P. 1
Varolmanın Gücü

Varolmanın Gücü

|Views: 982|Likes:
Yayınlayan: ceyhunozdemir26

More info:

Published by: ceyhunozdemir26 on Jul 27, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

04/23/2013

pdf

text

original

KORİDOR

YAYIMCILIK

-

25

ISBN:

975-00397-9-3

V A R OLMANIN Q Ü C Ü Eckhart Özgün 2005 Tolle adı: Dutton, A tiEW Penguiıı EARTti / Aıvakening Group Inc. to Your Life's Purpose

basımından

çevrilmiştir.

© 2005 © Bu

by

Eckhart Tolle T ü r k i y e ' d e k i yayın haklan Koridor Yayıncılık'a

kitabın

aittir. Yayın y ö n e t m e n i : İngilizce aslından Sayfa tasarımı: Baskı: Cilt: Oktay Erdem çeviren: Boz Selim Yeniçeri

Bilgin

Budun İstanbul

Matbaacılık,

Umut

Matbaacılık,

İstanbul

1. K

baskı:

Koridor Yayıncılık,

İstanbul,

2006

K O R İ D O R YAYINCILIK B i n b i r d i r e k Mah. 34122 Tel. Faks e-mail Suterazisi Sok. No: 4/1

Sultanahmet-İstanbul : ( + 9 0 ) 2 1 2 - 6 3 8 62 6 3 - 6 4 / 5 1 6 70 60

: ( + 9 0 ) 2 1 2 - 6 3 8 62 65 : info@beyazbalina.com.tr

VAR OLMANIN GÜCÜ
ECKHART TOLLE

Çeviren:

Selim Yeniçeri

Bu bir Namaste Publishing kitabıdır.

İÇİNDEKİLER

1. BÖLÜM İnsan Bilincinin Çiçekleri • 15 Çağrışım Bu Kitabın Amacı Kalıtsal Bozukluğumuz Yeni Bilincin Yükselişi Ruhsallık ve Din Değişimin Aciliyeti Yeni Bir Cennet ve Yeni Bir Dünya 15 19 22 27 30 33 35

2. BÖLÜM Ego: İnsanlığın Şimdiki Durumu • 37 İllüzyon Benlik Zihindeki Ses 39 42

Egonun İçeriği ve Yapısı Kendini Nesnelerle Tanımlamak Kayıp Yüzük Mülkiyet İllüzyonu İstemek: Daha Fazlasına İhtiyaç Duymak Vücutla Kendini Tanımlamak İçsel Vücudu Hissetmek Varlığın Unutkanlığı Descartes'm Hatasından Sartre'm İçgörüsüne Bütün Anlayışın Ötesine Geçen Huzur

46 47 50 54 58 60 63 65 66 67

3. BÖLÜM Egonun Özü • 71

Şikayet Etme ve Kırgınlık Tepkisellik ve Kin Haklı Olmak, Haksız Çıkarmak Bir İllüzyona Karşı Kendini Savunmak Gerçek: Görece mi, Yoksa Mutlak mı? Ego Kişisel Değildir Savaş Bir Zihin Yapısıdır. Hangisini İstersiniz; Barış mı, Yoksa Dram mı? Egonun Ötesinde: Gerçek Kimliğiniz Bütün Yapılar Dengesizdir

73 76 78 79 81 84 86 88 89 91

Egonun Kendini Üstün Hissetmesi Gerekir Ego ve Ün

93 94

4. BÖLÜM Rollere Bürünmek: Egonun Çok Yüzlülüğü • 97

Hain, Kurban, Âşık İçsel Tanımlamalardan Kurtulmak Önceden Belirlenmiş Roller. Geçici Roller Avuçları Terleyen Bilge Gerçek Mutluluğa Karşı Rol Olarak Mutluluk Ebeveynlik: Rol mü, Fonksiyon mu? Bilinçli Acı Bilinçli Ebeveynlik Çocuğunuzu Tanımak Rol Yapmaktan Vazgeçmek Patolojik Ego Arka Plandaki Mutsuzluk Mutluluğun Sırrı Egonun Patolojik Biçimleri İş-Ego İle ve Egosuz Hastalıkta Ego

98 101 102 104 106 106 108 112 114 115 117 120 123 125 128 131 134

Kolektif Ego Ölümsüzlüğün İnkar Edilemez K a n ı t ı

135

137

5. BÖLÜM Acı-Beden • 139

Duygunun Doğuşu Duygular ve Ego İnsan Zihnine Sahip Bir Ördek Geçmişi Beraberinde Taşımak Bireysel ve Kolektif Acı Beden Kendini Nasıl Yeniler? Acı Beden Düşüncelerinizle Nasıl Beslenir?. Acı Beden Dramdan Nasıl Beslenir? Yoğun Acı Bedenler Eğlence, Basın ve Acı Beden Kolektif Dişi Acı Beden Ulusal ve Irksal Acı Bedenler.

141 144 147 149 151

154

155

158 161 162 164 167

6. BÖLÜM Özgürleşmek • 171

Varlık Acı Bedenin Dönüşü Çocuklarda Acı Beden Mutsuzluk Kendini Acı Bedenle Tanımlamadan Kurtulmak Tetikleyiciler Bir Uyandırıcı Olarak Acı Beden Acı Bedenden Kurtulmak

174 177 178 182 183 186 189 192

7. BÖLÜM Gerçekte Kim Olduğunuzu Bulmak » 1 9 5

Kim Olduğunuzu Düşünüyorsunuz?. Bolluk Kendini Bilmek ve Kendin Hakkında Bilmek Kaos ve Daha Yüksek Düzen İyi ve Kötü Neler Olduğuna Aldırmamak Öyle mi?

196 199 201 203 205 207 208

Ego ve Şimdi Zaman Paradoksu Zamanı Ortadan Kaldırmak Rüya ve Rüyayı Gören Sınırların Ötesine Geçmek Varlığın Mutluluğu Egonun Zayıflamasına îzin Vermek Dışarıda Olan, îçeride de Vardır

210 213 215 217 218 221 222 224

8. BÖLÜM İçsel Boşluğu Keşfetmek • 229

Nesne Bilinci ve Boşluk Bilinci Düşüncenin Altına Düşmek ve Üstüne Çıkmak Televizyon İçsel Boşluğu Tanımak Dağdaki Derenin Sesini Duj'abiliyor musun? Doğru Eylem İsimlendirmeden Algılamak Deneyimleyen Kim?. Nefes Bağımlılıklar

233 234 235 238 242 243 244 246 248 2 51

İçsel Vücut İç ve Dış Boşluk Boşlukları Fark Etmek

farkındalığı

252 254 257 258 259

Kendinizi Bulmak İçin Kendinizi Kaybedin Dinginlik

9. BÖLÜM İçsel Amacınız • 261 Uyanış İç Amaç Diyaloğu 262 266

10. BÖLÜM Yeni Bir Dünya • 283 Hayatınızın Kısa Bir Tarihi Uyanış ve Eve Dönüş Uyanış ve Dışa Doğru Hareket Bilinç Uyanık Eylem Uyanık Eylemin Uç Yolu Kabullenme 286 287 291 293 296 297 298

Zevk Almak Coşku Frekans Tutucular Yeni Dünya, Ütopya Değildir.

299 303 307 309

1. Bölüm
İNSAN BİLİNCİNİN ÇİÇEKLERİ

ÇAĞRIŞIM 114 milyon y ı l önce Dünya'da, bir sabah gündoğumundan hemen sonra: Gezegen üzerindeki i l k çiçek, güneşin i l k ı ş ı k l a r ı n ı almak için açıldı. B i t k i l e r i n yaşamında bir evrim aşamasının gerçekleştiğini haber veren bu muhteşem olaydan önce, gezegen zaten milyonlarca yıldan beri bitkilerle kaplıydı. İ l k çiçeğin ömrü muhtemelen pek uzun olmadı ve büyük olasılıkla çiçekler ender rastlanan canlılardı, çünkü doğa ve i k l i m şartları henüz çiçeklerin her tarafa yayılmasına i z i n verecek kadar i y i değildi. Yine de, bir gün önemli bir eşik noktasına ulaşıldı ve aniden, bütün gezegen kokulara ve renklere boğuldu; tabii orada buna tanık olacak bir bilinç olsaydı.
171

290

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ yoktu, aynı zamanda ruhlar aleminden bir koku getiriyorlardı. "Aydınlanma" kelimesini geleneksel olarak kabul edilmiş anlamından daha geniş bir açıyla ele alırsak, çiçekleri bitkilerin aydınlanması olarak görebilirdik. Herhangi bir alemdeki herhangi bir yaşam biçimi mineraller, bitkiler, hayvanlar ya da insanlar - kaçınılmaz bir şekilde "aydınlanma" sürecinden geçmektedir. Ama bunun hızı son derece düşüktür, çünkü evrimsel bir ilerleme olmaktan çok daha fazlası söz konusudur: Aynı zamanda gelişimde bir devamsızlık, varlığın tamamen farklı bir seviyesine sıçrayış ve en önemlisi, maddeden uzaklaşma söz konusudur. Bütün biçimler arasında en yoğunu olan taştan daha ağır ve daha delinmez başka ne olabilir? ama bazı taşlar bile molekül yapılarında değişim göstermekte, k r i s tale dönüşmekte ve ışığa karşı geçirgen olmaktadırlar. Bazı karbonlar inanılmaz ısı ve basınç altında kaldıklarında elmasa ve bazı ağır mineraller de diğer değerli taşlara dönüşürler. Yaratıklar arasında dünyaya en bağlı hayvanlar olan sürüngenler, milyonlarca yıldan beri değişmeden kalmışlardır. Ama bazılarının tüyleri ve kanatları çıkmış, o kadar zamandır kendilerini toprağa bağlayan yerçekimine meydan okuyarak, kuşlara dönüşmüşlerdir. Daha iyi yürümeyi ya da daha iyi sürünmeyi öğrenmemişlerdir; yürümenin ve sürünmenin çok ötesine geçmişlerdir. Hatırlanamayacak kadar uzun bir geçmişten beri, kristaller, değerli taşlar ve kuşlar, insan ruhu için özel '17

Çok sonraları, çiçek dediğimiz o güzel ve kokulu varlıklar, başka canlıların bilinç evriminde önemli bir rol oynadı. İnsanlar giderek artan bir şekilde çiçeklere karşı bir çekim ve hayranlık duyuyordu. İnsanların bilinç seviyesi geliştikçe, çiçekler belki de bir işlevi olmayan yani hayatta kalmaları açısından bir önem taşımayan ama değer verdikleri ilk şey oldu. Sayısız sanatçıya, şaire ve mistiğe ilham kaynağı oldular. İsa bize çiçekler üzerinde düşünmemizi ve nasıl yaşayacağımızı onlardan öğrenmemizi söyler. Buda'nın ise, bir defasında bir çiçeği eline alıp bakarken kendinden geçtiği anlatılır. B i r süre sonra, yanındaki kişilerden biri, Mahakasyapa adında bir rahip, gülümsemeye başlamıştı. Söylendiğine göre, Buda'nın sessiz vaazını anlayan tek k i ş i oydu. Efsaneye göre, o gülümseme - yani anlayış - peş peşe gelen y i r m i sekiz usta boyunca kuşaktan kuşağa aktarıldı ve sonunda Zen'in kökenini oluşturdu. B i r çiçekteki güzelliği görmek, insanları uyandırabilir ve çok kısa bir süre için bile olsa, kendi içlerindeki güzelliği görmelerini sağlayabilirdi. Güzelliğin ilk algılanması, insan bilincinin evrimindeki en önemli olaylardan biriydi. Mutluluk ve sevgi duyguları, temelde bu algılamaya dayanacaktı. Biz onu tam olarak anlayana kadar, çiçekler bizim için en yüce, en kutsal ve biçimi olmayan bir içsel ifade olmaya devam edecekti. Yetiştikleri bitkilere oranla çok daha uçucu, çok daha göksel ve çok daha nazik olan çiçekler, başka bir alemin elçileri, fiziksel biçim dünyasıyla biçim olmayan dünya arasında bir köprü olacaklardı. Sadece insanları mutlu eden güzel kokuları

ECKHART TOLLE bir öneme sahip olmuşlardır. B ü t ü n yaşam biçimleri gibi, elbette ki onlar da tek bir Yaşam'ın, tek bir B i l i n ç ' i n geçici ifadeleridir. Sahip oldukları özel önem ve insanlar ı n onlara bu kadar h a y r a n l ı k l a y a k l a ş m a l a r ı n ı n nedeni, göksel n i t e l i k l e r i y l e açıklanabilir. İ n s a n l a r ı n algılarında uyanık ve dingin bir dikkat, belli derecede bir V a r l ı k olduğunda, her yaratığın, her yaşam biçiminin içindeki r u h s a l özü görebilir ve kendi özleriyle b i r l e ş t i r e r e k kendileri kadar sevmeyi başarabilirler. Ama bu olana kadar, çoğu insan sadece dış biçimi görür ve içsel özün farkında olmaz; t ı p k ı kendi ruhsal ö z l e r i n i n farkında olmayarak k e n d i l e r i n i sadece fiz i k s e l ve p s i k o l o j i k biçimleriyle t a n ı m l a d ı k l a r ı gibi. B i r çiçek, bir k r i s t a l , değerli bir taş ya da bir kuş için konuşmak gerekirse, bilinci çok az açık olan ya da hiç açık olmayan biri bile, o biçimin ardında çok daha fazlası olduğunu hisseder ve nedenini bile bilmeden ona karşı y a k ı n l ı k ve çekim duyar. Bu göksel doğası nedeniyle, f i z i k s e l biçimi, içindeki r u h u diğer v a r l ı k l a r d a olduğundan daha az bastırır. Yeni doğmuş yaşam f o r m l a r ı - bebekler, kedi ya da köpek y a v r u l a r ı , k u z u l a r vs. - bu konuda i s t i s n a d ı r . Çünkü onlar k ı r ı l g a n ve hassastırlar; henüz maddesel dünyaya tam olarak uyum sağlayamamışlardır. Onlara baktığınızda, bu dünyaya ait olmayan bir masumiyet, bir t a t l ı l ı k , bir güzellik görürsünüz. Görece duyarsız insanlarda bile belli bir neşe uyandırırlar. Dolayısıyla uyanık olduğunuzda ve bir çiçeğe, k r i s t a le ya da kuşa bakarak onu z i h i n s e l olarak i s i m l e n d i r meden düşüncelere daldığınızda, s i z i n için f i z i k ötesi 18

VAR OLMANIN GÜCÜ dünyaya açılan bir pencere haline gelir. Çok küçük bile olsa, içinizde r u h l a r alemine doğru bir açılış hissedersiniz. A n t i k zamanlardan beri bu üç " a y d ı n l a n m ı ş " yaşam biçiminin insan b i l i n c i n i n evriminde çok önemli bir rol oynamış olmalarının nedeni budur. Örneğin, neden bir lotus çiçeği B u d i z m ' i n en önemli sembollerinden b i r i d i r ve beyaz bir güvercin H ı r i s t i y a n l ı k inancında K u t s a l Ruh'u t e m s i l eder? Onlar, u z u n zamandan beri, insan t ü r ü n ü n geçireceği evrim için, gezegen çapında bir bilinÇ sıçraması için zemini h a z ı r l ı y o r l a r d ı . Ş i m d i tanık olmaya başladığımız r u h s a l uyanış budur.

BU K İ T A B I N A M A C I İ n s a n l ı k bir bilinç değişimine hazır mı? Kendi içlerinde oluşacak olan çiçeklenme yanında, ne kadar güzel olurlarsa olsunlar, bitkilerdeki çiçeklenme sadece solgun bir yansıma olarak kalacaktır. İ n s a n l ı k böyle bir geçişe hazır mı? İ n s a n l a r ş a r t l a n m ı ş z i h i n y a p ı l a r ı n ı n yoğunluğunu terk ederek, k r i s t a l l e r ya da değerli taşlar gibi olabilirler mi; diğer bir deyişle, bilinç ı ş ı ğ ı n ı geçirir hale gelebilirler mi? Maddeciliğin yerçekimi gücüne k a r ş ı koyarak, k e n d i l e r i n i kendi benliklerine mahkûm eden egodan k u r t u l a b i l i r l e r mi? Böyle bir değişimin m ü m k ü n olduğu, insanoğluna gelen tüm büyük bilgelik öğretilerinin öncelikli mesajı olmuştur. Elçiler - Buda, İsa, Muhammed ve hepsi bilinmeyen diğer birçokları - i n s a n l ı ğ ı n erken açan çiçek19

ECKHART TOLLE l e r i y d i . Onlar nadir bulunan, son derece değerli öncülerdi. O zamanlar her tarafta çiçekler açması m ü m k ü n değildi ve bu yüzden mesajları genellikle y a n l ı ş anlaşıldı ya da büyük ölçüde saptırıldı. Küçük bir a z ı n l ı k dışında, insan d a v r a n ı ş l a r ı n ı k e s i n l i k l e değiştiremediler. Peki ş i m d i i n s a n l ı k o öğretmenlerin zamanında olduğundan daha mı hazır? Bu neden böyle olsun ki? Bu içsel değişimi h ı z l a n d ı r m a k için ne yapabilirsiniz? B i lincin eski egoist d u r u m u n u tanımlayan özellikler neler ve yeni bilinç durumu hangi işaretlerle tanınabilir? Bu kitapta, bu ve bunlar gibi diğer temel s o r u l a r ı n cevaplarına değineceğiz. Daha da önemlisi, bu kitabın kendisi ortaya çıkan yeni bilincin yarattığı bir değişim aracıdır. Burada belirtilen f i k i r l e r ve kavramlar önemli olab i l i r ama yine de i k i n c i l derecede öneme sahiptirler. U y a n ı ş a doğru yol gösteren tabelalardan başka bir şey değildirler. Kitabı okumaya devam ederken, içinizde bir değişim gerçekleştiğini göreceksiniz. Bu kitabın ana amacı, z i h n i n i z e yeni bilgiler ya da inançlar y e r l e ş t i r m e k veya s i z i herhangi gerçekleştirmek. k i r l e r l e ve bir şeye ikna etmek değil, bir bilinç değişimi getirmek, yani uyanışı Bu açıdan, kitap aslında hiç "ilginç" zihninizde oynayabileceğiniz, değil. İlginç kelimesi, mesafenizi koruyabileceğiniz, fikavramlarla aynı f i k i r d e olabileceğiniz ya da olmayabileceğiniz bir şey anlamına gelir. Hayır, bu kitap s i z i n l e i l g i l i . B i l i n ç d u r u m u n u z u değiştirecek ya da anlamsız olacak. Bu kitap sadece hazır olanları uyandırabilir. 19 Henüz herkes hazır değil ama birçoğu öyle ve her bir insan uyandığın-

VAR OLMANIN GÜCÜ da, k o l e k t i f bilincin ivmesi de giderek artacak ve diğerl e r i n i n i ş i daha da kolaylaşacak. U y a n ı ş ı n ne anlama geldiğini b i l m i y o r s a n ı z , okumaya devam edin. Ancak u y a n ı ş ı gerçekleştirerek bu kelimenin gerçek anlamını öğrenebilirsiniz. U y a n ı ş sürecini başlatmak için, sadece bir bakış atmak yeterlidir ve bu süreç asla tersine çevrilemez. B a z ı l a r ı bu kitabı okurken o küçük b a k ı ş ı yakalamış olacaklar. Ama birçokları için, kendileri f a r k ı n da olsunlar ya da olmasınlar, o süreç çoktan başladı. Bu kitap, süreci fark etmelerini sağlayacak. B a z ı l a r ı için kayıplar ve acılarla başlamış olabilir; bazıları r u h s a l bir öğretmen ya da r u h s a l bir öğretiyle k a r ş ı l a ş m ı ş olabilir veya b u n l a r ı n hepsinin bir b i l e ş i m i olabilir. Eğer içinizdeki uyanış süreci başlamışsa, bu kitabı okumak süreci daha da hızlandıracak ve yoğunlaştıracaktır. U y a n ı ş ı n temel bir parçası, uyanmamış s i z i tanımaktır; yani diğer bir deyişle, egonuzu. Egonuzun nasıl düşündüğünü, nasıl konuştuğunu ve nasıl hareket ettiğini anlarken, s i z i s ü r e k l i olarak uyanmamış durumda tutan ş a r t l a n m ı ş z i h i n s e l durumu da kavrayacaksınız. İşte bu yüzden, bu kitap egonun ana ö z e l l i k l e r i n i ve gerek bireysel, gerekse k o l e k t i f olarak nasıl hareket ettiğini anlatmaktadır. Bu, birbirine bağlı i k i nedenden dolayı çok ö n e m l i d i r : B i r i n c i s i , egonun ardında çalışan temel d i n a m i k l e r i bilmezseniz, onu tanıyamaz ve tekrar tekrar s i z i kandırmasına i z i n v e r i r s i n i z . Yani egonuz sizi ele geçirir ve s i z m i ş gibi davranır. İ k i n c i neden ise, tanıma eyleminin k e n d i s i n i n u y a n ı ş ı n gerçekleşme yollarından b i r i s i olmasıdır. İçinizdeki b i l i n ç s i z l i ğ i tanıdı19

ECKHART TOLLE ğımzda, yükselen bilinci tanımak, yani uyanmak mümkün hale gelir. Egoya k a r ş ı savaşıp kazanmanız mümk ü n değildir, çünkü karanlıkla savaşmış gibi olursunuz. Gerekli olan şey sadece bilincin ışığıdır. S i z o ı ş ı k s ı n ı z .

19 Hıristiyan

VAR OLMANIN GÜCÜ öğretilerinde, insanın normal kolektif

durumu "original sin - i l k günah" olarak görülür. Aslında sin - günah kelimesi, yanlış anlaşılmış ve yanlış tercüme edilmiştir. Yeni A h i t ' i n yazıldığı antik Yunanca'dan kelime anlamıyla tercüme edildiğinde, günah kelimesi mantığı kaçırmak anlamına gelmektedir. Ya-

KALITSAL B O Z U K L U Ğ U M U Z İnsanlığın antik dinlerine ve ruhsal geleneklerine daha derinden baktığımızda, yüzeyde aralarında birçok farkl ı l ı k olmasına rağmen, iki temel konuda çoğunun aynı fikirde olduğunu görürsünüz. Bu görüşleri tanımlamak için k u l l a n d ı k l a r ı kelimeler değişebilir ama hepsi yine de tek bir temel gerçeğe işaret ederler. Aslında bu temel gerçek i k i aşamalıdır: Birinci aşaması, çoğu insanların "normal" zihin durumlarının bozukluk ve hatta delilik diyebileceğimiz şekilde olmasıdır. Hinduizm'in temelindeki belli öğretiler, bu bozukluğu kolektif zihinsel rahatsızlığa yakın bir şekilde görmektedir ve buna "aldanma perdesi" anlamına gelen maya adını vermektedir. En büyük H i n t l i bilgelerden biri olan Ramana Maharshi, açıkça şöyle demiştir: " Z i h i n mayadır." Budizm farklı terimler kullanmaktadır. Buda'ya göre, insan zihni normal durumundayken dukkha üretir ve bu da acı çekme, t a t m i n s i z l i k veya keder olarak tercüme edilebilir. Buda, bunu insanın doğal bir özelliği olarak görmektedir. "Nereye giderseniz gidin, ne yaparsanız yapın," der Buda, "dukkha ile k a r ş ı l a ş ı r s ı n ı z ; her durumda er ya da geç kendini gösterecektir." 23

ni beceriksizce, körlemesine yaşamak ve böylece acı çekmek ya da acıya neden olmak demektir. Yine, kelime k ü l t ü r e l çapaklarından ve yanlış yorumlarından arındırıldığında, insanın kolektif bilincindeki bozukluğu ifade etmektedir. İ n s a n l ı ğ ı n başarıları etkileyicidir ve inkar edilemezler. İnanılmaz güzellikte müzikler, edebiyat eserleri, tablolar, mimari eserler ve heykeller ürettik. Daha yakın zamanda, bilim ve teknoloji yaşam tarzımızda çok büyük değişikliklere yol açtı ve i k i asır önce mucizevi olarak görülebilecek şeyleri yapmamızı ve yaratmamızı sağladı. Hiç şüphesiz: İnsan son derece zeki bir yaratık. Ama bu zekası, aynı zamanda delilikle gölgelenmiş durumdadır. B i l i m ve teknoloji, insan z i h n i n i n bozukluluğunun gezegen, diğer yaşam biçimleri ve insanın kendisi üzerindeki y ı k ı c ı e t k i s i n i daha da artırdı. İşte bu yüzden, insanoğlunun kolekt i f deliliği en iyi y i r m i n c i y ü z y ı l tarihine bakılarak görülmektedir. 1. Dünya Savaşı, 1914 yılında çıktı. Korku, açgözlülük ve güç h ı r s ı y l a ateşlenen yıkıcı ve zalim savaşlar, tıpkı kölecilik, işkenceler ve dini ya da ideolojik nedenlerle yayılan şiddet gibi, insanlık t a r i h i n i n sıradan

ECKHART TOLLE olayları arasına girdi. İnsanlar, doğal felaketlerden

VAR. OLMANIN GÜCÜ ğunun diğer bir yönü ise, i n s a n l a r ı n diğer yaşam biçimlerine ve gezegenin kendisine u y g u l a d ı k l a r ı i n a n ı l maz şiddettir; oksijen üreten ormanların, b i t k i l e r i n ve hayvanların yok edilmesi; vanlara uygulanan vahşet; fabrika ç i f t l i k l e r i n d e haynehirlerin, okyanusların

çok b i r b i r l e r i n i n ellerinden acı çektiler. Ama 1914 yılında, son derece zeki insan beyni, sadece içten patlamalı motorları üretmekle kalmadı, aynı zamanda bombaları, m a k i n e l i t ü f e k l e r i , denizaltıları, alev makin e l e r i n i ve z e h i r l i gazları da icat etti. İşte size deliliğin h i z m e t i n d e k i zeka! F r a n s a ile Belçika arasındaki savaşta, milyonlarca insan bir avuç toprak parçası için öldü. 1918 y ı l ı n d a savaş bittiğinde, hayatta kalanlar On milyon i n s a n ölmüş, çok geride b ı r a k t ı k l a r ı y ı k ı m a dehşetle ve ne y a p t ı k l a r ı n a inanamayarak baktılar: daha f a z l a s ı sakat k a l m ı ş t ı . İnsanoğlunun deliliği, daha önce hiç bu kadar y ı k ı c ı , hiç bu kadar belirgin olmam ı ş t ı . B u n u n sadece başlangıç olduğunu ise çok az k i ş i biliyordu. Y ü z y ı l ı n sonlarında, diğer i n s a n l a r ı n elinde şiddetli bir şekilde ölen i n s a n l a r ı n sayısı, yüz milyondan fazlaydı. Sadece ülkeler arasındaki savaşlarda değil, aynı zamanda k i t l e s e l imha s i l a h l a r ı ve s o y k ı r ı m yüzünden ölmüşlerdi; S t a l i n ' i n yönetimindeki Sovyetler Birliği'nde y i r m i milyon "devlet düşmanı, casus ve hain" ö l d ü r ü l ü r ken, Nazi Almanyasındaki Yahudi S o y k ı r ı m ı da ondan aşağı değildi. Öte yandan, daha küçük içsel çatışmalarda ölenler de çoktu; örneğin İspanyol İç Savaşı ya da Kamboçya'da olduğu gibi. T e l e v i z y o n l a r d a k i günlük haberlere bakarak, deliliğin henüz ortadan k a l k m a d ı ğ ı n ı , hatta y i r m i birinci y ü z y ı l ı n başlarında daha da h ı z l a n a r a k devam ettiğini söyleyebiliriz. İnsan zihninin 24 diğer k o l e k t i f bozuklu-

ve havanın zehirlenmesi. Açgözlülüğün etkisinde kalan ve doğanın bütünüyle b a ğ l a n t ı l a r ı n ı n f a r k ı n d a olmayan insanoğlu, k o n t r o l s ü z bir şekilde devam ettiği takdirde kendi sonunu getirebileceği davranışlarını hâlâ s ü r d ü r m e k t e d i r . K o l e k t i f insan bilinç bozukluğu, t a r i h i n daha eski

çağlarına kadar uzanmaktadır. Aslında i n s a n l ı k t a r i h i , bir delilik t a r i h i olarak bile adlandırılabilir. Eğer insanl ı k t a r i h i tek bir insanın geçmişi gibi k l i n i k vaka olarak incelenebilseydi, teşhis muhtemelen şöyle olurdu: Kronik paraııoid hayaller, patolojik cinayet eğilimi, a ş ı r ı şiddet eylemleri ve bilinçaltının kendini dışavurumunun bir ifadesi olarak belirlenen "düşmanlara" k a r ş ı inanılmaz bir z a l i m l i k . En kısa tanımıyla, tehlikeli deli! K o r k u , açgözlülük ve güç l ı ı r s ı , sadece ülkeler, kabileler, dinler ve ideolojiler arasındaki savaşların ve şiddetin ardında yatan psikolojik motivasyonlar değildir; aynı zamanda k i ş i s e l i l i ş k i l e r d e de bir s ü r e k l i çatışma nedenidir. Başka insanlar ve kendinizle i l g i l i görüşlerinizde bir bozukluk yaratırlar. Bu motivasyonlar yüzünden, her d u r u m u yanlış yorumlar, korkuya dayalı yanl ı ş eylemlerde bulunur ve asla doldurulamayacak bir delik olarak hep daha fazlasıyla kendinizi tatmin etmeye ç a l ı ş ı r s ı n ı z . 101

ECKHART TOLLE Ama k o r k u n u n , açgözlülüğün ve güç h ı r s ı n ı n sözünü ettiğimiz b o z u k l u k l a r olmadığını, her insan zihninin d e r i n l i k l e r i n d e yatan k o l e k t i f aldanma yüzünden yarat ı l a n d ü r t ü l e r olduğunu anlamak önemlidir. Çok çeşitli r u h s a l öğretiler, bize k o r k u y u ve açgözlülüğü bırakmam ı z ı söyler. Ama r u h s a l uygulamalar genellikle başarıs ı z d ı r . B o z u k l u ğ u n kökenine inmezler. K o r k u , açgözlül ü k ve güç h ı r s ı , nihai nedensel etkenler değildir. Daha iyi bir insan olmaya çalışmak, kulağa takdir edilesi ve y ü k s e k a h l a k l ı bir şey gibi gelir ama aslında, bilincinizde bir değişim gerçekleştirmediğiniz sürece asla başaramayacağınız bir şeydir. B u n u n nedeni, k i ş i n i n kendi kavramsal k i m l i ğ i n i ya da diğer bir deyişle öz i m a j ı n ı daha güçlendirmeye çalışması da bu bozukluğun daha g i z l i ve daha ender görülen bir ifadesi olmasıdır. İ y i olmaya çalışarak iyi olamazsınız ama zaten içinizde var olan i y i l i ğ i bularak ve o i y i l i ğ i n ortaya çıkmasına i z i n vererek bunu y a p a b i l i r s i n i z . Ama o i y i l i k ancak bilinç durumunuzda bazı temel değişimleri gerçekleştirdiğiniz takdirde ortaya çıkabilir. Aslında soylu ideallerden esinlenmiş olan Komü-

VAR OLMANIN GÜCÜ YENİ BİLİNCİN YÜKSELİŞİ Çoğu antik dinler ve r u h s a l gelenekler, belli bir görüşü paylaşırlar: "Normal" zihin d u r u m u m u z u n , temel bir bozukluk içerdiği görüşünü. Ne var ki bu görüşten insan doğasına bir geçiş yaptığımızda - buna kötü haber diyebiliriz - ikinci bir görüşle k a r ş ı l a ş ı r ı z : İ n s a n bilincinin radikal bir değişim gerçekleştirme olasılığı, yani iyi haber. H i n d u öğretilerinde - bazen Budizm'de de - bu değişime aydınlanma adı v e r i l i r . çekmenin sonu olarak tanımlanır. İ s a ' n ı n öğretilerinde, Özgürlük ve uyanış aynı kavram kurtuluş olarak geçer ve Budizm'de de acı da aynı kavram için k u l l a n ı l a n diğer kelimelerdir. İ n s a n l ı ğ ı n en büyük başarısı sanat, bilim ya da teknoloji eserleri değil, kendi bozukluğunu, kendi deliliğini tanıyıp kabul etmesidir. U z a k geçmişte, bu anlayış birkaç k i ş i y e gelmişti. 2,600 y ı l önce Hindistan'da yaşamış olan Gautama Siddhartha adlı bir adam, bu mutlak gerçekliği gören belki de i l k k i ş i y d i . Daha sonraları, ona Buda adı verildi. Buda, "uyanmış olan" anlamına gelir. Aynı dönemlerde, i n s a n l ı ğ ı n erken uyanan öğretmenlerinden biri Çin'de ortaya çıktı. Onun adı da Lao T z u idi. Öğretilerinin Tao Te Ching. İ n s a n ı n kendi deliliğini tanıması, elbette ki deliliğin kendini belli etmesi, dolayısıyla iyileşmenin başlaması demektir. Dolayısıyla, bu insanlar ortaya çıktıklarında, gezegen üzerindeki i l k zayıf çiçekler açmıştı; diğer bir 27 kayıtlarım, şimdiye dek yazılmış en önemli r u h s a l kitaplardan biri olarak bizlere bıraktı:

n i z m ' i n t a r i h i , kendi içsel gerçekliklerinde, kendi bilinç durumlarında gerekli değişimi gerçekleştirmedikleri sürece harici gerçekliği değiştirmeye çalıştıklarında neler olduğunu açıkça göstermektedir; prensipleri doğru ve samimi bir şekilde uygulandığında belki de yeni bir dünya yaratabilecek olan K o m ü n i z m ' i n en büyük hatas ı , tüm insanlarda var olan bozukluğu dikkate almadan plan yapmasından k a y n a k l a n m ı ş t ı r : Yani egoyu. 26

ECKHART TOLLE deyişle, insan bilincinde yeni bir boyut başlamıştı. O k i ş i l e r kendi dönemlerinde çağdaşlarıyla k o n u ş m u ş l a r d ı . Günahtan, acı çekmekten ve illüzyonlardan söz etmişlerdi. " N a s ı l yaşadığına bak," demişlerdi. "Ne yaptığını ve n a s ı l bir acı y a r a t t ı ğ ı n ı gör." Sonra, "normal" insan v a r l ı ğ ı n ı n k o l e k t i f kabusundan olası bir uyanışa dikkat çekmişler ve yolu göstermişlerdi. Ama dünya henüz onlara hazır değildi; yine de insan u y a n ı ş ı n ı n hayati ve gerekli bir parçasıydılar. Kaçınılmaz bir şekilde, çağdaşları - ve sonrasında gelen kuşaklar - tarafından genellikle y a n l ı ş anlaşıldılar. Öğret i l e r i son derece basit ve güçlü olmasına rağmen, bazı durumlarda kendi öğrencileri tarafından kaleme a l ı n ı r ken dahi s a p t ı r ı l d ı l a r ve y a n l ı ş yorumlandılar. A s ı r l a r boyunca, o r i j i n a l öğretilerle i l g i s i olmayan bir s ü r ü şey eklendi ama temel bir y a n l ı ş anlamanın ötesine geçemediler. pınıldı. Öğretmenlerden bazıları alay konusu oldu, aşağılandı veya öldürüldü; diğerlerine ise t a n r ı diye taİ n s a n z i h n i n i n bozukluğunun ötesinde kalan, k o l e k t i f delilikten kaçışı sağlayacak yolu gösteren öğret i l e r böylece bozuldular ve kendileri de deliliğin bir parçası haline geldiler. Dolayısıyla, geniş çapta ele alındığında, dinler birl e ş t i r i c i güç olmaktan çıkıp, bölücü güç haline geldi. T ü m yaşamın t e k l i ğ i n i n a n l a ş ı l m a s ı sayesinde şiddet ve nefreti bitirecekleri yerde, daha fazla şiddet ve nefret getirdiler ve i n s a n l a r arasında, dinler arasında ve hatta d i n l e r i n kendi içlerinde daha fazla a y r ı m yarattılar. İnsanların kendilerini 28 tanımlayabilecekleri ve

VAR OLMANIN GÜCÜ kendi sahte benlik d u y g u l a r ı m güçlendirmek için k u l lanabilecekleri inanç s i s t e m l e r i ve ideolojiler haline geldiler. Bu s i s t e m l e r sayesinde k e n d i l e r i n i " h a k l ı , " diğ e r l e r i n i " h a k s ı z " çıkarabiliyor, me hakkı tanımak için başka düşmanları sayesinde insanları "diğerleri", k e n d i l e r i n i tanımlayabiliyor, kendilerine onları öldür" i n a n ç s ı z l a r " ya da " k a f i r l e r " diye adlandırıyorlardı.

K u t s a l metinlerde i n s a n ı n " T a n r ı " m n suretinde yarat ı l d ı ğ ı söylenirken, i n s a n l a r kendi suretlerinden "Tanr ı " yaratmayı tercih ediyorlardı. idole dönüştürülmüştü. Sonsuz, ş e k i l s i z ve i s i m l e n d i r i l e m e z olan, t a p ı n ı l m a s ı gereken z i h i n s e l bir Yine de... yine de... din adına gerçekleşen tüm bu delice eylemlere rağmen, işaret e t t i k l e r i Gerçek, kendi özünde hâlâ parlamaya devam ediyordu. Yozlaşma ve y a n l ı ş y o r u m katmanları b i r b i r i üstüne y ı ğ ı l a r a k onu altlarında b ı r a k m ı ş olmalarına rağmen, hâlâ da parıldamaya devam ediyor. Ama kendi içinizdeki Gerçek ile karşılaşmadığınız, yüzleşmediğiniz sürece, onu anlamayı asla başaramazsınız. T a r i h boyunca, bilinçlerinde belirgin bir değişimi deneyimleyen ve kendi içlerinde bütün d i n l e r i n işaret ettiği yönde eğilim gören insanlar oldu. O kavrama dökülemeyen Gerçeği tanımlamak için, kendi d i n l e r i n i n kavramsal çatısını kullandılar. Bu insanlar sayesinde, bütün büyük dinlerde kendini sadece bir yeniden keşifle değil, aynı zamanda bazı durumlarda orijinal öğretinin ışığının yoğunlaşması olarak ifade eden " o k u l l a r " ya da hareketler gelişti. E r ken dönem ve Orta Çağ H ı r i s t i y a n l ı k dünyasında Gnos19

ECKHART TOLLE t i k ve m i s t i k akımlar, İslam dininde Sufizm, Musevilik'te Kabala ve Hasidizm, Hinduizm'de Advaita Vedanta, Budizm'de Zen böyle doğdu. Bu okulların çoğu, geleneklere k a r ş ı y d ı . Kavram katmanlarını b i r b i r i ardına yırtıp atıyor, gerçeğe ulaşmak için insanları kendi zih i n l e r i n i kullanmaya ve sorgulamaya teşvik ediyorlardı; işte bu nedenle, yapılanmış dini hiyerarşiler tarafından şüpheyle ve çoğu zaman da düşmanlıkla karşılanıyorlardı. Genel olarak empoze edildiği haliyle dinin aksine, onlar anlayışı, sorgulamayı ve içsel değişimi vurguluyorlardı. Bu ezoterik okullar veya hareketler sayesinde, büyük dinler orijinal öğretilerin değiştirici gücünü yeniden kazanmayı başardılar ama birçok durumda, sadece çok az sayıda insan onlara ulaşabildi. Ne yazık ki sayıları asla çoğunluğun kolektif bilincinde önemli bir etki yapacak kadar çok olmadı. Zaman içinde, etkil e r i n i sürdürebilmek için bu okullar da fazlasıyla katılaştı veya kavramsallaştı.

VAR OLMANIN GÜCÜ viyede s ı k ı ş ı p kalmıştır. Kendilerini tamamen düşünceleriyle tanımladıklarından, bilinçaltından kaynaklanan bir davranışla kendi k i m l i k l e r i n i korumak için gerçeğe sahip olan k i ş i l e r i n sadece kendileri olduğunu savunurlar. Düşüncenin s ı n ı r l a r ı olabileceğini kavrayamazlar. Aynen onlar gibi inanmadığınız sürece, s i z i n yanılgıda olduğunuzu düşünürler ve gerçek şu ki yakın geçmişe kadar, sadece bu nedenle s i z i öldürmeyi kendilerine hak bilirlerdi. Hatta bazıları bunu hâlâ yapıyor. Yeni ruhsallık, bilinç değişimi, var olan kurumsallaşmış dinlerinin sınırlarına taşmaktadır. dinlerde En tutucu bile daima ruhsallık grupları vardı ama ku-

rumsallaşmış hiyerarşiler, onları tehdit olarak görüyor ve bastırmak istiyorlardı. Din yapıları dışında geniş ölçekli bir r u h s a l l ı k açılımı, tamamen yeni bir harekettir. Geçmişte, özellikle de Batı'da, bu kesinlikle düşünülemeyecek bir şeydi, çünkü Kilise'nin ruhsallık konusunda özel bir yetkisi vardı. K i l i s e ' n i n izni olmadan kendinizi ortaya atıp ruhsal bir konuşma yapmaya ya da ruhsal bir kitap yayınlamaya kalkışırsanız, kazığa bağla-

RUHSALLIK VE DİN Yeni bilinç yükselişinde yapılanmış dinlerin rolü nedir? Bugün artık birçok k i ş i dinle ruhsallık arasındaki ayrımın farkında. B i r inanç sisteminin, doğasına bağlı olmaksızın insanı ruhsallaştırmadığınm farkındalar. Aslında, düşüncelerinizi (inançlarınızı) kendi kimliğinize ııe kadar kaynaştırırsanız, kendi içinizdeki ruhsallıktan o kadar uzaklaşırsınız. Birçok "dindar" insan, o se~ 31

nıp yakılanlardan biri olurdunuz. Ama şimdi, belli kiliselerin ve dinlerin kendi içlerinde dahi, belirgin değişim işaretleri var. Bu çok umut verici bir gelişme ve Papa I I . John Paul bir kiliseyi ve bir sinagogu ziyaret ettiğinde, ruhsal açıklığın ilk sinyallerini veriyordu. Kısmen kurumsallaşmış dinlerin yapısı dışındaki ruhsal öğretiler sayesinde - ama aynı zamanda antik Doğu bilgelik öğretilerinin yoğun etkisiyle - geleneksel dinlerin takipçileri arasında kendilerini biçimlerden, dog19

ECKHART TOLLE malardan ve katı inanç sistemlerinden arındırarak, kendi ruhsal geleneklerinin ve kendi benliklerinin içinde yatan gerçek derinliği keşfeden insanların sayısı giderek artıyor. İnsanın ne kadar "ruhsal" olduğunun neye inandığıyla değil, bilinç durumuyla i l g i s i olduğunu anlıyorlar; sonuç olarak, bunun dünyayla ve başka canlılarla i l i ş k i lerinizde nasıl davranacağınızı belirlediğini de. Biçimin ötesine geçmeyi başaramayanlar, kendi inançlarına daha da fazla tutsak oluyorlar. Böyle insanlarda sadece benzeri görülmemiş bir bilinç sapkmlığıyla değil, aynı zamanda yoğun bir egoyla da karşılaşıyoruz. Bazı dini kurumlar yeni bilinçlere açık olurken, diğerleri doktrinlerini daha da güçlendiriyor ve kendilerini egonun kendini savunduğu insan yapımı diğer yapılar arasına katıyorlar. Bazı kiliseler, mezhepler, kültler ya da dini hareketler, temelde kolektif ego kimlikleridir ve bu hareketlerde yer alan insanların zihin yapıları, herhangi bir politik ideoloj i y i körü körüne izleyenlerinkinden farklı değildir. Ama egonun çözülmesi kaçınılmazdır ve bütün katılaşmış yapısına rağmen, dini ya da diğer türde kurumlar, şirketler veya hükümetler, ne kadar güçlü görünseler bile kendi içlerinde dağılmaktan kurtulamazlar. En katı ve değişime en fazla direnen yapılar, en önce çökenler olacaktır. Bunun bir örneğini, Sovyetler B i r l i ği'nde gördük bile. Ne kadar güçlü, kemikleşmiş, sağlam ve monolitik görünse de, birkaç y ı l içinde kendiliğinden çözülüverdi. Bunu kimse önceden tahmin edememişti. Herkes şaşırmıştı. Gerçek şu ki bunun gibi sürprizlerle daha çok karşılaşacağız. 33 27

VAR OLMANIN GÜCÜ DEĞİŞİMİN ACİLİYETİ Radikal bir krizle karşılaştığında, eski varlığını sürdürme, başkalarıyla ve etrafını saran doğayla iletişim kurma yolları işe yaramadığında, hayatta kalma olasılığı aşılması imkansız gibi görünen sorunlarla tehdit edildiğinde, bir canlı - ya da bir canlı türü - ya ölür, ya yok olur ya da evrimsel bir sıçrama yaparak sınırlarının üzerine çıkar. Bu gezegende yaşayan canlıların ilk olarak denizde var olduklarına inanılmaktadır. Karada herhangi bir hayvan yaşamazken, denizler çeşitli canlı türleriyle dolmuştu bile. Bir noktada, deniz yaratıklarından biri bir şekilde kuru toprağa çıkmaya başlamış olmalıydı. Belki başlangıçta birkaç santim süründükten sonra, toprağın yüksek yerçekimi gücü yüzünden yorgun düşerek yerçekiminin neredeyse bulunmadığı ve varlığını sürdürmenin çok daha kolay olduğu suya geri dönüyordu. Sonraları tekrar, tekrar, tekrar denedi ve zaman içinde karada yaşamak üzere uyum sağladı; yüzgeçleri yerine ayaklan, solungaçları yerine akciğerleri oluştu. Ama bir türün herhangi bir krizle karşılaşmadığı sürece yabancı bir ortamda böylesine zor şartlar altında yaşamaya karar vermesi pek olası görünmemektedir elbette. Belki de büyük bir deniz parçası, zaman içinde ana okyanusla bağlantısını kaybetti ve binlerce yıl boyunca suyun giderek çekilmesiyle balıklan evrime zorladı. Varlığını sürdürme olasılığını tehdit eden büyük bir krize k a r ş ı l ı k vermek; işte insanoğlunun şimdi karşılaştığı durum budur. İ l k kez 2,500 y ı l önce antik bilgeler tarafından fark edilen, şimdi bilim ve teknoloji saye-

ECKHART TOLLE sinde varlığını en belirgin şekilde ifade eden egoist insan deliliği, i l k kez gezegenin varlığını tehdit eder hale geldi. Çok yakın zamana kadar, insan bilincinin değişimi - yine antik bilgeler tarafından işaret edilmişti - bir olasılıktan fazlası değildi ve dini ya da k ü l t ü r e l geçmişlerine bağlı olmaksızın, orada burada birkaç nadir k i ş i tarafından algılanıyordu. İnsan bilincinin yaygın bir şekilde çiçek açması daha önce gerçekleşmedi, çünkü şimdiye dek asla zorunlu değildi. Dünya nüfusunun büyük bir bölümü, şimdi insanlığın çok önemli bir seçim yapmak zorunda olduğunu görebiliyor ya da görecek: E v r i m geçir ya da yok ol. İnsanlığın şimdilik küçük ama giderek artan bir yüzdesi, eski egoist zihin kalıplarını kırarak yeni bir bilinç boyutuna ulaşmaya başladı bile. Şimdi yükselen şey yeni bir din, yeni bir inanç sistemi, ruhsal ideoloji ya da mitoloji değil. Sadece mitolojilerin değil, ideolojilerin ve inanç sistemlerinin de sonuna geliyoruz. Değişim, z i h n i n i z i n algılayabileceğinden çok daha derinlere uzanıyor. Aslında, bu yeni bilincin merkezinde, düşüncenin ötesine geçebilme, kendi benliğinizde düşünceden çok daha geniş bir boyutu algılayabilme yeteneği yatıyor. A r t ı k k i m l i ğ i n i z i , benlik duygunuzu o kadar önemsemeyecek, kendiniz olarak algıladığınız eski bilinç yapınızdan uzaklaşacaksınız. "Kafamdaki ses"in ben olmadığını anlamak ne de büyük bir özgürlük! Peki o zaman ben kimim? Düşünceden önceki farkındalık, düşüncenin, duyguların ya da duyusal algıların gerçekleştiği boşluk. 34

101

VAR. OLMANIN GÜCÜ

Ego şundan daha fazlası değildir: Öncelikle düşünce kalıpları anlamına gelen biçimle tanımlama. Eğer kötülüğün herhangi bir gerçekliği varsa - üstelik mutlak değil, görece bir gerçeklik - onun tanımı da şu olabilir: Tam bir biçimle tanımlama; fiziksel biçimler, düşünce biçimleri ve duygusal biçimler. Bu durum, bütünle bağlantılı olduğumu tamamen unutmama ve yadsımama, başkalarıyla ve Kaynak ile bağlantımı kaybetmeme neden olur. İşte bu unutkanlık acı çekmek, aldanmak ve "ilk günah'tır. Düşüncelerimi, söylediklerimi ve yaptıklarımı bu ayrılık illüzyonu belirlediğinde, nasıl bir dünya yaratırım? Bunun cevabını bulmak için, insanların birbirleriyle iletişimlerine bakın, bir tarih kitabı okuyun ya da akşam haberlerini seyredin. Eğer insan zihninin yapısı değişmeden kalırsa, sürekli olarak aynı dünyayı, aynı kötülükleri ve aynı delil i k l e r i yaratıp duracağız.

YENİ BİR CENNET VE YENİ BİR DÜNYA Dünya, biçimin dış ifadesidir ve içtekinin bir yansımasıdır. Kolektif insan bilinci ve gezegenimizdeki yaşam, özünde birbirine bağlıdır. "Yeni bir cennet" insan bilinİnsan hayatı ve incinin değişim geçirmesidir ve "yeni bir dünya" bunun fiziksel alemdeki yansıması olacaktır. san bilinci, gezegenin yaşamıyla bağlantılı olduğundan, eski bilinç çözülürken, gezegenin birçok yerinde de coğrafi ve iklimsel değişimler yaşanacaktır ve bunlardan bazılarım görmeye başladık bile.

2. Bölüm
EGO: İNSANLIĞIN ŞİMDİKİ DURUMU

283 Sese dökülüp ağızdan yayılsınlar ya da sadece düşünceler olarak kalsınlar, kelimeler üzerinizde neredeyse hipnotik bir etki yapabilirler. Kendinizi kolayca onların içinde kaybeder, bir kelimeyle bir şeyi bağdaştırdığınızda, ne olduğunu bildiğiniz inancına k a p ı l ı r s ı n ı z . Gerçek şu: Ne olduğunu bilmiyorsunuz. Sadece gizemi bir etiketle örtüyorsunuz. Hiçbir şey, bir kuş, bir ağaç, hatta basit bir taş ve hepsinden öte insan, asla tam olarak bilinemez. Bunun nedeni, zihinle kavranamayacak bir derinliğe sahip olmasıdır. Hepimiz algılayabilir, deneyimleyebilir, düşünebiliriz ve bunların tümü, sadece gerçekliğin yüzeydeki katmanıdır; yani bir buzdağının görünen ucundan bile azdır. Yüzeydeki görünüşün altına indiğinizde, her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu görmekle kalmaz, aynı

ECKHART TOLLE 38 zamanda bütün hayatın başladığı Kaynak ile de bağl a n t ı l ı olduğunu g ö r ü r s ü n ü z . B i r taş, bir çiçek veya bir k u ş bile, size T a n r ı ' y a , Kaynağa ve kendinize uzanan yolu gösterebilir. nuzda ve Ona baktığınızda, elinizde tuttuğuiçinizde isimlendirmeye kalkışmadığınızda,

VAR, OLMANIN GÜCÜ aynı zamanda, k e n d i n i z i gerçeklikten u z a k l a ş t ı r d ı ğ ı n ı z sürece, etrafınızda kendini belli eden yaşam mucizeleri de birer birer kaybolacaktır. Bu şekilde, akıl elde edilebilir ama bilgelik kaybolur ve onunla b i r l i k t e m u t l u l u k , sevgi, y a r a t ı c ı l ı k ve canlılık da gider. Algıyla y o r u m arasındaki hareketsiz boşlukta s ı k ı ş ı p k a l ı r l a r . Elbette ki kelimeleri ve düşünceleri k u l l a n m a k zorundayız. Onlar ı n da kendi g ü z e l l i k l e r i var; ama onların e s i r i olmak zorunda m ı y ı z ? Kelimeler, gerçekliği insan z i h n i n i n kavrayabileceği bir boyuta indirger ve emin olun, bu da o kadar derin bir boyut değildir. Dilde ses telleri tarafından üretilen sekiz temel ses vardır: a, e, ı, i, o, ö, u, ü. Diğer sesler, hava basıncıyla üretilen konsonantlardır: s, f, g gibi. Böylesine basit seslerin k i m olduğunuzu, evrenin nihai amacını veya bir ağacın ya da taşın derinliğinde ne olduğunu açıklayabileceğine gerçekten inanıyor musunuz?

bir h a y r a n l ı k , bir h u ş u uyanır. Özüyle kendini size anlatır ve özünü size y a n s ı t ı r . B ü y ü k sanatçıların sezdikleri ve sanat eserlerine yansıtmayı başardığı şey budur. Van Gogh asla şöyle demedi: " B u sadece eski bir sandalye." B u n u n yerine, sandalyeye baktı, baktı, baktı. Sandalyenin v a r l ı ğ ı n ı h i s s e t t i . Sonra da t u v a l i n i n k a r ş ı s ı n a geçip boyalarını eline aldı. Sandalyenin kendisi muhtemelen birkaç, dolardan fazla etmezdi ama aynı sandalyeyi duyguyla yansıtan tablonun fiyatı bugün 25 milyon dolardan fazla. D ü n y a y ı kelimeler ve etiketlerle doldurmadığınızda, i n s a n l ı ğ ı n düşünceyi k u l l a n m a k yerine düşünceye esir olduğu zaman kaybettiği mucizevi bir duygu hayatınıza geri döner. Hayatınız m ü t h i ş bir d e r i n l i k kazanır. Nesnelere bir y e n i l i k , bir tazelik gelir. En büyük mucize ise, bütün k e l i m e l e r i n , düşüncelerin, z i h i n s e l etiketlerin ve imgelerin ötesinde, kendi özbenliğinizi deneyimlemekt i r . B u n u n olması için, kendi " B e n " duygunuzu, s i z i tanımladığını düşündüğünüz her şeyle oluşturduğu kördüğümden çözüp ayırmanız gerekir. İşte bu kitap, bu kördüğümlerle i l g i l i . Nesnelere, insanlara ya da durumlara sözel ya da zihinsel etiketler y a p ı ş t ı r m a k t a ne kadar aceleci davranıyorsanız, gerçekliğiniz o kadar sığ ve cansız olacaktır; 38

İLLÜZYON BENLİK "Ben" kelimesi, nasıl kullanıldığına bağlı olarak, hem en büyük hatayı hem de en derin gerçeği içinde barındırır. Geleneksel k u l l a n ı m ı y l a , dilde en s ı k kullanılan kelimelerden biri olmakla kalmaz ("benim," "benimki," "kendim" gibi i l g i l i kelimelerle birlikte), aynı zamanda da en büyük hatalardan biridir. Normal günlük kullanımında "ben", önemli bir hatayı, k i m olduğunuzla i l g i l i bir yanl ı ş kanıyı, sahte bir k i m l i k duygusunu da beraberinde 61

ECKHART TOLLE getirir. Bu egodur. Bu sahte benlik duygusu, sadece uzay ı n ve zamanın gerçeklikleriyle i l g i l i değil, aynı zamanda insan doğasıyla i l g i l i derin görüşler g e l i ş t i r m i ş olan Albert E i n s t e i n ' ı n "optik bir bilinç yanılsaması" olarak adlandırdığı şeydir. Bu sahte benlik duygusu, gerçekliğin tüm y a n l ı ş y o r u m l a r ı n ı , tüm düşünce yöntemlerini, paylaşımları ve i l i ş k i l e r i de peşinden sürükler. Gerçekl i ğ i n i z , i l k i l l l ü z y o n u n bir yansıması haline gelir. İ y i haber şu: anlayabilirseniz, Eğer bir i l l ü z y o n u n i l l ü z y o n olduğunu çözülür. Bir illüzyonun anlaşılması,

VAR. OLMANIN GÜCÜ "ben" k e l i m e s i n i öğrenirler ve kendi k i m l i k l e r i y l e özd e ş l e ş t i r d i k l e r i i s i m l e r i n i n yerine bu kelimeyi geçirirler. Sonra başka düşünceler gelerek i l k "ben" düşüncesiyle b i r l e ş i r . S o n r a k i aşama, "ben" ve "benim" düşüncel e r i n i , bir şekilde "ben"in parçaları olan düşüncelerle birleştirmedir. kelimeler, Bu, kendini kimliği nesnelerle ortadan tanımlamadır "Benim" ama zaman içinde, nesnelere benlik duygusu katan bu gerçek kaldırır. oyuncağım k ı r ı l d ı ğ ı n d a ya da kaybolduğunda, korkunç bir acı h i s s e d i l i r . B u n u n nedeni oyuncağın çok özel bir değere sahip olması değil - çocuk çok geçmeden o oyuncağa olan i l g i s i n i kaybedecek ve yerine başka oyuncakl a r ı geçirecektir - "benim" düşüncesidir. Oyuncak, çocuğun gelişmekte olan "ben" düşüncesiyle ya da diğer bir deyişle benlik duygusuyla özdeşleşmiştir. Dolayısıyla, başka çocuk büyürken ilk "ben" düşüncesi, Kendini

sona ermesi demektir. İ l l ü z y o n u n v a r l ı ğ ı n ı s ü r d ü r m e s i , ancak onu gerçek sandığınız sürece mümkündür. K i m olmadığınızı anladığınızda, gerçekte kim olduğunuz kendiliğinden ortaya çıkar. Ego dediğimiz sahte benliğin m e k a n i k l e r i n i incelediğimiz bu ve bir sonraki bölümü dikkatle ve yavaşça okurken, bu deneyimi yaşayacaksınız. Peki bu sahte benliğin doğası nedir? " B e n " dediğinizde genellikle sözünü ettiğiniz şey gerçek k i m l i ğ i n i z değildir. İnanılmaz bir basitleştirmeyle, "ben" dediğiniz her seferinde gerçek k i m l i ğ i n i z i n derinl i ğ i n i , z i h n i n i z d e k i "ben" düşüncesiyle ve "ben"i tanımladığınız her şeyle k a r ı ş t ı r ı r s ı n ı z . Peki "ben" k e l i m e s i n i ve "benim," "benimki," "kendim" gibi i l g i l i kelimeleri kullandığınızda genel olarak sözünü ettiğiniz şey nedir? B i r çocuk anne-babasınm ağzından ismini duyduğunda, zaman içinde bu kelimeyle bir özdeşlik kazanır ve zihninde k i m l i ğ i y l e i l g i l i bir düşünce biçimlenir. O aşamada, bazı çocuklar kendilerinden üçüncü ş a h ı s m ı ş gibi söz ederler. "Johnny acıktı." Çok geçmeden, büyülü 41

düşünceleri

kendine

çekmeye

başlar:

cinsiyetle, mülkiyetle, vücuduyla,

milliyetiyle, ı r k ı y l a ,

diniyle, mesleğiyle tanımlar. " B e n " i n kendini tanımladığı diğer şeyler, bilgi ya da görüşler, sevilen ve sevilmeyenler üreten rollerledir; baba, anne, karı-koca vb. gibi. Geçmişte başıma gelenler "bana" olanlardır ve bu anılar ı n düşünceleri "ben" düşüncesiyle birleşerek "ben ve geçmişim" duygusunu yaratırlar. Bunlar, insanların k i m l i k duygularını a l d ı k l a r ı şeylerden sadece bazılarıdır. Sonuçta benlik duygusunun eklendiği ve rasgele bir arada tutulan düşüncelerden daha fazlası değildirler. Bu z i h i n s e l yapı, normalde "ben" derken kastettiğiniz şeydir. Daha açık söylemek gerekirse: "Ben" dediğiniz19

ECKHART TOLLE de çoğu zaman konuşan siz değilsinizdir; o z i h i n s e l yapının, ego-benliğin bazı yönleridir. U y a n ı ş ı gerçekleştirdiğinizde, yine zaman zaman "ben" k e l i m e s i n i kullanacaksınız ama bunu b e n l i ğ i n i z i n çok daha derinlerinden hissederek yapacaksınız. Çoğu k i ş i kendini hâlâ genel düşünce akımlarıyla, t a k ı n t ı l ı düşüncelerle tanımlamaktadır ve bunların birçoğu anlamsızdır. Kendi düşünce sistemlerinden ve beraberlerinde getirdikleri duygulardan ayrı tuttukları bir "ben" yoktur. R u h s a l açıdan bilinçsiz olmanın anlamı budur. Kafalarında s ü r e k l i konuşan bir ses olduğu söylendiğinde, "Ne sesi?" derler ya da öfkeyle inkar ederler; ama aslında bunu yapan s e s i n kendisi, düşünücü, gözlemlenmeyen z i h i n d i r . ellerinden almış gibidir. Bazı insanlar, kendilerini düşüncelerinden i l k kez a y ı r d ı k l a r ı ve k ı s a bir süre için de olsa k i m l i k değişimi y a ş a d ı k l a r ı zamanı hiç unutmazlar. Diğerleri ise bunu pek fark etmez ya da hiç nedensiz bile olsa, yaşadıkları içsel h u z u r a veya mutluluğa bağlarlar. Neredeyse k o n t r o l l e r i n i

VAR. OLMANIN GÜCÜ m trende görmüştüm. Zaten görmemek de m ü m k ü n değildi. T r e n dolu olmasına rağmen, kadının i k i tarafındaki k o l t u k l a r boştu ve bunun nedeni hiç şüphesiz kadın ı n bir hayli deli gibi görünmesiydi. Son derece gergin görünüyordu ve yüksek, öfkeli bir sesle hiç durmadan kendi kendine konuşuyordu. K e n d i n i düşüncelerine öylesine k a p t ı r m ı ş t ı ki etrafındaki i n s a n l a r ı n farkında olmadığı belliydi. B a ş ı n ı hafif sola ve aşağı doğru eğmişti; sanki yanındaki boş k o l t u k t a oturan biriyle konuşuyor gibiydi. Tam olarak içeriğini h a t ı r l a m ı y o r u m ama monolog şuna benzer bir şekilde devam ediyordu: "Ve bana dedi k i . . . ben de ona yalancısın dedim, beni böyle bir şeyle nasıl suçlarsın... hep benden yararlandın, beni kullandın, ben sana güvendim, sen bana ihanet ettin... " Sesinde h a k s ı z l ı ğ a uğramış b i r i n i n öfkesi vardı ve sanki kendini savunmazsa aşağılandığını hissedecekti. T r e n Tottenham Court Road İstasyonu'na y a k l a ş ı r ken, kadın ayağa k a l k t ı ve hâlâ konuşmaya devam ederek kapıya doğru yürüdü. Ben de aynı istasyonda inecektim; bu yüzden arkasında duruyordum. Merdivenlerden çıkıp caddeye ulaştığımızda, Bedford Meydanı'na doğru yürümeye başladı. Hâlâ hayali sohbetine

ZİHİNDEKİ

SES

devam ediyordu ve k a r ş ı s ı n d a k i n i - her kimse - suçlayıp duruyordu. Çok merak ettim ve benim de gittiğim yönde yürüdüğü sürece izlemeye karar verdim. Hayali sohbetine k e n d i s i n i fazlasıyla k a p t ı r m ı ş olmasına rağmen, nereye gittiğini biliyor gibiydi. Çok geçmeden, 1930'lardan kalma Senato B i n a s ı ' n m önüne geldik; yani ü n i v e r s i t e n i n merkez yönetim ve kütüphane binası19

B u n u n i l k farkındalığını, Londra Ü n i v e r s i t e s i ' n d e k i birinci yılımda yaşadım. Haftada i k i kez sabah saat dokuz civarında metroya binerek ü n i v e r s i t e kütüphanesine giderdim. B i r defasında otuzlu y a ş l a r ı n ı n başlarında bir kadın k a r ş ı m a oturdu. Onu daha önce birkaç kez ay43

VAR, OLMANIN GÜCÜ ECKHART TOLLE 44 na. Çok ş a ş ı r m ı ş t ı m . Aynı yere gidiyor olabilir miydik? Evet, k e s i n l i k l e oraya gidiyordu. Acaba öğretmen, öğrenci, ofis elemanı ya da kütüphaneci filan mıydı? Belki de bir psikoloji araştırması üzerinde çalışıyordu? Cevabı bilmem mümkün değildi. Y i r m i adım arkasından yürüyordum ve ben binaya girdiğimde, asansörlerden birinde gözden kaybolmuştu bile. Az önce tanık olduğum şey karşısında çok şaşırmıştım. Y i r m i beş yaşında yetişkin bir birinci s ı n ı f öğrencisi olarak, kendimi entelektüel biri olarak görüyordum ve insan varlığıyla ilgili tüm ikilemlerin cevaplarının zeka sayesinde, diğer bir deyişle, düşünerek bulunabileceğine inanıyordum. Ama farkındalık olmadan düşünmenin insan varlığının en önemli ikilemi olduğunu henüz bilmiyordum. Profesörlere, bütün cevapları bilen bilgeler, üniversiteye ise bilgi tapmağı gözüyle bakıyordum. Böylesine deli bir k i ş i l i k nasıl olur da bunun bir parçası olabilirdi ki? Kütüphaneye girmeden önce erkekler tuvaletine uğradığımda, hâlâ onu düşünüyordum. E l l e r i m i yıkarken kendi kendime şöyle dedim: Umarım sonum onun gibi olmaz. Yanımda duran adam bana bir bakış attı ve o sözleri sadece düşünmediğimi, sesli olarak söylediğimi anladığımda afalladım. "Aman Tanrım, zaten onun gibiyim," diye düşündüm. Benim zihnim de kadmınki kadar kendi düşüncelerine dalmış değil miydi? Aramızda çok az fark vardı aslında. Onun düşünce sisteminin altında yatan temel duygu, öfke gibi görünüyordu. Benim durumumda ise daha ziyade endişeydi. O yüksek sesle 44 düşünüyordu. Ben ise - çoğunlukla - zihnimden düşünüyordum. Eğer o deliyse, herkes deli demekti; ben dahil. F a r k l ı l ı k l a r sadece derecelerdeydi. B i r an için, kendi zihnimden bir adım geri çekildim ve zihnime olduğu gibi, daha derin bir perspektiften baktım. O anda, düşünceden farkındalığa kısa bir geçiş yaptığımı hissettim. Hâlâ erkekler tuvaletindeydim ama tek başımaydım ve aynada kendi yüzüme bakıyordum. Zihnimden ayrıldığım o anda, yüksek sesle güldüm. Delice görünebilirdi ama aslında akim gülüşüydü; Buda'nmki gibi dolu dolu bir gülüş. "Hayat zihnimin sandığı kadar ciddi bir şey değil." Sanki kahkaha bana böyle diyor gibiydi. Ama bu sadece anlık bir olaydı ve unutmam uzun sürmedi. Sonraki üç y ı l ı endişeler ve depresyonla geçirecek, kendimi sadece zihnimle tanımlayacaktım. Farkındalık dönmeden önce, neredeyse intihar etmek üzereydim ve bu kez anlık bir şey değildi. Takıntılı düşüncelerden ve kendi yarattığım sahte "ben"den kurtulmuştum. Bu anlattığım olay, bana sadece farkındalığı göstermekle kalmadı, aynı zamanda da insan zihninin mutlak geçerliliğiyle ilgili ilk şüphe tohumlarını da ekti. Birkaç ay sonra, şüphelerimin artmasına neden olacak önemli bir olayla karşılaştım. Bir Pazartesi sabahı, fazlasıyla hayranlık duyduğum bir profesörün dersine geldik ve bize profesörün o hafta sonu kendisini vurarak intihar ettiği söylendi. Çok şaşırmıştım. Çok saygı duyulan bir eğitmendi ve bütün cevapları biliyor gibi görünüyordu. Ama o zamanlar, düşünmenin bilincimizin sadece mini61

ECKHART TOLLE cik bir parçası olduğunu veya kendi içimde bulmak bir yana, egonun bile ne olduğunu bilmiyordum.

VAR OLMANIN GÜCÜ dır: Oyuncağım daha sonraları arabam, evim, giysilerim vb. haline gelir. Kendimi nesnelerle tanımlamaya çalışır ı m ama asla başaramam ve sonunda kendim onların içinde kaybolurum. Bu, egonun kaçınılmaz yazgısıdır.

E G O N U N İÇERİĞİ VE YAPISI Ego zihni tamamen geçmişle şartlanır. Şartlanması iki bölümlüdür: İçeriği ve yapısı. Oyuncağı kırıldığı ya da kaybolduğu için derin acı duyarak ağlayan bir çocuğun durumunda, oyuncak içeriktir. Yerini başka bir oyuncak ya da başka bir nesne alabilir. Kendinizi birlikte tanımladığınız içerik, çevreniz, büyürken yaşadıklarınız ve parçası olduğunuz kültürle şartlanır. Çocuk zengin ya da yoksul olsun, oyuncak hayvan biçiminde oyulmuş bir tahta parçası ya da karmaşık özelliklere sahip elektronik bir alet olsun, kaybının neden olduğu acı değişmez. Böylesine büyük bir acının oluşmasının nedeni, "benim" kelimesinde gizlidir ve bu da yapısaldır. K i ş i n i n kendi kimliğini bir eşyaya bağlamak yönündeki bilinçaltı eğilimi, ego zihnin yapısıdır. Egonun kendini var ettiği en temel zihin yapılarından biri, k i m l i k tanımlamadır. İngilizce "identification" yani " k i m l i k tanımlama" ifadesi, Latince "aynı" anlamına gelen idem ve "yapmak" anlamına gelen facere kelimelerinden türemiştir. Dolayısıyla kendimi bir şeyle tanımladığımda, onu "ayııı yaparım." Neyle aynı? Kendimle aynı. Ona bir benlik duygusu veririm ve böylece benim " k i m l i ğ i m " i n bir parçası haline gelir. K i m l i k tanımlamanın en basit hallerinden biri, eşyalarla tanımlama47 Reklam sektöründeki profesyoneller, gerçekte insanların ihtiyacı olmayan şeyleri satmak için, o nesnelerin k i ş i l e r i n kendilerine ve başkalarının o kişiye k a r ş ı bakış açısında fark yaratacağına potansiyel alıcıları inandırmaları gerektiğini iyi bilirler; diğer bir deyişle, insanların benlik duygularına bir şey katacağını vurgularlar. Bunu nasıl yaparlar? Örneğin bir ürünü satın almanın s i z i başkalarından ayıracağını, ortalamanın üzerine çıkaracağını söylerler. Ya da zihninizde bir ürünle ünlü, genç, çekici ya da mutlu görünen bir k i ş i arasında bağlantı kurdurarak bunu yaparlar. Yaşlanmış ve hatta ölmüş ünlülerin kariyerlerinin zirvesindeyken çek i l m i ş fotoğrafları ya da filmleri bile bu konuda işe yarayabilir. Söze dökülmeyen varsayım, o ürünü alarak, s i h i r l i bir mülkiyet hakkıyla onlar gibi olursunuz; daha doğrusu, onların yüzeysel imgesi haline gelirsiniz. B i r çok durumda, aslında bir ürün değil, bir " k i m l i k güçlendirici" alıyorsunuzdur. Tasarımcı etiketleri öncelikle aldığınız kolektif kimliklerdir. Markalar pahalıdır ve dolayısıyla da "ancak özel kişilere ait" olabilir. Eğer onları herkes alabilseydi, psikolojik değerlerini kaybeder19 . . KENDİNİ NESNELERLE TANIMLAMAK

ECKHART TOLLE lerdi ve geride muhtemelen ödediğiniz paranın onda biri kadar olabilecek maddesel değerleri kalırdı. Kendinizi birlikte tanımladığınız şeyler, yaşa, cinsiyete, gelir seviyesine, sosyal sınıfa, modaya, etrafınızı saran kültüre ve diğer etkenlere göre kişiden kişiye değişir. Ama kendinizi birlikte tanımladığınız şey sadece içerikle ilgilidir; oysa bilinçsiz tanımlama t a k ı n t ı s ı yapısaldır. Bu, ego zihnin çalışmasının en temel yollarından biridir. Ama sorun şu ki tüketim toplumunun devam etmesini sağlayan şey, insanların kendi k i m l i k l e r i n i nesneler aracılığıyla bulmaya çalışmalarıdır ve bu da hiçbir işe yaramaz; ego sadece geçici bir süre için tatmin olur ve bu yüzden sürekli daha fazlasını arar, bir şeyler satın almaya devam eder, sürekli tüketirsiniz. Elbette ki yüzeysel k i m l i k l e r i m i z i n v a r l ı k l a r ı n ı sürdürdüğü bu f i z i k s e l boyutta nesneler gereklidir ve yaşamımızın kaçınılmaz parçalarıdır. Eve, giysiye, mobilyaya, aletlere, ulaşım araçlarına ihtiyaç duyarız. Güzell i k l e r i veya öz nitelikleri açısından değer verdiğimiz şeyler de olabilir. Nesneler dünyasını aşağılamak yerine, onurlandırmamız gerekir. Her şeyin bir Varlığı vardır; her şey, enerjisini tüm yaşamın kaynağından alan geçici bir biçimdir. Antik kültürlerde, insanlar her şeyin - cansız nesnelerin bile - bir ruhu olduğuna inanırlardı ve aslını söylemek gerekirse, bu konuda gerçeğe bugün olduğumuzdan daha yakınlardı. Z i h i n s e l soyutluk yüzünden cansızlaşmış bir dünyada yaşadığınızda, art ı k evrenin canlılığını hissetmemeye başlarsınız. Çoğu 49

VAR OLMANIN GÜCÜ insan yaşayan bir gerçekliği değil, kavramsal bir gerçekliği algılar. Ama onları kendi k i m l i ğ i m i z i güçlendirmek için kullandığımız sürece, nesneleri onurlandıramayız. Egonun yaptığı şey tam olarak budur. Egonun kendini nesnelerle tanımlama çabası, k i ş i n i n onlara bağlanmasına, nesnelere t a k ı n t ı l ı olmasına neden olur ve bu da sonuçta bir tüketim toplumu ve tek ilerleme ölçütünün hep daha fazlası olduğu ekonomi yapıları yaratır. S ü r e k l i olarak daha fazlası için açlık duymak, bir hastalıktır. Kanserli hücreler de bundan farklı değildir, çünkü onların da tek amacı kendilerini kopyalamaktır ve bunu yaparken parçası oldukları organizmayı yok ettiklerini fark etmezler. Bazı ekonomistler gelişim kavramına kafalarını o kadar takmışlardır ki o kelimeyi bir t ü r l ü bırakamazlar ve bu yüzden gerileme dönemlerine bile "olumsuz gelişim" derler. Çoğu k i ş i n i n hayatı, nesnelere karşı t a k ı n t ı l ı bir ilgiyle geçer. Zamanımızın en önemli hastalıklarından birinin nesne arayışı olmasının nedeni budur. A r t ı k gerçek siz olan yaşamı hissedemediğinizde, hayatınızı nesnelerle doldurmaya çalışırsınız. Ruhsal bir uygulama olarak, size nesneler dünyasıyla i l i ş k i n i z i tarafsız olarak gözlemlemenizi ve özellikle de "benim" kelimesiyle tanımladığınız nesneleri incelemenizi öneririm. Örneğin, özdeğer duygunuzun sahip olduğunuz nesnelere bağlı olup olmadığını bulmak için dürüstçe kendinizi inceleyin. Belli nesneler size bir üstünlük ya da önem duygusu veriyor mu? Onlardan mahrum kalmak kendi19

ECKHART TOLLE n i z i daha fazlasına sahip olanlardan daha aşağı hissett i r i y o r mu? Sahip olduğunuz şeylerden s ı k s ı k söz ediyor veya b a ş k a l a r ı n ı n gözünde değerinizi a r t ı r m a k için onları k u l l a n ı y o r musunuz? B a ş k a b i r i sizden daha çok şeye sahip olduğunda veya çok değer verdiğiniz bir eşy a n ı z ı kaybettiğinizde, öfkeleniyor ve bir şekilde benlik duygunuzun zayıfladığını hissediyor musunuz?

VAR OLMANIN GÜCÜ gerektiğini sordu. Ona ne yapması gerektiğini söyleyemeyeceğimi açıkladım ve hayatının bu döneminde bir yüzüğün veya başka bir eşyasının kendisi için ne kadar önemli olabileceğini sordum. " A n l a m ı y o r s u n , " dedi. " B u büyükannemin yüzüğüydü. Hastalanıp ellerim şişene kadar her gün parmağımda t a ş ı r d ı m . B e n i m için sıradan bir y ü z ü k değil. Öfkelenmem çok mu tuhaf?" T e p k i s i n i n h ı z ı , öfkesi ve sesindeki savunucu ton, henüz kendi içine bakıp olayla k e n d i s i n i çözerek i k i s i n i de

KAYIP Y Ü Z Ü K B i r danışman ve r u h s a l öğretmen olarak i n s a n l a r l a haftada i k i kez ziyaret

tarafsızca

inceleyebilecek kadar şimdiye ulaşmadığını

gösteriyordu. Öfkesi ve savunmacılığı, aslında konuşanın egosu olduğunu belli etmek için yeterliydi. "Sana birkaç soru soracağım ama hemen cevaplamak yerine, kendi içinde cevapları bulmaya çalış. Her sorudan sora kısa bir ara vereceğim. B i r cevap bulduğunda, kelimeler olarak dışarı dökmek zorunda değilsin." Dinlemeye hazır olduğunu söyledi. Sordum: " B e l l i bir noktada o yüzüğü zaten bırakmak zorunda kalacağının farkında m ı s ı n ; belki de oldukça yakın bir zamanda? Onu bırakmaya hazır olman için ne kadar zamana ihtiyacın var? Onu bıraktığında daha az mı kendin olacaksın? Onu kaybettiğinde k i m l i ğ i n de zayıfladı mı?" Son sorudan sonra birkaç dakika s e s s i z l i k oldu. T e k r a r konuşmaya başladığında, yüzünde bir gü-

görüştüğüm dönemde, vücudu kanser yüzünden günden güne eriyen bir kadını ederdim. K ı r k l ı y a ş l a r ı n ı n ortalarında bir okul öğret-

meniydi ve d o k t o r l a r ı en fazla birkaç ay daha yaşayabileceğini söylemişlerdi. O z i y a r e t l e r sırasında bazen birkaç kelime k o n u ş u r d u k ama daha ziyade sessizce b i r l i k t e o t u r u r d u k ve bunu yaparken, bir öğretmen olarak yoğun yaşadığı zamanlarda f a r k ı n a varmadığı bir içsel h u z u r u tadardı. F a k a t bir gün yanına gittiğimde, onu korkunç öfkeli bir halde buldum. "Ne oldu?" diye sordum. Hem maddi hem de manevi değeri çok büyük olan elmas yüzüğünü kaybetmişti ve her gün birkaç saat kendisiyle ilgilenmek için gelen kadının aldığına emin olduğunu söyledi. B i r i n i n nasıl olup da böyle bir şeyi yapacak kadar kalpsiz ve duygusuz olduğunu anlamadığını belirtti. Bana kadınla y ü z l e ş m e s i mi, yoksa hemen polisi araması mı 50

lümseme vardı ve oldukça h u z u r l u görünüyordu. "Son soru önemli bir şeyi anlamamı sağladı. Önce bir cevap bulmak için zihnime girdim ve z i h n i m şöyle dedi: 'Evet, elbette ki zayıfladın.' Sonra kendime aynı soruyu tekrar sordum: ' K i m l i ğ i m zayıfladı mı?' Bu kez cevabı düşün19

53

ECKHART TOLLE

53 den

VAR, OLMANIN GÜCÜ ı ş ı k y a y ı l ı y o r m u ş gibi bir hal aldı. Eşyalarının

mek yerine h i s s e t t i m . Ve aniden, ben olmayı hissettim. Bu daha önce hiç olmamıştı. Ben olmayı o kadar güçlü hissedebiliyorsam, k i m l i ğ i m zayıflamış olamazdı. B u n u hâlâ hissedebiliyorum; h u z u r verici ama son derece canlı bir şey." " B u , Var olmanın mutluluğudur," dedim. "Onu sadece kafanın içinden çıkmayı başardığında hissedebilirsin. V a r l ı k h i s s e d i l m e l i d i r . Düşünülemez. Ego bunu bilmez, çünkü egoyu oluşturan şey düşüncelerdir. Y ü z ü k gerçekten de kafanda Ben olmak duygusuyla k a r ı ş t ı r d ı ğın bir düşünceydi. Ben olmayı düşünüyordun ve y ü z ü k de bunun bir parçasıydı. "Egonun aradığı ve kendini b i r l e ş t i r d i ğ i şeyler, Varl ı k yerine koyduğun şeylerdir. Nesnelere değer verebil i r s i n ama onlara kendini bağladığında, bunun ego olduğunu anlaman gerekir. Ve asla bir nesneye değil, onunla i l g i l i 'ben,' 'benim,' ya da 'benimki' düşüncelerine bağlanırsın. B i r kaybı tamamen kabullendiğinde, egonun ve v a r l ı ğ ı n ı n ötesine geçersin ve bilinç olan Ben olmak ortaya çıkar." " İ s a ' n ı n söylediği ve daha önce anlam veremediğim bir şeyi şimdi anlıyorum," dedi, '"Eğer biri gömleğini alırsa, ona paltonu da ver.'" " K e s i n l i k l e , " dedim. " B u asla kapını k i l i t l e m e n gerekmediği anlamına gelmez. Sadece, nesnelerin gitmesine i z i n vermenin onlara tutunmaya çalışmaktan daha büyük güç olduğu anlamına gelir." H a y a t ı n ı n son birkaç haftasında vücudu giderek z a y ı f l a r k e n , k e n d i s i giderek daha p a r ı l t ı l ı , s a n k i için-

birçoğunu b a ş k a l a r ı n a verdi - hatta b a z ı l a r ı n ı y ü z ü ğünü çaldığını düşündüğü kadına verdi - ve verdiği her yeni şeyle, m u t l u l u ğ u daha da derinleşti. A n n e s i beni arayıp k a d ı n ı n öldüğünü söylediğinde, daha sonrasında elmas y ü z ü ğ ü banyodaki ecza dolabının içinde b u l d u k l a r ı n d a n da söz etti. Acaba kadın y ü z ü ğ ü geri mi g e t i r m i ş t i , yoksa başından beri hep orada mıydı? B u n u k i m s e bilmiyor. Ama bir şey b i l i y o r u z : Hayat size daima bilinç e v r i m i n i z için en y a r a r l ı ders f ı r s a t l a r ı n ı sunacaktır. B u n u n i h t i y a c ı n ı z olan deney i m ya da ders olduğunu n a s ı l a n l a r s ı n ı z ? Ç ü n k ü şu anda a l d ı ğ ı n ı z deneyim bu. Peki k i ş i n i n sahip olduğu şeylerle gurur duyması ya da kendisinden daha fazla şeye sahip olan insanlara imrenmesi tamamen yanlış mı? Hiç de değil. Kendini kalabalığın içinde belli etme türünden bir gurur, k i ş i nin benlik duygusunun "daha fazlası" ile güçlenmesi ya da "daha azıyla" zayıflaması, ne yanlış ne de doğrudur; bu sadece egodur. Ego yanlış olamaz, çünkü bilinçsizdir. Kendinizde egoyu gözlemlediğinizde, onun ötesine geçmeye başlarsınız. Egoyu çok fazla ciddiye almayın. Kendinizde egoya dayanan bir davranış fark ettiğinizde, gülümseyin. Hatta bazen kahkahalarla g ü l e b i l i r s i niz de. İ n s a n l ı k nasıl oldu da bu kadar uzun zaman egonun etkisinde kaldı diye merak da edebilirsiniz. Hepsinden öte, egonun k i ş i s e l olmadığını bilin. O siz değils i n i z . Eğer egonun k i ş i s e l sorununuz olduğunu düşünüyorsanız, bu sadece biraz daha egodur.

ECKHART TOLLE MÜLKİYET İLLÜZYONU

VAR OLMANIN GÜCÜ a r a y ı ş ı y l a d o l a ş t ı k l a r ı halde, aslında gerçek benlikler i n i n başından beri orada olduğunu, sadece kendiler i n i eşyalarla t a n ı m l a m a l a r ı y ü z ü n d e n büyük ölçüde g i z l e n m i ş olduğunu anlarlar. "Ne m u t l u y o k s u l l a r a , " demiştir İsa, "çünkü cennet k r a l l ı ğ ı onların olacaktır." Peki " y o k s u l " derken neyi k a s t e t m i ş t i r ? İçsel y ü k l e r i ve anlamsız tanım t a k ı n t ı l a rı olmayan i n s a n l a r ı elbette. K e n d i l e r i n i eşyalarla ve zihinsel miştir. kavramlarla tanımlamayan insanları kastetPeki "cennet k r a l l ı ğ ı " nedir? K e n d i n i z i başka

B i r şeye "sahip olmak"; bunun tam olarak anlamı nedir? B i r şeyi "benim" k ı l m a k ne demektir? Eğer New York'ta bir caddenin ortasında durup bir gökdeleni işaret ederek " B u bina benim. Ben ona sahibim," derseniz, ya çok z e n g i n s i n i z d i r , ya hayal görüyorsunuzdur ya da yalan söylüyorsunuzdur. nuz. İşte mülkiyetle D u r u m hangisi olursa olsun, zihinsel kavram böyledir. "ben" düşüncesiyle "bina" düşüncesini b i r l e ş t i r i y o r s u ilgili Eğer herkes s i z i n hikâyenizi onaylarsa, f i k i r b i r l i ğ i m geçerli k ı l m a k için bir kağıt parçası imzalarlar. T e b r i k ler, z e n g i n s i n i z . Eee? Eğer kimse h i k â y e n i z i kabul etmez ya da onaylamazsa, s i z i bir p s i k i y a t r a götürürler, çünkü ya ciddi hayal gücü s o r u n l a r ı n ı z vardır ya da tak ı n t ı l ı bir yalancısmızdır. Eee? İ n s a n l a r s i z i n l e h e m f i k i r o l s u n ya da olmasın, burada h i k â y e n i n ve hikâyeyi yaratan düşünce biçimler i n i n gerçekte s i z i n k i m olduğunuzla bir i l g i s i olmad ı ğ ı n ı anlamak önemlidir. İ n s a n l a r söylediğiniz şeyi doğru olarak kabul etse ve i m z a l a n a n kağıt parçalar ı y l a bu bütün dünyada kabul görse bile, sonuçta sadece bir k u r g u d u r . Birçok k i ş i , ölüm döşeğine düşene ve sahip o l d u k l a r ı n ı s a n d ı k l a r ı her şey avuçlarından kayıp gidene kadar, bunun k u r g u d a n ibaret olduğunu anlamazlar. Ölüm kapıyı çaldığında, bir şeye sahip olma k a v r a m ı n ı n hiçbir a n l a m ı olmadığını f a r k ederler. hayatları H a y a t l a r ı n ı n son birkaç dakikasında, bütün boyunca daha güçlü 58 54 bir benlik duygusu

şeylerle tanımlamayı bırakıp " y o k s u l " hale geldiğinizde hissedeceğiniz güçlü V a r l ı k mutluluğudur. Hem Doğu'da hem de Batı'da t ü m m ü l k i y e t l e r d e n vazgeçmenin nedeni mayı budur. kolay a n t i k bir Ama ruhsal uygulama olmasının vazgeçmek, Bu yüzden, mülkiyetlerinizden etmeyecektir.

s i z i egonuzdan kendiliğinden k u r t a r m a z . Ego yok olkolay kabul k e n d i n i başka şeylerle tanımlamaya çalışacaktır; örneğin, bütün maddi m ü l k i y e t l e r i n ötesine geçmiş bir i n s a n olarak s i z i k e n d i n i z i diğerlerinden daha değerli ve daha r u h s a l hissetmeye t e ş v i k edecektir. insanlar vardır mişlerdir ama sahiptirler. ki bütün mülkiyetlerinden daha milyonerlerden Öyle vazgeç-

büyük egolara kaldırırsanız,

Eğer bir t ü r t a n ı m l a m a y ı

ego hemen bir b a ş k a s ı n ı bulacaktır. B i r k i m l i ğ i olduğu sürece, k e n d i n i neyle t a n ı m l a d ı ğ ı n a aldırmaz. T ü k e t i m ç ı l g ı n l ı ğ ı n a ya da özel m ü l k i y e t h a k k ı n a k a r ş ı olmak, başka bir düşünce f o r m u , başka bir z i h i n s e l pozisyon olarak m ü l k i y e t l e k e n d i n i t a n ı m l a m a n ı n ye-

ECKHART TOLLE r i n i alabilir. Daha sonra göreceğimiz gibi, k e n d i n i z i Diğer bir deyişle, zengin olsaydı,

VAR. OLMANIN GÜCÜ malikaneniz ve zenginliğiniz benlik

h a k l ı ve d i ğ e r l e r i n i h a k s ı z çıkarmaya çalışmak, en b e l i r g i n ego k a l ı p l a r ı n d a n b i r i d i r . y a p ı s ı değişmez. B i l i n ç s i z v a r s a y ı m l a r d a n b i r i , bir eşyayı m ü l k i y e t k u r g u s u y l a t a n ı m l a r k e n , o maddi nesnenin gözle gör ü n ü r s a ğ l a m l ı ğ ı n ı n v e k a l ı c ı l ı ğ ı n ı n , s i z i n benlik duygunuza da sağlamlık ve kalıcılık kazandıracağını s a n m a k t ı r . Bu ö z e l l i k l e binalar ve a r a z i l e r için geçerl i d i r , çünkü sahip olduğunuzu s a n d ı ğ ı n ı z şeyler arasında yok olmaz gibi görünenler b u n l a r d ı r . İ ş i n ilginç yanı, ö z e l l i k l e arazi durumunda bir şeye sahip olma k a v r a m ı gerçekten de çok m a n t ı k s ı z görünmektedir. Beyaz A v r u p a l ı l a r ı n yeni keşfedilmiş Amerika Kıtası'na akın e t t i k l e r i günlerde, K u z e y A m e r i k a y e r l i l e r i bir araziye, daha doğrusu belli ölçüde bir toprağa sahip olma f i k r i n i anlayamıyorlardı. Dolayısıyla, Avrupalılar onlara aynı derecede anlaşılmaz görünen bir kağıt parçasını i m z a l a t t ı k l a r ı n d a , o t o p r a k l a r ı kaybettiler. A r a d a k i f a r k şuydu: olabileceklerine duklarını Beyazlar, toprağa sahip yerliler ise doğadaki ait olinanıyorlardı; egonun içeriği değişebilir; ama onu canlı tutan z i h i n

duygunuzu güçlendirmek için bir araç olamazdı, çünkü çok sıradan olurdu. O zaman sahip olduğunuz zenginlikten vazgeçerek basit bir kulübeye t a ş ı n ı r , bu kez kendinizi diğerlerinden daha r u h s a l görerek egonuzu beslerdiniz. B a ş k a l a r ı n ı n size bakış açısı, nasıl ve k i m olduğunuz konusunda size ı ş ı k tutar. Egonun özdeğer duygusu, b a ş k a l a r ı n ı n gözündeki değerinizle doğrudan ilgilidir. B a ş k a l a r ı n ı n size bir benlik duygusu vermesine ihtiyaç d u y a r s ı n ı z ve eğer büyük ölçüde özdeğeri ne kadar şeye sahip olduğunuzla bağdaştıran bir kültürde yaşıyorsanız, bu k o l e k t i f aldanmanın ötesine geçemiyorsanız, bütün hayatınızı özdeğerinizi ve benlik duygunuzu güçlendirmek için s ü r e k l i yeni şeylere ve daha fazlasına sahip olmaya çalışmakla geçirirsiniz. Eşyalara bağımlılığınızdan nasıl vazgeçebilirsiniz? Eşyalara bağlan-

Bunu denemeyin bile.

İmkansızdır.

maktan vazgeçmek, ancak k e n d i n i z i onlarda aramayı bıraktığınız zaman m ü m k ü n olabilir, bu arada, sadece eşyalara bağımlı olduğunuzun farkına varın. Bazen bir şeyi kaybedene ya da kaybetme tehlikesiyle karşılaşana kadar, ona bağlı olduğunuzu fark etmeyebilirsiniz. Eğer k e n d i n i z i bir şeyle t a n ı m l a d ı ğ ı n ı z ı n farkına v a r ı r sanız, k e n d i n i z i onunla tanımlamanız tam anlamıyla gerçekleşmez. Yani diğer bir deyişle, bir şeye bağlı olduğunuzun f a r k ı n a varmak, kendinizi onunla tanımlamanın ötesine geçmeye başlamaktır. O zaman şunu hissedersiniz: "Ben bağımlılığın farkında olan farkındalığın k e n d i s i y i m . " İşte bu, bilinç değişiminin başlangıcıdır. 57

diğer t ü m canlılar gibi k e n d i l e r i n i n toprağa düşünüyorlardı.

Ego, sahip olmayı V a r l ı k ile b i r l e ş t i r m e eğilimindedir: Sahibim, o zaman Varım. Ne kadar çok Sahip isem, o kadar çok V a r ı m . Ego k a r ş ı l a ş t ı r m a l a r l a v a r l ı ğ ı n ı s ü r dürür. B a ş k a l a r ı n ı görme ş e k l i n i z , k e n d i n i z i görme şekline dönüşür. H e r k e s bir malikanede yaşasa ve herkes 98

ECKHART TOLLE İSTEMEK: DAHA FAZLASINA İHTİYAÇ D U Y M A K Ego kendini sahip olmakla tanımlar ama bir şeye sahip olmaktan duyduğu haz oldukça sığ ve kısa ömürlüdür. İçinde derinden yerleşmiş bir t a t m i n s i z l i k , bir tamamlanmamışlık, bir yetersizlik vardır. "Henüz yeterince şeye sahip değilim," derse egonuz, aslında şunu söyler: "Henüz yeterince var değilim." Gördüğümüz gibi, sahip olma - mülkiyet kavramı egonun kendisine sağlamlık, kalıcılık vermek ve kendisini özel kılmak için yarattığı bir kurgudur. Ama bir şeye sahip olmakla kendinizi bulamayacağınız için, aslında egonun yapısına işleyen daha güçlü başka bir dürtü daha vardır: Daha fazlasına ihtiyaç duyma, yani diğer bir deyişle, "daha fazlasını istemek." Hiçbir ego, daha fazlasını istemeden yapamaz. Dolayısıyla, sürekli daha fazlasını istemek, egoyu en çok canlı tutan etkendir. Ego sahip olmayı istemekten çok daha fazlasını istemeyi ister. Dolayısıyla, sahip olmanın sağladığı sığ tatmin duygusunun yerini daima daha fazlasını istemek alır. Bu, kendini birlikte tanımlayacağı daha fazla şeye ihtiyaç duymaktır. Ama gerçek bir psikolojik ihtiyaç değil, bağımlılık türünden bir ihtiyaçtır. Bazı durumlarda, bu ihtiyaç o kadar güçlenir ki ego f i z i k s e l boyutta kendini var eder ve y a t ı ş t ı r ı l m a s ı imkansız bir açlığa dönüşür. Buna bir örnek olarak, daha fazla yiyerek daha fazla damak zevki alabilmek için kendilerini kusturan insanları verebiliriz. Aslında aç olan vücutları değil, zihinleridir. Bu hastalığa yakala58

VAR OLMANIN GÜCÜ nan insanlar zihinlerindeki açlığı bir kenara atıp vücutlarını dinlemeyi öğrenebilirlerse, rahatsızlıklarından k u r t u l a b i l i r l e r . Bazı egolar ne istediklerini bilirler ve hedeflerini kararlı bir acımasızlıkla izlerler; Cengiz Han, Stalin ve Hitler, bu konuda birkaç örnek olabilir. Ama isteklerinin arkasında yatan enerji aynı yoğunlukta zıt bir güç yaratarak sonunda kendi düşüşlerini getirir. Bu arada, kendilerini ve başkalarım mutsuz eder ya da yukarıda verdiğimiz örneklerde olduğu gibi, cehennemi dünyaya getirirler. Çoğu egonun birbirleriyle çelişen istekleri vardır. F a r k l ı zamanlarda f a r k l ı şeyler isterler ya da ne istediklerini bilmeyebilirler. H u z u r s u z luk, gerginlik, can s ı k ı n t ı s ı , endişe, t a t m i n s i z l i k , sürekli istemenin sonuçlarıdır. İstemek yapısaldır, dolay ı s ı y l a o zihinsel yapı yerinde kaldığı sürece, hiçbir şey kalıcı bir tatmin sağlayamaz. Su, yiyecek, barınak, giysi ve temel kolaylıklar gibi fiziksel istekler, delice ve açgözlü egoların yarattığı denges i z l i k söz konusu olmasaydı, gezegen üzerindeki insanların çoğu için kolaylıkla karşılanabilirdi. Bunun en güzel kolektif ifadesini ekonomi dünyasında bulabilirsiniz; devasa şirketler, sürekli daha fazlasını elde etmek için birbirleriyle mücadele eden egoist kimliklerden başka bir şey değildir. Tek hedefleri kazanç elde etmektir. Bu hedefe ulaşmak için acımasızca ilerlerler. Doğa, hayvanlar, insanlar, hatta kendi çalışanları, muhasebe defterlerindeki rakamlardan ibarettir ve bu cansız nesneler kullanıldıktan sonra kolayca gözden çıkarılabilir. 59

ECKHART TOLLE "Ben," "benim," "daha fazlası," "istiyorum," "ihtiyacım var," "elde etmeliyim," "yetmez" gibi düşünce formları, egonun içeriğiyle değil, yapısıyla ilgilidir. İçerik her zaman değişebilir. Bu düşünce formlarını kendinizde tespit edemediğinizde ve bunlar bilinçsiz halde kaldıkları sürece, söyledikleri her şeye inanırsınız; o bilinçsiz düşüncelerle hareket etmeye mahkûm olursunuz. S ü r e k l i aramaktan ve bulamamaktan kendinizi kurtaramazsınız; çünkü o düşünce formları hareket halinde olduğu sürece, hiçbir mülkiyet, yer, k i ş i ya da durum, s i z i tatmin edemeyecektir. Egoist yapı yerinde kaldığı sürece, hiçbir içerik s i z i tatmin etmez. Ne elde ederseniz edin, asla tatmin olamazsınız. S ü r e k l i olarak daha fazla tatmin vaat eden, yarım benlik duygunuzu tamamlayacağı ve içinizde hissettiğiniz e k s i k l i k duygusunu dolduracağı umudu veren yeni şeyler ararsınız.

VAR OLMANIN GÜCÜ ğı bir roldür; cinsiyetle kendim tanımlamanın bir ölçüde hafiflemeye başladığı Batı kültürüne oranla daha geleneksel yapıda olan toplumlarda, bu durum daha da belirgindir. Bazı geleneksel kültürlerde, bir kadın için en kötü yazgı evlenmemek ya da hiç çocuk doğurmamak olabilir ve bir erkek için ise cinsel gücün yetersiz olması ve çocuk yapamama gibi sorunlardan söz edilebilir. Bu toplumlarda insanın hayatta tatmin olması benlik duygusuna daha ziyade katkıda için, öncelikle cinsel kimliğini tatmin etmesi gerekir. Batı'da, bulunan şey, f i z i k s e l görünümdür: Diğerlerine oranla güçlü ya da zayıf, güzel ya da çirkin olması gibi. B i r çok k i ş i için, özdeğer duyguları nihai olarak f i z i k s e l güçleriyle, güzel görünümleriyle, formda olmalarıyla ve dış görünüşleriyle ilgilidir. Birçoğu çirkin ya da k u s u r l u bulundukları takdirde özdeğer duygularının zayıfladığını hissederler. Bazı durumlarda, "vücudum" kavramı ya da zihin-

V Ü C U T L A KENDİNİ TANIMLAMAK Eşyalardan ayrı olarak, egonun kendini tanımlamak için kullandığı diğer temel şeylerden biri de "benim" vücudumdur. Öncelikle, vücut erkek ya da kadındır ve dolayısıyla, erkek ya da kadın olma duygusu çoğu insanın benlik duygusunda önemli yer tutar. Cinsiyet, k i m l i k haline gelir. Cinsiyetle kendini tanımlama, erken yaşlardan başlayarak teşvik edilir ve s i z i bir role zorlayarak, hayatınızın her alanını etkileyen belli davranış kalıplarına şartlandırır. Bu, birçok k i ş i n i n kapana kısıldı'60

sel imgesi, gerçekliğin tam anlamıyla çarpıtılmış bir halidir. B i r genç kadın aslında oldukça ince yapılı olmasına rağmen, a ş ı r ı kilolu olduğunu düşünerek kendini açlıktan öldürebilir, çünkü artık vücudunu görememektedir. Gördüğü tek şey, vücudunun zihinsel imgesidir ve o da kendisine "ben şişmanım" veya "ben şişmanlıyorum" demektedir. Bu durumun temelinde, kendini zihinle tanımlama yatar. İnsanlar kendilerini giderek daha fazla zihinle tanımladıkça - yani egosal bozukluğun yoğunlaşmasından söz ediyoruz - bu örneklerin sayısı da son yıllarda bir hayli artmıştır. Eğer 61

ECKHART TOLLE bu hastalığa yakalanan k i ş i l e r kendi v ü c u t l a r ı n ı hiçbir z i h i n s e l müdahale olmadan görebilselerdi, o zaman kolayca i y i l e ş e b i l i r l e r d i . K e n d i l e r i n i güzel görünümle, f i z i k s e l güçle veya yetenekleriyle tanımlayanlar, o özellikler kaybolmaya başladığında acı çekerler ve gerçek şu ki bu t ü r özellikl e r i n hepsi er ya da geç kaybolacaktır. Böyle bir durumda, k i m l i k l e r i n i n dayandığı şey çökme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ç i r k i n ya da güzel, her i k i durumda da insanlar k i m l i k l e r i n i n önemli bir bölümünü f i z i k s e l özell i k l e r i n d e n almaktadırlar. imgesinden Daha açık konuşmak gerek i r s e , k i m l i k l e r i n i s ü r e k l i olarak v ü c u t l a r ı n ı n z i h i n s e l kaynaklanan "ben" düşüncesine dayandır ı r l a r . İ ş i n acı tarafı, vücut da tüm f i z i k s e l f o r m l a r ı n kaderini paylaşan diğer bir f i z i k s e l formdur; yani hiçbir şekilde kalıcı değildir ve zaman içinde çürümeye başlar. Yaşlanması, zayıflaması ve ölmesi kaçınılmaz olan f i z i k s e l bedeni "ben" kavramıyla b i r l e ş t i r m e k , er ya da geç acıya yol açar. Diğer yandan, kendini f i z i k s e l bedenle tanımlamamak da, ona bakmamak, ihmal etmek, temizlenmemek ya da umursamamak anlamına gelmez. Eğer güçlü, güzel veya canlıysa, bu ö z e l l i k l e r i n tadını çıkarmalısınız elbette; tabii devam ettikleri sürece. Doğru beslenme ve fiziksel egzersizler sayesinde vücudunuzun d u r u m u n u g e l i ş t i r e b i l i r s i n i z de. Ama anlatmaya çalıştığım şey şu: K i m l i ğ i n i z i vücudunuzla bağdaştırmadığınız takdirde, güzellik, Aslında, 98 güç veya canlılık kaybolduğunda, bu s i z i n özdeğerinizi ya da k i m l i ğ i n i z i hiçbir şekilde, etkilemez. vücut zayıflamaya

VAR. OLMANIN GÜCÜ başladıkça, biçimi olmayan boyut, bilinç ışığı, içinizde daha kolay parlayabilir. K i m l i k l e r i n i vücutlarıyla b i r l e ş t i r e n insanlar sadece güzel ya da neredeyse mükemmel vücutlara sahip olanlar değildir. " S o r u n l u " bir vücudu ve herhangi bir f i z i k sel k u s u r u , hastalığı ya da sakatlığı da k i m l i k duygunuza k a t a b i l i r s i n i z . O zaman kendinizi k r o n i k bir rah a t s ı z l ı ğ ı n kurbanı olarak görürsünüz. Doktorlardan ve bir kurban ya da hasta olarak k i m l i ğ i n i z i onaylayan diğerlerinden s ü r e k l i ilgi görürsünüz. O zaman farkında olmadan o hastalığa t u t u n u r s u n u z , çünkü k i m l i ğ i n i z i tanımlayan en önemli şeylerden b i r i haline gelir. K ı s a cası, bu da egonun kendini tanımlayabileceği başka bir düşünce formudur. Ego bir k i m l i k bulduğunda, gitmesini istemez. Ş a ş ı r t ı c ı bir şekilde, daha güçlü bir k i m l i k arayışı içindeki ego, kendini güçlendirmek için bir hast a l ı k yaratabilir.

İÇSEL V Ü C U D U HİSSETMEK Kendini f i z i k s e l vücutla tanımlamak egonun en temel biçimlerinden biri olsa da, iyi haber şu ki ötesine geçmeyi en kolay başarabileceğiniz form da budur. B u n u kendinizi vücudunuz olmadığınıza ikna etmeye çalışarak değil, d i k k a t i n i z i vücudunuzun dış biçiminden ve vücudunuzla i l g i l i düşüncelerden - güzellik, ç i r k i n l i k , güçlülük, canlılığı zayıflık, şişmanlık, z a y ı f l ı k gibi - içindeki hissetmeye çevirerek yapabilirsiniz. Vücudu63

ECKHART TOLLE n u z u n dışarıdan görünüşü nasıl olursa olsun, dış biçim i n i n ötesinde yoğun canlı bir enerji alanı vardır. Eğer "içsel vücut" farkındalığı size tamdık gelmiyorsa, bir an için gözlerinizi kapayın ve e l l e r i n i z i n içinde hayat olup olmadığını hissetmeye çalışın. Z i h n i n i z e sormayın, çünkü z i h n i n i z " B i r şey h i s s e t m i y o r u m , " diyecektir. Muhtemelen şöyle de diyebilir: "Bana düşünecek daha ilginç bir şey ver." Dolayısıyla, z i h n i n i z e sormak yerine, doğrudan ellerinize sorun. Yani, içlerindeki belli belirsiz canlılığı hissetmeye çalışın. Orada olduğundan emin o l a b i l i r s i n i z . Sadece d i k k a t i n i z i ellerinize vermeniz yeterlidir. Başlangıçta belli belirsiz bir gıdıklanma h i s s i algılayabilirsiniz ama sonra bir enerji ve canl ı l ı k hissedersiniz. gözlerini okurken Eğer d i k k a t i n i z i bir süre ellerinizde bile gerek yoktur. Daha bunu t u t a r s a n ı z , canlılık duygusu yoğunlaşır. Bazı i n s a n l a r ı n kapamasına bile "içsel ellerini" hissedebilirler. Ardından

VAR. OLMANIN GÜCÜ dip hissedemediğinize bakın. Yani, a r t ı k k e n d i n i z i biçimle tanımlamamakta, biçimi olmayan V a r l ı k durumuna kaymaktasmızdır. Bu s i z i n öz k i m l i ğ i n i z d i r . Vücut farkındalığı sadece s i z i şimdiye getirmekle kalmaz, aynı zamanda da egonuzdan k u r t u l m a n ı z için bir çıkış kapısıdır. B a ğ ı ş ı k l ı k s i s t e m i n i güçlendirdiği gibi, vücudun kendini i y i l e ş t i r m e yeteneğini de g e l i ş t i r i r .

VARLIĞIN UNUTKANLIĞI Ego daima biçimle tanımlamak, kendinizi biçim içinde aramak ve dolayısıyla da biçim içinde kaybetmektir. B i çimler sadece f i z i k s e l vücutlar ve maddi nesneler değildir. harici biçimlerden daha temel olanı, bilinç alanımızda s ü r e k l i ortaya çıkan düşünce biçimleridir. Bunlar enerji formasyonları olarak f i z i k s e l nesnelerden daha az y o ğ u n l u k l u ve daha h a s s a s t ı r l a r ama yine de biçimdirler. Z i h n i n i z d e hiç durmadan konuşan bir ses olarak algılayabileceğiniz şey, a r a l ı k s ı z ve t a k ı n t ı l ı düşüncelerdir. Her düşünce d i k k a t i n i z i tamamen kendi üzerine çektiğinde, kendinizi tamamen z i h n i n i z d e k i sesle ve ona e ş l i k eden duygularla tanımladığınızda, k e n d i n i z i düşüncelerde ve duygularda kaybettiğinizde, tamamen biçimle t a n ı m l a n ı r s ı n ı z ve dolayısıyla egonun tutsağı olursunuz. Ego, s ü r e k l i tekrarlanan düşüncelerin ve benlik duygusu eklenerek ş a r t l a n m ı ş zihinsel-duygusal k a l ı p l a r ı n bir yığınıdır. Normalde biçimi olmayan bilinç olan V a r l ı k duygunuz biçimle karıştığında, ego ortaya 65

ayaklarınıza geçin, d i k k a t i n i z i bir dakika kadar orada t u t u n ve ellerinizle a y a k l a r ı n ı z ı aynı anda hissetmeye başlayın. Sonra vücudunuzun diğer k ı s ı m l a r ı n ı da kat ı n - bacaklar, kollar, k a r ı n , göğüs, omuzlar... - ve böylece bütün vücudunuzun canlılığını hissedin. Benim adma "içsel vücut" dediğim şey aslında a r t ı k vücut değil, maddesel dünyayla biçimi olmayan dünya arasındaki köprü olarak bir enerjidir. E l i n i z d e n geldiğince s ı k bir şekilde içsel vücudunuzu hissetmeyi alışk a n l ı k haline getirin. B i r süre sonra bunu yapabilmek için gözlerinizi kapamaya bile ihtiyaç duymayacaksı98 nız. Örneğin, b i r i n i dinlerken içsel vücudunuzu hisse-

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

çıkar. Kendinizle biçimle tanımlamanın anlamı budur. Bu, Varlığın unutkanlığı, öncelikli hata, gerçekliği kabusa çeviren mutlak ayrılık illüzyonudur.

farkında olmayan b i r i gibi olurdunuz. Rüya gören killinin rüyadaki imgelerle kendini tanımlaması gibi, siz de kendinizi düşüncelerle tanımlardınız. Birçok k i ş i hâlâ bu şekilde yaşamakta, uyurgezer gibi ortalıkta dolaşmakta, uyuduğunu dahi bilmemekte, sürekli ola-

DESCARTES'IN HATASINDAN SARTRE'IN İÇGÖRÜSÜNE Modern felsefenin kurucusu olarak kabul edilen on yedinci yüzyıl düşünürü Descartes, ünlü sözüyle - bunu temel gerçek olarak değerlendiriyordu - büyük bir hata yapmıştı: "Düşünüyorum, öyleyse varım." Bu aslında şu sorunun cevabıydı: "Mutlak kesinlikle bilebileceğim herhangi bir şey var mı?" Hiç şüphesiz her zaman düşündüğünü anlayarak ve bunu Varlık ile bağdaştırarak, kendini düşünceyle tanımlamıştı. Nihai gerçek yerine aslında egonun kökenini bulmuştu ama bunu bilmiyordu. Yaklaşık üç asır sonra, bir düşünür Descartes'ın bu sözünde neredeyse diğer herkesin gözünden kaçan bir noktayı yakaladı. Bu k i ş i n i n adı Jean-Paul Sartre idi. Descartes'ın "Düşünüyorum, öyleyse varım," sözünü derinden inceleyen Sartre, sonunda kendi sözleriyle şunu anladı: "'Ben' diyen bilinçle düşünen bilinç aynı değil." Bununla ne demek istemişti? Eğer düşündüğünüzün farkındaysanız, o farkındalık düşünme sürecinin bir parçası olamaz; dolayısıyla, bilincin f a r k l ı bir boyutu olması gerekir. Ve "ben" diyen de o farkındalıktır. İçinizde düşünceden başka bir şey olmasaydı, düşündüğünüzü dahi bilemezdiniz.
66

rak aynı kabus gerçekliği yeniden yaratan zihin yapısının tutsağı olmaktadır. Rüya gördüğünüzü bildiğinizde rüya içinde uyanıksınız demektir. Yani başka bir bilinç boyutu devreye girmiştir. Sartre'ın içgörüsü muhteşemdir ama keşfettiği şeyin önemini kavrayabilmek için o da kendisini düşünceyle tanımlamaktadır: Yeni bir bilinç boyutunun ortaya çıkışı.

IIÜTÜN ANLAYIŞIN ÖTESİNE GEÇEN HUZUR 15u yeni bilinç boyutunu hayatlarının bir noktasında trajik bir kayıp yaşayarak keşfeden insanların sayısı çoktur. Bazıları sahip oldukları her şeyi, bazıları çocuklarını ya da eşlerini, sosyal pozisyonlarını, ünlerini ya da fiziksel becerilerini kaybederler. Bazı durumlarda, bir doğal felaket ya da savaş yaşandığında, bütün bunları bir anda kaybederler ve ellerinde "hiçbir şey" kalmadığım görürler. Buna bir s ı n ı r durumu diyebiliriz. Kendilerini tanımladıkları, kendilerine benlik duygusu veren her şeyleri ellerinden alınmıştır. Sonra, aniden ve açıklanamaz bir şekilde, i l k anda hissettikleri yoğun korku veya acı, yerini kutsal bir Varlık duygusuna, derin bir huzura ve korkudan tam bir özgürleşmişliğe bı67

Rüya gördüğünün

ECKHART TOLLE r a k ı r . Bu fenomeni S t . Paul de yaşamış olmalıydı, çünkü şöyle demişti: " T ü m anlayışın ötesine geçen T a n r ı s a l h u z u r . " Gerçekten de m a n t ı k l ı görünmeyen bir h u z u r dur ve bunu deneyimleyen insanlar kendilerine şöyle sormuşlardır: Böyle bir durum k a r ş ı s ı n d a nasıl oluyor da h u z u r l u olabiliyorum? Egonun ne olduğunu ve n a s ı l ç a l ı ş t ı ğ ı n ı anladığınızda, bu s o r u n u n cevabı gayet b a s i t t i r aslında. Kendinizi tanımladığınız, size benlik duygusu veren biçimler çöktüğünde ya da elinizden alındığında, ego da çöker, çünkü ego biçimle tanımlamadır. Geride kendin i z i tanımlayabileceğiniz bir biçim kalmadığında, siz k i m o l u r s u n u z ? E t r a f ı n ı z d a k i biçimler yok olduğunda ya da ölüm y a k l a ş ı r k e n , V a r l ı k ya da B e n l i k duygunuz, biçimle iç içe geçmişliğinden tamamen arınır: R u h , maddedeki t u t s a k l ı ğ ı n d a n k u r t u l u r . Öz k i m l i ğ i n i z i biçimi olmayan, her yana yayılan bir V a r l ı k , büt ü n biçimlerden ve tanımlamalardan çok önce var olan bir B e n l i k olarak a l g ı l a r s ı n ı z . İ ş t e T a n r ı s a l h u z u r budur. K i m olduğunuzla i l g i l i nihai gerçek, ben buyum ya da ben ş u y u m değil, Ben'dir. Ne var ki t r a j i k bir kayıp yaşayan herkes bu uyanışı deneyimlemez. B a z ı l a r ı hemen güçlü bir z i h i n s e l imge ya da düşünce biçimi yaratarak, k e n d i l e r i n i ş a r t l a r ı n , başka i n s a n l a r ı n , adaletsiz kaderin ya da T a n r ı ' n m bir kurbanı olarak görürler. Bu düşünce biçimi ve yarattığı duygular - öfke, k ı r g ı n l ı k , kendine acıma gibi - hemen bir sahte k i m l i k o l u ş t u r u r ve t r a j i k kayıpla çöken diğer tüm t a n ı m l a r ı n y e r i n i alır. Diğer bir deyişle, ego hemen 68

VAR OLMANIN GÜCÜ yeni bir biçim bulur. Bu yeni biçimin son derece mutsuz bir k i m l i k olması egoyu hiç endişelendirmez, çünkü bir kimliği olduğu sürece iyi ya da kötü olmasını umursamaz. Aslında, bu yeni ego daha katı, daha k a s ı l m ı ş ve daha delinmez olacaktır. T r a j i k bir kayıp yaşandığında, ya d i r e n i r ya da teslim o l u r s u n u z . B a z ı insanlar derin bir k ı r g ı n l ı k yaşarlar; bazıları ise şefkatli, bilge ve sevgi dolu bir hale gelirler. T e s l i m olmak, olanları içtenlikle kabullenmek, kendinizi sertleşen yaşama kabuğu, açmak demektir. içsel Direnç, Bu egonun durumda büzülmesidir.

kendinizi yaşama k a p a t ı r s ı n ı z . İçsel direnç durumunda yapacağınız her şey - buna o l u m s u z l u k adını da ver i y o r u z - daha fazla dış direnç yaratacak ve evren sizin tarafınızda olmayacaktır; yaşam size yardım etmeyecektir. Eğer p a n j u r l a r ı n ı z ı k a p a t ı r s a n ı z , güneş ı ş ı ğ ı içeri giremez. Ama içtenlikle t e s l i m olduğunuzda, yeni bir bilinç boyutu kendiliğinden açılıverir. Eğer eyleme geçmek, bir şey yapmak m ü m k ü n ya da gerekliyse, eyleminiz bütünle uyum içinde olacak ve yaratıcı zeka ya da diğer bir deyişle k o ş u l s u z bilinç tarafından desteklenecektir. O zaman ş a r t l a r ve insanlar size yardımcı olacaktır. Hiç beklemediğiniz tesadüfler gerçekleşecektir. Eğer hiçbir eylem m ü m k ü n değilse, h u z u r içinde o l u r s u n u z ve teslimiyetle b i r l i k t e içsel d i n g i n l i k gelir, çünkü T a n r ı ' y a t e s l i m o l m u ş s u n u z d u r .

69

3. Bölüm
EGONUN ÖZÜ

283 Bazı insanlar kendilerini zihinlerindeki sesle - istek dışı ve sürekli düşüncelerle onlara eşlik eden duygular - öylesine derinden tanımlamışlardır ki zihinlerinin esiri olduklarını söyleyebiliriz. Bunu hiçbir şekilde fark etmediğiniz sürece, düşünen kişiyi kendiniz sanırsınız. Bu egosal zihindir. Egosal diyoruz, çünkü her düşüncede - her anı, her yorum, görüş, bakış açısı, tepki veya duygu - bir benlik duygusu vardır. Ruhsal açıdan ele alırsak, bu bilinçsizliktir. Düşünceleriniz, zihninizin içeriği, elbette ki geçmişinizle şartlanmıştır; yetiştiğiniz ortam, kültürünüz, aile geçmişiniz vb. gibi. Bütün zihinsel faaliyetlerinizin özünde, sürekli tekrarlanan belli düşünceler, duygular ve tepki kalıpları vardır. İşte bu k i m l i k , egonun kendisidir. Daha önce de gördüğümüz gibi, birçok durumda "ben" dediğinizde, konuşan egodur. İçinde düşünce ve

ECKHART TOLLE duygu, "ben ve geçmişim" diye tanımladığınız bir yığın anı, farkında olmadan oynadığınız ve a l ı ş k a n l ı k haline gelmiş roller, m i l l i y e t , din, ı r k , sosyal s ı n ı f ya da politik eğilimler gibi k o l e k t i f tanımlamalar vardır. Buna ek olarak, sadece m ü l k i y e t l e r l e değil, aynı zamanda görüşler, dış görünüş, u z u n s ü r e l i k ı r g ı n l ı k l a r , k e n d i n i z i başkalarından daha iyi ya da daha kötü veya başarılı ya da başarısız olarak görmeniz gibi k i ş i s e l tanımlamalar da söz konusudur. Egonun içeriği kişiden k i ş i y e değişir ama her egoda aynı yapı işler. Diğer bir deyişle: Egolar sadece yüzeyde değişir. Derinlerde hepsi aynıdır. P e k i hangi şekillerde aynıdır? T a n ı m l a m a ve a y r ı l ı k l a yaşarlar. Ego olarak tanımladığımız, benlik içeren z i h i n ü r ü n ü düşünceler ve duygularla yaşadığınızda, k i m l i ğ i n i z i n temeli sallant ı l ı d ı r , çünkü düşünce ve duygular doğalarında gelip geçicidir. Her ego s ü r e k l i olarak hayatta kalmak, kendini korumak ve genişletmek için mücadele eder. Ben düşüncesini desteklemek için, "başkası" şeklinde bir z ı t düşünceye ihtiyaç duyar. Kavramsal "başkası" olmadan, kavramsal "ben" hayatta kalamaz. B a ş k a l a r ı , onları en çok düşmanlarım olarak gördüğüm zaman başkalarıdır. Bu bilinçsiz egosal kalıbın temelinde, başkalarında hata bulma ve şikayet etme gibi egosal bir alışk a n l ı k yatar. "Neden k a r d e ş i n i z i n gözündeki çapağı gör ü r s ü n ü z de, kendi gözünüzdeki merteği görmezden gel i r s i n i z ? " dediğinde, İsa bunu k a s t e t m i ş t i . T e r a z i n i n diğer ucunda, bireyler arasındaki f i z i k s e l şiddet ve uluslar arasındaki savaşlar vardır. İncil'de, İ s a ' n ı n s o r u s u 98

VAR. OLMANIN GÜCÜ cevapsız kalmaktadır ama cevap elbette ki şudur: Çünkü başka b i r i n i eleştirdiğimde ya da suçladığımda, bu bana kendimi ü s t ü n ve daha büyük h i s s e t t i r i y o r .

ŞİKAYET ETME VE KIRGINLIK Şikayet etmek, egonun kendini güçlendirmek için en s ı k başvurduğu yollardan biridir. Her şikayet, z i h n i n ürettiği ve s i z i n tamamen inandığınız bir hikâyedir. Y ü k s e k sesle ya da düşüncelerinizde şikayet etmeniz arasında hiçbir fark yoktur. lığını sürdürebilir. Kendini tanımlayacak başka bir şey Böyle bir egonun etkisinde olduğubulamasa bile, birçok ego sadece şikayet ederek bile varnuzda, özellikle başka insanlar hakkında hiç farkında olmadan, a l ı ş k a n l ı k olarak s ü r e k l i şikayet ettiğinizde, ne yaptığınızı bilmiyorsunuz demektir. İnsanlara olumsuz etiketler yapıştırmak, yüzlerine ya da arkalarından başka insanlarla konuştuğunuzda veya sadece düşündüğünüzde, genellikle bu kalıpta yer a l ı r s ı n ı z . Küfretmek ya da i s i m l e r y a k ı ş t ı r m a k , etiket yapıştırmanın en kaba şeklidir ve egonun haklı çıkarak başkalarının üzerinde zafer kazanması gerekir: "Serseri, aşağılık, piç!" Bütün bunlar, karşınızdakine söz hakkı tanımayan ve yargılayan tanımlardır. B u n u n bir alt seviyesinde bağırıp çağırmak ve hemen altında da f i z i k s e l şiddet gelir. K ı r g ı n l ı k , şikayet etme ve insanlara z i h i n s e l etiket yapıştırmayla i l g i l i bir duygudur ve egoya daha fazla enerji yükler. K ı r g ı n l ı k , kendini k ı z g ı n , saldırıya uğra73

ECKHART TOLLE m ı ş , gücenmiş, h a k s ı z l ı ğ a uğramış ya da aşağılanmış hissetmektir. Başka insanlara açgözlülükleri, yalancıl ı k l a r ı , s a h t e k a r l ı k l a r ı , y a p t ı k l a r ı şeyler, geçmişte yapt ı k l a r ı şeyler, söyledikleri şeyler, yapamadıkları şeyler, yapmaları ya da yapmamaları gereken şeyler için k ı r ı lırsınız. Ego buna bayılır. Başkalarmdaki bilinçsizliği görmek yerine, bunu kendi k i m l i ğ i n i z e geçirirsiniz. Bunu k i m yapıyor? İçinizdeki b i l i n ç s i z l i k , yani ego. Bazen başkalarında gördüğünüz "hata" gerçekte var olmayab i l i r bile. T a m bir y a n l ı ş anlama, başkalarını düşman olarak görmeye ve kendini haklı ya da üstün çıkarmaya ş a r t l a n m ı ş bir z i h n i n y a n s ı m a l a r ı olabilir. Bazı zamanlarda ise hata var olabilir ama ona odaklandığınızda - bazen başka hiçbir şeyi görmeyeceğiniz derecede onu a b a r t ı r s ı n ı z . Başkalarında gördüğünüz şeyi kendinizde g ü ç l e n d i r i r s i n i z . B a ş k a l a r ı n ı n egolarına k a r ş ı tepkisiz kalmak, kendi içinizdeki egonun ötesine geçmek için en etkili yöntemdir ama aynı zamanda kolektif insan egosundan s ı y r ı l mak için de önemli bir adımdır. Ama ancak başka birinin d a v r a n ı ş ı n ı n egosundan kaynaklandığını anladığınız zaman tam bir t e p k i s i z l i k durumunda o l a b i l i r s i n i z . K i ş i s e l olmadığını anladığınızda, sonuçta tepki vereceğiniz bir şey de kalmaz. Egoya tepki vermeyerek, genell i k l e başkalarmdaki a k ı l l ı l ı ğ ı ortaya ç ı k a r ı r s ı n ı z ve bu da, şartlanmaya k a r ş ı şartlanmamış bilinçtir. Bazen gerçekten bilinçsiz insanlardan kendinizi korumak için bazı adımlar atmanız gerekebilir. B u n u onları düşman etmeden de y a p a b i l i r s i n i z . Ama en önemli korunmanız, 98 74

VAR. OLMANIN GÜCÜ bilinçli olmaktır. Ego olan b i l i n ç s i z l i ğ i k i ş i s e l l e ş t i r d i ğ i nizde, k a r ş ı n ı z d a k i k i ş i y i düşman e d i n i r s i n i z . T e p k i s i z l i k z a y ı f l ı k değil, gerçek güçtür. T e p k i s i z l i ğ i n diğer bir adı da bağışlamadır. Bağışlamak, bir şeyi görmezden gelmek, daha doğrusu onun içinden bakarak diğer taraf ı n ı görmektir. Egonun diğer tarafına bakabildiğinizde, her insanın özünde bulunan aklı görürsünüz. Ego sadece başka insanlarla i l g i l i değil, d u r u m l a r l a i l g i l i olarak da şikayet etmeyi ve k ı r ı l m a y ı sever. B i r insana yapabileceğiniz şeyi, bir duruma da y a p a b i l i r s i n i z ; yani bir durumu da düşman e d i n e b i l i r s i n i z . Şöyle düşün ü r s ü n ü z : Bu olmamalıydı; burada olmak istemiyorum; bunu yapıyor olmak istemiyorum; bana h a k s ı z l ı k yapıldı. Ve egonun en büyük düşmanı, elbette ki şimdi, yani hayatın kendisidir. Şikayet etmek, uyarmakla birini hatasını düzeltebilmesi için k a r ı ş t ı r ı l m a m a l ı d ı r . Ayrıca, şikayet etme-

mek, kötü davranışlara ya da kötü durumlara ses çıkarmamak anlamına da gelmez. Garsona çorbanızın soğuk olduğunu ve ı s ı t ı l m a s ı gerektiğini söylemenin egoyla bir i l g i s i yoktur; sonuçta tamamen tarafsız bir şekilde gerçeği söylemektesinizdir. "Bana nasıl soğuk çorba get i r i r s i n ? " diye çıkıştığınızda, ego devreye girer. Burada, soğuk çorba yüzünden kişisel olarak öfkelenmiş bir "ben" vardır ve bu durumu olabildiğince sömürmeye kar a r l ı d ı r , çünkü "ben," başka b i r i n i hatalı çıkarmaya bay ı l ı r . Sözünü ettiğimiz şikayet etme, egonun hizmetindedir, değişimin değil. Bazen ego şikayet etmeye devam etmek için d u r u m u n değişmesini bile istemeyebilir.

ECKHART TOLLE B e l k i şu anda, herhangi bir şeyle i l g i l i şikayet eden z i h i n s e s i n i z i dinleyin ve onun farkına varın: Egonun sesi, ş a r t l a n m ı ş bir düşünce kalıbından fazlası değildir. Bu sesi fark ettiğiniz her seferinde, sesin siz olmadığını da a n l a r s ı n ı z ; s i z , o sesin farkında olan f a r k ı n d a l ı k s ı nızdır. A r k a planda f a r k ı n d a l ı k vardır. Ön planda ses, yani düşünen vardır. Bu şekilde egodan k u r t u l u r ve gözlenmeyen z i h n i n ötesine geçersiniz. Kendi içinizdeki egonun f a r k ı n a vardığınız an, o a r t ı k ego değil, sadece eski, ş a r t l a n m ı ş bir z i h i n kalıbıdır. Ego farkında olmamayı gerektirir. F a r k ı n d a l ı k ve ego b i r l i k t e var olamazlar. E s k i z i h i n k a l ı b ı ya da z i h i n s e l a l ı ş k a n l ı k bir süre daha hayatta k a l a b i l i r ve tekrar tekrar ortaya çıkabilir, çünkü sonuçta binlerce y ı l l ı k k o l e k t i f insan b i l i n ç s i z l i ğinin yarattığı bir ivme söz konusudur ama onu fark ett i ğ i n i z her seferinde zayıflamaya devam edecektir.

VAR. OLMANIN GÜCÜ büyük bir t e r b i y e s i z l i k , " derler. " N a s ı l cüret edersin?"

"Buna çok k ı z d ı m . " Bazı insanlar nasıl madde bağımlısı olursa, bu insanlar da öfke bağımlısıdırlar. Şuna buna öfkelenerek, benlik duygularını güçlendirirler. U z u n süreli kırgınlığa kin adı verilir. Kin, sürekli bir duygudur ve birçok k i ş i n i n egosunda bu yüzden önemli yer tutar. Kolektif kin - kan davası gibi - ulusların ya da kabilelerin kolektif bilinçsizliğinde uzun süre devam edebilir ve asla sona ermeyen bir şiddet döngüsünü canlı tutar. K i n , bazen uzak geçmişte yaşanmış ama t a k ı n t ı l ı Böyle bir dudüşünceler sayesinde canlı t u t u l m u ş bir olaydan kaynaklanan güçlü bir olumsuz duygudur. rumda insanlar s ü r e k l i " b i r i bana şunu yapmıştı" ya da " b i r i bize ş u n u y a p m ı ş t ı " deyip dururlar. Diğer yandan, k i n aynı zamanda hayatınızın diğer alanlarını da k i r l e tir. Örneğin, k i n duyduğunuz k i ş i hakkında düşünürken ve n e f r e t i n i z i hissederken, şu anda olan bir şeyi, şu anda konuştuğunuz bir k i ş i y i ya da size yapılan bir şe-

TEPKİSELLİK VE KİN K ı r g ı n l ı k genellikle şikayet etmeyle birlikte oluşan bir duygu olsa da, öfke gibi daha güçlü bir duyguyla da ortaya çıkabilir. Bu şekilde, enerjik açıdan çok daha y ü k l ü bir hale gelir. Şikayet etmenin ardından tepkisellik gelir ki bu da egonun kendini güçlendirmek için başvurduğu diğer bir yoldur. T e p k i vermek için bir sonraki şeyi bekleyen çok k i ş i vardır. R a h a t s ı z l ı k duyacakları veya s i n i r lenecekleri bir şey arayıp d u r u r l a r ve genellikle de bir sonraki öfke nedenini bulmaları uzun sürmez. " B u çok 98

yi algılamanızı tamamen çarpıtacak olan olumsuz bir duygusal enerjiyle k a r ş ı l a ş ı r s ı n ı z . Güçlü bir kin, hayat ı n büyük bölümünü kirletmeye ve s i z i egonun tutsağı konumunda tutmaya yeter. Hâlâ kin güdüp gütmediğinizi, hayatınızda hâlâ tamamen bağışlamadığınız bir "düşmanın" bulunup bulunmadığını anlamak için kendinize k a r ş ı son derece d ü r ü s t olmanız gerekir. Eğer böyle bir durum söz konusuysa, hem duygu hem de düşünce olarak k i n i n farkına v a r m a l ı s ı n ı z ; yani, nefret duygusunun yanı sıra, onu canlı tutan düşünceleri de fark edebilmelisiniz. K i n i n i z 77

ECKHART TOLLE den kurtulmaya çalışmayın. Kinden kurtulmaya, bağışlamaya çalışmak işe yaramaz. Bağışlama, ancak nefretinizin sahte bir benlik duygusunu güçlendirmekten başka bir amaca hizmet etmediğini anladığınızda doğal olarak gelecek olan bir şeydir. Görmek, özgürleşmektir. "Düşmanlarınızı bağışlayın," derken, İsa aslında insan zihnindeki en temel egosal yapılardan birini ortadan kaldırmaktan söz ediyordu. Geçmiş, sizi şimdide yaşamaktan alıkoyma gücüne sahip değildir. Bunu sadece geçmişe dayalı nefret ve kin yapabilir. Peki kin ya da nefret nedir? Sadece eski düşünce ve duygulardan oluşan bir "yük."

VAR. OLMANIN GÜCÜ bakış açısı, bir görüş, bir yargı, bir hikâye gibi. Haklı olmanız için, elbette ki başka birinin haksız olması gerekir ve ego da haklı olmak için başkalarını haksız çıkarmaya bayılır. Diğer bir deyişle: Daha güçlü bir benlik duygusuna sahip olabilmek için, başkalarını haksız çıkarmanız gerekir. Şikayet ve tepkisellikle, sadece bir k i ş i y i değil, bir durumu da haksız çıkarabilirsiniz; örneğin "bunun olmaması gerekirdi," demek gibi. Haklı olmak, yargılanıp haksız çıkarılan bir k i ş i ya da bir durum karşısında size hayali bir ahlaki üstünlük kazandırır. Bu, egonun açlığını çektiği üstünlük duygusudur ve böylelikle kendini güçlendirir.

HAKLI OLMAK, HAKSIZ ÇIKARMAK Şikayet etmek, başkalarında hata bulmak ve tepkisellik, egonun varlığı için ihtiyaç duyduğu s ı n ı r ve ayrılık duygusunu güçlendirir. Ama aynı zamanda, egoya bir üstünlük duygusu kazandırarak da bunu yaparlar. B i r trafik s ı k ı ş ı k l ı ğ ı , politikacılar, "açgözlü zenginler" ya da "tembel işsizler," iş arkadaşlarınız, eski eşiniz, erkekler ya da kadınlar hakkında şikayet etmenin size nasıl bir üstünlük duygusu kazandırabileceğini hemen göremeyebilirsiniz. Şikayet ettiğinizde, mantık olarak siz hakl ı s ı n ı z d ı r ve şikayet ettiğiniz ya da tepki verdiğiniz durum veya k i ş i haksızdır. Hiçbir şey egoyu haklı olmak kadar besleyemez. H a k l ı olmak, zihinsel bir pozisyonu tanımlamaktır; bir 98 78

BİR İLLÜZYONA KARŞI KENDİNİ SAVUNMAK Hiç şüphesiz bazı gerçekler de vardır. " I ş ı k sesten daha hızlı yol alır," derseniz ve biri size bunun aksini söylerse, siz kesinlikle haklısınız, o da kesinlikle haksızdır. Sadece şimşeğin gök gürültüsü sesinin gelmesinden önce görülmesi, bunun en belirgin kanıtıdır. Dolayısıyla, sadece haklı değilsinizdir, aynı zamanda da haklı olduğunuzu bilirsiniz. Bunda herhangi bir şekilde egodan söz edilebilir mi? Muhtemelen ama öyle olması şart değildir. Sadece doğru olduğunu bildiğiniz bir şeyi ifade ediyorsanız ve işin içine benlik duygunuzu katmıyorsanız, bunun egoyla hiçbir ilgisi olamaz. Ego, zihin ve zihinsel bir pozisyonla tanımlamadır. Ama böyle bir durumda, farkında olmadan egonuzla hareket ediyor da

ECKHART TOLLE olabilirsiniz. Eğer karşınızdakine "İnan bana, biliyo-

VAR. OLMANIN GÜCÜ sinde, bir durum ya da bir kişiyle ilgili s ı n ı r l ı bir bakış açısı sürdürmek yerine resmin tamamını görebilirsiniz.

rum," ya da "Neden bana hiç inanmıyorsun?" diye soruyorsanız, i ş i n içine ego k a r ı ş m ı ş demektir. " I ş ı k sesten daha h ı z l ı yol alır," gibi basit ve yalın bir ifade, şimdi bir illüzyonun hizmetine girmiş bir gerçektir. sel bir pozisyona dönüşmüştür. Ego her şeyi k i ş i s e l olarak algılar. Duygular yükselir, savunmacılık devreye girer ve hatta saldırganlık hissedilebilir. Gerçeği mi savunuyorsunuz? Hayır, gerçek olan bir şeyin savunulmaya ihtiyacı yoktur. I ş ı k ya da ses, başka birinin söylediğini ya da düşündüğünü dikkate almaz. A s ı l savunduğunuz şey gerçek değil, kendinizsinizdir; daha doğrusu, sahte benlik illüzyonunuz. Hatta illüzyonun kendini savunduğunu söylemek daha da doğru olur. Basit ve doğrudan gerçekler bile kendini egosal bozukluğa sunabiliyorsa, daha az somut gerçeklerden söz edilebilecek görüşler, bakış açıları ve yargılar - hepsi düşünce biçimlerinden ibarettir - kolayca benlik duygusunda kaybolabilirler. Her ego, görüşleri ve bakış açılarını gerçeklerle karıştırır. Dahası, bir olayla o olaya verilen tepki arasındaki farkı bilemez. Her ego, seçici algı ve bozuk yorumlama konusunda bir "üstat"tır. Sadece farkındalık - düşünce değil - sayesinde bir gerçekle görüş arasındaki farkı bilebilirsiniz. Sadece farkındalık sayesinde şunu görebilirsiniz: Burada bir durum var, şurada da bu durumla ilgili duyduğum öfke var. Sonra, aynı duruma farklı yaklaşımlar olabileceğini anlarsınız. Ancak farkındalık saye98 80 Sahte bir

GERÇEK: GÖRECE Mİ, YOKSA MUTLAK MI? Basit ve kanıtlanabilir gerçeklerin ötesinde, "Ben haklıyım, sen haksızsın," görüşü gerek kişisel ilişkilerde, gerekse uluslar, kabileler, dinler vb. arasındaki i l i ş k i lerde çok tehlikeli bir şeydir. Ama "Ben haklıyım, sen haksızsın," inancı, egonun kendini güçlendirmesinin en temel yollarından biridir ve kendini haklı kılıp başkalarını haksız çıkarırken, insanlar arasında ayrım ve çatışmalara neden olmaktadır. Peki bu, hiçbir şekilde doğru ve yanlış davranışların, eylemlerin ya da inançların olmayacağı anlamına mı gelir? Bu, bazı çağdaş H ı r i s t i y a n öğretilerinin zamanımızın en büyük kötülüğü olarak gördüğü ahlaki görecelik değil midir? Gerçek şu ki H ı r i s t i y a n l ı k tarihi, mutlak gerçeğin tek sahibi olduğuna inanmanın - diğer bir deyişle, haklı olmanın - eylemleri ve davranışları delilik noktasına vardıracak kadar sapkınlığa yol açabileceğinin en güzel örneğidir. Asırlar boyunca görüşleri Kilise doktrininden bir parça saptığı ya da İncil'in dar görüşlü yorumları ("Gerçek") haklı ve kendileri haksız görüldüğü için insanlara işkence yaptılar ya da diri diri yaktılar. Kilise'ye göre bu insanlar o kadar hatalıydı ki öldürülmeleri gerekiyordu. Gerçek, insan hayatından daha önemli olarak

"benlik" duygusuyla k i r l e n m i ş t i r ; kişiselleşerek zihin-

ECKHART TOLLE algılanıyordu. Peki Gerçek neydi? İ n a n ı l m a s ı gereken

VAR. OLMANIN GÜCÜ çoktan uyanmış olan i n s a n l a r ı n r u h s a l uyanış yolunda size b ı r a k t ı k l a r ı tabelaları ve i ş a r e t l e r i görür, onları olması gerektiği şekilde izleyerek kendinizi biçimle tanımlamalardan özgürleştirirsiniz. O Gerçeği bulduğunuzda, Sadece bir tek mutlak Gerçek vardır ve diğer tüm gerçekler ondan t ü r e m i ş t i r . davranışlarınız da onunla uyum içinde olur. İnsan davr a n ı ş l a r ı Gerçeği yansıtabileceği gibi, i l l ü z y o n u da yansıtabilir. Gerçek söze dökülebilir mi? Elbette. Ama kelimeler Gerçeğin kendisi olamaz; sadece Ay'ı işaret eden parmak olabilirler. Gerçek sizden ayrılamayacak bir şeydir. Evet, Gerçeğin k e n d i s i s i n i z . Onu başka bir yerde aradığınız her seferinde aldanırsınız. Öz V a r l ı k olarak siz Gerçeğin kend i s i s i n i z . "Ben yolum, ben gerçeğim, ben yaşamım," dediğinde, İsa bunu kastediyordu. Bu sözler doğru anlaşıldığı takdirde, İ s a ' n ı n gerçeği en güçlü ve doğrudan işaret ettiği bölümdür. Ama yanlış yorumlandıklarında, çok büyük bir engel haline gelebilirler. İsa en derindeki, en temeldeki Ben'den söz e t m i ş t i r ; bütün canlıların temel özü olan k i m l i k t e n . Hayattan bizler olarak söz etm i ş t i r . Bazı H ı r i s t i y a n m i s t i k l e r , buna içteki İsa demişlerdir; B u d i s t l e r aynı şeye içteki Buda derler; H i n d u l a r için ise içte yaşayan tanrı, Atman'dır. Kendi içinizdeki o boyutla bağlantı kurabildiğinizde - bunu doğal olarak yapabildiğinizde, mucizevi bir başarı olarak değil - bütün eylemleriniz ve i l i ş k i l e r i n i z , derinden h i s s e t t i ğ i n i z tüm yaşamın b i r l i ğ i n i yansıtacaktır. Bu sevgidir. Kanunlar, emirler, k u r a l l a r ve t ü z ü k l e r , kendi özlerinden 83

bir hikâye; diğer bir deyişle, bir yığın düşünce biçimi. Kamboçya'nın manyak diktatörü Pol Pot'un öldürülm e s i n i emrettiği bir milyon insan, gözlük takanları da kapsıyordu. Neden mi? Ona göre, t a r i h i n M a r k s i s t yor u m u mutlak gerçekti ve Pol Pot'un kendi yorum eklemelerine göre, gözlük takan insanlar eğitimli s ı n ı f a aitti, yani burjuvalar, k ö y l ü l e r i sömüren asalaklardı ve öld ü r ü l m e l e r i gerekiyordu. Yeni bir sosyal düzen kurulabilmesi için, onların ortadan k a l d ı r ı l m a s ı şarttı. Onun gerçeği de bir yığın düşünce biçiminden ibaretti. K i l i s e , göreceliğin, yani insan davranışlarına rehberl i k edecek hiçbir mutlak gerçeğin bulunmadığı inancının z a m a n ı m ı z ı n en büyük kötülüğü olduğunu düşünmekte k e s i n l i k l e haklı; ama onu bulamayacağınız bir yerde ararsanız, mutlak gerçeği asla bulamazsınız: Doktrinlerde, ideolojilerde, k u r a l yapılarında veya hikâyelerde. B ü t ü n bunların ortak noktası nedir? Hepsi düşünceden oluşur. Düşünce, gerçeğe işaret edebilir ama asla gerçeğin kendisi değildir. Bu yüzden Budistler şöyle derler: "Ay'ı işaret eden parmak, Ay değildir." B ü t ü n dinler, nasıl yaklaştığınıza bağlı olarak, aynı derecede doğru ve aynı derecede y a n l ı ş t ı r . Onları egonun ya da Gerçeğin hizmetinde k u l l a n a b i l i r s i n i z . Sadece kendi d i n i n i z i n Gerçek olduğuna i n a n ı r s a n ı z , d i n i n i z i egonun hizmetinde k u l l a n ı y o r s u n u z demektir. Bu şekilde kullanıldığında, din ideoloji haline gelir ve insanlar arasında çatışma, a y r ı l ı k ve hayali bir ü s t ü n l ü k duygusu yaratır. Gerçeğin hizmetinde k u l l a n ı l d ı k l a r ı n d a ise, 98

ECKHART TOLLE uzaklaşanlar için gereklidir. K u r u m s a l k a n u n l a r ı n asıl amacı, egonun aşırı uçlara kaymasını engellemektir ama bunu bile yapamamaktadırlar.

VAR. OLMANIN GÜCÜ "ben" egosundan daha tehlikeli, olduğunu görmekteyiz. Bu gezegende i n s a n l a r ı n birbirlerine uyguladıkları şiddetin büyük bölümü, suç organizasyonlarının veya zihinsel açıdan dengesiz i n s a n l a r ı n i ş i değildir; tam aksine, k o l e k t i f egonun hizmetine g i r m i ş saygın vatanse-

E G O KİŞİSEL DEĞİLDİR K o l e k t i f seviyede, " B i z h a k l ı y ı z , siz h a k s ı z s ı n ı z , " şeklindeki z i h i n yapısı, dünya üzerinde uluslar, ı r k l a r , kabileler, dinler ya da ideolojiler arasındaki çatışmaların uzun s ü r e l i , a ş ı r ı ve yerel olduğu noktalarda özellikle derinden kök s a l m ı ş durumdadır. Çatışmanın i k i tarafında kalan herkes, kendilerini kendi bakış açılarıyla tanımlamış, kendi "hikâyelerine" aynı derecede inanmışlardır. İ k i taraf da diğerinin bakış açısının var olabileceğini kes i n l i k l e kabul edememektedir. İ s r a i l l i yazar Y. Halevi, "bir rekabet h i k â y e s i n i n sona ermesi"nden söz etmektedir ama dünyanın birçok yerinde, insanlar bunu yapamamakta ya da yapmak istememektedir. İ k i taraf da k e n d i l e r i n i n mutlak gerçeğe sahip olduğuna inanmaktadır. İ k i s i de kendilerini kurban, k a r ş ı l a r ı n d a k i n i "köt ü " olarak görmektedir ve düşmanlarını kavramsallaştırarak i n s a n l ı k t a n u z a k l a ş t ı r m ı ş olduklarından, birbirlerine her t ü r l ü şiddeti uygulayarak çocukları dahi öldür ü r k e n , y a r a t t ı k l a r ı acıyı ve k a r ş ı l a r m d a k i n i n insanlığını hissedememektedirler. Delice bir s a l d ı r ı ve intikam, eylem ve tepki döngüsünde s ı k ı ş ı p kalmışlardır. Mekanizma aynı şekilde çalışmasına rağmen, burada k o l e k t i f "biz"e k a r ş ı k o l e k t i f " s i z " egosunun bireysel 98 84

verlerdir. Dolayısıyla, bu gezegende "normal" insanlar ı n aslında "deli" o l d u k l a r ı n ı söyleyebiliriz. Peki bu del i l i ğ i n temelinde yatan şey nedir? T a m olarak kendini düşünce ve duyguyla tanımlama; yani ego. Açgözlülük, bencillik, sömürü, z u l ü m ve şiddet, gezegenin her yanma y a y ı l m ı ş durumdadır. B u n l a r ı temelde yatan bozukluğun ya da z i h i n s e l hastalığın bireysel ve kolektif ifadeleri olarak görmezseniz, k i ş i s e l l e ş t i r m e hatasına düşersiniz. B i r k i ş i ya da grup için bir kavramsal k i m l i k oluşturarak şöyle dersiniz: " İ ş t e bu adam bu; onlar da onlar." Başkalarında algıladığınız egoyu k i m l i k l e riyle k a r ı ş t ı r d ı ğ ı n ı z d a , kendi egonuz bu yanlış algıyı haklı ve dolayısıyla üstün olmak sayesinde kendini beslemek için k u l l a n ı r ve bunu da genellikle düşman olarak algılanan k i ş i y i aşağılayarak, ona öfke ve nefret duyarak yapar. B ü t ü n bunlar, egoyu fazlasıyla tatmin eder. S i z i n l e k a r ş ı n ı z d a k i k i ş i arasındaki ayrımı güçlendirir ve bu f a r k l ı l ı k öylesine dev boyutlara ulaşır ki a r t ı k karş ı n ı z d a k i n i n insan olduğunu, s i z i n l e aynı özden geldiğini ve aynı Yaşam'ı paylaştığını hissedemezsiniz. Başkalarında güçlü şekilde algıladığınız ve onların k i m l i ğ i y l e k a r ı ş t ı r d ı ğ ı n ı z belli egosal kalıplar, aynı zamanda s i z i n içinizde de v a r l ı ğ ı n ı gösterir ama kendi içinizdekini fark edemezsiniz. Dolayısıyla, aslında düş-

ECKHART TOLLE manlarınızdan öğrenecek çok şeyiniz vardır. Onlarda

VAR. OLMANIN GÜCÜ zasyonlarma, t e r ö r i z m e , kansere, y o k s u l l u ğ a ve daha bir s ü r ü şeye savaş açılıyor. İ ş i n ilginç yanı, u y u ş t u r u cuya ve suç organizasyonlarına k a r ş ı savaş açılmasına rağmen, son y i r m i beş y ı l içinde bu alanlarda belirgin a r t ı ş l a r gözlendi. B i r l e ş i k Devletlerde hapishanede yaşayan i n s a n l a r ı n s a y ı s ı 1980'de 300,000 iken, 2004 y ı l ı n d a 2 . 1 milyona f ı r l a d ı . Hastalığa k a r ş ı savaş, bize birçok şeyin yanında a n t i b i y o t i k l e r i de verdi. Başlangıçta, son derece b a ş a r ı l ı y d ı l a r ve bulaşıcı hast a l ı k l a r a k a r ş ı açtığımız savaşta k a z a n m a m ı z ı sağlıyor gibiydiler. Ş i m d i y s e birçok uzman, antibiyotikler i n yaygın şekilde k u l l a n ı m ı n ı n bir saatli bomba yar a t t ı ğ ı n ı ve antibiyotiklere k a r ş ı dirençli b a k t e r i l e r i n büyük bir o l a s ı l ı k l a aynı hastalıkları hortlatacağını Medıcal Assotedaviler, tıbbi

en s i n i r bozucu, en rahatsız edici olarak tanımladığınız şey nedir? B e n c i l l i k l e r i mi? Açgözlülükleri mi? Güç ve kontrol ihtiyaçları mı? S a m i m i y e t s i z l i k l e r i , sahtekarl ı k l a r ı , şiddet e ğ i l i m l e r i veya başka bir şey mi? Başka birinde rahatsız olduğunuz ve güçlü şekilde tepki verdiğiniz her şey, s i z i n içinizde de vardır. Ama bir t ü r egodan fazlası değildir ve dolayısıyla k e s i n l i k l e k i ş i l i k dışıdır. O k i ş i n i n gerçekte k i m olduğuyla ya da s i z i n gerçekte k i m olduğunuzla hiçbir i l g i s i yoktur. Ancak onu asıl k i m l i ğ i n i z l e k a r ı ş t ı r d ı ğ ı n ı z takdirde benlik duygunuz için tehdit o l u ş t u r a b i l i r .

SAVAŞ BİR ZİHİN YAPISIDIR B e l l i durumlarda, k e n d i n i z i ya da başka b i r i n i bir diğerinden zarar görmekten korumanız gerekebilir ama savaştığınız şeyi kötü olarak kabul edip "kötülüğün kökünü kazıma" misyonuna girişmemeye dikkat edin. Bilinçsizliğe k a r ş ı savaşmak, s i z i de bilinçsiz yapar. B i l i n ç s i z l i k ya da bozuk egosal davranış, asla s a l d ı r ı y l a yok edilemez. R a k i b i n i z i yenseniz bile, b i l i n ç s i z l i k s i z i n içinize geçer veya r a k i b i n i z yeni bir görünüme bürünür. Savaştığınız şey güçlenir; direndiğiniz şey direnir. Bugünlerde s ı k s ı k "buna k a r ş ı savaş," " ş u n a k a r ş ı savaş" diye savaş i l a n l a r ı n ı s ı k s ı k d u y u y o r s u n u z ; ben bu t ü r sözler duyduğum her seferinde, k e s i n l i k l e baş a r ı s ı z olacağını b i l i y o r u m . U y u ş t u r u c u y a , suç organi98

söylemektedir. ciation'a göre,

Journal Birleşik

ofthe American Devletlerde

kalp h a s t a l ı k l a r ı ve kanserden sonra en yaygın üçüncü ölüm nedeni olarak görünmektedir. Çin tıbbı ve homeopati, h a s t a l ı k l a r a düşman olarak yaklaşmayan ve dolayısıyla ortaya çıkacak yeni h a s t a l ı k l a r yaratmayan çok güçlü i k i a l t e r n a t i f t i r . Savaş bir z i h i n y a p ı s ı d ı r ve bu z i h i n yapısından kaynaklanan t ü m eylemler, ya kötü olarak algılanan düşmanı güçlendirecek ya da savaş k a z a n ı l d ı ğ ı takdirde b i r i n c i s i kadar e t k i l i ve genellikle de daha güçlü yeni bir düşman, yeni bir k ö t ü l ü k yaratacaktır. B i linç d u r u m u n u z l a dış gerçekliğiniz arasında derin bir bağ vardır. " S a v a ş " gibi bir z i h i n y a p ı s ı n ı n t u t s a ğ ı olduğunuzda, a l g ı l a r ı n ı z son derece seçici bir hal a l ı r 87

ECKHART TOLLE ve bozulur. Diğer bir deyişle, sadece görmek istediğin i z i görür, onu da yanlış y o r u m l a r s ı n ı z . Böylesine bir aldatıcı sisteminden ne tür eylemler doğabileceğini bir düşünün. Ya da hayal etmek yerine, bu gece televizyonda haberleri izleyin. Egoyu olduğu gibi tanıyın: Kolektif bir bozukluk, insan z i h n i n i n deliliği. Egoyu olduğu gibi tanımladığınızda, onu artık başka birinin kimliği olarak yanlış yorumlamazsınız. Dahası, egoyu olduğu gibi tanımladığınızda, ona karşı tepkisiz kalmak da daha kolaylaşır. A r t ı k k i ş i s e l olarak algılamazsınız. Şikayet etmek, suçlamak, haksız çıkarmaya çalışmak sona erer. Kimse haksız değildir. sadece birinin egosu söz konusudur, o kadar. Herkesin aynı zihinsel hastalığın pençesinde olduğunu anladığınızda, ister istemez şefkat duyarsınız. Bütün egosal i l i ş k i l e r i n parçası olan bir dramı daha fazla körüklemezsiniz. Peki onu körükleyen nedir? Tepkisellik. Ego buna dayanır.

VAR. OLMANIN GÜCÜ t a r z ı n ı z ı sorgulaması, para hakkında tartışması gibi... O zaman içinizde yükselen ve belki düşmanlık ya da öfke kılığına bürünmüş korkuyu, o güçlü enerji akışını hissedebiliyor musunuz? Kendi sesinizin sert çıktığını, bağırıp çağırdığınızı ya da s i n s i bir sesle konuştuğunuzu duyabiliyor musunuz? Z i h n i n i z i n pozisyonunu sa' vunmak, suçlamak, saldırmak, haklı çıkarmak için yar ı ş t ı ğ ı m hissedebiliyor musunuz? Diğer bir deyişle, bilinçsizlik anında uyanabiliyor musunuz? İçinizde savaşta olan, tehdit edildiğini hisseden ve ne olursa olsun hayatta kalmaya, bu tiyatro oyununda zafer kazanan karakter olarak kimliğini korumaya çalışan bir şeyin varlığını hissedebiliyor musunuz? H u z u r l u olmaktansa haklı olmayı tercih eden bir şeyin varlığını algılayabiliyor musunuz?

E G O N U N ÖTESİNDE: GERÇEK KİMLİĞİNİZ Ego savaşta olduğunda, bayatta kalmak için savaşma-

HANGİSİNİ İSTERSİNİZ; BARIŞ MI, YOKSA DRAM MI? Barış istersiniz. Barışı istemeyen hiç kimse yoktur.

nın bir illüzyondan ibaret olduğunu sakın unutmayın. O illüzyon kendini siz sanır. Başlangıçta Varlığa tanık olurken orada olmak kolay değildir; özellikle de ego hayatta kalmak için mücadeleye giriştiğinde ya da geçmişten kaynaklanan egosal bir kalıp aktif hale geldiğinde. Ama bir kez tadını aldığınızda, Varlık gücünüzü g e l i ş t i r i r s i n i z ve ego yavaş yavaş üzerinizdeki hakimiyetini kaybeder. Böylece, egodan ve zihinden çok daha büyük bir güç hayatınıza yerleşir. Egodan kurtulmak 89

Ama içinizde dramı, çatışmayı isteyen bir şey vardır. Onu şu anda hissedemeyebilirsiniz. İçinizdeki tepkiyi tetikleyen bir durumu ya da bir olayı beklersiniz: B i r i nin s i z i o ya da bu nedenden suçlaması, size saygı duymaması, bölgenize izinsiz girmesi, bir şeyleri yapma 98

ECKHART TOLLE için gereken tek şey, onun farkında olmaktır, çünkü fark ı n d a l ı k ve ego bir arada var olamaz. F a r k ı n d a l ı k , şimdiki anm içinde g i z l i olan güçtür. Ona aynı zamanda V a r l ı k adını v e r m e m i z i n nedeni budur. İnsan v a r l ı ğ ı n ı n nihai amacı ya da diğer bir deyişle s i z i n var oluş amacınız, o gücü bu dünyaya getirmektir. Egodan k u r t u l manın gelecekte u l a ş ı l m a s ı amaçlanan bir hedef haline getirilemeyecek olmasının nedeni de budur. Sadece Varl ı k s i z i egodan k u r t a r a b i l i r ve ancak Şimdi'de var olabil i r s i n i z ; geçmişte ya da yarında değil. Sadece V a r l ı k içinizdeki geçmişi s i l e r e k s i z i bilinç durumuna taşıyabilir. Ruhsal aydınlanma nedir? R u h olduğunuzu anlamak mı? H a y ı r , bu bir düşüncedir. S i z i n doğum belgenizde y a z ı l ı k i ş i olduğunuzu söyleyen düşünceye oranla gerçeğe bir parça daha y a k ı n d ı r ama yine de hâlâ bir düşüncedir. R u h s a l aydınlanma, algıladığım, deneyimlediğim, düşündüğüm ya da h i s s e t t i ğ i m şeyin aslında ben olmadığını, kendimi s ü r e k l i kaybolmakta olan bu şeyler içinde bulamayacağımı açıkça görebilmektir. Buda muhtemelen bunu bütün çıplaklığıyla görebilen i l k insandı ve dolayısıyla, anata ( b e n s i z l i k ) onun öğretisinin merkez noktalarından biri haline geldi. İsa "Kendin i z i inkar edin," dediğinde, asıl anlatmak istediği şuydu: B e n l i k yanılgısından k e n d i n i z i k u r t a r ı n . Eğer benl i k — yani ego — gerçekten ben olsaydı, onu " i n k a r etmek" saçmalık olurdu. Geriye kalan şey, algıların, deneyimlerin, düşünceler i n ve duyguların gelip gittiği bilinç ışığıdır. Bu Varl ı k ' t ı r ; daha derin olan gerçek Ben. Kendimi bu şekilde 98 tanıdığımda,

VAR. OLMANIN GÜCÜ hayatımda olup bitenlerin a r t ı k mutlak

değil, sadece görece önemi kalır. H e p s i n i onurlandırır ı m ama mutlak ciddiyetini ve a ğ ı r l ı ğ ı n ı kaybeder. A s ı l önemli olan şey şu olarak k a l ı r : Temel V a r l ı ğ ı m ı , gerçek Ben'i, hayatımın her anında arka planda hissedebiliyor muyum? Daha net konuşmak gerekirse, şu anda Ben olan Ben'i hissedebiliyor muyum? Yoksa kendimi olaylara, zihne ve dünyaya mı kaptırıyorum?

BÜTÜN YAPILAR DENGESİZDİR Ne biçim alırsa alsın, egonun ardındaki bilinçsiz dürtü kendim olduğumu sandığım imajı güçlendirmek ister. Egonun ortaya koyduğu tüm davranışlar, gizli dürtüler, daima aynıdır: Ortaya çıkma, kendini belli etme, özel olma, kontrol etme ihtiyacı; güç, dikkat ve hep daha fazlası için duyulan ihtiyaç. Ve elbette, bir a y r ı l ı k duygusu ya da diğer bir deyişle, z ı t l ı k veya düşman ihtiyacı. Ego daima başka insanlardan veya durumlardan bir şeyler ister. Daima g i z l i bir amaç, daima bir "lıenüz yetmez" duygusu, y e t e r s i z l i k ve doldurulması gereken bir boşluk duygusu vardır. İstediğini elde etmek için insanları ve d u r u m l a r ı k u l l a n ı r ve hatta bunu başardığında bile t a t m i n i asla uzun sürmez. Hedefleri s ı k s ı k şaşar ve " i s t i y o r u m " ile "ne" arasındaki boşluk çoğunlukla sür e k l i bir hüzün ve acı kaynağı olarak kalır. Şimdi klas i k l e r arasına g i r m i ş olan " ( I Can't Get No) Satisfaction - A s l a T a t m i n Olamıyorum" adlı ş a r k ı , tamamen ego91

ECKHART TOLLE nun şarkısıdır. Egonun tüm hareketlerinin altında yatan temel duygu, korkudur. Önemli biri olamama korkusu, var olmama korkusu, ölüm korkusu gibi. Bütün hareketleri sonuçta bu korkuyu ortadan kaldırmak üzere tasarlanmıştır ama egonun en fazla yapabileceği şey, bunu yakın bir i l i ş k i y l e , yeni bir mülkle ya da şunda veya bunda kazanmakla geçici olarak kapamaktır. İ l l ü z yon s i z i asla tatmin edemez. Sadece doğru şekilde anlaş ı l ı r s a , gerçek s i z i özgür bırakabilir. Neden korku? Çünkü ego biçimle tanımlanarak ortaya çıkar ve derinlerde, hiçbir biçimin kalıcı olmadığını, hepsinin gelip geçici olduğunu bilir. Dolayısıyla, dışarıdan bakıldığında güvenli görünse bile, egonun etrafında daima bir güvensizlik duygusu vardır. B i r dostumla birlikte California, Malibu'daki güzel bir doğal mekanda yürürken, bir zamanlar bir malikane olan bir binanın kalıntılarına rastladık. Anladığımız kadarıyla, yıllar önce bir yangında y ı k ı l m ı ş t ı . Her tarafı muhteşem bitkiler ve ağaçlarla kaplanmış kalıntılara yaklaşırken, patikanın yan tarafında park yetkilileri tarafından konmuş bir tabelayla karşılaştık: D İ K K A T ! B Ü T Ü N YAPILAR D E N G E S İ Z D İ R . Arkadaşıma döndüm: "Biliyor musun," dedim, "bu çok güçlü bir sutra." Orada şaşkın şaşkın durduk. Bütün yapıların (biçimlerin) dengesiz ve gelip geçici olduğunu anladığınızda, içinizi derin bir huzur kaplar. Bunun nedeni, etrafınızdaki tüm biçimlerin gelip geçici olduğunu anlamanın, s i z i kendi içinizdeki biçimi olmayan ve ölümün ötesinde kalan boyuta karşı uyandırmasıdır. 98 92

VAR. OLMANIN GÜCÜ E G O N U N KENDİNİ Ü S T Ü N HİSSETMESİ GEREKİR Egonun çevrenizdeki insanlarda ve daha da önemlisi kendinizde gözlemleyebileceğiniz gizli ama kolayca gözden kaçan bazı biçimleri vardır. Unutmayın: Sahte olanın tanımlanması, gerçeğe yaklaşmanın ilk adımıdır. Örneğin, birine bir haber vermek üzeresiniz. " B i l i y o r musun ne oldu? Bilmiyor musun? Bak sana anlatayım." Eğer yeterince uyanıksanız, kötü olsa bile haberi vermeden önce içinizde belli belirsiz bir tatmin hissedebil i r s i n i z . Bunun nedeni, çok kısa bir an için bile olsa, karşınızdaki kişiyle s i z i n aranızda egonun hoşuna giden bir denge değişimi yaşanmasıdır. Bu kısa anda, karşınızdakinden daha fazlasını biliyorsunuzdur. H i s settiğiniz tatmin, egoyla ilgilidir ve karşınızdaki kişiye oranla daha güçlü bir benliğe sahip olmaktan kaynaklanır. Karşınızdaki k i ş i papa ya da B i r l e ş i k Devletler başkanı olsa bile, o kısacık anda daha fazlasını bildiğiniz için kendinizi ondan üstün hissedersiniz. Birçok kişinin dedikoduyu sevmesinin bir nedeni budur. Buna ek olarak, dedikodu genellikle kötü niyetli eleştiri ve başkalarını yargılama amacını taşır; dolayısıyla, biriyle ilgili olumsuz bir yargıda bulunsanız bile, hayali ahlak üstünlüğü sayesinde egonuz güçlenir. Eğer biri daha fazla şeye sahipse, biri daha fazlasını biliyorsa veya daha fazlasını yapabiliyorsa, egom kendini tehdit edilmiş hisseder, çünkü "az" duygusu hayali benlik duygusunu diğerleri karşısında zayıflatır. Bu-

ECKHART TOLLE nun üzerine, diğer k i ş i n i n sahip olduğu, bildiği ya da yapabildiği şeyleri aşağılayarak, küçümseyerek veya eleştirerek, kendini toparlamaya çalışır. Ya da ego farklı bir stratejiye geçiş yapabilir; eğer o k i ş i başkalarının gözünde önemliyse, rekabet etmek yerine, o k i ş i y l e bağlantı k u r a r a k kendini güçlendirmeye çalışır.

VAR. OLMANIN GÜCÜ rek daha mutsuz olurlar ve kendi popülerliklerine giderek daha çok dayanmaya başlarlar. Ş i ş i r i l m i ş imajlarıyla k e n d i l e r i n i beslemeye çalışan insanlarla s a r ı l m ı ş olduklarından, s a m i m i i l i ş k i l e r kuramaz hale gelirler. Neredeyse i n s a n ü s t ü olarak algılanan ve dünyada gelmiş geçmiş en ü n l ü insanlardan biri haline gelen A l bert E i n s t e i n , kendini asla kolektif z i h n i n kendisi için yarattığı imajla tanımlamamış, tevazuunu korumayı başarmıştı. Hatta şöyle derdi: " İ n s a n l a r ı n başarılarım ve yeteneklerimle i l g i l i düşündükleriyle, gerçekte k i m olduğum ve neler yapabildiğim arasında muazzam bir çelişki var." Ünlü birinin başkalarıyla samimi i l i ş k i l e r kuramamasımn nedeni budur. S a m i m i bir ilişkide ego yoktur. Samimi bir ilişkide, karşınızdaki k i ş i y l e aranızda açık, ilgili, samimi bir paylaşım vardır. Bu, paylaşılan V a r l ı k olarak adlandırılabilir ve her gerçek ilişkide mutlaka bulunmak zorundadır. Ego daima bir şey ister ve eğer karşısındakinden alabileceği bir şey olmadığına inanırsa, tamamen ilgisiz k a l ı r : S i z i umursamaz. Dolayısıyla, egosal i l i ş k i l e r i n üç baskın durumu vardır: İstek, çarpık istek (öfke, k ı r g ı n l ı k , suçlama, şikayet etme) ve i l g i s i z l i k .

EGO VE ÜN T a n ı d ı ğ ı n ı z birinden söz etmek, başkalarının gözünde "önemli" biriyle bağlantı k u r a r a k egonun kendini güçlendirmeye çalışması için kullandığı bir yöntemdir. Bu dünyada ünlü olmanın sorunlarından biri, k i m l i ğ i n i z i n bir k o l e k t i f imajın arkasında tamamen gözden kaybolmasıdır. K a r ş ı l a ş t ı ğ ı n ı z çoğu insan, s i z i n l e bağlantı kurarak k i m l i ğ i n i - kendi k i m l i ğ i y l e i l g i l i z i h i n s e l i m a j ı n ı - güçlendirmek ister. Kendileri s i z i n l e hiç ilgilenmedikl e r i n i , sadece kendi k u r g u benlik duygularını güçlendirmeye ç a l ı ş t ı k l a r ı n ı fark etmeyebilirler. S i z i n sayenizde daha fazlası olabileceklerine inanırlar. S i z i n sayenizde k e n d i l e r i n i tamamlamaya çalışırlar. Ü n ü n fazlasıyla önemli olması, dünyamızdaki egosal çılgınlığın birçok ifadesinden sadece biridir. Bazı ünlüler de aynı hataya düşer ve k e n d i l e r i n i kolektif kurguyla tanımlarlar. K i t l e l e r i n ve basının onlar için yarattığı imaja inanarak, k e n d i l e r i n i sıradan ölümlülerden üstün görmeye başlarlar. Sonuç olarak, hem kendilerine hem de başkalarına k a r ş ı giderek yabancılaşırlar, gide98 94

)

4. Bölüm
ROLLERE BÜRÜNMEK: EGONUN ÇOK YÜZLÜLÜĞÜ

Maddi kazanç, güç duygusu, üstünlük, özel olmak, fiziksel ya da psikolojik zevk olsun, başka birinden bir şey isteyen ego, ihtiyaçlarının karşılanması için genellikle bir çeşit role bürünür. İnsanlar genellikle oynadıkları roller i n farkında değillerdir, dolayısıyla kendilerinin o roller olduklarım sanırlar. Bazı roller gizlidir; bazıları açıktır ama sadece oynayan k i ş i göremez. Bazı roller, başkalarının dikkatini çekmek üzere tasarlanmıştır. Ego başkalarının sonuçta psişik enerjiden oluşan dikkatini çekmek için uğraşır. Ego asıl enerji kaynağının sizin içinizde olduğunu bilmez ve bu yüzden onu dışarıda arar. Egonun aradığı şey, biçimi olmayan dikkat değil, tanınma, saygı, hayranlık, övgü gibi bir tür dikkat,ya da sadece bir şekilde fark edilmiş olmak, böylece varlığını onaylatmaktır.
283

ECKHART TOLLE Başkalarının dikkatinden korkan utangaç bir k i ş i de egodan özgür değildir ama onunki, başkalarının dikkatini hem isteyen hem de ondan korkan dengesiz bir egodur. Korku, dikkatin ayıplama, kınama ya da eleştiri halini almasına yöneliktir, yani ego besleneceği yerde zayıflamaktan korkar. Dolayısıyla, utangaç bir k i ş i n i n dikkat korkusu, dikkat ihtiyacından daha fazladır. Utangaçlık genellikle baskın olarak olumsuz, yetersiz bulunma inancıyla ilgili bir içsel imajla birlikte var olur. Herhangi bir kavramsal benl i k duygusu - kendimi o ya da bu gibi görmek - olumlu (Ben en büyüğüm) ya da olumsuz (Hiç iyi değilim) olmasına bağlı olmaksızın, egodur. Her içsel imajın ardında, yeterince iyi olmama korkusu yatar. Her olumsuz içsel imajın ardında ise, başkalarından daha iyi ya da daha büyük olmak konusunda gizli bir arzu vardır. Egonun güven duygusunun ardında, sürekli bir üstünlük ihtiyacı ve bilinçsiz bir aşağılık korkusu yatar. Buna k a r ş ı l ı k , utangaç, yetersiz ve kendini aşağı hisseden bir ego, aslında üstünlük için güçlü bir arzu besler. Birçok k i ş i , içinde bulundukları durum ya da karşılaştıkları insanlara bağlı olarak üstünlük ve aşağılık duyguları arasında gidip gelir. Kendi içinizde bütün bilmeniz ve gözlemlemeniz gereken şudur: Kendinizi herhangi birinden üstün ya da aşağı hissettiğinizde, bu egodur.

VAR. OLMANIN GÜCÜ ş ı r l a r ve b u n l a r ı sağlayacak roller oynarlar. dikkat çekemezlerse, a r a y a b i l i r l e r ve lar da yapar; seferinde, kazanır. bunun yerine için olumsuz bunun başkalarında Olumlu dikkat olumsuz

tepki yaratacak şeyler yapabilirler. B u n u bazı çocukd i k k a t i ü z e r l e r i n e çekmek için yararolleri oynamak özellikle önem m a z l ı k yaparlar. Ego bir a k t i f bedenle abartıldığı her olumsuz Bazı egolar, ün a r a y ı ş l a r ı n d a suç i ş l e r l e r .

Başka i n s a n l a r ı n n e f r e t i n i çekerek, kötü ünle kendil e r i n i belli etmeye ç a l ı ş ı r l a r . " L ü t f e n bana var olduğumu, Egonun önemsiz olmadığımı s ö y l e y i n , " der gibidirler. normal egoların rolüdür ve bu t ü r patolojik biçimleri, rollerden biri,

sadece daha a ş ı r ı v e r s i y o n l a r ı d ı r . En s ı k görülen kurban dikkat biçimi b a ş k a l a r ı n ı n sempatisini, acıma duygusunu kazanmaktır. K i ş i n i n kendini kurban olarak görmesi, birçok egosal kalıpta kendini belli eder; şikayet etmek, gücenmek, öfkelenmek gibi. Elbette ki kendimi kurban olarak gösterdiğim bir rolü oynamaya başladığımda, sona e r m e s i n i istemem ve bunun için, her terapistin bildiği gibi, ego " s o r u n l a r ı n ı n " sona ermesini istemez, çünkü k i m l i ğ i n i n bir parçası haline gelmişlerdir. K i m s e "benim" üzücü hikâyemi dinlemezse, o zaman hikâyeyi kendi kendime anlatmaya başlarım ve kendime acıyana kadar bunu t e k r a r tekrar yaparım. Böylece kendimi hayat ya da başka insanlar tarafından h a k s ı z l ı ğ a uğramış gibi gösterebilirim. Bu benim içsel imajıma katkıda bulunur, beni başka biri yapar ve ego için önemli olan tek şey de budur. 99

HAİN, KURBAN, ÂŞIK B a z ı egolar, eğer a r a d ı k l a r ı t a k d i r i ya da h a y r a n l ı ğ ı bulamazlarsa, başka türde d i k k a t l e yetinmeye çalı98

ECKHART TOLLE Birçok sözde romantik i l i ş k i l e r i n erken dönemlerinde, "beni mutlu edecek, beni özel hissettirecek, ihtiyaçlarımı üzerinde karşılayacak" kişinin dikkatini sürekli olarak

VAR. OLMANIN GÜCÜ İÇSEL TANIMLAMALARDAN KURTULMAK Kabile k ü l t ü r l e r i antik uygarlıklara dönüşürken, belli insanlara belli görevler verilmeye başlandı: Hükümdar, rahip ya da rahibe, savaşçı, çiftçi, tüccar, zanaatkar, işçi vb. B i r s ı n ı f sistemi gelişti. Büyük çoğunlukla doğduğunuz aileye bağlı olarak belirlenen göreviniz, kimliğinizi, başkalarının gözündeki ve kendi gözünüzdeki " s i z " i belirledi. Göreviniz role dönüştü ama bir rol olarak tanınmadı: Yaptığınız iş sizdiniz ya da siz olduğu düşünülüyordu. Sadece kendi zamanlarının bazı özel insanları, Buda veya İsa gibi, s ı n ı f ayrımının aslında ne kadar önemsiz olduğunu, bunun sadece biçimle tanımlamadan ibaret olduğunu anladı ve bu tür tanımlamaların insanları şartlandırarak koşulsuz ışığın insanların içinde ışımasını engellediğini gördü. Çağdaş dünyamızda, sosyal yapılar daha az katı, daha az belirgin tanımlanmışlardır. Birçok k i ş i hâlâ çevrelerinin şartlanmalarıyla yaşamasına rağmen, artık kendilerini bir görev ya da o görevle tanımlanmış bir kiş i l i k olarak görmemektedirler. Aslında, modern dünyada, giderek daha fazla sayıda insan nereye uygun oldukları, amaçlarının ve k i m l i k l e r i n i n ne olduğu konusunda şaşkınlık yaşamaktadır. Bana "Artık kim olduğumu bilmiyorum," diyen insanları genellikle tebrik ederim.. Ş a ş ı r ı r l a r ve bana sorarlar: "Yani kim olduğunu bilmemenin iyi bir şey olduğunu mu düşünüyorsun?" Onları araştırmaya, sorgulamaya teşvik ederim. Kim olduğunu bilmemek ne de101

tutabilmek için,

taraflar k a r ş ı l ı k l ı

özel rollere bürünürler. "Ben senin olmamı istediğin k i ş i y i oynayacağım, sen de benim olmanı istediğim k i ş i y i oynayacaksın." Bu, söze dökülmeyen bilinçaltı anlaşmasıdır. Ne var ki rolleri sürdürmek zordur ve bu yüzden, özellikle birlikte yaşamaya başladığınızda, roller bir süre sonra sona erer. Peki o rollerden s ı y r ı l d ı ğ ı n ı z d a ne görürsünüz? Ne yazık ki birçok durumda, o varlığın gerçek özünü değil, gerçek özünün üzerini örten şeyi görürsünüz: Rollerinden mahrum kalmış k a t ı k s ı z ego, acı beden ve şimdi öfkeye dönüşen arzuları. Muhtemelen bu öfke, temelde yatan bir k o r k u y u yok etmeyi ya da ihtiyaçları karşılamayı başaramayan eşe yönelecektir. S ı k s ı k adına "âşık olmak" denilen şey, aslında birçok durumda egosal arzuların ve ihtiyaçların yoğunlaşmasıdır. Başka birine, daha doğrusu o k i ş i n i n imaj ı n a bağımlı hale gelirsiniz. Bunun, içinde hiçbir şekilde bağımlılık bulunmayan gerçek sevgiyle ilgisi yoktur. Geleneksel aşk kavramlarından söz ederken, İspanyolca belki de en dürüst dildir: Te quiero, "seni seviyorum" anlamına geldiği kadar, "seni i s t i y o r u m " anlamına da gelir. "Seni seviyorum" ifadesi için kullanılan diğer bir söz te amo şeklindedir ve hiçbir bel i r s i z l i ğ e sahip olmayan bu ifade, belki de gerçek aşk da çok ender olduğu için, nadiren k u l l a n ı l ı r . 100

ECKHART TOLLE

mektir? "Bilmiyorum," bir şaşkınlık değildir. Şaşkınlık şudur: " K i m olduğumu bilmiyorum ama bilmem gerek i r d i " ya da "Bilmiyorum ama bilmeye ihtiyacım var." K i m olduğunuzu bilmeniz gerektiği ya da buna ihtiyacınız olduğu inancından kurtulabilir misiniz? Diğer bir deyişle, kendinize bir benlik duygusu kazandırmak için kavramsal tanımlar yapmaya çalışmaktan vazgeçebilir misiniz? K i m olduğunuzu bilmeniz gerektiği ya da buna ihtiyacınız olduğu inancından vazgeçerseniz, ne olur? Aniden kafa k a r ı ş ı k l ı ğ ı n ı z ve şaşkınlığınız yok olur. Bilmediğinizi tam olarak kabul ettiğinizde, gerçekten de bir huzur durumuna girersiniz ve bu da olabileceğinizi sandığınızdan çok daha gerçek "siz"dir. Kendinizi düşüncelerle tanımlamaya çalışmak, kendinizi sınırlamaktır.

ÖNCEDEN BELİRLENMİŞ ROLLER Elbette ki f a r k l ı insanlar bu dünyada farklı rollere bürünürler. Başka şekilde olamaz. Entelektüel ya da fiziksel beceriler - bilgi, yetenek ve enerji seviyeleri - söz konusu olduğunda, insanlar birbirlerinden farklıdır. Ama asıl önemli olan bu dünyadaki fonksiyonunuz değil, kendinizi sizi ele geçirip oynadığınız rol olduğunuzu sanmanıza yol açacak ölçüde bu fonksiyonla tanımlamanı zdır. Rol yaptığınızda, bilinçsizsinizdir. Rol yaptığınızı fark ettiğinizde, bu farkındalık rolle gerçek kimliğiniz arasında bir boşluk yaratır. Kendinizi tamamen oynadığınız rolle ta102

VAR OLMANIN GÜCÜ

nımladığımzda, bir davranış kalıbını kimliğinizle karışt ı r ı r s ı n ı z ve kendinizi fazlasıyla ciddiye alırsınız. Aynı zamanda, başkalarına sizinkine karşılık gelen roller yüklersiniz. Örneğin, kendilerini tamamen rolleriyle tanımlamış doktorlara muayene olduğunuzda, onlar için bir insan değil, sadece bir hastasınızdır. Çağdaş dünyada sosyal yapılar antik kültürlere oranla daha az katı olmasına rağmen, hâlâ insanların kendilerini tanımlamaktan zevk aldıkları ve böylece egolarının bir parçası haline getirdikleri birçok önceden tanımlanmış rol vardır. Bu durum, insan i l i ş k i l e r i n i n içtenliğini kaybetmesine, insancıllıktan uzaklaşmasına ve yabancılaşmaya yol açar. Önceden tanımlanmış bu roller, size rahatlatıcı bir benlik duygusu verebilir ama bunun karşılığında, kendinizi kaybedersiniz. Ordu, kilise, bir devlet kurumu ya da büyük bir şirket gibi hiyer a r ş i yapısına sahip organizasyonlarda çalışan insanlar, kendilerini hemen rollerine kaptırırlar. Kendinizi oynadığınız bir role kaptırdığınızda, samimi insan ilişk i l e r i imkansızlaşır. Bazı önceden tanımlanmış rollere sosyal arşetipler deriz. Sadece birkaçım belirtmek gerekirse: Orta sınıf ev hanımı (eskisi kadar olmasa da, hâlâ yaygın); sert maço erkek; baştan çıkarıcı kadın; topluma uyum sağlayamayan sanatçı; sanat, edebiyat ve müzik alanında bilgisini başkalarının pahalı elbiselerini veya arabalarını sergilediği gibi sergilemeyi seven kültür adamı (Avrupa'da son derece yaygındır). B i r de yetişkin olarak evrensel rol vardır. Bu rolü oynadığınızda, kendinizi ve
103

ECKHART TOLLE

hayatı fazlasıyla ciddiye

alırsınız.

Doğallık,

sevinç,

mutluluk ve iyimserlik, bu rolün parçaları değildir. 1960'larda B i r l e ş i k Devletlerin Batı Sahilleri'nde başlayan ve kısa süre içinde bütün dünyaya yayılan hippi hareketi, birçok gencin egosal temelli sosyal ve ekonomik yapılara, önceden belirlenmiş davranış kalıplarına, sosyal arşetiplere ve rollere karşı bir başkaldırısıydı. Ebeveynlerinin ve toplumun kendilerine empoze etmeye çalıştığı rolleri oynamak istemiyorlardı. İlginç bir şekilde, 57.000 genç Amerikalının ve 3 milyon Vietnamlının öldüğü Vietnam Savaşı'nm dehşetiyle aynı döneme denk gelmişti ve böylece insanlar sistemin manyaklığını ve altında yatan zihin yapısını açıkça görebilmişti. 1950'lerde birçok Amerikalı hâlâ davranışlarında ve düşünce yapılarında fazlasıyla topluma ayak uydururken, 1960'larda milyonlarca insan, kolektif deliliğin kendini bu kadar belli ettiği bir dönemde kimliklerini kolektif bilinçten uzaklaştırmaya başladılar. Hippi hareketi, insanlığın katı egosal yapılarının gevşediğini göstermesi açısından çok önemliydi. Hareketin kendisi dejenere olarak sona erdi ama ardında, sadece hareketin üyeleriyle s ı n ı r l ı kalmayan bir açılım bıraktı. Bu, antik Doğu bilgeliğinin ve ruhsallığımn batıya kayarak küresel bilinç uyanışında önemli rol oynamasını sağladı.

GEÇİCİ ROLLER Başka insanlarla i l i ş k i l e r i n i z i tarafsızca gözlemleyebilmek için yeterince uyanıksanız, yeterince farkın104

VAR OLMANIN GÜCÜ

daysanız, karşınızdaki insana bağlı olarak konuşmalarınızda, tutumlarınızda ve davranışlarınızda, belli belirsiz değişimler gözlemleyebilirsiniz. Başlangıçta bunu başkalarında gözlemlemek daha kolay olabilir; ama sonra kendinizde de fark etmeye başlarsınız. ÇaA

lıştığmız şirketin yönetim k u r u l u başkanıyla konuşma tarzınız, odacıyla konuşma tarzınızdan biraz f a r k l ı olabilir. B i r çocukla konuşma tarzınız, bir yetişkinle konuşma tarzınızdan farklı olabilir. Neden? Çünkü rol yapıyorsunuzdur. Ne şirket yöneticisiyle, ne odacıyla, ne de çocukla konuşurken kendiniz değilsinizdir. B i r şey almak için bir dükkana girdiğinizde, bir restorana gittiğinizde, bankaya, postaneye girdiğinizde, kendinizi önceden tanımlanmış belli sosyal rollere bürünmüş halde bulabilirsiniz. B i r müşteri olursunuz ve ona göre davranır ve konuşursunuz. Tezgahtar ya da garson da size bir müşteri gözüyle bakarak kendi rollerini oynarlar. Ama böyle bir durumda, insanlar yerine zihinsel imajlar iletişim halindedir. İnsanlar kendilerini ne kadar rolleriyle tanımlarlarsa, i l i ş k i l e r i de içtenliğinden o kadar uzaklaşır. Sadece karşınızdaki k i ş i n i n kimliğiyle ilgili bir zihinsel imaja sahip olmakla kalmazsınız, aynı zamanda kendiniz için de aynı şeyi yaparsınız. Dolayısıyla, karşınızdaki kişiyle hiçbir şekilde iletişim kurmuyorsunuzdur; sadece karşınızdaki k i ş i n i n olduğunu sandığınız kişiyle iletişim kurduğunuzu sanıyorsunuzdur. İ l i ş k i lerde bu kadar çok k a r ı ş ı k l ı k ve çatışma yaşanmasına şaşmamak gerekir, çünkü hiç gerçek i l i ş k i yoktur.
105

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

AVUÇLARI TERLEYEN BİLGE B i r Zen üstadı ve rahip olan Kasan, ünlü bir soylunun cenaze törenini yönetecekti. Orada durup eyalet valisinin, diğer lordların ve leydilerin gelmesini beklerken, avuçlarının terlemeye başladığını fark etti. E r t e s i gün, öğrencilerini bir araya topladı ve henüz gerçek bir öğretmen olmaya hazır olmadığını itiraf etti. Onlara, dilenci ya da kral olsun, tüm insanların önünde aynı tutumu sürdürmeyi başaramadığını açıkladı. Hâlâ sosyal rollerle ve kavramsal kimliklerle hareket ediyor, insanların eşit olduğunu anlayamıyordu. Kasan oradan ayrıldı ve başka bir üstadın öğrencisi oldu. Sekiz y ı l sonra aydınlanmış olarak öğrencilerinin yanma geri döndü.

ve kendini oynamak zorunda hissettiği bir roldür. Belki biraz abartı olabilir ama biri bana İskandinav ülkelerinden birinin başkentinde sokakta yürürken insanlara gülümsediğin takdirde sarhoş muamelesi görüp aşırı davranışlarda bulunduğun gerekçesiyle ceğini söylemişti. Eğer içinizde bir mutsuzluk varsa, önce onun varlığım kabul etmeniz gerekir. Ama "Mutsuzum," demeyin. Mutsuzluğun kim olduğunuzla bir ilgisi yoktur. Şöyle deyin: "İçimde bir mutsuzluk duygusu var." Sonra inceleyin. Kendinizi içinde bulduğunuz bir durumun bununla ilgisi olabilir. Durumu değiştirmek ya da kendin i z i oradan kurtarmak için yapabileceğiniz bir şey olabilir. Eğer yapabileceğiniz bir şey yoksa, bununla yüzleşin ve şöyle deyin: "Pekâlâ, durum nasılsa öyle. Ya kabul ederim ya da kendime acırım." Mutsuzluğun öncetutuklanabile-

GERÇEK MUTLULUĞA KARŞI ROL OLARAK MUTLULUK "Nasılsın?" "Harikayım. Daha i y i olamazdım." Doğru mu, yanlış mı? Birçok durumda, mutluluk insanların oynadığı bir roldür ve gülümseyen bir yüzün ardında aslında büyük bir acı vardır. Mutsuzluk dışarıdan parlak bir gülümseme ve bembeyaz dişler arkasına gizlendiğinde, reddedildiğinde, depresyon, yıkım ve aşırı tepkiler sık gözlemlenen şey ler olur. Kötü durumda olmanın normal sayıldığı ülkelerden ziyade, i y i görünmek Amerika'da egoların sık oynadığı
106

l i k l i nedeni asla durum değil, durumla ilgili düşüncelerinizdir. Düşüncelerinizin farkında olun. Onları daima tarafsız, daima olduğu gibi olan durumdan ayırın. B i r durum var ve bununla ilgili düşüncelerim bunlar. Hikâyeler uydurmak yerine, gerçeklere bağlı kaim. Örneğin, 'Yıkıldım," bir hikâyedir. S i z i sınırlar ve etkili hareket etmenizi engeller. "Banka hesabımda elli sent kaldı," demek bir gerçektir. Gerçeklerle yüzleştiğinizde, güçlendiğinizi hissedersiniz. Düşündüğünüz her şeyin belli duygular yarattığım bilin. Düşüncelerinizle duygular ı n ı z arasındaki bağlantıyı fark edin. Kendinizi düşünceleriniz ve duygularınızla tanımlamak yerine, arkalarında yatan farkındalık olun.
129

20 ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GUCU

Mutluluğu aramayın. Ararsanız bulamazsınız, çünkü arayış, mutluluğun antitezidir. M u t l u l u k daima kaçıcıdır ama mutsuzluktan özgürleşmeyi hemen başarab i l i r s i n i z ; hikâyeler uydurmak yerine gerçeklerle yüzleşerek. M u t s u z l u k doğal i y i l i ğ i n i z i ve içsel huzurunuzu, dolayısıyla gerçek mutluluk kaynağınızı gizler.

şımartır; tehlike altında kalmalarını engellemek aşırı koruyuculuğa dönüşür ve dünyayı keşfetme, kendi başlarına bir şeyleri deneme ihtiyaçlarını bastırır. Çocuklara sürekli ne yapmaları veya ne yapmamaları gerektiğini söylemek ise, a ş ı r ı kontrolçjilük haline gelir. Dahası, rol kimliği belli fonksiyonlara gerek kalmadığında bile devam eder. Ebeveynler, çocukları yetişkin olduğunda bile ebeveyn olmaktan vazgeçemezler. Çocuklarının kendilerine ihtiyaç duymalarına ihtiyaçları vardır ve bunu terk edemezler. Çocukları k ı r k yaşma geldiğinde bile, ebeveynleri "Ben senin için neyin en iyisi olduğunu biliyorum" kavramından uzaklaşamazlar. Ebeveynin rolü takıntılı bir şekilde devam eder ve dolayısıyla hiçbir şekilde samimi bir i l i ş k i kurulamaz. Ebeveynler kendilerini o rolle tanımlarlar ve farkında olmadan, ebeveyn olmaktan vazgeçtiklerinde kimliklerini kaybedeceklerinden korkarlar. Eğer yetişkinliğe ulaşmış çocuklarını kontrol etme arzuları saptırılırsa, onları eleştirmeye, kendisini suçlu hissettirmeye çalışırlar. Aslında bunu yaparken bilinçaltındaki bütün amaçları rollerini ve dolayısıyla k i m l i k l e r i n i korumaktır. Yüzeyde çocukları için endişeleniyormuş gibi görünürler ve kendileri de buna inanırlar ama aslında sadece rol k i m l i k l e r i n i sürdürme peşindedirler. Bütün egosal motivasyonlar, k i ş i n i n kendisi içindir ve bazen akıllıca k ı l ı k değiştirebilir; hatta egonun içinde yaşadığı kişinin kendisi bile buna inanabilir. Kendini ebeveynlik rolüyle tanımlayan bir anne ya da baba, çocukları sayesinde kendilerini daha bütün

E B E V E Y N L İ K : R O L MÜ, F O N K S İ Y O N MU? Birçok yetişkin, küçük çocuklarıyla konuşurken rol yapar. Komik sesler çıkarır, komik sözler söylerler. Güya çocuğun seviyesine inerler. Çocuğa kendileriyle eşit bir i y m i ş gibi yaklaşmazlar. Şimdilik ondan daha fazla bildiğiniz ya da daha büyük olduğunuz gerçeği, çocuğun sizinle eşit olmadığı anlamına gelmez. Yetişkinlerin çoğu, hayatlarının belli bir noktasında kendilerini en evrensel rollerden b i r i olarak ebeveyn konumunda bulurlar. En önemli soru şudur: B i r ebeveyn olma fonksiyonunu, rolün kendisi haline gelmeden yeterince i y i bir şekilde yerine getirebilir misiniz? B i r ebeveyn olmanın zorunlu kısımlarından biri, çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak, çocuğun tehlike altında kalmasını engellemek ve bazen çocuğa ne yapması ya da ne yapmaması gerektiğini söylemektir. Ama ebeveyn olmak bir k i m l i k haline geldiğinde, bütün benlik duygunuzun ondan kaynaklandığını hissettiğinizde, fonksiyon hemen aşırı vurgulanır, abartılır ve s i z i kontrol altına alır. Çocuklara -ihtiyaçları olan şeyi vermek, aşırı hale gelir ve onu
188

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

hissetmeye de çalışabilirler. Egonun kendi eksikliğini kapamak için başkalarını kullanma taktiği, bu kez çocuklara yönelir. Eğer ebeveynin çocuklarını kullanma eğilimlerinin ardında yatan bilinçsiz varsayımlar ve motivasyonlar sese dökülüp bilinçli hale getirilebilseydi, muhtemelen şöyle derlerdi: "Benim asla başaramadığım şeyi senin başarmanı istiyorum; dünyanın gözünde biri olmanı istiyorum ki ben de senin sayende biri olabileyim. Beni hayal k ı r ı k l ı ğ ı n a uğratma. Senin için çok büyük fedakarlıklar yaptım. Sana kendini huzursuz ve suçlu hissettiriyorum ki böylece sonunda benim isteklerimi yerine getirebilirsin. Senin için her şeyin en i y i s i n i ben bilirim. Seni seviyorum ve senin için doğru olduğuna inandığım şeyleri yapmaya devam edersen, ben de seni sevmeye devam edeceğim." Bilinçaltı motivasyonlarınızı bilinçli hale getirdiğinizde, aniden ne kadar saçma olduklarını görürsünüz. Arkalarında yatan ego görünür hale gelirken, sapkınlığını da belli eder. Konuştuğum bazı ebeveynler şöyle demişlerdi: "Tanrım, yaptığım şey bu muydu?" Ne yaptığın ı z ı anladığınızda, ne kadar boşuna olduğunu da anlarsınız ve bu olduğunda, bilinçsiz kalıp kendiliğinden sona erer. Farkındalık, en önemli değişim aracıdır. Eğer kendi ebeveynleriniz bunu size yapıyorsa, onlara bilinçsiz ve egonun tutsağı durumunda olduklarım söylemeyin. Bu muhtemelen onları daha da bilinçsiz yapacaktır, çünkü ego savunmacı bir pozisyon alacaktır. Bunun içlerindeki ego olduğunu, gerçek kimlikleriyle bir ilgisi olmadığını sizin anlamanız yeterlidir. Egosal
110

kalıplar - uzun ömürlü olanlar bile - bazen içsel olarak direnmediğinizde kendiliklerinden çözülebilirler. Direnç onlara sadece yeni güç kazandırır. Ama bu olmasa bile, ebeveynlerinizin davranışlarını kişiselleştirmeye ihtiyaç duymadan şefkatle kabullenebilirsiniz. Kendi bilinçaltı varsayımlarınızın veya onlara verdiğiniz tepkilerin ardında yatan beklentilerinizin de farkında olmalısınız. "Ebeveynlerim yaptığım şeyi onaylamalı. Beni anlamalı ve beni olduğum gibi kabul etmeli." Gerçekten mi? Neden mecbur olsunlar ki? Gerçek şu ki mecbur değiller ve olamazlar da. Bilinç evrimleri henüz o farkındalık seviyesine ulaşmadı. Henüz kendilerini rollerinden ayırmaya hazır değiller. "Evet ama onların onayını ve anlayışını görmediğim sürece, kendimi rahat ve mutlu hissedemiyorum." Gerçekten mi? Onların onayının ya da kınamasının sizin gerçek kimliğinizle ne ilgisi var? Bütün bu incelenmemiş varsayımlar, çok fazla olumsuz duyguya ve çok fazla gereksiz mutsuzluğa neden olur. Uyanık olun. Zihninizden geçen içsel konuşmalardan bazıları annenize ya da babanıza ait olabilir mi? Acaba şöyle bir şey söylüyor olabilirler mi? "Yeterince iyi değilsin. Asla bir şeyi hak edemiyorsun." Ya da başka bir yargı ya da zihinsel kavram olabilir mi? Eğer içinizde farkındalık varsa, zihninizdeki sesi de olduğu gibi kabul edebilirsiniz: Geçmişle şartlanmış eski bir düşünce. Eğer içinizde farkındalık olursa, zihninizde geçen her düşünceye inanmanız gerekmez. E s k i bir düşüncedir, o kadar. farkındalık, Varlık demektir ve sadece Varlık içinizdeki bilinçsiz geçmişi çözebilir.
111

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

"Eğer çok aydınlanmış olduğunuzu düşünüyorsanız," demişti Ram Dass, "gidip bir hafta ebeveynlerinizle yaşayın." Bu i y i bir tavsiyedir. Ebeveynlerinizle olan i l i ş k i n i z , sadece bütün i l i ş k i l e r i n i z i n yapısını belirleyen temel i l i ş k i değildir; aynı zamanda da Varlık derecenizi sınamak için i y i bir sınavdır. B i r ilişkide ne kadar çok ortak geçmiş varsa, o kadar şimdide yaşamanız gerekir; aksi takdirde, geçmişi tekrar tekrar yaşamak zorunda kalırsınız.

man zaman hata yapmalarına i z i n vermeniz gerektiğini de unutmayın; özellikle de yetişkinliğe ulaşmaya başladıkları dönemlerde. Bazen, onların acı çekmesine i z i n vermek zorunda da kalabilirsiniz. Hiç nedensiz şekilde acı çekebilirler ya da kendi hatalarının sonuçları olarak bunu yaşayabilirler. Onları bütün acılardan uzak tutabilseydiniz harika olmaz mıydı? Hayır, kesinlikle olmazdı. O zaman insan olarak gelişemezlerdi ve sığ, kendi biçimsel kimlikleriyle kalırlardı. Acı çekmek, s i z i derinliğe ulaştırır. İ ş i n ilginç yanı, acı kendini biçimle tanımlamaktan kaynaklanır ve kendini biçimle tanımlamakla kaybolur. Acı büyük ölçüde egodan kaynaklanır ama acı çekmek zaman içinde egoyu yok eder; ama bilinçli şekilde acı çekmeye başlayana kadar değil. İnsanlığın acının ötesine geçmesi gereklidir ama egonun sandığı şekilde değil. Egonun en zararlı varsayımlarından biri, en aldatıcı düşüncelerinden biri, "Acı çekmemeliyim" şeklindedir. Bazen bu düşünce size yak ı n birine sıçrayabilir: "Çocuğum acı çekmemeli." Bu düşüncenin kendisi, acı çekmenin kökeninde yatar. Acı çekmenin soylu bir amacı vardır: Egonun yanıp yok olması ve bilincin evrimi. Çarmıhta asılı olan adam, bunun arşetip imajıdır. O tüm insanlardır. Acı çekmeye direndiğiniz sürece, acı daha uzun sürecektir, çünkü daha fazla ego yaratacaktır. Ama acıyı kabullendiğinizde, bilinçli bir şekilde acı çektiğiniz için süreç belirgin şekilde hızlanır. Kendiniz adına ya da başka biri adına acı çekme yi kabullenebilirsiniz; ebeveynleriniz ya da ço110 112

BİLİNÇLİ ACI Eğer küçük çocuklarınız varsa, onlara elinizden geldiğince yardım edin, yol gösterin ve koruyun ama daha da önemlisi, onlara kendileri olma fırsatı tanıyın. Bu dünyaya sizin aracılığınızla gelmiş olmaları, size ait oldukl a r ı anlamına gelmez. "Senin için neyin en i y i s i olduğunu ben biliyorum," inancı, çok küçük oldukları dönemlerde doğru olabilir ama yaşlan büyüdükçe bu doğruluk azalır. Hayatlarının gidişatıyla ilgili onlardan ne kadar beklentiniz olursa, onlarla birlikte olmaktan ziyade kendi zihninizin içinde olursunuz. Zaman içinde hatalar yapacaklardır ve bu yüzden bazı acılara katlanmak zorunda kalacaklardır; bu herkes için geçerlidir. Aslında, yaptıkları hata sadece size göre hata olabilir. Size göre hata olan bir şey, çocuklarınızın yapmaya ya da deneyimlemeye ihtiyaç duydukları şey olabilir. Onlara elinizden geldiğince yardım edin ve yol gösterin ama za112

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

cuklarınız gibi. B i l i n ç l i acı çekmenin ortasında değişim vardır. Acının ateşi, bilincin ışığı haline gelir. Ego şöyle der: "Acı çekmemeliyim." Bu düşünce, daha fazla acı çekmenize neden olur. Daima paradoksal olan gerçeğin bozulmuş bir halidir çünkü. Gerçek şu ki acının ötesine geçmeden önce, acıya evet demeniz gerekir.

dikkatinizi vermektir. î k i tür dikkat vardır. Birine biçim temelli dikkat diyebiliriz. Diğeri ise biçimi olmayan dikkattir. Biçim temelli dikkat, elbette ki gereklidir ve onun da bir yeri ve zamanı vardır. Ama çocuğunuzla ilişkinizde sadece bu varsa, o zaman en önemli boyut eksik demektir ve Varlık sürekli'olarak bir şeyler yapmakla engellenir. Biçimi olmayan dikkat, Varlık boyutundan ayrılamaz. Peki nasıl?

BİLİNÇLİ

EBEVEYNLİK

Çocuğunuza bakarken, dinlerken, dokunurken, bir konuda yardım ederken, şu andan başka bir şeyle ilgilenmemeniz, uyanık olmanız, farkında olmanız gerekir. O anda eğer kendinizi veriyorsanız, bir baba ya da bir anne olmazsınız. farkındalık, dinginlik, dinleyen, bakan, dokunan ve hatta konuşan Varlık olursunuz.

Birçok çocuğun içinde gizlenmiş, ebeveynlerine yönelik öfke ve kırgınlık vardır ve bu duygu, genellikle ilişkilerinde samimiyetsizlik yaratır. Çocuk, ebeveyninin bir insan olarak yanında olmasını ister; ne kadar bilinçli şekilde oynansa bile, rol yapmasını istemez. Çocuğunuz için bütün doğru şeyleri ve elinizden geleni yapıyor olabilirsiniz ama elinizden geleni yapmak bile yeterli değildir. Aslında, Varlığı ihmal ettiğiniz sürece, bir şeyler yapmak asla yeterli değildir. Ego, Varlık hakkında hiçbir şey bilmez ve bir şeyler yaparak zaman içinde kendinizi kurtarabileceğinize inanır. Eğer egonun tutsağı olursanız, sürekli daha fazlasını yapmakla zaman içinde sonunda kendinizi "yeterli ve tam" hissedeceğiniz bir noktaya ulaşacağınızı sanırsınız. Ama bu doğru değildir. Sadece kendinizi bir şeyler yapmaya kaptırmış olursunuz. Bütün uygarlığımız, kendini Varlığa dayanmayan ve bu yüzden hiçbir amaca hizmet etmeyen bir koşuşturmanın içinde kaybediyor. Meşgul bir ailenin hayatına, çocuğunuzla olan i l i ş k i nize Varlığı nasıl getirebilirsiniz? Anahtar, çocuğunuza
112

ÇOCUĞUNUZU T A N I M A K S i z bir insansınız. Bu ne demektir? Hayatta ustalaşmak bir kontrol sorunu değil, insan ile Varlık arasında bir denge kurmaktır. Anne, baba, eş, genç, yaşlı, oynadığınız roller, yerine getirdiğiniz fonksiyonlar, yaptığınız her şey; bütün bunlar, insan boyutuna aittir. Onun da yeri vardır ve onuriandırılması gerekir ama gerçekten anlamlı, tatmin edici bir i l i ş k i ya da hayat için tek başına yeterli değildir. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, ne kadar çabalarsanız çabalayın, insan tek başma asla yeterli olamaz. Ve bir de Varlık söz konusudur. Onu dingin, farkında, uyanık bir bilinçte bulabilirsiniz ve o bi110 112

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

linç de sizsiniz. İnsan biçimdir. Varlık biçimi olmayandır. İnsan ve Varlık birbirinden ayrı değil, iç içedir. İnsan boyutunda, hiç tartışmasız bir şekilde çocuğunuzdan üstünsünüzdür. Daha büyük, daha güçlü, daha bilgili, daha deneyimli, daha beceriklisinizdir. Bütün bildiğiniz bu boyutsa, sadece bilinçaltında bile olsa kendinizi çocuğunuzdan üstün hissedersiniz. Çocuğunuzun da kendisini aşağı hissetmesini isterseniz; sadece bilinçaltında olsa bile. İlişkinizde sadece biçim olduğundan, çocuğunuzla kendiniz arasında bir eşitlik yoktur ve dolayısıyla elbette ki biçimsel olarak eşit değilsinizdir. Çocuğunuzu seversiniz ama sevginiz sadece İnsan boyutundadır; yani koşullu, sahiplenici ve aralıklı. Sadece Varlık boyutundayken eşit olursunuz ve ancak kendi . içinizdeki biçimi olmayan boyuta ulaştığınız zaman i l i ş kinizde gerçek sevgiden söz edebilirsiniz. İçinizdeki Varlık, bir diğerinin içindeki kendini tanır ve çocuk sevildiğini, saygı gördüğünü, kabullenildiğini hisseder. Sevgi, kendinizi başka birinde görmektir. O zaman karşınızdaki k i ş i n i n "başkalığı" sadece İnsan boyutundaki bir illüzyon olarak kendini gösterir. Her çocuğun içindeki sevilme özlemi, aslında bu tanınma özlemidir; biçim seviyesinde değil, Varlık seviyesinde. Eğer ebeveynler çocuğun sadece İnsan boyutunu onurlandırır ve Varlığı ihmal ederse, çocuk i l i ş k i n i n tatmin edici olmadığını, önemli bir şeyin eksik olduğunu hisseder ve dolayısıyla, çocuğun içinde ebeveynlerine karşı bir öfke ve acı oluşur. "Neden beni tanımıyorsunuz?" Acı veya öfkenin söylediği şey aslında budur.
112

B i r başkası s i z i tanıdığında, bu tanıma V a r l ı k boyutunu i l i ş k i n i n her i k i ucundaki insan için daha fazla bu dünyaya çeker. Dünyayı kurtaracak olan sevgi budur. B u n u özellikle çocuğunuzla i l i ş k i n i z bağlamında anlatıyorum ama aynı prensip, elbette ki bütün i l i ş k i l e r için geçerlidir. * " T a n r ı sevgidir" denir ama bu tam olarak doğru değildir. T a n r ı , sayısız yaşam biçiminin içinde ve ötesindeki Tek Yaşam'dır. Sevgi i k i c i l l i ğ i vurgular: Seven ve sevilen, kaynak ve hedef. Dolayısıyla, sevgi i k i c i l l i ğ i n dünyasındaki tekliği tanımaktır. Bu, Tanr ı ' n ı n biçim dünyasındaki doğuşudur. Sevgi, dünyayı daha az dünyevi, daha az yoğun, ilahi boyuta k a r ş ı daha duyarlı ve şeffaf k ı l a r ; böylece, bilincin ı ş ı ğ ı dünyaya girebilir.

ROL YAPMAKTAN VAZGEÇMEK Herhangi bir durumda sizden isteneni, role dönüştürmeden yapmak, hepimizin öğrenmek için burada bulunduğumuz yaşama sanatının temel dersidir. Eğer bir eylemi k i m l i ğ i n i z i korumak ya da güçlendirmek yerine sadece yapılması gerektiği için yaparsanız ve kendinizi onunla tanımlamazsanız, yaptığınız her şeyde en güçlü olursunuz. Her rol, bir benlik k u r gusudur ve onun aracılığıyla her şey k i ş i s e l l e ş i r , böylece yozlaşır ve z i h i n yapımı "küçük ben" tarafından bozulur. Bu dünyanın güç merkezlerinde bulunan ço110 112

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

ğu insan - politikacılar, televizyoncular, din ve iş dünyasının liderleri, tamamen kendi rolleriyle tan ı m l a n ı r l a r ve bu konuda çok az i s t i s n a vardır. Onlara V I P gözüyle bakılabilir ama aslında bu egosal oyunda kendi r o l l e r i n i oynayan insanlardan daha fazlası değildirler; oyun çok önemliymiş gibi görünse de, aslında gerçek amacından sapar. Shakespeare'in deyimiyle, "bir aptal tarafından anlatılan, gürültü ve bağırış çağırışlarla dolu, hiçbir mesaj vermeyen bir hikâye." İ ş i n ilginç yanı, Slıakespeare bu sonuca vardığında, daha televizyon icat edilmemişti bile. Eğer egosal dünya dramının herhangi bir amacı varsa, o da dolaylı bir amaçtır: Gezegen üzerinde giderek daha fazla acıya neden olmaktadır ve her ne kadar ego yaratımı olsa da, acı aynı zamanda egonun da sonudur. Egonun içinde yanıp k ü l olduğu ateştir. Rol yapan karakterlerle dolu bir dünyada, z i h i n ürünü imajlar yansıtmayan ama Varlığın özüne derinden bağlı olan birkaç k i ş i - böyle insanlar televizyonda, basında ve hatta iş dünyasında bile vardır olduklarından daha büyükmüş gibi görünmeye çalışmak yerine sadece kendileri olanlar, bu dünyada öne çıkanlar ve gerçekten fark yaratacak olanlardır. Onlar, yeni bilinci getirenlerdir. Yaptıkları her şey, bütünsel amaçla uyum içinde oldukları için güçlenir. Ama etkileri yaptıklarından çok daha öteye geçer. Sadece v a r l ı k l a r ı bile - basit, doğal, varsayımsız - bağlantıya girdikleri herkes üzerinde değiştirici bir etki yapar.
112

Rol yapmadığınızda, yaptığınız şeyde ego olamaz. Çünkü benliğinizi korumak ya da güçlendirmek gibi gizli bir amacınız yoktur. Sonuç olarak, eylemlerinizde çok daha fazla güç olur. Tamamen duruma odaklanırsınız. Onunla bir olursunuz. Özel biri olmaya çalışmazsınız. Tamamen kendiniz olduğunuzda, en güçlü, en etkili siz olursunuz. Ama kendiniz olmak için çabalamayın. B u n u ya da şunu yapmak için çabalamaya başladığınız anda, rol yapıyorsunuz demektir. "Sadece kendiniz olun," iyi bir tavsiyedir ama aynı zamanda yanlış da anlaşılabilir. O zaman zihin araya girerek şöyle diyecektir: " B i r bakalım. Nasıl kendim olabilirim?" Ve bir strateji geliştirecektir: "Kendim olmak." Başka bir rol. "Nas ı l kendim olabilirim?" aslında yanlış bir sorudur. Kendiniz olmak için bir şey yapmanız gerektiğini belirtir. Ama burada nasıldan söz edemezsiniz, çünkü zaten kendinizsinizdir. Sadece kimliğinize fazladan yük eklemeyi bırakın. "Ama k i m olduğumu bilmiyorum ki. Kendim olmanın ne demek olduğunu bilsem..." Eğer kim olduğunuzu bilmemek konusunda tamamen rahat olabilirseniz, o zaman geride kalan gerçekte kim olduğunuzdur; insanın ardındaki Varlık, zaten tanımlanmış olan bir şeyden ziyade saf bir potansiyeldir. Kendinizi tanımlamaya çalışmaktan vazgeçin, bunu ne kendinize ne de başkalarına yapmayın. Ölmezsiniz, merak etmeyin. Tam aksine, yaşamaya başlarsınız. Başkalarının sizi nasıl tanımladığıyla da ilgilenmeyin. Onlar sizi tanımladıklarında, kendilerini sınırlarlar ve bu da onların sorunudur. İnsanlarla paylaşıma girdiği110 112

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

nizde, bir fonksiyon ya da rol olarak orada kalmayın, Varlık olarak orada olun. Ego neden rol yapar? İncelenmemiş bir varsayım, temel bir yanlış, bilinçsiz bir düşünce yüzünden. Düşünce şudur: Ben yeterli değilim. Başka bilinçsiz düşünceler onu izler: Tamamen kendim olabilmek için, rol yapmak zorundayım; daha fazla ben olabilmek için daha fazlasına sahip olmalıyım. Ama zaten olduğunuzdan daha fazlası olamazsınız, çünkü fiziksel ve psikolojik biçiminizin altında Hayat'ın kendisiyle birsinizdir. Biçim olarak, daima birilerinden aşağı ve birilerinden üstün olacaksınızdır. Temelde, aslında kimseden üstün ya da aşağı değilsinizdir. Gerçek özgüven ve gerçek tevazu, bu anlayıştan doğar. Egonun gözünde, özgüven ve tevazu birbirine zıttır. Gerçekte ise aynıdırlar ve tektirler.

doğru tepki olarak görür. Kendi körlüğünde, ego kendisi ve başkaları üzerinde yarattığı acıyı görmez. Mutsuzluk, egonun yarattığı salgın bir zihinsel-duygusal hastalıktır. Gezegenimizin çevre kirliliğine eşit bir miktara sahip olduğunu söylemek yanlış olmaz. Öfke, endişe, nefret, k ı r g ı n l ı k , hoşnutsuzluk, kıskançlık, gıpta vb. olumsuz olarak algılanmaz, tamamen yanlış değerlend i r i l i r ve başka biri ya da bir dış etkenden kaynaklandığı iddia edilerek haklı çıkarılır. "Acım için seni sorumlu tutuyorum." Egonun söylediği şey budur. Ego bir durumla o durum hakkındaki yorumu ve tepkisi arasında bir ayırım yapamaz. "Ne kötü bir gün," diyebilirsiniz ve bunu yaparken, soğuk, rüzgâr, yağmur ya da tepki verdiğiniz her neyse, aslında kötü olmadığını anlamazsınız. Onlar her nasılsa öyledir. A s ı l kötü olan tepkiniz, içsel direnciniz ve o direncin yarattığı duygudur. Shakespeare'in dediği gibi, " İ y i ya da kötü di-

PATOLOJİK EGO Kelimenin daha geniş anlamıyla, aldığı biçim ne olursa olsun, egonun kendisi zaten patolojiktir. Kelimenin ant i k Yunan kökenine baktığımızda, bu terimin egoya uygulandığında ne kadar uygun düştüğünü görürüz. Kelime normalde bir hastalığı tanımlamak için kullanılmasına rağmen, aslında acı çekmek anlamına gelen pathos kelimesinden türemiştir. Buda bunu 2.600 y ı l önce insan durumunun özelliği olarak keşfetmişti. Egonun tutsağı olan bir k i ş i , acı çekmeyi acı çekmek olarak algılamaz, herhangi bir duruma verilecek en
110

ye bir şey yoktur; sadece düşünce onu isimlendirir." Dahası, egoyu güçlendirdiği için, aslında ego acı çekmekten ya da olumsuzluklardan hoşlanır. Örneğin, öfke veya kırgınlık, ayrılık duygusunu vurguladığı için egoyu fazlasıyla güçlendirir ve başkalarının başkalığını vurgularken, "haklı olmak" gibi bir zihinsel kale yaratır. Bu tür olumsuz düşüncelerin vücudunuzun içinde yarattığı fizyolojik değişimleri gözlemleyebilseydiniz, kalbin çalışmasını nasıl zorladığını, sindirim ve bağışıklık sistemlerini nasıl zayıflattığım görebilseydiniz, bu tür durumların gerçekten de patolojik olduğunu, zevk değil, acı çekmek anlamına geldiğini kolayca anlardınız.
121

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

Olumsuz bir durumda olduğunuzda, içinizde o olumsuzluğu isteyen, onu zevk olarak algılayan ya da istediğinizin o olduğuna s i z i inandıran bir şey vardır. A k s i takdirde, kim olumsuzluğa takılı kalmak, kendilerini ve başkalarını üzücü durumlara sokmak, kendi vücudunda hastalık yaratmak ister ki? Dolayısıyla, içinizde bir olumsuzluk hissettiğiniz her seferinde, eğer içinizde bundan zevk alan bir şeyin varlığını fark ederseniz, hemen egonun farkına varmaya başlarsınız. Bu olduğu anda, kimliğiniz egodan farkındalığa kayar. Dolayısıyla ego zayıflar ve farkındalık güçlenir. Eğer olumsuzluğun ortasında " Ş u anda kendi acımı kendim yaratıyorum," diyerek farkına varırsanız, şartlanmış egosal durumların ve tepkilerin s ı n ı r l a r ı nın ötesine geçmeye başlarsınız. Böylelikle farkındal ı k sayesinde size gelecek sonsuz olasılık için kapıyı aralamış olursunuz; o zaman herhangi bir durumla başa çıkmak için daha zekice yollar bulabilirsiniz. M u t s u z l u ğ u n u z u aptallık olarak tanımladığınız anda, kendinizi ondan özgür k ı l a r s ı n ı z . Olumsuzluk, zeka değildir. Daima egodur. Ego a k ı l l ı olabilir ama zeki değildir. A k ı l l ı l ı k kendi küçük hedeflerini izler. Zeka, her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğu büyük resmi görür. A k ı l l ı l ı k k i ş i s e l çıkarlara hizmet eder ve son derece dar görüşlüdür. Çoğu politikacılar ve işadaml a r ı akıllıdır. Ama çok azı zekidir. A k ı l l ı l ı k sayesinde elde edilen şeyler, kısa ömürlüdür ve daima zaman içinde kendi sonlarını getirirler. A k ı l l ı l ı k bölücüdür; zeka birleştiricidir.
27 1

ARKA PLANDAKİ

MUTSUZLUK

Ego a y r ı l ı k yaratır ve ayrılık da acıya yol açar. Ego bu yüzden açıkça patolojiktir. Öfke, nefret ve benzeri duygulardan ayrı olarak, olumsuzluğun daha gizli biçimleri de vardır, sabırsızlık? s i n i r l i l i k , endişe ve bıkk ı n l ı k gibi. Çoğu insanın içsel durumunu biçimlendiren arka plandaki mutsuzluğu bunlar oluşturur. Onl a r ı fark edebilmek için son derece uyanık olmanız ve anda yaşamanız gerekir. B u n u yaptığınızda, uyanmaya başlarsınız ve zihnin yanlış tanımlamalarından uzaklaşırsınız. Bu, sık sık gözden kaçırılan ama son derece yaygın olan bir olumsuz durumdur. Size de tanıdık gelebilir. S ı k sık geri planda kalan bir k ı r g ı n l ı k olarak tanımlanabilecek belli belirsiz bir hoşnutsuzluk hissediyor musunuz? Birçok k i ş i , hayatlarının büyük bölümünü bu durumda geçirirler. Kendilerini o kadar onunla tanımlamışlardır ki geri çekilip tam olarak göremezler. Bunun temelinde, belli bilinçaltı inançları ya da diğer bir deyişle düşünceler yatar. Bu düşünceleri düşünme şekliniz, uyurken rüya görmeniz gibidir. Diğer bir deyişle, o düşünceleri düşündüğünüzün farkında olmazsınız; tıpkı rüyadayken rüya gördüğünüzün farkında olmadığınız gibi. Size arka plandaki mutsuzluğu destekleyen en yaygın düşüncelerden bazılarını vereceğim. İçeriklerini ayırdım ama yapıları olduğu gibi duruyor. Bu şekilde daha belirgin olacaklardır. Hayatınızın arka planında
38

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

bir mutsuzluk olduğunu hissettiğiniz her seferinde (ya da ön planında), aşağıdaki düşünce kalıplarının hangilerinin uygun olduğunu inceleyin ve kendi özel durumunuza göre içeriklerini kendiniz doldurun: "Huzurlu (mutlu, tatmin, vb.) olabilmem için, önce

MUTLULUĞUN

SIRRI

Yukarıdakilerin hepsi gerçeklikle karıştırılan varsayımlar, incelenmemiş düşüncelerdir. S i z i şimdi huzurlu olmadığınıza ya da olamayacağınıza inandırmak için egonun kurguladığı hikâyelerdir. H u z u r l u olmak ve kendiniz olmak, aslında aynı şeydir. Ego der ki: Belki gelecekte bir gün, huzurlu olabileceğim; eğer bu, şu ya da o olursa, bunu ya da şunu elde edersem. Ya da şöyle der: Geçmişimde olan bir şey yüzünden asla huzurlu olamayacağım. Eğer başka insanların hikâyelerini dinlerseniz, şöyle bir başlıkla karşılaşırsınız: "Şimdi Neden H u z u r l u Olamıyorum." Ego, h u z u r l u olmak için tek fırsatınızın şimdide olduğunu bilmez. Ama belki de biliyordur ve sizin de keşfetmenizden korkuyordur. Sonuçta huzur, egonun sona ermesidir. Şimdi nasıl huzurlu olabilirsiniz? Şu anla barış yaparak. Unutmayın, hayat oyununu sadece "şimdi"de oynayabilirsiniz. Başka bir zaman ya da yer olamaz. Şu anla barış yaptığınız anda, neler olduğunu görün, neler yapabildiğinizi veya ne yapmayı seçebildiğinizi ya da hayatın sizin sayenizde neler yaptığını görün. Yaşam sanatını özetleyen, bütün başarıların ve mutluluğun s ı r r ı n ı veren sadece üç kelime var: Yaşamla B i r Olun. İnsanın yaşamla bir olması, şimdiyle bir olmasıdır. O zaman aslında hayatı yaşamadığınızı, hayatın sizin sayenizde yaşadığım görürsünüz. Hayat dansçıdır ve siz de danssınız. Ego gerçekliğe karşı kırgın olmayı sever. Gerçeklik nedir? Her neyse o. Buda buna tatata derdi; hayatın böy125

hayatımda olması gereken bazı şeyler var. Bunun henüz olmaması beni üzüyor. Belki de bu üzüntüm sayesinde sonunda olur." "Geçmişte olmaması gereken bir şey oldu ve bu beni çok üzüyor. Eğer o olay olmasaydı, şimdi huzurlu ve mutlu olacaktım."

"Şimdi olmaması gereken bir şey oluyor ve huzurlu olmamı engelliyor."

Bu bilinçaltı düşünceler genellikle bir kişiye yöneltil i r ve "oluyor," bu durumda "yapıyor"a dönüşür. "Huzurlu olabilmem için bunu ya da şunu yapman gerek. Bunu henüz yapmadığın için sana kırgınım. Belki kırgınlığım sayesinde artık bunu yaparsın." "Geçmişte yaptığın (ya da yaptığım,), söylediğin ya da yapamadığın bir şey, şimdi mutlu olmamı engelliyor." "Şimdi yaptığın ya da yapamadığın bir şey, mutlu olmamı engelliyor."
124

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

leliği. Yani şu an nasılsa öyle. Anın böyleliğine karşı çıkmak, egonun temel özelliklerinden bilidir. Egonun beslendiği olumsuzluğu ve bayıldığı mutsuzluğu yaratan şey budur. Bu şekilde kendinize ve başkalarına acı çektir i r s i n i z ve ne yaptığınızı, aslında dünyada cehennemi yarattığınızı bile bilmezsiniz. Farkında olmadan acı yaratmak; işte bilinçsiz yaşamanın özü. Bu, tamamen egonun esiri olmak demektir. Egonun kendini tanıyamaması ve ne yaptığını görememesi, inanılmazdır. Başkalarına acı çektiren şeyler yapar ve bunun farkına bile varmaz. Bu işaret edildiğinde, öfkeyle inkar eder, akıllıca tartışmalara girişir ve gerçekleri çarpıtmak için kendini haklı çıkarmaya çalışır, insanlar bunu yapar, şirketler bunu yapar, hükümetler bunu yapar. Diğer her şey başarısız olduğunda, ego bağırıp çağırmaya, ve hatta fiziksel şiddete başvurur. Komandoları gönderin. İsa'nın çarmıhtayken söylediği sözlerin anlamını ancak şimdi anlayabiliyoruz: "Onları bağışla, çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar." Binlerce yıldır insanlığı etkisi altında tutan acıya son vermek için, önce kendinizden başlamalı, içsel durumunuzla i l g i l i sorumluluğunuzu kabul etmelisiniz. Bu da şimdi demektir. Kendinize şöyle sorun: " Ş u anda içimde herhangi bir olumsuzluk var mı?" Sonra uyanık olun ve hem duygularınızı hem de düşüncelerinizi gözlemleyin. Daha önce sözünü ettiğim mutsuzluğu izleyin. Bu mutsuzluğu gerçeklikle açıklamaya ve haklı çıkarmaya çalışan düşüncelere k a r ş ı dikkatli olun. Kendi içinizdeki olumsuz bir durumun farkına varmanız, başarısız olduğunuz anlamına gelmez; tam aksine, başarı110 121

lı olduğunuz anlamına gelir. O farkındalık başlayana kadar, insan kendini içsel durumuyla tanımlama eğilimindedir ve bu tanımlama da egodur. farkındalıkla birlikte düşüncelerden, duygulardan ve tepkilerden uzaklaşmak gelir. Bu, inkarla karıştırılmamalıdır. Düşünceler, duygular veya tepkrler tanınır ve tanındıkları anda, otomatik olarak çözülür. O zaman benlik duygunuzda belirgin bir değişiklik olur: Daha önce duygularınız, düşünceleriniz ve tepkilerinizdiniz; şimdi ise o durumlara tanıklık eden V a r l ı k s ı n ı z . " B i r gün egomdan kurtulacağım." Bunu kim söylüyor? Ego! Egodan kurtulmak hiç de o kadar büyük bir iş değildir; tam aksine, çok basittir. Bütün yapmanız gereken, kendi düşüncelerinizin ve duygularınızın farkında olmaktır. Bu gerçekte bir "yapış" değil, bir "görüş"tür. Bu açıdan, kendinizi egodan kurtarmak için yapabileceğiniz bir şey olmadığını söylemek doğrudur. Bu değişikl i k gerçekleştiğinde, düşünceden farkındalığa geçtiğinizde, egonun aklından çok daha büyük bir zeka hayat ı n ı z ı kontrol altına alır. Duygular ve hatta düşünceler bile farkındalık sayesinde kişisellikten uzaklaşır. K i ş i l i k s i z doğaları tanınır. A r t ı k içlerinde benlik kalmaz. Sadece insan duyguları, insan düşünceleridir. B i r hikâyeden ibaret olan bütün kişisel geçmişiniz, bir yığın düşünce ve duygu, ikincil derecede öneme sahip olur ve artık bilincinizin en yüksek noktasını meşgul etmez. Artık k i m l i k duygunuzun temelini oluşturan şey onlar değildir. S i z Varlığın ışığı, tüm düşünce ve duygulardan önce var olan farkındalık olursunuz.

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

EGONUN PATOLOJİK B İ Ç İ M L E R İ Daha önce gördüğümüz gibi, eğer kelimeyi daha geniş anlamıyla k u l l a n ı r s a k , ego temel doğasında patolojiktir. Birçok zihinsel rahatsızlık, normal bir kişide görülen aynı türde egosal özelliklerden oluşur ama bazı durumlarda o kadar güçlü bir hale gelir ki patolojik doğaları şimdi k i ş i n i n kendisi dışında herkes için son derece açıktır. Örneğin, birçok normal insan, kendilerini olduklarından daha önemli, daha özel göstermek ve başkalar ı n ı n gözündeki imajlarını güçlendirmek için zaman zaman yalan söyleyebilirler; k i m oldukları, başarıları, yetenekleri, sahip oldukları şeyler ve egonun kendini tanımladığı daha birçok şey konusunda. Ama egonun yetersizlik duygusuyla ve "daha fazla" olma ihtiyacıyla güdülenen bazıları, yalan söylemeyi alışkanlık haline getirirler. Size kendileri ve geçmişleri hakkında söyledikleri şeylerin çoğu, tam bir hayal ürünü, egonun kendini daha büyük ve daha özel hissetmek için kurguladığı bir hikâyeden ibarettir. B ü y ü k l ü k tutkul a r ı ve ş i ş i r i l m i ş içsel imajları bazen başkalarını inandırabilir ama genellikle uzun sürmez. Etraflarındaki çoğu k i ş i n i n durumun tam bir kurgudan ibaret olduğunu anlamaları zor olmaz. Adına paranoid şizofreni ya da sadece paranoya denen zihinsel hastalık, temelde egonun abartılmış halidir ve zihnin temelde yatan bir korkuyu haklı çıkarmak için uydurduğu bir hikâyeden ibarettir. Hikâye128

nin temel unsuru, belli insanların (bazen insanların çoğu ya da tüm insanlar) bana k a r ş ı komplo kuruyordur, beni kontrol etmeye ya da öldürmeye çalışıyordur. Hikâyenin bazen içsel bir tutarlılığı ve mantığı vardır; dolayısıyla başkalarını da inandırabilir. Bazen organizasyonların veya ülkelerin bile temellerinde paranoid inanç sistemleri olabilir. Egonun k o r k u l a r ı ve başka insanlara k a r ş ı güvensizliği, algılanan hatalarına odaklanarak ve bu hataları insanların kimlikleriyle birleştirerek başkalarının "başkalığını" vurgulama çabası, bir parça i l e r i götürülerek insanları canavarmış gibi gösterir. Egonun başka insanlara ihtiyacı vardır ama asıl ikilemi, derinlerde onlardan korkması ve nefret etmesidir. Jean Paul Sartre'm "Cehennem başka insanlardır" sözü, aslında egonun sözüdür. Paranoyaya yakalanmış bir k i ş i , sürekli olarak cehennemi yaşar ama içinde belli ölçülerde egosal kalıpların kendini gösterdiği herkes, cehennemi belli bir ölçüde hisseder zaten. İçinizdeki ego ne kadar güçlüyse, o kadar büyük olasılıkla hayatınızdaki sorunlar için başka insanları suçlarsınız. S i z i n de başkaları için hayatı zorlaştırma olasılığınız yüksek olur. Ama elbette ki bunu kendiniz göremezsiniz. Durum daima başkalarının size bir şeyler yapması şeklindedir. Paranoya dediğimiz zihinsel hastalık, aynı zamanda kendini her egoda bulunan başka bir semptom olarak da ifade eder ama paranoyada daha aşırı bir biçime bürünür. Bu rahatsızlığa yakalanmış olan k i ş i ne kadar zulme uğradığını, insanların arkasından işler
129

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

çevirdiğini ya da tehdit edildiğini düşünürse, kendi benlik duygusunu o ölçüde evrenin merkezi olarak gör ü r ve başka insanlar açısından kendini o denli özel ve önemli hisseder. Kurban olma duygusu, başka insanlar tarafından haksızlığa uğramış olma hissi, ona kendini çok özel hissettirir. Kendini kandırma sisteminin temelini oluşturan hikâyede, genellikle kendisini hem kurban hem de dünyayı kötü güçlerden kurtaran potansiyel kahraman olarak görür. Kabilelerin, u l u s l a r ı n ve dinî organizasyonların kolektif egosu, s ı k s ı k güçlü bir paranoya unsurunu barındırır: Kötülere k a r ş ı biz. İnsanlığın çektiği acıl a r ı n büyük bölümünün nedeni budur. İspanyol Engizisyonu, k â f i r l e r i n ve "cadıların" yakılışı, uluslararası i l i ş k i l e r i n sonunda B i r i n c i ve İkinci Dünya Savaşı'na yol açması, tarih boyunca Komünizm, "Soğuk Savaş," 1950'lerde Amerika'daki McCarthy akımı, Orta Doğu'da hâlâ süren şiddetli çatışmalar; hepsi, i n s a n l ı k tarihinde a ş ı r ı boyutlara ulaşmış kolektif paranoyanın ürünüdür. Bireyler, gruplar ya da uluslar ne kadar bilinçsiz hale gelirse, egosal patolojinin f i z i k s e l şiddete dönüşme olasılığı da o kadar artacaktır. Şiddet, egonun kendine değer katmak, kendisinin haklı ve başkalarının haksız olduğunu kanıtlamak için başvurduğu ilkel ama hâlâ çok yaygın bir yöntemdir. B i r tartışma nedir? İ k i ya da daha fazla sayıda insanın, birbirlerinden f a r k l ı f i k i r l e r i n i ifade etmesidir. Tartışmanın parçası olan her k i ş i , kendini görüşlerini oluşturan
112

düşüncelerle tanımlamış, o düşünceler benlik duygusuna eklenen zihinsel pozisyonlar haline gelmiştir. Diğer bir deyişle, k i m l i k ve düşünce birleşmiştir. Bu olduğunda, ben görüşlerimi (düşüncelerimi) savunduğumda, kendimi savunuyormuş gibi hisseder ve buna göre davranırım. Farkında olmadan, hayatta kalmak için savaşıyormuşum gibi hisseder ve hareket ederim; dolayısıyla, duygularım bilinçaltımdaki bu inancı yansıtır. K a r m a k a r ı ş ı k olurlar. Öfkeli, üzgün, savunmacı veya saldırgan olurum. Yok olmamak için, her ne pahasına olursa olsun kazanmaya çalışırım. Bu bir illüzyondur. Ego, zihinsel pozisyonların ve zihnin k i m l i k l e hiçbir i l g i s i olmadığını bilmez, egonun kendisi gözlemlenmeyen zihindir. Zeıı şöyle der: "Gerçeği arama. Sadece görüşlerine sıkı sıkıya tutunmaktan vazgeç." Bu ne demektir? Kendinizi zihinle tanımlamaktan vazgeçin demektir. B u n u yaptığınızda, zihnin ötesinde kalan gerçek kimliğiniz zaten kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

İ Ş - EGO İ L E V E E G O S U Z Bazı insanlar, egodan tamamen özgürleştikleri anlar yaşarlar. Yaptıkları işte sıra dışı başarılar kazanmış olanlar, işlerini yaparken tamamen ya da büyük ölçüde egolarından kurtulurlar. Bunun farkında olmayabilirler ama çalışmaları bir ruhsal uygulama haline gelir. Çoğu işlerini yaparken şimdidedirler ve özel hayatla110 112

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

rında görece bilinçsiz durumlarına geri dönerler. Yani V a r l ı k durumları, hayatlarının belli bir alanıyla sınırlanmıştır. İ ş l e r i n i hiçbir şekilde gizli çıkarlar peşinde olmadan, anın kendilerinden istediği şeye içtenlikle cevap vererek yapan öğretmenler, sanatçılar, hemşireler, doktorlar, bilim adamları, sosyal görevliler, garsonlar, kuaförler, işadamları ve pazarlamacılarla tanıştım. Yaptıkları şeyle bütünleşirler, Şimdi ile ve işleri ya da karşılarındaki kişiyle bir olurlar. Bu insanların etkileri, yaptıkları i ş i n çok ötesine geçer. Kendileriyle bağlantıya giren herkeste egolarının azalmasına yol açan bir etki yaparlar. Ağır egolara sahip insanlar bile, bazen bu insanların yanında rahatlayabilir, savunmalarını indirebilir ve rol yapmayı bırakabilirler. Egoları olmadan çalışan insanların yaptıkları işte başarılı olmaları hiç de şaşırtıcı değildir. Yaptığı şeyle bir olan herkes, yeni bir dünya yaratmaktadır. Yaptıkları şeyde teknik açıdan i y i olabilen ama egoları yüzünden sürekli çalışmaları sabote edilen insanlarla da karşılaştım. Bu insanların dikkatleri sadece kısmen yaptıkları işe odaklanır; diğer parçası kendileri üzerine odaklanmıştır. Egoları takdir bekler ve bunu yeterince alamadığında, enerjisini kırgınlığa harcar ve asla yeterince alamaz. "Başka biri benden daha fazla takdir ediliyor olabilir mi?" Ya da temel odakları kazanç veya güçtür ve çalışmaları bu amaca hizmet etmekten öteye gidemez. Yapılan bir iş bir amaca hizmet etmekten öteye geçemediğinde, yüksek kaliteye sahip olamaz. Böyle insanların çalışmalarında sorunlar, engeller ya
201

da zorluklar baş gösterdiğinde, işler bekledikleri gibi gitmediğinde, başka insanlar ya da şartlar işbirlikçi olmadığında, hemen yeni durumla bir hale gelmek ve anm gereklerine cevap vermek yerine, duruma k a r ş ı tepki verirler ve kendilerini ondan ayırırlar. Kendini kişisel olarak saldırıya uğramış hisseden bir "ben" vardır ve bol miktarda enerji yararsız itirazlara ya da öfkeye harcanır; oysa aynı enerji, ego tarafından harcanmasa, durumu düzeltmek için kullanılabilir. Dahası, bu "anti" enerji yeni engeller, yeni sorunlar yaratır. Gerçek şu ki birçok k i ş i kendinin en büyük düşmanıdır. İnsanlar başkalarından yardımı ya da bilgiyi esirgediklerinde veya daha başarılı olamasmlar diye sabote etmeye çalıştıklarında, farkında olmadan aslında kendi işlerini sabote ederler. İşbirliği, gizli bir çıkarı olmadığı sürece egoya yabancı bir kavramdır. Ego, siz başkalarına bir şeyler verdikçe, işlerin daha düzgün akacağını ve her şeyin size daha kolay geleceğini bilmez. Başkalarına az yardım ettiğinizde ya da hiç yardım etmediğinizde, yollarına engeller koyduğunuzda, evren de - insan ve şartlar halinde - size az yardım eder ya da hiç yardım etmez, çünkü kendinizi bütünden uzaklaştırmış olursunuz. Egonun bilinçsiz "yetmez" duygüsu, başka birinin başarısına o başarı kendisinden alınmış gibi yaklaşmasına neden olur. Başka birinin başarısı karşısında duyduğunuz kırgınlığın kendi başarı şansınızı perdelediğini bilmez. dırmanız gerekir. Başarıyı kendinize çekebilmek için, gördüğünüz her yerde onu kutlamanız ve onurlan-

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

HASTALIKTA EGO B i r hastalık egoyu güçlendirebilir ya da zayıflatabil i r . Eğer şikayet ediyorsanız, kendinize acıyorsanız ya da hasta olduğunuz için öfkeleniyorsanız, egonuz güçlenir. Hastalığı kavramsal k i m l i ğ i n i z i n bir parçası haline getirdiğiniz zaman da güçlenir: "Ben böyle böyle bir hastalığın pençesindeyim." Güzel, o zaman k i m olduğunuzu anlarız. Diğer yandan, normal hayatlarında büyük egolara sahip olan bazıları, hastalandıklarında insanlara k a r ş ı aniden nazik, kibar ve çok daha yumuşak davranmaya başlarlar. Normal hayatta sahip olamayacakları görüşler geliştirebilirler. İçsel bilgilerine ulaşabilir, bilgece sözler söyleyebilirler. Ama iyileştiklerinde enerji geri döner ve egoyu da beraberinde geri getirir. Hasta olduğunuzda, enerji seviyeniz oldukça düşüktür ve organizmanın zekası kontrolü ele alarak geri kalan enerjiyi vücudu iyileştirmek için kullanab i l i r ; dolayısıyla, z i h i n için yeterince enerji kalmaz ve bu da egosal düşüncelerin ve duyguların yeterli gücü bulamayacağı anlamına gelir. Ego, ciddi miktarda enerji harcar. Ama bazı durumlarda, ego geri kalan azıcık enerjiyi kendi amaçları için kullanır. S i z i n de tahmin edeceğiniz gibi, hastalandıklarında egoları güçlenen insanların iyileşmesi daha uzun sürer. Bazılarında ise hastalık k r o n i k hale gelir ve kendi sahte benlik duygularının bir parçası olur.
134

K O L E K T İ F EGO Kendinizle yaşamak ne kadar zor! Egonun k i ş i s e l benlik tatminsizliklerinden kaçmak için kullandığı yollardan biri, benlik duygusunu kendini bir grupla tanımlayarak güçlendirmeye futbol takımı gibi. Bazen k i ş i hiçbir ödül, k a r ş ı l ı k ya da takdir beklemeden hayatını daha büyük bir kolektif amaca hizmet etmeye adadığında, kişisel egosu tamamen dağılabilir. K i ş i s e l benlik duygusunun yükünden kurtulmak ne kadar da rahatlatıcıdır. Grubun üyeleri, ne kadar s ı k ı çalışsalar da, ne kadar fedakarlıklar yapsalar da, kendiler i n i mutlu ve tatmin olmuş hissederler. Egonun ötesine geçmiş gibi görünürler. A s ı l soru şudur: Gerçekten özgür kalmışlar mıdır, yoksa ego sadece kişisel olmaktan çıkıp kolektif hale mi gelmiştir? Kolektif ego, k i ş i s e l egoyla hemen hemen aynı özell i k l e r i gösterir; çatışma ve düşman ihtiyacı, daha fazlasını istemek, başkalarına k a r ş ı kendini haklı çıkarma t a k ı n t ı s ı gibi. Er ya da geç, kolektif ego diğer kolektif egolarla çatışmaya girişecektir, çünkü farkında olmadan çatışma aramaktadır ve s ı n ı r l a r ı n ı , dolayısıyla da k i m l i ğ i n i belirlemek için zıtlıklara ihtiyacı vardır. O zaman grup üyeleri, ego temelli bir harekelin etkisiyle ister istemez acı çekeceklerdir. O anda uyanarak kolektif yapılarının güçlü bir delilik unsuru içerdiğini anlayabilirler.
135

çalışmaktır; bir

ulus,

bir politik parti, şirket, kurum, mezhep, kulüp, çete,

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

Aniden uyanıp kendinizi birlikte tanımladığınız ve uğrunda çalıştığınız kolektif bilincin aslında deli olduğunu anlamak başlangıçta acı verici olabilir. Bazı insanlar bu noktada daha s i n i k ya da daha öfkeli hale gelerek tüm değerleri inkar edebilirler. Bu, i l k inanç sistemi bir hayal olarak algılandığı ve dolayısıyla çöktüğü zaman, hemen başka bir inanç sistemini benimsedikler i n i gösterir. Egolarının ölümüyle yüzleşememiş, kaçarak başka birine yönelmişlerdir. Kolektif ego, genellikle o egoyu oluşturan bireylerden daha bilinçsizdir. Örneğin, kalabalıklar (geçici kolektif egosal kimliklere sahiptirler) o kalabalığın dışındayken bireylerin yapmayacağı şeyler yapabilirler. B i r çok ülke, sık s ı k bireysel boyutta ancak psikopatlık olarak algılanabilecek davranışlara başvurmaktadır. Yeni bilinç ortaya çıkarken, bazı insanlar aydınlanmış bilinçlerini yansıtan gruplar oluşturma ihtiyacı duyacaklardır. Bu gruplar kolektif egolar olmayacaktır. Bu grupları oluşturan k i ş i l e r i n kendi k i m l i k l e r i n i o gruplarla tanımlamaya ihtiyaçları yoktur. K i m l i k l e r i n i tanımlamak için artık biçim peşinde değillerdir. O grupları oluşturan k i ş i l e r egolarından tamamen k u r tulamamış olsalar bile, kendilerindeki veya başkalarındaki egoyu hemen tanıyabilecek kadar farkındalıkl a r ı olacaktır. Ama ego sürekli araya girmek ve kontrolü ele almak isteyeceği için, k i ş i n i n sürekli olarak uyanık kalması gerekir. İnsan egosunun farkındalık aydınlanma grupları, ışığına çıkarılarak çözülmesi;

likte yaşadığı toplumlar olsun, bu grupların öncelikli amaçlarından b i r i bu olacaktır. Aydınlanmış kolektif bilinçler, yeni bilincin yükselmesinde önemli bir fonksiyonu yerine getirecektir. Egosal kolektifler s i z i bilinçsizliğe ve acı çekmeye sürüklerken, aydınlanmış kolektif gezegen çapında değişimi hızlandıracak bir bilinç anaforu oluşturabilir.

ÖLÜMSÜZLÜĞÜN İNKAR EDİLEMEZ KANITI Ego, insan psikolojisinde kimliğin kendini ikiye ayırdığı noktadaki çatlaktan içeri girer ve bu ayrımı "ben" ve "kendim" şeklinde isimlendirebiliriz. Dolayısıyla, kelimeyi k i ş i l i k bölünmesi şeklindeki yaygın anlamıyla kullanırsak, her ego aslında şizofrendir. Kendinize ait bir zihinsel imajla yaşarsınız ve bu kavramsal benlikle bir i l i ş k i içine girersiniz. Hayatın kendisi kavramsallaş ı r ve "hayatım"dan söz ettiğinizde konuştuğunuz k i ş i lerin "hayatlarından ayrılır. "Hayatım" diye düşündüğünüz ya da konuştuğunuz ve buna inandığınız her seferinde, aldatıcı bir aleme sürüklenirsiniz. Eğer "hayatım" diye bir şey varsa, hayat ve benim de ayrı şeyler olmamız gerekir ki bu aynı zamanda hayatımı kaybedebileceğim anlamına da gelir. Ölüm gerçek bir tehdit olarak görünmeye başlar. Kelimeler ve kavramlar, hayatı kendi içlerinde gerçeklikleri olmayan ayrı parçalara böler. "Hayatım" kavramının ayrılık duygusunun kökeni, yani egonun kaynağı olduğunu bile söyleyebiliriz. Eğer

yardım organizasyonları, okullar ya da insanların bir110 121

ECKHART TOLLE

ben ve hayat ayrıysak, ben hayattan başka bir şeysem, o zaman her şeyden ayrıyımdir. Ama onlardan nasıl ayrı olabilirim ki? "Ben" nasıl hayattan, Varlık'tan ayrı olabilir ki? Bu tamamen imkansızdır. Dolayısıyla, "hayatım" diye bir şey yoktur ve ben de bir hayata sahip olamam. Ben hayatın kendisiyim. Ben ve hayat tekiz. Bunun aksi olamaz. O halde hayatımı nasıl kaybedebil i r i m ? Zaten sahip olmadığım bir şeyi nasıl kaybedebilirim? Ben olan bir şeyi nasıl kaybedebilirim? Bu imkansızdır.

5. Bolum
ACI - BEDEN

Çoğu insanın düşünce sistemi büyük ölçüde istek dışı, otomatik ve tekrarlayıeı bir şekilde çalışır. Bu, bir tür zihinsel parazitten daha fazlası değildir ve gerçek bir amaca hizmet etmez. En kısa tabiriyle, aslında düşünmezsiniz: Düşünce kendiliğinden oluşur. "Düşünüyorum" ifadesi, bir kasıt bildirir. Konu hakkında söz hakk ı n ı z olduğu, kendi adınıza bir seçim yapabileceğiniz anlamına gelir. Oysa çoğu insan için durum böyîe değildir. "Yediklerimi sindiriyorum," "damarlarımda kan dolaşımını sağlıyorum" gibi sözler ne kadar yanlışsa, "düşünüyorum" demek de o kadar yanlıştır. Sindirim kendiliğinden olur; kan dolaşımı kendiliğinden olur; düşünmek kendiliğinden olur. Kafanızdaki sesin kendine ait bir canı vardır. Çoğu k i ş i o sesin merhametine kalmış durumdadır; düşünce122 138

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

nin, diğer bir deyişle zihnin tutsağı konumundadırlar. Ve zihin geçmişteki olaylarla şartlandığından, geçmişi tekrar tekrar canlandırmaya zorlanırsınız. Doğulular buna "karma" derler. O sesle tanımlandığınızda, elbette ki bunun farkında olmazsınız. Bilseydiniz zaten onun esiri olmazdınız, çünkü size sahip olan kimliği kendiniz sandığınızda, yani o haline geldiğinizde gerçekten size sahip olmasına i z i n verirsiniz. Binlerce yıldır, insanlık giderek daha çok zihnin esiri oldu ve kendisine hakim olan kimliğin "benlik" olmadığını anlayamadı. Kendini sürekli zihniyle tanımladığından, sahte bir benlik duygusu - ego - ortaya çıktı. Egonun yoğunluğu, kendinizi ne derecede zihninizle ve düşüncelerinizle tanımladığınıza bağlıdır. Düşünmek, bilincin ya da gerçek k i m l i ğ i n i z i n toplamının minicik bir parçasından başka bir şey değildir. Zihinle tanımlama derecesi, kişiden kişiye değişir. B a z ı insanlar kendilerini zihinlerinden arındırdıklarında kısa bir süre için bile olsa gerçek özgürlüğün tadını çıkarırlar ve o kısa süre içinde hissettikleri huzur, mutluluk ve canlılık, hayatı yaşamaya değer hale getirir. Yaratıcılık, sevgi ve şefkatin güçlendiği zamanlar da vardır. Ama diğerleri, sürekli egolarına tutsak olarak yaşarlar. Kendilerine, başkalarına ve etraflarını saran dünyaya k a r ş ı yabancılaşırlar. Onlara baktığınızda,

dinleyemezler. Dikkatleri sadece zihinlerindeki düşünce biçimleri olarak var olan geçmişe veya geleceğe odaklanmıştır. Ya da size oynadıkları role uygun şekilde davranırlar ve yine kendileri olamazlar. Çoğu insan, gerçek kimliklerine yabancılaşmıştır ve bazıları öylesine yabancılaşmıştır ki başkalarıyla paylaşımları herkese "sahte" görünür; tabii onlar kadar kendilerine yabancılaşarak "sahte" davranmayı benimsemiş olanlar hariç. Yabancılaşma, herhangi bir ortamda, herhangi bir durumda, herhangi biriyle birlikteyken veya hatta kendi başımzayken bile sürekli huzursuz olmak demektir. S ü r e k l i olarak "eve" dönmeye çalışırsınız ama kendinizi asla evinizde hissedemezsiniz. Yirminci yüzyılın en büyük yazarlarından bazıları - Franz Kafka, Albert Camus, T. S. Eliot, James Joyce gibi - yabancılaşmanın insan varlığının evrensel ikilemi olduğunu fark etmiş, muhtemelen kendi içlerinde de bunu derinden hissetmiş ve çalışmalarında muhteşem bir şekilde ifade edebilmişlerdir. Her ne kadar bir çözüm sunamamış olsalar da, bize insanlığın bu sorunuyla ilgili derin bir bakış açısı sunmuşlardır. K i ş i n i n kendi sorununu açıkça tanımlayabilmesi, onu aşmak için atabileceği i l k adımdır.

DUYGUNUN DOĞUŞU Düşünce hareketine ek olarak - ama ondan tamamen ayrı değil - egonun bir boyutu daha vardır: Duygu. Bu, bütün düşüncelerin ve duyguların egodan kaynaklandı201

yüzlerindeki gerginliği, çatık kaşlarını veya gözlerindeki dalgın bakışları fark edebilirsiniz. Dikkatlerinin büyük bölümü düşüncelerine yönelmiş durumdadır ve bu yüzden s i z i gerçekten göremezler ve s i z i asla gerçekten
140

ECKHART TOLLE ğı anlamına gelmez. Sadece k e n d i n i z i onlarla tanımladığınızda ve s i z i tamamen k o n t r o l altına aldıklarında, yani "ben" haline geldikleri zaman egoya dönüşürler. Tüm fiziksel organizmalar gibi, vücudunuzun da kendine ait bir z e k a s ı vardır. Bu zeka, z i h n i n i z i n söylediği şeylere ya da diğer bir deyişle düşüncelerinize tepki v e r i r . Y a n i duygu, aslında vücudunuzun z i h n i n i z e verdiği tepkidir. Vücudun z e k a s ı elbette ki evrensel zek a n ı n a y r ı l m a z bir parçası, onun s a y ı s ı z ifadelerinden b i r i d i r . Atomlara ve moleküllere geçici bir kohezyon sağlayarak, onları bütün bir f i z i k s e l organizma haline getirir. Vücudun bütün o r g a n l a r ı n ı n çalışmasının, oksij e n ve yiyeceklerin enerjiye dönüşmesinin, kalp atışlar ı n ı n ve kan dolaşımının, vücudu istilacılardan koruyan b a ğ ı ş ı k l ı k s i s t e m i n i n , s i n i r uçlarından giren duyusal v e r i l e r i n beyne gönderilerek orada tercüme edilmes i n i n ve e t r a f ı n ı z ı saran harici gerçekliğin içsel r e s m i haline dönüşmesinin ardında yatan organizasyon prens i b i budur. B ü t ü n bunlar, aynı anda gerçekleşen diğer binlerce fonksiyonla b i r l i k t e , bu zeka tarafından mükemmel bir şekilde koordine edilir. Vücudunuzu s i z yönetmezsiniz; o zeka yönetir. A y n ı zamanda, organizmanın çevreye verdiği tepkilerden de o sorumludur. B u , t ü m canlı t ü r l e r i için geçerlidir. B i t k i n i n f i z i k sel b i ç i m i n i a l m a s ı n ı ve çiçek açmasını, çiçeğin her sabah y a p r a k l a r ı n ı güneşe ç e v i r m e s i n i ve geceleri k a p a m a s ı n ı sağlayan zeka a y n ı d ı r . Adına D ü n y a gezegeni denen kompleks c a n l ı y ı Gaia olarak ifade eden zeka da a y n ı d ı r . 110 121

VAR OLMANIN GÜCÜ Bu zeka, bir canlının herhangi bir tehdit k a r ş ı s ı n d a güdüsel olarak tepki v e r m e s i n i sağlar. Hayvanlarda da i n s a n l a r ı n k i n e benzer duygular oluşmasına neden o l u r ; öfke, k o r k u , zevk gibi. Bu güdüsel tepkiler, duygunun i l k e l biçimleri olarak düşünülebilir. insanlar da verirler. B e l l i durumlarda, hayvanlarınkine benzer güdüsel tepkiler

B i r tehlike k a r ş ı s ı n d a , canlının hayatı tehdit

edildiğinde, kalp daha h ı z l ı atmaya başlar, kaslar geril i r , solunum h ı z l a n ı r ; bu, kaçmaya ya da savaşmaya haz ı r l ı k t ı r . Y a r a t t ı ğ ı duygu k o r k u d u r . Köşeye s ı k ı ş t ı r ı l d ı ğında, ani bir e n e r j i yoğunluğu, vücuda daha önce sahip olmadığı bir güç kazandırır. Y a r a t t ı ğ ı duygu öfkedir. Bu güdüsel tepkiler, duygulara y a k ı n gibi görünür ama kelimenin gerçek anlamıyla duygu değillerdir. Güdüsel bir tepkiyle bir duygu arasındaki temel f a r k ş u d u r : Güdüsel bir tepki, vücudun herhangi bir harici d u r u m karşısında gösterdiği doğrudan tepkidir. Diğer yandan bir duygu, vücudun bir düşünceye gösterdiği tepkidir. Dolaylı olarak, bir duygu aynı zamanda gerçek bir durum ya da olaya verilen bir tepki de olabilir ama aslında bu tepki, olayın ya da durumun z i h i n s e l yorumuna k a r ş ı verilir. Yani diğer bir deyişle, z i h n i n herhangi bir durum ya da olayla i l g i l i olarak iyi ve kötü, hoş ve sevimsiz, ben ve benim kavramlarıyla oluşturduğu bir düşünceye verilen tepkidir bu. Örneğin, b i r i n i n arabasının çalındığını duyduğunuzda, muhtemelen herhangi bir duygu hissetmezsiniz ama sizin arabanız çalındığında, muhtemelen çok öfkelenirsiniz. " B e n i m " z i h i n s e l kavramının bu kadar güçlü duygular yaratabilmesi inanılmazdır.

ECKHART TOLLE V ü c u t çok z e k i olmasına rağınen, gerçek bir d u r u m la bir düşünce a r a s ı n d a k i f a r k ı söyleyemez. H e r düşünceye gerçekliğin bir parçasıymış gibi tepki v e r i r , çünkü sadece bir düşünce olduğunun f a r k ı n d a değildir. Vücuda göre endişe ya da k o r k u verici bir düşünce, " T e h l i k e d e y i m " m e s a j ı d ı r ve dolayısıyla, gece sıcak ve rahat yatağınıza y a t ı y o r olsanız bile, vücudunuz bu mesaja uygun olarak tepki v e r i r . K a l p daha h ı z l ı atar, k a s l a r g e r i l i r v e s o l u n u m h ı z l a n ı r . B i r e n e r j i yoğunluğu o l u r ama t e h l i k e sadece z i h i n s e l bir kurgudan ibaret olduğundan, e n e r j i boşalacak bir yer bulamaz. Sonuç olarak, e n e r j i n i n bir k ı s m ı z i h n e geri döner ve v ü cudun u y u m u n u bozar.

VAR OLMANIN GÜCÜ yen, kontrol edilmeyen düşünceler ve duygular arasındaki kötücül döngü budur ve duygusal düşüncelere, duygusal hikâye kurgulamalarına yol açar. Egonun duygusal içeriği k i ş i d e n k i ş i y e değişir. Bazı egolarda, duygular diğerlerine oranla daha güçlüdür. Vücutta duygusal tepkilere yol açan düşünceler, bazen z i h n i n o n l a r ı tanımlamaya f ı r s a t bulamayacağı kadar h ı z l ı gerçekleşebilir; dolayısıyla, vücut zaten bir duyguyla tepki v e r m i ş t i r ve duygu da bir tepkiye dön ü ş m ü ş t ü r . Bu t ü r düşünceler, genellikle söze dökülemeyen ve bilinçaltında kalan v a r s a y ı m l a r d ı r . K i ş i n i n geçmiş ş a r t l a n m a l a r ı n d a n , genellikle de çocukluğundan k a y n a k l a n ı r l a r . " İ n s a n l a r a güvenilmez" v a r s a y ı m ı , k i ş i n i n i l i ş k i l e r l e i l g i l i t a k ı n t ı l ı v a r s a y ı m l a r ı n a bir örnek v e r i l e b i l i r ; belki de böyle bir v a r s a y ı m ı benimsemesi için çocukluğunda yeterince destekleyici olmayan veya güven vermeyen ebeveynleri ya da kardeşleri olm u ş olabilir. İ ş t e b u t ü r ü bilinçaltı v a r s a y ı m l a r ı n a Hayatta kalmak için savaşmak Bolluğu hak etmiyorum.

DUYGULAR VE EGO Ego sadece gözlenmeyen z i h i n , k a f a n ı z ı n içinde s i z m i ş gibi konuşan ses değil, aynı zamanda da vücudunuzun o s e s i n söylediklerine k a r ş ı verdiği t e p k i l e r sonucunda oluşan gözlemlenemeyen duygulardır. Çoğu zaman ego s e s i n ne t ü r düşüncelerle uğraştığını ve düşünce sürecinde y a r a t t ı ğ ı yapısal b o z u k l u k l a r ı gördük. Bu bozuk düşünceler k a r ş ı s ı n d a vücudun verdiği tepki, olumsuz duygulardır. Z i h i n d e k i ses, vücudun inanıp ona göre t e p k i vereceği bir hikâye anlatır. Bu tepkiler, duygulardır. Buna k a r ş ı l ı k duygular, e n e r j i y i i l k başta duyguların oluşmasına neden olan düşüncelere geri gönderir. Incelenme144

başka örnekler: " K i m s e bana saygı duymuyor. K i m s e beni t a k d i r etmiyor. hayal kırıklığına gerekir. A s l a yeterince param olmaz. Y a ş a m seni hep uğratır. S e v g i y i hak etmiyorum." B i l i n ç a l t ı v a r s a y ı m l a r ı , v ü cutta belli duygular y a r a t ı r ve bu duygular da z i h i n s e l faaliyetlere ya da ani tepkilere yol açar. Bu şekilde, k i ş i s e l gerçekliğinizi y a r a t ı r l a r . Egonun sesi s ü r e k l i olarak vücudun normal durum u n u bozar. Neredeyse h e r k e s i n vücudu büyük bir ger i l i m altındadır; sadece bazı harici etkenler tarafından 201

ECKHART TOLLE tehdit edildiği için değil, aynı zamanda da z i h i n tarafından tehdit edildiği için. Vücuda bağlı bir ego v a r d ı r ve egoyu o l u ş t u r a n bozuk düşünce k a l ı p l a r ı n a tepki vermemek elinde değildir. Dolayısıyla, s ü r e k l i ve t a k ı n t ı l ı düşüncelerle b i r l i k t e bir olumsuz duygu a k ı ş ı gelir. P e k i o l u m s u z duygu nedir? Vücut için z e h i r l i olan, vücudun dengesini ve u y u m u n u bozan duygudur. K o r k u , endişe, öfke, k i n , ü z ü n t ü , nefret, k ı s k a n ç l ı k , gıpta; bütün bu duygular, vücuttaki enerji a k ı ş ı n ı bozar ve kalbi, b a ğ ı ş ı k l ı k s i s t e m i n i , s i n d i r i m s i s t e m i n i , hormon ü r e t i m i n i ve vücuttaki diğer birçok şeyi etkiler. Henüz egonun n a s ı l çalıştığı hakkında çok az bilgiye sahip olmasına rağınen, tıp b i l i m i bile o l u m s u z duygusal dur u m l a f i z i k s e l h a s t a l ı k l a r arasında bir bağlantı olduğunu görmeye başlamıştır. Vücudu etkileyen bir duygu, aynı zamanda bağlantıda olduğunuz ya da etrafınızda bulunan i n s a n l a r ı da etkiler ve bir zincirleme reaksiyon başlatarak görmediğiniz, tanımadığınız insanlara kadar uzanır. B ü t ü n o l u m s u z duygular için genel bir terim vardır: Mutsuzluk. Peki aynı şekilde, o l u m l u duyguların da vücut üzerinde o l u m l u bir e t k i s i var mıdır? B a ğ ı ş ı k l ı k s i s t e m i n i güçlendirir, vücudu gençleştirip i y i l e ş t i r i r l e r mi? Gerçekten de bunu yaparlar ama egodan kaynaklanan o l u m l u duygularla k i ş i n i n kendi v a r l ı ğ ı y l a doğal bağl a n t ı s ı n d a n kaynaklanan daha derin duyguları ayırmayı öğrenmemiz gerekir. Ego tarafından üretilen o l u m l u duygular, çabucak dönüşebilecekleri z ı t duyguları da kendi içlerinde ba146 İNSAN ZİHNİNE

VAR OLMANIN GÜCÜ r ı n d ı r ı r l a r . İ ş t e size birkaç örnek: Egonun adına aşk ya da sevgi dediği duygu, aslında sahiplenmek ve bağımlı hale gelmekle i l g i l i d i r ve bir saniye içinde nefrete dönüşebilir. Önemli bir olayın beklentisi, yani egonun geleceğe a ş ı r ı değer y ü k l e m e s i , olay bittiğinde ya da egonun b e k l e n t i l e r i n i karşılamadığında, kolayca hayal k ı r ı k l ı ğına dönüşebilir. Övgüler ve takdirler bir gün s i z i canlı ve m u t l u h i s s e t t i r i r k e n , ertesi gün eleştirildiğinizde ya da d i k k a t alınmadığınızda, kendinizi d ı ş l a n m ı ş ve muts u z h i s s e d e b i l i r s i n i z . Ç ı l g ı n bir partinin zevki, ertesi sabah y e r i n i baş ağrısına ve kasvete bırakır. K ö t ü olmadan iyi, ç i r k i n olmadan güzel yoktur. Egodan kaynaklanan duygular, z i h n i n s ü r e k l i değişebilen ve i s t i k r a r s ı z olan harici etkenlerle kendini tanımlamasına dayalıdır. Diğer yandan, daha derin duygular gerçekte duygu değil, V a r l ı k d u r u m l a r ı d ı r . Duygular, z ı t l ı k l a r alemi içinde var olur. V a r l ı k d u r u m l a r ı ise b e l i r s i z gibi görünse de, z ı t l ı k l a r ı yoktur. Gerçek doğanızın parçaları olan sevgi, m u t l u l u k ve barış gibi, onlar da içinizden y ü k s e l i r l e r .

SAHİP BİR ÖRDEK

Şimdi'nin Gücü adlı kitabımda, i k i ördek kavga ettiğinde - ki hiç u z u n sürmez - bir s ü r e sonra a y r ı l d ı k l a r ı n ı ve f a r k l ı yönlere doğru u ç t u k l a r ı n ı belirtmiştim. Sonra her i k i ördek de k a n a t l a r ı n ı birkaç kez güçlü bir ş e k i l de çırparlar ve böylece kavga sırasında topladıkları aşı201

ECKHART TOLLE rı enerjiyi atarlar. Kanatlarım çırptıktan sonra, hiçbir şey olmamış gibi h u z u r l u bir şekilde süzülürler. Eğer ördekler insan zihnine sahip olsalardı, kavgayı düşüncelerinde canlı tutar, hikâyeler kurarlardı. B i r ördeğin hikâyesi muhtemelen şöyle olurdu: "Az önce yaptığı şeye inanamıyorum. On santim yanıma yaklaştı. Sanki gölün sahibi oymuş gibi davranıyor. Özel alanıma hiç saygısı yok. Ona bir daha asla güvenmeyeceğim. B i r daha sefere beni kızdırmak için başka bir şey yapacak. Şimdiden komplo planlamaya başladığından eminim. Ama buna daha fazla i z i n vermeyeceğim. B i r daha sefere ona unutamayacağı bir ders vereceğim." Böylelikle, z i h i n bir s ü r ü hikâyeler kurup durur ve aradan günler, aylar ve hatta yıllar geçmesine rağınen, öfke i l k günkü gibi devam eder. Vücuda gelince; düşüncelerde kavga hâlâ devam ettiği ve vücut da gerçekle düşünceler arasındaki farkı bilemediği için, bütün düşüncelerin yarattığı bütün duygulara k a r ş ı l ı k enerji üreterek tepki verir ve bu da daha fazla düşünceye yol açar. Bu, egonun duygusal düşünce süreci haline gelir. B i r insan zihni olsaydı, ördeğin hayatının ne kadar karmaşık bir hal alabileceğini görüyor musunuz? Ama ne yazık ki çoğu insan sürekli bu şekilde yaşıyor. Hiçbir durum ya da olay gerçekten bitmiyor. Z i h i n ve zihin ürünü "ben ve hikâyem" sürekli devam ediyor. Bizler, yolunu kaybetmiş bir canlı türüyüz. Her doğal şeyin, her çiçeğin ya da ağacın ve her hayvanın, bize öğretecek önemli dersleri var. T e k yapmamız gereken, durup bakmak ve dinlemek. Ördeğin bize verdiği 148

VAR OLMANIN GÜCÜ ders şudur: Kanatlarını çırp - yani "hikâyeyi bırak" ve tek güç yerine geri dön: Şimdiye!

GEÇMİŞİ B E R A B E R İ N D E

TAŞIMAK
«t

insan zihninin geçmişi bırakmak konusundaki beceriksizliği ya da isteksizliği, Tanzan ve Ekido adında, şiddetli yağmurlardan sonra oldukça çamurlu bir hale gelmiş olan toprak k ı r yolunda yürüyen iki Zen rahibinin hikâyesinde güzel bir şekilde örneklenmektedir. B i r köyün yakınından geçerlerken, yolun k a r ş ı tarafına geçmeye çalışan genç bir kadın görürler. Çamur çok derin olduğu için, kadın üzerindeki ipek kimonoyu berbat etmeden karşı tarafa geçemeyecektir. Tanzan hiç tereddüt etmeden kadını kucağına alıp yolun k a r ş ı tarafına geçirir. Sonrasında rahipler sessizce yollarına devam ederler. Beş saat sonra, yaşadıkları tapınağa yaklaşırlarken, Ekido daha fazla kendini tutamayarak Tanzan'a döner. "Neden k ı z ı yolun karşı tarafına geçirdin?" diye sorar. " B i z rahiplerin bu t ü r şeyler yapmaması gerekir." "Ben k ı z ı saatler önce bırakmıştım," der Tanzan. "Sen hâlâ taşıyor musun?" Şimdi birinin s ü r e k l i Ekido gibi hoşuna gitmeyen olay veya durumları zihninde taşıyarak ve düşünce üstüne düşünce biriktirerek yaşadığını düşünürseniz, gezegendeki insanların çoğunun nasıl yaşadığıyla ilgili bir f i k i r edinmiş olursunuz. Zihinlerinde taşıdıkları yükün ağırlığına bakar mısınız? 201

ECKHART TOLLE Geçmiş, anılar olarak içinizde yaşar ama a n ı l a r ı n k e n d i l e r i s o r u n değildir. A s l ı n ı söylemek gerekirse, geçm i ş t e n ve geçmiş hatalarımızdan ancak a n ı l a r ı m ı z ı hat ı r l a y a r a k ders a l a b i l i r i z . Ancak anılar, yani geçmişle ilgili düşünceler s i z i tamamen ele geçirdikleri ve benlik d u y g u n u z u n bir parçası haline geldikleri zaman bir sor u n , bir y ü k o l u ş t u r u r l a r . Bu olduğunda, geçmişle şartl a n m ı ş olan k i ş i l i ğ i n i z , hapishaneniz haline gelir. Anılar ı n ı z d a bir benlik duygusu v a r d ı r ve hikâyeniz kendinizi algılama biçiminiz haline gelir. Bu "küçük ben" aslında zamana ve biçime bağlı olmayan v a r l ı ğ ı n ı z olarak gerçek k i m l i ğ i n i z i gölgeler. Geçmişinizde sadece z i h i n s e l değil, aynı zamanda duygusal anılar da v a r d ı r ; e s k i duygular, s ü r e k l i olarak yeniden yaşanır. H o ş n u t s u z l u ğ u n u beş saat boyunca bagaj taşırlar. Kendilerini suçluluk

VAR OLMANIN GÜCÜ yaşamaktan vazgeçerek, eski duygulan b i r i k t i r m e k t e n ve beraberimizde s ü r ü k l e m e k t e n k e n d i m i z i kurtarabilir i z . O l a y l a r ı veya d u r u m l a r ı z i h n i m i z d e canlı tutmamay ı , z i h i n s e l f i l m yönetmenliğini s ü r d ü r m e k yerine dikk a t i m i z i şu ana çevirmeyi öğrenebiliriz. O zaman düşüncelerimiz ve duygularımız yferine, V a r l ı ğ ı m ı z k i m l i ğimiz haline gelir. Geçmişte, s i z i şimdide yaşamaktan alıkoyabilecek hiçbir şey olmadı; eğer geçmişin s i z i şimdide yaşamaktan alıkoyacak gücü yoksa, başka ne gücü olabilir ki?

BİREYSEL VE KOLEKTİF Şu anda tam olarak y ü z l e ş i l m e y e n ve içeriği görünmeyen herhangi bir o l u m s u z duygu, tamamen çözülemez. A r k a s ı n d a mutlaka bir acı k a l ı n t ı s ı b ı r a k ı r . Ö z e l l i k l e çocuklar, güçlü o l u m s u z duyguları fazlas ı y l a ezici b u l d u k l a r ı için, o n l a r ı hissetmemeye çalışmak eğilimindedirler. Y a n l a r ı n d a bu duyguyla doğrudan y ü z l e ş m e l e r i n i sağlayacak sevgi dolu ve ş e f k a t l i bir bilinçli y e t i ş k i n olmadığından, çocuğun o duyguyu hissetmemeye çalışmaktan başka yapabileceği bir şey gerçekten de yok gibidir. Ne y a z ı k ki bu erken uyanan savunma mekanizması, genellikle y e t i ş k i n l i k döneminde de v a r l ı ğ ı n ı s ü r d ü r ü r . Duygu hâlâ b i r e y i n içinde tanımlanmadan ve doğal şekilde kendini ifade ederek yaşamaya devam eder; örneğin endişe, öfke, şiddet patlamaları ya da f i z i k s e l bir r a h a t s ı z l ı k şeklinde. Ba201

düşünceleriyle besleyerek t a ş ı y a n rahip gibi, çoğu insan büyük miktarda fazladan kırgınlıklar, pişmanlıklar, duygusuyla s ı n ı r l a r l a r . düşmanlıklar ve

Duygusal düşünce s i s t e m l e r i ,

b e n l i k l e r i n i n bir parçası haline gelir ve böylece, k i m l i k l e r i n i güçlendirmek için eski duygulara t u t u n m a y ı öğrenirler. İ n s a n e s k i duyguları s ü r d ü r m e eğiliminde olduğundan, neredeyse herkes, eski duygusal açılarıyla kendi etrafında bir enerji alanı örer ki ben buna "acı beden" diyorum. Öte yandan, zaten sahip olduğumuz acı bedeni daha da büyütmekten vazgeçebiliriz. K a n a t l a r ı m ı z ı çırparak - mecazi anlamda elbette - ve z i h i n s e l olarak geçmişte 150

ECKHART TOLLE zı durumlarda, tüm yakın i l i ş k i l e r i e t k i l e y i p sabote akşamları

VAR OLMANIN GÜCÜ ğın ortak bilinçaltında yaşamaya devam etmektedir ve haberleri seyrettiğinizde veya insanların hayatlarmdaki dramlara baktığınızda, hâlâ y e n i l e r i

edebilir. Çoğu psikoterapist, başlangıçta son derece m u t l u bir çocukluk geçirdiğini iddia eden ve daha sonr a l a r ı bunun tam t e r s i olduğu ortaya çıkan hastalarla s ı k s ı k k a r ş ı l a ş ı r . Gerçek ş u k i hiç k i m s e n i n duygusal acı duymadan çocukluk y ı l l a r ı n ı geride bırakması m ü m k ü n değildir. E b e v e y n l e r i n i z i n i k i s i de aydınlanm ı ş i n s a n l a r olsaydı bile, k e n d i n i z i yine de büyük ölçüde b i l i n ç s i z bir dünyada b u l u r d u n u z . Tamamen y ü z l e ş i l m e m i ş , t a n ı m l a n m a m ı ş , kabullen i l m e m i ş ve serbest b ı r a k ı l m a m ı ş güçlü olumsuz duygular tarafından geride b ı r a k ı l a n t ü m acı k a l ı n t ı l a r ı , zaman içinde bir araya gelerek f i z i k s e l bedeninizin hücrelerinde yaşayan bir enerji alanı o l u ş t u r u r l a r . Bu enerji alanı sadece çocukluğunuza ait acılardan değil, ergenlik ve y e t i ş k i n l i k y ı l l a r ı n ı z d a yaşadığınız olaylarla b i r i k e n acı duygularından da o l u ş u r ; ve çoğu egonun sesi tarafından y a r a t ı l ı r . Sahte bir benlik duygusu hayat ı n ı z ı n temeli olduğunda, duygusal acı kaçınılmaz refakatçiniz olacaktır. Neredeyse her i n s a n ı n içinde yaşayan bu e s k i ama hâlâ çok canlı duygulardan oluşan enerji alanı, acı beden olarak tanımlanabilir. Acı beden, doğasında k e s i n l i k l e bireysel değildir. İ n s a n l ı k t a r i h i boyunca s a y ı s ı z insan tarafından hissed i l m i ş acılar da bunun bir parçasıdır; ardı a r k a s ı kes i l m e y e n kabile savaşları, kölecilik, yağınacılık, tecav ü z , işkence ve akla gelebilecek her t ü r l ü şiddet eyl e m l e r i , bu d u y g u l a r ı n nedeni olabilir. Bu acı, i n s a n l ı 42 201

eklenmektedir. K o l e k t i f acı beden, muhtemelen her ins a n ı n D N A ' s m a i ş l e n m i ş durumdadır ama henüz onu görme y o l u n u bulamadık. Bu dünyada yeni doğan her bebek, daha şimdiden bir duygusal acı bedene sahiptir. B a z ı l a r ı n d a bu diğerlerine oranla daha yoğun ve daha güçlüdür. B a z ı bebekler çoğunlukla mutludur. Diğerleri ise inanılmaz ve B a z ı bebeklerin açıklanamaz bir m u t s u z l u k içindedir.

yeterince sevgi ve ilgi görmedikleri için ağladıkları doğr u d u r ama bazıları, hiçbir açıklanabilir neden olmadan ağlarlar ve sanki etraflarındaki herkesi kendileri gibi m u t s u z etmeye çalışırlar; ne y a z ı k ki genellikle de bunu başarırlar. Bu dünyaya geldikleri andan itibaren, ins a n l ı ğ ı n acısını ağır bir şekilde paylaşırlar. Y i n e bazı bebekler, anne ve babalarının olumsuz duygularını algıl a d ı k l a r ı ve bu onlara acı verdiği için s ü r e k l i ağlayabil i r l e r ; aynı zamanda, acı bedenleri anne ve babalarının acı bedenlerinden beslenmeye devam eder. D u r u m her ne olursa olsun, bebeğin fiziksel bedeni büyüdükçe, acı bedeni de büyür. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta v a r d ı r : Acı bedeni hafif olan bir bebeğin, yoğun bir acı bedene sahip bir başkasına oranla y e t i ş k i n l i ğ e ulaştığında r u h s a l açıdan "daha i l e r i seviyede" olacağı düşünülmemelidir. Hatta, genellikle bunun t e r s i doğrudur. A ğ ı r acı bedenlere sahip insanlar, genellikle hafif acı

ECKHART TOLLE bedenlere sahip insanlara oranla ruhsal açıdan daha çabuk uyanırlar. B a z ı l a r ı kendi ağır acı bedenlerine kapalı kalsalar da, birçokları artık mutsuzluklarıyla yaşamayı sürdüremeyecekleri bir noktaya ulaşırlar ve dolayısıyla uyanma dürtüleri güçlenir. Y ü z ü acıyla burulmuş, vücudu sayısız yaradan akan kanla dolmuş îsa'nın acı çeken vücudu, neden insanlığın kolektif bilincinde böylesine önemli bir yer kazanmıştır? Özellikle Orta Çağ'da, milyonlarca insan bunu kendi içsel gerçekliklerinin bir dışa yansıması olarak algılamasalardı, kendi içlerinde bir şeylerin kıpırdandığım hissetmeselerdi, bu sembole böylesine derinden bağlanmazlardı. Henüz kendi içlerinde doğrudan anlayacak kadar bilinçli değillerdi ama farkına varmaya başlıyorlardı. İsa, acıyı ve acıyı aşma olasılığını bünyesinde birleştiren i l k insan olarak görülebilir.

VAR OLMANIN GÜCÜ yiyecek olarak kullanılabilir. İlişkilerde dramlar kadar olumsuz düşünceleri de sevmesinin nedeni budur. Acı bedenin mutsuzluk bağımlılığı vardır. İçinizde s ü r e k l i olarak duygusal bir olumsuzluk ve mutsuzluk arayan bir şeyin var olduğunu öğrenmek sizin için sarsıcı olabilir. Gerçek şu ki bunu başkasında tespit etmek, kendi içinizde tespit etmekten çok daha kolaydır. M u t s u z l u k s i z i kontrolü altına aldığında, sadece ona son vermeyi istememekle kalmazsınız, aynı zamanda olumsuz duygusal tepkilerden beslenebilmek için başkalarının da s i z i n kadar acınası bir durumda olmasını istersiniz. Çoğu insanda, acı bedenin uykuda veya aktif olduğu dönemler vardır. Uykuda olduğunda, ağır bir karanlık bulut taşıdığınızı ya da içinizde uyumakta olan bir volkanın var olduğunu unutursunuz. Ne kadar süre uykuda kalacağı, kişiden kişiye değişir: En s ı k görüleni birkaç haftadır ama birkaç güne kısalabilir ya da aylar bo-

ACI B E D E N KENDİNİ NASIL YENİLER? Acı beden, çoğu insanın içinde yaşayan yarı otonom bir enerji biçimidir ve duygulardan oluşan bir v a r l ı k t ı r . Kendine ait ilkel bir zekası vardır ve tüm canlılar gibi, onun zekası da öncelikle varlığını sürdürmeye odaklanmıştır. T ü m canlılar gibi, periyodik olarak beslenmek zorundadır ve kendini yenilemek için ihtiyacı olan yiyecek, kendisininkine uygun bir enerji olmalıdır; yani benzer bir titreşime sahip olmak zorundadır. Duygusal açıdan acı veren herhangi bir deneyim, acı beden için 43

yunca sürebilir. Daha nadir durumlarda, acı beden belli bir olayla tetiklenene kadar y ı l l a r boyunca uykuda kalabilir.

ACI BEDEN DÜŞÜNCELERİNİZLE NASIL BESLENİR? Acı beden, acıktığında ve kendini yenileme zamanı geldiğinde, uykusundan uyanır. Buna ek olarak, herhangi bir zamanda herhangi bir olayla tetiklenerek de hare201

ECKHART TOLLE kete geçebilir. Beslenmeye hazır olan acı beden, en

VAR OLMANIN GÜCÜ duklarmdan, beş duyumuzla algılanamazlar. Düşüncel e r i n kendilerine ait bir frekans alanı v a r d ı r ve olumsuz düşünceler daha alt seviyelerde k a l ı r k e n , olumlu düşünceler daha ü s t seviyelere çıkar. Acı bedenin t i t r e ş i m h ı z ı , olumsuz düşüncelerin t i t r e ş i m h ı z ı y l a aynıdır ve acı bedenin sadece olumsuz düşüncelerle ve duygularla beslenebilmesinin nedeni de budur. Düşüncenin duygu yaratması kalıbı, acı beden durumunda tersine döner. Acı bedenden yayılan duygu, kısa süre içinde düşünce s i s t e m i n i z i e t k i s i altına a l ı r ve z i h n i n i z acı bedenin kontrolü altına geçtiğinde, düşünce s i s t e m i n i z de olumsuz hale gelir. Z i h n i n i z d e k i ses size hayat ya da kendinizle i l g i l i üzücü, endişe verici, öfkelendirici hikâyeler anlatır ve bunu yapmak için geçmiş i n i z l e , insanlarla veya geleceğinizle i l g i l i gerçek ya da hayali olayları k u l l a n ı r . K e n d i n i z i tamamen o s e s i n söyledikleriyle tanımlar, bütün bozuk düşüncelerine inan ı r s ı n ı z . O noktada, m u t s u z l u k bağımlılığı yerleşir. Sorun olumsuz düşünce trenini durduramamanız

önemsiz olayı, b i r i n i n söylediği ya da yaptığı bir şeyi ve hatta bir düşünceyi t e t i k olarak k u l l a n a b i l i r . Eğer yalnız y a ş ı y o r s a n ı z ya da o sırada y a k ı n ı n ı z d a k i m s e yoksa, acı beden s i z i n düşüncelerinizle beslenir. Aniden, düşünce s i s t e m i n i z belirgin bir şekilde olumsuz hale gel i r . Genellikle, bu o l u m s u z düşünce k r i z i başlamadan önce z i h n i n i z e olumsuz bir duygu dalgasının g i r d i ğ i n i f a r k etmezsiniz; endişe ya da öfke gibi. B ü t ü n düşünceler e n e r j i d i r ve acı beden ş i m d i düşüncelerinizin enerjisiyle besleniyordun Ama her düşünceyle beslenemez. O l u m l u bir düşüncenin, o l u m s u z bir düşünceden tamamen f a r k l ı bir duygu tonu algılamanız için olağanüstü hassas olmanıza gerek y o k t u r . A y n ı e n e r j i d i r ama f a r k lı bir frekansa sahiptir. Acı beden, m u t l u ve o l u m l u bir düşünceyi hazmedemez. Sadece olumsuz düşüncelerle beslenebilir, çünkü kendi e n e r j i alanına uyan düşünceler sadece onlardır. H e r şey, s ü r e k l i hareket halinde olan e n e r j i alanlar ı y l a t i t r e ş i r l e r . Oturduğunuz sandalye, elinizde t u t t u ğunuz kitap ya da çalışma masanız, son derece katı ve hareketsiz gibi görünebilir, çünkü duyu organlarınız onların t i t r e ş i m l e r i n i o şekilde algılamak üzere y a r a t ı l m ı ş t ı r . Y a n i moleküllerin, atomların, e l e k t r o n l a r ı n ve atomaltı p a r t i k ü l l e r i n bir araya gelerek ve t i t r e ş e r e k o l u ş t u r d u k l a r ı şeyleri s i z sandalye, kitap ya da masa olarak a l g ı l a r s ı n ı z . F i z i k s e l nesne olarak algıladığımız şey, belli bir hızda t i t r e ş e n enerjiden ibarettir. Düşünceler, maddeden daha h ı z l ı titreşen bir enerjiye sahip ol44

değildir; durdurmak istememenizdir. B u n u n nedeni, o sırada acı bedenin s i z i n sayenizde yaşaması ve s i z m i ş gibi davranmasıdır. Acı beden için, acı zevktir. B ü t ü n olumsuz düşünceleri iştahla yutar. Aslında, ş i m d i z i h n i nizdeki ses, acı bedenin sesidir. İçsel k o n u ş m a l a r ı n ı z ı n kontrolünü ele geçirmiştir. Acı beden ve düşünce sistem i n i z arasında kötücül bir döngü oluşur. H e r düşünce, acı bedeni besler ve k a r ş ı l ı ğ ı n d a acı beden de daha fazla düşünce üretir. B i r k a ç saat ya da birkaç gün sonra, kendini tazeleyip beslenmesini tamamlayarak u y k u s u 201

45

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ A ş ı r ı alkol tüketimi genellikle erkeklerde acı bedeni harekete geçirir ama aynı şey bazı kadınlar için de geçerlidir. K i ş i sarhoş olduğunda, acı bedenin kontrolü ele almasıyla, tam bir k i ş i l i k değişimi geçirir. Acı bedeni fiziksel şiddetle kendini beslemeye alışmış bir k i ş i , genellikle bunun için eşine veya çocüklarma odaklanır. Kendine gelip ayıldığında, yaptıkları için pişmanlık duyar ve bir daha asla tekrarlamayacağına söz verirken gerçekten samimidir. Ne var ki konuşan ve sözleri veren k i ş i , şiddet eğiliminde olanla aynı k i ş i değildir ve k i ş i yaptıklarının farkına varmadığı, kendi içindeki acı bedeni tanımadığı ve kendini ondan ayırmadığı sürece, tekrar tekrar aynı şeyleri yapacağına güvenebilirsiniz. Bazı durumlarda, bunun için profesyonel yardım almak yararlı olabilir. Çoğu acı beden, hem acı yaratmak hem de o acıyı kullanmak ister ama bazıları büyük ölçüde ya acıyı yaratan ya da kurbandır. Her i k i durumda da, duygusal ya da f i z i k s e l olduğu fark etmeksizin, şiddetle beslenirler. " Â ş ı k olduklarını" düşünen bazı çiftlerin aslında birbirlerine çekim duymalarının nedeni, acı bedenlerinin birbirlerini tamamlaması olabilir. Bazen acıyı yaratanın ve kurbanın rolleri bile daha i l k karşılaşmalarında belli olur. Cenneti getirdiği sanılan bazı evlilikler, aslında cehennemi getirirler. Eğer kedi beslediyseniz, kedilerin uyurken bile etraflarında neler döndüğünün farkında olduklarını bil i r s i n i z ; sıra dışı bir ses duyduklarında hemen kulakları d i k i l i r ve bazen gözlerini hafifçe aralayabilirler. 201

na geri döner ve arkasında enerjisi tükenmiş bir organizma ve hastalıklara k a r ş ı daha açık bir f i z i k s e l beden bırakır. Eğer bu size p s i ş i k bir asalak gibi göründüyse, h a k l ı s ı n ı z , çünkü gerçekten öyledir.

ACI B E D E N D R A M D A N NASIL BESLENİR? Eğer etrafınızda başka insanlar, tercihen eşiniz ya da ailenizden biri varsa, acı beden oluşacak dramdan beslenmek için onları kışkırtmaya çalışır. Acı bedenler yakın i l i ş k i l e r i ve aileleri severler, çünkü yiyeceklerini büy ü k ölçüde böyle ortamlardan alırlar. Karşınızdaki k i ş i nin acı bedeni s i z i tepki vermeye zorlarken, buna direnmek çok zordur. Güdüsel olarak en zayıf ve en kırılgan noktalarınızı bilir. î l k seferinde başarılı olamazsa, tekrar tekrar denemeye devam edecektir. Karşınızdaki kiş i n i n acı bedeni, k a r ş ı l ı k l ı beslenebilmek için s i z i n k i n i uyandırmaya çalışır. Birçok i l i ş k i , belli aralıklarla şiddetli ve yıkıcı acı beden dönemleri yaşar. Küçük bir çocuğun ebeveynler i n i n acı bedenleri arasındaki şiddetli karşılaşmaya t a n ı k l ı k etmesi son derece zor ve acı vericidir ama ne y a z ı k ki dünyanın her yerinde milyonlarca çocuk her gün bunu yaşamaktadır. İnsanlığın acı bedeninin kuşaktan kuşağa aktarılmasının en temel yolu da budur. Her dönemden sonra, eşler kendilerini toparlar, ne y a p t ı k l a r ı n ı anlar ve ego elverdiğince görece h u z u r l u bir döneme girerler.

46 Uykuda olan acı

ECKHART TOLLE bedenler de aynı şekilde hareket

VAR OLMANIN GÜCÜ büyük hatasını yapıp yapmadığınızı merak edersiniz. Ama i ş i n a s l ı şu ki e ş i n i z i n gerçek y ü z ü , acı beden kontrolü ele almadan önce kaybolan yüzüdür. Acı bedene sahip olmayan bir eş bulmak zordur ama acı bedeni çok fazla yoğun olmayan b i r i n i seçmeniz akıllıca olabilir.

eder. B e l l i bir seviyede daima u y a n ı k t ı r l a r ve uygun bir t e t i k k e n d i n i ortaya koyduğunda, hemen harekete geçmeye h a z ı r d ı r l a r . Y a k ı n i l i ş k i l e r d e , acı bedenler genellikle eşler b i r l i k te yaşamaya karar verene ve hatta hayatlarının geri kal a n ı n ı b i r l i k t e geçirmek için anlaşma yapana kadar bekleyecek kadar a k ı l l ı d ı r . Sadece eşinizle evlenmekle kalmaz, onun acı bedeniyle de e v l e n i r s i n i z . B i r l i k t e yaşamaya başladıktan ya da balayı bittikten kısa süre sonra e ş i n i z i n tamamen f a r k l ı bir k i ş i l i ğ e sahip olduğunu görmek, s i z i fazlasıyla ş a ş ı r t a b i l i r . Son derece önemsiz görünen konular için s i z i suçlarken, bağırıp çağırırken sesi ve b a k ı ş l a r ı değişebilir. Ya da tamamen içine kapanabilir. " S o r u n ne?" diye s o r a r s ı n ı z . " S o r u n yok," der. Ama aslında söylediği şeyin altında yatan e n e r j i y i hemen h i s sedersiniz: "Sorundan başka bir şey yok." Gözlerine baktığınızda, ı ş ı k göremezsiniz; s a n k i k a l ı n bir peçe i n m i ş t i r ve daha önce tanıyıp sevdiğiniz k i ş i n i n yerinde tamamen f a r k l ı b i r i vardır. K a r ş ı n ı z d a tam anlamıyla bir yabancı g ö r ü r s ü n ü z ve gözlerinin nefretle, düşmanlıkla, acıyla veya öfkeyle dolu olduğunu f a r k edersiniz. S i z i n le konuştuğunda, konuşan k i ş i eşiniz değildir; acı bedenleri onun aracılığıyla konuşuyordur. Söylediği şey, acı bedenin gerçeklik versiyonudur ve bu gerçeklik, korkuyla, düşmanlıkla, öfkeyle ve daha fazla acıya neden olma isteğiyle k i r l e n m i ş , çarpıtılmış, bozulmuştur. Bu noktada, e ş i n i z i n gerçek y ü z ü n ü n bu olup olmadığını d ü ş ü n ü r , bu insanla evlenmekle h a y a t ı n ı z ı n en

YOĞUN ACI

BEDENLER

B a z ı insanlar asla tamamen uykuda olmayan acı bedenler t a ş ı r l a r . G ü l ü m s e y e b i l i r ve kibarca konuşabilirler ama her an altında yatan m u t s u z l u k duygusunu h i s s e d e b i l i r s i n i z ; s a n k i k a r ş ı l a r ı n d a k i k i ş i y i suçlamak, m u t s u z olacak bir şeyler bulmak veya etraflarına muts u z l u k saçmak için hazır bekliyor gibidirler. Acı bedenleri asla yeterince beslenemez ve s ü r e k l i açtır. Egonun duyduğu düşman ihtiyacını abartırlar. T e p k i s e l l i k l e r i sayesinde, önemsiz k o n u l a r ı büyüterek etraflarındaki i n s a n l a r ı da dramın içine s ü r ü k l e m e ye çalışırlar. B a z ı l a r ı organizasyonlara veya başak k i ş i lere k a r ş ı u z u n ve anlamsız savaşlara ya da mahkeme davalarına g i r i ş e b i l i r l e r . B a z ı l a r ı ise eski bir eşe ya da arkadaşa k a r ş ı dinmek bilmeyen bir nefret sürdürebil i r l e r . İçlerinde t a ş ı d ı k l a r ı acının farkında olmayan bu insanlar, acıyı olaylara ve durumlara y a n s ı t ı r l a r . Öz f a r k ı n d a l ı k l a r ı y e t e r s i z olduğundan, bir olay ve o olaya v e r d i k l e r i tepki arasındaki f a r k ı bile bilemezler. Onlara göre, m u t s u z l u k ve acının kendisi bile olayın ya da dur u m u n içindedir. İçsel d u r u m l a r ı n ı n farkında olmadık201

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

larından, acı çektiklerini ve fazlasıyla mutsuz olduklar ı m idrak edemezler. Bazen böylesine yoğun acı bedenlere sahip insanlar bir dava için savaşan aktivistler olabilirler. Dava gerçekten değerli olabilir ve bazen başlangıçta bazı başarılar kaydedebilirler; ama söyledikleri ve yaptıkları şeylere akan olumsuz enerji ve kendi bilinçsiz düşman ihtiyaçları, giderek davalarına k a r ş ı dönmeye başlar. Genellikle sonunda kendi organizasyonlarının içinde de düşman edinmeyi başarırlar, çünkü gittikleri her yerde kendilerini kötü hissetmek için bir neden bulabilirler ve böylelikle acı bedenleri aradıkları şeyi sürekli bulmaya devam eder.

bunun için çalışıyor. Dolayısıyla, tepkiselliğe, olumsuz düşüncelere ve k i ş i s e l dramlara ek olarak, acı beden kendini sinema ve televizyonlar sayesinde de beslemektedir. Acı bedenler bu tür filmleri yazıp çekmekte, diğer acı bedenler de izlemek için para ödemektedir. Peki televizyonda ve sinemada şiddet izlemek ve göstermek her zaman "yanlış" mı? Bu şiddet gösterilerinin hepsi acı bedene mi hizmet ediyor? İnsanlığın şimdiki gelişim düzeyinde, şiddet sadece tamamen sapkın değil, aynı zamanda da kolektif acı beden sayesinde güçlenmiş durumda. Eğer bu tür filmler şiddeti daha geniş açıdan ele alırlarsa, kaynağını ve sonuçlarını, şiddeti uygulayanın yanında kurbana neler olduğunu, altında yatan kolektif bilinçsizliği ve bunun kuşaktan kuşağa geçtiğini - acı bedenlerin yanı sıra insanların içinde yaşayan öfke ve nefret - o zaman insanlığı uyandırmak adına çok önemli bir adım atmış olurlar. İnsanlığın kendi çılgınlığını görebileceği bir ayna haline gelebilirler. Kendi içinizde deliliği delilik olarak tanımladığınızda, bu farkındalığın uyanışı ve deliliğin sonudur. Bu tür filmler günümüzde de vardır ve acı bedeni beslememektedirler. En iyi savaş k a r ş ı t ı filmler, savaşı görkemli kılmak yerine en çıplak gerçekliğiyle gösterenlerdir. Acı bedenler, ancak şiddetin normal veya arzulanır bir davranış olarak gösterildiği, şiddeti görkemli kılarak izleyende olumsuz duygu üreten filmler sayesinde beslenebilirler. Popüler haber basını, haber değil, olumsuz duygu satmaktadır; yani acı beden için yiyecek. On santimlik
47 201

EĞLENCE, BASIN VE ACI BEDEN Eğer çağdaş uygarlığa aşina olmasaydınız, buraya başka bir çağdan ya da başka bir gezegenden gelmiş olsaydınız, s i z i şaşırtacak i l k şeylerden biri, insanların birbirlerine acı vermek ve öldürmek için bunca para ödemesi ve bunun adına "eğlence" demesi olurdu. Şiddet filmleri neden bu kadar çok seyirci çeker? İnsanların mutsuzluk ihtiyacını besleyen bütün bir endüstriden söz ediyoruz. İnsanlar o filmleri seyretmeyi gerçekten istiyor, çünkü kendilerini kötü hissetmek istiyorlar. Peki insanların içinde kendini kötü hissetmek isteyen ve bunu i y i bir şey olarak gören nedir? Elbette ki acı beden. Eğlence endüstrisinin büyük bir bölümü
162

ECKHART TOLLE h a r f l e r l e gazete b a ş l ı k l a r ı n d a "Öfke" ya da "Alçaklar" diye h a y k ı r m a k t a d ı r . Ö z e l l i k l e İ n g i l i z b a s ı n ı n ı n bu konuda çok i y i olduğunu b e l i r t m e k gerekir. Olumsuz d u y g u l a r ı n , haberlerden daha çok gazete s a t t ı r d ı ğ ı n ı biliyorlar. Haber basınında genel olarak olumsuz haberlere doğru bir eğilim var. İ ş l e r ne kadar kötüleşirse, haberciler de o kadar heyecanlanıyorlar ve genellikle olums u z heyecan basının k e n d i s i tarafından yaratılıyor. Acı bedenler buna bayılıyor.

VAR OLMANIN GÜCÜ erkeklere oranla daha az z i h i n odaklı olmasıdır. Sezgil e r i n kaynaklandığı içsel vücutla ve organizma zekasıyla bağlantıları daha güçlüdür. Kadınlar, erkeğe oranla daha az katıdır, daha açıktır ve diğer canlılara k a r ş ı daha d u y a r l ı d ı r ; dolayısıyla doğal dünyayla daha fazla u y u m içindedir. Gezegenimizdeki e r i l ve d i ş i l enerjiler arasındaki denge bozulmasaydı, ego böylesine güçlenemezdi. O zaman ne doğaya k a r ş ı savaş açar ne de kendi v a r l ı ğ ı m ı za bu kadar yabancılaşırdık. K a y ı t t u t u l m a d ı ğ ı için k i m s e tam r a k a m ı bilmemektedir ama görünüşe b a k ı l ı r s a , üç y ü z y ı l l ı k bir s ü -

K O L E K T İ F DİŞİ A C I B E D E N Acı bedenin k o l e k t i f boyutunda f a r k l ı ö z e l l i k l e r vardır. K a b i l e l e r i n , u l u s l a r ı n , ı r k l a r ı n kendilerine ait kol e k t i f birer acı bedeni v a r d ı r ve b a z ı l a r ı diğerlerine göre daha yoğun o l u r k e n , o kabileye, u l u s a ya da ı r k a mensup h e r k e s , bu k o l e k t i f acı bedeni az ya da çok paylaşır. Neredeyse her kadın, k o l e k t i f d i ş i acı bedeni paylaş ı r ve bu acı beden, özellikle aybaşı kanamalarından önce a k t i f hale gelir. Bu dönemlerde, birçok kadın yoğun olumsuz duygularla boğuşmaya başlar. Ö z e l l i k l e son i k i bin y ı l d ı r d i ş i prensibin b a s t ı r ı l m a s ı , egonun k o l e k t i f insan bilincinde mutlak h a k i m i y e t i ele a l m a s ı n ı sağladı. Elbette ki k a d ı n l a r ı n da egoları v a r d ı r ama ego kadınlara oranla erkeklerde daha kolay kök salar ve büyür. B u n u n öncelikli nedeni, k a d ı n l a r ı n 201

reçte, üç ila beş m i l y o n k a d ı n ı n , Roma K a t o l i k K i l i s e s i ' n i n k â f i r l i ğ i b a s t ı r m a k için k u r d u ğ u k u r u m " K u t sal Engizisyon" tarafından işkenceyle öldürüldüğü b i l i n m e k t e d i r . Bu olay, i n s a n l ı k t a r i h i n d e k i en k a r a n l ı k sayfalardan b i r i olan Y a h u d i S o y k ı r ı m ı ile başa baş görünmektedir. K a d ı n l a r ı n cadı olarak damgalanıp işkence g ö r m e s i ve bir kazığa bağlanıp y a k ı l m a s ı için, hayvanlara s e v g i s i n i göstermesi, ormanlarda ya da k ı r l a r d a tek başına dolaşması veya ş i f a l ı otlar topl a m a s ı y e t e r l i y d i . K u t s a l d i ş i l i k şeytani olarak adland ı r ı l d ı ve i n s a n y a ş a m ı n ı n bütün bir boyutu b ü y ü k ölçüde ortadan kayboldu. Musevilik, İ s l a m ve hatta B u d i z m gibi diğer k ü l t ü r l e r ve d i n l e r de d i ş i l boyutu b a s t ı r d ı l a r ama en azından daha az şiddet içeren bir şekilde bunu y a p t ı l a r . K a d ı n ı n s t a t ü s ü çocuk doğurmaya ve e r k e k l e r i n m a l ı olmaya indirgendi. K e n d i içlerindeki d i ş i l ö z e l l i k l e r i i n k a r eden e r k e k l e r ş i m d i

ECKHART TOLLE d ü n y a y ı y ö n e t m e k t e d i r ve bu y ü z d e n de dünya r u h sal dengesini k a y b e t m i ş t i r . Geri k a l a n ı n ı n bir d e l i l i k t a r i h i olduğu s ö y l e n e b i l i r . P e k i b u a k u t k o l e k t i f paranoya olarak d i ş i k o r k u sunun sorumlusu k i m d i ? Elbette k i e r k e k l e r . Peki ama o zaman neden H ı r i s t i y a n l ı k öncesi birçok a n t i k u y g a r l ı k t a - S ü m e r l e r , M ı s ı r l ı l a r ve K e l t l e r gibi - kad ı n l a r a saygı g ö s t e r i y o r v e d i ş i l prensipten k o r k m a k yerine hayranlık duyuyorlardı? E r k e k l e r i n kadınlar t a r a f ı n d a n t e h d i t e d i l d i k l e r i n i d ü ş ü n m e l e r i n e neden olan şey neydi? İçlerinde giderek büyüyen ego! Ancak e r k e k biçiminde gezegenimizin t ü m k o n t r o l ü n ü ele geçirebileceğini b i l i y o r d u ve bunu yapmak için, d i ş i l g ü ç s ü z l ü ğ ü y l e i l g i l i bir i n a n ı ş y a y m a k zorundaydı. Zaman içinde ego k a d ı n l a r ı da büyük ölçüde e t k i s i altına aldı ama asla erkeklerde olduğu kadar derin bir hakimiyet kuramadı. Ş i m d i , d i ş i l özelliğin k a d ı n l a r ı n bile çoğunda bastır ı l d ı ğ ı bir döneme geldik. K u t s a l d i ş i l i k b a s t ı r ı l m ı ş olduğu için, birçok kadında duygusal acıya yol açmaktadır. A s l ı n d a , i k i bin y ı l d ı r çocuk doğurmak, tecavüz, kölecilik, işkence ve şiddetli ölümler yüzünden k a d ı n l a r ı n acı bedenlerinin bir parçası haline geldi. Ama g ü n ü m ü z d e i ş l e r h ı z l a değişiyor. İ n s a n l a r giderek daha b i l i n ç l i bir hale g e l i r k e n , egonun da i n s a n z i h n i ü z e r i n d e k i h a k i m i y e t i z a y ı f l ı y o r . Ego k a d ı n l a r da asla derinden k ö k salamadığı için, e r k e k l e r e oranla k a d ı n l a r ü z e r i n d e k i h a k i m i y e t i n i daha h ı z l ı kaybediyor. 166

VAR OLMANIN GÜCÜ ULUSAL VE IRKSAL ACI BEDENLER K o l e k t i f acı çekmiş ya da ağır şiddet eylemlerine maruz k a l m ı ş belli ü l k e l e r i n acı bedenleri, diğerlerine oranla daha ağırdır. Daha e s k i tarihe sahip u l u s l a r ı n daha güçlü acı bedenlere sahip olmasının nedeni budur. Kanada veya A v u s t r a l y a gibi daha genç ü l k e l e r i n ve etrafl a r ı n ı saran ç ı l g ı n l ı k l a r a k a r ş ı izole durumda k a l m ı ş İsviçre gibi - ü l k e l e r i n de daha hafif bir acı bedene sahip olmaları bu yüzdendir. Elbette ki bu t ü r ülkelerde i n s a n l a r ı n k i ş i s e l acı bedenleri de vardır. Eğer yeterince d u y a r l ı y s a n ı z , uçaktan indiğiniz anda bu t ü r ülkelerde ağır bir enerjiyle k a r ş ı l a ş t ı ğ ı n ı z ı hissedersiniz. B a z ı ülkelerde ise, potansiyel şiddetin eneıji alanını g ü n l ü k hayatın y ü z e y i n i n hemen altında bile h i s s e d e b i l i r s i n i z . Örneğin Orta Doğu gibi bazı yerlerde, k o l e k t i f acı beden öylesine a k u t t u r ki acı bedenin kendini yenileyip besleyebılmesi için n ü f u s u n önemli bir bölümü kendini s ü r e k l i olarak suç işlemeye ve kendini cezalandırmaya e ğ i l i m l i bir halde olur. Acı bedenin ağır ama a r t ı k a k u t olmadığı ülkelerde, i n s a n l a r ı n k e n d i l e r i n i k o l e k t i f duygusal acıdan ayırmaya ve uyuşturmaya eğilimi v a r d ı r : Almanya ve Japonya'da kendilerini çalışmaya vererek, başka ülkelerde yaygın şekilde alkole bağımlı hale gelerek (ama a ş ı r ı miktarlarda alkol alındığında, acı bedeni harekete geçirme ve besleme eğilimi de v a r d ı r ) bunu yaparlar. Ç i n ' i n ağır acı bedeni bir ölçüde yaygın şekilde uygulanan T a i Chi sayesinde s ı n ı r l a n ı r ki kontrol edemediği 167

ECKHART TOLLE diğer her şeyi tehdit olarak gören K o m ü n i s t hükümetin bu uygulamayı yasaklamamış olması oldukça ş a ş ı r t ı c ı dır. S o k a k l a r ve parklarda, her sabah milyonlarca insan z i h n i d i n g i n l e ş t i r e n bu hareketli meditasyonu yaparlar. B u , k o l e k t i f e n e r j i alanında belirgin bir f a r k l ı l ı k y a r a t ı r ve düşünceyi azaltıp V a r l ı ğ ı güçlendirdiği için acı bedeni zayıflatır. T a i Chi, Qigong ve Yoga gibi f i z i k s e l bedeni içine alan r u h s a l uygulamalar, son zamanlarda Batı'da da bir hayli ilgi görmektedir. Bu uygulamalar f i z i k s e l beden ve r u h arasında bir a y r ı m y a r a t m a d ı k l a r ı gibi, acı bedeni zayıflatmakta da çok y a r a r l ı d ı r l a r . Bu uygulamaların k ü r e s e l uyanışta çok önemli bir rol oynayacakl a r ı n ı belirtmek gerekir. K o l e k t i f ı r k s a l acı beden, a s ı r l a r boyunca z u l ü m görmüş olan Yahudilerde kendini özellikle belli eder. A y n ı şekilde, A v r u p a l ı öncüler tarafından s a y ı l a r ı belirgin bir şekilde azaltılan ve k ü l t ü r l e r i yok edilen A m e r i k a n Yerlileri'nde de güçlü bir şekilde görülür. A m e r i k a l ı zencilerin de acı bedenleri çok yoğundur. A t a l a r ı şiddetli bir şekilde köklerinden k o p a r ı l m ı ş , boyun eğıneye zorlanmış ve köle olarak s a t ı l m ı ş t ı r . A m e r i k a n ekonomik gücünün temelleri, dört-beş milyon zenci kölenin emeğine dayanmaktadır. Aslında, A m e r i k a n Y e r l i l e r i ' n e ve zencilere verilen acı, sadece bu i k i ı r k l a s ı n ı r l ı değildir; aynı zamanda modern A m e r i k a n h a l k ı n ı n da k o l e k t i f acı bedeninin bir parçası haline gelmiştir. Herhangi bir şiddet, z u l ü m veya baskı eylemleri sonucunda hem bu suçu işleyenin hem de k u r b a n ı n aynı derecede zarar 50

VAR OLMANIN GÜCÜ görmesi kaçınılmazdır. nize de y a p a r s ı n ı z . Acı bedeninizin yüzde kaçının kolektif ve yüzde kaçının size ait olduğu önemli değildir. Her i k i durumda da, sadece içsel d u r u m u n u z u n s o r u m l u l u ğ u n u ele alarak bunu a ş a b i l i r s i n i z . B a ş k a l a r ı m suçlamakta h a k l ı gibi görünseniz bile, düşüncelerinizle acı bedeninizi beslemeye devam eder ve egonuzun tutsağı olarak k a l ı r s ı n ı z . Gezegende kötücül tek güç v a r d ı r : İnsan bilinçsizliği. B u n u anlamak, gerçek bağışlayıcılıktır. Bağışlamayla, kurban k i m l i ğ i n i z çözülür ve gerçek gücünüz ortaya çıkar; V a r l ı ğ ı n gücü. Böylece, karanlığı suçlamak yerine, bulunduğunuz yere ı ş ı ğ ı g e t i r i r s i n i z . B a ş k a l a r ı n a y a p t ı ğ ı n ı z ı kendi-

201

6. Bölüm
ÖZGÜRLEŞMEK

Acı bedenden özgürleşmek, öncelikle bir acı bedene sahip olduğunuzu bilmekle başlar. Sonra, daha önemlisi, şimdide kalabilme, uyanıklığınızı sürdürebilme, içinizdeki acı bedenin ağır bir olumsuz duygu yükü olduğunu fark edebilme beceriniz gelir. Onu tanıdığınızda, daha fazla sizmiş gibi davranamaz ve kendini sizin sayenizde yenileyip yaşamaya devam edemez. Acı bedenle kendinizi tanımlamanızı sona erdirecek olan şey, Varlığın izdir. Kendinizi onunla tanımlamayı bıraktığınızda, acı beden düşünce sisteminizi daha fazla kontrol edemez ve dolayısıyla, düşüncelerinizden beslenerek kendini daha fazla yenileyemez. Acı beden çoğu durumlarda hemen çözülmez ama onunla düşünce sisteminiz arasındaki bağlantıyı kopardığınızda, acı beden enerjisini kaybetmeye başlar.
171

Düşüncelerinizin

52 ECKHART TOLLE duygulardan e t k i l e n m e s i a z a l ı r ; şimdiye ait algılarınız, geçmiş olaylarla bozulmaz. Acı bedende hapis durumdaki enerji, t i t r e ş i m i n i değiştirerek kendini V a r l ı k içine a k ı t ı r . Bu şekilde, acı beden bilinç için y a k ı t haline gel i r . Gezegenimizde y a ş a m ı ş en bilge, en aydınlanmış ins a n l a r ı n bir zamanlar ağır acı bedenlere sahip olmasının nedeni budur. Ne yaparsanız yapın, ne söylerseniz söyleyin, dünyaya hangi y ü z ü n ü z ü g ö s t e r i r s e n i z gösterin, z i h i n s e l duygusal d u r u m u n u z gizlenemez. H e r insan, içsel durumunu yansıtan bir enerji yayar ve çoğu insan bunu algılayabilir. H i s s e t t i k l e r i n i n f a r k ı n d a olmayabilirler ama y i ne de s i z i n l e i l g i l i d u y g u l a r ı ve size k a r ş ı davranışları belirgin şekilde etkilenecektir. B a z ı insanlar biriyle i l k kez k a r ş ı l a ş t ı k l a r ı n d a , daha aralarında hiçbir konuşma geçmeden bunu hissedebilirler. B i r süre sonra, sözler i l i ş k i n i n k o n t r o l ü n ü ele a l ı r ve kelimeler çoğu i n s a n ı n oynadığı r o l l e r i n r e p l i k l e r i haline gelir. Sonra d i k k a t zihne kayar ve k a r ş ı d a k i k i ş i n i n e n e r j i alanını hissedebilme becerisi büyük ölçüde zayıflar. Y i n e de, bilinçaltında hâlâ h i s s e d i l i r durumdadır. Acı bedenin bilinçsiz bir şekilde daha fazla acı aradığını, yani kötü bir şey o l m a s ı n ı istediğini anladığınızda, birçok t r a f i k kazasına o anda acı bedeni a k t i f hale gelen s ü r ü c ü l e r i n neden olduğunu da a n l a r s ı n ı z . Acı bedenleri a k t i f durumda i k i s ü r ü c ü aynı anda bir kavşağa geldiklerinde, bir kaza o l a s ı l ı ğ ı normal şartlarda olduğundan çok daha y ü k s e k t i r . B i l i n ç a l t l a r m d a , i k i s i de o kazanın o l m a s ı n ı isterler. Acı bedenlerin t r a f i k kazaların188

VAR OLMANIN GUCU

daki rolü, özellikle " t r a f i k canavarı" denen fenomende kendini açıkça belli eder; böyle bir durumda, bir s ü r ü c ü önündeki arabanın fazla yavaş gitmesi gibi son derece önemsiz bir nedenden dolayı öfkelenerek şiddete başvurabilir. Birçok şiddet eylemi, geçici bir süre için manyaklaşan "normal" insanlar tarafından işlenir. B ü t ü n dünyada, savunma a v u k a t l a r ı n ı n mahkemede şuna benzer sözler söylediğini duyarsınız: "Müvekkilim kendinde değildi," ve z a n l ı n ı n yorumu: "Bana neler olduğunu bilmiyorum; s a n k i bir güç beni ele geçirdi." B i l d i ğ i m kadarıyla, bugüne kadar herhangi bir savunma avukatı hakime şöyle dememiştir: " B u bir zayıflamış s o r u m l u l u k hali. M ü v e k k i l i m i n acı bedeni a k t i f hale geldiğinden, k e n d i s i ne yaptığının farkında değildi. Aslında, bunu o yapmadı; acı bedeni yaptı." Y a n i bu, i n s a n l a r ı n acı bedenleri tarafından kontrol e d i l d i k l e r i zaman y a p t ı k l a r ı şeylerden s o r u m l u olmad ı k l a r ı anlamına mı gelir? Cevabım: Evet. N a s ı l sorumlu olabilirler ki? B i l i n c i n i z i kaybettiğinizde, ne yaptığın ı z ı bilmediğinizde nasıl s o r u m l u t u t u l a b i l i r s i n i z ? Ama i n s a n l a r ı n bilinçli ve kendi b i l i n ç s i z l i k l e r i n i n sonuçlarından zarar görmeyecek v a r l ı k l a r olmaları gerekir. Sadece, evrenin evrim sürecinde yoldan ç ı k m ı ş l a r d ı r . Ama bu bile sadece k ı s m e n doğrudur. Daha geniş bir açıdan bakıldığında, evrenin evrim sürecinde yoldan çıkmak aslında m ü m k ü n değildir ve insan b i l i n ç s i z l i ğ i ve acı bile, bu e v r i m i n bir parçasıdır. B i t m e k bilmeyen acı döngüsüne daha fazla dayanamadığımzda, uyanma-

ECKHART TOLLE ya b a ş l a r s ı n ı z . D o l a y ı s ı y l a , acı beden de daha büyük resimde bir yere s a h i p t i r .

VAR OLMANIN GÜCÜ göstereceğimi umarak geldiğini ve mutsuzluğuna odakl a n m a s ı n ı istememe ş a ş ı r d ı ğ ı n ı söyledi. Y i n e de, ondan istediğim şeyi isteksizce de olsa yaptı. Yanaklarından y a ş l a r boşanıyor, bütün vücudu t i r t i r t i t r i y o r d u . "Şu anda, h i s s e t t i ğ i n şey bu," dedim. " Ş u anda h i s s e t t i ğ i n şeyin bu olduğu gerçeğ iyle"ilgili yapabileceğin hiçbir şey yok. Ş i m d i , şu anın f a r k l ı o l m a s ı n ı istemek yerine çünkü zaten var olan acına daha f a z l a s ı n ı ekleyecektir - ş i m d i h i s s e t t i ğ i n şeyin bu olduğunu tamamen kabullenmen m ü m k ü n mü?" B i r an s e s s i z kaldı. B i r d e n , aniden ayağa k a l k ı p öfkeyle " H a y ı r , bunu kabullenmek istemiyorum!" diye bağıracakmış gibi göründü. " K i m konuşuyor?" diye sordum. " S e n mi, yoksa içindeki m u t s u z l u k mu? M u t s u z olmakla ilgili mutsuzluğunun, başka bir m u t s u z l u k katmanı olduğunu görebiliyor musun?" Y i n e s a k i n l e ş t i . "Senden bir şey yapmanı istemiyorum. T e k istediğim, sadece o duyguların orada olmasına izin vermenin m ü m k ü n olup olmadığını anlaman. Diğer bir deyişle bu biraz t u h a f görünebilir - eğer m u t s u z olmak seni rahatsız etmezse, mutsuzluğa ne olur? B u n u öğrenmek i s temez m i s i n ? " B i r an ş a ş k ı n l ı k l a bana baktı ve bir dakika kadar sessizce oturduktan sonra, aniden e n e r j i alanında belirgin bir değişim hissettim. " B u çok tuhaf," dedi. " H â l â m u t s u z u m ama ş i m d i etrafında bir boşluk hissediyorum. S a n k i e s k i s i kadar önemli değilmiş gibi görünüyor." İ l k defa böyle bir ifadeyle k a r ş ı l a ş ı y o r d u m : Muts u z l u ğ u m u n etrafında bir boşluk var. Bu boşluk, elbet201

VARLIK O t u z l u y a ş l a r ı n d a b i r kadın bana g e l m i ş t i . K a r ş ı l a ş t ı ğ ı m ı z i l k anda, k i b a r ve y ü z e y s e l g ü l ü m s e m e s i n i n ardındaki acıyı h i s s e t m i ş t i m . Bana h i k â y e s i n i anlatmaya başladığında, g ü l ü m s e m e s i aniden bir acı ifadesine dönüştü. A r d ı n d a n , k o n t r o l s ü z bir şekilde h ı ç k ı r ı k l a r a boğuldu. K e n d i n i çok y a l n ı z ve t a t m i n s i z h i s s e t t i ğ i n i söyledi. Çok fazla öfke ve ü z ü n t ü vardı. Çocukken, şiddet d ü ş k ü n ü babasının t a c i z l e r i n i n k u r b a n ı olmuştu. O anda, a c ı s ı n ı n ş i m d i k i yaşam ş a r t l a r ı n d a n değil, son derece ağır bir acı bedenden k a y n a k l a n d ı ğ ı n ı anlamam u z u n s ü r m e d i . Acı bedeni, bayata bakış açısında bir f i l t r e y a r a t m ı ş t ı . arasındaki bağlantıyı Duygusal acısıyla düşünceleri tamamen göremiyor, kendini

i k i s i y l e birden t a n ı m l ı y o r d u . Acı bedenini düşünceler i y l e beslediğinin ise k e s i n l i k l e f a r k ı n d a değildi. Diğer bir deyişle, son derece m u t s u z bir benliğin y ü k ü y l e yaşıyordu. Ama belli bir seviyede, acının kendi içinden k a y n a k l a n d ı ğ ı n ı anlamış olmalıydı. Uyanmaya hazırdı ve bu yüzden g e l m i ş t i . D i k k a t i n i vücudunun içinde h i s s e t t i ğ i şeylere çevirdim ve duyguyu m u t s u z düşüncelerinin ve m u t s u z hik â y e s i n i n y a r a t t ı ğ ı filtreden değil, doğrudan algılamas ı n ı istedim. Bana mutsuzluğundan çıkması için bir yol 174

ECKHART TOLLE te ki şu anda deneyimlediğiniz şeyi içtenlikle kabullenmekten k a y n a k l a n ı r . Başka bir şey söylemedim ve deneyimi sonuna kadar yaşamasına i z i n verdim. Daha sonra, duyguyu tanımlamayı b ı r a k t ı ğ ı , d i k k a t i n i içinde yaşayan e s k i acı duygusuna k a r ş ı direnmeye değil, doğrudan kendisine yönelttiğinde, a r t ı k acının düşüncelerini kontrol edemediğini v e dolayısıyla zihinsel olarak o l u ş t u r u l m u ş " M u t s u z Ben" h i k â y e s i n i e t k i s i z hale getirdiğini anladı. Ş i m d i , hayatında k i ş i s e l geçmişini aşan yeni bir boyut oluşm u ş t u ; V a r l ı k boyutu. M u t s u z bir hikâye olmadan muts u z olamayacağınıza göre, bu da m u t s u z l u ğ u n sonuydu. A y n ı zamanda, acı bedeninin sonunun da başlangıcıydı. Duygu kendi başına m u t s u z l u k olamaz. Sadece duygu ve m u t s u z bir hikâye m u t s u z l u k olabilir. S e a n s ı m ı z sona erdiğinde, başka bir i n s a n ı n daha içinde V a r l ı ğ ı n y ü k s e l i ş i n e t a n ı k olmanın t a t m i n i n i yaşıyordum. İ n s a n biçiminde var o l m a m ı z ı n tek amacı, bu bilinç boyutunu dünyaya getirmektir. A y n ı zamanda, ona k a r ş ı savaşmakla değil ama bilincin ı ş ı ğ ı n ı getirmekle bir acı bedenin yok oluşuna da t a n ı k o l m u ş t u m . Ziyaretçim g i t t i k t e n birkaç dakika sonra, bir arkadaşım bir şey bırakmak için geldi. İçeri g i r e r girmez şöyle dedi: " B u r a d a ne oldu böyle? E n e r j i çok ağır ve bulanık. Neredeyse midem bulandı. Pencereleri açıp birkaç t ü t s ü yaksan i y i olur." Çok yoğun acı bedene sahip b i r i n i n az önce acı bedeninden k u r t u l d u ğ u n u ve arkad a ş ı m ı n h i s s e t t i ğ i şeyin seans sırasında s a l m a n enerjinin bir k a l ı n t ı s ı olabileceğini söyledim. Ama arkadaşım 176

VAR OLMANIN GÜCÜ kalıp dinlemeye i s t e k l i değildi; sadece bir an önce oradan gitmek istiyordu. Pencereleri açtım ve y a k ı n d a k i küçük bir H i n t restoranına yemek yemeye gittim. Ofisimde olanlar, zaten bildiğim bir şeyin onaylanmasıydı: B e l l i bir seviyede, görünüşte bireysel olan t ü m acı bedenler, b i r b i r l e r i n e bağlıdır.

ACI BEDENİN DÖNÜŞÜ B i r masaya oturup yemek s i p a r i ş i m i verdim. Birkaç

m ü ş t e r i daha vardı. Y a k ı n ı m d a k i bir masada, tekerlekli sandalyede oturan orta y a ş l ı bir adam, yemeğini b i t i r mek üzereydi. B i r an yoğun bir şekilde bana baktı ve b a k ı ş l a r ı n ı kaçırdı. Aradan birkaç dakika geçti. Adam aniden h u z u r s u z oldu ve vücudu seğirmeye başladı. Garson tabağını almaya geldiğinde, adam onunla tartışmaya başladı. "Yemek berbattı. Hiç beğenmedim." "O zaman neden yediniz?" diye sordu garson. Bu adamı daha da k ı z d ı r d ı . B a ğ ı r ı p çağırmaya başladı. Ağzından küf ü r l e r dökülüyordu ve o devam ederken, içerisi yoğun bir nefret duygusuyla dolmuştu. İ n s a n vücut hücrelerine giren e n e r j i n i n tutunacak bir şey aradığını hissedebiliyordu. Ş i m d i diğer müşterilere de bağırıyordu ama her nedense, ben yoğun bir V a r l ı k halinde orada o t u r u r ken, bana hiç aldırmıyordu. E v r e n s e l insan acı bedeninin bana gelip şöyle fısıldadığını h i s s e t t i m : " B e n i yendiğini sandım ama bak, hâlâ buradayım." Diğer yandan, 177

ECKHART TOLLE seanstan sonra arkada kalan e n e r j i n i n benimle b i r l i k t e restorana geldiğini ve orada bulduğu en uygun titreş i m l i insana, yani benzer a ğ ı r l ı k t a bir acı bedene sahip bir k i ş i y e t u t u n d u ğ u n u da düşündüm. M ü d ü r kapıyı açtı ve " G i t buradan," dedi adama. " G i t buradan." Adam a k ü l ü t e k e r l e k l i sandalyesiyle dış a r ı çıkarken, herkes ş a ş k ı n l ı k l a ona bakıyordu. B i r dak i k a sonra geri döndü. Acı bedeni henüz t a t m i n olmam ı ş t ı ; daha fazlasına ihtiyacı vardı. T e k e r l e k l i sandaly e s i n i şiddetle çarparak kapıyı açtı ve içeri doğru bağıra çağıra k ü f r e t t i . B i r garson içeri g i r m e s i n i engellemeye çalıştı. Adam t e k e r l e k l i sandalyeyi h ı z l a i l e r i yöneltti ve garsonu duvara çiviledi. Diğer m ü ş t e r i l e r ayağa f ı r l a y ı p adamı durdurmaya çalıştı. Ç ı ğ l ı k l a r , bağırış çağ ı r ı ş l a r , i t i ş k a k ı ş l a r ; tam bir kıyametti. Çok geçmeden bir polis m e m u r u geldiğinde, s a k i n l e ş m i ş olan adama oradan g i t m e s i n i ve bir daha da gelmemesini söyledi. Neyse ki bacaklarındaki birkaç çürük dışında garson yaralanmamıştı. H e r şey bittiğinde, müdür masama geldi ve şakayla k a r ı ş ı k şöyle sordu: " B ü t ü n bunlara s i z mi neden oldunuz?" B e l k i de sezgisel olarak bir bağlantı kurmuştu.

VAR OLMANIN GÜCÜ oyuncak bebeğiyle ya da parmağını emerek oturur. Ağlama ya da öfke k r i z l e r i n e de girebilirler. Çocuk çığlık çığlığa bağırarak kendini oradan oraya atabilir veya etr a f ı n ı k ı r ı p dökmeye başlayabilir. Küçük melekleri birkaç saniye içinde küçük bir canavara dönüşürken, ebeveynleri ş a ş k ı n l ı k ve çaresizlikle o l d u k l a r ı yerde kalakalırlar. "Bütün bu m u t s u z l u k nereden kaynaklanıyor?" diye merak ederler. A s l ı n d a bu, az ya da çok, insan egosunun kökeninden kaynaklanan k o l e k t i f insanl ı k acı bedeninden çocuğun aldığı payın eseridir. Ama çocuk aynı zamanda ebeveynlerinin acı bedenlerinden de e t k i l e n m i ş olabilir. Dolayısıyla, ebeveynler çocuklarına bakarak kendi d u r u m l a r ı n ı anlayabilirler. A ş ı r ı d u y a r l ı çocuklar, ebeveynlerinin acı bedenlerinden daha da fazla e t k i l e n i r l e r . E b e v e y n l e r i n i n delice bir t a r t ı ş m a s ı n a t a n ı k olmak, çocukta dayanılmaz bir duygusal acıya neden olur ve bu a ş ı r ı d u y a r l ı çocuklar y e t i ş k i n l i ğ e u l a ş t ı k l a r ı n d a , ağır bir acı bedene sahip olurlar. Çocuklar, birbirlerine "Çocukların önünde kavga etmemeliyiz," diyerek kendi acı bedenlerini gizlemeye çalışan ebeveynler tarafından kandırılamazlar. Bu genellikle ebeveynler kibarca konuşmaya çalış ı r k e n , evin negatif e n e r j i y l e dolu olduğu anlamına gel i r . B a s t ı r ı l m ı ş acı bedenler f a z l a s ı y l a k i r l i d i r - hatta açıkça a k t i f olanlardan bile daha fazla - ve bu p s i ş i k k i r l i l i k , çocuklar tarafından emilerek kendi acı bedenl e r i n i n g e l i ş i m i n i destekler. B a z ı çocuklar, son derece bilinçsiz ebeveynlerle yaşayarak ego ve acı beden hakkında farkında olmadan bir 201

ÇOCUKLARDA ACI

BEDEN

Çocukların acı bedenleri, bazen k e n d i l e r i n i d a l g ı n l ı k ya da içine k a p a n ı k l ı k olarak belli eder. Çocuğun y ü z ü asıl ı r , diğerleriyle oynamak istemez ve bir köşede elinde 55

ECKHART TOLLE şeyler öğrenebilirler. Hem annesi hem de babası güçlü egolara ve ağır acı bedenlere sahip bir kadın, bana onl a r ı n t a r t ı ş t ı ğ ı n ı gördüğü her seferinde şöyle düşündüğünü s ö y l e m i ş t i : " B u i n s a n l a r d e l i r m i ş . Ben buraya nas ı l geldim?" Bu şekilde yaşamanın delice olduğu konusunda f a r k ı n d a l ı ğ ı çoktan g e l i ş m i ş durumdaydı. Bu fark ı n d a l ı k , ebeveynlerinden aldığı acıyı belli bir ölçüde azaltabilmesini sağlamıştı. Ebeveynler s ı k s ı k çocuklarının acı bedenleriyle nas ı l başa çıkacaklarını merak ederler. A s ı l soru elbette ki kendi acı bedenleriyle başa çıkmayı bilip bilmedikleridir. Onu kendi içlerinde t a n ı m l a y a b i l i y o r l a r mıdır? Çocuk acı beden k r i z i g e ç i r i r k e n , duygusal t e p k i vermemek için farkındalığınızı korumaktan başka yapabileceğiniz bir şey y o k t u r . Çocuğun acı bedeni lar,

VAR OLMANIN GÜCÜ Ama çocuğa s a k ı n acı bedenden söz etmeyin. B u n u n y e r i n e s o r u l a r s o r u n : " D ü n sana ne oldu öyle de bir t ü r l ü bağırıp çağırmayı bırakamadın? H a t ı r l ı y o r musun? Neler h i s s e t m i ş t i n ? İ y i bir h i s miydi? S e n i ele geçiren şey, bir adı var mı? Y o k mu? Eğer bir adı olsaydı, ona ne i s i m v e r i r d i n ? Eğer görebilseydin, neye benzerdi? G ö r ü n ü ş ü n ü bana t a r i f edebilir m i s i n ? Gittiğinde ona ne oldu? U y u m a y a mı gitti? Sence geri gel e b i l i r mi?" B u n l a r sadece birkaç s o r u önerisidir. B ü t ü n bu soruçocuğun içindeki t a n ı k l ı k olgusunu uyandırma amacını t a ş ı r . Böylece çocuk kendini acı bedenden ayırabilir. Çocukların t e r m i n o l o j i s i n i kullanarak kendi acı bedeninizi t a r i f etmeyi de deneyebilirsiniz. Çocuğunuz acı bedeninin etkisinde kaldığı bir daha sefere, "Geri geldi, değil mi?" diye s o r a b i l i r s i n i z . Ama bunu yapar, ken, çocuğunuzun ondan söz ederken kullandığı kelimeleri k u l l a n ı n . Çocuğun d i k k a t i n i kendini n a s ı l h i s settiğine yöneltin. T u t u m u n u z e l e ş t i r i ya da suçlama yerine, ilgi ya da merak olmalıdır. B u n u n acı bedeni hemen d u r d u r m a s ı n ı bekleyemezs i n i z ve çocuk s i z i duymuyor gibi bile görünebilir ama acı beden a k t i f hale geldiğinde bile, çocuğun bilinci geri planda farkındalığını bir parça da olsa koruyacaktır. Birkaç seferden sonra, f a r k ı n d a l ı k giderek güçlenecek ve acı beden iyice zayıflayacaktır. Böylelikle çocuğunuz u n V a r l ı k geliştirmesine yardımcı o l u r s u n u z . B i r gün, çocuğunuz size kendi acı bedeninizin kontrolü ele aldığını söyleyerek s i z i uyarabilir. 201 konuşabilirsiniz.

sadece t e p k i y l e beslenir. Acı bedenler son derece dram a t i k o l a b i l i r ama s a k ı n k e n d i n i z i k a p t ı r m a y ı n . Çok fazla ciddiye a l m a y ı n . Eğer acı beden s a p t ı r ı l m ı ş i s tekle t e t i k l e n m i ş s e , i s t e k l e r i n i kabul etmeyin. A k s i t a k d i r d e çocuk şu mesajı a l ı r : " N e kadar m u t s u z o l u r sam, i s t e d i ğ i m i elde etme o l a s ı l ı ğ ı m o kadar y ü k s e l i r . " B u , h a y a t ı n ı n i l e r l e y e n y ı l l a r ı için k e s i n bir boz u k l u k f o r m ü l ü d ü r . S i z tepki vermediğinizde, acı beden hayal k ı r ı k l ı ğ ı n a uğrar ve tamamen y a t ı ş m a d a n önce belki biraz daha şiddetlenebilir. Neyse ki çocuklarda görülen acı beden krizleri, yetişkinlerdekine oranla daha k ı s a s ü r e l i d i r . Acı beden y a t ı ş t ı k t a n k ı s a süre sonra ya da e r t e s i gün, çocuğunuzla neler olduğunu 165

ECKHART TOLLE MUTSUZLUK B ü t ü n m u t s u z l u k l a r acı beden değildir. B a z ı l a r ı yeni m u t s u z l u k l a r d ı r ve ş i m d i k i anla u y u m u n u z u kaybettiğinizde, o ya da bu şekilde ş i m d i y i inkar ettiğinizde oluşurlar. Ş i m d i k i anın daima orada olduğunu ve ondan kaçınamayacağınızı anladığınızda, ona güçlü bir "evet" katabilir ve böylece sadece m u t s u z l u ğ u n oluşmasını engellemekle kalmaz, aynı zamanda içsel direnç gittiği için, k e n d i n i z i Yaşam ile güçlenmiş halde bulabilirsiniz. Acı bedenin mutsuzluğu, görünürdeki nedenle daima orantısızdır. Diğer bir deyişle, a ş ı r ı tepkidir. Ağır acı bedenlere sahip insanlar, genellikle üzgün, öfkeli, k ı r g ı n veya k o r k u l u olmak için kolayca neden bulabilirler. Başka b i r i n i n gülümseyerek omuz silkeceği ve hatta fark etmeyebileceği şeyler, yoğun mutsuzluk nedeni olabilir. Ama elbette ki onlar asıl nedenler değil, sadece tetikleyicidir. E s k i b i r i k m i ş duyguları geri getirirler. Sonrasında duygu zihne hareket eder ve egosal zihin yapısını abartarak enerji yükler. Acı beden ve ego, yakın akrabadırlar. B i r b i r l e r i n e ihtiyaçları vardır. Tetikleyici olay ya da durum, ağır duygusal bir egonun gözünden ele alınır. Yani önemi tamamen çarpıtılır. Şimdiye, içinizdeki duygusal geçmişin gözlerinden bakarsınız. Diğer bir deyişle, gördüğünüz ve deneyimlediğiniz şey olayda ya da durumda değil, kendi içinizdedir. Bazı örneklerde, durum ya da olayda da olabilir ama kendi tepkinizle bunu abartırsınız. Bu 182

VAR OLMANIN GÜCÜ tepki, bu abartı, acı bedenin istediği ve ihtiyaç duyduğu şeydir, çünkü onunla beslenir. Ağır bir acı bedenin kontrolü altında olan biri için, ağır duygusal "hikâyesinden" ya da kendi bozuk içsel yorumundan dışarı adım atmak genellikle imkansızdır. B i r hikâyede ne kadar ağır'bir olumsuz duygu varsa, o kadar ağır ve aşılmaz hale gelir. Dolayısıyla hikâye de hikâye olarak tanımlanmaz ve gerçek olarak algılanır. Düşünce hareketi ve beraberinde gelen duygulara s ı k ı şıp kaldığınızda, dışarı çıkmak mümkün değildir, çünkü bir d ı ş a r ı s ı olduğunu bile bilmezsiniz. Kendi f i l m i nizde ya da dramınızda, diğer bir deyişle kendi cehenneminizde s ı k ı ş ı p k a l ı r s ı n ı z . Size göre gerçeklik budur ve başka bir gerçeklik mümkün değildir. Dolayısıyla da vereceğiniz tepki, tek olası tepkidir.

KENDİNİ A C I BEDENLE TANIMLAMADAN KURTULMAK

Güçlü, aktif acı bedene sahip biri, başkalarına son derece rahatsız edici gelen bir enerji yayar. Böyle biriyle karşılaştıklarında, bazı insanlar hemen o kişiden uzaklaşmak, i l i ş k i l e r i n i olabildiğince asgariye indirmek isterler. K a r ş ı l a r ı n d a k i k i ş i n i n enerji alanından t i k s i n i r ler. B a z ı l a r ı o kişiye karşı bir saldırganlık hissedebilirler ve ona kaba davranabilir, ona k a r ş ı sert sözler söyleyebilir veya bazı durumlarda fiziksel olarak saldırabilirler. Bu, içlerinde bir şeyin karşılarındaki k i ş i n i n acı 201

ECKHART TOLLE bedenine benzediğini gösterir. Bu kadar güçlü şekilde tepki v e r d i k l e r i şey, aslında kendi içlerinde de vardır. A ğ ı r ve s ü r e k l i a k t i f acı bedenlere sahip insanlar, k e n d i l e r i n i s ı k s ı k çatışmalı durumlarda bulurlar. Bazen ise a k t i f olarak bu d u r u m l a r ı k ı ş k ı r t a b i l i r l e r . Ama bazı zamanlarda ise gerçekten de bir şey yapmazlar. Y a y d ı k l a r ı o l u m s u z enerji, düşmanlığı çekmek ve çatışma yaratmak için yeterlidir. Böylesine a k t i f acı bedenli biriyle k a r ş ı l a ş ı l d ı ğ ı n d a korunabilmek için y ü k s e k derecede V a r l ı k gerekir. Eğer şimdide kalmayı başarabil i r s e n i z , bazen kendi f a r k ı n d a l ı ğ ı n ı z k a r ş ı n ı z d a k i k i ş i nin kendi acı bedeninden k u r t u l m a s ı n ı ve mucizevi bir uyanış gerçekleştirmesini bile sağlayabilir. U y a n ı ş k ı s a ö m ü r l ü olsa bile, uyanış süreci başlamış olur. T a n ı k olduğum bu türdeki i l k uyanışlardan biri, y ı l l a r önce olmuştu. B i r gece saat on bire doğru kapım çalındı. Diyafonda, komşum E t h e l ' i n endişe y ü k l ü s e s i n i duydum: " K o n u ş m a m ı z gerek. Bu çok önemli. K a p ı y ı aç." E t hel orta y a ş l ı , oldukça zeki ve eğitimli bir kadındı. A y n ı zamanda güçlü bir egosu ve ağır bir acı bedeni vardı. E r genlik çağındayken Nazi Almanyasından kaçmıştı ve ailesinden birçok k i ş i toplama kamplarında ölmüştü. E t h e l s i n i r d e n titreyerek kanepeme oturdu. Yanında getirdiği dosyanın içinden bazı mektuplar ve belgeler çıkararak, hepsini kanepenin üzerine ve yere yaydı. Aniden, içimde bir ş a l t e r i n indiğini ve bütün vücudumun anormal bir enerjiyle dolduğunu h i s s e t t i m . Açık, uyanık ve şimdide kalmaktan başka yapabileceğim bir şey yoktu; vücudumun bütün hücreleriyle şimdide ol184

VAR OLMANIN GÜCÜ mak zorundaydım. Z i h n i m d e hiçbir düşünce olmadan, hiçbir z i h i n s e l yargıda ya da yorumda bulunmadan ona bakarak dinledim. Kelimeler ağzından makineli tüfek "Bugün bana rahatsız edici bir ateşi gibi çıkıyordu.

mektup daha gönderdiler. Bana k a r ş ı bir kan davası s ü r d ü r ü y o r l a r . Y a r d ı m etmelisin. Onlara k a r ş ı b i r l i k t e savaşmalıyız. L a n e t olasıca avukatları hiçbir şekilde durmayacak. E v i m i kaybedeceğim. Beni tahliye karar ı y l a tehdit ediyorlar." İ ş i n a s l ı şuydu ki bina yöneticileri bazı t a m i r a t l a r ı yapmadığı için E t h e l aidatları ödememişti ve bunun k a r ş ı l ı ğ ı n d a konuyu mahkemeye aksettireceklerini söylüyorlardı. E t h e l on dakika kadar konuştu. Ben sadece oturdum, ona baktım ve dinledim. Aniden durdu ve bir rüyadan uyanmış gibi ş a ş k ı n gözlerle etrafındaki kağıtlara bakındı. Sonra s a k i n l e ş t i ve yine her z a m a n k i gibi kibar bir insan oldu. B ü t ü n e n e r j i alanı değişmişti. Sonra bana baktı ve " B ü t ü n bunlar hiç de önemli değil, di mi?" diye sordu. " H a y ı r , değil," dedim. B i r k a ç dakika boyunca sessizce oturdu, sonra k â ğ ı t l a r ı n ı topladı ve gitti. E r t e s i sabah beni sokakta durdurdu ve y ü z ü m e şüpheyle baktı. " S e n bana ne yaptın? Dün gece y ı l l a r d ı r i l k kez iyi uyudum. Aslında, bir bebek gibi uyudum." Benim ona " b i r şey yaptığıma" inanıyordu ama aslında hiçbir şey yapmamıştım. Ona ne yaptığımı s o r m a k yerine, belki de ne yapmadığımı sormalıydı. T e p k i vermemiş, h i k â y e s i n i n gerçekliğini onaylamamış, z i h n i n i daha fazla düşünceyle ve acı bedenini daha fazla duy201

ECKHART TOLLE guyla beslememiştim, hepsi bu. Sadece o anda hissettiği şeyi h i s s e t m e s i n e i z i n v e r m i ş t i m ve bu güç, hiçbir şekilde müdahale etmemekte, hiçbir şey yapmamakta s a k l ı d ı r . Şimdide var olmak, söylenebilecek ya da yapılabilecek her şeyden çok daha güçlüdür ama bazen ş i m dide var olmak sözlere ve eylemlere yol açabilir. A s l ı n d a ona olan şey kalıcı bir d e ğ i ş i k l i k değildi ama zaten içinde olan, m ü m k ü n olan bir şeyi görmüştü. Zen'de buna satori denir. Satori, bir V a r l ı k anıdır; z i h n i nizdeki sesten, düşünce sürecinden ve duygu olarak vücudunuzdaki y a n s ı m a l a r ı n d a n k ı s a bir an için uzaklaşmaktır. Daha önce bir düşünce ve duygu k a r m a ş a s ı n ı n var olduğu yerde, ş i m d i bir boşluk olmasıdır. D ü ş ü n e n z i h i n V a r l ı ğ ı anlayamaz ve bu yüzden s ı k s ı k yanlış yorumlar. Size umursamadığınızı, mesafeli olduğunuzu, hiçbir şekilde şefkat duymadığınızı söyler. Gerçekte ise bağlantı k u r u y o r s u n u z d u r ama bunu duygu ve düşünceden çok daha derin bir seviyede yapıyorsunuzdur. A s l ı n d a , o seviyede gerçek bir birleşme söz konusudur. V a r l ı ğ ı n dinginliğinde, kendi içinizdeki ve k a r ş ı n ı z d a k i k i ş i n i n içindeki biçimi olmayan özü bir hissedersiniz. Kendinizdeki ve karşınızdaki kişideki b i r l i ğ i bilmek, gerçek sevgi, gerçek ilgi, gerçek şefkattir.

VAR OLMANIN GÜCÜ derin acıya neden olan bir olayla ilgilidir. Örneğin, ebev e y n l e r i s ü r e k l i para konularında t a r t ı ş a n bir ailede büyüyen bir çocuk, onların para konusundaki korkular ı n ı benimseyerek sadece parasal konular söz k o n u s u olduğunda tetiklenen bir acı beden geliştirebilir. Böyle bir çocukluk y e t i ş k i n l i ğ e ulaştığında, son derece önems i z rakamlar söz k o n u s u olduğunda bile parayla i l g i l i olarak kolayca öfkelenebilir. B u n u n ötesinde aslında hayatta kalma d ü r t ü s ü ve yoğun bir k o r k u vardır. Kend i l e r i n i r u h s a l - ya da diğer bir deyimle, görece bilinçli - insanlar olarak tanıdığım birçoklarının, telefonda emlakçılarıyla ya da borsa s i m s a r l a r ı y l a k o n u ş u r k e n bağırıp çağırdıklarına, suçladıklarına ve hatta tehditler sav u r d u k l a r ı n a çok kez t a n ı k oldum. B ü t ü n sigara paketl e r i n i n üzerinde sağlığa z a r a r l ı o l d u k l a r ı yönünde bir uyarı bulunduğu gibi, belki bütün paraların ve hisse sen e t l e r i n i n üzerinde de benzer bir ifade bulunmalı: "Para acı bedeni harekete geçirebilir ve tam bir b i l i n ç s i z l i ğe yol açabilir." Çocukluğunda ebeveynlerinden b i r i ya da her i k i s i tarafından t e r k e d i l m i ş bir k i ş i , muhtemelen t e r k edilmeyle i l g i l i bir olayla k a r ş ı l a ş t ı ğ ı n d a tetiklenen ağır bir acı beden g e l i ş t i r m i ş olabilir. Havaalanına k e n d i s i n i almaya gelirken birkaç dakika geciken bir dost ya da eve biraz geç gelen bir eş, ciddi bir acı beden k r i z i n e yol açabilir. Eğer e ş l e r i onları t e r k eder ya da ölürse, böyle bir durumda doğal olan duyguları, çok daha a ş ı r ı uçlara kayar. Yoğun acılara, uzun s ü r e n özlemlere, dinmeyen bir depresyona veya saplantılı öfkeye neden olabilir. 201

TETİKLEYİCİLER B a z ı acı bedenler, sadece tek türde bir tetikleyiciye ya da duruma tepki verir. Bu durum, genellikle geçmişte 186

ECKHART TOLLE Çocukluğunda babası tarafından f i z i k s e l tacize uğram ı ş bir kadın, herhangi bir erkekle y a k ı n i l i ş k i y e girdiğinde kolayca tetiklenen bir acı beden g e l i ş t i r m i ş olabil i r . B u n a ek olarak, acı bedenini o l u ş t u r a n duygu, onu babasmmkine benzeyen bir acı bedene sahip bir adama doğru çekebilir. Böyle bir durumda k a d ı n ı n acı bedeni, aynı acıyı daha fazla verebileceğini h i s s e t t i ğ i birine k a r ş ı manyetik çekim yaratabilir. Bu acı bazen âşık. olmak şeklinde y a n l ı ş yorumlanabilir. İstenmeden doğan ve annesi tarafından ilgilenilmeyen, çok az sevgi gören bir çocuk, y e t i ş k i n l i ğ e ulaştığında hem a n n e s i n i n sevgisine ve ilgisine k a r ş ı yoğun özlem duyan hem de kendisinden bunları esirgediği için annesinden nefret eden bir acı beden g e l i ş t i r m i ş olabil i r . Bu durumda, k a r ş ı l a ş t ı ğ ı t ü m kadınlar acı bedenin i n i h t i y a ç l a r ı n ı tetikleyecek, bu d u r u m k e n d i s i n i o kad ı n l a r ı baştan çıkarma a r z u s u y l a ifade edecektir. Bu konuda tam anlamıyla uzman olacağı ş ü p h e s i z d i r ama bir i l i ş k i fazla y a k ı n bir hal almaya başladığında ya da bir şekilde k a r ş ı s ı n d a k i kadından beklenmedik bir hareket gördüğünde, acı bedeninin anne figürüne k a r ş ı öfkesi tetiklenecek ve i l i ş k i y i sabote edecektir. Kendi acı bedeninizi her ortaya çıktığında t a n ı m a y ı öğrendiğinizde, hangi türde t e t i k l e r i n onu harekete geçirdiğini de çok geçmeden ö ğ r e n i r s i n i z . Bu t e t i k l e r kend i l e r i n i h i s s e t t i r d i k l e r i n d e , onları olduğu gibi, t a r a f s ı z ca görmeli ve hemen y ü k s e k bir f a r k ı n d a l ı k d u r u m u n a geçmelisiniz. B i r i k i saniye içinde, acı bedenin harekete geçişiyle b i r l i k t e ortaya çıkan duygusal t e p k i y i de h i s 188

VAR OLMANIN GUCU sedersiniz ama tam bir farkındalık durumunda kalarak k e n d i n i z i onunla özdeşleştirmezseniz, acı bedeniniz s i z i k o n t r o l ü altına alamaz ve z i h n i n i z d e k i ses haline gelemez. O anda eşinizle b i r l i k t e y s e n i z , ona şöyle diyebilirs i n i z : "Az önce söylediğin şey, acı bedenimi harekete geçirdi." E ş i n i z l e , b i r i n i z diğerinin acı bedenini harekete geçiren bir şey söylediği ya da yaptığı her seferinde, birb i r i n i z e bunu bildirmek için anlaşın. Bu şekilde, acı beden kendini dramlar sayesinde daha fazla besleyemez ve s i z i bilinçsizliğe çekmek yerine, tamamen şimdide kalmanıza yardımcı olur. Acı beden ortaya çıktığı her seferinde şimdide kalmayı becerebilirseniz, acı bedenin olumsuz duygusal enerjis i n i n bir k ı s m ı yanacak ve böylece Varlığa dönüşecektir. Acı bedenin geri kalanı çabucak geri çekilecek ve daha iyi bir f ı r s a t ı n çıkmasını bekleyecektir; yani, daha az bilinçli olduğunuz bir zamanı kollayacaktır. Acı beden için daha iyi bir f ı r s a t , Varlığı kaybettiğinizde gelebilir ve bu da birkaç kadeh alkol aldıktan sonra ya da bir aksiyon f i l m i seyrederken olabilir. En m i n i k olumsuz duygu bile - s i nirlenmek ya da endişelenmek gibi - acı bedenin geri döneceği bir kapı açabilir. Acı bedenin s i z i n bilinçsizliğinize ihtiyacı vardır. Varlığın ışığına tahammül edemez.

BİR UYANDIRICI

O L A R A K ACI

BEDEN

İ l k bakışta, acı beden i n s a n l ı ğ ı n yeni b i l i n c i n i n y ü k s e l i ş i n d e k i en b ü y ü k eııgelmiş gibi görünebilir. Z i h n i 189

ECKHART TOLLE n i z i m e ş g u l eder, d ü ş ü n c e l e r i n i z i k o n t r o l eder ve çarp ı t ı r , i l i ş k i l e r i n i z e z a r a r v e r i r v e bütün e n e r j i alanın ı z ı kaplayan bir kara b u l u t gibi gelir. S i z i b i l i n ç s i z b ı r a k m a , y a n i k e n d i n i z i tamamen z i h i n v e duyguyla tanımlamanızı sağlamaya eğilimlidir. Sizi tepkisel k ı l a r , kendi içinizde ve e t r a f ı n ı z ı saran dünyada muts u z l u ğ u a r t ı r a c a k ş e y l e r y a p m a n ı z a ya da söylemenize neden o l u r . A m a m u t s u z l u ğ u n u z arttıkça, a y n ı zamanda hay a t ı n ı z d a k i s o r u n l a r da artar. V ü c u t daha fazla s t r e si k a l d ı r a m a d ı ğ ı için, bir h a s t a l ı k ya da s i n i r bozukluğu g e l i ş t i r e b i l i r . B e l k i acı beden kötü bir ş e y i n olm a s ı n ı istediği için bir kaza geçirebilir, büyük bir çat ı ş m a y a g i r e b i l i r ya da f i z i k s e l şiddete b a ş v u r a b i l i r s i niz. Ya da her şey o kadar b ü y ü k bir y ü k haline gelir ki artık mutsuz hayatınıza devam edemeyeceğinizi h i s s e d e r s i n i z . Ne var ki acı beden de s i z olmadan var olamaz. Acı bedenin kontrolü altına g i r d i ğ i n i z her seferinde ve bunu f a r k etmediğinizde, egonuzun bir parçası haline gelir. K e n d i n i z i tanımladığınız her şey, egoya eklenir. Acı beden, egonun kendini tanımlayabileceği en güçlü şeylerden b i r i d i r ; t ı p k ı acı bedenin de kendini yenileyebilmek için egoya ihtiyaç duyduğu gibi. Ama bu kötü niyetli ittifak bir noktadan sonra bozulmak zorunda kalabilir. T ı p k ı e l e k t r i k l e çalışan bir aletin fazla e l e k t r i k yüklendiğinde arızalanması gibi, acı beden de egosal z i h i n y a p ı s ı için fazla ağır hale geldiğinde, onunla güçlenmek yerine yıpranmaya başlar. 190

VAR OLMANIN GÜCÜ Güçlü acı bedenlere s a h i p i n s a n l a r , genellikle hay a t l a r ı n d a a r t ı k dayanamayacaklarını, daha fazla acı ve d r a m ı k a l d ı r a m a y a c a k l a r ı n ı h i s s e t t i k l e r i bir noktaya g e l i r l e r . B i r i bunu son derece açık ve y a l ı n bir şekilde şöyle ifade e t m i ş t i : " M u t s u z olmaya doydum a r t ı k . " B a z ı i n s a n l a r , benim de başıma geldiği gibi, a r t ı k k e n d i l e r i y l e yaşayamayacaklarını l i r . A k u t duygusal acıları, mutsuz benliği yaratan hissedebilirler. O zaman içsel h u z u r en büyük öncelik haline geböyle d u r u m l a r d a o n l a r ı zihinsel-duygusal yapıları

bozmaya zorlar. Bu olduğunda, ne m u t s u z l u k hikâyel e r i n i n ne de d u y g u l a r ı n ı n k e n d i l e r i olmadığını, kendilerinin bilinen değil, bilen olduklarını anlarlar. Böyle bir durumda acı bedenleri o n l a r ı b i l i n ç s i z l i ğ e çekmek y e r i n e , u y a n d ı r ı c ı görev yapar ve o n l a r ı V a r l ı k d u r u m u n d a kalmaya z o r l a r . Ama ş i m d i gezegen üzerinde gözlemlediğimiz benzeri görülmemiş b i l i n ç s i z l i k yüzünden, birçok k i ş i a r t ı k acı bedenlerinden a y r ı l m a k için çok fazla acıya katlanmak zorunda değildir. B o z u k bir duruma geri kaydıklar ı n ı h i s s e t t i k l e r i her seferinde, düşünce ve duyguyla tanımlama durumundan çıkıp V a r l ı k durumuna girme seçeneğine sahiptirler. B u n u yaparak, direnci bir kenara bırakabilir, uyanık kalarak kendi içlerinde ve etraflarında olup bitenleri anda izleyebilirler. î n s a n e v r i m i n i n bir s o n r a k i adımı kaçınılmaz değildir ama gezegenimizin tarihinde i l k kez, bilinçli bir tercih olabilir. Peki bu seçimi k i m yapıyor? S i z . S i z k i m s i niz? K e n d i n i n bilincine varan b i l i n ç l i l i k . 201

ECKHART TOLLE ACI BEDENDEN KURTULMAK

VAR OLMANIN GÜCÜ H o ş u n u z a gitmeyebilir ama s i z i öldürmez de. Unutmay ı n , duygu s i z değilsiniz. Acı bedeni hissettiğinizde, sizde bir sorun olduğunu düşünme hatasına düşmeyin. Kendinizi sorunlu biri olarak görmeniz egonun çok hoşuna gider. B i l m e n i n arkasından kabullenme gelmelidir. Başka bir şey yine süreci t e r s i n e çevirebilir. Kabullenmek, kendinizi şu anda olduğunuz gibi h i s s e t m e k için kendinize i z i n vermektir. B i r şey şu anda nasılsa öyledir, bunu şu anda değiştirmek için yapabileceğiniz bir şey yoktur. Şey, pekâlâ, bir şey y a p a b i l i r s i n i z ama bu da acı çekmenize neden olur. İ z i n vermekle, gerçek k i m l i ğ i n i z e b ü r ü n ü r s ü n ü z : D e r i n , geniş, engin. A r t ı k egonun kendini algıladığı gibi bir parça değil, bütünün kendisi o l u r s u n u z . T a n r ı ' n ı n doğas ı y l a bir olan gerçek doğanız ortaya çıkar.

İ n s a n l a r ı n s ı k s ı k sorduğu bir s o r u şudur: "Acı bedenden k u r t u l m a k ne kadar s ü r e r ? " B u , k i ş i n i n acı bedenin i n yoğunluğuna ve V a r l ı k d u r u m u n u n yoğunluğu ya da derecesine göre değişir. Ama gerek kendinizde gerekse e t r a f ı n ı z d a k i k i ş i l e r d e yol açtığınız acının nedeni acı beden değil, kendini acı bedenle tanımlama eğilimidir. S i z i t e k r a r t e k r a r geçmişi yaşamaya ve b i l i n ç s i z l i ğ i n i z i s ü r d ü r m e y e zorlayan şey acı bedeniniz değil, k e n d i n i z i onunla t a n ı m l a m a n ı z d ı r . Dolayısıyla, daha önemli bir s o r u şu olmalıdır: " K e n d i m i acı bedenimle tanımlamaktan k u r t u l m a m ne kadar sürer?" İ ş t e bunun cevabı da şu: Hiç zaman almaz. Acı beden harekete geçtiğinde, h i s s e t t i ğ i n i z şeyin acı bedeniniz olduğunu bilin. Kendinizi acı bedenle tanımlamaktan k u r t u l m a k için ihtiyacınız olan tek şey, bu bilgidir. Kend i n i z i onunla tanımlamaktan vazgeçtiğinizde, değişim başlar. B i l m e k , e s k i duyguların z i h n i n i z e y ü k s e l m e s i n i ve sadece içsel k o n u ş m a n ı n k o n t r o l ü n ü değil, başka insanlarla p a y l a ş ı m l a r ı n ı z ı ve d a v r a n ı ş l a r ı n ı z ı da kontrol ü n ü ele a l m a s ı n ı engeller. Dolayısıyla, acı beden s i z i daha fazla kullanamaz ve s i z i n sayenizde k e n d i s i n i yenileyemez. E s k i duygu bir s ü r e hâlâ içinizde yaşamaya ve zaman zaman ortaya çıkmaya devam edebilir. S i z i arada bir k e n d i n i z i onunla tanımlamaya k a n d ı r a b i l i r ve bu da bilgiyi bir süre için engelleyebilir ama u z u n süre için değil. E s k i duyguları durumlara yansıtmamak, onlarla doğrudan kendi içinizde y ü z l e ş m e k demektir. 192

193

7. Bölüm
GERÇEKTE KİM OLDUĞUNUZU BULMAK

Gnothi Seauton - Kendini B i l .

Bu sözler, Delphi'deki

Apollo Tapmağı'nın, yani kutsal Kâhin'in yerinin girişinde yazar. A n t i k Yunan uygarlığında, insanlar kendilerini nasıl bir yazgının beklediğini öğrenmek ya da belli bir konuda nasıl bir adım atmaları gerektiğini danışmak için kutsal Kâhin'e giderlerdi. Muhtemelen ziyaretçiler içeri girerken bu yazıyı okuduklarında, aslında Kâhin'in bile onlara söyleyemeyeceği kadar derin bir gerçeği y a n s ı t t ı ğ ı n ı bilemezlerdi. Ne kadar büyük bir vahiy ya da t u t a r l ı bir bilgi alırlarsa alsınlar, muhtemelen bunun kendilerini daha fazla m u t s u z l u k ve acıdan kurtaramayacağını da anlamazlardı. Gerçekte bu sözlerin barındırdığı anlam şudur: Başka hiçbir soru sormadan önce, hayatının en temel s o r u s u n u sor: Ben kimim?

171

ECKHART TOLLE Bilinçsiz insanlar - ve birçoğu hayatları boyunca kendi egolarının tutsağı olarak bilinçsiz kalmaya devam ederler - size hemen k i m olduklarını söylerler: İsimlerini, mesleklerini, k i ş i s e l tarihlerini, vücutlarının biçimini ya da durumunu ve kendilerini tanımladıkları diğer her şeyi. B a z ı l a r ı kendilerini ölümsüz ya da ilahi ruhlar olarak gördükleri için, bir anlamda onlardan daha ileri seviyede olabilirler. Peki kendilerini gerçekten tanıyorlar mı, yoksa sadece zihinlerindeki kavrama kulağa biraz ruhsal görünen birtakım özellikler mi ekliyorlar? Kendini bilmek, bir dizi f i k i r ya da inancı benimsemekten çok daha derinlere uzanır. Ruhsal f i k i r l e r ve inançlar, yararlı göstergeler olabilir ama kendi başlarına gerçekte kim olduğunuzu açıklamak konusunda kesinlikle yeterli olamazlar. Kendini bilmenin zihninizde dolaşan fikirlerle hiçbir ilgisi yoktur. Kendini bilmek, zihinde kaybolmaktan ziyade Varlığa dayanmalıdır.

VAR OLMANIN GUCU olan, yaptıklarınız ve verdiğiniz tepkilerdir. Dolayısıyla kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: Beni rahatsız eden, öfkelendiren ve üzen şeyler neler? Eğer küçük şeyler s i z i üzüyor ve sinirlendiriyorsa, o zaman kendin i z i n de öyle olduğunuzu düşünüyorsunuzdur; yani küçük. Bilinçaltmızdaki inarîç budur. Peki küçük şeyler neler olabilir? Aslında her şey küçük ve önemsizdir, çünkü her şey gelip geçicidir. "Ölümsüz bir ruh olduğumu biliyorum," ya da " B u çılgın dünyadan bıkıp usandım, tek istediğim biraz huzur," diyebilirsiniz; ama ancak telefon çalana kadar. Kötü haber: Borsa çöktü; anlaşma bozuldu; arabanız çalındı; kayınvalideniz geldi; yolculuğunuz iptal edildi, sözleşme bozuldu; eşiniz s i z i terk etti; daha fazla para istiyorlar; bunun s i z i n hatanız olduğunu söylüyorlar. Aniden endişelenir ve öfkelenirsiniz. Sesiniz sertleşir: "Buna daha fazla dayanamıyorum." Başkalarını suçlar, onlara saldırır, kendinizi savunur ve haklı çıkarmaya çalışırsınız; üstelik hepsi otomatik pilota bağlanmış şekilde olur.

KİM OLDUĞUNUZU DÜŞÜNÜYORSUNUZ? K i m l i k duygunuz, ihtiyaçlarınızı ve s i z i n için hayatta önemli olan şeyleri belirlemenizi sağlar; s i z i n için önemi olan şeyler ise, aynı zamanda s i z i üzme ve rahatsız etme potansiyeline de sahiptir. Bunu, kendinizi ne kadar derinden tanıdığınızı anlamak için bir k r i t e r olarak k u l l a n a b i l i r s i n i z . S i z i n için önemli olan şey, söyled i k l e r i n i z ya da inançlarınızla i l g i l i olmak zorunda değildir; s i z i n için asıl önemli olan şeyleri ele verecek 197 202 197

Açıkça görüldüğü gibi, şimdi kendiniz için az önce başka bir şey istemediğinizi söylediğiniz halde, huzurdan çok daha önemli olan başka bir şey vardır ve artık ölümsüz bir ruh olduğunuzu düşünmezsiniz bile. Anlaşma, para, sözleşme, kayıp ya da kayıp tehlikesi daha önemlidir. K i m için? Az önce sözünü ettiğiniz ölümsüz ruh için mi? Hayır, egonuz için. Küçük benliğiniz, geçici olan şeylerde güvenlik veya tatmin aramakta, bulamadığı için de öfkelenmektedir. Eh, en azından şimdilik gerçekte k i m olduğunuzu düşündüğünüzü biliyorsunuz.

ECKHART TOLLE Eğer i s t e d i ğ i n i z şey gerçekten h u z u r s a , h u z u r u seçersiniz. Eğer s i z i n için en önemli şey gerçekten h u z u r sa ve k e n d i n i z i n gerçekten ölümsüz bir r u h olduğunuza i n a n ı y o r s a n ı z , zorlayıcı i n s a n l a r l a ya da d u r u m l a r l a k a r ş ı l a ş t ı ğ ı n ı z d a tepki v e r m e z s i n i z ve tamamen uyanık k a l ı r s ı n ı z . D u r u m u hemen k a b u l l e n i r s i n i z ve k e n d i n i z i ondan a y ı r m a k yerine, onunla b i r l e ş i r s i n i z . Sonra, uyan ı k l ı ğ ı n ı z sayesinde bir cevap gelir. Cevap veren gerçek s i z s i n i z d i r (bilinç), olduğunuzu sandığınız kişi değil (küçük ben ya da ego). Son derece güçlü ve e t k i l i olduğundan, hiçbir d u r u m u ya da i n s a n ı düşman olarak görmesine gerek y o k t u r . Dünya sürekli olarak s i z i n için gerçekten neyin önemli olduğunu gözünüze sokarak, k i m l i ğ i n i z l e i l g i l i k e n d i n i z i u z u n süre k a n d ı r m a n ı z ı engeller. Özellikle bir sorunla k a r ş ı l a ş t ı ğ ı n ı z zaman insanlara ve durumlara tepki verme ş e k l i n i z , k e n d i n i z i ne kadar i y i tanıdığ ı n ı z ı n en gerçekçi göstergesidir. Kendinizle i l g i l i ne kadar s ı n ı r l ı , ne kadar dar bir egosal bakış açınız varsa, başkalarının egosal s ı n ı r l a r ı n a o denli tepki v e r i r s i n i z . O n l a r ı n "hatalarını" ya da hataları olarak algıladığınız şeyleri, onların k i m l i ğ i olarak yor u m l a r s ı n ı z . Yani sadece onların egolarını görür ve dolay ı s ı y l a kendi egonuzu güçlendirirsiniz. B a ş k a l a r ı n ı n egol a r ı n ı n içinden bakmak yerine, egonun kendisine bakars ı n ı z . Peki egoya bakan kimdir? S i z i n egonuz elbette. F a z l a s ı y l a bilinçsiz insanlar, kendi egolarını başka insanlardaki yansımalarından deneyimlerler. Başkalarında tepki verdiğiniz şeyin aslında sizde de olduğunu anla199 208 199 BOLLUK

VAR OLMANIN GÜCÜ dığımzda, kendi egonuzun farkına varmaya başlarsınız. Bu noktada, başkalarının size yaptığını sandığınız şeyleri başkalarına yaptığınızı da fark edebilirsiniz. O zaman da kendinizi kurban olarak görmekten vazgeçersiniz. S i z ego değilsiniz, dolayısıyla kendi egonuzun f a r k ı na v a r m a n ı z , k i m olduğunuzu bildiğiniz anlamına gelmez; sadece k i m olmadığınızı bildiğiniz anlamına gelir. Ama k i m olmadığınızı bilmek, gerçekte k i m olduğunuzu bilmek yolundaki en büyük engeli aşmak demektir. K i m s e size k i m olduğunuzu söyleyemez. Eğer söylerse, bu başka bir kavram olur ve yine değişemezsiniz. K i m l i k , i n a n ç s ı z l ı ğ ı gerektirir. Aslında, her inanç bir engeldir. Zaten her k i m s e n i z o olduğunuzdan, k i m olduğ u n u z u n f a r k ı n d a olmanıza bile gerek y o k t u r . Ama farkındalık olmadan, gerçek k i m l i ğ i n i z i bu dünyaya gösteremezsiniz. Gerçek k i m l i ğ i n i z , ifade edilmemiş bir şekilde olduğu yerde kalır. O zaman da bankada 100 milyon doları v a r k e n sokakta dilenen y o k s u l bir adam gibi o l u r s u n u z , çünkü onun da sahip olduğu z e n g i n l i k ifadesini bulmamıştır.

K i m l i ğ i n i z l e i l g i l i düşünceniz, aynı zamanda başkalarından k a r ş ı l a ş t ı ğ ı n ı z ı düşündüğünüz davranışlarla da yakından ilgilidir. Birçok k i ş i , başkalarının kendilerine yeterince iyi davranmadığından şikayet eder. 'Yeterince saygı, ilgi, t a k d i r görmüyorum," derler. "Benden yararla-

ECKHART TOLLE nıyorlar." Böyle kişiler, etraflarındaki insanlar nazik davrandığında şüphelenirler. "Beni kullanmak istiyorlar, benden yararlanmak istiyorlar. Kimse beni sevmiyor." Olduklarını düşündükleri k i ş i l i k şöyle biridir: "Ben, ihtiyaçları karşılanmayan aciz bir 'küçük ben'im." Kimlikleriyle ilgili bu temel yanlış kanı, bütün ilişkilerinde bir bozukluk yaratır. Verecek bir şeyleri olmadığına ve dünyanın veya diğer insanların onları ihtiyaçları olan şeyden mahrum bıraktığına inanırlar. Bütün gerçeklikleri, kimlikleriyle ilgili sahte duygulara dayalıdır. Bu özellikleri durumları sabote eder ve bütün i l i ş k i l e r i n i bozar. Eğer e k s i k l i k düşüncesi kendi kimliğinizin bir parçası haline gelirse, daima e k s i k l i k yaşarsınız. Zaten hayatınızda olan güzellikleri fark edip değerlendirmek yerine, gördüğünüz tek şey e k s i k l i k olur. Hayatınızda zaten var olan güzelliği fark edip değerlendirmek, bütün bollukların temelidir. Gerçek şu: Dünyanın s i z i neden mahrum ettiğini düşünüyorsanız, siz de dünyayı aynı şeyden mahrum edersiniz, çünkü kendinizin küçük olduğunuzu ve verecek hiçbir şeyiniz olmadığını düşünürsünüz. Şunu birkaç hafta boyunca deneyin ve gerçekliğinizi nasıl değiştireceğini kendi gözlerinizle görün: İnsanlar ı n sizden esirgediğini düşündüğünüz her şeyi - övgü, takdir, yardım, sevgi, ilgi vb. - onlara verin. Bunlara sahip olmadığınızı mı düşünüyorsunuz? Sahipmişsiniz gibi yapın, kendiliklerinden gelirler. Vermeye başladıktan kısa süre sonra, almaya da başlarsınız. Vermediğiniz bir şeyi alamazsınız. Dışarı akış, içeri akışı belirler. Dünyanın sizden esirgediğini düşündüğünüz şeye zaten 200

VAR OLMANIN GUCU sahipsiniz ama dışarı akmasına izin vermediğiniz sürece, sahip olduğunuzu bile bilemeyeceksiniz. Bütün bolluğun kaynağı s i z i n dışınızda değildir. Kimliğinizin bir parçasıdır. Ama önce kendi dışınızdaki bolluğu görüp takdir ederek başlayın. Etrafınızdaki hayatın doluluğunu hissedin. Teninize vuran güneşin sıcaklığı, bir çiçekçi dükkanının önünde sergilenen çiçeklerin muhteşem renkleri, lezzetli bir meyvenin ağzınızda dağılışı ya da gökyüzünden dökülen suyla s ı r ı l s ı k l a m olmak. Hayatın doluluğunu her adımınızda görebilirsiniz. Etrafınızı saran bolluğu fark etmek, içinizde uyuyan bolluğu uyandırmanızı sağlar. O zaman da dışarı akmaya başlar. B i r yabancıya gülümsediğinizde, bir enerji akışı olur. Verici konumuna gelirsiniz. Kendinize s ı k s ı k şunu sorun: "Burada ne verebilirim; bu kişiye, bu duruma nasıl hizmet edebilirim?" Bolluğu hissetmek için herhangi bir şeye sahip olmanıza gerek yoktur ama bolluğu hissederseniz, her şey size doğru akmaya başlar. Bolluk, zaten ona sahip olana gelir. Bu biraz haksızlık gibi görünebilir ama aslında değildir. Bu evrensel bir kanundur. Bolluk ve kıtlık, içsel gerçekliğinizin dışa yansımasından ibarettir. İsa bunu şöyle söylemişti: "Çünkü kendisinde bulunana daha çok verilecek, hiçbir şeyi olmayandan elindeki bile alınacaktır."

KENDİNİ BİLMEK VE KENDİN HAKKINDA BİLMEK Bulacaklarınızdan korktuğunuz için kendinizi tanımak istemiyor olabilirsiniz. Birçok k i ş i gizlice kötü ol202 200

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GUCU

duğundan korkar. Ama kendi hakkınızda bulabileceğiniz hiçbir şey siz değilsiniz. Kendi hakkınızda bilebileceğiniz hiçbir şey siz değilsiniz. B a z ı l a r ı k o r k u yüzünden k i m olduklarını bilmek istemezken, bazıları da kendileri hakkında dinmek bilmeyen bir merak duyarlar ve sürekli olarak daha fazlasını öğrenmek isterler. Kendinize k a r ş ı duyduğunuz hayranlık yüzünden y ı l l a r ı n ı z ı psikanalizlerle geçirebil i r , çocukluğunuzun bütün detaylarına inebilir, gizli korkularınızı ve isteklerinizi ortaya çıkarabilir, kişiliğinizi gösterdiğini sandığınız makyaj katmanlarını birbiri ardına kaldırabilirsiniz. On y ı l sonra, terapist sizden sıkılabilir ve analizin bittiğini söyleyebilir. B e l k i size beş bin sayfalık bir dosya gönderir: "İşte hakkınızdaki her şey. S i z busunuz." Ağır dosyayı evinize taşırken, nihayet k i m olduğunuzu öğrenmenin getirdiği i l k tatmin duygusu, yavaş yavaş yerini tatminsizliğe, bir e k s i k l i k duygusuna ve hakkınızda bundan daha fazlası olması gerektiği yönündeki kuşkulara bırakır. Gerçekten de daha fazlası vardır; belki gerçeklerin sayısı açısından değil ama derinlik boyutunun niteliği açısından. Kendiniz hakkında bilmeyi kendinizi bilmekle karıştırmadığınız sürece, psikanalizlerin ya da geçmişinizle i l g i l i bir şeyler öğrenmenin kötü bir tarafı yoktur. Sizinle ilgili beş bin sayfalık dosyaya gelince: Geçmişle şartlanmış zihninizin içerdiği her şey. Psikanaliz ya da içsel gözlem sayesinde öğreneceğiniz her şey sizin hakkınızdadır. Ama bu siz değilsiniz. Egonun ötesine geçmek, içerikten çıkmaktır. Kendinizi bilmek, kendiniz olmak202

t ı r ve kendinizi bilmek, kendinizi içerikle tanımlamaktan vazgeçmek demektir. Çoğu k i ş i , kendini hayatının içeriğiyle tanımlar. Algıladığınız, deneyimlediğiniz, yaptığınız, düşündüğünüz ya da hissettiğiniz her şey, içeriktir. İçerik, çoğu insanın dikkatini tamamen ürerine çeken şeydir. "Hayatım" dediğinizde, siz olan hayattan değil, sahip olduğunuz ya da sahip olduğunuzu sandığınız hayattan söz edersiniz. B u n u yaparken, içeriği kastedersiniz; yaşınız, sağlığınız, ilişkileriniz, maddi durumunuz, i ş i n i z , yaşam standartlarınız, zihinsel ve duygusal durumunuz. Hayatınızın içsel ve harici şartları, geçmişiniz ve geleceğiniz, hepsi içerik alemine aittir; tabii olaylar da öyle. Peki içerikten başka ne var? İçeriğin olmasını mümkün kılan şey; yani içsel bilinçlilik. alanı.

KAOS VE DAHA YÜKSEK DÜZEN Kendinizi sadece içerik açısından bildiğinizde, sizin için neyin i y i veya neyin kötü olduğunu bildiğinizi de sanırsınız. Olaylar arasında "benim için i y i olanlar" ve "benim için kötü olanlar" şeklinde bir ayırım yaparsınız. Bu, her şeyin iç içe geçtiği hayatın bütünlüğünün eksik ve parçalanmış bir algısıdır; çünkü her olayın gerekli bir yeri ve bir fonksiyonu vardır. Bütünlük, nesnelerin yüzeysel görünüşlerinden, parçalarının toplamından, hayatınızdaki veya dünya üzerindeki her şeyden fazladır.
203

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GUCU

Gerek kendi hayatlarımızda ve gerekse insanlık tarihinde bazen rasgele veya kaotik gibi görünen olayların arasında, daha yüksek bir düzen ve amaç yatar. Zen bunu şu şekilde güzelce ifade eder: "Kar yağdığında, her tanesi uygun bir yere düşer." Bu yüksek düzeni üzerinde düşünerek anlamamız mümkün değildir, çünkü üzerinde düşündüğümüz şey içeriktir; ama daha yüksek düzen, biçimi olmayan bilinç aleminden yükselir, yani evrensel zekadan. Ama onu görebilir, kendimizi ona uyumlandırabilir, o daha yüksek düzenin gerçekleşmesi için aktif ve bilinçli katılımcılar haline gelebiliriz. însanın henüz girmediği bir ormana girdiğimizde, düşünen zihnimizin etrafta göreceği tek şey düzensizlik ve kargaşadır. Her tarafta çürüyen maddelerin arasından yeni canlar ortaya çıktığı için, yaşam (iyi) ve ölüm (kötü) arasındaki ayrımı bile yapamaz. Ancak kendi içimizde dinginliğimizi korur ve düşüncelerimizin gürültüsünü bastırabilirsek, burada kendine ait bir uyum, bir kutsallık, her şeyin mükemmel bir yere sahip olduğu daha yüksek bir düzen olduğunu hissedebiliriz. Zihin, bakımlı bir parkta daha rahat eder, çünkü düşünceyle planlanmış bir yerdir; organik olarak oluşmamıştır. Burada, zihnin anlayabildiği bir düzen vardır. Ormanda ise, zihne karmaşa gibi görünen kavranamaz bir düzen vardır. Zihinsel i y i ve kötü kavramlarının ötesindedir. Onu düşünceyle anlayamazsınız ama düşünceleri bir kenara attığınızda, anlamaya ve açıklamaya çalışmadığınızda, onu hissedebilirsiniz. Ancak o zaman ormanın kutsallığını fark edebilirsiniz. O gizli uyumu,
204

o kutsallığı hissettiğiniz anda, ondan ayrı olmadığınızı anlarsınız ve bunu anladığınızda da bilinçli bir katılımcısı olursunuz. Bu şekilde, doğa kendinizi yaşamın bütünlüğüyle uyumlu hale getirmenize yardım edebilir.

İYİ VE KÖTÜ Hayatlarının bir noktasında, çoğu insan yaşamda sadece doğum, büyüme, başarı, i y i sağlık, zevk ve kazanma olmadığını, aynı zamanda kayıplar, başarısızlıklar, hastalık, yaşlılık, acı ve ölüm gibi kavramların da olduğunu fark eder. Geleneksel olarak bunlar "iyi" ve "kötü" diye adlandırılmıştır. İnsanların yaşamlarının "anlamı" genellikle "iyi" diye tanımladıkları şeylere odaklanır ama i y i sürekli olarak çökme, yıkılma, bozulma tehdidi altındadır; anlamsızlık ve "kötü" şeylerle tehdit edildiğinde, açıklamalar yetersiz kalır ve hayat anlamını kaybetmeye başlar. Ne kadar çok sigorta poliçesine sahip olursa olsun, er ya da geç düzensizlikler insanın hayatına girecektir. Kayıp ya da kaza, hastalık, sakatlık, yaşlılık ya da ölüm şeklinde olabilir. Yine de, insanın özel hayatında ciddi bir sorunun patlak vermesi ve zihinsel açıdan tanımlanan anlamın yok olması, daha yüksek bir düzenin başlangıcı anlamına gelebilir. Bu dünyanın bilgeliği nedir? Düşüncenin hareketi ve dolayısıyla büyük ölçüde düşünceyle tanımlanan anlam. Düşünce, bir durum ya da olayı sınırlar ve onu iyi ya da kötü diye sınıflandırır; sanki ayrı bir varlığı söz ko202 204

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GUCU

nusuymuş gibi. Düşünmeye fazla dayanırsak, gerçeklik parçalanmaya başlar. Bu parçalanma bir illüzyondur ama içine sıkıştığınızda son derece gerçek gibi görünür. Yine de, evren her şeyin birbirine bağlı olduğu ayrılmaz bir bütündür ve hiçbir şey birbirinden kopuk değildir. Bütün nesnelerin ve olayların daha derin içsel bağlıl ı k l a r ı , sonuçta "iyi" ve "kötü" şeklindeki zihinsel tanımlamaların sadece illüzyon olduğunu gösterir. Daima s ı n ı r l ı bir bakış açısı sunarlar ve dolayısıyla sadece geçici ve göreceli olarak doğrudurlar. Bu, bir piyangoda çok pahalı bir araba kazanan bilge adamın hikâyesinde açıkça görülebilir. Ailesi ve dostları onun için çok sevinerek kutlamaya geldiler. "Harika değil mi?" dediler. "Çok şanslısın." Adam gülümsedi ve "Belki," dedi. B i r kaç hafta boyunca arabasını zevkle kullandı. Sonra bir gün sarhoş bir sürücü bir kavşakta arabasına çarptı ve sonunda adam kendisini hastanede buldu. Ailesi ve dostları onu görmeye geldiler. " B u gerçekten çok kötüydü." Adam yine gülümsedi ve "Belki," dedi. Kendisi hâlâ hastanedeyken, bir gece toprak kayması oldu ve evi denize gömüldü. E r t e s i gün yakınları tekrar geldi. "Hastanede olman ne büyük şans, değil mi?" Adam yine gülümsedi. "Belki." Bu bilge adamın "belki" yanıtı, olan bir olayı yargılamayı reddetmesidir. Olan bir şeyi etiketlemek yerine, olduğu gibi kabul etmekte ve daha yüksek düzenle bilinçli bir uyum içine girmektedir. Herhangi bir rasgele olayın resmin bütünündeki yerini z i h n i n görmesinin genellikle mümkün olmadığını bilmektedir. Ama gerçek
204

şu ki ne rasgele ya da tesadüfi olaylar ne de olayların birbirinden kopukluğu söz konusudur. Herhangi bir olayın en baştaki nedenini bulmak isterseniz, yaratılışın başlangıcına kadar geri dönmeniz gerekir. Kozmos kaotik değildir. Kozmos kelimesi bile düzen anlamına gelir. Bu insan zihninin kavrayabileceği bir düzen değildir; sadece zaman zaman bir parçasını yakalayabilir.

NELER OLDUĞUNA ALDIRMAMAK Büyük H i n t l i düşünür ve ruhsal öğretmen J. Krishnamurti, elli yıldan uzun bir süre boyunca bütün dünyayı dolaşarak, kelimelerle ifade edilemeyecek olan mesajını kelimelerle vermeye çabaladı. Hayatının sonlarına doğru yaptığı konuşmalarından birinde, seyircileri bir soruyla şaşırttı: " S ı r r ı m ı bilmek ister misiniz?" Herkes dikkat kesilmişti. Kalabalığın içinde y i r m i ila otuz yıldır onu dinledikleri halde öğretilerinin özünü yakalamayı başaramamış olan çok sayıda insan vardı. Sonunda, bütün bu yıllardan sonra, üstat onlara anlayışın anahtarını verecekti. "İşte sırrım," dedi. "Ne olduğuna aldırmıyorum." Daha fazla açıklamadı ve sanırım dinleyicileri öncekinden de daha çok şaşırmıştı. Ama bu basit ifadenin ilettiği mesaj aslında çok güçlüydü. Ne olduğuna aldırmadığımda, bunun mesajı nedir? İçsel olarak olanlarla uyum içinde olduğumu gösterir. "Ne olduğu" aslında an içinde durumun ne olduğudur
202 206

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

ama içeriği, andaki biçimi kastetmektedir. Ne olduğuyla uyum içinde olmak, olanlarla içsel dirençsizlik halinde bulunmaktır. Hiçbir şeyi zihinsel olarak i y i ya da kötü şeklinde tanımlamamak, sadece olduğu gibi bırakmaktır. Bu, hayatınızda bir değişim yaratmak için herhangi bir şey yapmayacağınız anlamına mı gelir? Hayır, tam aksine. Eylemlerinizin temeli şimdiki anla uyum içinde olduğunda, eylemleriniz Yaşam'ın kendi zekasıyla güçlenir.

lendi. B i r y ı l sonra, bebeğin annesi pişman bir tavırla anne ve babasına bebeğin gerçek babasının kasap dükkanında çalışan genç adam olduğunu söyledi. Anne ve baba, büyük bir mahcubiyetle Hakuin'in yanına gittiler ve binbir özür dileyerek kendilerini bağışlamasını dilediler. "Gerçekten çok üzgünüz. Bebeği geri almaya geldik. K ı z ı m ı z bebeğin babasının sen olmadığım i t i r a f etti." Hakuin hiç itiraz etmeden bebeği onlara verirken sakince sordu: "Öyle mi?" Üstat, yalana ve doğruya, kötü ya da i y i habere hep aynı şekilde k a r ş ı l ı k vermektedir: "Öyle mi?" Andaki

ÖYLE Mİ? Zen U s t a s ı Hakuin, Japonya'nın bir kasabasında yaşıyordu. Çok saygı duyulan bir adamdı ve birçok k i ş i ruhsal eğitim için ona gelirdi. B i r gün, kapı komşusunun ergenlik çağındaki k ı z ı n ı n hamile kaldığı öğrenildi. Öfkeli anne ve babası k ı z ı bebeğin babasıyla i l g i l i sorguladıklarında, sonunda k ı z onlara babanın Zen U s t a s ı Hak u i n olduğunu söyledi. Öfkeli anne-baba, hemen Hakuin'in yanma koştular ve ona bağıra çağıra k ı z l a r ı n ı n söylediği şeyi aktardılar. Hakuin sakince onlara baktı ve sadece şöyle k a r ş ı l ı k verdi: "Öyle mi?" Skandalin haberi bütün kasabaya yayıldı ve hatta ötesine taştı. Üstat ününü kaybetti. Bu onu hiç endişelendirmedi. Kimse artık onu ziyarete gelmiyordu. Yine etkilenmedi. Çocuk doğduğunda, k ı z ı n anne ve babası bebeği Hakuin'e getirdiler. "Babası sensin, ona sen bakacaksın," dediler. Üstat bebeği sevgiyle koruyup ilgi208

durumun olması gerektiği şekilde biçimlenmesine i z i n vermekte, i y i ya da kötü diye tanımlamamakta, dolayısıyla insanların oynadığı bu dünyevi oyunun bir parçası haline gelmemektedir. Ona göre sadece şu an vardır ve şu an olması gerektiği gibidir. Olayları kişiselleştirmemektedir. Kimsenin kurbanı değildir. Olan her şeyle o kadar bütünleşmiştir ki olanların hiçbiri onu etkileyecek güce sahip değildir. Sadece başınıza gelenlere direndiğiniz zaman olanların merhametine k a l ı r s ı n ı z ve o zaman mutlu ya da mutsuz olacağınıza dünya karar verir. Bebek güzel bir şekilde bakılmıştı. Kötü görünen olaylar, dirençsizliğin gücüyle iyiye dönüşmüştü. An içinde şekillenen olaylar ne gerektiriyorsa onu hiç direnmeden yaptığından, zamanı geldiğinde bebeği de rahatlıkla geri verebilmişti. Bu olayların kendi başınıza geldiğini düşünün; olayların farklı aşamalarında egonuz nasıl tepki verirdi?
209

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GUCU

EGO VE ŞİMDİ En önemlisi, hayatınızda en öncelikli i l i ş k i , Şimdi ile, daha doğrusu Şimdi'de olayların aldığı biçimle olandır; yani, şu anda neler olduğuyla. Eğer Şimdi ile olan i l i ş k i n i z düzgün gitmiyorsa, bu bozukluk tüm ilişkilerinize ve karşılaştığınız her duruma yansıyacaktır. Ego basitçe şu şekilde açıklanabilir: Şu anla sürdürülen bozuk bir i l i ş k i . Ama şu anla nasıl bir i l i ş k i yaşayacağınıza da şu anda karar verebilirsiniz. B e l l i bir bilinçlilik seviyesine ulaştığınızda (eğer bunu okuyorsanız, muhtemelen ulaşmışsınızdır), şu anla nasıl bir i l i ş k i içinde olmak istediğinize de karar verebilirsiniz. Şu anın dostum mu, yoksa düşmanım mı olmasını istiyorum? Şu an hayattan ayrılamaz, dolayısıyla aslında hayatla nasıl bir i l i ş k i n i z olmasını istediğinize karar veriyorsunuzdur. Şu anın dostunuz olmasını istediğinize karar verdiğinizde, i l k hareketi yapmak da sizin elinizdedir: Ona dostça yaklaşmak, nasıl bir biçim alırsa alsın hoş karşılamak ve çok geçmeden sonuçları görmek. Hayat size k a r ş ı dostça davranır; insanlar yardımcı ve şartlar işbirlikçi olur. Tek bir karar, bütün gerçekliğinizi değiştirir. Ama o kararı tekrar tekrar vermek zorundasınız; ta ki bu şekilde yaşamak doğal hale gelene kadar. Şu anı dostunuz yapmaya karar vermek, egonun sona erişidir. Ego asla şimdiki anla, yani hayatla uyum içinde olamaz, çünkü doğası şu ana aldırmamaya, direnmeye ya da aşağılamaya eğilimlidir. Ego zamanda
202 210

yaşar. Egonuz ne kadar güçlüyse, hayatınızda o kadar fazla zaman alır. O zaman zihninizden geçen her düşünce ya geçmişiniz ya da geleceğinizle i l g i l i olur ve benlik duygunuz geçmişteki kimliğinize ve gelecekteki tatmininize dayanır. Korku, endişe, beklenti, pişmanlık, suçluluk, öfke gibi duygular,, bilincin zamana bağlı bozukluklarıdır. Egonun şu ana yaklaşımında üç farklı yol vardır: B i r amaç olarak, bir engel olarak ya da bir düşman olarak. Bunları sırayla incelersek, aynı kalıba tekrar yakalandığınızda hemen tanıyabilir ve tekrar karar verebilirsiniz. Egoya göre, şu an en i y i haliyle sadece bir amaca hizmet eder. S i z i daha önemli gelecekteki bir olaya taşır ama o gelecek geldiğinde şu an olarak geleceğinden, aslında kafanızdaki bir düşünceden ibarettir. Diğer bir deyişle, asla tamamen burada olamazsınız, çünkü zihniniz sürekli başka yerlerdedir. Bu kalıp daha güçlenirse, şimdiki ana üstesinden gelinmesi gereken bir engel gözüyle bakılır. Sabırsızlık, hayal k ı r ı k l ı ğ ı ve stres burada ortaya çıkar ve kültürümüzde, birçok insanın günlük gerçekliği ve normal hayatı budur. Aslında şimdi olan hayat bir "sorun" olarak görülür ve kendinizi mutlu, tatmin olmuş ya da gerçekten yaşamaya başlamaya hazır halde bulmadan önce bir sürü sorunu çözmeniz gereken bir dünyada bulursunuz. Sorun şudur: Çözdüğünüz her sorunun ardından bir diğeri gelecektir. Şu an bir sorun olarak görüldüğü sürece, sorunlarınız asla bitmez. "Ne olmamı istiyorsan o olacağım," der Hayat ya da Şimdi. "Bana nasıl davra-

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GUCU

nırsan sana öyle davranacağım. Beni bir sorun olarak görürsen, senin için bir sorun olacağım. Beni bir engel olarak görürsen, senin için bir engel olacağım." En kötüsü ve oldukça yaygın görülen bir durum olarak, şu ana düşmanmış gibi yaklaşılır. Yaptığınız şeyden nefret ettiğinizde, bulunduğunuz ortamla i l g i l i şikayet ettiğinizde, olan ya da olmuş olan şeylere sövüp durduğunuzda, içsel konuşmalarınız olmalı ve olmamalı gibi ifadelerle dolduğunda, onu bunu suçlamaya devam ettiğinizde, zaten var olan bir şeyle tartışıyorsunuz demektir. Hayat'ı düşman edindiğinizde, o da size şöyle der: "İstediğin şey savaşsa, alacağın da savaş olacak." İçsel durumunuza sürekli yansımaya devam eden harici gerçeklik, düşman olarak algılanır. Kendinize sürekli olarak sormanız gereken en önemli sorulardan biri şudur: Şu anla i l i ş k i m nasıl? Cevaba k a r ş ı uyanık olun. Şu ana bir amaç gözüyle mi bakıyorum? B i r engel gözüyle mi bakıyorum? Onu bir düşman olarak mı görüyorum? Şu andan başka bir şeyiniz olmadığına ve olamayacağına göre, Hayat şu andan ayrılamayacağına göre, aslında sorunun anlamı şudur: Hayat ile i l i ş k i m nasıl? Bu soru, içinizdeki egonun maskesini indirmek ve kendinizi şu ana getirmek için mükemmel bir yoldur. Soru mutlak gerçeği içermese de, doğru yönü gösteren yararlı bir işarettir. A r t ı k ihtiyacınız kalmayana kadar kendinize bu soruyu sormaya devam edin. Şu anla sürdürdüğünüz bozuk i l i ş k i n i n ötesine nasıl geçebilirsiniz? En önemli şey, onu kendi içinizde, düşüncelerinizde ve eylemlerinizde görmektir.
202

anında, şimdi ile i l i ş k i n i z i n bozuk olduğunu fark etme anında, şu andasınızdır. Görmek, Varlığın yükselişidir. Bozukluğu gördüğünüz anda, çözülmeye başlar. Bazı insanlar bunu gördüklerinde yüksek sesle gülerler. Çünkü bunu görmekle birlikte bir seçenek gücü gelir; şu ana evet deme ve onu dostunuz kılma seçeneği.

ZAMAN PARADOKSU Yüzeyde, şu an "olanlar"dır. Olanlar sürekli değiştiğinden, hayatınızın her günü binlerce farklı şeyin olduğu binlerce andan oluşur. Zaman, birbiri ardına gelen anlardan oluşan sonsuz bir zincir olarak görülür. Eğer daha yakından, yani anın deneyiminden bakarsanız, aslında o kadar da fazla an olmadığını görürsünüz. Sahip olduğunuz tek an, şu andır. Hayat daima şimdide yaşanır. Bütün hayatınız, sürekli bir Şimdi ile kendini gösterir. Geçmiş veya gelecek anlar bile, sadece onları hatırladığınız ya da beklediğiniz ölçüde vardır. Komik olanı şu ki bunu da sadece tek bir anda yapabilirsiniz: Şu anda. Peki neden bir sürü an varmış gibi görünür? Çünkü şu an, olanlarla, yani içerikle k a r ı ş t ı r ı l ı r . Şimdi, şimdide olan şeylerle aynı değildir. Şu anın içerikle k a r ı ş t ı r ı l ması sadece zaman illüzyonunu değil, ego illüzyonunu da doğuran şeydir. İşte paradoks da buradadır. B i r tarafta, zaman gerçekliğini nasıl inkar edebiliriz? B i r yerden başka bir yere gitmek, bir yemek hazırlamak, bir ev yapmak, bu ki213

Görme

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GUCU

tabı okumak için zamana ihtiyacınız vardır. Büyümek ve yeni şeyler öğrenmek için zamana ihtiyacınız vardır. Yaptığınız her şey zaman alır. Hiçbir şey zamandan kurtulamaz ve Shakespeare'in adını "kanlı diktatör" diye andığı zaman, sonunda s i z i öldürecektir. Onu s i z i beraberinde sürükleyen bir nehre ya da her şeyi yakıp yok eden bir ateşe benzetebilirsiniz. Geçenlerde uzun zamandır görmediğim ve dostum olan bir aileye rastladım. Onları gördüğümde çok şaşırdım. "Hasta mısınız?" diye soracaktım neredeyse. "Neler oldu? Size bunu k i m yaptı?" Baston yardımıyla yürüyen anne sanki önceki boyunun yarısına inmiş, yüzü çürük elma gibi büzülmüştü. Son gördüğümde gençliğin enerjisi, coşkusu ve beklentileriyle dolu olan k ı z l a r ı , üç çocuk annesi olarak yorgun, bitkin, yıpranmış bir kadına dönüşmüştü. Birden hatırladım: Son görüştüğümüzden beri yaklaşık otuz y ı l geçmişti. Bunu onlara zaman yapmıştı. Onların da beni gördükle rinde çok şaşırdıklarından emindim. Her şey zamandan payını alacaktır ama her şey şu anda olur. îşte paradoks budur. Nereye baksanız, zamanın gerçekliğini gösteren bir sürü kanıtla karşılaş ı r s ı n ı z ; çürümüş bir elma, aynada baktığınız yüzle otuz y ı l önce çekilmiş bir fotoğrafmızdaki yüzünüz... Ama zamanın kendisini asla deneyimleyemezsiniz. Sadece şimdiyi deneyimleyebilirsiniz; ya da diğer bir deyişle, şimdide, şu anda olanları. Sadece somut kanıtlara bakarsanız, zamanı göremezsiniz. Somut olan tek şey şu andır!
202 214

ZAMANI ORTADAN KALDIRMAK Egosuzluğu gelecekteki bir hedef haline getirip buna ulaşmak için çalışamazsınız. Elde edeceğiniz tek şey, daha fazla tatminsizlik, daha fazla içsel çelişki olur, çünkü daima henüz oraya ulaşmamış, henüz o duruma gelmemiş gibi görünürsünüz. Egodan kurtulmak geleceğe dönük bir hedef olduğunda, kendinize daha fazla zaman v e r i r s i n i z ve daha fazla zaman da daha fazla ego demektir. Ruhsal araştırmanızın k ı l ı k değişt i r m i ş bir ego olup olmadığına dikkat edin. Kendinizi "benlik"ten kurtarmaya çalışmak bile, geleceğe dönük bir hedef haline getirildiğinde ego olmaktan kurtulamaz. Geçmiş ve gelecek olarak zaman, sahte zihin ürünü benliğin, yani egonun varlığını sürdürmek için kullandığı şeydir ve sadece zihninizdedir. Somut varlığı olan, hatta beş duyunuzla algılayabileceğiniz bir şey bile değildir. Zaman, hayatın yatay boyutudur ve gerçekliğin yüzeysel tabakasıdır. O halde dikey bir boyutu, yani derinliği de olmalıdır ve ona sadece şu anda ulaşabilirsiniz. Bu yüzden, kendinize daha fazla zaman yüklemek yerine, zamandan kurtulun. Zamanı bilincinizden silip atmak, egoyu ortadan kaldırmak demektir. Bu, tek gerçek ruhsal uygulamadır. Zamanı ortadan kaldırmaktan söz ederken, elbette ki saatlerden söz etmiyoruz. Saatler olmadan bu dünyada hareket etmek neredeyse imkansız olurdu. A s ı l sözünü ettiğimiz, psikolojik zamanı ortadan kaldırmaktır;

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

yani egonun geçmiş ve gelecekle sürekli uğraşmasına son vermek. Hayata alışkanlık olarak söylediğiniz hayır, bir evet haline geldiğinde, şu anın olduğu gibi olmasına i z i n verdiğinizde, egoyla birlikte zamanı da ortadan kaldırırsınız. Egonun hayatta kalabilmesi için, zamana ihtiyacı vardır ve şu andan nefret eder. Ego, şu anla dost olmaya tahammül edemez. Ama hiçbir şey egoyu uzun süre tatmin edemez. Hayatınızı ego yönettiği sürece, mutsuz olmanın i k i yolu vardır: İstediğinizi elde edememek ve istediğinizi elde etmek. Şu anda olanlar, şu anın aldığı biçimdir. İçsel olarak ona direndiğiniz sürece, biçim s i z i biçimin ötesinde gerçekte k i m olduğunuzdan, Yaşamın biçimi olmayan birliğinden ayırır. Şu anın aldığı biçime samimi bir şekilde evet dediğinizde, o biçim biçimi olmayan boyuta açılan bir kapı haline gelir. Dünya ile T a n r ı arasındaki ayırım yok olur. Hayatın şu anda aldığı biçime tepki verdiğinizde, şimdiye bir araç, bir engel ya da bir düşman olarak baktığınızda, kendi biçimsel kimliğinizi, yani egonuzu güçlendirirsiniz. Ego tepkiselliktir. Tepkisellik nedir? Tepkiye bağımlı hale gelmektir. Ne kadar tepkisel olursanız, kendinizi o ölçüde biçime dolarsınız. Kendinizi biçimle tanımladığınız sürece, egonuz da o denli güçlenir. Biçime direnmediğinizde, biçimin ötesindeki gerçek özünüz kısa ömürlü biçimsel kimliğinizden çok daha büyük ve sessiz bir güç olarak ortaya çıkar. O, biçim dünyasındaki her şeyden daha çok sizsinizdir.
216

RÜYA VE RÜYAYI GÖREN Dirençsizlik, evrendeki en büyük güçtür. Onun sayesinde, bilinç biçimin tutsaklığından kurtulur. Biçime içsel olarak direnmemek - her ne olursa olsun - biçimin mutlak gerçekliğinin inkarıdır. Direnç; dünyayı ve dünyadaki nesneleri daha gerçekçi, daha somut, daha sağlam ve daha uzun ömürlü kılar; kendi biçimsel kimliğiniz, yani egonuz da dahil olmak üzere. Dünyaya ve egoya bir ağırlık ve mutlak bir önem kazandırır; böylece kendinizi ve dünyayı fazlasıyla ciddiye almaya başlarsınız. O zaman biçimle oynama durumu, hayatta kalmak için bir mücadeleye dönüşür ve algınız bu olduğunda, gerçekliğiniz de bu olur. Olan her şey, hayatın aldığı her biçim, çok kısa ömürlü bir doğaya sahiptir. Hepsi gelip geçicidir. Nesneler, vücutlar ve egolar, olaylar, durumlar, düşünceler, duygular, arzular, tutkular, korkular ve oyunun kendisi... hepsi gelir, çok önemliymiş gibi yapar ve siz daha ne olduğunu bile anlamadan ortadan kaybolarak geldikleri hiçliğe geri dönerler. Acaba hiç gerçek oldular mı ki? Yoksa sadece bir rüyadan mı ibarettiler? Sabah uyandığımızda gece gördüğümüz rüya kaybol u r ve şöyle deriz: "Ah, sadece bir rüyaymış. Gerçek değilmiş." Ama rüyada bir şeyin gerçek olması gerekir, yoksa rüya var olamazdı. Ölüm yaklaşırken, hayatımıza bakıp onun da başka bir rüya olup olmadığını merak edeceğiz. Şimdi bile, geçen y ı l k i tatile ya da dün yaşadığımız bir olaya baktığımızda, dün gece gördüğümüz rüyadan herhangi bir farkı olduğunu görebiliyor muyuz?
215

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GUCU

Rüya vardır ve rüyayı gören vardır. Rüya, biçimle r i n k ı s a süreli bir oyunudur. Dünya ise görece gerçekt i r ama mutlak gerçeklik değildir. Bu rüyayı gören, dünyadaki bir k i ş i değildir. K i ş i , rüyanın bir parçasıdır. Rüyayı gören, rüyanın göründüğü alt tabakadır ve rüyayı mümkün kılan da budur. Görecenin ardındaki mutlak, zamanın ötesindeki zamansız, biçimin içindeki ve ötesindeki bilinçtir. Rüyayı gören, bilincin kendisidir; yani gerçek siz. Şimdi amacımız, rüyanın içindeyken rüyadan uyanmaktır. B u n u yaptığımızda, egonun yarattığı dünya sahnesi sona erer ve daha sakin, daha dingin ve daha muhteşem bir rüya başlar. Bu yeni dünyadır.

ne gelir. İçinde nitelik ve güç olur. Yaptığınız şey gelecekteki bir amaca (para, ün, başarı, prestij gibi) hizmet etmediğinde, şu anda var olursunuz ve yaptığınız şeyden zevk ve mutluluk duyarsınız. Ve elbette ki şu anla dost olmadığınız sürece şu anda var olamazsınız. Olumsuzlukla kirlenmemiş etkili eylemin temeli budur. Biçim, sınırlama demektir. Sadece sınırlamaları deneyimlemek için değil, aynı zamanda da sınırlamaların ötesine geçerek bilinçli hale gelmek için buradayız. Bazı sınırlamalar, harici seviyede aşılabilir. Ama hayatınızda birlikte yaşamayı öğrenmek zorunda olduğunuz başka sınırlamalar da olabilir. Bu tür sınırlamaları ancak içsel olarak aşabilirsiniz. Herkes er ya da geç bu tür sınırlamalarla karşılaşır. Bu sınırlamalar ya sizi egosal tepkilerin tutsağı yapar - bu da yoğun mutsuzluk de-

SINIRLARIN ÖTESİNE GEÇMEK Herkesin yaşamında, biçim seviyesinin gelişimini ve genişlemesini dilediği bir zaman gelir. Bu, fiziksel zayıfl ı k ya da maddi zorluk gibi bir sınırlamanın üstesinden gelmeye çalıştığınız, yeni beceriler ve bilgiler edindiğiniz zamanlarda ya da hem kendiniz hem de başkaları için yaşamı zenginleştiren yeni bir şeyi dünyaya getirdiğiniz zaman olur. Bu bir müzik eseri, bir tablo, bir kitap, sağladığınız bir hizmet, yaptığınız bir iş, kurduğunuz ya da önemli katkılarda bulunduğunuz bir organizasyon veya iş biçiminde olabilir. Şu anda yaşadığınızda, dikkatiniz tamamen şimdiye odaklandığında, şu an içeri akar ve yaptığınız şey hali202 218

mektir - ya da onlara teslim olduğunuz takdirde s i z i içsel olarak hepsinin ötesine geçirir. Bilincin teslim olmuş hali, hayatınızın dikey boyutunu, derinlik boyutunu açar. O zaman o boyuttan bir şey bu dünyaya gelir; başka şekilde ifade edilmeden kalacak olan sonsuz değere sahip bir şey. Çok büyük sınırlamalara teslim olan bazı insanlar, şifacı ya da ruhsal öğretmenler olurlar. Diğerleri insanların acılarını hafifletmek veya bu dünyaya yaratıcı bir hediye getirmek için çalışırlar. Yetmişli yılların sonlarında, Cambridge Üniversitesi'nin kantininde her gün bir-iki arkadaşımla birlikte yemek yerdim. Bazen yakındaki masalardan birinde tekerlekli sandalyeye mahkûm bir adam otururdu ve genellikle yanında üç-dört k i ş i daha olurdu. B i r gün, tam

ECKHART TOLLE

VAR. OLMANIN GÜCÜ

karşımdaki masaya oturduğunda, elimde olmadan yüzüne baktım ve gördüğüm şey karşısında çok şaşırdım. Adamın bütün vücudu felçli gibi görünüyordu. Vücudu çok zayıftı ve başı sürekli öne eğik duruyordu. Yanındaki insanlardan b i r i ağzına dikkatle yemeğini koyuyor, büyük bir k ı s m ı tekrar dışarı dökülüyor, başka bir adamın tuttuğu küçük bir tabağa düşüyordu. Felçli adam arada bir anlaşılmaz sesler çıkarıyordu ve biri kulağını onun ağzına yaklaştırıp inanılmaz bir şekilde ne dediğini anlayarak tercüme ediyordu. Daha sonra arkadaşıma adamın k i m olduğunu sordum. " B i r matematik profesörü," dedi. "Etrafındakiler de öğrencileri. Zaman içinde vücudun her yanma yayılan bir s i n i r hastalığı var. En fazla beş y ı l ömrü olduğu söyleniyor. B i r insanın karşılaşabileceği en kötü kader olmalı." Birkaç hafta sonra, ben binadan çıkarken adamın içeri girdiğini gördüm ve elektrikli sandalyenin girebilmesi için kapıyı tuttuğum sırada göz göze geldik. Adamın bakışlarının ne kadar net olduğunu görünce bir kez daha şaşırdım. Hiç de mutsuz birinin gözlerine benzemiyordu. Direnmekten vazgeçtiğim hemen anlamıştım; tam bir teslimiyet halinde yaşıyordu. Y ı l l a r sonra bir bayiden gazete alırken, son derece saygın bir uluslararası haber dergisinin ön kapağında yüzünü görünce çok şaşırdım. Hâlâ hayatta olması bir yana, aynı zamanda dünyanın en ünlü fizikçisi olmuştu. O adam Stephen Hawking idi. Y ı l l a r önce gözlerine baktığımda hissettiğim şeyi doğrulayan çok güzel bir
220

yazı vardı. Şimdi bir ses cihazı kullanarak konuşabiliyordu ve muhabire şöyle demişti: " K i m daha fazlasını dileyebilir ki?"

VARLIĞIN MUTLULUĞU * M u t s u z l u k veya olumsuzluk, gezegenimizin bir hastalığıdır. Dışarıda gördüğümüz k i r l i l i k seviyesi kadar, içeri de olumsuzluk k i r l i l i ğ i var. Sadece insanların yeterince şeye sahip olamadıkları yerlerde değil, her yerde bu durum var. İ ş i n ilginç yanı, özellikle insanların çok şeye sahip oldukları yerde bu k i r l i l i k daha da fazla. Çok mu şaşırtıcı? Hayır. Dünyanın zengin bölgeleri, efendilerini daha derinden biçimle tanımlarlar ve daha fazla içerik odaklı olurlar; dolayısıyla, egonun da daha fazla tutsağıdırlar. İnsanlar, mutluluklarının yaşadıkları şeylere bağlı olduğuna inanıyorlar ve dolayısıyla biçimlere bağlanıyorlar. Başlarına gelen i y i ya da kötü şeylerin, evrenin en dayanıksız, en geçici şeyleri olduğunu anlamıyorlar. Şu ana olması ya da olmaması gereken bir şey gözüyle bakıyor, kaçırdıklarına, kaybettiklerine üzülürken, gelecekte sahip olacaklarını umdukları şeylerin hayaline kapılıyorlar ve böylece şu anda yaşamayı unutuyorlar. Dolayısıyla hayatın kendisinde var olan, biçimin ötesinde keşfedilmeyi bekleyen mükemmelliği görmüyorlar. Şu anı kabullenin ve herhangi bir biçimden çok daha derin olan mükemmelliği bulun.
101

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GUCU

Varlığın mutluluğu - tek gerçek mutluluk - size herhangi bir biçim, mülk, başarı, k i ş i ya da olay olarak gelemez. Dahası, mutluluk size kendiliğinden gelemez. Sadece içinizdeki biçimi olmayan boyuttan, içinizdeki bilinçten, yani gerçek sizden yükselebilir.

s i z i eleştirdiğinde, suçladığında ya da kötü sözler söylediğinde, hemen kendinizi savunmaya ya da intikam almaya çalışmak yerine, hiçbir şey yapmayın. İçsel imaj ı n olduğu gibi zayıf kalmasına i z i n verin ve içinizde ne tür duygular uyandığını inceleyin. Birkaç saniye için kendinizi rahatsız hissedebilirsiniz; sanki bir anda boyunuz yarıya inmiş gibi gelebilir. Ama hemen ardından,

EGONUN ZAYIFLAMASINA İZİN VERMEK Ego her türde zayıflamaya k a r ş ı daima savunmadadır. Zihinsel "ben" biçimini onarmak için otomatik ego onar ı m mekanizmaları sürekli tetiktedir. B i r i beni eleştirdiğinde ya da suçladığında, ego zayıfladığında, kendini haklı çıkarmaya, savunmaya veya suçlamaya çalışarak hemen onarıma girişir. K a r ş ı taraftaki k i ş i n i n haklı ya da haksız olmasının ego için bir önemi yoktur. Gerçekten kendini korumayla çok ilgilenir. Bu, psikolojik "ben" biçiminin korunmasıdır. Trafikte bir sürücü size "salak" diye bağırdığında bağırış çağırışla k a r ş ı l ı k vermek bile, otomatik bir ego onarım mekanizmasıdır. En yaygın şekilde görülen ego onarım mekanizmalarından biri, geçici ama dev bir ego şişmesi sağlayan öfkedir. B ü t ü n onarım mekanizmaları, ego için son derece mantıklıdır ama aslında bozuktur. B u n u n en uç örnekleri f i z i k s e l şiddet ve büyüklük hayallerine bürünmüş içsel kandırmalardır. Güçlü bir ruhsal uygulama, hiçbir şekilde onarmaya çalışmadan, egonun zayıflamasına i z i n vermektir. Bunu arada bir denemenizi tavsiye ederim. Örneğin, biri
2C2

yoğun derecede canlı gelen bir içsel enginlik hissedersiniz. Aslında hiç de zayıflamış filan değilsinizdir. Aslında, genişlemiş, güçlenmişsinizdir. O zaman inanılmaz bir anlayışa ulaşırsınız: B i r şekilde zayıflamış gibi görünürken mutlak tepkisizlikle kaldığınızda, sadece dışarıdan değil, aynı zamanda da içeriden, gerçekte hiçbir şeyin zayıflamadığını, "azalırken çoğaldığınızı" hissedersiniz. Kendinizi savunmaya ya da biçiminizi güçlendirmeye çalışmadığınızda, kendinizi biçimle tanımlamaktan kurtulursunuz. Daha az hale gelirken (egonun bakış açısından), aslında bir genişleme yaşar ve Varlığın öne çıkması için yer açarsınız. Biçimin ötesinde kalan gerçek güç, görünüşte zayıflamış biçimde parlayarak kendini belli edebilir. "Diğer yanağınızı da çevirin," derken İsa'nın demek istediği şey buydu. Bu elbette ki tacize davetiye çıkarın ya da kendinizi bilinçsiz insanların kurbanı yapın demek değildir. Bazen karşılaştığınız bir durum, karşınızdaki kişiye saldırgan davranmadan "geri çekil" işareti vermenizi gerektirebilir. Egosal bir savunma olmadığında, sözle r i n i z i n ardında muhteşem bir güç olur ama tepkisel davranmazsınız. Eğer gerekirse, birine hiçbir şekilde
223

ECKHART TOLLE 225

VAR, OLMANIN GÜCÜ

olumsuzluk içermeyen, yüksek n i t e l i k l i bir "hayır" da diyebilirsiniz. Önemli biri olmamakla, öne çıkmamakla yetinirseniz, kendinizi evrenin gücüyle uyumlu hale getirirsiniz. Egoya zayıflık gibi görünen şey, aslında tek gerçek güçtür. Bu ruhsal gerçek, çağdaş kültürümüzün değerlerine ve insanların davranış kalıplarına belirgin şekilde zıttır. B i r dağ olmak yerine, antik Tao Te Ching "Evrenin vadisi olun," der. Bu şekilde, bütünlük içindeki yerinize geri dönersiniz ve "her şey size gelir." Aynı şekilde, İsa vaazlarından birinde şöyle der: " B i r yere çağrıldığında git, en son sıraya otur. Öyle ki şölen sahibi içeri girdiğinde sana, Arkadaşım, lütfen daha yüksek yere buyur!' desin. İşte o zaman seninle birlikte sofrada oturan herkesin önünde saygınlık kazanırsın. Çünkü kendini yükselten k i ş i alçaltılacak, kendini alçaltan k i ş i yükseltilecektir." Bu uygulamanın diğer bir yönü, kendini öne çıkararak, özel olmak, bir etki bırakmak ya da dikkat çekmek isteyerek benliği güçlendirmeye çalışmaktan geri durmaktır. Bu, arada bir herkesin f i k r i n i belirttiği bir ortamda kendi f i k r i n i söylemekten çekinmeyi ve duygular ı n ı z ı incelemeyi de içerebilir.

gerçeği bir anda kavrayabilirsiniz. Gördüğünüz şey nedir? Ay, gezegenler, yıldızlar, Samanyolu'nun parlak kuşağı, belki bir kuyrukluyıldız veya i k i milyon ı ş ı k y ı l ı ötedeki Andromeda Galaksisi. Evet. Peki daha basite indirgerseniz ne görürsünüz? Boşlukta yüzen nesneler. O halde evren neden oluşur? Boşluk ve nesneler. Bulutsuz bir gecede gökyüzüne bakarken nutkunuz tutulmuyorsa, gerçekten bakmıyorsunuz, orada olan bütünlüğü görmüyorsunuz demektir. Muhtemelen sadece nesnelere bakıyor, onları isimlendirmeye çalışıyorsunuzdur. Uzaya bakarken bir hayranlık duygusuna kapıldığınız olduysa, bu kavranamaz gizem karşısında derin bir huşu duyduysanız, bir an için açıklama arzunuzu bir kenara atıp sadece boşluktaki nesnelerin değil, aynı zamanda uzayın sonsuz derinliğinin de farkına varmışsınız demektir. Bu sayısız dünyanın var olduğu enginliğe bakarken muhtemelen zihniniz de dinginleşmiş olabilir. Hayranlık duygunuz orada milyarlarca hepsini dünya olduğunu bilmekten kaynaklanmaz; kapsayan derinlikten kaynaklanır. Boşluğu elbette ki göremez, duyamaz, dokunamaz, tadamaz ya da koklayamazsınız. Peki var olduğunu nereden bilirsiniz? Bu mantıklı görünen soru, aslında temelden yanlıştır. Boşluğun özü hiçliktir, dolayısıyla kelimenin normal anlamıyla var olamaz. Sadece nesneler

DIŞARIDA OLAN, İÇERİDE DE VARDIR Gece başınızı kaldırıp bulutsuz gökyüzüne baktığınızda, aslında son derece basit ama aynı derecede de güçlü bir

- biçimler - var olabilir. Ona boşluk demek bile isimlendirerek nesnelleştirmek olduğu için yanlış olabilir. Şöyle diyelim: İçinizde, boşluğa benzeyen bir şey var; bu yüzden farkında olabilirsiniz. Farkında olmak? Bu
225

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GUCU

da tam olarak doğru değildir, çünkü farkına varacak bir şey yoksa boşluğun nasıl farkına varabilirsiniz? Cevap hem basit hem de güçlüdür. Boşluğun farkında olduğunuzda, aslında farkındalığın dışında hiçbir şeyin farkında değilsinizdir; yani içsel bilinç boşluğunun farkındasmızdır. S i z i n sayenizde, evren de kendinin farkına varabilir! Göz görecek bir şey bulamadığında, hiçlik boşluk olarak algılanır. Kulak duyacak bir şey bulamadığında, hiçlik dinginlik olarak algılanır. Biçimi algılamak üzere tasarlanmış olan duyular bir biçim yokluğuyla karşılaştığında, algının ardında yatan ve algıyı mümkün kılan biçimi olmayan bilinç, artık biçimle engellenmez hale gelir. Uzayın kavranamaz derinliği üzerinde düşünceye daldığınızda, gündoğumundan hemen önce erken saatlerdeki sessizliği dinlediğinizde, içinizdeki bir şey derinden titreşmeye başlar. O zaman uzayın engin derinliğini kendi derinliğiniz gibi algılarsınız ve o biçimi olmayan eşsiz dinginliğin, hayatınızdaki her şeyden daha çok siz olduğunu hissedersiniz. Hindistan'ın antik metni Upanishad, bunu şu şekilde ifade etmektedir: Gözle görülemeyen ama bu yüzden gözün görebileceği: Bu insanların taptığı şey değil, sadece Brahman Ruhu olabilir. Kulakla duyulamayan ama bu yüzden kulağın duyabileceği: Bu insanların taptığı şey değil, sadece Brahman Ruhu olabilir... Zihinle düşünülemeyen ama bu yüzden zihnin düşünebileceği: Bu insanların taptığı şey değil, sadece Brahman Ruhu olabilir.
226

Metne göre, T a n r ı biçimi olmayan bilinçtir ve gerçek k i m l i ğ i n i z i n özüdür. Onun dışında kalan her şey biçimdir ve "insanların taptığı şey"dir. Evrenin nesnelerden ve boşluktan oluşan i k i aşamalı gerçeği - nesneler ve hiçlik - aynı zamanda sizsiniz. Mantıklı, akıllı, dengeli ve üretkerî bir insan yaşamı, gerçekliği oluşturan i k i boyut arasındaki bir danstır: Biçim ve boşluk. Bazı insanlar kendilerini biçim dünyasıyla, duyusal algılarla, düşüncelerle ve duygularla öylesine derinden tanımlar ki en önemli gizli yarısı hayatlarında eksik kalır. Biçimle kendilerini tanımlamaları, onları egonun tutsağı haline getirir. Gördüğünüz, duyduğunuz, dokunduğunuz ya da düşündüğünüz şey, sadece gerçekliğin bir yarısıdır. Biçimdir. İsa'nın öğretisinde, buna sadece "dünya" denir ve diğer boyut da "cennet krallığı ya da sonsuz hayatf'tır. Uzayın her şeyin var olmasını mümkün kıldığı gibi, sessizlik olmadan hiçbir sesin duyulamayacağı gibi, k i m l i ğ i n i z i n özünü oluşturan biçimi olmayan boyut olmadan siz de var olamazdınız. Eğer bu kelime bu kadar yanlış kullanılmasaydı, adına "Tanrı" diyebilirdik; ben Varlık demeyi tercih ediyorum. Her şeyden önce O vardı. Yaratılış ise biçim, içerik, olanlardır. Yaratılış, hayatın ön planıdır; Varlık ise arka planıdır. İnsanlığın kolektif hastalığı, herkesin kendim olanlara fazlasıyla kaptırması, biçimlerle dolu bir dünyada hipnotize olması, kendi hayatlarının içeriğine dalması ve dolayısıyla içeriğin, biçimin ve düşüncenin ötesinde yatan özü unutmasıdır. Kendilerini zamana öylesine
2C2 226

ECKHART TOLLE

kaptırmışlardır ki asıl kökenleri, evleri ve kaderleri olan sonsuzluğu unutmuşlardır. Sonsuzluk, kim olduğunuzla i l g i l i canlı gerçektir. Birkaç y ı l önce Çin'e gittiğimde, Guilin yakınlarındaki bir dağın tepesinde bir kitabe gördüm. Üzerine altın harflerle yazılmış bir yazı vardı ve Çinli rehberime bunun ne anlama geldiğini sordum. "'Buda' demek," dedi. "Neden bir yerine i k i karakter var?" diye sordum. " B i r , " diye açıkladı, '"adam' demektir. Diğeri ise 'hiç' anlamına gelir." Orada şaşkın şaşkın kalakaldım. Buda'ınn adının y a z ı l ı ş ı bile, görmeyi bilen gözler için aslında hayatın s ı r r ı n ı ve Buda'ınn tüm öğretisini sunuyordu. Gerçekliği oluşturan i k i boyut, biçim ve biçimin reddedilişi, nesne ve hiçlik burada açıkça gösteriliyordu. A n t i k bir S u f i hikâyesine göre, Orta Doğu'da bir yerlerde yaşayan ve sürekli olarak mutlulukla umutsuzluk arasında gidip gelen bir kral vardı. En küçük şey bile onu fazlasıyla üzer, yoğun bir içsel tepki başlatır, mutluluğu bir anda hayal k ı r ı k l ı ğ ı ve umutsuzluğa dönüşürdü. K r a l sonunda hayatından ve kendi durumundan bıkarak bir çıkış yolu aramaya başladı. Krallığında yaşayan ve aydınlığıyla tanınan bir bilgeyi çağırttı. Bilge adam geldiğinde, k r a l ona şöyle dedi: "Senin gibi olmak istiyorum. Bana hayatıma denge, dinginlik ve bilgelik getirecek bir şey verebilir misin? Bedeli neyse öderim." "Size yardım edebilirim," dedi bilge adam. "Ama bedeli o kadar ağır ki bütün krallığınız bile yeterli gelmeyebilir. Bu yüzden, eğer kabul ederseniz, hediye olarak vermek isterim." K r a l kabul etti ve bilge adam gitti.
229215

8. Bölüm
İÇSEL BOŞLUĞU KEŞFETMEK

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GUCU

Birkaç hafta sonra adam geri döndü ve krala yeşim taşından yapılmış çok güzel bir kutu verdi. K r a l kutuyu açtı ve içinde basit bir altın yüzük buldu. Üzerine bazı harfler k a z ı n m ı ş t ı ve şöyle yazıyordu: Bu da geçer. " B u da ne demek şimdi?" diye sordu kral. " B u yüzüğü daima parmağınızda taşıyın," dedi bilge adam. "Her ne olursa, iyi ya da kötü diye adlandırmadan, bu yüzüğe dokunun ve yazıyı okuyun. Bu şekilde, daima huzurlu olabilirsiniz." Bu da geçer. Bu sözleri bu kadar güçlü kılan nedir? İ l k bakışta, bu kelimeler kötü bir durumda pek rahatl ı k sağlayabilir gibi görünmese de, hayatınızdaki güzel şeylerin tadını çıkarmanızı, da engelleyebilir. "Çok mutlu olma, çünkü uzun sürmeyecek." İ y i bir duruma uyarlandığında, bu sözlerin verdiği mesaj bu değil mi? Ama daha önce karşılaştığımız diğer i k i hikâyenin ışığında düşündüğünüzde, bu sözler gerçekten de büyük anlam kazanmaktadır. Her duruma "Öyle mi?" diye k a r ş ı l ı k veren Zen Ustası'nın hikâyesi, olaylara direnç göstermemenin yararlarım vurgulamaktadır. Diğer yandan, s ü r e k l i " B e l k i " diyen adamın hikâyesi de yargısızlığı göstermektedir. Bunlara şimdi bu yüzük hikâyesini de eklerseniz, kendini olaylara kaptırmamanızı sağlayacak şekilde her şeyin geçici olduğunu görürsünüz. Dirençsizlik, yargısızlık ve bağlantısızlık, gerçek özgürlüğün ve aydınlanmış yaşamın üç temel özelliğidir. Yüzüğe kazınmış olan o sözler, size hayatınızdaki güzel şeylerin tadını çıkarmamanızı söylemiyor; zor ya
202

da acı verici bir durumda çok fazla rahatlık da sağlamıyor. Ama bundan çok daha derin bir amacı var: Her durumun geçiciliğiyle i l g i l i s i z i uyandırmak. Bütün durumların, diğer bir deyişle biçimlerin, geçici olduğunu fark ettiğinizde, kendinizi onlara daha az bağlarsınız ve bir ölçüde kendinizi "önlardan uzaklaştırırsınız. Bağlantısız olmak, kendinizi dünyanın sunduğu güzell i k l e r i n tadını çıkarmaktan alıkoyacağınız anlamına gelmez. Aslında, böylelikle daha fazla zevk alırsınız. Değişimin kaçınılmazlığını ve her şeyin geçici olduğunu görüp kavradığınızda, gelecekte onları kaybetme korkusu duymadan dünyanın tüm güzelliklerinin tadını doya doya çıkarabilirsiniz. Bağlantı kurmadığınızda, kendinizi olaylara kaptırmak yerine, onlara daha tepeden bakarsınız. Böylece uzayın boşluğuyla sar ı l ı bir halde Dünya'ya bakan ve bir paradoks gerçeği anlayan astronot gibi olursunuz: Dünya eşsizdir ve aynı zamanda da çok önemsizdir. Bu da geçer sözü, kendinizi olaylardan bağlantısız kılmanıza yardımcı olur ve bununla birlikte hayatınızda yeni bir boyut açılır; içsel boşluk. Yargısız, dirençsiz ve bağlantısız olduğunuzda, bu boyuta geçebilirsiniz. Kendinizi artık tamamen biçimlerle tanımlamadığınızda, bilinç biçimsel tutsaklığından kurtulur. Bu özgürlük, içsel boşluğun ortaya çıkışıdır. İçinizde bir dinginlik, bir huzur hissedersiniz; hatta kötü gibi görünen bir durumla karşılaşsanız bile. Bu da geçer. Aniden, olayın etrafında bir boşluk oluşur. Duygusal i n i ş çıkışların ve hatta acının etrafında bile bu boşluk vardır. Hepsin231

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

den öte, düşüncelerinizin arasında boşluk vardır. O boşluktan, "bu dünyaya ait olmayan" bir huzur yayılır, çünkü bu dünya biçim, huzur ise boşluktur. Bu, Tanrısal huzurdur. Şimdi bu dünyadaki şeylere sahip olmadıkları bir önemi vermeden, etrafınızdaki her şeyin tadını çıkarab i l i r s i n i z . Y a r a t ı l ı ş dansına katılabilir, kendinizi sonuçlara bağlamadan aktif olabilir, dünya üzerine mant ı k s ı z talepler yöneltmezsiniz; beni tatmin et, beni mutlu et, beni güvende hissettir, bana k i m olduğumu söyle gibi. Dünya size bu şeyleri veremez ve böyle beklentileriniz kalmadığında, kendi kendinize yarattığınız tüm acılar da sona erer. B ü t ü n bu acılar, biçime a ş ı r ı değer yüklemekten ve içsel boşluğunuzun farkında olmamanızdan kaynaklanır. Bu boyut hayatınızda kendini var ettiğinde, kendinizi içlerinde kaybetmeden, içsel olarak bağlanmadan, yani dünyaya bağımlı hale gelmeden, nesnelerin, deneyimlerin ve zevklerin tadını çıkarabilirsiniz. Bu da geçer sözü, aslında gerçekliği gösteren bir işarettir. B ü t ü n biçimlerin geçici olduğunu gösterirken, aynı zamanda sonsuzluğa da işaret ederler. Sadece içinizdeki sonsuzluk geçici olanı geçici olarak algılayabilir. Boşluk boyutu kaybolduğunda ya da bilinmediğinde, dünyadaki nesneler ve biçimler aşırı bir önem, gerçekte sahip olmadıkları bir ciddiyet ve ağırlık kazanırlar. Dünya biçimi olmayanın bakış açısından görülmediğinde, tehditlerle dolu bir umutsuzluk mekanı haline gelir.
233 215

NESNE BİLİNCİ VE BOŞLUK BİLİNCİ Çoğu insanın hayatı bir sürü şeyle doludur: Maddi şeyler, yapılacak şeyler, düşünülecek şeyler. Hayatları insanlık tarihi gibidir; Winston Churchill'in ifadesiyle, "bir lanet şey diğerini izler." »Zihinleri bir sürü düşünceyle doludur ve bir lanet düşüncenin arkasından diğeri gelir. Bu, çoğu k i ş i n i n baskın gerçekliği olan nesne bilinci boyutudur ve hayatlarının bu kadar dengesiz olmasının nedeni de budur. Gezegenimizi ve insanlığı doğru kader yoluna geri çekebilmemiz için, nesne bilincinin boşluk bilinciyle dengelenerek sağlayacağı akıl gerekir. Boşluk bilincinin yükselmesi, insanlık evriminin bir sonraki aşamasıdır. Boşluk bilinci, nesne bilincine ek olarak - daima duyusal algılar, düşünceler ve duygularla ilgilidir - bir farkındalık alt akıntısı söz konusudur. Farkındalık, sadece nesne bilincinin olmadığını, aynı zamanda bilinçli varlıklar olma bilincinin olduğunu söyler. Ön planda bir şeyler olup biterken arka planda uyanık bir içsel dinginlik hissedebiliyorsanız, işte olması gereken budur! Bu boyut, herkesin içinde vardır ama çoğu k i ş i farkında bile değildir. Bazen şöyle diyerek bu konuyu işaret ederim: "Kendi Varlığını hissedebiliyor musun?" Boşluk bilinci, kendini sadece egodan k u r t u l u ş olarak değil, aynı zamanda bu dünyadaki nesnelere bağımlı olmaktan k u r t u l u ş olarak ifade eder. Bu, dünyaya gerçek anlamım kazandırabilecek tek şey olarak ruhsal boyuttur.

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GUCU

B i r oiay, bir k i ş i ya da bir durum için öfkelendiğiniz ya da üzüldüğünüz her seferinde, asıl neden olay, k i ş i ya da durum değil, sadece boşluğun sağlayabileceği gerçek bir bakış açısının kaybıdır. Nesne bilincinde sıkışıp kalmışsınızdır ve bilincin zamana bağlı olmayan içsel boşluğunun farkında değilsinizdir. Bu da geçer sözü doğru kullanıldığında, içinizde o boyutun tekrar farkına varmanızı sağlar. İçinizdeki gerçeğin bir diğer göstergesi, şu ifadede gizlidir: "Asla sandığım neden için kızgın değilim."

rine yükselmek yerine, altına inersiniz. Birkaç kadeh daha içerseniz, bitkiler alemine gerilersiniz. Boşluk bilincinin bununla pek i l g i s i yoktur. İ k i durumda da düşüncenin ötesine geçersiniz ama boşluk bilinci durumunda düşüncenin üzerine çıkar, yukarıda örneğini verdiğimiz durumda ise altına inersiniz.

TELEVİZYON Televizyon seyretmek, dünya üzerinde milyonlarca insan için en sevilen boş zaman doldurma yöntemidir. Or-

DÜŞÜNCENİN ALTINA DÜŞMEK VE ÜSTÜNE ÇIKMAK Çok yorgun olduğunuzda, her zaman olduğunuzdan daha h u z u r l u ve daha rahat olabilirsiniz. Bunun nedeni, düşünceleriniz yatıştığı için, z i h n i n i z i n ürettiği sor u n l u benliği artık hatırlamamanızdır. Yavaş yavaş uykuya doğru kayıyorsunuzdur. Alkol aldığınızda veya belli ilaçlar kullandığınızda (acı bedeninizi tetiklemedikleri takdirde), yine kendinizi daha rahat, umursamaz ve belki bir süre için canlı bile hissedebilirsiniz. Ş a r k ı söyleyip dans etmeye başlarsınız ve bunlar, ant i k zamanlardan beri yaşamın mutluluk ifadeleridir. Z i h n i n i z size daha az yük oluşturduğu için, var olmanın mutluluğunu hissedebilirsiniz. B e l k i de alkole "ruh" denmesinin nedeni budur. Ama ödenmesi gereken ağır bir bedel vardır: B i l i n ç s i z l i k . Düşüncenin üze202 202

talama bir Amerikalı, altmış yaşına gelene kadar hayatının yaklaşık on beş y ı l l ı k zamanını televizyon karşısında geçirmektedir. Diğer birçok ülkede de rakam yaklaşık olarak aynıdır. Birçok k i ş i , televizyon seyretmeyi rahatlatıcı bir şey olarak görmektedir. Kendinizi yakından gözlemlerseniz, ekranın bir süre sonra dikkat odağınız olarak kalmadığını, düşüncelerinizin yavaşlayıp azaldığını, çok uzun süre izlemeye devam ettiğinizde, z i h n i n i z i n hiçbir düşünce üretmediğini görürsünüz. Sadece artık sorunlarınızı hatırlamamakla kalmaz, aynı zamanda kendinizi geçici olarak özgürleştirirsiniz de; bundan daha rahatlatıcı bir şey olabilir mi? Yani televizyon izlemek içsel boşluk yaratır mı? Şu anda var olmanızı sağlar mı? Ne yazık ki hayır. U z u n süre boyunca zihniniz hiçbir düşünce üretmese bile, televizyondaki programın düşünce sistemine uyumlu

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GUCU

durumdadır. Yani televizyonun sağladığı kolektif zihne k a t ı l m ı ş t ı r ve onun düşüncelerini düşünüyordur. Z i h n i n i z sadece düşünce üretmemek açısından pasif durumdadır. Ama televizyon ekranından gelen düşünceleri ve imgeleri s ü r e k l i olarak yutmaya devam eder. Bu, s i z i alıcılığınızın güçlendiği trans benzeri bir pasif duruma sokar ve hipnozdan pek f a r k ı yoktur. Kamuoyu görüşlerini belirlemede kullanılmasının en önemli nedeni budur ve insanlar s i z i o durumda yakalayarak mesajlarını verebilmek için milyonlarca dolar öderler. Kendi düşüncelerinin s i z i n düşünceleriniz haline gelmesini isterler ve genellikle de bunu başarırlar. Dolayısıyla, televizyon seyrederken, asıl eğiliminiz düşüncenin üzerine çıkmak değil, altına inmektir. Televizyon bu açıdan alkol ve bazı ilaçlara çok benzer. Zihninizi belli bir ölçüde rahatlatırken, çok ağır bir bedel ödersiniz. Bilinç kaybı. O ilaçlar gibi, televizyonun da güçlü bir bağımlılık yaratma özelliği vardır. Televizyonu kapamak için uzaktan kumandaya uzandığınızda, bunun yerine bütün kanalları dolaşmaya başladığınızı görürsünüz. Yarım ya da bir saat sonra, hâlâ izlemeye devam ediyor, hâlâ kanallar arasında dolaşıyorsunuzdur. Kumanda üzerinde parmağınızın basamadığı tek düğme, kapama düğmesidir. Hâlâ izliyor olmanızın en muhtemel nedeni, izlemeye değecek kadar ilginç bir programın yayınlanması değil, genellikle izlemeye değecek bir şey olmamasıdır. B i r kere saplanıp kaldığınızda, programlar ne kadar sıkıcı, anlamsız ve önemsiz
202 236

olursa, o kadar çok bağımlı hale gelirsiniz. Eğer ilginç olsaydı, düşüncelerinizi k ı ş k ı r t ı r d ı , z i h n i n i z i tekrar dü şünmeye zorlardı ve bu da daha bilinçli yapılan bir şeydir ve dolayısıyla televizyon izlemekten daha iyidir. Buna ek olarak, ekrandaki görüntüler dikkatinizi daha fazla sabit bir noktada tutamazdı. Programın içeriği — eğer belli bir kalitesi varsa bazen televizyonun uyuşturucu, hipnotize edici etkisini ortadan kaldırabilir. Birçok kişiye fazlasıyla yararlı olan bazı programlar vardır; hayatlarını daha iyiye doğru değiştirmiş, kalplerini açmış, onları daha bilinçli insanlar haline getirmişlerdir. Hatta bazı komedi programları - her ne kadar anlamsız gibi görünseler de — farkında olmadan insan egosunun bir karikat ü r ü n ü göstererek r u h s a l bir amaca hizmet edebilirler. B i z e hiçbir şeyi fazla ciddiye almamayı, hayata hafif bir şekilde yaklaşmayı ve hepsinden öte, gülme yi öğretirler. Gülmek, iyileştirici olduğu kadar da özgürleştiricidir. Ama televizyon kanallarının çoğu, tamamen egolarıyla kontrol edilen insanlar tarafından yönetilmektedir ve dolayısıyla televizyonun gizli amacı, s i z i hipnotize ederek kontrol altına almak, yani sizi bilinçsiz kılmaktır. Yine de televizyonda hâlâ keşfedilmemiş muazzam bir potansiyel vardır. Her iki-üç saniyede bir değişen h ı z l ı görüntülerden oluşan programlar ve reklamlar izlemekten kaçının. Çok fazla televizyon ve özellikle de bu tür programları seyretmek, bugün dünya üzerinde milyonlarca çocuğu etkileyen dikkat dağınıklığı, zihinsel bo-

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GUCU

z u k l u k l a r gibi birçok sorunun kaynağıdır.

K ı s a bir

ka bir şeyin farkındasmızdır. Biçim sürekli olarak dikkatinizi dağıtır. Kendinizin farkında olduğunuz zamanlarda bile, kendinizi bir nesneye, bir düşünce biçimine dönüştürmüş olursunuz ve dolayısıyla da, farkında olduğunuz şey kendiniz değil, bir düşünce olur. İçsel boşluğu duyduğunuzda* onu aramaya başlayab i l i r s i n i z ve onu bir nesneyi ya da deneyimi aradığınız gibi arayacağınız için, asla bulamazsınız. Ruhsal aydınlanmayı ya da anlayışı arayanların karşılaştığı ikilem budur. Bu yüzden, İsa şöyle demişti: " T a n r ı hükümranlığı gözle görülebilir biçimde gelmez. Ne de insanlar 'Bak, burada' ya da 'Orada' derler. İşte T a n r ı hükümranlığı aranızdadır." Eğer bütün hayatınızı hoşnutsuzluk, endişe, korku, depresyon, u m u t s u z l u k ya da başka olumsuz duyguların tutsağı olmuş halde geçirmiyorsanız; yağınur u n ya da rüzgârın sesini dinlemek gibi basit şeylerden zevk alabiliyorsanız; gökyüzünde hareket eden bulutların güzelliğini görebiliyor ya da yalnız olduğunuzda y a l n ı z l ı k duymuyor, herhangi bir eğlence ya da zihinsel aktivite aramıyorsanız; tamamen yabancı birine ondan hiçbir şey beklemeden içten bir nezaketle yaklaşıyorsanız... ne kadar kısa bir süre için olursa olsun, içinizde bir boşluk açılmış demektir. Bu olduğunda, kendinizi i y i hissedersiniz ve canlı bir huzur duyarsınız. B u n u n yoğunluğu belki zorlukla fark edilebilir bir hoşnutluk duygusundan, antik H i n t l i bilgelerin adına ananda - Varlığın kutsaması -- dedikleri şeye kadar değişebilir. Sadece biçime d i k k a t i n i z i

dikkat süresi, bütün algılarınızın ve i l i ş k i l e r i n i z i n sığlaşmasına neden olur. Ne yaparsanız yapın, bu durumda hangi i ş i gerçekleştirmeye çalışırsanız çalışın, kalitesi düşük olur, çünkü kalite için dikkat gerekir. S ı k s ı k ve uzun sürelerle televizyon seyretmek, sizi sadece bilinçsiz kılmaz, aynı zamanda da enerjinizi k u r u t u r ve s i z i pasif yapar. Dolayısıyla, rasgele seyretmek yerine seyredeceğiniz programları dikkatle seçin. B u n u yapmaya gayret ettiğinizde, programı izlerken vücudunuzdaki canlılığı hissedin. Zaman zaman solunumunuzu kontrol edin. Görsel duyunuzu tamamen kontrol altına almaması için belli aralıklarla bak ı ş l a r ı n ı z ı ekrandan kaçırın. Sesi gerektiğinden fazla açmazsanız, televizyonun i ş i t s e l duyunuzu e t k i s i altına almasına i z i n vermemiş olursunuz. Reklamlar sırasında televizyonun sesini kesin. Televizyonu kapadıktan hemen sonra yatağa girmeyin ve daha da kötüsü, sakın televizyon seyrederken uykuya dalmayın.

İÇSEL BOŞLUĞU TANIMAK Hayatınızda düşünceleriniz arasındaki boşluk muhtemelen giderek açılıyordur ve bunun farkında bile olmayabilirsiniz. Deneyimlerle büyülenen ve büyük ölçüde biçimlerle tanımlanan bir bilinç, başlangıçta boşluğun farkına varmakta zorlanır. Bu zamanla kendinizin farkında olamayacağınız anlamına gelir, çünkü daima baş202 238

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

verecek şekilde şartlandığınızdan, muhtemelen doğrudan farkında olmayabilirsiniz. Örneğin, güzelliği kendi görebilme, basit şeylerin değerini bilebilme,

kaçırırlar. Ü n l ü düşünür Nietzsche, ender derin dinginlik anlarından birinde, şöyle demişti: "Mutluluk için aslında ne kadar az şeye gerek var! Aslında en küçük şey, en belirsiz şey, bir kertenkelenin sürünürken çıkardığı h ı ş ı r t ı , bir nefes, belli belirsiz bir bakış; en büyük mutluluklar en küçük şeylerden kaynaklanır. Dinginleşin." Peki neden "en büyük mutluluklar en küçük şeylerden" kaynaklanır? Çünkü gerçek mutluluğun nedeni bir şey ya da bir olay değildir ama i l k bakışta öyle görünür. Şey ya da olay bilincinizin sadece küçük bir k ı s mını oluşturacak kadar belirsiz ve dikkati çekmeyen boyutlarda olabilir; geri kalanı içsel boşluktur ve biçimle engellenmeyen bilinçtir. îçsel boşluk bilinci ve gerçek kimliğiniz, temelde tektir. Diğer bir deyişle, küçük şeylerin biçimi, içsel boşluğa yer bırakır. Ve gerçek mutluluğun, Varlığın mutluluğunun doğduğu yer, işte bu içsel boşluk, şartlanmamış bilinçtir. Küçük, sessiz şeylerin farkında olabilmek için, içinizde dingin olmanız gerekir. Y ü k s e k derecede farkındalık şarttır. Dinginleşin. Bakın. Dinleyin. Şimdide olun. İçsel boşluğu bulmanın bir yolu daha vardır: Bilinçli olmanın bilincine varın. "Ben" deyin ya da "Ben" diye düşünün ve hiçbir şey eklemeyin. Ben'in ardından gelen dinginliği fark edin. Çıplak, örtülmemiş, gizlenmemiş varlığınızı hissedin. Gençlik ya da yaşlılık, zenginlik ya da yoksulluk, i y i l i k ya da kötülük veya diğer hiçbir özellik ona dokunamaz. Bütün yaratılışın geniş rahmi, bütün biçimidir o.
'241

başınıza kalmanın zevkini çıkarabilme ya da başka insanlarla şefkatli bir şekilde i l e t i ş i m kurabilme yeteneklerinde ortak bir u n s u r vardır. Bu ortak unsur, geri planda bulunan bir hoşnutluk, huzur ve canlılık duygusudur ve o arka plan olmadan, bu duyguların hiçbiri mümkün olmaz. Güzelliğin, şefkatin, nezaketin, hayattaki basit şeylerin i y i l i ğ i n i n tanınmasının olduğu her yerde, bu içsel deneyimin arka planına bakın. Ama onu bir şey arar gibi aramayın. Onu tespit edip, "îşte, buldum," diyemezsiniz; onu zihinsel terimlerle tanımlayamazsınız. B u l u t s u z bir gökyüzüne benzer. Biçimi yoktur. O boşl u k t u r ; dinginliktir, Varlığın tatlılığıdır ve elbette ki bu sözlerden çok daha fazlasıdır. Onu kendi içinizde doğrudan hissedebildiğinizde, derinleşir. Dolayısıyla basit bir şeyin değerini takdir edebildiğinizde - bir ses, bir görüntü, bir dokunuş - bir güzelliği görebildiğinizde, insanlara k a r ş ı şefkatli olabildiğinizde, bu deneyimin kaynağının ve arka planının içsel boşluk olduğunu anlarsınız. Çağlar boyunca birçok şair ve bilge, bu gerçek mutluluğun - ben buna Varlığın mutluluğu diyorum - basit ve görünürde önemsiz gibi gelen şeylerde bulunduğunu gözlemlemiştir. Çoğu insan, başlarına önemli bir şeyin gelmesi beklentisiyle, sürekli olarak aslında hiç de önemsiz olmayan ama önemsiz gibi görünen şeyleri
290

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GUCU

DAĞDAKİ DERENİN SESİNİ DUYABİLİYOR MUSUN? B i r Zen ustası, öğrencilerinden biriyle birlikte bir dağ yolunda sessizce yürüyordu. Antik bir sedir ağacına geldiklerinde, pirinç ve sebzeden oluşan basit yemeklerini yemek için oturdular. Yemekten sonra, henüz Zen gizeminin anahtarını bulamamış genç bir rahip olan öğrencisi, sessizli bozarak ustaya sordu: "Usta, Zen'e nasıl girebilirim?" Elbette ki Zen olan bilinç durumuna nasıl girebileceğini soruyordu. U s t a sessiz kaldı. Öğrenci sabırsızlıkla bir cevap beklerken, aradan neredeyse beş dakika geçti. Tam başka bir soru sormak üzereyken usta aniden konuştu: "Dağdaki derenin sesini duyabiliyor musun?" Öğrenci böyle bir derenin varlığının bile farkında değildi. Zen'in anlamını düşünmekle meşguldü. Şimdi, sesi dinlemek için dikkat kesildiğinde, gürültücü zihni yatışmaya başlamıştı. Önce hiçbir şey duyamadı. Sonra, düşünceleri yerini yüksek farkındalığa bırakırken, küçük bir derenin uzaklardan gelen ş ı r ı l t ı s ı n ı belli bel i r s i z duyabildi. "Evet, şimdi duyabiliyorum," dedi öğrenci. U s t a parmağını kaldırdı ve gözlerinde hem ateşli hem de nazik bir bakışla açıkladı: "Zen'e oradan gir." Öğrenci şaşırmıştı. Bu onun i l k satorisiydi; i l k aydınlanma anı. Zen'in bildiği bir şey olduğunu bilmeden bildiğini anlamıştı!
202 242

Sessizce yolculuklarına devam ettiler. Öğrenci, etrafındaki dünyanın canlılığı karşısında afallamıştı. Sanki her şeyi i l k kez görüyor, i l k kez deneyimliyordu. Ama bir süre sonra tekrar düşünmeye başladı. Zihinsel gür ü l t ü bir kez daha uyanık dinginliği örttü ve çok geçmeden bir soru daha geldi: "Usta," dedi, "düşünüyordum. Dağdaki derenin sesini duyamasaydım ne diyecektin?" U s t a durdu, parmağını kaldırdı ve cevap verdi. "Zen'e oradan gir."

DOĞRU EYLEM Ego sorar: Bu durumu ihtiyaçlarımı karşılamak için nas ı l kullanabilirim ya da ihtiyaçlarımı karşılamak için kullanabileceğim başka bir duruma nasıl geçebilirim? Varlık, bir içsel boşluk durumudur. Şimdide olduğunuzda, şöyle sorun: Bu durumun, şu anın ihtiyaçlarına nasıl k a r ş ı l ı k verebilirim? Aslında, bu soruyu sormanıza bile gerek yoktur. Olana k a r ş ı dingin, uyan ı k ve açık kalın yeter. Böylelikle, duruma yeni bir boyut kazandırırsınız: Boşluk. Sonra bakın ve dinleyin. Böylece, durumla bir olursunuz. B i r duruma tepki vermek yerine onunla birleştiğinizde, durumun kendisi size çözümü sunar. Aslında bakan ve dinleyen k i ş i siz değilsinizdir, uyanık dinginliğin kendisidir. Eğer o anda eyleme geçmek gerekiyorsa ya da mümkünse, eyleme geçersiniz ya da s i z i n sayenizde doğru eylem gerçekleşir. Doğru eylem, bütüne uyan eylem-

ECKHART TOLLE

VAR. OLMANIN GÜCÜ

dir. Eylem gerçekleştiğinde, uyanık, dingin boşluk olduğu gibi kalır. K o l l a r ı n ı kaldırıp zafer belirten bir tavırla haykıran b i r i n i göremezsiniz. yaptım işte," demez. Bütün yaratıcılık, içsel boşluktan kaynaklanır. Yarat ı l ı ş gerçekleştikten ve bir şey biçim bulduktan sonra, "ben" ya da "benim" kavramının doğınaması için uyanık olmanız gerekir. Yaptığınız şey için başarıyı kendinize mâl ederseniz, ego geri döner ve boşluk kaybolur. Kimse "Bak,

kötü diye tanımlanır. Düşünce biçimlerinde, nesne bilincinde sıkışıp kalmışlardır. Bilinçsiz isimlendirmeler durmadığı ya da en azından farkına varmadığınız sürece, ruhsal uyanış gerçekleşmez. Egonun gözlemlenmeyen zihin olarak yerinde kalmasının nedeni, bu isimlendirmelerdir. İsimlendirmelerden vazgeçtiğinizde ya da en azından bunların farkına vardığınızda, içsel boşluk oluşur ve zihninizin esiri olmaktan kurtulursunuz. Yakınınızdaki bir nesneyi seçin - bir kalem, bir sandalye, bir fincan, bir bitki - ve görsel olarak onu incele-

İSİMLENDİRMEDEN ALGILAMAK Çoğu insan, etraflarını saran dünyanın belli belirsiz farkındadır; özellikle de çevreleri kendilerine tamdık geliyorsa. Zihinlerindeki ses, dikkatlerinin büyük bölümünü meşgul eder. Bazı insanlar, yolculuk yaptıklarında ve yeni yerlere ya da yabancı ülkelere gittiklerinde daha uyanık olurlar, çünkü böyle zamanlarda algıları bilinçlerini düşüncelerden daha çok kullanır. Daha fazla şimdide olurlar. Ama bazı insanlar, böyle zamanlarda bile tamamen zihinlerindeki sesin kontrolünde kalmaya devam ederler. Algıları ve deneyimleri, anlık yargılarla bozulur. Aslında hiçbir yere gitmemişlerdir. Sadece vücutları yolculuk yapıyordur ama kendileri hep oldukları yerdedirler: Kendi zihinlerinde. Çoğu insanın gerçekliği budur: B i r şey algılandığı anda, ego tarafından isimlendirilir, yorumlanır, başka bir şeyle k a r ş ı l a ş t ı r ı l ı r , sevilir ya da sevilmez, i y i ya da
244

yin. Büyük bir ilgi ve merakla ona bakın. Geçmişinizden güçlü k i ş i s e l çağrışımlar uyandıran nesnelerden kaçının; nereden aldığınız, size k i m i n verdiği ya da benzeri düşünceler aklınıza gelmemelidir. Ayrıca, bir kitap ya da bir şişe gibi üzerinde yazı bulunan nesnelerden de sakının. İster istemez düşünceleri harekete geçireceklerdir. Kendinizi hiç zorlamadan, rahat ama uyanık bir şekilde, bütün dikkatinizi nesneye verin. Eğer aklınıza düşünceler gelirse, onlara aldırmayın. İlgilendiğiniz şey düşünceler değil, algı eyleminin kendisi olmalıdır. Algının içinden düşünceyi çekip çıkarabiliyor musunuz? Zihninizdeki ses yorumlar yapmadan, sonuçlar çıkarmadan, karşılaştırmadan ya da bir şeyler bulmaya çalışmadan bakmayı başarabiliyor musunuz? Birkaç dakika sonra, bakışlarınızı odanın içinde dolaştırın ve uyanık dikkatinizi gözünüze ilişen her şeye yöneltin. Sonra, olabilecek sesleri dinleyin. Etrafınızdaki şeylere baktığınız şekilde, sesleri dinleyin. B a z ı sesler
245

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GUCU

doğal - su, rüzgâr, kuşlar gibi - bazılan ise insan yapımı olabilir. B a z ı l a r ı güzel, bazıları sevimsiz olabilir. Ama güzel ve çirkin arasında bir ayırım yapmayın. Her sesin olduğu gibi olmasına i z i n verin ve hiçbir yorumda bulunmayın. Burada yine anahtar rahat ama uyanık kalmaktır. Bu şekilde bakıp dinlediğinizde, belli belirsiz ve başl a n g ı ç t a zor fark edilir bir dinginlik duygusunu ayrımsayabilirsiniz. Bazı k i ş i l e r bunu arka planda bir dinginl i k olarak hisseder. Diğerleri ise buna huzur der. B i l i n ciniz daha fazla düşünceye boğulmadığında, bir k ı s m ı biçimi olmayan, koşulsuz, orijinal durumunda kalır. Bu içsel boşluktur.

Smith, muhasebe müdürü, k ı r k beş yaşında, boşanmış, i k i çocuk annesi, Amerikalı; bunların hepsi düşüncedir ve dolayısıyla da bu düşünceleri düşündüğünüz anda deneyimlediğiniz şeyin bir parçasıdır. Bunlar ve kendiniz hakkında düşünüp söyleyebileceğiniz diğer her şey nesneldir, öznel değil. Yani deneyimdir, deneyimleyenin kendisi değil. K i m olduğunuzla i l g i l i daha bin tane tanım (düşünce) ekleyebilirsiniz ve bunu yaparken, kendinizi deneyimlemeyi daha da karmaşıklaştırırsınız ama bu şekilde, asla deneyimleyene ulaşamazsınız. O, bütün deneyimlerden önce olan ama var olmadığı takdirde deneyimin gerçekleşemeyeceği özdür. Peki deneyimleyen kim? S i z s i n i z . S i z kimsiniz? B i linç. Bilinç nedir? Bu soru cevaplanamaz. Cevap verdiğiniz anda, sahteleştirirsiniz, çünkü başka bir nesne-

DENEYİMLEYEN

KİM?

ye çevirirsiniz. Bilinç, geleneksel adıyla ruh, kelimenin gerçek anlamıyla asla tanımlanamaz ve bunu yapmaya çalışmak boşuna olur. B ü t ü n biliş, i k i c i l l i k alemindedir; öznel ve nesnel, bilen ve bilinen. Özne, ben, kendisi olmadan hiçbir şeyin bilinemeyeceği, algılanamayacağı, düşünülemeyeceği veya hissedilemeyeceği bilen, daima bilinmez olarak kalmalıyım. Bunun nedeni, bir biçimimin olmamasıdır. Sadece biçimler bilinebilir ve tanımlanabilir ama biçimi olmayan boyutta, biçim dünyası var olamaz. O, dünyanın yükseldiği ve battığı aydınlık boşluktur. O boşluk, ben olan hayattır. Zamandan bağımsızdır. Ben ölümsüzüm. O boşlukta olan şey, göreceli ve geçicidir; zevk ve acı, kazanç ve kayıp, doğum ve ölüm.

Gördüğünüz, duyduğunuz, dokunduğunuz, tattığınız ve kokladığınız şeyler elbette ki duyusal nesnelerdir. Bunlar, deneyimlediğiniz şeylerdir. Peki deneyimleyen kimdir? Şöyle bir şey söyleyebilirsiniz: " K i m olacak? Elbette ki ben. Jane Smith, muhasebe müdürü, k ı r k beş yaşında, boşanmış, i k i çocuk annesi, Amerikalı. Deneyimleyen benim." Yanıldınız. Jane S m i t h veya her kimse, kendini Jane S m i t h olarak tanımlamasını sağlayan her şey, deneyimlenen nesnelerdir, deneyimleyenin kendisi değil. Her deneyimin üç olası içeriği vardır: Duyusal algılar, düşünceler ya da zihinsel imgeler ve duygular. Jane
202 246

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GUCU

îçsel boşluğun keşfedilmesinin en büyük engeli, deneyimden fazlasıyla büyülenerek kendinizi onun içinde kaybetmenizdir. Yani bilinç, kendi rüyasında kaybolur. Kendinizi her düşünceye, her duyguya ve her deneyime öylesine k a p t ı r ı r s ı n ı z ki rüyada gibi olursunuz. İnsanlığın binlerce yıldır içinde bulunduğu durum bu. B i l i n c i bilemeseniz bile, kendiniz olarak farkına varabilirsiniz. Nerede olduğunuza bağlı olmaksızın, onu herhangi bir durumda doğrudan hissedebilirsiniz. Onu burada ve şimdide hissedebilirsiniz. O, temelde yatan bendir. Okuduğunuz ve düşündüğünüz kelimeler ön plandadır ve ben, bütün deneyimlerin, düşüncelerin ve duyguların algılandığı zemindir.

tığımda, çok çeşitli seminerler ve atölye çalışmalarıyla karşılaşınca şaşırdım. O k i ş i bana b i r - i k i tanesini önerip öneremeyeceğimi sordu. "Bilmiyorum," dedim. "Hepsi çok ilginç görünüyor. Ama şunu biliyorum," diye ekledim. "Aklına geldiği her seferinde, nefesine dikkat et. B u n u bir y ı l süreyle yaparsan, bütün bu seminer ve kurslara katılmaktan daha güçlü bir değişim etkisi olur. Ü s t e l i k de bedava." Nefesinizin farkında olmak, dikkatinizi düşüncelerden uzaklaştırarak bir boşluk yaratır. Bilinç geliştirmenin bir yolu budur. Bilincin bütünlüğü ifade edilmeden orada durmasına rağınen, bilinci şimdi bu boyuta getirmek için buradayız. Nefesinizin farkında olun. Nefes alıp verirken neler hissettiğinize dikkat edin. Havanın vücudunuza giriş

NEFES Düşünce akıntısında boşluklar yaratarak, içsel boşluğunuzu keşfedin. O boşluklar olmadan, düşünceleriniz tekrarlayıcı, ruhsuz, yaratıcı pırıltıdan yoksun bir hale gelir ki çoğu insan için durum budur. O boşlukların uzunluğu için endişelenmeniz gerekmez. Birkaç saniye bile yeterlidir. Zaman içinde bu süreler kendi kendilerine uzar ve kendi adınıza bir çaba harcamanız gerekmez. Uzunluklarından daha önemli olan, bunu s ı k sık yapmaktır; böylece günlük faaliyetleriniz ve düşünce akışınız arasında boşluğa yer vermiş olursunuz. B i r i geçenlerde bana oldukça büyük bir ruhsal organizasyonun y ı l l ı k tanıtım broşürünü gösterdi. Ona bak202 202

çıkışını hissedin. Göğsünüzün ve karnınızın nasıl genişleyip büzüldüğünü fark edin. Tek bir bilinçli nefes, daha önce birbiri ardına kesintisizce dizilen düşüncelerin olduğu yerde bir boşluk yaratmaya yeter. Tek bir bilinçli nefes (iki-üç daha da i y i olur), günde birkaç kez tekrarlandığında, hayatınıza bir boşluk kazandırmak için idealdir. İ k i saatten uzun süre meditasyon yapsanız bile (bunu yapabilen insanlar vardır), bütün ihtiyacınız olan tek bir bilinçli nefestir ve zaten uzun süreli meditasyonlarda bile yapabileceğiniz genellikle bu kadarıdır. Geri kalanı anı ya da beklentidir ve dolayısıyla da düşüncedir. Nefes gerçekte sizin yaptığınız bir şey değildir ama olduğuna tanıklık ettiğiniz bir şeydir. Solunum kendi kendine olur. Onu sürdüren şey, vücudun

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GUCU

kendi zekasıdır. B ü t ü n yapmanız gereken, oluşunu izlemektir. Hiçbir çaba gerektirmez. Ayrıca, nefes verdikten sonra bir sonrakini almaya başlamadan önce oluşan aralığı da hissedin. Birçok k i ş i , sığ nefes alıp verir. Nefesinizin ne kadar farkında olursanız, doğal derinliği de o kadar artar. Nefesin herhangi bir biçimi olmadığından, antik çağlardan beri ruhla bağdaştırılmıştır; yani biçimi olmayan tek Hayat ile. " T a n r ı insanı topraktan yarattı ve burun deliklerine yaşam nefesini üfledi; böylece insan canlandı." Almanca atmen (nefes) kelimesi, antik Hintçe (Sanskritçte) Atman kelimesinden türemiştir ve içte yatan ilahi r u h ya da T a n r ı anlamına gelir. Nefesin herhangi bir biçiminin olmaması, nefes farkındalığının hayatınızda bir boşluk yaratmak, bir bilinç oluşturmak için en etkili yollardan b i r i olmasının öncel i k l i nedenidir. B i r nesne olmadığı için, mükemmel bir meditasyon aracıdır. Diğer bir neden, nefesin en belli belirsiz ve görünüşte en önemsiz fenomen olmasıdır. Yani Nietzsche'nin deyimiyle, "en büyük mutluluğun kaynağı" olan "en küçük şey." Nefes farkındalığını resmi bir meditasyon olarak uygulayıp uygulamamak size kalmıştır. Ama resmi meditasyon, günlük hayata boşluk bilincini getirmenin yerini tutamaz. Nefesinizin farkında olmak, s i z i şu anda kalmaya zorlar; bu da içsel değişimin anahtarıdır. Nefesinizin farkında olduğunuz her seferinde, kesinlikle şimdide olursunuz. Nefesinizi düşünemeyeceğinizi ve sadece farkında olabileceğinizi de anlayabilirsiniz. B i l i n ç l i ne202 250

fes, z i h n i n i z i durdurur. Ama yarı uykuda ya da bir transta olmanın ötesinde, tamamen uyanık ve fazlasıyla dinç olursunuz. Düşüncenin altına düşmez, üzerine çıkarsınız. Daha yakından bakarsanız, bu i k i şeyin - tamamen şimdide olmak ve bilinç kaybı olmadan düşünce sürecini durdurmak - aslında aynı şey olduğunu görürsünüz: Boşluk bilincinin doğuşu.

BAĞIMLILIKLAR Uzun süreli zorlayıcı davranış kalıplarından biri, bağıml ı l ı k olarak adlandırılabilir. B i r bağımlılık, sahte bir kiml i k ya da altkimlik olarak içinizde yaşar ve periyodik olarak sizi kontrolü altına alan bir enerji alanı yaratır. Zihninizi, zihninizdeki sesi bile etkisi altına alabilir. Şöyle diyebilir: "Zor bir gün geçirdin. Biraz güzelliği hak ettin. Neden kendini hayatındaki tek güzel şeyden mahrum edeceksin ki?" Farkındalık eksikliği yüzünden kendinizi zihninizdeki sesle tanımlıyorsanız, kendinizi dolaba doğru yürürken ve büyük çikolatalı pastaya uzanırken bulursunuz. Bazı zamanlarda, bağımlılık düşünce sürecinin tamamen etrafından dolaşır ve kendinizi hiç farkında olmadan sigara tüttürürken ya da elinizde bir içki kadehi tutarken bulursunuz. " B u nereden geldi böyle?" Paketten bir sigara çıkarıp yakmak veya şişeden bir kadehe içki doldurmak, tamamen bilinçsizce yaptığınız şeylerdir. Sigara içmek, fazla yemek, içki içmek, televizyon seyretmek, internet bağımlılığı gibi zorlayıcı bir davra-

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

niş kalıbını sürdürüyorsanız, şunu yapabilirsiniz: İçinizde zorlayıcı davranışın başladığını hissettiğiniz anda, durun ve üç kez bilinçli nefes alıp verin. Bu belirgin bir farkındalık yaratır. Sonra birkaç dakika boyunca, içinizdeki bir enerji alanı olarak o zorlamanın farkında olun. B e l l i bir maddeyi f i z i k s e l ya da zihinsel olarak tüketme isteğinin, bir tür zorlayıcı davranış kalıbı olduğunu bilinçli olarak hissedin. Sonra birkaç kez daha bilinçli nefes alıp verin. Bu noktadan sonra, bir süre için o zorlamanın kaybolduğunu hissedeceksiniz. Eğer hâlâ s i z i zorluyorsa ve kendinizi tutamıyorsanız, bunu da sor u n etmeyin. Bağımlılığınızı, yukarıda açıkladığımız şekilde bir farkındalık egzersizi haline getirin. Farkındalık arttıkça, bağımlılık kalıpları zayıflar ve zaman içinde kendiliklerinden çözülürler. Ama unutmayın; bazen zihninizde bağımlılığınızı haklı çıkarmaya çalışan düşünceler yakalayabilirsiniz. O zaman kendinize şöyle sorun: Burada konuşan kim? O zaman konuşanın bağımlılık olduğunu anlarsınız. B u n u bildiğiniz sürece, zihninizin gözlemcisi olarak şimdide kaldığınız sürece, size istediği şeyi yaptırma olasılığı düşüktür.

dunuzun da farkına varırsınız. O zaman dikkatiniz nefesinizden, içinizdeki canlılığı hissetmeye kayar. Bazı insanlar düşünceleriyle öylesine meşgullerdir, kendilerini zihinlerindeki sesle öylesine derinden tanımlarlar ki kendi içlerindeki canlılığı hissedemez hale gelirler. F i z i k s e l vücutta* dolaşan yaşamı hissedememek, başınıza gelebilecek en büyük mahrumiyettir. O zaman, kendinizi i y i hissetmek için başka şeyler aramaya başlarsınız ama kendi canlılığınızla bağlantınızı kaybettiğinizde hissettiğiniz huzursuzluğu bastıracak hiçbir şey bulamazsınız. İnsanların arayışa girdiği bu tür şeylerden biri, uyuşturucular, aşırı yüksek sesli müz i k gibi duyusal tetikleyiciler, heyecanlı ya da tehlikeli faaliyetler veya seks bağımlılığıdır. İlişkilerdeki dram bile, bu konuda bir araç olarak kullanılabilir. S ü r e k l i arka plan huzursuzluğu konusunda en çok başvurulan yol, yakın ilişkilerdir: "Beni mutlu edecek" bir kadın ya da erkek. Ama bu da çok r i s k l i d i r , çünkü o huzursuzluk tekrar baş gösterdiğinde, insanlar bu kez karşılarındak i n i suçlamaya başlarlar. İki-üç kez bilinçli nefes alıp verin. Şimdi vücudunuza yayılan canlılığı belli belirsiz hissedebilirsiniz. B u n u yaptığınızda, vücudunuzun içini hissedebiliyor musunuz? Vücudunuzun belli bölümlerini hissetmeye çalışın. E l l e r i n i z i , kollarınızı, ayaklarınızı ve bacaklarınızı hissedin. Karnınızı, göğsünüzü, boynunuzu ve başınızı hissedebiliyor musunuz? Peki ya dudaklarınız? İçlerinde hayat var mı? Sonra vücudunuzun içini bir bütün olarak hissedin. Bu uygulama için başlangıçta gözleri'253

İÇSEL VÜCUT FARKINDALIĞI Hayatınızda boşluk yaratmanın diğer basit ama oldukça etkili bir yolu, yine nefesle yakından bağlantılıdır. Göğsünüz ve karnınız kalkıp inerken vücudunuza girip çıkan havayı hissettiğinizde, aynı zamanda içsel vücu290

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GUCU

n i z i kapayabilirsiniz. Vücudunuzu hissetmeye başladığınızda, gözlerinizi açın, etrafınıza bakın ve aynı zamanda vücudunuzu hissetmeye devam edin. B a z ı okurlar gözlerini kapamaya gerek duymayabilirler; hatta bunları okurken bile vücutlarının içini hissedebilirler.

yaya ulaşması ise yaklaşık sekiz dakika sürer. Uzaydaki en yakın komşumuz olan Proxima Centauri adlı yıldızın ışığı, dünyaya ulaşmak için 4.5 y ı l l ı k bir yolculuk yapmak zorundadır. îşte etrafımızı saran boşluk böylesine engindir. B i r de genişliği bütün kavrayışların ötesinde kalan galaksiler arasft boşluğu düşünün. B i z i m k i ne en yakın galaksi olan Andromeda Galaksisi'nin ışığı, 2.4 milyon yılda bize ulaşır. Vücudunuzun içindeki boşluğun da doğru orantılı olarak evrendekiyle aynı olduğunu bilmek nasıl bir şey? Dolayısıyla, görünürde biçim gibi görünen fiziksel vücudunuz, aslında derinlere inildikçe biçimini kaybeder ve içsel boşluğa açılan bir kapı haline gelir. İçsel boşluğun bir biçimi olmamasına rağınen, özünde son derece canlıdır. "Boşluk," tam anlamıyla yaşamın kendisidir; bütün ifadelerin dışa aktığı ifade edilmemiş Kaynak'tır. Bu Kaynak için kullanılan geleneksel kelime Tanrı'dır. Düşünceler ve kelimeler, biçim dünyasına aittir; biçimi olmayanı ifade edemezler. Dolayısıyla, "Vücudumun içini hissedebiliyorum," dediğinizde, bu aslında düşünceyle yaratılan bir yanlış algıdır. Gerçekte olan şey, vücut gibi görünen bilincin - ben bilinci - kendi başına bilinç haline gelmesidir. Kendimi geçici bir "ben" biçimiyle daha fazla karıştırmadığımda, o zaman sınırsız boyut ve ölümsüzlük kendini "benim" aracılığımla ifade edebilir ve "bana" yol gösterebilir. Ayrıca, beni biçime bağlı olmaktan da özgürleştirir. Yine de, "Ben bu biçim değilim" şeklindeki entelektüel bir tanımlama ya

İÇ VE DIŞ BOŞLUK Vücudunuzun içi daha ziyade boşluktur. O sizin fiziksel biçiminiz değil, fiziksel biçiminizi hareket ettiren yaşamdır. Onun sürekli olarak sürdürdüğü yüzlerce farklı fonksiyonu insan zihni sadece kısmen anlayabilir. Onun farkında olduğunuzda, gerçekte olan şey, zekanın kendi kendini fark etmesidir. Bu, henüz hiçbir bilim adamının keşfedemediği gerçek yaşamdır. Fizikçiler, maddenin görünüşteki somutluğunun duyularımız tarafından yaratılan bir illüzyon olduğunu yakın zamanda anladılar. Biçim olarak algıladığımız kendi fiziksel vücudumuz da buna dahildir ama % 99.99'u gerçekten de boşluktur. Atomlar açısından düşünüldüğünde, bu muazzam bir boşluktur ve her atomun içinde de yine büyük miktarda boşluk vardır. F i ziksel vücut, gerçek kimliğinizle i l g i l i bir yanlış algıdan ibarettir. Göksel nesnelerin aralarındaki boşluğun ne kadar olduğunu anlamanızı kolaylaştırmak amacıyla, şunu söyleyebiliriz: Saniyede 300.000 kilometre hıza sahip olan ı ş ı k , dünya ile ay arasındaki mesafeyi bir saniyeden biraz uzun bir sürede alır; güneş ışığının dün202 254

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GÜCÜ

da inanç, yararlı olmaz. A s ı l önemli soru şudur: Şu anda, içsel boşluğumu, yani kendi Varlığımı ya da daha doğrusu, ben olan Varlığı hissedebiliyor muyum? Bu gerçeğe f a r k l ı bir açıdan da yaklaşabiliriz. Kendinize şöyle sorun: "Sadece şu anda olanın değil, aynı zamanda her şeyin var olduğu ve gerçekleştiği canlı bir zamansız içsel boşluk olarak şimdinin kendisinin de farkında mıyım?" Bu sorunun içsel vücutla bir i l g i s i yok gibi görünse de, şimdinin farkına varmakla aniden kendinizi daha canlı hissetmek s i z i şaşırtabilir. İçsel vücudunuzdaki canlılığı bu şekilde hissedersiniz; Varlığın mutluluğun ayrılmaz bir parçası olan canlılığı. Onun ötesine geçmek ve aslında o olmadığımızı anlamak için vücudun içine girmemiz gerekir. Günlük hayatta mümkün olduğu ölçüde, boşluk yaratmak için içsel vücut farkındalığınızı kullanın. Beklerken, birini dinlerken, gökyüzüne, bir ağaca, bir çiçeğe, eşinize, çocuğunuza bakmak için durduğunuzda, aynı zamanda içinizdeki canlılığı hissedin. Bu, dikkatinizin ya da bilincinizin biçim siz kalması anlamına gelir. Bu şekilde vücudunuzun içinde "yaşadığınız" her seferinde, bu deneyimi şimdide kalmak için bir çapa olarak kullanabilirsiniz. Kendinizi düşüncelerde, duygularda veya dış durumlarda kaybetmenizi engeller. Düşündüğünüzde, hissettiğinizde, algıladığınızda ve deneyimlediğinizde, bilinç biçim boyutunda doğar. B i r düşünce, bir duygu, bir algı veya bir deneyim olarak kendini ifade eder. Budistlerin bir gün içinden çıkmayı umdukları yeniden doğum döngüsü aslında sürekli tek290

rarlanmaktadır ve ondan çıkmanız ancak şu anda, Şimdi'nin gücüyle mümkündür. Şimdi'nin biçimini olduğu gibi kabullenerek, içsel olarak uzayla uyum sağlarsınız. Kabullenmek sayesinde, içinizdeki boşluk haline gelirsiniz. Böylece, biçim yerine boşlukla uyumlanırsınız: Bu da hayatınıza doğru bakış açısını ve dengeyi getirir.

BOŞLUKLARI FARK ETMEK Gün boyunca, gördüğünüz ve duyduğunuz şeyler sürekli olarak değişir. B i r şeyi gördüğünüz ya da bir sesi duyduğunuz i l k anda, zihniniz gördüğünüz ya da duyduğunuz şeyi isimlendirmeden önce, genellikle algının olduğu anda bir dikkat boşluğu oluşur. Bu içsel boşluktur. Süresi kişiden kişiye değişir. Bunun farkına varmak kolay değildir, çünkü birçok kişide bu boşluk son derece kısadır ve belki bir saniye bile sürmez. Olan şey şudur: Yeni bir görüntü ya da sesle karşılaş ı r s ı n ı z ve i l k algı anında, her zamanki düşünce akışında kısa bir kesinti gerçekleşir. Bilinç düşünceden ayrılır, çünkü duyusal algılama için gereklidir. Çok sıra dışı bir görüntü ya da ses, nutkunuzun tutulmasına yol açabilir; yani, içinizde çok büyük bir boşluk oluşur. Bu boşlukların süresi ve sıklığı, hayattan zevk alma, doğayla ve diğer insanlarla bağlantınızı hissedebilme becerinizi belirler. Egonuzdan ne ölçüde özgürleşmiş olduğunuzu da gösterir, çünkü ego boşluk boyutuna karşı tam bir bilinçsizlik halidir.
'257

ECKHART TOLLE

VAR OLMANIN GUCU

Bu kısa boşlukların giderek daha fazla farkına vardığınızda, süreleri uzar ve bu olurken, algı zevkinizin düşüncelerinizle giderek daha az bölündüğünü fark edersiniz. O zaman etrafınızdaki dünya yeniden taze ve canlı bir hale gelir. Dünyayı soyutluk ve kavram penceresinden gördüğünüz sürece, size daha cansız ve daha düz görünür.

nuşarak ya da sorun çıkararak dikkati üzerinize çekmek; kimse sormadığında ve durumda bir fark yaratmayacakken f i k r i n i z i belirtmek; karşınızdaki kişiden çok onun s i z i nasıl gördüğüyle ilgilenmek ya da diğer bir deyişle, kendi egonuzu görmek için başka insanları kullanmak; sahip olduğunuz şeylerle, bilginizle, görünüşünüzle, statünüzle, fiziksel gücünüzle veya başka şeylerle insanları etkilemeye çalışmak; birine ya da bir şeye öfkeyle tepki vererek geçici bir süre için egonuzu

KENDİNİZİ BULMAK İÇİN KENDİNİZİ KAYBEDİN İçsel boşluk, kendi biçim k i m l i ğ i n i z i vurgulama ihtiyacından kurtulduğunuz zamanlarda da ortaya çıkar. Bu ihtiyaç aslında egoyu ilgilendirir; gerçek bir ihtiyaç değildir. Bu konuya daha önce kısaca değinmiştik. Bu davranış kalıplarından birinden vazgeçtiğinizde, içsel boşluk oluşur. O zaman daha fazla kendiniz olursunuz. Egoya göre, kendinizi kaybediyormuşsunuz gibi görünür ama aslında durum bunun tam tersidir. Bu kalıp lardan birini bıraktığınızda, biçim seviyesinde kimliğinizi zayıflatırsınız ve biçim ötesindeki gerçek kimliğiniz daha da güçlenir. Azaldıkça çoğalırsınız. Peki insanlar biçim k i m l i k l e r i n i farkında olmadan nasıl vurgularlar? İşte size birkaç örnek. Eğer yeterince uyanık olursanız, şu bilinçsiz kalıplardan bazılarını kendinizde de fark edebilirsiniz: Yaptığınız bir şey için takdir istemek ve alamadığınızda öfkelenmek ya da üzülmek; sorunlarınız veya hastalığınız hakkında ko~
202 258

şişirmek; olayları kişiselleştirerek gücenmek, k ı r ı l m a k ya da öfkelenmek; zihinsel ya da sözel şikayetlerle kendinizi haklı k ı l ı p başkalarını haksız çıkarmak; görülmeyi veya başkalarının gözünde önemli olmayı istemek. Kendi içinizde böyle bir kalıbı fark ettiğinizde, bir deney yapmanızı öneririm. Bu kalıbı bıraktığınızda ne olduğunu ve neler hissettiğinizi anlamaya çalışın. Sadece bu davranışı bırakın ve neler olduğunu görün. Biçim seviyesinde kimliğinizi zayıflatmak, bilinç geliştirmenin diğer bir yoludur. Biçim k i m l i ğ i n i z i vurgulamaktan vazgeçtiğinizde, sizin aracılığınızla dünyaya akacak olan gücü kendi gözlerinizle görün.

DİNGİNLİK "Dinginlik, T a n r ı n ı n konuştuğu dildir ve diğer her şey bu dilin kötü bir tercümesidir," denir. Dinginlik aslında boşluğu anlatmak için kullanılan diğer bir kelimedir. Hayatımızda zaman zaman boşlukla karşılaştığımızda

ECKHART TOLLE

bunun farkına varmak, kendi içimizdeki biçimden ve zamandan bağımsız boyutla bağlantı kurmamızı sağlar ve bu da, düşüncenin ve egonun ötesine geçmektir. Doğayı saran dinginlik ya da sabahın i l k saatlerinde odanızdaki dinginlik veya sesler arasındaki sessizlik olabilir. Dinginliğin bir biçimi yoktur; düşünceyle farkına varamamamızın nedeni de budur. Düşünce biçimdir. Dinginliğin farkına varmak ise dingin olmaktır. Dingin olmak, düşünce olmadan bilinçli olmaktır. Dingin olduğunuz zamandan daha temel, daha derin bir şekilde kendiniz olmanız mümkün değildir. Dingin olduğunuzda, k i ş i denen bu fiziksel ve zihinsel biçim olmadan önce olduğunuz varlık olursunuz. Aynı zamanda, biçim çözüldüğünde olacağınız varlık haline gelirsiniz. Dingin olduğunuzda, geçici varlığınızın ötesinde siz, siz olursunuz: Bilinç; koşulsuz, biçimsiz, ölümsüz. Hayatta kalma çabasının ötesine geçtiğinizde, hayatınızın amacı ve anlamı her şeyden daha büyük önem kazanır. Günlük hayatın koşuşturmacalarına kapılmış olan insanlar, hayatlarını önemden yoksun bırakmış gibi görünürler. Bazıları hayatın ellerinden akıp gittiğini düşünür. Bazıları işlerinin gerektirdikleri, ailelerini geçindirme çabası, maddi durumları ya da yaşam şartları yüzünden tamamen sıkışmış haldedir. Bazıları sürekli stres, bazıları sürekli çan sıkıntısıyla uğraşır. Bazıları çılgınca bir şeyler yapmaya çalışmaktadır; bazıları ise durağanlıkta kaybolmuştur. Birçok kişi, zenginliğin vaat ettiği özgürlüğün ve rahatlığın hayalini kurmaktadır. Bazıları ise zenginliğin özgürlüğüne kavuşmuştur ama bunun bile hayatlarına anlam katmaya yetmediğini görmüştür. Gerçek amaçlarının yerine koyabilecekleri hiçbir şey
260 215

9. Bölüm
İÇSEL AMACINIZ

ECKHART TOLLE. yoktur. Ama hayatınızın gerçek ya da öncelikli amacını dışarıda bulamazsınız. O s i z i n ne yaptığınızla değil, ne olduğunuzla i l g i l e n i r ; yani, bilinç durumunuzla. Dolayısıyla, a n l a ş ı l m a s ı gereken en önemli şey şudur: H a y a t ı n ı z ı n bir iç amacı ve bir de dış amacı vardır. İç amacı V a r l ı k ile i l g i l i d i r ve önceliklidir. D ı ş amacı ise bir şeyler yapmakla i l g i l i d i r ve i k i n c i l öneme sahiptir. Bu kitap temelde iç amacınızdan söz etmekle b i r l i k t e , bu ve bir sonraki bölüm, h a y a t ı n ı z ı n iç ve dış amaçlarını uyumlandırmaya da değinecektir. Ama iç ve dış aslında o kadar birbirine bağlıdır ki birine değinmeden diğerinden söz etmek i m k a n s ı z d ı r . İç amacınız uyanmaktır. Bu kadar basit. Bu amacı, gezegen üzerindeki herkesle paylaşıyorsunuz; çünkü bu insanlığın amacıdır. İç amacınız, bütünün, evrenin ve yükselen zekasının amacının temel bir parçasıdır. Dış amacınız zamanla değişebilir. K i ş i d e n kişiye büyük f a r k l ı l ı k l a r gösterebilir. İç amacınızı bulmak ve uygun şekilde yaşamak, dış amacınızı gerçekleştirmek için şarttır. Gerçek başarının temeli budur. Bu olmazsa, çaba, mücadele, k a r a r l ı l ı k ve s ı k ı çalışma ya da k u r n a z l ı k l a yine de başarılı olabilirsiniz. Ama bu t ü r bir başarıdan mutluluk duyamazsınız ve bu değişmez bir şekilde sonunda acıya yol açar.

VAR OLMANIN GÜCÜ süreçtir. A n i , belirgin ve görünüşte tersine çevrilemez gibi görünen bazı ender k i ş i l e r bile, yeni bilinç durumu t ü m hayatlarına y e r l e ş i r k e n , y a p t ı k l a r ı her şeyin doğas ı n ı d e ğ i ş t i r i r k e n ve böylece hayatlarıyla bütünleşirken, yine de bu süreçten geçecektir. U y a n ı k olduğunuzda, düşüncelerde kaybolmak yerine k e n d i n i z i onun a r d ı n d a k i gılarsınız. f a r k ı n d a l ı k olarak alO zaman düşünce, kendi başına hareket farkındalık düşünceden a y r ı l ı r . Dü-

eden ve t ü m h a y a t ı n ı z ı yöneten otonom bir akış olmaktan çıkar. mak yerine, şünce h a y a t ı n ı z ı n k o n t r o l ü n ü elinizde tutmaya çalışfarkındalığınızın h i z m e t k a r ı haline gelir. F a r k ı n d a l ı k , evrensel zekayla k u r u l a n b i l i n ç l i bağl a n t ı d ı r . B u n u n için k u l l a n ı l a n diğer bir kelime, Varl ı k ' t ı r : Dü şün ce olmadan bilinç. U y a n ı ş s ü r e c i n i n başlaması çok g ö r k e m l i d i r . Onun o l m a s ı n ı sağlayamaz, k e n d i n i z i ona h a z ı r l a y a m a z s ı nız. Z i h i n bunu çok sevse de, uyanışa doğru uzanan düzenli ve m a n t ı k l ı basamaklar y o k t u r . Önce bir şeyl e r i hak etmeniz gerekmez. Hatta bazen günahkar bir i , bir azizden daha önce uyanabilir. U y a n ı ş h a k k ı n da yapabileceğiniz hiçbir şey y o k t u r . Her ne yapmaya ç a l ı ş ı r s a n ı z , aslında bu çabanın ardındaki şey, uyanışı veya a y d ı n l a n m a y ı en değerli mal olarak kendine katmak ve böylece daha önemli ve daha büyük olmaya çalışan ego olacaktır. O zaman uyanmak yerine, uyanma k a v r a m ı n ı , u y a n m ı ş bir k i ş i n i n n a s ı l olacağıyla i l g i l i z i h i n s e l bir i m a j ı z i h n i n i z e e k l e r s i n i z v e sonra da o imaja uymaya ç a l ı ş ı r s ı n ı z . B i r imaja uya263

UYANIŞ U y a n ı ş , düşünce ve farkındalığın ayrıldığı bir bilinç değişimidir. Çoğu k i ş i için bir olay değil, devam eden bir 262

ECKHART TOLLE. rak yaşamak, özgün bir yaşam değildir; nun oynadığı başka bir b i l i n ç s i z roldür. Dolayısıyla, uyanış hakkında yapabileceğiniz bir şey y o k s a , çoktan o l m u ş s a ya da henüz o l m a m ı ş sa, n a s ı l h a y a t ı n ı z ı n ö n c e l i k l i amacı o l a b i l i r ? Amaç u ğ r u n d a bir şeyler yapılacak bir hedef demek değil midir? Sadece i l k u y a n ı ş , düşünce olmayan bilinci i l k kez f a r k etmek, yorsanız, kendi adınıza uyanışınız bir çaba gerektirmeden demektir. olur. E ğ e r bu k i t a b ı a n l a ş ı l m a z ya da a n l a m s ı z buluhenüz başlamamış E ğ e r i ç i n i z d e k i bir şey bu kitapta a n l a t ı l a n l a r a cevap v e r i y o r s a , bir şekilde içindeki gerçeği a l g ı l a y a b i l i y o r s a n ı z , o zaman uyanış s ü r e c i n i z b a ş l a m ı ş t ı r . B i r kez başladığında, t e r s i n e çevrilemez ama ego y ü z ü n d e n geciktirilebilir. Bazı k i ş i l e r için bu kitabı okumak, u y a n ı ş s ü r e c i n i başlatabilir. B a z ı l a r ı için ise, bu kitabın f o n k s i y o n u , çoktan uyanmaya b a ş l a d ı k l a r ı n ı görmelerine maktır. ve süreci hızlandırmalarına yardımcı olBu k i t a b ı n diğer bir f o n k s i y o n u ise, insanlasadece ego-

VAR OLMANIN GÜCÜ f a r k ı n d a l ı k ve düşünce a r a s ı n d a k i i l i ş k i nedir? f a r k ı n d a l ı k , o boşluk b i l i n c i n k e n d i s i haline geldiğinde düşüncenin var olduğu b o ş l u k t u r . B i r kez V a r l ı ğ ı ya da f a r k ı n d a l ı ğ ı yakaladığınızda, onu hemen t a n ı r s ı n ı z . A r t ı k z i h n i n i z d e k i bir kavram değildir. O zaman, y a r a r s ı z düşüncelere dalmak y e r i ne şimdide var olmak için b i l i n ç l i bir seçim yapabilirs i n i z . V a r l ı ğ ı h a y a t ı n ı z a davet edebilir, kendi içinizde bir boşluk oluşturabilirsiniz. Uyanışla birlikte sor u m l u l u k da gelir. H i ç b i r şey olmamış gibi yaşamaya devam e d e b i l i r s i n i z ya da önemini kavrar ve farkındalığın doğuşunun başınıza gelebilecek en önemli şey olduğunu a n l a r s ı n ı z . K e n d i n i z i y ü k s e l e n bilince tesl i m etmek ve ı ş ı ğ ı n ı bu dünyaya getirmek, hayatınız ı n öncelikli amacı haline gelir. " T a n r ı ' n m z i h n i n i bilmek i s t e r d i m , " demişti Eins-

tein. "Geri k a l a n l a r ı detaydır." T a n r ı ' n m z i h n i nedir? B i l i n ç . T a n r ı ' n m z i h n i n i bilmek ne anlama gelir? F a r kında olmak. Detaylar nelerdir? D ı ş amacınız ve sadece dışarıda olanlar. D o l a y ı s ı y l a , belki hâlâ hayatınızda önemli bir şey i n o l m a s ı n ı b e k l i y o r s a n ı z , bir i n s a n ı n başına gelebilecek en önemli şeyin s i z i n için çoktan gerçekleştiğini yine de fark e t m e y e b i l i r s i n i z : dalığın a y r ı l ı ş süreci. Düşünce ve f a r k ı n -

r ı n i ç l e r i n d e k i egoyu f a r k etmelerine y a r d ı m etmekt i r ; böylece k e n d i l e r i n i k o n t r o l etmeye ve u y a n ı ş ı gec i k t i r m e y e çalıştığı her seferinde onun f a r k ı n a varab i l i r l e r . B a z ı l a r ı için, u y a n ı ş , a l ı ş k a n l ı k haline gelmiş düşünce s i s t e m l e r i n i , ö z e l l i k l e de h a y a t l a r ı n d a k i her şeyi t a n ı m l a m a l a r ı n a neden olan ı s r a r c ı ve o l u m s u z düşünceleri f a r k etmeleriyle olur. Aniden, düşüncen i n f a r k ı n d a olan ama bir parçası olmayan bir f a r k ı n d a l ı k o l u ş u r .

U y a n ı ş s ü r e c i n i n i l k aşamalarında olan birçok kiş i , dış amaçlarının ne olduğu konusunda hâlâ k a r a r s ı z d ı r l a r . A r t ı k dünyayı güdüleyen şeyler onları güdülememektedir. U y g a r l ı ğ ı n d e l i l i ğ i n i açıkça görerek,

264

262 264

ECKHART TOLLE. kendilerini etraflarını saran k ü l t ü r e bir şekilde yabancılaşmış hissederler. B a z ı l a r ı , i k i dünya arasındaki ı s s ı z l ı k t a kaldığını hisseder. Onları yöneten şey art ı k ego değildir ama yükselen farkındalık da henüz hayatlarına tam olarak yerleşmemiştir. İç ve dış amaçları henüz birleşmemiştir.

VAR OLMANIN GÜCÜ Yani amacım gelecek rup emekli olmayı otuz yıl mi? boyunca ofisimde otu-

beklemek

Şu anda ofiste değilsiniz, dolayısıyla amacınız bu değil. Ofiste olduğunuzda ve yaptığınız her neyse onu yaptığınızda, amacınız o olur. Gelecek otuz y ı l boyunca değil, şimdi. Sanırım burada bir yanlış şeye anlama anlam bir şey var. katan Size göre, büyük ve amaç şimdi yaptığınız şey; bana göre ise hayatıma geanlamına geliyor. bir şey

İÇ A M A Ç DİYALOĞU Aşağıda den sunacağım En diyalog, içteki hayatlarının iç gerçek

nel

bir hedef, bir şey, Bunu

yaptığım

önemli amacını arayan sayısız insanla yaptığım sohbetlerdoğmuştur. halde Varlığın amacınızla kıpırdandığı uyumlu olduğunda bir şeylerin değil.

fark yaratan

Ofiste kâğıtları karıştırıp biliyorum.

durmak

hiç de öyle

Varlığın farkında olmadığınız sürece, sadece bir şeyler yapma boyutunda ve gelecekte, yani zaman boyutunda bir anlam a r a r s ı n ı z . Ve bulacağınız anlam veya tatmin, ister istemez çözülerek veya bir kandırmacaya dönüşecektir. Değişmez bir şekilde, zaman

doğrudur. D i k k a t l e r i n i önce içe yöneltmemin nedeni de budur. Ne tımda anlamlı ginlik Önemli olduğunu tam olarak istiyorum. gelen ne bilmiyorum Genişlemek istiyorum özgürlüğü istediğimi kalırım. misiniz? ama ve evet, hayazen-

içinde yok olacaktır. O seviyede bulabileceğimiz herhangi bir anlam, sadece görece ve geçici olarak gerçektir. Örneğin, çocuklarınıza bakmak, onlarla ilgilenmek hayatınıza bir anlam katıyorsa, size artık ihtiyaçları kalmadığında ve belki de s i z i artık dinlemediklerinde ne olacak? Eğer başkalarına yardım etmek hayatınıza bir anlam katıyorsa, hayatınızın anlamının devam edebilmesi için başkalarının sizden daha kötü durumda olmasını i s t i y o r s u n u z demektir. Eğer o ya da bu faaliyette başarılı olma, yükselme, kazanma arzusu size anlam katıyorsa, ya asla kazanamazsanız 262 266

bir değişiklik ve

istiyorum; istiyorum. sorarsanız, Hayatımın

bir şey yapıyor olmak beraberinde Ama tam bir şey,

dünyada fark yaratan olarak zorunda eder

bir şey yapmak

istiyorum. bilmediğimi amacını

söylemek

bulmama yardım

Amacınız burada oturup benimle konuşmak, çünkü şu anda buradasınız ve yaptığınız şey de bu. Ayağa kalkıp başka bir şey yapmaya başlayana kadar. O zaman, amacınız da o olacak. 264

ECKHART TOLLE. ya da m u t l a k a bir gün olacağı gibi k a z a n m a l a r ı n ı z sona ererse? O zaman kendi hayal gücünüze veya a n ı l a r ı n ı z a s ı ğ ı n m a k zorunda k a l ı r s ı n ı z ; bu da hayat ı n ı z a anlam k a t m a k için pek t a t m i n edici bir yöntem sayılmaz. " B i r şeyler yapmak" sadece onu yapamayan binlerce ya da milyonlarca b a ş k a l a r ı olduğu zaman a n l a m l ı d ı r , d o l a y ı s ı y l a h a y a t ı n ı z ı n anlam kazan a b i l m e s i için başka i n s a n l a r ı n " b a ş a r ı s ı z " olmasına ihtiyaç duyarsınız. etmenin, şeyler çocuklarınızla ilgiBaşkalarına yardım dele rum. etmenin değersiz için, lan bilinç

VAR OLMANIN GÜCÜ durumu önceliklidir. Öncelikli amacınız,

yeni bir g e r ç e k l i k , yeni bir dünya için temelleri k u r m a k t ı r . T e m e l orada olduğunda, dış amacınız r u h s a l güçle dolar, çünkü hedefleriniz ve n i y e t l e r i n i z evrenin e v r i m s e l d ü r t ü s ü y l e u y u m içinde olur. Ö n c e l i k l i a m a c ı n ı z ı n özünde yatan düşüncenin ve f a r k ı n d a l ı ğ ı n a y r ı l m a s ı , z a m a n ı n i n k a r edilmesiyle mümkündür. Burada elbette ki zamanın bir randevu Saatbelirlemek ya da bir y o l c u l u k planlamak gibi p r a t i k amaçlar için k u l l a n ı l m a s ı n d a n söz etmiyoruz. lerden de değil, sadece z i h n i n s ü r e k l i olarak anlam bulmak için geleceğe baktığı p s i k o l o j i k zamandan söz ediyoruz. Y a p t ı ğ ı n ı z şeyi ya da bulunduğunuz y e r i hayatınızın ana amacı Bu olarak gördüğünüzde, son zamanı inkar edersiniz. derece güçlendiricidir. Y a p t ı ğ ı n ı z

l e n m e n i n veya herhangi bir alanda başarı için mücaolduğunu dış söylemiyoamacı için Birçok k i ş i hayatlarının

önemli ş e y l e r d i r ama dış amaç tek başına daima göreceli, dengesiz ve geçicidir. bulunmamanız gerektiği B u , böyle faaliyetlerde gelmez. Sadece zaman anlamına

b u n l a r ı öncelikli amacınızla, iç amacınızla k a r ı ş t ı r mamanız gerektiği Öncelikli anlamına gelir. Ancak o uyum içinde y a p t ı ğ ı n ı z şey daha derin bir anlam k a z a n a b i l i r . amacınızla yaşamadığınız sürece, amacınız dünyaya cenneti getirmek bile olsa, egoyla birleşecek veya zamanla y ı k ı l a c a k t ı r . Er ya da geç, s i z i acı çekmeye götürecektir. Eğer iç amacınıza a l d ı r m a z s a n ı z , ne yaparsanız yapın, r u h s a l gibi görünse bile, ego onu yapış t a r z ı n ı z a s ı z a c a k t ı r ve bu da sonunda çökeceği anlamına gelir. yaygın söz, bu gerçeği işaret eder. "Cehenneme uzaDiğer bir deyişle, nan y o l u n t a ş l a r ı , i y i niyetlerle doludur," ş e k l i n d e k i hedefleriniz ya da e y l e m l e r i n i z değil, k f . y n a k l a n d ı k 264

şeyde z a m a n ı n i n k a r edilmesi, iç ve dış amaçlarınız, yani V a r l ı k ve yapış arasında bir bağlantı k u r a r . Zamanı i n k a r ettiğinizde, egoyu i n k a r edersiniz. Ne yaparsanız, son derece i y i bir şekilde y a p a r s ı n ı z , çünkü yapmanın k e n d i s i d i k k a t i n i z i n a s ı l odak noktası haline gelir. O zaman y a p t ı ğ ı n ı z şey, bilincinizin bu dünyaya g i r d i ğ i kanal haline gelir. Bu da, yaptığınız şeyde kalite olacağı anlamına gelir; odanın diğer tarafına y ü r ü m e k ya da bir telefon r e h b e r i n i n sayfalar ı m k a r ı ş t ı r m a k kadar basit bir şey olsa bile. l a r ı çevirmenin lir. Sayfaa s ı l amacı, s a y f a l a r ı çevirmek olur;

aradığınız n u m a r a y ı bulmak, i k i n c i amaç haline geOdanın diğer t a r a f ı n a y ü r ü m e n i n amacı odanm 262 143

ECKHART TOLLE. diğer tarafına y ü r ü m e k olur; diğer tarafta duran kitabı almak ikinci amacımızdır. Ama kitabı aldığınız anda, ana amacınız kitabı almaya dönüşür. Daha önce sözünü ettiğimi zaman paradoksunu h a t ı r l ı y o r musunuz? Yaptığınız her şey zaman alır ve yine de daima şimdidedir. Dolayısıyla, iç amacınız zamanı inkar etmekken, dış amacınızın gelecekle i l g i l i olması ş a r t t ı r , çünkü zaman olmadan var olamaz. Ama daima ikincildir. E n d i ş e l i ya da gergin olduğunuzda, dış amacınız kontrolü ele a l m ı ş t ı r ve iç amacınızı gözden kaçırmışsınızdır. Bilinç durumunuzun öncelikli olduğunu, diğer her şeyin i k i n c i l olarak kaldığını Bu mak unutmuşsunuzdur. şekilde yaşamak, mi? şeyler. asla Hayatım kalmaktan Asla büyük zorunda büyük bir şeyler küçük üzerine başarmamı şeyler yapsonucu çıkamayaboyunca

VAR OLMANIN GÜCÜ man bu güce u l a ş a b i l i r s i n i z . Daha doğrusu, ancak o zaman o güç size ulaşarak içinizden bu dünyaya akabilir. " İ ş l e r i yapan ben değilim, içimdeki Babam'dır," derken, İsa bunu kastediyordu. Endişeler, gerilimler ve o l u m s u z l u k , s i z i bu güçten uzak tutar. Evreni yöneten güçten ayrı olduğunuz illüzyonu geri döner. K e n d i n i z i yine yalnız hissedersiniz, bir şeylere k a r ş ı mücadele edersiniz veya onu ya da bunu başarmaya ç a l ı ş ı r s ı n ı z . Neden endişe, gerilim veya o l u m s u z l u k doğar? Çünkü ş i m d i k i andan u z a k l a ş m ı ş s ı n ı z d ı r . Bunu neden yaparsınız? Başka bir şeyin daha önemli olduğunu düşündüğünüz için. Ana amacınızı u n u t u r s u nuz. Küçük bir hata, tek bir yanlış anlama, s i z i acı dünyasının içine alır. Şu an sayesinde, hayatın kendisine u l a ş a b i l i r s i n i z ve buna da geleneksel adıyla " T a n r ı " denir. Ondan uzaklaşmaya başladığınız anda, Tanrı hayatınızın gerçekliği olmaktan çıkar ve elinizde kalan tek şey, bazılarının inandığı, bazılarının da reddettiği zihinsel T a n r ı kavramı olur. T a n r ı ' y a inanmak bile, hayat ı n ı z ı n her arımda kendini ifade eden T a n r ı gerçekliğini yaşamak yanında bir hiçtir. Şu anla tam bir uyum içinde olmak, tin cın rin, niden kesilmesi varlığı, anlamına gelmez şu anla uyumda geçici bütün harekebir amami? Herhangi

engellemez olmayan cağımdan, yeceğimden, den

korkuyorum;

hiçbir

sıradanlığın hayata

bir şey yapmaya cesaret edemegeçiremeyeceğim-

potansiyelimi

korkuyorum. B ü y ü k l ü k , onurlandırılan ve değer verilen küçük

şeylerden doğar. H e r k e s i n hayatı aslında küçük şeylerden oluşur. B ü y ü k l ü k zihinsel bir kavramdır ve egonun en sevdiği fantezidir. Ama asıl paradoks, büyüklüğün temelinin andaki küçük şeyleri onurlandırmakta yatmasıdır. Şu an daima küçüktür ama içinde en büyük güç gizlidir. T ı p k ı en küçük şeylerden biri olan ama yine de inanılmaz bir güç içeren atom gibi. Ancak kendinizi ş i m d i k i anla uyumlandırdığmız za262

bir kesinti olacağı bir seviyede yeToprağın arabir ama-

ve belki o amaca ulaşıldığında aynı uyumun daha dedaha yüksek oluşacağı veya daha karmaşık anlamına gelmez çalışan 144 mi?

sından yolunu bulmaya,

bir bitkinin,

ECKHART TOLLE cı olduğu için şu anla tam bir uyum içinde olamayacağına inanıyorum: maktır. la uyum Belki Sonuçta amacı büyük bir ağaç olşimdiki ande yetişkinliğe ulaştığında, lir;

VAR OLMANIN GÜCÜ sadece nasılı değişir. Öncelikli amacınız, şimdi

yaptığınız şeye bilincin akmasını sağlamaktır. İ k i n c i amaç, yaptığınız şeyle ne başarmayı istediğinizdir. Daha önce amaç kavramı hep gelecekle bağdaştırılırken, şimdi sadece şimdide bulunabilecek daha derin bir amaç ve zamanın i n k a r ı söz konusudur. İ n s a n l a r l a bir araya geldiğinizde, onlara dikkatinizi olabildiğince verin. A r t ı k bir k i ş i olarak değil, bir farkındalık alanı, bir V a r l ı k olarak orada kendinizi var edersiniz. Diğer k i ş i y l e paylaşımda olmanın öncel i k l i nedeni - bir şey alıp satmak, bir bilgi almak ya da vermek vb. - ikinci derece öneme sahip olur. Aranızda yükselen farkındalık alanı, paylaşımın öncelikli amacı haline gelir. O farkındalık boşluğu, konuştuğunuz şeylerden, etrafınızdaki f i z i k s e l ya da z i h i n s e l nesnelerden daha fazla önem kazanır. İnsan varlığı, dünyadaki şeylerden daha önemli hale gelir. Yapılması gereken bir şeyi ihmal etmezsiniz. Aslında, işleri yapmak daha da kolaylaşmakla kalmaz, aynı zamanda V a r l ı k boyutu algılandığı ve öncelikli hale geldiği için daha da güçlü bir şekilde yapılır. İ n s a n l a r arasındaki farkındalık alanının birleşmesi, dünya üzerindeki i l i ş k i l e r d e en temel unsurdur. Başarı Gerçek kavramı başarıyı sadece egosal bir illüzyon mu?

içinde yaşayabilir.

B i t k i n i n kökü hiçbir şey istemez, çünkü bütünle birdir ve bütünlük onun içinden akar. B ü t ü n ü n - Hayatın - fidanın bir ağaca dönüşmesini istediğini söyleyebiliriz ama fidan kendisini hayattan ayrı görmez ve dolayısıyla kendisi için bir şey istemez. Hayatın istekleriyle birdir. Endişeli ya da gergin olmamasının nedeni budur. Eğer erkenden ölmesi gerekirse, kolayl ı k l a ölür. Hayatta olduğu gibi, ölümde de bütüne teslim olur. A s ı l k ö k l e r i n i n Varlığa, biçimi olmayan sonsuz Hayata bağlı olduğunu bilir. A n t i k Çin'deki Taocu bilgeler gibi, İsa da doğadan örnekler vermeyi severdi, çünkü doğada i n s a n l a r ı n bağlantılarını kaybettiği bir güç görürdü. Bu, evrenin yaratıcı gücüdür. İsa, T a n r ı eğer basit çiçekleri bile böylesine bir güzellikle yarattıysa, bir de bizi nasıl giydireceğini düşünmemizi söylerdi. Yani, doğa evrenin evrim sürecinde güzel bir ifadeyken, insanlar onun altında yatan zekayla uyum içinde olduklarında, aynı dürtüyü daha yüksek, daha muhteşem bir şekilde ifade edecekler demektir. Dolayısıyla, önce kendi iç amacınıza sadık kalarak hayata sadık k a l ı r s ı n ı z . Şimdide yaşayarak ve yaptığınız şeye kendinizi tamamen vererek, eylemlerinizin r u h s a l güçle dolmasını sağlarsınız. Başlangıçta yaptığınız şeyde, fark edilir hiçbir değişim olmayabi272

nasıl

ölçebiliriz? B a ş a r ı n ı n kazanmak olduğusöyler. Yukarıdakilerin

Dünya size başarının seçtiğiniz bir hedefe ulaşmak olduğunu söyler. temel içerikleri nu, saygınlık ve zenginliğin herhangi bir başarının olduğunu '284

ECKHART TOLLE. hepsi ya da bazıları, genellikle başarının yan getirilenidir ama asla kendisi değildir. Geleneksel başarı kavramı, yaptığınız şeyin sonucuyla i l g i l i d i r . Bazılar ı , başarının s ı k ı çalışma ve şansın, k a r a r l ı l ı k ve yeteneğin bir b i r l e ş i m i ya da doğru zamanda doğru yerde olmak olduğunu söyler. B u n l a r ı n herhangi biri baş a r ı n ı n belirleyicileri olsa da, özü değildir. Dünyanın size söylemediği şey - çünkü kendisi de bunu bilmez bir insanının başarıya Deli ulaşamayacağıdır. bir dünyanın size Sadece başarıbaşarılı olabilirsiniz.

VAR OLMANIN GÜCÜ da f a r k l ı olmaz. Sonuç, kendisine götüren eylemlerden ayrılamaz ve o eylemlerle çoktan k i r l e n m i ş olduğundan, kaçınılmaz bir şekilde m u t s u z l u k yaratacaktır. Bu k a r m i k eylemdir ve mutsuzluğun bilinçsiz sürekliliğidir. B i l d i ğ i n i z gibi, ikinci veya dış-amacınız, zaman boyutundadır ama ana amacınız şimdiden ayrılamaz. Dolayısıyla, zamanın inkar edilmesini gerektirir. Peki nasıl u z l a ş ı r l a r ? B ü t ü n yaşam yolculuğunuzun nihayetinde şu anda attığınız adımdan oluştuğunu anlayarak. Daima şu anda attığınız tek adım vardır ve bu yüzden bütün d i k k a t i n i z i vermeniz gerekir. Bu, nereye g i t t i ğ i n i z i bilmediğiniz anlamına gelmez; sadece bu adımın öncelikli olduğunu, varılacak yerin ise ikincil derecede olduğunu gösterir. Vardığınız yerde k a r ş ı l a ş t ı ğ ı n ı z şey, bu adımın kalitesine bağlıdır. Diğer bir deyişle: Gelecekte s i z i bekleyen şey, şimdiki bilinç durumunuza bağlıdır. Yaptığınız iş zamana bağlı olmayan bir nitelik içerdiğinde, işte bu başarıdır. V a r l ı k yapılan şey akmadığında, burada ve şimdide olmadığınızda, kendinizi yaptığınız şeyde kaybedersiniz. Aynı zamanda kendinizi düşüncelere kaptırır, dışarıda olan şeylere tepki v e r i r s i n i z . "Kendini demek kaybetmek" dediğinizde tam olarak ne istiyorsunuz?

nın başarılı bir şimdiden başka bir şey olduğunu söylemesine i z i n vermeyin. Yani ne demektir bu? Yaptığınız şeyde, son derece basit bir eylem olsa bile, bir nitelik olmalıdır. Kalite, dikkat ve ilgi g e r e k t i r i r ve bununla da farkındalık gelir. N i t e l i k s i z i n anda var olmanızı gerektirir. B i r işadamı olduğunuzu ve yoğun stres ve mücadeleyle geçen i k i yıldan sonra, çok iyi satan ve size para kazandıran bir ürün ortaya koyduğunuzu düşünelim. Bu başarı mıdır? Geleneksel bakış açısıyla, evet. Gerçekte ise, o i k i y ı l ı hem kendi vücudunuzu hem de dünyayı olumsuz enerjiyle kirleterek geçirmişsinizdir, hayatı kendinize ve çevrenizdekilere zindan etm i ş s i n i z d i r ve karşılaşmadığınız i n s a n l a r ı bile olumsuz e t k i l e m i ş s i n i z d i r . B ü t ü n bu eylemin ardında yatan şey, başarının gelecekteki bir olay olduğu, sonuçların araçları haklı çıkardığı yönündeki bilinçsiz bir varsayımdır. Sonuçlar ve araçlar aynıdır. Eğer araçlar insan mutluluğuna katkıda bulunmuyorsa, sonuç 262 146

Gerçek k i m l i ğ i n i z i n özü bilinçlidir. Bilinç (siz) tamamen düşünceyle tanımlandığında ve dolayısıyla temel doğasını unuttuğunda, kendini düşüncelerde

ECKHART TOLLE kaybeder. İ s t e k ya da k o r k u gibi zihinsel-duygusal biçimlerle kendini tanımladığında — egonun öncelikli d ü r t ü l e r i - kendini o biçimlerde kaybeder. Bilinç aynı zamanda kendini eylemle tanımladığında ve olanlara tepki verdiğinde de kaybeder. Her düşünce, her arzu ya da korku, her eylem ya da tepki, Varlığın basit mutluluğunu algılayamadığı için yerine koymak üzere zevk ve bazen de acı arayan sahte bir benlik duygusuyla k a r ı ş ı r . Bu, Varlığın unutkanlığında yaşamaktır. K i m olduğunuzu unutarak yaşadığınızda, başarın, çok geçmeden yine mutsuz her başarı sadece geçici bir i l l ü z y o n olarak kalır. Ne başarırsanız olursunuz veya yeni bir sorun ya da i k i l e m dikkatinizi tamamen kendi üzerine çeker. Iç amacımın ne yapmam ne olduğunu anlamaktan dış seviyede gerektiğini bulmaya nasıl geçebilirim'?

VAR. OLMANIN GÜCÜ ğinizi hissedersiniz. B a z ı l a r ı kendilerini çılgın bir iş ortamından ya da yaşam durumundan çıkmak üzere bulur. Dolayısıyla, dış seviyede s i z i n için neyin doğru olduğunu bulmadan önce, neyin işe yaradığını, neyin uyanan bilinçle uyum içinde olduğunu anlamadan önce, neyin doğru olmadığını"", neyin artık işe yaramadığını, neyin iç amacınızla uyum içinde olmadığını bulmanız gerekebilir. Diğer türde değişimler, aniden k a r ş ı n ı z a çıkabilir. Yeni bir tanışma, hayatınıza beklenmedik bir boyut katabilir. U z u n süreli bir engel ya da çatışma aniden sona erebilir. Dostlarınız ya sizinle birlikte bu değişimi geçirir ya da hayatınızdan çıkıp giderler. Bazı i l i ş kiler çözülür, diğerleri derinleşir. İşinizden ayrılabil i r ya da işyerinizde olumlu değişim merkezi haline gelebilirsiniz. E ş i n i z s i z i terk eder ya da yeni bir yak ı n l ı k seviyesine u l a ş ı r s ı n ı z . Bazı değişimler yüzeyde olumsuz gibi görünebilir ama çok geçmeden, hayatınızda oluşan o boşlukta yeni bir şeyin yükseleceğini görürsünüz. B i r güvensizlik ve k a r a r s ı z l ı k süreci yaşayabilirsiniz. Ne yapmalıyım? Hayatınızı artık ego yönetmediği için, dış güvenlik için duyulan psikolojik ihtiyaç azalır. B e l i r s i z l i k l e r l e yaşayabilir ve hatta bundan Belirsizliklerle sonsuz rahat olmayı öğolasılıklar açılır. hayatınızda zevk alabilirsiniz. rendiğinizde,

Dış amaç, kişiden kişiye büyük f a r k l ı l ı k l a r göster i r ve hiçbir dış amaç sonsuza dek sürmez. Zamanla s ı n ı r l ı d ı r ve onun yerine başka bir amaç geçer. İç amaca bağlılığın dış dünyayı ne ölçüde etkileyeceği ya da değiştireceği de kişiden kişiye değişir. Bazı insanlar için, geçmişleriyle bağlarının aniden ya da zamanla kopması anlamına gelebilir. İ ş l e r i , yaşam şartları, i l i ş k i l e r i . . . Her şey güçlü bir değişim geçirir. Değ i ş i m l e r i n bazıları kendiliğinden başlayabilir; acı verici bir karar süreci gerekmez, sadece ani bir anlayış yeterli olur: Yapmam gereken şey bu. Karar zaten verilmiştir. Düşünceyle değil, farkındalıkla gelir. Bir sabah uyandığınızda, ne yapmanız gerektiğini bildi276

A r t ı k yaptığınız şeyde baskın unsur korku değildir ve herhangi bir eylemde bulunacağınız zaman tereddüt etmezsiniz. Romalı düşünür Tacitus, şöyle demişti: 277

ECKHART TOLLE. "Güvenlik arzusu, bütün büyük ve soylu g i r i ş i m l e r i n önünde duran şeydir." Eğer b e l i r s i z l i k s i z i n için kabul edilmez bir şeyse, korkuya dönüşür. yaratıcılığa ve dikkate dönüşür. Y ı l l a r önce, güçlü bir içsel dürtünün sonucu olarak, dünyanın adına "gelecek vaat eden" diye adlandıracağı bir akademik k a r i y e r i arkamda bıraktım ve kendimi b e l i r s i z l i ğ i n ortasına attım; birkaç y ı l sonra, bir ruhsal öğretmen olarak yeni enkarnasyonum ortaya çıktı. Çok daha sonra, benzer bir şey tekrarlandı. İngiltere'deki evimden vazgeçip, Kuzey Amerika'nın Batı Sahilleri'ne taşındım. Nedenini bilmesem bile, o dürtüye boyun eğdim. O b e l i r s i z l i ğ i n ortasından, Şimdi'nin Gücü doğdu. O kitabın büyük bölümü, kendime ait bir evimin olmadığı bir dönemde, California ve İ n g i l i z Columbiası'nda yazıldı. Görünürde hiçbir gelirim ve neredeyse hiç b i r i k i m i m yoktu. Ama her şey güzel bir şekilde yerini bulmuştu. K i t a b ı m ı n y a z ı m ı n ı bitirmek üzereyken param bitti. B i r piyango bileti aldım ve 1.000 dolar kazandım. O para sayesinde bir ay daha yaşayabildim. Ama herkes bu tür büyük değişimler geçirmeyebilir. S p e k t r u m u n diğer tarafında, oldukları yerde kalıp y a p t ı k l a r ı şeyi yapmaya devam edecek olan insanlar vardır. Onlar için, sadece nasıl değişir, ne değil. Bunun nedeni k o r k u ya da tembellik değildir. Sadece şu anda y a p t ı k l a r ı şey bilincin bu dünyaya gelebilmesi için mükemmel konumdadır ve başka bir şeye ihti262 278 Eğer mükemmel bir şekilde kabullenebiliyorsanız, canlılığa,

VAR OLMANIN GÜCÜ yaçları yoktur. Yeni dünyanın ifadesini bulmasında onlar da üzerlerine düşeni yapmaktadırlar. Herkes Eğer şam için durumun böyle olması gerekmez şu anla mi? iç amacını gerçekleştirmek tarzından bir olmaksa, ki?

neden herhangi biri kendini şu anki işinden ya da yaayrılmak zorunda hissetsin Anda yaşamak ve şu anla bir olmak, herhangi bir değişim başlatamayacağınız ya da herhangi bir hareket yapamayacağınız anlamına gelmez. Ama eyleme geçme d ü r t ü s ü bazen egosal isteklerden ya da korkudan değil, daha derin bir seviyeden gelebilir. Şu anla iç uyumlanma bilincinizi açar ve şu anın parçası olduğu bütünle uyum haline sokar. Bu olduğunda, bütün, yani yaşamın tamamı, içinizden akabilir. Bütün derken neyi kastediyorsunuz? B i r tarafta, bütün, var olan her şeyi kapsar. Dünya ve tüm kozmostur. Ama mikroplardan insanlara ve galaksilere kadar her şey, aslında birbirlerinden ayrı k i m l i k l e r değil, çok boyutlu şekilde iç içe geçmiş bir ağın parçalarıdır. Bu b i r l i ğ i göremememizin, her şeyi birbirinden ayrı sanmamızın i k i nedeni vardır. B i r i n c i s i , gerçekliği sadece s ı n ı r l ı duyularımıza indirgeyen algıdır: Sadece görebildiğimiz, duyabildiğimiz, koklayabildiğimiz, tadabildiğimiz ve dokunabildiğimiz şeyleri gerçek san ı r ı z . Ama yorumlama ya da z i h i n s e l adlandırmalar olmadan algıladığımızda, yani algılarımıza düşünce katmadığımızda, görünürde ayrı gibi olan şeylerin daha derinlerdeki bağlantılarım sezebiliriz.

ECKHART TOLLE. Diğer daha ciddi neden, s ü r e k l i düşüncedir. Sü-

VAR OLMANIN GÜCÜ sanlara oranla bütünle daha fazla bağlantıda olduklarından, t s u n a m i n i n gelişini duyulması mümkün olmadan daha görülmesi veya sezebilmiş ve daha

r e k l i bir düşünce a k ı n t ı s ı n a kapıldığımızda, var olan her şey arasındaki bağlantıları ve iç içe geçmişliği göremeyiz. Düşünce, gerçekliği cansız parçacıklara dön ü ş t ü r ü r . Son derece aptalca ve yıkıcı eylemler, böyle parçalanmış gerçeklik görüşlerinden doğar. Yine de, var olan her şeyin birbirine bağlı olmasından bile daha derin bir şey vardır. En derin seviyede, aslında her şey birdir. Bu Kaynak'tır, yani ifade edilmemiş tek Yaşam. Zaman içinde kendini ifade eden evrenin, zamana bağlı olmayan zekası. Bütün, var olan şeylerden ve V a r l ı k t a n oluşur; ifade edilen ve edilmeyen, dünya ve T a n r ı . Dolayısıyla, bütünle uyum içinde olduğunuzda, iç içe geçmişliğin ve amacının bilinçli bir parçası olursunuz: Yani bilincin bu dünyadaki doğuşu. Sonuç olarak, beklemediğiniz yerlerden yardımlar almaya başlarsınız. İlginç tesadüfler, inanılmaz karşılaşmalar ve senkronize olmuş olaylar çok daha s ı k görülür. Carl Jung, senkronizasyon için "nedensel olmayan bağlayıcı prensip," derdi. Bu, yüzeyde senkronize olaylar olarak k a r ş ı m ı za çıkan şeylerin aslında nedensel bir bağı olmadığı anlamına gelir. Bu, görüntü ve biçim dünyasının altında yatan zekanın dış ifadesidir ve bu derin bağlılığı z i h n i n anlaması mümkün değildir. Ama o zekanın kendini ifade edişinde bilinçli katılımcılar olabiliriz. Doğa, bütünün bilinçsiz tekliği durumundadır. Örneğin, 2004 y ı l ı n d a k i tsunami felaketinde neredeyse hiçbir vahşi hayvanın ölmemesinin nedeni buydu. İn262 149

yüksek bölgelere çekilme f ı r s a t ı bulabilmişlerdi. Belki de bu bile olaya insan bakış açısından yaklaşmak sayılabilir. Muhtemelen kendilerini nedensiz bir şekilde daha yüksek bölgelere doğru ilerlerken bulmuşlardı. Bunu şu nedenden dolayı yapmak, z i h n i n gerçekliği bölmesidir; doğa ise bütünle bilinçsiz bir tekl i k içinde yaşamaktadır. Bütünle bilinçli bir teklikle yaşayarak bu dünyaya yeni bir boyut getirmek, insanoğlu olarak bizim görevimizdir; böylece, bilinç evrensel zekayla uyum içinde olabilecektir. Bütün, mi? Evet, ilham ve dürtü, yani " r u h " ve coşku, yani " T a n r ı " olduğunda, bir k i ş i n i n tek başına yapabileceğinin çok ötesinde bir yaratıcı güç oluşur. insan zihnini amacıyla da uyumlu halde için olan bir şeyler ya durumlar yaratmak kullanabilir

10. Bölüm
YENİ BİR DÜNYA

Astronomlar, evrenin on beş milyar y ı l önce devasa bir patlamayla oluştuğu ve o zamandan beri genişlemeye devam ettiği sonucuna vardılar. Ama gerçek şu ki evren sadece genişlemiyor, aynı zamanda giderek daha kompleks bir hal alıyor ve giderek daha çok çeşitleniyor. Bazı bilim adamları, bu sürecin belli bir noktadan sonra tersine döneceğini, çokluktan tekliğe doğru bir akış olacağını bile söylüyorlar. O zaman evren genişlemesini durdurarak tekrar büzülmeye başlayacak ve sonunda ifade edilmemiş, kavranamaz hiçliğe geri dönecek; belki de doğum, genişleme, büzülme ve ölme döngüsünü defalarca tekrarlayacak. Peki amacı ne? "Evren neden var olma zahmetine katlanıyor?" diye sorar Stephen Hawking, hiçbir matematik modelinin bu soruya asla cevap veremeyeceğini bilerek.
283

ECKHART TOLLE Sadece d ı ş a r ı bakmak yerine içe bakarsanız, bir iç ve bir de dış kozmosun amacın olduğunu keşfedersiniz. Makroolduğunuzdan, m i k r o s k o b i k bir y a n s ı m a s ı

VAR OLMANIN GÜCÜ nün k e n d i s i m u t l a k gerçeğe s a h i p t i r ve o da ne düşün ü l e b i l i r ne de söze dökülebilir. Düşünce s ı n ı r l a r ı n ı n ötesinden görülen ve bu yüzden insan z i h n i için kavranamaz olan şey ş u d u r : Her şey şimdide olur! O l m u ş olan ve olacak olan her şey, z i h i n s e l bir yapı olan zamanın dışında, şimdidedir. Göreceli ve m u t l a k gerçeğin bir örneği olarak, güneşin doğuşunu ve b a t ı ş ı n ı ele alın. Güneşin sabahları doğduğunu ve a k ş a m l a r ı doğrudur. battığını söylediğimizde, GüEğer tanık bu doğrudur; ama aynı zamanda da sadece göreceli bir M u t l a k açıdan bakıldığında y a n l ı ş t ı r . neş, sadece gezegenin yüzeyinde ya da yüzeyine y a k ı n bir yerde yaşayan biri için doğup batmaktadır. ğını görürdünüz; sadece sürekli parladığına uzayda olsaydınız, güneşin ne doğduğunu ne de battıolurdunuz. Yine de, bunu anladıktan sonra bile, gündoğumu ve günbatımından söz edebiliriz, hâlâ güzelliğini görebilir, r e s m i n i yapabilir, üzerine ş i i r l e r yazabil i r i z ; a r t ı k m u t l a k bir gerçeklikten çok göreceli bir gerçeklik olduğunu bilmemize rağmen. O halde, başka bir göreceli gerçeklikten söz ederek k o n u m u z a devam edelim: B i ç i m s e l evrene gelmek ve biçimi olmayana geri dönmek; yani daha s ı n ı r l ı zaman açısından, bunun hayatınız üzerinde y a r a t t ı ğ ı etki. " H a y a t ı m " k a v r a m ı , elbette ki düşünce t a r a f ı n dan y a r a t ı l m ı ş başka bir s ı n ı r l ı bakış açısı, başka bir göreceli gerçektir. Ama gerçekte ise siz ve hayat bir olduğunuzdan, aslında " s i z i n " hayatınız diye bir şey yoktur. '151

evrenin de s i z i n k i n d e n ayrılamayan bir iç ve dış amacı olduğu açıktır. E v r e n i n dış amacı, biçim yaratmak ve b i ç i m l e r i n e t k i l e ş i m l e r i sayesinde kendini deneyiml e m e k t i r ; oyun, dram, rüya, adına ne derseniz. İç amacı ise biçimi olmayan özünü u y a n d ı r m a k t ı r . S o n r a s ı n da iç ve dış amaçların b i r l e ş m e s i g e l i r : O özü - bilinci - biçim dünyasına getirerek dünyayı değiştirmek. Bu değişimin nihai amacı, insan z i h n i n i n hayal edebileceği ya da kavrayabileceği her şeyin ötesindedir. Yine de, bu dönemde bu gezegen üzerinde bu değişim gerçekleşmektedir ve s o r u m l u l u ğ u da bizlere v e r i l m i ş t i r . B i z i m a r a c ı l ı ğ ı m ı z l a iç ve dış amaç, yani dünya ve T a n r ı birleşecektir. Evrenin genişleyip büzülmesinin hayatımız üze-

rinde ne gibi bir e t k i s i olduğuna bakmadan önce, evr e n i n doğası h a k k ı n d a söylenen hiçbir şeyin m u t l a k gerçek olarak kabul edilmemesi g e r e k t i ğ i n i a k l ı m ı z dan ç ı k a r m a m a m ı z gerekir. Ne k a v r a m l a r ne de matematik f o r m ü l l e r i sonsuzluğu açıklayabilir. Hiçbir düşünce, b ü t ü n ü n e n g i n l i ğ i n i kapsayamaz. Gerçeklik b i r l e ş m i ş bir b ü t ü n d ü r ama düşünce onu parçalara a y ı r ı r . Bu da temel y a n l ı ş algılara kapı açar; b i r b i r i n den a y r ı olaylar ve şeyler var, bunun nedeni ş u d u r gibi. Her düşünce bir bakış açısı anlamına gelir ve her bakış açısı - doğası gereği - s ı n ı r l a m a g e t i r i r . Y a n i sonuçta m u t l a k bir gerçekliği olamaz. 290 Sadece bütü-

ECKHART TOLLE HAYATINIZIN KISA BİR TARİHİ Dünyanın ifade bulması ve ifade edilmemişe geri dönmesi - genişlemesi ve büzülmesi - dışarı çıkış ve eve dönüş dediğimiz i k i evrensel harekettir. Bu i k i hareket, eder; bütün evrende çeşitli şekillerde kendini ifade örneğin kalbinizin genişleyip büzülmesi, nefes

VAR OLMANIN GÜCÜ meye başlar. F i z i k s e l biçiminiz zayıflar; etki alanınız daralır. Daha fazla olmak yerine, daha az haline gelirsiniz ve egonuz buna giderek artan bir endişeyle tepki verir. Dünyanız büzülmeye başlamıştır ve artık kontrolünüzü kaybettiğinizi hissedebilirsiniz. S i z i n hayata tepki vermeniz yerine, hayat yavaşça dünyanızı daraltır. Kendini biçimle tanımlayan bilinç, artık günbatımını yaşamakta, biçimin çözüldüğünü gözlemlemektedir. Ve günün birinde siz de kaybolursunuz. Koltuğunuz hâlâ oradadır. Ama s i z i n oturduğunuz yerde şimdi bir boşluk vardır. Y ı l l a r önce geldiğiniz yere geri dönersiniz. Herkesin hayatı - her canlı formu - bir dünyayı tems i l eder ve evrenin kendini deneyimlediği şekilde kendini deneyimler. Biçim çözüldüğünde, bir dünya sona erer; ama aslında sayısız dünyalardan sadece biridir.

alıp v e r i r k e n göğsünüzün kalkıp inmesi gibi. Aynı zamanda, uyku ve u y a n ı k l ı k döngüsüyle de kendini ifade eder. Her gece, derin, rüyasız bir uykuya daldığınızda, farkında olmadan, bütün yaşamın ifade edilmemiş Kaynağına geri dönersiniz ve sabah tekrar yenilenmiş bir şekilde uyanırsınız. Bu iki hareket, dışarı çıkış ve eve dönüş, k i ş i n i n yaşamında da kendini gösterir. B i r anlamda hiç yoktan bu dünyaya geliverirsiniz. Doğumu genişleme izler. Sadece fiziksel gelişim değil, aynı zamanda bilgi, hareket, mülkiyet, deneyim gelişimleri de söz konusudur. E t k i alanınız genişler ve hayat giderek karmaşıklaşır. Bu, dış

UYANIŞ VE EVE DÖNÜŞ K i ş i n i n hayatındaki eve dönüş, uyanış ya da biçimin çözülüşü - y a ş l ı l ı k , hastalık, sakatlık, kayıp veya bir tür k i ş i s e l trajedi şeklinde olsun - büyük bir ruhsal uyanış potansiyeline sahiptir. Yani bilincin biçimden ayrılışı. Çağdaş kültürümüzde çok az ruhsal gerçek olduğundan, birçok k i ş i bunu bir fırsat olarak görmemektedir ve bu yüzden, kendileri ya da yakınlarından biri böyle bir şey yaşadığında, korkunç bir terslik olduğunu, olmaması gereken bir şeyin olduğunu düşünürler. 287

amacınızı bulmak veya izlemekle ilgilendiğiniz dönemdir. Aynı zamanda genellikle egonun genişlemesi, kendinizi nesnelerle tanımlama ve dolayısıyla k i m l i ğ i n i z i giderek daha belirgin bir şekilde oluşturma söz konusudur. Bu, aynı zamanda dış amacın ego tarafından gasp edildiği, doğal olarak genişlemesinin farkında olmadığı için hep daha fazlasını istediği dönemdir. Sonra, nihayet buraya ait olduğunuzu veya başardığınızı düşündüğünüzde, geri dönüş başlar. Belki size yakın olan, dünyanızın birer parçası olan insanlar öl286

153 Uygarlığımızda,

101 ECKHART TOLLE insanlığın durumuyla ilgili derin

VAR. OLMANIN GÜCÜ

man kendini belli eder. Böyle olaylar, biçimin çözülüşüne doğru yeni bir dönüş hareketinin başladığının göstergesidir. Birçok antik kültürde, bu süreci sezgisel olarak a n l a d ı k l a r ı n ı görürsünüz ve y a ş l ı insanlara bu kadar saygı d u y u l m a s ı n ı n nedeni de budur. Onlar, bilgelik abideleridir ve u y g a r l ı k l a r ı n varlığını s ü r d ü r m e k için ihtiyaç d u y d u k l a r ı d e r i n l i k boyutunu sağlarlar. Kendini sadece dış boyutla tanımlayan ve r u h u n içsel boyutuna tamamen cahil kalan bizim uygarlığımızda, y a ş l ı ya da eski k e l i m e s i sadece olumsuz kavramlar çağrıştırır. İşe yaramaz olarak görülür ve birine y a ş l ı demek neredeyse hakaretmiş gibi algılanır. E s k i d e n "büyükanne" kelimesi büyük saygınlık çağrıştırırdı. Ş i m d i ise en fazla ş i r i n olarak algılanmaktadır. Y a ş l ı neden işe yaramaz olarak değerlendirilir? Çünkü y a ş l ı l ı k t a , vurgu bir şeyler yapmaktan Varlığa kayar ve kendini bir şeyler yapmaya k a p t ı r m ı ş olan uygarlığımız, V a r l ı k hakkında hiçbir şey bilmez. Şöyle sorar: V a r l ı k mı? Onunla ne yap a b i l i r s i n ki? Bazı insanlarda, dışa doğru hareket aniden ve erkenden kesilebilir. Bazı durumlarda, bu geçici bir süreç olabilir; bazılarında ise kalıcıdır. Küçük bir çocuğun ölümle yüzleşmemesi gerektiğine i n a n ı r ı z ama aslında bazı çocukların hastalık ya da kaza nedeniyle ebeveynlerinden b i r i n i n ya da her i k i s i n i n ölümüyle k a r ş ı l a ş ması gerekir; hatta kendi ö l ü m l e r i n i n olasılığıyla bile. Bazı çocuklar, hayatlarının doğal genişlemesini s ı n ı r l a yan s o r u n l a r l a doğarlar. Ya da çok genç bir yaşta k i ş i nin hayatına büyük bir s ı n ı r l a m a gelebilir.

bir cehalet söz k o n u s u d u r ve r u h s a l açıdan ne kadar cah i l o l u r s a n ı z , o kadar çok acı çekersiniz. Birçok k i ş i y e göre - özellikle de Batı'da yaşayanlar - ölüm soyut bir kavramdan daha fazlası değildir ve bu yüzden, çözülmeye y a k l a ş ı r k e n insana neler olduğunu anlayamazlar. Çoğu y a ş l ı ve y ı p r a n m ı ş insan, y u r t l a r a kapatılır. Ölenlerin cesetleri - bazı k ü l t ü r l e r d e h e r k e s i n görmesi için açıkça s e r g i l e n i r - ortadan k a l d ı r ı l ı r ve gözden uzaklaşt ı r ı l ı r . Ölen k i ş i bir y a k ı n ı n ı z değilse, bir cesedi görmeye çalıştığınızda, bunun neredeyse yasadışı olduğunu fark edersiniz. Cenaze evlerinde, yüzünüze makyaj bile yaparlar. Ö l ü m ü n sadece aziz bir görüntüsünü görmenize i z i n vardır. Ölüm onlar için sadece soyut bir kavram olduğundan, çoğu insan k e n d i l e r i n i bekleyen çözülüşe k a r ş ı tamamen h a z ı r l ı k s ı z d ı r . Ölüm yaklaştığında, bir ş a ş k ı n l ı k , u m u t s u z l u k ve k o r k u yaşanır. A r t ı k hiçbir şeyin anlamı kalmaz, çünkü hayatın bütün anlamları ve amacı, başarmak, kendini bir şeyler edinmek, kurmak, korumak ve Çoğu intatmin olmakla i l g i l i d i r . Yani hayat, dış hareketlerle ve biçimle tanımlamayla bağdaştırılır. san, yaşamları, dünyaları y ı k ı l m a y a başladığında, herhangi bir anlam çıkaramazlar. Yine de, potansiyel olarak, burada çok daha derin anlamlar gizlidir. Özellikle yaşlılığa y a k l a ş ı r k e n , b i r i n i n kaybı ya da k i ş i s e l bir trajedi sayesinde, r u h s a l boyut k i ş i n i n yaşamına girmeye başlar. Yani iç amaçları, ancak dış amaçları çöktüğü ve egonun kabuğu çatlamaya başladığı za-

ECKHART TOLLE Ama dışa doğru hareketin "olmaması gereken bir zamanda" k e s i l m e s i , aynı zamanda o k i ş i için erken bir r u h s a l uyanış potansiyelini de beraberinde getirebilir. A s l ı n d a olmaması gereken hiçbir şey olmaz; yani, daha büyük bütünün ve amacının parçası olmayan hiçbir şey olmaz. Dolayısıyla, dış amacın y ı k ı l ı ş ı bizi kendi iç amacımızı bulmaya ve dolayısıyla da içle uyum içinde daha derin bir dış amacın kendini göstermesine yol açabilir. B ü y ü k acılar çeken çocuklar, genellikle yaşlarından önce olgunlaşırlar. B i ç i m seviyesinde kaybedilen, öz seviyesinde kazan ı l ı r . Geleneksel " k ö r k â h i n " ya da "sakat şifacı" figürü, biçim seviyesinde büyük bir kaybın ya da sakatlığın ruhta bir açılış y a r a t m a s ı n ı n simgesidir. B ü t ü n biç i m l e r i n dengesiz doğasının doğrudan bir deneyimiyle karşılaştığınızda, değer y ü k l e r s i n i z kaybedersiniz. B i ç i m i n çözülüşünün sunduğu f ı r s a t , çağdaş k ü l t ü rümüzde yeni yeni fark edilmektedir. İ n s a n l a r ı n çoğu hâlâ bu f ı r s a t ı t r a j i k bir şekilde kaçırmaktadır, çünkü egonun kendini dışa doğru genişlemeyle tanımlama yeteneği olduğu kadar, eve dönüş hareketiyle tanımlama yeteneği de vardır. Bu durum, egonun kabuğunun açılması yerine büzülmesine, giderek daha da sertleşmesine neden olur. O zaman, zayıflayan ego geri kalan günl e r i n i s ı z l a n ı p şikayet ederek, k o r k u veya öfkeye, kendine acımaya, suçlamaya ya da diğer türde zihinsel-duygusal durumlara k ı s ı l ı p k a l m ı ş bir halde bulur ve ken290 muhtemelen ve böylece biçime kendinizi yeniden onun aşırı içinde

VAR OLMANIN GÜCÜ dini anılara bağlılık, s ü r e k l i geçmişle i l g i l i düşünüp konuşmak şeklinde ifade eder. Ego k i ş i n i n hayatında kendini artık dışa doğru hareketle tanımlayamadığında, y a ş l ı l ı k ya da yaklaşan ölüm, asıl anlamını gösterir: Ruhlar alemine bir açılış. Bu sürecin somut halini yaşayan y a ş l ı l a r l a k a r ş ı l a ş t ı m . T a m anlamıyla ı ş ı k saçıyorlardı. Zayıflayan biçimleri, bilincin ışığına k a r ş ı şeffaf bir hal almıştı. Yeni dünyada, y a ş l ı l ı k evrensel olarak tanınacak ve fazlasıyla değer bulacaktır. K e n d i l e r i n i hâlâ yaşamlarının dış şartlarında kaybetmiş olanlar için, iç amaçlarının u y a n ı ş ı olması gerekenden daha uzun sürecektir. B i r ç o k l a r ı için ise, uyanış sürecinin yoğunlaşması ve h ı z l a n m a s ı anlamını taşıyacaktır.

UYANIŞ VE DIŞA DOĞRU HAREKET K i ş i n i n hayatındaki dışa doğru hareket, geleneksel olarak ego tarafından ele geçirilmiştir ve kendi genişlemesi için kullanılmaktadır. "Bak neler yapabiliyorum. Bahse girerim sen bunu yapamazsın," der küçük bir çocuk diğerine, vücudunun giderek artan gücünü ve yeteneklerini keşfederken. Bu, egonun kendini dışa doğru hareketle, "senden daha fazla" kavramıyla tanımlamasının ve başkalarını küçülterek kendini güçlendirme g i r i ş i m i n i n ilkidir. Elbette ki egonun birçok yanlış algılarının sadece başlangıcıdır. Ne var ki farkındalığınız arttıkça ve ego a r t ı k hayat ı n ı z ı yöneten güç olmaktan çıktıkça, iç amacınızı uyan'284

ECKHART TOLLE. dırmak için d ü n y a n ı z ı n çökmesini ya da büzülmesini beklemeniz gerekmez. Gezegende yeni bilinç uyanmaya başladıkça, u y a n d ı r ı l m a k için s a r s ı l m a s ı gerekmeyen i n s a n l a r ı n s a y ı s ı da hızla artacaktır. Hâlâ dışa doğru genişleme sürecinde olsalar bile, bu insanlar uyanış sürecini g ö n ü l l ü l ü k l e kucaklayacaklardır. Bu döngü daha fazla egoyla yönetilmediğinde, r u h s a l boyut dışa doğru hareket sayesinde bu dünyaya gelecektir ve konuşmalar, düşünceler, eylemler ve yaratımlar, eve dönüş hareketi kadar güçlü bir etki yapacaktır. Şimdiye kadar, evrensel zekanın çok m i n i k bir zerresi olan insan zekası, ego tarafından bozulmuş ve y a n l ı ş şekilde k u l l a n ı l m ı ş t ı r . Ben buna "deliliğin hizmetindeki zeka" diyorum. Atomu bölmek muazzam bir zeka gerekt i r i r . Ama bu zekayı atom bombaları yapıp b i r i k t i r m e k için k u l l a n m a k , delicedir veya en iyi haliyle son derece büyük bir budalalıktır. A p t a l l ı k görece z a r a r s ı z d ı r ama zeki aptallık son derece t e h l i k e l i olabilir. Bu zeki aptall ı k - dünyamızda ve tarihimizde s a y ı s ı z ö r n e k l e r i n i bul a b i l i r s i n i z - ş i m d i bir t ü r olarak v a r l ı ğ ı m ı z ı tehdit eder hale gelmiştir. Egosal bozukluk olmadığı takdirde, zekamız evrensel zekanın dışa doğru hareketiyle ve yaratma dürtüsüyle tam bir uyum içinde olur. Biçimin y a r a t ı l m a s ı n ı n bilinçli k a t ı l ı m c ı l a r ı haline geliriz. Aslında yaratan biz değilizdir; bizim aracılığımızla yaratımı gerçekleştiren evrensel zekadır. K e n d i m i z i yarattığımız şeyle tanımlamayız ve bu yüzden de kendimizi yaptığımız şeyde kaybetmeyiz. Yaratım eyleminin en yüksek yoğunlukta enerji gerektir262 155 BİLİNÇ

VAR OLMANIN GÜCÜ diğini biliyoruz ama hiç de " s ı k ı çalışma" ya da gerilimle i l g i s i yoktur. Gerilimle yoğunluk arasındaki f a r k ı anlamamız gerekir. Mücadele, zorlanma ya da gerilim, egonun geri döndüğünün işaretidir ve engellerle k a r ş ı l a ş t ı ğımızda egonun verdiği olumsuz tepkilerden ibarettir. Egonun "düşman" yaratma isteğinin ardında yatan şey, biçime eşit yoğunlukta enerjiyle k a r ş ı çıkmaktır. Ego ne kadar güçlü olursa, insanlar arasındaki a y r ı l ı k duygusu da aynı ölçüde güçlü olur. Z ı t tepkiler yaratmayan eylemler, sadece herkesin i y i l i ğ i n i hedefleyenlerdir. Böylece güçler b i r l e ş i r l e r ; ayrılmazlar. Herhangi bir şey "benim" ülkem için değil, i n s a n l ı k için yapılmalıdır; "benim" dinim için değil, tüm insanlarda doğmaya başlayan bilinç için olmalıdır; "benim" t ü r ü m için değil, doğadaki tüm canlılar ve t ü m doğa için olmalıdır. Gerekli olmasına rağmen, eylemin dış gerçekliğimizi ifade etmekte i k i n c i l u n s u r olduğunu da öğreniyoruz. Öncelikli u n s u r , bilinçtir. Ne kadar a k t i f olursak olalım, ne kadar çaba harcarsak harcayalım, dünyamızı yaratan bilinç d u r u m u m u z d u r ve eğer iç seviyemizde hiçbir d e ğ i ş i k l i k olmazsa, hiçbir eylem m i k t a r ı herhangi bir fark yaratamayacaktır. T e k yaptığımız, aynı dünyanın f a r k l ı v e r s i y o n l a r ı n ı defalarca yaratmak olur.

B i l i n ç l i l i ğ i n kendisi bilinçtir. İfade edilmemiş, sonsuz olandır. Ama evren, sadece zaman içinde bilinçli hale

ECKHART TOLLE. gelir. Bilincin kendisi zamandan bağımsızdır ve bu

VAR OLMANIN GÜCÜ karnasyon, bir s o n r a k i biçimle tanımlama, k o l e k t i f rüyanın parçası olan bir sonraki bireysel rüya başlar. B i ş aslan bir zebranın vücudunu parçaladığında, zebra biçimindeki bilinç kendini çözülen biçimden a y ı r ı r ve bir an için bilinç olarak ölümsüz doğasının f a r k ı n a v a r ı r ; sonra hemen t e k r a r uykuya dalar ve başka bir biçimde enkarne olur. A s l a n yaşlandığında ve a r t ı k avlanamayacak hale geldiğinde, son nefesini v e r i r k e n , yine k ı s a bir an uyanış gerçekleşir ve ardından yine başka bir rüya biçimi gelir. Gezegenimizde, insan egosu kendini evrensel uykunun son aşaması, bilincin kendini biçimle tanımlamasının son adımı olarak ifade eder. Bu, bilincin evrimi için gerekli bir aşamadır. İ n s a n beyni, bilincin bu boyuta girdiği kanal açısından oldukça f a r k l ı bir biçime sahiptir. Y a k l a ş ı k yüz m i l y a r s i n i r hücresine (nöronlar) s a h i p t i r ; bu sayı, gal a k s i m i z d e k i y ı l d ı z l a r ı n s a y ı s ı y l a hemen hemen aynıdır ve dolayısıyla beynimiz, m i k r o k o z m i k bir galaksi olarak algılanabilir. Beyin bilinç yaratmaz; bilinç, kendini ifade etmek için dünya üzerindeki en karmaş ı k biçim olan beyni yaratır. Beyin hasar gördüğünde, b i l i n c i n i z i kaybettiğiniz anlamına gelmez. Sadece, b i l i n c i n bu boyuta g i r m e k için a r t ı k o biçimi k u l l a n a m a d ı ğ ı anlamına gelir. B i lincinizi kaybetmeniz mümkün değildir, çünkü temelde o s i z s i n i z d i r . Sadece sahip olduğunuz bir şeyi k a y b e d e b i l i r s i n i z ama k e n d i n i z olan bir şeyi kaybedemezsiniz. 156

yüzden de gelişemez. Ne doğumu ne de ölümü söz konusudur. B i l i n ç ifade edilen evren haline geldiğinde, zamana bağlı olur ve bir e v r i m sürecinden geçmesi ger e k i r . H i ç b i r i n s a n z i h n i , bu süreci tamamen kavrayabilecek kapasiteye sahip değildir. Ama kendi içimizde bir g ö r ü n t ü s ü n ü y a k a l a y a b i l i r ve bilinçli bir katılımcısı olabiliriz. B i l i n ç zekadır; prensiptir. de e t m i ş t i r . S a f bilincin ifade edilmemiş alemi başka bir boyut olarak d ü ş ü n ü l e b i l i r s e de, bu biçim boyutundan ayrı değildir. B i ç i m ve biçimi olmayan iç içe geçmiştir. Biçimi olmayan, bu boyuta f a r k ı n d a l ı k , iç boşluk, V a r l ı k olarak akar. B u n u n a s ı l yapar? B i l i n ç l i olan insan biçimi sayesinde. İ n s a n biçimi, bu y ü k s e k amaç için yar a t ı l m ı ş t ı r ve milyonlarca diğer biçim ona zemin hazırlamıştır. B i l i n ç k e n d i n i ifade boyutunda v a r eder ve biçim haline gelir. Kendini B u n u yaparken, r ü y a d a y m ı ş gibi bir duruma girer. Zeka k a l ı r ama bilinç k e n d i n i algılayamaz. bilinç içinde kaybederek biçimlerle tanımlabütün dışa doğru gerçekleşir. nır. B u , i l a h i olanın maddeye g i r i ş i gibi t a n ı m l a n a b i l i r . E v r e n i n e v r i m i n i n bu aşamasında, hareket, bu rüyadaymış gibi durumda biçimin ardında yatan düzenleyici B i l i n ç l i l i k milyonlarca y ı l d ı r h a z ı r l a y ı c ı bi-

çimlere b ü r ü n m ü ş t ü r ve onlar aracılığıyla kendini ifa-

U y a n ı ş ı n k ı v ı l c ı m l a r ı sadece b i r e y s e l bir biçim yok olduğunda, yani öldüğünde gelir. S o n r a bir s o n r a k i en262

ECKHART TOLLE UYANIK E Y L E M Gezegenimizdeki bilinç e v r i m i n i n bir sonraki aşaması, uyanık eylemlerdir. Ş i m d i k i evrim aşamamızın sonlarına yaklaştıkça, ego giderek daha fazla bozulmaktadır; t ı p k ı bir t ı r t ı l ı n kelebeğe dönüşmeden önce kendini kozaya kapatarak hareketsiz kalması gibi. Ama daha e s k i s i çözülürken bile yeni bilinç yükselmeye devam etmektedir. İnsan bilincinin evriminde son derece muhteşem bir dönemi yaşıyoruz ama ne yazık ki bu akşam televizyon haberlerinde bununla i l g i l i bir şeye rastlayamayacaksınız. Gezegenimizde ve belki de galaksimizin birçok yerinde ve ötesinde, bilinç biçimsel rüyasından uyanmaktadır. Bu, bütün biçimlerin (dünyaların) çözüleceği anlamına gelmez ama birçoğu yine de yok olacaktır. Bunun anlamı, bilincin artık kendini biçimde kaybetmeden biçim yaratabileceğidir. Biçimi yaratıp deneyimlerken bile kendinin farkında olmaya devam edebilir. Peki neden biçimi yaratmaya ve deneyimlemeye devam etmesi gerekir? Zevk için. Bunu nasıl yapar? Uyanık eylemler gerçekleştirmeyi öğrenmiş uyanık insanlar aracılığıyla. Uyanık eylem, dış amacınızın - yaptığınız şey - iç amacınızla - uyanmak ve uyanık kalmak - uyum içinde olmasıdır. Uyanık eylem sayesinde, evrenin dış amacıyla uyumlu hale gelirsiniz. Bilinç s i z i n sayenizde bu dünyaya akar. Düşüncelerinize akarak onları esinlendirir. Yaptığınız şeye akarak rehberlik eder ve güçlendirir. 296

VAR. OLMANIN GÜCÜ Yazgınızı izleyip izlemediğinizi ne yaptığınız değil, yaptığınız şeyi nasıl yaptığınız belirler. Yaptığınız şeyi nasıl yaptığınız da bilinç durumunuzla belirlenir. Yaptığınız şeyin amacı sadece yapmanın kendisi olduğunda, öncelikleriniz değişir. Yaptığınız şeye bilincin akışı, yaptığınız şeyin kalitesini belirler. Diğer bir deyişle; herhangi bir durumda ve yaptığınız herhangi bir şeyde, bilinç durumunuz öncelikli etkendir; durum ve yaptığınız şey ikincil öneme sahiptir. "Gelecekteki" başarı, eylemlerin doğduğu bilinçten ayrılamaz. Egonun tepkisel gücü ya da uyanık bilincin dikkati olabilir. Bütün başarılı eylemler, uyanık dikkat alanından gelir; ego ve koşullu, şartlanmış, bilinçsiz düşünce bu konuda hiçbir şekilde yetkin olamaz.

UYANIK EYLEMİN ÜÇ Y O L U Bilincin yaptığınız şeye akabilmesinin ve kendini bu dünyada ifade edebilmesinin üç yolu vardır; bu yollar sayesinde, kendinizi evrenin yaratıcı gücüyle uyumlu hale getirebilirsiniz. Bu, yaptığınız şeye akan enerji frekansını gösterir ve eylemlerinizi bu dünyada uyanmakta olan bilinçle birleştirir. Bu üç yoldan birine uymadığı takdirde, yaptığınız şey bozuk kalacak ve egonun etkisinde olacaktır. B i r günün akışını değiştirebilirler ama bu yollardan birine uygun bir şey yaptığınızda, etk i s i bütün hayatınız boyunca devam eder. Her yol, belli durumlar için uygundur. 277

ECKHART TOLLE. U y a n ı k l ı ğ ı n y o l l a r ı kabullenme, zevk alma ve coşkudur. Her biri, bilincin f a r k l ı bir f r e k a n s ı n ı t e m s i l eder. Herhangi bir şey yaparken içlerinden b i r i n i n kendini ifade edebilmesi için, canlı olmanız gerekir; en basit işten en k a r m a ş ı k işe kadar. Kabullenme, zevk alma veya coşku durumunda değilseniz, yakından baktığınızda kendiniz ve başkaları için acı y a r a t t ı ğ ı n ı z ı görürsünüz. ZEVK A L M A K KABULLENME

VAR OLMANIN GÜCÜ Yaptığınız şeyden zevk almıyorsanız ya da kabullenemiyorsanız durun! A k s i takdirde, gerçekten sorumlul u k alabileceğiniz tek şey olan bilinç durumunuz için sorumluluğu almıyorsunuz demektir. Bilinç durumunuz için s o r u m l u l u k almazsanız, hayatınızın da soruml u l u ğ u n u almıyorsunuz demektir.

T e s l i m olmuş eylemle gelen barış, yaptığınız şeyden Yaparken zevk almadığınız bir şeyi, en azından yapmak zorunda olduğunuz bir şey olarak kabullenebilirsiniz. Kabullenme şu demektir: Ş i m d i l i k , durum budur, şu anda yapmam gereken şudur ve ben de bunu isteyerek yapacağım. B a ş ı n ı z a gelenleri içsel olarak kabullenmenin önemini uzun uzadıya incelemiştik; yaptığınız şeyi kabullenmek de bunun diğer bir yüzüdür. Örneğin, muhtemelen gecenin bir yarısında ı s s ı z bir yerde, tepenizden aşağı yağmur boşalırken, arabanızın patlak lastiğini değ i ş t i r m e k t e n zevk almayabilirsiniz ama bunu kabullen e b i l i r s i n i z . Kabullenme durumunda bir eylem gerçekl e ş t i r m e k , yaptığınız şeyle barış içinde olduğunuzu gösterir. Bu barış, yaptığınız şeye akan gizli bir enerji titreş i m i d i r . Yüzeyde, kabullenme pasif bir durum gibi görünebilir ama gerçekte a k t i f t i r ve yaratıcıdır, çünkü bu dünyaya tamamen yeni bir şey getirmektedir. Bu barış, bu gizli eneıji t i t r e ş i m i , bilinçtir ve dünyaya girme yollarından biri, t e s l i m olmuş eylem, yani kabullenmedir. 262 gerçekten zevk a l m a n ı z ı sağlayan bir canlılık duygusuna dönüşür. Z e v k almak, uyanık eylemin i k i n c i yoludur. Yeni dünyada, i n s a n l a r ı n e y l e m l e r i n i n ardında yatan itici güç i s t e k olmaktan çıkacak ve zevk almak haline gelecek. İstemek, bütün y a r a t ı l ı ş ı n ardında yatan güçten bağımsız, ayrı bir parça olduğunuz konusunda egonun y a r a t t ı ğ ı illüzyondan kaynaklanır. Z e v k almak sayesinde, bu evrensel yaratıcı gücün kendisine bağlanırsınız. Gelecek ya da geçmiş yerine anda yaşadığınızda, hay a t ı n ı z ı n odak noktası, yaptığınız şeyden zevk alabilme becerisi - ve hayatınızın kalitesiyle b i r l i k t e - belirgin şekilde y ü k s e l i r . M u t l u l u k , V a r l ı ğ ı n dinamik yönüdür. E v r e n i n yaratıcı gücü k e n d i s i n i n farkına vardığında, m u t l u l u k olarak kendini ifade eder. Yaptığınız şeyden zevk alabilmek için, hayatınızda "anlamlı" bir şey olmas ı n ı beklemeniz gerekmez. M u t l u l u k t a ihtiyacınız olabileceğinden çok daha fazla anlam vardır. 'Yaşamaya 299

ECKHART TOLLE. başlamayı beklemek" sendromu, bilinçsiz d u r u m u n en yaygın görülen aldatmacalarından biridir. D ı ş seviyede genişleme ve o l u m l u değişim, yaptığınız şeyden zevk aldığınızda hayatınıza çok daha kolay bir şekilde gelecekt i r . Yaptığınız şeyden zevk alabilmek için bir değişim olmasını beklerseniz, daha çok b e k l e r s i n i z . Yaptığınız şeyden zevk almak için z i h n i n i z d e n i z i n istemeyin. Bütün alacağınız, yaptığınız şeyden neden zevk alamayacağınızla i l g i l i bir s ü r ü bahane olur: " Ş i m d i olmaz," der z i h n i n i z . "Meşgul olduğumu görmüyor musun? Zamanım yok. Belki yarın zevk almaya başlayabilirsin..." Ama şu anda yaptığınız şeyden zevk almaya başlamadığınız sürece, o y a r ı n asla gelmez. B u n u ya da ş u n u yapmaktan zevk alıyorum dediğinizde, bu bir y a n l ı ş algıdır. Z e v k i n yaptığınız şeyden kaynaklandığı anlamına gelir ama gerçek hiç de böyle değildir. Zevk, yaptığınız şeyden gelmez; yaptığınız şeye akar ve böylece d e r i n l i k l e r i n i z d e n dünyaya ulaşır. Z e v k i n yaptığınız şeyden geldiğini sanmanız doğaldır ve aynı zamanda da t e h l i k e l i d i r , çünkü z e v k i n ve mutl u l u ğ u n başka bir şeyden kaynaklanabileceğine inanmanıza neden olur. O zaman dünyaya zevk getirmek yerine, dünyanın ve yaptığınız şeylerin size zevk vermesini b e k l e r s i n i z . Ama bu olamaz. Birçok k i ş i n i n sür e k l i olarak hayal k ı r ı k l ı ğ ı n a uğramasının nedeni budur. Dünya onlara ihtiyaçları olduğunu s a n d ı k l a r ı şeyleri vermemektedir. P e k i yaptığınız şeyle zevk arasındaki i l i ş k i nedir?

VAR OLMANIN GÜCÜ hizmet etmeyen her faaliyetten zevk a l ı r s ı n ı z . Gerçekte zevk aldığınız şey eylemin kendisi değil, s i z i n sayenizde içine akan derin canlılık duygusudur. O canlılık, sizinle birdir. Yani bir şeyi zevkle yaptığınızda, V a r l ı ğ ı n dinamik yönüyle m u t l u l u ğ u deneyimlersiniz. Yaptığınız herhangi bir şeyden zevk almanın s i z i tüm y a r a t ı l ı ş ı n ardında yatan güce bağlamasının nedeni budur. İ ş t e h a y a t ı n ı z a güç ve yaratıcı e n e r j i getirecek bir uygulama. H e r gün d ü z e n l i olarak yaptığınız ş e y l e r i n bir l i s t e s i n i h a z ı r l a y ı n . S ı k ı c ı , b ı k t ı r ı c ı , s i n i r bozucu ya da g e r g i n l i k yaratıcı olarak düşündüğünüz eyleml e r i de ekleyin. Ama yapmaktan nefret ettiğiniz hiçbir şeyi eklemeyin. Onlar, ya kabulleneceğiniz ya da yapmayı bırakacağınız şeylerdir. Listede evden i ş i n i ze gidip gelmek, a l ı ş v e r i ş yapmak, çamaşır y ı k a m a k ya da g ü n l ü k i ş l e r i n i z arasında s ı k ı c ı veya b ı k t ı r ı c ı olarak gördüğünüz herhangi bir şey olabilir. Bu faaliyetlere g i r i ş t i ğ i n i z her seferinde, s i z i n için u y a n ı k l ı k aracı o l m a l a r ı n a i z i n verin. K e n d i n i z i tamamen yaptığınız rici, işe v e r i n ve eylemin ardında yatan dingin, bu işin canlı b i l i n c i n f a r k ı n d a olun. Çok geçmeden, s ı k ı c ı , ges i n i r bozucu olarak değerlendirdiğiniz gerçekten de z e v k l i olduğunu göreceksiniz. Daha doğr u s u , gerçekte zevk aldığınız şey o eylem değil, eyleme akan içsel bilinç boyutunuzdur. Bu, yaptığınız Eğer hayatışeyde V a r l ı ğ ı n m u t l u l u ğ u n u b u l m a k t ı r .

n ı z ı n yeterince önemli olmadığını, f a z l a s ı y l a gergin ya da s ı k ı c ı olduğunu d ü ş ü n ü y o r s a n ı z , bunun nedeni içsel b i l i n c i n i z i henüz hayatınıza a k t a r a m a m ı ş olma-

K e n d i n i z i tamamen verdiğiniz her eylemden, bir amaca 262 300

ECKHART TOLLE. nızdır. Yaptığınız şeyde b i l i n ç l i olmak, henüz temel

VAR OLMANIN GÜCÜ a r a c ı l ı ğ ı n ı z l a bu dünyaya gelen şeydir. B ü t ü n v a r l ı k larla paylaştığınız özdür. On dördüncü y ü z y ı l d a İ r a n ' da yaşamış olan ş a i r ve S u f i üstat Hafız, bunu şöyle ifade etmektedir: " B e n içinde T a n r ı ' n ı n nefesinin aktığı bir f l ü t ü m ; bu m ü z i ğ i dinleyin."

amacınız haline g e l m e m i ş t i r . İçsel b i l i n ç l e r i n i bu dünyaya ve y a p t ı k l a r ı işe akıtmayı öğrenen ve y a p t ı k l a r ı her şeyi f a r k ı n d a l ı k l a r ı n ı korumak için kullanan i n s a n l a r ı n s a y ı s ı çoğaldıkça, yeni dünya biraz daha yaklaşacaktır. V a r l ı ğ ı n m u t l u l u ğ u , bilinçli olmanın mutluluğudur. O zaman uyanık farkındalık, k o n t r o l ü egonun elinden alır ve h a y a t ı n ı z ı yönetmeye başlar. O zaman, uzun zaman boyunca yaptığınız bir i ş i n doğal olarak çok daha büyük bir şeye dönüşmeye başladığını görürsünüz. Yaratım eylemi sayesinde başkalarının hayatlarını zenginleştiren insanların bazıları, sadece yapmaktan Müzis-

COŞKU Yaratıcı kendini ifadenin, uyanma yönündeki iç amaçlarına sadık kalanlara gelebileceği bir yol daha vardır. B i r gün aniden dış amaçlarının ne olduğunu kavrayıverirler. B i r v i z y o n l a r ı , bir hedefleri olur ve o andan itibaren o hedefe ulaşmak için çalışırlar. Hedefleri veya v i z y o n l a r ı , zaten y a p t ı k l a r ı ve yapmaktan zevk ald ı k l a r ı bir şeyle bağlantılıdır. U y a n ı k eylemin üçüncü yolu burada kendini gösterir: Coşku. Coşku, yaptığınız şeyden aldığınız derin zevke ek olarak, bir hedefiniz veya bir v i z y o n u n u z olduğu anlamına gelir. Yaptığınız şeyin zevkine bir de hedefi eklediğinizde, enerji alanı veya t i t r e ş i m f r e k a n s ı değişir. Yapısal g e r i l i m olarak adlandırabileceğimiz ölçüde zevke eklenerek coşkuya dönüşür. şey belli Coşkunun

zevk a l d ı k l a r ı şeyi yapmakta ve bunun karşılığında herhangi bir şey elde etmeyi beklememektedirler. yen, ressam, yazar, bilim adamı, öğretmen ya da mühendis olabilirler; ya da sosyal veya iş yapılarına yeni ifadeler kazandırmayı amaçlayabilirler (aydınlanmış iş). Bazen birkaç y ı l boyunca etki alanları küçük kalır, sonra aniden ya da zaman içinde giderek genişlemeye başlayab i l i r , yaratıcı bir dalga oluşturabilirler. O zaman eylemleri daha önce hayal e t t i k l e r i şeyin fazlasıyla ötesine geçer ve başkalarına dokunur. Zevke ek olarak, şimdi yapt ı k l a r ı şeye yoğunluk da e k l e n m i ş t i r ve bununla b i r l i k te, normal i n s a n l a r ı n başarabileceği her şeyin ötesine geçen bir yaratıcı güç kendini dünyaya akıtmaya başlar. Ama k a f a n ı z ı s a k ı n buna t a k m a y ı n , çünkü, orada hâlâ bazı ego k a l ı n t ı l a r ı olabilir. Hâlâ sıradan bir insan olduğunuzu unutmayın. A s ı l s ı r a d ı ş ı olan, s i z i n 262 302

beslediği yaratıcı eylemin zirvesinde, yaptığınız şeyin ardında muazzam bir yoğunluk ve enerji oluşur. Kend i n i z i hedefe doğru uçan bir ok gibi h i s s e d e r s i n i z ; ve yolculuğun tadını ç ı k a r ı r s ı n ı z . Dışarıdan bakan biri için, g e r g i n m i ş s i n i z gibi görünebilir ama aslında coşku yoğunluğunun gerginlikle

ECKHART TOLLE. hiçbir i l g i s i y o k t u r . Yaptığınız şeyi yapmaktan çok hedefe ulaşmayı istediğinizde ve yapısal gerilim kaybolduğunda, s t r e s kazanır. S t r e s , genellikle egonun geri döndüğünün i ş a r e t i d i r ve k e n d i n i z i evrenin yaratıcı gücünden uzaklaştırıyorsunuz demektir. B u n u n yerine, sadece egosal isteğin gücü ve g e r i l i m i k a l ı r ; dolayısıyla, başarmak için mücadele etmeniz ve " s ı k ı çalışmanız" gerekir. S t r e s , her zaman için yaptığınız şeyin kalitesini ve e t k i s i n i d ü ş ü r ü r . Stresle endişe ve öfke gibi olumsuz duygular arasında güçlü bir bağ vardır. Vücut için z e h i r l i bir e t k i s i v a r d ı r ve günümüzde, kanser ve kalp h a s t a l ı k l a r ı gibi h a s t a l ı k l a r ı n en önemli nedenlerinden biri olarak görülmektedir. S t r e s i n aksine, coşkuda y ü k s e k bir enerji f r e k a n s ı v a r d ı r ve evrenin yaratıcı gücüyle t i t r e ş i r . Ralph Waldo E m e r s o n bunu şöyle ifade e t m i ş t i r : " H i ç b i r büyük şey coşku olmadan başarılamaz." İngilizce coşku anlamına gelen enthusiasm kelimesi, antik Yunanca -en ekinden ve T a n r ı anlamına gelen theos kelimelerinden türemiştir. B u n u n l a i l g i l i olan enthousiazein k e l i m e s i , " T a n r ı tarafından ele geçirilmek" anlamına gelir. A s lında, kendi başınıza yapabileceğiniz hiçbir önemli şey yoktur. U z u n s ü r e n coşku, bir yaratıcı enerji dalgasını bu dünyaya g e t i r i r ve bütün yapmanız gereken "dalgaya b i n m e k " t i r . Coşku, yaptığınız şeye muazzam bir güç getirir ve böylece, o güce ulaşmamış olan herkes, " s i z i n " başarılarınıza hayranlıkla bakarak, onları sizin kimliğinize y ü k l e r l e r . Ama İ s a ' n ı n şu s ö z l e r i n i a k l ı n ı z d a n çıkarma262 304 manız gerekir:

VAR OLMANIN GÜCÜ " B e n kendi kendime hiçbir şey yapa-

mam." İsteme yoğunluğuna eşit z ı t güç yaratan egosal isteğin aksine, coşkunun bir z ı t t ı yoktur. T e k taraflıdır. Yaptığı alır. şeyler kazananlar ve kaybedenler yaratmaz. B a ş k a l a r ı n ı dışarıda bırakmak yerine, onları da içine İnsanları k u l l a n m a s ı gerekmez, çünkü yaratma gücünün k e n d i s i d i r ve başka bir kaynaktan enerji almaya ihtiyacı yoktur. Egonun isteği daima başka birinden ya da başka bir şeyden almaya çalışır; coşku ise bol bol verir. Coşku zor durumlar ya da i ş b i r l i ğ i yapmayan insanlar şeklinde engellerle karşılaştığında, asla saldırmaz ve bunun yerine etraflarından dolaşır veya t e s l i m olarak ya da kucaklayarak, z ı t gücü y a r a r l ı bir enerjiye çevirerek düşmanı dost yapar. Coşku ve ego b i r l i k t e var olamazlar. B i r i diğerinin yokluğu anlamına gelir. Coşku nereye gittiğini b i l i r ama aynı zamanda, şu anla, canlılığının kaynağıyla, mutluluğuyla ve gücüyle derinden birdir. Coşku hiçbir şey "istemez," çünkü her şeye sahiptir. Hayatla birdir ve coşku temelli eylemler ne kadar dinamik olursa olsun, k e n d i n i z i onlarda kaybetmezsiniz. Çarkın ortasında daima dingin ama son derece uyanık bir boşluk, her şeyin kaynağı olan ama h i ç b i r i n i n dokunamadığı eylemlerin ortasında bir h u z u r noktası bulunur. Coşku sayesinde, evrenin dışa doğru yaratıcı prensibiyle tam anlamıyla uyum içinde olursunuz ama kendinizi yaratımlarla t a n ı m l a m a z s ı n ı z . Hiçbir tanım olmadığında, bağlantı da olmaz; çünkü bağlantı, acının en önemli nedenidir. B i r yaratıcı enerji dalgası geçtiğinde,

ECKHART TOLLE. yapısal g e r i l i m t e k r a r azalır ve yaptığınız şeyin zevki k a l ı r . K i m s e s ü r e k l i coşkulu bir şekilde yaşayamaz. Daha sonra yeni bir yaratıcı enerji dalgası gelerek coşkuyu yenileyebilir. B i ç i m l e r i n çözülüşüne yönelik hareket başladığında, coşku size daha fazla hizmet edemez. Coşku hayatın dışa doğru döngüsüne aittir. Sadece t e s l i m i y e t sayesinde k e n d i n i z i geri Özetlemek dönüş hareketiyle u v u m l a n d ı r a b i l i r ve gerekirse: Yaptığınız şeyden aldığınız eve doğru yola ç ı k a b i l i r s i n i z . zevk bir hedef ya da vizyonla birleştiğinde, coşkuya dönüşür. B i r hedefiniz olsa bile, şu anda yaptığınız şeyin d i k k a t i n i z i n odak noktası olarak kalması gerekir; aksi takdirde, evrensel amacın dışında k a l ı r s ı n ı z . Vizyonun u z u n veya hedefinizin s i z i n ş i ş i r i l m i ş bir i m a j ı n ı z ve dolayısıyla egonun gizlenmiş bir hali olmamasına dikkat edin; örneğin bir film y ı l d ı z ı , ünlü bir yazar ya da zengin bir işadamı gibi. Hedefinizin, deniz kenarında bir villa, kendi ş i r k e t i n i z veya banka hesabınızda on milyon dolar gibi ş u n u ya da bunu elde etmeyi içermemesine de dikkat edin. B ü t ü n bunlar statik hedeflerdir ve dolayısıyla s i z i güçlendirmezler. B u n u n yerine, dinam i k hedefler seçin; örneğin, yaptığınız ve bütün insanlıkla s i z i birleştirebilecek bir eylemi seçin. Kendinizi ü n l ü bir aktör ya da yazar olarak görmek yerine, çalışmanızla s a y ı s ı z insanı e s i n l e n d i r d i ğ i n i z i ve hayatlarına bir şeyler k a t t ı ğ ı n ı z ı görün. O eylemin sadece s i z i n hay a t ı n ı z ı değil, daha s a y ı s ı z i n s a n ı n hayatını zenginleşt i r d i ğ i n i görün. K e n d i n i z i , herkesin y a r a r ı 262 için ifade FREKANS

VAR OLMANIN GÜCÜ edilmemiş Kaynağın yaratıcı e n e r j i s i n i n biçim dünyasına boşaldığı bir kanal olarak hissedin. B ü t ü n bunlar, hedefinizin veya v i z y o n u n u z u n zaten içinizde yaşayan bir gerçeklik olduğu anlamına gelir. Coşku, z i h i n s e l planı f i z i k s e l boyuta aktaran güçtür. Yani z i h n i n yaratıcı şekilde k u l l a n ı l m a s ı d ı r ve içinde istek olmamasının nedeni de budur. İstediğiniz bir şeyi ifade edemezsiniz; sadece sahip olduğunuz bir şeyi ifade edebilirsiniz. S ı k ı çalışma ve stres sayesinde istediğiniz şeyi elde edebilirsiniz ama yeni dünyanın t a r z ı bu değildir.

TUTUCULAR

Dışa doğru hareket, her insanda kendini eşit yoğunlukla ifade etmez. B a z ı l a r ı bir şeyler k u r m a k , yaratmak, katılmak, başarmak, dünyada bir etki bırakmak için güçlü bir dürtü hissederler. B i l i n ç s i z olurlarsa, elbette ki egoları kontrolü ele alacak ve dışa dönük enerjiyi kendi amaçları için kullanacaktır. Ama bu aynı zamanda onlara sunulan yaratıcı enerji a k ı ş ı n ı n da azalması anlamına gelir ve i s t e d i k l e r i n i elde edebilmek için giderek daha çok "çaba harcamaları'' gerekir. B i l i n ç l i olduklarında ise, dışa dönük hareketin içlerinde güçlü bir şekilde aktığı bu insanlar, son derece yaratıcı olabilirler. Doğal genişleme süreci bittikten sonra diğerleri dışa doğru pek k e n d i l e r i n i belli edemezken, daha pasif ve görece olaysız bir v a r l ı k s ü r d ü r ü r l e r . 307

ECKHART TOLLE. Doğaları gereği daha içe b a k ı ş l ı d ı r l a r ve onlara göre dışa doğru hareket asgaridir. Dışa açılmaktan çok eve dönmek isterler. B i r şeylere k a t ı l m a k ya da dünyayı değ i ş t i r m e k konusunda güçlü d ü r t ü l e r hissetmezler. Eğer t u t k u l a r ı varsa, genellikle kendilerine belli bir ölçüde b a ğ ı m s ı z l ı k kazandıracak şeylerin ötesine geçmez. Bazıları bu dünyaya uymakta zorlanabilir. koruyabilecekleri bir şey B a z ı l a r ı ise kadar kendilerini bulacak

VAR OLMANIN GÜCÜ s ı y l a da kalite v a r d ı r ; en küçük işlerinde bile. Amaçları her şeyi k u t s a l bir t a v ı r l a yapmaktır. Her insan kol e k t i f insan b i l i n c i n i n bir parçası olduğundan, yaşaml a r ı n ı n yüzeyinde görünenden çok daha derin bir ş e k i l de dünyayı e t k i l e r l e r .
A

YENİ DÜNYA, ÜTOPYA DEĞİLDİR Yeni bir dünya kavramı sadece başka bir ütopik vizyon mudur? Hiç de değil. B ü t ü n ütopik v i z y o n l a r ı n şöyle bir ortak noktası vardır: Gelecekte bir zamanda her şeyin i y i olacağı, her şeyin kurtarılacağı, uyum ve h u z u r olacağı, bütün s o r u n l a r ı m ı z ı n sona ereceği konusunda zih i n s e l yansımadırlar. muştur. B i r s ü r ü f a r k l ı ütopik vizyon olB a z ı l a r ı hayal k ı r ı k l ı ğ ı y l a sonuçlanırken, diütopik v i z y o n l a r ı n temelinde, eski bilincin

ş a n s l ı d ı r l a r ; örneğin kendilerine düzenli gelir sağlayan bir iş ya da kendilerine ait küçük bir iş gibi. B a z ı l a r ı r u h s a l bir topluma katılmaya ya da manastıra kapanmaya bile karar verebilir. B a z ı l a r ı toplum dışına i t i l i r ve uç noktalarda yaşarlar. B a z ı l a r ı bu dünyada yaşamayı fazlasıyla acı verici b u l d u k l a r ı için uyuşturuculara s ı ğ ı n ı r l a r . Diğerleri ise zaman içinde şifacı ya da ruhsal öğretmenler olurlar. E s k i çağlarda, onlara muhtemelen münzevi ya da bilge denirdi. Günümüzde görünüşe bakılırsa onlar için bir yer y o k t u r . Ama yeni dünyada, r o l l e r i yaratıcılar, yapıcılar ve reformcular kadar önemlidir. sağlamaktır. Ben Fonksiy o n l a r ı , yeni bilincin bu gezegende sağlamlaşmasını onlara frekans tutucular diyorum. Onlar g ü n l ü k hayatlarındaki eylemlerle bilinç yaratmak için buradadırlar ve sadece burada var olmaları bile y e t e r l i d i r . Bu şekilde, görünüşte önemsiz olsalar bile aslında çok önemli bir görev s ü r d ü r ü r l e r . O n l a r ı n i ş i , yaptıkları her şeyde anda kalmayı başararak bu dünyaya ding i n l i ğ i g e t i r m e k t i r . Y a p t ı k l a r ı şeyde bilinç ve dolayı262 308

ğerleri tam bir felakete yol açmıştır. Bütün ana yapısal b o z u k l u k l a r ı n d a n b i r i yatar: K u r t u l u ş için geleceğe bakmak. A s l ı n d a var olan tek gerçek, z i h n i n i z d e k i düşüncedir; dolayısıyla k u r t u l u ş için geleceğe baktığınızda, farkında ğı o l u r s u n u z . " S o n r a yeni bir gök ve yeni bir yer gördüm," der İsa. Yeni bir dünyanın temeli yeni farkındalık. Dünya bir gökyüzüdür; dış gerçeklik yani uyanık sadece olmadan kurtuluş için kendi z i h n i n i z e b a k a r s ı n ı z . Yani biçimin veya egonun tutsa-

onun bir yansımasıdır. Yeni bir gökyüzünün y ü k s e l i ş i ve dolayısıyla yeni bir dünyanın doğuşu, gelecekte ola-

ECKHART TOLLE cak ve bizi kurtaracak olaylar değildir. Hiçbir şey bizi

özgür kılmayacak, çünkü bizi özgür k ı l m a gücü olan tek şey şu andır. Bu anlayış, uyanıştır. Gelecekteki bir uyan ı ş ı n hiçbir anlamı yoktur, çünkü uyanış V a r l ı ğ ı n anlaş ı l m a s ı d ı r . Dolayısıyla, yeni gök, uyanmış bilinç, gelecekte ulaşılacak bir nokta değildir. Yeni bir gök ve yeni bir dünya şu anda aranızda y ü k s e l i y o r ve eğer şu anda y ü k s e l m i y o r olsalardı, zihninizde bir düşünceden ibaret olarak k a l ı r l a r d ı ve dolayısıyla hiçbir şekilde y ü k s e l i ş olamazdı. Dağdaki Vaaz'da, î s a bugün bile çok az i n s a n ı n anladığı bir söz söyler: "Ne m u t l u y u m u ş a k h u y l u olanlara; çünkü onlar yeri m i r a s alacaklar." İ n c i l ' i n yeni versiyonlarında, "alçakgönüllü" olarak anılan bu " y u m u ş a k h u y l u " insanlar k i m l e r d i r ve neden y e r i miras alacaklardır? Bu i n s a n l a r egosuz olanlardır. B i l i n ç olarak gerçek doğalarını anlayan ve diğer tüm canlıları kendilerinden olarak tanıyan insanlardır. T a m bir t e s l i m i y e t halinde yaşarlar ve k e n d i l e r i n i n bütünle ve Kaynak ile b i r l i k l e r i n i hissederler. U y a n m ı ş olan bilinçleri, gezegenimiz üzerindeki t ü m yaşamı değiştirmektedir, çünkü dünya, insan bilincinden ayrılmayan, insan bilincine göre davranan başka bir canlıdır. Yani y u m u ş a k h u y l u olanların yeri m i r a s a l m a s ı n ı n anlamı budur. Dünya üzerinde yeni bir t ü r doğuyor. Bu şimdi oluyor ve yeni t ü r de s i z s i n i z !

310

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->