâbun). Ve onlara kendilerinden bir uyar›c› gelmesi acayiplerine gitti (flafl›rd›lar). Ve kâfirler: "Bu çok yalanc› bir büyücü." dediler. 38/SÂD–5: E cealel âlihete ilâhen vâh›dâ (vâh›den), inne hâzâ le fley’un ucâb (ucâbun). ‹lâhlar› bir tek ilâh m› k›l›yor? Muhakkak ki bu, gerçekten acayip (flafl›lacak) bir fley. Ayn› suçlama Hz. Musa (A.S)'a karfl› da yap›lm›flt›r. Allahû Teâlâ bu durumu Zâriyat–38, 39 ve A’râf–109. âyet-i kerimelerinde haber vermektedir. 51/ZÂR‹YÂT–38: Ve fî mûsâ iz erselnâhu ilâ fir’avne bi sultânin mubînin. Ve Hz. Musa’da (da deliller vard›r). Onu firavuna apaç›k bir sultanla (mucize ile) göndermifltik. 51/ZÂR‹YÂT–39: Fe tevellâ bi ruknihî ve kâle sâh›run ev mecnûnun. Fakat o, etraf›ndakilerle yüz çevirdi ve: “O bir sihirbaz veya delidir.” dedi. 7/A’RÂF–109: Kâlel meleu min kavmi fir’avne inne hâzâ le sâh›run alîm(alîmun). Firavun kavminden ileri gelenler: “Bu gerçekten âlim (çok iyi bilen) bir sihirbazd›r.” dediler. Kur’ân-› Kerim’de bu "büyücülük" suçlamas›n›n fesatç›lar aras›nda neredeyse gelenekselleflmifl oldu¤u, Zâriyât Suresinin 52 ve 53. âyet-i kerimelerinde aç›klanmaktad›r.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 195

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

195

51/ZÂR‹YÂT–52: Kezâlike mâ etellezîne min kablihim min Resûlin illâ kâlû sâh›run ev mecnûn (mecnûnun). ‹flte böyle, onlardan öncekiler de, (kendilerine) gelen Resûle “sihirbazd›r veya mecnundur”dan baflka bir fley demediler. 51/ZÂR‹YÂT–53: E tevâsav bih (bihî), bel hum kavmun tâgûn (tâgûne). Onu (Resûle “sihirbaz veya mecnun” demeyi, sonrakilere) vasiyet mi ettiler? Hay›r, onlar azg›n bir kavimdir.

5.4 Yalanc›l›k iftiras›

Kur’ân-› Kerim’de dikkat çekilen bir baflka iftira da, uzak bir
dalâlet içinde olanlar›n, Resûlü yalanc›l›kla suçlamalar›d›r. Zâlimlerin en büyük endiflesi, Resûlün tebli¤ etti¤i hidayetin kabul görmesi ve hidayetin yaflanmas›yla Kur’ân ahlâk›n›n kavim taraf›ndan benimsenmesidir. Bu durumda kendi bât›l (bofl, temelsiz, sahte, yalana dayal›) sistemleri çökecek ve kendi güç ve iktidarlar› da y›k›lacakt›r. Bütün bu sayd›¤›m›z iftiralar (Resûlü ç›kar peflinde koflmakla suçlamak, delilik ve büyücülük iftiralar›) asl›nda Resûlü yalanlamaya yöneliktir. Yapmak istedikleri, Resûl’ün, Allah'›n Resûlü oldu¤unu ve dolay›s›yla tüm bildirdiklerinin de gerçe¤in ta kendisi oldu¤unu gizlemektir. Allahû Teâlâ bu ko-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 196

196

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

nuda flöyle buyurmaktad›r: 2/BAKARA–159: ‹nnellezîne yektumûne mâ enzelnâ minel beyyinâti vel hudâ min ba’di mâ beyyennâhu lin nâsi fîl kitâbi ulâike yel’anuhumullâhu ve yel’anuhumul lâinûn (lâinûne). Muhakkak ki, beyyinelerden indirdi¤imiz fleyleri ve hidayeti (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaflt›r›lmas›n›) Kitap'ta insanlara aç›klamam›zdan sonra gizleyenlere, iflte onlara, Allah lânet eder ve lânet ediciler de onlara lânet eder. 7/A’RÂF–66: Kâlel meleullezîne keferû min kavmihî innâ le nerâke fî sefâhetin ve innâ le nezunnuke minel kâzibîn (kâzibîne). Onun kavminden, ileri gelenlerden inkâr edenler flöyle dedi: “Muhakkak ki biz, seni bir sefihli¤in (aptall›¤›n) içinde görüyoruz. Ve gerçekten biz, seni kesinlikle yalanc›lardan zannediyoruz.” 11/HÛD–27: Fe kâlel meleullezîne keferû min kavmihî mâ nerâke illâ befleren mislenâ ve mâ nerâkettebeake illellezîne hum erâzilunâ bâdiyer re’y (re’yi), ve mâ nerâ lekum aleynâ min fadlin bel nezunnukum kâzibîn (kâzibîne). O zaman kavminden inkâr eden kimselerin ileri gelenleri (flöyle) dedi: “Biz seni, bizim gibi beflerden baflka (olarak) görmüyoruz. Ve bizden afla¤› (fakir, zay›f, aciz) olan basit görüfl sahibi kimselerden baflkas›n›n da sana tâbî oldu¤unu görmüyoruz. Ve sizin bize bir üstünlü¤ünüzü de görmüyoruz. Bilâkis sizleri yalanc› zannediyoruz.”

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 197

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

197

54/KAMER–23: Kezzebet semûdu bin nuzur (nuzuri). Semud (kavmi) de uyar›lar› yalanlad›. 54/KAMER–24: Fe kâlû e befleren minnâ vâhiden nettebiuhû innâ izen le fî dalâlin ve suur (suurin). O zaman flöyle dediler: “Bizden biri olan bir beflere mi? Biz, ona m› tâbî olaca¤›z? O takdirde muhakkak ki biz, gerçekten dalâlet ve ç›lg›nl›k içinde oluruz.” 54/KAMER–25: E ulk›yez zikru aleyhi min beyninâ bel huve kezzâbun eflir (eflirun). Zikir, aram›zdan ona m› ilka edildi (ulaflt›r›ld›)? Hay›r, o haddini aflan bir yalanc›d›r. 23/MU’M‹NÛN–38: ‹n huve illâ raculunifterâ alâllâhi keziben ve mâ nahnu lehu bi mu’minîn (mu’minîne). O (Resûl), ancak Allah’a yalanla iftira eden bir adamd›r. Ve biz, O’na inananlar de¤iliz.

5.5 Resûllerin alaya al›nmas›

Yeryüzünde fesat ç›karanlar, Hicr Suresinin 10 ve 11. âyet-i
kerimelerine göre, Allah’›n Resûlleriyle alay ederler. 15/H‹CR–10: Ve le kad erselnâ min kablike fî fliya›l evvelîn (evvelîne). Ve andolsun senden önce, evvelki toplumlara da

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 198

198

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

(Resûller) gönderdik. 15/H‹CR–11: Ve mâ ye’tîhim min Resûlin illâ kânû bihî yestehziûn (yestehziûne). Onlara (hiç) bir Resûl gelmedi ki; onunla alay etmifl olmas›nlar.

5.6 Sapk›nl›k ve ahlâks›zl›k iftiras›

fieytan›n taraftarlar›, Allah’›n Resûl’ünü ve ona ihsanla tâbî
olanlar› sapk›nl›kla, hatta ahlâks›zl›kla suçlamaktad›rlar. Hz. Yusuf da, Hz. Meryem de inkâr edenler taraf›ndan "ahlâks›zl›k" iftiras›na u¤ram›fllard›r. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 12/YÛSUF–23: Ve râvedethulletî huve fî beytihâ an nefsihî ve ¤allekatil ebvâbe ve kâlet heyte lek (leke), kâle ma âzallâhi innehu rabbî ahsene mesvây (mesvâye), innehu lâ yuflihuz zâlimûn (zâlimûne). (Yusuf’un) evinde kald›¤› kad›n, ondan murat almak istedi. Kap›lar› s›ms›k› kapat›p: “Hadi gel, senin için...” dedi. O (Yusuf da) flöyle dedi: “Allah’a s›¤›n›r›m. O benim Rabbimdir. Benim yerleflme yerimi en güzel flekilde yapt›. Muhakkak ki; zalimler felâha (kurtulufla) ermezler.” 12/YÛSUF–24: Ve le kad hemmet bihî ve hemme bihâ, levlâ en reâ burhâne rabbih (rabbihi), kezâlike li nasrife anhus sûe vel fahflâ (fahflâe), innehu

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 199

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

199

min ibâdinel muhlesîn (muhlesîne). Ve andolsun ki; (kad›n) onu arzulad›. E¤er Rabbinin delilini görmeseydi, o (Yusuf A.S) da onu arzulam›flt›. ‹flte böylece onu kötülükten ve fuhufltan uzaklaflt›r›r›z. Muhakkak ki; o muhlis kullar›m›zdand›r. 12/YÛSUF–25: Vestebekâl bâbe ve kaddet kamîsahu min duburin ve elfeyâ seyyidehâ ledel bâb(bâbi), kâlet mâ cezâu men erâde bi ehlike sûen illâ en yuscene ev azâbun elîm (elîmun). Ve ikisi de kap›ya kofltular. (Kad›n) onun gömle¤ini arkadan (çekerek) y›rtt›. Ve kap›n›n yan›nda onun (kad›n›n) efendisi ile karfl›laflt›lar. Ve (kad›n) flöyle dedi: "Senin ehline (ailene) kötülük yapmak isteyen kimsenin cezas› zindana at›lmak veya ac› (bir) azaptan baflka nedir?” 12/YÛSUF–26: Kâle hiye râvedetnî an nefsî ve flehide flâhidun min ehlihâ, in kâne kamîsuhu kudde min kubulin fe sadekat ve huve minel kâzibîn (kâzibîne). (Yusuf flöyle) dedi: "O beni elde etmek istedi. Onun (kad›n›n) ailesinden bir flahit, flahitlik etti. E¤er onun gömle¤i önden y›rt›lm›fl ise o taktirde, o (bayan) do¤ru söylemifltir ve o (erkek) yalanc›lardand›r." 12/YÛSUF–27: Ve in kâne kamîsuhu kudde min duburin fe kezebet ve huve mines sâdikîn (sâdikîne). Ve e¤er onun gömle¤i arkadan y›rt›lm›flsa, o takdirde o (kad›n) yalan söyledi ve o (erkek) do¤ru söyleyenlerdendir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 200

200

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

12/YÛSUF–28: Fe lemmâ reâ kamîsahu kudde min duburin kâle innehu min keydikun (kunne), inne keydekunne azîm (azîmun). Böylece onun gömle¤inin arkadan y›rt›lm›fl oldu¤unu gördü¤ü zaman, (kad›n›n efli) flöyle dedi: “Muhakkak ki o sizin tuza¤›n›z. Sizin tuza¤›n›z geçekten büyüktür.” 12/YÛSUF–29: Yûsufu a’r›d an hâzâ vestagfirî li zenbik (zenbiki), inneki kunti minel hât›în (hât›îne). Yusuf, sen bundan yüz çevir. Ve (sen) de (kad›n) günah›n için ma¤firet dile. Muhakkak ki; sen, kasten günah iflleyenlerden oldun. 12/YÛSUF–30: Ve kâle nisvetun fîl medînetimre’etul azîzi turâvidu fetâhâ an nefsih (nefsihî), kad flegafehâ hubbâ (hubben), innâ le nerâhâ fî dalâlin mubîn (mubînin). fiehirdeki kad›nlar: “Azîzin (vezirin) han›m›, onun (emrinde) olan (kölesi) genç delikanl›y› elde etmek istiyor. Aflk onun kalbine ifllemifl. Biz, gerçekten onu apaç›k bir sap›kl›kta görüyoruz.” dedi(ler). 19/MERYEM–27: Fe etet bihî kavmehâ tahmiluh (tahmiluhu), kâlû yâ meryemu lekad ci’ti fley’en feriyyâ (feriyyen). Böylece onu tafl›yarak kavmine getirdi. (Kavmindekiler) dediler ki: “Ey Meryem! Andolsun ki sen, acayip (kötü) bir fley yapt›n.” 19/MERYEM–28: Yâ uhte hârûne mâ kâne ebûkimrae sev’in ve mâ kânet ummuki beg›yyâ (be-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 201

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

201

g›yyen). Ey Harun’un (k›z)kardefli! Senin baban kötü bir adam de¤ildi. Ve senin annen de azg›n (iffetsiz) de¤ildi. 19/MERYEM–29: Fe eflâret ileyh (ileyhi), kâlû keyfe nukellimu men kâne fîl mehdi sabiyyâ (sabiyyen). Bunun üzerine, onu (çocu¤u) iflaret etti. (Onlar) dediler ki: “Beflikte olan bir sabi (bebek) ile biz nas›l konufluruz?” Her devirde Allah’›n Resûllerine nas›l bu iftiralar at›l›p ve sald›r›lar yap›ld›ysa, günümüzde de ayn› fley geçerlidir. Kuflkusuz tüm bu iftiralar ne Resûlü, ne de ona ihsanla tâbî olan hak mü’minleri y›ld›ramayacakt›r. Çünkü Resûl’e ihsanla tâbî olanlar›n as›l hedefi, 7 safha ve 4 teslimi yaflayarak ahiret ve dünya mutlulu¤unun flahikas›na kavuflmakt›r. Bu nedenle de önlerine ç›kan engeller, ihsanla tâbî olan mü’minleri yollar›ndan al›koyamayacakt›r. Allahû Teâlâ Kur’ân-› Kerim’inde de hak mü’minlerin ne gibi zorluklarla karfl›laflabileceklerini aç›kça bildirmifltir. Mü’minler bilirler ki, fesatç›lar kendisine karfl› her türlü eziyet verici sözü söyleyeceklerdir. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 3/ÂL‹ ‹MRÂN–186: Le tublevunne fî emvâlikum ve enfusikum ve le tesmeunne minellezîne ûtûl kitâbe min kablikum ve minellezîne eflrakû ezen kesîrâ (kesîran), ve in tasbirû ve tettekû fe inne zâlike min azmil umûr (umûri). Mallar›n›z ve canlar›n›z hususunda siz mutlaka imtihan olunacaks›n›z. Sizden önce kitap verilen-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 202

202

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

lerden ve flirk koflanlardan elbette birçok incitici (sözler) duyacaks›n›z. E¤er siz sabrederseniz ve takva sahibi olursan›z ki bu muhakkak, ifllerin “âzim” olanlar›ndand›r. Resûl ve ona ihsanla tâbî olan mü’minler, Mâide Suresinin 54. âyet-i kerimesinde mü’minler için bildirilen vasfa uygun olarak, bu iftira ve karalamalara ald›rmazlar. 5/M‹DE–54: Yâ eyyuhellezîne âmenû men yertedde minkum an dînihî fe sevfe ye’tîllâhu bi kavmin yuh›bbuhum ve yuh›bbûnehû ezilletin alel mu’minîne eizzetin alel kâfirîne, yucâhidûne fî sebîlillâhi ve lâ yehâfûne levmete lâim (lâimin). Zâlike fadlullâhi yu’tîhi men yeflâu. Vallâhu vâsiun alîm (alîmun). Ey âmenû olanlar (Allâh’a ulaflmay› dileyenler)! Sizden kim dîninden dönerse, o zaman Allah onun yerine (baflka) bir kavim getirecektir öyle ki, (Allah) onlar› sever ve onlar da O’nu (Allah’›) severler. Mü’minlere karfl› daha alçak gönüllü, kâfirlere karfl› daha izzetlidirler (bafllar› dik, vakarl›, flereflidirler). Allah’›n yolunda cihad ederler. Hiçbir k›nayan›n k›namas›ndan korkmazlar. ‹flte bu, Allah’›n fazl›d›r, onu diledi¤ine (lütfedip) verir. Allah Vâsi’dir (fazl› ve lütfu genifltir), Alîm’dir (herfleyi en iyi bilendir). Kuflkusuz mücrimler (fesatç›lar›n önde gelenleri) de bir zaman gelecek, Resûle ve hak mü’minlere att›klar› iftiralar›n bekledikleri sonucu oluflturmad›¤›n› göreceklerdir. Bu durumda önde gelenlerin klasik tavr›, daha etkili yöntemlere baflvurarak, Resûlü bask› alt›na almaya çal›flmakt›r.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 203

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

203

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 204

204

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

6

ALLAH’IN RESÛLÜ’NE YÖNELT‹LEN F‹‹LÎ SALDIRILAR

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 205

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

205

Allah’›n Resûl’ü hidayeti tebli¤ ettikçe ve Allah'›n hanif dîninin bütünü olan 7 safha ve 4 teslimi insanlara anlatt›kça; kendileri hidayeti dilemedikleri gibi baflkalar›n›n da hidayetine engel olan kavmin ileri gelenlerinden ald›¤› tepkinin fliddeti de artar. Hidayete engel olan fesatç›lar, Resûlün ö¤retisiyle hak dînin önü al›namaz bir biçimde büyüdü¤ünü ve kulland›klar› iftira ve benzeri y›pratma yöntemlerinin ifle yaramad›¤›n› gördüklerinde “tuzak kurmak” gibi kendilerince daha "etkili" yöntemlere baflvurmaya karar vermifllerdir. Allahû Teâlâ Enfâl Suresinin 30.âyet-i kerimesinde Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e haz›rlanan bir tuzaktan söz etmektedir. 8/ENFÂL–30: Ve iz yemkuru bikellezîne keferû li yusbitûke ev yaktulûke ev yuhricûk (yuhricûke) ve yemkurûne ve yemkurullâh (yemkurullâhu), vallâhu hayrul mâkirîn (mâkirîne). Ve o inkâr edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek (ç›karmak) için tuzak kuruyorlard›. Ve onlar, bu tuza¤› kuruyorlarken; Allah da tuzak kuruyordu. Ve Allah, tuzak kuranlar›n (karfl›l›k verenlerin) en hay›rl›s›d›r. Âyet-i kerimeye göre, dünya hayat›nda Allah’a ulaflmay› dilemeyen ve baflkalar›n›n dilemesini istemeyen kâfirlerin hedefi; Resûlü tutuklayabilmek, sürgün etmek ya da öldürmektir. Burada geçen “tuzak” kelimesi oldukça dikkat çekicidir. Çünkü fesatç›lar Resûle aç›ktan a盤a müdahale etmek yerine, komplo kurarak onu durdurmak isterler. Bu komplo, Resûlün tutuklanmas›na, sürülmesine ya da öldürülmesine neden olabi-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 206

206

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

lecek bir komplodur. Ancak yine âyette bildirildi¤i üzere, Allah’›n yolundan sapt›ranlar, Resûle bu flekilde asla zarar veremezler. Resûl’ü Allah görevlendirmifltir ve görevini tamamlayana kadar da Allah onu koruyacakt›r. Ve as›l hüsrana u¤rayanlar, âyette bildirildi¤i gibi, Resûle tuzak kuranlar olacakt›r. 61/SAFF–8: Yurîdûne li yutfiû nûrallâhi bi efvâhihim vallâhu mutimmu nûrihî ve lev kerihel kâfirûn (kâfirûne). Onlar, a¤›zlar› ile Allah’›n nurunu söndürmeyi istiyorlar. Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlayacak oland›r. 61/SAFF–9: Huvellezî ersele Resûlehu bil hudâ ve dînil hakk› li yuzhirehu aled dîni kullihî ve lev kerihel muflrikûn (muflrikûne). Resûl’ünü hidayet ile ve (esaslar› unutulmufl olan) dînlerin hepsinin üzerine, izhar etmek (aç›klay›p do¤rusunu ispat etmek) için, Hakk dîn (Allah’›n ezelî ve ebedî olan dîni) ile gönderen O’dur. Ve müflrikler, kerih görseler bile. 24/NÛR–54: Kul atîullâhe ve atîur Resûl(Resûle), fe in tevellev fe innemâ aleyhi mâ hummile ve aleykum mâ hummiltum, ve in tutîûhu tehtedû, ve mâ aler Resûli illel belâgul mubîn (mubînu). De ki: “Allah’a ve Resûle itaat edin. Bundan sonra e¤er dönerseniz (itaat etmezseniz), ona (Resûle) düflen (sorumluluk) sadece ona yükletilen (tebli¤)dir.” Ve sizin üzerinize düflen (sorumluluk), size yükletilendir. Ve e¤er ona itaat ederseniz, hidayete erersiniz. Resûlün üzerinde aç›kça tebli¤den baflka bir

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 207

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

207

(sorumluluk) yoktur. 24/NÛR–55: Vaadallâhullezîne âmenû minkum ve amilûs sâlihâti leyestahlifennehum fil ard› kemestahlefellezîne min kablihim, ve leyumekkinenne lehum dînehumullezîrtedâ lehum ve le yubeddilennehum min ba’di havfihim emnâ (emnen), ya’budûnenî lâ yuflrikûne bî fley’â (fley’en), ve men kefere ba’de zâlike fe ulâike humul fâsikûn (fâsikûne). Allah, sizden âmenû olanlara ve salih amel (nefs tezkiyesi) iflleyenlere, kendilerinden öncekileri yeryüzünde halife k›ld›¤› gibi mutlaka onlar› da halife k›laca¤›n› ve onlara, onlar için raz› oldu¤u dînlerini mutlaka sa¤lamlaflt›raca¤›n› ve korkular›ndan sonra (korkular›n›) mutlaka güvenli¤e çevirece¤ini vaadetti. Bana kul olurlar, hiçbir fleyle (Bana) flirk koflmazlar. Bundan sonra kim inkâr ederse, iflte onlar, onlar fas›klard›r. Kur’ân-› Kerim’de daha pek çok âyette Resûllere karfl› giriflilen fiilî sald›r›lardan söz edilmektedir. Hemen hemen tüm Resûller, fesatç›lar taraf›ndan öldürülmekle, iflkenceyle, hapsedilmekle, sürgün edilmekle tehdit edilmifller ve bunlar ço¤u kez de tehditle kalmam›fl, fiilî sald›r›ya dönüflmüfltür.

6.1 Resûl ve ona ihsanla tâbî olan müminleri sindirme ve korkutma çabalar›

Allahû Teâlâ hak mü’minlerin sab›r, tevekkül, ba¤l›l›k ve

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 208

208

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

kararl›l›klar›n› denemek, onlar›n manevî makam ve ecirlerini art›rmak için belli zamanlarda çeflitli flekillerde onlar› imtihan etmektedir. Bunun örneklerinden bir tanesi Enfâl Suresinin 26. âyet-i kerimesinde ifade edilmifltir. 8/ENFÂL–26: Vezkurû iz entum kalîlun mustad'afûne fîl ard› tehâfûne en yetehattafekumun nâsu fe âvâkum ve eyyedekum bi nasrihî ve razakakum minet tayyibâtî leallekum teflkurûn (teflkurûne). Ve siz; yeryüzünde az (say›da) oldu¤unuzu, aciz, güçsüz oldu¤unuzu hat›rlay›n. ‹nsanlar›n sizi yakalamas›ndan korkuyordunuz. O zaman sizi bar›nd›rd› (yer sahibi yapt›) ve sizi yard›m› ile destekledi ve sizi tayyib r›z›kla (helâl, temiz r›z›klardan) r›z›kland›rd›. Umulur ki böylece siz flükredersiniz. Ne kadar zay›f b›rak›lm›fl görünseler de Allah'›n rahmeti ve yard›m› her zaman mü’minlerle birliktedir. Allahû Teâlâ Ahzâb Suresinin 9, 10 ve 11. âyet-i kerimelerinde, mü’minleri desteklemek için gönderdi¤i ordulardan bahsetmektedir. 33/AHZÂB–9: Yâ eyyuhellezîne âmenûzkurû ni’metallâhi aleykum iz câetkum cunûdun fe erselnâ aleyhim rîhan ve cunûden lem terevhâ, ve kânallâhu bimâ ta’melûne basîrâ (basîren). Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaflmay› dileyenler)! Allah’›n sizin üzerinizdeki ni’metini hat›rlay›n. Size (üzerinize) ordular gelmiflti. O zaman, onlar›n üzerine, rüzgâr ve sizin göremedi¤iniz ordular gönderdik. Ve Allah, yapt›¤›n›z fleyleri görendir. 33/AHZÂB–10: ‹z câukum min fevk›kum ve min esfele minkum ve iz zâgatil ebsâru ve belegatil kulûbul

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 209

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

209

hanâcire ve tezunnûne billâhiz zunûnâ (zunûnen). Onlar, sizin yukar›n›zdan ve afla¤›n›zdan üzerinize geldi¤i ve gözlerin y›ld›¤› ve kalplerin hançereye ulaflt›¤› (yüreklerin a¤za geldi¤i) zaman, Allah’a karfl› zanlarda bulunuyordunuz. 33/AHZÂB–11: Hunâlikebtuliyel mu’minûne ve zulzilû zilzâlen fledîdâ (fledîden). Orada mü’minler imtihan edildiler. fiiddetli sars›nt› ile sars›ld›lar. Bütün zaman parçalar›nda Allah’›n yolundan sapt›ranlar çeflitli flekillerde mürflide ihsanla tâbî olanlar›n üzerine korku salmaya, onlar› y›ld›rmaya çal›flm›fllard›r. En yo¤un olarak da sald›r›lar›n› Resûllere yöneltmifllerdir. Fakat hak mü’minler bütün gücün Allah'a ait oldu¤unu bildiklerinden ve de bunlar›n Allah ve Resûlü’nün önceden haber verdi¤i olaylar oldu¤unu bildiklerinden, bu sald›r›lardan dolay› bir y›lg›nl›¤a ya da ümitsizli¤e düflmemifllerdir. Aksine îmânlar› artm›flt›r. Hak mü’minlerin bu kararl› tav›rlar›, Ahzâb Suresinin 22. âyet-i kerimesinde tarif edilmektedir. 33/AHZÂB–22: Ve lemmâ real mu’minûnel ahzâbe kâlû hâzâ mâ vaadenallâhu ve Resûluhu ve sadakallâhu ve Resûluhu ve mâ zâdehum illâ îmânen ve teslîmâ (teslîmen). Ve mü’minler, (düflman) birliklerini gördükleri zaman: "Bu (zafer), Allah’›n ve O’nun Resûl’ünün vaadetti¤i fley. Allah ve O’nun Resûl’ü do¤ru söyledi." dediler. Ve bu, onlar›n sadece îmânlar›n› ve teslimiyetlerini artt›rd›.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 210

210

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

6.2 Resûlü tutuklamak ve hapse atmak istemeleri

Resûlleri Allah'›n yolundan al›koymak, onlar› y›ld›rmak ve
etkisiz hale getirebilmek için zâlimlerin ileri gelenleri taraf›ndan uygulanan sindirme metodlar›ndan biri de onlar› tutuklamak ve hapsetmektir. Gerçekte zâlimler, Resûlleri ve di¤er hak mü’minleri tamamen ortadan kald›rmak, yok etmek isterler. Çünkü varl›¤›ndan en çok rahats›zl›k ve tedirginlik duyduklar› kimseler onlard›r. Bu nedenle her ne pahas›na olursa olsun, gayri meflru ç›kar ve düzenlerini korumak ve devam ettirebilmek için Resûlleri etkisiz hale getirmeye çal›fl›rlar. Örne¤in Firavun kendisinden çekindi¤i Hz. Musa (A.S)'›, kendisine tâbî olmad›¤› takdirde hapse atmakla tehdit etmifltir. Çünkü onu kontrol alt›nda tutman›n en iyi yolunun, hapsetmek oldu¤unu düflünmüfltür. Firavun'un bu tehdidi, Kur’ân-› Kerim’de fiuarâ Suresinin 29. âyet-i kerimesinde ifade edilmektedir. 26/fiUAR–29: Kâle leinittehazte ilâhen gayrî le ec’alenneke minel mescûnîn (mescûnîne). (Firavun): “E¤er gerçekten benden baflka bir ilâh edinirsen, seni mutlaka zindana at›lanlardan k›lar›m.” ‹slâm tarihi incelendi¤inde, Allah yolunda mücâdele eden faziletli insanlar›n, sürekli olarak hidayete mâni olanlar›n bask›s›na, zulmüne ve engellemelerine maruz kald›¤› görülür. Resûllerin izinden giden muhlisler de, onlar›n bafl›na gelen zorluk ve s›k›nt›lar›n benzerleriyle denenmifllerdir. Hayatlar›n› Allah'a adam›fl mü’minleri, sapt›r›c›lar sürekli olarak kendi

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 211

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

211

çarp›k yaflam biçimleri için tehdit olarak görmüfllerdir. Zâlimlerin önde gelenlerinin sürekli gözetim ve takibi alt›nda olmak, onlar taraf›ndan hapsedilmek tarih boyunca Allah yolunda mücâdele eden insanlar›n karfl›laflt›klar› olaylard›r. Ancak unutulmamal›d›r ki, d›flar›dan bak›ld›¤›nda son derece s›k›nt›l› ve eziyetli görünen bu tür durumlar, Allah'a tam bir teslimiyetle teslim olmufl, yaln›zca O'na dayan›p güvenen mü’minler için manevî bir e¤itim ortam›d›r. Ahiret ve dünya saadetini uman mü’minler için bu tür zorluklar gerçekte bir sevinç ve ferahl›k kayna¤›, bir ar›nma vesilesidir. Allah'a daha fazla yak›nlaflma ve O'nun âyetlerine flahit olma ve mü’minler üzerindeki yak›n takibini izleme f›rsat›d›r. Nitekim ihsanla tâbî olan mü’minlerin cesaretini, Allahû Teâlâ A’râf Suresinin 195 ve 196. âyet-i kerimelerinde belirtmifltir. 7/A’RÂF–195: E lehum erculun yemflûne bihâ, em lehum eydin yabt›flûne bihâ, em lehum a’yunun yubs›rûne bihâ, em lehum âzânun yesmeûne bihâ, kulid’û flurekâekum summe kîdûni fe lâ tunz›rûn (tunz›rûne). Onlar›n, onlarla yürüdükleri ayaklar› m› var? Veya onlarla tuttuklar› elleri mi var? Veya onlarla gördükleri gözleri mi var? Veya onlarla iflittikleri kulaklar› m› var? Söyle (onlara) ortaklar›n› ça¤›rs›nlar, sonra bana tuzak kursunlar. Böylece göz açt›rmay›n (f›rsat vermeyin). 7/A’RÂF–196: ‹nne veliyyiyallâhullezî nezzelel kitâbe ve huve yetevelles sâlihîn (sâlihîne). Muhakkak ki; Kitab'› (Kur’ân-› Kerim’i) indiren Allah benim dostumdur. Ve O, salihlere velîlik yapar (dosttur).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 212

212

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

6.3 Resûlü sürgün etmeye çal›flmalar›

Kur’ân-› Kerim’e göre, Allah’›n yolundan sapt›ranlar›n, Resûlleri etkisiz hale getirmek için kurduklar› tuzaklardan biri de onlar› sürgün etmektir. Zâlimler, Resûlü ve beraberindeki hak mü’minleri, yaflad›klar› yerden sürüp ç›kar›nca, onlar›n da¤›lmalar›n› sa¤layabileceklerini, onlar› güçten düflürüp yok edebileceklerini san›rlar. Bu konu pek çok Kur’ân-› Kerim âyetinde haber verilmifltir. Fesatç›lar›n içinde temiz ve iffetli yaflamak istedikleri için, yurtlar›ndan sürülmek istenen Hz. Lût (A.S) ve ailesi, âyetlerde örnek verilen Müslümanlardan yaln›zca bir tanesidir. Hz. Lût (A.S)'›n tebli¤ine karfl›l›k kavminin verdi¤i alayc› cevap, Kur’ân-› Kerim’de flöyle ifade edilmektedir: 27/NEML–56: Fe mâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kâlû ahricû âle lût›n min karyetikum innehum unâsun yetetahherûn (yetetahherûne). Fakat onun kavminin cevab›: "Lût’un ailesini ülkenizden ç›kar›n, çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlar." demekten baflka bir fley olmad›. Hz. Lût (A.S) kavmine; ahlâks›zl›¤a yaklaflmamalar›n›, Allah'›n s›n›rlar›n› aflmamay›, çirkin fleyleri terk etmeyi ö¤ütlemifltir. Azg›n Lût kavmi bu nedenle Hz. Lût (A.S)'› ve ailesini flehirlerinden ç›karmak istemifltir. Ancak, Allah'›n emriyle Hz. Lût (A.S)'›n yaflad›¤› flehri terk etmesinin hemen ard›ndan Allah, o flehri yerle bir etmifl, Hz. Lût (A.S)’› ve di¤er hak mü’minleri fesatç›lardan, zâlimlerden korumufltur. Zâlimler, kurduklar› tuza¤a kendileri düflmüfltür. Allahû Teâlâ bu hakikati Hûd Suresinin 82 ve 83. âyet-i kerimelerinde ifade etmektedir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 213

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

213

11/HÛD–82: Fe lemmâ câe emrunâ cealnâ âliyehâ sâfilehâ ve emtarnâ aleyhâ hicâreten min siccîlin mendûd (mendûdin). Art›k emrimiz geldi¤i zaman onu (o flehri) alt üst ettik (onu yükseltip alçaltt›k). Onlar›n üzerine, istif edilmifl (dizilip haz›rlanm›fl) siccilden (piflirilip sertlefltirilmifl kerpiçten yap›lm›fl) tafllar ya¤d›rd›k. 11/HÛD–83: Musevvemeten inde rabbik (rabbike), ve mâ hiye minez zâlimîne bi baîd (baîdin). Rabbinin kat›nda damgalanm›flt›r (iflaretlenmifltir). Ve o, zalimlerden uzak de¤ildir. Allah'›n hidayetini tebli¤ ederek insanlar› Allah’a davet etti¤i ve onlar› kötülükten menetti¤i için Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve O'na tâbî olan hak mü’minler, kendi kavimleri taraf›ndan yurtlar›n› terk etmeye; yani hicrete mecbur b›rak›lm›fllard›r. 22/HACC–67: Li kulli ummetin cealnâ menseken hum nâsikûhu fe lâ yunâziunneke fîl emri ved’u ilâ rabbik (rabbike), inneke le alâ huden mustekîm (mustekîmin). Ve Biz, bütün ümmetler için mensek (tek bir fleriat) tayin ettik. Onlar, onunla (o fleriatle) amel ederler (etsinler). Öyleyse emrim konusunda seninle niza etmesinler (çekiflmesinler). Sen, Rabbine davet et. Muhakkak ki sen, mutlaka mustakîm (Allah’a do¤ru istikametlenmifl) olan hidayet üzeresin. Allahû Teâlâ, Resûllerini yurtlar›ndan sürüp ç›karanlar›n akibetlerinin y›k›m oldu¤unu, Muhammed Suresinin 13. âyeti kerimesinde ifade etmektedir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 214

214

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

47/MUHAMMED–13: Ve keeyyin min karyetin hiye efleddu kuvveten min karyetikelletî ahrecetke, ehleknâhum fe lâ nâs›ra lehum. Nice beldeler, seni ç›kard›klar› ülkeden daha kuvvetliydi (daha üstündü), onlar› helâk ettik. O zaman onlar için bir yard›mc› yoktu. Bu, Allah'›n her devirde süregelen bir kanunudur. ‹nsanlar›, dînlerinden dolay› yurtlar›ndan sürenlerin kendilerinin de orada fazla bar›nmalar› mümkün de¤ildir. Zira mücrimlerin, mü’minlerin aleyhinde kurduklar› bütün tuzak giriflimleri her dönem bozulmufltur. Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz terk etmek zorunda b›rak›ld›¤› Mekke'ye, daha sonra beraberindeki hak mü’minlerle birlikte geri dönmüfl ve hidayete mâni olanlara karfl› mutlak bir üstünlük sa¤lam›flt›r. Mekke'den kendilerini sürgün edenlerin beklentilerinin aksine ayr›l›p da¤›lmam›fllard›r. Tam tersine daha çok güçlenip kaynaflm›fllar ve Allah'›n izniyle kendilerini sürgün edenlere karfl› gâlip gelmifllerdir. ‹flte bu olay, hak mü’minler aleyhine kurulan hiçbir ittifak›n baflar›l› olamayaca¤›n›n çok aç›k bir göstergesidir.

6.4 Resûl’ü öldürmeye kalk›flmalar›

Allah’a ulaflmay› dilemedikleri gibi, baflkalar›n›n da dilemesine
engel olan kâfirlerin Resûllere kurdu¤u zâlimce tuzaklardan biri de, dünyan›n o en üstün ve o en güzel ahlâkl› insanlar›n› öldürmeye çal›flmakt›r. Zâlimlerin önde gelenleri hemen her devirde bu yola baflvurmufllard›r. Resûl’ü ve ona ihsanla tâbî olan mü’min kimseleri yollar›ndan döndürmek için, içlerinden bir k›sm›-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 215

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

215

n› öldürmüfl ya da öldürmeye teflebbüs etmifllerdir. Özellikle Resûlleri öldürerek Allah’›n dînini yok edebileceklerini, di¤er îmân edenleri de bu flekilde dînlerinden döndürebileceklerini sanm›fllard›r. Kavminin Hz. fiuayb (A.S)’› tafla tutup öldürme arzusu, inkâr edenlerin Allah yolunda olan kimselere karfl› besledi¤i büyük kin ve düflmanl›¤›n çarp›c› bir örne¤idir. Allahû Teâlâ bu konuyu Kur’ân-› Kerim’de flöyle bildirmektedir: 11/HÛD–91: Kâlû yâ fiuaybu mâ nefkahu kesîren mimmâ tekûlu ve innâ le nerâke fînâ daîfâ (daîfen), ve lev lâ rehtuke le recemnâke ve mâ ente aleynâ bi azîz (azîzin). fiöyle dediler: “Ya fiuayb, senin söylediklerinin ço¤unu biz anlamad›k! Ve gerçekten biz, seni içimizde zay›f görüyoruz. Ve senin raht›n (sana destek olan gurubun) olmasayd› mutlaka seni tafllard›k. Ve sen, bize karfl› üstün de¤ilsin.” Firavun ve yak›n çevresi de Hz. Musa (A.S)'› öldürmek için planlar kurmaktayken, Hz. Musa (A.S), Allah'›n yard›m›yla onlar›n bu tuzaklar›ndan haberdar olmufl ve kurtulmufltur. 28/KASAS–20: Ve câe raculun min aksal medîneti yes’â kâle yâ mûsâ innel melee ye’temirûne bike li yaktulûke fahruc innî leke minen nâs›hîn (nâs›hîne). Ve flehrin öbür ucundan bir adam koflarak geldi: "Ey Musa! (Kavmin) ileri gelenleri mutlaka seni öldürme emrini vermek için konufluyorlar. Öyleyse hemen (flehirden) ç›k. Muhakkak ki ben, sana ö¤üt verenlerdenim." dedi. Zâlimlerin, Resûlleri etkisiz hale getirebilmek ve öldürebilmek gayesiyle baflvurduklar› kaç›rma ve bir yerde yaln›z hapsetme gi-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 216

216

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

bi yöntemleri de vard›r. Örne¤in daha önce de bahsetti¤imiz gibi Hz. Yusuf (A.S), kardeflleri taraf›ndan kuyuya b›rak›larak çevre flartlar›, açl›k veya susuzluk içersinde ölüme terk edilmifltir. Hz.‹brâhîm (A.S)'›n kavmi ise, onlar›n putlar›n› k›ran ve afla¤›layan bu kutlu Peygamberi atefle atacak kadar azg›nl›k göstermifllerdir. Ancak Allah’a ulaflmay› dilemeyen zâlimlerin, ‹brâhîm (A.S)’› yakma çabalar› bofla ç›km›fl ve Allah Resûl’ünü bu ümitsiz gibi görünen durumdan mucizevî bir biçimde kurtarm›flt›r. 29/ANKEBÛT–24: Fe mâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kâlûktulûhu ev harr˘kûhu fe encâhullâhu minen nâr (nâri), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yu’minûn (yu’minûne). Buna ra¤men onun kavminin (‹brâhîm (A.S)’a) cevab›: "Onu öldürün veya yak›n!" demekten baflka bir fley olmad›. Bunun üzerine Allah, onu ateflten kurtard›. Bunda muhakkak ki mü’min kavim için elbette âyetler (ibretler) vard›r.

Mâide-67’de belirtildi¤i gibi Resûller, Allah'›n korumas› alt›ndad›rlar. 5/M‹DE–67: Yâ eyyuher Resûlu bellig mâ unzile ileyke min rabbike. Ve in lem tef’al fe mâ bellagte risâletehu. Vallâhu ya’s›muke minen nâs (nâsi). ‹nnallâhe lâ yehdîl kavmel kâfirîn (kâfirîne). Ey Resûl! Rabb’inden sana indirileni tebli¤ et (duyur). E¤er bunu yapmazsan, o takdirde O’nun Risaletini (sana gönderdi¤ini) tebli¤ etmemifl (duyurmam›fl) olursun. Ve Allah seni insanlardan korur. Mu-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 217

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

217

hakkak ki Allah, kâfirler kavmini hidayete erdirmez. Bu âyet-i kerimeden de anlafl›ld›¤› gibi zâlimler, Allah'›n dilemesi d›fl›nda, ne mü’minlere ne de Resûle hiçbir zarar veremezler.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 218

218

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

7

ALLAH, RESÛLLER‹NE KURULAN TÜM TUZAKLARDAN HABERDARDIR.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 219

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

219

llahû Teâlâ’n›n ilmi ve rahmeti her fleyi kuflatm›flt›r. Allah’›n gücünün fark›nda olmayan Allah’›n yolundan sapt›r›c›lar, Resûllerin aleyhinde tasarlad›klar› tuzaklardan kimsenin haberi olmad›¤›n› düflünürler. Kapal› kap›lar ard›nda olman›n getirdi¤i rahatl›kla zâlimce kararlar al›rlar. Hâlbuki gizlinin gizlisini bilen Allah, bu planlardan en ince ayr›nt›s›na kadar haberi oland›r. Allah her yerdedir. Her sözü duyar, herfleyi eksiksiz görür. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 58/MUCÂDELE–7: E lem tere ennallâhe ya’lemu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard (ard›), mâ yekûnu min necvâ selâsetin illâ huve râbiuhum ve lâ hamsetin illâ huve sâdisuhum ve lâ ednâ min zâlike ve lâ eksere illâ huve meahum eyne mâ kânû, summe yunebbiuhum bimâ amilû yevmel k›yâmeh (k›yâmeti), innallâhe bi kulli fleyin alîm (alîmun). Allah’›n göklerde ve yerde olan herfleyi bildi¤ini görmedin mi? Üç kifli aras›nda gizli bir konuflma olmaz ki, onlar›n dördüncüsü O (Allah) olmas›n. Ve befl kifli (aras›nda gizli bir konuflma) olmaz ki, onlar›n alt›nc›s› O (Allah) olmas›n. Ve bundan daha az› veya daha ço¤u, nerede olurlarsa olsunlar, mutlaka O (Allah), onlarla beraberdir. Sonra k›yâmet günü, yapt›klar›n› onlara haber verecektir. Muhakkak ki Allah; herfleyi en iyi bilendir. 4/N‹S–108: Yestahfûne minen nâsi ve lâ yestahfûne minallâhi ve huve meahum iz yubeyyitûne mâ lâ yerdâ minel kavl (kavli) ve kânallâhu bi mâ ya’melûne muhîtâ (muhîtan). Onlar insanlardan gizlerler ama Allah'tan gizleyemezler. Onlar, Allah'›n raz› olmayaca¤› sözlerle ge-

A

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 220

220

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

celeyin gizlice düzen kurarlarken O (Allah), onlarla beraberdir. Allah, onlar›n yapt›klar› fleyi (amellerini) kuflatand›r. 13/RA’D–9: Âlimul gaybi vefl flehâdetil kebîrul muteâl (muteâli). Görünen (flahit olunan) ve görünmeyeni (gayb›) bilir. Büyüktür, Âlî (yüce)dir. 13/RA’D–10: Sevâun minkum men eserrel kavle ve men cehere bihî ve men huve mustahfin bil leyli ve sâribun bin nehâr (nehâri). Sizden, sözü gizleyen kimse ile onu alenen (aç›kça) söyleyen kimse ve o geceleyin gizlenip, gündüzleyin yoluna devam eden kimse müsavidir (eflittir). (O, hepsini bilir. âyet: 9) 14/‹BRÂHÎM–42: Ve lâ tahsebennallâhe gâfilen ammâ ya’meluz zâlimûn (zâlimûne), innemâ yuahh›ruhum li yevmin teflhasu fîhil ebsâr (ebsâru). Ve Allah’›, zalimlerin yapt›¤› fleylerden gâfil sanma. Sadece onlar›, gözlerin dehfletten aç›laca¤› güne tehir eder (erteler). Hileli düzenleri kuranlar, yapt›klar›n›n karfl›l›¤›n› o anda görmedikleri için büyük bir aldan›fla kap›l›rlar. Allah’›n Resûllerinin tüm uyar›lar›na ra¤men ö¤üt almayarak yapt›klar› kötülüklere h›z kesmeden devam ederler. Hâlbuki Allah onlar›n zarar vermek amac›yla kurdu¤u her plandan haberdard›r. Sadece onlara belli bir süre vermektedir. ‹flte Rabbimizin bu vaadini bilen mü’minler de tevekkül ve sab›rla zâlimleri bekleyen sonu gözlerler. Allahû Teâlâ bu durumu, Kur’ân-› Kerim

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 221

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

221

âyetlerinde flöyle haber vermektedir: 68/KALEM–45: Ve umlî lehum, inne keydî metîn (metînun). Ve Ben, onlara mühlet veriyorum. Muhakkak ki Benim tuza¤›m, çok kuvvetlidir. 86/TÂRIK–15: ‹nnehum yekîdûne keydâ (keyden). Muhakkak ki onlar, hile yaparak tuzak kuruyorlar. 86/TÂRIK–16: Ve ekîdu keydâ (keyden). Ve Ben de hile yaparak tuzak kurar›m. 86/TÂRIK–17: Fe mehhilil kâfirîne emhilhum ruveydâ (ruveyden). Art›k kâfirlere mühlet ver, onlara biraz süre tan›. 8/ENFÂL–59: Ve lâ yahsebennellezîne keferû sebekû, innehum lâ yu'cizûn (yu'cizûne). ‹nkâr edenler, sak›n kurtulduklar›n› sanmas›nlar. Muhakkak ki onlar, (Allah’›) aciz b›rakamazlar. 11/HÛD–38: Ve yasneul fulke ve kullemâ merre aleyhi meleun min kavmihi seh›rû minh (minhu), kâle in tesharû minnâ fe innâ nesharu minkum kemâ tesharûn (tesharûne). Ve o gemiyi yaparken, kavminin ileri gelenleri ona her u¤rad›klar›nda onunla alay ettiler. (Nuh (A.S) flöyle) dedi: “E¤er bizimle alay ediyorsan›z sonra da muhakkak ki; biz, sizin alay etti¤iniz gibi sizinle alay edece¤iz.” 11/HÛD–39: Fe sevfe ta’lemûne men ye’tîhi azâbun yuhzîhi ve yeh›llu aleyhi azâbun mukîm (mu-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 222

222

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

kîmun). Kendisine alçaltacak bir azap gelecek kimseleri art›k yak›nda bileceksiniz. Ve onun üzerine, kal›c› azap nüfuz edecek. 13/RA’D–32: Ve lekadistuhzie bi rusulin min kablike fe emleytu lillezîne keferû summe ehaztuhum, fe keyfe kâne ›kâb (›kâbi). Andolsun ki; senden önceki Resûllerle de alay edildi. Fakat Ben, kâfir olan (inkâr eden) kimselere mühlet verdim. Sonra onlar› yakalad›m (helâk ettim). O zaman Benim ikab›m nas›l oldu?

7.1 Allah’a ulaflma dile¤ini engelleyenlerin Resûller’e kurdu¤u tuzaklar› Allah bozar

Her devirde sâdât ve küberâlar birtak›m fiziksel tedbirler alarak, kendilerince Resûllerin hidayet tebli¤ini durdurabileceklerini sanm›fllard›r. Çünkü ilmi ve rahmeti her fleyi kuflatan Allahû Teâlâ’n›n herfleye kaadir oldu¤unu, her zaman mü’minlerin yard›mc›s› oldu¤unu akledememifllerdir. Onlar, Resûllerin mücâdelesini engellemek amac›yla çeflitli yollara baflvurmufllard›r. Ne var ki bu tuzaklar› kurarken daha en bafl›ndan bozulacak ve kendi aleyhlerine dönecek bir biçimde kurmufllard›r. Ne kadar kapsaml› ve zekice tasarlanm›fl olursa olsun, zâlimlerin tuzaklar› kesinlikle bozulmaya mahkûmdur. Çünkü bu, Allah'›n Kur’ân-› Kerim’de haber verdi¤i bir vaaddir. Zâlimlerin kurdu¤u tuzaklar›n ve hileli düzenlerin bofla ç›-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 223

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

223

kaca¤› ve kendi aleyhlerine dönece¤ini haber veren âyetlerden baz›lar› flunlard›r: 8/ENFÂL–18: Zâlikum ve ennallâhe mûhinu keydil kâfirîn (kâfirîne). ‹flte böyle ve muhakkak ki Allah, kâfirlerin tuza¤›n› (hilesini) bozand›r. 40/MU’M‹N–25: Fe lemmâ câehum bil hakk› min indinâ kâlûktulû ebnâellezîne âmenû meahu vestahyû nisâehum, ve mâ keydul kâfirîne illâ fî dalâl (dalâlin). Böylece onlara kat›m›zdan hak ile geldi¤i zaman: "Âmenû olanlar›n o¤ullar›n›, kendileriyle beraber katledin (öldürün). Ve kad›nlar›n› canl› b›rak›n!" dediler. Kâfirlerin tuza¤› (hilesi) dalâletten baflka birfley de¤ildir. 27/NEML–50: Ve mekerû mekran ve mekernâ mekran ve hum lâ yefl’urûn (yefl’urûne). Ve hile düzenlediler. Ve Biz de (onlara) hile düzenledik, fakat onlar fark›na varmad›lar. 27/NEML–51: Fenzur keyfe kâne âk›betu mekrihim ennâ demmernâhum ve kavmehum ecmeîn (ecmeîne). Bundan sonra onlar›n hilelerinin sonunun nas›l oldu¤una bak ki, onlar› ve onlar›n kavminin tamam›n› nas›l yok ettik. 52/TÛR–42: Em yurîdûne keydâ (keyden), fellezîne keferû humul mekîdûn (mekîdûne). Yoksa bir tuzak m› kurmak istiyorlar? Lâkin tuza¤a

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 224

224

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

düflecek olanlar o kâfirlerdir. 35/FÂTIR–10: Men kâne yurîdul izzete fe lillâhil izzetu cemîâ (cemîan), ileyhi yes’adul kelimut tayyibu vel amelus sâlihu yerfeuh (yerfeuhu), vellezîne yemkurûnes seyyiâti lehum azâbun fledîd (fledîdun), ve mekru ulâike huve yebûr (yebûru). Kim izzet istediyse, iflte izzet tamamen Allah’a aittir. Güzel kelimeler (sözler), O’na eriflir. Onu, salih amel (nefs tezkiyesi) yükseltir. Kötülüklerle tuzak kuranlar; onlar için fliddetli azap vard›r. Ve onlar›n tuzaklar› bofla gider. 35/FÂTIR–42: Ve aksemû billâhi cehde eymânihim le in câehum nezîrun le yekûnunne ehdâ min ihdel umem (umemi), fe lemmâ câehum nezîrun mâ zâdehum illâ nufûrâ (nufûran). Ve Allah’a en kuvvetli yeminleri ile kasem ettiler. E¤er gerçekten onlara nezir gelirse, mutlaka en çok hidayete eren ümmetlerden biri olacaklar›na. Fakat (bu), onlara nezir (uyar›c›) geldi¤i zaman onlar›n nefretlerinden baflka bir fleyi art›rmad›. 35/FÂTIR–43: ‹stikbâren fîl ard› ve mekres seyyii, ve lâ yahîkul mekrus seyyiu illâ bi ehlih(ehlihî), fe hel yenzurûne illâ sunnetel evvelîn (evvelîne), fe len tecide li sunnetillâhi tebdîlâ (tebdîlen), ve len tecide li sunnetillâhi tahvîlâ (tahvîlen). Yeryüzünde kibirlendiler ve kötü hile düzenlediler. Oysa kötü hileler, sahibinden baflkas›na isabet etmez (ulaflmaz). Öyleyse onlar, evvelkilerin sünnetinden baflkas›n› m› gözlüyorlar (bekliyorlar)? Hâl-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 225

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

225

buki Allah’›n sünnetinde asla bir tebdil (de¤ifliklik) bulamazs›n. Ve Allah’›n sünnetinde asla bir tahvil (de¤iflme) bulamazs›n. 21/ENB‹Y–70: Ve erâdû bihî keyden fe cealnâ humul ahserîn (ahserîne). Ve ona tuzak kurmak istediler. Fakat Biz, onlar› daha çok hüsrana düflürdük. Unutulmamal›d›r ki Resûller aleyhinde, sâdât ve küberâlar taraf›ndan haz›rlanan ve flerr gibi görünen her türlü hile, tuzak, iftira ve komplo kesinlikle Resûl ve mü’minler için çok büyük bir hayra dönüflür. Çünkü Allah'tan gayr› bir güç yoktur. Her olay, ya Allah’›n takdiri veya Allah’›n müsaadesiyle oluflur. Allahû Teâlâ’n›n kâfirlerin lehine ve mü’minlerin aleyhine hiçbir fleyi oluflturmas› mümkün de¤ildir. ‹nkârc›lar›n mü’minlere karfl› kurduklar› tuzaklar kendileri için derecat kayb›na sebep olurken, müsaadeli kader taht›nda bundan etkilenen Resûl ve hak mü’minlerin de pozitif derecat kazanmas›na sebep olur. O halde her tuzak, Resûl ve hak mü’minlerin faydas›na, inkârc›lar›n ise zarar›na olacak biçimde planlanm›flt›r. Hak mü’minlere karfl› tuzak haz›rlayan kifli, Allah’›n mü’minlere yapt›¤› yard›mlardan dolay› daima ma¤lup olur. Allah mü’minlerin yard›mc›s› olarak onlara tuzak kurar, mü’min de yine Allah’›n emretti¤i flekilde hiçbir de¤ifliklik olmaks›z›n tuza¤›n bozulmas›na flahit olur. Zâlimlerin Resûle ve onunla birlikte hidayete ermifllere karfl› kurduklar› tuza¤›n, kendilerine zarar verece¤i Kur’ân-› Kerim’de flöyle bildirilmifltir: 8/ENFÂL–42: ‹z entum bil udvetid dunyâ ve hum bil udvetil kusvâ verrekbu esfele minkum, ve lev te-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 226

226

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

vâadtum lahteleftum fîl mîâdi ve lâkin li yakdiyallâhu emren kâne mef'ûlen li yehlike men heleke an beyyinetin ve yahyâ men hayye an beyyineh (beyyinetin), ve innallâhe le semî'un alîm (alîmun). Siz vadinin yak›n kenar›nda (Medine taraf›) idiniz ve onlar (da) vadinin uzak taraf›nda (Mekke taraf›) idiler ve kervan, sizden daha afla¤›da idi. Ve flâyet sözleflseydiniz, zaman konusunda mutlaka anlaflmazl›¤a düflerdiniz. Ve fakat yap›lmas› gerekli olan bir iflin (emrin) yap›lmas›, Allah’›n vukua getirmesi; helâk olan›n bir beyyineden helâk olmas› için yaflayan›n bir beyyine üzerine yaflamas› içindir. Ve muhakkak ki Allah, mutlaka iflitendir, bilendir. 6/EN’ÂM–123: Ve kezâlike cealnâ fî kulli karyetin ekâbire mucrimîhâ li yemkurû fîhâ, ve mâ yemkurûne illâ bi enfusihim ve mâ yefl’urûn (yefl’urûne). Ve iflte böylece, her kasabada (flehirde) onun mücrimlerini (günah iflleyenlerini), orada sahtekârl›k (hile) yapmalar› için liderler yapt›k. Kendilerinden baflkas›n› aldatmazlar ve fark›nda de¤iller. Kur’ân-› Kerim’de Allah’›n yolundan sapt›ran mücrimlerin kurduklar› tuza¤›n, büyüklü¤ü ve fliddeti ne olursa olsun, Allah'›n kaderi karfl›s›nda bir sonuca varamayaca¤› belirtilmektedir. Resûllere karfl› kurulan hileli düzenler, d›flar›dan zâhir gözle bakanlar için onlar›n güç duruma düfltükleri olaylar gibi görüNebîlir. Ancak Allah'›n tuzak kuranlar için haz›rlanm›fl bir tuza¤› vard›r ve Allah Resûllere olan vaadini kesinlikle yerine getirecektir. Bu, Allah'›n de¤iflmez bir kanunudur. Bu kanun birçok Kur’ân-› Kerim âyetinde haber verilmifltir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 227

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

227

37/SÂFFÂT–171: Ve lekad sebekat kelimetunâ li ibâdinel murselîn (murselîne). Ve andolsun ki gönderilen kullar›m›z için Bizim (daha önce) bir sözümüz geçti (onlara söz vermifltik). 37/SÂFFÂT–172: ‹nnehum le humul mensûrûn (mensûrûne). Muhakkak ki onlar, mutlaka yard›m edilecek olanlard›r. 37/SÂFFÂT–173: Ve inne cundenâ le humul gâlibûn (gâlibûne). Ve muhakkak ki gâlip gelecek olanlar, mutlaka Bizim ordular›m›zd›r. 37/SÂFFÂT–114: Ve lekad menennâ alâ mûsâ ve hârûn (hârûne). Ve andolsun ki Musa (A.S)’› ve Harun (A.S)’› ni’metlendirdik. 37/SÂFFÂT–115: Ve necceynâ humâ ve kavme humâ minel kerbil azîm (azîmi). Ve ikisini ve onlar›n kavimlerini kerbil azîmden (büyük üzüntüden) kurtard›k. 37/SÂFFÂT–116: Ve nasarnâhum fe kânû humul gâlibîn (gâlibîne). Ve onlara yard›m ettik. Böylece gâlip gelenler onlar oldu. 58/MUCÂDELE–21: Keteballâhu le aglibenne ene ve rusulî, innellâhe kaviyyun azîz (azîzun).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 228

228

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Allah: “Ben ve elçilerim mutlaka gâlip gelecek.” diye yazd›. Muhakkak ki Allah; Kavî’dir (kuvvetlidir), Azîz’dir. 5/M‹DE–56: Ve men yetevellallâhe ve Resûlehu vellezîne âmenû fe inne h›zbellâhi humul gâlibûn (gâlibûne). Ve Allah’a ve O’nun Resûlü'ne ve âmenû olanlara dönen kimseler, art›k muhakkak ki Allah’›n taraftarlar›d›r, onlar gâlip olanlard›r. Resûllerin hayat›, inkâr edenlerin tuzaklar›na karfl› kazan›lan gâlibiyet örnekleriyle doludur. Örne¤in; • Firavun bütün erkek çocuklar› öldürmüfl, cayd›r›c› tedbirler alm›fl, hak mü’minlere eziyet etmifl, ancak Hz. Musa (A.S)'›n hayatta kalmas›n› engelleyememifltir. • Kavmi, Hz. ‹brâhîm (A.S)'e tuzak kurarak onu atefle atm›fl, fakat Allahû Teâlâ “ol” deyivermesiyle, atefli bir gül bahçesine dönüfltürerek onu kurtarm›flt›r. • Kardeflleri, Hz. Yusuf (A.S)'› kuyuya atarak yok etmek istemifller ancak Allah onlar›n bütün tuzaklar›n› tersine çevirerek, Hz. Yusuf (A.S)'› kurtar›p hazinelerin bafl›na getirmifltir. • Hz. ‹sa (A.S)'a da tuzak kurulmufl, onu öldürmek isterlerken, Allahû Teâlâ Hz. ‹sa (A.S)'› gö¤e yükseltmifl, yine hiç ummad›klar› bir flekilde inkârc›lar›n tuzaklar›n› bozmufltur. O halde Allah diledi¤ini diledi¤i flekilde yaratan ve Resûllerini mutlaka gâlip getirendir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 229

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

229

7.2 Resûlün Allah’a ulaflmay› dilemeyi engelleyenlerin tuzaklar›n› bozmas›

llahû Teâlâ ço¤u kez, küfrün tuzaklar›na karfl›l›k Resûlün eliyle tuzak kurmufltur. Kur’ân-› Kerim’de bu konuyla ilgili verilen örneklerden biri de Yusuf (A.S)’›n yaflam›d›r. Allah’a ulaflmay› dilemeyen, nefs afetlerinin emrinde olan kardeflleri Yusuf (A.S)’a karfl› “hileli düzen” kurarak, onu küçük yaflta iken kuyuya atm›fllard›r. 12/YÛSUF–102: Zâlike min enbâil gaybi nûhîhi ileyk (ileyke), ve mâ kunte ledeyhim iz ecmaû emrehum ve hum yemkurûn (yemkurûne). ‹flte bu sana vahyetti¤imiz gayb›n haberlerindendir. Ve onlar, tuzak haz›rl›yorken, iflleri için karar verdikleri zaman, sen onlar›n yan›nda de¤ildin. Ancak Allahû Teâlâ, Hz. Yusuf (A.S)’› bu tuzaktan korumufltur. Hz. Yusuf (A.S) böylece bu tuzaktan kurtulmufl ve onlar›n bu tuza¤›na karfl›l›k bir tuzak kurmufltur. Allahû Teâlâ bu konuyu flöyle ifade etmektedir: 12/YÛSUF–70: Fe lemmâ cehhezehum bi cehâzihim ceales sikâyete fî rahli ahîhi, summe ezzene muezzinun eyyetuhel îru innekum le sârikûn (sârikûne). Art›k onlar›n yükünü haz›rlad›¤› zaman su kab›n›, kardeflinin yükünün içine koydu. Sonra müezzin: “Ey kafile, muhakkak ki; siz gerçekten h›rs›zlars›n›z!” diye seslendi. 12/YÛSUF–71: Kâlû ve akbelû aleyhim mâzâ tefki-

A

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 230

230

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

dûn (tefkidûne). Onlara dönerek: “Kaybetti¤iniz nedir?” dediler. 12/YÛSUF–72: Kâlû nefk›du suvâalmeliki ve li men câe bihî h›mlu beîrin ve ene bihî za’îm (za’îmun). “Melik’in su kab›n› kaybettik.” dediler. Kim onu getirirse (ona) bir deve yükü (erzak) var. Ve ben, ona kefilim. 12/YÛSUF–73: Kâlû tallâhi lekad alimtum mâ ci’nâ li nufside fil ard› ve mâ kunnâ sârikîn (sârikîne). Allah’a andolsun ki; siz de biliyorsunuz biz burada fesat ç›karmak için gelmedik. Ve biz, h›rs›z de¤iliz (olmad›k). 12/YÛSUF–74: Kâlû fe mâ cezâuhû in kuntum kâzibîn (kâzibîne). “E¤er siz yalan söylüyorsan›z, o takdirde onun cezas› nedir?” dediler. 12/YÛSUF–75: Kâlû cezâuhu men vucide fî rahlihî fe huve cezâuh (cezâuhu), kezâlike neczîz zâlimîn (zâlimîne). “Onun cezas›, o takdirde yükünde (kay›p eflya) bulunan kiflinin kendisidir (kiflinin kendisi ceza olarak bir y›l köle olur). Biz, zalimleri iflte böyle cezaland›r›r›z.” dediler. 12/YÛSUF–76: Fe bedee bi ev’›yetihim kable viâi ahîhi, summestahrecehâ min viâi ahîh(ahîhi), kezâlike kidnâ li yûsuf (yûsufe), mâ kâne li ye’huze ehâhu fî dînil meliki, illâ en yeflâallâh (yeflâallâhu), nerfeu derecâtin men neflâ’ (neflâu), ve fevka

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 231

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

231

kulli zî ilmin alîm (alîmun). Böylece (aramaya) kardeflinin heybesinden önce onlar›n ( di¤er kardefllerinin) heybeleri ile bafllad›. Sonra onu kardeflinin heybesinden ç›kard›. Yusuf için iflte böyle bir düzen haz›rlad›k. Allah’›n dilemesi hariç Melik’in milletinde (kurallar›nda) kardeflini (tutmak, al›koymak) olmazd›. Diledi¤imiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Ve bütün ilim sahiplerinin üstünde daha iyi bilen vard›r. Kur’ân-› Kerim’de bildirilen bir baflka tuzak örne¤i de, Hz. ‹brâhîm (A.S)'›n kavminin tapt›¤› putlar› k›rmas›d›r. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 21/ENB‹Y–51: Ve lekad âteynâ ibrâhîme rufldehu min kablu ve kunnâ bihî âlimîn (âlimîne). Ve andolsun ki daha önce ‹brâhîm (A.S)’a rüfldünü (irflad yetkisini) verdik. Ve Biz, onu (irflada ehil oldu¤unu) bilenlerdik. 21/ENB‹Y–52: ‹z kâle li ebîhi ve kavmihî mâ hâzihit temâsîlulletî entum lehâ âkifûn (âkifûne). (‹brâhîm A.S), babas›na ve kavmine flöyle demiflti: “Sizin ibadet etti¤iniz bu heykeller nedir?” 21/ENB‹Y–53: Kâlû vecednâ âbâenâ lehâ âbidîn (âbidîne). “Babalar›m›z› ona (onlara) ibadet ediyor bulduk.” dediler. 21/ENB‹Y–54: Kâle lekad kuntum entum ve âbâukum fî dalâlin mubîn (mubînin).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 232

232

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

(‹brâhîm A.S): “Andolsun ki siz ve babalar›n›z, apaç›k dalâlettesiniz.” dedi. 21/ENB‹Y–55: Kâlû e ci’tenâ bil hakk› em ente minel lâ›bîn (lâ›bîne). “Sen, bize hakk› m› getirdin yoksa sen (bizimle) oyun mu oynuyorsun?” dediler. 21/ENB‹Y–56: Kâle bel rabbukum rabbus semâvâti vel ard›llezî fatarahunne ve ene alâ zâlikum minefl flâhidîn (flâhidîne). “Hay›r, sizin Rabbiniz, semalar›n ve arz›n Rabbidir ve onlar› yaratand›r. Ve ben, buna flahit olanlardan›m.” dedi. 21/ENB‹Y–57: Ve tallâhi le ekîdenne asnâmekum ba’de en tuvellû mudbirîn (mudbirîne). Allah’a yemin olsun, siz arkan›z› döndükten (gittikten) sonra ben mutlaka sizin putlar›n›za hile yapaca¤›m. 21/ENB‹Y–58: Fe cealehum cuzâzen illâ kebîren lehum leallehum ileyhi yerciûn (yerciûne). Sonra onlar› (putlar›) cüz cüz (parça parça) yapt›. Onlar›n büyük olan› hariç. Umulur ki böylece onlar, ona rücu ederler (dönerler). 21/ENB‹Y–59: Kâlû men feale hâzâ bi âlihetinâ innehu le minez zâlimîn (zâlimîne). “Bizim ilâhlar›m›za bunu kim yapt›? Muhakkak ki o, gerçekten zalimlerdendir.” dediler. 21/ENB‹Y–60: Kâlû semi’nâ feten yezkuruhum yukâlu lehû ibrâhîm (ibrâhîmu).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 233

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

233

“Ona (kendisine), ‹brâhîm denen gencin, onlar› zikretti¤ini (putlardan bahsetti¤ini) iflittik.” dediler. 21/ENB‹Y–61: Kâlû fe’tû bihî alâ a’yunin nâsi leallehum yeflhedûn (yeflhedûne). “Öyleyse onu, insanlar›n gözü önüne getirin! Böylece onlar flahit olurlar.” dediler. 21/ENB‹Y–62: Kâlû e ente fealte hâzâ bi âlihetinâ yâ ibrahîm (ibrahîmu). “Ey ‹brâhîm! Bizim ilâhlar›m›za bunu sen mi yapt›n?” dediler. 21/ENB‹Y–63: Kâle bel fealehu kebîruhum hâzâ fes’elûhum in kânû yent›kûn (yent›kûne). (‹brâhîm A.S) flöyle dedi: “Hay›r, bunu onlar›n büyü¤ü yapt›. Haydi, e¤er onlar konufluyorlarsa (konuflabiliyorlarsa) onlara sorun!” 21/ENB‹Y–64: Fe receû ilâ enfusihim fe kâlû innekum entumuz zâlimûn (zâlimûne). Bunun üzerine kendilerine geldiler, sonra da (kendileri için); “Muhakkak ki siz; siz zalimlersiniz.” dediler. 21/ENB‹Y–65: Summe nukisû alâ ruûsihim, lekad alimte mâ hâulâi yent›kûn (yent›kûne). Sonra onlar›n bafllar› öne e¤ildi. (Hz. ‹brâhîm’e): “Andolsun ki sen, bunlar›n konuflmad›¤›n› (konuflamad›¤›n›) biliyordun.” (dediler). 21/ENB‹Y–66: Kâle e fe ta’budûne min dûnillâhi mâ lâ yenfeukum fley’en ve lâ yadurrukum. (‹brâhîm A.S): “Hâlâ size bir faydas› ve zarar› olma-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 234

234

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

yan, Allah’tan baflka fleylere mi tap›yorsunuz?” dedi. 21/ENB‹Y–67: Uffin lekum ve li mâ ta’budûne min dûnillâh(dûnillâhi), e fe lâ ta’k›lûn (ta’k›lûne). Size ve Allah’tan baflka tapt›¤›n›z fleylere yaz›klar olsun. Hâlâ ak›l etmiyor musunuz?

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 235

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

235

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 236

236

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

8

SÖZLÜ VE F‹‹LÎ SALDIRILARA KARfiI RESÛL’ÜN VE HAK MÜ’M‹NLER‹N DAVRANIfiLARI

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 237

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

237

Resûl ve hak mü’minlere karfl› yap›lan sözlü ve fiili sald›r›lar, dünya hayat›nda Allah’a ulaflmay› dilemeyenleri y›ld›r›p korkutacak kadar ciddî sald›r›lard›r. Örne¤in Firavun, önce kendi taraf›nda olup da, Hz. Musa (A.S)'›n gösterdi¤i mucizeler sonucunda Hz. Musa (A.S)'a îmân eden kiflileri flöyle tehdit etmifltir: 20/TÂH–71: Kâle âmentum lehu kable en âzene lekum, innehu le kebîrukumullezî allemekumus sihr (sihra), fe le ukatt›anne eydiyekum ve erculekum min hilâfin ve le usallibennekum fî cuzû›n nahli ve le ta’lemunne eyyunâ efleddu azâben ve ebkâ. (Firavun): “Size izin vermemden önce ona îmân m› ettiniz? Muhakkak ki o, gerçekten size sihir ö¤reten, sizin büyü¤ünüzdür (ustan›zd›r). Bu durumda mutlaka sizin ellerinizi ve ayaklar›n›z› çaprazlama kesece¤im. Ve sizi mutlaka hurma a¤ac›na asaca¤›m. Ve böylece hangimizin azab› daha fliddetli ve daha kal›c› (imifl) gerçekten bileceksiniz.” dedi. Elbette bu, ço¤u insan için oldukça cayd›r›c› bir tehdittir. Ancak Allah’a ulaflmay› dileyen hak mü’minler, Firavun'un bu tehdidinden kesinlikle etkilenmemifllerdir. Allahû Teâlâ bu durumu, Tâhâ Suresinin 72 ve 73. âyet-i kerimelerinde dile getirmektedir. 20/TÂH–72: Kâlû len nu’sireke alâ mâ câenâ minel beyyinâti vellezî fataranâ fakdi mâ ente kâd (kâdin), innemâ takdî hâzihil hayâted dunyâ. “Bize gelen mucizeler karfl›s›nda asla seni tercih etmeyiz (üstün tutmay›z). Çünkü bizi, O yaratt›. Bu durumda sen, yapaca¤›n› yap. Fakat sen, ancak bu

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 238

238

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

dünya hayat›nda yapars›n.” dediler. 20/TÂH–73: ‹nnâ âmennâ bi rabbinâ li yagfire lenâ hatâyânâ ve mâ ekrehtenâ aleyhi mines sihr (sihri), vallâhu hayrun ve ebkâ. Muhakkak ki biz, hatalar›m›z› ve ona karfl› sihirden bize zorla (istemeyerek) yapt›rd›¤›n fleylerden (dolay›) bizi, ma¤firet etsin (affetsin ve günahlar›m›z› sevaba çevirsin) diye Rabbimize îmân ettik. Ve Allah, daha hay›rl›d›r ve daha bâkidir (kal›c›d›r). Görüldü¤ü gibi dünya hayat›nda Allah’a ulaflmay› dileyen hak mü’minler, Allah'a olan tevekküllerinden dolay›, fesatç›lar›n tehditlerine karfl› son derece cesur, son derece güvenli bir tav›r sergilemektedirler. Resûllerin ve ona ihsanla tâbî olup îmân› artan mü’minlerin bu özelli¤ini haber veren âyetlerden baz›lar› da flunlard›r: 7/A’RÂF–88: Kâlel meleullezînestekberû min kavmihî le nuhricenneke yâ fluaybu vellezîne âmenû meake min karyetinâ ev le teûdunne fî milletinâ, kâle e ve lev kunnâ kârihîn (kârihîne). Onun kavminden kibirlenenlerin ileri gelenleri flöyle dedi(ler): “Ya fiuayb, seni ve seninle beraber âmenû olanlar› (Allah’a ulaflmay› dileyenleri) mutlaka ülkemizden ç›karaca¤›z! Ya da siz mutlaka bizim milletimize (dînimize) dönersiniz.” (fiuayb A.S): “fiâyet biz kerih görüyorsak da m›?” dedi. 7/A’RÂF–89: Kadiftereynâ alallâhi keziben in udnâ fî milletikum ba’de iz necceynallâhu minhâ, ve mâ yekûnu lenâ en neûde fîhâ illâ en yeflâallahu rabbunâ, vesia rabbunâ kulle fley’in ilmen, alallâ-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 239

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

239

hi tevekkelnâ, rabbeneftah beynenâ ve beyne kavminâ bil hakk› ve ente hayrul fâtihîn (fâtihîne). “Allah’›n, bizi ondan kurtarmas›ndan sonra, sizin milletinize dönersek Allah’a yalanla iftira etmifl oluruz. Ve Rabbimizin dilemesi hariç bizim oraya geri dönmemiz olamaz. Rabbimiz ilmiyle herfleyi kuflatm›flt›r. Allah’a tevekkül ettik. Rabbimiz, kavmimiz ile bizim aram›z› hak ile aç (ay›r). Sen fethedenlerin (fatihlerin) en hay›rl›s›s›n.” 10/YÛNUS–71: Vetlu aleyhim nebe'e nûh (nûh›n), iz kâle li kavmihî yâ kavmi in kâne kebure aleykum makâmî ve tezkîrî bi âyâtillâhi fe alâllâhi tevekkeltu fe ecmiû emrekum ve flurekâekum summe lâ yekun emrukum aleykum gummeten summakdû ileyye ve lâ tunzirûn (tunzirûne). Ve onlara Hz. Nuh’un haberini oku. Kavmine flöyle demiflti: “Ey kavmim! Benim (aran›zda) durmam (bulunmam), Allah’›n âyetlerini zikretmem (hat›rlatmam), size a¤›r geliyorsa, art›k ben Allah’a tevekkül ettim (güveniyorum). Bundan sonra siz ve ortaklar›n›z, (yapaca¤›n›z) iflinize karar verin. Sonra iflleriniz size keder olmas›n. Sonra da bana uygulay›n (yerine getirin) ve beklemeyin.” Kur’ân-› Kerim’de Resûllerin fesatç›lara karfl› son derece kararl› ve güvenli olmalar› emredilmifltir. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 11/HÛD–121: Ve kul lillezîne lâ yu’minûna’melû alâ mekânetikum, innâ âmilûn (âmilûne). Ve mü’min olmayanlara de ki: “Siz yapmakta oldu-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 240

240

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

¤unuz fleyleri yap›n (devam edin). Muhakkak ki biz (de) yapanlar›z.” 33/AHZÂB–39: Ellezîne yubelligûne risâlâtillâhi ve yahflevnehu ve lâ yahflevne ehaden illallâh (illallâhe), ve kefâ billâhi hasîbâ (hasîban). Onlar (Nebîler, peygamberler), Allah’›n risaletini tebli¤ ederler ve O’na huflû duyarlar ve Allah’tan baflka hiç kimseden korkmazlar. Ve Allah, hesap görücü olarak kâfidir. Resûlün ve ona ihsanla tâbî olup îmân› artan mü’minlerin sâdât ve küberâlara karfl› bu denli kararl› ve cesur davranmalar›n›n nedeni, Allah’a olan güvenleridir. Mü’minler oluflan her olay›n, ya Allah’›n takdiriyle veya Allah’›n müsaadesiyle, izniyle olufltu¤unu bilirler. Hiç kimse Allah'›n izni d›fl›nda serbest iradesiyle hiçbir fley yapamaz. Allah’›n izninde yine Allah’›n dilemesi vard›r. Allah dilerse mâni olabilir. Cüz’i iradeye mâni olmad›¤›na göre öyle olmas›n› dilemifltir. Allahû Teâlâ herfleyi bir kaderle yaratm›flt›r. Herkesin kaderini belirleyen, ne kadar yaflayaca¤›n›, nerede, nas›l ölece¤ini tespit eden Allah't›r. Dolay›s›yla sâdât ve küberâlar›n mü’minlere kurduklar› tuzaklar, düzenledikleri sald›r› ve iftiralar, Allah'›n ilmi ve rahmeti d›fl›nda gerçekleflemez. Bu nedenle de, mü’minlerin bu sald›r›lardan korkmalar›n›, çekinmelerini gerektirecek bir durum yoktur. Mâide Suresinin 105. âyet-i kerimesinde Allahû Teâlâ flöyle buyurmaktad›r: 5/M‹DE–105: Yâ eyyuhellezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izehtedeytum. ‹lâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 241

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

241

bimâ kuntum ta'melûn (ta'melûne). Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin sorumlulu¤u üzerinize borçtur). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüflü Allah'ad›r. O zaman yapm›fl oldu¤unuz fleyleri size haber verecek. 4/N‹S–141: Ellezîne yeterabbesûne bikum, fe in kâne lekum fethun minallâhi kâlû e lem nekun meakum, ve in kâne lil kâfirîne nasîbun kâlû, e lem nestahviz aleykum ve nemna’kum minel mu’minîn (mu’minîne), fallâhu yahkumu beynekum yevmel k›yâmeh (k›yâmeti) ve len yec’alallâhu lil kâfirîne alel mu’minîne sebîlâ (sebîlen). Onlar sizi gözlüyorlar öyle ki, size Allah'tan bir fetih (zafer) olunca, "Biz sizinle beraber olmad›k m›?" dediler. Ve flayet kâfirlerin zaferden bir nasibi oldu ise (o zaman da) “Biz sizin üzerinize siper olmad›k m›? Ve size mü'minlerden (gelecek olana) mani olmad›k m›?" dediler. Art›k Allah, k›yâmet günü sizin aran›zda hükmedecektir. Ve Allah kâfirlere, mü'minlere karfl› asla bir yol açacak de¤ildir. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–120: ‹n temseskum hasenetun tesû’hum, ve in tusibkum seyyietun yefrahû bihâ ve in tasbirû ve tettekû lâ yadurrukum keyduhum fley’a (fley’en), innallâhe bi mâ ya’melûne muhît (muhîtun). fiayet size bir hasenat (güzellik) dokunursa onlar› hüzünlendirir. Ve flayet size bir seyyiat (kötülük) isabet ederse, onunla ferahlan›rlar (ona sevinirler).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 242

242

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Ve e¤er siz sabrederseniz ve takva sahibi olursan›z, onlar›n hileleri size hiçbir fleyle zarar veremez. Muhakkak ki Allah, onlar›n yapt›klar›n› (ilmi ile) kuflatand›r (bilendir).

Allahû Teâlâ, fesatç›lar›n sözlü ve fiili sald›r›lar› arac›l›¤›yla hak mü’minleri imtihan ederek olgunlaflmalar›n› (kemâle ermelerini) sa¤layacakt›r. Bakara Suresinin 286. âyet-i kerimesine göre, hak mü’minler, "güç yetirebilecekleri" zorluktaki imtihanlarla s›nan›rlar. 2/BAKARA–286: Lâ yukellifullâhu nefsen illâ vus’ahâ, lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mâktesebet, rabbenâ lâ tuâh›znâ in nesînâ ev ahta’nâ, rabbenâ ve lâ tahmil aleynâ ›sran kemâ hameltehu alâllezîne min kablinâ, rabbenâ ve lâ tuhammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bihî, va’fu annâ, vagfir lenâ, verhamnâ, ente mevlânâ fensurnâ alâl kavmil kâfirîn (kâfirîne). Allah kimseyi gücünün yetti¤inden baflkas›yla mükellef k›lmaz (sorumlu tutmaz). Kazand›¤› (dereceler) onundur ve iktisap etti¤i (kazand›¤› negatif dereceler) de onundur (sorumlulu¤u onun üzerindedir). Rabbimiz! fiâyet unuttuysak veya hata yapt›ysak bizi aheze etme (sorgulama). Rabbimiz, bizden öncekilere yükledi¤in gibi bizim üzerimize a¤›r yük yükleme. Rabbimiz, takat (güç) yetiremeyece¤imiz fleyi bize yükleme. Ve bizi af ve ma¤firet et ve bize rahmet et (Rahîm esmas› ile bize tecelli et, rahmet nurunu gönder). sen bizim Mevlâm›z’s›n. Art›k kâ-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 243

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

243

firler kavmine karfl› bize yard›m et. 2/BAKARA–155: Ve le nebluvennekum bi fley’in minel havfi vel cûi ve naks›n minel emvâli vel enfusi ves semerât (semerâti), ve beflfliris sâbirîn (sâbirîne). Ve sizi mutlaka korku ve açl›ktan ve mal, can ve ürün eksikli¤inden imtihan ederiz. Ve sabredenleri müjdele. Allah’a ulaflmay› dileyerek ihsanla Resûle tâbî olanlar için, hidayete engel olanlar›n tüm sözlü iftira ve fiili sald›r›lar›, hakikatte Allah'›n bir imtihan›d›r. Bu nedenle hak mü’minler karfl›laflt›klar› olaylarda son derece kararl›, güvenli ve sab›rl› bir tav›r ortaya koyarlar. Asla pani¤e ya da korkuya kap›lmazlar. Allahû Teâlâ ihsanla tâbî olup îmân› artan mü’minlerin bu davran›fl›n› Kur’ân-› Kerim’de flöyle bildirmektedir: 3/ÂL‹ ‹MRÂN–173: Ellezîne kâle lehumun nâsu innen nâse kad cemeû lekum fahflevhum fe zâdehum îmânâ (îmânen), ve kâlû hasbunâllâhu ve ni’mel vekîl (vekîlu). O (ahsen) kimseler ki, insanlar onlara: "Muhakkak ki, insanlar, sizin için (size sald›rmak için) topland›lar. Art›k onlardan korkun." dedikleri zaman, (bu söz), onlar›n îmân›n› art›rd›. Ve "Allah bize kâfîdir ve O, ne güzel vekildir." dediler. Allah Resûlü’nün ve ona ihsanla tâbî olan mü’minlerin, fesatç›lar›n sözlü ve fiili sald›r›lar›na sabretmekte olmalar›, hiçbir fley yapmadan durup bekledikleri mânâs›na gelmez. Tam aksine Allah’›n Resûllerinin en önemli özelliklerinden biri de, fesatç›lar›n kendisine kurdu¤u tuzaklar› bozmas› ve karfl›l›¤›n-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 244

244

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

da fesatç›lara tuzak kurarak onlar› yenilgiye u¤ratmas›d›r. Zira Allah'›n Resûlleri, Allah’›n emriyle ifl gördükleri için son derece sa¤lam planlar haz›rlayabilen ilim sahipleridir. Fesatç›lara karfl› yürüttükleri mücâdelede hep üstün gelmifllerdir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 245

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

245

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 246

246

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

9

RESÛLLER‹N H‹DAYETE ENGEL OLANLARA VE ALLAH’A ULAfiMAYI D‹LEMEYENLERE KARfiI MÜCÂDELE METODLARI

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 247

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

247

Allahû Teâlâ her devirde Resûlünün ve ona ihsanla tâbî olup îmân› artan mü’minlerin en büyük yard›mc›s›d›r. Allah Resûlüne tâbî olanlar› 7 ni’metle destekler, güçlendirir. Özellikle Resûller, daima Allah'›n özel deste¤ine mazhar olanlard›r. Kur’ân-› Kerim’de Allahû Teâlâ’n›n Resûllere ilim, hikmet, âyetleri aç›klama, isabetli karar verme, olgun davran›fllar gibi özel yetenekler verdi¤i bildirilmektedir. Bunun yan›nda Allah zaman zaman Resûllere büyük bir mülk (maddî servet, güç ve ihtiflam) de vermifltir. Örne¤in ‹srailo¤ullar›'na lider olarak seçilen Hz. Talût'a, bilgi, bedenî güç ve mülk verilmifltir. Bakara Suresinde bu konuda flöyle buyurulmaktad›r: 2/BAKARA–247: Ve kâle lehum Nebîyyuhum innallâhe kad bease lekum tâlûte melikâ(meliken), kâlû ennâ yekûnu lehul mulku aleynâ ve nahnu ehakku bil mulki minhu ve lem yu’te seaten minel mâl (mâli), kâle innallâhestafâhu aleykum ve zâdehu bestaten fîl ilmi vel cism (cismi), vallâhu yu’tî mulkehu men yeflâu, vallâhu vâsiun alîm (alîmun). Onlar›n Peygamber’i onlara dedi ki: “Muhakkak ki Allah, sizin için melik olarak Talût’u beas etmiflti (görevlendirmiflti).” Dediler ki: “Bizim üzerimize onun melikli¤i nas›l olur? Melikli¤e biz ondan daha çok hak sahibiyiz (daha çok lây›k›z). Ve de ona maldan bir genifllik (servetçe bolluk) verilmedi.”(Peygamber de) “Muhakkak ki Allah, onu sizin üzerinize (melik) seçti ve onun ilmini (bilgisini) ve cismini (kuvvetini) art›rd›. Ve Allah, mülkünü diledi¤i kimseye verir. Ve Allah, Vâsi’dir (rahmeti ve ilmi herfleyi ihata eder), Alîm’dir (en iyi bilendir).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 248

248

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Allahû Teâlâ, Hz. ‹brâhîm (A.S) ve onun soyunu da hikmet ve mülk ile destekledi¤ini ifade etmektedir. 4/N‹S–54: Em yahsudûnen nâse alâ mâ âtâhumullâhu min fadlihi, fe kad âteynâ âle ibrâhîmel kitâbe vel hikmete ve âteynâhum mulken azîmâ (azîmen). Yoksa onlar, Allah'›n fazl›ndan (ni'metinden) insanlara verdi¤i fleylere haset mi ediyorlar (çekemiyorlar m›)? Oysa Biz, Hz.‹brâhîm ailesine (soyuna) kitap ve hikmet vermifltik. Ve onlara “büyük mülk “verdik. Hz. Yusuf (A.S) da benzer biçimde desteklenmifltir. Kur’ân-› Kerim’de, erginlik ça¤›na eriflince Hz. Yusuf (A.S)'a, hüküm ve ilim verildi¤i bildirilmektedir. 12/YÛSUF–22: Ve lemmâ belega efluddehû âteynâhu hukmen ve ilmâ (ilmen), ve kezâlike neczîl muhsinîn (muhsinîne). Ve en kuvvetli ça¤›na ulaflt›¤› (bulû¤a erdi¤i) zaman ona hüküm (hikmet) ve ilim verdik. Muhsinleri iflte böyle mükâfatland›r›r›z. Hz. Yusuf dua ederken flöyle buyurmaktad›r: 12/YÛSUF–101: Rabbi kad âteytenî minel mulki ve allemtenî min te’vîlil ehâdîs (ehâdîsi), fât›ras semâvâti vel ard› ente veliyyî fîd dunyâ Vel âh›reh (âh›reti), teveffenî muslimen ve elh›knî bis sâlihîn (sâlihîne). “Rabbim bana mülk verdin. Ve olaylar›n (sözlerin, rüyalar›n) tevîlini (yorumunu) bana ö¤rettin. Se-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 249

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

249

malar› ve yeryüzünü yaratan, Sen benim dünyada ve ahirette velîmsin (dostumsun). Beni müslüman (Allah’a teslim-i küllî ile teslim olan) olarak vefat ettir ve beni salihler aras›na kat. Hz. Davud (A.S)'a da mülk ve hikmet verilmifltir. 2/BAKARA–251: Fe hezemûhum bi iznillâhi ve katele dâvûdu câlûte ve âtâhullâhul mulke vel hikmete ve allemehu mimmâ yeflâu, ve lev lâ def’ullâhin nâse bâ’dahum bi ba’din, le fesedetil ardu ve lâkinnallâhe zû fadlin alâl âlemîn (âlemîne). Nihayet Allah’›n izniyle onlar› hezimete u¤ratt›lar. Ve Davut, CaLût’u öldürdü. Ve Allah ona (Davut’a), meliklik (hükümdarl›k) ve hikmet verdi ve ona diledi¤i fleylerden ö¤retti. Ve e¤er Allah’›n, insanlar› birbiriyle defetmesi olmasayd›, yeryüzünde mutlaka fesat ç›kard› (yeryüzünün düzeni bozulurdu). Lâkin Allah, âlemlerin üzerine fazl sahibidir. 38/SÂD–20: Ve fledednâ mulkehu ve âteynâhul hikmete ve faslel h›tâb (h›tâbi). Ve onun mülkünü (idaresini) güçlendirdik. Ve ona, hikmet ve fasl› hitap (hak ile bât›l› ay›r›p adaletle hükmetme, hitap etme yetene¤i) verdik. Resûl, Allah'›n kendisine verdi¤i tüm bu destekle birlikte, inkârc›lar›n önde gelenlerine karfl› fikrî mücadeleye giriflir. Bu, Allah'›n gösterdi¤i yolda, O'nun gösterdi¤i yöntemlere göre yürütülen bir mücâdeledir. Feraset sahibi Resûller, zâlimlere karfl› yürüttükleri fikrî mücâdelede hep üstün gelmifllerdir. Fesatç› mücrimler ise hiç-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 250

250

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

bir zaman bu güçlü durufla ve sa¤lam fikre karfl› bir aç›klama getirememifl, hep ma¤lup olmufllard›r. Çünkü Resûller, Allah’tan hakk› getirmifller ve bât›la karfl› mücâdele ederek Allah’›n yard›m›yla daima üstün gelmifllerdir.

9.1 Babalar›n›n dînine tâbî olanlarla Allah Resûlleri’nin mücâdelesi

Her devirde hak dîni; yani Babam›z ‹brâhîm’in hanif dînini
yaflayanlarla, atalar›n›n, babalar›n›n dînine tâbî olanlar›n mücâdelesi vard›r. fiimdiye kadar, babalar›n›n dînine tâbî olup hidayete mâni olan fesatç›larla Resûllerin aras›ndaki mücâdeleye de¤indik. Oysa Resûllere ve onlara ihsanla tâbî, îmân› artan mü’minlere karfl› düflmanl›k gösterenler, yaln›zca hidayete engel olan fesatç›lar de¤ildir. Âyetlerden gâfil olan ve âyetleri yalanlayan gruplar da farkl› nedenlerden dolay› Resûllerden yüz çevirirler. Bu kifliler de Resûllerin getirdi¤i hidayet ve hak dîne karfl› ç›karak, içinde pek çok bid’at›n yer ald›¤› "babalar›n›n dîni"ni savunurlar. 9/TEVBE–32: Yurîdûne en yutfîû nûrallâhi bi efvâhihim ve ye'ballâhu illâ en yutimme nûrehu ve lev kerihel kâfirûn (kâfirûne). (Onlar) a¤›zlar› ile Allah’›n nurunu söndürmeyi istiyorlar. Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlamaktan baflka bir fley istemez. 9/TEVBE–33: Huvellezî ersele Resûlehu bil hudâ ve dînil hakk› li yuzhirehu aled dîni kullihî ve lev ke-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 251

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

251

rihel muflrikûn (muflrikûne). Resûl'ünü müflrikler kerih görseler de, hidayetle ve hak dîn ile (bu dîni) bütün dînler üzerine izhar etmesi (hak dîn oldu¤unu ispat etmesi) için gönderen odur. Cahiliyye standartlar›ndaki bir toplumun dînden koptu¤unu ve Allah'› gözard› etti¤ini belirtmifltik. Bu do¤rudur, ancak cahiliyye toplumlar› as›l olarak H‹DAYET ve hak dînden, yani Allah'›n insanlara gösterdi¤i hanif dîninden kopmufllard›r. Günümüzde cahiliyye dönemini yaflayan insanlar aras›nda birbirinden farkl› 72 dînî inanç türü vard›r. Kur’ân-› Kerim’de anlat›lan cahiliyye toplumlar›n›n hemen hepsinin dînî inançlar› vard›r. Bu cahiliyye dînleri, hak dîne flekil yönünden benziyor olabilirler. Ancak cahiliyye inan›fllar›n›n özü, hak dînin özünden çok farkl›d›r. Hak dînin temeli, Allah’a ulaflmay› dileyerek Allah’›n hacet namaz›yla gösterdi¤i mürflide tâbî olmak suretiyle yaln›zca Allah’a kul olmak, O'ndan baflka hiçbir fleye kul olmamak, Allah'›n Resûlü’nün izinden gitmek üzerine kuruludur. Oysa cahiliyye toplumundaki dîn kavram›, daha çok babalar›n›n dînine taassup sebebiyle olan anlams›z bir ba¤l›l›k ve onlardan kalma gelenekleri devam ettirme iste¤i üzerine kuruludur. Bu insanlar da Allah'›n ad›n› zikrediyor olabilir ama Allahû Teâlâ, dünya hayat›nda Allah’a ulaflmay› dilemedikleri için onlar›n üzerine Rahmân esmas›yla tecelli etmemifltir. Bu sebeple zikir yapt›klar›nda bir ferahl›k duymad›klar› gibi, Zümer Suresinin 22. âyet-i kerimesine göre kalpleri zikir sebebiyle karar›r ve sertleflir. 39/ZUMER–22: E fe men flerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbihi, fe veylun lil

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 252

252

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh (zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn (mubînin). Allah kimin gö¤sünü ‹slâm için (Allah’a teslim için) yarm›flsa art›k o, Rabbinden bir nur üzere olur, de¤il mi? Allah’›n zikrinden kalpleri kasiyet ba¤layanlar›n vay haline! ‹flte onlar, apaç›k dalâlet içindedirler. Cahiliyye dîninde, dünya hayat›nda Allah’a ulaflmay› dilemek olan Allah sevgisi yoktur. Allahû Teâlâ bu hakikati Kur’ân-› Kerim’de flöyle anlatmaktad›r: 23/MU’M‹NÛN–84: Kul li menil ardu ve men fîhâ in kuntum ta’lemûn (ta’lemûne). De ki: “Arz›n (yeryüzünün) ve onun içindekilerin kimin oldu¤unu e¤er biliyorsan›z (söyleyin).” 23/MU’M‹NÛN–85: Seyekûlûne lillâh (lillâhi), kul e fe lâ tezekkerûn (tezekkerûne). “Allah’›nd›r.” diyecekler. De ki: “Hâlâ tezekkür etmeyecek misiniz (ak›l etmeyecek misiniz)?” 23/MU’M‹NÛN–86: Kul men rabbus semâvâtis seb’› ve rabbul arflil azîm (azîmi). De ki: “Yedi kat göklerin Rabbi ve arflil azîmin Rabbi kimdir?” 23/MU’M‹NÛN–87: Seyekûlûne lillâh (lillâhi), kul e fe lâ tettekûn (tettekûne). “Allah’›nd›r.” diyecekler. De ki: “Hâlâ takva sahibi olmayacak m›s›n›z?” 23/MU’M‹NÛN–88: Kul men bi yedihî melekûtu kulli fley’in ve huve yucîru ve lâ yucâru aleyhi in

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 253

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

253

kuntum ta’lemûn (ta’lemûne). De ki: “fiâyet biliyorsan›z (söyleyin) herfleyin mülkü (yönetimi, idaresi) elinde olan ve koruyan (himaye eden) ve Kendisi korunmaya ihtiyac› olmayan kimdir?” 23/MU’M‹NÛN–89: Seyekûlûne lillâh (lillâhi), kul fe ennâ tusharûn (tusharûne). “Allah’›nd›r (Allah’t›r).” diyecekler. De ki: “Öyleyse nas›l aldat›l›yorsunuz?” 23/MU’M‹NÛN–90: Bel eteynâhum bil hakk› ve innehum le kâzibûn (kâzibûne). Hay›r, onlara hakk› getirdik. Ve muhakkak ki onlar, gerçekten tekzip edenlerdir (yalanlayanlard›r). Âyetlerde tarif edilen kifliler, dünya hayat›nda Allah’a ulaflmay› dilemeyen, k›saca hidayeti dilemeyen kiflilerdir ki; bu kiflilerin durumu son derece ilginçtir. Dünya hayat›nda Allah’a ulaflmay› dilemeyen bu kifliler, kendilerine sorulan tüm sorulara do¤ru cevap vermekte, yani Allah'›n herfleyin yarat›c›s› oldu¤unu tasdik etmektedirler. Ancak davran›fllar› bu sözlerine uygun de¤ildir. Bu nedenle kendilerine: “Akletmeyecek misiniz?” “Takva sahibi olmayacak m›s›n›z?”, “Nas›l oluyor da büyüleniyorsunuz?” gibi sorular sorularak, içinde bulunduklar› durumdan kurtulmalar› için Allah’a ulaflmay› dilemeleri istikametinde uyar›lar yap›lmaktad›r. Bunun nedeni ise, sorulara cevap veren kiflilerin gerçekte verdikleri cevaplar›n anlam›n› kavramamalar›d›r. Peki, o halde bu garip durumun sebebi nedir? Sebep gayet aç›kt›r. Söz konusu kifliler hak dînin de¤il, ca-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 254

254

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

hiliyye dîninin üyeleridir. Bu dînde, dünya hayat›nda ruhun Allah’a ulaflmas› ve mürflide tâbîiyet yoktur. Bu dînin temelinde, babalardan gelen birtak›m bid’atlerin gelenek biçiminde korunmas› yatar. Âyetlerde tarif edilen kifliler, babalar›n›n dînine tâbî olan, Allah inanc›n› tafl›yan, fakat hakikatte dünya hayat›nda Allah'a ulaflmay› dilemedikleri için Allahû Teâlâ’n›n Rahmân esmas›yla tecelli etmedi¤i kiflilerdir. Babalar›n dîni (cahiliyye dîni), yap›s›nda pek çok bid’ati tafl›maktad›r. Bu dîn, hak dînin tek kayna¤› olan vahiyden, Kur’ân-› Kerim’den tamamen kopmufl ve birtak›m hurafeleri kendine kaynak edinmifltir. 25/FURKÂN–27: Ve yevme yeadduz zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenîttehaztu mear Resûli sebîlâ (sebîlen). Ve o gün, zalim ellerini ›s›r›r: “Keflke Resûlle beraber (Allah’a giden) bir yol ittihaz etseydim.” der. 25/FURKÂN–28: Yâ veyletâ leytenî lem etteh›z fulânen halîlâ (halîlen). Yaz›klar olsun, keflke ben filan› (o kifliyi) dost edinmeseydim. 25/FURKÂN–29: Lekad edallenî aniz zikri ba’de iz câenî, ve kânefl fleytânu lil insâni hazûlâ (hazûlen). Andolsun ki; bana zikir (Kur’ân’daki ilim) geldikten sonra beni zikirden sapt›rd› ve fleytan, insana yard›m› engelleyendir. 25/FURKÂN–30: Ve kâler Resûlu yâ rabbi inne kavmîttehazû hâzel kur’âne mehcûrâ (mehcûran). Ve Resûl: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim,

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 255

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

255

bu Kur’ân’dan ayr›ld› (Kur’ân’› terketti).” dedi. ‹nsanlar›n ço¤u îtikat, ibadet, muamelât ve ahlâk anlay›fl›na kadar pek çok konuda bid’atlere dayal› bir dîn tatbikat›n›n içindedirler. ‹flte bundan dolay›, Allah’›n Resûl’ü ve ona ihsanla tâbî olan îmân› artan mü’minler, babalar›n›n dînine karfl› ç›karak toplumu gerçek dîne, Allah'›n insanlar için "seçip-be¤endi¤i" hak dîne davet ederler. Ancak insanlar›n büyük k›sm› babalar›n›n dînine ba¤l› kalmakta diretirler. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 5/M‹DE–104: Ve izâ kîle lehum teâlev ilâ mâ enzelallâhu ve iler Resûli kâlû hasbunâ mâ vecednâ aleyhi âbâenâ. E ve lev kâne âbâuhum lâ ya'lemûne fley'en ve lâ yehtedûn (yehtedûne). Ve onlara: “Allah'›n indirdi¤ine (Kur’ân'a) ve Resûl’e (itaate) gelin.” denildi¤inde; “Babalar›m›z› üzerinde buldu¤umuz fley (dîn) bize yeter (kâfi)” derler. Ya onlar›n babalar› (bu gerçeklere ait) bir fley bilmiyorlarsa ve hidayete ermemifllerse de mi...? Hidayete mâni olan fesatç›lar da babalar›n›n dînine daima ba¤l›d›rlar. Allahû Teâlâ, Kur’ân'› Kerim’de bu durumun de¤iflmez bir kural oldu¤unu ifade etmektedir. 43/ZUHRÛF–23: Ve kezâlike mâ erselnâ min kablike fî karyetin min nezîrin illâ kâle mutrefûhâ innâ vecednâ âbâenâ alâ ummetin ve innâ alâ âsârihim muktedûn (muktedûne). Ve t›pk› bunun gibi, senden önce bir ülkeye bir nezir göndermifl olmad›k ki, onun (o ülkenin) refah içinde olanlar›: “Muhakkak ki biz, babalar›m›z› bir ümmet (dîn) üzerinde bulduk. Ve mutlaka biz, on-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 256

256

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

lar›n izlerine tâbî olanlar›z.” dememifl olsunlar. 43/ZUHRÛF–24: Kâle e ve lev ci’tukum bi ehdâ mimmâ vecedtum aleyhi âbâekum, kâlû innâ bi mâ urs›ltum bihî kâfirûn (kâfirûne). (Nezirlerin hepsi): “Size babalar›n›z› üzerinde buldu¤unuz fleyden (dînden) daha çok hidayete erdirecek olan› getirmifl olsam da m›?” dediler. (Onlar da): “Muhakkak ki biz, sizin kendisiyle gönderildi¤iniz fleyi inkâr edenleriz.” dediler.

9.2 Fesatç›lar› ve cahiliyye adetleri üzere inananlar› atalar dînine ba¤l› k›lan as›l sebep

Kavmin refah içinde olanlar›n›n, babalar›n›n dînine ba¤l› olmalar›n›n nedeni aç›kt›r. Bu dîn, kendi egemenlikleri alt›nda kurulu düzenin önemli bir parças›d›r. Bu dîni kullanarak düzene sözde meflrûtiyet sa¤lamaktad›rlar. Ayr›ca bu dînin baz› kurallar›na uyarak gerekti¤inde kendilerini dîndar insanlar olarak tan›tmalar› ve toplumun güvenini kazanmalar› son derece kolay olmaktad›r. Fesatç›lar, babalar›n›n dînine, içinde bulunduklar› taassup nedeniyle ba¤l› kal›rlar. Her türlü de¤iflime karfl› ç›kan, eski olan herfleyin iyi oldu¤una inanan bu kifliler, insan nefsinin e¤ilimlerinden biri olan taassubun (tutuculu¤un) içinde bo¤ulmufllard›r. Onlar›n bir k›sm› babalar dîni sayesinde maifletlerini temin ederek bu dînden maddî ç›karlar sa¤lamaktad›r-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 257

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

257

lar. fieytan onlara, dînin terk edilmesi halinde maifletin temin edilemeyece¤i korkusunu afl›lamaktad›r. Tevbe Suresinin 34. âyetinde belirtildi¤i üzere, babalar›n›n dînine ba¤l›l›k görüntüsüyle "insanlar›n mallar›n› haks›zl›kla yiyen" ruhbanlar›n say›s› bir hayli kabar›kt›r. 9/TEVBE–34: Yâ eyyuhellezîne âmenû inne kesîren minel ahbâri ver ruhbâni le ye'kulûne emvâlen nâsi bil bât›li ve yasuddûne an sebîlillâh (sebîlillâhi), vellezîne yeknizûnez zehebe vel f›ddate ve lâ yunfikûnehâ fî sebîlillâhi fe beflflirhum bi azâbin elîm (elîmin). Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah’a ulaflmay› dileyenler)! Muhakkak ki; ahbarlardan (yahudi âlimlerden) ve ruhbanlardan (rahiplerden) ço¤u, mutlaka insanlar›n mallar›n› bât›lla (bofl yere, haks›z olarak) yerler ve Allah’›n yolundan engellerler (mani olurlar). Ve alt›n ve gümüflü biriktiren ve onu Allah yolunda infâk etmeyen kimseler; art›k onlara elîm azab› haber ver. Bu nedenle toplumun önemli bir kesimi, Resûlün teklif etti¤i hak dîne karfl› babalar›n›n dîninin savunuculu¤unu yapmaya bafllarlar. A’râf Suresinin 70. âyet-i kerimesinde belirtildi¤i gibi Ad kavmi Hz. Hûd (A.S)'a flöyle söylemifltir: 7/A’RÂF–70: Kâlû e ci’tenâ li na’budallâhe vahdehu ve nezere mâ kâne ya’budu âbâunâ, fe’tinâ bi mâ teidunâ in kunte mines sâd›kîn (sâd›kîne). Dediler ki: “Tek bir Allah’a kul olmam›z için ve babalar›m›z›n ibadet etti¤i fleyleri terketmemiz için mi bize geldin? E¤er sen sad›klardan isen bize vaadetti-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 258

258

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

¤in fleyi (azab›) art›k bize getir.” Hûd Suresinin 62. âyet-i kerimesinde belirtildi¤i gibi Hz. Sâlih (A.S)'a, Semud kavmi flöyle hitap etmifltir: 11/HÛD–62: Kâlû yâ sâlihu kad kunte fînâ mercuvven kable hâzâ e tenhânâ en na'bude mâ ya'budu âbâunâ ve innenâ le fî flekkin mimmâ ted'ûnâ ileyhi murîb (murîbin). “Ya Salih, sen bundan önce aram›zda, hakk›nda ümit beslenen bir kimse olmufltun!” dediler. “Babalar›m›z›n tapt›¤› fleylere, bizim tapmam›z› sen bize nehy mi ediyorsun? Gerçekten, bizi O’na davet etti¤in flüphe verici fleyden, biz kesinlikle tereddüt içindeyiz.” dediler. Kasas Suresinin 36. âyet-i kerimesinde zikredildi¤i gibi, Hz. Musa (A.S)'a karfl› Firavun çevresi de hep bu yöntemi izlemifllerdir. 28/KASAS–36: Fe lemmâ câehum mûsâ bi ayâtinâ beyyinâtin kâlû mâ hâzâ illâ sihrun mufteren ve mâ semi’nâ bi hâzâ fî âbâinel evvelîn (evvelîne). Böylece Musa (A.S), apaç›k âyetlerimizi getirdi¤i zaman: "Bu, uydurulmufl sihirden baflka bir fley de¤il ve biz evvelki atalar›m›zdan bunu duymad›k." dediler. Bu kesimin en büyük özelliklerinden biri de, Resûllere ve ona ihsanla tâbî olanlara karfl› sözlü ve fiilî sald›r›ya geçerken, kendilerini gerçek birer dîndar gibi göstermeye çal›flmalar›d›r. Bu kifliler Allah ve dîn ad›na ortaya ç›karlar. Bu flekilde sald›r› ve bask›lar›na sözde meflru bir zemin oluflturmaya çal›fl›rlar. Bu son derece göstermelik bir tav›rd›r ve söz konusu kiflile-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 259

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

259

rin de gerçekte hidayetle ve hak dînle hiçbir ilgileri yoktur. Ancak Kur’ân-› Kerim’de haber verilen bu kifliler, tav›rlar›n› öyle bir dereceye vard›rm›fllard›r ki, "Resûlü öldürmek" gibi, olabilecek en büyük suçu ifllerken bile “Allah ad›na” hareket ettiklerini öne sürmüfllerdir. Bu kiflilerle ilgili olarak Allahû Teâlâ flöyle buyurmaktad›r: 27/NEML–45: Ve lekad erselnâ ilâ semûde ehâhum sâlihan eni’budûllâhe fe izâhum ferîkâni yahtes›mûn (yahtes›mûne). Ve andolsun ki, Semud kavmine "Allah’a kul olsunlar" diye onlar›n kardefli Salih (A.S)’› gönderdik. Fakat onlar o zaman has›m olan (çekiflen) iki grup oldular. 27/NEML–47: Kâlût tayyernâ bike ve bi men meak(meake), kâle tâirukum indallâhi bel entum kavmun tuftenûn (tuftenûne). "Sen ve seninle beraber olanlar, bize u¤ursuzluk getirdiniz." dediler. (Salih A.S): "Sizin u¤ursuzlu¤unuz Allah’›n kat›ndad›r. Hay›r, siz fitneye düflmüfl bir kavimsiniz." dedi. 27/NEML–48: Ve kâne fîl medîneti tis’atu raht›n yufsidûne fîl ard› ve lâ yuslihûn (yuslihûne). Ve flehirde dokuz kiflilik bir grup vard› ki; yeryüzünde fesat ç›kar›yorlar ve ›slâh etmiyorlard›. 27/NEML–49: Kâlû tekâsemû billâhi le nubeyyitennehu ve ehlehu summe le nekûlenne li veliyyihî mâ flehidnâ mehlike ehlihî ve innâ le sâdikûn (sâdikûne). Allah’a kasem (yemin) ederek dediler ki: "Biz gecele-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 260

260

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

yin mutlaka ona ve ailesine bask›n düzenleyelim (onlar› öldürelim). Sonra da onun dostlar›na (muhakkak ki) onun ailesinin helâk edilmesine flahit olmad›k ve gerçekten biz sad›klar›z (do¤ru söyleyenleriz)." diyelim. 27/NEML–50: Ve mekerû mekran ve mekernâ mekran ve hum lâ yefl’urûn (yefl’urûne). Ve hile düzenlediler. Ve Biz de (onlara) hile düzenledik, fakat onlar fark›na varmad›lar. 27/NEML–51: Fenzur keyfe kâne âk›betu mekrihim ennâ demmernâhum ve kavmehum ecmeîn (ecmeîne). Bundan sonra onlar›n hilelerinin sonunun nas›l oldu¤una bak ki, onlar› ve onlar›n kavminin tamam›n› nas›l yok ettik.

9.3 Fuhufl ç›karanlarla Allah Resûlleri’nin mücâdelesi

Resûlün as›l görevi, insanlar› Allah'›n yoluna davet etmek,
hidayeti tebli¤ etmek, Allah'›n hak dînini onlara aç›klamakt›r. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 9/TEVBE–33: Huvellezî ersele Resûlehu bil hudâ ve dînil hakk› li yuzhirehu aled dîni kullihî ve lev kerihel muflrikûn (muflrikûne). Resûl'ünü müflrikler kerih görseler de, hidayetle ve hak dîn ile (bu dîni) bütün dînler üzerine izhar etmesi

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 261

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

261

(hak dîn oldu¤unu ispat etmesi) için gönderen odur. Allah’›n Resûl’ü, dünya hayat›nda Allah’a ulaflmay› dilemeyerek baflkalar›n›n da Allah’› dilemesine mâni olanlarla ve onun davetinden flüphe edenlerle, tebli¤ yoluyla devaml› mücâdele etmektedir. Allah’›n Resûlü’nün bundan amac›, insanlar› Allah'›n yolundan al›koyanlar› vebalden kurtarmak, fuhufla teflvik edenleri etkisiz hale getirmektir. Allahû Teâlâ Kur’ân-› Kerim’inde flöyle buyurmaktad›r: 6/EN’ÂM–25: Ve minhum men yestemiu ileyk (ileyke), ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ (vakran), ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minû bihâ, hattâ izâ câuke yucâdilûneke yekûlullezîne keferû in hâzâ illâ esâtîrul evvelîn (evvelîne). Ve onlardan kim seni dinlerse, onu anlamalar›na karfl› (anlamamalar› için) kalplerinin üzerine ekinnet koyduk ve kulaklar›nda vakra (a¤›rl›k) vard›r. Ve onlar bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Hatta sana geldikleri zaman, seninle tart›fl›rlar (mücâdele ederler). Kâfir olanlar: “Bu ancak evvelkilerin masallar›ndan baflka bir fley de¤ildir.” derler. 6/EN’ÂM–26: Ve hum yenhevne anhu ve yen’evne anh (anhu), ve in yuhlikûne illâ enfusehumve mâ yefl’urûn (yefl’urûne). Ve onlar, ondan (Allah’a ulaflmaktan, hidayetten) nehyederler (men ederler, yasaklarlar) ve onlar da (kendileri de) ondan (hidayetten) uzak dururlar (yüz çevirirler). Kendilerinden baflkas›n› helâk etmezler ve fark›nda olmazlar (fluurunda de¤iller).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 262

262

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

7/A’RÂF–28: Ve izâ faalû fâhifleten kâlû vecednâ aleyhâ âbâenâ vallâhu emerenâ bihâ kul innallâhe lâ ye’muru bil fahflâ (fahflâi), e tekûlûne alâllâhi mâ lâ ta’lemûn (ta’lemûne). Kötü (çirkin) bir fley yapt›klar› zaman: “Babalar›m›z› onun üzerinde bulduk (onlardan böyle gördük) ve Allah onu bize emretti.” dediler. (Onlara flöyle) de: “Muhakkak ki; Allah, fahflay› (kötülü¤ü, çirkinli¤i) emretmez. Allah’a bilmedi¤iniz bir fleyi mi söylüyorsunuz?” Bu kifliler, yaln›zca kendileri dünya hayat›nda Allah’a ulaflmay› dilememekle kalmazlar. Ayn› zamanda pek çok insan› da dünya hayat›nda Allah’a ulaflmay› dilemekten men ederler. Örne¤in cinsel sapk›nl›klar›n ve fuhflun yay›lmas› için çaba gösterenler, kendileri sapt›klar› gibi, baflka insanlar› da sapk›nl›¤a sürüklemektedirler. 24/NÛR–19: ‹nnellezîne yuh›bbûne en teflîal fâh›fletu fîllezîne âmenû lehum azâbun elîmun fîd dunyâ vel âh›rah (âh›rati), vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn (ta’lemûne). Muhakkak ki âmenû olanlar aras›nda fahifleli¤in (çirkin olaylar›n, iftiran›n, kötülü¤ün) yay›lmas›n› sevenlere, dünya ve ahirette elîm azap vard›r. Ve Allah, bilir ve siz bilmezsiniz. Ahlâks›zl›¤› yaymaya çal›flanlar›n ahirette karfl›laflacaklar› azap, kuflkusuz cehennemdir. Dünyada yaflayacaklar› azab›n farkl› yollar› olabilir. Allah bu kiflilerin üstüne çeflitli belâlar verebilir. Allah’›n Resûlleri, gayri ahlâkî davran›fllar içinde olan bu insanlar› devaml› Allah’a davet ederek onlara hidaye-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 263

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

263

ti tebli¤ ederler. Allahû Teâlâ bu konuda Hz. Lût (A.S)’›n kavmine karfl› yürüttü¤ü mücâdeleyi örnek göstermektedir. 7/A’RÂF–80: Ve lûtan iz kâle li kavmihî e te'tûnel fâh›flete mâ sebekakum bihâ min ehadin minel âlemîn (âlemîne). Ve Lût (A.S) kavmine flöyle demiflti: “Sizden önce geçmifl olan âlemlerden (hiç) birinin yapmad›¤› fuhflu (kötülü¤ü) mü getiriyorsunuz (yap›yorsunuz)?” 7/A’RÂF–81: ‹nnekum le te'tûner ricâle flehveten min dûnin nisâi, bel entum kavmun musrifûn (musrifûne). Gerçekten siz, kad›nlardan baflka erkeklere de geliyorsunuz. Hay›r, siz müsrif (haddi aflan) bir kavimsiniz. 7/A’RÂF–82: Ve mâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kâlû ahricûhum min karyetikum, innehum unâsun yetetahherûn (yetetahherûne). Ve kavminin cevab›: “Onlar› ülkemizden ç›kar›n, çünkü onlar çok temiz insanlar.” demekten baflka (bir fley) olmad›. Baflka âyetlerde ise Hz. Lût (A.S)'›n kavmine olan tepkisi ve Lût kavminin sapk›nl›¤› flöyle anlat›l›r: 26/fiUAR–160: Kezzebet kavmu lût›nil murselîn (murselîne). Lût (A.S)’›n kavmi (de) mürselini (Resûlleri) tekzip etti (yalanlad›). 26/fiUAR–161: ‹z kâle lehum ehûhum lûtun e lâ tettekûn (tettekûne).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 264

264

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Onlar›n kardefli Lût (A.S) da onlara: “Siz takva sahibi olmayacak m›s›n›z (Allah’a ulaflmay› dilemeyecek misiniz)?” demiflti. 26/fiUAR–162: ‹nnî lekum Resûlun emîn (emînun). Muhakkak ki ben, sizin için emin bir Resûlüm. 26/fiUAR–163: Fettekullâhe ve etîûn (etîûni). Öyleyse Allah’a karfl› takva sahibi olun (Allah’a ulaflmay› dileyin). Ve bana itaat edin (bana tâbî olun). 26/fiUAR–164: Ve mâ es’elukum aleyhi min ecr (ecrin), in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn (âlemîne). Ve ona (tebli¤ime) karfl› sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim sadece âlemlerin Rabbine aittir. 26/fiUARÂ-165: E te’tûnez zukrâne minel âlemîn(âlemîne). Siz âlemlerden (insanlardan) erkeklere mi gidiyorsunuz (yaklafl›yorsunuz)? 26/fiUAR–166: Ve tezerûne mâ halaka lekum rabbukum min ezvâcikum, bel entum kavmun âdûn (âdûne). Ve Rabbinizin sizin için yaratt›¤› zevcelerinizi (eflleriniz olan kad›nlar›n›z›) b›rak›yorsunuz. Hay›r, siz azg›n (haddi aflan) bir kavimsiniz. 26/fiUAR–167: Kâlû le in lem tentehi yâ lûtu le tekûnenne minel muhracîn (muhracîne). “Ey Lût! E¤er gerçekten sen, (bizi uyarmaktan) vazgeçmezsen, sen mutlaka (yurdundan) ihraç edilenlerden (ç›kar›lanlardan, kovulanlardan) olacak-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 265

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

265

s›n.” dediler. 26/fiUAR–168: Kâle innî li amelikum minel kâlîn (kâlîne). “Muhakkak ki ben, sizin amellerinize fliddetle bu¤zedenlerdenim (k›zanlardan, tiksinenlerdenim).” dedi. 26/fiUAR–169: Rabbi neccinî ve ehlî mimmâ ya’melûn (ya’melûne). Rabbim, beni ve ehlimi (ailemi ve bana tâbî olanlar›), onlar›n yapt›klar›ndan kurtar. 26/fiUAR–170: Fe necceynâhu ve ehlehû ecmaîn (ecmaîne). Bunun üzerine Biz de onu ve ehlini (ailesini ve ona tâbî olanlar›), hepsini kurtard›k. 26/fiUAR–171: ‹llâ acûzen fîl gâbirîn (gâbirîne). Geride kalanlar›n içinde bir ihtiyar kad›n (Lût (A.S)’›n han›m›) hariç. 26/fiUAR–172: Summe demmernel âharîn (âharîne). Sonra di¤erlerini dumura u¤ratt›k (nesillerini sona erdirdik). 26/fiUAR–173: Ve emtarnâ aleyhim matara (mataran), fe sâe matarul munzerîn (munzerîne). Ve onlar›n üzerine ya¤mur ya¤d›rd›k. ‹flte bu uyar›lanlar›n ya¤muru, çok kötü idi. 26/fiUAR–174: ‹nne fî zâlike le âyeh (âyeten), ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn (mu’minîne).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 266

266

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Muhakkak ki bunda mutlaka bir âyet (ibret) vard›r. Ve onlar›n ço¤u mü’min olmad›lar (Allah’a ulaflmay› dilemediler). 26/fiUAR–175: Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm (rahîmu). Ve muhakkak ki senin Rabbin, elbette O, Azîz’dir (yüce) Rahîm’dir (Rahîm esmas›yla tecelli eden).

9.4 Resûllerin münaf›klarla mücâdelesi

Allah’›n Resûlü ve ona ihsanla tâbî olan îmân› artan mü’minlere karfl› sözlü ve fiilî eyleme giriflenler, sadece Allah’›n yolundan sapt›ranlarla s›n›rl› de¤ildir. Bir de mü’minlerden yanaym›fl gibi gözüken, Allah’›n Resûlü’ne itaat etti¤ini söyleyen fakat gizlice karfl› ç›kanlar vard›r ki, Allah’›n Resûlü ve ona tâbî mü’minler bunlara karfl› da mücâdele ederler. Münaf›k olarak bilinen bu ikiyüzlü kifliler Kur’ân-› Kerim’de flöyle tarif edilmektedir: 2/BAKARA–8: Ve minen nâsi men yekûlu âmennâ billâhi ve bil yevmil âh›ri ve mâ hum bi mu’minîn (mu’minîne). Ve insanlardan bir k›sm› derler ki: “Biz Allah'a ve ahiret gününe (hayatta iken ruhun Allah'a ulaflaca¤› güne) îmân ettik.” Ve onlar mü'min de¤illerdir. 2/BAKARA–9: Yuhâdiûnallâhe vellezîne âmenû,

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 267

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

267

ve mâ yahdeûne illâ enfusehum ve mâ yefl’urûn (yefl’urûne). (Zannederler ki) Allah'› ve âmenû olanlar› aldat›rlar. Ve onlar, kendilerinden baflkas›n› aldatmazlar ve fark›nda da olmazlar. 2/BAKARA–10: Fî kulûbihim maradun, fe zâdehumullâhu maradâ (maradan) ve lehum azâbun elîmun bi mâ kânû yekzibûn (yekzibûne). Onlar›n kalplerinde maraz (hastal›k) vard›r. Allah da bu sebeple onlar›n hastal›¤›n› artt›rd›. Tekzip etmifl olmalar› (Allah'a ulaflmay› yalanlamalar›) sebebiyle onlar için elîm bir azap vard›r. Münaf›klar›n Allah’a ulaflmay› dilemedikleri ve ihsanla tâbî olmad›klar› halde Resûl’e tâbîymifl gibi gözükmelerinin nedeni, canlar›n› ve mallar›n› korumak veya kendilerini hak mü’min gibi göstererek mü’minlerden birtak›m ç›karlar elde edebilmektir. Âyette de bildirildi¤i gibi, münaf›klar asl›nda yaln›zca kendilerini aldatan kiflilerdir. Çünkü mü’min taklidi yapmak mümkün de¤ildir. Yapabildikleri, dînin yaln›zca baz› vas›ta emirlerini taklit etmekten baflka bir fley de¤ildir. Kald› ki mü’minlerin taklit edilemez özellikleri vard›r. Bunlar dünya hayat›nda Allah’a ulaflmay› dilemek ve ihsanla Resûl’e tâbî olmakt›r. Bundan haberdar olan hak mü’minler ve özellikle de Allah’›n tasarrufunda bulunan Resûller, münaf›klar›n ikiyüzlülü¤ünü hemen fark ederler. Allahû Teâlâ, Resûllerine münaf›klar› tan›mak için özel bir anlay›fl verdi¤ini Kur’ân âyetleriyle ifade etmektedir. 47/MUHAMMED–29: Em hasibellezîne fî kulûbihim maradun en len yuhricallâhu adgânehum.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 268

268

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Yoksa kalplerinde hastal›k olanlar, Allah'›n, onlar›n (gizli) kinlerini asla ortaya ç›karmayaca¤›n› m› zannettiler? 47/MUHAMMED–30: Ve lev neflâu le ereynâkehum fe le areftehum bi sîmâhum ve le ta’rifennehum fî lahnil kavl (kavli), vallahu ya’lemu a’mâlekum. Ve e¤er biz dileseydik, onlar› sana mutlaka gösterirdik. O zaman sen onlar› simalar›ndan muhakkak tan›rd›n. Ve sen onlar› mutlaka sözlerinin imas›ndan da tan›rs›n. Ve Allah sizin amellerinizi bilir. Allah Resûlleri, münaf›klar›n durumunu hemen aç›klamayabilirler. Ne var ki bu kiflilerin ikiyüzlülü¤ü k›sa süre içinde, örne¤in; dîn için fedakârl›k yapmalar› gerekti¤i zaman ortaya ç›kacakt›r. Çünkü münaf›klar, flahsî menfaatlerini tatmin etmek umuduyla mü’minlere ve dîne yaklaflm›fllard›r. Ancak herhangi bir menfaatlerinin olamayaca¤›n›, hatta tam tersine Allah yolunda fedakârl›kta bulunmalar› gerekti¤ini anlad›klar›nda birden gerçek yüzlerini ortaya koyarlar. ‹flte münaf›kl›¤›n en önemli alâmeti burada ortaya ç›kar. Münaf›k, mü’min taklidi yapmaktan vazgeçti¤i anda da, mü’minlerden ayr›l›p da tek bafl›na, kendi köflesine çekilmez. Tam aksine mü’minleri Allah yolundan döndürmeye çal›fl›r. Onlar›n flevklerini k›racak, onlar› flüpheye ve umutsuzlu¤a düflürecek, Resûle olan sadâkâtlerini zay›flatacak telkinlerle ortaya ç›kar. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 33/AHZÂB–12: Ve iz yekûlul munâfikûne vellezîne fî kulûbihim maradun mâ vaadenallâhu ve Resûluhû illâ gurûrâ (gurûran).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 269

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

269

Ve münaf›klar ve kalplerinde maraz (hastal›k, flüphe) bulunanlar: "Allah ve Resûlü gururdan (aldatmaktan) baflka bir fley vaadetmedi." diyorlard›. 8/ENFÂL–49: ‹z yekûlul munâfikûne vellezîne fî kulûbihim maradun garrehâulâi dînuhum, ve men yetevekkel alallâhi fe innallâhe azîzun hakîm (hakîmun). Münaf›klar ve kalplerinde hastal›k bulunan kimseler flöyle diyorlard›: “Bunlar›, kendilerinin dîni aldatt›.” Ve kim Allah'a tevekkül ederse o taktirde Allah, muhakkak ki Azîz (en üstün) ve Hakîm'dir (hüküm sahibi) dir. Münaf›klar›n bir yan›lg›s› daha vard›r ki; hak mü’minlerin fark etmedi¤i hakikatleri kendilerinin fark etti¤ini san›rlar. Allahû Teâlâ bu konuyu, Hz. Musa (A.S)'›n kavmini sapt›r›p buza¤›ya tapt›ran Sâmirî'nin söyledi¤i sözle, en aç›k biçimde bildirmektedir. 20/TÂH–96: Kâle basurtu bi mâ lem yabsurû bihî fe kabadtu kabdaten min eserir Resûli fe nebeztuhâ ve kezâlike sevvelet lî nefsî. (Samiri): “Ben, onlar›n görmedi¤i fleyi gördüm. Resûl’ün (Cebrail A.S’›n) izinden (aya¤›n›n bast›¤› yerdeki topraktan) bir avuç ald›m. Sonra da onu (erimifl madenin içine) att›m. Ve böylece (bu), nefsime (bana) güzel göründü.” dedi. Allah’›n yolundan sapt›ranlar›n ve münaf›klar›n yapt›¤› bu fesatç›l›¤›n ad› Kur’ân-› Kerim’de "fitne" olarak tan›mlanmaktad›r. Fitne, Bakara Suresinin 217. âyet-i kerimesine göre, kâtil olmaktan daha büyük bir suçtur.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 270

270

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

2/BAKARA–217: Yes’elûneke anifl flehril harâmi k›tâlin fîh (fîhi), kul k›tâlun fîhi kebîr (kebîrun), ve saddun an sebîlillâhi ve kufrun bihî vel mescidil harâmi ve ihrâcu ehlihî minhu ekberu indallâh (indallâhi), vel fitnetu ekberu minel katl (katli), ve lâ yezâlûne yukâtilûnekum hattâ yeruddûkum an dînikum inistetâû ve men yertedid minkum an dînihî fe yemut ve huve kâfirun fe ulâike habitat a’mâluhum fîd dunyâ vel âhireh (âhireti), ve ulâike ashâbun nâr (nâri), hum fîhâ hâlidûn (hâlidûne). Sana haram (hürmetli) aydan ve onun içinde yap›lan savafltan soruyorlar. De ki: “Onun içinde (o ayda) savafl büyük (günaht›r). (Fakat insanlar›) Allah yolundan sapt›rmak (al›koymak) ve O'nu inkâr etmek, (mü'minlere) Mescid-i Haram'› (yasaklamak) ve onun halk›n› oradan (Mekke'den sürüp) ç›karmak ise Allah kat›nda daha büyüktür (büyük günaht›r). Ve fitne, (adam) öldürmekten de daha büyüktür (bir suç ve günaht›r). E¤er onlar›n güçleri yetse (yapabilseler), sizi dîninizden döndürünceye kadar sizinle savaflmaktan geri kalmazlar. Sizden kim dîninden dönerse, o taktirde o, kâfir olarak ölür. Bu sebeple iflte onlar, amelleri dünyada ve ahirette bofla gitmifl olanlard›r. Ve iflte onlar, atefl ehlidir. Ve onlar, orada ebediyyen kalacak olanlard›r.” Sâmirî, münaf›k karakterinin çok belirgin bir örne¤idir. Hz. Musa (A.S)'›n, ona karfl› tavr› da Resûllerin kararl›l›¤›n› göstermektedir. Kur’ân-› Kerim’de Sâmirî'nin fitnesi ve Hz. Musa (A.S)’›n tavr› ayr›nt›l› olarak anlat›lmaktad›r. Hz. Musa (A.S) Allah'tan vahiy almak için tek bafl›na Tur Da¤›'na ç›kt›¤›nda, Sâmirî, kavmi içinde fitne ç›karm›flt›r. Bu olay âyetlerde flöyle

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 271

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

271

haber verilmifltir: 20/TÂH–83: Ve mâ a’celeke an kavmike yâ mûsâ. Ey Musa! Seni, kavminden (ay›r›p) sana acele ettiren nedir? 20/TÂH–84: Kâle hum ulâi alâ eserî ve aciltu ileyke rabbi li terdâ. (Musa A.S): “Onlar, onlar benim izim üzerindeler (benim arkamdan geliyorlar). Ve Rabbim ben, Senin r›zan için (Sana gelmekte) acele ettim.” dedi. 20/TÂH–85: Kâle fe innâ kad fetennâ kavmeke min ba’dike ve edallehumus sâmiriyy (sâmiriyyu). (Allahû Teâlâ): “Muhakkak ki Biz, böylece senin kavmini, senden sonra imtihan etmifltik. Ve Samiri, onlar› dalâlete düflürdü.” dedi. 20/TÂH–86: Fe recea mûsâ ilâ kavmihî gadbâne esifâ (esifen), kâle yâ kavmi e lem ya›dkum rabbukum va’den hasenâ (hasenen), e fe tâle aleykumul ahdu em eredtum en yah›lle aleykum gadabun min rabbikum fe ahleftum mev’›dî. Bunun üzerine Musa (A.S), esefle (üzülerek) gadapla (öfkeyle) kavmine döndü. “Ey kavmim! Rabbiniz size, güzel bir vaadle vaadetmedi mi? Buna ra¤men ahd süresi size uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizin gazab›n›n üzerinize inmesini mi istediniz? Bu sebeple mi vaadimi (sizden ald›¤›m vaadi) yerine getirmediniz?” dedi. 20/TÂH–87: Kâlû mâ ahlefnâ mev’›deke bi melkinâ ve lâkinnâ hummilnâ evzâren min zînetil kav-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 272

272

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

mi fe kazefnâhâ fe kezâlike elkâs sâmiriyy (sâmiriyyu). “Sana vaadetti¤imizden kendi iste¤imizle dönmedik. Ve lâkin bize, o kavmin ziynetleri (alt›n süs eflyalar›) yüklenmiflti. Bu yüzden onlar› (eritmek üzere atefle) att›k. Sonra Samiri de att›.” dediler. 20/TÂH–88: Fe ahrece lehum ›clen ceseden lehu huvârun fe kâlû hâzâ ilâhukum ve ilâhu mûsâ fe nesiy (nesiye). Böylece onlar için (ortaya) bö¤üren bir buza¤› heykeli ç›kard›. Ve onlara (Samiri ve taraftarlar›): “Bu, sizin ilâh›n›z ve Musa'n›n da ilâh›, fakat o unuttu.” dediler. 20/TÂH–89: E fe lâ yerevne ellâ yerciu ileyhim kavlen ve lâ yemliku lehum darren ve lâ nef’â (nef’an). Onlara sözle cevap vermedi¤ini ve onlara zarar veya fayda vermeye malik olmad›¤›n› görmüyorlar m›? 20/TÂH–90: Ve lekad kâle lehum hârûnu min kablu yâ kavmi innemâ futintum bih (bihî) ve inne rabbekumur rahmânu fettebiûnî ve etîû emrî. Ve andolsun ki Harun (A.S) daha önce, onlara flöyle dedi: “Ey kavmim, siz onunla sadece imtihan edildiniz! Ve muhakkak ki Rahmân, sizin Rabbinizdir. Art›k bana tâbî olun ve emrime itaat edin.” 20/TÂH–91: Kâlû len nebreha aleyhi âkifîne hattâ yercia ileynâ mûsâ. “Musa bize dönünceye kadar, ona kendimizi vakfetmekten (ibadet etmekten) asla vazgeçmeyece¤iz.”

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 273

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

273

dediler. 20/TÂH–92: Kâle yâ hârûnu mâ meneake iz reeytehum dallû. (Musa A.S): “Ey Harun! Onlar›n dalâlete düfltü¤ünü gördü¤ün zaman (onlar› uyarmaktan) seni ne men etti?” dedi. 20/TÂH–93: Ellâ tettebian(tettebiani), e fe asayte emrî. Niçin bana tâbî olmad›n? Yoksa emrime isyan m› ettin? 20/TÂH–94: Kâle yebneumme lâ te’huz bi l›hyetî ve lâ bi re’sî, innî haflîtu en tekûle ferrakte beyne benî isrâîle ve lem terkub kavlî. (Harun A.S): “Ey annemin o¤lu! Sakal›m› ve bafl›m› (saç›m›) tutma (çekme). Gerçekten ben, senin, “‹srailo¤ullar› aras›nda f›rkalar oluflturdun (ikilik, düflmanl›k ç›kard›n) ve sözümü tutmad›n (emrimi yerine getirmedin)” demenden korktum.” dedi. 20/TÂH–95: Kâle fe mâ hatbuke yâ sâmiriyy (sâmiriyyu). “Öyleyse ey Samiri! Senin (onlara) hitab›n ne idi (onlara ne söyledin)?” dedi. 20/TÂH–96: Kâle basurtu bi mâ lem yabsurû bihî fe kabadtu kabdaten min eserir Resûli fe nebeztuhâ ve kezâlike sevvelet lî nefsî. (Samiri): “Ben, onlar›n görmedi¤i fleyi gördüm. Resûl'ün (Cebrail A.S'›n) izinden (aya¤›n›n bast›¤› yerdeki topraktan) bir avuç ald›m. Sonra da onu

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 274

274

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

(erimifl madenin içine) att›m. Ve böylece (bu), nefsime (bana) güzel göründü.” dedi. 20/TÂH–97: Kâle fezheb fe inne leke fîl hayâti en tekûle lâ misâse ve inne leke mev’›den len tuhlefeh (tuhlefehu), vanzur ilâ ilâhikellezî zalte aleyhi âkifâ (âkifen), le nuharrikannehu summe le nensifennehu fîl yemmi nesfâ (nesfen). (Musa A.S): “Art›k git! Senin için (söz konusu olan), bütün hayat›n boyunca “(bana) dokunmay›n” demendir. Muhakkak ki senin için asla vazgeçilmeyecek bir vaad (ceza) vard›r. Ve ona, ›srarla kendini vakfetti¤in (tapt›¤›n) ilâh›na bak! Onu mutlaka yakaca¤›z. Sonra da elbette onu, toz haline getirerek (küllerini) savurup denize ataca¤›z.” dedi. 20/TÂH–98: ‹nnemâ ilâhukumullâhullezî lâ ilâhe illâ hûv (huve), vesia kulle fley’in ilmâ (ilmen). Sizin ‹lâh›n›z sadece Allah't›r ki, O'ndan baflka ‹lâh yoktur. ‹lim (ilmi) ile herfleyi kaplam›flt›r (kuflatm›flt›r). Görüldü¤ü gibi Resûllerin münaf›klara karfl› tav›rlar› son derece kararl›d›r. Nitekim Allahû Teâlâ, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e flöyle emretmektedir: 66/TAHRÎM–9: Yâ eyyuhen Nebîyyu câhidil kuffâre vel munâfikîne vagluz aleyhim, ve me’vâhum cehennem (cehennemu), ve bi’sel masîr (masîru). Ey Nebî! Kâfirlerle ve münaf›klarla cihad et. Ve onlara galiz (sert) davran. Onlar›n mevas› (bar›naca¤› yer) cehennemdir. Ve ne kötü var›fl yeri. Her devirde insanlar›n›n ço¤unun dünya hayat›nda Allah’a

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 275

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

275

ulaflmay› dilememeleri gibi, Hz. Musa (A.S)'›n kavminin ço¤u da dünya hayat›nda Allah’a ulaflmay› dilemeyen isyankâr bir kavimdir. Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz’e karfl› fitne ç›karan münaf›klar da, O’nun yan›ndan ayr›ld›ktan sonra yeni bir mescid kurmufl, yani sözde Müslüman görünmeye devam etmifllerdir. Oysa bu kurduklar› mescidin tek amac›, Allah’›n Resûlü’ne ve îmân› artan mü’minlere karfl› düflmanl›k yapabilmektir. Kur’ân› Kerim’de, bu kiflilerin durumu flöyle aç›klanm›flt›r: 9/TEVBE–107: Vellezînettehazû mesciden d›râren ve kufren ve tefrîkan beynel mu’minîne ve irsâden li men hâreballâhe ve Resûlehu min kabl (kablu), ve le yahlifunne in erednâ illelhusnâ, vallâhu yeflhedu innehum le kâzibûn (kâzibûne). Ve onlar, zarar vermek, küfrü (kuvvetlendirmek) ve mü'minlerin aras›n› açmak ve daha önce Allah ve Resûlüne karfl› harbeden (savaflan) kifliyi beklemek (gözlemek) için bir mescid edindiler (mescidi dirar). Ve mutlaka: “Biz ancak iyilikler (güzellikler) isteriz.” diye yemin ederler. Ve Allah, onlar›n kesinlikle yalanc›lar oldu¤una flahitlik eder. 9/TEVBE–108: Lâ tekum fîhi ebedâ (ebeden), le mescidun ussise alet takvâ min evveli yevmin ehakku en tekûme fîh (fîhi), fîhi ricâlun yuh›bbûne en yetetahherû, vallâhu yuh›bbul muttahhirîn (muttahhirîne). Ebediyyen orada namaz k›lma (ikâme etme). ‹lk günden takva üzerine tesis edilen (kurulan) mescid, orada namaz k›lmak için elbette daha lây›kt›r. Ora-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 276

276

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

da temizlenmeyi (kalbini temizlemeyi, ar›nmay›) seven adamlar vard›r. Ve Allah, temizlenmifl (ar›nm›fl) olanlar› sever. 9/TEVBE–109: E fe men essese bunyânehu alâ takvâ minallâhi ve r›dvânin hayrun em men essese bunyânehu alâ flefâ curufin hârin fenhâre bihî fî nâri cehennem (cehenneme), vallâhu lâ yehdîl kavmez zâlimîn (zâlimîne). Art›k binas›n› Allah'tan takva ve r›za üzerine kuran m›, daha hay›rl›d›r, yoksa binas›n› kayan (düflen) bir çamur y›¤›n› kenar›na kuran (tesis eden) kimse mi? Böylece cehennem ateflinin içine onunla beraber (kendisi de) göçer. Ve Allah, zalimler kavmini (toplulu¤unu) hidayete erdirmez. 9/TEVBE–110: Lâ yezâlu bunyânuhumullezî benev rîbeten fî kulûbihim illâ en tekattaa kulûbuhum, vallâhu alîmun hakîm (hakîmun). Onlar›n yapm›fl olduklar› bina, kalplerinde, kalpleri parçalanana kadar, bir nifak ve flüphe olarak devam edecek (zail olmayacak). Ve Allah; Alîm (en iyi bilen)''dir, Hakîm (hüküm veren ve hikmet sahibi)''dir. Bütün bu âyet-i kerimelerde ifade edildi¤i gibi, münaf›klar›n kurdu¤u mescidin amac›, îmân› artan mü’minlere zarar vermek ve hak mü’minlere karfl› savaflanlarla iflbirli¤i yapmakt›r. Her ne kadar bu mescidi kuran münaf›klar: "Biz iyilikten baflka bir fley istemedik" deseler de gerçek amaçlar› bu de¤ildir. ‹ki mescidi ay›ran en önemli fark ise, hak mü’minlerin mescidinin takva; yani dünya hayat›nda Allah’a ulaflmay› dileme ve ihsanla Resûle tâbî olma üzerine kurulmufl olmas›d›r.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 277

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

277

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 278

278

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

10

ALLAHÛ TEÂLÂ’NIN MÜNAFIKLARI AfiA⁄ILIK KILMASI

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 279

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

279

Allah Resûllerinin, Allah’a ulaflmay› dilemeyen ve baflkalar›n›n dilemesine mâni olan fesatç›lara karfl› yürüttü¤ü mücâdele, hakikatte Allah'›n inkârc›lara tatt›rd›¤› dünya azab›n›n bir parças›d›r. Allah'›n dünyada verdi¤i azab›n en önemli aflamalar›ndan biri ise, inkârc›lar›n "afla¤›l›k" k›l›nmas›d›r. Tüm hayatlar›n› baflka insanlara gösterifl yapmak, onlardan takdir toplamak için sürdüren inkârc›lar için bu, son derece büyük bir azapt›r. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 39/ZUMER–25: Kezzebellezîne min kablihim fe etâhumul azâbu min haysu lâ yefl’urûn (yefl’urûne). Onlardan öncekiler (de) yalanlad› da böylece azap onlara fark›nda olmad›klar› bir yerden geldi. 39/ZUMER–26: Fe ezâkahumullâhul h›zye fîl hayâtid dunyâ, ve le azâbul âh›reti Ekber (ekberu), lev kânû ya’lemûn (ya’lemûne). Böylece Allah, onlara dünya hayat›nda zilleti (horlanma ve afla¤›lanmay›) tatt›rd›. Ve ahiret azab› elbette daha büyüktür. Keflke bilmifl olsayd›lar. Allahû Teâlâ inkârc›lara verdi¤i azab›, mü’minlerin ve de özellikle Resûlün eliyle göstermektedir. 9/TEVBE–14: Kâtilûhum yuazzibhumullâhu bi eydîkum ve yuhzihim ve yansurkum aleyhim ve yeflfi sudûre kavmin mu'minîn (mu'minîne). Onlarla savafl›n. Allah sizin ellerinizle onlar› azapland›r›r ve onlar› alçalt›r. Ve onlara karfl› size yard›m eder (zafere ulaflt›r›r). Ve mü'minler kavminin gö¤üslerine flifa verir (iyilefltirir, ferahlat›r). 9/TEVBE–15: Ve yuzhib gayza kulûbihim, ve yetûbullâ-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 280

280

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

hu alâ men yeflâ'u, vallâhu alîmun hakîm (hakîmun). Ve onlar›n kalplerindeki öfkeyi giderir. Ve Allah, diledi¤i kimsenin tövbesini kabul eder. Ve Allah; Alîm'dir (bilen), Hakîm'dir (hikmet sahibi, hüküm sahibi). Fesatç›lar› afla¤›l›k k›lma görevini, Hz. Süleyman (A.S) da üstlenmifltir. ‹srailo¤ullar›'na Resûl olarak yollanan Hz. Süleyman (A.S), fesatç› kavme yollad›¤› mesaj›nda flöyle demifltir: 27/NEML–37: ‹rc›’ ileyhim fe le ne’tiyennehum bi cunûdin lâ k›bele lehum bihâ ve le nuhricennehum minhâ ezilleten ve hum sâg›rûn (sâg›rûne). Onlara (geri) dön. Bundan sonra mutlaka onlar›n karfl› koyamayacaklar› ordularla onlara geliriz. Ve mutlaka onlar› küçük düflürerek, zilletle oradan ç›kar›r›z. Görülüyor ki fesatç›lar›n önde gelenlerinin afla¤›l›k k›l›nmas›, Resûllerin mücâdelelerinin önemli bir parças›d›r. Ço¤u kez, fesatç› kavmin önde gelenlerinin gerçek yüzünün ortaya ç›kar›lmas›, "hor ve afla¤›l›k" k›l›nmalar› için yeterli olur. Çünkü önde gelenler, ad› üstünde inkârda ve sap›kl›kta en uç aflamaya varm›fl kimselerdir. Son derece dejenere bir yaflant›lar› vard›r. Cinsel sapk›nl›klar, sahtekârl›klar ve benzeri bozulmalar tarih boyunca önde gelenlerin bafll›ca özelliklerinden biri olmufltur. Buna karfl›n kavmin önde gelenleri bu dejenere yap›lar›n› toplumun genelinden gizlerler. Çünkü bunlar›n ortaya ç›kar›lmas›, önde gelenlerin "hor ve afla¤›l›k" k›l›nmas›n›n yollar›ndan biridir. Îmân edenler, inkârc›lar›n önde gelenleri için büyük bir korku kayna¤›d›r. Resûl’ün ve mü’minlerin gücü, akl› ve kararl›l›¤› inkârc›lar›n kalbine korku salar. Kur’ân-› Kerim’de bu durum flöyle ifade edilmektedir: 59/HAfiR–13: Le entum efleddu rehbeten fî sudûri-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 281

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

281

him minallâhi, zâlike bi ennehum kavmun lâ yefkahûn (yefkahûne). Siz, gerçekten, onlar›n yüreklerinde korku bak›m›ndan daha fliddetlisiniz (Allah'tan çok sizden korkuyorlar). Bu, onlar›n (Allah'›n azametini, kudretini) f›k›h edemeyen bir kavim olmalar› sebebiyledir. Allah, inkârc›lar›n Resûle ve mü’minlere karfl› duyduklar› bu korkuyu daha da art›rd›¤›n› flöyle bildirmifltir: 3/ÂL‹ ‹MRÂN–151: Se nulkî fî kulûbillezîne keferûr ru’be bimâ eflrakû billâhi mâ lem yunezzil bihî sultânâ (sultânen), ve me’vâhumun nâr (nâru), ve bi’se mesvez zâlimîn (zâlimîne). Allah'›n, hakk›nda bir sultan (delil) indirmedi¤i bir fleyi, Allah'a ortak koflmalar› sebebiyle, o kâfirlerin kalplerine korku verece¤iz. Ve onlar›n s›¤›na¤› (gidece¤i yer), atefltir (cehennemdir). Ve zalimlerin kalaca¤› yer ne kötü. Kur’ân-› Kerim’de haber verilen tüm Resûller inkârc›lara karfl› yürüttükleri fikrî mücâdelede daima üstün gelmifllerdir. Resûllerin tebli¤ini dinlemeyen, uyar›lar›n› dikkate almayan her kavim sonunda helâk edilmifl, Allah'›n Resûllerine karfl› planlad›klar› her kötülük bofla ç›km›flt›r.

10.1 Münaf›klar, ahirette cehennemin en alt tabakas›na yollanacaklard›r

Allahû Teâlâ Kur’ân-› Kerim’de flöyle buyurmaktad›r:

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 282

282

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

4/N‹S–142: ‹nnel munâfikîne yuhâdiûnallahe ve huve hâdiuhum, ve izâ kâmû ilas salâti kâmû kusâlâ yurâunen nâse ve lâ yezkurûnallâhe illâ kalîlâ (kalîlen). Muhakkak ki münaf›klar, Allah'a hile yaparlar. Oysa O (Allah), onlara hile yapand›r. Ve onlar, namaza kalkt›klar› zaman, üflenerek kalkarlar, insanlara gösterifl yaparlar. Ve Allah'› pek az zikrederler. 4/N‹S–143: Muzebzebîne beyne zâlike lâ ilâ hâulâi ve lâ ilâ hâulâi, ve men yudlilillâhu fe len tecide lehu sebîlâ (sebîlen). Onlar, bunlar›n (küfürle îmân›n) aras›nda bocalay›p duranlard›r. Ne bunlarla ve ne de onlarla olurlar. Ve Allah, kimi dalâlette b›rak›rsa, art›k sen onun için asla bir yol bulamazs›n (onlar› asla Allah'a ulaflt›racak olan S›rat› Mustakîm'e ulaflt›ramazs›n). 4/N‹S–144: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tetteh›zûl kâfirîne evliyâe min dûnil mu’minîn (mu’minîne), e turîdûne en tec’alû lillâhi aleykum sultânen mubînâ (mubînen). Ey âmenû olanlar (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaflt›rmay› dileyenler)! Mü'minlerden baflkas›n›, kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah'a apaç›k bir delil k›lmak m› istiyorsunuz? 4/N‹S–145: ‹nnel munâfikîne fîd derkil esfeli minen nâr (nâri), ve len tecide lehum nasîrâ (nasîran). Muhakkak ki münaf›klar, ateflin en afla¤› tabakas›ndad›rlar. Ve onlar için asla bir yard›mc› bulamazs›n.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 283

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

283

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 284

284

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

1 1

RESÛL’Ü VE ONA ‹HSANLA TÂBÎ OLANLARI, ALLAH’IN GÂL‹P KILMASI

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 285

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

285

Kur’ân-› Kerim’e bakt›¤›m›zda tüm Resûllerin ve onlara ihsanla tâbî olan îmân› artan mü’minlerin ortak bir kadere sahip olduklar›n› görürüz. Allah’›n Resûlleriyle beraber hak mü’minlerin hep küçük bir topluluk olarak mücâdeleye bafllad›klar› âyet-i kerimelerde aç›kça ifade edilmektedir. Bu mü’min topluluklar bir taraftan Allah'›n hidayetini tebli¤ ederken, di¤er taraftan tebli¤e engel olanlara karfl› mücâdele vermektedirler. Kendilerinden çok daha güçlü olan düflmanlara karfl› yapt›klar› mücâdelede hep gâlip gelmifllerdir. Bakara Suresinin 249. âyet-i kerimesi gâlip ç›kanlar›n hep Resûller ve onlara ihsanla tâbî mü’minler oldu¤unu anlatmaktad›r. 2/BAKARA–249: Fe lemmâ fesale tâlûtu bil cunûdi, kâle innallâhe mubtelîkum bi neher (neherin), fe men fleribe minhu fe leyse minnî, ve men lem yat’amhu fe innehu minnî illâ menigterafe gurfeten bi yedih (yedihî), fe fleribû minhu illâ kalîlen minhum fe lemmâ câvezehu huve vellezîne âmenû meahu, kâlû lâ tâkate lenâl yevme bi câlûte ve cunûdih (cunûdihî), kâlellezîne yezunnûne ennehum mulâkûllâhi, kem min fietin kalîletin galebet fieten kesîraten bi iznillâh (iznillâhi), vallâhu meas sâbirîn (sâbirîne). Böylece TaLût, askerlerle (ordu ile) (Kudüs'ten) ayr›ld›¤› zaman dedi ki: “Muhakkak ki Allah, sizi bir nehir ile imtihan edecek. Bundan sonra kim ondan içerse, art›k (o kimse) benden de¤ildir. Ve kim ondan (doyacak kadar) içmez ise sadece eliyle bir avuç avuçlay›p içen hariç, o takdirde muhakkak ki o bendendir.”Fakat onlardan ancak pek az› hariç, (o sudan doyas›ya) içtiler. Nitekim o (Talût) ve îmân edenler birlikte (nehri) geçtikleri zaman: “Bugün bizim,

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 286

286

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

CaLût ve onun askerleri ile (ordusuyla) (savaflacak) takatimiz (gücümüz) yok.”dediler. O kendilerinin muhakkak Allah'a mülâki olacaklar›n› kesin olarak bilenler (yakîn has›l edenler) ise flöyle dediler: “Nice az bir topluluk, Allah'›n izniyle çok bir toplulu¤a gâlip gelmifltir. Ve Allah, sabredenlerle beraberdir.” Resûller, iradelerini Allah’a teslim etmifl olduklar›ndan fesatç›larla yürütülen mücâdelelerin hepsinde, Allah'›n çizdi¤i kadere göre ifl görürler. Hak mü’minleri ve düflmanlar› yaratan da Allah't›r. Allahû Teâlâ Kur’ân-› Kerim’de, Resûllerin özel düflmanlar› oldu¤unu ifade etmektedir. 6/EN’ÂM–112: Ve kezâlike cealnâ li kulli Nebîyyin aduvven fleyâtînel insi vel cinni, yûhî ba’duhum ilâ ba’d›n zuhrufel kavli gurûrâ (gurûran), ve lev flâe rabbuke mâ fealûhu fe zerhum ve mâ yefterûn (yefterûne). Ve böylece peygamberlerin hepsine, insan ve cin fleytanlar› düflman k›ld›k. Onlar, birbirlerine aldatarak güzel (süslü) sözler vahyederler (f›s›ldarlar). Ve e¤er Rabbin dileseydi, onu yapamazlard›. Art›k onlar› ve iftira ettikleri fleyleri terket (b›rak). 25/FURKÂN–31: Ve kezâlike cealnâ li kulli Nebîyyin aduvven minel mucrimîn (mucrimîne), ve kefâ bi rabbike hâdiyen ve nasîrâ (nasîran). Ve iflte böylece Nebîlerin hepsine mücrimlerden düflman k›ld›k. Ve senin Rabbin, hidayete erdiren ve yard›mc› olarak kâfidir. Mücâdelenin her iki taraf›n› da Allah yaratt›¤›na göre, so-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 287

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

287

nucunu belirleyen de O'dur. Her zaman bu mücâdelede ma¤lup olan taraf Allah’a isyan edenlerdir. Allah’a itaat eden Resûller ve onlara ihsanla tâbî olan mü’minlerin kaderine, Allah gâlip gelmeyi yazm›flt›r. Kur’ân-› Kerim’de bildirildi¤ine göre, Resûl için yenilmek söz konusu de¤ildir. 58/MUCÂDELE–21: Keteballâhu le aglibenne ene ve rusulî, innallâhe kaviyyun azîz (azîzun). Allah: “Ben ve elçilerim mutlaka gâlip gelecek.” diye yazd›. Muhakkak ki Allah; Kavî'dir (kuvvetlidir), Azîz'dir. Hak mü’minlerin, zahiren ma¤lubiyet gibi görünen olaylar yaflamas›, Resûle karfl› itaatsiz davranmalar› sebebiyledir. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 3/ÂL‹ ‹MRÂN–152: Ve lekad sadakakumullâhu va’dehû iz tehussûnehum bi iznih (iznihî), hattâ izâ fefliltum ve tenâza’tum fîl emri ve asaytum min ba’di mâ erâkum mâ tuh›bbûn (tuh›bbûne), minkum men yurîdud dunyâ ve minkum men yurîdul âhireh (âhirete), summe sarafekum anhum li yebteliyekum, ve lekad afâ ankum, vallâhu zû fadlin alel mu’minîn (mu’minîne). Andolsun ki; Allah, size olan vaadine sad›k kald›. O'nun (Allah'›n) izni ile onlar› periflan edip öldürüyordunuz. Fakat Allah size sevdi¤iniz fleyi (galibiyeti) gösterdikten sonra gevfleklik göstermifltiniz. Ve verilen emir hakk›nda nizaya (anlaflmazl›¤a) düfltünüz ve isyan ettiniz. Sizden kiminiz dünyay› istiyordu (ganimete kofltu), kiminiz ahireti istiyordu (onlar flehit olana kadar yerlerinde kald›). Sonra sizi imti-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 288

288

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

han etmek için, sizi onlardan geri çevirdi (ma¤lup olup geri döndünüz) ve andolsun ki, (buna ra¤men) sizi affetti. Ve Allah, mü'minlere karfl› fazl sahibidir. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–153: ‹z tus’idûne ve lâ telvûne alâ ehadin ver Resûlu yed’ûkum fî uhrâkum fe esâbekum gammen bi gammin li keylâ tahzenû alâ mâ fâtekum ve lâ mâ asâbekum, vallâhu habîrun bimâ ta’melûn (ta’melûne). Siz (da¤a ç›karak) uzaklafl›yor ve dönüp hiç kimseye bakm›yordunuz, (Allah'›n) Resûl'ü ise sizi arkan›zdan ça¤›r›yordu. Bundan sonra size gam üstüne gam isabet etti, elinizden ç›kan fleyler (zafer, ganimet) ve size isabet eden fleyler (musîbetler) için mahzun olmay›n (üzülmeyin) diye. Ve Allah, yapt›klar›n›zdan haberdard›r. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–154: Summe enzele aleykum min ba’dil gammi emeneten nuâsen yagflâ tâifeten minkum, ve tâifetun kad ehemmethum enfusuhum yezunnûne billâhi gayrel hakk› zannel câhiliyyeh (câhiliyyeti), yekûlûne hel lenâ minel emri min fley’ (fley’in), kul innel emre kullehu lillâh (lillâhi), yuhfûne fî enfusihim mâ lâ yubdûne lek (leke), yekûlûne lev kâne lenâ minel emri fley’un mâ kutilnâ hâhunâ, kul lev kuntum fî buyûtikum le berezellezîne kutibe aleyhimul katlu ilâ medâciihim, ve li yebteliyallâhu mâ fî sudûrikum ve li yumahh›sa mâ fî kulûbikum, vallâhu alîmun bi zâtis sudûr (sudûri). Sonra (Allah), bu gam›n arkas›ndan sizin üzerinize sükûnet veren bir uyku indirdi, içinizden bir grubu

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 289

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

289

sar›p kapl›yordu ve di¤er grup, canlar›n› önemsemiflti (canlar›n›n kayg›s›na düfltüler). Allah'a karfl› cahiliyye zann› ile haks›z zanda bulunuyorlar: "Bu emirden bize bir fley (bir nasib) var m›?" diyorlar. (Onlara): "Muhakkak ki emirlerin hepsi Allah'›nd›r." de. ‹çlerinde sana aç›klamad›klar› bir fley sakl›yorlar. "Bu emirden bize bir fley (bir nasib) olsayd›, burada öldürülmezdik." diyorlar. E¤er siz, evlerinizde bile olsayd›n›z, üzerlerine katl (öldürülmeleri) yaz›lm›fl olanlar, yatacaklar› (ölüp düflecekleri) yere mutlaka ç›k›p giderlerdi. (Bu) Allah'›n sizin sinelerinizde olan› s›namak ve kalplerinizde olandan (flüpheden), sizi temize ç›karmak (fitneden kurtarmak) içindir. Ve Allah, sinelerde olan› en iyi bilendir. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–155: ‹nnellezîne tevellev minkum yevmel tekal cem’âni, inne mestezellehumufl fleytânu bi ba’di mâ kesebû, ve lekad afâllâhu anhum innallâhe gafûrun halîm (halîmun). Muhakkak ki, iki toplulu¤un karfl›laflt›¤› gün, içinizden bir k›sm› yüz çevirdi, oysa fleytan, kazand›klar› baz› fleylerden dolay› (Resûlün emrine itaat etmemek, ganimete koflmak gibi), onlar› zillete düflürmek istedi. Ve and olsun ki, Allah onlar› affetti. Muhakkak ki Allah Gafûr'dur, Halîm'dir. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–156: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tekûnû kellezîne keferû ve kâlû li ›hvânihim izâ darabû fîl ard› ev kânû guzzen lev kânû indenâ mâ mâtû ve mâ kutilû, li yec’alallâhu zâlike hasreten fî kulûbihim vallâhu yuhyî ve yumît (yumîtu), vallâhu bi mâ ta’melûne basîr (basîrun).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 290

290

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Ey âmenû olanlar! Siz, yeryüzünde sefere ç›km›fl veya gâzi olan (savafla kat›lan) kardeflleri için "E¤er bizim yan›m›zda olsayd›lar ölmezler ve öldürülmezlerdi." diyen kâfirler gibi olmay›n! Allah, bunu onlar›n kalplerinde bir hasret (piflmanl›k) k›lmak için yapt›. Ve Allah yaflat›r ve öldürür. Ve Allah, yapt›klar›n›z› en iyi görendir. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–157: Ve lein kutiltum fî sebîlillâhi ev muttum le magfiretun minallâhi ve rahmetun hayrun mimmâ yecmeûn (yecmeûne). Ve e¤er siz, Allah'›n yolunda öldürülür veya ölürseniz, mutlaka Allah'tan ma¤firet ve rahmet vard›r, onlar›n toplad›klar›ndan (dünya mal›ndan) daha hay›rl›d›r. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–158: Ve lein muttum ev kutiltum le ilâllâhi tuhflerûn (tuhflerûne). Ve elbette, ölseniz de öldürülseniz de mutlaka Allah'a haflr olunacaks›n›z (Allah'›n huzurunda toplanacaks›n›z). 3/ÂL‹ ‹MRÂN–159: Fe bimâ rahmetin minallâhi linte lehum, ve lev kunte fazzan galîzal kalbi lenfaddû min havlik(havlike), fa’fu anhum vestagfir lehum ve flâvirhum fîl emr (emri), fe izâ azamte fe tevekkel alâllâh (alâllâhi), innallâhe yuhibbul mutevekkilîn (mutevekkilîne). O zaman, Allah'tan bir rahmet sebebiyle onlara yumuflak davrand›n. Ve e¤er sen, kaba, kat› yürekli olsayd›n, mutlaka senin etraf›ndan da¤›l›rlard›. Art›k onlar› affet ve onlar için ma¤firet dile ve ifller konu-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 291

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

291

sunda onlarla muflavere et (dan›fl). Azmetti¤in zaman, art›k Allah'a tevekkül et. Muhakkak ki Allah, tevekkül edenleri (Allah'a güvenenleri) sever. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–160: ‹n yansurkumullâhu fe lâ gâlibe lekum, ve in yahzulkum fe menzellezî yansurukum min ba’dih (ba’dihi), ve alâllâhi fel yetevekkelil mu’minûn (mu’minûne). E¤er Allah size yard›m ederse, o zaman sizi yenecek yoktur. Ve e¤er sizi yard›ms›z (yüz üstü) b›rak›rsa, ondan sonra size kim yard›m eder. Öyleyse mü'minler, Allah'a tevekkül etsinler (Allah'a güvensinler). Âli ‹mrân Suresinin 152. âyet-i kerimesi ile 160. âyet-i kerimesi aras›ndaki bölümde ifade edildi¤i gibi, Uhud Savafl› s›ras›nda îmân› artan mü’minlerin bir k›sm› Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz’in emrine uymam›fllar ve bu nedenle de kazan›lacak gibi görünen savafl kaybedilmifltir. Ama bu geçici bir yenilgidir ve ihsanla tâbî mü’minlerin e¤itilmesine ve daha itaatli olmalar›na vesile olmufltur. Sonuçta gâlip gelenler ise mutlaka Allah’›n Resûlleri ve onlara ihsanla tâbî mü’minlerdir. Allah’›n Resûllerine karfl› düflmanl›k besleyenlerin sonu ise hüsrand›r. Onlar için dünyada afla¤›lanma ve ahirette de cehennem azab› vard›r. Kur’ân-› Kerim’de, Resûlün davetine icabet etmeyip isyan edenlerin durumunu Allahû Teâlâ bize flöyle bildirmektedir: 58/MUCÂDELE–5: ‹nnelleziyne yuhâdûnellâhe ve Resûlehu kubitû kemâ kubitellezîne min kablihim ve kad enzelnâ âyâtin beyyinât (beyyinâtin), ve lil kâfirîne azâbun muhîn (muhînun).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 292

292

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Muhakkak ki Allah'a ve O'nun Resûl'üne (onlar›n koydu¤u hudutlara) muhalefet edenler, onlardan öncekilerin alçalt›ld›¤› gibi alçalt›ld›lar. Ve aç›klanm›fl âyetler (aç›k deliller) indirmifltik ve kâfirler için alçalt›c› azap vard›r. 58/MUCÂDELE–6: Yevme yeb’asu humullâhu cemîan fe yunebbiuhum bi mâ amilû, ahsâhullâhu ve nesûh (nesûhu), vallâhu alâ kulli fley’in flehîd (flehîdun). O gün Allah hepsini beas edecek (yeniden diriltecek). Sonra onlara, yapt›klar› fleyleri haber verecek. Allah, onlar›n unuttuklar›n› (tek tek) sayd› (kaydetti). Allah, herfleye flahittir. Buna karfl›l›k Allah’›n Resûllerine tâbî olan mü’minler ise dünyada zafer ve hâkimiyetle, ahirette cennetle ödüllendirilirler. Kur’ân-› Kerim’de Allah’›n Resûlleri ve onlara ihsanla tâbî olan mü’minlerin "Allah'›n f›rkas›" oldu¤u bildirilmektedir. Bu kimselerin ahiretteki mükâfatlar› flöyle ifade edilmektedir: 58/MUCÂDELE–22: Lâ tecidu kavmen yû’munûne billâhi vel yevmil âhîri yuvâddûne men hâddallâhe ve Resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aflîretehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minh (minhu), ve yudh›luhum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ, rad›yallâhu anhum ve radû anh (anhu), ulâike hizbullâh (hizbullâhi), e lâ inne hizbullâhi humul muflihûn (muflihûne). Allah'a ve ahiret gününe (ölmeden önce Allah'a ulaflmaya) îmân eden bir kavmi, Allah'a ve O'nun Resûl'üne karfl› gelenlere muhabbet duyar bulamaz-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 293

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

293

s›n. Ve onlar›n babalar›, o¤ullar›, kardeflleri veya kendi afliretleri olsa bile. ‹flte onlar ki, (Allah) onlar›n kalplerinin içine îmân› yazd›. Ve onlar›, Kendinden bir ruh ile destekledi (orada e¤itilmifl olan, devrin imam›n›n ruhu onlar›n bafllar›n›n üzerine yerleflir). Ve onlar›, alt›ndan nehirler akan cennetlere dahil edecek. Onlar orada ebediyyen kalacak olanlard›r. Allah, onlardan raz› oldu. Ve onlar da O'ndan (Allah'tan) raz› oldular. ‹flte onlar, Allah'›n taraftarlar›d›r. Gerçekten Allah'›n taraftarlar›, onlar, felâha erenler de¤il mi? Resûllerin ve onlar›n yolunu izleyen kavimlerinin kesin olarak gâlip gelece¤ini Allahû Teâlâ flöyle bildirmektedir: 37/SÂFFÂT–171: Ve lekad sebekat kelimetunâ li ibâdinel murselîn (murselîne). Ve andolsun ki gönderilen kullar›m›z için Bizim (daha önce) bir sözümüz geçti (onlara söz vermifltik). 37/SÂFFÂT–172: ‹nnehum le humul mensûrûn (mensûrûne). Muhakkak ki onlar, mutlaka yard›m edilecek olanlard›r. 37/SÂFFÂT–173: Ve inne cundenâ le humul gâlibûn (gâlibûne). Ve muhakkak ki gâlip gelecek olanlar, mutlaka Bizim ordular›m›zd›r. Allah'›n izniyle üstün gelecek olanlar, kuflkusuz "Allah'›n taraftarlar›d›r.” Allah'›n sözü hakt›r ve muhakkak gerçekleflecektir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 294

294

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

12

ATEfiE ÇA⁄IRAN ‹MAMLAR

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 295

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

295

12.1 “Risalet Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz’le sona ermifltir” diyenler, Nebî Resûller ile Velî Resûl aras›ndaki fark› Kur’ân-› Kerim’den ö¤renmeyen, atefle ça¤›ran imamlard›r

Allahû Teâlâ Kur’ân-› Kerim’de atefle ça¤›ran imamlardan
bahsetmektedir. Onlar, bid’atlerle örülü bir dîni ö¤reti sebebiyle insanlar› cehenneme do¤ru sürüklemektedirler. 35/FÂTIR–6: ‹nnefl fleytâne lekum aduvvun fetteh›zûhu aduvvâ (aduvven), innemâ yed’û h›zbehu li yekûnû min ashâbis seîr (seîri). Muhakkak ki fleytan, sizin düflman›n›zd›r. Öyleyse onu düflman edinin. O, kendi hizbini (taraftarlar›n›) sadece alevli atefl (cehennem) ehlinden olmalar› için ça¤›r›r. 28/KASAS–41: Ve cealnâhum eimmeten yed’ûne ilen nâr (nâr›), ve yevmel k›yâmeti lâ yunsarûn (yunsarûne). Ve Biz, onlar› atefle davet eden imamlar (önderler) k›ld›k. Ve k›yâmet günü onlara yard›m olunmaz. 40/MU’M‹N–41: Ve yâ kavmi mâ lî ed’ûkum ‹lân necâti ve ted’ûnenî ilen nâr (nâri). Ve ey kavmim! Benim için nas›l bir hal ki, ben sizi kurtulufla ça¤›r›yorum ve siz, beni atefle ça¤›r›yorsunuz. 40/MU’M‹N–42: Ted’ûnenî li ekfure billâhi ve uflrike bihî mâ leyse lî bihî ilmun ve ene ed’ûkum ilel azîzil gaffâr (gaffâri).

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 296

296

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Siz beni, Allah’› inkâra ve hakk›nda ilmim olmayan bir fleyi, O’na ortak koflmaya ça¤›r›yorsunuz. Ve ben, sizi Azîz ve Gaffar Olan’a (Allah’a) ça¤›r›yorum.

12.1.1 Atefle ça¤›ran imamlar›n davetine icabet edenler

Her devirde atefle ça¤›ran imamlar›n davetine icabet eden ve
onlardan ö¤rendikleri yanl›fl ilimle amel eden insanlar vard›r. Kur’ân-› Kerim’in flifresini hayat›na geçirmedikçe bütün bu insanlar›n kurtuluflu ne yaz›k ki mümkün de¤ildir. Allahû Teâlâ bu konuda flöyle buyurmaktad›r: 11/HÛD–62: Kâlû yâ sâlihu kad kunte fînâ mercuvven kable hâzâ e tenhânâ en na'bude mâ ya'budu âbâunâ ve innenâ le fî flekkin mimmâ ted'ûnâ ileyhi murîb (murîbin). “Ya Salih, sen bundan önce aram›zda, hakk›nda ümit beslenen bir kimse olmufltun!” dediler. “Babalar›m›z›n tapt›¤› fleylere, bizim tapmam›z› sen bize nehy mi ediyorsun? Gerçekten, bizi O’na davet etti¤in flüphe verici fleyden, biz kesinlikle tereddüt içindeyiz.” dediler. 14/‹BRÂHÎM–9: E lem ye’tikum nebeullezîne min kablikum kavmi nûh›n ve âdin ve semûd(semûde), vellezîne min ba’dihim, lâ ya’lemuhum illallâh (illallâhu), câethum rusuluhum bil beyyinâti fe reddû eydiyehum fî efvâhihim ve kâlû innâ kefernâ bi mâ ursiltum bihî ve innâ le fî flekkin mim-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 297

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

297

mâ ted’ûnenâ ileyhi murîb (murîbin). Sizden öncekilerin, Nuh kavminin, Ad kavminin ve Semud kavminin ve onlardan sonra gelenlerin haberi size gelmedi mi? Onlar›, Allah’tan baflkas› bilemez. Onlar›n Resûlleri, onlara beyyinelerle (delillerle) geldiler. Fakat onlar, ellerini a¤›zlar›na götürdüler (öfkelendiler). Ve flöyle dediler: “Gerçekten biz onunla gönderildi¤iniz fleyi inkâr ettik. Ve muhakkak ki; biz, bizi kendisine (ona) davet etti¤iniz fleye karfl› tereddüt ediyoruz, flüphe içindeyiz.” 30/RÛM–52: Fe inneke lâ tusmiul mevtâ ve lâ tusmius summed duâe izâ vellev mudbirîn (mudbirîne). Öyleyse muhakkak ki sen ölülere duyuramazs›n, arkalar›na dönüp gittikleri zaman sa¤›rlara da daveti duyuramazs›n. 40/MU’M‹N–42: Ted’ûnenî li ekfure billâhi ve uflrike bihî mâ leyse lî bihî ilmun ve ene ed’ûkum ilel azîzil gaffâr (gaffâri). Siz beni, Allah’› inkâra ve hakk›nda ilmim olmayan bir fleyi, O’na ortak koflmaya ça¤›r›yorsunuz. Ve ben, sizi Azîz ve Gaffar Olan’a (Allah’a) ça¤›r›yorum. 40/MU’M‹N–10: ‹nnellezîne keferû yunâdevne le maktullâhi ekberu min maktikum enfusekum iz tud’avne ilel îmâni fe tekfurûn (tekfurûne). ‹nkâr edenlere mutlaka nida edilir (seslenilir): "Muhakkak ki Allah’›n gadab›, sizin nefslerinize (birbirinize) olan gadab›n›zdan daha büyüktür. Îmâna davet edildi¤iniz zaman siz inkâr ediyordunuz."

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 298

298

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

12.1.2 Atefle ça¤›ranlar›n davetine icabet edenler babalar›n›n dînine tâbî olanlard›r
43/ZUHRÛF–22: Bel kâlû innâ vecednâ âbâenâ alâ ummetin ve innâ alâ âsârihim muhtedûn (muhtedûne). Hay›r, (onlar) dediler ki: “Gerçekten biz, babalar›m›z› bir ümmet (dîn) üzerinde bulduk. Ve muhakkak ki biz, onlar›n izi üzerinde hidayete erenleriz.” 43/ZUHRÛF–23: Ve kezâlike mâ erselnâ min kablike fî karyetin min nezîrin illâ kâle mutrefûhâ innâ vecednâ âbâenâ alâ ummetin ve innâ alâ âsârihim muktedûn (muktedûne). Ve t›pk› bunun gibi, senden önce bir ülkeye bir nezir göndermifl olmad›k ki, onun (o ülkenin) refah içinde olanlar›: “Muhakkak ki biz, babalar›m›z› bir ümmet (dîn) üzerinde bulduk. Ve mutlaka biz, onlar›n izlerine tâbî olanlar›z.” dememifl olsunlar. 43/ZUHRÛF–24: Kâle e ve lev ci’tukum bi ehdâ mimmâ vecedtum aleyhi âbâekum, kâlû innâ bi mâ urs›ltum bihî kâfirûn (kâfirûne). (Nezirlerin hepsi): “Size babalar›n›z› üzerinde buldu¤unuz fleyden (dînden) daha çok hidayete erdirecek olan› getirmifl olsam da m›?” dediler. (Onlar da): “Muhakkak ki biz, sizin kendisiyle gönderildi¤iniz fleyi inkâr edenleriz.” dediler. 43/ZUHRÛF–25: Fentekamnâ minhum fanzur keyfe kâne âk›betul mukezzibîn (mukezzibîne). Bunun üzerine onlardan intikam ald›k. ‹flte bak,

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 299

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

299

yalanlayanlar›n ak›beti (sonu) nas›l oldu! 14/‹BRÂHÎM–10: Kâlet rusuluhum e fîllâhi flekkun fât›r›s semâvâti vel ard (ard›), yed’ûkum li yagfire lekum min zunûbikum ve yuahh›rekum ilâ ecelin musemmâ (musemmen), kâlû in entum illâ beflerun mislunâ, turîdûne en tesuddûnâ ammâ kâne ya’budu âbâunâ fe’tûnâ bi sultânin mubîn (mubînin). Onlar›n Resûlleri flöyle dedi: “Semalar› ve arz› yaratan Allah hakk›nda m› flüphedesiniz? Sizi, günahlar›n›z› ma¤firet etmek için davet ediyor ve sizi belli bir zamana kadar tehir ediyor (mühlet veriyor)”. Onlar da flöyle dediler: “Siz ancak bizim gibi bir beflersiniz. Babalar›m›z›n ibadet etmifl oldu¤u fleylerden bizi al›koymak (engellemek) istiyorsunuz. Öyleyse bize aç›kça bir mucize getirin!” 2/BAKARA–170: Ve izâ kîle lehumuttebiû mâ enzelallâhu kâlû bel nettebiu mâ elfeynâ aleyhi âbâenâ, e ve lev kâne âbâuhum lâ ya’k›lûne fley’en ve lâ yehtedûn (yehtedûne). Ve onlara: “Allah’›n indirdi¤i fleye tâbî olun!” denildi¤inde; “Hay›r! Biz atalar›m›z› üzerinde buldu¤umuz fleye (yola) tâbî oluruz.” dediler. Ve e¤er, onlar›n atalar› hiçbir fleyi ak›l etmiyor ve hidayete ermemifl olsalar bile mi? 31/LOKMÂN–21: Ve izâ kîle lehumuttebiû mâ enzelallâhu kâlû bel nettebiu mâ vecednâ aleyhi âbâenâ, e ve lev kânefl fleytânu yed’ûhum ilâ azâbis saîr (saîri). Ve onlara "Allah’›n indirdi¤i fleye (Kitaba) tâbî olun!" denildi¤i zaman: "Hay›r, babalar›m›z› üze-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 300

300

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

rinde buldu¤umuz fleye (putlara) tâbî oluruz." dediler. Ve fleytan onlar›, alevli ateflin (cehennemin) azab›na ça¤›r›yor olsa da m›? 25/FURKÂN–8: Ev yulkâ ileyhi kenzun ev tekûnu lehu cennetunye’kulu minhâ, ve kâlez zâlimûne in tettebiûne illâ raculen meshûrâ (meshûran). Veya ona, (gökten) bir hazine at›lsayd› (verilseydi) veya ondan (ürünlerinden) yiyece¤i bir bahçesi olsayd›. Ve zalimler: “Siz ancak, sihir yap›lm›fl (büyülenmifl) bir adama tâbî oluyorsunuz.” dediler. 29/ANKEBÛT–12: Ve kâlellezîne keferû lillezîne âmenûttebiû sebîlenâ velnahmil hatâyâkum, ve mâ hum bi hâmilîne min hatâyâhum min fley’ (fley’in), innehum le kâzibûn (kâzibûne). Ve inkâr edenler, âmenû olanlara: "Bizim yolumuza tâbî olun. Sizin hatalar›n›z› (günahlar›n›z›) yüklenelim." dediler. Onlar, di¤erlerinin hatalar›ndan bir fley yüklenecek de¤iller. Muhakkak ki onlar, yalanc›lard›r. 2/BAKARA–120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve lân nasârâ hattâ tettebia milletehum, kul inne hudâllâhi huvel hudâ, ve le initteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr (nasîrin). Ve sen onlar›n dînine tâbî olmad›kça (uymad›kça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla raz› olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaflmak (Allah’›n kendisine ulaflt›rmas›) iflte o, hidayettir.” Sana gelen ilimden sonra e¤er gerçekten onlar›n heva-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 301

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

301

lar›na uyarsan, senin için Allah’tan bir dost ve bir yard›mc› yoktur.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 302

302

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

13
SONUÇ KUR’ÂN’IN Ç‹FT B‹L‹NMEYENL‹ DENKLEM‹ OLAN NEBÎ VE RESÛL KONUSUNDAK‹ B‹D’AT, ‹NSANLARIN BÜYÜK ÇO⁄UNLU⁄UNUN CEHENNEME G‹TMES‹NE SEBEPT‹R.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 303

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

303

13.1 Kur’ân ayetlerine göre “Nebî” kelimesi “Peygamber” kelimesi, dilimize Farsça’dan girmifltir

Dilimizdeki “Peygamber” kelimesinin Kur’ân’daki karfl›l›¤›
‘‘Nebî’’ kelimesidir. Türk Dil Kurumu’na göre: “Nebî” kelimesi; “Kendisine kitap indirilmemifl peygamber” olarak tan›mlanmaktad›r. Kur’ân-› Kerim’e göre: “Nebî” kelimesi; “Kendisine fleriat kitab› verilen peygamber” anlam›ndad›r. Allahû Teâlâ bir çok âyet-i kerimesinde “Nebî” kelimesini kullanarak, onlara kitap ve hikmet verdi¤ini ifade etmektedir. 2/BAKARA–213: Kânen nâsu ummeten vâh›deten fe beasallâhun Nebîyyîne mubeflflirîne ve munzirîn (munzirîne), ve enzele meahumul kitâbe bil hakk› li yahkume beynen nâsi fî mâhtelefû fîhi, ve mâhtelefe fîhi illâllezîne ûtûhu min ba’di mâ câethumul beyyinâtu bagyen beynehum, fe hedâllâhullezîne âmenû li mâhtelefû fîhi minel hakk› bi iznihî, vallâhu yehdî men yeflâu ilâ s›rât›n Mustakîm (mustakîmin). ‹nsanlar bir tek ümmetti. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyar›c› peygamberler beas etti (gönderdi). Ve onlarla birlikte, insanlar›n aralar›nda, ayr›l›¤a düfltükleri fley hakk›nda hüküm vermeleri için hak ile kitap indirdi. Kendilerine (apaç›k) beyyineler (bel-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 304

304

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

geler) geldikten sonra kendi aralar›ndaki çekememezlik (ve haset yüzünden) onun hakk›nda ayr›l›¤a düflenler, kendilerine (kitap) verilenlerden baflkas› de¤ildir. Bu sebeple âmenû olan (Allah’a ulaflmay› dileyen) o kimselerin, haktan yana ayr›l›¤a düfltükleri fleyi (hidayeti) aç›klamalar› için Allah, Kendi izniyle onlar› hidayete erdirdi. Ve Allah, diledi¤i kimseyi S›rat› Mustakîm’e ulaflt›r›r. 3/ÂL‹ ‹MRÂN–81: Ve iz ehazallâhu mîsâkan Nebîyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum Resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tensurunneh (tensurunnehu), kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ›srî, kâlû akrarnâ, kâle feflhedû ve ene meakum minefl flâhidîn (flâhidîne). Ve Allah, Nebîlerden, "Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olan› (Allah'›n size verdi¤i kitaplar›) tasdik eden bir Resûl geldi¤i zaman, ona mutlaka îmân edeceksiniz ve ona mutlaka yard›m edeceksiniz" diye misak ald›¤› zaman, "‹krar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu a¤›r (ahdimi) üzerinize ald›n›z m›?" diye buyurdu. (Onlar da): "‹krar ettik (kabul ettik)" dediler. (Allahû Teâlâ): "Öyleyse flahit olun ve Ben sizinle beraber flahitlerdenim." buyurdu. 33/AHZÂB–7: Ve iz ehaznâ minen Nebîyyîne mîsâkahum ve minke ve min nûh›n ve ibrâhîme ve mûsâ ve îsebni meryeme ve ehaznâ minhum mîsâkan galîzâ (galîzan). O zaman ki; Biz, Nebîlerden onlar›n misaklerini alm›flt›k. Ve senden ve Hz. Nuh’tan ve Hz. ‹brâ-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 305

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

305

hîm’den ve Hz. Musa’dan ve Meryemo¤lu Hz. ‹sa’dan ve onlardan a¤›r bir misak ald›k. 6/EN’ÂM–83: Ve tilke huccetunâ âteynâhâ ‹brâhîme alâ kavmih (kavmihî), nerfeu derecâtin men neflâ’ (neflâu), inne rabbeke hakîmun alîm (alîmun). Ve iflte bunlar, ‹brâhîm’e, kavmine karfl› verdi¤imiz delillerimizdir. Diledi¤imiz kimselerin derecelerini art›r›r›z. Muhakkak ki; senin Rabbin hakîm (hükmün ve hikmetin sahibi)dir, alîmdir (en iyi bilendir). 6/EN’ÂM–84: Ve vehebnâ lehû ‹shâka ve Ya’kûb (Ya’kûbe), kullen hedeynâ ve Nûhâ (Nûhan) hedeynâ min kablu ve min zurriyyetihî Dâvude ve Suleymâne ve Eyyûbe ve Yûsufe ve Mûsâ ve Hârûn (Hârûne) ve kezâlike neczîl muhsinîn (muhsinîne). Ve ona ‹shak (A.S) ve Yâkub (A.S)’› ba¤›fllad›k. Hepsini hidayete erdirdik. Ve daha önce Nuh (A.S)’› hidayete erdirdik ve onun zürriyetinden Davud (A.S), Süleyman (A.S) , Eyyub (A.S), Yusuf (A.S), Musa(A.S) ve Harun (A.S)’› da hidayete erdirdik. Ve iflte böylece, muhsinleri mükâfatland›r›r›z. 6/EN’ÂM–85: Ve Zekeriyyâ ve Yahyâ ve ‹sâ ve ‹lyâs (‹lyâse), kullun mines sâlihîn (sâlihîne). Ve Zekeriya (A.S), Yahya (A.S), ‹sa (A.S) ve ‹lyas (A.S); hepsi salihlerdendir. 6/EN’ÂM–86: Ve ‹smâîle Velyesea ve Yûnuse ve Lûtâ (Lûtan), ve kullen faddalnâ alel âlemîn (âlemîne). Ve ‹smail (A.S) ve ‹lyesea (A.S) ve Yunus (A.S) ve Lût

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 306

306

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

(A.S), hepsini âlemlere üstün k›ld›k. 6/EN’ÂM–87: Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ s›rât›n mustekîm (mustekîmin). Ve onlar›n babalar›ndan, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardefllerinden onlar› seçtik. Ve onlar› S›rat› Mustakîm'e (Allah’a ruhu ulaflt›ran yola) hidayet ettik (ulaflt›rd›k). 6/EN’ÂM–88: Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeflâu min ›bâdih (›bâdihî), ve lev eflrekû le habita anhum mâ kânû ya’melûn (ya’melûne). ‹flte bu Allah’›n hidayetidir. Kullar›ndan diledi¤ini onunla hidayete erdirir. Ve e¤er flirk koflsalard›, elbette yapm›fl olduklar› fleyler heba olurdu (bofla giderdi). 6/EN’ÂM–89: Ulâikellezîne âteynâhumul kitâbe vel hukme ven nubuvveh (nubuvvete), fe in yekfur bihâ hâulâi fe kad vekkelnâ bihâ kavmen leysû bihâ bi kâfirîn (kâfirîne). ‹flte onlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdi¤imiz kimselerdir. Onlar e¤er, onu inkâr ederlerse art›k, onu inkâr etmeyecek bir kavmi ona vekil ederdik. Bu yedi âyette “on sekiz adet Nebî”kelimesi geçmektedir. Ve onlara kitap verildi¤i ifade edilmektedir. O halde Nebîler kendilerine kitap verilen peygamberler de¤il midir? Sonuç olarak anlafl›lan odur ki; • Kur’ân’a göre Tevrat, ‹ncil ve Kur’ân gibi fleriat kitapla-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 307

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

307

r›, sadece “Nebî”lere verilmifltir. • Kur’ân’a göre “Nebî”ler, sadece insanlardan seçilmifltir. • Kur’ân’da “Nebî” kelimesi, insan d›fl›nda baflka bir varl›k ya da canl› için kullan›lmam›flt›r. • Kur’ân’da Allah kat›ndaki en zirve makam için ‘‘Nebî’’ kelimesi kullan›lm›flt›r. • Kur’ân’a göre cinlerden ve meleklerden “Nebî”ler yoktur. • Kur’ân’da “Nebî” kelimesi, sadece kendisine fleriat kitab› verilen peygamberler için flahsa özel kullan›lm›flt›r.

13.2 Kur’ân ayetlerine göre “Resûl” kelimesi

Türk Dil Kurumu’na göre:
“Resûl” kelimesi; “kendisine kitap indirilmifl Peygamber” olarak tan›mlanmaktad›r. Kur’ân-› Kerim’e göre: “Resûl” kelimesi; “her devirde, her kavimde var olan, kendisine fleriat kitab› verilmeyen, kendisinden önce gelen Nebîlerin getirdi¤i fleriat kitab›n› aç›klayan elçi” anlam›ndad›r. Ahzâb–40, Âli ‹mrân–81, Ahzâb–7, Hacc–52, Mâide–19, Nisâ–165, Mu’minûn–44, Âli ‹mrân–179. âyetlerinde “Resûl” kelimesi flöyle ifade edilmektedir:

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 308

308

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

33/AHZÂB–40: Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin Resûlallâhi ve hâtemen Nebîyyin (Nebîyyine), ve kânallâhu bi kulli fley’in alîmâ (alîmen). Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babas› olmam›flt›r (de¤ildir). Fakat Allah’›n Resûl’ü ve Nebîlerin (Peygamberler’in) Hatemi’dir (Sonuncusu). Allah, herfleyi en iyi bilendir. Bu âyette Peygamber Efendimiz (S.A.V) için hem “Resûl” s›fat›, hem de özellikle “Nebîlerin (peygamberlerin) sonuncusu” ifadesi kullan›lmam›fl m›d›r? 3/ÂL‹ ‹MRÂN–81: Ve iz ehazallâhu mîsâkan Nebîyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum Resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tensurunneh (tensurunnehu), kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ›srî, kâlû akrarnâ, kâle feflhedû ve ene meakum minefl flâhidîn (flâhidîne). Ve Allah, Nebîlerden, "Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olan› (Allah'›n size verdi¤i kitaplar›) tasdik eden bir Resûl geldi¤i zaman, ona mutlaka îmân edeceksiniz ve ona mutlaka yard›m edeceksiniz" diye misak ald›¤› zaman, "‹krar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu a¤›r (ahdimi) üzerinize ald›n›z m›?" diye buyurdu. (Onlar da): "‹krar ettik (kabul ettik)" dediler. (Allahû Teâlâ): "Öyleyse flahit olun ve Ben sizinle beraber flahitlerdenim." buyurdu. Âli ‹mrân–81’deki Nebîler, kendilerine fleriat kitab› verilen peygamberler de¤il midir? Ve yine bu âyetteki Resûl ise bu

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 309

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

309

fleriat kitaplar›n› tasdik eden elçi de¤il midir? 33/AHZÂB–7: Ve iz ehaznâ minen Nebîyyîne mîsâkahum ve minke ve min nûh›n ve ibrâhîme ve mûsâ ve îsebni meryeme ve ehaznâ minhum mîsâkan galîzâ(galîzan). O zaman ki; Biz, Nebîlerden onlar›n misaklerini alm›flt›k. Ve senden ve Hz. Nuh’tan ve Hz. ‹brâhîm’den ve Hz. Musa’dan ve Meryemo¤lu Hz. ‹sa’dan ve onlardan a¤›r bir misak ald›k. Ahzâb-7’de misak al›nan Nebîler (Peygamberler) aras›nda Peygamber Efendimiz (S.A.V) de oldu¤una göre ve Peygamber Efendimiz (S.A.V), Nebîlerin sonuncusu oldu¤una göre… Âli ‹mrân-81’e göre, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den sonra bir Resûlün gelece¤i kesinleflmiyor mu? Yoksa Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den sonra bir peygamberin daha gelece¤i mi iddia ediliyor? 22/HACC–52: Ve mâ erselnâ min kablike min Resûlin ve lâ Nebîyyin illâ izâ temennâ elkafl fleytânu fî umniyyetihî, fe yensehullâhu mâ yulk›fl fleytânu summe yuhkimullâhu âyâtihî, vallâhu alîmun hakîm (hakîmun). Senden önce gönderdi¤imiz (hiç)bir Resûl ve Nebî yoktur ki; (bir fley) temenni etti¤i (diledi¤i) zaman fleytan, onun temenni etti¤i fleye, (yalan) ilka etmemifl (ulaflt›rmam›fl) olsun. Fakat Allah, fleytan›n ilka etti¤i fleyi nesheder (kald›r›r, yok eder). Sonra Allah, âyetlerini muhkem k›lar (sa¤lamlaflt›r›r). Ve Allah, Alîm’dir, Hakîm’dir (ilim ve hikmet sahibidir). Hacc-52’deki “Nebî” ve “Resûl” kavramlar› birbirinden ay-

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 310

310

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

r› kavramlar de¤il midir? Allahû Teâlâ buyuruyor ki: 5/M‹DE–19: Yâ ehlel kitâbi kad câekum Resûlunâ yubeyyinu lekum alâ fetretin min er Rusuli en tekûlû mâ câenâ min beflîrin ve lâ nezîrin, fe kad câekum beflîrun ve nezîrun, vallâhu alâ kulli fley’in kadîr (kadîrun). Ey Kitap ehli! Resûllerin (peygamberlerin) fetret devrinde (aralar›n›n kesildi¤i zamanda), sizlere gerçekleri aç›klayan Resûl’ümüz (elçimiz) gelmiflti. "Bize bir müjdeleyici ve de uyar›c› gelmedi" dersiniz diye (dememeniz için). Oysa size "müjdeleyici ve uyar›c›" bir Resûl gelmiflti. Allah herfleye kaadirdir. 4/N‹S–165: Rusulen mubeflflirîne ve munzirîne li ellâ yekûne lin nâsi alâllâhi huccetun ba’der Rusûl (Rusuli), ve kânallâhu azîzen hakîmâ (hakîmen). (Onlar) müjdeleyici ve uyar›c› Resûllerdir ki, insanlar›n, Resûllerden sonra Allah’a karfl› (bizi uyaran ve müjdeleyen bir Resûl gelmedi diye) hüccetleri (delilleri) olmas›n. Ve Allah, Azîz’dir, Hakîm’dir. 23/MU’M‹NÛN–44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten Resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne). Sonra Biz, Resûllerimizi ardarda (aras› kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete Resûlü geldi¤i zaman, her defas›nda onu yalanlad›lar. Biz de onlar› birbiri arkas›ndan (helâk ettik). Ve onlar› efsane k›ld›k.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 311

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

311

Art›k mü’min olmayan kavim (Allah’›n rahmetinden) uzak olsun. Mu’minûn-44’de ifade edildi¤i gibi, Resûller ard› arkas› kesilmeksizin geldiklerine göre ve Mâide-19’da, hem Nebî Resûllerden (Peygamber olan elçilerden), hem de onlar›n fetret devrinde gönderilen velî Resûllerden (Peygamber olmayan, müjdeleyen ve uyaran elçilerden) bahsedilmiyor mu? Allahû Teâlâ Âli ‹mrân-179’da buyuruyor ki: 3/ÂL‹ ‹MRÂN–179: Mâ kânallâhu li yezerel mu’minîne alâ mâ entum aleyhi hattâ yemîzel habîse minet tayyib (tayyibi), ve mâ kânallâhu li yutliakum alâl gaybi ve lâkinnallâhe yectebî min rusulihi men yeflâu fe âminû billâhi ve rusulihi, ve in tu’minû ve tettekû fe lekum ecrun azîm (azîmun). Allah, habis olan› (kötüyü), temiz olandan (mü'min olan›, mü'min gözükenden) ay›r›ncaya kadar mü'minleri, sizin bulundu¤unuz hâl üzere (mü'min olanla mü'min gözükenin bir arada oldu¤u bir durumda) terk edecek de¤ildir. Ve Allah sizi gayba muttali edecek (gayb› bildirecek) de¤ildir. Ve lâkin Allah, Resûllerinden diledi¤i kimseyi seçer (gayb› o Resûlüne bildirir). O halde, Allah'a ve O'nun Resûllerine îmân edin. Ve e¤er âmenû olur ve takva sahibi olursan›z, o zaman sizin için "Büyük Ecir" vard›r. Bu âyette ayn› dönemde birden fazla Resûllerden bahsedildi¤ine göre ve ayn› dönemde birden fazla peygamber olmas› mümkün olmad›¤›na göre, buradaki Resûllerin, velî Resûl oldu¤u kesinleflmifl olmuyor mu?

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 312

312

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Görülüyor ki;
• Kur’ân’da “Resûl” kelimesi genifl bir yelpazede, yani genel için kullan›lm›flt›r. • Kur’ân’da melekler, cinler ve s›radan bir insan için bile “Resûl” kelimesi kullan›lm›flt›r. • Kur’ân’da hem insan, hem de insan olmayan di¤er canl› varl›klar için de “Resûl” kelimesi kullan›lm›flt›r. • Kur’ân’a göre hem cinlerden, hem de meleklerden “Resûl” vard›r. • Peygamberlerin haricinde kendisine fleriat kitab› verilmeyen velîler için de Resûl kelimesi kullan›lm›flt›r. O halde Kur’ân-› Kerim’e göre; Her Nebî, Resûldür. Ama her Resûl, Nebî de¤ildir.

‹flte bu hakikate ra¤men; Dîn ö¤reticileri ve Kur’ân müfessirleri, Kur’ân’da “Peygamber” anlam›nda kullan›lan “Nebî” kelimesi yerine “Resûl” kelimesini, “Peygamber” olarak Türkçe’ye çevirmifllerdir. Kur’ân-› Kerim’e tamamen ayk›r› olan bu bid’at (yanl›fl inanç), dilimize ve günlük yaflam›m›z›n her alan›na Kur’ân’›n bir hakikatiymifl gibi gösterilmek suretiyle yerlefltirilmifl durumdad›r. Zamanla, dil bilimcilerimiz, dîn görevlilerimiz, kurumlar›m›z, medyam›z ve de halk›m›z bu büyük yanl›fla (hiç araflt›rma gere¤i duymadan) do¤ruymufl gibi inanm›fl ve kabullenmifl görünmektedirler.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 313

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

313

Kur’ân-› Kerim’e göre “Nebî” kavram›, “Kendisine fleriat kitab› verilen Peygamber” anlam›n› tafl›yor olmas›na ra¤men… • “Nebî” kelimesi yerine, Resûl kelimesini peygamber olarak kullanmakla ne kaybederiz ki? • ‹ki kelimenin anlamlar›n›n yer de¤ifltirilmesiyle dünyan›n sonu mu gelir? • ‹ki kelime kime, nas›l bir zarar verebilir?

Kendisine indirilmifl olan Kur’ân-› Kerim’de “Nebîlerin Sonuncusu” diye hitap edilen Hz. Muhammed (S.A.V)’in s›fat ve görevlerini aç›klayan ve Arapças› “Nebî” olan peygamber kelimesinde yap›lan bu tahrifatla öncelikle; • Risalet Peygamber Efendimiz ile sona erdirilmifltir. Böylece, her devirde Kur’ân’›n (mübelli¤i) aç›klay›c›s› Devrin ‹mam› olan Resûl, dîn tatbikat›ndan ç›kar›lm›flt›r. • Vahiy, Peygamber Efendimiz ile sona erdirilmifltir. Böylece, Kur’ân-› Kerim rafa kald›r›lm›flt›r. Nebî kelimesi, peygamberlerin haricinde kendisine fleriat kitab› verilmeyen velî Resûller için de kullan›lm›flt›r. Ve böyle yap›larak; • Kur’ân hakikatleri ve dînin bütününe zarar verilmifltir. • ‹nsanlar›n ç›kmaza düfltüklerinde, Allah’›n elçisine ulaflarak çözüm almalar› imkâns›zlaflt›r›lm›flt›r. • Dolay›s›yla Kur’ân-› Kerim’in anlafl›lmas› ve yaflanmas› engellenmifltir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 314

314

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

• ‹nsanlar, Allah’›n Kitab’›na baflvurmak yerine, emaniyye (el yazmas›) kaynaklara yönelmifllerdir. • Dünya ve ahiret saadetleri yok edilen insanlar cehenneme mahkûm edilmifllerdir. • K›sacas› mutlu, huzurlu bir toplumun oluflumu engellenmifltir.

S›radan ve basitmifl gibi görünen bu bid’at ile… Allah’›n vahyi olan Kur’ân’›n sistemati¤i de¤ifltirilerek insanlar›n Kur’ân’› anlamalar› engellenmifl ve Kur’ân ile olan ba¤lar› kesilmifl, tüm insanl›k âlemi karanl›klar içinde yaflamaya terk edilmifltir. ‹ki kelimenin anlamlar›n›n de¤ifltirilmesi bu kadar büyük bir tahribat yapabilir mi? E¤er bu iki kelime, Kur’ân’a girifl kap›s›n›n anahtarlar›ysa, evet yapar! Bu iki kelime, belki de nükleer bombalar›n, kimyasal at›klar›n, geneti¤i bozulmufl ve de¤ifltirilmifl g›dalar›n verdi¤i zarardan çok daha büyük zararlar vermifltir insanl›¤a. Mutsuz ve huzursuz insanlar, parçalanm›fl aileler, fliddet dolu, kavgal› toplumlar, savaflan ülkeler ve çöken ekonomilerin tahribatlar›n› hangi megatonluk nükleer bombalar yapabilirdi ki? Nebî ve Resûl kelimelerinin anlam ve yerlerinin de¤ifltirilmesi sonucunda, her devirde Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in mirasç›lar› olan Resûllerin; yani devrin imamlar›n›n varl›¤› göz ard› edilerek, Allah’›n vahyi olan Kur’ân-› Kerim’in aç›klanmas› ve yaflanmas› engellenmifltir.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 315

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

315

Bir kez daha alt›n› çizerek ifade ediyoruz ki;
• Peygamberler bütün dünya için vazifelidirler. Peygamber olmayan velî Resûller ise dünyada bulunan her kavimde yaflarlar. Ama sadece kendi kavimleri içinde vazifelidirler. • Nebî olan Resûller aras›nda uzun fetret devreleri vard›r. (Peygamberler arka arkaya gelmezler.) Nebî olmayan; yani Peygamber olmayan velî Resûllerde ise, devaml›l›k söz konusudur. Resûller ard› ard›na gönderilirler. • Kur’ân-› Kerim’de cin ve melek Resûl (elçi) ifadeleri olmas›na ra¤men, cin ve meleklerden Nebî (Peygamber) yoktur. • Nebî Resûller (Peygamber olan elçiler) hangi kavmin içinden ç›karsa ç›ks›n, o kavmin lisan›yla bütün dünyaya hitap ederler. Ama Nebî olmayan velî Resûller (Peygamber olmayan elçiler) ise, hangi kavimde vazifeli k›l›nm›fllarsa yine kendi lisanlar›yla sadece o kavimden sorumludurlar. • Kur’ân’a göre Nebî Resûllerin befl grup görevi vard›r. Nebî olmayan velî Resûllerin ise dört grup görevi vard›r. • Bütün Nebî Resûller, tasarruf r›zas›n›n sahibidirler. Velî Resûller ise tasarruf r›zas›n›n sahibi de¤illerdir. Ancak Nebîlerin olmad›¤› dönemlerde bu velî Resûllerden, Allah seçti¤i bir kifliyi tasarrufuna al›r ve her devirde vekâleten o, devrin imam› olarak vazife yapar. • Allah, bütün Nebîlere (peygamberlere) fleriat kitaplar› indirmifltir. Oysa Nebî olmayan velî Resûllerin (peygamber olmayan elçilerin) sadece bir k›sm›na sohbet niteli¤inde kitaplar yazd›rm›flt›r.

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 316

316

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

Sonuç Olarak
‘‘Resûl’’ ve ‘‘Nebî’’ kelimelerini, aslî anlamlar›nda ve olmas› gereken yerde kulland›¤›m›z takdirde Kur’ân’›n flifresi çözülmüfl olacakt›r. Bir delinin kuyuya att›¤› tafl misali, hayat›m›za sokulan bu korkunç bid’ati düzeltme görevi, siz akl›selim, sorumluluk sahibi, ayd›n, toplum önderlerinin omuzlar›ndad›r. Bu hassas ve çok önemli konuda sizlerle daha detayl› bilgi al›flveriflinde bulunabilmek için geri dönüfllerinizi bekler; Allah’a ulaflmay› dileyerek ihsanla mürflidinize tâbî olduktan sonra ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi ve sonunda iradenizi Allah’a teslim etmenizi, böylece ahiret ve dünya saadetini kesintisiz olarak yaflaman›z› dilerim. Allah raz› olsun.

Dr. Faz›l Nimet

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 317

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

317

Kuranin sifresi Ahzap 40.qxd

11/9/10

1:31 AM

Page 318

318

KUR’ÂN’IN fi‹FRES‹: AHZÂB 40

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->