P. 1
Yasamda Marka Olmak (e-kitap)

Yasamda Marka Olmak (e-kitap)

|Views: 817|Likes:
Yayınlayan: alirizadeger

More info:

Published by: alirizadeger on Jul 30, 2012
Telif Hakkı:Traditional Copyright: All rights reserved

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF or read online from Scribd
See more
See less

10/04/2015

pdf

YAŞAM’DA MARKA OLMAK

DÜNYA
EN BÜYÜK
ALIŞVERİŞ MERKEZİ
********************************

VE BU AVM DE EN DEĞERLİ ŞEY

MARKA’NIZ...
1

ArdAkademi
DİJİTAL YAYINLAR

3.E-Kitap
Ö z e l B a s k ı . . . . . . . . . . . . . . . . . . 30. 07. 2012
Her hakkı saklıdır. Yazarın izni olmaksızın, herhangi bir şekilde... Kısmen de olsa, kopyalama ve çoğaltma yapılamaz.
2

ALİ RIZA DEĞER
Tel: 0216. 363 66 60 ................... Gsm: 0532. 345 71 46 Ş.Günaltay Cad. 3.Yol Sok. 4/2

....... Kozyatağı - İSTANBUL

ar.deger@yilbak.com ............. alirizadeger@yahoo.com
3

YAŞAMBOYU
MARKA OLMANIZ DİLEĞİYLE...
4

5

6

İÇİNDEKİLER
Merhaba . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 11 Evet!.. Dünya Bir Alışveriş Merkezi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 12 Sır Tutabilir misiniz . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 15 Kendinizi Tanıyın . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 21 İnsanlarla İletişimde En Önemli İlkeler . . . . . . . . . . . . . . . . . . 26 Dinlemesini Bilin . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 33 Kendinizi Güncelleyin . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 38 Yaşamda Marka Olmak İçin Diğer Kurallar . . . . . . . . . . . . . . . 47 Marka Elçilerimiz . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 52 Sosyal Medya Nedir . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 58 Sık Rastlanan İletişim Hataları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 64 Sosyal Medya ile Neler Yapılabilinir . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 65 Biriciksiniz ve Özel Yetenekleriniz Var . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 74 Son’dan - Bugün’e Doğru Geri Sayım Metodu . . . . . . . . . . . . 78 Ali Rıza DEĞER . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 87
7

************************************************** From: Fügen Toksü [mailto:fugen@toksuvechase.com] Sent: Thursday, July 19, 2012 4:52 PM To: Ali Riza Deger Subject: RE: Sayin Fugen Toksu'nun Dikkatlerine

Merhaba Ali Rıza Bey, Sizin üretkenliğinizin, özellikle gençlere örnek olması gerekiyor. Düşünceleri yazmak, en zor olanı, ama siz bunu çok çok iyi planlıyorsunuz. Yine şahane bir kalıcı esere imza atmışsınız. Sizi kutluyor ve sağlıklı günlerde yeni katkılar üretmenizi diliyorum. Saygılarımızla, Fügen TOKSÜ Yönetim Kurulu Başkanı TÜRKİYE HALKLA İLİŞKİLER DERNEĞİ www.halklailiskiler.com www.toksuvechase.com **************************************************
8

************************************************** From: Yılmaz ARGÜDEN *mailto:yarguden@arge.com+ Sent: Sunday, July 22, 2012 9:44 AM To: Ali Riza Deger Subject: RE: Sayin Dr.Yilmaz Arguden'in Dikkatlerine

Ali Rıza Bey,

Gerçekten önemli bir konuyu çok güzel bir şekilde işlemişsiniz. Kutlarım. Hemen çocuklarımla paylaşcağım. Bu işe ne kadar erken başlanırsa o kadar çok yol alınır.

Üretkenliğinizin marka değerinizi hep artırması dileğimle... Dr.Yılmaz ARGÜDEN

AR-GE Danışmanlık A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Boğaziçi Üniversitesi ve Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi BM Küresel İlkeler Sözleşmesi Türkiye Ulusal Temsilcisi Türkiye-Kanada İş Konseyi Başkanı Eski T.C. Başbakanlık Baş Danışmanı Dünya Gazetesi ve Stratejik Bakış Yazarı **************************************************
9

10

Merhaba, Günümüzde “Marka” deyince hepimizin aklına... Televizyondan, basından, radyodan, dergilerden, internetten, sosyal medyadan, bloglardan, dijital platformlardan, açık hava reklamlarından v.s. çeşitli ürün veya hizmetlerle ilgili birçok isim gelebilir!.. Kimisi sizin için çok değerlidir, kimisi de başkaları için... Peki, sizden “Yaşamda Marka Olmuş Kişiler”den örnek vermenizi istesem, aklınıza ilk kimler gelir? Kimler gelirse gelsin ama, ister sevin - ister sevmeyin bir numaralı ismin, büyük önder “Atatürk” olacağından hiç şüphem yok!.. Zaten sadece ülkemizde değil, tüm dünyada bu böyle... (Bakınız ....... Birleşmiş Milletler 1981 Atatürk Bildirgesi)
11

Evet!.. Dünya bir alışveriş merkezi... Herkez için, kendi etrafında dönen bir alışveriş merkezi... Evet; Dünya dönüyor!.. Peki... soldan sağa mı? Yoksa sağdan sola mı? Belki de kuzeyden güneye veya güneyden kuzeye... Sonuçta... nerden nereye dönerse dönsün, kesin olarak sizin etrafınızda döndüğü bir gerçek!.. Yani, Nicolaus Copernicus’in söylediği gibi... “Herkezin dünyası, kendi etrafında döner.” Ve bu dünyada en değerli şey? Tabii ki, Siz’siniz!.. Yani, “Siz ve Markanız!..” Yaşamda marka olmak... yaşamımızda da kaliteyi yakalama çabasıdır. Yani, insanların... her zaman daha iyiye ve daha güzele ulaşma içgüdülerini, geliştirme uğraşlarıdır. Sizlere, hepimizin hemen hemen hergün yaptığımız "ortak yaşamsal hareket" nedir? diye sorsam... Cevabınızın; önyargılı veya önyargısız, olumlu veya olumsuz yönde... "Hayatımızı Sorgulamak" şeklinde olacağını, biliyorum.
12

Hayatımızda, bizi... zorlayan, düşündüren, üzen, strese sokan, sıkan ve aşamayacağımızı zannettiğimiz bir çok olay yaşıyoruz. İster istemez pek çok kişiyle de bir aradayız. Bunun yanı sıra yaşamımıza renk katan bir çok güzelliği de bir arada tadıyoruz. Çoğu zaman güzel insanlarla da birlikte oluyoruz. Peki ama, neden başkalarının sorunları farklıyken, bizimkiler başka? Neden genelde bazı durumlar hepimiz için geçerli, bazıları ise değil? Okul, iş, kariyer, ilişki, sağlık, sosyal yaşam, para, karizma, inanç dünyamız, korkularımız, endişelerimiz... çoğu zaman tıkandığımız konular!.. Bunların ardında yatan derin anlamlar neler? Neden istediğimiz mana’da daha mutlu olamıyoruz? Milyonlarca insanın yaşadığı inanılmaz problemler yanında, belki de bizim kendimize özgü problem olarak gördüklerimiz çok komik kalabilir!.. İsterseniz çevrenize bir kez daha bakın. Peki... Ömrümüzün hangi evresinde olduğumuzu ve de daha ne kadar yaşayacağımızı bilmememize rağmen, ciddi... fiziksel ve yaşamsal problemlerinizi tenzih ederek söylemek gerekirse, bir çoğunu kendimizin yarattığı bu kadar çok problem’le, niye ve neden boğuşuyoruz ki? Cevabı; ben, söyleleyim mi? ................ “Marka” olmak için!.. Yani... Rahat yaşamak... Farklı olmak... İlgi çekmek... Ön plana çıkmak... Takdir edilmek... Gündem yaratmak ve İzlenmek için! Bu sözlerimi başka bir yöne çekmeyin lütfen. Bunlar çok doğal. Zaten öyle olduğu için bu kitapta birlikte değil miyiz?
13

Genellikle, herhangi bir şeyden veya konudan söz edildiğinde isimleri hemen aklımıza gelen bazı insanlar vardır. Bu insanlar, aynı şeyleri yapan binlerce hatta onbinlerce insan arasından çıkmış, fark yaratmış, örnek olmuş, iz bırakmış, gıpta ile bakılmış ve bu itibarla bulundukları ortamlarda “Marka” olmuş kişilerdir. Yakın tarihimize baktığınız zaman, yurtiçinden ve yurtdışından marka olmuş kişiler konusunda, sizin aklınıza gelenler başta olmak üzere... iş, sanat veya bilim dünyasından pek çok örnek vermek mümkün. Bu örneklere baktığımızda, aynen ticari markalarda olduğu gibi, 4 önemli marka dinamiğini görürüz. Güvenilirlik... Fayda Sağlama... Fark Yaratma... Akılda Kalma... Bu dinamiklerle birlikte, kişisel marka yönetiminde; belirgin hedefler, sabır, imaj, davranış biçimleri, çevreyle olan uyum, iletişim, bilgi ve donanım ve de bunlar arasındaki tutarlılık... diğer ön plana çıkan faktörlerdir. Yani, kısaca; bilgi ve kültürle birlikte... bakımlı ve özenli bir dış görünüm, yerine göre giyim, etkin bir iletişim tarzı, pozitif bir beden dili, sosyal çevre ve bu ortamlarda nasıl davranılacağını iyi bilmek, marka olmak yolunda bize çok şey katacaktır. Tabii, marka olmak kadar, marka olucaya kadar katettiğimiz yoldaki her önemli noktayı iyi tespit etmek, o noktalarda sağlam durmak ve de gerekli fedakarlıklara da katlanarak bu sağlamlığı koruyup, yolumuza devam etmek gerekiyor.
14

Marka nedir? diye yaptığımız veya yapacağımız araştırmalar neticesinde, bir çok yerde “Marka, sadece... ne bir amblemdir, ne bir logodur, ne de sadece bir isim, bir ürün veya hizmettir... Marka kendine özgü karekteristik bir bütünlüğü içeren, fikirsel bir kavramdır.” tanımlamasıyla karşılaşmaktayız. Aslında, tek tek de, bütünüyle de doğru bir tanımlama!.. Neticede “Marka olmak!” fark yaratmaktır. Ama gerçek anlamda “Marka Olmak!”, başkalarının yaşamında olumlu yönde fark yaratmaktır!.. Müşteri İlişkileri Yönetimi, gibi... Yaşamınızda veya Tanrı gecinden versin ama yaşamınızdan sonra... ne ile veya neler’le, hatırlanmak istediğinizi hiç düşündünüz mü? Kendinizi irdeleyip, ön plana çıkan ve yaşamboyu kontrolunuz altında tutabileceğiniz önemli özellikleriniz ile bunlara karar verdiğiniz anda, markanızın odağını buldunuz... demektir. Sır tutabilir misiniz? Şimdi, sizlerle bir sır paylaşağım... Kim olursanız olun farketmez... Herkez hayata aynı şeyle başlar!.. Neyle mi? ................................... Alışveriş’le!.. Yani “nefes” alıp, vererek başlar ve devam eder. Sonraki yaşam ise kişilere ve/veya ülkelere göre değişir. Ama, değişmeyen tek şey; yaşam boyu... alışveriş’tir.
15

Dünyaya gelip eğitim ve kültürle belirli bir yaşa eriştikten sonra yaşamımızın hayallerle geliştiği... gerçeğinden hareketle, hayalleri olmayanların, başkalarının hayalleri için yaşadığı bir dünya’da... başkaları için alışveriş yapmadan, kendimiz için yolumuza devam etmemiz gerekiyor. “Marka” sizlerinde çok iyi bildiği gibi, alışverişleri en çok etkileyen önemli unsurlardan bir tanesi... Ürünlerin ve hizmetlerin marka değeri olduğu gibi, insanlarında bir marka değeri olduğu konusunda, zaten mutabıkız. Hizmet verilen ürünler ve şirketler gibi siz de bir marka’sınız. Pazarlama alanında geçerli olan tüm marka stratejileri, kendiniz içinde geçerli. Bu nedenle kendimize yatırım yapmaktan, asla ama asla kaçınmamalıyız. Tabii ki... sabırlı, bilinçli ve tutarlı olarak. Bir anda şişirilip de, güm diye patlayan markaları unutmadan!.. Neticede; her insanın marka değeri, olabileceği ve üretebileceği şeyler’le... doğru orantılıdır ve “Marka”lar, Aile + Eğitim + İş + Kariyer + Sosyal Çevre + Pazarlama . . . gibi faktörlerle devamlı olarak etkileşim halindedir. Önemli olan... yaşantınızda verebileceğiniz veya satabileceğiniz şeylerinizin olması... Ve de alıcılara karşı, bunların... sizin kontrolünüzde bulunmasıdır. Ayrı bir hünerle; başkalarının şeylerini, başkalarına da satabilirsiniz ve o zaman özel bir ünvanla... tüccar, tacir, komisyoncu, broker, simsar, . . . . . . .  v.s. olursunuz... Ama konumuz bunlar değil!
16

Neyse, alışveriş ve markalar... Biz varoldukça hayatımızın her aşamasında olmaya devam edecek. Bu süreç’te sıradan bir marka veya Private Label olmak bizim için söz konusu olmadığı için, bu kitabı okuduğunuz düşüncesiyle, sizi ve sizleri bir kez daha kutluyorum. Marka olmak yolunda, çok özel bir yeri olduğuna inandığım “Kariyeriniz” açısından işe başlayarak önünüze baktığınızda... İşte o sesi yine duyuyorsunuz... Derinden gelen ve size yapmak için doğduğunuz işi, yapmadığınızı söyleyen o iç sesi!.. Bu ses doğruyu söylüyor olabilir, peki ya gerçekten neleri yapmanız gerektiğini nasıl bulacaksınız? Şu andaki kariyerinizin... değerlerinize, inançlarınıza, ilgilerinize, yeteneklerinize ve ihtiyaçlarınıza yeterli gelip gelmediğini anlayabilmek için aşağıdaki soruları cevaplayarak yola koyulabilirsiniz. Profesyonel kariyer danışmanları, müşterilerine uygun kariyeri bulabilmek için genellikle insan kaynakları çalışmalarında bu yöntemden faydalanırlar... İşte kendinize sormanız ve cevap bekleyen sorularınız... *) En çok hangi konularla ilgili kitap okuyorsunuz? *) En çok hangi televizyon programları ilginizi çekiyor? *) Radyoda en çok neleri dinlemekten hoşlanıyorsunuz?
17

*) En sevdiğiniz film türleri nelerdir? *) Hobileriniz ve fobileriniz nelerdir? *) Ne çeşit gönüllülük aktivitelerini tercih edersiniz? *) En çok hangi konularda tartışmayı seversiniz? *) Hayal kurarken aklınıza gelen konular nelerdir? *) Favori yaptığınız işleriniz hangileri? *) Okulda en çok sevdiğiniz ders hangisiydi? *) En nefret ettiğiniz şeyler nelerdir? *) Bir şeyler çizdiğiniz zaman en çok neler çizersiniz? *) Eğer dünyayı yönetseydiniz, neleri değiştirirdiniz? *) Bir milyon dolar kazansaydınız, neler yapardınız? *) En sevdiğiniz insan tipleri hangileridir? *) Ölümünden sonra nasıl anılmak isterdiniz? *) En sevdiğiniz oyunlar nelerdir? *) Politik görüşlerinizi nasıl tanımlarsınız? *) Hayatta en çok kime ve niçin saygı duyuyorsunuz? Saygı konusunda ikinci ve üçüncü alternatifleriniz var mı?
18

*) Ne gibi görevlerde daha başarılı olursunuz? Henüz yapmadığınız, ama başarılı olacağınıza inandığınız bir konudaki, iş ve görev tanımlamalarından bahsedebilir misiniz? Cevaplarınızı değerlendirin. Hayatınızın birden çok alanında size hitap eden belli davranışlar ve inançlar var ise, en yoğun ilgi alanlarınız daha kolay ortaya çıkacaktır. Bu bilgileri kullanarak ve aşağıdaki boşlukları doldurarak bireysel bir portrenizi çizebilirsiniz!.. *) Genel olarak ilgilendiğim konular... *) En çok inandığım şeyler… *) En çok değer verdiğim şeyler… *) İyi bir hayat için ihtiyaç duyduğum şeyler… *) Çok iyi yapabileceğim şeyler… Bu saptamaları belirledikten sonra hedeflerinizi ortaya koymak daha kolay olacak ve yol haritanız da daha net olarak ortaya çıkacaktır. Kişisel veya kurumsal anlamda “marka olmak” gündeme geldiğinde, “marka” ile ilgili en önemli departmanlardan birinin de “imaj ve itibar yönetimi” veya “kurumsal iletişim” olduğu gerçeğinden hareketle, önümüze bakmaya devam etmemiz gerekiyor... İtibar ve imaj yönetiminden bahsederken, ülkemizde her alanda olduğu gibi bu konuda da yeni yeni ortaya çıkan "İmaj Yönetimi Danışmanları" ya da “İmaj Maker” diye kendini konumlandıran kişi ve kuruluşlardan bahsetmek istemiyorum. “İmaj” elbette önemli, ama "İmaj Yaratmak ve Yönetmek"...
19

Kişi’nin; kendisinin de, bu konuda gerekli enerjiyi sarfetmesi anlamına geliyor. İmaj yönetmek... Olmak istediğiniz bir kişiliği yaratmak için, algıları kontrol etmekle başlıyor ve kendimizi yönetmeyi öğrenmekle devam ediyor... Ansiklopedilerden... Pardon... pardon... İnternet, Google, veya Wikipedi’den “İletişim nedir?” diye baktığımızda karşımıza çıkan en net cevabın... “Her türlü haberleşmeyi kapsayan bilgi alışverişidir.” şeklinde olduğunu, zaten hepimiz biliyor ve yaşam alışverişinde “iletişim”in önemini bir kez daha ön plana çıkartıyoruz. Sosyal birer varlık olarak biz insanlar için sözlü ya da sözsüz olarak, iletişim daimi bir gereksinimdir. İletişim, duygu ve düşüncelerimizi... belli bir amaca ulaşmak için karşımızdakilere aktarmaktır. İletişimin bir sanat bilimi olarak kabul edildiği çağımızda, bu sanata gereken önemi vermemiz ve belirli kurallara uymamız, profesyonel ve sosyal yaşantımızda, kendimizi daha rahat ve huzurlu hissetmemize yardımcı olacaktır. Özellikle profesyonel ve sosyal yaşam; kendine has dinamikleri olan ve çoğu zaman dile getirilmeyen prensiplerle, iletişim kurulan bir platform... Bu nedenle; duygularımızı, aklımızı ve özdeğerlerimizi (özellikle de “Duygusal Zeka”mızı) kullanarak itibarımızı ve kendi markamızı yönetebilmek için, davranışlarımızın yarattığı etkinin farkına varmaya ve kendimizi daha etkili ifade etmeye
20

çalışmamız gerekiyor!.. Duygusal Zeka (EQ) deyince; IQ olarak simgelenen zihinsel yeteneklerimizin yanında... bir insanın kendisine veya başkalarına ait duyguları... anlama, sezinleme, yönetme ve yönlendirme yetisi ile kapasitesi ve becerilerinin ölçümü... aklımıza gelmekte. Göreceli olarak yeni bir kavram olan duygusal zeka'nın tanımlanışı, genellikle “İnsan Kaynakları ve Yönetim Bilimleri” kapsamında, sürekli olarak güncellenmekte ve değişiklik göstermekte... Marka stratejilerimizin yönetiminde, iletişimin önemi ve yönetişim’in derinliğine indiğimizde... iletişim stratejileri içinde çok önemli bir yeri olan “Duygusal Zeka” mız konusunda, bu işin uzmanlarından Sayın Eray Beceren’in tavsiyelerine kulak vermekte fayda var... diye düşünüyorum. ************************************************** Araştırmacılar her ne kadar duygusal zekanın kalıtımsal olduğunu bulsalar da, düzenli bir çalışma sistemi ile duygusal zeka da... aşama aşama geliştirilebiliyor. Bu nedenle, sizlere günlük hayata ve mesleki alanda duygusal zekanızı geliştirebileceğiniz, bazı önerimiz var. 1) Kendinizi tanıyın... Kim olduğunuzu öğrenin. Duygusal zeka kendinizi tanımanızı şart koşar. Tabi, bu o kadar kolay değil. Bu nedenle biz size
21

bazı örnek sorular hazırladık. Bunları sakin bir şekilde ve hatta ayrı ayrı zamanlarda bir kaç kez tekrarlayarak kendinize sorun ve kendiniz hakkında daha fazla bilgiye sahip olun... *) Gerçekte ben kimim? Beni ne tanımlar? Kim veya nelerdir beni şekillendiren, beni etkileyen, bana yön veren? *) Hayatı ıskalamamak için, hayatımda hangi rolleri üstleniyor ve nasıl oynuyorum. Bunlardan hangileri gerçek? *) İhtiyaçlarım neler? Ne istiyorum, ne bekliyorum hayattan? Hedeflerim ne ? Ben ve yakın çevrem için önemli olan ne? *) Güçlü ve zayıf yönlerim ile avantajlarım ve dejavantajlarım neler? Neleri, iyi yaparım? Bana, neler zevk ve coşku verir? *) Neye inanıyorum? (İkili ilişkiler, aşk, korku, iş, başarı, servet) *) Benim davranışlarımı, düşüncelerimi, duygularımı belirleyen ve etkileyen direkt/endirekt faktörler neler? Bu sorular sadece örnektir. Kişiliğimizin araştırılıp öğrenilecek çok yönleri vardır. Ancak bu çok basit bir araştırma değil. Fakat yine de çabaya değer ve heyecan vericidir. 2) Duygularınızı ve onları kontrol etmeyi öğrenin... Duygu, doğal ve insancıldır. Kendi duygularımızdan veya diğer insanların duygularından ne kadar az korkarsak, duygusal durumlarla ve duygularımızla o kadar rahat başa çıkabiliriz.
22

Duygusal zeka da işte bunu sağlıyor. Başkalarının duygularını anlamada kendinize ne kadar hakimseniz, onların duygularından korkmanıza da, o kadar gerek kalmaz. Bu nedenle duygu dünyanızı iyi öğrenip tanıyın. Çünkü bunlar sizin hayatınızın ayrılmaz parçasıdır. Ancak günlük hayatımızda kendimizi yeni algılara ve yeni duygulara açık tutup, onları da hafızamızda kayıt altına almamızda fayda var. Kendinize sık sık şu soruları sorun... ”Kendimi nasıl hissediyorum ve bu duyguyu vücudumun en çok neresinde hissediyorum? Böyle hissetmemi sağlayan nedir? Bununla olumlu veya olumsuz nasıl başa çıkabilirim? 3) Kendinizi ve kişisel özelliklerinizi, başkalarına karşı açık tutunuz... Bizler hepimiz farklıyız. Farklı olmak, diğerlerinden daha iyi yada daha kötü olmak demek değildir. Onların dünyaya bakış açılarının, sizinkilerden farklı olduğunu ne kadar çabuk anlarsanız, onları da o kadar çabuk tanırsınız. Bu da sizin duygusal zekanızın gelişmesi demektir. Duygusal zekalı insanlar başkaların duygu ve düşüncelerini kendileri için tehlike olarak görmezler, tam tersine ilgi çekici ve yeni bir şeyler öğrenme şansı olarak değerlendirirler. 4) İletişim kurma becerinizi geliştiriniz... İnsanlar arası iletişimi anlayın. Her türlü insanlararası ilişkilerde; iletişim... bütünlük sağlayıcı, çok yönlü ve çok anlamlı bir konudur.
23

Eğer kendinizde iletişim kurma becerisi konusunda eksiklik hissediyorsanız, bunu düzeltmek için çok şey yapabilirsiniz. Çok çeşitli seminerler vasıtasıyla daha etkili iletişim kurmayı öğrenebilirsiniz. Ancak böyle bir seminere katıldığınızda, aktif olarak uygulamaların yapılmasına dikkat ediniz ve siz de bu konuda sık sık pratik yapmaya bakınız. Bazen kendimizi ifade edebilme sıkıntısı çekeriz. Hatta bazen de ne söyleyeceğimizi, uygun kelimeleri unutup, olay geçtikten sonra... nasıl hareket etmemiz, ne söylememiz gerektiği aklımıza gelir. Bu nedenle kelime haznenizi zenginleştirin. Her an yeni kelimeler öğrenin, özellikle de duygu ve düşünce ifade eden kelimeleri... Kendinizi çok yönlü olarak ifade edebilme cesaretimiz olsun. Bazen hal ve hareketleriniz, kelimelerinizden çok daha fazla anlam içerebilir. Örneğin tatlı bir tebessüm bile karşımızdakine iyi bir teselli verebilir. 5) Problem çözücü olun... Problemleri giderebilme, her zaman bir çıkış yolu bulabilme becerisi duygusal zekanın önemli getirilerinden biridir. Bu becerilerinizi sistemli bir çalışma ile geliştirebilirsiniz. Mümkün olduğu kadar çok çeşitli olaylar ve problemler üzerinde düşünün ve bunlara çözümler getirmeye çalışın. Eğer problemlerden korkup kaçmaz ve onları birer şans, kendini ıspatlama fırsatı olarak görürseniz, onları çözmemeniz için, hiçbir sebebiniz kalmaz. 6) Eleştiriye açık olun...
24

(Dünyada insanlara hiç ama hiç sevmedikleri şey nedir diye sorduğunuzda, her ne kadar bir çoğumuz kabul etmesek de, en doğru cevabın, “Eleştirilmek” *yapıcı veya yıkıcı, hiç ama hiç farketmez+ olduğunu bilmemize rağmen... Ali Rıza Değer) Duygusal zekada eleştiri yapabilmek ve eleştiriye açık olmak da çok önemlidir. Konu bir taraftan sizi, diğer taraftan da başkalarını etkiler. Eleştiriye açık olun, bırakın sizi eleştirsinler. Bundan rahatsızlık duymayın. Bu sayede kendinizdeki olumlu ve olumsuz yönleri öğrenme fırsatını elde edersiniz. Siz de eleştri yapabilirsiniz. Ancak bu başkaların onurunu kıracak, kişiliklerine zarar verecek şekilde olmamalı... 7) İnsanlar ile ilgilenin... Duygusal zeka’da, insanın kendisi ve başkaları ile olan ilişkileri de çok önemli olduğundan, son önerimiz de... İnsanlar ile ilgilenin!.. Yeni insanlar ile tanışın ve onların kültürlerini öğrenin. Değişik insan psikolojileri hakkında bilgi edinin. İnsanları harekete geçiren akımları, onların hayat hikayelerini okuyun. Bunlara vakit ayırın. Kendinizi ve diğer insanları keşfedin. En azından bu yolda çaba gösterin... ************************************************** Aslında iletişim’in detaylarına çok fazla girmek istemiyorum ama, “Yaşamda Marka Olmak” için en önemli unsurlardan biri olan “Marka Elçileri”mizi oluşturmak adına, başlıklar halinde... Kişisel iletişim biçimleri’nin; Görme + Dokunma + Konuşma + Dinleme + Okuma + Yazma... Kurumsal iletişim araçları’nın da: Medya + Telekomünikasyon + İnternet + Dijital Platformlar +
25

Sosyal Paylaşım Siteleri + v.s. olduğunu hatırladıktan sonra, bunların içinden kişisel marka olmada çok önemli bir yer teşkil ettğine inandığım (Marka Elçilerimiz... konusuna ilerleyen sayfalarda tekrar döneceğiz.) “Dinleme” konusunda bir kaç şey söylemek istiyorum. Ama, ondan önce de birçok yerde karşımıza çıkabilecek “İnsanlarla İletişimde En Önemli İlkeler”e bir kez daha göz atmakta yarar var. Özellikle de marka elçilerimizi oluşturabilecek; eş, dost, akraba, arkadaş, meslektaş ve sosyal paydaş’larla sağlıklı ve geniş tabanlı bir iletişim açısından... ************************************************** Karar verin... (Önce, aranılan bir marka olmak adına... hangi konularda çok iyi bilgi ve görgü sahibi olarak, uzman bir otorite olmak!.. Sonrada diğer paralel ve popüler konularda, yeterli bilgi sahibi ve danışılabilecek bir kişi olarak, çevrenizi... bilinçli bir şekilde genişletmek için, kararınızı vermeniz gerekiyor.) Mümkün olduğu kadar çok insanla tanışın... (Her fırsatı gözlemleyerek ve değerlendirerek ve de onları tanımaya detaylı özen göstererek, gerekirse not alarak, isimlerine ve özellikle ilgi alanlarına dikkat ederek!) İlk tanışan insanlar’da “20 Saniye” kuralına dikkat edin... (İnsanlar birbirleri hakkında ilk intibalarını, tanıştıkları ilk 20 saniye içinde oluştururlar... Ve bu ilk intiba çok zor değişir. Neticede değişir, ama sizi yorar... Bu nedenle, güleryüz ve gülümsemek başta olmak üzere; tokalaşmak, hal hatır sormak,
26

tanıştıran kişi ile ilgili güzel bir iki söz ve tanışmaktan duyulan memnuniyet, önemli faktörlerdir!.. Birde o kişiyle tekrar görüşmek arzusunda iseniz, işi veya ilgi alanlarını detaylı öğrenebildiyseniz, konuyu... onunla ilgili ucu açık bir teklife getirin, o konuda görüşlerine ihtiyacınız olduğunu belirtin ve arayacağınızı söyleyin. %100 sıcak karşılayacaktır. ) Konuşma ve anlatımlarınızda “20 Dakika” kuralına uyun... (Bilgili olduğunuz ve inandığınız konularda, karşınızdaki kişinin veya kişilerinde uygun zamanını yakalasanız dahi, konuşma sürenizi 20 dakika olarak planlayın... Dikkatleri dağıtmamak için; giriş, gelişme, sonuç bölümleriyle güçlü olduğunuza inandığınız yönleri de ön plana çıkartacak şekilde, işin içine konuyla ilgili hikayelerinizi de katarak sunum tekniklerinden yararlanabilirsiniz.) Zayıf yanlarınızı tespit edin ve bunlardan çekinmeyin... (Kendinizde beğenmediğiniz ve çevrenizden genellikle eleştri aldığınız davranışlarınızı... “Eksik ve Hatalı Yönleriniz” değil, güzel bir özdeyişle “Gelişime Açık Alanlarınız” olarak belirleyip, size bu konularda destek olabileceğine inandığınız dostlarınızla bunları paylaşıp, kendinizi olası değişimler için hazır hale getirmeyi de ihmal etmeyin.) Belirsizliklerden kaçının ve net olmaya çalışın... (Her konu için net’lik ayarlarınıza önem verin. Ucu açık kalan konular olsa dahi, görüşünüzü, tavrınızı ve yönünüzü belirtin.) Sizi dinleyenlerin anlayacağı sözcükler seçin... (Özellikle yabancı terimleri kullanırken dikkatli olun.) Hikayelerin gücüne inanın...
27

(İletişim kurmak istediğiniz konularla ve vermek istediğiniz mesajlarla ilgili olarak, düz bir anlatım yerine... olayın özünü güzel bir senaryo ile yaşanmış bir hikaye olarak karşınızdaki kişi veya kişilere aktardığınızda, etkilenme oranlarındaki artışa inanmakta zorlandığınızı, kendiniz göreceksiniz.) İnsanların gönlünü almaktan korkmayın... (İnsanları onore etmek ve onlarla ilgilenmek zorda olsa hoştur. Ancak, herkeze “masmavi boncuklar dağıtmamak” kaydıyla!..) Sabırlı ve sinirlerinize hakim olun... (Elinizde çok büyük deliller olsa dahi, gelecek koşulları iyi irdelemeden kimseyi tehdit etmeyin ve bunları şantaj malzemesi olarak kullanmayın. Her insana değişik ortamlarda ihtiyacınız olabilir. Dikkatli olun. İnsanları sudan sebeplerle karşınıza almayın ve kırmayın.) Şaka yapacağınız zaman, iyi düşünün... (İnsanları zor durumlara sokmayın.) Hedefleriniz doğrultusunda ikna yoluna gidin... (İnternetten yapacağınız araştırmalar... İkna teknikleri konusunda en büyük yardımcınız olacaktır.) Konularla ilgili ayrıntıları iyi bilin. Bilmeden konuşmayın... (Doğru Bilgi... Doğru Zaman... Doğru Yer... Doğru Kişi...) Sorulara mümkün olduğunca net cevaplar verin... (Bilmiyorsanız, araştırma için zaman isteyin.) Ayrıntıları dikkate almadan söze başlamayın... (Genellikle, mükemmellik detaylarda gizlidir.)
28

İnsanlara isimleriyle hitap edin... (İnsanlar, isimlerine karşı özel bir duyarlılık gösterirler.) Karşınızdakilerin tepkilerine dikkat edin... Düşünmeden konuşmayın... (İnsanlar duymak istediklerini duyarlar.) Muhataplarınızın sözlerine değer verin... (Onlara, önemli olduklarını hissettirin.) İnsanların heveslerini kırmayın. Morallerini bozmayın... (Uzun bir aradan sonra tekrar karşılaştığınızda, hakikaten öyle olsalar ve öyle görünseler dahi, onlara... “ne bu halin, çok kilo almışsın... yaşlanmışsın... çökmüşsün... darmadağın olmuşun... çok kötü görünüyorsun... topla kendini...” filan... gibi ucuz ve ukala laflar etmeyin! İnsanlar bunları asla unutmaz, durumları gereği size karşı o an pek birşey diyemiyebilirler. Ama “Gün gelir, devran döner”... o zaman acısını fena çıkartılar. ) Karşınızdakilerin özel yaşam alanlarına saygılı olun... (Beden Dili kurallarını da daima gözönünde bulundurun.) Gereksiz eleştirilerden kaçının... (Mecbur kalırsanız. Yanlızken ve sandviç eleştiri yapın.) Kaybetmeyi de bilin ve esnek olmaya çalışın... (Hata yapmaktan korkmayın. Ayrıca, aynı hataları da tekrarlamamak kaydıyla, hele hele yaratıcı ve orjinal hatalar yapıyorsanız, bunların size faydalarını gözardı etmeyin.) Makul olun... Duyarlı olun...
29

Göz teması kurun ve olumlu bir ses tonu kullanın... Görüşlerinizi zorla kabul ettirmeye çalışmayın... (Dikta rejimlerinden uzak durun.) Kızgın ve sinirliyken, sakın iletişim kurmaya çalışmayın... (Derhal o ortamdan uzaklaşın ve kendinize süre tanıyın.) Konuşmaya mümkün olduğunca herkesi katın... Sesinizi duyurun... Ama avaz avaz bağırmayın... Biri sizinle konuşurken başka birşey’le meşgul olmayın... Yüz ifadenizi kontrol edin (Gülümseyin)... Karşınızdakilerin sinirini bozmayın... (Yanlış anlaşılmalara izin vermeyin.) İnsanların sözünü kesmeyin... Birisi konuşurken, başkalarıyla fısıldaşmayın... Yerinde duramayan biri olmaktan kaçının... Rahat davranmaya çalışın... (Tabii ki, toplumsal kurallar çerçevesinde.) Aynı sözcükleri dilinize dolamaktan vazgeçin... Sözü başkalarının ağzından kapmayın... (Müsade edin sözümü bitirim. Sayın Falanca... )
30

Çift anlamlı sözcükler kullanmayın... (Kullanmak zorunda kalırsanız, kastettiğinizi açıklayın.) Ne zaman susmak gerektiğini bilin... (Ancak, dinlemeyi ihmal etmeyin.) Sözünüzü güçlü bir tonla ve gülümseyerek bitirin... Başkalarını kötülemeyin... (Özellikle, dedikodulara kendinizi bulaştırmayın.) Öğütlediğiniz şeyleri, kendiniz de uygulayın... Sorunuzu sorduktan sonra, susun ve dinleyin... Karşınızdakilere zaman tanıyın... (Geri dönüşler, algı’ya göre değişim gösterebilir.) Herkesin anlayabileceği sözcükler kullanın... Bazen, sessizlik de yararlı olabilir... İnsanlara öğretmenlik merakından vazgeçin... Ukalalıktan kaçının ve ilk intiba’ya önem verin... Tertipli ve düzenli olun... (Simetromoni hastası olmamak, kaydıyla.) Kötü mesajları bile, yumuşak bir dille iletin... Alçak gönüllü olun...
31

Adları ve unvanları doğru kullanmaya özen gösterin... Sözcükleri süslemekten kaçının... Size akıl danışılmadıkça, öğüt vermeyin... Durumunuzdan sürekli yakınıp durmayın... (İnsanların; devamlı kaybetmiş insanlarla, kaybedecek fazla zamanları yoktur...) Konuşmaların tadını kaçırmayın... İyi ve güzel sonuçlanan her şeyden kendinize pay çıkartıp, haketmediğiniz halde gereksiz payeler peşinde koşmayın. Gereksiz yere, zıtlık yaratmayın... Özel ilişkiler dışında, insanlara adil davranın... Her yerde, sözcülük görevini üstlenmeyin... Mesnetsiz atmayın ve böbürlenmeyin... Haklı olduğunuz zaman da, pek tevazu göstermeyin... Başkalarının canını sıkacak espriler yapmayın... İnsanları terslemeyin... Her soruya karşılık, tekmil vermekten kaçının... Olduğunuz gibi görünün...
32

Önyargılarınızı açığa vurmayın... Herkesin işine burnunuzu sokmayın... Üstünlük sağlamaya çalışmayın... Her konuda fikir beyan etmeyin... Karşınızdakileri bütün dikkatinizle izleyin... Tutamayacağınız sözler vermeyin... (Vizyona yönelik hedeflerle ilgili olsa bile.) Kimseyle kavga etmeyin... (Kavgaları, edenler değil... isteyenler kazanır!.. Ali Rıza Değer) İnsanları takdir edin, övün, kutlayın... Ve Son Söz; Dinlemesini bilin... (Hem de tüm dikkatinizle, beden dilinizle, her şeyinizle... Bunu başaramazsanız, karşınızdakinin güvenini kazanamazsınız, onu anlayamazsınız, sonuçta doğru ilişki ve iletişim kuramazsınız... Yeni tanıştığınız insanlarda olumlu ve sıcak bir intiba bırakmak istiyorsanız, onların konuşmalarına ve kendinizin de mümkün olduğu kadar dinlemede kalmanıza özen göstermelisiniz.) ************************************************** Çoğu insan nasıl dinleyeceğini bildiğini düşünür; zira bu hep yaptığı bir şeydir. Ama aslında herkes... kendi “içsel değerlendirme çerçevesi” içinde birbirini dinlemektedir.
33

İletişim kurmaya çalıştığımız kişi ve kitleler’de... Beş dinleme düzeyine... yani “Aldırmama”, “Dinliyormuş Gibi Yapma”, “Seçici Dinleme”, “Dikkatle Dinleme” ve “Empatik Dinleme” şekillerine dikkat etmemiz, bunları iyi bilmemiz, doğru olanları uygulamamız ve örnek olmamız gerek!.. (Yani, entel bir açıklamayla... karşımızdaki kişilerle; önce... konulara bakış açılarımızı, sonra da... yaklaşım tarzlarımızı, tavır ve davranış biçimlerimizi incelemeliyiz. Eğer bunlarda aynı paradigma ve konsept ile aynı konjonktürü yakalamamız negatif yöndeyse boşu boşuna zaman kaybediyoruz demektir.)  Türkçesi; (Karşınızdaki kişinin sizi dinlemediğini farkettiğinizde ise, sakın ısrarcı olmayın. Konuyu kısa kesin. Bu noktada hata sizde de olabilir. Belki uygun zaman ve yerde değilsinizdir. Belki de o müsait ve yeterli kapasitede değildir. Eğer sizin için önemli bir kişi ise daha sonra tekrar deneyin. Değilse, boş verin gitsin...) Evet... Yaşamda marka olmak için, ilk yapılması gereken şeylerin... kendimizi tanımlamak, ifade etmek ve tanıtmak olduğu noktasından hareketle, buralara kadar geldik...

34

Şimdi de sırada “Stratejik Planlama” yer alıyor. Yaşamda marka olmak yolunda... Stratejik Planlama; neler veya nelerin nasıl yapılması gerektiğine karar vermekten öte, nelerin yapılmaması gerektiğine verilen kararlar da, kararlı olmaktır!.. Tabii, bunun için önce bugünkü durumumuzu ve değerlerimizi
35

dürüstçe tekrar ortaya koymamız ve de “Marka ve Kimlik Stratejileri”nde olduğu gibi... *Gerçek kimliğimiz... *Tanıtılan kimliğimiz... *Tasarlanan kimliğimiz... *Arzulanan kimliğimiz... *İdeal kimliğimiz... *Algılanan kimliğimiz... *Sürdürebilecek kimliğimiz... hakkında, kendimize sormamız gereken bazı soruları kısaca tekrar hatırlamamız gerekiyor. Mesela... 1) Ben kimim? 2) Nasıl bir misyona ve vizyona sahibim? 3) Bugüne kadar yaptıklarım ve yapamadıklarım neler? 4) Bundan sonra neler yapmak istiyorum? 5) Bir + Üç + Beş + On yıl sonra nerede olmak istiyorum? 6) Bunlar için neleri değiştirmem gerekiyor?
36

7) Avantajlarım ve dezavantajlarım neler? 8) Marka olma yolunda rol modellerim var mı ? Kimler? 9) Gerekli güç ve motivasyona sahip miyim? Ve... Değişime hazır mıyım? . . . . . . . . . . . . . . . . . . . gibi . . . Bu ve bunun gibi soruların cevaplarını vererek, marka olmak yolunda nasıl bir hayat istediğimize dair büyük fotoğrafı (vizyonumuzu) yaratmaya çalışırken, bazen bizi oraya ulaştıracak küçük detayları gözden kaçırabiliriz. Bu nedenle, düzenli aralıklarla kendinizi yoklamamız ve de varsa eksikliklerimizi gidermemizde fayda var. Önce “Medya’da marka olmak hariç ”, muadillerinizi ve müstakbel rakiplerinizi de göz önüne alarak... marka olmak istediğiniz ve kendinize en güvendiğiniz, bir veya birkaç konu seçin. Konular; eğitim, kültür, sanat, spor, siyaset, iş dünyası, teknoloji, girişimcilik ve sosyal çevre + v.s. olabilir... Bunlar genel anlamda çok geniş branşlar olduğundan, önce çok iyi olduğumuza inandığımız konuya odaklanmakla işe başlamak gerekiyor. Bu konuda gerekli alt yapınızı... eğitimle, kültürle, sertifika programlarıyla, tecrübeli kişilerin (Mümkün olduğu kadar çok sayıda... eş, dost, akraba, arkadaş, meslekdaş v.s... Ki, bu sayının fazla olmasının; sizin, çevrenize “kendi kendinize yapacağınız reklamınız” açısından da faydası var.) önerileriyle
37

sağlamlaştırarak marka olmak ve bunu diğer alt açılımlara doğru genişletmek... “önemli bir faktördür” demek istiyorum. Bu amaçla belirlediğiniz konu veya konular çerçevesinde dijital teknolojiden de yararlanarak, ilgili Web Sitelerini, E-kitapları, Blogları, YouTube, Facebook, Twitter, Xing, Linkedin, Google+, FriendFeed v.s. de grupları, haberleri, videoları inceleyin, bu konulara odaklı “Sivil Toplum Kuruluşları”yla ve varsa “Meslek Kuruluşları”yla ilgili araştırmalar yaparak, üyelik şartlarını yerine getirmeye çalışın ve de kendinizi yönetim kadrolarına hazırlayın, komite toplantılarına, kongre ve seminerlere iştirak edin. Bu aşamaya geldiğinizde, işinizi şansa bırakmadan (“Şans; fırsatlar karşınıza çıktığında hazırlıklı olmaktır...”) bugüne bir işaret koyun ve geçmişte bazı hatalar yapmış olsanız dahi, öz güveninizi tazelemek için KendiniGeliştir.Com’da yeralan aşağıdaki mesaja kulak verin... Kendinizi Güncelleyin!.. ************************************************** Hayatta ne yaşamış olursanız olun, kendinizi affetmeyi ihmal etmeyin. Çünkü kendinizle barışmak, özgüveninizi geri kazanmanızı sağlayacaktır. İçe kapanık, küskün, sessiz kalan, bastırılmaya alışmış ve kendini beğenmeyen biri olarak yaşamaya mahkum değilsiniz... Neden öyle olasınız ki? Kendinizi istemeyerek yaptığınız bazı hatalardan ötürü; içe kapanık, küskün, sessiz, bastırılmaya alışmış ve kendini beğenmeyen biri olarak yaşamaya mecbur hissediyorsanız, özgüveninizi geri kazanmak için size bazı yöntemler öneriyoruz.
38

İşte, özgüveninizi arttırmak için yapmanız gerekenler; Geçmişin geçip gitmesine izin verin... Geçmişte küçümsenme ya da herhangi bir kabalığa maruz kalma gibi üzücü olaylarla karşılaştıysanız, bu tür negatiflikleri hayatınızdan çıkarmak çok zordur. Öncelikle kendinizi suçlamayı bırakmanız gerekir. Olan bitenler sizin olduğu kadar, karşınızdakilerinde sorunudur aslında... Eğer etrafınızda bu tarz olaylara sıkça maruz kalmanıza yol açan negatif kişiler varsa, derhal onları hayatınızdan çıkarın. İnsanların bu negatifliklerinin nedeni, kendilerine saygı gösterilmesi için mücadele ediyor olmalarıdır. Kendilerini daha iyi hissetmek için kendilerine kolay hedefler arıyorlardır. Bu durumun özrü olamaz ve siz buna katlanmak zorunda değilsiniz. Negatif insanları ve size yaşattıklarını maziye gömmelisiniz. Olumluluklarınızı açığa çıkarın... Kendimizi kötü hissettiğimiz zamanlarda, sahip olduğumuz bütün olumsuzluklarımıza odaklanırız genelde... Ayna’ya baktığımızda tek gördüğümüz, geçmişteki yanlışlarımız, hatalı davranışlarımız ve eksikliklerimizdir. Ama siz; belki de sadece fiziksel olarak, eğri dişlerinden, iri basenlerinizden, gülme şeklinizden veya telaffuzunuzdan, şikayetçisinizdir...
39

Bunlar, sizin kendinizle ilgili algılarınızı etkiler ve kendinizle ilgili diğer olumlu özelliklerinizin üzerine de gölge düşürmeye neden olur. Arkadaşlarınıza ve ailenize, sizin en çok neyinizi sevdiklerini, en beğendikleri yönlerinizi sorun. Espri anlayışınız, açık fikirliliğiniz, geniş yürekliliğiniz, öğrenmeye açık olmanız, fiziksel bazı güzellikleriniz v.s. Muhtemelen sizin hakkınızda sizin zannettiğinizden, çok daha özel ve güzel şeyler düşünüyorlardır... Bunlara, siz de çok şaşırabilirsiniz! Kendinizi kutlayın... Kendinizde keşfettiğiniz iyi özellikler için kendinizi tebrik edin. Ayna’ya her baktığınızda ne kadar eğlenceli, akıllı ve şefkatli olduğunuzu kendinize söyleyin. Kendinize bunu söylemekten daha çok, buna inanmalısınız da... İşte o zaman kendinize güveniniz yerine gelecektir!.. Kazandıklarınızı kaybetmeyin... Kendinize güven ve özsaygıyı oluşturmaya çalışıyorken, hiç kimsenin ve hiçbir şeyin sizi yeniden aşağı çekmesine, geri adım attırmasına müsaade etmeyin. Negatif insanları hayatınıza sokmadığınızdan ve arkadaşlarınızın sizi destekleyip cesaret verdiklerinden emin olun. Herkes, kabul edilen ve takdir edilen özelliklere sahiptir!..
40

Siz de bu özelliklerinizi keşfettiniz ve kendinize güvenmeyi öğrendiniz. Kimsenin bu yeni, özgüvenli halinizi aşağıya çekmesine izin vermeyin. ************************************************** Kim olduğumuz sorusunun en doğru cevabını, herhalde bizden başka kimse bilemez. Tabii ki bu cevapta dürüstce davranmak, çok önemli. Kendinizi tanımlama konusuna bir sınırlama koymayın... (Gelmiş geçmiş - artı eksi, bütün özelliklerinizi gözönüne alın. Bu konuda güzel örneklerden biri olarak... Kendisini, 10/2011 “Marketing Türkiye”de; hem bir anne, hem bir sevgili, hem bir gazeteci, hem Hürriyet’in marketinde bir ürün, hem bir marka, hem bir baştan çıkarıcı, hem bir domestik [evcimen], hem de tek kişilik bir sivil toplum kuruluşu gibi tanımlayan... Sayın Ayşe ARMAN'ı örnek alabilirsiniz. ) Kim olduğumuz sorusunda kendimiz kadar olmasa da... çevremizdeki eş, dost ve arkadaşlarımızın da çok önemli bir rolü olduğu muhakkak. Çevremizdeki insanları incelediğimizde... *) Gerçek dost olanlar... *) Dost gibi görünenler... *) Dost olmaya çalışanlar... *) Dost olmaya çalıştığını zannedenler... gibi bir çok kategori görmemiz mümkün!..
41

Marka olmak yolunda enerjimizi doğru kullanmak adına diğerleri çok önemli değil ama, pozitif yönde “dost olmaya çalışanlar” ile “gerçek dostlar” mutlaka ayrı bir değerde. Çünkü onlar, katkıları veya yapıcı eleştrileriyle enerjimizi boşa harcatmaz ve yeni enerji kaynakları bulmamıza ellerinden geldiğince yardımcı olurlar. Kısaca çevremizdeki insanları 2 kategoride toplamak mümkün diye düşünüyorum. 1) Enerji üretimimize katkıda bulunanlar... 2) Enerjimizi tüketenler... Birinci kategorideki dostlarımıza hiçbir sözümüz yok. Zaten onlar olmasa hayatın güzelliklerini göremeyiz... Ama, ikinci kategori... Bakın, bu konuda Psikolog Dr. Judith Orloff ne diyor!.. ************************************************** Doktor olarak hastalarımdaki büyük problemlerin, hayatlarındaki “enerji emiciler”den kaynaklandığını gözlemledim. Bazı ilişkiler olumludur ve ruh halinizi olumlu etkilerler. Bazıları ise sizdeki iyimserlik ve huzur duygusunu yok ederler.
42

Ben böyle sizi kurutan insanlara ve kendilerini dost olarak tanımlayanlara “enerji emiciler” diyorum. Bu insanlar sadece fiziksel enerjinizi emmekten çok daha fazlasını yapıyorlar. Hatta kötü niyetli olanları, size kendinizi değersiz ve sevilmeyen bir kişi olduğunuzu dahi hissettirebilir. Bazıları ise size kendinizi kötü hissettirmek için, küçük zararlar verebilirler. Örneğin, “Kilo aldığını fark ettim!”, “Dikkat et, çok kötü görünüyorsun!”, “Bu kaçıncı hata!”, “Yanlış anlama, çok hassassın!” v.s. onların en sevdiği cümlelerdendir. Bir anda sizi, güveninizi sarsacak tehlikeli alanlara doğru sürüklerler... Bir “enerji emici” ile karşılaştığınıza dair işaretler; *) Başınız döner. Gözleriniz kararır. Göz kapaklarınız ağırlaşır ve şekerleme yapma ihtiyacı bile hissedebilirsiniz... *) Ruh haliniz bir anda düşüşe geçer... *) Sinirleriniz gerilir, mideniz kazınır ve hiç bir şey düşünmeden bol karbonatlı yiyecekler yemek istersiniz... *) Kendinizi endişeli, depresif ve olumsuz hissedersiniz... Bunlardan bazı örnekler ise; 1. Narsist’ler... Sloganları “önce ben”dir. Her şey onlar hakkındadır. Abartılmış bir kibirleri vardır, dikkat çekmeye bayılırlar ve beğenilmeye
43

ihtiyaç duyarlar. Tehlikelidirler, çünkü empatiden yoksun ve koşulsuz sevme konusunda hiç iyi değillerdir. Eğer bir şeyleri onların istediği gibi yapmazsanız, cezalandırıcı ve soğuk bir davranış biçimi sergileyebilirler. Kendinizi nasıl korursunuz? Beklentilerinizi gerçekçi tutun. Bu insanlar duygusal anlamda kısıtlı insanlardır. Böyle birileriyle çok yakınlık kurmamaya çalışın ya da onlardan koşulsuz sevgi beklemeyin. Hiç bir zaman sizin değeriniz onlara bağlıymış gibi düşünmeyin ve onlarla en gizli sırlarınızı paylaşmayın. Onlarla başarılı bir şekilde iletişim kurmak için, bir şeyin onlara nasıl yararlı olacağını göstermelisiniz. Eğer zorunlu değilse bu can sıkıcı ego sahipleriyle fazla muhatap olmamak en iyisidir, ama eğer ilişki kaçınılmazsa bu yaklaşım işe yarar. 2. Kurban’lar... Bu tipler “zavallı ben” tavrıyla sinirlerinizi yıpratırlar. Dünya her zaman onların karşısındadır ve bu da mutsuzluklarının ana sebebidir. Sorunlarına bir çözüm önerdiğinizde, her zaman sizi şöyle yanıtlarlar... “Evet ama...” Onları arayıp sormaktan vazgeçme, ya da onların aramalarını görmezden gelme noktasına gelebilirsiniz. Arkadaş olarak yardım etmek isteyebilirsiniz, ama hüzün dolu öyküleri sizi yorabilir. Kendinizi nasıl korursunuz? Nazik fakat kesin sınırlar koyun. Kendisini kısaca dinleyin ve yaşamakta olduğu aynı problemlerden sürekli bahsettiğinde, arkadaşınıza veya akrabanıza “Seni seviyorum ama, eğer
44

çözümleri tartışmak istemiyorsan, seni en fazla beş dakika dinleyebilirim” deyin. Bunu söylemek kolay bir şey değil... biliyorum ama, en azından söylemek için kendinizi zorlayın. Söz konusu iş arkadaşınızsa “Senin için her şeyin iyi olmasını tüm kalbimle dileyeceğim” deyin ve ardından “Umarım anlarsın, yetiştirmem gereken bir iş var ve ben çalışmaya dönmek zorundayım” diye ekleyin. Bunun iyi bir zaman olmadığını belirtmek için vücut dilinizi kullanabilir, göz kontağını keserek veya kollarınızı birbirine kavuşturarak sağlıklı sınırlar koyabilirsiniz. 3. Denetleyici’ler... Bu insanlar takıntılı olarak sizi kontrol etmeye ve nasıl olmanız ve hissetmeniz gerektiğini size dikte etmeye çalışırlar. Her şey hakkında, kendilerine göre doğru (zaten, aksi mümkün değil...) mutlaka bir fikirleri vardır. Eğer davranışlarınız onların kitabına uygun değilse, duygularınızı geçersiz kılarak sizi kontrol etmeye çalışırlar. Çoğu zaman “Aslında senin neye ihtiyacın var, biliyor musun?” diye cümleye başlarlar... Sonunda kendinizi hükmedilmiş, değersizleştirilmiş hissedersiniz. Neticede moraliniz bozulur ve hiç birşey yapamazsınız. Kendinizi nasıl korursunuz? Başarının sırrı... denetleyicilere hiç bulaşmamak ve onları kontrol etmeye çalışmamaktır. Sağlıklı bir şekilde güçlü ve girişken olun, ancak onlara ne yapmanız gerektiğini sormayın. Ama, onlar her şey’den haberdardırlar ve gelir size bulaşırlar... Şöyle diyebilirsiniz... “Tavsiyene değer veriyorum ama bunu
45

gerçekten benim kendi kendime halletmem gerekiyor.” Kendinize güvenin, onlara açık kapı bırakmamaya çalışın ve kurbanı oynamayın. 4. Sürekli konuşan’lar... Bu insanlar sizin hislerinizle ilgili değildirler. Onlar sadece kendileriyle ilgilenirler. Lafa girebilmek için bir boşluk beklersiniz, fakat o an hiç bir zaman gelmez. Ya da bu insanlar size fiziksel olarak o kadar yaklaşırlar ki, neredeyse üstünüzde nefeslerini hissedersiniz. Siz geriye gidersiniz ve onlar size bir adım daha yaklaşır. Kendinizi nasıl korursunuz? Bu insanlar sözsüz ipuçlarına cevap vermezler. Yapması zor olabilir, ama sözlerini kesmeli ve konuşmalısınız. 2-3 dakika dinleyin ve sonra kibarca “Sözünü kestiğim için kusura bakma ama, başka insanlarla konuşmam gerekiyor... ya da randevum var... ya da tuvalete gitmem gerekiyor” diye sözlerini kesin. Bunlar “Kes sesini, beni deli ediyorsun!” diye bağırmaktan çok daha yapıcı taktiklerdir, aklınızdan geçenler tam olarak bunlar olsa da. Eğer bu bir aile üyesiyse, kibarca “Eğer bana da söz hakkı tanırsan, belki ben de aramızdaki diyaloga bir şeyler ekleyebilirim” diyebilirsiniz. Eğer bunu nötr bir şekilde söylersiniz, anlaşılma ihtimaliniz artar. 5. Drama üstadları... Bu insanların, küçük olayları abartarak onlardan dört başı mamur dramalar çıkarmak konusunda özel yetenekleri vardır. Kendinizi nasıl korursunuz?
46

Drama üstadları, ağırbaşlılıktan nasibini almamıştır. Sakin olun. Derin nefes alın. Bu, sizi... onların etkisine girmekten alıkoyacaktır. Kibar, fakat kesin sınırlar koyun. İlişkilerinizi geliştirmek ve enerji seviyenizi yükseltmek için, hayatınızda kimlerin sizin enerjinizi emdiği, kimin enerjinizi yükselttiği hakkında bir keşfe çıkmanızı önermekteyiz. Size iyi gelen insanlarla daha çok vakit geçirin ve sizin enerjinizi emenlere karşı sağlıklı sınırlar koyun. Bu hayat kalitenizi ve yaşam standartınızı artıracaktır... ************************************************** Bu şekilde çevremizde bize katkıda bulunacak ve destek olacak dostlarımızı da, çeşitli süzgeçlerden geçirerek ve konularına göre özel notlar alarak, belirledikten sonra... Yaşamda marka olmak için, diğer kurallara geçebiliriz!.. Kendinizi Dünya Alışveriş Merkezi’deki önemli bir marka, bir ürün veya hizmet olarak düşündüğünüzde; Dünyanın önde gelen marka uzmanlarının marka yaratma sürecine ilişkin yaklaşımlarının, aşağıdaki şıklardan oluştuğunu kabul ettiğimizi varsayarak; Yeni, Değişik ve Benzerlerinden Farklı Olma... Hedefleri Belirleme... (Haftalık + Aylık + 1 - 3 - 5 - 10 Yıllık) Gerekli Altyapı ve Stratejik Planlama... (Eğitim + Bilgi + Uzgörü + Sosyal Çevre + v.s.)
47

Kapasite, Potansiyel Güç ve Motivasyon... Pazar Araştırmaları/Pazar Payları-Muhtemel Rakipler... (Swot Analizi) Güçlü ve zayıf yönler (+) ve (-) Avantajlar... Kalite Standartları ve Avantajlar... Güven Duygusu (Özgüven)... Akılda Kalıcı Özellikleri Ön Plana Çıkartmak... Tanıtım, Reklam ve Promosyon... Marka Elçileri Oluşturmak... Müşteri Memnuniyeti Yaratmak... Satış Sonrası Hizmetler ve Referanslar... Yayılma ve Genişleme Etkinlikleri... Rakipleri İzlemek ve Onlarla Arkadaş Olmak... Dönmesel Raporlarla Gelişmeleri Takip Etmek... Sosyal Sorumluluk ve Katma Değer Yaratmak... Gerekli Güncelleme ve Düzeltmeleri Yapmak... Teknolojiyi Yakından Takip Etmek . . . şeklinde, hedeflerimiz doğrultusunda, kendi kurallarımızı
48

tespit etmemiz gerektiğine inanıyorum. (Özellikle de, ilk ve son şıkkı dikkate alarak.) “Yeni... Değişik... Benzerlerinden Farklı Olma”nın... temelini, yaratıcı ve sıra dışı düşünceler teşkil eder. Fark Yaratmak... Düşüncelerimizle ilgili bizi durağanlaştıran, beynimizdeki atıl sarmalları bir yana bırakıp, içimizden gelen sese göre harekete geçmek ve konumuzla ilgili değişik denemeler yapmaktır!.. Yaratıcılık... Birbiriyle ilgisi ve ilişkisi olmayan şeyler arasında bir bağ kurarak yeni tasarımlar ortaya çıkarmak ve onları hayata geçirmektir!.. İnsanların genellikle yeniliklerden kaçındıklarını, değişimlere tepki göstediklerini ve sıra dışı olmanın yani ön plana çıkıp, dikkat çekmenin gereksizliğine inandıklarını biliyoruz. (Eski köye yeni adet getirme... Durduk yerde icat çıkartma... Sürüden ayrılanı kurt kapar... Otur oturduğun yerde... gibi deyimler, Size hiç yabancı gelmiyor... değil mi? ) Bu noktada Sayın Oğuz Saygın’nın çok güzel bir uyarısı var. ************************************************** Yaratıcı ve sıra dışı düşünce yönetimi... Sıra dışı düşünce becerisi, bilinen şeylerden... yeni bir şeyler çıkarmak, özgün bir senteze varmak, sorunlara yeni
49

çözüm yolları bulmak, varlıklar ve olaylar arasında yeni ilişkiler kurmaktır. Böylece orijinal bir düşünce şeması içinde yeni yaşantı, deneyim, fikir ve ürünler ortaya çıkar... “Sebep - Sonuç İlişkisi” kurma ve sorun çözmeyi içine alan mantıksal düşünce ile sıra dışı düşünce becerisi arasında sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Sıra dışı düşünen birey bu düşüncesini diğer düşünme becerileriyle desteklediğinde, karşılaştığı sorunlarla kolayca baş edebilir. Bu düşünce yeteneğine sahip bireylerin yaptıkları ve söyledikleri birçok şey, diğer insanları şaşırtır. Sıra dışı düşünce, sadece sanatçılar ve bilim adamları için önem taşıyan bir beceri değildir. Daha kolay, daha keyifli, daha sorunsuz, daha başarılı ve daha kaliteli bir yaşama kavuşmayı arzulayan herkes, sıra dışı düşünme becerisine sahip olmak için gayret göstermelidir. Her bireyin, hayatının her aşamasında ve her alanında bu özelliğe ihtiyacı vardır. Eğer bu yönünüz gelişmiş bir bireyseniz, yaşamınızda karşılaştığınız sorunlara hızlıca çözüm bulabilir, olaylara getirdiğiniz yepyeni bakış açılarıyla kendinizin ve başkalarının hayatını renklendirebilirsiniz. Sıra dışı düşünceye ait tüm veriler bütünüyle içimizdedir. Önemli olan içimizdeki bu gücü tutkulu bir şekilde dünyaya bakış açımıza yansıtmaktır. Sıra dışı düşünceye sahip insanların, hayal güçleri çok gelişmiştir. Kimsenin ummadığı bir anda çok ilginç fikirler ortaya atıp, enteresan benzetmeler
50

kullanıp, olayları şaşırtıcı bir şekilde birbirine bağlayabilirler. İnsanların doğuştan sıra dışı düşünceye sahip olduğu ya da olmadığı inancını doğrulayan hiçbir kanıt yoktur. Sıra dışı düşünme becerisi geliştirilebilir... Bu nedenle okul öncesi dönemden başlanarak çocukluk yılları değerlendirilmeli ve çocuklara bu düşünce becerisi kazandırılmalıdır. Bunun için yapılacak ilk şey farklı bakış açısını kazandırmaktır. Bir problemi veya konuyu daha anlaşılır bir hale getirmenin ilk yolu farklı sorular sormaktır. Farklı, özgün ve yaratıcı fikirler ancak; baskıdan, yıkıcı eleştiriden, kısıtlamalardan uzak... düşünceye, emeğe saygının olduğu ve her çabanın bir değer gördüğü, özgür ortamlarda ortaya çıkabilir. Toplumumuzda sıra dışı düşünme niteliğine sahip bireylerin çoğalması bireysel ve toplumsal refah düzeyinin gelişmesine de önemli katkı sağlayacaktır. Bu görüşler çerçevesinde her düşünme biçimi, diğer düşünme becerilerinden destek aldığında daha değerli olmaktadır. Bu nedenle; sıra dışı düşünme becerisi... mantıksal düşünce, esnek düşünce, eleştirel düşünce, sosyal düşünce ve stratejik düşünce'den destek aldığı taktirde, daha inovatif ve değişik fikirlerin ortaya çıkması, çok daha doğal hale gelecektir. ************************************************** Bu birinci şık’tan sonra “Medya elçileri oluşturmak...” noktasına kadar olan şıklardaki konularda, şimdiye kadar mutlaka yapılması gerekenler açısından dikkatli ve titiz bir çalışma yaparak, en güzel sonuçlara varmak mümkün.
51

Yani ; yaratıcı ve sıradışı düşüncelerimizi, “marka olmak” fikriyle belirlediğimiz kategoriler ve temel hedeflerimiz doğrultusunda belirli süzgeçlerden geçirerek, muhtemel rakiplerimizi de göz önüne alarak, potansiyel gücümüzle üstün yönlerimizi de ön plana çıkararak, kendimize olan güvenimizle, reklam ve tanıtım faaliyetlerimize tam gaz başlayabiliriz... demek istiyorum!.. Reklam ve tanıtım faaliyetlerimizde ise, en büyük ve en sadık yardımcılarımız... tabii ki olmazsa olmaz “Marka Elçilerimiz!..” Yalnız; marka elçileri’miz konusu, çok dikkat edilmesi gereken bir konu. İlk planda sayılarının fazla olmasından çok, elçilerin markaya bağlılığı ve desteğiyle, daha sonra da bu desteğin devamlılığı çok önemli!.. Marka elçilerimizi, kendi yakın çevremizden ve bilişim dünyamızdan (Xing, Bloglar, Facebook, Twitter, Linkedin, Google+) çeşitli çabalarla kurduğumuz bağlantılarla ve gruplarla oluşturmaya başlayabilliriz. Bunun içinde... Her fırsatı değerlendirip insanlarla tanışmaya çalışmak, onlara kendimizi tanıtmak, mail telefon v.s. gerekli bilgilere ulaşıp, onlarla iletişime geçmek gerekiyor. Daha sonra da kendimizi hatırlatmak ve özellikle kendimize kategori olarak belirleyip hedef planlaması yaptığımız ortak konularda... tartışma ve forumlara katılarak görüş belirtmek, güzel görüşleri beğenmek ve gönderen kişileri kutlamak’la yolumuza devam edebiliriz. İlk başlarda bu konularda girişim sıkıntısı çekerseniz, en azından özel gün, bayram ve yılbaşı öncelerinde özellikle
52

kişilerin isimlerine göndereceğiniz kutlamalarla (e-mail, SMS) teşebbüse geçebilirsiniz. Gönderdiğimiz mesajlara karşılık yapılan geri dönüşler, “Müşteri Memnuniyeti” yaratımında ilk performans ölçümlerimizi ortaya koyduktan sonra “Referanslarımız”ı daha da genişletmek için “Yayılma ve Genişleme” çalışmalarımıza... sakin, sabırlı ve dikkatli bir şekilde yön verebiliriz. Tabii bu arada varsa, rakiplerimizi de izlemeyi ihmal etmiyor ve onları da izliyor olacağız. Ama en iyisi “Onlarla arkadaş olmak.” Hatta mail gruplarımız içine alarak, kendilerine arkadaşlarımız arasında yer vermek. Evet, bu şekilde ve sizinde kendi özelliklerinize göre bunlara yapacağınız ilavalerle “marka olmak” yolunda ilerlerken, yeri geldiği zaman taşın altına elini sokabilen duyarlı bir insan ve içinde yaşadığımız topluma daha yararlı bir kişi olmak adına, sosyal sorumluluk ilkelerini ve paylaşımlarını da dikkate alarak, daha sağlam adımlarla yürüyebilmek için, şimdi tekrar ilk şıkkımıza dönmemiz gerekiyor. İlk şık... Yeni... Değişik... ve Benzerlerinden Farklı Olmak’tı. Peki, neden ilk şıkka dönmemiz gerekiyor? Sosyal sorumluluklar konusunda yeni projeler üretmek veya üretilmiş projelere farklı yeniliklerle daha fazla katkıda bulunup, katma değer yaratmak için!.. Marka olma yolunda, sosyal çevrenizin katkı ve katılımlarıyla, liderliğini yapacağınız bir veya birkaç sosyal sorumluluk
53

projenizin olması ve bunlardan bir tanesinin veya daha fazlasının gerçekleştirilerek hayata geçirilmesi (Bu konuda en önemli kaynak eser... ilk e-kitabım “Afedersiniz Bi’şey Sorabilir miyim?” size her zaman yardımcı olacaktır.) için atacağınız adımlar, size çok büyük avantajlar sağlayacak ve sosyal çevrenizde gündem oluşturmanıza destek olacaktır. Bu proje adımlarında organizasyon’a (Ki, organizasyon... insanların, ortak bir amac'a doğru biraraya gelmeleri ve bu amaç için... aralarında oluşturdukları sistemlerdir.) ve kurumlaşmaya (ki, kurumlaşma... herhangi bir organizasyonda kişilerden bağımsız olarak, belirgin ve gelişimlere açık bir şekilde; kuralları, standartları, yöntemleri ve örgütsel yapıyı oluşturarak, çalışmalara devam etmektir.) dikkat ettikten sonra, diğer aşamaların kendiliğinden pozitif yönde geliştiğini göreceksiniz... Ayrıca, projenin gelişmeleri ile ilgili çevrenize verilecek bilgiler, önünüzdeki safhalar için yapılan güncellemeler, düzeltmeler, istenecek katkı ve katılımlar, istediğiniz süreler içinde gündemde kalmanıza sebep olacaktır. (Yanlız bu konuda... istenecek katkıların maddi yönde olmamasına çok dikkat edin. Yapabiliyorsanız yapın!.. Ama, insanlardan para toplayıp proje üretmenin, yaşamda marka olmak’la, pek alakası olmadığını lütfen unutmayın.) Son şık olarak, “Teknolojiyi yakından takip etmek...” derken, bilişim sistemleri ve mobil telekomünikasyon dünyası ile günümüzün en popüler iletişim aracı olan “Sosyal Medya”yı kasdettiğimi hemen anlamışsınızdır. Evet... mektubun yerini alan e-mail’lerden, konuşmanın yerini alan mesajlaşma’lardan,
54

kitabın yerini alan e-kitap’lardan, bir araya gelip sohpet etmenin yerini alan sosyal medya paylaşımlarından... yani kısaca, artık yepyeni bir iletişim çağından bahsediyoruz. Aslında teknolojiyi izlemek ve kullanmak bir yana ama, esas gönlünüzde yatanın “teknolojiyi üretmek” olduğunu net bir şekilde biliyorum. Evet “Sosyal Medya” doğru kullanıldığında çok büyük bir güç ve gerçekten doğru kullanıldığında son bir kaç yıl içindeki gelişmelerle, neler yapabildiğini yakından gördük, izledik ve de izlemeye devam ediyoruz. Sosyal Medya, yaşamda marka olma yolunda bizler için de, çok faydalı ve kesinlikle “olmazsa olmaz” bir araç... Mademki “Dünya” bir alışveriş merkezi ve bizde “Marka Olmak” yolunda ilerliyoruz. O zaman bizde ona gereken önemi vermeli ve devamlı olarak gündemimizde tutmalı... Ve de gerekirse sosyal medyayı markamızla ilgili gündem yaratmak için kullanmalıyız. Tüm dünyada internet kullanım oranlarının artması ile sosyal ağların popülaritesi de artarken, sosyal medya konusuna dikkatle eğilmek gerektiğinin, altını bir kere daha çiziyor ve SosyalMedyacci.Com dan da bulabileceğiniz bazı konu başlıklarını alt açılımlarıyla hatırlatmak istiyorum. ************************************************** 1) Arama Motoru sonuçlarınızı, düzenli olarak takip edin...
55

Google veya başka bir arama motorunda kendi adınızı yazdığınızda karşınıza çıkan ilk iki veya üç sayfa önemli. Buralarda isminizi, yani markanızı kötü etkileyecek herhangi bir içerik var mı? Neler karşınıza çıkıyor? Düzeltilmesi veya kaldırılması gereken içerikler için, derhal harekete geçin. Daha net ve detaylı arama yapmak içinde isminizin başı ile soyadınızın sonuna tırnak işareti (“) koymanızda fayda var. Hele birde isminizi ve soyadınızı yazarken (...... ........) son harfleri yazmadan isminiz otomatik olarak çıkmaya başlıyorsa, marka olma yolunda performans ölçümlerine göre (İsim, fotoğraf, haber, video, pdf dosya, sunum v.s.) doğru yerdesiniz demektir. 2) Sürdürülebilirlik... Devamlılık... Markanızı farklı dijital platformlarda ve birbirlerine benzer niteliklerde tanıtın ve de bilgilerinizi devamlı olarak güncellemeyi ihmal etmeyin. 3) Kullanıcıları ve takipcilerinizi dinleyin... Web sitenizi veya blogunuzu oluşturun. Anahtar kelimelerinizi belirleyin. Makale başlıklarında ve içeriklerinde anahtar kelimeleriniz mutlaka geçsin. Web istatistiklerinize bakın, marka yönetiminizi online-offline diye ayırmayın, müşteri memnuniyeti-segmantasyon-tüketici haritalarından elde ettiğiniz öngörüleri, online profiliniz için de kullanın. Gruplar oluşturun, buna vakit ayırın ve iyi yönetmeye çalışın. 4) Beklentileri belirleyin...
56

İnsanlar, sizden ne bekleyebilirler? Baştan bunları belirleyin, geri dönüşlere bir zaman limit koyun, soru sorun, sorulan soruları cevapsız bırakmayın. 5) Web sitenizi sürekli geliştirin, değerlendirin... Markanızın “hikâyesini” anlatın (esprili bir özgeçmişte olabilir), web sitenizi kişiselleştirin, mutlaka iletişime geniş yer açın. 6) Kriz yönetimi için hazırlıklı olun... Markanızın başına gelebilecek en kötü online senaryoları, olmadan önce, sakin bir şekilde düşünün, bir kriz planı hazırlayın ve güvenli bir yerde saklayın!.. ************************************************** “Sosyal Medya ve Pazarlama İletişimi” konusunda Sayın Aydan Baktır’ın, özellikle şirketler ve marka’lar açısından bir araştırmasını, sizlerle aşağıda paylaşmak istiyorum. (Tabii buradaki amacım, size pazarlama konusunda ahkam kesmek değil. Sadece belirli isim değişiklikleri ile gelişmeleri kendimize adapte etmemiz yönünde, kişisel markamızı oluşturmamız için katkı sağlaması ve örnek teşkil etmesi...) ************************************************** Sosyal Medya’da herkes etkin olmak istiyor, ancak... “Görülebilir ve İlginç Olmak” o kadar kolay değil!.. Bugünlerde, hangi şirketle “pazarlama iletişimi” üzerine
57

konuşsanız, hepsi sosyal medyada da olmalıyız ve de etkin olarak görülebilmeliyiz diyorlar, aslında aynı televizyon gibi tüketicinin her an mobil telefonla bile bağlanabildiği sosyal paylaşım siteleri kişilere ulaşmak için en kolay yol... Ama unutmamak gerekir ki kimse reklam görmek istemiyor, dilerseniz biraz sosyal medyayı önce inceleyelim sonra markalar için nasıl bu mecrada yer alınabileceğini değerlendirelim. Michael Stelzner'in Mart 2010'da yayınlamış olduğu “Sosyal Medya Sektör Raporu”, pazarlama uzmanlarının bu konuda en çok merak ettiği 10 soruyu saptadı. Rapora göre uzmanların en çok merak ettiği üç soru; 1) Sosyal medyada kullanılması gereken en iyi taktikler neler? 2) Sosyal medya etkinliğini nasıl ölçebilirim? 3) Nereden başlamalıyım? Diğer önemli sorulardan biri ise "Sosyal Medya etkinliğimi, nasıl somut faydalara dönüştürebilirim?" olmuş. Bu soruları cevaplandırmadan önce bazı kavramları tanımlamakta ve değerlendirmekte büyük yarar var. Önce, Sosyal Medya Nedir? Kullanıcıların etkileşimi ve katılımı ile değer kazanan, yayıncıdan bağımsız üyeleri olan, kullanıcı kaynaklı içeriğe sahip, kullanıcılar arasında etkileşim sağlayan bir mecradır!..
58

Rakamlara bakarsak şu anda “Bloglar ve Sosyal Ağlar” en popüler aktiviteler arasında, Nielsen araştırmasına göre 4'ncü sırada geliyor. İnternet kullanan kitlenin % 67'si bu ağları düzenli olarak ziyaret ediyor ve bu ağlarda geçirdikleri süre internet kullanımının üç katı oranında artış gösteriyor... Üstelik sosyal medya kullanıcılarının demografik özellikleri de hızla değişiyor. Öncelikle sadece gençlerin kullandığı düşünülen sosyal ağlar, hızla yaş ve konumdan bağımsız ağlara dönüşüyor. Yine Neilsen raporuna göre, Facebook'un hızla büyümesinin ardında, 35 - 49 yaş grubu ve 18 yaş’a oranla, iki kat daha fazla artış gösteren 50 - 64 yaş grubu var... Bu veriler de sosyal medyanın sadece gençler tarafından kullanılan markalar için önemli olmadığını bir kez daha gösteriyor. Bazı verileri açıklarsak... 5 milyar... Facebook'ta 1 günde harcanan toplam dakika sayısı. 3 milyon... Bir günde Twitter'a gönderilen post sayısı. 3.6 milyon... Flickr arşivindeki resim sayısı. 100 milyon... YouTube'da bir günde izlenen video sayısı. Böylelikle yeni bir kavram oluştu... “Sosyal Medya Pazarlama İletişimi.”
59

60

Bu mecrayı, pazarlama açısından değerlendirmek istersek... *) Hedeflerinin ölçümlenebilir bir şekilde tanımlanmış olması, *) Çevrimiçi sosyal medya platformlarının kullanılması, *) İki yönlü (hatta çok yönlü) diyaloğa izin vermesi, *) Katıldığı topluluğun kurallarına uygun katılım göstermesi, önemli özelliklerinin başlıcalarıdır. Sosyal Medyayı pazarlama iletişimine neden katmalıyım? sorusunun cevabı "herkes orada" ise, bu bizi başarısızlığa götürür. Çünkü, markaların; bu alanı kendi yaratıcı hedefleri doğrultusunda şekillendirmeleri ve değerlendirmeleri önemlidir. Buna belki de gizli reklam yerine, sosyal reklam olarak bir tanımlama adı verirsek... Sosyal Reklam; a) İsim, beğeni, grup veya yüklenmiş olan uygulamalar gibi fotoğraflı “Profil Bilgileri”ni... b) Bireyler arasındaki ilişkiler gibi “Sosyal Veriler”i... c) Çevrimiçi bağlantılar (arkadaşlar) gibi “İletşim ve Etkileşim Bilgileri”ni...
61

kapsar. Sosyal reklam içeriğinde, mesajlar ancak kişiselleştirilebilirse etkileşim sağlanabilir. Samimi bir dil önemlidir. Sosyal reklamlarda, profil veya sosyal bilgiler kullanılarak etkin hedefleme yapabilir. Sosyal reklamlarda, tanıtım mesajı içerisinde veya yönlendirme sayfasında... arkadaşla paylaşma, yorum yapma, filtreleme gibi sosyal etkileşimler, işlevsellik için kullanabilir. Yine, “Nielsen Global Online Tüketici Araştırması”na göre alışveriş kararında... 10 tüketicinin 9'u tanıdıklarının yorumlarına, % 70'i ise çevrimiçi dostlarına ve markaların kurumsal veya bireysel web sitelerine güveniyor. Markalar, var olan sosyal ağların yanı sıra kendi oluşturdukları topluluk platformaları ile de tüketicilerine ulaşabiliyor. Örneğin “My Starbucks Idea” adlı web sitesi kendi başına bir sosyal platform olarak işlevini sürdürüyor... Sosyal ağlara balıklama atlamadan, bu yeni dünyanın dayattığı bazı kuralları göz ardı etmemek lazım. 1) Samimiyet; Markanız veya şirketiniz hakkında dürüst ve samimi olun... 2) Şeffaflık; Markanız adına saklamak istediğiniz veriler var ise saklamaya çalışmak yerine geliştirmeye ve düzeltmeye çalışın. Artık hiçbir problem sonsuza dek saklanamıyor. Önemli olan
62

tüketicinizle şeffaf bir ilişki kurmak... 3) Katılım; Mevcut ağlarla kurduğunuz iletişimin tek yönlü değil, çok yönlü olmasına özen gösterin. Dinleyin ve sohbete katılın. Uzun vadeli ilişkiler için yatırım yapın. Sorulara cevap verin, sorunları etkili bir şekilde çözmeye çalışın... 4) Değer Katmak; Marka topluluğunuza özel ve onlarla ilişkili değer katacak bir içerik geliştirin. Sizi izlemeleri için onlara önemli ipuçları verin, rakiplerinizden farklı olun. Topluluğun fikirlerini ve yorumlarını önemsediğinizi gösterin. Tüketiciniz size ulaşmak istiyorsa ve merak ettiği şeyler varsa bunları dinleyin ve mümkün olduğu kadar demokratik davranın... Sosyal medyanın gündemini ve içeriğini yönetemezsiniz. Açtığınız hesaplar ve tasarladığınız içerik ilgi çekmezse ne yaparsınız? 1) Araştırın ve Dinleyin. Benzer durumlardaki diğer gelişmeleri izleyin, farklılıkları tespit edin, ama aynen kopyalamayın. 2) Takipçilerinizi Ödüllendirin. Örnek; Platforma özel indirim ve promosyonlar, etkinliklere davet etmek, fikirlerine değer verdiğinizi göstermek, markanız ile kendilerini ifade etmelerini sağlamak olabilir... 3) Dinamik Olun. Ürün veya hizmetinizle ilgili gelişmeleri eş zamanlı paylaşmaya ve geri bildirimleri hızlı bir şekilde değerlendirmeye özen gösterin. 4) Düzenli Olarak Ölçümleme Yapın ve Planlamanızı Geliştirin. Kimse dinlemiyorsa hiçbir konuşmanın bir anlamı olmaz. Geri
63

bildirim ve takip araçlarını kullanın ve bu verileri doğru değerlendirin. Sık Rastlanan İletişim Hataları... Markalar sosyal iletişimini geleneksel öğretileri doğrultusunda yürütmeye çalışınca bazı hatalar kaçınılmaz oluyor. Bu yeni dünyaya adım atarken geleneksel pazarlama kurallarının biraz dışına çıkın ve diğer markaların hatalarından ders alın. İşte hata örnekleri; *) Sadece kendi içeriğinizi paylaşmak... *) Mesaj ve içerik paylaşımında aşırıya kaçmak... *) İçeriği yönlendirmeye veya kontrol etmeye çalışmak... *) Sadece markanıza hizmet etmek... *) Rakiplerinizle savaş başlatmak... *) Uzun vadeli ilişkiler yerine, kısa vadelere odaklanmak... *) Tek yönlü iletişime yönelmek... *) Standardize ve otomatik içerik paylaşmak... *) Kimliğinizi gizlemek... Gördüğünüz gibi kişisel olarak son derece rahat kullandığınız sosyal medya pazarlama iletişimi içinde daha dikkatli ve özenli
64

bir çaba gerektiriyor. Yeni fikirler ve yaratıcı düşünceler de bu imkansızlıktan doğuyor. Sosyal Medya herkesin her an birbirini gördüğü, birbirinden kaçamadığı, her an karşılaştığı bir dünya. Bu dünyadan da kolay kolay sıyrılmak mümkün değil... İyisi mi biz de doğru kurallarla, bu dünyada yerimizi sağlamlaştıralım. ************************************************** Evet, sosyal medya hayatımıza yepyeni giren bir kavram. Ancak, o kadar çabuk gelişim gösteriyorki, özellikle markaların yanında sosyal yaşam açısından da önemli bir güç sergiliyor. Sosyal medyadaki gelişmelere 2010 ve 2011 yılları itibariyla göz attığımızda, bundan 5 yıl önce hayal dahi edemiyeceğimiz negatif ve pozitif yönleriyle birçok organizasyonun gerçekleştiğini görmekteyiz. Ancak balık hafızalı bir toplum olduğumuzdan, ama “balık hafızalı olma”nın da, balıkların suçu olmadığını bilerek... Sosyal medyada nelerin yapılabildiği konusunda sevgili Murat Erdör’ün yaptığı bir derleme çalışmasını, hafızalarımızı tazelemek açısından aşağıda bilgilerinize sunuyorum... ************************************************** Sosyal Medya ile Neler Yapılabilinir? Sosyal medya sayesinde sadece satış ve pazarlama yapıldığını mı düşünüyorsunuz? Aşağıdaki listeyi okuyunca belki farklı
65

amaçlar içinde kullanıldığı konusunda... sizde, benimle hemfikir olabilirsiniz. 1) Protesto yürüyüşleri için organize olunur... Geçtiğimiz haftalarda New York'da Wall Street'deki kapitalizm karşıtı yürüyüşler sosyal medya ağlarında planlandı, protestolar yapıldı ve sonra bu Avrupa ülkelerine de sıçradı. 2) Darbe girişiminde bulunulur... Arap Baharı diye adlandırılan bu süreçte komşu ülkelerdeki isyanların başlangıç noktası da gene sosyal medya oldu. Mısır'da bunu engellemek için ansızın internet bağlantısı devlet tarafından kesildi, ama değişen birşey olmadı. 3) İş görüşmelerinde olumlu-olumsuz etkisi olur... Facebook hesabınızdaki resimler işverene ipucu verir. Uygunsuz ve göze hoş gözükmeyen resimlerinizi burada çarşaf çarşaf yayınladıysanız ilk imajınız çok da olumlu olmayacaktır. 4) Tehlike ve zor anlarında insanların birbirini uyarmasını ve yardımlaşmalarını sağlar... 2011 yazında Londra'daki yağmalama olaylarında insanlar bu kişilerin nerelerde ne yaptıklarını anlık paylaşarak birbirlerini uyardı. Hatta hırsızların resimleri sosyal medya'da paylaşıldı ve polise bu konuda yardımcı olundu. 5) Başarısız ve kopya kampanyalar ile marka imajı olumsuz etkilenebilir...
66

2011 yılındaki Van depremi sonrası yardım kampanyası düzenlemek için muhtemelen iyi niyetle başlayan ancak sonrasında kampanyayı iyi yönetemeyip bir çok tepki alan Onur Air'in imajı yerle bir oldu. 6) Müşterisini dinlemeyen firma ve markalar kısa sürede çok büyük zarar görebilir... Yaptığı uçuşta gitarı kırılan ve şirketten bunun tazminatını isteyen müşterisine cevap bile vermeyen United Airlines sosyal medyada kendini bulunca, başına neler geldiğini biliyorsunuzdur muhakkak. 7) Doğru kullanıldığında, çok iyi bir çevre yapılanmasına imkan sağlayabilir... Linkedin sayesinde iş dünyasında tanışamayacağınız veya hiç karşılaşamayacağınız insanlarla kolaylıkla tanışabilir, verdiğiniz hizmeti-sattığınız ürünü tanıtabilir, yaptığınız aktiviteleri rahatlıkla duyurabilir ve güzel işbirlikleri yaratabilirsiniz. 8) Sosyal felaketlerde koordinasyonun sağlanmasına katkıda bulunur... Duyarlı kişilerin yakın zamanda yaşadığımız deprem felaketleri sonrasında zarar görmüş insanların ihtiyaçları ile ilgili sosyal medya kanallarından bilgilendirici mesajlar göndermesi, buna iyi bir örnek olarak gösterilebilir. 9) Canlı yayında verilen Twitter adresine mesaj göndererek yayın akışına etki edilebilinir...
67

Özellikle spor ve haber programlarında, sunucunun zaman zaman seyircilerden gelen mesajlara bakarak programda bunları dile getirdiğine şahit oluyoruz. Bizden başka bir ülkede var mıdır bilmem ama canlı yayında spikere ve katılımcılara gönderilen küfür dolu mesajlar zaman zaman tansiyonu artırıyor. Artık insanlar Twitter'dan gelen hakaretlerin kimden geldiğinin saptanmasını ve dava açılması gerektiğini bile savunmaya başladılar. 10) Bazı haberler sosyal medya sayesinde öğrenilebilinir... THY'nın İstanbul - Amsterdam seferini yapan uçağı kaza yaptığında, orada bulunan birisi bunun resmini çekip Twitter'dan yayınlamış ve birçok haber kanalı bu sayede kazayı öğrenip haber yapmışlardı. Basında gözden kaçan veya yayınlanmayan haberlerden bile sosyal medya sayesinde haberdar olabilmemiz çok önemli. Burada dikkat edilmesi gereken şey okuduğumuz herşeye inanmamak olacaktır. Çünkü zaman zaman inanılmaz bilgi kirliliği olabiliyor veya asılsız haberler çıkabiliyor. ************************************************** Sosyal medyanın önemini böylece ortaya koyduktan sonra, tekrar kişisel olarak “Yaşamda Marka Olmak” ilkemize dönecek olursak... “Sosyal Medya”da tanıştığınız ve bağlantılarınıza eklediğiniz insanlara sizi hatırlatacak ve mail yoluyla çok kolay gönderilebilecek... özel bir mesaj, anlamlı bir anı, işinizle ilgili bir araştırma dosyası veya bir rapor... size verilen değerin
68

artmasına neden olacak ve de marka olmak yolunda sizlere çok büyük katkı sağlayacaktır. Özellikle de, iletişim süreçlerinizin devamlılığı açısından... Aslında çok kolay değil... biliyorum ama, biraz zaman ayırarak yapılmış bu tür bir çalışmanın, iletişimde bulunduğunuz kişilerinde dikkatini çektiğinde ve size geri dönüş yaptıklarında “bunun yararlarını” yakından görmüş bir kişi olarak, bu konunun altını bir kez daha çizmek istiyorum. Evet, bizler Dünya Alışveriş Merkezinde kişisel markamızı yaratmak için, çevremizle paylaşabileceğimiz (diğer bir anlamda satabileceğimiz) sadece bize özgü ilginç ve orjinal şeyler konusunda çaba harcarken, ürün ve hizmet markaları konusunda... tüm dünyada “Brandmaker” (Marka Yaratıcısı) olarak tanınan marka ve pazarlama gurusu Martin Lindstrom, bizler gibi “yaşamda marka olmak için”, daha fazla nasıl satış yapılabilmenin cevabını, aşağıdaki makale’de şöyle arıyor. ************************************************** Lindstrom bu bağlamda hepimizin sorduğu sorulara faklı bir bakış açısı sunuyor. Günümüzde piyasaya sürülen 10 yeni ürünün neden sadece bir tanesi pazarda tutunurken diğerleri kaybolup gidiyor? Bizim için olmazsa olmaz dediğimiz markalar nasıl oldu? Reklamlarına harcanan milyarlarca dolara rağmen tüketiciye bir anlam ifade etmeyen markalara karşılık, iPod’un beyaz kulaklıklarla dans eden gençleri nasıl milyonların sevgilisi olabiliyor?
69

Lindstrom’a göre tüketicinin gerçekten ne istediğini anlamak için, onları dinlemek, saha analizleri yapmak ya da milyarlar harcanarak yapılan modellemeler, analizler yeterli değil. Çünkü tüketici uzun zamandır söylediğini yapmıyor, inkâr ettiğini kucaklıyor. Bu yüzden Lindstrom ve araştırma ekibi kaynağa, yani beyine giderek satın alma kararlarının nasıl verildiğini ölçüyor ve inceliyor. Kısacası tüketiciler bilerek ya da bilmeyerek bize yalan söyleseler de, beyinleri hep doğruyu söylüyor. Lindstrom’un pazarlama önerileri; 1) Tüketicinin aklında yer etmek isteyen markalar, etkileyici bir hikaye anlatmalılar. Böylece tüketicinin aklında daha uzun süre kalırlar... 2) Marka, kendine bir ritüel (geleneksel bir tarz) yaratmalı... 3) Gelecekte batıl inançlara oynayan markalar çok satacak. Bunu bilerek markaları konumlandırmakta fayda var... 4) “Beni al” şeklinde direk iletişim değil, gizli satın almayı düşündüren ve harekete geçiren iletişim önemli... 5) Markayı oluştururken en güçlü duyunun ses olduğunu unutmamak gerekiyor. Bugün ise markaların yüzde 33’ü göze hitap ediyor... 6) Gelecekte logolar önemini kaybedecek... 7) Marka, güçlü düşmanlarla daha çok güçlenir...
70

8) Marka, aidiyet yaratmalı... 9) Merkez haline gelmek önemlidir. Starbucks’ın yayılmacı bir politika ile iz bıraktığını unutmamak gerekiyor... 10) Ritüel oluşturun. Grona birası, limonla birayı birlikte içme geleneği başlattı ve bu şekilde ünlendi... 11) Görkemli görünmeye önem gösterin. Markanız büyüklüğünüzü, büyük düşündüğünüzü yansıtmalı... 12) Gizemli görünün. Coca Cola, KFC gibi şirketlerin özel açıklanmayan tarifleri var. Bunun için, şirketlerin ve markalarında kimseyle paylaşmadıkları sırları olmalı... 13) Misyonerleriniz yani markanızın fanları ve elçileri olmalı. Markalarınızı tanıtan, kulaktan kulağa sizin hakkınızda düşüncelerini yayan, tatmin edilmiş tüketicilere sahip olmalısınız... ************************************************** Aslında gördüğünüz gibi marka olmak yolunda yaptığım tüm alıntılarda, üç aşağı beş yukarı hep aynı konulardan bahsediliyor. Sonuçta marka olmak, satış ve pazarlama gücümüze ve de insanları ikna etme sanatımıza dayanıyor... Karşınızdaki kişi veya kişileri ikna ekmek isteğinizde, ilk şart... Onlara, o konu ile ilgili anlatabileceğiniz ve gerçeklere dayanan bir hikayenizin olmasıdır!..
71

Bildiğiniz gibi ikna yöntemleri zorbalıkla ve güzellikle olmak üzere ikiye ayrılıyor. Zorbalık (!) bizim işimiz olmadığına göre, güzellikle ikna yöntemleri içinde Benjamin Franklin’in özellikle zor ikna edebileceğiniz insanlara karşı tavsiye ettiği aşağıdaki yöntemi, “hiç ama hiç” aklınızdan çıkartmayın... ************************************************** Zor ikna edilenlere karşı izlenebilecek en güzel yollardan biri, “İkna olmasını istediğiniz konuda önce fikrinizi söyleyip, sonra o konuyla ilgili endişelerinizi anlatmak ve yanılmış olabileceğinizi de, ortaya koymaktır." Bu konuda karşınızdaki insandan uzman olduğunu zannettiği o konuda (ki bunu ona Siz hissettireceksiniz!..) görüşünü almak istediğinizi, söylediğinizde... Göreceksiniz... Karşınızdaki, şüphede olduğunuz konuyu size kabul ettirmek için nasıl da çırpınacaktır.”  ************************************************** Sosyal Medya platformlarında, sizi beğenen ve takip eden kişi sayınızın arttığı ortamlarda, hedef kitleniz olduğunu var saydığınız insanlara, salt iletişim kuruyorum diye (Reklamın iyisi kötüsü olmaz, kendi kişisel markam için reklam yapıyorum da diyebilirsiniz, ama... aman dikkat!..) olur olmaz ileti bombardımanı yapıp, gereksiz yere insanları rahatsız etmekten vazgeçip, (Sağolsunlar... yeni türeyen sosyal medya ajansları bunu fazlasıyla yapıyor.) onların zaten kendi profillerinde ve kişisel bilgilerinde yayınladıkları "Sosyal Veriler"i inceleyerek ve onların ne istediklerini, nelerden
72

hoşlandıklarını gözlemleyerek, "Sosyal Medya Yatırımları"nıza devam edebilirsiniz... Tabi bu noktada bazı kararlar almamız gerekiyor... *) Yaşam'da marka olmaya ve bu konuda bize çok büyük avantaj sağlayacak sosyal medya'da marka olmaya çalışırken, asıl hedeflerimiz neler? *) Sosyal anlamda tanımadığınız, ama sayısal çoğunluk olması dileğiyle bağlantı ağı içinde olduğumuz kişilerin bizi “Like” ve “Follow” etmesi mi? *) Yoksa... gerçekten hedef kitleniz arasındaki kişilere ve karakterlere göre özelleştirildiğiniz, sosyal bir kişisel marka dünyası yaratmak mıdır? Seçiminiz, hedeflerinize ulaşma yolunda geleceğinizi tümüyle etkileyecektir. Bunların; gerekli altyapı, zaman ve sabır gerektirdiği muhakkak. Ama bunu baştan konuşmuştuk, öyle değil mi? O halde devam... Çünkü, sizler “özel insanlar”sınız ve onun için marka olmak istiyorsunuz!.. Tabii, özel insan veya özellikli insanlar deyince, Karin Volo’nun aşağıdaki açıklamaları bir kez daha ön plana çıkıyor... **************************************************
73

Biriciksiniz ve Özel Yetenekleriniz var!.. Maalesef birçok insan kendisinin en kötü eleştirmenidir. İçimizde bizi sürekli yargılayan, eleştiren, karşılaştıran ve her yaptığımızı küçümseyen bir diyalog sürüp gitmekte. Bunun farkında olduğumuz nadir anların dışında çoğu zaman otomatik olarak böyle düşünme eğiliminde oluyoruz. Çoğu zaman bu kendimizle ilgili tek ses oluyor ve bunun tamamen normal olduğunu düşünüyoruz. Doğduğumuz andan 7 yaşına kadar, etrafımızda gördüğümüz ve duyduğumuz her şeyi özümseyen bir kayıt makinesi veya beyaz sayfa gibi oluyoruz. Bu yaştan sonra ise kendi fikirlerimiz olmaya başlıyor ve kendi bilinçli düşünme sürecimiz başlıyor. Ama durumlara nasıl tepki verdiğimiz ise ilk 7 yılımızda çoktan belirlenmiş oluyor ve bu sürede edindiklerimiz, bilinçaltımıza dahil olan bir inanç sistemi haline geliyor. Hangi ortamda yetiştiğimiz ne kadar başarılı ya da başarısız olduğumuzu etkiliyor. İyi haber ise beyinlerimizi yeniden programlamamızı sağlayacak yollar keşfediyoruz ve artık birçok uzman bilinçaltımızda derin kök salmış inanç sistemlerini değiştirmek için, bilinci nasıl devre dışı bırakabileceğimizi öğretiyor.
74

Tüm bunlardan bahsediyorum, çünkü; hepimizin üstünde çalışmamız gereken kendimize özgü yeteneklerimizin olduğunu anlamaya ihtiyacımız var. Ve çoğu zaman biz kendimizin en acımasız eleştirmeni olduğumuzdan bu özel yetenekleri keşfetmekte zorlanıyoruz. Yeteneklerinizi tanımaya başladığınızda, içinizdeki eleştirel sesin farkında olun ve onu sakinleştirin. Neden gerçekten burada olduğunuzu ve neye katkı sağlamak için dünyaya geldiğinizi anlamayı hak ediyorsunuz. “Size özel yeteneği” keşfetmek de, bu sürecin bir parçası. Bu yetenekler sizin çok doğal olarak iyi yaptığınız şeylerdir. Onlar sizin bir parçanızdır ve onları yaparken zorlanmazsınız. Bu nedenle de onların ne olduğunu bulmakta zorlanabilirsiniz. Büyük ihtimalle bu şeyleri çocukluğunuzdan beri bilerek veya bilmeyerek yapıyorsunuz. Eşsiz doğanızın ne olduğunu anlamanızı kolaylaştıracak bazı yöntemler var... Ve ben size biraz bunlardan bahsedeceğim. İlk yol, hayatınızı ve hayatta ne sevdiğinizi düşünmektir. Size doğal olarak gelen şey ne... ve ne yapmaktan gerçekten keyif alıyorsunuz? Bu etkinlik her neyse size çok kolay gelir ve ne zaman yapsanız kendinizi iyi hissedersiniz... Kendinize şu soruları sorun; ne zaman hayatınızda bir şeylerin iyi gittiğini hissettiniz ve o zamanlarda ne yapıyordunuz? Hayatınızdaki en iyi anlar nelerdir ve neden?
75

Yaparken gerçekten iyi hissettiğiniz aktiviteleri, olayları veya durumları listelemeye başlayın... Ardından, sizi iyi tanıyan ve güvendiğiniz insanlara (Bu kişiler... aileniz, kardeşleriniz, eşiniz, çocuklarınız, arkadaşlarınız, iş arkadaşlarınız veya terapistiniz olabilir.) şu soruları sorun. Beni herkesten ayıracak bir şekilde neyi iyi yapıyorum? Diğer insanlara zor gelip de bana kolay gelen şey nedir? Beni özel ve farklı yapan şeyin ne olduğunu düşünüyorsun? Bu insanlardan aldığınız cevapları yazın. Bu alıştırma sayesinde diğerlerinin sizi nasıl gördüğünü öğrenir ve sonuçlara şaşırabilirsiniz... Ve bu, sizin kendi yeteneklerinizi tanımanızı kolaylaştırır. Önereceğim bir diğer alıştırma ise, işleriniz ile ilgili... Sahip olduğunuz tüm işlere bakın ve sizi o işlerde farklı yapan şeylerin ne olduğunu belirleyin. Bunlar sizin başarılarınız ve diğerlerine en fazla yararlı olduğunuz şeylerdir. Bunlar ulaştığınız özel hedefler ya da verdiğiniz destek olabilir. Bunlar sizin patronunuzun, müşterilerinizin, çalışanlarınızın ve iş arkadaşlarınızın sizde takdir ettikleri şeylerdir. Tüm bu üç listeyi tamamladıktan sonra, listelerde ortak olan şeylerin neler olduğuna bakabilirsiniz. Hepsinde karşınıza çıkan şey nedir? Çoğu insan, kendi özel yetenekleri üzerine çok az vakit harcar
76

ve bu onlarda memnuniyetsizliğe yol açar. Eğer özel yeteneklerinizin ne olduklarını biliyorsanız, o zaman gün ve saatlerinizi onlara göre programlamaya başlayabilirsiniz. Çoğu zaman insanların kendi yeteneklerini keşfedip hangi işi severek yapacaklarını bulmaktan çok, kendilerini bir iş tanımına sokmaya çalıştıklarını görüyoruz. Mutluluk bir amaç değil, süreçtir... Kendinizi, özel yeteneklerinizi bilmek ve dünyada nasıl fark yaratabileceğinizi keşfetmek hayatınıza olumlu yönde etki eder. Bu iç çalışmayı yapmak için zaman ayırın. Bir süre sonra kendinizi daha iyi bir hayata doğru yol alırken bulacaksınız! Hiç şüphesiz, siz özel ve biriciksiniz!.. Asıl soru şu... Siz, bunun farkında mısınız? ************************************************** Bu sayfaya kadar geldiyseniz, size içtenlikle teşekkürlerimi sunuyorum. Ancak bununla birlikte, bu kadar genel + direkt ve endirekt açıklamadan sonra, “Tamam iyi de kardeşim, biz şimdi... Ne yapacağız? Nereden başlayacağız? Nasıl marka olacağız?” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Bende zaten bunu bekliyorum...
77

Hatırlarsanız, “Dünya Alışveriş Merkezi’nde Marka Olma” kurallarından bahsederken, hemen ikinci sırada (Sayfa 40) Hedefleri Belirleme... (Haftalık + Aylık + 1 - 3 - 5 - 10 Yıllık) yer alıyordu. (Yani, işin en can alıcı noktası) Gerçekçi verilerimize ve bugünkü durumumuza bakarak markamızı yaratmak için, kendi yaşantımıza göre belirli dönemleri baz alarak A ve mümkünse B Planlı hedeflerimizi belirlendikten sonra, o noktalara ulaşmak için uygulanacak metodun, sevgili dostum Özer Koç’un deyimiyle çok basit olduğunu, sizlerle paylaşmak istiyorum. Haftalık + Aylık + 1 - 3 - 5 - 10 Yıllık vizyon hedeflerimizde, “Son’dan - Bugün’e Doğru Geri Sayım Metodu” Yıl-yıl, ay-ay, hafta-hafta, gün-gün / belirlenen süreç ve hedeflerden geriye doğru gelerek... 10.yıl... 5.yıl... 4.yıl... 3.yıl... 2.yıl... 1.yıl... 2.ay... 1.ay... 2.hafta... 1.hafta... 2.gün... 1.gün... yani, yarın ne yapmamız gerektiğine karar vermek ve o işi yapmak için yola çıkmak önemli... İşin özünde 10 yıl sonraki hedeflerimize ulaşabilmemiz için en önemli gün’ün “bugün’ün kalan zamanı veya yarın”. Eğer 3 - 5 yıl sonraki hedeflerimize ulaşmak için yarın birşeyler yapmak gerekmiyorsa, işimiz çok zor demektir. Metodu biraz daha açmak gerekirse...
78

Diyelim ki, 3 - 5 yıl içinde, bu sayfaya kadar okuduğunuz bilgileri birkez daha süzgecinizden geçirip uzmanlık alanlarınız ve alt başlıklarını belirledikten sonra “DAVM Dünya AlışVeriş Merkezi’nde ve Yaşam’da Marka Olmak” istiyoruz. Eğer hedefimiz 3 yıl ise, bizim mutlaka 2. yılımızı belirli donanımlarla yaşamamız gerekiyor. 2. yıldaki o donanımları elde edebilmemiz içinde önümüzdeki 1. yılımızı çeşitli alt yapı çalışmalarımızla doldurmamız söz konusu... 1. yılın sonunda o noktaya gelebilmemiz için de, mutlaka 6.7.8. aylarda yapmamız gereken şeyler var. 6.7.8. aylardaki gerekli olan o şeyleri elde etmek için 1.2.3. aylar çok önemli... 1 ay sonra, belirlediğimiz 3 yıl sonraki hedefe ulaşmak için, kesinlikle... bugün yaptıklarımızdan farklı bir şeyler yapıyor olmamız lazım. Bu farklı şeylerde tabiki 1.2.3. ve 4. haftanın sonunda ortaya çıkacak... 1 hafta sonra kendimizdeki değişikliği hissetmek istiyorsak, “yarın” bizim için çok önemli... İşte bütün mesele ve konunun altında yatan değer bu!.. Ve de Siz... buna değersiniz!.. Belki siz göremiyorsunuz veya hissedemiyorsunuz ama... Ben, şimdiden karşımda bir “Dünya Markası” görüyorum.
79

80

************************************************** Evet sevgili dostlarım, 3 yıldan fazla bir sürede toplam; 500+ sayfa’da ve “pdf formatında” tamamladığım ve de çok değerli dostlarımla; *Reklamcılık ve Halkla İlişkiler sektörleri’ndeki 35 yıl'lık iş hayatı (Ajans Ardaş & Toros Reklamcılık A.Ş.) ve çeşitli STK lar'daki 30 yıl’lık (Uluslararası Lions Kulüpleri Birliği 118 Y Genel Yönetmenliği ve 2001 - 2002 Liay Lions İstanbul Anadolu Yakası Sosyal Hizmet Vakfı Başkanlığı da... dahil) edindiğim tecrübeler’le... 2006 yılından bu yana Kadıköy Belediyesi - 19 Mayıs Kültür Merkezi’nde ki “Yaşam Kalitesi ve Vizyon Stratejileri” eğitimlerimle, insanların en verimli oldukları dönemler de, geleceğimizi yönlendirebilecek... kişisel, kurumsal ve kamusal gelişim projeleriyle... topluma, çevrelerine ve de ülkemiz gerçeklerine sahip çıkmaları konusunda... “Birleşmiş Milletler - Küresel İlkeler Sözleşmesi -Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projeleri ve Sürdürülebilir Kalkınma” ile karıştırılmamak kaydıyla, gönüllü ve tamamen duygusal (!) anlamda... “Sosyal Sorumluluk Projeleri” üretebilmeleri ve gerçekleştirmeleri için... “T.C. Milli Eğitim Bakanlığı - Kadıköy Halk Eğitim Merkezi” sertifika destekli... yapmış olduğumuz özel atölye çalışmalarından ve konferanslarım’dan, 3 yılı aşkın bir sürede derlediğim, “Afedersiniz Bi'şey Sorabilir miyim?” isimli @-kitap çalışmamı... 540 sayfa’da tamamladıktan sonra, doğal hayatı korumak adına “PDF Formatı”nda imzalı bir adedini de, ek’te... Sizlere takdim etmekten son derece
81

mutluluk duymaktayım+... diyerek, paylaştığım ve 10.000 den fazla gönderimle Facebook + Blogcu + Kisisel Gelisim Gruplarıyla... ücretsiz olarak “sanal ortamda” okunan ilk e-kitap olma özelliği ile... yine girişimcilik ve network’le ilgilenen dostlarım için yazdığım ve marka olma yolunda Linkedin + Google+ vasıtasıyla 5.000 den fazla e-mail ile dağıtımını yaptığım “Network Marketing” konusunda bir ilk “Türkiye’de Network’ün Kitabı” isimli 2. e-kitabımdan sonra, bu üçüncü kitabımı tamamlamanın ve sizlerle paylaşmanın sonsuz mutluluğunu yaşamaktayım. Yukarıda bahsettiğim ilk kitabım Afedersiniz Bi’sey Sorabilir miyim’i özellikle (45 +) yaş grubunu dikkate alarak yazmıştım. İkinci kitabımda 30 - 45 yaş grubunu, bu kitapta ise (25 +) grubunu hedef kitle şeklinde dikkate alarak yola çıktım. Beni her zaman destekleyen sevgili Eşim ve Kızım’la birlikte, bunu Oğlum’la paylaştığım zaman... “Baba, Sevgili Can YÜCEL’in ünlü şiirinde olduğu gibi, bundan sonraki kitaplarınla da, şeye doğru gideceksin galiba...” dedi  Şaka, tabii... Sizlere, kişisel markanızı oluşturma yolunda katkıda bulunabilmek, dünyanın en güzel şeylerinden bir tanesi. HERŞEY GÖNLÜNÜZCE OLSUN... Ancak ... bu arada büyük üstat Can Yücel’den bahsedince, konumuzla ilgili aşağıdaki dizelerini hatırlamadan olur mu? **************************************************
82

Yanlış Hayatın Peşinden Koşmayacaksın!.. Ne olmasını bekliyorsun? Hayatın sana ne sunmasını bekliyorsun? Dün akşam hayalini kurduğun şeylerin, sabah olunca gerçekleşeceğini mi umuyorsun? Yanlış Hayatın Peşinde Koşmayacaksın! Sistem böyle çalışmıyor! Düşünce gücü, metafizik, parapsikoloji, yoga, meditasyon, aklına her ne geliyorsa, neye inanıyor ve peşinden gidiyorsan, hepsi bir yerde tıkanıp kalacaktır! Ummakla, dilemekle olmuyor, ayağa kalkacaksın! Her şeyden önce farkına varacaksın! Hangi öğretiye inanırsan inan, üstün körü anlamayacaksın. Bir bilgiyi gerçekten hayatında uygulayamıyorsan, o bilgiye sahip olduğun yanılgısına kapılmışsın demektir. Kendini kandırmayacaksın! Gerçekleri anlayacak, sonu her ne olursa olsun kabul edeceksin. Bazen bildiklerin, öğrendiklerinin acı verir. Onu da yaşayacaksın. Önce kendinin, ne olduğunun, nelere sahip olduğunun, gücünün, yeteneklerinin, bu hayata neden geldiğinin farkına varacaksın. Hayatını, gereksiz şeyler uğruna harcamayacaksın. Kalbinde yaşadığın her duyguyu aşk sanıp, peşinden çöllere düşmeyeceksin. Aşkın adını ağzına almadan önce, uzun uzun düşüneceksin. Yüreğinle yüzleşeceksin. Sevgiyi, tutkuyu, şehveti, alışkanlığı, çekimi, aşkı birbirinden ayırt edeceksin. Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin senden daha önemli olduğunu düşünmeyeceksin. Bedenine, ruhuna, aklına sahip çıkacaksın.
83

Hak etmeyenin ardından yas tutup, bunu da aşka bağlayıp, aşkın şanını kirletmeyeceksin. Kendini tanıyacaksın, hem de çok iyi tanıyacaksın! Kimleri, neden ve niçin seçtiğini bileceksin. İnsanız hepimiz, elbette zayıflıklarımız, düşkünlüklerimiz, saflıklarımız var, ancak kendi huylarını eksiklerini iyi tahlil edeceksin. Ardından gözyaşı döktüğünün adını doğru koyacaksın! Yıllar süren yaslar yaşayıp, unutamadığını iddia edeceğine, neden hayatına başlayamadığını çözeceksin. Korkularınla yüzleşeceksin. Yattığın yerden, kurduğun hayale uygun bir beyaz atlı prens beklemeyeceksin. Aklın çalışacak, elin ekmek tutacak, kimseye boyun eğmeden yaşamanın lezzetini bileceksin. İster kocan olsun, ister oğlun, ister anan, ister baban, kimsenin sevgisiyle hükmünü birbirine karıştırmayacaksın. Ezilen, zavallı, akılsız olmak kazandırır gibi dursa da, sonunda mutlak kaybettirir; bunu unutmayacaksın! Başkalarına değil, kendi gücüne inanacaksın. Birinin boynuna asılarak durursan, karşındakini yormakla kalmazsın, bir gün kendi kolların bile çekemez ağırlığını düşersin; kimseye dayanmayacaksın! Dünya da sensin, evren de! Kendini geliştireceksin. Büyüyeceksin, olgunlaşacaksın. Ruhunu da, aklını da bedenin gibi besleyeceksin. Önce sen büyük olacaksın, farkında olacaksın, sonra dünyanın zevklerinin, aşkın, hayatın tadını çıkaracaksın. Emanet hayatlara tutunup, ömrünü harcamayacaksın. Ne olmasını bekliyorsan, sen öyle oturdukça, olmayacak. Boşuna hayal kurmayacaksın!..
84

85

86

ALİ RIZA DEĞER 1955 İstanbul doğumlu, evli ve 1 çocuk babasıdır. Öğrenimini Kabataş Lisesi'nden sonra İ.T.İ.A. Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Marmara Üniversitesi - Maliye Bölümleri’nde sürdürdü. Çalışma hayatına 1973 yılında pazarlama ve halkla İlişkiler sektörlerinden başlayıp, 1977 den 2003 yılına kadar, kendi şirketlerinde devam etti. (Ajans Ardaş Reklamcılık Limited.) Bu alanlarda yaklaşık 30 yıl; T.İş Bankası, Paşabahçe, Aygaz, İzocam, Lombardini, Honda, Rowenta, JVC, KİP, IBM, Pimaş, Sandoz, Kaleterasit, Kalebodur, Kalekim, Kaledekor, Kalevit, Çanakkale Seramik v.s. gibi birçok şirkete, özellikle Türkiye'nin her yerinde, KKTC de ve Almanya'da, reklamcılık ve halkla ilişkiler başta olmak üzere, çeşitli hizmetler verdikten sonra, kendi isteği ile emekli oldu. Yurtiçinde ve yurtdışında katıldığı eğitim çalışmaları... ISO 9001.14001.HACCP Toplam Kalite Yönetimi, Permission Marketing, Inovasyon, Motivasyon, Performans, Network Marketing, CRM, Satış ve Pazarlama Eğitimleri ile birlikte... KKTC Girne Amerikan Üniversitesi / 118 - Y Lions Akademisi Başkanlığı ve Chicago, Indianapolis, Newyork / Uluslararası Lions Kulüpleri Birliği Genel Yönetmenlik ve "Stratejik Liderlik Eğitimi" sonrasında ilaç, kozmetik ve otomotiv gibi sektörlerde Eğitmenlik, Danışmanlık, Genel Koordinatörlük, Toplumsal Sosyal Sorumluluk Projeleri ve Kurumsal Sosyal Sorumluluk Denetmenliği yaparak, Ulusal ve Uluslararası birçok Sivil Toplum Kuruluşu Yönetimleri’nin en küçükten en büyüğüne kadar hemen hemen tüm kadrolarında görevler aldı.
87

1980 den itibaren üyesi olduğu STK'lar ve aldığı görevler... *Marmara Yelken Kulübü. Genel Sekreterliği (2012) *Sporturist Su Sporları A.Ş. Yönetim Kurulu Üyeliği (2009) *Caddebostan Balıkadamlar Kulübü. Üyeliği (2004) *Türkiye Yelken Vakfı. Denetleme Kurulu (2012) *Feneryolu Tenis Kulübü. As Başkanlığı ve Baş Hakemliği *Tenis Eskrim Dağcılık Kulübü. Üyeliği (2005) *Veteran Tenisciler Birliği. Üyeliği (2006) *Beşiktaş JK Genel Kurul Üyeliği (1986) *Trafik Mağdurları Dayanışma Derneği. Onursal Üyeliği *Türk Lions Beceri Kazandırma Vakfı. Başkan Yardımcılığı *Ethemefendi Lions Kulübü. Onursal Üyeliği *Sahrayıcedit Lions Kulübü. Onursal Üyeliği *Erenkoy Lions Kulübü. Başkanlığı (1992 - 1993) *Lions Akademisi. Başkanlığı (1994 - 1995) *Uluslararası Lions 118.Y Yönetim Çevresi. Genel Yönetmenliği *Liay Lions İstanbul Anadolu Yakası Sosyal Hizmet Vakfı. Başk. *Uluslararası Lions 118.Y Federasyonu. Onur Kurulu Başkanlığı *Uluslararası Lions Türkiye Konfederasyonu. Konsey Üyeliği *KRC & Yılbak & Day Grup & Renoval - Genel Koordinatörlüğü Halen; ilaç, aşı, kozmetik, eğitim, yönetim, danışmanlık ve tanıtım sektörlerindeki, 3 şirketler grubunda Danışmanlık, Genel Koordinatörlük, Denetim ve Yönetim Kurulu Üyelikleri görevleriyle birlikte... Sosyal Sorumluluk Projeleri, BM Küresel İlkeler Sözleşmesi & Kurumsal Sosyal Sorumluluk & Sürdürülebilirlik gibi konularda Proje Koordinatörü olarak, çalışmalarına devam etmektedir...
88

ALİ RIZA DEĞER

2012 ArdAkademi
DİJİTAL YAYINLAR
89

YAŞAM’DA MARKA OLMAK
90

YAŞAMBOYU
MARKA OLMANIZ DİLEĞİYLE...
91

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->