P. 1
Mesnevi Tercemesi Ve Serhi Cild (1) - Abdulbaki Golpinarli

Mesnevi Tercemesi Ve Serhi Cild (1) - Abdulbaki Golpinarli

|Views: 508|Likes:
Uploaded from Google Docs
Uploaded from Google Docs

More info:

Published by: Ziyahan Fakir Albeniz on Jul 26, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

02/03/2013

pdf

text

original

&ILIM VB KtıLTtlR ESERLERI DIZIS1 . . . ..... . . . . , . . . .... , .. . ...

:

lllLLl EC!TL'II GENÇUK VE SPOR JI&KANLIC[ YAYJNLABI : S44 11

QD...A':t-\
~\ C) ı~
~\(
l<'~ ı;

C l

"" ~
t

-

ı

Milli Eğitim GençUk ve Spor Bakanlığı Yayımlaı Dalresi Başkaniılının 4.2.1985 tarih ye 951 sayılı yazısı lle, Ikinci doro 5.000 adet ba.sılmıştır.

IÇINDEKILER

Oa.şhk S unuş

Sa Wfe

. I - XXXIX 6
8
~

mbAce
Şrrh llnş)nngı~
Şc·rh

26

6
( 1S beylt)
26
~R

26 28
21 38

~etin· C'Oa4lang')

.

u
46
()1\U bileştk ~

u 47
t9 48

<3 39

Serh
Padişohın

hnsUl hn.layığn. llş ı k olması,
S4VO:Şint'ISI

nteye

,

50

si .50

Hala.)''lkCn~ızı

iyil c~ ti rmcdc

hckimJcrin a~izlerjnin

belirmt-sl .
ı.ctmek

.

Başa.n \ 'C:rt:n 'fn~n'dan,

bü.tün hallerde edebi gö53
şş

·03 .50
5$ .51
56 52

için hnşa.rı ~llemek
k~rul.i&lnc. gösterilen c· cntt> r

P~d~:5Ahıu. ruyasuıdıı
buluŞmmtl

l'adi~ah ı n, hast.ıyt yıld a

görmesi lcln htkimi götUrmcsi

5G
59

ss

Hı\la :-·~ij:m hn$Vthğım nnlamnlc i<".in o erenin hala-

1
53

yalrm. kGhn:ıyl Istemesi . üzere Sc:mc;rk,'lnd'eel~i l cl' ~·ollnnıaı:;ı . h:uyıııiıcvyı.ı ~Ud i,h·ınetı to. 'l'Mırı buyruı(uy)a. o ldugu
Pad i eahıı)~ kı.ı._~o'u tııeuy'u get irmek

63 54

S.erh
Uakk:ıfla dudııku fo nuu lıiJc ;.\ yes J ,
Şerh

li3 GG 69
104

lll

56 68 58 ıoa 59 110 77 128 80
131 90 132 90

'l 'nns.sup yüzünde!) HriııUyıı n lat-ı ölrlUrten YAhutU ]Hıd) Ş:ı. hı , ,

"1

Y,tzitin Vezil'tn

padlşaha

diizen ö.ğrdroesi Hri stiy;ı.ol;~m d(lzeoj .

89 129- 130 1
130 131 -

S.Ü. MERKEZ KÜTÜ?'·' ::,\lE

2
Stı hıfe

M

a
lh·ls!jynularm onun dfhenloc kanmal:trı Hri,o;tiyı:lnl>\rJu ve-zirc uym<tltı.rı H;ıJiftn in l..(:ylA'.)' I gôrıncsi .
Veılrio hııscdi

13~

13/J

136
13~

Dinlerin( 1:era bilen HristiyrınJ.'lrın, ve-ı.irin d tl):f• nini anla-mtıln.r.ı Pntl iŞ.'lhm 'i"eıire gi.tliçe h:ıbe r {löndermçsi lldsti~·an l~rıı.ı on Hd lilUüğO Veı;irjn İncil buyrukltıruH karı~tırmo.sı ı\ynhld ın gidi~tedlr, yolun Mlı n da d cğH . Vet.irin htt düzen ~·U?Jürıden 1.iy:ına u~rl).ıno.$ı Vcziri.o. top} unıu saı)htruak içilı bir h.n. ka dUztn $ kurmasr Veıiriıı mUdtJcri tıuıı.urund('l.n sürmesi .

91 91 93 94
140 94
HI

q9
140 Hl 141 J-14· 140

95 95 95 97 98

HS
11!10

MüriUc:rin h:llt~tleu çık diye yah'a.rmalan
Ve~itirı, mcşi

Imivetten t;".lkınayneağ-ım diye Ct'-" '.:tP ver-

HH
Jl.i2

löl 100 1!i2 100

99 ı~o ~

101 101 156 1
H57 103

1\tUrltJerin: v~,;irin hrtlvet lrıe i tirn:dal'ı Veıi ri n) h:ıl \'Cti bırakınotkhl U\Urtlli:-rin ümitlerhıi
kırmas ı

Ul3
1~6

Vc:ı.irin. her beyl a~·rı ayn kendi yerine diktuesl

·v-edrin hıılvdte k~ndini öld iirı:n.esi fs:\ Ur.nnu:': tinln hcyl~rdeıı, onun yel'hre geçeni sormııst

IG1 158
ıtS9

158 103
169 104

1
104 105 107 108

<Onun yer ine (;"eçnıek için he:ylcl'in k;:wgv.ları ~ıustMA'nın İncil'deki v~sıOoruu u lulnmnll\ft
Şc:h

J.01 ıo,ı. 11)6 !?OS

İs.ıi dinini yokdıueye çahşan lı..ı.ş!.qı. bir Yahudi padi.~nhı
D lr · ntt'ş. ynkt1rması. )'anınıı

Mr pt;t d ikllrmc.si

207
209 2U

'(:.O<:uğun ute.ş içinde s-ii:ıe gelmesi

201 127 209 128 2ll 129
2J2 130
Zl6 131 21.9 133 232 135

1
1

Muhammed'in adım, eylcnere'k a.nlmın nğunın C'ğiJ.. ntesi

{)

pıtdişııhıo .:ıt e.şi payl:ım:ışı

212
etmesi
216

Ytı.IHtdi p:ıdişnhıuıu. bunu i· kir n

.Şerh

220

1

lC:lN 0 f.K l Lnıt
~!ok

Sohllt
'l'ann"yıı

A,• luayvtt.nlan -Arslan.
lişmak

doyanmak - Ça233

;\ rtl~nm ee.vatJı. t:ılı.şmanın rn,•dtılrtrınl şfl)' l tmest

!!33
234
23-iı

Av

hn)'VImltll'Hlıtı

dAYtıncı

Ar&ll\nın cıı h~ıp kazrı. n m:ı yı
rııtı sa

Ü.$l Un t ut u ş u • Ustun hıtuş u .

Av Jw,y vnn lnnn ı n da)'oncı ~~'lı 1 tntuhın ilıııUin tut~
A rstım ı u (.'{dt.5uta)'"l d!ly rınct.ıtt\ U.ı.tlln tntmnsı

141 141 142 142 142 143 144
210 .144

Av

h!ıfvttnlnmın dayancı U~Hirl tutma l a r ı ha\anns ı.

J\srMI"In hlri.Ainc:

o

aıl.,mın

. Slll('ymau"tn

235 23G 238

aara)'lna lrı: oıemast •
Arılenın (ahş~yı dalarım

239
tutma.tı, (talı~uıanao

O.ttiln
.

lay~ll

anlatmuı

(Aiıljmftnm rlı'ly lioçta.n

üNün otu ~u •

2-4.2
24~
:H~

Av

t ıny,•ın ıla.rmın t:nşınu kıı,nrunlnr ı

'l' ın,:ı ıuıı ('er(lbı

.

Av h "ywın lnrınm t~"·~ıu u~ itirru. clm ı:Jı; d 'ftn·1ım ııl c~~vab ı . ' l'tw~o nın h ilgh:i, lJI.lgin in ü!"tUıı i 11R'il, faydain n AV' h nyvtın l ıa runn bv"-'lnın d O~UIH'NJ l n l an l nnıa.k
t.1tcn\d~=-i Tn1'.fetının

243
24:J
21 Ş 2.ı s

145 146 146 2 13 146 146 ~Hi 146 ~·l1 148 149 149 24 l 149 !!GZ 150 2H 151 ~Gl) 152 154 ~wo 154
~,9

tlii.,ünt"isini uul.:ın.J..ın J'lılerMti 'favf~nın daıeni . Slnc-tfn gc\•fek le'vUninin dc.jf!r.stdi;;ı . 1'1\, Şnnırı •ee gdmt:Sini "-tSJaıııo ho1 ı;amu:si
't'"''Ş.\nm dilıcıı i • Tnvşnn ın nl'~L;tna ul aşınusı

?4-S 249 2.51 262
25·1>
2fi8

.

'J'M'fl'\Uill özür g ctirroc:td . 1 rı;lnn ın tn \ \ 'Şn.nn 'Ct':'\'('IJ) ' ' Crl ll\'.!11 ve onuuln yola
dUş mesi

'25$


lun llftlıt!ı

260
26'2 2Gl 2 G.S 2GG
~68

~62

155

UUth Utle SU lt,tuı:m . J{M~ıuu n H üthUt'U.o dıl.vı'"o.s ını IIUthO t'lln tevap vermcst . 1\üem'in hiU.yeai •

26\ 156

Kuru1n raklajmc:a t:n~anın or•lanc.lan gni ktıl· mMI • . • •

157 157 2G8 158
2GS

211 159

ıcı:-.ıoooıu

Başlık
A ·r-.şl::m m, tsvşanl\

Sahirc

geri

kalışnadnki

sebebi

wrması

271

2 12 160

1

A:r~;J a.mn

kuyuya

bnk ın a.ş ı , k~r.d i siyl e W\'~ :u-.ı o

t\k..

sini kuruda gönnesi
arslan kuyuyı) dUştU diye tı ~y~a.o h:ırt\ n'Ojde -vermesi Buna sevinme- .in diye öğüt vermesi . r lr.n k ür,:Uk S{I.V.flŞtar.ı en bti)'ük SU\"aŞa döndük $Özünün i't.ahc
Tavş an m,

272
2i/S

218

2781
3!1 :JI.J,

161 27~ · 162 164 164

Z18
281

Şerh

R uoı Elçisi - Ömer . ftmn ı:-:tçi.S'i))lu Ümer'i n~nç' o lt utdıı u yur bulması D ı.un 'Elçisinin Öm t:r~e soru şol'rn;:ı.sı • . Adem> in, yap hğt h.:ıreketi kNıdl ilSHinc alm osı, İblis~in ımçu 'l'anr.'yrı yilk l cylşi • olun. O, s izinledir lıy eti o i n tdsi ri O elçinin, eAn larm ş u h aİ( t ğıı dii1m e l e riniı-. s<:h cbini sor m ııst
Klın
Ş erh

SO G
308

3Jl
s ı .ı,

N~rde o l ursa n ı~

3 1'i
3 11

"'171 31
305 165

308 178

179 180 182 183

Allah'la oturup kalkmn.L: ehli;ı.·Je ot:urı.ıp k<lll( ısıı:ı. •
dud ~ı'}l)ll\tu

istiyors:ı tııs;ı.v ..·uf

TQcirin mahpus
dudo l urına

s~ıaın ı n ı ,

H i n tli s tıı n

g ölürmesi .

11aht

dudukuşJarımn kaııntlatı , Dud\ıs unun sttiJerioJ Jlind iStun thıdulıırtna sö rı e.. m esi

319 3201 .. 3~9 1
184
321 3Z6 185

319 .183

si).,

188

3:?9
3:ll

330 189

Feti~eddiu

AU;);r•m SihiinH tml a tış BUyHciilcrin Ml1s!l•y1 uJııl;-ı m,'ı!;:ı rı

3:J'2
~~ · 1

:)::S:J :l:l1

190 :ııız l 191 192

'fllciıılıı H iı) dlshrn dıHlula-rmdan
du im n:ı

garUükle'rln! d t<·

söylcruesl •

337
;):t.f
as ı

316 .193

HaiUm'in SiJ2(ünii anla.tış; Sa.'d çok gtlyretli<Ur ... hndisi . Zengin u,cir biktiyesinc dönii ŞTAcirin rluduyu kafesten dJ ~arl)'a u.tmas1_, fUmüş dud un un uçup gltmt:r.i .

BIS2

ar.ı

1

198 200

3 ô'2

-

201 ar.ı .

I(;INDEKILVt
naşhk

Stthife 35.4
ı:a-

Jludunun tltdre vccla eder ek ucuı> {;:itmesi Hl\lk1n ululnmaınmn, pumakin göstcrilmcnin
n~n

3S6 • 202

AUHh'ın dilediği olur fiözünün t chiri $e.t"h
Ümer- Yokımiiuk günli.ndc mezarlıka-t çeng Ç!I.I:\R Jht.lya.r 1..nınnmmzdıı n.ıbb ini~ in esintileri \'ar... hadisini
anh\tış

m
;1(,7 ata
311

SGf 202
ıf60

376 205
380 .213

1
203

.aso
386

'Muı;tafiı.'dan, Ai şe'nin 'bugiiu yağmur yağdt, nMıl

386 • 215
388 218 389 219
391 .219
392 220

oluyor di\

tıbistm

ısicık tleğU

l-lnktm'in bcyit1erini ımlnbf B~lıar ye.Unl gan1roet bUin hadisinin sonu no dek
tınlıımı

388
389
.~rı f

1
1
221 222 227 228 229

Sıddıyku.'rıut. Mushlta•dau, bu ~tlinkü ya~murun
sını neydi di~·e sorı:nas ı 1htlynr ('ltigJeınm hlklıyesiı.)1n iöylenmedlk b(ilı~nıü. fliltifin ruyndn .Ömcr'c Ueyt'üi-M!lJ'den ~ u k{ltlnr a.ıtın ıd da. ... d e iı:H•sı

:J92

395
390 ·1-00
;~Ol '~~'ı.

H:mntı.n C direği

396 223 4·00
·101 225 d04 225

EbO - Cehl'in eli ılde lli t.:ışların tmukJı k.ta lnJ J um.ışu
Cn l gH;ı lıiklı.ycşi n in som ı

1
90

.

ümer'in, onun görii şü.nü ,·arJık ,i)entinden gidiş ; ileı uine- c;evj nutsl ller -giin pa1'..tır bn.ş ı mkı, ik i mch':ğin ılu {H;ı
Ş erh
:t. ımlnJm)(l:ı

.J ,06
·~09

H.'U {';m-1 'rl\.i'yi gc:çcn,

e~siz

hali fcyc

a-it }ıikUye Yoksul bı;i:lcvi r..fuhtR<; müdtJerJn, düır.tn~i, dttv<icLJara. 1ntmnuıl&rl Kiu:ıi de olu r ki bit m ürit . Kaclınıt), bu lımdugun halden i.i$tün sözler söyleme Ada ınm kttdma öğüt \"(.rrnesl • H erk~ l o hMeket~ btı lu orluğu hale; uygundur
1{adı mn kocnsın ı :ı.ğırlarnas1

!·21
·~22

•t.23 4-25

-\28
·~3t ·~33
·~36

235 236 236 237 239 240 4BG 241 4~0 243
428 42.5 4-28 4-!.1 1 433

·ı2 2

o
l<tıdınla.r :.ık ı lhiMu

ICI><DEKILEJ

Sahlfe
üst olurlnr dlle<IIKi şeyi knb ıı l etmeM
rilm
oltuu~tu.

HO
·11·0

Brh•iin,
Mö.sil

kodmın

....

rl.ı. 'l'3nrı emMnt.:

l'iravun du
hiıkmnncc

H I

245 245 ·146 245
·H7 247 4S3 249 ·ltiG 252

ı

1
255 257

Dünyada dd
köUiletbı

aiy:ınd1d ır,
uı.,h rumbtl

Ahnelle dt' $t'bebi •

Sttllh'l v~ d~·csiıll lı: th,'iik ı;Otınesi Iki dt-niıi S{lfuıı~lır.•, Ayttinin mAnbı . Erenin y:ı_phğıJH uı Urldin, ktlsU.hhk l"ctrrı•k yapması yu['aŞmıu

Da1g6ılcrinio,

•»
H8
4$1


dUeğinc uyıu .••

·•sr
·~s 4G'l
gös~cmte&l

Arn.ııl{l Arabın

eŞin hl

hik(\)'C'5ı

sevgUi.tlnin

•160 254
j~·~

253 .ır,~ .
-lGG
4GS
~~70

1\:\dını.n , koc:tıına nzık

isttwt:'- roJunu k

••ıı
4Gij
4t~s

Arabm, eölle:ri ~If) bir t<"Sti yağmur 'u)·unu arUl{l..;a-a
ı;ütürınc:s\

testiyi kcçcyç SM tıw•ı Yoksul nüsıl lhsAnn n.şıksa ilı.san d:\ yol(sulu aşıktar Ttınn'yn .sus.ı.mı' ohı. n la Tann'dan mıa h rom olan Hıt.li!euin n.ı l n~pl c:rlyle kapıcılan nın, bedeviyi. :t;ğtrlu:•aı.·:.k 1-:-io • D Un)'ll1 St\"~n, fi_;tOnt giinfŞ vur-muf dı..-ars g:Jnül
''e:r~ne bf'tıtc r
ArAbın, ııtnıagaııı, \'Crınt'Sl

Arnbın ka-rı!u nın,

470
471

258 259 471 260 4'i'~ 260
Hfi 261
.t.7':"

473 ''i6

.
y(lni
. •
te~ti yı,

hali fe nin

k ul hıtu)a

,

~

478
119
4l:ı

Nahh•ciyle
flaliltnlrı,

.;._..ıııfc:'l ltt kfıycsi. at:maj'ıun kııbul

419 264
j ij)

etme• l 1 irh" şıfstları ve ônft uym... k • Strh Se.lc\m ocw., llde,'ı l 'un, :\lt'ye, fu:rkt:-, Hakk!a bir çeşit yA k l :..Şhlll)' l nrnr . Kuv in liııiu, ()uıuıunn dl huıeyle urslnn resmi yaptı1'm\Uiı

1

.ss
191

4R.$ 265

490 269
sıı

012
.~ 1-1 ŞI?

3U
ş ır

Kul'Ua tilki_ i n. &rtılıin1n ıoaiyttinde. ava gUmderi n A ralamn~ kurdu lrutihan etme$ i . Uh·bl, bU d ().a-tun ktlpı&tnt (aldi • Pay etmede: edeı,.lıJikte bu.lllntuı kurdu. arslanın
~za.-Ian<h rm ;ısı •

.'519

GUJ

282 283 Ş2t 284 425 285
(;26- 287

1 •
264 270 281

• •
263

~zn

1

ICINO:t!<ILRR
n~ş hk

7
Sn lılfe

-tb plumun ı:ı-, a ıiytı nu tl ü şen)cr ... deı ~\<'S i, t)Jtlan korkuhui\S:

~u. h ' ım,

52 i'

P:u1 işı:ıhın, güTcnfP. rin gi;ial\'ri onhırla ay dm oltıl"4Sl

529 .288
~ııo . 289

için !.ir i( sltfHcri Hit lshtio, YıiF>uf'tl koiı u k olmaı;ı , Yösuf\ı lı onda n arm (lğcın istc:uıc~: . Kouuıı;: un. 1' lışııf';:ı, Sttuıl urrnnkım olı:ı.r<•l' nrım getirdim demesi \~ıt h iy kSti biıli n d inden dön mc.;ı
~c rh

5Z9
.530
533 U36
ıH3 ~5 1

saa .290
291 293 296 300 301 302 303 305 3GG 306
SG9

Hcd'<u H :l n\t'f ıı ]\:f8rM 11Arüt - M :lrıH Iliktlyesin in knlilıt bülürn ı• S:ı.;!lrm hnsta ko m~ ~ı sumı n ft:ili nE- hntmm ·SO"'l'U ıa ya gid l ~i •

B ii.u roğJ u

St;3 535

ilk olartık ıu,\·as1 a aınd ~d en 1bll.s'U U nli ı l ~. sarlı oşl uğunu , hil g-i sitl~ rd r-n g-b lcmck ge:rek lttan tilkr.si n:ssıuıı hı rıyl~ı Çinli ltcs.s:ıml ı:ıı·ıu b.!ı. hs.c
girişırıele ri

~(sss n ka. rşı

1
1
308 320

$cr h Peyp:(lmber'in, bu g iin ı~a.~ ı lsı n <liye Zeyd '~ sorm ası

5$0 310
.58 1

sss • 315
5SQ 319
G9<

}\ lJ)~krle karıı

yoJt.taşlar m ıa, t u rfu ndn m cy v:ı)(l.tı
ı:oa~

Lokmım y ed i de uıel eı·i . 'l.r.yd'·iu e e v<'-P vc.rmcsioin ko.la n lıölUmü Pej•gomber 'in 7.e,rd'c, b uyru ğu gf:l:.!ct demP.ı;i Z.eyd'in hikl,yc:s i rıe d lJrıOş Ö mer'in ı:tıU);.lnında şehre at~ (I.U5cuesi Ş e rh

:;90 594. 59!5 599 601 6 19 G23 626 G30
ş.ıı

596 322

G99 322 GOO 324
Gl8 325

Ali'n lu y1t~U nc ütk iirmcsi, Ali'Jtin, elin d en kılıcını B.tnu:u•o O kıHirin, netlen eU:ndc:n kı hcı attın dlye so rmnsı Kmtt'~UJ ~ M ü' mint n• in, soruya te'lap vermesi
Şe.rh

D ü§ roımın,

Pcyg~ mber'in, AlPnin seylsh.ıe, Ali'nin

öHimü se·

nin elinden

oJac:ık

demesi ..

1
334 336 337 340 346

8
JlnŞ!ık

İciNDı;ı<iLER

S•hlfe
04 0 0·18 348

A dc:m'ln~ İbli s' i n snpıkhğı nı\ ~aşrıH1Sı •
Ab' ııin

h lkAyt.sint . .

dö nü ş

.
d t~uıes ı , tıyol; J ı1 rı tHl
kı'l~

6·18
650
i!ıte -

GJO 349
65 1 350

Ser•sin, Ali'ye, beni mdnr
pa nm ası

1

• .

M ·ust a fil'))ln M~l< ke'y i , bn.<;ı k n y c:r ll:'ri ı.ı i ıu :ı yı m e-si, d ünya sevgisinrten dc-~ilffi ,

6SI
G53
(i$1

633 350

,,\ li'oiti

~e n

y\lıtt ı:n e

öl d ü ı· m çı n ~

HikUrü ncc .öfkc l c.tıd iın ~ seni €'uf(t ( b ~• Yd l• M ınes i

Ser b

G 4 353 G

351 G~G .

• •

SUNUŞ
''M$4:\cvi Şerhi" ndeki. metin cerç<:;me$i, Konyu. Mevlfı.ni\ teşhirde bulunan S 1 No. da kayıtlı nüshanın m~t· ninden Yapıln'llftlr.
tı~htl~dir.

, tı..1üı:ufnde

Bu nü•ha. köıe~bentli ve cctvclli m<:;tjn ç.iltlidir. i>23 Her tl.\hiled.~ d ö n •ütun voudır ; her •ütun Z} _ .eatın ihtiva eder. 0.495 X 0.325 eb'&dında bulunan, kalın '\'C yumlltak Sharh kARıdl) y..,zılmıı o lan bu nüth1'nın ~ • 10,

97 · 102. 181. 188. 30.1. 306, 395 . 398, 400 . 401. '· ler;.
Solçuk tanında ve fe vkal)ide gU~el bir tezhib1e beze·n n ı iştir. 62 3. ;. de ort"da bulunan ynıay ı, &atarlp.n muh&f~Jı.., ~de rek
~non yazıyoruz:

.;...:,.ıı .;,ı....,

:.,.

._,.ı;= -="""~

":JJ

'-J

. . ...,.,)

.;,:ıı.ı.ı;..ı•J· ,pı,.ıı .s,:;ıı .,..ı:Gı ~;

~ı..'l.r... J <Ô-); .r.;.. ~ ...f. ~ t :>tJı, ;,ı-\ı, ~t..;1 ~

.» _._. <J _.j< ~. ;(:o-;jl

(.1:.:1 .~11 .......,iı\....,11"-! ,_,l<

;,,.al ~YI ;.:._jı ..1"' <>-1...:.:-ı .;,IS', ._s~y'

.s·, 1ıll

~\.~1 ~)..,~ı ~:-ı.-1.1 ıY lJ'ı,) , ,... ' ' liı <t~

~J.:-, 0--·- ,.-- ..:.- _.. ; ~"'.., 'J • .;»ı J,....:. ./" ~~'Jı r:. . ' ~ı.~ uit)J ~!6.)~.), (.i:il J u .,..li.> ~ıJ-) l.....••••r• W ,~ JJ 1
'\VV

"--Netih lc yaı.ılan bu yaı.ının
SOJluna

v~

ortay~ eklene n

"Sene 67 7" k•ydı çok ;•o idi ı. H., h>ldo Derg~h. Mil,. olduk•

ll
f\\n •on:a kayıt ve tcııcil türk,ui tı.ı dur :

SIJNUS
ed il irk~ı1 y~ııln\ ıy .

Bu k e.tobeniu.

' ' Hindi•ti"n'h Ahdullah o~hı Mohlit, altınl~ beı:edi. ÜQi(·

ru ve dü')' yol:.. gölüren Mc~.l'l.e•i u .m.amlandt.

T amami an•

maa1 yi.tzünden AJIQh'ııı htundol•un. Pcygamheri o lan, tHiaı aAhil'i Pi':.YI"mherl~ rini u e:n b•yırJ ı , ı , yamtttkl arınıl:' dı- en hayırbsı bulunan Muhammed'• sıı.liiıt ·U $C!am. R ltıhhin in rab· m e tin• muh ta ç nyı f ~e yok•ul ku.l, Ve ltıcl ' l'l m e nıaup Kon. ya'h Abdullah <~Alu Muhft.r.ın:ıtld tar•hnd.an tama mlandı. M >ö. eHit o lan Şeyb'in (Mevll'ml':nn) huıO.runda. kendi öh:ıe o lmnup d\i z.o iLiltın, <lü:te110 aoku hm etll nii!ıh nd ım, birçok Ot urun ıla rd;ı, halife•inin (Çei!bi HuaAtıuddin) ve balcfini:ı (Sultan Veled) hu~u darmdın raıı l d ı; Atlnh O'nun (M~vHu ı A' rıın ) ~h; tır n nı bıtluın ; llcbtr.in d-e (Çe- J ~b i Hudm,.ddin ve St.lltttn Vr.led) nimı~~t olan \'arlı\ !• ranı M\biUcnanl&t(' di~mi et-!in ı öyh olsun ~y t;)cmler;n Rabbi. A lt ı yü z yMmiJ yçdl y ı l ın ın, All•)l ayı olnn \te itu.llann kötü •öde-rini duymnya.n Rc«-b •ymd1ı. pa· uu1e•i gilnO t~m B ın oldu. Olc uyanoı, anitama ya ç•lı ıttm tt . On ;) bakıtn ıı . on d~n fttydı;. l el'\ıt nıı. ve yaıen ın"- vtıkfedenlne hayu

d uA

ede-no

All::sh

rahmet

et,in.•·

Ketebe.den ıı.n hyoru1: lu bu nu~ h.n, Sultan Vcole:ıd'in de,... Kon)·a1ı Abdu.lbh oğlu Muhar-nmed tnr-aftn dıın , Çotcbl Hu dı m edd l n'Jc Suh1m Velod'in murAI<3batı v·e n,o•dret;
•iflcıtinden

altanda. Mcvliu\a'ya o kunvp ı.ılmıf. 1-li ndistan 'Jı AbduHah edilmi.ttir.
va

uı•hih o~l u

eelile-n mü•·.,e<fdelerdtn y.Mu hli, tar-rtfı o dftn da t ubib

67 7 Re~ebinin ( 12 78) d6 ıd unc:n. onhiTioci, o .nsekh:inci y irmi be.finci gijn)eri pbr.Arte•iy• ra•tlamalctadu (Feik

Re:tit Unat : Hicrl Tarihleri Milldi Ta rihe Çevintu~ Kı la,·u ~u : T. Tarih K. 6:uımevl; Anktua 19~9) . Oc; (düncü 've yirmi bq..inci a-•nu bit•• ydi. ke:tcbe:decSl J IJ• , <t.,..t_,IJ• .-ibi bir kayıt o fuT, bu teAmü le uyulutdu uruyotı.ız. Bu ~"kım.~ dom bitimi h er h&lde 1278 yılının Xf. ayan ın 28., yahut XII .
•ftnın

.s.

a ünlıno rutln.mı,h r.

Bu k•tebenln (ba1cı hşa rhe) ...i
f\1. JU.l

yanmda cenc ne.ıihlc­

var:

SUNU$

1 .11

"'="'Ua.Jı, ~~.,S::·ı :ı.;.ı ~,.~l:s::w . v. ~....c;,
~,Jı, . J,:ı.ıı

.....:.il.

<;',;ı ı

J · _,ıwı .;ıı
....J.I~J f.: ~ )IJ ı
t.,J..

)'..~ -':lı·~~ ~-'"'- ı..~-~~~ ..~, ;;._,.- · uı

,}~

' ..: , kt\1 ;' f)11 ; ~

j :l'J "-'\.I}:Jı 1 .;,l.\ill .$J> ;1/'1·1

~.1 ~1

._$;."--:•J

.:..(~l.J 't-' .Al
",..:.•

()Ül

ı.J~~J ~j:ıı1

~UJI ..,... ~s:JLJı

~ ~· J

l:,.,. ••,~ J \' ~)

r t.'l·ı '

r

~ '.1J' Jı ~_,_:ıl · . ~ı . . : . . :ı, _,.· 'Jı c:- v. ı c;-,, ..r. ı c-'

_,;.;:_ıı J~)· j:ıı ,~..~ı.;,.ı ,ı..'iı ~\ J•"' ...... w"'ı j ...,,;1'1' .;,;,:. ":"t~ ~"

-

<lll J:ı4.- .,..ı~::- 1

t'-- .-,.;..;.,
J

"'.ııı _;. ) ._.;.!Jı .;,._lı .;,. .,j
U)i->Wl

J .

.:r .., j ı

jı.ı,

.t.J. ,.,:L:•

.;,_ jı ., 'ı'-ı

:r,

~l.ic ~ ;Wl "':",l.i.l

1",:\'t ,..J

~\...,.

r~~ 1 JJ' .ı.\ıı.. ('... ~:ıt.' ;;.~')'~'lu.. , v·J.i.~'".J ~· ~.:)• .J.ftı ~-'1

N

$UNUS

..;,... ,....ı,... ı;.. <:lo~ ..,.01 ıS>I..

••uı j >':

1~

.,.ı lll J ..._~

~>ı .s,..OI .,ı,..:IIJ,..J ...-JWI

<._~:A Jı.:ı ~>ı; ..OI..r .ı
ıo"Uı1

._;;.-iu

j. j.; .U.~ <,j)l ,:;....,, 4,"=""'' ~,u..:, q.J- .:....4o:..A )

~;s J :~·, c.;ı!l.:.l ~:;:

~ '/1_.J.ıı

.1:' 'YI,.}

..:t:.ı ··'} J ...ı::ıt

....Wl d..ı::il .ı.W 1 ... 1ji~ı

a. ,ı.J-1_.; "·.cl' (Wl
<Sl..ı 1 ; . .

_,.;J.. 1 .... ).. ....ı.;ı. ı} ., _,.'J 1

:.ı ..... .:r .!!,ı,. v...ıiJ~ <ı,Jı.~

rJ:ıı >J'-jı, .,(.u .i:ıt..ll j .Ol~
·~ _..::.ıı

_..L.Jı
..ı

~

.:.:->-t .;,. j. <l•...ıi /o>
.).... J
,J-J .~
~ ~ ...:. ı_,. ·~ 'J

·..,_,) Jl.: '*'..r
·.,.,._} ...... .)I.~J

.....

Jji ..JJ,.Jı -,ll .rı""'->'~~ j
.,ı..-:., r~'ı'i .;,ı..,..., J> lı< _r.A:I

SUI'IUS

V

,~,.ı~ı,y .:..L.. ,•J'"':r J.)·'.r.'i> v·-'-~' ~ Jıı.:-- r:: _,;Pı.:ıı ı..r,
J~">', ;..._'J, .P. ,;.,.. , _;;,

(ll..: ı c-"-.J r"--'' ,,ı:...;.

JL-:~, ~:1.",

c.J;. ~, .;ıı..,..ıı, u. )~

w•} ..,.._,

.,·, ı;ıı -ı..~~ ...-.) .;,~ ..;.ı, <:.1>
~ı.;.. J .:.:--' .J\< J ,.J.• c:-- .,., .)ı .:; ..:. '-'·.aiJ"
Bu
yaz.ını~a

de ti,i :rkça md.lini

aunuyoruL:

··av hükmü •ibit olan pek büyük kitahs. hu kadri ulu· bUyük hi t&bı , AJiah •eHieri h31ıtkında ina~c1 .foğru b;r hile gtlmi.t. AUih'ın toreemi.ı: 1c.ullanna uymak sUr.etiyl• annn\1_.. AllaJoıı'tan çekinenler-i i2lemek yoluyla n iyeti IUçcılt· lctmi,, irci.duini Allah do ıtlanna vuerek raiberi artmt.J olan hUyUk ve: ulu. "üpheli ,fcylcrdol'\ çekinen. il>lı.det ehU Qlan. a•rçak yokutu bulunan. in anç tlıhibi, hoyrı, tnri ayud eden tcmt&, d indar, hiımette bu l v.ı1ftnların efondiei. emtrlerlfl hilı · eiblorin pJ,di~ah ı. d evlet tapı•ının yak ını. memleketin, miilkUn t~n e ıni ı ori, devletin aııtH ri vo ulul ~r u luau, k ad ri yücelrilmif vcx.tr S.ii.h ib Hueeyn oğ:h.ı Fahr~ddin Ali' nin nı.ı:ı.dlı köleti Ab4 dullAh oKlu Cemlleddin MUI:N\rC'tlc: AHalı onu iki dünyAda d• dileğine k6ı,,.u,tunun ; Jı o n ull'lttııc.alb )'eri SidreCül- Mün· toh/,'da lu!tın: dileklerine kavu,mak için bir bahl.ne, deto· celorinin, yüce!lilıtle rinitı yUc:elip aiımet l için k:enditine bir vetile kılmak, Bıln)uin nhifelerinde tüul n ıyı süren• •ml·
l anmıt pe-lt

muanı. adının an1lıp durmotınt,

luy&mtt aiinünde. Arat:tt'ta

pek büyük bir ecre nAil olnuı.tını ••ğlame.k için. •dl!malullı bit rehin. del}erinde b ir kartıtık nlınmadtkç a maha1Hnden çıkttı!mamô'k. ttuhnı d egittirmemok, btri&inc b~ ğ ıfl ann-ıamak, orl\dtın bafka bir yere nükl olunmam ı:ıJc, o rada okunup (Ay ·

VI
dal•ll ı'n l'l'k, r ed e n i n cı

su:.:us
rabın~tle-,

i•tins&.h edilmek, okunup rn~nlttı nnlanmak, vnk· yAt l ıaanmtttl dile:A:iyfe dui ed ilmek. hı · ylın oıt e bulunanına lAnet oku_n nuık Y4 ft! ça ltnaın dile!.ıur.~k •eı rtlıırı ylc ~~ıltıy üı yetmit a"ki.x yı l ındttı, 11Ahi b leme m eneup i n<ıiJ.erln o~oede(i, MelekUt Al eınin i n ıtıklar ının aydu-ı pdrılıt ı.l olan, durnklnr v~ yücelikln •4hibi hny"h kişileri ultatt. t\llı h 'ın aeliım "'e rah meli:ı.in ul•tıp geldiği yer bulunan. orada o~urar.larl.:. oJ'a)'<a. yak ınla,unlan mlr.evi yo~culann dt.. ledJk!cıri yer, orada otu~ an yol· yordom ehliyl~t yol alanla· nn ton v ard ı lcla n durak olan kutlanm ıt t«:rte.mi~ Tü:bete. alıtılan. in ~ana •c-vinçlor \•uen bahç~·yc vakfotti. Oraaı, Ili· hihim i ı., e f«ındimiz, Ou bütıümüıiın do, yannımı2ın do:t gi.h·enci. All ~h'• ınen•up gerçek Şcyh'hl ojlh.ı Seyh oj:hı Şt:yh HaneH mt!ı.hobinda büylik b ilgin. l tr~Rn"' o4 hı lma.m·H) oğ lu lmiım 'aı mcntupli.lt. L~kaı,ta nnı çQt olnp '")'fnaya, •ayıp dökmeye muh· teç d o değ ildi r o. Ç.jnkU o, hunıdcıı, y\.ic:eltilmui i. çi ı' Mı ·f:ı a ı fntlıırının ttnıi M &JI l.<!.;b iıd<l'tek dcrreceden dt! y\h:c:, öyluın• bir ıuncıı lir ki bı.ılut altuıa girip giılenemeı. Şeriaun, H '!lk lt'ın ve Din'in Cel&l'i Hust"yn oHiu Muh•mmed'in oflu Muhıımm~d'dir o: Allah ondan dıt rii:rı oltun, a•tmitlerinden d4:. Öyle k4•· lerdir onlar ~; etıi kle:N. & ) lcle"n alınlarına se<:de yt:ridir, , •ovıilcri, Ô1'iAuin kallJlerio.e inan ~ur ; -<;ı.Jeri, onları ı!:t'·&r cdonlerin gönüUt:rini açan anahu,r!ıu-dır: onlardan rh• i'-y~t •dilt:n IIÖde rse, münkirlnin k ula kla rına pe,.dderdir. iuytna· Jnnno onı:ellerdi r. Kim innnltuı, bir uğurdan. arna t iılice güder.uı, Ukbte'nin Ç<!Çti!li g ibi o nlan, iki diinyid a da, en ulu "utlulu(:'o nfıil olarak, en b üyük denrlilig i ~lde ,•derek xeçe r, llerlu; bu tl<&, k utlu ve yliccı A llft h 'm inAyı:tiyl.- olur ançak. "K im, duyduktan .ton rf bıı tArtina de ğitth·iue •uç u. deıliftin nle.redir: serçekten d• Atln.h. her ,eyi cluy:ınclır. bilen· dir." (K u r'-'ı.n·ı Mecid. 11, Baku•. 181.)
Altınla. ya:z:ılmtf ola.'1 bu .,.•kfiyeden de a.nlaı t1dtl{t a:ihı hierl 678 do (1279 - l280) Selçuk vairi Sihib A to f~hr~ddın AU"nin aıadlı köle.i Cemlleddin MUbi r~k b. Abdull alı t~n•· hnda_ OergAh'• Vilkfedilmi-Jtit. Bu nü'•h•. ~hvJiın.A'yn Ce n lebi H\ıdmcddin t~ rafmdt1n okunan, düıeltilen nüahad11::\ )'ll• ı.ılmıt• Ç elabi Hu•iı.mcddin'le Sult•n Veled'<.ı oltunmuJ, taehlh <Cdilıniftir. Ya.uhşı ve t.eıı:hibi . M ev l iıni\'nın ~ht:diycte do~u ·

.SUNU$

VII

tundan Ht yıl, onbi:r gün •onra bittiğ:in• aöre, belki. do yaııl~ maya b..landaia u.m._n, Mevl&nıi bayatta.ydı: C-~kbi l"t..ı•i· mı:ı-ddin'in MevlibA'ya okudutu nüsh;ay•a, Mnl&.nti 1•rahndaryudmlan mü•vcddelerdir. Buırün eJimil.dl"l hu ni.isht'dan daha aa~l am Vf:l dftha ~tki tnm bir nilaha yoktur.
Nüthanın

birinci e:ildinde 6, 8, t l, 13. 17, 19, 20. 23,

ll, 32. 3$. 37. 41. H. 47, S6, S8. 60. 64, 13. 76 •• 77 .
..btfelerind... kc.n arhıır• çık ılarak ç.ok deli bir tek t.e.llme, k-ere dO' bir, iki, en faı:lı. üç beyit )'IU: ı1nlış. Kelimcfer, mUmkilr.e,:. lcırk lı o lan ke limenin .,ltın a, boyitle!:r de, batlık yeri açıksa cetvelin içine ahnmıt . 8eyit1e:r. h e r halde yö~ ıhrk~n unutuJan boyitludir. Oejhllc lc e liı-nelefse, batka bir ni.i..hayla da karJllat tmldıA ı. yahut Movl~ni 1anftndan Cinçeden, yini tathih edilm.f!den anc.e .öylf!ndiil tun SÖ•Cetmektedir -nıyoruı: ve bu ikinc.i tahmin. biıce dllıhl\ Scuvv~ı1i: notoldm 8. tahitcdeki beytin, 5&. uhifedeki iki b cytin eltlarınA "ı,S~, Veledl'" kaydı konmuoı ki bu bize. Sult3n Vel~d'an ihtiyAr ~d i p ka:bUI cıylediH• tar2t cöıtermtktedir. Mule~ef S\llta.n Vclocl'in yazd.ıt• Mt•·· nevi nGth•11nan ~limi1de yalnız dardüncü ve ahıne1 ciltlut var: bu yü~de,.n, bu beyitlcri o nUshayla kartılft:?.hrrnanın im•
kı\n ı

yok..
Aynı

tı l a.ttmlmıtht

KUlüphanedeki nU •halaırın çoğ u, bu nüthAyl ı- kar~ ki icAb ettik~e bu ı\l:uclört b"hud eceği-ı:. Oib&ce,

• er..oıJ,.-ı J,..ı J,..,,.., .s,::ıı .J:fl•·
tliye b.a,lan\aktrı: lkin d

..,..}ı.:r)• 4• ·-!

"J yi"

U•ıe. yuı]IT\ıf (.s. 1), klttııp.,

.:-1 .:.., Jlj

or- v.' :..· J>ı>

.:..-1 <jJJ

J, ........ J,y

.s:lı;

beytiyle bhmektedir (•. 62) ). "Tetlı\U'i\6" tl Yok.

Bu rıüshcıda, Sulttm Vcled'in

o

Bu nü•h anuı. ll. eildinde, tn&lılm Olb6ce'den önce, \dot&. 01bAce'nin y-.:tılıı sebebini ve ll. cildin neden ge c:ik t iıiini

VIII
huliı.n

SUNUŞ

yoJlu anlatan ve ıuıl Oibic~·yc

:ta.tı)'on Lı.ı•aı

bir )'llı%1 v~n.

bir girif mihiyetini Bu yaz:ıyı aynen aunuyoruz. ı

.,..ı,(y "' :..ı.:r.ı
;,:Jj'"""-.

"' ''""'' _ı,ı:;ı~1; .....,- .)~
tS,.:.:..

t:__Jr ı:,t::, ~)'•' ' ~_,ıl~ ;.ı ;Jıi

r~\.; ~.. ,C',.,:.' ;~;1 ~

J~ ;,~; ._._, .J).-:-""'! ıf J t\lu.'IJ )Y. .;i Jln ....,..., jl.. ..-<., J'.l..,p : .;:..ı

fo•'

~·,

*
MevlAna ~-1ü.z~ai 'nd e 11 9] No. da Ye te~hl rde bulunan -ve t.-nHini, y~ ~ ımı;do S. ni.işh a. QJnr(lk ver4t.eı; imiz ''Me!lnevi" .de, Z. cildin ilk yapnğının Usüinde yeni bir ta'hykle yru:ılmıJ
'.:.-I Jı: ... .; 1 !al"' u,ı '}J ..:.,-1 ,-t.... y.i ni ' 'Bu bereket~efi çok -olan sözler. fey hl ıo-r şey h i Çeiehi Pludm'm tertertı iz nelut erın~ .dendir ve onun ya:r.mnd<'n nıı.ldcdilmişt i r'' şöz l eri ya.ı:1lmı,.
'

'' ' c üstüne ••

.}!' .;..~ ı..:.ıı
~

,...,.:.

;..:~ vl.N 1j~ ~'(,..)\ ~'

.,j\.lÇ"ıJ ı

ni.iM o:ıl <ı n

Bu l1şlj ni'ı,hnçJnn ııo nra, "Me•ne.,.:r~ n in c&ki ve eaÇh•m h~ kkında da bilgi venneyj lUZ\101Iu bu]uyoruz:

4ki.lapları:

2. Si.iltymatti)'O K. Eyüp Suhan, Hu.erev Pnta. Hı.. H$1id No. 182. (E.ski 158) , C , VI.

Sıı tı ve ktıuar] an m eşin ınukavvtt cilile ciltleıunittir, ..n-uk !&b ı yuktu r. 20 X 16 eb' ti d ınd ı:ı dır. Yazı k ı şmı 18 X 12 .dir ~ ba ştık lar sur h la yazı l mı,tır. 1l6 y a;prakur. Bat ta.. i. b

.d~ &urhla dibl\e~. "
• • •••

ı.>,::....

..s\• . ~, ;' !'".!...!.~ .

,....-.

J•".:r- )(~ı r-o:

.-..!.~ ~. JJ ı:!l!. .:..~.:~ ,.:..ı:~..: ... ). » c··~ı.;r.. ~\~ J

SU SU$

IX

Ancak 1. b den 9. b ye kadar d..,vam ec!~n bu Se!çuk ncthiyle Y <l7.ı l mı..t o l mı..k1a benıbcr a.ıul :C\tabın ya'l,t•ındurt ayrı bil' yazı. 47. a · b d e hu ya:uyhı ya "ılmlt· Hcl' ho:ı.ldc kit<'bın bu ıitıhifde ri no\c;~utlli'IU f. T t!n'ıeiiG:k eden. lerden biri, b-u kıtım i arı batka bir nüshadan cam\\mlamtf, A•ı l motnin ya2ı,ı, 10. a ·d~n 73. b ye ve 7 5. a de:h k i tabın eonuna, yı\n i 126. b y e dek devilım edi)'or, Ytu:ı , Selçuk. yn:r.ı.rı . ._\-'·-) .. ..;"1.-.L.;..S" (..ı.. La -'' · ı..L!I.. .. gibi d& llarda noktalar var. diyt:
b:ı.,lıyo r .

kıe.ım,

" --:-»ve c[_» ler, cu' ve
tc 6

4("

ile yMı,ılıyor-. Bilhas•a ımilı:li -ve

ler. ı..&mı..&miyetle •

J.» teklinde~ aC,

«t.,.:» Jn, o

devrin

re sm·i iınlfıeına uygun.
A~ ı l nle tin,

-s-. .;,_}, t- J,;_,.. .si
..s- .ıl- r - N .A..!. )'!" beyl:iyle ba ,lamak ttı (2 . ~) •
u
J~

..:..- ~ . ..... v) t.J;..~. ı.~!

:...b;.ı
~·j

.;..- . .: j , ;J-> _;\., J Jjl

beytiyle bitmt::ktr.:dir ( 1 26. b ) . Sa, ıınah tamnoıl~>·::ın 't~tın yazdığı $ahilcJcrdc 19 , 18. 20 "~tır vat. Ası l mcıni.n :.ahi· !elerinin ço&unda 21, bih:ılarında. 19 11.1.\Ur- var. H u * Muda~ ınıara'l arı kar.tl lık h b ir bı:y it nlevcul. Bu nüshay• elde; .ed ert ve h.er h ft lde e kıtik yerle-rin i tnrı\.a nl l t' y ım :ı:~ıt o okuna inal'. hUit• gelmit ve şoltrnıt beyit o;·e ke l i.ı-nele ri~ i.ia.tiindcn. y:tzı , eklini bo:unan..aya çall'}Uak ye ni m\ir ek! <ep!e ıı:e çmi $. Bu ÇII!'Şit yer ler. tek k cHm e c-,lun c :'lı, &u rhlıı g:eçıi.gJ de \'::tr. B\t, 41. "' yn lt:ıd;)r olc;lukça ınk ge~iyor. Bu yu('m.ı ktan ilonra nüsbn. n it· be ten t~m.iz k ısıJdı i;(ır.da:l . bu ta., ar n.ıHo. .r·a ::ı ı. r :Ht l aın y or. i 2b. b de, son h-::yitten eo nril, tu k eteb~ var:
4

~~ ...>:-"" ı.S,.J,

.....' .....Al'

J\ ıJ·}\r\( &,.:.:le ~... ı..r.'t..ı _.~.i.J ı f
J " ::' : ...,- '

j \.,; ~ll;,,. .· j l r.\:~1 :lL. 11 ~.jl ,J .J. j e. -.,.4~

->~...in ...rJ ..~,;;: J:..'

,..., L h l:..l!!t • :

~ı....ıı

.J.f

,j .d· ..: . .J-

T ı..irkçui tU! "A II.ilh'ııı yardı mıyla "e güz~ı bir ha~a n ibG.n etmesiyle' ve lUdo,yl.ıı . d oihu \'e d üz y oha ~Ô"ItHc:n i\!let-

x
nCTi"nin

su~~s

bİıtı nc.r cildi. Zi'l-Ka'd e ayının ouyedlnci &alı .ı ünU, kulfartn oD yoksulu olan ve y\ıce All lh'ın ra)unoıi~• muhtaç buhın•n 8-elh'li Muhftmmed oğlu Muhamtne<l'in oğlu Munarn· med'irt e.lleriyle yazı ldı, bini.''

K ehsbe·d $ t8rih yok, yapra §ın lı.ennrıne dar v e utunll\ bh kiğ•t yapıttmlmı-t; fa1uıt oaun •hında. da. Ya· lc.-mla dahi bir ti1lh QÖremeclik.
4

ma.Jına

Mevl&nA.

Meuo•l

dibAee.ıı inde

adını.

..EI-sbd:'\b:·.!Dif'il·

muht, c i UA rnhmet' iiiMıi tı\Mii Muh ıı.rn med ibni Muh,ammed'il· 8elhl." rfiye anar. Me-ktuplanndl!ln birinde de imıhl, "Hu . eyn
1\'lıJhammecl'in otlu Eklh'li Mul:ıtıımmecl " LanJn<'adtt ( Mektupt.r: A. Cilpınarlı tuc. l.t. lnluliııp K. 1963. M"ktup. L'<XX, o. t 22). ya:ı;ı.ıı ı , kA}ıdı, y uı tel.:li ve tatli, tı:tm&mi)' l tı devr ine ait. Mevliıni.'nın adı , Celil~ddin Muhaınrned. bo:sbasının adı Sahleddin Muhamm•d; oğ:hı Suhan Vclcd de Atou mın ad ı:n tlltımekıa; bıı.Ocuı ve :.~.ı:.'ı Oelh'H. Şu nlld e "Dt:lh't; Mu.hamw.ed oülu Mubtı trtmfld' i n oğ)u Muhaınm·~d " n.n· cak $ "han Vd~d oh-bilir; bu k adar mut8belu t, yiıni hem ata şeh.ri~in .-.ynı o lu1u. hem kendi_.i,io. h~trı bo,buınan «4e• desinin adlaıman Muhammed bulunu1u. bir c..adU ( $0i1UCU ola:naz.. Su h ıs Me kesin o hn ak •ô rliydim : s~Jçuk N Ut h aı~ ı n oğl'l

Bu nlh hn. Sultım Vr;led tnrelındıın i a tiıu rıh edil.en ' 'Me•· nevi.. nin ahınçı cildidir; bunda h içbir ,uphıı:: yoktur. Nih· hanın kcnarlannda. blı- a kere niuhe fa rkia nna &5lle!: r~ c(;)) ile, biı:ı ker e dol(r-uyu bcliTtmek için

" C'"" >>

; ,ar ~t iyle .VII..tt•

...

Jen kl'llln,~let, m ı• r "' lar Ye b~yitlcr, m~ci nd eki ynı ı nm ay n ı d egHdir. Ounloı r rnctin d~k i yazıdan baJJ.aı iki ayra )'Juaylo y an lmııı: Joıil'tti bi.r de hUehUtütı. ayn ve yeni. lc~til b ir te' hkle )1aDianluı v~u-. Bu b&lt ımdzı n i'\ihat M. Çe-tin'in t ilp~e.l, ca· .miimıyle yeni~di r (Bu MuneYr'nin Sulta.n Vcled'i"' , ı yaz ıtı olduKunu önce bj ı •Ö)' I oıtıi,t i k; MoYI&nA' dan Sonrrı ~1:ev ! t"•Jftik: lat, Jnkı i Ap K. 195): Resimler, s. 26. Ya l nız burado 12.\ varak ye:ril'\o 11 6 .,ıkmı,. Nihat M. Çetinı Mtaı\t.vi'nin Konya K lltüphanele .. indek i Eek.i Yazmeluı: Sarkıy:..a Mectıula,ı : IV,


suı-:uı

Xl

l.ı.

E<i<biyat fakUht>i Ba,.mcvi -

196 1, •· 'U · 31 yt Not),
673, 68 1, 689, 697 ve 70S

Zilkad e ııı y•nııı onyec::linci güni.i,
yıl hm n d(l n.t tleır. mıt ur.

{1275, 1283, 1290, 1297. 1306) •ısh günüı:ı.e Su ltan Veled. bu Mesne:vryi. b u yıllArm h irin d ~ y•z· Belki bu eilt ı e n önceki c:iltledn birinde, yıh a:nm:t tı r

da b.ur3dn yıızmam ı•tır.

''Bu ( rubat) , Sultan Arif'inelir; bilin,in diy~ Y ':ua· Kimin aônlü "lk tan Yt:IZIJO.Çi,i. töbe etti ki ben de o Ay }'Ü~I üy! e b u l uş maktan töbe ed ~yim f Bahar gO.nleri, gü l mev$imi, t~rtemi2 bir yel; ıı en y ~ nırıı dnıın, ben de tı.ı ıkın; ıo n ra da töbe ed ecekmilint h tı' ' mcoilindc bir k;ı yı t v e i.Jiu Arif Çdebi'nin b ir rubai·si var ; aynen yazıyoruz:
yonım:

ya:wnylıı.,

K~tebenin nltında, iri ve ay·rı b ir yuıyla.. fak:ıt o clevtin

~:.~ ,;...~ ,_ı ...;;ı. ~,u .ı_ .)1.)1 ..:r.ı

.

•.i ... ..)1 Jl..,j> ,.;f ..,.~ ..,, ,s:; ı, .r~> ..,..,_,.;.ı.,
Bı.ı.

".J ,ı:; ı Jo .;oI 4 J!.<)
....;l.. ı>>~ ~ö ~,

A

r~l

yazı. nUshaya tıtmtımlayan 7.5tın y;:ızısı n dan ayrı bu

Ulu At-il Çel~bi hi.lkkmda " Allah rahmet ı:Hain, Jlnını kı,.ı tl ~şın ' ' gibi bir yaıı yaıı lnuı.d ııına {~:Ü re hu ye. , hicrj 719 u d;;ı.n ( 1320) önce, k itabı te nı elli.lk ederı biri t{tr~lmd" ıı yazıJ . Du da. bu n üıch~ın ı n. Suh;~ n Vcl('d'in ~lyazı .ıu oJd'J:· ıruşttr. ihı nu RÖ1lteron bi r ba~ka defildi:r.
3. Mt!$;nevi.
Muk~v v;:ı

)'azı.

IV. cih. ~·J evl anA Müzoııi K. No. 20~6.
nuklapaız.

cil ıl i.

Hz.

cildin

ayn1.

24.5 X 16.3

eb'&dın da.

HQii.d Kütüphaneıılndtık; Ytııtı kı .ıım ı 19 X 12.

Her s. de 17. ba~ı s, lerde h<1~l ı k do l ayıs ıyla 16 e.a ıır vu. K~S ıdı, H:.~. H3lid K.. deki nü$hanın aynı , aamA.ni, yun'>uŞı!ık. az aharh. Üetilnde nem lekeleri var. Mürekk~bi, aynı K. deki nüshan ın mürekkebi gibi lJ<Olm,ıı . Her '"t ırda karttı lık h
mı.. o lorln

bir beyit mevcut. 3.a • 6. a va 86. a . 89. b sahif•·

Je rind& çift k ırmız;ı, b€ı.ıı da ye,il çizgiyle eetv el var. Yuıın St'!!çuk tHı a1li ve H2, HI\Jid K. _, i ·r·ui ~ki niish ıub.ki föll',J:ıtn aym. 1, il do:ı üıtt~. Selç tı k yazı.tıyb fU temellük kaydı var :

XII

SUNU$

• _,f
A l'ımd<ı

,j ~tı .ı

..Cl. .,.\:D ll.;.. ..! .ı'Jl' .w _,.ı. V.

d <'

§U

vakfi.ye yaııla:

.;j,ıı

._,--)'-"> "'...... "';"'ın_. J~ & ,:_tı t>.,.ı,u ""..,1 ı..AJ,v
~ı-., .:-~1,. J ' •fl l .:.ı:- Jsi.:ıC Jı ..ı-A

,.$J:.II .;;:!!• o.~• ( i ) ..)ı l

._,ilı..ı•; ~ J,_tıı,_;.:.< ,.;... ı <.- ii-'-""'JtiJ'jL. _,.:.~.....li. J
Bu
vakfi y~den

ı •• ı l:...f J~ ..,., .... lS', ~ı_,ıı.,1~.ı .;,ı,...,

giinl~rln de

de <.& n h yofu ı ki h ieri 1O 11 Safeeri nın ilk (4 . 10 . günler. 1602:). M c vUın& Dergtı.hmın ··çf!. müat. Hlin~· · • ine, 8o•ntılı Oervi9 Ahmed'ü l · Me\'lcvl ·:aı:a13. il da di\, szı.hlfetdn iutnım d&, f ı n.dtıın vakJedilmi9tir.

"\Jıah ~ J&u. ~\ J.,J:.A ·-~ ~-; ...;i ~

r••• ı .., r-~· ..,;.1•~ , .?.n• .:ı.ıı~, , •~o..:.•Lı- J
kayd, var.

Oibr.ce, 1. b - 3. b d,

_,.ıjl _,• .1;.11 ~.:..: •.~ ..:>}ı.? jı oiıl,.­

<lin· l:ın thım"kta ; metin . 3 . b d e bn, lıyor, 130. a d~ bitiy()r; iki &.atln surh, ik i satın siynh mür ekkeple yu..ıltınf . Aynca L b· 2 . a de b u eildin ilk yazıinn Oil~nc:es.i d e var ki aynen
yazıyo n.ı :ı :

1*1

Bu k itap, ]ı..hw l evi Tu_ğnlt;.,h oğ l u Mtı.hmUd' un o ~ lu

M.u hn m meri"ir. m nhdfl' .

r:w.~ J Mevl t-ınil't:ıJn m&ncvi Me•:ıev'i' tir~i . Mu ata Hı 'nın hic· ye·tir.in b in onbirinci yıh h.a.yn~h Sefer aymm ilk gün )el'inde, 13-e»ana'!ı Movlevi Dcr... iş Ahmed . $e r ~ek ohı.rak vıuh ~ıtıda n ı:cc:çe nle te, y6kluk yolu yo lcu l ar ı nın Qfaeındn . Cerni.at • Ho.\ne'de kOrunmak şarttyhı. şei i, şnhib vakıf oln rnk vakletti, 14 """ ) Fukarli al'aaında korunmak ve Cemaat • H~!ne'de t\l't..ı! mak {'artıyl a Bosn a'lı fnkıyr Dervi.t Ahmed' ı n k u tlu Tlir· bc:'ye vakfıd ı.r.

SUNU~

XJII

-.- jı../' )ı ~· ,... ............•; uo,::. J'J') .:.. 1 r.').~J' .:r.ı

J''

.:-$"~"'C ı;._ıS J. r»;- ..;...S ı.Sr,
1;.:-11 ..ıl,;~

J _p

~J

!' ~ l;>.u .; ~·1_,..

vl.,ş !J\ ~_, ..l'L- d,~l;J. ~.bllJ .!l"Y~ sı~­
t.Sr ~· .. 4J!~:. 1; '";.iJl:.• J ı.S~ .. ~~~.;,. 1;JI

.,.......,.,.) ..s--' ..J,... , ' ;~.:.... ıı u.ı.i J.~ ·
.:.j..l; J lj> .!l\ Jlj,t... :U:.. 1;1:'''-'!JI-1~

JJ•,

.:..)~; .)lAJI;) J U.:.(;_ •

..;-ıi/ _;,.U- _;,.. 1, . ' -.>,::.s...
.ı.,.:.v<

..;-); )1

...... _).

,;.:,"J..· J-')'

.ıı;,.'- c '.ı;ı..;,,..,..

(l.bl

ı.,-ı .. ~ı:..""' ~.;.:.<11...,;1 .;,U..'Y ..S~J

ı ;-",_.; \...~ jL. ,.C:. .!i:.l ; ,:....,L
_,..l.,..
.:.ı..u..

..ro- ..;L y

J'i...ı~,~ J-j\j1 ;).r
_;.ı,;

.:,\..li.. .....~) ..

u::

...., •..;.

,t..,..ı;ı

Jı. ~~ ·,

.. ,.,Jı..

r.ı.l..

,),.... ; ,-t !
Jto-

,J~, ~~ <S~~·J ı.rr-trlfl .J.:~J'·

r ~J

ı~ H J~ .:.Ü;ı .ı.5;~11_.. .J,.-,... c.J:l
(.U

.:-1 •>J"..I .;,ı.:., ı ~~ ,.. .;ı.:. j. ..sıL >t.(,U:ı

<!!.· •.C. ,j}Y..,.J ~ 'J-"r
j\il\
)l

);1_,

~

,..._ ,....ıı.:r-•::ii;

\,.ç ''J,ı ~.1.,:,•/'ı

XIV

Stn'\"U$

..ı .,..;.ıı, .:. . lıı " -'- " ı r .r .:~.: [•J (2. il) .J:II• \1 u )b ~·1 , ; {..t t..:;_. ı
Du dil,aeenin şonund a , ah tartı.ft• vo ~o lda. Çelebi Hu• ely<\zısıyla bulunup t~bcnUkcı n yu ı ld a ğıntt ,da ir do fU k iii.)'H va r:
dmıtddir. ' in

~'

u...o• ı ;,...ı ..,..

jı. ı ,ı....

.r. ~)\... ~

-1-" ~ı "'' J)o,

çe.vrt:sinde tophunın la rdaki d i•is>lin ve Çel ebı onn b.,f. lı lı ğ ı d U tUııl\IUue Me-.v)ftni.' nın eözüne •öı "" ı mttyn iın ko\ n bu l un tııtuaytacajh n n l n ,,ı hr. Bu y ,u·~d e n bi:ı,
H u t&ınc ddln 'i n

M ov l ,nti."nı n

bu

dibtu~eni n

de Mevl.inS

tıırgfından yaıd ırtl dıRın ı ,

1on radan

gene

m&Hhn dH,lcenin ynı.d.Jrtlara.k !:.unun c;ı hnldı §ın ı .,.am)'OTU'L Ancak Çele bi, bunun yitmeslno rbı oJ.mamı t• mt trUkatı DTaJır1d& bu diblce d e elyA.UtııyJ a bulunmut. bA.ıı ntishDI01ra ya.ulmıttır . Efliki"deki dviayc.t. ı~ lnçi cilue. mıl\im ve methur dib.iiıc.edcn &nceki yat•nrn d• Mev· J&nA'ya itit <»ldu ğunu göJterme ktedh Mnın& (Mani.lub'a). A ftli n, ·rnhtin Yaı• c•. T, Til;rih Kurumu yay ı nı. lll. ani, No. S. Ankara - 1961. ç, ll. • · 7 43 - 74 ... IV. elh tekl bu dibieMın, hu ntıeh ndtm batka h tı.:ıgl n\it halordn b u hın dul( u nu a n l~mıtat içi ı' Nlhftt M. Çetin'in oı d.l g~~ n mtıknloaine b k. •· 14) .

Mev l ı\.ntı. laul ın dan

*
f•) Bu dibieeden, öne"• MUıen'n e• ki müdit" m.ı;.vin, Nceali Elgin b.sh.setti (687. yıl dönU.miJnde Mh·l&na. ; Konya. Yenikhap 8Jı.fımevi - 1960 . .. 24 • 26). Ancak. neden.c, bu diU~yi taı-n ol anı1t yayınlamadt. 8iı IV. ciltto türkçeıini
aunaeaılımıa.dan. Önsö.ı.'ümü7ü uutmamalt iÇin ya)m& metni wudiSc.

xv
Bathkleırı

iri )'UıJI• ve a.urhla ynılan bu nü•tuuun :!43.

$ahiluind to ( 12 1. h) . • ı.1 J

Jbi 4 _rl foJ
tanında

mısraı, k• ntndl,
ve rrııtnın

düı.ehilmit

yanına

dn

c$)(, ı :.-:_..

k ayd ı y"ıılrru ttır:

fı-kat bu yaıı,

EfiASet'nin dtKildir. Bi~ EfUıki"nin )'a.tUUU t~mı,y onJ&. ru. yoruı ki ilk l;nee E f1&kfni n ely~ıuını bl% netreui~ (Mune vı t~rc. .'v1a.ıiıril V . Yl:l)'Jn, l.!lt, fl..h.&ril Batırı ıevi, 1942, So- i'i nd ·rotoA:raf. 2,5). Buru'd" Haraç(;' o ğlu K. do 9)7 No. da ..kayıtlı MUte-nebht dlvltnında ek. Eflt.klnin, tnütit.lhsına d&it 7}9 Cunıi.deiOI~ •onlan tArihini t•t'Y"'n (1) )8) yedi .-ntırhk kir knydı Ytıt ki bunu Toh ain Y~71C.l )'4)'Hılttdı. Ayr,ı ce, Buru ;K. de, Huuyn Çdebi k ita plıtın a raaındo. 762 No. daı , 5:f]i:t.• ki' nin, r:ylaıuıyla yeıılrmt olan ve ''Maniılub'u.l· Arilin'' in ilk yazılı, v • tertip Jt!kllni ıı;östcro.n nüs-hl:' \'lı.r. T &h,\n Yazıeı, bundl\n d ... b& tuetti vo bir t&hifcdnin lqtoarnliotini verdi (Ma~ ,,a,lub'ul . AriHn, toı•J etiıı : Ankara 19~9 . Önaöz:) . 8üttin

s..

b-unlara nillaran, EAôki'nift

yıu.dı$ı

Mesnul
n\ishayı

nüsluuını. y~ut

·onun tarafındon hitiyelencn k nyd• )'tı2-mı J ohu:al<,
Nüs.bad..
H ...,;._ı )) ve

bjr

&Qrcn

bbiıı:i,

bu

•c:'•

lcayıtl a r1yle bhı

boeyil·

terin (ukhm, bKxı m en~ • clmilyal'l lcelimeluin (ıusç.ola n . biız-ı k~rn kımarlartr. , bhı ke ro do ketimderin nhlnnoR, •i>•oıh. y.,hut &urh mUrekkt-plc yaz1lnu~ . Bunlar d:. metnin yozu1ndan .ayrı bir yua yl•ufı r; f•lc at Efl~ kf nin nü~h• fark ını kaydt>denin yatnıyla degil. Anltsf ı hyor k i bu nüsha, h ir"l\Ç lciti t•rahn ~ ·doıtı h a,t.a n lithelarl" ktufl)&ftlt'ı l m ıt tır.

Bu .:"ill h4, evveko de iıJıreı euiğ i m i.z gibi Hz. Hft.Jid buhanon ve Suh11.n Volecl'i ıt dyuuıy la yar.ılmı t olan nü•harun yuıaıyla.dı r : arada hiçhir fark )'~kt ur. Ounu g ördi.i k ve o vakit Mü):e MUdhi olan Bntbak anl ık Kültür Mü1tcpn aoyın Mehmet Önder v e Müclir Mu&vini t.aym ~eçati :EI1In'le hu iki n ôtb"yı karf ı1a,trrdık . aynı aoouca v,u·dık ; yAni bu cilt, Vf. cildi H:r.. Halid k itnplnn ar.u ı ndtı bul u nl:'n Metnevt'i'\in IV. cildidir ve Sultan Vcled'in clyuıaıdu, Sunun
ldtaphuı al'uında

XVI
ü .. u:rine M~e MU dürli.iği.i

SUNUŞ

nU.alı• y• KUtlıph 5ı.nedcn ~ıkaup tct-

hir• .... e:tti, u.

*
Mev!evi.Jer annnda. 1. Ebübekr Çe1e.~i'nin n tindeo tont• Oertlhta.!1 b.bı kitap!arm l.uınb\lf'a aotir iJip trı.uldıt,-n• dAu· Mr rivAyet vardır. Yzıılnız bir c ild i Konya'ya 10 ll do vtı'c:lcdı ­ len , libür tildi, Eyüp'te Huınev P"1• KütUph6neei.nd,. t-b.. Hilid Kitillplan araıunda b uluJlan bu Munevi, Ebıl~e:Cr (efe b tanııanıfldıı lst~ı~nbul'e geıirilmif o!..m,aı. Çü.nku E.bü~"' Cr feQi. 1046 lıicride ıuled l ltıHf, t.ııı.nburd ::ı 1kom cıte mamOr ol ~p bu şehre aaln)i~. g~\ifinln redinc i gi.inG. 27 R•biulevvelc:is

(&.VII I. 163"8)
dcfnedHnıi,ıi..

ve(iıt c!mi.J. 'Vt>çikaııı \1evlevihlanu1 tür.)e•inc(Mc vlijıaa MUusi K. Abdülb.alci C<ilpınarh ki·

ta.,lau,
knv ıuıı.

ya~oı.ebr, N~. 94, 14 3. b). Ço!~-bile r erası nd a ille 969 hi.cride (IS61) p ottet oturan Huıırıw ç.,ı e hl oQio f'err\.11\ Cele:b; EamSrund:ı bıııt2aroıttır ve bu t.:ıt, ontel( ı 7 VII

H"'r balck Oenı.~htatıı c:ıken M:.it•p· lu. bu yttlö)ırda çıknuş. birç.Qff:oıı d. yok olup a itmittir (bk. A. Cöfı>ın.ı:ıth : Mtwliınil'd"n Sonra Me\•levD'Iik; ltt. lnkıl.lp K.

nı.ıUI olar,k yatamıpUI'.

195}, •· ISJ . IS8) .

4. )1evli.ni Müu•i K. No. 20Z4.
Bu nYd uu41'\ yalnu; lll. ve IV, cil ı!u ·v ar. lııtiıı.tihı, H•t.~ı Boki b. Muhanuıle<l'is . SlvA.si tar&lınd\\n 760 Şahanının yir· ıninc.i trüni.i bitmi~tir ( 17.VII.I3 S9). l-laeı n._ki. ketıbeye·, aha dlt M~novrnin 26000. bir ri.viyet~ gör~ d e 26S;o bey u oJdu~unu da ka)•det.mi,ljr (IV. cildi no}.t ..n o lan bu ntl•· Ju~nm tav~i(i i~in Nih.tt M. c~. ün 'in MAierıle.tiM bttkmı~: •.
10 1 • 102. N, M. Çeıin,
<C\ı-J okurnu,.

c~---:-J

v..=:-• yı.

~nad.s.a ..iı-->1

k:~rtıhğ ı nı da 3

Mart 1272 olarak kaydel

anittir).

5. Ayn, K. Ncı. t 19).
nl.ltha,

Tethirde bulunıs.n vo ~ıhı cildi bet ç.i_ftte ih.tivl. eden hu216 •ahifedir. Her .1. d~ d l:lrr aütun U:ıerino 2' •Atır

SUNU$

XVII

ov ardır . 8oa,lık~tz tahifeler, elli b•11i muhttvidi r. Teı.Mhi yok. tı..r. KUç.Ukçelebizide Muhammed A ...tn'ln (ölm.. t 173 H. 'iS9) temellük tArihi o.ldul}u albi 1 137 RabluUıhırınut ba • ., ında ( 1724 aonlan) NnhHi Muhıunın~d Sülc ym iın'n rıl'ldiy• " dildl ~ l n c d ~i r d e koyu vardır . Ayrıeı, , aonradan bir bftt· kuın ı rı tlinc geçmif , o da, "Hazret· i Pir"in v .;fAtı ıtluyUı yeı m i• ikid e oldu ~ eih& tle onbct 4e n c 110ına yazıldıği ftnla· 'f llıyor. Sen A bdull:\h El encH ( ö lrn , 1072 H .) ve Tert:eMAI'\•1 \1e-ane\'J NaMfi S üle ym a n Efendi'nin (ö)m. t 1 S 1 H.) d ahi eUetine ccçm if mu' teber b ir n Utlu•· i nefise· i mu'tebe r ~dir"' yuuın1 yaı.rıuş. Sonı.a.ndolcl lc4'ıteb•y• nua.ran 681 Suv~linin .dörd\lncü p cr tem b e günl\ ( l.X I.l238) Mcvlevi Hvteyn Qıllu Ha.tan t a ra fından ya~•lmıttır ( t. 216). Ketebenin al unda

.._n~' .,_,..;ı t:-!.ı ı .j•..:,; -.. ... _~ ~ ..J.~\ı~• .:.h>
'k nydıyla, Pı•lcvla n$'ya o k:u ıı an

diüi bildiri l ıı\~kte-dir.

tnhlh rıiinhıııy la mukabele tdU· ll, ve lll. uitdin •o n l <ırınd,. ·da, ik in ci
M oı• I O n&'ya

defA, <<J.- It

dediiii ve

okundu!(u bildirilen nüt·

h •yl• k ar-fı let UTıldı gı (•. 83 ) k •yded ildtGi f!jbi JV. c ildin to· -nunda d:ıı Mevlana'ya o kvruı.n "uhih .. n i,ish ayl.a. kar.pıla ttınl · <lıiiı ya:u!t. V. c.itdin sonuoda da ...ym lart.d& bir kay ı t va r. S. 8, 1 1. 13, 20 ve 27. u hilelerdtki niltb• f.ıukJ.ın, 1ami "" mirl• biıim nüth:\yA uyı:na k ta; birinci cilı sonuna d ek b<iyle ·olciut":u gibi bütü n n ü.,ha da böylt, Mcsnevi beyltferi.nin 2~689 utduğ u d ~ bydedilmlş b ul unan bu n i.lt h~da, ,Seyh'e, yıSni ı \,tc v l rı na'y eı ok.tır·, mul olan "uhih'' ve "asli" nü•hrı d jy., tav.tf edilen n\lffh a. açıkr.-o ttnltı.fı l ı,>•o r k i. MUtc K. de S 1 No. ·da kayı tlı oJ(In ve tercem e vo te rhimi.t.de. utı• olarak kabnl red ilen " n .had ır.

6. Arn• K. Ko. 1457.
RUitn'üf ~ Şi rAb diye •nılan Mahmüd'ü1- lkHdi o ı;lu A li Saray tehr!n d e 71 4 yılı Rabtule.vçce-Jinden aynı )'1.• lın Cu miı.dclüloi:ma kadar gtçf'n lı,,,.. b ir müd<!et içind e ( 1) 14 ) y uıhp tamamlancan ve sonund a Su!tan Vtled'in "'Tetitnm.r" ai
tarfı.fınd•n

«ie bulun(ln bu nUsha dı.ı biLim nilthAya u ymaktadı r, Su lıan Vclcd' in ,• e(ıl tı nd;m iSci yı l bil, geçmeden. ü ç ay g i.bi tma

XVIII
bir %amon. içinde- yazılıp bitirilen bu nü• h• ( IJ.VHJ. 12.[X.
ğ ım

1)1<4), M.,tncvrnin ı.-e Meı·lc vili ijlıı ne h•d ııır ça b uk ynyıldı­ HÖ•tudigi gibi "Tet;mme· l Vcledlyyc'' nin de hemen ke · bVI edilip rMınd ığ ını götttıtnı ek t o dir.

1.

Aynı

K. No. J li'7.

Necme.<ldi.n Oky•Y uı rafından uki tarl:da yapılal'l ve kenarları ttm.tcli ve ccıvell i Me1in bir cihle dh lenmitıir, 640 aahife<lir. Kaji~dı lcnlın , ahaılı ve yumUfak~ ır. 2)S X ) 10 mm. eWıd ındadı r. Yut S"lç.\lk ne.ahidir. Oart a ütun üı.erine ra.ulmış olup bafltklar aur~lfı ve i-ıi ya.t:ı.rl"-dır. U.iıı dib~ee lcrde a~_,melr lcUfi. b.aıılarınd" .ııül\i$. O.t;.:ırıde y ~
ort•.ııı

f-lı:ııttl!l1

mOtt~ddi t
miihrt'ı y l e

ye rlerinJ~

((~)'ı • ~-

..,..:i V'Y , • ..;,.. _,.- :;,;ıt,:f """' ,>>bu niilha.
tıh ih

Said Hemcltn. Çelohi' nirı (1215 lt, 1858) mührünü ih ·
hııldc dcrg~hta.u çıkanio n
~1UdUrJi.i ğü nün

tivA ouigi
ıeler

ttt~bbüsümUr
nunlAfa l ı

•onu e ıında i\'l a:ırH

VekAieti tartı lından a l ınıp E.ıı ki E.erler ve MO·

Umum

6.11 .19SS

ve 600j 42J

tmriyle Kony;ı ı\'lcvlianQ ~1Uı.e.tirıe ~e tindcıril mi,tir. :\'UıJıonın tJ.. ,ındo iicf ~Mfe tutan \•aidiyedcn, bu nllthanın, 9SZ Cu.m$.deiG ~ li. aı nın aıonuııdıs (8.VIII.1~4S). Anuı•yah Muhammed o ıilu Um· tn&n'dl ~ MevJevi tarafmdan, öiUnce7e dok Şiraı'Jı S eyyid ~iu · hıhbi o(,!lu Seyyid Altıyi tanfınd • n i•tifAde edilmek. onun CilU· münden •~nr.a Mev)e,·i !ukarJsınııı iııtifJ'\des ine bırakılmak , n ~ tıhnıtml'k, re hin~ veril rı, emek ve kimsC)'e 6 &/( ıJ:'hmmi'imak Uıu~ TUrbc:ı'yo vaki'edil di ı{iıl i ım l ıyonı z, Vfl.k{iyt;de Div5ne M u h oıu rı,edı
&c:ıııtfı

Cc-leli'nin tıf'\hı\det ya ıu ı da vflr, Vı, k liyenin ya:z ı !d :{b 111.1hH~nin snhif cıetndeyse Efl3.ki:'nin ctyerıııny l ıı Sultnn'i.il· Ulem8'nu'l

"}.tdrif' inde n <mdoku:z aatulık bir pnrc;:a mevcut. 97. nhi· fo•i:ıdek i kctehtden. b u nUah3.nın 123 yılı Ra.l:ıSulev.-dini n ondiSrdüneU günU (2).LII.I)2)), Sullan Veled'in a:z.o.dh !côlett,i Abdullah oğlu 0.'1't\8r\ tarafından )'Dlıl dl §lnı anhyoruı.

Aluncı cildin a:on~ndnk.i ketcheden de. nü,harun yazlhtırun.
l'lfiH

U t tarafınd.an '123 yıli Ruınat•n <11,)'1010 25. Çtıf11lmba gUnü h i ıir-ildi tci anlatılı}'or (28.1X.Il23. RaJ1m.r-t.li Velcd fz..

b~ı dAk

tarafından

ıiir5cçty~

~t"vriteıl,

ta ufımdan

göı.d~n

ı:r~

XIX
v ~ açıklamaaı y~:tl l an Me,nevi'de hu n lhhanın OjvUne M(lhmed Çel<::bi'nin ve Eflhki'nin inn..a~ la rıyi n birinı;.i cildin keıebtainin , EWt:ki"nin ve Eınh Abid Ç elebi'nin e]yazıl atınuı f"u toğrafları ynyınl:ı.nmıttır. M. V. Şa rk · tııl:ırn Kla.•ikleii; let. M<ıiirif Mal. c. ), 1942. Sonde~ e, V I, 1946 , Sorlda).

çirilen, ÖMÖZÜ
"' tıkfi yuir; in ,

Bu nü&hada, hnar leırda , ''Nü,h&·i kadim~ b&:et yerlerde ..Nüahc." hthı y er!<: rd ey~e ''Ni. hb.a·i kadimo" kay ı tların ı h ~vS
nii,..hıı larklan ''ar. Sun!ann tedk ıy~mdt:n anhyoru ı ki "N';•hi'·i

kô\dim"
hadır.

ve

"Nüııhtı.~j k&dlme ··, 5 1 NQ. d• k.,_yıth olar.
1'1 \•ultnt, ri'hmetJi Tahir Mı h~)nın ve ll. cilt Meenevl.

.lÜ8·

8. Konya'da.
.k UtUp h »rıeııind eki

hutôı1i

·ı.

A rk M ı mcfin m ukavva c ilıle to :ıırad ~n cihlenmi,, 147 X 226 nı. m. eob'adın dıt. Kiiğıd• koyu samônf •t-nkte , 8l. aha-rlı . Yısz.ı Selçuk n csh i. lk-i aütlin üurln e, her -. ıııhtfed<r 2 1 .satı_r vn r. B~tlıklar büy ük ve şjyah mürekkep!~. :n~hut J!~U rhla yazılmış. 1. 8 dı:ı mü~ehhep b~ltk ve ktlfi B~nıme)e var. ll, eildin ısonundaki ketebeye nauron 7$9 s~h:ı rinirı ~vnlindo ( 1356) yazJlını ş, yattm b elli clcjjil. Bu nüaha. l:ıiıitn -ni.iah~dan bafk& bir nüsha d:m ytı_ıa lmış ; fakat biz,im nli:thtıyJ,. da bı l'"fl l tıtt mldı f;ı, konilrlardaki nüsha (ark1tn-ın.dı:ın ve her iki ni.it hanm incel~nmesin den açtk.çıı ıml ttJılmtıktadır,
(1 I SX 16)

9. Mev!Anlı Müıe.si K. No. 11 13. 733 Receb ; urtn l ıwndll ( 1332) Mevfevi Q,mıı_n oğ lu Huan t~r.!ılındt' n H\ısfı m cddin Hast\n .oKIu E.mir S<ıh'l · ll le: vJevi udın;ı. )m::ılmı, n \isha. Ha91!m O. Oııımıın, Mevl;\n&' nm "OI'v~h· ı Ko!bir'' ini d e 766 Şevviil i nin 2 . günü ( JI. VII. 1367) ytı.:rmay& batlanuJ. 770 R;,biu li'hır~&tnın ilk günü { 13.X.13 68) yuınay• v-to kar-tılnşurmayı tamamlamıttır (Di ... Anwı Kebir tercecrı~~iıin "Su:nu f' )'IUt ın na, billı ıhıı ıı X ~ X l. s . lerc bk.) . A ynı z;,t. 722 de ( 1322) Suhftn Veled Oiviıınını da yaunıştır ( N. M. Çetin'in mak.,leııi, a. 106. not. 1S),
Bu

nü•htı da bizim nü$h~yht .kıutıiRttmlmlfı kı:nıırl:u~

d\U.eltm e ltır yapıi M ıftı r.

xx.
ı

SONUS
O. Ayn• K. Nq.
$~.

Te~hib bı:~kımırıd~n pek qüzd olan ve tıana.t e rbiııbındat'\. olup Kaız.aı:o ğ'Uııırı djye anıl~ soydao ve aşker r. Ü:'rHe•i.ı:ıdcn bulunan fvıt;t fJ iilu (,& Çelebi tnrafından Şema·i Te brlri ı:A­ viyesin c, oradan çıkarılma.m:ak t.art.iyle 981 R~c:eh _iq\n bıtfln~ u nda ( 15 i .3) vıııkf~dilen bu nü,hn, Km m 'l ı Muh ammed oğlu Ahmed-in oğhı l-hıı1an tau..fından 784 yılında yuılmıııtır ( 1382

.

ı383) .
V<:•

Bu n üth ıt d;:ı, biıi m ni.itıhamı.ıl~ ka rı ılaştırı l mı~• .farklar n-oksanlo.r, konatlara yaı.ılmışl.t r.
ı

1. Aym K. NQ. 2023.

Vf. eiltler.

M ıklııpaız, tlriı:uiı., tSımiı- gö rmilş bir c:ilı içlnd('l 1. voYıu.ı Selçuk ne3hi. Her •· dt!'~ surh ce-tvel içind9

19

•atır voır.

22.; X 15.:> eb'lidulda o lup

ya~ı

18.7 X 12.2

k:ıtnunı kaplamakta.

l\•fah mud b o El -l-Hu:.ı lşık'ıl - M~vlevl ta· rafından yaııl::ıın v~ h icri VIII. asra. n:ihilyet I X. .urın il!r y·ı tl;ırtl)l') i\it bulunan bu nütha. b"tka nli•h.al ur l;ı ·kar:tıl.l•tınl· mı§. beyitlerin ve .kdimde rin y<~olanna " Sah" , "N!isha'', ''NüşiHı -i Evvel" g ibi kayı tlar ya.ııl:nıştı r . Bi1:im nütıh\lmu:la kaı,ş;lattırdığınuz 7.aman, "Nti,ha~i Evvel" in 51 No. ~& ka. y .ı th nül!'lha olduKu arıl~~lh yor.

12.

Koı~ya.

Ytuul A{t;,;

J:'·

Nt». 554 7.

32S X 2 10 {.160 X 260) m. ın. eb'fSıLında . 4;ım/ın i renkt~
kıı.hn. ah:nlı ka{ttda · ·ya:ul mıt olan, he r ıtıtbifC,jod~ dör t ali tım

üzer.ioe 3 1 aatır bul un~n bu fl i.hıha 241 yapraktır. ıo,;; Zil· k.a' deai ort:ı.lartnd~:~ (X ll. 164 7} Kara:ntıın' d<t 1\•fcv.lanii ' nın an· n e- i Mü'mine Hiı.tun adına y.apı l;,n Madu SuJtun derg~hm~ . s m'Udçrria Yahy& tarafından l'rıktedilmittir. Se.lçuk nf'~hiylto y.azıJmıştır. ikinci ı;iltto, m&lüm dlbaceden bat ka bir d~bfice~ aync:;s MevJfonii'dan nakledilen m enaur aözler, IV, c:ihto mil· lüm. dibic~ derı lu!ı ;s kıı hir dibice daha var ki bunları, il. ve IV. cildi:ı terhi:ıde- bildi rdi~;m it için burn.da teknrlamıyoruz. Nihh~ya 1237 H. de lçel rn\ltilsa.rrıfı A.vr~noti Şorif 5Hn S-elim t8mtr t!.llirmif. herhald e cildini yap=:ırnu, ; buna d air kayıt, 24 1. ~ sonunda. K~tebeşj oJmam ekla b~ r:thc r yaZı .e~ li v-e to.rıa, ka ğı dı. bu ni.işhanın hierl VJJ .• n ihayet V JH. yi,i.z..

SUNU$
;yıla

XXI

( XIII · X IV) &il o1du1iunu gö1ter-iyor. Bu n \bh anın ke~ narlArmda bir(ok nüah.a J~uk l ıuı ver ki Nihat M. Ç(ltln, bun)a,...

.4an

<<c-'>) diye IÖtlerilenlni, htlntah

ediJdi ği nU ıluy•,

((v...-l))

;liye gö•tuilt'nleri, bir ba,lcıı. nüıthaya,
kayıtlaru\ı )'e..zt lmıt

«..ıl,•

t

«.,,.JI,..L...

da Suhan Vrl tıd ve Çelebi Hu.An'\ tıdclin tarafı.odan nüah11lara i.it c-larak luıbOI e<Hyor ( Şarkı)'a t Me-e, •·

.221 ).
Bu nü•hafarldannd:an. mueli, 1. ciltte (( ,,, ~ .)J..:.

J•lJ.;,.

•urhunda, kenara ç,ıkdan beyit, } 1 No. daki nU•h•r• göre düuJıilmit (Nic.holaon; 1, a. 6, be)·it. 60, 2. mına ').

•o.>.)' J
ıbeytin

-'!

V-'Y.J.> J-:t..J'
n11uu'ı , bi~e mıne',

JJ ,.ı;Jl~;h

•url~unda, üçUncü

ikinci

uygu n o lara k «..JJ

t"

koyd ı yl~ı

tıuhih

ıedi lmi,t ir.

Ou

Nic.:holt.o n'de, bu nihhıtnın meıninoe uy-

.;gu.ndur ( a. 7, b. 80) 4 , ,
.;ıeltil en

J. )l..J

J~ ~_,. ~1:>--••urhundadüka.yıt1anan

ve

kaydıyla

be-yil, bizim

·•-- ·r JJJJ-,..J.)..ı...fıı ••.ulı.unda ilk bcy-it,c~,D kaydıyla k enara
y ıu.ılmıftlt Nielıclson battmınday n

ki bb;dtt de bu b eyh, au rhun yanla tınııı y~ırılmıştır; bu beyit, notta eö•tcrilmittir (a. 86) •

.. • · r J J
ko,ydıyloı

J ,-J .:ı~)

J:,....,

euı+ıunda ilk üç bcyit,
Biıdı:

c..sJ,»

lu:nua ytıo.ıılmılJtiT.
)'I'ZIIrnıtt ır.

de

y:ı nluırı a

Nich oto ıı ' d ayaa

not

'{t. 91) .

Bu nU,hada

o-t.s..J,:t

kayı t h

Oç boyit, •\l.rhun o lo rak . ı ır~ mıJtır be yitler d o var.

b~

Gih·ü!Uyor ki gerçduen de. rılhha fnrkl ~uı b ekımın dan p ek d egeri; ol•n bu nüs.ha, bi:ıim nU,.hanuz.• d" uyuyor v e ""'ü'h"'mmn d eÇcrini bir ke1 dal.a • rnırıyo r-. Bu nUatı ada ay. t'ıe• terhi "olayl&ftna:ı k ayıtlar da var. Meııclı\ 1. cildin ıltjnci :b.eytindcki «,j~ J 1 c .,:.._.,_J· l~'t kaydıyla terhcdilmi,, k~n flnı

~••.:ı4"')11 .:r' .:ı" -yı -~
q; ••

: . ')(..l d•

J~ ·

ya21lmıı .

ll. cilttc,
10:\huınd:ı.ki

,.j.:.l

J.fJ ...r-:.. ..:.~l~~:; JA ..) ~ .J .:..J>-.:.tturhunun

S.Ü. ı l- tl\ı:....: .'

XXII

SUSil$

,s.. ..J):)' ._;.:... .:ı ll' .:ı ~ xf" ;;~f, .:.ı,.. a, S
. : - ~\'-"'.U ~J-, kttydıyla menlUt bir tcrh yazıtmıtltr k ir meAli tUdl.lr: "Cüı.e!J~ rden vefa JÖl'er\ Atı klar on l a.rı. ö:seeden . uvdiklorindt"Jn daha da fa:d a •ovn'.l:t)'cı hMJI),.Jzn; çünkü ••fi.. onları n a~bellikleriıti a.rthrı r ; f:ı.lıı::u vefiuı. gUz~le de dutn\an ohul.u. Çünk ü vcfi-au.h.k. on ların gGulliklcrini s-ölgc:lcr. V...fi. •Oıuıt deQ:ildir, anlamdu. $u hilde anl&)tldı ki dos-tluk ve dUJmttınhlc, stıreu değil, a_nlamadtr."'

13. Mevl&na K. No. 2008.
Mıahfırı:tııh, mıkla.pıız, me,i ı\ bir yeni ciltle ciltle n mittir.. C ildi XVJIJ . XIX M. Y.ü xyı l.- fiitt-lr. 20.S X 13.8 (yıu;ı: 14.2 X 8.2) eb'~dındadır. H er •· dt! dört ı~fJhın üıt-rine 21 saur 'vA«:hr. B aıhklor • urhla, bii..tı yerle rde Ilcöverdie y~ı: ılmı,ıır. Ynı netta'lıykt ir. Sirinci çilttcın IWırcıt ohın bu n ü•tul 5S yıııptaktır. 2. b - 3. a müıehhe:-ptir. Bu aah.ife!erde m.iı.IUM diblıcc vardır. 2. e d~y..-. Me.nevl'nin 1. dldine itit. ın&lılm dibr.ceden botka bit clib&u Yat. Bu d ibic• 17 .&:~lu olnr-6k d ew.am ~diyor ; .on kı•ml. l llhile nin •oJ tarafma. atağid an yuka rıya doi(ru at,, •<:\tn olaıek yazılıp t;~.mamlan ıyo,.. Bu• dib$.c:.eyi nyn~n yazıyoruz:

J.

J.:!.~ .s,=-.. ı::ıl .... jl <.f:J.:.) .s,:;.o r""-·;1.:.:..1;1 ,....ı.:,J
-1~ ~~ :J

l:A;:

~J

J,

.s_,;s. f, .5

;~ ı, ,.;ıııı;ı J>Jt,..:. J~u.J Jı.C':..;,.
,.ı.;)

..,.l..l

J L....:..Ij1 ~t:: !J;;. .:.ı:.:.t_,.:.\.,.1.. .ilı;ı .:.1 ,...:. :,.,.:.ı

.

JW.

SU:'IIUS

xx m

_ ,. -.

.:;;ı. ~•lı 0J"-

0.;,.,.

.;,J. ,jl!-,1 ;11~

!> <S~

u:,ı
·

ı, ';'J~f' ...., .... ;

Jj# y

":"'r lıJ,.ı.:... ~> ı.J'.ı:..'"'J ';~~ ~ ..;ı..-:ı. ~,··r ı:r.,;­
ı~ .:,..;;~.,. JJ><:;.

. J-ol( d:'ıu• ...;,,.:.vi,,>:<-· cı:ı)J Ar- J.t:.:ı,
J ,~ ,., J ..... ~ Jk.
..:.-ı ) _;.:-ı» ı;.;.. j1j

1 ,...;, ...;,;,.

'

,•.._..;. ;~ı, ;

Jf

Jl,:.

.,_u·

J'a:. ıJ. ;S .... ~ı->.>-'·

~:..)IJI JI./ J .l..l}jl :~ ~
._;,-1.;_,.:-.J• _,Joı

.J...~J~ı

<h,..A..:J~, ı)~~..; ~\:....jı

.J~'ıı

r$ .....r

~:J:

J.A.}

,1;1: ,

_,i;;J1 .-:-• JW> _,ı..;.. )ol. ,,ı.;. J''

~ ;:> ı );,.j~

/ ' J _,-.:

tS! ~ JlJ~i ), • & J-'
.J. .!l~

-:&. ~~ JJol.;,

.d:;

J": .,..,_ı...

:XXIV

S\JNl!Ş

~ ~~:. .:,l~ ~
,.J /
;l

"':"'\z.1 S'".t.IJ

~J'· •=-•~,
,.

);.. .:;U., j ,
~.:.\ı : ~> j ı.,;..J'
4

~\.. ) ,J~ ;.,_ı .:.-.ı.·.....ı.S ;~ıJ.

~,_ı;,. ~~ .:.~t.:..ı
1 .)

.:,ı ;, ~lt..

~ J. :> '~ J

J,ı- 1 J.,ıc ~ ~J•.i: ~,,_.;, r'-" ı' f

.f'!V"...:.U "'~

.;,.,.,.J

J ,_ .
ı,,;,_ ı' _u; Jı,r J' ,ı.,. ,_

~,_ı

•. ..,.u

.:,,,...c..l ,i _.~"'l _......,j'?.:
~ ~" yb' ~i

Sol

yanC"hı

lcena..rda

""'f"~:-. w >~ ı.ı.' 1~ r ~-rt .c.:bf ı.J ...iu; ., <!U\r ...,;'~ '.J.'J ..ı .s''_,. .., 0..> r J i..; ./'J"' _rı .J,_J. j iJC jl'o j •l. j •l> j~ .. J:K" .>•·L .S"-\O.· .s~ı.
J ' ..... ,,.. ,;J .,ı..t:.( ~ j\ı _)

u i,... o,::... ....J\6;
~lı..,i
.a.\..:..

J'~--;

...,.L:. tr'

-~, ,1\-(~
~ >'

V"'-1)

~.J' ""-'

Jl ..,.,.,)\

J ,..ıı ,-.

v~; J 1 ,,.ı J:ıt; ; l>- _,;,

.. ;.~ Ljı .:.• ct..:.·ıı..,
.,.\ i \)

;t;)lı . .. :.ı. ...;..J:.-1.)\

SUNUŞ

XKV
.:,..t;

""'~ l'\'Y'

"'

J J ı,jUal'

tJ,

~'J ~~ 1;.. ;;. ..t_~1 '"'•

,p i

,JisYı

.s}:lı ._rı.h .;,.1•) jlı j")l.. -~· jJ. ı rt-. ~~~ ~ c» ..._~ ~ ı:ı.. ,..i .. ...:..--=..·• J ~~-,
..u )ılı
.S,.-;)'1 "-~· ,

.Jo.;:ıt.s_;"~_!ıı )

,j_ J.)l..

~11.1 ~Wl ..:J

" Bu cih . iri. vöoül d oMt.nı n u' pençeırdni , gagaamı, ka ılat­ balçık1ı bölael.rden, kı.yıı,a n aJanlardan kor-uyup ae· çirrr.c:yi bildiren. onu ku rtıırma yı anlatan Me•nevi yollarının ilk btUümüdü r ~ m ilnevi yollardan ilk yoldı.u. En fc:ne ch yiyecekter-e öıcni' Qgleı rının • ebepler in i gidorlr. keser; T11nn
larını

riı.zı lıı{ına ka:r.ol·ı mttya ya rayt)ıı hı.ı.y l nra 3l dırıt e lme m eYl yok eder; in.an ı. o h~otyla._r'ı elde etmeo}'e dijt\it"ür: yeryılıOne iit ataj rlık hallerdon w;.akla.rmaya aevkeder. KGNicrle c-.-do.tı. olmaktan çekindirir in..am. nefret vuir imnna; büyVk kitileıl e h u lu~ up gör lltmeyi u vdirlr; te ıt'l ik eder i n sa n ı . Şo y · tnnhı.rın oklanna, rn ı t.rak l armn ku rt ı eağhı.m b ir k e.ledir. Top· raktftki 7UrtJardan e.bedi vatlık k &Una yüce.lntui iç.in CSiUt verit in•an.a . ÖıU, • ôzii doılru gerçek k lt iyo. vaad~ch!mi t ltliyyin'dir: pdt yaloncı ıındıkay... nıcvc:.Ud olan Siçcin'dJr. Sııırp scıçi tleritı ıor h.ık l a rm ıt doytı.n:uı. h\rfa ('etin tu tu kl ardım ~ıl' d r.d il mişlere, tartemiz iı; i n•dir, bihilni koç makt ı r, Çt.r· da.klardır. l<ö,k1erdlr: t.a.htlua, tedir1ue dayan ı p y angt'llmt:k, mclclt:lerin ~n yücdeıio in secdc e nitderi c:an kuilmcktir-. Of. gunliiiM•t• insan lar~ da olgunlaıtınr bir h~lc K~lmit o!onn da~ o r.u okum ak, bir biri ;, rd ınca bir k ;, v rayıJ verlr; onu bel~ Jeyif, td llikçe artı ), yUc::tlen bir A ni ayıt eld ., e tnl<!*ini ·~A l an böylcı b ir b&le u lattın c- onu. Son•u.~ fa yda l arından on o\t ı n ı .söylemek, sayıy• .ıf:naz: laydalarının en doğenl%. s:ayılanın• bilc1irınek acrekirııe deri-. ki: Ce>ı..;Jn bir bakı,ına. hatı'a bir

XXVI

SUNU$

kereeilc. adip geçitc. şeYgiliyC bir kero ba kttaı, onu b ·ir defi· cık göri.iıc obedi ı.ainan lan ştğdnır: inaan, Rnler g· rUr, aeyü teder. Umarız ki jl-l1Yb Sılemini aray&n1 kimseni·n ttfbın ı ~ Ör \ip -.öyley~eek ;ıtc!li huya sa))ip olmayom kardeıler. öınür &~t­ mayuinin en. degerJi inc:iln, mlic:evherleı olduP,unu ı:.mrler dı:ı O ı\uö Çtı\' ..eııinde dö ıı üp doJaJırlar, o tenniycyi, c,aiz JC)'· leri Ml'ftırmnya,. ıcörülmemiş ŞC)' I eri aktarıp b u lınaya bucaılar. Can göz~ . anlaytş .ıııi rrne st)·l c:ı aydın l art ıp bezcom ı ş kiıi. iyiden iyiyc: biHı kı ı:rilnet. ncJiksiz. nitdikaiz ıtı.ta ııis­ peılc bir ~cr:rcdcn de küçUktürı rcukton renge giren Aleme bid oluş baklmlndan :ıerreden d'e det:ersi:ı:di;.: Am~ ıı::cn.e de, ad lrsı·ı kutlu ,· ),.un, yoır~tıp olgı.m latttra.., Teonrı, cöm~nlik­ ,
lerlo dopdolu olan
varlığı n ı . :z&un ı n ti1 faı1a.nnı t~~nJe.tırken

··onun deliiJerrinden b iri de günc~tir" ' b uyur-ur (K.ur"a.n; XLJ. Fuulat, 37). YAni 5i'ln<:"t eıeıi, ıanlltkiı.rdan aynlama.z. D U~ tün akıllar. akıHa anlaşı l abilec6k be rt ~Y· t"meller-in tl\"m<ıl­ leriyle kıy~J.ıılamn<:3, vıuJedilem i yecek bir şıf.,tt.-n baeka bi rşey o l ~ımı.:t. K:u~n l ı khı.rı delc:m, aydınl.,tnn yUıb inlerce yı~dız, ve." himdon d oğan Q'Üncşin ışı Sı nın k~rtı~>ında, yok olu·, örtüleri
nltına girer:

gör\inmn olur gidı:r. Artık nrhkln hQkkın­

dı:ılci ı"nmn nedir ki) H ~Je bunlar ın arelar-mda b ir- ni•pet de )'oktur-. Amn ıııen Vehmo kopıhyon<~n, ba şm, canı :n var-u

da Ondan mıthrum$-UO, k~r~rl ot m:sy~n, fı"lk<'lt {CÖftCiiŞe kapı · lan birisin. Ç&Jı .ıp çaba l amaktl:'ııu .n; kuruy\ıp k\\fmtJ8 ı o : <lik baJiısın . o yUna daJım•~ln. Bir kuıgunısun ki it in nh-.yı n onun.
f~ycf~ş.ız

i:itUp

durmndaaın.

Yanı lmı,şsın.

unuıup

Kiitnu~sin:

bilgi3i"l#in ıen.. .~oYtM"ın sidiğiy le- ıarhoJ o Jmuf, Qatl~u d almıı•ın. Kim 1-:ıı.drj yüçe M<"ttnevi'yi kıran, kınô\mıı dilini .ıç.aua, ona c~'·ap o l arıtk f U ikı beyit y~ter ; ont,ın l iıyı ğı bu be)' itlt.rin rtıc3.lidie; ulubrup bı:tytnı diken h e r ki;ı~yi kı:nd:~i de görür. başkas ı da:

Cöolü olmayan kitinin edebe ihtiyacı ol m.ayıeı .

B:'ışsn ~y~ğin

yull\n.,

bağ~ ihti)•fıc:ı olmay~.,ıdır.

XXVII
OU.nyiıyı

elde- eden Jd,i.yle, ona k or t ıdan balca n lchinin an.nndaki ı a rk. g Ört'n kit iyle, yanında. ttık l a r lı. k ar" n ! ık lar bir olan. kifiuin Aruındaki fark a;lbidir.

s,ktıl{ın ı

*
Su yuıyı, Allih'tn en büyilk •ır-rı. kadn yUee ve uluBelh'li ve Ebö -Belc.T .oyundan Hak ve Din'in Cc1A1"i MevJAn''· n ın o ğl u M e vlt-nö. Sultan Ve led'in o~ l u Emir Vicid'in e l· ya :l'ııu ~d~n noklettim. O da diyen ki: Don bu yaı ı yı, A II G. h'ırı ya rı~Ht ( h k i.iler içi:nde Allak _---.. olan Rumuya'lr, 'Onr• h a life4i Kon)':a · ~~Din~!a.J:.Iuti.;)..~ba.ııMdan _kop,y:a •ll.i.nJ... _ Bu yazıyı yok. ul, hor·h.-kıyr irax'lı S•rir Muhıbhi ogi.J..\t(y 1 yaı.dı-- :·

*
Bu ctfbaeenin sonundald ik~ beylt, MUtenebhi"nind.ir (~&. aarai. Y\u.ıd : $ nb.u Div&nı Abi't • Tan•ıb: (k.yn.~t 1882, s.. 170, 342). Beyiı1ud~ıt önceki .!ICSı. arftrç.a atasözıl olnlah.
NUdıDMın son unda. bu cildin, SultAn Voli!d' irı nt.odh kHIeai Abdullah oğlu Oeınan "ın istiru$h ettiği nüşhadon, Kon• ya'd.;. ŞerH oğlu Serif l\'luhıbbi oj:lu AJA..yl tar~hndan i•tın t5h edi!diıji bildirilmekte (•. 108). Abdullah o{:lu Oıman 'ın nil• J.ıaın . towtif etti8imjz 7, Mo•nevl nüab;ıeıdır. .-\1:));, bv bir ine; c:.ildi. 95 S CıJmAdt:lflıhuıu ının d okuzunev gi.ini.i yaı:Jp ''itit·· miftir (16.VII.I548). 1-\tAri, Sultin'Ul- Ulcıınfi.'nın "Mtı U.tif .. i · nin ll. ve lll. c:iltferini tôplıı.yıp ki;ı:ıp h f\Un e ({e tirmi.,ıir O •t~ Univ. K. Farııçn yaz. No. 1184: A. Calpı nnrl ı : Mevll\nA Cet.:.Jcddin: lll. Ba.u:n. ls;. lnk1t.ip K. 19.)9. •· l3). ~1 ewlln&­ Mi.iut i"nd• 2109 S<ı. d• kayııJı \,ulunen v e yavn, Suhar.ı Vc1~d'iu yıuıttnı:ı pek ben~ iyen ''Fihi mA~ (ih" i de ~llı.iycı­ l emi~ti r : 54 6 da ( 1 1S 1) vefAt eden \'O AJa 'u ı.· Zfıhid di)'f!> ttı.ıutto.n Bı.a h ;ırA•h Al!!lyi'nln, 53 1 de ölen { 11 42) Noı~lt' nin, 680 de alen { 128 t) Kut.,t'nin ~ehirlerinden , d.,b.., d• ba.,kame-1hur tcf1irle-rden naletiler yapnu:ttır : 64 bö!üruden r;te.7· d<ıına ge 1e.:ı ve bu bakımdan, b,.ıka nU•haJara g:örc ~lcaik

:XXVIII
.ola.n bu

SUNU$

''Fihi ml· fih'' te. 90.

1

ltenannd.a.c..j!. \ıl..! ;ıj &r

kaydıyla bir iyetin tefl'lirl y•~ıldı Aına

gtirt' "SemGrit'ü l • Hak aik .. adlı bir tef•iıi, yahut bir kiu~b~ da 'Vardırı faka t bu kit3p "Ketf tıi•Zu nun'' da v-a ıeyli"d~
tıl\ı l mıyo r .

SultMl V~led"in oğl u Emir Vtıci d Çelebi 743 te ( 1142)
Onun elyax,aıyta buh.ıne.n bu dib-Aee. M~t•nevi ntbhalannda. bilhana S 1 No. da hyıd ı nü•hada yoktur. 0\neak Emir Vôdd ~lf!bi"nin. bu d:bi,~yi. ç-..-lf!bi Hus&n\~tddin 'in dyazıınyl a bulcluğu.na göre .\1n1Ana lillrahndaa aöylenip yaz· dınldıAından tüpbt:. et:niyoruı. Anl..fıhyor le: i bu da.. fV.
-cildin dibOc:e.t-i
vcıfı\t •tmtt-tir.

gibi

MevlAnA

U'lr(tı(ırıdan

yazdm lrnı ,,

<~onra,

belki f ula m u,t:ıılah old utlundan boğanilm~ yip mih1m ve m•t1lur d iOSct. yaz.d ırıJnr~ık bu. bır•ktlmnı~. F'ak(lt Ç~J ıd:ıt , bunu do l)t m ay~ kıy;\m~:nı ;J, Emh VAcid'in eline geçm14 v,.. ynrnıt . hüyl~ce- de bu cilde aoçmi!ltir. Our;;ıdn bi:r nokıay • <lah & itıhet edeHm:
A)"yt, bu diboieeyl Em'ir Vicld Cd ebi ' tıin yaneıyJe b"l' dutunu eöderken Me\•lıi.nli'yl "E.I · B,lhin'ül .. Bekrl'' diye am· yor. 0)' .. ki bu ni• pe:t, ne nnduk~·nda. -ne eşer lerlmn bi. Tind.. ne Sulta n Ve!ed'in ~r.rlorinde-~ ne Mevliin&'nın \' eli· tıru~an beı ,ı. o nbir gUn •onu )'a2Jim.a.t1 biten 5-1 No d•"-• Tıl11lıantn •oi'lundaki tetimme ve vaSı.f iyede var. "lbtid:l • .Sôme" .dek i. bu ni•h eti J:ı.e.linen ik i bcyhu eonradan k•tılm cı Yt uyd urma (A. Cö)pınnrlıı Mevl5n& Celaleddin~ •· 34 ·-.o). 1ZsAun bu nl,.br.ti dile Ketiren d e E mir VUt.id Ç elebi deKil. Al& yi.

*
t O. Öt7tinde. ilk mısraın .onu., blt.im nU•harnn.a uygun olu-ak

k•n•r• c;f dü,amJUt (8. a: lcıt • md• tahyle le

...rrr ~)· yuılmıt ve •J-' ~~
NidıoJ •on, yarılan

'

u ,d,

•· 24. b. 380). 17. b de. •••ll hltiyelerd( •V. )le • inn. '-st vu.

32. ada kooardl'kj fauç a iı:AMı. t aynı imdyt tatımakta. 41 , ,. d•

St: :"iV$

XXIX

c • •• ı,._..,. ~ ,j~J J ,_i••u"hu. 1a"hy\tlc ve: •ur h.Je. k~nara..

cr:- ~ljlJ <Cııı.u> .jljl t$ )4 ...,,.hfı;.,

··

u.nında •c. bi~im nthha;• ıı....,-

uyaun olara k d UuitHmit.. nhına d t
)'fl tılm ı ,

....,.. ..u ,.!.
~:-'.)..'

~ ...- I P.

{Nich o laon , a. 7 9, düullilmit
imiı

11(>).

Bu •u rh t;,n ü ç l)ey ıı on·

cc:Sı:l b e r tin ik\n d
ı t.r~ind a

muraı da

c ,.. J ... \.. • ;~J ... . m ıs ı e.
bOyl~;

·J •

ve

. ,..li.l" ;,...__.
b öyle, lulbuki

kayd•yla k•y ıtlanm ı J­
ct"_·ı.) / ' •

Biı..im

nllthamııda d a

J"
b

( · ,J'-"

,,.>,.,..

t.•

Ni.::holton"da

da

s.

116.

1849) , Bu ıJudıtan önc<:ld bcyit de. r.ene b.i:z.l.""n nüo~ham\&• uygun olarAk

4S.ıJ ~.r ; )Jr- .:)'\ .;..ı...T ...;;')r. ç.,jı ~
tarıınds kenara ya.z.tlmıe ve
n\u•ı
1.

••'.r. ..,...;t,.t\. ~~ kaydı

k<ın·

Nieh ol•on"da bi.ri n ıe.:i m uro", ınt~i n d~k i n e U )'S lıti ( nym b. 28S2). 1\ym .ıı . d ~. surhtfln 10I\r~ dötdünçi.i beyit, gen., blılm nt.i.ehaya uygun o~M;ık duuhil:ni• vcı gı::ne 4,..kr ~- ..,
kaydı

kcommut •

Bu &-urhtDn öncoki i.lçü nı;ü

be!)'it. m etirıdl!'.

•~:1. JJ;.._• ~'-"' eS>~ _ f
• · •• Jl.~ıı. ~.t.,rl c.S;b c

Jl• iken

biı.iru

oihh.,m•za

uyulup

diye d"Oıohilmiş:

bu t.ı)shihin alt•n•

J .... ~ »

aza

yuılmıt.

Son,a kodnr dev!lm eden dlb~hmeler·

d en ve koyttiardan ı:tnhtt ı hyor ltl A l6i'ye göre bizim nılilumı :ı: "!'-l'Uıı h ~,. l N.lı ım '' ve .. Asl" dır.

14. Aym K. N. 2026.
956 C~.~ ıniiıdei U I &.ıı:nda ( 1S49) yuılmıt n üaha . Y~nikllp ı Movlev!hane•i feyh i S~bU!ıl· A h med Dedi! uunfınd an da tah .. f iye •diltn bu nlliha. bilhiuu •ıS.JJJ• kayıtla.ı-ın.ı UJıyan be-..
yitleıi ba1umın.da:ı inc.et~nme)'e

dci cr.

1 S. Bibliotheque National: Anoi•o f ond Pers: No. l6S.
16 7S t~ { 1OS6 H.) J.uınl:u,ıl' d•
sAtan

alınn'uf

n \ı aha.

:XXX

SUNU$

Bu nüshada, k~ruul a rdl\ •urh cetvel içine ahnmıt bcyitl_ r c
vaT ve bu beyitluin i.hltlcrindot " Velcd" ve "Velcdi .. k ayıtla rı

ı:nevc.ut.
•be1•it

1.

ç,

te, .., , , kenara.

l;

rj')

JJ Jt c,.N~p.P

surhund& üç,ür;cü

olaıAk

y a.t..ı!mış. üstüne do

«~,))

kaydı ilAve e dj)mi' : bizde d e &tm

b~yit., .surhun ktyısına ya:ulrıuş- {Nieholton, ş, 13, not; b. 164),

4l.ı.r)J i,;l.ı:ı.i .:.~U.. :t

•urhund~,

ıbeyt; yazılmış (14, a) . Biz<le de: bu be.yi~ kenttrdadır (Niı::llol· aon, ıı., 2S , noı; l:ı. 387). «;4J~ ..> ~ ,.\..:. tı~» a urhunda J: e·
:nnrtı.

ilk beyit

o l ::ı ı-:il<,

'hey ci, hiçble k ayıt konmadan yaı:ılmıt ( 16. a.). Bizde de bu ob-ey it kennrdadır (Nicholson. ıs. 29. not: h. 45 4) . fÇ,. ~b
4

J- J'J,;.

ıurlnındııı. mctinden fm:ta J!r.r ak cl ört bey it kenıı r:ı kO')'· c~_,, oydı konmUf (B. b).

.dedilmiş : üç ü nc Ustınün yanma

f!iule bu h<!)•it1er f Ok; U . No. daki A layi nüeha,ınnda b u :0-e)•itle r v~t (Niehobon, .-.. 66, not: b , 1062) . ·~•<J;,.[" J.r.! , • • IJ ~..l.A:It
.ka)•d ıyla

surhundtt ikinci b(:yitten e.oJH3 gene

«~}Jl>

bir beyh kenara yaıtlmış { 46. n). Bu beyit de bizde y ok; Nicholson bunu ni.islı:t fnrkt o larak alıyor ( 9:, 176, b.

3 853 ) .

SU"US
ll, eiltte "· •• <..!.. -.)1 (.)\;..ı~l .. befinei beyitten •onrıs

XXXI

t ~~

aurhundoıın önceki

~.i'!~ ·~,• 'r~- ı.J:I
.,:..__! ı.J .J!.:.. •

,.~ ...,lJ~~?

beyt5, k~nara c~J' ve «(.$-dJ" ki~:ydJ korımadan yanhnı~ ( 149. b). Bitde bu bcyit nletind~dir. B· k;ı.rine l ue göte bu niiııh::ı d., bi:ıim n\i .sh~yJtı kıuıı· u Jtttlırılmıtttr: ancak biıim n\i.sh;adit k~nına çıkılan b~yiti or artuıoda «ı.S-dJ » kaydı bu lunerdat ,· e:ı:ı& da l?u bey·itlerde .()y)e b ir kayu yok.

*
Mevltinio Müzesi'niıı eski Müdir MuAvini ve timdi KuJc. Jc:ap ıst (Gelıı.ta) ;\fevlcvihome.si Müzcıi Müdi ri Nec::ati Elgin ' iı ı v&sıtn.,ylı'l ~on zamaniann methur Meıu\evl • hS.nı E..eat Oede'nin ( 1329 li. 1911). i1esnevi'nin !]irinci cildinin pek .\l blı 1osnuna (tiikriben 130 beyit) yazdığı terhi gördUk. !.aat kütivlninden beıhsederhıı Sultan bir Me,.rıevr.>•i 1282 y ılı Ro.mı:ızan .wmd(f ( 1866), Ffı.tih Cümii twl uıunda. Sahh afJnr Şeyhi Mehmed ,Ef~ndi'nin kitap sugisinde gördüt;·ünil, ikindiden a.oı"'Tn M«· tı evi t&kririni b itir-ip çılitı;ı.rkt::n bi .. kero daha ziyhot e tme-K lııtedi?,i.rıi. fnkot Mehmed Ef. n·iı\, bh çeyrek eıuııt evvel biri• ı inin y irmi be., alt ın a satın aldığı n ı ııö)'l cıdi ğiııi b ildiriyor V (' " m u ' tedil ltı ~" :ıd~" aları bı.ı Meır. tJVi nUıh a-&ında. bu !:Urhun hiimi, inde- birkaç beyit bu lunduğ unu. boyitlerin Alhnd:ı Aurh1~ •..sJ.J• irnt&ıuınn moveud oldu~nu belirtiyor; diyor ki ; Ocde, 'erhinde,
V~l ed 'in .)'aı.dığı

(\ıfe&ıuıvi

ebySt, Muni!!Vi· i Şerif'; ttıhrlr huyunırhnkcn kalb-• • peyvend·i m linirlcrino ilhf(m ol undoğundan C'f!tıü h -ı Mev l ı\nll m in kUlril· vüeühi evl. inli htız.ret1~rin e i'lftm ~U )'U r· i c!uk!eınn d & lıi1nl i ,·i Meıınevi· i ŞerH~ .ıı~bt i.i tahTirini eınir bu.
llhfım

" M~::kOr

} '\lrrnutln r.. ·· ( 2 6. b)
Eılat Dı!de, gördilğU Me.snevt'nin tarn c.>lup olm"dıijını
W!

b.i.ldirmiy<.>rj tı~net\k "Bil-cümle nüsha·i mAthü'ada ebyat ..ı n-.u1haka pek çoktur; bunların bey. n inde n Sultftn Veled kuddiae - lfrehu "eızretlt!rine menıUb c:ılan 9 bu bils;iyi n erden

öJd ı i{ı nı

XXXII
ebyihı

SUr<\! S

fark u temyl ı n)Uteutir ve belki milteaı.ıirdi r" hU'c..,\Unü.

veriyor (28. b· 29.
Saıuyof'lıU

•>·

ki "Velcd'' kayd ını ihtivl ed en b.eyiller, 3uha.n. Veled'in yudıg ı nü .}uı dandır !/e Mevliı.nti'nındır ; "N•hloıa· • V~ledi" kaydını tı~fıyanla r da böyie olu serek . "Vtledi" ka.ydı f\ ı t&ft)'anlauıt, belki .Şvh&n Veled'indir v~ herhanpl bır beyti fU'h ve i.ı.lh mAhiyetind~dir. F.ekat biz d.e bu hıı • u •t• ışra nn nıUmkün olamay ac~i•. kuin bir h ükme vanle.mawau; r
!c. a ni.aılndeyi:ı:.

Sadredd in•i Konavi tat"afır.dan ''Meanı:vJ'' ye )'tu.ıl ­ dığa riviyet edil~:ı bir ta.hizdcn de şöı açm ayı a:erekli bnJdllk.

Bur•d.ı

*

Su takr;ı:de n "'"' tAkr;-ı:in l:nıhınffuSu a.U•hadan, ilk: ol~tak Nih"t M. Cdin, Şar kıyat Me c n\l.uı ,r'ndııki ınnkt' lesi nd~ b ahseni ( t . 96. 99, ncH. 4). TQkth.in hul unduı}:u nü ı lvı, SUIcymAniy• Kütü phfınuine mUihak NUi.ı: Pau kitaplan ara· •mda. 6S4 N o. dtt kaynh olup 8.SS R~biullhutn<hı. (3.V. · I.VI.14~ 1) Konya' da Mevlinl K . de 2024 1-\o. daki n Uthadı.an ~uhamın<ıd b . MnhmUcJ'l, • Şirviı.nl 1ıuııfından i•tln•tı.h. ediln1i. ı ir. KırnHıt, orıa_. temuli, mıklaplı m"pin cih 11'1 cilt· len m'' olan ,.e eb'6dı 248 X 164 (Yaz.ı, 19) X 1 )0) ., h,ıp d;.n Muhammed b. MahmUd'i• • ŞirvMi tarafından i•ıin..ab ba,lı1c hıın .surhta. ,. •• ı... oku nakh bir neathl ~ )'a731ıtn bu nu .. hcın ııı 2. eı yapn i(ında. St1d r cddtn ·i Konevi'nin (673 H. 1.374} "Motn.,vt" ye bir tnkrb.i kaydedilm ittir. J•licr' 1207 de ( 1792 . 1793), ayın 23. aünü (a>•ın adı yolt). Movlô.n& ı-oy~,ındano Seyyid Şeyh· AhcfUikadi.r ıar• fından. bir yerde n k.opya ~dilen bu y•ı:ının kena nnda. tı.repça, "Aıtı. sırrs ku du olsun, Mv· heımınod S .. d rüddtn 'il . l<onevi' ııin Mo•nevi'y• ıakrhidir " keı ydı. var; bu. )'&.Zt. uı.kriı: l kopya edfln Ahdi.Hkı!ı dlr- {1), l,aıtaki lle8· rnele'yl• 2) utır tutan ve n~•ta' Jı.y k• çalan y•zıuyladır. Son
1

üç

saurd•. t'c.S,;.o' J--' t.J. J. ~)'ı"'- ~ı .-:Ü-1 J"U)I\.1 1 .:..ı_,..'lı, ~ ·~':lı ..:,(,._;ıı, ~:..;u ~;:, Jı.: .:.ı_;..

;!.-,

c:..~....J ~~ .,S..ı..-14..:- J jf.~ ketcbuini

IAfJ)'b.ft

bu

ıakrhin

d ördUncU •atınnda a:eçen cJ:.JI, . )J.>J~.:.Hf. J.).~ MıU. rahme di &di'uz.·ıom3n Furü.ıan · fe r'in ''KU11ini.H $«Jm• y•

SUNUŞ

XXXlll

OivAn-ı Ko-bir" ille kaynak oln~ v~ hieri V II. yü~yıld a )'47.ıldığı
~ nla tılun di "VAnın

rnukaddi:rneteind(!

.tuunda g~Çt';ll' (ÇI\p • ı N aho.ttin. Ez inti~.)r.ij.t-1 OnniH~Sh - ı T~h­ f'&R 1336 Şf:mei Hic:ri, ı, 2. ş:ıtır. 7 • 8. Bu n·üehnnın hı.vsifi

.i.çtn bk. •· •-o : S· 10) . T.,kr'l~ddd 4 J.>:'J• Jt..11 Jl ı.f\...Jt» .-özU (uttr. 13), ayru mukaddimenin <'·Ynı ~atırında g~çmek­ tedir. 770 hiertde yı't :tıl an ve Konya, Mevliinıi Mthe•indc bu· lunan Olvin-ı Kebir'in Önsö.ıUndc de 01ynı sözleri görınek teyiz­ (11. 3, 1zatır . 16. Bu nü8h,a, b(!t cildi çıka n terc;ernemi7.de ıısat­ ·o lara kab\ıl oe ttiğimi ı: nii ff hAdır. T:ı.v$Hi için 1. cildin X· Xl . ... a hH~ l erine bakıntı; lat. Reın:ıi K. 19)?) . Gene takriıi.n 9- 10.
,.,'\hrl3rında a~çeın ~~~ll ._,.ı..;\J
... -.\..h1 ı

...;l.ıJ

,....,~l;rJt

..,...ıı.•.:;h,.. J)lJit söz'lerini " KüUiy3~-ı $em·· e kaynak olan nüt· hn};ı.rdı:ı.n ô lup 727 'd e (S32 7) ya.uJmış buh1n;,n nü$hantn Ön•li2Und• buluyoruı ( o. 1. ••"'· 12- 13. Tav•ifi iç.in bk. o. · -~. ll. 12).
S ü t\l'n hu.nf3rda.n sonr·e. Konya, rvtc\• ltın5 Mü teı i K. d~. eski \.151. yeni 67 No, d•• 3J~-ı~Jierin ııonunda, 759 Şa'Mmnde (13S8), 309. ya prakta, r.ubailotin ve bijti.in kitabın Jıonunda. 76Q Sa'banııun ıonlıı.rındıı. ( 13 $9). kaıııri'· i Mear.cvi Mnhmüd b . Muheımmed'il · Mevlevi t.uı\lındaıı ''&St\ibm huzütunda Ye Tiirbe'c!e ialirıt&bnı n . tashih ve mukabdcşinin bitir.itd ii;f' kny.. <!edilen "Dh•lin·ı Kebir" c yazı!:tn Önııüz.'ij okuyaJını [ • t

_,..ııj ı ..:..[I J _,AIJil•

_;l •J

_,.-UI )J:JI
jWI

t_J;> r,-~' ._,...;...ı, C,)ı ,
':'.,Wl

._,.;...:.!•

ı,S>Iy ~ ~::A1,oı (_)) (:-~ .<J:41
ıçın

n'i 2.~ de bk. lll. bası m; Jat. lnkılap Kitn\,~vi,
6tı Oivin, 92 4 .RabiulAh )rmd a ( VSız'il KatifJ'nin ( 9 10 l-1. 1)04) temellük kaydını ihtiv1ı ed e r.

1']

Bu Oivôn

"Mevlöni

Cel§foddin" adh .,..,
1959, -a. 242.
ınt-thur Huaeyn'i.il Aliyy'u•·Sall ' nın de

I S 18)

oRlu

XXXIV
~~,ı.ı ~1-1
}J•) (J.:...

.

J"-

u,r.'!l .S>\}, ·:-<""

(.''ı ,_~ 1 .;_:.

J:_..

ıJ. ..u-UI ~t-l ...,rl..

..t•J

)Jt".ı.ı ./" ... .._.,. )1 .jt.

.J\:.">'1 ,:,-"-<. .:.ı ..;)' .sjı """' Jı.... Jl

r-", u _,.ll

~ ~w .) -~,..;., ··"~ ' .,~ı J-

u...ıJ•_, ...;lı J~ '-'.):"iı, ~1}-Jt

.J,.:.....

~- "' ı.i)l-)1

.;S

._;.,ıı~ .;,J',
• J""!

~~~ •;.., ~·-':iJ ~~~

Cürülüyor ki hur3dllki birir,.ei Ye ikinci UUTla.rda Qcıçen va.1tflrulo ahıne1 utınn sonund~. yedinci ıatınn b;aıındi) bu· lunan va.al.flar. buncl~n önce aneniKimiz üç n\işhad• da vıu . fokal hu eüretini •undusf;umu.ı On.ar. takr-izin. bir .atu tqıkıl eden ''Be.mele" ylto: b.etahet dokuı-un eu a;atınndan or.doku· zuncu uıtıuna ko.d.u ;ıyıu. Yalnız. onbirine-i n<ırda LJ.ll' · .;:-"-•

c.uJ:l} l
" Ll' r ıa· i

ı.$J ' J' ~

- ,t.J•

farkı ve.t

ki bu da Qkuyu'
(;,~lal ı ğı

VI!

nnln)'ıt h a til.ıu ndau meydun:.ı Ce l tıle'' d~n ıtOnra

selmit.

O iı

dı'! onhı r inc.1 ıaurdtı

«JI...;J

t.' ı.,......_.,

var.

Ay·

mı• oruı!ııncı utırdo1.
J:ıt.-.

tıv..

r\•\, I.)I) J )' \ '"''.:....4»

den ıı.onrl't

·~J~..iı ı,)U:a.l- • • o:ıyedinC'..i •etud• t.:.ı)\JJı
JL.I

ten "onra

~~·~

\:Jr 1,

ve ond-i!n •onralti •atı rlarda.

,.,r;!J

•J

> ;.1~:.0• ,JJ)I ,_,;JJI ($~1 .;.J.I .f J J.f j,i!'J>

c .• , •

\:IJ

~~,...~\ "':';'~ ~·· ~t • JY \:~1 1 . ~L ..JJ ·~-

yaı ı l:ırı \'t'lr.

su sus

XXXV

i\p•çık görüldüğü v.ibi. M~!vliınô'nın ;ıdı "nıhrke·n r.J. c~.l.1 _.f

....f»

deniyor. H uteyn, Mcvlit.nU'nın babı:ııı deKil, dede·

aidir: «~l V
ttrı:ettiğimir
l ~nılma}'an d e dcaiyl~

.tl-

.J,

,d--. denmc.ei ger-ekirdi ve
cıuJ(~IJ

Soıdu::cMin:

h er haJd~ bunu bifjrd i.

ewolce de bir mün&tebetle
i(Ud~

gibi

urdumla
Ye-

bir niıpeti
ıoııradarı ·adın ı

ediyor ~V))-.

sözijyşo Mevliı.n~'nın, o~l ul)un ,

bir sözdUr

çok !>ilc

toru n larnun zamonJnrındJt kul· u)•du rulmuttur. Sed·
eın<n

Teddi n. k~ndi iıdınd;,n sonnı bnbıuı_ı:ıırı, d edeıı.inin, h:ıttA. ~üyUk

onun

babatmuı

(·• ] .

T akrizde dikkati çeken bir ıt~kta da, M~v l iı.ni' nın adın ·

doın ~onra c .• ~t-.ü, •r ı..J"'_;iJ .)~ .:»·)s~• deumetidir:
halbuki takrizin tArihi 6 7 1 dir ve bu tiirihte Mevlana he·
yattadır;

huy&ua olan bit ı.ate

•..5 .:. ..:U\..r

l'Y ı e lA

JU.,

~ .iu1..u ••.>),. J

.r ~

~1l:...i• ~ibi bir duı\ ciJmleıi ku1htnJlır :

Bu

i:ı~hnttnn

nçıkçı:ı

ımlıı,ılıy.or

lı. i

t:tkTi7.

nydumıtı.dn·:

anlamayan bhi, gay retkefJik yüı:ünden , "Dlvôn· • Kehlr" c: ya zıla n Sunu• ya:u~ıoı. bat6 ve wna birkaç cümJe ve bir imziı. ile t~dh ekliyerelı. kim3e anbn:ı;ı:ı :uınnıyle tt'krb: 4-ıaliile koyup Sacbeddin'e yamaımt. bunu, herhangi bir yerde bulan da, doğru sanıp bu '':\.1unevl" batına eklemittlr.
B~r

okuduğunu

d e 4unu •öyliyelim:
mt-~rep, hbı

TUhi

Ertmler-in aralannda h5.1et bnlumındun
(4 ]

daha d o~ rusu enl •yı, \'e
aykıu hkla r v ıudır;

tı.yrılı.k1ar .

Mc.tı.da

"Vıı.e~yyet • N~me..

sının

bntınd~t

(03mıı.n

Ergin: Sadraddin-al Kunnvi ve e urleri; Şarkiyat MecmuMı. ll; lst. O.tr:n:ı.n Yalç\n, Ma ~·. 19$8: a. 63 • 90. Vası yyet · Nil· na·.nin foto~rafyast• .s. 8Z · 83). Ko nyt"ı'd;ı,ki e~miinin kit<ı.be· Jıindc de, b:;ı,btı•ın.ın, deduinin adı geç.u- (Mehmet Önder: Mevlinl Şehri Konya: Konya Valiliği yayı;, , Konyô; Yenı · kittı.p Bneımevj - 1962, ~. 94).

XXXVI
h :ı tti.

SUNU$

bu ı~ yrıhk, b irbi rlerini kınayacak dereeeye. kadar db ta.avvuhı , bi r tek ~nln yıf, Vahde"t·i Vöcud inancını h:erkue gört.o aynı sa.naolar. pek ynn~lı rla ~r. Mt!vlilnliı, ..ahdctı yohınun,yok lu $d:ı ıslın a..l,l.lecı:ığ:ini, bu nun dia i\l!k ve cexb~yle olabile<:eğinj kab Ul oedeo bir ercnr!iT. lbni Ara bi ( 636 H. 134 0)
v:ö)rır;

v .e onun irfil n ı n ı b en i m8iyiın, oının yohmu yil.rü t~n., fikirJori nı.

yayan
unı

Sadreddin.

bilg iyf!,

h&HÜ

ilerde olacak ~e-yleri bil~
hiikü ıh leT çıkarmak ıddiii ~

k avtaına k,

harflerd ıım.

ıayılard.:ın

razamm\ln eden gtı. rih btlgil~re. i'lk l ın ;ı.lon:ıay:ıcaHı teo·,~a. l e·:r~ ünem verirle r. Bu y ü~den Ekbcdyye müıneııııiil eriyle MevliinS'nı n "'e Mevll!\'iyyenin cın:uu, hi rat d3 teker· r~nkti r. Mesela ilk z.anı:ın l:frda, riv&yete göre Si'dreddin , Mev}i\niı. 'y' p·ek t·utm&2 (Maniııkıb'ul• Arifin; Taluoin Y.u:ıc:ı'nın taahih ve.. ı..a,;ye lerlyl e ; T. T. K. nıaL AnkarO\, c:. ~ l9;9, s. 105 · 30'6). Mevlii ntrnın da Sndreddin 'e lc.H~ı a~uı bi r tevecc.ühii yoktur (aym. •· 417 · 4 18) . Hatta on\1, kendi ad~:~m l annın getç~k· li ğ ine n ispetle m ııkBII:t U)•ar (aynı, a. 47 1 ). "Fihi m& .m, .. te d.e, bir suhbetiod.,, S.:ı.dredd in'in ad&ntl rı rııHıl inancını ktn:ıı­ ( Tereerr.emi::; l ı:ıı. Reımzi K.. 1959. ,, 106 · 107. Mevlana Ce· IBicdd;o'e de bl,, lll. h . s. 232-236) .
Hilsılı bu takrize hlç.bir- yönd ... u itı.auma m)Z:G imkiı.n yoktur.

"Mesnev'i" n in ilk onşek i ;ı: beyli rhUsteeıı&.. Mevliıniı tara· ıöylcnd i !iini, Çtiebi Hut~me ddin t ll r ıiiında.n yazıldı gıın. hitiyorut (Monnkıh'\)1 • Ariftn.. T a h sin Yatı,c.ı ' nın t~~ hih <~e haf~ )'clcriyle; T . T. Kurumu y;:ı,yın. Anbra 196 1, U. cih, a. 7.39 • 745) . Eş~ sen hu, "M es:ı evi" n in metoioden de e.ıtia.· yılma.kta.dır. Sltaa.ı tteldikç.~ (\:1evl&llrı, sabah a ka.dtı.r -.öylediKtni~ Çelebi'nin uykusuz kaldı ğm ı, kendi&inin ocık,p bi rteY yed1Yini· bu yüıd~ :) i!hS.nı k;:ı.ynl'I.P,Htın bule.ndıKını, "rvle,fleYi" ye edilen ltlr;ıı.l a n. h Ası lı "M"tsnevi.. yt\zilırkt:.n o lup bitenleri. ••erhteyer ,v.er ifSrot ettiğimi:t. gibi anlatır; e3ki d eyimle her det: toerde, yEmi ciln~. hatta tktizA ettikçe, h~r hangi bir hik;;iyede Çelebi Hv .ıı6;neddin'in b u. hizmetini açık l ;:ı, r, onu över. Sf No. d e ki "teti ıt·. me" d~ı\ de nn lıı.d )!itmıt g ibi " Mcan.e vi.., her c:ih bitıikçe P.•lıwiSnl'ya okunuyor, biuQt ~·!e.... Jana. ta.tahndan du..
hndarı

SUXU$

XXXVII
ıçın

•ulttiriliyordu.
.ıiUcJni
Jı yordu.

Kumuıy l a

yııtıldı{h

eakHerl" "Surh'' de•
yaıdm·

bathklar da

belk~

cilt bitiminde. okunurken

He:rh&ld• djbae;ç!cr dt her cildin bitiminden _,nra ya.tdınJıyor, birind ve ciOrdüncQ cilıleı-d e oldutau aihi biu.ll <leKiıtiriliyar, ikint:i cihte o!du§u ribi bizı~ı d• bırakıhyo rdu. .Bu okunma ve dUz.eltilrne hinin aluncı cildc k•du d!!vim -ottiğ ini "T~!Iil'llmct • i Veledi.yye" den onlıyorutt SulH\ Vcled. •on hikiyonin noluan kaldı{hnı • CSr iUyor: Mev)itı\A, llrtık tö: .uı.m&nının gecti~inj, ömrünUn 10n demlerini aUrmekte oldu.jı.mu, "Me1nn•t" nln bittiilni bildiriyor. Ce n<: S 1. ~o. da. kayıtli ola.n " ,\1c..nevi" n.Ush•JJnın, MevliDi.'ya okunan ''Mun•vi" den i•tin.ah ediJdii:ini. halifeli Çelebi Hıu&nu:ı-ddin'in ve halefi Sultan Ve:led"lr. huzurlotında da cekrn.r t•kr•t göz.den geçirild i ~il\1 nnlıyo ru r. J-luıurdh bulunan ve buKÜn Mev· lAnA Müıe•i K\ltUphftneei·ndc keyıt l ı o lan birçok 1'\lhhanm J" bu ni;t.hayla karfıi.,Jttnldı~anı. b'' nü.hanm. ..Nü•ha.·i Kadim~·. N\i•h•·i Kadim, Nü.ıı:h.a-.i NAzım. A.ııJ, A1!i.. oluaLt luıbUI edildii;ini t:ôrüyoruz. BütUn bu ka.rinder. biZ•, Çelebi l·h.ıe~me-dctın ';n yuclıiı müne:ddel.rin bugUn bulunmadı,iına göre Kur'iı.ıH Ketim. Hz. P e.y v•mbeı'in (S. M) vefi.u:adan •onra, ynııldı ~ ı kl'ijıt, ltirerntt v. •· den nasıl toplaiııp yaulm ı f, ilk yazılan int imh& edilmiJ•e C olobi'nin yndıKı M\hveddelerin <le bu nü.ııhanın y11ı.ılı,ından, tıuMhinden sonra 1J6mültnı.l' ve hu nii.hanın llt.li nihba olMcık kabil) edilmit olduWu k•nhtını veriyor-. Suh•:-ı. VeJed'in yazdıt• Me.•rtevi :ı.üaıbo. • ının ... -.vvelçe de ancttij:irnix a ibi elimi~de yalmı d ö rdüca v• .on cihler: ........ T ercen\e Vf terhimizde uıl olarak biı: de bu nü.•h.oıyı kabUl euik.

*
>'• tUrkç.e, far~a, tıUPÇ-& birçolc f~!<rhlu y~· igiliz.ce bile tethedilmi,. bu kiıapt4n birçok lntihaplar ytıpılmı-ı. i~inde ceçen lOgader haltktr:da kitaplar ywafmlfHr. Sah ilemif\de de bu mı.ıhalled ••cr üıerinde çıı..htmllllat oln\\lf~\lf, Nihilyot 110tı olarak rııhrne:t1i Bedi'ur. • :u.nıe n Fu · ·rO.ı:an. fcr, "Me..ncvt't yi Jerlle b ~ı-e.J•m ıtlı• Bu ttırhin, birind telidin 896. beytinin .oouna kadar hazırlnnan kn mı );,ıı,sıl· m.ı ,tar (Mcsne~t Şerh!eri ve Muncvi'den yap ı lan intilıapler
.:z.ılmıt. "MC~-"nellt'"

XXXVlll

su:-.: us
ı:;,yınlnn~n

)çin MaSrif Vek&1eti tıuıshndan
~ııdl ı ~şer-ibi:ı:e l:ı::.kın.ı.1..:

ten:emeyc )',.,.,__
... 141 • ı 50.) .

dığtnuı. Önaöz' ~: •· Z- M: "MeviSniı' dan Sonra M.evleviHk' '
lı.t. lr.kı1Ap K.

1953 :

Büttı"n :bu terhl e r varken ..Mesnevl'' yj y~niden Je rhc ih -·
var mıydı> Eve-t, vardı. Çünkü 'imdiye kada:r yapıla n. terh1er, k uımen Ni ehohıoı\ 'l• FurUzan- ler'in n 5t.ıun;am tedı i. müetc•o&, 8nçak •erhedenin anlayı.tınt akteulnne ktt.dir; oys&>. ki Kur ' ftn- ı Meetd'i, her şeydtın önec Kur' &ıH Medd t'<: l.,ir ettiği .Pbi · ·Me•nevi'' yj d e gen e " Mc•nç,·r· ve Mo..• Hmt. ' n ı~ eae.rleri şerhed e r; bu da Mevl&nil.'mn b ütün eserlerin in ok u :ı . mn,ıuyla mümkün~ür; haUU Sultit:ı'u l - UJemil'n ın. Scyyid Bu.th itneddln'i.n , bil hiı.8& a $eme'in, hattiıı hatti Senô.fni.n, Atı&r' in• eserlerini d.e okumak ger e k tir. Burada · iki örnek vaelim ·
tiya ı;.

r...tevl&nli., 1. c iiHe,

''Din Ş~yhi' ' nin b ir sözü nü naklede.l'..

Sürü~ ve $emT y e ıörc bu ~~t Sadreddin-i Kurıevf di-r. An · kara.vi, bun~n Mu hyyiddtn lb ni AraM. hnttA b"'şk<ı b ir d t' olması da mUmküdür h ü kmünü ve rir. Oraa ~i bu Sö%i.i 8öy..

T e bri.:'li Şem6tıdd i n ' di r ve ··Mevlii ıf&'yn ıınre "Din Şeyhi " (&k Rl bunun bil i nehilmeııi iç in Şcms'in "Makaa1At" ,.. nın okunmıı•ı g erekir. ll. ciltt~. " A kard e~. ~ ~tı o di.i.~i.inçede ~ ib&retsln, o ı1 dan ba1ka neyin \' u u;ı. kemiktir, kıldtr " der. ŞA · rih ler, buii.u tü rlU )"önlcre ç e kın işJ e r, u ğ ra, ı p durnnıtl<'. rdır. Ona ki Mev!ilınfı, "f-ihi mS - fth" te S2, höHimde. ko;tdi8ine bu heycin anlam ı &b rulunc ıs; di.iş ünc~y] e sö-zU k aııteHi ij;in i \I.Z.U il> uzu n ;:ı nl .,t mıı-tt r tTereemomiı:: fsı. Re m7.i K. a. f 70. 17J) , . fakat b!z d e "~·1ı:ıkaulliı t" ı Qkum" tt~ ychk. "Fih i m G- fih" i tercente c tme ııeydik h tıfthın , an l ayt ştmııa gü re bir· . y öı:ıe ç.okct, nn lıı.ytttnuıa göre mftn:t l a:\dın rdık. Sontil tunu da •Uyfiyclim ki §iı.r i bleri ı:ı ~oğu , ş ~ffl;:ım b ir nüsha)• ı cı s&ıs olarale ;ı l m a)' ı• bile d ü'$ünm-ernif , daha ilk beyille yanılm ııt ır. Şflrihler, Mev.. I nn'yı .\1e\·lana ile dea il. lbni A rttbi il~ şe rhe~meye çn l rfm ı ş­ Jar, arada k i me ~ reb. hatti m nhe b fa rkını hiç göze a1 mıt • mı§ lar, akla g-ot-irmitler. her "Uflr.in taeo:,•vuf arıl a.yı,ını Mr •"nmırlnrdır. Bir de Mesnevi hikayelerinin nt:rçJçı~tn 1 kin'lIerden al ındığı nı, McvlMci ' nın. bunbrdi'l nasıl tasa rruH;ırd~· hulund uğı,ı n'U, O$~d Hin d · Tra n, Yunan· Ro:nıı mitoloj isin i. MeıneVi'de ge~e:l Syc:.t ve hadiıılerin mün$\eebetlerini, e renŞ om e' tir :

l~yon

SU:<U$

XXXIX

loro Qit fı lualaun keynaklannı, za.mlnıDcf•ki teiitkklylcri rın&t·ı dikk:ato e lmarnlJI.ar, bı.ınltıın elcft i rmenılılercfit.

thilUn bu yüzdon " Nietnovt" yl yenidea ve günü müzün gHrlltUylo terhelmele ae rfıkti . F'ur(l:,uu1 - fer merhum, "Ahi\di•·i M ctncvi"' ve " M"t.hi:r." 1e yohmıu~u Aydın l a tmı ttı· Eski forhlcr d o ftliıniıtdeyd i. De minki •öı1erlo o ııJt'n yermi.t d~~iliı; o. ı.amooın zjhniyetiyle 1iındikj i h tiyıtıcı dile getitdik oncrılc. vo bu ihtiyaç, bi.ı.i guç- kten do pek r;Uç o1 ıın bı.ı biiyilk ito e nvkc:ui.
E.ki t!.rihler .
ulını mı,lar, elmıt!!'•

terMerini boyit beyit yopmt?!aı-: beytin türkçeye terc.cme•ini vumifler, tahJilin.i Y•P" aonra terhe giri.şmitJ.er. ISi~ bu u,Qilı f\l yüz-don kabUl

•tm•dikı

Bcyit ve -terhi okund ukttın t.-orıre. öl>ü r beyte:, aynı t ~rtda. gnçmok, h~rn bahsi uııuthı rml' kt rı, hnrıı Mt'!snevfnin ti.'riyotin ~ aı.ıt,u:lomckıe. l\1leı n l!vl, t~ f&ir, h cıdil, iıkıh , k elılm, ta sov\•uf·.. hl\ıttl t ~rilı, ütf, iı.de t gibi çe, i ı·l i konulerı, biJı;:ilerj kıı.vnı.mtıld a kalmıyor. O tıym :r.:\:nanda cotkun, c(i.llml olduğu kadar dar Jirik Jl1hi \'e iıu;jni bir ıii r, Munovi bahiehırin i, her hatdt. ni•belen biıinc:C"ye dek, terce:ne oi~JınJc: vermeyi. ond.-n •onr• terhe aeçmeyi uygun b-:.ıkblt.; bu )'olda aidiliue ti"riyetın de kaybolrtta)·acaaım dUtünd•jk; ve ..diJt inli.:ı ter«rncde. terhi Idb eden b~yltl•r• bicrr yıldıı: koydu k: terbt<ı- de yıl.dulı beydn, eildc gOre ~yit numara.s:ı nı va te. rh~~il~cck m.,ddeyi yıu;ıpo t<~ı rh• koyulduk; bir madd-tt, dahrı anec ,erhediJdiya-e, ferhc• di l cı n ht~yli i~~ret ettik.
Muv) fi nG'nın ~uımm:: h o,garlbU nc ıuü ı nıuak m eydana. ı:: e· t!rdiiimb· bu ;erhtt: kusurumu:ı: vtırııa, okuyan i.rhın erb$bındı:H.. . h:ı !iıtl aum ıuııuı d iter, okuyucuya birtey verelıildiy•~k du !hıM c!ileriı..

19 Cum6de1Zıtura 1392

30.VII.1972
Abdülbi,k; CÖLPI!IARLl

MESNEVİ ŞERHİ

I

RAHMAN ve RAHİM ALLAH ADIYLE Bu kiıap, "Mesnevi" dir. O, ulaşmada, tam inanış sırlarını açmada din temellerinin temellerinia temel· !eridir. O, Allah'ın en büyük fıkhıdır; Allah'ın en aydm şeriatıdır, en reddedilmez delilidir. lşığına örnek, ıçinde kandil bulunan kandiUiktir sanlti. Bir doJlar, ıxırlar ki sabahlardan da ışıklıdır. Gönüllerin cennet· !eridir; pınarlan var, oolları var, budakları var. Bu vol o~ullarırun karında, o pınnrlardan birinin adı Selsebil'dir; ululuklara ulaşmış, yUce likler elde etmiş kişilere en hayırlı konaktır, en giizel dinlenme yeri, Hayırlı kişiler oradn yerler, içerler; h!ir kişiler orada ferahlanırlar, çalarlar, çağırırhr. O, Mısır'daki Nil'e benzer; sabır-· ltiara içilecek sudur, Fira\'Un' uu soyuna sopuna, Mf ir· lere hasreı. Hani yüce Tanrı da, "Onunla çoğ:nnu 32· dırır, çoğunu da doğru yola görürür., demiştir y.ı. Gerçekten de O, gönülitre şifadır, hüziinlere ciiL Kur'in'ı, iyiden iyiye açar, açıklar; rızıkları geniş· lctir, bcllaşı:ınr; huyları temizler, güzelleştirir; şan­ ları yüce, özleri hayırlı yazıcılar, elleriyle yazmış­ lardır onu ; tertemiz Ilişiierden başkasını.n ona dokunmasuıa meydan vcrmezler. Atenılerio rabbinde.ır inmiştir; b!tıl, ne önünden gelebilir, ne ardından .. Allah göıetir onu, korur onu; odur en hayırlı koruyan. merhametinerio en merlıametlisi.. Başka L1kaplar• da vardır, Allah takmıştır o Ilkaptarı ona; bizse az.ııu. anarak söz.ü kısalnık~az ~a dci~Jeı eder; bir yudum su göle dd!leı eder; bir avuç buğday koca bir harmana deliJet eder.

Yüce Allah'ın rahmetine muhtaç olan güçsüz, kuvvetsiz kul, Huseyn'in oğlu Muhammed'in oğlu Belh'li Muhammed dcr ki: Eşsiz, örneksiz; benzeri az bulunur şeyleri, yüce -sözleri, kılavuzluk incileriu.i, zahiderin yolunu, kullukta bulunanlacın bahçesini içine alan, kavrayan, yapıları külfetsiz, fakat mftnaları çok olan bu manzuın "Mesnevi, yi, Allah kabOl etsin, efeıııtiınin, dayancımın, güvencımiıı ıtileğiyle, bedenimde can kesilen, bu günümÜD de, yarıruının daı azığı olan kişinin isteğiyle uzarmaya çalıştım. o zattır ariflerin mukted5sı, doğru yolu buluş, tam inanış imamı, halkın feryadma erişen. . Gönüllerin, akılların eminidir, balkın arasmda Allah'ın emanctiıtir. Yarattıklarının içinden onu seçmiştir; l'eygamberiııe, onun hakkında tavsiyelerde bulunmuştur; rertemiz kulunun ka.rmda gizlcdiği kişidir; Arş bazinderinin anahtarıdrr; yeryüzü defincelriu.in eminidir. Odur ü stünlüklere sahib olan, Abitürkoğlu diye tanınan Hasan'ın oğlu Muhammed'in oğlu Din ve Hale Husfiın'ı Şeyh Hasan. Vaktin Bayezid'idir, zamfuıın Cüneyd'i.. Sıddıyk oğlu Sıddıyk oğlu Sıddıyk'tit ; 1\llah ondan da razı olsun, onlardan da.. 1\talMı cihetinden Urumıyalıdır; hani "Kürt olarak yattım, Arab olarak kalkuın, diyen kerem sahibi Şeyh var ya, ·soyu ona dayaaur; Allah onun da, soyunun da ruhlarını rakdis etsin; ile güzel de geçmişi vardır, ne güzel de
geleceği..

Oyle bir scryu var ki güne§ bile

kaftlltmıı ii.ıtlerme
anmş;

ıbık bit aş/ı var ki yıldızlar bile onlara ı§Jklarım
yaymış.

MESNE.\'1 S:Eitlll 1

baht kıblesı oladursun da ·yüce kişilerin oğullan, yüzlerini oraya çev iısinler. Dilekler kıblesi olsun da bölük bölük temiz kilşiler, orayı tavaf etsinler. Yıldıı doğdukça, güneş doğup ışıdıkça hep böyle oladursun da Rabbe, ruha, göge, Arşa, nura mensup, görünüşte susan, gayb alemindeyken Mzır nazır bulunan, lılrka altında sultan olan, yüce boylardan gelen, üstünlüider sahibi olup deliliere ışık kesilen can gözleri açık erler, hep oraya yapış'Jnlar. Amin ey alerolerin Rabbi.

Avluları

Bu, bir
Bütihı

duadır kı

lıall<

.<inıfla.rmı .

reddedilmez; çünkü kavrar, kuşaıı·r.

Hamd, bir olan Allah'a; rahmet efendimiz Muhammed'e, soyuna sopuna. Allah yeter bize, ne de güzel vekildir.

• ••

{ŞER H)

Mcsnevl, kHlsik doğu edebiyatmda bir şür tarzının ;ı.dıdı.r. Bu tancia yazılan şürlerde; her beytin iki mısraı .k,ıfiyelidir ; bir beytin kafiye bakımından öbü• beyitle uyarlı~ı yokrur; ~iir bu suretle beyit beyit sürer ve zaten m~snevi söııüoün manası da budur. Uıun süren, bir, yahut birçok hikayelerden meydana gelen şiirlerde kafiye zorluğu yüzünden bu tarz s~çilir. Mevlauii Celiileddio Muhammed, bd.ki birinci cilt düzeltildikten, bellti de altı cilt tamamlandıktan sonra yxı:dı~ı bıı Jlbaccde, kitabını birçok vasıflarla över. İkincı ciltte bu l<itaba "Saykal- i ervah ~ ruhlarm c.ilası", son ciltte, Hus•imeddin'in büyüklüğüoli belirten ><Hus~ml - Nlme = Hus~meddin'in ldtabı., derse de h.cr cilt):e, kitabının adını "Mesnevi, diye anarak b-unların Ja birer övüş.olduğu nu bildirir-. Nitekim bütün kitabııı dibkesı olan birincı cildin öns<Szliode de, Besınele'den sonra hemen, "Bu kitap Mesnevi'dir, dcr. !1.·1ev11ina'nın bu ölmez es~rı. yazıldığ) tarihten beri, zaman geçtikçe okııdar 'aııınmış, bilgı ve edebiyat dünyas ına okadar yayılmıştır lu "Mesnevi'de geçer, M esnevi hikfiyclcrindcodir., gibi bir s öz edilse, akla k 'isik doğıı şiirinin nıesnevi tarzı değil, Mevlana'nın .Mcsnevl'si gelir. Bunun, lv!cvlilna'nm çağından beri t>ôyle oldu~unu, Effil!d'oin (76! H . 135J) M .).• "Mcnayazılıp

kıb'uJ - .S..rif!on ınde1 Kadı Ncemeddin-i TaştJ>den·

MESN" EVI

ŞE. lll

1

7

<rivayet

ettiği

bir sözden

aalıyoruz;

Necmeddin bir

<oplulukta diyor ki:

Oç söz vardı: söylendi mi um(uni manası anla,ı1ırdı; Mevldua' ya vedldi, hustisi bir mdna _kazandı.-Öııı;eleri .bir şiir tarzına mesıievi deııirdi; çnğımızda mesucvi deninceMevı!il':l'nın Mesnevı•sr hatıra gelir. Önceleri, her alime mevlana denirdi; bugün mevUnft dendi mi, Mevl$ııl Cclftleddin'i haıırhyoruz. Her mezara türbe derlerdi; aruk türbe sözü Mevlılnl'nın k86nnı haurlatQ!Oı:._jTahsin Yazıcı terc. MfıiiEğitim Bak'iiiilığı
- Tarih Kurumu Basımevi, 1945, c. ll, s. 2 1 - 22). Gerçekten de bu hükümlerin ilk ikisi do~rudur, yerindedir. Bugün, filan şairin şu addaki n~esnevisinde gibi bir cobsis yapılmaz da Mosnevi'de d iye bir sö~ söylenirse, mutlnl1a Mevlan5'nın Mesnevi'si hatırlanır; bu, batıda da böyledir, doğu da .. McvHinfi fillrı diye bir ad anılmadan Mevlana dendi mi de akla ancak Mevlılnii Celaleddin gelir. fakat üçüncü hüküm, yalnız Konya' ya aittir. &~ka bir yerde, türbeye gidi·
yorum dense mubaıab, h!Uigi rürbeye diye sorar; fakat lıu sö-ı Konya'da söylenirse, ancak ı\.lc\'l5nıi'oın türbesi
hatıra Basımı. Aııl<ara

gelir.

MevHinn, Mcsnevi'sini ·'Uin~mada, tam inanış ınrl:lnnı açınada d in temellerinin temellerinin temelleri,. diye sunmaktadır. Din higutıc karşılık mAnasma getir. Terim olarak, ilahi hükümlerin bütününe, ya~ şeriata din ,dcnmiştir. Kur'an-ı Kerim'de, Allah karında dinin, ancak İslam dini oldu~u bildirilmiş (Ilf, ı\li 1ıruiin, 19), ls15ının gerçek din oldu~ anlatılmış (IX, Tevbe, 33), ayrıca, her yapılan ışın karşılığı verileceği o1aad edilen kıyamet gününe de "Din günü, denmiştir

8

MI!SNF.V( ŞERH) 1

(I , Fatiha, 1).

roanMa itaat etmek, rii.n:ı olma)<,. özgerçekliği manaları da vardır (Ragıb-ı lsfahiiııi: El MufradAt fi Garib'il • Kur'5n ; Mısır - Matbaat'ül -· Meymeniyye- 1324 H . s. 174 • 17[>. Tehraıı; .El - M ur· razaviyya Mat. Muhammed Seyyid-i Giytani basımı,. Ofseı. S. 175). Dinin bir temeli.• aslı, us(t]Cl, bir de fıirılu vardır .. Müslümanlık; Allalı'ın birliğine, C!1i, ortağı olınadığına,. Hz. Muhammed'in (S. M .) Allah elçisi oldu~una inan· nıak,namaz kılmak, zeUı vermek; lıacceunek, Ramazan. ayında oruç tutmak esaslarina dayanır (EI-Ciimi'usSagıyr fi Ahiidls'il Beşir'io-Nczir, Mısır-HayriYYe. Mat . 1321 H. c. I. s. 106). Bu beş şeye inanmak Müslü·· manlığın temelidir. Fakat bunlar da, Allab'a peygam-· berlerine, bu münasebetle de melc\ı:lcre ve vahye, kitap-·
!arına,

Birincı

5hiret gününe,

Allah'ın

mutlak tedbir ve ·tıısar·
dayanmaktadır.

rufuna inanmak cemellerine
in~nmaya alır (aynı,

Bunlara;
ad.ını·

(('iman, denir. I. s. 104).

İnaırau

da c'mü'min,,

Ayrıca dinin " muamelat, denen kısmı da vard.tr ki. bunlar, ant, yemin, ahir, adal<, alım, satım, kadın. almak, boşamak, borç verip almak, tanıklık, cezalar v.s.gibi dünyaya ait ve kanun malıiyetindeki hüküı:nlcrdir" Bunlar da dinin fürıludur. Bunları, hatta ibadetleri, ekseriyete göre, yapmayanlar, belale hel!U, harama. haram-ded.ikçe. dinden çıkmazlar; fakat küçük, yahut büyük günahları irtikab etmiş olurlar; bu bakımdan. bunlara "fıirıl', denmiştir. Gerek iman, gerek İslam,. gerek m uamelilt, bilgiye t!bidir. Kur'an-ı Kerlm'de· "Söz budur ancak, Allah'tan en fa;ıla, bilgili kullar• korkar, ayetinde (XXXV, Htır, 28) bu gerçek, anla· ·

9
o~mek ki bilgi, bu iki temelden daha üstiin bir ıemeldir. Gerçek bilgisini bildirmek balarnın­ dan "din temellerinin ıemellcrinin temelleri" diye .vasfcdilirkeu buna ı~areı olunnıakıa<lır. ''Tanı wanış, dıye çevirdigimiı söz meı:iode "yakıyn,. 'tllma.'<uıdır.

Mecid'dc gerçek inanonl3tw, ıam birçok ii)'Ct·i keriıncdc, mesel~ ll. sürenin (Bakara) 4. ,XXVII. sürenin (Neınl) ·1-., X.X.Xl. sürenin (Lokman) 4. XX.Xll, sürenin (Seede) 2-1. iiycılerinde geç([. Sılfiler , ıam ınanışı, yaluyni, l lm'el-ynluyn, ı\yo'el-yakıyn, Hakk'al-yakıyn diye üçe ayırırlıır, bunların ilk ikisi, C 11. surcnin (Tekasür), "İş, öyle değil; şüphesiz olarak iyiden iyiye bir bilseniz; andolsun ki koca cehennemı gör~ksiniı. Sonra da andolsun ki ,gözlerin izle göreceksiniz, merrlindeki 5 - 7. ılyeı-i ker:lınelerindcn, ilçüilcüsü de LXIX. silrenin .(Hakka) "Ve şüphe yok ki o, elbette gerç~in ıa kendisidir" rotalindeki 5 1. Oyeı-i kerimesinden alınmıştır. Tam innncın bu üç derecesini, "bilmek, gllrınck, olmak" -diye tilrkçeleşıirculer olmuştur. Hacı Bayram (832 H.JJII·29-1430M), Bu üç mertebeyi, diye ·geçer.
inaruşa ulaşukları,

Kur'an-ı

Bayram özilnli bi/dı, bi/mı aiJa buldu, Bulan ol kctıii oldu, sen seni bil, serı $tmi

.diye dile geı:irmişı:ir. Halveıiyyc'den bir şube ayıran ve teslikinde Mdameı esasına dnyanan Kuşadalı lbrahim' <le (1264 H.!18-!8M.), birçok mektllplarınn, "llllmcleri, bulrnaları, olmaları daav5ıiyle iııhA otunur ki, diye baş· Jar. Sözü bu bakınıdan açıklarsak, "Mesnevi", iu~aaa gerçeği bildirmek, o bilgiyi buluş, görüş haline geıirmek, :$Onunda da insanı, bildiği, buldu~u ve gördU~ü gerçek-

10

MES:.EVI SERHt 1

le tahakkuk ertirmek hu~usunda bir teıneldir, manasım verebiliriz. "Fıkıh, İslam bukukuM verilen addır. Lugatte anlamak manasma gelir; Kur'an-ı Kerim'de de bu. manada geçer. Hem lugat, hem terim manalarma göreMevlana, ''O, Allah'ın en l:>üyük fıkhıdır, demekle: "Mesnevi, nin, Allah'ın dünyadaki eserlerini, ıriazhar­ lardan beliren sıfatiarını anlatan, kudreti$1i, hikmetini gösteren, hükümlerini ızhar eden bir kitap olduğunu· bildiriyor. "Allalı'ın en aydJn şeriatı,. demekle de bu kiubın inMıu izifi ve riıevhum varlıktan gerçek varlığa. ulaştıran en aydın bir yol olduğunu anlauyor. Çünkü ·'Şer', lugatte yol, terimde peygamberlerin kurdu..ldarı, kullara bildirdikleri manevi yol- yor dam, il§bl esasa. dayanan inanç ve amel demektir. "En reddedilme:ı;· delili, sözüyle de önceki sözü kuvvetlendiriyor. Bundan sonra, "lşığına örnek, içinde kandil bulunan kandilliktir sanki, diyerek bir ayete işaret buyun.ıyor. Bu iıyet,. XXIV. sürenin (Nur) 35. ayetidir ; meali şudur :
örneği

"Allah ışığıdır göklerın ve yeryüzünün. Işığının. kandil konan bir yere benı.er; orada bir kandil var; kandil bir sırçada ; sırça da parıl parıl parlayan• bir yıldız sanki; doğuda da olmayan, batıda da olmayan kurlu zeytin ağacından yakıl mış; ateş dokunmadan da yağı, hemen ışık verecek; niir üstüne nur.. Allah doğrw yolu gösterir nuroyla diledigine ve All:ııh örnekler getirir,. insanlara ve Alta h berşeyi bilicidir."

Ayet-i kerlmedcki ışıktan maksat, doğru yolu göstermektir; imandır; l(ur'an'dır; Hz. ~iuhamme.dJi~ (S. M .) ışığıdır. Kandil konan yer, gönlüdür; kandi1 peyıl'amberliğidir. Doğuda da, banda da olmayam

u
:ıcytin ağacı, ifran, tefritı bulunmayan, tam tenzih teıne­ ·tine dayanan Musa Peygamber'in (A.M) dilliyle ıeşbih temeline dayanan, yahu; sonradan d~yandmlan İsa Peygamber'in (A.M) dlnine karşılık "revhid, temeline .dayanan Isianı'dır deınişıerdir ( Abdlilbiilti Gölpınarlı :

Kur'lln-ı Kerlm ve Meali, II.
Kiıabevı - Yüksel~n

basım,

İst. Remzi
Açıklama,

Mar. 1377 H./1958 M . ;

.s . LXXXVIli).
Mevlauii, "Divan-ı Kebir, inde, bir gazelin son beytinde, "Ey Tebrizlı Şems, sen gece perdesine de muhtaç değilsin, ondan da sıynlnıışsın. Ne doğudasın, n e batıda; işte söz kısaldı, der (Abdülbaki Gölpınarlı : Dlvln-ı Kcbtr ıcrceınesi, c. I, !st. Remzi K. 1951, '3. 66). Gene "Dtvlin, da, "~lıru:n buyurmuştur, kandile benzer. GöğSüınüzle göıünıilze de kandil konan yer ve sırça demiştir., (aynı es. c. II, 1958, s. 9), "Sıçradın, gönül evine gird in, kimset-ikler gelmesin d iye de kapıyı -örttiln, kilitledi n; arnk ben kandil konan yerim, sırça kandilim, yahut da nur mu nur kosilmişinı, ışık mı ışık, buyurur (aynı s_ 104). "Divan" da, bu meiUde birçok bcyiı vardır. Bütün bunlara nazaran .ı\-1cvınııa, "Mesnevi, nin, İslam'ın gerçeğini anlatan, Hl'. Peygamber'in (S.M) gerçek talimlerini belirten, kendisini ona verip onda fan t olan g~rçck erin feyiılerini ıaşırıp yayan manevi bir ış ık olduğunu biJdirmektedir. Mevllnfi, bundan sonra da ·o nurun, doğup parlayınca, sabahlardan da tjıklı olduğunu söylüyor ve -gönüllerin cennetlerine benzetiyor ; "l'ınarları var, daUarı var, budakları 1 ·ar, diyor; "0 pınarlardan birinin adı, bu yol o~ullarımn katında Selsebil'dir"

ız·

MESNI!V( SERtil 1

buyuruyor. Kur'liu-ı Kerim'in LXXVI. sılresinirt. (De br) 18. §yetindc " Orada bulunan bir ırmakian susuz~ lukları giderilir; o ırmağın adı Selsebil'dir" buyurulmaktadır. Selsebll, kolay içilir, boğazdan kolayca geçer, taşkın, köpüre köpüre, coşarak akar, iç ilince sineı:­ manalauna gelir (Müfrediit, Tehran, s. 237 - 238). Mevlana, bu s(izlerle "Mesnevi, yi, "Mes'nevl, nin· manalarını cennete, cennetteki ırmağa benzetip orasının, "Ululuklara ula~mış, yücelikler elde etmiş kişilere en· hayırh l,(onak, en güzel dinlenme reıi, olduğunu söylüyor ve hayırlı kişilerin o manevi bahçede:: manevi• gıdalarla yetişip gelişeceklçrini, hür kişilerin oradaferahlıyacaklarını bildiriyor. "Hayırlı kişiler, diye çevirdil1,iıniz söz, metinde "Ebr!r, diye geçer. Bu sözarapça "birr, sözünün çoğuludur. Birr, iyilikte, hayırda, ileri gitmek manasırta gelir. KW''an-ı Mectd'in, LII. sılresinin (für} 28. ayet-i kerimesinde, Allah'ın adı­ olarak geçer ve ayet, "Şüphe yol( ki o, JOtfu bol rahlmdir, diye biter. Kul hakkında kuUanılınca, faila iyilikte· bulunan, itaatte, kuUukıa ileri gidip hayır işleyen anlamına gelir (Müfradat, 4{\ - 41). l ll. silrenin (Al-i lmran) 193. ve 1 98., LXXVI. surenin (Dehr) !i., L XXXII. surenin (İnfidlr) ıS., LXXXIll. sıltenin (Mutafftfin)18. ve 22. llyetlerinde "Ebrllr-iyiler" diye geçer. Mesnevi'yi şerh eden, gene Mesncvi'dir; nitekim Kur'an'ı tcfsir eden de gene Kur'an'dır : Kur'an'da geçen bir
terimin tef: iri, herşeyden önce gene Kur'in'da bulunur. ~

Kur'an

iyiliği.

hayrı

şöyle anl atmaktadır :

"Yiizleriniıi ı;togııya, batıya çevırıp durmaoız bayıı

(birr) sayılmaz ki. Hayır ve taat sahipleri, Allah'a son• güne, meleklere, kiı:aba, peygamberlere inanan, Allah

yetimlerc, yoksullara, yolda kalmış­ lara, isteyenlere ve rutsaldnra mal veren, namaz kılan, zekAt veren, ahitlerine, abdettiideri zaman vefa eden, sı­ kınu ve şiddet vakitlerinde sabreden kişilerdir. Onlardır ~öıleri doğru olanlar, onlardır sakıoanlar." (II, Bakara, ı 77) Demek ki Kur'fin'a göre iyi ve hayırlı kişiler, iuananlar, topluma faydalı olanlar, sözü, özü doğru, kulluklarında serçek bolunan kişilerdir. Aynı sürenin 169. ayetinde, bayrın, evlere arka dıvan aşarak girmek olmadığı, hayırlı kişinin, çekinen, sakınan kişi olduğu bildirilmekte, evlere, kapılar>nda girilmesi buyurul· maktadır. Araplarda Cılhiliyye devrinde Hacc için ihrama bürünenlerin, evlerine kaptlarındao girmeyip arkn d ıvarı aşarak girmeleri geleneği bu 5yctle kaldırıl­ mıştır. Ancak §yette, her işi elılinden arayın manası da vardır. Ayrıca İmam Muhammed'üi·Bakır {114 li./733 M.), "Muhamnıcd'in soyu, Allah kapılarıdır; Allah yoUandır; onlar cennet davetçilcridir ; halkı ~raya çekenlerdir; halka kılavuıluk edenlerdir, buyur· · muştur ( Kur'an-ı Kerim ve MeSii, açıklama, c. II, s. XLVIII.). Bu soo anlauş, "Ben bitginin şehriyim, Ali kapısıdır; bilgiyi dileyen kapıya gelsin, rneftlindcki hadis-i şerifi hatırlatır (Cami', I, s. 90). Şu halde iyi kişiler, inananlar, Allah'a ve RasOlüoc uyanlar, ferdiyerinden geçenler, halka mal olanlardır. II. Sürenin 92. 5yetindeysc, «Mutlak olarak hayır ve ilısan mertebesine erişemezsiniz sevdi~iniz şeylerden barcama-dıkça, onlardan infakta bulunmadıkça, bu)'lll"Ulmakıa­ dır. lnsamo en çok se,•di~i şey, şüphesiz ki varlığıdır, canıdır. öyleyse ''Ebrilr'', vnrlı~ından geçenler, kendilerini ferdiyenen kurtaranlardır. Bu mertebeye varanlar, d ünyada da gönül huzuruna ererler, man evi gıdalarla

~vgisiyle yakınlara,

ME.s.K rvı

sı::rnıı

1

gıdalanırlar,

manevi ıcvlderle zevklenirler; "hür kişiler,.

, onlardır. Sufllerde h ürlük, bağlardan kurtulmak, ·ctiJeklerden. geçmektir. Hakıykar yoluna ginncııllş olanların hüilüğü,
boyundurtigundan kurtulmakur ki bu da; kendi dileğini, Allah dileğinde yok etinekle elde edilebilir. Gerçeğe ulaşanların hürlüğüys~ herşeydengeçnıck­ tir (Seyyid Şerif-ı Cürcanl : 'fa'rlfat; İsı. Taşbas. Mat. Amire- 1269, s. 34- 35). Mevlıina'ya göre lıürlük
şehvetlerin

mertebesi, gerçek·yolunun ilk

adımıdır.

O, "M.esncvt, .
bitmer.~

nin

Sunuş
«Bağı

bölümü olan onsekiz beyit biter

çöz; hiir ol ey oğul, Niceye bir giimiişe, altına bağlanacakwıJ,
tclkıyn

diye gerçek yolcusuna hürriycti yolunu da,
Hırstaıı, ayıpran ıamamiyle

eder; bunun.

"l<lmin elbisesi bir aşk yiiziıtıden yn·ıı!dtj'Sa
amıdı.

o,

beyriyle bildirir. Fakat buradaki altın, gümüş bağıru, paradan puldan _ geçmek, kozancı brrakmak, alışı verişi boşlamak, dünyayı terkermek manasın.a almam~k gereks tir. Çünkü Mcvlaııa, gene Me- nevfnin bu cildinde dünyayı yerdikten sonra,

"Diiuya
K11maş,

11 •dir~ Tmm'daıı gaafil olmak; para, ölçii tam, lıadın dihıya deği!diı·. Malı, din içiıı, Tanrı için yliklemrsen, Peygamber buna, "Ne de glioel mal, dedi.

Geminin içüıdeki su gemiyi batırır >' Geminin altttıdaki suysa. ge-miye arka olur.

MlfSK EVf

ŞER lif

1

Malı rnU/JıiJ glinltımkn si/rmiiştü

de Bu )'ii.zden SUleyman, ancak yoksul

adım

rakmmıJII. lljtı kapalı resıi UÇ$1<* bııcaknz

denizin

üstiiııdt,

Hava dolu bir Dllnya

glhıüUe

yUr:er gitkr.
eğlcşir.

/çıe yoksul/ırk lıavası oldu mu, ima11 1
dcıizinin

ü<tünde

Gli11liinibı Şıı

B11 diinya, tUrnden onun mlllkiidür dt, g/Jzlhtde hiçbir fe)' değr1dir mal mülk.
halde
"Miıı giJtıi/1 a.~zım yt~m, mli/ıürle;

Otw

Ltdlin.,

ululııqunun )ıelıyle

do/dur.

Çalrttm~ Fakaı

da Jıakıır, deı:O da lıak, dtrt de hak. ; inkar eden, çalışmayı urktir etrmıye
uğraşır,'

beyitleriyle (bcyit. 988 - 996) dünyadan geçmek hakkındaki düşüncelerini ruılanr. Efiski de " Bütün erenler

oefsi nşağ:ılatmal<. rnüridı yokluğa ulaşıırmak için dileome kapısını açınışiardı ; elledoc kandil alıp, sırc­ larına zembil vurup zengin kişilerden, Alloh'a güzel bir borç 1·erin §yerinin hülunünct {LXXIJI, Müzzem· mil, 20) zekat, sadaka, armajlan, b•ğış kabul ederlerdi. Biz bu dileome kapısını do!larımı<.a kapadık. Allalı için olsun, Allah için, Peygamber'io, dileumckıen, isıemekten ann buyruğunu rurarak dostlarımızın her biri, elinin emcgiyle, alnının ıeriyle kazansın, alış verişte bulunsun, katiplik etsin. Oostlarıoıızdno bu yolda yürilmeyen kişi bir pula değmez; kıyamet gününde de yüzümü görmez; bir kişiye elini açtı, elini U2attl mı ben, yüzilmü çeviritim ondan, dediğini rivayet etmiştir

16

MESNEVl $EJUU 1

(Tahsin Yazıcı basıJDJ, meriıı, s. 244-245; tercemesi, c. I. Ankara-1953, s. 267), Mevl~na, işin gücün irfanla bir ilgisi olmadığını söyler. Birgün Şeyh Sadreddin-i Konevi'nin (673 H./ 1271-M.), zaviyesinde semA' ederken Kcmaleddin Emir-i Mahfi!, MevlanA'ya uyanların halkcnn olduğunu, nerde bir terzi, nerde bir bezci, nerde bir bakkal varsa onu mtlricliğe kabUl ettiğini söylerktn Mevlana, ı\<lansiır'uın uz hallaç değil miydi ; Buharalı Ebü-Bekr bez dokumaz mıydı; bir başka olguıi camcı degil miydi? Işlerinin, san'atlanrun manlarma ne zaran oldu dediğini EnW rivayet etmektedir (metin, s. 150, ıerceme, I. s. 162). Kutbüddin-ı Şin1zi (71 O H. 1311 M.), Mevlana'ya, yolunuz nedir diye sormuş, McviGna, ölmek, geçer akçayı göğe iletmek demişti (aynı metin, s. 176, rcrc. ı, s. 189). Gene birgün yüce Tanrı, varlık alemini yokh.ıiltAD meydana getirmiştir; öyleyse senin de yok olman gerek ki senden birşey meydana gelsin buyurmuştu (aynı. s. 175, ıerc. s. 189). Mesnevi'nin VI. cildinde, beylik, padişahlık, vczirlik kayıtlarını )·erdikten sonra, "Kul ol da yeryü>;ünde at gibi hür yürü; cenaze gibi halkın boynuna binme, sırrına yük olma, deme)((edir {Mill! Ejiitim Bakanlığı basımı, ı ere. Isı. 1942, 1. basım, s. 20, bcyiı. ~123-324). Şu nıbftilcri de bu hiirriycti, Ilcndisinin hürriyet nalayıımı pek giizel belirtir:
« Ayran kıisem ötrümde oldukça

Va/lah;

hm•enitı

balını

df/#lımıeın.

Aııksızlık
Hflrı·iyeıi

ölümit

ku/tılırm

bursa bile
ben. ,

kulluğa saımarn

MESKEVJ

ŞERlll

1

11

(A. Gölpınarlı tcrc. 45. Rubat, s. 144)

İsı.

Remzi K. 1964, M. kafiycsi,

Görülüyor ki Mcvlftna'da hürriyet, hırstan, haset. ten, tamahıan, tek ·Sözle benlikten, benciUikten geçmektir. Mesnevi, bencillikten, benlikren geçeniere Meta bit gönül cennetidir. Bundan sonra Mevliina, "Mcsnevi, yi, Nil ırınağına benzetiyor. "Sabırlılara içilecek sudur, Firavun'a, uyanlara, kafidere hasret, diyor. « Ahd-ı .'\tıyk, te, loJlahu Taala'İun Nil'i, İsrailoğallarına su haline getirdiği, F iravun'a ve ona uı•anlaraysa ırmağın kan kesildiği anlatılır (HurCıc, bab. VII). Kur'an-ı Kerim'de de VII. sürenin (A'rU) 133. Ayet-i kedmesinde bu hadise anlatılır. "Kiifirlere hasret, sözü, "Ve şüphe yok ki Kut'an, k!lfirlere §deta hasrettir, §yetine işarettir (LXIX, Haakka, 51). "Onunla çoğunu azdınr, çoğunu dogru yola götürür , sözleri de, "Şüphe yok ki Allah, sivrisineği de <>rnek getirmekten çekinmez, ondan üstlin olanları da.. İnananlar bilirler ki bu örnek yerindedir ve Rablerindeııdir. Fakat inanmayanlar, Allah bu örnelde ne deı:nek istiyor ki derler. O bununla çoklarını şaşırup azdırır, çoklarını da doğru yola getirir; azdırıp şaşırtukları, ancak kötü iş yapaulardır, mealindeki ~yenen alııırnışur (H, Bakara, 2G;. 1 'v1esnevi'nin gönüllere şifa oluşu da "Rabbinizden siıe tiğür geldi; gönüllere şifa geldi", "Kur'An'dan indirdiğimiz ayetlerde, ınananlara şifa ve rahmet var", "Ve ki: O, inonanlara doğru yolu gös~erir, şifa verir, rndllindeki ayet-i keriıuelere işarettir (X, Yünus A.M. 57, XVII, İsra, 82, XLI, Fussılar, 44).
· 11.

z

18

MISNEYI

Ş.E:RHI

1

Mevl3ni\ bundan sonra "Mesoevi, nin hüzünleri
gidereceğini, Kur'an-ı Kerim'in manala'rıru açacağını,

manevi rıııkları bollaşuracağını, huyları temizleyip. güzeUeştirecegini bildir ip "Büyük, ~erefli sahifelerdedir. yüceltilmiştir, arıulmıştır; yazıcıların ellerinde; büyük· l.erdir, hayırlı ve itııatlilerdir, ayet-i kerimelerinden ıi<tibasta bulunuyor (LXXX, Abes, 1 1-16) "Tenemız l<işilcrdcn başkasının ona dokunma,Sına meydan vermez· ier, sözüyle LVI. sürenin (Viikıa) i9. ayerine, " Alemlerin rabbinden inmiştir, sözüyle a.yriı sürenin 80.

ayetine,

"Batı!

ne önünden gelebilir, ne

ardındnn,,

sözüyle de XLI. siirenin (Secc!e) 42. Ayetine işar~t. b uyuruyor.'' Allah gözetir onu, liorur onu, odur en haylilt koruyan , ınerhamedllerin en merlı.aınetlisi, söılcri de XII. sOreniıı ( Yt1suf A.,\1.) 64. 3:yctinde geçer. Bütün bu izahlardan sonra bilhass.a Jüzun1unu duyuyoruz:
A/<lı, Allalı Musıafa'nm ö>rüııde şunu ·söylemek

/<.urban

er;

yeter bana de

/ıl Alkı/mn

y eter mi, yeter

diyen (Mesnevi, Reyhold A. Nicholson basımJ,. Leyden1929, IV, beyiı. 1108, s . 361),
Canım bedemmde oldukça Kur'dtı'ın kuluyum;

Seçilmiş MrılıaNurıed'flı

volunun

loprağı)'ım;

Birisi, sözlerımden, butıdan başka bir söz 11ak/ederse., O nakledenden de benn~wn ben, bu sözden de,
-buyuran (Rfiballer, terc. M,-112, rublii. s. 152) .MevlanA hiçbir vakit ve biçbir suretle ''Mesnevi.,yi "Kur'an, <>larak sunmayı aklına bile getirmez. O , vahdetiu aşırı ve taşkın cezbesiyle kainatı, geçmişle-ri ve geleçekleri

19

mihver ve gaayc: sayan bır detildır; onun her sözü, şeriat kanıarıyle camldıktan ionrn hakıykaı potasına kon· muştur. Mev1ana~nın övgü1en ..t ı\·1~snev1, nin, Kur'frn.. ı Mecld'in, b.adis-ı şerifterin medlinı, refsirini. şerhini ihtiva eden bir ilham escrı oldujjunu bildirmek ıçin· dir; yoksa onu, h8şa, bir vahıy olarak telakkı etmemiştir ve ermez de. Şemseddin, Mevlana ve Mevllinli'ya gerçekten uyanlar. ne bazılan gıbı nübüvveti kisbl bilmışlcrdir. ne Haun-ı Vilayet makamından bahset· mışlc:rdır, ne o mal:ama sahıp oldukları ıddiasında bu· lunmuşlardır- ; ne ımiında ma nmışt ardır. ne bulüle. Şcrıaı dairesinden hiçbir vakit dışarı bır adım bile atma· mışlardır ve esasen onların keındlı de bu ittibii'dadır ("MevlAna CeHlleddıo, adlı eserımiıin 49 · 98. ve 232 • 236. sahıfeıerıne bakınıı; Isı. 1nkilab K. III. basım. 1959). Burada vahiy hakkında da biraz söz söylemek lüzu· munu duyuyoruz: Vnitiy tez işaret manasına gelir; sözle, yazıyla, sesle olabilir. XIX. Surenin (Meryem) ll. ftyeıinde, "Zekc· rıyya milırab:lao çıl:ıp kavminc. salıalı akşam onu ıen­ ıih edin noksan sıfatiardan dıye ış~rct cıu " denmektedir ki bmadnkı "işareı em, sözünun Kur'~n-ı kerim'· rle:u l~fzı ·' fe evlıll , dır. VI. s tirenin (En'ıim) ı IZ, ayetinde "lşıe biz, böylece her peygambere ınsan ve cın ~cydnAlarını dü~man ettik ; bazısı bazısını yaldızlı sözler söı•tıyerek a.l danr. Rabbin dileseydi yapamazlar· dı o unu: onlan da bırak, ıftiralarıru da.,, buyuru.lmakıa­ dır. Bu Breı-ı kerimede de "yılhi,. lafziyle ifade edilen vahiy, söı söylemek mnnasını bildirir. "Musa'nın

kendısıode

görcll, s ufi

kendısını )·araıııışa

MES!'\f.VI ŞF,IUJ.t 1

anasına onu emzirmesin.i vahdettik" ayet-i kerimesinde (XXVIJI, Kasas, 7) vabiy, göniile doğmak maoasına­ dır. "Ve Rabbin, balarısıoa, dağlarda, a~açlarda, ve çardak kurulan yerlerde kovan yapın diye vahyerti,. ayet-i kerimesındeysc (XVI, Nabl, 68), yaratılışa göre bir işe koşmak, bir işe koyuırmak manasını verir. VI. Surcnin l2l, dycıindc "Şüphe yok ki şeytanlar, sizinle çekişmeleri için dostlanna telkoynde bulunurlaı, dcnmckre, vesvcse vermek murad edllmekıedir. V. Sürenin (Maide) Jll. ayet-i kenmesiodc Havari)'YQn'a vabyedilmesi, İsa peygamber vasııasıyledir. Bunlardan başka birçol1 ayet-i kerlıncdc Hz. Peygarnbcr'c (S. ll·\.) ve başka peygamberlere Allah tarafından vaki olduğu bildirilen ~-alıyiıı, yukarıda bildirilenlerle hiçbir ilgisi yoktur. Peygamber, Allah'ın hükmünii Cebrail'i görerek, yahut sesini du)'up işiıerek, yahut ruyasında kendisine ilham edilerek alır ve bunu, hem mana, bem lnfıı bakımından Allah'ın mura:l ettiği gibi ümmetine bildirir (Müfred~ı s. 5 15 - 51 6)
Mcvlfuıa, dibacedeki bu sözleriyle "Mesocvi, nin, Kur'an hükümleriıu. hadislerin beyyin5tını bildiren, bu iki hucceı-i kaatıadan biçbi.r suretle ayrılmayan bir kitap oldugunu bildirmektcdir ; bu sözleri başka türiii yorumlayan, ancak kendi dileğiııe uyinuş olur ki Mevl~ıı~ bu yorumlardan, rukarıda nıe~linı verdiğimiz nıbal­ lerinde borurdukları gibı ınm:ııniyle uzaktır.

Allah tarafından verilmiş da olduğunu, fakat azın çogu, b.i r yudum suyun gölü, bir avuç buğdayın harmanı göstermesi dolayısıyle bu kadorıru yeıer bulduğunu ~ylüyor. Bu sözle de "Meonevl, nin ithama dayanan bir eser Mevlana
başka 'IQkapları

" ı\lcsnevi, nin

M 1JSNfiVI
olduğunu

ŞURH I ı

21

bildiriyor; il§hi hükümlerden hiçbir suretle bir hükmü ihtiva etroedigini anlatıyor. Lakap vermek, adı olan birinin, yahut bir şeyin hususiyetini, mahiyetini, övüşe, yahut yerişe göre baııka bir adla adiundırmaktır ki bu verilen ada "lakap, denir. " Say• kal-i ervfth, Husftrni-Nftme, g ibi adlar, " Mesnevi, nin l!kaplarıdır. Yüzyıllar boyunca "l"tesnevi, ye verilen "Mağz-ı Kur'an-Kur'an'ırt ö:zü, adı da bir lftkapnr ; kitabın asıl adıysa. önce de arzeıtiğimiz gibi yazıldığı tarzın adı olan "Mesnevi, dir.
ayrı

Mevlana bundan sonra, yapısı külfetsiz, manası benzc,ri az bulunur şey leri, )'Üce sözleri, gerçeğe kılavuzluk incilerinı, zaliitlerin yolunu, ·ı,:ullukıa bulunanların bahçesini içine alııo "Mesnevi, yi, Çelebi Husaroeddin'in dileğiyle yazdığım söylemektedir.
geniş,

Siper-saJftr, Mevl51l1i'nın, "Mesnevi, yi_ Çelebi , Husameddin'iu dileğiyle yazdiğını kaydettiği gibi (Mithat Bahari, Husam) ıerc, Isı. Selanik Mat. 1331, s. 191-193) Eflftki de bunu biraz daha etraflıca anlatır. Eflaki'nin, Mesnevi-Mn Sidlceddin rivayetine göre, Çelebi Hus~mmed.din, Mevlana'ya uyanların, Hakim Senai'nin (525 H./1130- 1131 M .), "İI§hi-name, si yle (Hadıyka) Ferideddin-i Attar'ın (627H.!1229-1230 M.} "'Mantık'uı-Tayr, ını, " Mustbet-Niime;, sini okuduklarını , Divanın hayli büyüdüğünü, "Hadıyka, tarııoda, "Mantık'ut-Tayr, vezninde bir kitap yazmasını, böylece de dostların, yalnız Mevlana'nın sözlerini okumaları­ nın sağlanmasını rec-J eı:miş, Mevlana hemen sarıgırun , arasından, "Mesnevi, nin ilk onsekiz beyti yazılı olan bir Uğıt çıkararak, bu düşünce sizin kutlu gönlünüze doğmadan bi. im göıılüınüze doğdu buyunnuşıur. z

Bundan so ıını .MevlAnA otururken, yürürken, seml' ederken, batili bamamda "Mesneviu beyitlerini söylüyor, Çelebı Husameddin yazıyordu. Her 'cilt bitince Çelebı. tekrar Mevliln3'ya okuyor, gerekli yerler düzeltiliyordu (metın , ll, s. 739-744. rerc. s. 188-194·). Kendileri de bütün "Mesncvi, nın dibitcesı olan birinci cildın dlbftccsındc , öbür cilticrio dlbiicelenode, her cildın başlangıcmdakı beyitJerde, kitabıoı . Çelebi Husllmeddıo'io dileğıyle ve omm adına yazdıklanw açık­ larlar. Bu dlbaccde Çelebi Huslmeddin'i " Efendim, dayangüvencim. bedenımde can. bugünümün de, yorıJllmm da azığı. 5rifler mukıec!gsı , doğru yolu buluş ve tam manış ımaını ... , diye över. Ccnılb-ı Çelebl Husanıeddin, bu övüşlcrc gerçekten de layıktır. Faka1 şunu da bilmek gerekur ki "İnııoa n , ınananın aynasıclır, hadisın ce 1 Cami' ,l l . s. 170) Mevldn~ Çelebi Husftmmeddin'de kendisını görüyordu. O olgun varlık, Mevland'ya bi.r ayna ~esilınişn. 1\nekım CenAb-ı Şems'e o kadar ba~h olduğu halde "Tebrızlı Şcms, bir bahane za<eo ; güzelliklc. lütufla övülen bizız. biz; fakaı batka, gızlco­ mck ıçin. o kerem sabibi bır şeyh, bizse yoksullarız de., meAli nde.
a m.
Ş~m·-ı

Tcbrfz hod

be/ıdnesı

M iiyim bf lıuw u lu(/ môyfm
Ba halk bıgu berd-yı rı'l-pil~
K'ı; ,eylr-ı

kerim " ma

gtdtiyiın

buyururlar (A_ Gölpınarlı: Mevlana Cdlileddin, s.98) M evlAnA. Çelebi Husfuneddio'ı Sıddıyk lakabiyle övaı.cdcdir. Bu söz tam gerçek maoasına gelir; ıeriın ola-

ralc, dile getirdiği sözü, gönlüyle, ~i)'le doğrulayan demektir (Seyyid Serif-i Cürclini: Ta'eiiat; İst. Mat. Amire, taşbas. 1269, Sıdk ve Sıddıyk mad. s. 53-54). 0' nu, "'Vaktin Bayezid'i, zamanın Cüneyd'i, diye tanııır. Bayezid-i Bısıaı:nı, hictrein 261 . yılında vefat CilDiştir (B7<l ı\·~.); sufilerin ıılularındandır. Cüneyd, Silfilerin ulusu anlamına "Seyyid'üt-tAife, diye anılır. 297, yahut 299 da (909, 911) vef~ı etmiştir. Birçok tarikaı:lerin silsilesi Cüneyd'e çıkar.
Ahi-rürkoğlu Ilikabından anlaşıldığı gıbi Çelebi Huslmeddin'in babası Muhammed, Konya'daki füruvveı ehlinin şeyhlerinin şeybidir. Füıüweı ebli, Mel3· ınctlmerin ideolojilerini halka yayan, esnafı zamanma güre ı·c,kiliiılandıran bir zilmrcdir. Bu zümre Sfisiinıiler devrinden beri vardır. A bbasoğulları, son zamanlarıoda bu t~kiliitı ele alarak halkın ço~unlıığıınu kendilerine bağlamak yolunu tutmuşlar, Halife E ' o -Nasır li Dinilllh (622 H./122:> M.), kendisini, bürfuı fiiıüvveı ebiinin başı tarutrruş, Anadolu Selçuldularıru da bu yolla kendisine bağlarruşnr. Fütüwet ehli, şeyblerine, kardeşim mAnasıoa gelen "Ahi, derlerdi. Her esnaf zümresinin, her san'aı ehlinin bir şeyhi vardı. Ayrıca bir de bütün şeyhlerin uyduklıırı, önder ranıdıkinn şeyh bulunurdu k.i bunu, Türk illerinde Ahi· Jlabn, ynhuı Ahl- T iirk dcnirdi. Fürüvvcı ebiinin uüfQzu o kadar ilerlemişti ki her hangi bir ilde padişah, yahut bey bulunmazsa o ilin ahi- babası, ili klareye bak k:ızarurdı. Rıfdilik, Sa'dı1ik, Bekı~ilik ve Mevlevllik, birçok inanç ve er~­ ruru, fütüvveı eblindcn almışur. Şems de fiirüvvet

ebiindendi

(Mevl5.ıia

Celileddin, s. 59-66, 14·5-152;

İsldm-Tilrk illetinde Füxilvveı ıeşkilatı ,.e kayıı.zkları ;

24

MESNJ !\'l Sl!ftlil ı

İst. Ün.iv. Iktisat Fakültesi Mec. c. XI, sayı : 1-4, İsmail

·Akgüo mat.
anahtarı,

19~2).

"Zamanın Cüneyd'i, Bayezid'i, Arş hazinelerinin.

yeryüzü defineleriniu emini ... , 'ikaplarını Efiili Ahmed Dede, "Manikıb'ül- i\.rifin, de , Çeleb; H:'usameddin'e ayırdığı bölümün başında, aynen Hz. Pir 'den alır. Huzur -ı Pir 'deki çini sandOk:alarındaki kitabede bu Hikaplar ve atasının Abi-T ürk diye aruldığ> kaydedilmiştir (A. Gölpınarlı: Mevlilna~d.an sonra Mcvlcvilik; İst. İnkıllp K. 1953. s. 358). Aynı kitap, babasırun, atalarının, F'ü tüvvet ebiinin ulu şeyhi bulunduğunu bildirir. Gene ayru kitaptan, Çelebi'iıin, .Ziyacddin Vezir tckkesinin şeyhi oldu1:unu anlıyoruz (metin, ı 1, s. 735-7;ı8, ıerc, s . 185-204).. Her halde bu ıekke Fütüvvet· ebiine ait bir zaviyeydi. Aynı kitap, Çelebi'nin bir başka tekkede de şeyh .olduğunu haber vermektedir (ayru salıifeler, terc. s . 208 ; Mevl§n§'nııı. "Mektuplar, ına da bakınız; A. Gölpınarlı tcrc. İst. İııkilap. 1963; s. IV, VI, 102-103,1 16-117). Mevlana, Çelebi'nin, "Kürt yaıuın, Arap kalktun, diyen bir şeybin soyundan olduğunu söylü}'or, fakat bu şeyhin adını anıruyor. Bundan da anlaşılıyor ki bu sözü söyleyen şeyh, o ça~da herkesçe bilinen bit şeyh tir. Bu sözü, ~Ol hicride (1 107) Bağdat'da vefat eden Tac'üi-Arifin Eb(l'l-Vefa söylemiştir. Ayrıca Uruıruyalı Hüseyn b. Aliyy b. Yezdan-yar da.birgün vaaza bu sözle başlamıştı. Her iki şeyh de arapçayı iyi bilmezlermiş; halk bunları sınamak için vaaz etmelerini istemiş. Onlar da yarın vaaz ederiz demişler; geceleyin T anrı1ya yalvarın.ıŞlar; sabah olunca mescide gidip kürsüye

!-lESXEVI

ŞCR III

1

çıkınca v:ıaza bu sözle başlamışlar. Tftc'üi-Arifin, soyyiddir; Hicaz'dan B~ğdad'a göçmü1, Kürtlerden kız

bu yüzden Kürdl diye anıl ınış, Bagdad'da vefat Mevlana, Çelebi'nin atalarının Urumıyalı oldujlunu söylemekte ve bu şeyhi n scyyidliğini auınamak­ la ikincisini, yani Uruınıyalı Şeyh liııseyn'in, Çelebi'nin ceddi oldugunu bildirmiş o luyor (Mevliinii Çelıileddin, s. 37-39; noı: 2. ManMub'ui-Arifin terc. ll, Önsüz, s. XXXV).
erıniştir.

almış,

Oy/~ bir wyu fiQr

ki

gibı.J bile kaftanını iistleritıt
aımıJ;

Oy/e bir aslı var ki yıldızlar bile onlartı ıJılılarını
ya;ınuş.

beytiode]li ı;Uncş, metinde "şems, diye geçer ki Şero­ Tebrizi'yi de hatırla ur. Zaten Şcms,. "Mevlftn4'dan aldığım feyz bana vo üç kişiye yeter, deyip bu üç ki~nin, SaJahaddin, Huslmeddin ve BaMeddio, y§ni Sultan Vclod olduğunu bildirerek Çelebi Hus5mcddi.n 'io mürebbisi bulunduğunu açıklamışur \.'•ol.evIUni Celaleddin, s. 97).
seddin-ı

bundan sonra, Çelebi Husamedd.in'e, soyuna, ona uyanlara dua, Allalı'a barndedip Hz. Muhammcd'e ve soyuna salııvat vererek Mesııevl"nin dibUcesini bitiriyor.

Mevıana,

...

( .M BS NEVI )

Dinle, bu ney
nasıl anlatıyor.

nasıl şikAyet

ediy-or; ayniıki an

Diyor ki: Beni kamışhk:ı:m kestiklerinden beri feryadı.mla erkek de ağlayıp inlemiştir, kadın da. Aynlıktan ~ahrem şahrem olmuş bir gönül isterim kı iştiyak derdini (ln!atayım ona. Aslından uzak knlao ~işi, gene buluşma zama· ruru arar. Ben her' toplulukta ağladım, io.l edim; ıyi hallilerle de ~ old\101, kötü balllleric de. Herkes, kendı zannmca dost oldu bana; içimdeki sırlanmı)l$9 kimse araınadı. Benim sırrun, feryadımdao uzak değil; fakat
göıde,

kulakta o

ışık

yok.

Beden candan, can da bedenden gizli de~; fakat kimseye canı görmeye izin yok. Ateştir neyin bu sesı, yel değil. Kimde bu ateş yoksa, yok olsun o kişi.

10.

Aşk ateşietir ki neye düşrü; aşk coşlrunlugudur ki şaraba d~tiı. Ney, bir dosttan aynıana eş tır, dosttur: perdeleri, perdelcrimizı yııttı gitt. Ney, kanlarta dolu bir yolun sözünü ~ede; Meaıun'un aşk hikAyelerini anlaanada.

MF ..SNE.Vl SERJil 1

27

Ney gibi bir ıehri, ney gibi bir panzehiri kim gördü? Ney gibi bir solukdaşı. bir i~tiyak çekeni kim gördü?

Bu aklın mabrenıi, akılsızdau başkası

değildir;

dile de kulaktan başka müşteri yoktur. Gamımızla günler .geÇti, akşamlar oldu; günler yanışlarla yolda ş kesildi de yandı gitti. Günler geçip gl.ttiyse; de ki: Geçin. gidin, pervanıız yok. Sen kal ey dost, temizlikte sana benzer yok. Balıktan başka herl<es suya kandı; nzkı ·olmayarun da günü U<~adıkçıı uz~dı. 18. Ham hiç bir pişkin, olgun kişinin halini anlayamaz; öyleyse sözü kısa kesrnek gerek VC$selAm.

**

S.Ü. f.::nı<ez t{\.'!TÜPHANE

ER H)

Bzyit. 1-18. Mevl§ni tarafından bizzat yazılan bu onsekiz beyte, Mevle,•iler pek büyük bir ehemıniyeı verirler ; onlarca, bütün Mesnevl'niıı hul!isası bu beyitlcrdedk Mevlevilerde nezr-i Mevlana, dokuz, onsekiz, yirmiı•edi, otuzalu gibi dokuzun misli olan s:ayılardır ve bi.lhassa onsekiz sayısı kutiialdır; Herhangi bir yoksula, bir dergaha, bir dervişe niyaz olarak verilen para onsekiz sayısınca verilir ; onsekiz kuruş, onsekiz lira gibi. Derviş, binbir gün ç.iJe çıkardıktan sonra hücre sııhi]?i olur; hücrede onsekiz gün hücre çilesi Çıkarınası şarttır. Çile çıkarmayan, fakat şeyh plan kişi de Konya' ya gider. MevUi:ua dergihıuda onsekiz gün hizmet eder; onqan sonra kendisine icazct verilir. Hizmetler de onsekize ayrılır (A. Gölpınarlı: ı\-1eviQ.nQ'dan sonra Mevlev!lik, .s. 391 -398; Mcvlcvi Adib ve Erkilıu, İst. lnkılap ve Aka Kiıabevi- 1963 . S. 35-36, 135-13&). Onsekiz sayısıııın kutiial oluşunun sebeplerini bi. cr birer bilr dirdim : a) Ebced hisabiyle "Hayy, , yani daimi diri sözü onsekizdir; Bu ad, Esrnd-yı Hüsna'dandır (Kur'an-ı

Kerlm, Il, Bakıırn, 255. III, Ali İmran, 2, XX, Tah/i,
l l l, XXV, Furkan, 58, XL, Mü'ıniÖ, 6;, ).

MISNEVI SERl·ll 1

29

b) Eskilere göre alemler

~nsekizdir :

1 - Mutlak V.arlıl.l.
2 3 4 5 6 7 8 9 LO Zatına muzM olan bilgisi,
Atlaş göğü,

sabielter

göğü,

Zıthal göğü,
Müşteri göğü,

Zühre

göğü,

Güneş göğü,

1l 12 -

l'>lirrih göğü, Utarid göğü, Ay göğü,
Yel (lıava),
Ateş,

13 -

l

Aniisır-ı

Erbaa-dört unsur,
kurulıık)

14 15 -

Su, Toprak,
Nebarlar.

J lık, yaşlık,

dört

ıabiar (soğukluk, sıcak­

16 ı7 18 -

Cansızlar (Ccmadar),

1

Canlılar (lıayvanlar). J

ı'vlcvalid-i

Seliise

Arapçada bm, sayıların sonudur. Tafsil bakımından her alem bin s~yılınış, bu suretle onsekizbin !lcm denegelmiştir. Bu onsekizi, "Akl-ı Kiill, l':efs-i Küll, dokuz gök, dört unsur, üç mcvlCıd olarak kabul edenler de vardır ki bu , H\ıkcma inancının bir ifadesiclir., c) Eski Türklerde dokuz sayısı kutlu· bir sayıdır; onsekiz bu ~ayının iki mislidir.
Oosekiı'in, Mesnevi'nlo Mevlana tarafından yazıl­
mış

olan ilk onsekiz b<~yti dolayısiyle kutsal sayıldıgı, ilk hallra gelen şeydir. Fakat MevUiııli, "D1van-ı Kcblt, :nde, Bahr-i Muzari' Arl:ı'deki bir gazelinde "Ey yase-

so

~HiSNEVl ŞERHI

J

min tenli güzel,. onsekiz kadahten aşağı kabul etmem. Yumuşak ol, halrm ol, ey sen, ey öfkeli sevgili, diyor {tercememiz, c. 1, lst. Remzi K. 1957, S. 284, beyit. 2638). Mevl§.n§ neden bilhassa onsckizi aoıyor? Anlaşılıyor ki onsekizi ~utsal saymak, Mevliinil'run çağında da var; Şu halde bu kanaatin, McvHina'dan önceki çağlardan gelen bir gelenek olduğuna bilkmeunemiz gerekiyor.

klilsik dogu edebiyatıoın uyup Allah'a hamd ü sena, Peygamberimizi, Ehlibeytini, Sahabesini metb ederek başlamarna.~ı hakkında sözler edilmiştir (mesel§ ra~.ınetli Ahmed Ateş'in " Me. nevl'nin onsekiz beytinııı manası, adlı s makalesi ; Fuat Köpriilü armai\anı, ayn basım S. 37-50). Gerçekren de Mevl~na'nın sayıp sevdiği Seniii (525 H. 1130-1 131 ).• "Hadıyka, sına. Al lah'a hamdederek, Hz. Muhammed'e , Ash~ba oa>tlcr ya>.arak başlar; padişahı, ululan bile över. Attfir (627 H. 1229-1230), padişahları övınez; fakat o da kitaplarına tahmid, n~'ı ve medbıyclcrlc başlar. Her hususta kavıtlıu:dan hür olan Mevlfinil dibikedeki hıımd ü seoiıyı, ;aU\ı ü seliim-ı kafi bulnıuştur ; e.sasen Mesncvi, baştan S(lna dek Kur'an-ı Kçrim'in ccfsiridir; i!3lıi aşlun 'mertebelerini izah eder, Hı:. Mubammed'i (S.M.} övüş tür.
Mevl§.na'nın. Mesııev!'ye

geleneğine

Mesnevi'yi şerhedenlerin hemen hepsi. Kur':in-ı Mecid'in silrelerini.n, bir tanesi roüst.esna o1arak Bcsnıele ile b~ladığını, bir . tek sCrrenin de Besmel~siz, fakat ''b, harfiyle başladığını, buradaki "b, harfinin Besnıele yerine geçı:iğini, .Mesoevi'nio de "Bişnov - dinle, diye "b, ile b~ladığını söylemiş ; "b, harfinin delalet ettiği sırlardan uzun uzadıya bahsetmiştir.

~tES:OO:t."VJ

$Eitlıt 1

u

"b, harfiyle başlaması gerçekten de düşünWerek, istenerek mi olmuştur. yoksa rastgele mi? nn.i ~llrihler haklı mıdır; yoksa bu buluşlan zoraki midir? Buna kesin bir cevap vermeye imkAn yok. Ancak Feridüddin-i Attar, "Esr1lr-Nftnıe, s ine. "Cana din ışı~ını verenin, akla Tanrı'yı bilişte ıam bir inanç bağış­ layanın adı ile, mealindeki,

Mesn~vi'ııin

Be

nôm-ı mı kı caııra ııOr-ı

Hıredrti

der Hodtf-danl

yokıyn

dm dad d6d

beyti ile başlar. "Gul u Hosrov., e. " Beden ve can definesini meydana getirenin cnn defiocsinın nlsımı olarılk da iki dünyayı ynraınnın udıyle, mealindekı şu beyitlc başlamaktadır :

Be ııfim-ı mı '" g~J!c-·ı d$m-o carı !cllıı Tılmn-ı getıc-i can lıer du cılıan d6d
"İlAhi-NAme., nin ilk ı,eyti. "Yedi göğü yaratan, insanı bi r avuç topraktan meydana getiren Tann adıyle,

mcaJindeki

ŞU

beyittir:

Bt

nfim-ı girdgôr-ı lıtfı
el!

tflak

Ki peyda kerd /Idmı

kefi Mk

Bu örnekleri daha da çoğal•abiliriz. Bunların rasıgele "b,. harfiyle başladığı söylencbiteceği gibi bır maksatla bu harfte başlanmıştır da denebilir. Ancak sıüilerin "b, harfine verdikleri ebe.mmiyet EbO-Bekr-i Şibli'nin (334 H. 945) "Ben , b'ııin altıodaki noktayun, demesi düşUııillürşe Mesoevi'nin "Biınov, sözüyle başlaması rastgeledir demenin de biraz cesurca bir söı: olacagı mey-

dana çıkar sanınz (RusUhi-i Ankaravi'nin şerhi "Fatih' üi-Ebylt, ına b. c. ı, Mısır-Dar'üt- Tıbila, 1251

H.

$.

12-13).

"Dinle, diye başlamalan da rastgele değildir; nitekim :Şirih, gene Mesnevi'ye baş vurarak dinlemenin, duymanın, söylemekten önce ve üstün olduğunu anlatır .(s.13). Gerçekten de Mcvllnl, bu cilttc, "Yemekde olgun kişiye lıelildir, söz de. Sen olgun değilsin; yeme, dilsiz kesil . Çocuk doğunca önce süt emer; bir zaman susar; tümden kulak kesilir. Se.n de kulaksın, oysa dil, senin cinsinden değil. Tanrı. kulakla~a, susun l:iuyurdu; Çocuğun söz söylemeyi öğJenmesi için bit :ıaman dudaklarını yumması gerek. Kulak v,ermez de ti ti der durursa, kendisini dünyanın dilsizi y~par gider. Daha başlangıçta ~öze kulak vermeyen, anadan doğma sağusa dilsiz olur, nasıl c{).ŞSun da söylesin. Çünkü söz söylemek için önce duymak, dinlemek gerek .. Sen de söze dinleyiş yolundan gir. Evlere kapılarından girin; istekleriniıi sebeplerine sarılarak dileyin, buyurur (beyit. 1630-1637). Bu e>nsekiz beyine, bitinci planda "ney, vardır. Şi­ kayet etmektedir; ayrılıkları anliıtrııaktadır. Kamışlıktan kesildim kesileti feryM eımedeyitn; erkek kadın, herkes feryadıma uymada, ağlayıp inlemededir. Aslıııdan uzak düşen, elbette buluşma çağını arar, her toplumda ağ­ tadını, inleditn; herkesle eş dost oldum; hcrkes kendince bana dost oldu ama içimdeki sırlarımı kimse araştımıacil demektedir. Mevı.uı'a ney'e aşk ateşirün düştüğünü, baluykat şarabını aşkın coşturduğunu söyler. Ney gibi hem zehir, bem panıchir olan, onun gibi solukdaş kesilen yoktur; o, kanlarla ·dolu bir ye>lu bildir-

MES..,~Il V I

S&RH1 l

33

mede, Meaıun'un hikayelerini anlaımadadJr der. Sonunda da ham kişinin pişkin, olgun kişinin b!liııi anlayamıyacağını, sllzün Kısa kesilmesi gerektiğini söyleyip bu onsekiz beyti bitirir.
Eskı şii.rihlcre göre buradaki ney, "İnsan-ı Kamil,

dir. O, birlik kamııılı~ından kesilıniştir. Kendi varlı­ ğından' geçıniş, gerçek varlıkJn varolmuştur. Ondan çıkan her ses, Tanrı iradesini bildirir; onun ihtiyan, Tanrı ihtiyandır. Fakat görünüşte sıfatlarla, füllerle kayıtlıdır; bu bakımdan Itlaak A lemini özler. Daha doğ­ rusu da onun bu özleyişi bir cilvcdir, kendi kendisine bir naıdır. Nitekim

Mtn Men

::ı

e<in-ı

can

plı/iytt

mikunnn

tuıytm

sakf rivayeı mlkunenı,

yani, " Ben canın canından şikayet eımedeyim; ama gerçekte şik:iyetçi dtl!iliın, rivayet etmedeyim ancak, buyurur (c.l, bey it. 1789).
M:ına, bu yöne götür'JldQ ınü "ney,. bir mecazdır aneak. Son zamanlarda Mesnevi'yı başka bir tarıda anlamak iddiasına dü~cnlere göreyse bu beyiderdeki ney, maddi neydir . Manaları bu yöne çevirmek tamomiyle yanlıştır (Ahmed At~'in yukarıda zikredilen makalesi, İst. Osman Y:ılçın M. 1953, s. 37 - 50). İlk iddialar mı doğrudur, yoksa bu son iddia mı? 1u soruyu biz, bizzat Mev10.n§'ya soruyoruz. Mev-

!lnd diyor ki:

"A güzel sesli ney, gönüller
1ıdsin; sıcak sıcak

almadasıo, boşsun,
so~ havaları

nefes vermedesin,

.tip &Opürmcd:sin.
F.

a

MESNEVI SERlll ı

İçinde
almırda,

düşmüş, .perişan olmuş

ne bo~ var, ne birşey; bomboş. Dertlere gönülden, candan derdi, eleıni onları da kendine döndürmedesin.

Herkesin, sevgilisine uygun bir resirndir, yapıyor­ sun; okuma yazma bilmiyorswı ·a ma içyüzden bir reSSRmSIO adeta. Ey tüm ·gerçeklerin Şeldi, sureti, bangi perdedesin sen? Neyin nağmeleri arasından bir baş göster; şekerler gibisin sen çünkü. Gözün dokuz olmuş sanki ; can da on kulağını sana yana da ürle nağmelerini; altı yana da bildiksin, tanıdıksın sen.
''ermiş·; altı

Ey

başı kesilmiş kamış,

boğazdan tattığın soluğu,

dilsiz dudaksız sırlar söyle; halka da bir hoşça ıattır.

Ney'e aşk ateşı düştü, alemi bır dllmandır kapladı; çünkü sesin aşk sesi; aşk sesini duyurmadlfs.ın, ateşlisin sen. Aşkıola Leyla'nın Mecniın'un sırlarını okşa; gönle ne. tatsın sen, cana· ne huzur.
Hasılı soluğunda
ğinle,

Tebriz'den bir koku var; güzeUialunmla nice gönüller kapmadasın sen. ,

(Divan-ı Kebir rerc. c. II, lsr. Remzi K. 1943, s. 446).

Adeta Mesnevi'nin onsekiz be}'tiıiin bir başka tarzda ifadesi olan bu gazelde ney, gönüUer almada. İçinde ne bo~ var, ·ne bir şey. Herkesin sevgilisine uygun bir resim yapıyor. Tüm gerçeğin şekli o. Altı yana da bildik. Düştüğü ·ateş, aşk at~i. Verdigi ses, aşk sesi. Leyla'nm, Mecnun'un sırlarını okşayabilir; soluğunda

1\USNEVI $tl.ttl 1

Tebriz'den bir koku var. Açıkça görülüyor lci maddi ney, mAna dleminio ıc:rccmaru oluyor; bir sembol kesi-

liyor.
Gene Mevlana, bir
ga.ıelinde, Meıdz iy dil su-yı dsryd-yı ndrt Ki mtursem ki ılib-ı nar n!irı
Vlk(/deı

u ney-o dared nftl6yl
nevd-yı

Zt nzy hsr dem Ve gsrçi
ıu

""" bizari berôr4

NeyistÔIII!I nsdlired ıôb-ı dUf

zent

şelırl

yani,

"Ey gönül,
yorum, o

ateş deryasına at sürme; çünkü korkuateşe.

dayanamaısın

Varlığın kamışıandır,
kamıştan

bir sesindir, var; her soluktı repyeni bir ses çıkarmadasın.

kaınışbğınıo

Sesle.n din mi, bir şehri aya~a I<Mdırıyorsun; fakat da ateşe ıahmmülü yok"

diyezek gönlü oey'c, gönül lllemini kaıııışlığa benzetiyor (küiUyyaı-ı Şems ydDivan-ı Kebtr; I. basım; Bedi'uzıamıın Furfızan-fer'in tııslıih ve haşiyeleriyle; VI,
Tcbıan-134{)
Başka

Şemşi

Hicrl, s. 'f9).

bir gazelinde,

/Jjfsr hô/1 Jevi tz hit pin n4)1 Çü ney pıo- sz reker tfkendt
ytııi

/x41,
dopdolu bir bale

·'Ney gibi kendi

varlı~ndan bo~a!ımıı, v~lığındao

geçersen,

şeker lwnışt

gibi

şekerle

86

Ml!SN!VI Şl!JUU 1

gclirsin, beytiyle mevhum varlıktan geçmeyi, ney gibi içi bomboş olmaya, gerçek varlığa bürünmeyi, şeker kamışı gibi şekerlerle dolınaya, olgun insanı, ney'e benzetiyor (ayoı cilt, s. 24, gazel. 2653, beyit 28146). Bir başka gazelde de deniyor ki:
Mera lıer lehze kurbtmesı e<1nf Tur/i her lehze der bend-ı gınntinf
Du
>•şm-1 ıu beyan-ı h/il-ı !Tıen rlişenıer

bes

Ki

ezin

nebtıed

beyani

Cilıaıı

çün ney hezaran ntile dıired Ki yek ney dtd ez şeklıet-siı4ııi

Ez01t şekkersiıan. didem niJa•ihıl Nedidem ez ıu ş!rimer niş/ini,
Misıll·ı ış/i peydaıyy.o
ıu

pmhan
nilı!ini

Nedfdem hemçü

·peyd!i

yatı.i, "Ben ber solukta bir can kurban etmedeyim; sense her solukta bir ·zanna bağlanmadasın, Iki göıün, benim balimi bildirmeye yerer; çünkü bundan daha aydın bir anlauş olamaz. Dünyanın, ney gibi binlerce. feryadı var~ çünkü şeker karoışhğından bir n· y gördü e o. Ben de o şeker kamışlığından izler ı,ıördüm; gördüm ama senden daha tatlı bir iz göremedim ben. Aşk gibi hem apaçık orradasın, hem giılisin; senin gibi ortada olan, görünüp duran bir gizli görmedim gitti., (ayoı c. gazel. 2i01, s. 53, beyit. 28650 - 28654) kaıı:uşlığındao,

Görülüyor ki bu gazelde de dünya bir neydir; şeker ashodan l;>ir k:ıınış görm\işti.ir lle 11 yiW:Ien binlerce nağmesi vardır; binlerce feryadı vardır.

>USNEVI $!1lHI

ı

11

Bir reedinde

şu

beyitler var:

Men dem nezenem liyk dem-i Nahnu ııafahn4 Der men bidemed nd/e rıud ıa bt süreyyd
yani "Ben soluk bile atmıyorum, fa.kat

Biz

üfıirdük

soluğu bana ilOüyor da feryadım tl Ülker yıldızıııa dek ·uJaşıyor. Osrün oldukça olsun, yüccldikçe yücelsin;

benim ney bedenimi yokluk kaını~bğından kesti, yondu. Gönül o neyin bir başıydı; ağız öbür başı. O baş, aşk dudaklarından şekerler çiğı:ıeyıp durmadaydı. Onun soluğuyla doldu ; onun il:ı dudağından sarboş oldu da daraldı; sarhoşçasına naralar atmaya koyuldu. Dağ bile o iki dudağın şarabUII i~"Seydi vall~i o görünüşün vuruşuyla erirdi, kuma dönerdi. Dudaklarını yuınmuşru; fakat bir açsa ne gôkkubbe kalır, ıie yukarısı, ne aşağısı. A ney, sesten yokluğa da yüzlerce Leyl~, Mecnun gör; yüzlerce Vaınık'la AzrA seyreı., (VII. c. Tehran- 134S Ş. H . s. 1J3, beyit. 35127 - 35133) Bizim anettiğimiz bu misallerden başka Ostııd Bedi'uz-7-aman FurCızan-fer, yırmidört misal daha vermektedir (Şerh-i Mesnevi-i Şerif, 1. cUz'; beyit. J-898; Tebran Univ. Yayın. 1346 Ş. H. Mukaddirne, s. 1-6). Bunlardan başka Mevl!nA'nın gerek "Divan, ında, gerek " Mesnevt, sinde, daha bir çok örnekler vardır; şu halde eski şdrihler maksadı pek güzel anlamışlardır. VII. yüzyılda, nibayeı vur. yüzyılın başlarında (Xlll-XIV) yazılııuş ve 1057 Zilk.Adesi ortalarında (1647), Karaman'da Madcr"i Sultilll dergahına vakfedi1miş olan Mesnevl'de de, henüz Mesnevi tam olarak ıerhedilmeden, ikinci beyitteki "Kez neyistan, sözünün

Tanrı

31

altına «Alem-i l tihisr, yazılmıştır; Kenara da "Selim ona, Peygamber, Vatan sevgisi imandaodır, mealindel:i şu cümle kaydedilmiştir:

"Kaale aleyhisseUlm H ubb'ill- vatani min'el·

ıman.'·'
Mevlana, "Dinle, bu ney nasıl şikiiyeı ediyor; ayrı· anlauyor, derken hem kamışlıktan kesilen neyi. hem de Mutlak Varlık'tan mukayYCt \<arlığa d~en kendisini kasteımektedir. Varlık Birliği (Vahdet-i Vücud) inancına göre Mutlak Varlık, hiçbir kayıtla kayıt· lanamaz; hiçbir sıfatla ıavsif edilemez. Hana ona " mutlak, demek bile onu kayıLiaınııkıır; fakat anlarabilmek için böyle demek gerekiyor. Mutlak Varlık'ın zdtl ıkı.izusı, sıfatiarını ızhar cunesidir ki buna "İlın, de dcrler. Aynı zamanda "Hakıykat-i Mulıammediyyc, Nefes-i Rahıniini, Aş.k, adlarıyle de anılır. Bütün varlıklar, Mutlak Varlık'ın bilgisinde mücmel olarak sAbit olur ki k:\inar bu sübQrun zuhurudur. Şehildet alemi dt>rliğimiz bu ilicmdeki varlıklar izifl varlıkla mevcuttur; kendi varlıkları bakımından hiçbiri varolamaz. Mutlak Varlık'ın sıfaılariJllll, eserlerinin, hükümlerioin, kudretinin, yarauctlığının mazharları olınak itibarjyle mevcut sayılırlar. ZAt §lemiode, Mutlak Varlık'ta bütün sıfatlar müstehlek iken bilgisindeki sübuı, onları ıthnr etmiştir. Ancak ewelce Mutlak Varlık vardı, sonra ziluru bildi, bu bilgi mevcudaı:ı ızbar eıri gibi bir d~ünceye l:apılmarnak gerektir. Bu sübut, Aoidir, zam!IU değildir. Söz gelimi elimizdeki sapayı saliasak so pa ~e beraber sallanır; faku dimiz, sopaya nispetle önce salianıyor deaıekıir. Başka bir deyimle Mutlak Varlık, lıer an ziltı
lıkları nasıl

39

itibariyle bütün

sıfatiardan müneızeh sabirıir

olduğu

halde

·bü tün

sıfaılar,

zaonda

ve bu sübut,

varlık

iiie-

millin zuburuna sebeb olur. Z§ı, bütün varlıkiarda yaratıcılığJnı, kudretini) bjkmetini, tcdbirlni. tasarnıfunu, sıfatlarını ızJı a.r etmekle beraber varlık ftkmi, biçbir 'vakit ıaı.ın zu .buru da değildir ; Zat, herşeyden mukaddes ve ınünezzibtir. Güneş olmazsa ışığı olamaz ; fakat gün~in ışığı, guneşıen ayrı bir varlığa sahib olma· ınakla beraber güneş değildir. Herşeyi O bihnek, tanımak; kainan, varlık ruemin.i Tanrı kabul ermektir ki bu, maddeCiliğe yol açar. Vahdet-i Vücd'u bu ı:arıda :kabul edenler de olmuştur; fakat gerçek süfiler, bu 1nancı daima rcddetmiŞlerdir. Herşeyi, O'nun varlığıyk var olmuş bilmekle beraber zlitı herşeyden ıcnzilı, ger· çek Vahdet- i Vücfıt inancıdır. Kainat, Hakk'ın sıf.ıtları­
nın mazharlarıdır;

fakat

z&tı,

kainat. değildir.

Yararıcı,

etmez; bu kanaati gütmek, apaçık küfürdür. insan-ı Kamil bu alcınin göz bebeğidir, özüdür. O, ezcl aleınini, Mutlak Varlık'taki sübutu arar, özle.r; bu kayıtlar alemine, bu izUi. varlık alemine düşmesi, ona adeta bir gurbet görünür. Ama o, §lemde de :kendi varlığını yok etmiş, Hak varlığıyle varolduğunu bilmiş, bu bilişi buluşu ve olu} haline geıirnıiş, iradesim Hak irad~ine vermişir. Bu bakımdan özlcyişi , feryadı, niyaz yollu değil, naz yolludur. Mukayyet görünür. fakat itlaak alemindedir. Feryadı, şikayeti, bilmeyenlere gerçeği anlatmak içindir. Onun sırrı, bu feryattadır; fakat her gözde o sırrı görecek kabiliyet, her kulakla o remzi aniayacak kuvvet yoktur. O sırrı, ancak istidada erenler, li5milin lutfuyla istidat sahibi olanlar görür, .duyar, anlar, Nitekim bedenle can da birbirinden gizli .değildir; • fakat bedensiz can görünmez. Can, gayb

yaratılnuş şekliilde ztıhur

fO
yazılan yazıya

~'lEVI

.$ERHI 1

!!emindendir. Adeta mlnldır ; bedense d uyulan sese, benzer. MAnS. mücerreı mina olarak duyulaınaz, görülemez. Fakat yazıdau maksat_, nasıl ınan~yı anlatmaksa bedenden maksar da ruhdur; ruhsuz bedenin hiçbir değeri yoklıır. Mevliloa, ney'e bütün
düşen ateşın aşk ateşi, şaraba düşen "Jğunu coşkıınluğun aşk coşkunlu~ oldu~nu !lemd~ buluı

söyliyerek aşkın, bildirmektc adetıı ber varlı~. istidadınca kemale doıru yüceldiğini anlatmaktadır. Mutlak Varlık'ın zuhura olan meyli, zlti ıl>-tizası, aşk ve hubb-ı zlti adlarıyla anılmıştır ; bu bakundan bütiln A lem, aşktan zuhur ermiştir denebilir ; soıuktao, s0 ıuga da .ıuhur edip d urmnktudır. Kamil insarun scsi, sırrıodan ayrılmaz; Hz. All'nin boyurdukları gibi " İu$an, diliııden anlaşılır, sözünden bilinır. ,, Onun scsi, sözü, bir ateştir ki duyanı yakar, iz5fi varlıjını yokeder. Bundan dolayı bu ateş kimde yoksa yok olsun demesi, bir ileome değil, hayır duadır; o da bu ateşe düşsün, mevbum varlıj!ı ~-aosıo, yok olsun demektir. Buradaki şarap da şüphe yok ki bir remi:zd.ir, insaıu varlığından, benliğinden alan, gerçek aşka, irfana, manevi oeş'eye garkedcn cezbeye işarettir. Ney'in hem zehir, hem panzehir olması da kamil josanın sözüyle, bakışıyla, istidaı sahibinin kötil huylur:ını yok etmesine, o kötil huyların zehriyle zehirleomi~ olan lWıi huylarmı diriltmesine işarettir. Mevlana ney'iıı kantarla dolu bir yoldan bahscttipııi, Mecnuo'un aşk hikiiyderini anlaru~ıru bildirirken ~ l$k yoluııa ~ret etmiş oluyor. Sü.file.-. yollar1DlD esasını zahitliğe, riya.ıaıa, esmAya, yani Tanrı adlarını muayyeo zamanlarda muayyen sayıda zikre'

MESNIYI

ŞtRiil

l

dayarlar. ISnH'run,

MeHiınet

yolunu

beniınseyenler.;e,

Mev-

Rıyôzat

Heıne mihresı-o

nist pif-i ma Jreme luıfm-o bafııayiı dildart lıeme ayıesr-o a,ıy;,,
katımııda

y!ni "Bizim

riyazat yoktur, tamamiyle luruf yolumuz budur bizim; wnamiyle sevgidir, gönül alıc:ılıkur; tamamiyle zevktir, neş'edir, düzenliktir, beyrinde dediği gibi aşk ve eezbe esasına dayanırlar. Aşk, =beyi meydana getirir; cezbe de izAfi ve mevbum variıj9 kökünden yıkar, yakar, külünü hava}-a savurur gider. Akıl denen seziş, anlayış, biliş ve buluş kabiliyeti, bu aşkı oc sezer, oe anlar, oe de bulur; çünkü akıl, topluma, çevreye, görgüye, bilgiye, töreye ve geleneğe bağlıdır. Dunlarsa hem bilgiye, hem
vardır, tamaıniyle ba~ış vardır; gerçe~e ulaşınaya

'

engel olabilir. Akla dayanan, ken-

disine güveoir, bu güvenç de ona benlik, bencillik verir; aşka gelince: O, bütün baA)an çözer; şu halde söze müşteri oa.sll kulak$:1, söz nasıl kulakla duyulursa aşk da akla dayanmayan kişiye mal olur; gerçek anla}'lŞ, kayıtlarla bağlı akla glivenmeınelde olur. Ancak b u sözdeo, akılsız olmak gerekıi~i gibi bir mftna çıkarıl­ marnalıdır. Çünkü sllfilercc d ünya geçimjni duzene sok.mağa çalışan akla "Akl-ı MaRş,, ah ı ret ışierini düzer.e -sokınaAa çalışan aklaysa "Ald-ı Maad, denir. Daha doğ­ rusu "Akl-ı MaAş, ve " Maad, aklın dünyaya ve ahırete, m addi hayata, manevi hayara baııı iki yönüdür. " Allah aklı yaraıınea, gel dedi; geldi. Git dedi; gitti. Otur dedi; oturdu. Söyle dedi; söyledi. Sus dedi; susıu. Soııtt Al.Wı, bana sendeıı daha sevgili, daha yüce bir mahhık yarauna:lım; senin' e tanınırım, seninle hamde-

42

!tU:.S~ f.:VI

SERHI i

dilir bana; seninle icaat edilir. Seninle alınm; seninle veririm; seninle ceza veririm; sevap da senindir; azap da sana buyurdu ve sana da sabırdan daha üstün bir şeyle üstünlük verınedim dedi, mealinde bir Hadls-i Kudsi vardır; buna benzer ·başka hadisler de mevcuttur
(M\ıhammcd'ül-ı\iedenl: Kitab'üi·İtMiat'is-Seniyye fi'-

t-A hfidis'il· Kudsiyye; Haydarabad - 1329 H.s.17.8-179). Söylemeye hacet bile yoktur ki burada terkedilmesi gereken, gerçeğe mahrem olmadığı bildirilen akıl, il~hr sırtara ermek için ba~vurulan akıldır. Yoksa akıl, ceklif şartlarl!ldan biridir; aocak il& sırldra ermesiıle imklıı hi yoktur. Bu bakımdan aşk ve ceıbe, al<ıiJaı:ı üstün
tutulmuştur.

Mevllna, "Gamımııla günler geçti, nice günler ak1ama u.laştı; günler yanışlarla eş. kes ildi de yandı girti, beytiyle bu hale gelinceye dek n ice günler geçirdik diyor, bu sözlerle ge~irdiği devirleri aıilauyor; ayru zamaoda bu oigunluğa erişemiyenlcrin ballerini, gönül alçaklığıyle kendisine i:zafe ederek bildirmiş oluyor. Sonra da "Günler geçtiyse de ki: Geçin, gidin, pervamız yok. Sen kal ey dost,.temizlikte sana benzer yok,; buyurruyor. Zaman, esascn mücerred ve zilınl bir mefhumdur. Geçmi5 zaman, ancak hıitırada, zihinde vardır; gelecekse ufuk gibidir; biz gittikçe o da gider; ulaşmamı.za imkan yoktur. H~\ dediğimiz ve içinde bu.lunduğumuzu s:ın­ dığımız zamansa boyuna geçmişe akar gider. Aslı olmayaıı,. j.ittiğine acmmak doğru olmadığı gibi gelmesini öılcmck de boştur. Asıl olan aşkur, aşkın Qlgun.luğunlll mazhar oluştur. ı\-\evlftni'nın burada h.itab ettiği gerçek dost hiç şüphe yok k i "Mesnevi, niı:ı ibdilına sebeb olan ve kenJisinc bir ayna kesilen Ç'.debi H usameddin'.;ir.

,.ESN EVı

SUllll

ı

Mevlana, kendisinin tam mazharı olan halifesine "Sen kal, dedikten sonra balıktan başka herkesin suya kandığını, nzkı olmayanın da gününün uzayıp gittiğini söylüyor. Buradaki balıktan maksat, benliğinden kurN· lup keodioi topluma veren, izRfi varlığından geçip gerçek varlık denizine dalan kişidir. Böyle kişinin yaşa­ yışı, o su yüzündendir; sudan çıkarsa ölür. Bu bakımdan da suya k.ıınmaz da kanmaz. Vuslata doymaz da doymaz. Nitekim "Divan, da da,

Rik zi ab sir

1«1

men nejodtm zihi zihi

lAyık-ı J:ar-ktınô11·1 men n~ı derin ciha11 zılıl

y4oi "Kum bile suyn doydu da ben doymadım, hey gidi hey. Bu dünyada şu ı,>iiçlil yayımı çekerek, gerecek bir kiriş bile yok, buyurur.
Rindrin-ı haôbtft belrordtnd"{) berefrend M aytm lU dlvid behordint"{) bema11dim

ylni "Meybane rintleri içtiler, sızıp gittiler; bizlcnc o erleriz ki cbedi olarak içtik, fakat oturduk kaldık,. meAiiodeki beyit de aynı ruh! baleti bildirir. Mevlana, "Mesnevt, nin başlangıcı olan, başka bir

deyimle manzum dibftcesioi meydana getiren bu onsekiz
beyıi, her devirde, her olgunwı, ham kişilere söyliyc-

«#1

şu

sözlerle bitiriyor:

söıil kısa

"Ham biçbir vakit pişkin.in balini anlayamaz; öyleyse kesmek gerek vcsselAın. ,.

• ••

(METiN)
Bağı altına

çöz, hür ol ey oğul, niceyebir gümüşe.

bağlanacaksm?

20.

Denizı bir ıestıye dökı;en ne kadar alır> Bir günlük su. ancak. Haris ierin göz tl'!ltileri dolmadı gıttı; sedef, elde ettiğittı yeter bulınadıkça ınciyle dolmadı. Kimin elbısesı bir aşk yüzünden yutıldıysa, hırstan, ayıptan tamaıniyle arındı o.

Sevin a

sevdası

güzel

aşkunız bizim;

a bütün

illeılerimizin hekıtni illcı.

bizim.

A bızim ululanmamızın, böbürlenmemizın a Eflatun'umuz, Ciili.oos'umuz bizim.

Toprak beden aşk yüzünden göklerin y{icesıne bile oynamaya koyuldu, çevikleşti. Ey .!Işık, aşk, Tur dağının canı oldu; Tur sar· hoş oldu, Musa yıkıldı gitti.
ağdı; dağ

Solukdaşımın dudaklarına ı;ş olsaydım, ney gibi ben de söylenesi sözleri söylerdiıp. Bir dildeşten ayntan kişi, yüzlerce na:ğınesi b ile olsa dilsiz olur gider.

Gül solııp gül bahçesi sarardı mı, bundan böyle billbillden başından geçenleri duyaınazsın
artık.

)IESNIM

Şl!ltlll

1

30.

Herşey sevgilidir, işı.ksa bir perde; diri olan sevgilidir, ôşık$a bir ölü. Kimin aşka meyU yoksa k.anatsız bir kuşa döner; eyvahlar olsuo ona. Sevgillınin ışı~ı önde, artta olmadıkça nasıl önü, ardı akıl edeyim ben? Aşk bu sözün söylenmesin] ister; ayna gammaz olmaz da ne olur? Aynan, biliyor muıun, neden gaınmaz değil? Yüzünden toz, pas silinmeıniş, anomam•~ da ondan.

...

(ŞERH)

Bu beyiıler, ilk ve ınanzum dib§cc olan onsekiz beyitten sonra asıl roetne giriş beyitleridir.

19 - 2$. Hüniyet, 4ünya vç aJıirçt, ıımldç ve m~ıı~.
bentik ve bencillikten hali\s. dünya kayıtlarından ku.rtulmayı, işten güçten, çalışmakıan . kazanmaktan vazgeçmek. •hir.er kayıtlarındau kunıi)rnayı da .ibadetden, se\• ap üroı­ dinden geçmek gilıi ters bir anlayışla anlamamak gerektir. DÜnyadan kurtulmak, hırstan, nefsln dileklerinden balas olmak, ahıret kayıtlarından kurtulma.!< da kulluğu Allah rızası içii:ı yapmak, emre, emir olduğu için uymak, ncbiyden, nehycdilç ligi için çekinmek, dünya dolusu mala nıülke salıib olsa bile malı miilkü kendine kul etmek, onlara kul olmamaktır. Kur'an-ı Mecid'de, Ansar hakkında "Ve onların göçnıesinden önce yurtlarını hazırlayıp orasını bir iman
oltnakıır. Yalnız

kayıtlarından kurmlnıak,

konağı

haline getirenlere ve yurtlarına gi:içenleri seven-

lete, onlara verilen şeylere karşı gönüllerinde bir ihtiyaç bir istek duymayanlara, ihtiyaçları olsa bile onları kendilerinden üstün rutanlara gelince: Kim nefsinin hır­ sından, kıskançlık ve nekesliğinden geçerse gerçekten de o çeşit kimselerdir kurrulanların, muratlanna erenlerin ta kendileri, huyurulmaktadır (LIX, Haşr, 9). Hz. Ras\11-i Ekrem (S. M.), insandaki hırsı anlatırlarken

MESXEVI Sllftf-{J (

47'

buyururlar ki : "ı\derooğlu, mal dolu bir vadiye sahib olsıı, ikinci bir v§di ister ; iki vadlye sahib olsa üçüncüsünü elde etmek dileğille düşer; Ademoğlunun gözünü toprak doyurur ancak. , (Caıni'us-Sagıyr; Mısır, Hayriyye Maı. 132!, II, s. 109) Erolr'üi-Mü'roinin Aliyy b. Ebi-T:ilib, "Bir roplurn vardır, sevab elde etmek için Allah'a ku.Jiuk eder; bu taeirierin ibiideridir; bir toplum da korkudan Allah'a kulluk eder, bu da kölelerin ibiideLidir; bir bölük de vardır ki Allah'a şükrctmek için kullukt a bulunur, işte hürlerin ibMeti budur, buyurmuş­ lardır (Nehc' i.ii-Belaga; Muhammed Abduh şerhi; Mısır- 1 321 , 3. basıni; lll. s. 198). Bu izahtan da anlaşılıyor ki gerçel; hürriyet kullukıadır ; ama gerçek kulluk ta (Kuşayri Ris§lesi'ne de b. Bulak-1284:, s . 130 - 131).
Hırstan. benlikten, bencillikten kurtulmak, MevHiııa'ya göre gerçek aşkla mümkündür. III. Si\re~ııio (Ali lmrôti) 31. ftyeı-ı kerimesinde, Allab'ı sevenin, Peygambere uyması ile Allah sevgisine mazhar olabileceği bildirilmektedir-.

24. EfUtun Yunan filozoflarındandır. Meşhur Sakrat'ın talebesindendir, Aristo'nun da hocasıdır. M iÜ ittan 430 sene önce doğmuş, 34i, yahut 348 yılında Atina'da ölmüştür. Bu filozofa Efl§tun-ı İliihl deyenler de olmuştur. Doğu klasik edebiyatında akıl ve zeU sembolüdür. Calinus Yunanlı bir bekimdir. Milad'ın 131. yılında Bergama'da doğmuş,. 220. yılında ölmüştür. Edebiyana Tıp semoolüdiit:

25 • 26.

Kur':lıı-ı

Kerim'in VII. siiresi olan A'raf
ettiğimiz

suresinin 143. iiyetiode, "MUsa, tayin

vakitte

MESN.EVI Sf.l\HI ı

gelib onunla konuşunca rabbim demişti, bana göıilıı de bakayım sana. Rabbi, beni kariyen göremezsin sen demişti~ fakat şu dağa bak, eğ~ yerinde durabiline görebilirsin beni. Derken rabbi, dağa tecelli edince dağ yerle bir oldu ve MOsa bayılıp yere yığıldı. Kendi· sine gelince de. seni noksan sıfatiardan tenzilı ederim dedi, tövbe ertim sana, ben inananların ill:iyim, buyurulmaktadır. Ayetre geçen tecellinin, Allah'ın valıyinin tecelllsi olduğunu söyleyenler vardır (Kur'An-ı Kerim ve meali, açıklama s. LXV). Beytin ikinci rrus· raında geçen "Harre Musa saika, sözü. bu Ayetten lafzao •ktibastır.
30 - 35. Aşık, sevgilide fllnl olmadıkça gerçek vuslat mümkün olamaz. Encs b. Mililc'ten rivayet edilen bir Hadis-i Kudsinin meali şudur:

"Noksan sıfatiardan münezzeh ve yüce Allah, benim
için bir dostu aşa~yan kişi, Meta benimle savaşa girişmiş demektir ; ölümü istemeyen, fakat ölmesini takdir ettiğim mü'rnin kulumun caruru almayı ben de istemem; kulum, ona farzettiğim şeyleri eda ettikçe manen bana yaklaşır da sonunda onu severim; nafilelere devam ertikçe de kulum bana mılnen yakınlaşır, nihayet onu sevince kulağı, gözü, eli, güç ve kuvveti kesitirim buyurmuştur. ,(Kuşayri; s. 1B7; Mahabbe babı.) Aym mealde başka Salıabilerden de rh•ayetler vardır {cami', l , s. 59; lıh5fllt s. 21, B2, 91).

Bu Hadls-i Kudsi.• kulun, ıradesini, Tann iradesine vermesi, iradesini Tann iradesinde yok etmesi aniamıru ifade eğer; yoksa gerçekten Tanrı'run. o k-ulun sözü, kıılatı, eli olmasıru bildirmcz. Bu· da ane:ık Tanrı sev-

Mf.SNEVI

Şt::RUl

1

olur. V. sure'nin 54. ayetinde buyurolduğu gibı Allah'ın ınahabbeı:ıne mazhar olanlar. Allah'ı severler, mü'mııılere kaı-şı alçalırlar. kiifirlere karşı çetın olurlar, birbirlerıne merhamcı ederler. wrhklanw Allah yolunda 1>...-zledcrler. Cezbenın gerçek anlamı da budur. Bu sevgiye mazhar olan kışinın ışleri, sıfatları, zatı, Allah'ın ışlenn­ de, sıiaılarında, zdtıncla yok o lur; buna "ır4dı ôlüm,, yani dUcyere~ varlıtından ölmek denır. Bu makama ulaşan ltişinin gönlü, ci!Aianmış, ıozdan, pasran arınmış bir ayna kesilir ve gerçekler o aynada görülür.

gısiyle

• ••

f' . ...

(METIN )
Padişahın, olması,

hast a

balayığa 5.şık

onu

iylleşılrmeye savaşması

* A dostlar, bu biklıycyı dinleyin; gcrçeltte bizim biitimizi anlanr bu. Bundan öneekı ıamanda bir padişa var dı ; hem dünya padişablığını elde etmişti .• hem din
padişahlığını.

lan

Tesadüf bu ya, padişah günun birinde yakın­ ile, avianmak ıçin atına bindi. Ana caddede bir halayıl<cağlz gördü, o hala· yıkcığıı lruJ köle kesildi. Can kuşu kafesre çırpınnıaya koyulmuııtu; mal mülk verdi, o balayıkcaı;tzı satın aldı. Onu aldı, muradJ.na erdı ama kader bu ya,
halayıkcağız Jıastalandı.

1{),

Hani biriııin eşe~ vardı da palanı yoktu; derken palan buldu, fakat eşeği kurt kaptı. Hani testisi vardı da su elde edemiyordu; suyu bulunca da ıesa kırıldı. Padişab, sagdaıı soldon helciınleri toplauı; dedi ki: ikimizin auıı sizin elinizde. Benim canım bir şey değil; canımın auıı o.
Dertliyinı, yaralıyun, dennanım

o.

Canuna kim derman bulursa definemi de aldı gitti, incımi de, mercanımı da.
Hekımlerin lıepsı canımızla oynayalıın,

bera-

berce dütünelım; beraberce bir karara varalım. • Bizım her bininiz ilcmin bir Mesih'idir; elimizdo her derde bir merhem vardır dedi. • Daldılar da Tanrı ısterse demediler; Tann da onlara u:ı~anın aczinı gösterdi. Tanrı ısterse sözünü söylemediler dememden maksat, gönül kapalılığmı · anlatmak; yoksa eğreti bir haı oları " inş9aUah, sözünü unuıtuklarıru anlatmak değil . 50. • Nice "'inşialah, deıneyen var kı canı, "i.nşhMh, a eş olmuştur. İlaç olarak ne verdileı:se, ne biçim tedaviye ba~ vurdularsa hastalık arıt:ı, dilek ele girmedi. O hataı'lkcağız hastalıktan kıta döfıdü; pa dişahın gözü de .kanlı yaştarla bir ırmak kesildi. • Kader bu ya; sirkencubin safrayı arttırdı; bademyağı pek:lik mevdana gcrırdi. • H~lileden peklik peydahlaııdı, ferahlık gini; su. nefı .gibi ar·eşe yardığcı oldu.
Halayıkcagızı iyileştirmede hekimlerin

acizlerinin beJirmesi, padişahııı Tanrı tapısına y;;zıutroası, rtıyada bir erenl görmesi
Padişah tıckimlerin yalınayak

iiciz

kaldıkların.ı

görünce

mcscide

koştu.

·Mescide girdi, mibraba yöneldi; secdc yeri;
padiş:ıhın gözyaşıyla

su

ıçinde &aldı.

5Z

MESN!Nl $1!Rifl 1

Barugı yokluk denizinden çıkıp kendine gellnc:e hamdetmek. dua etmek için bil' hoşça dilini

açdı

da

• Dedi ki: Ey en aşa~ılık bağışı, dünya millkü olan, ben ne diyeyim? Zaten gizlileri de bilirsin sen.

• Boyuna dileklerıınıze sıAtnak olan. bir kere da ba yolu yitirdik biz. 60. * Fnknt içinde ne varsa ben bilirim ama, gene de sen onları dile getir, meydana dök dedin. Padişah candan coşuncn bağışlama denizi de c:osup köpürdll. Ağlarken padişahı uyku başurdJ; rOyada gördü ki bir pir yüz gösıermış. Padişaha, a padi5ah dedi, müıde, dileğin kabuı oldu; yarın sana bir ganp gelirse bizdendir o.

Gelirse, işinin chli bir hekimdir o; ~erçel< bil onu; emindir çünkü, gerçektir o.
İlacında, biç bir ba&la bağlanmayan s ibn gör; varlığında Tanrı gücünü s ey ret. O sözleşme ça~ geldJ çaru; sabah oldu; güneş yıldızları yakıp yandJran, doğudan göründü mü,
Padi~ah, pencerenin önüne oturdu; gizlice kendisine gösterdilderini görmek içın beklerneve koyuldu. Derken bir de gördü ki üstün, büoerte dopdolu bir kişi geliyor; gölge içinde bir güneş sanlti. * Uzakrao, yeniay gibı gelmedeydi ; hayal gibi hem yoktu. bem vardı.

70.

Ha tırdaki hayal d~ yoka benzer; sen dünyayı, bir bayaile yürilyüp gider gör.

MESNEVI

SE&J<ı ı

Dünyadakilerin barışları da bir hayale dayanmada. savaşlan da. Övünmeleri de bir hayal ucundan. yerinmelen de. • Erenlere uzak olan o hayallerse, Tanrı'nın gül bahçesindeki ayyüzltilerinin ışıklarının vuruşudur ancak.
Padişahın,

ruyada

gördüğü

hayal,

konuğuo

yüzünde

~lirip durmadaydı.

Padişah, perdecilerin bulunduğu yeredek yürüdü; o gayb aleminin konuğunun tapısına vardı.
olmuş

lkisi de yüzgeçlik öğrenmiş. bi.rbirine lllDış tek bir denizdi ; ikı can da dikilmeden birbiriyle birleşmiş, bir olmuşru.
Padişah, iş, işten

dünyada

sevgilim senmiş.sin, o değil. Fakat meydana gelir dedi.

* Dedi ki: sen bana Mustafa'sm, bense Ömer'im sanki; sana hizmet içın belime kemer
kuşandım. Başarı

veren Tanr1'dan, bütün ballerde edebi gözetmek için !başarı dilemek, edepsi:tlikte bolunmlll!llD, edepsizligin kötülükleri ve zararları ( *)

* Tan.rı'dan edebi gözetmek için başarı dileyelim ; edepsiz, Tanrı'nın luôundan maluum
kalmıştır.

(") Bo

başlı~ W>utulmuı,

kenan

yazılauştır.

Ml.SNhVI SUlH l

Edepsiz.

yalnız

çevreye
SO. •

at~ş

kendine köıillük ermez; bütün <alar. parad urmadavdı .

Taorı sotrası , uıışve rışsız. pauırlıksız,

sız puısaz gelıp

Musa'nın kavmı ıçıuden bırkaç kışı, sarmısak, hanı m~cunel<

sizcesine. n~rde
biıe

cdepdediler.

• Gökten rolra gelmez oldu , ekmek eksıldı; Je ekın ekmek, bel bellernek. orak saılamak
• Sonra isa
~etanı ~ttı; Taıırı ~nnımeıler

ıalımtu Kalüı .

gene sofra yolı;öodcrdı.

ladı;

'ab:tı<

mba~

• Kiısıalılar q;eoe ed c bı ıerkeıtıler, dilenciler gib: ;ofradan .ırıanıar. ışırdılar.

• lsa

ooıau

valvardı ;
oımaı:

ou :

boyuna gelir. ona
ka~ı

yeryüıüııden

:)<sık

* Ulu
dür
jcdı

bır k ı~ı nın ~oırası başında,

kôıü zanda buıunmak. harıslıge kal~mak kilf'ıir·

•O

r<llımeı

Kapısı

tıu

görmedik

yol<suı

sura(Jıların

'amahtarı. harsı:ın

yüzünden ~ene

l:apand• onlara.

Zekaı verılmeyıo'e l<araıuıardan, yağmaz; z.ına

bulut gcımcz, yağıııuı yüzünden de etrafa veb..'l ''3\'lhr.
qamdan ne çökerse, korbe.l irir. çöker.

Sana

kusuzıuınan, küsıahlilctan

!lO

ericrıo

Kim dO'Iruo yoluoda korkusuzca yürürsc yollarını vurur; addm değildir o.

55

• Şu gök, edep )'ÜZÜDdcn ışıklarla dopdolu bir hale gelmiştir ; melek . edep yüzünden suçtan
arınınıştır. ıertemiı olmuştur.

Güneşin nıtulması, kOstahlık

vüzüudeodir.

Azazil. l-üstahlikğı, pcrvasızhğı yüzünden kapıdau
sürülmüştür.

Padişahın,

·

ruyasmda kendlsin<- gösterdlklcri erenle buluşması
da
bağrına bastı

Kollannı açtı

onu ;

aşk

gibi

göoliinc

aldı, canına sokıu

onu.
geldiği

Elini, alruru öpmcyc, oturdugu yeri, yolu sormaya koyuldu.

onu; salıret­ tim amma dedi, sonunda da bir define elde enim.

Sora soruştura

ıii başköşeye çekti

• rkdi ki: Ey Tanrı ışığı, ey gamı. gussayı gideren, ey "Sabı.r, geıı.işli~ anahtarıdır, sözüne man~ kesilen. - ıorluk,

Seninle buluşmak, her soruntın cevabıdır ; spylemeden, dile gelmeden, senin yüıün den çüzüliir gider.

Gönlümüzde ne varsa hepsine de tercemansın sen; ayağı baiÇJğa kalulanın elinden ruıansın sen.

• Merhaba ey
olmuş,

seçilmiş, genişlik,

ey

Tanrı'dan rAıı

onun

rli2ılığını k:ızaıımış

kaza gelir çatar,

er; sen yittin mi daralır gider.

MF.sN.EVI SERHI l

100.

* Sen,

ıoplumuıı

aşağitaşır;

ulususun; seni özlemeyerı bundan vazgeçmezse vay bal.ine.

O meclis bitince, o . kerem sofrası kalkınca elini tuttu, harerne götürdü onu.
Padlşahın,. hastayı

görmesi hekiml götürmesi ( ")

içi.ıi.

Hastanın hikilyesıru, basralığını anlattı; ondan sonra da onu, hastasının yanına götürdü.

Eren, hastanın yüzünü gördü, nabzını yoldadı,
idrarını muayene etti; hastalığının belirtilerini,
sebeplerinı

dinledi.

Dedi ki: Öbür hekınılerin verdikleri ilaçlar,
hastalığı geçirmemış, hastayı
ettiklerı

büsbütün

yıkııuş.

" Gönül halinden haberleri bile yok onların, iftiralardan Allah'a sığınırım.
padişaha

Hastalığı

gizlcdi,

gördü, gizli şey açıklandı ona; fakat söylemedi.
dumanından

Hastalığı ne safradandı,

nun kokusu

ne sevdada\l. I;!.~ ­ duyulur.

·-ı;;niliiıi:denaruacın<-ı-o, ·gönlll iniltisj. Bcdenı
sağ esen; aşka rurulmuş,

gönlünü kapur,ınış o.

1\.şıklık,
hastalığı

gönül ıniltisiırden belli olw-; gönül gibi hiçbir hastalık yok.

llO.·

• Aşığın hastalığı, hasıalıklardan apayrıdır;
aşk, Tanrı sırlarııı.ın ust.urlabıdır.

MESJ".EVI

Ş iiRtti

1

57

* .Aşk ister bu yand3n olsun, ister o yandan; sonunda. ·o yana kılavuzdur bize.

A~kı :mlatmaJ,..-bildirmek Için, ne dersem

diyeyim,
kalırım.

asıl aşka geldım

mi, o sözlerden utanir
aydınlanı aşk,

JK

Dilın anlarışı aydınlam, dile düşmeyen, söze g~lmeyen
dındır.

ama, daha da ay-

• Kalem yazarak ko§ar gider ·ama aşka gel di ını , çatlar da kalakalır. •
aşk

Akıl, aşkı

sapiandı

da

yaıtı

aolatmada, eşek gibı balçığa gitti; aşkı da, ~şıklığ'a da gene

anlattı.

• Güneşe delil gene güneştir; sana delil gerekse ondan yüz çevirme,,
güneş,

" Gölge de onun bir izini verir; verir :una her solukla can ışığı salar. • Gölge, gece masatı gibi uykunu getirir; mu ay yarılır gider.

fakaı güneş doğdu

Zaıen dünyada güneş gibi eşi bulunmaz bir varlık yoktur; ölümsüz can güneşiniuse d ünü

yoktur, dolunmaz hiç. 120.
Dışarda da tektir glineş; fakat eşidini düşünmek mümkündür.

• Fakaı eslrı vareden güneşin benzeri ne zihinde vardır. ne dışarıda. • Düşüncede nerde bir bucak 1d o, düşünüi­ $Ün de benzeri, o buc~ğa sığsın?.

$8

* Şemseddin'in yüzünün bahsı geldi de dördüncü kaı göktekı güneş bile başını çekti, gizlendi. Madem kı adı anıldı, li'ituflarından, nimetlerinden birazcığın · anmak da gerek.
gömleğinin

• Bu solukıa Can. eteğime sarılmış, Yusuf'un kokusunu duymuş. Yıllarca euığııi. sürdüğün sohbet nakkıyçin diyor, o ho~ hallerden bir hali olsun anlat, aç bize. söyıe .

Söyle de yer de gü\sUıı, gök de. Akılia can ve gözsc yüzlerce kaı daha da fazla ırüJsün.
• Bem külfetc sokma, sıkıştırma; yokluktayını çünkü ben. Anl ayı.ş larını bile dilsiz bir bale geldi, övenuyorunı bile onu. lsteJ üstüne düşsün. ıster güzel söylemiye çalı şsın; ayık ol ınayao.ın söylediği söz, yerinde. yaraşığ ında bir sö2 değildir.

130.

Ben ne söyliyeyıın, eşı dostu bulunmayan o sevgiliden ne .anlatayım ki lrir damarım bile
ayık değil.

Bu ayrılığı, bu ciğet kanıru aniatınayı bırak şimdi; bir başka zamana bı.iak.

* Can dedi kı: Doyur bcnı.• açım çürıkü; tez ol, vakıı keskin bir kılıç çünkü.
* Ey
arkadaş, sfıfi, şartından

demek, yol

vakttn oğludur; yarın degildir.

Yoksa sen sOfi bir er değil misin? Var olan, veresiye yüzünden yok olur gi.der.

ı.rn;NiiVl

$1RHI 1

59

Ona dedim kı: Sevgilinın sımnın kapalı, örtülü kalması daha hoş. Sen hikayeye kulak ver, işı ondan aıııa. Güzellere aıt sBzlerin, başkalannın sözleri arasında söylcnmesı daha boştur. Bunu apaçık. çarçıplak söyle dedi; dini açJk söylemek. gizli wylemekren iyidir. Perde)'l kaldır. çırçıplak söyle; çünkü ben, güzelle ~ömleklı olarak yatıp uyumam. • sen
Dedım ltı:

O,

apaçık meydanıı çıkarsa

kalırsın.

ne

kuca~ııı kalır,

ne

vanın.

ne belio.

J<t-0.

.D!;!~..,P;zıe;- fakaı

ölçtil'O dile, özle;- biqaman

çöpü bir dağı kaldıramaz. -D ünya}~ aydınlatan güneş, birazcık yaklaşsa
herşev

vanar

~der.

• Fitoeı•ı. kargaşalı&ı, kan dökücülüğü arama; bundan fazla Tebrizh Şems'ten bahsetme. Bunun son u yoktur; sen baştan başla. Yürü, gene hikiveyı söyle de tamamla.
aatayığın hastalı~ıru

anlamak

ıçın

O erenin

padişabıao halayıkla

yalnız kalmayı

istemes·

yakını

Ere.n, padışahun dedı, odada l<ımse kalmasın, da u~kıaşur, rabaneıvı da. Deblızlerde kımse kulak vermesın : kimse dinlemesın de şu carıyecikıeo bır şeyler sorııyım. Oda boşaldı; hekımle hastadan bıışka kimsecik kalmadı.

60

MESNEVI SliRHJ 1

Hekim, yumuşak yumuşak, oerclisin sen diye sordu; çilııkü dedi, her şehir balkıruıı il~ı:ı ayrıdır. O şehirde yakınlarından kimler vay, kime yakınsın, neye ba~lısın? Elini oabzına koymuş, bir bir felegin c:efal:ı.rını sorup duruyordu.

150.

Birisinin ayağına tilten bam dizinin üstüne kor.
tiltenin gönüle
battığı baıan

ını,

ayağını

lğneruo ueuyla tikenin ucunu ar:ı.r; bulamazsa
Ayağa baıan

yeri dudagıyla ıslaor. tiken bile böyle zor buluou~ tiken Dieolur? Cevap ver bakalım.

Her aşajlılık kişi, gönüldeki ıikeoi görseydi, gamlar, herkese el uzatabili miydi hiç?

Birisi, eşeğin kuyrutuouo altına bir tiken kor; eııek onu orddan çıkarmayı bilmez, çifte atar durur. Çifte arukça da tiken daha ziyade batar; bir akıllı gerek ki tikeoi .rutup çıkarsın.
Eşek, ıiken yüzünden can da yüz yerini daha yaralar. acısıyle

çifte atar

O ıiken çıkaran hekim ustaydı; yerden yere elini komada, sınamadaydı c:ariyeyi. O c:ariyec:ikten hikAye yollu, dostlaruı hallerini soruyordu.

O da
lerden,
aıılauyor,

hekiırıe, bulundu~ y~lerdeıı,

efendi-

gördüğii, oturdu~ şehirlerden

hlkAyeler,

loiESNJ;v] SERHI 1

160.

aıışına

Hekim, onun hikayelerini dinliyor, nabzının dikkar ediyordu.
arulınca nabzı şiddetle aı.arsa, k.ız.m şebrini adıru

Bakalım diyordu, kimin adı atacak; kimin adı anılınca nab:tı dünyada caoıoın dileği odur. andı;

Hekim dostlan saydı döktü, ondan sonra bir başka şehrin
Şehrinden çıkınca

söyledi.

dedi, önce hangi

şehirlerde

bulundun?
Kız, bir şehrin adını andı, ondan da geçti; ne yüzünün rengı değişti, ne nabzının atışı başkal aştı. bulunduğu

Efendilerini, şehirleri birer birer söyledi; yerlerden, ruz ekmek hakkmdan
Şehir şehir,

bahsetti.
auşı değişti,

ev ev hepsini ne beti berızi

anlattı; sarardı.

ne

nabzıoın

.. Hekim, şeker gibi Semerkand'ı soruncaya kadar nabzı biteviye nasıl auyorsa öyle aıma­
daydı.

Fakar hekim Semerkand'ı anınca nabZJ detez atmaya başladı; rengi kızardı,sarardı; çünkü o Semerkandlı bir kuyumcudan ayrıl­
ğişti, tez
mıştı.

Hekim hastadan bu o

sım

duyup o derdin,

belAnın aslını anlayınca,

170.

Hangi mab~ede ı!iy~ şorı!ıı, ~' KllprilbMı semtinde, Gatfer mahallesinde dedi.

Hekim, ıezce hastalığın sebebi nedir anladnn; seni k-urtarmada büyü gibi hünerler gösıereceğim.
liğe

Sevin, ıasaıanma; emın oı kı ya~ur, yeşil­ ne ,•apıyorsa ben de sana oııu yapacağım.

Senin gamıru ben yerim, sen gam yeme; seni yüzlerce babadan da.ha fazla esirgerim ben.
Sakın ha, sen sen ol, bu sırrıli:inıseye söyleme; padişah senden bunu soruşıurur, pcl< arar, araş­

uru amma sen gizlc.
Sırrııı gönüıdç k~lc;hl;ç~ llileğio

daha da

ıcı

meydana gelir dedi.
radıoa erışır, dileğıne eş

• Peygamber, sırrını gizleyen dedi, ıez muolur.

Tohum yerde gızlenır de o gızlenmesi, bağın
bahçenın yeşermesine şcbeb

olur.

Alnnıa gümüş gızlı oıınasaydJ, madenin içinde

nerden gelişirdi? O hekımın söz verişlerı, liltfedişleri, o hastayı korkudan emin · etti.

180.

Gerçek söz verişleri gönül kabullenir; geçicı söz verişlerse ınsanı ı.asalaodırır • Büyükletın söz verışlen., yürü)iip ı!ur~ıı bir derinedir; ebil olmayaniann söz verişleriyse akıp giden bir zabmcttir, bir eziyettir.
padişaha anlatması

f

O ereni.o, hastalığı anlaması ve

Sundan sonra heltım kalku, padişabın huzuruna gitti; padişaba bu işi birazcik duyurdu.

>IE!NEVI

ŞERKI

1

Drdi ki :
ıyileşmesı ıçın

Yapılacak şey _ş u:

Bu

hasıalıfuı

o

adamı,

o uzak

~ebirdeo çağır;

burayo.
altın­

gen reJim.

Kuyumcuru o uzak şehirden
la.
~lbise.vl•

onu

nldnt
kabu ı

Padişalı. hekımio bu sö-ıllnü duyunca, ö~üdü­

n!l canla, gönülle
Padişahın

eru.

Semerlıand'a

kuyu.mc::uyu gelirmek üzere elçiler voUaması

Padışah o yana b ilgi lı ış başarır, berşeyı verli yerine kor bır ıkı elçı ~önderdı O ilo bey Semerkand' c vardılar; podişahtan müidec olarak kuyumcunun ınpısın? oı aştıl ar. !)ediler kı: Ey bilgıde, hünerde olguıı usıa, adın <anın şehirlere lştr
senı

yayıırnış. padişob kuyumcubaşıh~ma

bak.

tiı!n

s~

çünkü

pek ulusuo oen. dr
Ö7

190.

Işte elbıse buracıku, Altın giımüş ışte:
bunları bır aı; gelınce

belr kullarmdan olursun,

nedimi
aldandı ;

kesilhın

padışahın. o~ undan ayrıldı.

1\dam çok çok malı mülkO. clbiseyi görünce
şehrındeo. Padışahın, canına kastelti#indeo haberı bile yoktu : sevmçli bır halde vo alıyordu adam. Arap ata bınmış, oeş'eyle koşruruyordu; kanpaha.ıru elbıse sanmışu o. A vüzlrrce raz ıtık la volculu~e düşen; kötü kötO kazaya kendi ayatıylc yarıp çatan.

M~SNEVl Şı;RHı ı

büyüklü~ vardı; du~unu

Hayalinde mal varili, mülk varili. yücelik, Azr§tl'sc eve• diyordu. git, umbulur~=· garıp kişı.,

O

padişahm

yoldan gelince huzuruna götürdü.

hekım

onu

aldı,

· Taraz mumunun başucunda yanıp yaktlsııı diye ıızetlc, ikramla padi~ahlar padişahınııı buzuruna götürdüler onu. Padişab onu gördü, pek ağırladı, altın hazinesinı ooa ı:apşırdı. Sonra da bekım, ey büyük padişab dedi, o halayıkcağızı bu efendiye ver.

200.

Ver de halayıkc:ıgız buna kavuşup iyile-şsiıı; bununla buluşma suyu o. ateşı söodür$(in.. leriyle konuşup görüşmek ısteyen
bırıoe çıftettı. Altı ay mwad alıp m urad verdiler; o kız da iyice iyileşıı. Bundan sonra bekım. ~-uyurocuya bır şerbeı haurıaili, ıçırdi; kuyumcu. kızın önünde erimeye başladı. Hastalık yüzünden kuyumcunun güzelligı kalmaymca kızw canı da onun derdinden ~-umııdu. Kuyumcu çirkioleşıp kötü bır hale gelınce, yüzü saranp solunc:ı, kızın gönlü de yavaş yavaş so~du ondan.

Padi~. o ayyüztiiyü ona b3~ışJadı ; birbır­

o ıkısmı

bır­

* Bir renk

yüzünden meydana gelen

aşklat..

aşk değildir; sonuoda ayıp olur gider.

M>SSJNI $IRili 1

Keşki

tamamiyle ayap

olsaydı

da

başına

bir

kötülük gelmeseydi.
Irmak kesilen gözlerinden kanlar akn; yüzü,
canına düşman

kesildi.

"Tovu,kvşunun d~ cliişmanı ny•k'•rıdır 1\T;ce padişah vardır

ki gücü kuvveti öldürın~rUr onu.

21 O.

Kuyumcu. ben o ceylftnıı:n ki bu avcı göbeAlıtıdekı
başımı

misk yüzünden ıerırmiz 'karu.ını döktil.
ovanın

Ah, ben

o

tillusıyim kı postuı:n ıçın

kestiler.

Ah, ben o filim ki filc;i. dişimi elde etmek ıçin yaralndı beru . kanım ı döktü bell.lDL llenı, benden ıışnjjıbk bıtısı için öldüren, bilmıyor kı kanını uyumaz benim. Bugün banaysa yarın onadır; benım gibı bır kişinin karu nasıl yitrr gider?
Oıvar. upuzun bir gölgedir. s.1lar; fakat o bölge döner. gene o d.ıvara varır. Du dünya bir dagdır. yapuklarımız~ ses; şes yankıJanır

gene bi~e döner gelir Kuyumcu bu sözlerı söyledi; söyler

dedı. sövlemeı

dt topra~ ıçine gırdı; o halaytkcaJ!ız da. aşktan,
ı.ahmerıen arındı.

-f Donnin aşkı gönüldedir , gözdedir: her solukta
gonceden dr daha taze b ir hale gelir .

Çünkü ölü le rm sevgi si eğleşmez; çünkü ölil; bir daha dönüp gelme:>..

220.

Ölilmsilz dirinin aşkıru seç; çünkü cana can-

lAr karan

şarabı

odur sana sunan.
p

6

Onun a,kını seç ki bütün peygamberler, onun a,kıyle güç kuvvet buldular, işe güce koyuldular. Sen bize, o padişaha varmaya izin yok deme; kerem sahibi olanlara işler güç değildir. Xuyu.mcuyu öldürmenin, ona ı-ehir vermenin, Tanrı buyrutuyla oldugu, padişalwı
isteğiyle olmadı~

( ")

* O adamın, hekimin eliyle öldürülmesi, ne ümit yil:lündcndi. ne korku yüzünden.
"
Tanrı ıılnıadan, pa<lişalun haurı

buyrul),u gelmeden, ondan bir ilbaro için öldürmedi onu.

• Hani Hızır da bir çocugun boğazını k(Smişti ya; irfana ula,mayan halk bunun sırrını anlayamaz.

* Tanrı'dan kendisine vahiy gelen, sorusuna' cevap verilen kişi ne buyurursa dogrunun ta kendisi® o buyruk. Can bağışlayan kişi, öldürse de değer, yerindc·<lir. Naiptir o, eU de Tanrı etidir. * !smail
nas~

gibı onun önüne baş koy, kılıcının

·Önünde sevinerek, gülerek can ver. *Ver de Ahmed'ın tertemiz caru, Ahad'le ebededek sevinerek, gülerek. ölümsil:l bir halde kaldıysa, senin canın da sevinsin, gillsün, ölümsüzlüğe ersin.
(• ) BaJlı.k• razılırlwl ~.~.nutulmuft brp:la.Jtırmada kttı.ara ,,..
-:aılmısnr.

MES..'ItVI $ERIII l

61

230.

Aşıklar, gü2cller kendi etleriyle onlan öldürdükleri 7.amandu ki can kadehlerin.i çekerler.

Padisab o kana, şehvet Için girmedi; kötiiı
ıaıını, inadı bırak

seo.

Sen sandın .ki buland ı, pis bir iş işledi; su berrak bir hale gelince bu berraklık suda bulanık­ lık, tonu bıraku ını hiç?
Bu
rıyazauar, posayı ayırması

bu cefalar potarıın, gümüşten içindir.

lyinin, körünün sınanması, kaynayıp kötü. tonudan ayrılması, üste a~ası içindir alorun.
Yapngı yırtıcı iş, Tanrı ilhlmiyle olmasaydı o, bir köpek olurdu. padişah olama7.dı.

Şehvetten

de

arınmışu, hırstan

da, ramahtan-

da. lyi yaptı, fakaı kötü görünür bir iyi işti bu.

* Hızır
şinde

denizde gemiyi deldi ama, bu deli-

yüzlerce sağlamlık var.

O kadar ışıkla, o kadar parlaklıkla Musa'nın vehmi bile perde ardında luldı; :ıruk rurup da kanarsız uçmaya kalkışma sen. O kızıl güldür, kan deme ona. Akıldan sarhoş. olmuştur o, deli adını rakma ona.

240.

Müslüman kawnı dökmek isteseydi, kdfirin
adını ağzıma alırsam.

• Arş, kötü kişi övlllünce titrer; Tanrı'dan• cekinen de onun övJ.iJUşü yüzünden kötü zanna
duşer.

Padişahn

o, hem de pek uyantl< bir padijah.

Öı. bir kişiydi o, hem de Allahın öz kişilerinden.

MESNEVf SEIUJI I

Bir ki~iyi böyle bir padişah öldürürse, baht ne yandaysa o yana, en iyi bir mevkie çeker, iletir onu. Onun faydasını, onu kahredişte görmcseydi, o mutlak lütuf. nasıl olur da kabıetmeyi dilerdi? Çocuk, hacamatcırun açaaıgı yaradan titrer dunır; esirgeyici anaysa o soluk ra sevinçlidir. Yarım ean alır, yüzlerce can bağışlar; veh.miııe bile gelmeyen bir şey vardır ya, onu verir işte. Sen, kendine göre. kıyaslamadasın amma çok, pek çok uzak dUşmü~sün; iyice bir bak hele.

:.

(ŞERH)

35. beyicle başlayan hikayenin, "Firdevs'ül-Hikme, de bulunduğunu üsıiid Bedi'uz-Zaman Früzaou- fer, bildiriyor ve bu kirabın Berlin basmasının 538. sahifesindelci Arapça metni veriyor ( Maiihiz-i Kas:ıs ve TemsllJiı-ı Mesnevi, Tehran Oniv. Yayın; çap-Mne-ı Meclis- 1335 Ş.H.s.3). Keşf-cl Zunnn, bu kitabın Ebü'lHasıın Ali adlı Rey'ü birisinin olduğunu bildiriyorsa da mücllifin ölüm taribini bulamadığına, eserin başından ibare de vermediğine göre Kaıib Çelebi'nin bu eseri görmediğine, duyup yaıdığına hükmetmek icab eder (Isı. Maarif Mat.. c.II, 1362 H. 1943, s. 1254). Bedi'uzZaınan, "Şerh-i .\lesnevi-i Şerif, de, !ranlı bir hekim olan Ali'nin bu lıikayesinden ve bu hikiyeye benzeyen di~e.r bik3yelerden eı:raflı bir surette bahseder (Cüz'-i Nuhustin ez defter-i Evvel; Telıran Oniv. Yayın. 1346, Ş.H.s.41 - 43). Hikayenin hül§sası şudur : Rum
larındau
diyarında, bır padişahın oğlu babasının kadın­

birine aşık olm. Gtindcn güne sararıp solan gencin hastalığını hekimler nıılayamıyorlar. Sonunda bir hekim, gencin nabzını yoklarkcn kadın oradan geçiyor, bu sırada da nabzı şiddede atmaya başlıyor. Gencin hasralıtuım aşk olduğunu anlayan hekim saraydaki bütün kadınlarm adlarının birer bırer anılmasını buyuruyor. Sevdiği kadının adı anılırken gene oabıı aımaya başlayan gencin, o kadını sevdi!ini, padişahtan !<endisi ve

70
~chı.ade {)ği unu

MtSI\EVI

.SJıRI-11

1

için. aman

aldıktan

o

kadınla buluşruruyor;

sonra anlauyor. Padişah, ÇO<:Uk meramına erişin­

ce

iyileşiyor.

Bu hikaye VI. yilzyıl (XII) şair ve mün~ilerindcn olan "Çhar Makaalc, sinde de vardır (Muhammed b. AbdUlvehMb-ı Kaıvin1'­ nin r.ıshih ve lüşiyelcriyle; E. j. W. Gibb vakfı. Leyden1910, s. 76 - 80. Ter~mesi; A. Gölpınarlı ; Isı. Univ. 'Tıb Tarihi Enst. Yayın. 1936; "Tıp İlmi ve Meşhur Hekıınkrin ı\lnbareti,; s.21 - 25). H ikayedeki hekim, meşhur İbni Sinfi'dır (42ll H. 1037). Bu hilkaye, 1bni Sina'run "KaanWı fi'ı-Tıbb, ında geçer (Çhar Makaa.le h:\şiyesı; s. ~H9 - 250~. Ancak orada hikAye ıa.rıında değildir; aşkın tedavi rarıı aolaulırken zikredilir. Gerek " Firdevs'UI Hikme, de, gerek "ÇhUr Mnkaale, de hikaye, kızın delikanlıya verilmesiyle birer. "Mesııcvi, de ise balayığın sevdiği güzel kuyumruyu hekim, bir ilAçla arıklaştırır, çirkınleşıırir, sonra da .zehirleyip öldürür. Bedi'uz-Zamao Furüzan-fer Niz~­ ml-i Gencei'nin (59 ı yahut 60ü H. ı !9·1, ı 209) " lskender-N&me" sinde de böyle bir hikftye bulunduğunu söylüyor ve hıkAyenin bulasasını veriyor (ı\1afthiz, s. 4-6). Padişah ;ok sevdiği bir gence bir CJriyc ''eriyor, genç cariyeoin aşkıyle dersi bırakıyor. Bunun <Sebebini ~nlayan padişah. bir hekime başvunıyo r. Hekim bir ilaçla cariyeyi arık, çirkin bir hale sokuyor, ,genç de ondan vazgeçiyon Mevlini'wn NizAnü ile de meşgul oldugunu ·'Divan, uıdan arılıyoruı:. Hnsıal.ığın anlaşılması tarzı, "Kalinun, da anlatılan ve ''Çhlir Maakale, de hikaye edilen tarzdadır. Soo kısmı ise "İskender-NAme, dekine benzer. Ancak ~ye, "A dostlar, bu hiUyeyi dinleyin, gerçekNızftmi-i Aruı:i-i Semcrkan..ıı'nııı

ten de bizim halimizi anlatır bu diye başlaması dikkati çekmektedir. Padişah bir halayığa vurulur, onu alır; fakat balayık da Semerkandü bir kuyumcuya a:şıktır; solup erimeye başlar. Derken illlbl bir hekim gelir, padişahla buluşur. Padişah, asıl maksat senmişsin der. Halayık da, halayığa aşık oluş da çok geri plllna düşer. Bu illlhi hekimin geüşi, padişabla buluşması. Tebrizli Şernseddin'in Konya'ya ·gelip, Mevlana ile buluşmasını hatırlatır. Esisen hiMyenin 143. beytinin sonunadek Şcmscddin birinci plandadır. 123 ve 112. beyitlerde de Şemseddin'in adı .geçer. Mevl5na adeta Şems gelince geçici aşı:tan gerçek aşka, zahitlikten arifliğe, maddeden manaya, ilimden irfana, ~ıklıktan mllşukluğa ı.ılaştığını, mevhum ve izafi
varlığının ı·okolduğu.nu anlatmaktadır.

47.
s(ıresinin

Mesilı, İs§

Peygamber'in {A. M.) lıi.kabıdır.

Kur'lıı-ı Kerim'in III. sOresinin (.~li İındn) 45., IV.

(Nisa') 157 ., ayru surenin 171. ayetlerinde

"Merycmoğlu Mesih İsA, , V. siiresinin (M§ideY 17. ve 72., rx. suresinin (Tevbc) 3 l. ayetlerinde "Mcryemoğlu

J\oieslh, diye anılmaktadır. IV. sOrenin (Nisa') 172., V., s\ırenin i2 .. rx. sOrenin 30. ayetlerindeyse yalnız "ı\1es!h, diye geçer. Mcslh sö,ü.nüil Süryancadan geldiğini söyleyenler olduğu gibi Arapçada bir yere, bir şeye el sürmek maniisına "mesh, ten geldil;>ini s()yleyenlcr de vardır. Yeryü.zü.nde fazla gezdiğinden, yağla meshedilmiş olarak doğduğundan, YahyA Peygamber (A . M .} carafından

suyla

vafriı edildiğinden

bu IS.kapla

aıulmıştır

diyenler

ve bu ·sözün İbranca'dan geldiğini söyleyenler de vardır (Mufradiit; s. 46i - 4-68). Anadan ı.:utlu olarak, bereketlc

MESl'\EVJ S.ERHI 1

suçlardan annmış olarak doğduğu, zeytinyağıyla insanlan me5thettiği, körlere, hastalara eliyl"'" dokunup sıvazladığı, böylece körlerin gözlerini açtığı, Iıastalıirı iyileştirdiği için bu adla anılmıştır diyenler, hatt~ doğunca Cebr311 tarafından kanadiyle mcşhedil­ diği için bu li\kapla anıldığı fikrini güdenler de vardır (Şeyh Elbi Ali Fadl b.Hasan-ı Tabrısi: Mecma'ul-lleyan; Şirket'ul Maftrif'il-İslftmiyye, ofseı bas. 1379 H . 1339 Ş.H. ll, s. 442 - 443). 48. "Tanrı isterse. , Bu sözün Arapçası "İnşa' Alllh, dır; bu söz, Anadolu'nıın bir çok bölgelerinde,. "Allah izin verirse, tartında T ürkçe söylenir. Kur'an-• Mecid'de XVIII. sCırenin (Kehf) 23-24. lyetlerinde· ''Ve hiçbir şey hakkında, bunu mutlaka yarın yapacağım. deme; ancak Allah dilerse yaparım de ve bir şeyi unutunca Rabbini an ve de ki: Umarım, Rabbi.ın benj bundan daha ziyade hayra ve doğruya yakın bir şey·e erdirir ve ba_şarı verir bana" huyurulmaktadır. Miifcssirler bu· ayetleri n iniş sebeplerini şöyle anlatıyorlar : Müseviler Kureyş boyuna, ona ruhü, Ashftb-ı. Kehf'i ve Zülkarneyn'i sorun; üçüne de cevap verirse: peygamber değildir; üçüne de cevap vermezse gene peygamber değildir; bu soruların ikisine cevap verir, . birine vermezse peygamberdir diyorlar. Kur·eyş uluları, Hı. Peyğamber'e, bu üç soruyu soruyorlar ;. Hz, Pcygan1ber yarın cevap veririm diyor. Fakat vahyin arası k lsiliyor. Rivayete göre ondörc giin vahiy gelmiyor lvlüşriklcr, Rabbi Mubammed'e darıldı, onuı terketti diyorlar. Nihayet, XCIII. süre (Puh") inerek All3h'ın, Hz. Peygamber'i hiçbir vakit ıerkeımediği,. XVIII. sürenin 23-24. ayetleri de inerek, h. r bue

meshedilmiş,

MJ::SNl.'VI S:ERH1 I

?3

,;usta, "Allah izin verirse, demesi bildiriliyor, sonra da bu ayetlerle aynı sO.redeki Zülkaroeyn ve Ashab•ı Kchf hakkındaki ayetler ve XVII. sOredeki Osra') < 'Ve sana rubu soruyorlar, de lti: Ruh rabbimin em<rindendir, zaten de size pek a:z bir bilgiden başka bilgi verilnıeQ.liştir, mealindeki BS. 5yeı iniyor. Döylece de iki soru tam cevaplandırılnuş, birisi hakkında da bu kadarCJk bilgi verilmiş oluyor (Kaad.i Dayz§vi: Envar'ütTenıil ve Esrar'üt-Te'v'il; İst. Mat. Amire-1285 H.II, s. 9-10). LXVIII. sfirenin (kalem) 17-33. §yetlerinde, Yemen'de, San'li'ya onilti mil :mesafede bulunan Sarvan bağ ve balıçelerinin, bir gerede kuruyup çoraklaştığı anlanlırken de, sabahleyin ınabsulü devşirmeye gitmeyi, yOksullara hiçbir şey vernıemeyi kararh!şuran bahçe sahiplerinin "Tanrı dilerse, demedikleri de 18. &yene beyan buyuruluyor.

49 - 50,

Mevldııft,

«Allah dilerse, sözünün

ağızdan

denmesini yeter bulmuyor, gönülden Allalı'a sığın­ mak gerektiğini, hatta gönlüyle Allah'a dayanan, onun iradesine bağİanan kişinin bu sözü demese bile, demiş sayılacağını bildiriyor; Allah'ın kudretine sığınmayan adamın, gönlünün kapalı, mühürlü olacağını anlauyor. Gerçekten de kendisini Tanrı kudretine veren, ona sıj;'1lllp dayanan kişi, irade kudretine, azme sahib olur ve dilediği işi, bu gayretle başarır; kendi kudretine ·giivenense çok defa husrana düşer. 53 - 54. Sirkencübin, Farsçada Sirkengubin sözilnün Arapçalaşmış şeklidir; Arapçada Sikencübin diye de ~öylenir. Engubin Farsça bal demektir; baUa sirkenin -ıkarışımından m~ydana gelen bu şerbet, yazın harareti ikesınek için kullanılır. Es !d beitimler bunun safrayı ·gidereceğine inanırlardı. Hekimler, "ahlAt-ı erbaa,

74

Mt:SNllVI

ŞiiRlll

1

dediideri safra, sevda, kan, balgamdan biri fazlalaşırsaı ınizacın bozulacağına inarurlardı. Siı:ke ile karışık balı şerberinin safrayı gidereceği l;annatindeydiier. Halk arasında "helii.e, denen "halile, büyük ve ince bir ağacın salkıma benzeyen ıneyvasıdır. Kururulan bu meyvanın Larineesi "terminalia, dır. Sarıs• ishali kesmek, karası mülayiınlik vermek için yu~ylurdu .. Bademyağı da yumuşaklık vermek için kullaıuhrdı.
yapraklı Kur'~n-ı Mccid 'dc "Bilmeı:ler mi ki Allah, gizlediklerini de bilir, fısıluyla konuşup aralarında gizli kalan şeylerini de ve şüphe yok ki Allah gizli şeyleri en iyi bilendir, buru.rulmakıa:dır (IX,

SB - '60.

onların

Tevbe, 78).
larım

H. surcnin (Bakara) 186. iiyetinde, mealen, "Kuisana beni sorariarsa bilsirıler .ki ben, muhakkak onlara pek yakınım, dua ettiği an du:i edene icabet e<lerim. Artık onlar da benim çağırınama koşsurılar, bana inansıruar da doğru yolu bulsunlar, buyurulmakta, VII. surenin {A'raf) 55. :l.yetinde, yalvarıP' "1kararak gizlice dua etmek eınredilınekrc, XL -surenin .,Jü'min) 60. llyerinde "Rabbiniz dedi ki: Çağırın beni, icabet edeyim size; ~üpbe yok ki bana kulluk etmekten, ululuk satarak çekilerıler, aşagılık bir halde cehenneme gireceklerdir" buyurularal; duanın icabet şartı olduğu bildirilmektedir. Bu bey.itlerde, zikredilen, ayedcrc işaret vardır.
69 - 72. Hayal, Lıakıykat karşılığıdır; gerçekte olma" yan, muhayyile tarafından zihinde beliren, bir sebeplegöze gürüncn şekiliere denir. HiHil. ilk gece pek ince olduğu için her göz görçmez; görülse bile hayal gibi görünür.

Ml~~EV1

SF..RHI J

Mevhum varlığını bırakan,. bu guuun deyimiyle 'ferdiyetinden, benliğinden, beuciliği.nden ge<;en kişiyse, ~endisi için yaşamaz, on. n bütün varlığı, balkuıdır; u •o, Hz. Mulıammed'in (S.M.) ahlaktyle ahllklanmışrır; varlığı !lemlere rahme.tolınuŞ.tur. Hz. Peygamber (S.M.) "Yüce Allah'ın öyle kulları vardır ki Allalı onl1ll'ı, insan· ların ihtiyaçlarını gidermeye memur etmiştir. İı:ısanlar ihtiyaca düştüler mi, onlara sığııurlar; onlar Alla b' ın .azil bından emindir ler, buyurmuştur (Cami'; ı, s. i8). Bu çeşit kişiler, görünüşte vardır; fakaı varlıkları,. kendilerinin alınadığı için hayale beıızetilebilirler, Alem .de Allah'ın hükümlerinin, e5erlerinin, kudretinin, hikmetinin aynasıdır; iki yoklu.k arasında bir varlik gibi göriilür, 5deta hayaldir. Görünüşte vardır ; gerçekteyse yQktur. Halkın barışı, savaşı, övünmesi, yerinmesi birer hayalden ibarettir. i2. beyitteyse bu hayallerin, erenlere tuzak olduğu ve Tanrı'nın gülbahçesindeki ayylizlülerin ışıklarının vuruşundan başka bir şey olmadığı bildiriliyor. Esma yoluyla yol alma!< isteyenler, Esmii'nın verdiw zevkle, o zevke düşkünlükle hayallere dalar·l ar; rüyalara kapılırlar, keşiflcre, kerametiere ebemmiyet verirler. Fakat ehemmiyet verdikleri şeylerin hepsi d. e ' Tanrı'nw gülbahçesindeki ayyüzlülerin ışıklarının vuruşudur ancak. Maksaısa, o ayyüzlülere kavuşmak ·değildir. Bunların ze. klerine dalanlar, gerçeğe ulaşa­ v ·mazlar; hatta kendilerinden kerarnetler zuhur ettikçe benliğe bile düşerler; bu yüzden yoUarından kalırlar; hatta Tanrı kapısından bile sürülebilirler. Müsemmft 'yoluyla yol alaniarsa aşkı ve cezbeyi kılavuz edinirler; o -cezbenin ateşiyle varlıklattDJ yakarlar; maksada ulaşır­

Jar.

Bu beytin mazmıınunu bir başka tarzda da anlamak 'tllümkündür :

76
Bazı Allah'ın

ıı.ıı:SNF.V I S~R tll

1

olan

sM'!kr, ilemdeki güzelliği, mutlak güzellik. teceUisi görüp güzeller<:, biUıassa Yl!ııani gelene~e uyup k§mil güzellJ~in mazharı olao gençlere bağlanmışlardır. MesclS tvbadeddin-i Kirmani (634 H. 1237) ve Fahr<:ddin-i lrak.ıy (688 H. 1289) bunlardandır. MevHlzrl ve Şeınseddin, bu D(Ş'<:yi d e bir ba~, bir nıza k görmekte ve bunu, hiçbir vakit tasvib eırne­ mektedir. Şemscdd in, Bağdaı'ta rastladığı Evbadeddln'c ne dlemdcsin diye sormuı, o da, giizellerde. mutlak güzelliğı seyrediyornın manasını kastederek öşyle cevap vermişti: Ay'ı leğende

seyr edlyorum.
ka11ılık,

Şemseddin

bu söze

boynunda

çıban ı·oksa

ne diye

göğe bakmıyorsun, onıda görmlıyorsun diı·or.

(Manakıb'üi-Arifin ; metin, l.s.616). Mevlana'ya E,•Jıt­

dcddin gençleri severdi, fakat bir kötülüğü yokm dendida bu huydan geçseydi , sözüyle baline gelen duyguların fenalığını bildirmiş, ruhi bir haleti anlaımıştı. Gene Mevlllıı&. ı:,•hadedin. alcmdc kötü bir miras bıraktı, onun vcbnli kendisine aid olduğu gibi o anıeli işleyenierin vcbali. hem kendilerine, hem de onadır buyurarak bir hadise işaret etmişti (ayw , s. 616, 439 - 140. Evhadeddin hal:.kındaki bu iki rivayet, "Na fohat'ül-Üns, te de zikrcdiklekıcdir;
ihıibas ği :uınııııı, keşke olsaydı

Liimii

ıcrc. FüıOh'ui-Müoihidio

Mü~Ahidin; İsı. 1289, s. 659. 663. Fahreddin için aynı

li ıervilıi KulCıb'ii­

kitaba b.s. 671 - 674-). Mevllloii Tanrı'nın gülbahçesindeki ayyiizlülcrin ışıklarının aksi olan ve erenlere tuzak kesilen hayalleric bunu da kastetmiştir sanıyoruz. 77. Ömer ikıncı haüfedir. Müsliiman olunca İslam . kuvvet bulmuşru; buna işaret edihnekıcclir

MESN~\'1

SERl-ll 1

77.

78. Edep, ıopluınlara, zamana, mekana nispetle ciayer edilmesi gereken rüsüm ve Adetlerdir ki bunlan ,göıeınıek, gözetenin mevldini, şahsını yüceltir. H-t. Rastıl-i Ekrem (S.M.), "Rabbim beni edepleodirdi ve edeplendirmesini de pek güzel bir hale getirdi, buyurmuşlar ':EvlMıwzı...ii). huyla edlli~n :._P~Y._!i~l::!~­ ':Okumalda. Çünkü Kur'an okuyanlar, bilenler, başka "f:ıir gölge olmayan kcyaiiletğiiôUnae, peygamEierlcr y e seçilmiş kişileileoefiıoerAlla61 ıiı manevı gÖigeSiiide :gölgelenirler;, ·deı!llŞler-ılir fCauıi'; ı; s. 12).
İrfan şeyin bir

~-izin ~ı:/.&..E.!!un Ehlibı;f}'t'.i!JiJL$Yg~si Yc.Kıır'fuı.

ebiine göre herşey, edeple düzene girer; her.edebi vardır. Büyliğe saygı, küçüğü esirgeyiş, kadrince hürmet, haır§ cansıziara bile sevgiyle muamele gerektir. ibretle ba..l(mak, hikınetle söylemek, nefse uymamak,. haddini bilmek, u lulanmamak, kimseye körü ınuanıelede bulunınamak, gönül k.ırlmamak, bilgiye, :kudrete güvenmeme!<, ·kendini iiiemin merkezi, ınihveri saymamak, kendisi için dtğil, halk için yaşamak, kimseye yük olmamak, aksine herkesin yükünü yüklenmek, -cdebin başlıcalarınc!andır. Son devria en büyük slıfi$( Seyyid Abdüll.<adi<-i Belhi_(l341 H.il923 M), "El Ya!ışı, biz yaınao; el torba, biz saman, ve "Yar ol,_ _l?!f_. olına. gill oJ';- 115:: olma, ~2.YY~~Arif, "Rabman'.ı.n kulları övlesine kullardır -ki yeryüzünde gönül alçakhğıyle ;ü; ürler ve bilgisizlier, onlara söz söyleyince, sağb.k, esenlik size, diye cevap verirler. Öyle kişilerdir ·onlar ki gecelerini rablerine .secde ederek, onun buı:urunda k.ıyamda bulunarak

gcçirirlcr. Öyle kişilerdir onlar !;i rabbiıııi~ llçrlçr,
:savuşıur

cehennem azabiDI b>ıdeıı; şüphe yok ki

,.

MES....,tVI

ŞJ!;RHI

l

onun habı dainlldir. Gerçc.ktcn de orası, kara.r edilecek ne kötü yerdir, durulacak oc kötü yun. Öyle kişi­ lerdir <:~olar ki yoksullara birşey verince ne israf ederler, .ne de az verirler; iltisinin ortasını bulurlar. Öyle ltişi lerdir onlar lti Allah'la beraber ba~ka birine kulluk etmezler, haklı o.lmadıkça Allah'nı haram etti@ bir cona kıyıp kimseyi öldürmczler ; zin~ eı:mezler ve kim bunlan yaparsa cezaya u~rar. Kıyamet günündeyse kat kat arttırılır az4bı ve ,bor bakıyr bir halde edebi olarak azapta kalır; ancak tevbe edip inanan ve iyi iş­ lerde bulunan müsıes~. Onlar o çeşit kişilerdir ki Allah körülülderini iyiliklere ıebdil eder onların ve Allah suçları örtendir, rabimdir. Kim ıevbe eder ve iyi işlerde­ bulunursa şüphe yok ki o, Allah'a revbesi kabul edilmiş olarak c!öoer. Öyle kişilerdir onlar lti yalan yere. tanık­ lıkta bulunmazlar ve suç yapılan yere uğrarlarsa, oradan, suç yapmadan ve yapılan suça razı olmadan geçiP' giderler ve öyle kişilerdir onlar Id Rablerinin delilleri aruldı~ı, Kur'an okunduğu :ıııman, sağır bir halde, körü l<örüne yerlere kapanmazlar. Öyle kişilerdir onlar ki Rabbimiz derler, eşlerimizden, soylarunızdan, gözlerimizi aydınlatacak kişiler ihsan et bize ve bizi, çekinen· !ere kılavuz kıl, rne~Jindeki ayeı-i kcrimelerde övüleo kişilerdendir (XXV, Furkao . 63 - 74).
Ildeb~ çok büyük bir cbcnımiycr
dergilhlarında, evl~rinde

ve(cn

~iıfileıin

görülür bir yerde mutlaka "Edeb yahU, yazısı yazılı bir Jcvha bulunurdu. 80-82. " Ahd·i Auyk, te, lsrailoğullarına, çölde

40

da yufka ekmeğille benzer bir nesnenin rııık. olarak verildiği, bunları yiyerek geçindLideri anlaulır
ballı

yıl, akşamları bıldırcın kuşlarının, sabahlan

MfSNEVI SSRHI 1

(Huri\c bab. VI). Kur'an-ı Mecld'dc Il . ~;ırenin 57. ayetinde mealen "Bulutla gölgeleııdirm.iştik sizi. Rızık­ tandırdığııruz şeylerden yeyin diye kudret helvası ve bıldırcın indirmiştik. Onlar zulmii bize etmediler, kenn dilerine ettiler, buyurulmakradır. Gene aynı silreni. 61. ~yerının meali şudur: "Bir zaman dcmıştıruz ki: Ya Musa, biz bir türlü yemeğe dayanamayız. Rabbinden bizim için iste de bize yerin yetiştirdiği şeylerden versin; yerden ycşillik, kabak, sarımsak, mercimek, soğan bitirsin. Musa demişti ki: Daha hayırlı olanı, ondan daha aşağılık bir şeyle değiştirmek mi istiyorsunuz? Mısır'a inin, orada dilediğiniz şey var. Üzerlerine aşağılik ve yoksulluk çullanrruşıı, Allalı'ın da gazebille uğradılar ....,,

83-87. "Ahd-l Ccdld, de, tsA Peygamber'in

(A. M.)
yurduğu, lır

beş

ekmek, iki

balıkla,

boşbin

kişiyı

do"

anan ckmcğiın \İC oniki küfe olduğu anlatı· (Matius, XIV). Gene aynı kitapta yedi ekmekle birkaç tane küçük .balığı dörtbin kişinin yediği, artan ekrneğin de yedi zeınbil olduğu söylenir ! XV). Kur'an-ı :v1edd'de ise Havarıyyun'un lsa l'eygamb;:r'e (A.M.) Tanrının gökten bir sofra indirmcsinı dilediklerini, ondan y~yip tam bir in~ca ulaşmayı istedikleri, bunun ılıerine lsa Peygamber'in dua ettigi ve sofranın indiği beyau buyurutmaktadır fV, Maide, 112-114). 8fl. "Beş şeye karşılık beş şey var : "Bir topluluk alldini boıdu mu Allah, düşmanlarını onlara musallat eder . Tanrı buyruğu.o.dan ayfı buyruktarla hükmederlerse içlerine yoksulluk yaytlır. Kötülüğü yayariarsa içlerine. ölüm yaytlır. Ölçeği, terazıyı hileli ölçer, tarıar-

:ao

MES.S!Vl $ERU1 1

larsa bitki bitmez, kıtlık olur. ZcUı vemıezlene de yağ­ mur yağmaz. , (H adis, Cami', II, s.5)
''Yağmur yağmadı mı, ın işlerdir. Vebnnın yayıldığını çoğaırruştır.,

bilin ki insanlar

ze~tı

menet-

Allah da kanodakini onlardan menetmi~tir.

gördlln!iz mü de bilin ki zina (Hadis, Ffiıih'ul-Ebyat, s.l 2)

9 1-92. Güneşin tutulm ası 'nın, edebe riayet edilmemesine bağlanması şuna işaret olsa gerektir: Ay, -dünya ile güneşin arasına girince ayın gölgesı. dünyaya düşer, güneşin bir kısmı yahut hepsi görünmez olur; bu, Ay'ın edebe riayet etmemesi suretiyle tevcilı edilmiştir. A:ıaıll, Şeytan'ıo adıdır, ululanması. kendisini inete uğrJ· .büyük görmesi yüzünden etnre uymamış, H mıştır. Mcleklerse buyruğa uymuşlardır; esascn onlar. " Allah ne emreniysc: isyan eımeıler ve emred.ildikleri ·şeyi işlcrler. , (LXVI, Tahrim, 6) Azllzı1 adının Arapça olduğunu, Silrya nca bir nd bulun dugunu söyle)•enler vardır (Hüseyin Kizını : "Türk Lügao , c. Til, Isı. Maarif Mat., 1943. s. 503).

96. " Sabtr genişliğin anahtartdır; kötülük· ·lerden çekinnıekse ebedi bir zenginlik, hadisine işaret ·edilmektedir. (Munavi : KüoOs'ili-Hakaaık; Cami'· us.Sagıyr haşiyesinde. II, s. 103).
99. Mücte ba, Seçilmiş, Murtaz§, raıı.lık kazanmış manAlarma gelir. "Kaza geldi ıni fe:ıi daralır, sözünün Arapçası, Arap dilinde a111$öıü olarak ltullarulagelıniş

klAsik

doğu şürine girmiştir.

Bu ve bundan sonraki '

<beyiı Arapçadır.

M E$SEVl $U.HI t

8L

100. " Toplumun ulusu, Onlara biZJllet edendir;
şu veren de en son içenidir,. ve "Seferde toplumun ulusu, onlara hizmet cdenidir, onların hizmetine önce koşanıdır; içlerinden hiçbir\, şebid olmaktan başka bir arnelle onu geçemez.; ondan üstün olamaz, ınealindeki badis-i Şcriflere işaret edilmekıedir (C~mi', ll, s. 29). Beyrio ikinci mısraı ndaki "bundan vazgeçgeçmezse vay haline, sözü XCVI. surcııin (Atak) ı:ı. iiyetinden ahnrnışur.

topluma

105.

Be:,-ıin

ikinci ırusraı Arapçadır.
güneş

110 . Usturlab, Yunanca bir sözdür ;

terazisr

anlamına gelir. Üstüne gök küresi ve yıldı:ı.lar resınedil­
miş, dairenin döme biri kadar ka4ncn tahtadan yapılmış bir alcttir. Üstünde ucu kurşunlu bir ip vardır. Yüksek

bir yere konur, bu ucu

kurşunlu

ip bare!<:et ettirilir.

Örümcek anlanuna gelen ''aııkebuı, adı verilen bu ip, güneşin hiıasına getirilince güneşin öbür yıldızların bulundukları ı·er tesbir edilmiş olur. Zeval vaktini ve saati de gösterir. Usıurlab nasıl güneşin, i~tdızların bulunduklan yerleri gösterirse ~k da ınAııa güneşinin, sır yıldızlarının yerlerini bildirir.

•·e

ll 1- 132. lrfan elıline gör e ıı şk ikidir : Medıl, yJni geçici. hakıykıy, yaııi gerçel>. Geçici aşk, bir glizele
gönül vermek,
oııa

vurulmnk ur;

Ba~ka

bir

deyımle kişiye

bütün

iştiyak duygularının, ihıins

ve şebveıie bir

h:ısrcdilınesidir. Aşık, sevgili ni n ayıplannı, kusurlarını

göl'lnez; yapoğı körülükleri iyilik sayar ; zulmünü iltifat kabul eder; onu kendisinden bile kıskanır. MevlanA' nın dediği ve eski hekimlerin kabul ettikleri gibi aşk, insanı karasevdaya, intibara kadar sürükler. Es!\i ler. aık
1 ;-.

o

:sı

basıa!Jğuun ilacını. sevenin başka bir aşka düşmesi, yahut seyahate çıkması olar.ılc kabul eımişlerdir.

da, tatmin fikrı olmadıkça çüukil onlarca aşk ; aşıkın gözUıı­ .den bütün varlıkları, gHnlündeo bütün isteklerı sürer, çıkarır; aşıkın gözünde sevgiliden başka bir varbk, gönlünde, ondan başka bir istek bırakmaz. Bu, mecAz! olmakla beraber birliğe bir hazırlıkıır. Bu S'ÜZ<!en de "Mecaz, hakıykatin köprüsüdür, deınişierdir. Aşk, şarap gibi ınsanın ıç duygularını dışa '-urduruc. Kötü duygulu kişi, engdlerine düşman olur, cinayetlere kapar sürüklenir; iyı yetişmiş, ıyı huyları tevarüs eımiş kişiyse, insanlara, hayvaniara karşı merhaaıeı, esirgeyi1 duyguları)'le duygulanır; sevgilinin baktığı, gördüğü, duı·­ dugu, konU!jnıgu. gezdiği berşeyt, herkesi sevmeye başlar; her yerde herkeste, ber varlıkra onu görür, onu izler. Bu duygu ıckcmmül edince güzelden gü.ıel­ lere, güzellerden güzelii~e, ınsanlığa ve dünyaya yayıi­ mağa başlar; böylece de se,•gili, ~ıkın gözünde, gönlünde bir sembol kesilir; hilkau, bilkaneki hikmetleri kud'Cetleri görmeye, yaraulanı sevmekten, onda fani olmaktan, yaratanı sevmeye, onda f!lni olmaya yönelir. Işte bu yöneliş, geçici aşktan gerçek a~ka ulaşmaktır; Geçici aşk, burada bir köprü mahiyetindedir. N!z~ml ve Fuzull, ·'LeylA-N~ıne,. lerinde bu a.şkın safhalarını pek GÜzel belirtmişlerdir. Mevlin§'wn, « A~k, ister bu yandan olsun. ister o yandan; sonunda o yana kılavuzdur .bize, beyti, bu inancı ,bu ıel4kkiyi dile geı:imıe.kredir. "Kim işık olur, aşkını gizler, temizlikten ayrılmaz, il<ötülük cımezse ölünce ~ah adet mertebesine erişir, ımeaünde İbnı Abbas'tan bir hadis de rh'ayeı edilmiştir ehli,
hoşgörmüşlerdir ;

hfaıı

geçıcı aşkı

MF.SNEVJ şı:RHJ 1

(CAmi', II, s.
maktadır.

ı6:,);

113. beyit bu hadisi de

hatırlat­

Burada aşkı, bir keınru, hana geçici aşkı, gerçek aşka· bir köprü olarak kabul eden ariflere karşı müteşerrianın, aşkı bir hastalık, bir noksan kabul ettiklerini, mababbetle aşkı birbirinden ayırdıklarıru. aşk sözünün Kur'ôo> bir söz olmadığım siıJilerce bir tenm baline getirildiğini de söylcdiklerıru kaydctmcmıı gerektir (Hacc AbbbAs-ı Kum.ınl: Sefinet'ül-Bıhiir ve l\o.lediner'üi-Uikcmi ve'lAsdr, Nccef; 1352- 1355 H. Taş bas. Il, s. 197-198).
116. beyine, aşkı gün~c benzetmekte, gün~in varlığına delil nasıl giln<ışso. aşkın da aşka delil olduğunu­ söylemekte, bundan so nraki beyine bildirerek "Rabbinin işinı görmedin mi? Nasıl da gölgeyi uzartı, dilcseydi onu sakin eder, uzatıp kısaltmazdı elbette; sonra güneşi delil ettik gölgeyç, sonra da oıııı yavaş yav~ş, gizliçe kendimi- e çektik, aldık, ayet-i kerimelerine işare~ z eylemektedir (XX V. Furkan. 45 - 46). 118. beyitıe LIV. s(irenin (Kamer), <<Yaklaştı kıya­ met ve yarıldı ay ve o nlar bir delil gördiller mı yüz çevirirler de sürüp giden bir büyü derler" mealindeki l-2. Ayetlerine işaret olunuyor. Hz. Muhammed'in (S. M .). işaretiyle Ay'ın ikiye bölürunüş göründüğüne dair hadisler olduğu gibi kıyametin, kesin olarak kopacağını bildirmek için ayette muzari yerine miizi sıygası kullanılmıştır deyenler de vardır. Kıyamet her an kopmaktadır; kdinat-bütün cüzüleriyle her an yeniden yeniye yaratılmakta, bir an önceki iilem yokluğa geçi? gitmektedir. Kıyamet-i Kübra ise biitün kiiil3ruı yokolup ilahi saltana tın, ahiret aleminin zulıurudur. J20. beyine güneşi tek farzetmelerinden de ardaşılıyorki

MES~..EVl

SfiUU C

maksatları hakıykaı güneşidir; gerçek yokulunun gölgeye benz.eyen varlığını rok eden güneştir. Esir, esitilere göre ay göğüDün alonda, hava küresinin üstünde olan ateş kliresidir. Şimdi,havanın bulunmadığı yeri dolduran, havadan liitif bir kuvvetli vusator ki ışık, bu vnsat ile gelir. 123. beyitıe Tebrizli Şcınseddin'in adını anarak gtincşıen neyi ve kjnıi kastettiklerini açıkl2.makıadır­ lar. 125 . ve 13l. beyitlcrdc "cnn, diye anılan. Çelebi Husameddin'dir. 125. beyine Yusuf Peygamber'in (A. M.) kmasına da işareı vardır.

Yakub Peygamber'in

ıA.M.) oıuki oğlundan birı

de

Yusuf'm. Yusuf

rüyasında aı•la güneşin,
karşı

onbir

yıldiıla

yere kapandığııu görmüş, ruYakub, kardeşlerone söylememesini. kendisini kıskamıcaldarını bildirmiş,. fakat Yusuf dayanarnayıp siiylcmişıı. Kardeşlcrı, babaları­ nın, Yusuf'u çok sevmesinden kıskançlığa düşmüşlerdi; bu rur• kıskançlıklarını d:ıha da arnırdı. Babalarına Yusuf'u bizimle gönder, oyoayahm. geıınelim dediler. Yakub, korkarım, onu kuıı yer dedı. Onlar, b iz varkrn nasıl oluı bu iş deyip izin aldılar. Sehirden açılınca , a yalan ruya gören diye onu boriadılar; öldürmeye karar verdikleri halde içlerinden biri, öldürmeyelıın, bir baıtal kuyuya atalım dedi. Bu sözü kabul ettiler, ; Yusuf'u bir battal kuyuya attılar. Evvclce soydukları gömleğjni de kana bulayıp oğlayo ağiaya babalarına götürdiller ; biz oyoarkeo, Yusuf' u elbisemizin yanında bırakmıştık; bir kurt gelip onu yemiş, inanmazsan işte gömleği dediler. · beraber kendisine
yasııı, babasına anlaımıştı.

Kuyunun yanından geçen bir kervan, i~de su var sanarak kuyuya bir kova saldı; Yusuf ipe yapışaralc

M6SNEVI SfRHI 1

85'

Bunu duyan kardeşleri kervana ulaşıp bu, bizim isyan etti, biz de onu kuyuya atuk, isterseniz sntarız dediler. Yusuf'u değersiz birkaç puta sarıp gittiler. Kcrvan Mısır'a varınca Mısır'm mali işlerine bakan 1.at onu satın aldı. Fakat Yusuf pek güzel olduğu• için karısı, ona gönül verdi; kendisini arzetti. Yusul kabul etmeyip kaçarken arkasından koşup eteğine yapıştı, etek yırulılı. Bu sırada kocası, kapı yanında belirdi. Kadın kendisini ıemize çıkarmak için Yusuf'un· kendisine saldırdığını söyledi. Birisi, Yusuf'un eıeği önde cı yırtılınışsa dedi, kadının sözü doğrudur ; fakat arkadan yırtıldıysa Yusuf haklıdır, kadın yalan söylüyor. Mısır kadınları, dedikpduya ba~layınca da o kadın, Mısır kadınlarını çağırdı, her birerine birer rurunç, elma ve birer bıçak verdi. Sorıra Yusuf'u çagırdı, kadın­ lar YuSlif'li görünce h§şa dediler, bu insan olamaz, kadri yüce bir melek bu ve meyva soyuyoruz diye ellerini doğradılar. Kadın, görün de bana hak verin dedi. Kocası, Yusuf'un suçsuz olduı;unu bildiği halde dedikoduyu önlemek ıçin onu zindana atıırdı. Zındandn Firavun'un şerberçisiyle ekmckçisi de rruılıpustu. Her i!Osi de bir gece ruya görm~ler, Yusuf'a yordurmuş­ lardı. Yusuf önce onları imana davat etti; sonra Firavun'a sunmak için kqseye üzüm sıktığını gören kişiye, sen kumılucaksın, eski hiznıctioc döneceksiıı, o vakir b~ni:n suçsuz olduğumu haıırıaı dedi. Eknıekçi, başında; ekmek dolu bir sepet göıürdü!ıünü, kuşların gelip başındaki ekmeği yedilderini görmüştü. Ona da sen asılacaksın. başını kuşlar diclecek dedi; dedikleri de çıktı - Zındam!an çıkarıl:ın şerbctçi, Yusuf'un sözünü. u:ıunu ; Yusuf da ı:am yedi 1·ıl zındanda kaldı. Yedi yıl SJnra Fir.ıvun, ruyasında yedi arık ineJin yedi semiz inegi
kulumuıdu,

çıktı.

:86

M U.'Irvı

$E~HI ı

yuıruğunu, yedi y~il başaıda yedi kuru başağı görmüş­ ri!. Düş yorucular, bu ruya, mide dolgunluğundan

dediler, düşü yoramadılar. Şer­ Yusuf geldi; Firavun' a söyledi. Padişah Yusuf'u kıtlığa çare bulmak için Mısır hazinelerine memur etti. Yusuf, bolluk olan yedi yılda zahire biriktirdi. Kıtlık başlayınca halk, her yandan Mısıra gitmeye, Yusuf'a başvurup zabire alınaya ba~ladı. Bu arada Yusuf' un kard~leri de zahire almak için M.ısıra geldiler; yalnız içlerinde, Yusuf'u öldürıniyelim diyen kardeşleri yok~u; Yakub, Yusuf'un sevgisini ona \'crmişti. Yusuf, kardeşlerini rnnıdı; başka kardeşleriniz ''ar mı diye sordu. Bir tane daha var, babamızm yanında kaldı dediler. Yusuf, bir dahaki scferde onu da getirme.zseııi:.: size bir ölçek bile zahire vermeın. dedi; çuvallaru:ıı doldurtıu ; gizlice zahire için verdikleri parayı da çuval·lnrının içine koydurdu. Ikinci sefer,' o karde}lerini de babalarının izni ile alıp gittiler. Yusuf, kendi şerbel ıasın onun çuvalına koydurrup giderlerken, durun, içinizde hırsıı var diye bs&ırtn, Önce öbürlerinin çuvallarını arattı; en sonunda tas, bı,ı sefer getirdikleri kardeılerinio çuvalında bulundu. Yusuf, töremizde dedi, hırsızlık eden ıutsal' olur; hadi siı gidin, o bizim ·ıut$ağımız. Kardeşleri, içimizden birini tutsak et diye 1 . yalvardılarsa da dinlemedi. Babalarına gidip işi anlatnlar. Yakub sabretti. Bir zaman sonra gene zalıiresi.ı: kalıp 1\>Usıra vardılar; Yusuf'a yalvardılar. Thısak olan .kardeşleri, Yusuf'un yanındaydı. Yusuf, kendisini kardeşlerine tanıttı. T evbe eıtilcr; Yusuf, hadi dedi, bu gömle:limi alın da babama götürün ; hepiniz de buraya geli n. görülen
beıçinin aklına

rayalarından

ı.as.NM

SERlll 1

87

sonra o kadar göremez olmuştu. Kftfilc Mısır'dan ayrılınca, Yusuf'un kokusunu duyuyorum demiye başlanuştı; gelip gömleği getirdikleri zaman yüzüne gözüne sürmüş gözleri ·görmiye başla­ mıştı. Hep beraber Mısır'a gittiler. Yusuf'a karşı anası, babası, kardeşleri yere kapandılar. Yusuf, işte gördüğiim ruya çıktı dedi. Yusuf'u öldüruneyen kardeşinin adı "Ahd-i Atıyk, te Raobin' dir; sanır.ınsa Yahüd5'dır. Müslüman kaynaklannda öldürtnıeytn kardeşinin adı Bünyamin'dir. Aziz denen maliye memunınun 1.cvcesinin adı ZeliM'dır. Rivayete göre zevcinin 1\lüm(lnden sonra bu kadın Yusuf'a varrnışur. Yusuf kıssası, "1\hd-i Atıyk, te " Tekv1n, kısmının XXXVI-L bablarında geçer. · Peyı;aınberlere çeııitli iftiralarda bulunan bu mubarref kitap, Yusuf Pcygamber'i, · zalıire verirken Mısırblaon topraklarını alıp Firavun'a maletınekle, hana sonuoda kendilerini de köle -olarak satın almakla suçlar. Kur'an-ı Mecid'de bu çeşit şeyler yoktur ve XII. siıre "Yusuf., süresi diye anılır, "Kıssaların en güzcli, diye övülür. "Can, Yusuf'un gömlej!inin kokusunu duymuş, ·demekle Mc·vlan~, Yusuf kıssnsındaki gömleğin Yakub'a ·götüıiilmcsini. onun gözlerinin. açılmasını hatırlatıyor. Doğu kl~sik edebiyatınd~ Zelih§ {İranhların deyimiyle Züleylta) aşk, Yusuf güzelük sembolüdür. 128. beyine "Allahım, gazebinden razılığına, azabından bağışlamana, senden nııa şı~ım ; seni övemem ::'lben; sen kendini nasıl övdüyseo öylcsin, hadisine işa­ <ret vardır (CAmi', I, s. 50).
a~amıştı

Yakub, Yusuf'un

kayboluşundan

ki

göılerine

ak

düşmüş,

1

1
88
MESNEVI
ŞF,RHJ

1

132-1 33. S(tfl, tasavvufeblidemektir. Bu söz, Kur'bı' da geçen sözlerden degildi<, " Ailah'la onırııp kalkmak isreyen, sof giyenieric düşüp kalksın,. mealinde hadis olarak nakledilen söz de uydurma hadi:slerdendir (Süylltl : El-L:ili'l-Masnu§ fi'1 ·Ahadis'il-M:ıvıOiı, II~ ı\1.ısır-E4ebiyye Mat. 1317, s. 142). Sof giyinmek hakkındaki hadisler de uydurmadır (aynı, s. 142-143).
Tasııvvuf ebli bu sözün Arapça bir kökten geldiği rivayetlerini anlattıktan sonra bütün bunların, Arapça• . üretim ksidelerine uymadığıru da söylemek zorunda kalmışlardır. Bu mesleği seçenlerin, sof, yani yün elbise giydiklerinden, Hz. Peygamber (S.M.) zamanında, mescidin sofasında yatıp kalkan ve kendilerine ..Ash5b-ı 1>'uffa, deneniere uyauklarından, okun bir yana sapması­ na, insanın bir yana eğilmesine suvOf dendiğine göre bunlarıo da dünyadan yüz çevirdiklerinden., safaya, y!ni kalb temizli.ğinc, ihlasa crdillerinden, manen ilk safta buluoduklarından, tertemJ:ı anlarıuna gelen Safavi sözü konuşmaya ağır geldigi cihetle b u· sözün s(tfl'ye çevrilmesinden, kırlarda, çöllerde biten s(ifıi.ne denen oebatla geçinenler gıbi çöllere düşüp riyazau adet edindiklerinden, cAhiliyye devrinde Sufio~ullan, kendilerini Ka'be hizmetine vakfcttikleri gibi bunların da kendilerini Tanrı'ya adadıklarından kendilerine sOfi, mesleklerine tasavvuf dendiğini söyleyenler olmu~sa da gene bu rivayetleri sıralıyanlar, bu tevcihlerin hiç birini Arapça üretim kaidesine uymadığ!Dl söylemişler­ dir · (Kuşayrt: Rid le; Bulak • 1284-, s. 164; Taarruf' li Me~hebi Ehl'it-Tasavvuf, Mısır-1933, s. 5; Avarif' ulMaarif; İhya haşiyesinde; c. I, s. 233; N afahôt terc_ s. 82 ve devamı).

89
T asavvuf sözü Yunanca "Sofos, sözünün Arapçaya "SOO, de bu mesleğe mensub olanlara verilen bir ad olmuştur. Nitekim "Kcl§ m, da, Yunanca '<Logos, sözünün tercemesinden .başka bir şey değildir (Ferit Kaın : Vahdet-i Vücild; Mat. Amire- 1331, s. 76; Şemscddin Faıni: . Kaannıs-ı Tilrki; Tasavvuf ve Sufi rnad.). Sufiler, tasavvufu ve SUff'yi söz bakunından değil, gaaye bakımından ·Çeşitli suretierde tavsif ve tarif etmişlerdir. Bu tariflerden biri de sUfi'n in, ''Vaktin oğlu, olması, dünle, yarıola muka~-yeı olmamasıdır. Melametilerden Ebii-Hafs'ulHaddad (264 H. 877), "Tasawuf edepten ibarettir; her vnkte ait bir cdep vardır; her makama ait bir edep mevcuttur. Kim içinde bulunduAu vaktin edeplerine riayet ederse erler derecesine varır; edebi yitirirse yaklaşmak istese de uzaklaşır, kabul edilmeyi dilese de reddedilmiştir, demiştir (A. Gölpınarlı: 100 Soruda Tasavvuf; Gerçek Yayın Evi, İst. 1960, s. 7-1 7; bilhassa ll s. ye b.). İlk sufi diye anılan zat, II. yüzyılda (Vlll) Şam civarında bulunan Remle'de ilk tekl<eyi kuran Ebu-H~şim-i KOO'dir (aynı, s. 16- 17).
ıuydurulmasından meydana gelmiş

·ku "Ao, ın hükmüne uyacağını anlatmaktır.

"SO.fi vaktin oğludur, sözü. süfi'nin içinde bulundu130. beside 132. beyit Arapçadır. 132. beyittcki " Vakit keskin bir .kılıçtır, sözü, atasözüdür ve daha ziyade tasawuf elıli tarafından kullanılır. "SUfi val,it oğludur, sö~üyle de -siifi'nin içinde bulunduğu vaktin hükmüne uyduğu .anlatılmaktadır. Geçmiş zaman, ancak zihinde me,•cuı­ ıur; gelecekse hiçbir \-akit tahakk-uk etmez; her an gc:ç·ınişe akıp gider; çünkü zaman durmaz. Bu ba!omdan ·O da mücerred ve zihni bir mefhumdur; hadiscleri. n

90

zihlnde kıyaslanmasından do[ıan •zamanın Jıakıykati,, içinde bulunduğwnuz "ln, dır. Alem her au, Tanrı, iradesiyle gayb Aleminden şebadct alemine gelmekte, gene bir an içinde, tümden gayb illemine gitmektedir ve yaratış ve yaratıl ış daimidir. Bunu, eski Yıman filo· filozofları, "Adam bir suda iki kere yıkanamaz, sözüyle· anlaımı~ lardı. Akan su, gelen su değildir ve alemde her şey böyledir. Ucu ateşli bir sopayı elimizde salla· sak, hızlı sailamamız yüzünden gözümüze, ateşten bir çizgi olarak görünür, oysa ki sopa, her an yerini değiş­ tirmektedir. Biz de iliemi değişıuiy.or sawrıı; oysa ki §!em her an yokolmakta, yeniden varlığa gelmektedir. Bunu bilen, daima "an-i daim,. içindedir ve içinde· bulunduğu ana uyar'; "SUfi vakit oğludur, sözü, biL gerçeğin ifadesidir. Buna karşılık bir de "EbU'l-Vakt· Vaktin babası, ıeri.ıni vardır ki bu, zamanı kendilerine uydurabilen, · iradeleri Tanrı iradesi kesilen tasarruf' sahlbi erenler hakkında söylenebilir (Kuşayri, s. 40-41; B. Firüzan-fer şerhl; s. 94-97, Sarı Abdullah'ın Şerhl; İst. Tasvir-i Efkilr Mal. 1287, I, s. 230-231).
çıkarsa vehimden doğan varyokolur; güneş semt-i re' se gelince gölge kalmaz. Gerçek varlık, mevbum varlığı yokeder. Herşeyi n, her varlığın Tanrı irade ve kuvvetinin eseri oldu~u bilinir ve bu bilgi, olu~ baline gelirse iıMi varlık ~!emi yok oiur_ !nsan bu makamda "fena-yokluk,, m ertebesine varır; kendi varlığıw da ~itirir. Fakaı bu mertebe, kemaL meneliesi değildir. Buradan dönüp her şeyi Tanrı. iradesinin, Tanrı kudretinin mazharı bilerek, her şeye, mc.rtebesine göre bakıp, o mertebeye Uyık muamelede: bulunmak gerektir. Kemru merıebesi budur.

139. Gerçek meydana

lıklar

ıtı;s:..;EVl

St:II:Uf 1

91

142. Burada

Şemseddin'in şahaderine

telmih

\'ardır.

167 - 170. Semerkand, mn10m

şehirclit.

Mevl!n4,

·«Fihi ını\-flh, te, Harezmşah'ın Scınerkand'i kuşatuğı "zaman, kendisinin o şehirde bulunduğunu açıklar <(tercenıcmiz; lst. Remz;i K. 195D, s. 14-8, satır 30-39). Scmerkand, 604-'te (1207) Hdrzeıı:ışdb tarafından kuşa­ omuştır (MevlAnA Celaleddin lll. Basım, İst. lnkılap K. 1959, s. 41). Bu bakımdan MevlAnA'nın bu yılda doğdu~nu söyleyenler yaoılmaktadırlar Kaod, Faf$Ça -şeker demektir; bu münasebetle Semerkand'i şekere benzeımektedir. Gatfer Semerkand'in en · marnur ye·riydi (FirMnfer Şerhi, s. 103-104). ScnAi de "Hadıyka, oda Kıır'an-ı Kerim'i Gatfer servisine benzeterek burarun ı;üıelliğiru anlatmış oluyor (Müderris Radavi bas. 1, s. 62, 1. bcyit).

176. "Dilekkrinizin
yardım

olmasına, onları

gizliyerek

edin; çünkü he:r nimet sahibine ha sed edilir. , ( Hadis, Olmi', I, s. 33)

181. Yürüyüp duran defioe, Kaa:ruo'un yere baran hazinesidir. Kur'An'ın XXVIII. s(lresinin ( Ka.sas) 76-81. ayetle~inde Kaarun'un hazinelerinin anahtarlarını güçlü kuvvetli onbeş kişinin götüremcdiği, yoksullara yardırnda bulunmadığı, herkesin ona bascd ettiği, sonun<ia Silrayının da kendisinin de yere battığı anlatılır. Bu ndanuu, .Musa Peygamber'in (A.M.) tey:ıesinin, ı•ahm arncasının oğlu olduğu rivayet edilrıUştir. Hazinesi halA da yere batıp durdu~ için ''Yürüyen hazine, dcfine., manasma gelen "Groc-i revA»., diye anı1mışnr. "Abd-i Anyk, te adı Korob diye geçer; bu adamla beraber elli kişinin, Musa Peygamber'e isyan ettiği, Tanrının da onları yere batırdığı anlatılır (A'dad, XVI,

9Z

1-32). Beyitte "Kerem sahibi, vaad edince vaadine vefa eder; vefa etmediği takdirde cxfa etmiş oluı:, mcillindcki Axapça arasözüne işaret edildiği gibi kerem sahiplerinin ihsanlarıntn da çokluğu, yürüyüb duran ba?:ineye· benzetilmektedir. 197. T arA.z, Çin sırurlarında bir şehir ve .Bedahşan'da bir il adıdır. Hem o şehrin, hem bu ilin güzelleri pek çok olduğundan doğu .l<l~sik edebiyatında güıeller, çevreyi ışıtan Tara.z muınuna benzetilir. Aym =andır ınisk'in en makbulü de TarA.z'dan getirmiş. 206. Bir renk
ucundt~n

meydana gelen.

aşk,

geçici

aşktır; gerçek aşka dönmeıse, sevgilinin gilzelligioin

geçmesi, yaşlanması , çirkinleşmesi yüzünden o aşk da söner gider; yahut sevilen kişiyle buluşma yüzünden sahibine bir ayıp, bir suç olur ve o da geçer gider, ve half
kalır.

219. Bir halk inamşına göre ravuskuşu, yılaola beraber cennet bekçisiymiş. Şeytan cennete bunlan sokmuş. Şeyuın da önce Havva'yı, onun vasırasıyle de Adcm Pcyga.ınber'i (A. M.) kandırıp yenmemesi buı·urulan ağacın meyvesini yedirmi~. Tann, yılana, ölümün insan elinden olşuıı; insanlar topuklan ile başını e?:Sin!er demiş. Tavuskuşunuıı da ayaklarUlJ çıplak bırakmış; ayaklarını görünce eski halini hau rla da fcryad et demiş; bu ikisini, Adcm ve Havva ile beraber cennetten sürmüş. Şimcü her tarafı süslü püslü olan tavus. güzelliğiyle övünür, salınırken gözleri ayaklarına değince "ab, dermiş . "Ah d-ı Atıyk, te Şeytan yerine yılan vardır ve Havva'yı
kandıran

odur

(Tckviıı,

III, s. 13-15).

223-237 Kur'an'ın XVIII. sfu:esi olao Kebf sQresin- . de Musa Peygamber (A.M.), genç arkadaşına, bco iki

93

denizin kavuştuğu yeredek durmadan gideceğim; yahut da bu uğurda yıllarca uğraşacaıım dediği bildirilir ve olay şöyle anlatılır: denizin kavuştuğu yere varırlar; fakat yiyecekleri atlar; bir müddet iz bırakarak gider,sonra denizde görünmez olur. Balığın dirilmesine sebep, oradaki bir kaynağın suyundan bir katrerun balığa damlamasıdır, Bu su «Ab-ı hayAt,. ur (Beııgisu). Mu~· Peygamber de zaten bu belirtiyi beküyormuş. İşte buydu aradığımız der ve geri döner. Derken Tanrı'nın, kendi katından bilgi beliettiği bir kulu bulur; bu kul ''Hızır, dır. Mıls~, ondan, Tanrı'nın beliettiği bilgiden kendisine de belleunesini ister. Hızır, sen dayawımazsın buna der. M O ılayanacağını söyler; sd bunun üzerine Httır, ben sana bildirmedL!cçe benden görecej;~n şeyleri sorma deyip vaad alır Milsft·'dan. Yola dü~erler; bir gemiye .binerler; gemi sahlbi bunlardan para pul istememiştir. Hızır gemi yol alıp giderken gerniyi delmcyc koyulur. Musa, ne diye deliyorsun gemiyi, içindeir.ileri boğacaksm def.nce, Hwr, dayanamazsın demedim mi sana der. MQsA, bir daha bir şey söylemem deyip s usar. Varacakları yere varırlar ve gemiden çıkar­ lar. ,. H wr, yolda oynayan çocuklardan birini tutar, öldürür. MOsA, kimseyi öldUnneıniş, hem de ergenlik ça~ına bile gelmemiş bir çocuğa ne diye kıydın der. Hız.ır gene, sana dayanaınazsın demedim mi deyinee Mı1s§ tekrar özür getirir; bundan böyle birşey dersern arkadaş etme beni kendine dcr. Dir köye >-arırlar; köytillerden yiyeeek isterler; köyllller vermezler. Giderlerken yıkılınak üzere olan bir dıvarı eliyfe şıvazlar, dUzeltir Httır. Musl bunu parayla yapsaydın da birşey
bahj;ı unutmuşlardır~ Balık dirilir, suya

İki

S4
alıp

M,ES~EV( Şl!lUit 1

yapnğı.ın · şeylerin hikmetini anlatayım sana:

yeseydik deyince

Hızır, artık ayrılık

der; ancak

llerde zalim bir padişah var; yeni, kusursuz.gemileri zaptediyor. Gemiyi zaptetmcsin diye deldim. O çocuk, yaşarsa kafir olacaktı; azgın olacakıı; anıisı . babas> mü'mindi. Onu öldürdüm, suçtan kurtardım; Allah o anaya, babaya hayırlı bir evJ§ı verecek. Dıvar yerim iki oğlanın bahçe dıvarıydı; babaları temiz bir kişiydi. Dıvarın dibine, onlar için para göırunüşiü. Dıvar yıkıl­ saydı paralar meydana çıkacalttı , çocukların hakiatı e.Ucr eline g~eçe)Üi; dıv;u'ı da bunun için düzelrtim (ayet. 60 - 82). . Hızır, BuU.ri'ye, göre otlarm üstüne oturduğu zaman otlar ycşcrdigi için bu adla anılnuşıır (Huseyn b.Mübarek'il-Zebidi: E't-Tccrld!üs-Sarlh . li AbMisi Cami' is-Salıilı; Mısır-Meymeniyye Mar. 1323 H. Kiıftbu bed'il-Halk, II, s. 4-1 ). Hızınn kıyamete . ek raşayacağı hakkın<)a olduğu d gibi vefatı hakkında da rivayetler vardır. Asıl adının Belya olduğu, peygamber, yahut erenlerden biri bulunduğu hakkında da rivayetler vardır. Mllsa'run hem de ülü'l-azm peygamberkrdcı:ı olduğumı:, zamanında kendisincJen üstün hiçbir kimsenin buiurunaması g~fek­ tiğini kabul edenler, Hııır'la buluşan Milsıl'nın .MOsa Peygamber'den ba~ka bir Miısa olduğunu söylcmiş.lerse de bu iddia, biJ mesnede dayanmanıaktadır. Adırun Talyan olduğu kıyameıe dek yaşayacağı, her yıl ib.accettiği, fakat kimsenin onu tanımadığı, İlyas Peygamber.in de hayarta bulunduğu, Onikinci Imam'la buluştuğu; Hz. Peygamber'in (S. M.) vefatında gdip Ehlibeyt'e başsağlığı verdiği, Hz. Ali'nin vcfatında. evinin kapısına .

gelip ona selam vererek Ehlibcyr'e raziyede bulunduğu, İlyas'la muayyen z:unanlarda buluştuğu, acıe düşenlere yardım ettiği, İmftm Huseyn'in şchaderinde onun Medine'de bir mersiye inşAd eniıi, sesinin duyulduğu.
İmaı:nlarla göıiişfiiğü, Eblibeyı İmamlanndan gelen

rivayetlerdendir (Sefineı'üi·Bıhar, I, s. 389-391) ; Mecma'ui-Bcyan'a da b. VI. s. 4i9-488}. Hızır'a, Peygamber· terin tebUga memur olmadıklan il!bi bikmctlere aiı bilgi verilmiştir; bu yüzden de zamanındaki peygrunberden büyük sayılamaz. Aynı zamanda Hızır'ı peygamber luıbul edenler onun MusA şeriauna iıydutunu, . sonra l sa, sonra da Muhammed dinine girdiğini luıbul ederler. MQd'nın genç arkadaşının da Nun oğlu Yuşa' oldugunda inifak edilmiştir. Iki denizin. d~u tarafındaki Fars deniziyle baudaki RO.m denizi oldu~u söylenmiş, haııa iki denizin kavuştuğu yerin Tanca olduğunu söyleyenler
bulunın~tur. Batı eleşıiricileri,

bu

rivayeıin, Gilgameş destanıyle

İskender hikayesinden ve lıyas'la Haham Yeşui ben

Levt

arasında

geçen olaydan meydana

geldiğini

söyle-

mişlerdir (Hızır ve Ab-ı Hayat ıçin «Tsl§m Ansiklopcdi·

si, inde ,,Hızır" maddesine bakınız; Cilz. 44, 1950, s. 457 - 471). 223. beyiue, Kur'an-ı Ke.rlın'in bazı ayetlerine işaret vardır. II . sO renin 38. ~yerinde, Allah'uı bidayeıinc uyanların, Allah tarafından gönderilen Peygamberin izince yürüyenierin korkudan, hüzünden emin oldukları beyan buyurulmakta, 62, ı 12,262,274 ve 277. ayetlerinde de aynı müjde vcrilmelnedir. III. s\ırenin (Ali İmran) 170., V. sQ.renin 69, VI. silrenin 48, VII. so.renin 35 ve 4·9., X. sQ.renin 62., XLIJI. sOrenin 68., XLVI. sOrenin

96

MJ:$N,E',>l $fRltl 1

13. ~yetleri de aynı mealdcdir. Korku ve

hüzüt.ı,

umdu-

ğ\ınu elde edememekteiı, elde·edem.iyeceğini-sanmakıan meydana gelir. isıecliğini elde edeceği kenclisjne müjdelencn, inanan ve iyi işlerde buluna.nsa korl;udan da emin olur, hüzünden de.

22+. beylıte geçen "ilham, ın lt\gat manası, bildirmek, telkıyn etmektir. Terim oiHak manevi keşif anlamına kullanılır. Vahiy, ancak peygamberlere gelir, onlar da bunu rebliga·memurdurlar; ilham ise hem peygamberlerde, beııi peygamlier olmayan temiz kişilerde olabilir ve bunda tebJig· şartı yoktur. Hicret'in 735. (1334), yahut 730. y.ılınd·a (1329) ölen Kemaleddin Abdürra1.ıak b·. Cela.leddtn-i Kaşa.nl, "Ta' vÜat' ül-Kur;an, ınd' a·(*) bu olayı şoyle te'vil eder:

atlaıııası, bedenin hayat bulması, canm bedeni e görünmçsidir. İzlerine basıp .geri dönmc!eri, yaratılışt:alti remizliğe, fıtram dönüştür. Bulduğu kul, yani Hızır, · l<udsi akıldır. Ona, Tanrı tarafından bellerilen bilgi. vasııasız olarak ilham eelilen ilahi bilgidir. Binilen gemi beden gemisidir. Gcmio.in delinmesi, riyazaıı~. ibadetle bedenin ve bedenle alakah işlerin noksarılaşmasıdır. .Gemidcki.lcr, hayvani" kuvvetlerdir. Öldürülen çocuk, nefisıir; vardıkları köy .bedene a. t kuvvetlerdir. Hızır'ın i ~ d üzelttiği duvar, mm inanç duvarıdır ki bu ·makarnda """ ean, < 'Nefs-i muımainııe, adını alır. ·Gemi salıibi olanlar, \ bedendeki lıayvaut kuvveiıcr ve zahiri duygulardır.

1

İki deniz, can ve beden deniz!eridir. Bu iki denizin kavuştuğu yer insanın varlığıdır. Balık hayattır ;·denize ..

{ *) Bı.ı kitap aMullyiddill İbn ı\rab iH rçfşirl adt>'l:ı. · boısıl­
nuşt.ı r .

MESNivt

sı:ıuu ı

Sağlam gemileri zapeden padişah, " Nefs-i Emmare, dir. Öldürülen çocuğun temiz ve mü mm anası, babası

caıı ve bedenin tabiatidir. Dıvarın altındaki define,

definesidir; dıvar bedendir. Dcfine sahibi ikı yctim, kutsi ·candao aynlmış nazari ve arneli alol ve anlayış kabiliyeridir (Mısır, MaL Ami.re-1283; C.!, s. s. 404 - 409).

marifeı

Mevlftna, bir ıerciinde, '•'Sen baştan başa caıısın, yahuı ~amanıo Hızı.r'ı, yahut da Ab-ı haı•ih. Onun için de halkmn gizlenmedesin der, (Divan-ı Kebir terc. I . s. 51 ). Buradaki hitap, hiç şüptıe yok ki hallfcsi Ş<!ms'e, yahut Çelebi Husftıneddin'e, yahut da ku)'umcu Sal~­ haddin'e dir. Bir gazclinde, "Bahçenin Hızır'a dönmüş selvisinde n, bahseder; bundan maksadı da selvinin yeşil rengidir (aynı, s. 92 , beyit. 844). Bir başka gszelinde,
"I'eki diyorsun ; orası ne taraf, nasıl yer? Aranıp durula n ıaraf, istenen yer. Diyorsun ki: Ne yana döodürcyim yüzümü? Şu başıo gclditi tarafa, o yana.

O yana ki meyveler.e bu olgunluk oradan gelmede; o yana tü taşiara ml\ccvherlik vasfı oradan ihsAn edilmcdc. O yana ki kızarmış balık, oradan gelen fcyizle Hızır'ın huzurunda dirilmişti; · O yana ki oradtın gelen kercmle Mils5'nııı eli parlak ay'a dönmüştü, dcr (aynı, s. 155; beyit. 2400-2402).
Şu

beyitleri de

okuyalı m:

"Hani MusA Peygamber gibi; o da aydınlar aydıru bulmak için havada uçan büthllt gibi yüzlerce kanat açmış, yola dU; müştü. , (aynı, s. 980; ~oyiı. 3-1-9-1)
Hızır'ı

F. 7'

98

''Dedim ki: Ölmtiş at böylesine· yolıı nasıl alabilir? Dedi ki: Bizim )'Otumuz semizlikl.~ .alınamaz.
Hızır'ın gölünde geminin kırık, d.elik olması ·gerek.

Gemiyi kırmaz, delmezsen, gemi batar, gezip gidemçzsin, yol alamazsın.
sağlam

kalakalırsın;

Dünya bir geçide benzer; kınk ayakla geç o geçidi; ayakla bu köprliden geçemezsin., (c. li, s. 365; beyit. 3650 - 3653) "Perde yandı mı insan, Hııır hikAyesini de tamantiyle anlar, Ledün bilgisiili de., {C. 4, s. 2-!2; beyir. 2310)

"Ey Tebrizli Şeıns, gerçekten de görüş Hızırisın sen; halkı kem gözden kurtar., (C. 5, $. 178sbeyit. 2026).
Verdiğimiz .eremediği ina-fi!ı,

örneklerin ilkinde Mevl§nil,

Hııır'ı,

ı\>1usa'nın aradığını söylüyor ve Hızır'da, Musa'nın

bir sırrın bulunduğunu bildiriyor. "Fihi tc de "Mu$11'yı halkla oyalandırdı, bu da Tanrı emriyleydi; ayru zamanda Tanrı'yla da meşguldü; fakat bir yandan da öyle gercktiğ nden halkla oyala· ınıştı onu. Hızır'ıysa, türnden kendisiyle meşgul etmiş­ ti, de.r (15. bölüm; s. 56; satır. 24-26).
İkinci

örnekte

Hızır'ın deldiği

gemi,

insanın va.rlı­
içiıı

ğı, bedeni oluyor. Ü~üncü örnekte, Hızır hiMyesinin
anlaşılması,

Ledün bilgisinin bilinmesi olarak
vasıflandırılıyo~.

perdenin

kalkmasının gerektiği bildiriliyor. Son örnekteyse· Şenıs,
görüş Hızır'ı

'

Sultan Veled de (712 H. 1312), "İbtida-Name, sinde, Musa'nın Hızır'la buluşmasını, Hızır'dan gördüğü işlere dııyanamanıasını anlattıktan sonra der ki:.

"Esenlik ona, Müsi, peygamberlik gücüyle, şeriat sahibi oluş ululuğuyla bile gene Hızır'ı, esenlik ona, aranıışrı. A11ah bizi sırrıyle Ustüıı etsiıı, Mevlana da bunc;ı üstünlükler, iyi huylar, makamlar. kerametler, ışıklar, sırlar sahibiydi; dev rinde eşi, benzeri yoktu ; fakat gene de; Allah sırrını üstün etsin, Tebrizli Şemseddiıı'i
Aradı.

K ellm'den maksadıra Mevllnll'dır, o eşsiz benzersiz .erdir. Dünyada onun gibi bir kinıse yoktu; dünyadan boyuna kaçardı o. Onu ulu erenlerle karşılaşıumak, havAs.sı avarota benzer. Ona karşı. erenler, çocuklara benzerierdi; onun temizlik, ihlfts lütfuna kaış1 kesjfti onlar.
karşılaştırmaya

siz

Cüneyd onu uzaktan bir görseydi, en ehemmiyetoükıesine avlaoır, giderdi.

EbQ-Sald tek bir şeyhti. benzeri yoktu ama onu görseydi müridi olurdu onun.
Mevlftn§'nın
karılsaydın,

Hızı.r'ı

Tebrizli Şems 'ti; onunla
almaıdın ;

Hiç

kımseyi

bir arpaya bile

karsnhklar

perdelerinı yırrıverirdin. , (İst. Onıv. K. Farsça Ya?..
Tehran-13J5 · Şemsi

1380; 2!>. a-b; Veled-Namc, Celaleddin Hümayi basımı; Hicri' s. 41-42 1 •

Sult.ı.n Veled, gene aynı kitapta Şcms'in. Mevlana'yı aşıklık mertchesinden maşuklul< mertebesine ulaş­ ıırdığını anlatır (aynı 122 a- 123 a; s. 19i-1 9~).

100

da söylememiz gerele Bütün bu yorumlar, birer mecazdan başka bir şey değildir; .Kur'an'da geçen olaya inandıktan sonra beıııı::­ tiş yollu mecazlar olabilir. Do~rudan doğruya o ı ayı, esası &udur; Kur'an;dakı olay da mecazdır demek, Batıniliği kabul eı-mcl<ıir ki Mevldni'nın ve 'ona uyaola·
~ın meŞreplerine ıamamiyle aykırıdıt.

Buıaçla

şunu

227. beyitte "Naiptir o, elı de Tanrı'nın elidir, diyerek Kur'an'ın XLVIII. süresi olan Fctb s uresinin 10. ay~tinde, "Senink bey'atleşcnter, gerçekte t.\)lah'la bey'alleşmişlerdir; Allah'ın (kudret) eli, onl<lJ'ın ellerinin üstündedir, Kim dönerse kendisinedir zararı; Allah'a ettiği ahitte duranaysa Allah pek yakında büyük bir .ecir verecektir,, ·buyurulmaktadır. Bu ayet , Mekke

yolundaki Hudeybiyye'de inıııiştır. Hkretin altıncı vılinda Hz. Muhammed (S.M.)> aslıabiyle haccetmek.
.müşriklerin

henüz Mekke zaptedilmediği için rnüsaadesiru isıerruşti. Müşrikler, hacca müsaade etmemişlerdi . .li,z. Muhammed bunun üzerine Hudeybiyyc'de bir ağac altında oturmuş, a~aca arkasını dayamış, sababe, bir~r birer gelip ölünceye dek savaşacaklarına dair Hz. Muhammed'e bey'at etniişlerdi. i\1üşrikler 'bunu duyunca . sul ha yanaşmışlar, Müslümanlar hakkındakı şartlar ağır olmakla bcrıibcr böylece, Müslümanları ve' Müslümanbğı ilk d~fa bir kuvvet olarak tanımak zorunda kalmışl~rdı. Bı:ı bey'at, elierini Hz. Muhammed'in eli üstline koymak suretiyle yapılmıştı; . fakar gerçeki:e bey'at· Allsh'aydı. üzere yola

çıkıruş,

228. Beyitte, lsm§il Peygamber amımakradır. İb­ rahim Peygamber (A.M.), Kur'an'ın XXXVH. suresi olan Saffiı si'.ıresınin 101-107. .ayeılerindc a.ı:ılanldığı

MESSEVI SeRtıl 1

101

gibi gördüğü bir riıya üzerine oğlu İsmilil'i (A.M.) Allab'a kurban eımeğe kalkmış, fakat gönderilen bir koç, lsmaıı yerine kurban edilmiş ve Tanrı, ihlasından dolayı İbrAhim'den razı olmu~, rüyasının yerine geldi· gini vahyermiştir. "Ahd-i Anyk., re, kurban edilmesi isteoen, İshak'tır (Tekvin; bak. XX). 241-242. "Kötülük işleyen kişi övülünce Rab gazebe gelir, arş ritter bu yüzden. ,. (Hadis, Cftmi' I . s. 29)
Arş, tavan, bir şeyin üstünü örten şey, taht, sedir, çardak manalarma gelir; yüceliği bakımından padişab meclisine de denir. Kur'iin-ı Kerim'de IX. sürenin (Tevbe) 129., XXVII. siirenin (Nemi) 26. ayetlerinde pek ulu manasını ifade eden "a:ıim, le, XXIII. süreoin (Mü'minlln) 116. 5yetinde büyük anlamına gelen "kerim, le, LXXXV. stircnin (Buruc) 15. ayetinde

yüce. şerefli manasma gelen "mccid, le

vıışfedilmiştir.

XVII. sürenin (İsra') 42., XL . sı1renin (Mü'min) 15., LXXX1. surcnin (Tekvlr) 20. ayetlerinde Allahu T~aUi'ya "Arş sahibi,.., XXI surenin (Enbiya') 22., XXIII. s\lrenin (Mü'minOn) 86., XLIII. surcoin (Zuhruf) 82. ayetinde "Arş'ın Rabbi, denilmektedir. XXXlX. sürenin (Zlimer) 75., XL. sllrenin , Mü'min) 7. ayetlerinde melel<lerin arşı tavaf ettikleri, ~aşıdıkları bildirilir. XI. sürenin ( Hud) 7. llyetinde Allah'ın gökleri ve yeryüzünü altı günde yaratt)ğı söylenir ve arşınııı su üsründe oıduğu, VII. surcnin (A'ıaf) 54. , X. sürenin (YOnus) 3., XIII. siirtnin (Ra'd) 2., XX . sıltenin {Taha) 5., XXV. s\lrenin (Furkan) 59., XXXII. sOrenin (Secde) 4.; I.VII. siirenio (Had!d) 4. Ayetlerinde Allah'ın arşu istiva ettiği bildirilir. XII. surenin (i'ii~uf) ıoo., XXVII. sürenin 23., 38., 41. ve 42. iyetlerinde taht manasını

ııoz

ME$</EVI $ERHI l

siırenin (Bakara) 259. Syetinde ıavanlar, XVIII. siırenin (Kehf} 42., XXII. surenin 45. ayetlelerinde çardaklar anlamına ve cemı s1gası ofarak •'UrOş,. tarzında geçer. VI. surenin (En'am) 141. ayeıindcki "ma'ıuş~t,, çardaklar demektir.

verir. II.

Siva, iki şey arasıodaki hacım, ağırlık gibi

hususıarda

~itliğe denir; keyfiyetıc de kullanılır. lsıiva, ıkı şey ın,

iki adamın ~it ve denk olmasıdır; ·•ala, . ile J!elirse kavramak, kaplamak, manasını verir. 1-mrı. hül<mü, ıedbiri, ıasamıfu arşı kapiarnışıır, yani ıtöklerle yerleri yaral)lktan sollJ'3 arşa hakım ve muıas:ırnf olmuştur manasmadır (Mufradat, s. 329-330).
Manaları yorumlamayıp oldu~u gibi kat-ul eden Selcfiyyc mezhebine göre arş vardır; nitekim .AIIah 'ın. başa, eli, gözü, cismi vardır; fakat keyfiyetioı bilemeyiı; soramayız. Müıekellim1oe görcyse arş, ıe'vil edilir ve Allah'a iıafesi, mecaz yoluyladır. Arş, Tanrı bilgisidir. Ta.nrı kudretidir, Tann'nın rabmeti, tedblr ve tasarrufudur.

Felsefeden müteessir ol•o sOfilere g!lre arş, bütün cisimleri kavrayan Cism-i Küll'dür. Manevi, maddi bütün var olanlan kaplayan mutlak rahmettır. İnsanın bedeni nasıl insandaki maddi, manevi· her şeyı kaphyor, kavrıyorsa ve bu bakımdan beden, nasıl insanm arşıysa, bütün varlıklan kaplayan, kavrayan Tanrı bilgısi, Tanrı nıhmeti, onun ululuğu, tedbirı ve tasarrufu da aıeme nispede arştır. Bu bak.ımdan da ber varlığın ccı;edi o varlığın arşıdır (Ta'rifAt'a ve El-İns3n'üi·KAmil fl Ma'rifet'ii-Avıih.ın ve'l-Evail'e b. Mısır Mat. Amire-

1304 H. II, s. 4-51 •

103

XXII. sllrenin (Hacc) 47. ayetinde ''Rabbinin katın· da bir gün, sizin sayıp durduğunu.ı !>in yıl gibidir,

ve LXX.

sUreııiıı (M:ıhic)

4. iyetiadc "Melekler ve

Ruh, kendilerine emredilen yere çıkarlar, bir günde Id

süresi ellibin yıldır, denilınekte, XXXII. silrenin 4. Ayetinde göklerin ve yerin ve ikisi arasında uıeveud olanların altı günde yaratıldığı bildirildikten sonra 5. §yetinde "Gökten yeredek her işi tedbir eden ()dur; sonra işe memur olan melek, sizin sayınıza göre süresi bm yıl ı:utan bir günde oaa yükselip çıkar, buyurul· du~a göre altı giinden maksadın, altı devir oldugu
anlaşılır.

XI. sQrenin 7. ayecinde, "Öyle bir ınibutı:ur ki hanginiz daha iyi hareket edceek, bunu size bildirmek ve sizi sınamak için gölderi ve yeryüzünü alu günde yarattı; daha önce emri ve salcanatı (arşı), yarattığı suya clriydi, buyurolmaktadır ki canWarın önce suda vücuda gelmesi, hayatın suda başinınası ile bu §.yerin minası arasındaki bağlılık, gerçekten de dUşünülmeye değer. Aynı mealde, bir de "Allah vardı; Ondan başka hiçbir şey yoktu; arşı su Ustüı:>deydi; Kur'an'da herşeyi yazdı, bildirdi ...., badisi de vardır (E't·Tccrid, ll, s. 32)•

• ••

(

(ME TİN)

B.aUalla dudul<uşun:ıtııJıil!~~esi, ~ud~.!!t!~~Aıı.~i;,gjilya~lal'mı dökmesi

--·--

Bir bakkal vardı, bir de dudıJ'su vardı; güzel sc:sli ycmyeşil, söz. söyler bir duduydu. Dükkanda, dükkanı beklerdi; bütün. alış veriş edenlere güzel sözler söyler, onlarla şaka­
)aşırdı.

250.

İqsanlarla insan gibi konuşurd.u; dudu gibi · ötmede de mehareti vardL

Dükk~nın bir yanından sıçradı, öt~ yana , kaçu; gülyağı şişelerini devirdi, yağları .d öktü.

Sahibi evden geliti; ~içbir weye ilişiği olnlaktaeiceesine dükkfuuna kuruldu. Bir de gördü ki dükkiin yağ içinde, elbisesi de bulaŞmış ; kızıp dudunun başına vurdu; du. u da d bu vuruş yüzünden kel oldu. Birkaç günceğız sesini kesti; bakkal yapıığına pişman oldu, ah cı:ıneyc koyuldu. Sakalını yoluyor, yazıklar olsun diyordu; nimet güneşim bulur altına girdi.
~ızin Keşke

elim kınlsaydı da o güzel dillinin

ba}ına vurmasaydıın.

105

dile gelsin, konu~sun diye dervişlere veriyordu. Aradan üç gün, üç gece geçti; ümitsiz bir halde dükkanında oruruyordu. Olur yiı, belki dile gelir, konuşur diye o kuşa karşı çeşit ç~it şakalar l'Bpıyor, maskaralıklarda bulunuyordu. 260. * Derken ~kaktan, başı tasın, leyeııin aln gibı saçsız, cascavlal<, başı açık bir Ga_!_~Y geçiyordu. Dudu bertıen dile geldi de akıllı adamlar gibi dervişe bağırdı. Dedi ki: A kel, ne diye kellere katıldın, yoksa sen de gülyağı şişesini mi döktiin:?
armağaıılar

Kuşu

Oouo bu kıyası
de kendi gibi
yazılışta

halkı

güldürdü; o hırka erini
çünkü.

sanınıştı

"'-

Temiz kişilerin işlerini kendirıle kıyaslama; (arslan aniamma gelen) "şit, le (süt anlarnma gelen) "şir, birbirine benzer ama bir
değil.

• Bütün dünya bu yüzden yol azıttı; Tanrı abdalini az kişiler anladı. Peygamberlerle beraberlik davasına kalkış­ tılar; erenleri kendileri gibi sandılar. • İşte dediler, bi ı de insanız, onlar da insan. Biz de uykuya muhıacız, yemeye muhtacız, onlar da. Körlüklerinden, arada sonsuz bir f.ırk oldu~nu
ı.ehir

bilemediler.
da bir çtçe~i emdi, fakat bundan pcydahlandı, öbüründen bal.

İki çeşit arı

lOS

MES>IEY1 $1!1\Hl 1

270.

ceyllıı da ot otladı, su içti; birinden meydana geldi, öbüründen halis misk. İki çeŞit kamış da bir sudan kandı; fakat biri bomboş, öbürüysc ş!!)<erle dolu. ' Bu çeşit yüzbinlerce birbirine bew:eycaleri seyret de aralarındaki yeuniş yıllık farka dikkat et. Bu yer, ondan pislik oluc; öbürü yer, yedi~ tümden Tanrı ışı~ı kesilir. Bu yer, rilinden aekeslik, baset doğar o yemekten; o yer, tümden tek Tanrının ışığı doğar ondan. Burası tertemiz bir yerdir; orası çorak, kötü bir yer. Bu tertemiz melektir; oysa şeytaadır, canavardır. İki şey birbirine beazeyebilir; acı su da berraktır, tatlı su da. Tatma duygusu olan anlar ancak. Odur tatlı suyu, acı sudan ayırd eden. * Ayudedemiyen, bü)'üyle mücizeyi kıyas­ lar da ikisinin de düun temeline dayandıkını
fışkı
sanır.

tki çeşit

duran büyücüler,- inada de onun sopası gibi birer sopa !lidılar ellerine. 280. Fakat bu sopnyla o sopanın arasında pek büyük bir fark var; bu işle o işin arasında pel< uzun bir 901 var. Bu işin sonunda Tanrı laneti var ; o işin karşılığındaysa vefa vardır, Tanrı rahmeti sakalkıştılar,

* Milsi'ya

karşı

davaya

giriştiler

çılır.

inanmayarılar, in atta maymun huyltıdurlar;

huy,

adamın

içinde bir afetdir.

Mr$NI!VJ SERI:ll I

107

İnsan ne yaparsa maymun da insandan ı;örilr; · onu yapat. Sanır
suratlı,

ki onun gibi ben
farkı nasıl

ğe yaptım;

o

inatçı

bileçeli? Bu, buyruğa uyar da yapar; oysa inadına yapar; inatçılarııı baŞlarına toprak saç. * Münafık, Tanrı buyruğuna ııyanla berabct namaza durur; fakat gösteriş içindir bu, yalvarmak için değil. İanananlar, namazda da, oruçta da, hacda da, zekatta da ikiyüzlülerle utup utulmadalar. İnananlar, sonunda kazanırlar; iltiyüzlüyse sonunda mat olur gider. * İkisi de bir oyunun başında; ikisi de beraber amma Merv'liyle Rey'li gibi hani. 290. Herbiri kendi durağına gider; her biri kendi adına uygun yol alır. Ona mü'min derler, gönlü hoşlan.ır; münafık dediler mi de öfkelenir, ateş desilir. Onun adı, kendisinin yüzünden sevimli.d ir; bunun adıysa uğradığı afetler ıyüzünden sevimsizdir. Mim vav rnim inın harflerinde bir yücelik yokilir; ınü'min sözü, ancak özü tarif için konmuş­
tur.

aradaki '

Ona münafık desen,, o aşağılık ad, içini akrep gibi sancar, yaralar. Bu ad, cehennemden kopmadıysa ne diye cehennem tadı var onda ?

O kötü adw
suyW:ıun acılığı

çirldnliği

harften

değil;

deniz

kaptan

değil.

108

M&SNEVI SERHI I

*Harf kaba be.nzer, ondaki in~naysa suya. Mana deniziyse kitabın aslı, katında olandır. *Dünyada. acı deniz var, tatlı su var;·arala· rında da bii berzah var ki birbirin~· karışmaz o iki deniz. Fakat şu da var Iii iki deniz de bir a.~ıldan coşup akınada; sen şu ikisinden de geç de asladck yürl!, git. 300. Kalp altıola halis altını, ayara vurulunca gör; mehenge vurroadıkça ne olduğunu anbir meheng bağışladıysa · Yaşayan bir insanın atzına bir çöp girsc, onu çıkarınca dincelir. rahat eder ancak. Binlerce lokinaiıın arasıoda ağza ·bir çÖp girdi ıiıi yaşayan kişinin duygusu hemen anlar ·onu . D(inya duygusu, bu dünyanın me·rdivcnidir; .din duygusuysa gönlün ıperdiveni. * Bu duygunun sağlığını hekimden arayın; o duygunun saglığını sevgiliden. Bu duygunun sağlığı, bedenin sağlamlığın­ dandır; o duygunun sağlığıysa bedenin yıkılmasından. · · Can yolu, kesin olarak bedeni yıkar; o· yıkın­ ndan sonra da yapar, düzer koşar oiıiı. Altın definesini çıkarmak iÇin yıkmıştır evi; o defineyle de evi, daha da sağlam yapar. Suyu kesmiş, atkı t~iiiW~rniştir; ondan soıır~ da arka, içilecek su salınıştır,
gerçeği şüpheliden

layamazsı.;. Tanrı, kimin

canına

o.

ayırır.

MISNEVI

S•RıU

1

109

310.

Deriyi

yarınış, teınıeni çıkarmıştır ;

ondan

sonra da orada yeni deri
açmıştır.

bitmiştir.

Kalcyi yıkmış, kafirden almıştır; ondan .sonra da yüzlerce burç yapmıştır, yüzlerce hendek Neliksiz, niteliksiz
:ınlaıma Tanrı'nın işine

kim,. naSll-

dır, nicedir diyebilir? Bu söylediğim sözler de

gayretiyle söylenmiştir. Kimi böyle gösterir, kimi zıddını belirtir; din işinde ancak şaşılıp kalınır. Fakat ardını ona çeviren şaşlunın şaşkınlığı de~ildir bu; ona dalıp giden, dostun . sarhoş u olan kişinin şaşırıp kalışıdır. Birinin yüzü sevgiliye döıımüş; biri de ' 'ar ki yüzü, zaten onun yüzü kesilmiş. " İkisinin de yüzlerine bak, yüzlerini 1ıatırın· da rut; olur ya, dikkat ede ede yüzü tanır bir hale gelirsin. * İnsan yüzlü pek çok İblis vardır; öyleyse her ele, el vermemek gerek. Çünkü avcı da ıslık çalar, kuşun örüşünü taklid eder; o kuş tutan böylece kuşları kandırmak ister. O kuŞ, kendi cinsinden bir kuşun örüşünü duyar, havadan uçup iner; ruzağı bulur, ı•ara­
lanır.

320.

Aşağılık kişi de dervişterin sözlerini çalar da bir bön kişiye o ofsunu ol::uyup üfıiı:erek kandtt· ıııak ister. Erierin işi apaydın oluşrur, sıcaklıktır; aşa­ Aılık kişilerin işiyse diizendir, utarunazlıktır.

ııo·

* Aşağılık kişiler dilenrnek için yünden arslan yaparlar; Ebıl-Müseyleme'ye Ahmed qduıı takarlar. * Ebiı-Müseyleme'nin adı kezzap olarak kaldı, Muhamıiıed 'eyse akıl sahibi, mm, irfan sahil'' dendi, * O Tanrı şarabının müluii, o şarap küpüniın kapağı halis misktir; adl şarap küpünün kapağıysa pis kokulu şeydir, azaptır•

• ••

E R H)

bu hikAye, bir ilham neticesi olduğunu, görünüşte kötü olan bazı şeylerin gerçekte doğru ve yerinde bulunduıunu bildirmek için söylenmiştir. MevlAna, akla dayanan kıyasın karşısmdadır; ileride buna ait daha bir çok bik5yeler gelecek ve bu inanç açıklanaçakur. Gülyağı şişelerini döken durlukuşu­ nun başına vurulunca kel oluşu, dilsiz bii- bale gelişi, bir müddet sonra bir Kalenderi'yi, onun usrurayla tıraş edilmiş başım görünce, kendisiııiıı başına vuruldutunu hatltiayıp sen de gül şişelerini mi döktiin demesi, kuşun, kendi aklınca bir loyas yapmasıdır. Kıyas herkesin görgüsiine, bilgisine, çevresine g6re değişebilir; bu balomdan gerçeği tam olarak ızhar edemez. bekirnin
kuyunıcuyu öldürmesiııiıı

lik hikaye

münasebeıiyle anlanlan

Calk Arapetmek mfinasınadı.r. Cavlak, arapça ve farsçada hurç ve heybe yapılan palasa denir; cuvftlılc~ ipten, kıldan dokunan abaya verilen addı.r ki bu libası, Kalenderner giyerler (KaamQs terc. Cevlôk mad. BurhAn terc. Cuvıilık mad.)

Cavlakıy, Kalender, Kalenderi demektir.
baş tıraş.

çada

Kalenderi'leriıı şim, çbü-darb oluıalc, yani saçlarını, sakalhnnı, bıyıldannı, kaşlarıııı usturayla tıraş etıııektir. Türkçedeki "cascavlak, sözü de bu kelimeden geçmedir. Cavlakıy sözliııün cem'i (çOğulu) CevMık'nr.

ııı

Rivayere göre bu tarij<ar İran'ın Save ·şehrinde doğan, Dimyat'ta yerleşip orada ölen Cem§leddin-i S~vi tarafından kurulmuştur. Bu zara bir kadın aşık olmuş, peşini bir türlü bır:ikmamış. CemMeddtn, bunun kendisinden soğuması için saçını ,sakalını, bıyiğını, kaşlarıw usturayla tıraş ettirmiş. Kadın sevgili.~ini böyle easi:avlak görün<:e ondan soğumuş ve bir daha da o.n u görmek i.steıueıniş, bu suretle CemAleddin o kadından kurtulmuş. Ondan S()nra bem kendisi,. bem mürideri "Çhar-ciarbdört vuruş, olmayı, yani saç, saka!, .kaş ve bıyıldarıru usturayla tıraş ettirmeyi adet edinmişler. Cemrueddin'in hal1fcsi Ccl§leddin'in halifelerindeiı Şeyh Muhammed-i Belhl, kıldan örülıtıüş hırka. giymeyi Mçr eı!inmiş, mürideri de ona uymuşliırcır ki bu 616, yahut 620 (1213- 1223) sulanndadır; .Muhammed-i Belhl, 582 yılıyla 613 yılları arasında (1163- 1216) Halep'te hüküm s üren Meli:k'iz-Zlhir Gazi b:Salilıaddin Yilsiıf'la çağdaştır. 610 yılında (1213 M.) Şam'da Kalenderi'lerin bulunduklarını biliyoruz. Ketboga zamanında, İranlı Şeyh flı\san, Kahire:'de bir Kalendeci. tekkesi kurmuş, 622'de(·l225 M ) orada ölmüştür. Bütün bunlar ve Makrizi'nin (646 H. 1248 M.) "Hııat, ından edindiğimiz bilgi (Bulak- 1270; II, s. 432-433), Kalenderi'lcrin l{icr! VI-IX. yüzyıllarda (12-15) Irak, Suriye ve Mısır'da yaygın bir halde bulunduklarııu göstermekten başka bir şey ifade ermez. Kalenderiyye, Mel~mct erbabfndan bir taifedir. Sfifiler Meliiınet erbabını kendilerinden aşağı görmüşler, Melimetl'lerse kendilerini bususi kisve, tekke, vakıftan geçim, Tanrı adlarıru ıikretmek suretiyle sülfık gibi kayıtlardan kurtardıkla­ rını, lıakıykat elıli olduklarını söyliyerek tasavvu.f elılini, yani si'.ıftlc:ri, şeriaıla bakıykat arasındaki bcrzahra kal·

MESl'\EVI SER HI l

us

mı ş kişiler olarak görmüşlerdir (li. Gökpınarlı: Melil· milik ve Mc!dmiler; İst. Oniv. Türkiyat Enst. Yayın. 1931, s. 17-21). Mev1!rt§, babasının ve onun halife$j Burhanedd.in Muhakkık'ın, sonra da Şems'in meşrcp­ lecini benimsemiş bır Meıamer eridir; bu bakımdan da Kaleuderl'lcri över; mesela bir gün tıraş olurken berber, sakalına nasıl keseı•im deyince Mcvlô.nd, erkekle kadın farkedilinceye kadar deı•ip şu sözleri söylemiştir: gıpra ederim; hiç sakalları yokıur. az oıuşu, kutluluğuns delalcı eder; sakaı erkeğin riynetidir ama uzun ve çok !'tuşu da insana benlik verir; buysa adamı bı:l5k eden şeylerdendir. "Divan-ı kebtr,,de de Kalenderi' leri öven şiirlen vardır(Ma­ nAkıb'ui-Arifin; Meıin, I, s. 241, 412). Vefatıoda EbOBckr-i Cavlakıyy-i Niksarı, bir k urban kesmiş, Kalendederi'ler tekkesinde müriılcrc ziyafet vermiştir. Şems, Irak'ta, bir Kalendeele beraber, Sem~' eııni~tir ; Abid Ç'.elebi' "Kalender- Nihad, oıamk merhedilir (aynı; II, s. 596, 631, 976. "Mevlana Ccta.leddin, e de b. III. basım; lst. İnkilab K. 1959, s. 59-66, 146-152).

Kalenden'lere

İnsanın sakalırun

C5mi (898 H. H92) "Nafahat, ta Kalenderi'lerin, Melamiyyeden farkıtiı, Metamilerin farzları ve mıfilelcri cdil eden, fal<aı umellerını gızi.Jeo bir toplum olup Kalcnderi'leriıı yalnız farz!arı cd~ ettiklerini, aynı zamıoda arnellerini gizlemcklc de ıııukayycd olınadıklarını anlatıyor ve zaınanındakı Kalenderi'1erio aleyhinde söıler söylüyor (Unıii tere. s. 20-21). Kla~-un'un to· runu Melik'ün-Nllsır Hasan'ın 76J'de (1360 M.) Kaleoderi'lerin sakallarını kesmelerini yasal; ettiğinden aola$ılıyor ki Hicri VIII. yüzyılda Mısır ve Suriye'de Kaleoderl'ler bir ekseriyet teşkil etmişlerdir. Hafız'ın F. 8

114.

{792 H 13a9-1390 M.), bir gazeliııde, "Burada kıldan ince binlerce nüktc var ; her başını tıraş eden Kalcnderliği bilmez ki, beytinc bakılırsa aynı asırda İran'da da Kalenderi'lerin, şiire girecek kadar çolc olduğu anlaşı­ lır ( Gölpınarlı ı Hafız Divan ı terc. lvLE.Basımevi ;II. basım, 1968, s. 123, beyit.. 1031). Bunlardan başka, Hcnıedan.lı Baba Tahir-i Ury6n'm (401 Ii. 1010), "Ben o rindiro ki adım Kalender; ne e"im barkım var, ne manasurıin, ne tckkem. Gündüz on luca senin civarında döner dururum; gece olunca da kerpiç1ere başınu kor, yar.ınmu mealindeki kıt'asıoa (Vahid Desıgerdi: Divan-ı Baba TShir; Tehran; Müe~cse-i matbu~ti-i :Emir-i Kebir-1313. Ş.H. 36. kıt'a), 48l'de (1088 M.) vefat eden Şeyh'ul-İs Him Hılce Abdu1Hih-ı -Ans§rl'nin "Knlcnder-Nilmc, adlı eserine (İst. Süleymaniye K. Şehit Ali Paşa kitapları, mccınua, No. 1:383; 130. a-1 S4·. b) bakılırsa bu taifenin IV. yü~.yılda bile· İran ve Türkistan'da me;·cudiyeti anlaşılır. 718 Şevvalinin 16. günü vetiıı eden { 1318 M.) Sen•id Huseyni'nin de elli beyitlik mesncvi ı:arzında bir "Kalender - Name, si vardır (İst. Ayasofya K. mecmua, 1914, 2032). Görülüyor ki kunıcusu kesin olarak bilinmeyen, r':ıkaı ünlü müme$· s iller\ bilinen bu yol, IV. asırdan beri vardır ve mcrışei tran ve Türkistan'dır; oradan Irak, Suriye ve Mısır'a k.adar yayılmışm. Vahidi adlı Osınaolı nasir ve pirinin 929 :>aferinin başlarında (1522 M.) yazdığı "Manakıb-ı Hace-i Cihan ;•e Netice-i Can, da, Kalenderler şu söı.!er­ le canlandırılmaktadır: "Kalender güriihu
pak-ıırnş

vüctlhla,

başlarmda

kıldan örülmüş külalılar

ve

arkalarında

şallar, kilrıı

aseü ve kimi siyahlar, pür sürilr u hubur, hay! u haşemle

MJ.&NıM

S~BlJJ ı

llS

ve tabi u alemle §he:ng ü nagamatıla ve gülbang-i salavaula..•, (1013 Şevvalinde istinsab edilmiş niis'ha; İst. Oniv. K. Türkçe yaz. 9504; 29 b.} Va!ıidi bu sözlerden sonra, onların eski palaslan, y'i.in elbiseyi süslü elbiseye tercth ettiklerini, evle~ediklerini, göğü ~ta, yeri ana bildiklerini, saç, sakat; kaş ve bıyığı arızi bil dik: lerinden tıraş ettiklerini, onlarca mescitle tekkeniD ve kilisenin, cennetle tehenneınin bir olduğunu, güzellere meftıın olduldarını, ge-tki dervişler zümresinden bulunduldarını uzun uzadiye anlatır ve l<~ndilerine Hemedaniter dediklerini bildirir (30. b. - 41. a}. Kalkandelenli Fakıyrl'nin 94l,de (1554 .M.) telif manzum "Ta'rifiit, ta Kalenderl'lerin ~srara düşkün olduldarw, . içbir şeye aldırmadıisiarını şu h beyitl~le anlaanakta, ooyunl~rında halkalar bulunduğunu, bit telmlhle bildlrmektedir.
ettiği

Nildür bildin ıni kimlerdir Kaletidcr Yaıa bengt olup sedd-i Siluruler
Boğazına

Ahiyıkdan Sevad-ı

geçüp bir ıavk-1 Ui.'tıet serd-ser tde uz/et

miisivtU:lan farlg'ul-bôl Ola bt2 rekye-t tırilıneıdt Abdcil
(İst.

üniv. K. T. Y. 3051; 13. .b).

''Tadık'ul~Hakaaık,, Kalenderi'leri şeriata uymayan blunl inançlar güden bir taife olarak anlatır, onları şiddetle kınar (Muhammed C8'fer Mabcfıb tashih ve haşiyeleriyle, Tehran; Kiı§b-lıane-i Barani - 1345 Ş. H. I, s. 442,445,447,453- 454; II, s. 454; III, s. 80).

116

~l.ESNEV I ŞI!RJJI

1

Vııhidi ~ Fokıyri'den, Kalenden'lerin IX - X. yüzyıllarda ( 15-16) Anadolu ve Rumeli'de de yaygın bir

halde bulunduklarını anlıyoruz. 1047 de (1637 M.) ölen Karakaşzade Ömer ''Nıir'ül­ Hücl,, Li Men'ihted3" adlı ve Vahidı~oin ad mJ dahi anmadan onun kitabın> ıstılahiara bogup yazdığı eserde de Knlendedleri aynı tarıda anlatması , bize bu ~üınrcnin yüzyılda da mevcudiyetini göstermekten başka bir şey ifade ermez. Burada, "Tiby!nu VesAil'iJ-Hakaaık fi Beyiını SeiAsi'it-T arfuk, ta, Haririzade Kemaleddin Ahmed'i n '(1299 H 1882 M.) I<.alenderi'li~i, Mevleviyye'nin bir şubesi göstermesi tamamiyle yanlıştır. Bu yanlış, Di~-fuıe Mehrned Çelebi'oin (X. H: ilk yarısı1545' ten sonra) ve mensuplarının çhar-darb olmayı şiar edinmelerinden doğmuştur (lst. Süleymalıiye K. İbrahim Etendi kitapları; No. 432, c. III, 74. ·b-77. a).

xvn.

Bursa'da M uradiye bahçesindeki Mezartaşları M iizesinde, 118 no. da bir Kalenderi taçl.ı mczataşı vardı.r. .Mevlevi sikkcsinden biraz kısa, usruvani, tam tepesinde, hemen bütün kubbeyi kaplıyan kısımda oniki dilim var ve her dilim ikişer dikişle ayrılıyor. Bu kJSim gene iki dikişle ayrılmış bır daıre içınde; tam ortada iki dikişle ayrılmış bir düz kısım var ki buna tarikat ehli "Düğme, derler. H erhalde bu merkez, Hz. Peygaınbcr'e oniki terk (tirek)de Oniki lmaırı'a işaret olacak. Düz olan bu ' tepeden sonra tncın knbbe k ısmJ, dikişlerle ayrılmış ve her dilim, biraz kabarık olarak kıtk dilimli; bu dilimler, lengerde, yAni başa geçen kısımda aynı düğilınlcrin

ternaclisi olroakla beraber kubbe kısmından ufki ve şu
şekilde

ince

dil:işlerle aynlmaktadır

ve

şu şekildedir

:

:::ı

r::-1r-'

~

, _, c -

~u::sNJ!'Vl

SERtil J

117

Bu ·kırk dilim de sanıyoruz ki şeriat; tarikat, hakıy­ kat ve ma'rifet'in onar makamına iŞarettir. Hçrhalde bu taç, döğme yünden olsa gerektir. Arzettiğimiz malıaldeki merkad, "Baba Hacc Muhammed Kalender, adlı birine aittir. kubbesi, tam tepede bir düğmesi bulunmak üzere oniki, lengeıi dört teridi ve kubbeyle tengeri ç~pcçevre bir terkle ayrılan ıaca '''Huseyni, Ceiaıı;, ve "Kalenderi, tae 'derler ki onlara gö.rc asıl Kalcndcri tae tepesi düğmesiz ve teiklcrin ilcişer yanı dikişsiz, aynı ıarzdayınış. Hayrabolu, Ahmed Sarban mezarlığında böyle bir taşa rasılamı}tık. İst. Belediye Müzesi'nde de listünde "Ya Ali., yazılı bır başka tarzda kcçeden dikilmiş Kalenderi tacı \•ardır.
İnanç· ve giyinişlerinde Hind'in ve Türk Şamaniz­ minin de tesiri olan ve kuvvetli ·ıniime$ıiller yı;!iHimı Kalenderilik mensuplarının hepsim şeriata uymaz gosteren "Tadık., ın lıükmlinli, ekseriyetc uyularal< verilmiş. bir hüküm kabul eııi(;imızi de bildirelim. 265. "~\bd§J, sözünün ·bedel ve bedil kelimesinin cem'i olduğu söyienrniştir; "Budala, da ' ayııı anlama gelir. Erenlerden l:!u adla anılao.lardau biri tilünce, derece bakımından onlardan aşağıda olanlardan biri onun )'erine gcçtiğinden, yahu diledikleri vakit, dilcdikleri yerlerde kendilerine bedel gösterip bir anda birkaç yerde görünebildiklerinden bu adla anıl­ dılar da denmiştir. Hz. ı\hıhamnwd'in "Bu ümrnette abdill o.tuz kişidiı, bunların kalpleri Ralunan'm dostu İbrahim'in kalbi gibidir; içlerinden biri öldü mü Allah onun yerine birini kor,, "Ümmeiiınde otuz tane abd~! vardır; yer onlarla durur, onların hürmetine yağinur Bel(ıaşiler,

lll
y;ıl\:ır;

NESNEVl

ŞERI-d

1

halka yardım edilir., "Abdfil Şıım eblindendir; halk onların hürmetine )'ardım görür, onların yüzünden rıııklarur,, ·'Abdal ~am'dadır ; kırkı kişidir onlar ; içlerınden birı ölünce Allah onun yerine birim getirir;
)'ağmur onların lıürmeune ya~ar, düş manlara, onların

yüzünden

üsı

olurlar; Şam'lılardan

azap, onların

~üzünden gidcrilır,., "Abdili lcırk erkek. kırk kadındır. İçlcrındeıı biri öldü ıııü Allah onun ~·erine birını kor;
kullarctandır,

bir kadın ôlünce de yerine bir kadını geçirir .. ve ''Abdal. mealindeki hadisleri rivayer edilmiştir

(Orni' ; I, s. 102).
Aliyy'ül- K aari, bu hadislerin çoğunun zayıf oldu~uou söyler (MavzfıAt. M at. Amire- 1289. s. 17-18). Seyyid Şerif-i Cürcani (816. 818,824 yahut 825 H. 1413, 1415, 1421 yahut 142 1 - 1422. Hftl terc. ve eserleri için "Rey· hAner'üi-Edep, e b. ll , 1368 H. 1328 $.H. s. 322 • 324), "Ta'rifaı,. ında " Budala., madde$iode bunları yecti olarak kabul eder (İsı. Es'ad Maı. s. 29). Cami. "Nat:iMt, ca bunlar "" diğer erenler ıçin bir hayli sözler nöyler (Umii ıerc. ~. 26 ve devamı).

Imam Ca'fcr'us-

Sadık'ın

(148 H. 765),

İmam

H asan o~lu Hasan'ül-Müsenna'nın oğlu Oavud'un annesme. oğlunun hapıstan kurtulması için öğrettiği ve bu yüı(len "0mmi Ddv{ld duası, adı verilen duada (Uındet'üt·talib fi EnsAbı Ali Ebi-Talib ; Necef; 1337 H . 1918, s. 87 ve aynı s. deki not) "Allah\m. va$ıylere. sa1dlere, şehidlere, hidayeı imarolarına rahmet et; AJIAh'un, abdille, evt3da. yeryüzünde gezeolere. kullultıa bulunanlara, ihl4s sabiplerinc, çalışıp ibadete I.<oyulan· iara rahmeı et,, mealinde cümleler vardır (HAcc Şeyh .'ı.bbas-ı Kumml: MeJltih ül-Cinin; Tel>-:ın- 1 359

119

H . 1319 Ş. H .; s. 145}. Imam Rıut' dan (203 H. 818) AbdAl kimlerdir diye sorulunca lmiim "Abdiii vasiler-

dir; üstün ve ulu

.1\llalı, Pcygambcrliği

Muhammed'le

!tatmcdeince vasileri, peygamberlere bedel kıldı buyurm\lştur; "Üm mi D§vlıd, duasına nazaran bunlar İmamların lıavassı olabilirler (Sefiım'ül-BiMr, I, s. M; ll, s. 438 . 439). Ayrıca Xlll. yüzyılda " Rum Abdallcri , denen bir derviş zümresi de vardı. Bunlar başları açık, yalın ayak gezerler, kalenderler gibi çbar-darb olurlar. göğsü açık, üsı ıarah dar. alu geniş ve kolsuz. "tennil re, denen bir elbis~ giyerler, bedenlerini · da&larlar , göğüslerine hilal, yahur Zülfekar resrninı . yabur Hz. Ali'nin adını dövdürürler, kollarına dövme ile yılan vesaire resmi yapıırırlardı. Esrara qüşkiin olaıı b\1 derviş zümresinin bellerinci e koca pir kaşık ve esrar kabağı buhınur<!u:

bellerini bir

kuşakla

bajtlarlar,

kaşığın sapına aşık

J<:e-

Dilenrnek için de keşkül kullanırlardı (Menlkıb-ı Hace-i Cihan; 18. a-29.b). "Nıir'ül-1-:üda, dan bunların. XVII. yüzyıla kadar bulanduklarını ~nhyoruz (İst. Tasvir-i Efkir Maı. 1286 H. s. 13 ve devamı). Sonunda bu zümreyi de Bektaşilik remsil
etmiştir.

miği asarlardı.

metinlerdc, Mevlevi abd5li . Dekraşi abdali göre bu sözün, "derviş, anlamına kullanıldığını da anlıyoruz. Mcvlllni Mesnevi'nin bir <,ıok yerinde "abdal, den bahseder; fakat maksatları bu z.ü mre olamaz;. O, bayrı şerre, iyiliği kötülüğe. sulta~ kulluğa tebdil eden, körülllk yerine ha)'n bedel eden, benlikten, bencilikten kurtulan, ferdiyeıin; bıra­ kan, kendisini Hakk'a ve halka vermiş olan gerçek erieri
tarzında geçtiğine
kasıetmektedir.

Bsl<ı

120

MtsNJ;VI

Ş.tRH.I

I

267. Kur'lin-ı Mectd'in XIV. ·surcsinio (İbrilhim a.m.) 10. ayetinde "Peygamberleri, Allah'tan şüphe edilir mi dediler; gökleri ·ve yeryüzünü yaratandır o; suçlarınızı örtrnek ve muayyen vakte dek size mühlet vermek için çağırınada sizi. Onlarsa, siz de ·dediler:. bizim gibi insansınız ancıık, bizi atalarıımıın taptıkla­ rından vazgeçirmek · istiyorsunuz; öyleyse· apaçık bir delil gösterin bize" bU)'Urulmaktadır. XXI. si!renin (Enbiya') 3., XXIII. si!renin (Mü'minfın) 24. ve 33. XXVI, surcnin (Şuarii') 154 ve 186., XXXVI. sureDin (Ya Sin) 15., LXIV. si!renin (Tegaabun) 6. ayetlerinde ve daha bir çok sılrelerde, inanmayanların peygamberlere, siz de bizim gibi biter insansıwz dedikleri, batt~ XXV. sılren.in (Furkan) 7. ilyetinde, "Bu ne biçim peygamber, yemek yiyor, sokaklarda geıiyor, ona bir melek indirilseydi de yanında bir korkurucu olsaydr,. gibi sözler söyledikleri bildirilmektedir. Mevldnd bu beyitte; bütün bu ayetlcre işaret etmektedir.

2711"279. Musa Peygamber (A.M.), Allah'ın emriyle bir yılan şekline giriyor; · kuyruğundan rutunca tekrar sopa kesiliyor. Elini koynu· na solcup çıkarıııca eli bembeyaz olu)'or, par:ıl parıl .par­ lıyor; tekrar koynuna sokup çıkarınca eski baline geliyor (Ahd·ı Atıyk; Hurüc, Bab. IV). Mıls§, bu mucizeleri F iravun'a gösteriyor; ancak Mılsfr'nın emriyle sopayı atan Harun' dur. Büyücüler de sopalıırını atmışlar. onlarıı;ıki de yılan olmu~, fakat Harun'un atuğı sopa, onların sopalarını ~'Utmuşrur (aynı, VII. bab, 8·13) Kur'an'da da bu mucizeler aıilatıhr, büyücüler, önce sopalannı ıplerini atmışhr, yılan olnıuş, sapayı Mös~ Pey~a•nber atmış, sopa bir ejderha kesilmiş,. öbür yııa,ı.Jrı yutunııtur. VII. sılreııin (A'raf) 107.
sopası nı · ere atınca sopa, büyük y

121

: ~ 117. ayetleriyle XX. sQrenin (TaM) 18-66. aycdcrindc, XXVII. sürenin ( Nemi) lO. ve X.i'\VIII. siırenin ·. Kasas) 31. ayetinde sopasının yılan olduğu anlatılır. If. sCırenin (Bakara) 60., VII . sil.rcnin 160. ayetlerinde .vllısü·'nıu sopasıuı raşa vurduıu ve taştan oniki kaynak .;ılwğı anlatılır. XXVI. sü renin 42,41 ve 4;'>. ayetlerinde .le sopanıo yılan oluşundan babsedilir. Mllsa'nın elinin .>embeyaz oluşu da Vll. silrcnin 108. XX. silrcnin 2233., XXVII. silrcoio 12. ve XX VIII. sil.reoio 32. ayet-i xerimelerınde geçer. Bu ele, bembeyaz el anlaıruna
"Yed-ı

Bcyza,

de!'mi~tir.

la-f!h., tc doğruluğu, gerçekliği, M\ısft'nın sopasıoa benzetir. Der ki: "Doğruluk, Musa' nın sopasuıa benzer; cğrilirse büyüler gibidir. Doğruluk geldi mı, hcpsıni yer gider . ., (2 . llölüm; s. 60) "Te'vlldru l<.§~ani, de sopa, aklın e lindedki ııefistir. Yılan olu~u. MCisa Peygamber'io. nefsinin çetin gazepli oluşu­ dur. Elini koynuna sokması, aklıru ruhuna tabi kılması, can ışı~yla parlaımasıdır (II, s. 20-21). Kur'an'da, büyücülerin, kendi sopalanyle iplerinin, lvlüsa' nın yılan olan sopası ıarafından yurulduğuNı, yılao'ıo Müsa tarafından ıutuluııca gene sopa olması uzerine kendi s0pıllan ile iplerinin yok olduğunu görünce MOsa'nın dinine girdikleri, Firavun'un da onlara, h u siıin büyüğünüz, o size büyü bellermiş deyip, ellerini ayaklurını lurdıraral< astırdığı da anlaulır {XX, 56-73). 286-296. Nifak, inanmadığı halde inanır gör ünmek, şerıara bir kapısından_ girip öbür kapısından çıkmaktır. .\1ün.1fık. oifak sahibi olan, in:mmadığı halde kendisini ınaıunış gösteren iki yüzlü kisiye denir. III . sürenin {Ali lmrln) 167. ayetinde münafıkların özlerı nde olmaı•an sözler söyledikleri, savaşa kaıılmamal< i~io daha MevUinA,

"f'ihı

122

MESNEVI SERHI ı

neler dü:zdüklcti, IV. surcnin (Nis~') 88. ayetinde, kendileri imana çağrılınca Peygamber'den uzaklaştıldarı, küfre dönduklcri, 140. ayetinde kftfirl~rlc cehennemde ıoplaiıacakları, ı 42. ayetinde, Allah'ı aldatmak istedikleri, namaza üşenerek ve gösteriş için k'alktıkları, 143. §yerinde, imanla küfıir arasında oldukları; ne imana gelenlerden, ne de kUirlerden olmayıp ikisi arasında b ulundukları, .14;), ayetindeysc münafıkların cchennemio en , alt katında olacakları bildirilmektedir. VIII. slıreiıin (Enfal) 49. ayetinde, mü'minlere, burıları dirıleri aldatıyor dedikleri, IX. surenin (Tevbe} M-68. ayederinde,. münafıkların yüreklerinde gizlediklerini açıklayan bir ayet inince ürktükleri; fakat gene de alay ettikleri; bunu aniayanlara d.a şaka yapıyoru:t dci:liklcri anlatılır. 73. ayetinde ınünafıklarla savaş .emredilmekte, 77. ayetinde, kıyamete dek yüreklerinde nifak 'buhınduğu, 97 ayetinde· göçebelerin, münafıklıkta şeİı.irlilerden beter oldukları, 101. ayetinde bedevllerle Medindiler içinde münafıkların bulunduğu beyan edilir. XXIX. siırede (Ankeb\ıt) Allalı'ın müoafikları bildiği söylenir. (ll) XXXIII. surcnin Alv.<lb) ı, 12, 24, 48, !)O ve 73. ayetlerin.de, XLVIII. slırenin (Feth)6., LVII. sOrenin (Hadld) 13.JLIX. surcnin (Haşr) t 1., LXVI. surenin (Tahrim) 9. ayetlerinde de münafıklardan babsedilir. LXIII. sQrenin adı "Mü.nafıkun, süresidir. !lu surede, münafıkların yalancı oldukları, yeminlerini kalkan edindikleri, Allah yolundan saptıldarı, kötü işlerde bulundukları, her bağrışı, kendi aleylılerinde sandıkları, aniardan çekinmek gerektiği, Peygamber size yarlıganma dilesin denince başlarııu sallayıp alay ettikkri, ululuk satukları, l:ıidayetten uza. k oldukları, inanarılara birşey vermeyin de dağılıp gitsinler dedikleri, başları olan 'C'beyy o);iu Abdullab'ın, Hz.
o

MF.SNE.~l SERHl l

ı :ıs

Peygamber'e .çok. çirkin bir söz söylediği,. O'nu Medlne' den çıkartmaya yeltendiği b~yan buyurulmaktadır.
Mevldrıd bu beyitlerde, yukandaki ayetlerin mealIerini vermekte, bilhassa 286. beyitte IV. sılrenin 14·2. §yetine işaret etmekredir. 289. beyitteki Merv'liyle Rey'li, iki zıddı ahialmak için kullanılan · bir sözdür . •l\1erv iran'ın doğusunda, Rey batısıodadır.

297 - 299. Harfleri kaba, mWy'ı suya benzetmekle
m~naoın,

harflerle, yani sözle ifade edildiğini, kap,

nasıl su Için lilıımsa harflerin de mana için lazım olduğuİıu bildirınektedir. «Mlna deuiziyse, kitabın aslı,

demekle "Allah diledij!inı bozar, yazar ve kitabın aslı, onun katındadıİ, meUindeki ayete işaret etm. ktedir (XIII, Ra'd, 39,). e Ayetteki "Ümm'ül-KitAb, diye geçen ve Turkçeye kitabın aslı, esası diye çevrilebileıi sözden maksat, Allah'ın herşeyi, her hükmü, hikmcti nasıl gerekirse ve ne vakit gerekse o çeşit ve o zaman yaratması, hüküm ve irade buyurması, bozulması, hikmetine uygunsa, zamalllllda da onu bozmasıdır ki Allah'ın hükmü, takdlri, ilmi ve hikineti manasını da ihtiva eder.
dilediğini

katında olandır,

299. beyitteki acı·ve tatlı su ile "Ve öyle bir mabuttur ki iki dcniJ.i aktımıştır; bu. tatlı ve içilecek sud ur ve şu, ıuzlu ve acı su. Aralarında da bir sınır, birbirlerine karışmalarına imkan !>ulunmayan bir engel halk etriıiş­ tir, me.'iliudeki ayet-i kerimeyle(XXV, Furkan, 53) "Ve iki deniz, bir ve e.şit o-lamaz; şu tatlı ve içilecek sudur; içilioce kandırır insanı; bogazdan kolaycac;k ve iyi bir surette kayıp gider; buysa tuzlu sudur' acıdır ve hepsinden de terü taze balıklar çıkarır; yersiniı ve ialcıp süsleneceğiıiiz ziynet eşyası çıkarırsınız ve görürsün ki

124

:.1ESNf.V1

ŞERHİ

1

lutuf ve ibsanını arayıp bulmanız ve şükretmeniz için de suları yara yara gemiler gitroede'' rocaliııdeki ayeı-i
keriıiıe'ye işaret

edilmektedir (XXXV.

Farı.r.

12).

Mevlfın:i,

bu ' iki denizle

gerçeği, batılı, bayrı, şerrı.

lutfu, kalın, imanı. inkarı kasıctrnckıedir.

edilin ey Allalı kullan. çünkü Allalı hiçbir dert verıne­ ıniştir ki onun dcy:isıw da vermesin.; ancak bir dert vardır · i dermauı yol,ıur; o da ihtiyarıık, lıadisinic k ışareı edilmekıedir (Cami' . I, s . 109). Beden~ hastalık· lar hekimin tedih·isiylc geçer; din ve iman hastalıkları da kilmil mürşidin, Kur'an-ı Hakim'i, hadisleri, inanç ·ve amdlerin yollarını,, yardamlarını bildiren zat ın kere· miylc , ona uymakla sihhat bu. ur. Nerekim bundan l sonraki beyiı\er(!e de bu manzum izah edilmektedir. "Sevgili, den maksat Habib'ullah olan Hz . .Muhammed'· dir (S. M.).
316-317. ll.. surcnin (Bakara') 273. ayetinde yoksul· lardan izıet-i nefi_ sahiplerınin, istiğ.na g(istererek s kimseden bir,şey isıemedikleri, yüzsuyu dökmedikkri için halkın, onları zengin saydığı bildirilir. asıl bunlara· yardım eôilmesı beyan ve emir bu~urulurken "Sen onları yüzlerinden ı.;ınırsın, denilmektedir. VII. slırenin 46.iiyetinde kıyamet günü." A' riif, ıaki erlerin, herkesi yüzlerinden tanıyacakları, ceııner ehline selilm vete· cekleri. cehennem elıline bakıp Allah'a sığınacakları, 47. ~yettt de, cehenneme girmiş olanlara, mallarının çokluğU, ululanmaları, kendilerine bir fayda vermedi· ğini söyliyccekleri, bundan sonraki §ye ne de Allah' ır

o duygumın sağiığını sevgilid~n, beytıyle. "Tedavi

305. "Bu duygunun

sağlığını

hekimden

arayın,

>US."<EVI SBRHI 1

onlnra, girin cennete, size ne korku var ne hüzün buyuraca~ı bilditilmektedit.
A'r~f. yüksek yere denir. Atm yelesine, horozun. ibiginc "örf, derler. A' raf, cennetle cehennem arasındal<.i sur'dm dcnmişrir. Had!skrde, A'raf erlerinin. peygamberler ve Ali Muhammed oldu~u rivayet edilmi$tir. (Mccnıa'ul Bzyan, IV , s. 4-22 - 425) XLVII. siırenin (Muhammro S.M.) 30. ayetinde, Hz. ı\·tuhammed'e (S.M.) "Suçlulangörsen, yüzlerinden rarursın, buyurulmakta, XLVIII. sürenin 29. iyetinde, mü'minlerin yüzlerinde, secde eserinin alametlerinin görüldüğü bildirilmekte, LV. sOrenin (Rahmiln) 11. iiyetinde, suçluların yüzlerindeki belirtilerden tanınacakl.an anlatıl­
ınaktadır.

" Yüz ka.lbin aynasıdır" sözü meşhurdur. "Haırrı gllzel yüzlülerden um;m, isteyin, mealinde de bir hadis vardır (Cami' I, s• 26). Insanın iyiliği, kötülüğü yüzünden belli olur; ancak b" hususta meleke sahibi olmak gerektir. Münafıld<en balkı aldatmak için kendisini mürşit gösteren, düzene baş vuran, riyazaı ehli zaıınıııı veren, bilgisizleri k<ındıran, böylece başına ropladıklarını sömüren nice kiŞiler gördük ve görmekte_yiz. Mevl~na'ııın " insan yüzlü iblis, dediği Idş il er 'bunlardır. 318. beyitten itibaren bu babsin sonuna dek Mevlana bunlan anlatmuktadır ki bunlar, VI . surenin (En'Sm) 112. ayet-i kerimesinde buyurolduğu gibi " insan şeyıanlan, dır; do&.,rucası, gerek z!hit görüruün, gerek rint, hallwı boynuna, binen kesesinden geçinen lcişilerin hemen hepsi bu çeşit kişilerdir. Bunlann içinde Mehdilik davasına kalkışanlar, asnn müceddidi olduğunu iddia edenler, hattA kendisine vabiy geldiğilli söyliyenler,

11\6

lVillSNEVI · SERHI l

geçmiş erenlerle görüştüğünü, mlrac etriğioi, Allah~i görd~ğünü bildirenler, hatta hatta. yeni bir din kurmaya: cür.'.eı edenler bile vardır. Bunların, ruh hastası ohioları müstesna, bir kı~mı <•tcbdll'uş şek! li ecl'il"cld, olanlardır; yani yeyim için şeklini değiştirenlerdir ki çok defa buıı­ lar, bitıla alet olurlar; hatta sömürgenlcre n\aşalık dahi ede.rler. B.unlar hakkı:oda bilgi verıneye kalksak, hele eskilerden., yenilerden bu yolu tuıartları, onlara uyanları yazmaya girişsek sahifelcr dolar; bu kadarcıl< bir işaret le geçiyoruz. Senai de "Hadıyka, sında bunlardan l;ıal)sçd~r (Il, s. 676 - 679).

322. Bu beyitte dilenrnek için yiinden arslan yapmayı, Ankaravl, dünyayı elde etmek ·için gerçek crlerin. yol arslanlarının şekline bürünürler tarzında anlıyor (s. 33). Yukarıdaki beyitlete nazaran bu anlayış da doğ­ rudur; nitekim iistad Furezan-fer de bu beyti,. dokunmuş bezden arslan şeklinde bir şey yaıpıp içini yünle doldurduklarilll söyliyerek Mevlana'nın, yiin•(sof) hırka'ya büriinüp şeyhlik idc.lia edenleri kastettiğini bildiriyor. Ancak zaman zaman, bir ıepsiye muJnlar dikip yakarak, sırta ·alınan tulumdan su dağıtarak, mersiye ve iliibiler inşad edcre. dilenenler olmuştur; hatta kendisini yarak lamak suretiyle, yahut miııareye çıkıp kendisini aşağı atacağını söyl.iyerek dilenenler bile çıkiruştır ve biz, bu zamanları idni k etlik; bu oları gördük. Sanırız . ki }'Ünden arslan şeklinde: bir şe)' yaplp onunla hünerler göstererek, ona bazı hareketler yapurarak dilenenler de vardı ve M.evHina. hem yol arslanların• taklid edenleri söylüyor, hem bıı adeti anlarıyor.
şarih-i

323: Müseylcmc, Hz. Peygamber'i·n son zamanların­ da, d inden dönüp peygamberlik davasına kalkışan, hattl

M ESSi:VI

ŞER Ht

l

127
yeryfuüııüo

H z.

Mubaınmed'e Keodisıne

bir mektup göndererek

yarısınıo
kişidir.

kendisine ai d oldugunu bildirmeye ciir'cı cdcıı

uyanlar tarafından Rahman'ül- Yemame diye anı lan bu adam, Ycm~me'dc bu davaya girişmişti. Hz. Muhammed, kendisine gönderilen mektubu yımıuş "Yeryiizü, gerçekten de temiz kullarıma ıruras kalır, mdlindeki Ayetle biten bir mektup la cevap vermışti (XXI;Enbiyil', 105). Hz. Peygamber'in mektubunda adı "Keuab, diye aruldığ.ından " Müseylemet'ül-Kezzab,. diye anıla gelmiştir. Başına dörtyüzbin kişi toplayan bu adam, gene o sıral arda peygamberlik davasına girişen SecAh adlı kadtnla birleşmiş, kuvveti daha da artmıştı. Ebii-Bekr zamanında Velid oğlu HAlid kumaodasında üzerlerine gönderilen İsliim ordusu bunlar!Jı şiddetle savaşmış, Müseyleme. civarda bulunan ve çevresi yüksek duvarlarla çevrilmiş olan Hadıykaı'ür-RahmGn denen bahÇeye $ıJlırunış, kapısını da kapatnuşo. Uhud savaşında büyük yararlığı görülen, Andrdan Ebu-Diicane, kendisini bir kalkanın içine koydurmuş,Müsliim3n­ lar kalkanı mııraldarla dıvarın iisrüne kalclırtnışlar, Ebu-Dücine içcriy~ adamış, ayağı kırıldı~ı halde fürur getirmeyıp kapıyı açmış , Müslümanlar bahçeye girmışler, Vahşi MUseyleme'yi öldürmUşıü (Hz. ~ası11-i Ekrem'in ve Müseyleme'nin rnekrupları için Ahmed Sabiri-i Hemedaw'nio "'Muhammed ve Zlmiın-dar~ der pirArnun-ı nAmehA'yı PeyAm-ber-i Islam be Zim!ıp­ d ilrAn, adlı eserine; II. basım Kuıiı-1316 Ş. H. s. 266269. Ebü·Dücdne için "Sosyal Açıdan İslam Tarihı I. Hz. Muhammed ve- İsliın,. Rdlı =rinUz.c b. Milliyet Kültür Kulü bü Yayın. 1969; s. 96- 100).

]28

MJSSN.EVI SERHl 1

içiminin sonıı pek hoştur ve sonund~ misk kokar; öz·
'ieyip dileyenler, bunu özlesinler, bwiu dilesinlcı, meaündeki ~yete işaret edilmektedir( LXXXIII, Mutaffı­ fin, 25-:26).

'324. "Onlara, içilecek halis

arıduru

su sunulur ki

• ••

(METlN) Taasup yüzünden Hristlyanlan Öldürten Yahudi.padişabınjn hlk~yesl
Yahudilerin zalim bir padi~ahı vardı; İsA'p yakar yandırırdı; eriıir ğidetdl.
düşmandı, Hristiyanları
Isl'nın çağıydı,

nöbet onundu; M(lsô.'nın

eanı

oydu; Milsl da .._ ilahi .. o
solukclaşı

onıın ranıy.ıiı .

Padişah; Tanrı

yolunda

şaşı olmuştu;
ayrı

o iki

birbirinden

görüyordu .

H~ni ustası şaşı çırağına, tez dedi, odaya git,

şişeyı

getir.

Şaşı çırak, o iki Şişenin hangisini getireyim, bir güzelce anlat dedi.

330.

Ustası; yürÜ be dedi, iki şişe yok; ş.şılığı bırak, biri fazla görme. Çırak, usta. dedi, kınama beni. Ustası, pekiyi dedi, o iki şişenin birini kır. Çrrak birini kırınca iki şişe de gözünden yitti gitti. · 1nsaıi istek yüzünden, öfke yüzünden ş.1şı ol.ur.
Şişe birdi, gözüne iki göründü; öbürü de yokoldu. şişeyı kınnca

p 9

ıs.o

ME.St"EVJ SERl-ll 1

Öfke ile istek, insanı şaşı eder; canı doğruluk­
tan
a}ıırır.

Garez geldi mi hiiner örrülür; gönülden yüzlerce perde, gelir de gözün önüne çekili·
\'C.rir.
~ Kadı, zıilirni

gönlünden

rüşvet almayı nasıl ayırd

mazluınadan

kurdu mu, edebilir?

kin güttüğünden olmuştu ki, aman yarabbi, aman. Ben
gittı. Mıls~ dinıne sığınağıın.

Padişab, çıtıtça

oyıes-ıne ·şaşı arkayı.ın

o dine

ben liye

yüzbınlerce inanmış mazlıimu

öldürttü

Vezidn

padişaha

düzen
vardı

öğreımesi

O padişahın öyle düzenbaz bi_r ve:ıiri düzenle s uyu bile düğümlerdi.

ki,

3•10.

canlarllll gizler ler. Onları o kadar öldürtme; ı~·ıeo de öldürmede bir fayda yok;· dtnin koktisu yokrur ki; rnisk de~! ya, ödağacı değil ya. korurlar,
dinlerinı padi~ahtan

l'adişaha

dedi kı :

Hrısıiyanlar

Yüzlerce kılıf içinde gizli bir :şey; dışını bilirsen bilirsin ancak; içiyse bildiğine aykırıdır. Padişab peki dedi, ile yapalım ? Nasıl bir düzen düzelim ki Dünyada, ne meydanda, ne gizli, bir tek Hristiyao bile kalmasın.

:MES~EVl ş:EaHl

J

131

Vczit, sözde bana gaıeb etmiş gibi eıruet, kula~l!Ul, elimi kestir, burnumu, dudağımı yardır.

Sonra da beni darağacına, çarmıha gerdirmeye yolla ; dcrl<en birisi sana yalvarsın, bağışla desın. Bunu ıellalpazarında, yerde yapur.
arasına dörtyola~zı

olan

bır

Sonra da.beni uzak bir şehre sür de ben onların yüzlerce kötülük sokayım, yüzlerce aykırı i1ler ettireyim onlara dedi.

Vczirln Hristlyanlara d üzeni
Ondan sonra, onlara diyeyim ki dedi; ben Hristiyanıın; gizli din taşıyorum; a gizlileri bilen Tanrı, sen bilirsin beni. 3.50.
Padişah i nanClmı duydu ; taassubundan canıma

kasteru.
Padişahıan d!nimi . gizlemok . istedim; onun dininden göriineyim dedim. Padişah, sırlarundan bir koku duydu; ona söylediğim sözlerle töhmct altına aldı benı.

• Dedi ki: Senin sözlerin, içinde iğne olan ekmeğc ben:ziyor; günlümden gönlüne bir pencere var. O pencereden halini gördüm; balini gördüm ya, artık s~ılerine kanınam senin.
Isi'nın himmeti bir çan: bulmasaydı bana, o, çıfıtça paramparça ettirirdi beni.

132
heırt

M~$l'<EVI ŞERH!

1

ısa•ya canımı feda ederim; başıım venrun;

de bunu, yüzbinlerce mlnnet' bilirim canıma. lsa'dan ciınum esirgeınem;. yalnız onun dinini iyiden iyiye bilirim. O terterniz dinin, bilgisizlerin elinde yok olup
gimiesiıi.e acıklanmadayun.

Tanrı'ya da, İs§'ya da şükürler diıi.e kılavuz olmuşuro ben.

olsun ki o bak

360.

"Betimize zünnar kuşanab Yahudiden de kuttulduk. Yahudilikren de. Ey insanlar. çağ, İs§' nın çağı; onun dininin sır larını canla başla. duyun. Padişah, vezir ne dediyse yaprı ona; balk. o gizli düzene şaştı kaldı. Onu , Hristiyanların bulunduğu bir yere sürdü; o da bundan sonra onlan dftvcıc koyuldu.
Hristiyanla~ın

.onun düzenin. e

kanmaları

Hristiyanlar, azar azar onun çev.resinde top· lanmaya başladı; topluluk yüzbinlere vardı. O gizlice onlara lncil'in. zünnarıu, namazın
sırlarını anlatrnadaydı.

Görünüşte hükümleri söylüyordu; öğüt verı­ yordu; faka jçy.üzunden ıslık çalrnadaydı; tuzak kurmadaydı.

* İşte bunun için· ki!l'U SaMbe, Peygamber'· den azgın · nefsin düzenlerini . öğrenmek. isterdi.

MHS.'-IEVI Ş•RHI 1

133

Nefis, ibadetlere, öz temizliğine, giıli garezlerden nele.r katar diye sorariardı . Ondan, kulluğuıı üstünlü~üııü arama:ı.lardı; 1 görünen ayıp nedir, oou söyle derlerdi, onu

'

araşurırlardı.

370.

Gülü kerevizdeo ayırdedereesiııe, kıldan kıta, zerre zerre, nefsin dü zenini tanırlar. bilirlerdi. SaMbenin kılı kırk yaranları bu yönden öylesine öğütler dinlerlerdi ki o öAütlere canla başla dalarlar. şaşım kalırlardı.
HristiyıuıJarın "Hristıyanlar

vezire uymalan
gönüı verdiler ona; güç de nedir ki?

tümden

z!ti li

avamın taklidindekı

Göni.illenne sevgısıni ektile.r ; onu !sA'oıo vekisandılar. ~ Oysa kı o, gizlice, tek gözlü, lanetlenmiş Decc-ll'di. Ey Tanrı, sen feryadıınıza eriş, ne de güzel yardı.mcısın sen. Ey Tanrı, yüıbiıılerce tuzak var, resim var; biz de yemsiz yiyeceksiz kalmış haris kuşlara benziyoi'U2.

Solukran solu~a bir ruzağa rurulmuşuz; ki herbirimiz bir doğan olalım, bir zümrüdüankıı kesitelim; bu, gene de böyle.
ruı

~

Ey kimseye muhtac olmayan

Tanrı,

sen bizi

her solukes kurtarır.ıın; fall:at biz yiııe nıru, tıir ruuığa gideriz.

131

MESNEV( ŞERH! ı

yığılmış, ıopiaomış buğdayı yitirip gitmed~iz.
Aldımızı başımıza alıp hiç düşüı:unüyoM ki buğdayın eksilmesi tiırenio yü.zünden. }
1

Biz şu ambara buğday yığmadayız; derken

380.

Fare ambarımızı delcli, amharıınız, 'onun düzeniyle· yıkılıp gitmiş. A benim canım, önce farenin zararıı:ıı gider de ondan sonra buğdayı yığmaya giriş. 1

* O gönüllerc gönül kesilenın haberleb nden birini duy; hani ''Namaz ancak gönül huiuruyls camamlanar ,J der. Ambarda hırsız bir fare yoksa, peki, kırk yıllık kulluk buğdayı nerde, hani? · Her günün parça parça meydana gelen ger· çekliği, neden ambarımııda roplanmıyo.r? · Çakmaktaşından birçok l<ıVllcıınlar sıçradı; o yanmış yakılmış gönül hepsini de kabullend.i. Fakat karanlıkta gizlenmiş bir lursız var ki o kıvılcımlara .parmak basmada. Gökyüzünde bir ışık bile parlamasın diye ' . o kıvılcımları bir bir söndürmcçle. Yardımların bizimle oldukça o aşağılık hıı·­
St2dan ·korkarmıyız hiç? ('•)
Bir adımda binlerce ruzak hile olsa, sen hizimle olduktan sonra hiç• gam yok' bize. 390.
(•)
yaulmıJ.

Her gece beden tuzağından .canlarr kurtarırsm, (ahtaları sökersin.
Bu

be_fiı metinde unutulmuf, karJJılt:ı.Jhrmada ktnara

>USNEVI $UHI

ı

135

Canlar, her ge« şu kafesten knrrulur; hiç bir §tyle ilişikieri kalmaz; ne kimseye buyruk yürütürler, ne kimsenin buyruğu altına girerler. Geceleyiıı.zındandakilerin zındandan haberleri yoktur; padişah adamlarının da geceleyin devletten haberleri yokrur. Ne kar, z.iyan gamı vardır, ne böylesine bir düşiince; ne filanın hayali vardır, ne feşmanın hayali. • Arifin ııyanıkken de hali budur ; Taon, "Onlar uykudadır .. demiştir. Onlar gece gündüz, dünya hallerine karşı uykuya dalmışlardı.r; onlar Rabbin elinde evirip
çevirdiği k·aıem kcsilmişlerdir.

Yaıı yazılırken eli görmeyen kişi, yazı, !<alemin oynamasiyle yazılıyor sauır. Tanrı arifin şu halinden Birazcığıru göstermiştir; aklı da zaten duygu uykusu !<apmış
gitmiştir. canları

neliksiz niteliksiz bir ola}'a gitmiştir; da esc:ndir, bedenleri de. Derken bir ısıılda gene ruzağa çekersin onları; hepsini <;Ic payını aramaya koyultursu.n.

Canları

4()0.

Sabah çağ:ının ışı~ı başgösterip altın akbaba kanat çırpınca, Tanyerini yaran, sabahı ışıtan, İsrafil gibi hepsini o ülkeden alır, şu görünen Aleme getirir.
Yayılmış canları beden yapar; her bedeni de

gene gebe

bırakır;

1,'16

MF ,S."lVl 121)11

ı

Can

atiarını eyeı:1iz
sırrı

kardeşıdir,

kor; budur.

işte

"Uyku ölümün

Yalwz gündüzün geri gelsinler diye ayaklarını bir bağla bağlar. Bağlar ki gündüz oluncıı o çayırdan geri gcı· sinler; o yayladan gelip yük alona girsi.nler.
u~un

• Keşke şu eaıu, AshAb-ı Kehi gibı, yahut Nuh'un geğmisı gibi korusaydı da Şu haun, şu gözü kulağı, bu uyaruklık, bu
anlayış rufanından vardır kurtarsaydı.

Dünyada, bu zamanda da nice Aslıab-ı Kcht ki senin yaoıbaşındadır, karşındadır. Dost da onunla nağmeler terennüm eder, mağara da; fakat ne fayda ki senin gözünde. kulağında mühür var.

Halife' nin

Leyl gyı

görmesi

41 O. . / * Halife Leyll'ya, sen o musun lci dedi; / Mecnfuı seoin yüzünden, perperi~an oldu, kendinı yitirdi? · ( Başka güzellerden fazla bır güzelliğin de yok hani, Leylll dedi lci: Sus, sen Mecniln değilsin ki. Kim uyaroksa daha da beter uykudadır o; ıiyanıklığı uykusundan da beterdir onun. Canımız, Tanrı'yla uyanık olmazsa uyanıklık, bir geçittir, bir boğaz gibidir bize. Canın, her gün bir hayalin tekmesini yemekten,

-J ,

ı:iyao

kar

kaydına düşmekten, ddekiııi

yitirme

korkusundan

MES.~tvJ

SERtti 1

13'1

Ne

arıhğı kalır,

ne

gilıelliği,

ne de gücü kuv-

veti; göklere ağacak bir yol da kalmaz ona. Uyuı:nuş o kişidir ki her hayalden bir şey umar;
onunla
konuşmaya

dalar.

Ruyasında ş~ytanı hO.ri gibi görür; istcklenir de erliksuyunu saçar döker.

Soysop tohumunu çorak bir yere döküııcc de kendine gelir, uyanır; hayal de ondan gıder. O hayal yüzünden sersemleşir, bedeni pisıenır. Ah o bem görünen. hem göril11mcyen hayal den. ah.

·1-20.

Kuş yüceıcrdedir; g61gesıyse a~ağıda;

gölgesi giri·

toprak üstünde kus
şır;

~ibi

uçar durur.
avianıaya

Hir ahmak da kalkar. o gölgcyı

öylesine. o kadar

koşar

ki güçten

kuvvcııen

kalır.

Haben bile yoktur kı yakalamak istediği ha•-adak. J.'llŞun yere vurmuş gölgesidir; o gölge mn nerde olduğundan haben bile yoktur. Gölgeyc ok arar da atar; bu auş, bu yüzünden de okiuğu bomboş kalır.
arayış

Ömür okiuğu bomboş ltııldı; ömür geçıi gitti; • gölgeyi avlamak için ko~arkcn eridi bitti. Fakat adama, Tanrı gölgesı dadı-taya olursa onu hayalden de k1lrtanr. gölgeden de. Tann gölgesi, Tanrı kuludur; o, bu dünyadan
ölmüştür; Tanrı'yı. dirilmiştir.

da

Hiç işkillenmeden çabucak onun eteğine sarıl Mıırzaman fiınelerinden kurtul:

1:18

Mts.ı'iEVI

SERlll 1

* "Tanrı
bu, erenterin

gölgeyı nasıl uzattı, denmiş
varlıklarına işarettir;

ya;

çünkü eren

Tanrı güneşinin ışıl.\ına kılavuzdur.

* Bu kılavuz olmadıkça bu ovada yola düşme;
Halil gibi, ben
430.
padişah batanları

sevrnem de.

~ Gölgeden çık, gölge yüz unden

bir güneş bul;
eteğine sarıl.

Tebrizli

Şems'tir;

onun

" Bu düğüne, bu geline varacak yolu bilmiyorsan, Tanrı ışığı HusAmcddin'e sor.

* Yolda, lıaset gelir çaıar da gırtlağına yapışır­
sa bil ki bu hasette
şeytanın a7.gmhğı

var. ·

* (,.'ünkü o, hascı yüzünden , Ahmed'i ayıplı, kusurlu görüp utanır; haset yüzünden kutlulukla
savaşa girişir.

Yolda, bundan daha sarp bir geçit yoktur ; ne mutlu o k.i şiyc ki yoldaşı baset değil.
Şu beden,
haseı

bil ki haset evidir ; ev halkı, soysop yüzünden kirlenir. pis bir hale gelir.

Beden, haset evidir ama , Allah o bedeni iyice
arıtmıştır .

* "Eviıni
dirir; bedenin sidir beden.

temizleyin,. buyruğu temizliği biltılsımı topraktan ama, ışık define-

Sen bedeni olmayana düzen düzer, baset edersen o haset yüzünden gönlüne kararnlar çöker.
Tanrı erlerinin ayakları altına döşen, toprak: ol; bizim gibi sen de hasedin başına toprak saç.

IILIS~EVI

SI!RHf 1

139

. V-czirin hasedi
440. O vezirin yaraalışı hasertendi de o yüzdeli boş yere kuıağıru da yele verdi, bumunu da. Bu
ışı

de

hascı ıtoesiyle ışiedi

;

yoksulların canlarmı

canlarını

iğneıedi, ıehirledi, onların

ümidiyle yapo. Hascıle bumunu buran, kendisini kulaksız, burunsuz eder. Burun ona derler ki bir kol<u alır; koku da onu bir mahalleye ulaştırır. Kim 1<0 1<u alınıyorsa burunsuzdur; kol<u da dini kol<udur ancak. Koku alıp da buna şükreuneyen, nimete kilfir olmusıur; kendi burnunu kırmıştır. Şiikret, şilkreden.ıere kul köle ol ; onların buzurunda öl de öliimsii2lüğe ulas.
Veıir gibı yol vuruculu~ sermaye edinme;
halkı

zehırlemel<

namv.dan

alıkoyma.

O kUir vı::ı.ir, din öğütçüsü kesilınişti; düzenle badem belvasına sarnusak katnuştt.

Dinlerini tam bilen Hristiyanların, vezirin düzenini anlamaları
Tad alış duygusuna salllb olanlar, onun sözlerinde öyle bir ıad buldular ki acımsıydı. 450.
Karışık sözler söylüyor, şekerli gülsuyu ~erbetine zehir kanyordu.

ın

Me5Ntvr SEltUt 1

Sözünün
anlaşıliyordu

dış yüzünden, çevık oı anıarnı amma ardından da cana, gevşek ol

'{}üziliıden eı de karnru. elbise de.

1-

diyordu.

Gümüşiliı <l.tşı aktır, berraktır

ama onun

Areşın. ıavııcırnıanyle al al bir yüzü vardır ama yaptı~ ı kötü işe bak. sonundaki karai ıj!ı seyret.
Sımşek

göze

bır ışık

gözü onda.

kamaştırma. görüşü

olarak görünür amma çalma huyu vardır

Anlayışı,

tad

aıma

boyunlarına bır halk~

duygusu olmayanlarıo oluyordu vezirin sl)zleri.

Vez ır padişahtan alu ay ayrı kalmıştı; aln a• lsa'ya uyanlara sı~ınak kesilmişti. Halk, tümden gönlünü de oruı ı.apşırdı, dinin> de. Herkes onun buyrgguyla ölüme a.nlıyordu.
Padişahın

gizlice vezlre haber gönderme si
arasında

Padişahla

vezirin

gelip

~ıtmede, padişah iste~inin

gizlice haberler ona vaatlerde bulun-

madaydı.

Sonunda, rm
(f )
7uılntlf ,

toprağıru

ele geçmesi, Hı-istiyaııla­ yel c vermesi için ( • )

Bu he.Yit metinde un.utu1mut. ka,..,ıl • •tnmada lcc=nn.t

141

460.

çattı ;

Ona, a benim devletli vezirim, vakiı geldi gönlümden bıı dcrı çıksın gitsin artık diye mektup yazdı, gönderdi. O da, padişahım, o ışi.ıı üstündeyim; lsa dinın e

fitncler

salaca~ım

diye cevap
böli!~ü

yazdı.

HristlyanlıJ!ıo

nnild

O hüküm, o hükiim.eı devrıode lsa'ya uyanlanı buyruk yürüten oınkı bev vardı. Her bölük. bır beyin buyruguna uymtı~, ondan ümıılert düsere~ " beye kuı olmusıu. o onikı beylc onlara uyanlar, o ~ötü vezıre
bağlanmışıardı.

Hepsı de onun sözüne inanmadaydı; hepsi de

onun

gidişine

uymadaydı.

O, öl dese hangı soıukpı, bang:l saaıte det$e her bey, hemen k&rfısıoda ca.o verirdi.

Vezirin İnci) buyruklarını karıştırması
Vezir, her
beyın adına bır

tomar

hazırladı ;

her comarda yazılan yazılar bir başka voldaydı. Her birindekı buyruklar bır baika çeşiıti ; bu. sonundan tA başına dek ona aykınydı. Binnde riyazaı yolunu, ac;lı~ tövbenin, Tanrı­ ya dönmenin dir$ saymadaydı. 4 70. Birinde riyaıatun taydan vok : bu yolda insanı cömertlikten bafka bir şey kurtaramaz
demişti.

ı

u
Birinde deıruşti ki : Senin açtığın, seııi.ıı cömertliğin mabuduna şirk koşmandır. Hem gam çağında, hem esenlik çağında Tanrı'ya dayanmandan , ıilmdcn ona restim olı:nandan başka her şey düzendir. tuzaktır. Birinde dem ış u kı : Gereken şey hizmett. r; i yoksa Tanrı'ya dayanma düşün<:esi bir tölunettir ancak. Birinde, yap, yapma buyrukları, tunılmak için de~il, bizim a<:zimizi bildirmek içiıı Vtrilıniştir; Böylece bu buyruktarla aczcimiıi bilelim de o ı.aman, onun da kudretini aniayalım yazıları.nı
yazmıştı.

Birindeysc aczinı görme; .aklını başına al, o aciz, olmete kdfir olmakur; Kendi gücünü kuvvetini gör; çünkü kuvvet kudret de ondan; kudreriru onun nimeti bil ki kudret, ·odur diyordu. Öbüründeyse şu ikisinden de geç, göze görünen her şey put olur demedeydi. Birinde, şu m umu söndüerne diyordu; çünkü bu görüş meclise mum gibidir. .WO. Bakı~tao, göıüşten, hayalden geçtin mi, gece· yarısında buluŞma, kavuşma m.u munu söndünnüş olursun. Birindeysc söndür diyordu; korkma; söndür de karşılığında yüzbiolercesinı gör. Gücünü kuvvetini göiüş muıiıunu sÖndürürsen can mumunun ışıjl artar; sabır yüzünden Leyla, Mecnün kesiBr.

NESNilVI

Sllllllı ı

Kim zahitliğe kalkışır da dünyadan vazgeçmeyi kurarsa dünya, ooa daha da fazla kendini gösterir, daha da ziyade yaklaşır. Birinde, Tanrı sana ne verdiyse ,onu meydana getirirken dı! sana tatlılaştırmıştır.
Sana kolaylaştırmıştır, hoş bir bale getirmiş­ tir onu; al onu, kabullen; zabmete sokma kendini,
demıştir .

Birinde)'Se, senin
içinin kabullendij:i

o~nı bırak, şey

vazgeç ondan;
kötüdür.

iyi

değildir.

Birbirine aykırı yoU ar, kotay görünmüştür de herkes bir cl1ıı.i seçmiştir; o din. o kişiye can
kesilmiştir.

Tanrı'nın bu kolaylaştırması, yerinde bir yol olsaydı her YaJıudi. her Mecusi, Tanrı'yı anlardı,

bilirdi demişti. Öbüründe, kolaylaşurılan şey demişti; o şey­ dir ki gönüle yaşayıştır. cana gıdadu. 4-90.
losanın içinin istediti şeyse geçip gider; sonu yokrur; çorak yere ekilmiş tohum gibidir; bitmez, meyve vermez.

Onun

verdigı şey, pişmanlıktır;

ondan elde

edilen şey artcak ziyandır. O, sonunda kolay değildir; sonunda adı, güç olur onun. Gücü kolaydan ayırd er; bunun da yüzünü sonwıa göre gör, onun -da yüzünü sonuna göre. Bir ıomarda, bir usta ara; işin sonunu görmeyi sovsop sahibinde bulamazsın.

144
Her
çeşit

.>IESNEVI

Şınııl ı

eline uyanlar. kendilerine göre

i~in

sonunu .gördüler; gördüler ama sonunda· suçlara
tursak olup gittiler. İşin sonunu ge>rüş, elle dokunmuş değildir; böyle o.ls~ydı dünyada·aylorılık mı olurdu, demişti. Öbür tomarda, usta da sensin; çünkü ustayı da se.n tanırsm. Adam ot, adamlara maskara olma. Yürü b~ının çaresini gör. sersemleşme demişti. Öbür tomardaysa, bunların tıepsı de birdir demişti; l.<im iki görürse ş aşı bır adamcağııdır, o. 500. Bir başkasındaysa yüz demişti; nasıl b,ır olur?· Bunu kim düşünebilir? Meğer ki insan deli olsun. Bir söz var ki öbürünün ıam zıddı; şeker le zehir nasıı bir olabilir? Zehirle şekerden geçmedikçe birlik .gülbahçesinden nasıl koku ·aıabilirsin,? O, 155 dininin düşmanı, onil<ı tomara bu çeşit
yazılar yazmıştı işte... Ayrılıklar gidiştedir, aslında değil

yolun

O, İsa'nın 1el< renkli oluşundan bir koku almaınışu; 155 küpünün buyuyla buylanmamıştı. O tenemiz küpte yüz renkıı elbise, ışık gibi anduru bir· hale gelir, tek renge ooyanırdı. Fakat usanç veren rek renk değit; balıkla berrak sıı gibi hani. Karada da binlerce renk var; var ama balıkla­ ·nı:ı da karayla savaşlan var.

*

l>IESN.EVI

ŞERlll

1

145

Örnek olarak söylediğimiz balık da kimdir, deniz de ne ki bu üstünler üstünü, bu ulular ulusu padişaha ıienzesin? Var!~ 11emindeki yüzbinlerce deniz, yüzbin· lercc balık, o bağlşrn, o cömertliğin tapısında secde eder. 510. Nice bagış y~~muı:u yağdı da, bu yüzden deniz inciler saçan bir hale 'geldi. · Nice kerem ·güneş• parladı da böylece buiut da cöıı:ıertliği öğrendi. denız de. Toprağa, .suya bilgı ışığı vurdu da yeryü;ı;ü tohumu kabul eder bir bal aldı. · Toprak emınilir; ona ıie ekersen hainlik etmez, onu biçersin. Bu cmınliği, o emanet y'üzünden bulmuştur toprak; çünkü ona adaler güneşi \>'ürmuştur, o güıi~ ışıtmışur roprağı. İlkbahar, Tann fennanını getirmedikçe toprak gizli şeylerı · meydana ç~arrnaz. Bir cömertur, bir verıcicür ki bu haberleri, bu eminliği, bu doğruluğu, cansız bir varlık olan yeryüzüne vermiştir; Cansız bır varlıgı Hltfu, herşeyden haberdar etmiştir de kahrı akıllılan kör etmiş gitmiştir. Can da bu coşkuruuğa dayanamaz, gönül de. Kime ne söyllyeyim? Dünyada bir ıek kUlak bile yok. · * Nerd~ bir kulak varsa onun yüzünden göz
kesilmiştir; iıerde

bir

taş

varsa onun yüzlinden
1'.
1()

yeşimtaşına dönmüştür ..

14G

MESNEVI SERHI ı

520

* Kimyayı meydana getiren odur, kimya da ne oluyor? Mucizeler bağışlayandır o, siroya da denir? Şu benim övüŞüın, övüşü t>ırakmak sayılır; çünkü. bu da varlık delilidir; varlıksa yanlış bir
şeydir.

yok ol mak ge~ek; ona nedir? Kör, yasiara batmış bir hiç . .Kör olmasaydı onun yüzünden erir giderdi; güneşin hararetim tanır da yok olurdu. Onun
karşı varlık

varlığına karşı

* Yasıara batıp mor clbiselcre' bürünmeseydi şu alem, buz gibi donarmıydı hiÇ?
Veziria bu düzen yüzünden ziyana
uğraması

Vezir de padişalı gibi bir şeycik bilmiyordu; hiçbir şeyden haberı yoktu; önUne ön olmayan, kendisinden çekınıneye imkln bulunmayan Tanrıyla pençelcşmey.e girişınıştı.

Öyle herşeye gücü yeten Tanrı'yla pençeleş• meyc girişmişti ki .alem gibi yüzlercesini bir solukta .yokdan var edebilir. Gözüne görüş gücü verdi mi, gözünde bu 5lem gibi yüzlerce alem peydablawr. Sana göre bu dünya pek büyüktür, sonsuzdur ama bil ki Tanrı gücüne .karşı bir zerre bile
değildir.
Aslında

lıanedir.; siıın.

bu dünya, siz.i n canlarıruza bir hapisbaydin ·o yana gidin; orasıdır ovaııtz

MISNEVI Sf.RHI

-ı.

147.

530.

sızdır; şek.il, kJık. o anlama engeldir.
bir

Bu dünyanın sınırı vardır; o dünya ise suı.ır-

Firavun'un yüzbinlerce mızrağım, MQsa'nırı sopasıyla kırdı geçirdi. Yüzbinlerce Calinus'un hekimliği, İsa'ya, onun soluğuna karşı yok oldu gitti. • Yüzbinlerce şiir defteri vardı; onun Ümmt'sinin ·bir harfi karşısında ayıp oldu. ar kesildi. Böyle üstün Tanrı'ya karşı, aşağılık değilse, ne diye ölmesin insan? Nice dağ g1bi gönülleri koparmıştır; kurnaz kuşu iki ayağından· bas aşağı asakomuşıw o.

*

Anlayışı,

hatın keskinıeştirmekle

Tanrı'ya

ı•ol bulunmaz; padişalıın lütfiı
dökülmüş

anca. k

kırılmiş,

gönülleri alır kauna. Nice define·gömenler, nıce kıyı buca.k kazanlar, o. hayaller kuran vezire maskara oldu gitti.

Ök'üz kım oluyor kı sen ona maskara olasın? Toptak da nedir ki onun otu olacakmışsın?
dı mı. Tanrı

• Bir kadının. kötü bir iş yüzünden yüzü sararonu çarpu da Zilhre yıldızı yaptı.

540.

Bir kadını Zühre yapmak çarpmakur da toprak olmak. balçık kesilrnek çarpıtmak değil midir

a

ınatçı?

'Can, seni gii2eliin gökyüzüne · götürürken
sen
rutmuşsun.
Akılların

aşağılarda

balçık

kesilmişsin.
varlığl, şu

~lçaklık

bile kıskandığı öyle bir yüzünden çarpun gitti.

lt8 bir dikkat Ct de 1\Ö ŞU kendini çarpı~ın r; Bu, öbür çarpılınaya karşı pek. hem de pek aşağılık bir çaıpıhş.
nasıl şey? ı?imdi

* Himmet abnı yıldız bilgisine sürdü.n de melckleıin secde ettikleri Adem'i tanımadın.

A hayırsız evlat, sooıında Ademoğlusun sen; alçakhğı niceyebir yucelik saoacaksın? Ne vakte dek diioyayı zaptedeceğim, varlı­ ğımla şu dünyayı do! duracağım diyeceksin? Dunya, baştanbaşa Ilaıla dolsa giineş bir baktı mı, harn. etle hepsini eritir gider. r Tanrı o v.ezirıo yaptığı kötülüğü de, ()nun gibi yüzlercesinin kötülüğünü de bir kıvılcımla yok

.ediveri i.
O hayal
kuruşları

o zehirli suyu
550.

şerbeıe

tutar, hikmet haline getirır·; döndürür.

O işkiller koparnn . .zaoıar rüreten şeyıen .ram inanc eder; kin sebeplerinden sevgiler bitirir.

* İbrah.ım'i ateş ıçinde besler, yeıiştirır; korkoyu. can eminliği yapar.
.. Onun sebep
1\CSilmişıı:n.
yakıcıilgından

sevdalara

düş­

müşüro; onun hayallerıne datmışıı:n da Sofestai

Vezirio toplumu sapıtmak için bir başka düzen kurması Vezir,
kendiliğinden

öğüdü bıraktı, halvcıe

bir ·başka düzen kurdu; girdi.

M ~S~ EVI $~RUI . 1

Ona bağlananları, öılem areşine attı; h~lqeı ram kırk gün, elli gün sürdü. flalk, ona özlem· besteyerek deli cl.ivane oldu; onun halinden, onun sözlerınden ayrıldilar, onun radından m• :·u :rı kaldılar da çıldırdılar. Yalvarıyortar. yakarıyorlar, ağlıyorlard.ı . oysa hatvette. riyazatt>ı iki büklüm olmuştu. H~ tk, scnsız ışığım ız vok; sopasıru rutup yeden birı olmayınca körün hali nic'olur? LOtter de Tanrı içın olsun bundan fazla senden ayrı bırakma 'bizi. Bii çocuklara bem:eriz; dadı sensin bize; gölgeıli sal başımıza, dedi. 560. Oysa, canım dedi, dosdardan uzak değil; fakat halvetten çıkmama izin yok. O beyler, şefaaıa kalkışular; . una uyanlar da kendilerini yerıniye giriştiler. Dediler ki : Ne kötü bahıırnız varmış a kerem sahibi; gönülden de olduk, dinden de; sensiz yetim kaldık. Sen bahaneler bulmadasın; bizimse dertli da soğuk soğuk ah edip dunı­ yoruz. Senin güzelim sözlerine alışmışız ; seni.D hikmet sütüıiü emmi~iz. Allalı için olsun, Allah için, bize şu cefada bulunma; hayırda bulun, bugünü yarına atma.
yüreğimiz yanıy.or

Gönlün razı olur mu ki bu aşıklar sensiz kalsınlar

da ellerine'

birşeycikler

girmesin;

MJ!SNIVJ

~ER J.U

1

Hepsi de balık gibi karada çırpınsın? Suyu aç,
ırma~ıo bendinı yık. eşi

Ey zemanede

benzeri bulunmayan. Allah

aşkına halkın feryadına eriş.

Allah

~looa.

Ve:ı:irin

mürideri

huzurundaı>

sürmesi

Vezir dedi kı : Aklınızı başınıza devşirin a dedikodoya dalanlar ; s agııdan çıkan . kulakla duyuıan ögüdü arav~nlar. 570.
Aşağılık duygunun I<Uiağına pamuk tıkayın; gözlerinizden duygu bağını çözün.

Can kulajlıııın pamuğu, baş kula~ıdır; bu baş
kula~ı sağır olmadıkça can kula~ı sa~du.

* Duygusu~ kalın; kulaksız, düşüncesız bir hale gelin de " Geriye dön,. söz(lnü duyun.
Uyamklık konuşmadan

dedikodusunda kaldıkça rQyadakı nasıl bir koku alabilirsioi~

Bizim sözümüz de . işimiz de dışarıda yürümektir; can vürüyüşüyı.e gökler io (lsründe olur.
Dtıyg\1, kuru1uğ11, karayı

gördü; çiinkü kara·

dan doğmuş tu o; can ls§'sıysa ayağını denize bastı.
Şu kuru beden karada gezebilir ; carun gezışıy· se denizin ra göbeğine ayak basarak olur.

Ömür, kimi dağlara tırmanarak, kımı denizIeti geçerek, kimi ovalar aşaralt karada geçip gittikten sonra

ı.tESI'EVI

ŞERHI

1

151

Ab·ı Hay~t'ı nerden bulacaksın; dalgalarını nerden yaracaksın? l'opragın dalgası

*

.denizin

şımııdır, düşüncemizdir ; .~enizin dalgasıysa

dinden

geçiştir,

bizim vehınimizdir, anlayı· ken· sarhoş oıuşru.r, yokluktur.

580,

Sen bu sarhoşlukra kaldıkça o sarhoşlukran
uzal.<sıo; bundan sarhoş oldukça o ka dehe karşı köi'

kesiürsin sen. ( *)
Şu duyulan dedikodu, toza toprağa benzer; bir zamaneağız da aldını başına al, susmayi huy edin.

Müritlerin, halvetten çık diye yalvarrr.aları Hepsi de dedi kı: A bizi kırmayı reva gören hakim. bize şu düzeni yapma; bu cefayı etme bize. Hayvana çel<ebilcceği yükü yükle; arıklara, güçlerı götiircce. ;i kadar iş buyur. ! Her kuşun yemi, kimdi miktarıncadır; her kuş, bir ındri bütün olarak yutabilir mi?
Ço.::uğa

süt yerine ekmek verirsen, yoksul

çocuğu o ekm. k >'iizünden öldü say. e Fakaı dişleri çıktı mı, artık gönlü, kendiliğinden

..

ekmek arar.

('") Metinde, böyl<i> '"tu kVr" t~klindc; fakat alta rıi)eha ia.rkt olaruk "nlifür" yl!ı:ıılmıf. Bu tak,Hrde manı:ı., ''C) kudehten nefret eder durur*\ln'" <>lur.

152

MES..~EVI

SERHt J

Kanadı çıkmamış kuş yırtıcı

uçmaya kalkıştı- mı, her kediye lokma olur gider.

tslık

Fakat kanadı çıktı mı, zorlamasan da, iyi kötü çalmasan da Kendiliğinden uçar o.
akıl ba~ışlar.

Senin sözün, şeytaru susturur; senin sözii'n
kulağınuza

590.

Söyleyen sen olunca kulağımız al<Jl kesilir; deniz sen olunca karanıız denize dö:ner.

* Seninle olduktan sonra toprak, gökten de güzel bize a Siinak burcundan balığa dek her yam
~'iizüyle ışııan.

Sensız olduk mu, gökyüzü bile karanlıkm bize. A ay, sana karşı şu gökyüzü de kim oluyor ki i> Gökler ,görünüşte Y.iiksektir; anlam bakımın­

dan yijkseklikse tertemiz
anlama
karşı

canılidır.

Görünüştekı yükseklik , bedenlerindir; !akat

bedenler, adlardan ibarettir.

Vezirin,. halvetten .çıkmayacağım diye cevap vermesi
Vezir delillerinizi kısa canla. '!önülle dinleyin.

kesm dedi;

öğüdümü

• Emınsem, emin olan kişi töhmeı altına.· aııo­ ııökyüzüne yer desem bile böyledir bu. Olgunsam olgunluğu ınkar ediş de ııel Değil­ sem bu T.ahmet neden. bu ineiriş de nedir?

maz :

Bu halverten çıkmıyacağını ben; çünkü gönü~
ahvaliyle meşgulüm ben.

MESNEYI $ERHI 1

ıs

s

Müritlerin,

'

vezl~n

itiı·azları

..

hal"etine

Hepsi de a vezir dediler; sözlerimiz ink§r degil, bizim sözlerimiz yabancıların sözlerine benzemez. 600.
ıa Ayrılığından gö~yaşlanmız ·~kmada; canımızm

içinden ah lar, eyvahlar coşup durmada. Çocuk dadısıyla ıoatlaşmaz ama iyı nedir, · kötü nedir; bilmeden ağlar durur. Biz çenge dönınüşüz. mızrabı. vuran sensin; inleyiş bizden değil; sen ın.liyorsun. Biz· ney gibiyiz, bizdelti ses sendendir; biz dağ gibi'yiz, bizdeki ses sendendir. Kazanıp maı olmada şaıranç gibiyiz biı; a sı­ fatları hoş zat, kazanıp mar olmamız da senden. A bizim canımıza ·c.an olan, biz l<im oluyoruz 1ti seninle beraber bu arada buiunabilelim? Biz yoklaiız; bizim varlıklarınuz, geçıcı şe· killer ızhar eden. Muthı:k Varlık olan sensin ancak.

* Biz arslanlarız ama
yüzündendir.

bayraklardakı

onların oynayışı, saldırışı, Onların oynayışları

solukdan

arslanlanz; soluğa yel

o gorünmeyen yok mu, ruç mj ruç eksik olmasın.
varlığımız,

görünür de yel görünmez.

Yelimiz de senin vergindir, varlığımız da; tümden senin kadındır.
Yoğa varlık tadını taııırd.ın; yoğiı

610.

kendine

a~ık

ettin.

15~

M.t:SN.EVt SERHl (

Verdiğin radı,

liitfettiğin

nimeti geri

alına;.

sun.duğun mezeni, şarabını, kadelrini alma geriye.

Geri alırsan senden kim arayabiiir? Resim, olur da ressarola savaşa girişir? Bize bakma, bizim yaptıklarımızı görme. Kendi lütfuna, kendi cömertliğine bak. Ne biz vardık, ne dileğimiz vardı ; liitfun söy.lenmeroiş sözlerimizi duyuyor, işitiyordu: Resim, ressamın, kaleminin önünde, ana karnındaki ç~k gibi acizdir; ı>na, onıın dileği ne
nasıl bağlanmıştır. Tanrı gücüne karşı, ijhıe gergct gibi acizdir' Tanrı gücü. gcrgcfc kınıı şeytan resını işler, kirnı ıns:.n. Kimi sevinç nakşeder. kimi gam. Gergefin eli yoktur ki elinı oyuatsın da engel olsun; dili' yokrur ki zarar, yahut, fayda için bir soluk alsın, ses çıkarsın. * Sen, beytin ızabını gene Kur'an'dan oku; Tanrı "Attığın < aman sen atmadın, dedi.

Bütün

yararıklar

önündekı

620.

Biz ok atarsak o ok auş bizden değildir; biz yaydan ok aran Tanrıdır. " Bu, cebi• değildir, cebbarhğın man!sıdır; ccbbarlığı an ış da Tanrı'ya yalvannak içindir. Ağlayıp ıntememiz, gücümüz olmadığına de, lildir; takaı uranmamız da dileğimizle iş gördüğümüze delil. Dileğimizle ış görmeseydil< bu utanma ne oluyor; bu acıklanma, bu utanma, bu dertlenme de ne?
yayız.

155

.Hocalar, neden talebeyi terbiye için sıkıştı­ fikir neden kuruntulardan kurunrulara dönüp duruyor. Sen tutar da .onun cebirle iş gördüğünden haberi yoktur; Tanrı Ay'ı, yüzünü bulut altına gizli yor dersen, Buna bir güzel cevap var; dinler, tutarsan küfürden vazgcçersin, dine uyarsın. Hasralık çağmda ınsan, özlem çeker, inler durur; hastalık çağı, tümden uyanıklıktır. Hasta oldun mu, suçınıı tövbe etmeye, bagış­ lanma dilemeye koyulursuıı. Suçun çirkinliği görtın ür sana; gene yola geleyim der, doğru yola gelmeyi kurarsın.
rıyor:

630.

Bundan böyle buyruklara uymakran başka bir iş seçmiyeyim diye alıdedersiıı, söz verirsin. Demek iyiden ıyiye anlaşıldı şu ki hastalık, akıl fikir veriyor. uyanıklık b~ışlıyor. Ey temeb arayan, bu temeli bil : Kimde dert varsa koku alan odur. Kim daha uyaoıksa daha dertlidir o; kim daha iyi anlamışsa beri beozi daha sarıdır onun. Onun cebrini aolamışsan ağlayıp iniemen nerde? OnllO cebbarlık zincirini görtışün hani?
gerçeği

Zincire bağlanmış adam nasıl sevinir; hapiste tutsak olan nasıl hiirliik saıar?
Ayağını bağladıiları.nı, başına padişah çnuş­
l:ıruıı

diktiklerini görüyorsan,

Ml!SNEVt SUHI 1

Sen de kizlere karşı çavuşluk et~yc !>all:ış­ ma; çünkü bu, acizterin huyu olaıiıaz, ilcizler bu
işi ~apaınaz.
söı

Madem ki onun cebrini.görmüyorsun, cebirc.leo açma. Yok, görüyorsaıı görüş belirtisi hani?

Hangi işe gönlün akıyorsa o işi yapmada k~ndi gücünü apaçık ·görür durursun.

640.

Gönlün hangi ışe akmazsa, neyi isremezseiı, o işte kendini cebri ·yapar da bu, Tanrı'dandır dersin. Peygamberler, dünya · işlerinde cel;>ridir; ka" firler ahiret iŞlerinde cebri. Peygamberlerin, aliiret işlerinde ıhtiyarlan vardır; biigisizlerin dünya işlerinde ibtiyarlan. Çünkü her kuş, kendi cinsine doğru uçar durur; kendisi geridedir, canıysa ilerde ml, ilerde.

* Kafirlcr. Siccin cin$indendir de o yüzden dünya zindaoına hoşlanarak, 'leVinerek gelmiş­ lerdir.
* Peygamberler, İlliyyin cinsindendir de o yüzden ran, gönül flliyyin'ine varmışlardır. Sözün sonu yoktur ama biz, gene o bikilyeyi
taıxiamlayahm.

Vezirin, halveti bırakmakta müritlerin ümitlerini kırması
V~zir halv~uen seşl~mli
benJ~n şunu anlayın:

:

Ey

miiritl~r

dedi,

MESN~VI

ŞERlll

1

1$7

İs§ bana böyle haber verdi: Bütün dosdardan,
~ütün

yakinlardan ayrıl, tek ol; Yüzünü duvara rut, yapayalnız otur; kendi varlığından da halvet ol, dedi.
650.

Bundan böyle söze de izin yok; dcdikoduyla da yok benim. El~eda a dostlar, ölmüşüm ben; .varımı yoğu· mu dördüncü kar göğe götürmüşüm ben.
işim altında,

Böylece de ateşten yaratılmış gökyüzünün zahmetler, ınihnetler içinde odun gibj

yanmayacağım.

ha'nın yanında oturacağım ben.
Veziriıı,

• Bundan böyle dördüncü kat göğün yücesinde,

k~ndi

her beyi ayrı ayrı yerine dlkmesi

Derken o beyleri teker teker, yalnız olarak huzuruna çağırdı, her birine bir söz söyledi. Her birine, lsa dininde Tanrı naibi, benim halifem sensin; Öbür beyler sana uyacaklar; lsa hepsini de san~ taraftar etti. Hangi bey başçekerse yakala onu, ya öldür, yahut da tursak ·eı, bırakma. Ancak ben yaşadıkça bunu açma; ben ölmeyio • ce bu başbuğluğa kalkoşma. Beo
dava~ına,
ölmedilı:çe

söyleme bunu; pa dişalılık her yanı elde etmek sevdasına girişme.

lşg

MES!'I!Vı ŞJiRHl ı

660. İşte şu tomar; bunda Mesih'in hükümleri yazılı; ümmere açık bir dille bir bir oku dedi. Her beye ayrıca bu sözleri söyledi; Tanrı dininde d. di, senden başka n§ip yok. c Her biriıii ayrı ayri .Yüceltti, ağırladı; ona ne dediyse buna da onu dedi. Her birine bir tomar verdi; her tomarda yazılı olanlar, öbürüne aykırıydı. Elif'ten ye'c kadar harflerin şekllleri nasıl birbirine aykırıysa o tomarlardaki ·yazılan buyruklar da birbirine aykırıydı. Bu tomardaki buyruk,. öbüründekinin zıddıydı ki bu zıddoluşu bundan önce anlatıık.

Vezirln hatvette kendini öldürmesi
Ondan soora daha kırk gün kapısını kapattı; sonra da kendisini öldürdü, ·Varlığından kurtulup gitti. bir Halk, onun ölümünü duyunca kıyamet yed oldu.
mezarının başı

Halk. onun yasıyla saçını başını yolarak, elbisesini yırtarak mezarının başına öyle bir yığıldı ki. Arap'tan, Türk'ten, Rum ülkesi
Tanrı halkından,

mezarınin başına toplananların sayısını ancak

bilir.
dermaır

670:

Mezarının .toprağını başlarına saı;-tılar; derdini

tam yerinde bir

gördiller.

ı )- f->"-'j
MESNEVI SERlll
ı

159

H alk, mezarının başında taın bir ay, gözlerinden. ka'olı gö,zyaşları akıttı.
Ayrılığıyle padişahlar da, büyükler-de, küçükler de alı ediyorlardı, . feryaçl ediyorlardı. (*} Tanrı

esenlik versin,

İsli

.ay sonra halk, a ulular, beylerden onun geçen Idrndir ? Bilelill) de onun yerine, ona uyalun; eliınizi de, eteğ:imiı:i de onun eline verelim. Madem ki güneş doluorlu; biı:i dağiayıp batu; onun yerine bir mum yakinaktan başka çare yok. Sevgiliyle buluşma ~ağı geçti; dost gitti.• Artık i>iıdan armağan olarak ·bir n§ip gerek. Gül solup .gülbalıçesı harab olduktan sonra gülün kokusunu neden duyabiliriz? Gütsuyundan dediler. Tanrı ·apa.çık görürunediğiııdendir 1ti bu pcyganı~crlcr, Tanrı nôipleri olarak gelı{iler. Hayır, yalnış söyledim; nftiple n~p edeni' i1ti sanırsan çirkin bir 7.andır bu, güzel değil. 680. Sen şekle raptıkçıı iki görünili sana; fakat şekilden kurıutana göre birdir o. Görünüşe bakarsan senin . ö7-ün de ikiru.; g faltat sen, gözden beliren göz ışığına bak.
yerıne

Bir

ümmetinio, beylerdeo, "İçinizden on,ın yerine geçen hanginiz,. diye sorması, :yerine geÇe-ol dilemesl '

(~)
yuılmış.

Bu be}'it metinde unutul muş. karŞılaştlrmada kenara

1110 lnsan gözün ışığına baktı ını iki gözün ışığını
ayırdeunenin imkinı yolmır.

Bir yere on tane mum getirseler, görünüşte her biri öbüründen ayrıdır. · Fakat ışıklanoa yüı s;evirdin mi, hiç şüphe yok ki birinin ışığı, öbüründen ayırd edilemez. Sen, istersen yüz tane elma, yüz tane atmut say; sıktın mı, yüz kalmaz, bir olur gider. MAoilarda bölüm, sayı yoktur; manalarda ayırd e&ş, rek tck sayış olamaz. Dosrun dostliırıa birleşmesi hoşrur; sen manlı eteğini rut; görünüş inatçıdır. başçcker.
İoatçı görünüşii e?.iyerlerle erit gitsin de onun altında defineye benzeyen birlii!i seyret.

Sen
690.

eritmrısen

onun

yardımları z:ıti

eritir

onu; hay gönlüm kulu kölesi olsun onun. bem gönüllere gösterir kendini; dervişin bırkasını diker. Yayılınışuk, hepimiz de bir cevherdik; o yanda hepimiz de başsı?.dık, ayaksızdık.
Güneş gibi bir cevherdik; su gibi düğümsilıduk, berraktık. . O güıelim ıŞık, şe-kle bürününce kale burçları gibi sayılar belirdi.
Burçları mancınıkla yıkın

o,

nem

da

şu bölüğün

ara·

smdaki fark

kalksın.

Bunu iyice aı;ar, anlaurdım, ama birinin fikri sürçmesin diyorum; bundan korkuyorum hani.

ME'SN~\'J SERHl 1

161

İnce .sözler, keskin bir çelik kılıca benzer;
kalkıiııııi

yoksa

gerı

dur.

Bu ~lm.as kılicın önüne kalkansız gelme; çünkü kılıca, · kcsmekıen utanç gelmez. Bu yüzden kılıcı kına koyduın ben; eğri okuyan biri, aykırı okiımasın, ters· iuılamasın ·dedim. Biz gene hikliyeyi tamamlamaya, gerçekler topluluğunun vefasını aİılaimaya geldik·.

700.

O uyduklan adamdan sonra kalktılar, onnn yerine bir ndip iStemeye giriştiler. ·

Onun yerjoe geçmek için beylcrin
kavsaıarı

O beylerden biri ileriye atıldı.; o vefa düşünce­ sine · dalan toplumun önüne vardı.
İşre ·dcdi, o erin naibi benim; zem. nede İsli'­ a mn naibiyim ben. lşte şu tomar da tanığım benim; bu ·naiplik . ondan sonra benimdir.

Derken ,ö biir .bey- pusudan çıkti; onun davası, bunun davasına aykırıyaı. Koltuğundan o da bir tomar çıkarıp gösterdi; derken ikisini de bir çıfıı ôfkesidir sardı. Öbür beyler de bir bir ortaya çıktılar; su verilmiş' keskin kılıçiarını çektiler.
· F.
ıı

16%

Ml$-N.EVI $tAtli 1

Her biri, elinde bir kılıç, bir tomar; sarhoş filler gibi birbirlerin~ düştüler. Yüzbinlerce Hristiyan öldürüldü; kesik baş· lardan cepeler meydann geldi. Soldan, sağdan sel gibi kanlar aktı; bu savaş yüzünden havaya dağ daj! tozlar kalktı. 710. Onun ektiği fiınc tohumları. başlarına afcı kesildi. Cevizler kırıldı, içı olan kınldıktan sonra
tertemızJ

güzelim bir can kesildi.

Bedene çullAnan ökltirUlmck, ölmek ,·ar ya; nan yarmak gibidir. cimayı soym~k gibidjr.
Tatlı olan nar şerberi olur; çürümüş olanınsa bir sesı kalır ancak.
Manası

çıkar; çürUyense re-lil olur gider.

olan,

ıaıeo kendiliğinden

meydana

Ey şekle, kılığa tapan. yürü, manayı bulma>·• çabala; çünkü m!nô, şekle kanattır.
M~n1 ehliyle düş, kalk da hem bağışlar elde

ec,
sız

hcnı yiğit

ol. de
c~ri

Sözüm

hıç

det il;

bedendekı nı§n~­

can,

kdıf içiııdek. cııhta kılıca

l)enzer.

Kılıf,a mı

yakılmaya

durdukça değerlidir; yarar ancak.

kılıftan çıkarıldı

Tahta kılıçla sava~a gitme; önce bir gör, aola onu.

iş ba~a dü~medeo

163
720. Tahtaysa yürü , bir başka mayssa neş'eylc g~ı ~ri.
kimyadır

kılıç

ara; ama el·

Kılıç, erierin silllhlığındadır; onları görmek.

sana. ·

• Bütün bilenler. bunu böyle dcmişlerdir, böyle: Bilen 5lemlerc rahmettir.

Nar alacaksan gülen narı al; o ranesinden ha~r versin.

gülüş,

sana

Ne l;utlu gülüştür o gülüş lti can kurusuodakı inci gibi agızdan gönlü gösterir.
Kuısuz ağzından, gülüş ldleııin gülüşüdür;

çünkü

gönl!inün

karalığını

gösterir.

Gülen nar , bağı, babçcvi de güldürür; erieric

sohoet, seni de eriere katar.
Kao taş o Isan. mermer kesitsen bile bir gönül sahibine ula$UD mı. inci olursun. Temiz erıerın sevgiıini ı~ camnın içine dil<; gönlü boş l<işilcrin sevgisinden başka bir sevgiye • gönül verme.

\

/ . Ümiısiilik köyline gitme; iimitler var. Karan-lığa doğru yürüme. güneşler var. 730. Gönül. seni gönül ebiinin mahallesine çeker. bedense senı balçık hapısbanesine çeke.r.

Hadi, bir

gônüldcşı:en

gıda

ver gönlünc;

yürü, devleti, devlet sahibinden ara.

164
Tanrı

MFSN EVJ SERfJt J

rahmet·etsin., esenlik versin
ululama·ıan

Must!ifa'Dliı İncil'deki va·sıflannı

İncil'de Musuıfa'nın,.d peygamberler başının. o t emizlik denizinin adı vardı.

Vasıfları, şekli, savaşları, orucu, iftan o kitapta
anılmışıı.

Hrisıiyanlar,

bitaba

eriştiler

sevap kazanmak için o a. a, o d mi,

O yüce adı öperlerdi; o güzel övüşe yiiı sürer· lerdi.
Bu söylediğimiz sın~nma<la bu to,p.luluk sına n· madan, korkudan sag esen kalmıştı. Beylerin, vczirin şerrinden. emin olmuşlar, Ahmed'in adının stğ!nağıı:ı• sığı,nııllşlardı.

*

onların

Ahmed'in ışığı yardım etti, dosı oldu soyu sopu çoğaldı.

da

Hristii•anların adını aşağılar,.

bir başka bi;)lüğüyse ·Ahn\ed'iiı hor görürdü.

740.

Orılar, bu imtihanlarla, o kutsuz vezirle onun yolsuz düzeni yüzunden aşagı bir hale geldiler, hcır oıup gittiler. Anlatışı
,batı!

ters tomarlar yüzünden dinleri de
uydukları

oldu,

hükümler de.

165

Ahmed'in adı. böyle bir yardımda bulunursa ışığı nasıl korur. nasıl gözetir. Ahmed'in
adı

böyle bir sağlam kale; o csen. ik l
dtlşiin

veren ruh nedir? Sen

aruk.

O veıirın b~ii_ yüzünden, derman kabul ~ı etmez bir derde düşeoı:ı bu kan d(lkücüden sonra

(ŞE RH)

325. Beyinen itibaren anlatılan hikaye: , Bedl'uı-Za­ man Furüzao-fcr'in ".Mafthiz-ı Kasas-u Tem~ll:it-ı Mesn evi, de ve "Şerh-i Mesnevi-i Şerif, ıe anlattıgına göre "Tefstr-i Ebü'I-Fütnh-ı Razi, de, bir ihtilôfla "Tefsir-i Keşf'ill-Esr!r, da ve "Kas<ıs'ul-Enbıya, adlı kimpıa vardır. "Tabari, de, l'iriiz'un Hay/irıla'yla savaşındaki elini, kulağını kesrnek de bu hik§yeye katıl~ıır (Ma§hiz; s. 6 - 7, Şerh; s. 149 - 152). Bu hikayenin kahramanı Polos (Pavlos) rur. MilAII. yılında doğınuşcur. İsrailoğullarından olup asıl adı Saul'dur. Önceleri lsa dininin eo büyük düşmanı iken sooradan Hrisriyao olmuş. Anadolu, Kıbrıs ve Yunanistan'da bu dini yaymış, 62, yahut 64 te Roma'ya gitmiş, 66'da Patros'ıa idam edilmiştir. Alıd'i CedJd'de, "A'm~l-i Rusill, kısmında Saul'un Hristiyanlara zulmü. soorıı da liristiyao oluşu anlaulır (Bab. VIII ve devamı). Ayrıca bu 7.atm birçok şehir­ lerdeki Hrisriyanlara meknıplatı da vardır .
dın

.Edward G. Browne, ·•A Paralici to the Story in the Mathnawi of jalalu'd-din Rumi, of the Jewish king W b persecuıed rhe Christians, adlı makalesinde: Şeyh Ebü'lHasa.tı b. Haysam adlı birinin Arapça yazdı~ı "Kasas'uiEobiyA.., nın, Muhammed b. Escd b. Abdu llfth'it- Tüstcrl adlı birisi tarafından Farsçaya çevrildi~ni, 1920'de, 713 H. de (1313) istinsah edilmiş bir ofishasını satın

167
aldığını,

bu. Furilzan·fer'i.n bahsettiği liiıab olacak. Browıı. meıni

hildyenin bu :kitapta

bulunduğunu

söylÜ)'Or ki

aynen veriyor; biz de Türkçeye çevrlrere:k sunuy.oruz: ·'Yüce Tanrı, Aralarında bölükler ayrıldı da birbirlerine aykırı oldular buyurdu lXIX, Meryem,. 37, XLIII.. Zuhruf, 65). .Rivayet edenler derler ki: Yüce Taorı, lsa'yı göğe ağdirdıktan sonra flristiyanlat, Polos .:ınları yoldan çıkarıncayadek iyi bir yol rutmuşlardı. Polos Yabuaiydi: İsa'yı, İsa dinine uyarılan kötü görür, boyuna .-ınların kötülüklerini s<iyl"er. onlara düşmanlık ederdi. Kocahnca, şerrimin, körülüğümün onlardan e~~ilmesini istemem dedi; bir gözünü kör olmuş gösterdi. Hristiyanlara dedi kı : Beni taruyar musunuz? Evet dediler, Tanrı mablilkatırun en körüsüsüh. sen. Dedi ki: I>ün g~ç~ lsll'yı ruyam:d a gördüili; göcümi "bir yumruk indirdi, kör etti beni. Ne vaktcdek benim y.olunia girenleri 'inciteceksin· dedi. Ben tirreve titrcye sıçrayıp uyandım; baktım ki bir göıüm görmÜyor·. Şimdi,lsli'nın benden r;ııı olması için dininize girmek ıstiyorym; bunun için geldim siie; çünkü onun gazebmc day~namam ben, dedi. Hrisrıyanlar onu aldılar. bır eve götürdüler. O da rahiplerin yolunu - yordamıııı tuttu. Bütün gün oruç tutardı; bütün gece ·oanıaz kı!ardı. Sootında halk oruı inandı. Deık~o, bir tophıluğu yanına çağırdı; dedi ki: Görmüyor musunuz, ordu padiş~hııı ·öoündeıı gider. Evet, dediler. Öyle;·sc , dedi, namazda doğ\ıya ,dönmemiz daha doğru. O toplulul<. Kudüs'rcn ~üz çevirdi, dO'ğuya yöneldi. l3ir zaman sonra bir lıa~ka . topluluğu Çağırdı, <.edi !;i ; Yüce Tanrı hçr şeyi i usanın fiıydası için yarattı. Evet, dediler, çloğru, '\'eki, dedi, neden ökHz eti hcliii olsun da domuz e.ti har.a m olsun? Ben öşyle :zörüyorum:-

1G8

Domuz eti de. hel§.l. O topluluk domuz ctıni ~en dilenoe helal saydı. Bir zam~n sonra bir başka topluluğu çağırdı ve dedi ki: Diriltmek, varaımak. yüce Tann'dan ba~ka· sına kolay değil. Evet, d~diler. l'el<ı. dedi, bu halde ls~'nı.o Tanrı olması ~erek. Çünkü o, kuş yarattı, ölüyil diriltti. Bir zaman sonra · da halkı topladı; dün gece, rClyada İs~'yı gördüm; senden razı oldum, dedi; el]ni yüzüme sürdü . Tanrı, onun elinin kurlutuğu yüzünden gözümil açtı, aydınlatn. Bana, size söylemem için ·b ir kaç söz ısmarladı. Bilgin!erinizden, hüyüklerinizdenn bir ıop­ lulugu ~eçin, bana gönderin de onlara söyliyeyinı. Onlar, bilginlerinin ulularından üç kişiyi seçip gönderdiler. T eker teker benim yanıma gelin, dedi. Önce bırisini çağlrd); ona, ls5 bana dedi ki dedi, neden onlar bana kul diyorlar? Siz de biliyorsunuı ki ben ölüyil dirilttim, kuş yatııtum, anadan doğma körün gözünü açtım; bunları Tanrı'dan batkası yapamaz. Ben Tanrı'­ yım. Bana Tanrı demeniz gecek. O adam, bundan böyk İsa'ya Tann demeyi kabul etti; yanından çıktı. Sonrn öbürünü çağırdı. Ona; dedi ki: lsa, bana, ümmetine söyle, dedi, ben öyle şeyler yaptım ki onlan Tanrı'dan başkası yapamaz. Neden bana Tanrı kulu diyorsunuz? Tanrı'nm ortağıyım ben, benim hakkımda. bu inancı bcslernclisinız. O adam da bu söz ll' kabul etti, dışarıyn çıktı. Sonra üçüııcilsünü ça~ırdı, dedi ki: lsa, ben dedi, Tanrı'nın oğluyum ; siz de gördünüz , iıittioiz. ben nasıl yarattım, oasıl ölüyil d irilttim; İncil'i böyle okumaııız gerek. O da bu söıü kabul etti, yarundan çıktı . Sonra Polos, o gece kendini öldürdü. Bazıları da, lsa'nın sözlerini haber verdim, ona gideceğim, dedi, balkın gözleri önünde kendini öldürdü derler. Hristiyanlar bu hali gördüler, ertesi günü o üç kişinin yanlarına gitti-

Mf:SN:EV t ŞE~ H1 l

169

ter. Dediler ki: lsA Polos'a ne demiş; o size neler söyledi? Üçü de duyduğwıu söyledi, sözleri birbirini ruımadı; aralanndıı 3)'kırıhk çıktı. Onların birinin adı Nasrur'du; bırinin Melk~, C)büdinün de Mftr Ya'kub'du. Bunlara ait' söz .uıundur; anlatılmasmda da pek o kadar tayda yok; onun ı~in etraflıca anlatmaya gin:;mcdik (Islamica; Ediıor. E. Braiınlich. Yolumen Secundurn. Fac. l. Lipsıae ın odibus quae Asia Maior APPE LI ANTUR, Alr. MCMXXVI , s. 129· 1 3·~).
Furiiıan-fer'in uaklettiğı hikaye bunun özetidir. Reynold A. Nicholson da, Mesnevi ıercemesınde, ~ukarıdaki makaleyi kaynak edinerek aynı bilgiyi veriyor (The Matlınawj of jalalu'ddin Rumi ; Volume VIII, London- 1937; s. 34- 36). Mevlanfı Müzesi Kütüphanesinde 1 189 no. dakayıılı · ve I brdhtm b. Munsür'ün-Nisaburl'nin Kasas'ui-Enbiya'sında "Kıssa-i !gaaz-ı Tcrs~yi, bahsinde Yunus adlı bir Yabudinin, Iiristiyanhga ih tiliii sokrugu ve sonunda da kendisini öldürdüğü aynı tarzda anlat'ılınakıadır (244. a-21[). b). Bu kitabın Hicrl VJI I. astın başlarında yazıldı~ı küğıdından, ıml§ tarzından açıkça anJ:,~ılmak­

re'lifi V-Vl. yüzyıllardadır (Mevlan~ Müzesi Yazmalar Kaı:ılogu; I. Hazırlayan : A. Gölpınarlı, Türk Tarih Kurumu Basımevi - Ankara 1967; s. 124- 125}.
tadır;

Rüsül'den ve Polos'un mektuplarından bu hilclycdeki Ya'kub ve Nasıur, Po los'la çağdaş değillerdir. Ya'kub. Miladi Vl. Yüzyılda, ikincisi V. yüzydda ı·aşaın.ışıır. Melkli ise bii rneıhebin adıdır. Ancak A'rn§!-i Rüsül'de, Polos'urt, Iirisriyanlara pek çok ıulüınlerdt buluııdıığlı, erkek, kadın bir çok Aristiyanı bafrlı olarak Orşilim'e ı::ö1üriirkcn Sam ı•akınlzında
aiınan

f:sası; A'mal-i

110

MF SNC:Vl SJ~RHl l

gökten bir nurun parladı#t, bu )'Üzden göz. erinin görJ meı olduAu, lsa'nın kendisine, ne vakte dek bana zulmcdeceksin dedi~ anlatılmakta (Bab. IX), aynı zamanda bunlar, kendisi tarafından da bikiiye edilmektcdir (XXI - XXVI). Mektuplarında sünnet olmanın lüzıim­ suzlnğu (A'miil-i Rüsül, Bab. XV, !»-29 ; Romalılaı::a mektup, II, 25-29; XIII, XIV; Korenıoslu'lara; VII, 18-24, Galaıya'lılnra, n, V, Fitipli'lere; III, Kolosili'lere, Il), her yenecek şeyin, hani putlara kesilen bayvanların bile hel§! olduğu. açıkça söylenmektedir (Korcntoslu'lara, VIII-X, T imotavus'a; IV). Bu ziıa yazdığı mektuptan ruhaniliğin esasını da onun kurdugunu. anlıyoruz. Hiç şüphe yok ki Alıd-i Cedid'i inceleyen Mcvlan~, bu hik~yeyi o kitaba göre re'vil etmiş ve muhayyilesinde işl ediği mevzuu bu şekle dökınüşt:iir. Burun kesmeye gelince : tercemesinde Zopyere (Zopir), Babil'in fethinde burnunu kesmiş, ben sizdeniın, padişah bunu anladı da burnwnu kesti diyerek şehirlileri kandırınış, içlerine girerek şehrin Daryuş tarafından zapıedi~ncsioe y ardım euniş. Nüveyri'ye göre Hıyre hükümdarl arından birinin veıiri de bur.nunu keserek doğruluğunu gösterm iş, bu düzenle de orduyu çöle görürerek mahvernıi~ (A. P. Caussin de Per~val : Essai sur l'Histoir~ des Arabes; Pnris-1647, c. I ; s. 81 - 112).
Herodoı

327-333. Bu hikayenin, "Mcrıiban-Name., de buAttA ında "Esrar-NA r' me, de bu hikıiyeyi anlanığını "Ma~hiz, bildiriyor (s. 7 -8; Şerh-i Mcsnevi, s. 166). Hikaye, " Esrflr-::-lamc, ye daha uygundur.
lunduğunu,

Mevl4nil, daha ileride açıklıyacağı gibi bu hikayeyi dinlerin esas itibariyle vahdet üzerine kurulduğunu

NESNEYI $fitili 1

171

anlatmak için zikrediyor. Kur'an'ın III. saresinin (Ali tmran~ 64. ayetinin meali ıudur: "De ki : Ey Kiıab chli, gelin aramızda eşiı olan cek söze: Ancak Allab'a kulluk edelim, ona hiç bir şeyi eş ve ortak etmeyelim; i\lloh'ı bırakıp da bazılarımız, bazılarımızı Tanrı tanıma· sııı. Geo. de yüz döndürürlersc deyin ki: Tanık olun; c özümüzü Tanrı'ya teslim edenleriz biz, II. sürenin 284. ~yeıinde, peygamberlerin, peygamberlikleri bakı­ mından aynlamıyacaklarını. hepsinin de tevbide, insanların bayrını ve kemalini sa~amaya gönderildiğini, 253. ayctindeyse ancak Allah kanndaki dereceleri bakımın· daıı bazısının, bazısından üsrün olduJıunu, fakat peygamberlikte , tebliga emur oluşıo ve tebliğ ettikleri gerçekte aynı olduklarını bildirmektedir. Gerçekten de her peygamber, Allah'ın bir, eşsiz, ortaksıı, her şeı•den mü· nezıe);ı olduğunu bildirmiş, düı1yevl hükümlcrsc ıama­ nın icabıoa göre konmuştur. Fakat ı;aman geçtikçe her din ehli ondan sonra gelen dinin tabiariyle daha mütekamil olması ve ona uyulması gerekken uymaıruş, sonraki din chline dü~man kesilmiş, tarih sahifeleri Ebi- i Salib savaşlanyle, hatta bu da yetmiyormuş gibi aynı din e hli arasındaki bazı aydın fikirleri söndütmek için engizisyoo zillümleri ile, İslbn'da da mezhep savaşla­ riyle !< ana boyanmıştır. Kur'dn-ı Kerim'in bir çok §yerlerinde l'e meseHl Il. s (lrenin ll 1 - 118. ftyet-i Kerime' lerinde Müsa Peygamber'in dinine uyduklarını sananlarla kendilerinin İsa dininden olduklanna inananlar arasındaki aykırılıklar anlaulmakta, peygamberlere, kendi dinlerinden gelen büyüklere tanrılık isnad ettikleri bildir ilmektedir. Mevl5.na'ya göre bu, bir şaşılıkur; biri iki görmektir. Çünkü vahdet bakıırwıdan bütün peygamberler birdir;

11%

Adem'le başlayan nübüwet, Hz. Mub:ım.ıned'le sona ermiştir. Müslüman, Hz. Peygamber'in (S.M,) bütün peygamberlerin ~onuncusu olduğuna, en üstünü bulunduguııa, dininin bütün dinleri neshettiğine, kİtan­ bının son ilahl kitap olduğuna inanmalda beraber Hz. Muhammed'den önceki peygamberlerin hiç birini iııkir etmez; biri iki görmez, şaşı değildir. Allalı'ın keHimına inaıup M usevi ve l sevi'lerin eUeri.ndel<i kitapların muharref olduğunu bilmekle beraber kitap sahibi . peygamberlerin kiı:ıplaruu bugün asılları yoktur diye

alana, ikisi arasmda vasııa olana 11net etsin; çünkü rüşvet kiU"rün tii kendisidir; rüşvet veren, cennetin kokusunu bile duymaz, buyurmuşlar; taıam Ca'fer'us-Sadık, " Hüküm verme husu· sunda, rüşvet Allah'a kiitıirdür, demişlerdir (Scflnet'üi-BıMr; I, s. 523). 3:>3. Türkçede " Gönülden gönüle yol var, atasözü vardır ki Farsça du. aynı mealde .bir atasözü. mevcuttur. 360. Zünnar. Hristiyan rahiplerinin bellerine ku. şandıkları, ucuna baç taktıkları yün, yahuı kayış kuşak. . Bu, bir dlne, bir inanca bağlanmaya, kendini o inanca adamaya bir işartt kabul edilmektedir. Bilhassa evlenmeyen rabiplerde, nefislcrine 'hAkim oldtıklarına da bir bir 'i~aretcır. MevlevUerde, "lllif, harfine benzetiterek "Eiifl Nemed, , yahut SÖylenişe göre "ElifiAınet, denen yünden yapılmış dört parmak eninde ve bele bir kere dolandıktan sonra ucundaki yün iple üsrtcn sarıl ıp bağ­ lanan bir kuşak vardır. Çileye soyunaııl~r, çileleri bitincı:y"edek giydikleri etekleri dar, üstü bedene yapışık, kolsuz ve yııkasız "TenOre-teım(ire, denen elbisenin
rüşvetten sakının ;

inkAr ermez. 336. Hz. Rastıl-i Ekrem (S.M.), "Allah rüşvet verene,
rüşveı

M.ESNliVl SOHI 1

113

üstüne, çilekeş olmayan ınulı.ipler, yahut çilesini birirmiş dedeler, sema' edileceği, mukalıele yapılacağı vakit, dönerken etekleri açılacak kadar geniş sema' teooiiresinin Ustiine, bellerine b:ı~Iarl:ır (A. Gölpınarlı: Mevlevi Adab ve Erkanı; İsı. İnkıliip ve Aka K. 1963, s. 43-44). Bcktaş!lerde, tarikare girecek kişinin !<estirdiği kurbawıı yüniindcn örülen, orta yerinde iki, yahut miicerrcıse, yani evlenmemeye söz vermiş, miicerret erkanına alınmışsa, üç düğiim bulunan, boyuna takılıp mürşidc görtirülen ve mürşit tarafından, beline bağlanan, üç kere bele dotanacak kadar uzun kılıç bağı anlamına "uıy-bend, denen ince kuşak ve Mevlevüerin yukanda söylediğimiz kuşağı, F ütüV\•et erbabındaki "Şedd, denen kuşaktan gelmedir; bu da Zerrtişôlikten geçmcdir (A. Gölpınarlı: İslfim ve Türk illerinde Fürtivveı teşkilatı ve kaynakları: l st. 'Oniv. İktisat Fak. Mecmuası, ll. C. İst. 1949- 1950, s. 3 - 354; bilhassa s. s. 83 • 85. tsıam Ansiklopcdisi; Cüz. 111, lst. 1968, Şe dd Mad. s. 378 - 361 ). 368. "Azgın,, diye çevirdiğimiz söz. metinde "gol, rarzında geçmektedir. Gol, Gol-i Beyabiin denen ve T ürkçede Gulyabani diye söylenegelen bu söz, Cabiliyye devrinde Arapların inandıkları bir çeşit şeywn uı.ifesi idi ki onlara rtirlü şekillerde görünür}er, inançla rınca, yol bu yanda diye seslenirlcr, susuz yerlere düşürerek ölümlerine sebeb olurlardı. Hz. Peygamber, Calıiliyye inançlarından olan kuşların uçuşlarından hükilın çıkarmanın, hicr'i yılın 2. ayı olan Safer aı•ının kutsuzlu~unun ve golün aslı olmadı~ını bildirmişler, ancak çölde bir bayale kapılanın eznn okumasını buyurmuşlardı. Bu da herhalde hayale düşenin kendir,e gelmesi iyindi (cami' ;Il, s. 193; Sefiııct'ül- BıMr, II, s. 232~.

114
Ashab-ı

MESNilVI Sf:AHI I

Kirarn'dan Huzeyfe, Allah'ın saıaı-ü selamı ona olsun, es Mb, Peygamber'den hayrı sorar; bense şerri sorardım demişti. Neden diye sorulunca da, şer­ .'elen sakınan demişti, hay ra ulaşır gider (Maahiz, s. 5). Kur'an'da Nefs, kişi, zdt, öz, can 'anlamlarına gelir. olarak insandaki köıülüj;e ıneyletnıeye denmişıir. SUfiler, Kur'an'ın XII. silr~inin ( Yusuf A.M.J 53. Ayetinde Yılsuf Peygamber'in "Gerçekten de nefis kötülüğü faziasiyle buyurur, ancıJ, Rabbimi~ acıdığı kurrulur bundan, Ayetine dayannrak kötülüğü faziasiyle buyurına kabiliyetine •<Nefs-i Emmare, adını vermişlerdir. LXXV:. siirenin (Kıydme} 2. 5yetinde "Kendini kınayıp duran nefis,.diye geçtiği için, kötülüğü buyuran kabiliyenen kurtulup bir fenalık yapınca kendisini kınamak kabiliyetine uı·aşan oefse "çok kınayan., anlamına "Nefs-i Levv4me, demişlerdir. XCI. sllrenin (Şems) i. ayetinde nefse, kötülüğünü de, iyiliğini de ithilm ettiği bildirildiğindcn, kendisine iyiliKler ilham edilen, bu kabiliyere erişen nefs e "Nefs-ı Mülhime,, aynı surenin 9. ~yerinde' "Andolsun ki kim, öziinün iyice temizlernişse kurıul­ muştur, muradıoa errnişıir, buyuruldu[iundan bu kabiliyere erişen nefse " Nefs-i Zekiyye., , LXJL'<IX. surenin (Feer) 27 -30. iyederinde "Ey iyiden iyiye inanmış, şüphesi kalmamış ncfiş, rabbinc, ondan razı olarak ve onun rızasını kazanmış bulunarak dön., buyuruldııgun­
Teriın

dan, iyiçe

inaoıruş, şüphesden afınnıış
razı

ncfse

"Muı­
rızasını

mainnc.,, A.llah'tan kazanmış nefse de

olan nefsc "RAdıyye,,

"Mardıyyc, adını vermişlerdir.

Nefsin tcmizleniş mcrhalelcrine göre kötülükten doğru nefisler şöyle sıralanmıştır: 1) Emınare, 2) Levvame, S) Mülhime, 4) Mutmainne, 5) Radıyye,

iyiye

>ır.S"EYJ ŞtRHI ı

115

6) Mardıyye, 7) Ze!tiyye. Bu son kabiliyere "S~fh•ye., de denmiştir (Ta'rlfiit; s. 164 • 165}. ' Esmii ile, yani Tann'nın muayyen biı adını muayyen bir sayida, yahur sayısız olarak zikretmek sureıiyic gerçeğe ulaşacaklarma inanon sılfiler, "Atvar-ı Se.b'a, dedikleri bu yedi durağın her birinde, bir adı zikrederler; gördükleri diyaları, düştükleri lıüJyaları şeyhlerine söylerler, şeyh onu yorumlayıp yükseldiğini hükmeder, sayıyı çoğalur, yahut daha üstün derecedeki zikri vel'ir. Bunlar Me\•lanii'nın neş'esindc ve Mevtevilikıe olmamaltla beraber sırası geldiği için bilgi verme)" faydadan hali bulmadık.

3i2, Avam, halk.

halkın aşağı tabakası anlamına

gelir. Bu kelime, J..1evliln~'dan ben. Me'vlevilcr tarafından. isterse zengin olsun, vezir olsun, en yüksek mertebeye çıl<mış bulunsun, aşktan mahrum, cevhiddeıı habersiz, benliğine bn~lı. hakıykate yabancı. dünyaya, dünya ziynetlerioe dalmış kişilere denir. "Mel'undur, mel'uudur altın ve gilmüş paraya tapan, badisince (Sefine, n ; s. 513; cami' ll, s. 103} Avam, bunlardır; Mevlev11er kendilerinden olmayan. benliğine dalmış bulunan kişileri anialmak için "avilm'dan, derler. devenin her yanını Tedcil, bir şeyi tUmden bürilmek demektir . DcccM'in, son zamanda kıyaınete yal<ıo, ıanrtlık dAvasıyle çıkacagı, tek gözlü olaeagı rivayet edilmiştir-. Deccftl hakkında şu hadisler vardır :

3i4. Deccil. Decl,

i\.rapçad~

katıanlamak anlamına gelır.

"Deccal'in gözü yC$ildir.,, "Deccll'in gözü pusludur ; bir gözü yokmr ve göz yeri de yoktur ; alnında k!fit sözü yazılıdır;ber inanan o yazıyı okur,, "Deccil'in saçları daunadağındır. Yanında cen.ııeti, celıcııPemi var· dır; cenneti cehennemdir, cehennemi cennet., " D ecdll

176

MESNa\'1

ŞERIU

1

Medine'yle Mekke'ye giremez... ,. (Cami' . ll. s. 14) DeccAl'in,
bunuiı
doğu tarafından,

Sedstan'dan

çıkacağı.

ve Süfyftni'nin

ziıhrunun,

Mehdi'nin

alarnet olduğu,. Hz. Ali'nin, bir gun, kaybetmeden sorun baııa demesi üzerine Sa'saa b. ·SOhan'ıo, Ey Mü'minler eıntı:i, Deccii.l ne vakıt zuJıur edecek diye sorduğu; Ali'niıı de, insaıılar namazı bıraktık­ ları, cm§nete luyanet ettikleri. yaian söylemeyi lıelal bildikleri, faiz yedikleri; rüşvet aldJkları zaman diye cevap verdiği ve daha birçok aHimetler zikrettiği, Asbag b. Nübhe'nin, Dcccal kimdir sorusuna da. Sayid b. Sayd'dJr; onu, gerçek bilen ~a'kavete Jüşe.ı ; yalanlayan kutluluğa erer; Isfahan civarındaki Yahudi köylel'indeıı birinden çıl;ar.• sağ gözü yoktur; öbür gözti al nındadır ve sehcryıldızı. gibi parlar; içinde de kanlı bir pıhtı vardır; iki gözünün ·arasında Mfir yazılıdır; y.azı bi!ep okur lbiİmeyen de ... buyurduğu Ehlibeyt'ten rivayet edilen hadislerdendir (Sefloe; I, s. 439 - 440).

ıulı:ıituoa ey insanlar, benı.

de

lüğe .çalışan ınünilfıklarm, Deccil'in yardJrncıları Ôlıfuk­ larını bildirmekrcdir.

Mevlaııa burada Deccal sözüyle h.em bu hadisiere işaret etmekte, hem kendini iyi gösteren, içyüıdeıl kötü-

demek olan Si reng, Si mnrg sözünün Türkçeleşmişidir.
Bu kuŞ,. otuz kuş büyüklüğünde, otuz renkli "bir kuş
olduğu

376. Zümrüdüankaa, Farsçada otuz renk, otuz

kuş

için, yalı)Jt otuz·kuşuıı aJ§meti· kendisinde bulun-

duğundan bu adlarla anılmıştır. İraıı mitolojisinde Rüs-

tem'in ccrcahı, babası ZAt'in dadısıdJr. Arapçada, uzun boyuolu aııialll.IJja "Anka, denir. Güya hayvanları, hatta insanları avladJğından Taıırı, bu kuşu dişisiyle beraber bir yı)dmmla yakmıştır. İsmi var, cisıni yok bir kuş olduğundan, yalıut görünnıiyecek kadar yüksek

Mf:S~ EVI

Slftltl l

171
denmiştir. Mas:ıl­

uçtugun<.Uın "Ankaa-yı Mugrıb,

da

l~nmızda Zümrüdüankaa diye g~er; Kcloğlan'ın dos-

ı:udur. Hukem~. yani Yunan felsefesini İslam'la uzalaş­
ı:ırnu\ya çalışan filozoflarca maddenin, her şekli kabul ediş kabiliyetine '' Ankaa, denmiştir (Ta'rifilt, s. 106).

382. Namazda gönül huıuru ~arttır. ' 'Namazda şu yana, bu yana dönen kişiılin namazı namaz değildir, me11Unde bir hadis vardır (Olmi' ll. s. 192).

392. "Onları uyaııık sanırsın, oysa Jci uyuyor onlar..., (XVlii, Kebf, 18).
XVI1I. suresi olan Kehf suresinin 9-27. Ayetlerinde Kehf ve Rakıyın asl:ıabının, Allah'tan ba~ka­ sına kulluk etmemek için kaçıp bir mağaraya sığındıkları, bir köpeğin de onlarla mağnraya girdiği, Allah'ın bunlara bir uyku verdiği, köpeğin ön ayaklarını yere döşeyip uyudu.ğu, bır yanları çürümemek için yelin onları sa~a sola döndürdügü, uyandıkları zaman, ne kadar uyumuşuz dedikleri, güneşe bakıp bir giln, yahut yarım gün uyu<iuklartDJ sandıkları, oysa ıam üçyüzdokuz yıl uyudukları, içlerinden birini yiyecek almak için gönderdikleri, giden adam para verince paranın yüz yıllar öneeye aid uldu~u anıaşılıp halkın buula.rı görmeye girrmek isıc­ dikleri, o z§ıın ben önden gidcyim de haber vereyim, korkmasınlar dediği, mnij;arnya girince· Allah'ın, bunları halkın gö:r.ünden gizlediği, inanananların oraya bir mescit yaptıkları anlat ılır.
Kur'an'ın

1

Kchf geni~ ma[;ara
oulunduğu

anlamına

gelir, rakıym magaranın
kaıılnuş ıaş lcvhadır

oda, yahuı

da~dır. Bunların bulundukları

şelıirdir,

üstünde

bunların

ahvili

diyenler de olmu~ıur. Batılı eleştiricilere göre bunların mağarası Efsus ~ehrindedir (Savary: Le I<oran ; Parisi'. 12

17S

19 15, s. 315; Not . 1. E.H. Palmer: The Köran; Oxford1953 ; s. 241, not . 1). U meyr oğlu Ubeyd 'e göre bunlar, Dikyan us adlı bir hükümdarın zamanında Efsus'ıa yaşamışlardır; b~ hükümdar Mecusi imiş; bunlar liristiyaolı~ı kabul eniideri için zulüm görmüşler ve mağaraya sığınmışlar ; bu olay, Hz. Muhammed'in bi'seıinden önce olmuştur (Mecma' ui-Beyan'dan naklen Kur'an-ı KePim ve Meali; Açıklama, s. LXXXI).
ıl*- '10~. İradelerini Tann iradesin e veren kişilerıo ahvalin.i anlatmakta, bunların da Ashab-ı Kehf gibi varlıklarından habersiz, fakat Tanrı ira desi ile nıevcuı olduklarını bildirmekıe, onların yazı yazanın etindeki kaleme bcnzetmekcedir. 13u çe~ it kişiler, Tanrı ıradesinde.n kıl kadar dışarı çıkmazlar ; ibretle görürler, llikmetle söylerler; hiç bir yaratılmışı bor görme?Jer; herkesin ilidayetini isterler; kendileri ci halka adamış ­ lardır; Hak'ta. fani olduklarını söylemek bu yl\ıdcndir ve başka bir rorzda aniaşılmaması k ab eder. 403. beyide "Ölüm uykunun kardeşidir ; ccnnetıekilcrse ölm(21er, hadisine de işaret ed ilmekted ir (Cami' ; II , s. 176).

'

406. Abd-i Auyk'a göre Nuh (A.1\• .) ilk yarımlan t insanın, Adem l'eygamber'in 9. oğludur. Zamanında
iıı$antar azmış,

Alluh. Nüh'a bir gemi

yııpnıasını,

kendisine inananları, oğull3rııu ve her cins hayvandan b irer çifti gemiye almasını buyurmuştur. Buyruk yerine getirilince Allah, yerlerden suları fışkırtmış, gökten y~ğmur ya!!dırıuış, sular daijları aşmış, gemideldlerden başk<ı bilılin insanlar, ha~>anlar boilulmuş, yol: olup gi ç mişür . Sular yeryüzünde elli gün. kalmış. yedinci oayın onyedinci günü gemi, Ararat dagıwn ustünc otur-

~sr;~vı s.ı!RHl ı

179

muştur. Onuncu a}•da dağlarm tepeleri görünmeye baş·
lanuş, yavaş yavaş

sular çekilmiş, gemidekiler de dışarıya

çıkmışlardır. insan soyu böylece ikinci defa olarak Nuh'" tan türemiştir (Tekv1n; Bab. VI-VIII). İşte· Tufan

budur. Arapça bir söz olan ·tUfan, çok yağan yağmur, sel, herkc.si kavrayan ölüm anlamlarına gelir. Nuh !'ey· gamber'in adı, Kutan'da kırküç ·ayette geçer. XXXIII. sureoln 7. ayetinde fbralıiın, Musa, İsa Peygamberle ve Hz. Mubamn:ıc~'le beraber anılmış, beş üi'ül-azm Peygamberden biriöir. LXXI. surede Nuh'un, kavmini gizli, açık doğru yola çağırdığı. fakat dinleıemediği, sonunda ilenmesiyle Tufan olduğu anlatılır ve bu surc "Nuh sUtesi" diye anılır: XXIX. siltenin (Ankebut) 14. ayetinde Nuh Pcygamber'i;,, kavmini tam dokuzyilı elli yıl doğru yola çağırdığı bildirilk Xl. surede ise (Hud) oifullarından birinin babasım dinleıneyip gemiye binmediği, dağa sığı.nırım dediği, · fakaı bu sır:ıda bir d.alganın gelip. onu boğarak sürüklediği, sonunda geminin Cudi dağının tepesine oturduğu anlatılır !36-48). Hz. Peygamber, Ehlibcytini Ntıh~uri gemisine ben· 7-etmiş, "Ehlibeytinı, N\ıb'un gemisine 'benzer; .~im o gemiye bindiyse kurtuldu; aykırı davranıp binmeyen boğuldu gitti, buyurmuşlardlr (C&mi'; II, s. 136).

410. Halifenin. Leyla'ya, Mecnun'u bu hallere sol<aıı sen misin? Pek o kadar da güz~l değilsin hani dediği, LeylA'nın da ona, sen bana Mccnuıt'un gözleriyle bak da bu söıü ondan sonra söyle dediği hala ·halk, bilhassa ıasavvuf ehli arasmda söylenir durur. Attar'ın "Musibct-N11me, de anlattığı bu bildiye, halk hik5yclerindcndir.
ok~dıı&unıı.. vılliırca Sufi hikayeleri ıopladığını biliyo-

Esasen Attai"m velilcre ait bin kadar menkabe

kitabı

ıso

"ES.'%Yl SERHI I

-

ruz. Zaman. geçtikçe bu halk hikaycleri, şahıs .ve yer değiştirerek ve biraz da mahalli özelliklere bjir.ünerek

söylenip durmaktadır {b. A.

Giilpınarlı: Mantık

Al·Tayr

Terc. II. basım; MilU Eğitim .B. İst. M. E. Basımevi1962; Önsöz, s. IX). 428. "Rabbfuin işini görmedin mi? Nasıl da gölgeyi uzatu, dileseydi onu sakin eder, uzatıp kısaltmazdı elbette. Sonra güneşi delji ettik gölgeye; sonra da onu yavaş yavaş, giilice kendimiı-e çekip aldık, melllindeki XXV. sfırenfu (Furkan) . 45 • 46. ayetlerine işaret edilmekte, beyiıtc 45.lyetin başlangıcı olan "Keyfe incdde'~­
zıll,,

Hifzen ıktibas ôlunnıakradır. Gölge, iıafi ve nisbi
var olan kainat,
güneş

varlıkla

yorumlanmıştır.

gerÇek ·

varlık

0larak

429. "Ben bataniari sevmem., Kur'an-ı Ker"ım'de., İbrahim l>eygamber'in :Zühre yıldızını görüp '•Rabbim

bu,

dediği, yıldız batınca

"Rabbim, ben

batanları

ay do[,'Unca, Rabbim bu dediği, o da l>atınca, Rabbim bana doğru yolu gösterıiıezse şüphe yok, yol azıtanl~rdan olurum deyip Tanrı'.ya sığıİldığı, derken güneş doğunca, bu daha büyü!~, Rabbim bu dediği, o da batınca "YÜzümü, gökleri ve yeryüzünü yaratana döndürdüm; özü. temiz olara. ancak ona k yöneldim; şirk koşanlardan değilim ben, <leyip Allah' a teveccüh ettiği anlatılmakıadır (VI , En'ilm, 7ô - 79). Beyitte "L§ uhibb'ül-afilln, sözü· ~yetten !Mzcn alın­
mıştır.

sevmem~' buyurdu.ğu,

'.

lbxahim Peygamber'in bu sonuca istidllil yoluyla
ulaştığını

kabul edenler

olduğu

gibi

yıidll':lara,

aya)

güneşe tapan

kavmini ilzam için bu yolu tutrugunu söy-

----·

ısı

le yenler de vardır ki bizce bu, daha kuvvetlidir (Meana'ul-Bey§ıı, IV, 322 - 325).

4·30 - 431. Tebriz li Şemseddin Muhammed, Konya'ya, mürşid aramak için gelmiş ve Mevl~u§'ya ulaşıp onun hallfesi olmu~tu. Mevian§, Şeıns'in şaha­ detinden sonra, kendisine uyanların kuyumcu Salahaddin'i muktedil ranımalarını söylemişti. Selahaddin de 657'de {1258) vefat edince Çelebi Husaıneddin'in halife olduğunu bildirmiş, kendileri ebediyeıe göçtükten soıır.ı .başta oğulları Sultan Veled olduğu halde bütün Mrvl~~ yolunu tutanlar Husameddin'e uymuşlardı.
Çelebi Husameddin, 683 yılı Şabanının 12. Çarşam bo günü vefat etmiş (25.X.l281-) ve Mcvl§n§'nın ön tarafına dcfncdilmiştir. Gerek Salfthaddin, gerek Husamcddin, hattıl Sultan Veled, hem MevlftnB'dan, hem de Tcbrizli Şcmseddin Muhamroed'den, o da Mevlfuı~'dan feyz almışlardır. Mevlana!'Mcsnevl, yi Çelebi Rusameddinin isteğiyle yazdığı için her cilcün cübacesinde ve münasebtt düştükçe metinde onu anar (Mevtanıi Celrueddin; III. basım, s. 49 - 123).

se,

"At~ nasıl odu.n u yakar bitirir, kül eder· de iyilikleti, kullukları malıveder, meilinde bir hadis ve bu mealde ba~ka hadisler vardır (O mi'; 1, s. 127).

432- 433.
haseı

437. "İbrahim ve İsmail'den, ıavaf edenlere, evde oturup kullukta bulunanla:ra, rükO' edenlere, secdeye kapananlara evimi temiz turun cüye abit aldık., (II. bııkara, 125)
504. 155-küp. Anası Meryem İsa Peygamber'i, çocukken bir boyacının yaruna çırak vermiş. Ustası

182

?-tESNf:Vl SERHl J

bir gün, burdaki elbisclcrin her birinde bir iıişan var; o nişana göre haı:ıgı renge boyanacaksa boyarsın deyip gitmiş. lsa da cutmuş, dbiselerin hepsini bir küpe atmış. Ustası işini bitirip gelince bir de bakmış ki elbiseleriu hepsi bir 'küpte. Eyvah demiş. ne yapaçağını şımdi? isa ıeli\şlanına demiş; elbiseleri birer birer çıkarmaya ixışlaouş. GörmÜşler ki her elbise Iiaogi renge· boy~: ıiacaksa o rengc boyanmİş. Göreriler şaşıtmış.; inanaruar da ınanmış (Fatih'ui-Fby~t; Bayzavi Teisiri'ni haşiye­ leycıı .Şeylı·Zadc'den .naklen. I. s. 51).
''Yeşb, ı:arzında geçmiştir. Yeşil renkli. bir taşıır. Iyi-

519. Yeşimtaşı. Dognısu "Yeşem,. dir; Arapçaya

sinden yüıük ·iaşı yapılır. Bu taş ateşte 'yanmaz. Yeşim• taşlı yUzüli takınan !<işiye yıldırım çarpmadığına inan.ı­
lırdı. Adisic.dcı:ı bıçak· sapı yapılırdı.

520. Kimya. Günıüş, bakır ve daha ·başk~ madenier; eritipiksir denen, ne olduğu da bilinmeyen·bir şeyi de bu erimiş ha.!iruya karara)< altın'· yapma san'atıdır. Bu san~at yüzünden nice adamler iflas .euniş, ikslr buldum. madenierin terikiplerini elde ettim diyen nice. açıkgöz· ler de geçinnıiştir, Sim;>a,. gözbagcılıkla olmayaıı şeyleri göstermektir. Asıl kimya. gönülleri, ayan tam altın haline getiren erenterin nazarıdır. onların ıasarrufudur. Nitekim 1\·ievlana b.ir sobb.etinde buyuı:ur ki: "Birisi, bir gün içinde K§'be'ye gider .. Bu o kadar şaşılacak bi.r şey de değildir; keıamot de değil. Samyelinde de bu keramet var; bir güııde, bir solukra dil ediği yere gider. Keraoıeı ona derler ki ·seni aşağılık bir halden -yüce bir bale getirsin de oradan buraya, bilg.isizlikten akla, caiı· sızlıkıan canlılığa ·sefer edcsin., (Fibi mafib terc. s. 100) Gene ·b ir gün Nureddin Çaçaoğlu, Hacı Bektaş'ın

183 suyu, kan yapıığmı anlattığı vakit Mevlôııı\, ke~ke buyurmuştu, . karu su yapsaydı. Bu, israfın. da ilerisi.
Tanrı, israfıa

'ileri gidenleı;, şeytanların kard~leridir

buyurdu (Kur'an XVII, 27). Bu da bir şeyin varlığını değiştirmektir ama has, öz değiş!irmek, şarabını sirke yapmak, zor işini ç<iı.üp. kolaylaşıırmak, .aşağılık bakırını altın haline getirmek, kafir nefsini altın etmektir (.Maiıa­ ktb' ul-1\dfin. Tahsin Yazıcı r.erc. C. I, s. 539 - 540). <;Mi'lcrin bir ço~u Kimyayı keramerin başı sayartarken .\kvl§ııA., kımyayı böyle anlamış, kerameti böyle anlat· m1ş ve
Bnder d"
Ci/ı.m

nzst nizbiide<t-o neMsed

Cuz

diden-ı •uy-ı ıu Jumimaı

Efendi

yani "Efendi, iki dünyada da, senin yüzünü görmekten
başka

keramet ne

vardır,

ne

olmuştur,

ne de

ol~r u

de-

miştir.

524. Mor renk eski b:a;ı'da yas rengidir. Yaslılaf mor renldi elbise giyerlerdi. Eu geleneğın Mevlana çağmda da olduğunu, Şems''in şahadelinden sonl'3 onun duhöni dcstar, y:inı ınor renkli sarıl< sarmasından ~;ılıyoı'\11. (Mevlana Cci5Jeddin. lll. basım, s. 93). :>33. Ümmi. Anasından dogduğu gibi kala.n . okuma yazma bilmeyen anlamına gelen Arapça bir söz. Kur'(.ıı'da VII. sılrenin (A' rfif) 15/. §yetinde Hz. Muhammed, "Şeriat salıibi olan ve ol<nma yazma bilmeyen haber getirici,, ''asfiyle av.ılmada, aynı surcnin 158. ayetinde de, bu tekrarlanmadadır. II. sillenin (Bal1ara) /ll. §yetinde, doğrudan doğruy? o'kuma yazma bilmeyen" ler anlamında geçer. HI. sCr~nin (Ali İmran) 20. §ye-

\84

MF.$. !V1 $ERHI 1 ~

rinde okuma

yaı.ma

bilmeyen

milşrikler anlamındadıı

ve Kitab ehliyle beraber anılır. Aynı sürenin 75. ayetinde gene Kitab ebliyle beraber Araplar ani81Illl\a geçer ki 'bu da Peygamber'den önce Araplar arasında delildir. LXII. swenin
okL•ma yazma bilenlerin, yok denecek kadar az oldu~una (COnıua) 2. ayetinde de okuma yazma bilmeyenierin arasından, onlardan bir şeriat salıibi peygamber gönderildiği bildirilmektedir. VI. sfırenin (En'am) 92. ve XLII. sUıenin (Şfırll) 7. ayetlerinde Mekke, şehirlerin asb, temeli •nlamına gelen " Ümm'ül·Kuril, diye an.ılmış olduğundan "Ümml. Omıniler,, Mekkeli ve Mekkeliler anlamına gelir diyenler de olmuştur. Bedir'de rutsak olan ve ok"UUlla yaz:ma bilen, fakat yoksul oldukları için hürriyetlerini parayla satın alaınıyan mUşriklcrin her birinin on çocuğa

okuma yazma

bclleıtikteıı soııra

azad edilmeleri

de Araphırın çoğunun okuma yazma bilmediğini gös-

terir.

536.. Bu beyitte "Ilen gönülleri
katındayun, meillndeki

kırılmış kişilerin

badis-i Kudsiye işaret edilmektedir (Mubammed'ül-Medeııi: El- İtMflit'üs-Seııiyye fi'l AMdis'il-Kudsiyye; Haydarabad- 1323, H. s. 29).
Romalıların

539. Zülıre. İ raniılarıo N5htd, Yunanl~arın Afrodiı, Venüs dedikleri bu kadının masalı, Yunan
doğudan gitmiştir.

ve Roma ülkelerine
doğurucu

Fenikeiiierin

Astarte dedikleri bu kudret, tabiatın temiz, tükenmez, gücünü temsil eder (Otto Geemann, Mytologie Der Griechen und Römer, Leipzig - 1895, s. 62-

67). Bir rivayere göre deııiz köpüğüne gökten inen bir alevden meydana gelmiştir. Bu rivayette t ran tesiri gll:ıe
çarpar. Eski İran'da N4hld AduıA l:urulmuş tapınaldar

MES:"\EVI

.ŞERIIt J

185

vardı. Ardştr-i Babek4.n'ın (226- 241) büyük babası,
N:Uıid adına yapılmış

olan bir

rapınağm

mütcvcllisiy-

di . Iran'da Naiıid adıııa kurbanlar sunulurdu (Pr0f. Dr. Muhammed Muin: Mazctayasna Tchran Üniv.
Yayın.

1326

Ş.

H. s. 116 • 147, 34-9, 352, 421).

Zeus (Mü~ter. ile Dyone'nin kızıdır. Bir rivayere l göre Krooos (Zuhal), babasının öldürdü~ü zaman ol<an kanı n bir kaç .damlası deniz köpüğünc düşmüş, b•J ilklıatan Venus do~muştur. Do~ar doğmaz bir sedel'in ıçinde Kıbns adasına girmiştir. Bundan dolayı Kıbrıs, Venus'un vatanı saı•ılır. Bu çok güzel tanrıçanın bir çok sevda maceraları vardır. Adoni. onun ilk aşı­ s kıdır. Rakıybi M ars bir yab~n domuzu şekline girerek onu yaralamış, öldürmüştür. Adonis'in kanından gül meydana geım.iştir ; bu yüzden de gül, Afrodit'in çiçeğidir. Afrodit, denizden çıktığı zaman mers. n yapraki l.ırıyla örtüııdüğündcn mersin ağacı da ona mensuptur. herkesi büyülerneye gücü yeren Venus'un bindit<i arabayı bir çifr güv<."rcin, yahut kuğu çeker. Bir çok tıey!<elleri vardır. Şarktakı eski yıldız bilgisine ı;öre Zühre yeşil renktedir. Soğuk ve kuru rabiaıhdır. Yanlız soğukluğunda da, kuruluguoda da ttidal vardır. Cumn günü ile Salı gecesi,
ıklimlerden beşinci ıklim, renkleı·dcıt yeşil,.mndcolerden Giizclliğıyle

kalay bu yıldıı.a mensuptur. Şehvet, bedende et, duygulardan kol:u alma, yaşlardan ·gençlik Ç2ğlr hayvanlardan balıldarta zehirli hayvanlar, beyaz vt sarı renkli yaratıklar, bülbül, üvcyk, eti yenmeyen kuşlar, akrabadan o)an kadınlar, annelcr, tey~ler, Zühreye mensuprur.
Zühreılln h4kiııı oldu~
sıkı

zamanda dog:ınlar güzel yüzlü,
iyi

ctli, güzel sesli .

!(alın !JQrınaklı, kalın bacaklı.

186

MISNEVI Şt: RHf 1

huylu, müziğe istidatlı, şehvcıe d~kiin, işlerinde mutedil, kumara. alaya ba#h olurlar. Müzisyenler. hanendeler bu yıldızw talihindedir. Zuhal bu yıldızın dostudur; Güneş, Ay, Mirrih düşmanJandır. ·
Veııus, heykcllerinde görüldügü gibi güzel ve düzgün yapılı .bir kız şel;üııde tasv ir edilir. Şark minyatürlerinde iki eliyle bir kopuz tutmuş genç bir kadın, yalıuı yeşil veya sarı elbı se giyinmı~, ellerinde bilezik. parmaklannda yüzCk ayaklarında halhaller bulunan ve kendisine bakan bir kadına ka~ı oturmuş bir gcr.ç kız olarak ıasvır edilmiştir. Doğu-lslanı edebiyatında Zühre, daima çenkle. sazla, Ylll1i bir müzik i letiyle ve müzik.le anılagelmiştır. (.Miıoloi• kitapları, Muhammed'ür-Razi Zahirüddin : Şcrhu Sırr'ii-MektO.m fi's Sihrı ve 'n-Nireııdu ve 't Tgayyüdcı ve 'r-Ravhftniyyfiti ve Esrar'in-Nucunı .' 1312 H. Prof. Ferit Kam'm notları).

Bir inanca göreyse Zühre bir güzel kadındır ; yapkötülük yüıünden çarpılmış, bir yıldız olrr.uşrur. ll. surenin 102. ayetinde Harıit, M3.rtlı adlı oo melekten bahsedilir. Ayerıcl:ı " Melel:evn," yani iki melek sözünü "Melikeyn, tarzında okuyanlar da vardır ki onlara göre bunlar iki padişabıır. Bunlara Davut ve Sü- . kyoıan Peygamber diyenler de vardır. Alıd-i Atyk'a göre Davud' la Süleyman pndişahıır. Süleyman kadınlara uymuş, putlar için mabetler yapurnuştıı (MUIOk-i Siitis, B! b. Xl). Kur'~n, Süleyman Peygamberin; kafir olmadığım söyler ve bu rivayeri reddeder. (ll, 102). H!riıt'la M~rGt balekında çeşitli rivayetler vardır. Bunlar, insanların kötülüklerinden Tanrı'ya şikayet etmişler, Taurı, onlarda şehvet var, sizde de olsa onlars
Uğı

181
Jönersiniı demiş.

Bizisyan eımeyizdemi~ler. Bunun Ü:te· rine Tanıı bu iki meleğe şehvcı verip Babtil'c indimıiş. Gündüz orada hüküm sürerler, isteyenlere büyü öğre­ ı irler, geceleyin Tann'nın en büyük ad ını an1p gôğe :ı~;ırlıırmış. Derken bunlar, Babtil'de bir kadına ftşık olmuşlar, kötülükte bulunmuşlar; hatta kadın onlara rA molmadan, Tanrı'run eo büyük adım kendisine belIetmelerini ceklif etmiş, kabul etmişler. Kadın bu adJ okuyup göğe ağmış; Tanr1 da onu çarpıp Zühre yıldız.ı y:ıpmış. HSr(lt'la Maruru da dünya, yahut ahireı aıap­ ıarından birini seçmede serbest bırakmış. Dünya azabıru seçmişler. İkisi de başaşağı Babiii kuyusuna asılı kalıruş. flu kuyunun başına giden büyücüler, onlardan büyü bellerlermiş.
Kur'~n bu iki meleğin, Babül'e, halkı sınamak için
indirildiğini, kendilerine arasını a)'ıracak şeyleri

biiyü öğretmek, karı ile kocanın bellemej; için b3,vuranlara, önce bu çeşit şeyleri bellerler, yaparlarsa kafir olacaldannı bildirdiklcrini, bunu kabul edenlere büyü bellertiklerin Peblcvicede "Hordat,
tarzında ıalaffuı

anlatır.

edilen ve

Avesıa'do "Haurvatat, diye geçen bir melek vardır.

Bu stlr., olgunluk zengiulik anlamlarına gelir ; Avesta'da ve Pehlevi din kitaplarında 1\mereıiiı'la (MordAd) beraber arulır. Sooradan H ordad ~klinc giren bu sözle Ahoramaı:da'nın olgunluk mazhariyeti ifade edilmiştir; ahirette de onun, iyiliklere milkiifat etmesi kastolunur. Madde Aleminde HordM' la beraber Mordad, suyun müYekkilidiı. Ağa~lann, billiiierin terbiyesio.e, suyun pisliklerden temizlenmesine memurdur. Sooraları Şem­ si yılın üçüncü ayının ve b er ayının alrınCJ ı;üoüniln koru-

\88

Mf:St-;t;VI ;iF.RHJ 1

yucusu Hord~d, beşinci ayın ve her aym·yedinci, yahu! ş~lôhinçi güniiniiıı konıyuwsu Monl~ct'dır, Hamı 11~ J\~rut'un bu iki melekten geln)esi düşünüleııilir(Dr. M u, hammed Mutn: Mazdayasna, s. 158; BllrMn~ı. Kaatı'; .M..M. neşri; C. 2, T ehran- 1331 Şemsi Hicrl~· lı'aşiyQ; s. 729 - 730\ not. 5).
İki Ermeni m~budu olarak da kabul edilen Hatuı., Mittut hakkındaki Ç%itli civayetlcr için "lSiitm A'nsiklopedisi, ne ve Azer'in "Garbi Asya ve Anadolu akv§m-ı kadimesinin din tarihi, adlı makalesine bakınız (konya Mecmuası, V. s. sayı: 34, 1940 s. '1922 - L9S6). ·

514. Allah meleklere, ben yeryüzünde bir halife
yaratacağım demiş; melekler orada bozgunculuk ed«:ek~ ·

kan dökeec birini mi yaratacaksın, biı~ seni ôvnıed~yiz ; nCJksan sıfatiardan arı olduğunu sö~lcyip kutlamad~yızo deıxüşler; Tanrı da sizin bilmediklerinizi bilirim .ben buyıumuştur. Sonra Adem'i yaratmış, ona lıerşeyü;ı ad.ın.ı bildirmiş, meleklere, doğru söylüyorsanız buqların adlarını haber verin demiştir. Onlar, biz ancak bize ~ildirdiğin ,şeyleri biliriz ;·başka bilgimiz yol< dam(Ş; ler; bunun üzerine Ad em'e, eşyanın adlarını söyleme,sini': buyurmuş; Ad em söyteyince meleklere, ben size deme,dirn mı ki göklerin, yeryüzünün gizli şeylerini biliiiiıı., açiğa vurduğunuzu da bilirim, gizlediğ).alzi de deıniŞtiı:., Bundan sonra meleklere, Adem'c sccde edin merihl vermiş, ·hepsi de secde etmiştir. Ancak XVII. süren~n, 50·. liyerinde cin raifesinden olduğu bildiritea şeY.ı~~ A.dem'e secdc etmemiş, T annda onu kapısından·sik. mil~tür (II, Bakara, 30 - 36). Meleklerin Jl:dem Peygarn" ber'c sccde edişi Kur'an'ın VII. suresinin (A' raf) n ., XV. suresinin (Hıcr) 29 - 32., XVII. s(iresinin (İs•lli'}

~IESNE\'1

SERiii

ı

189

b l., XX. sılresinin (Taha) 116. ve XXXVIII. sOresinin (S3d) 72-73. ayetlerinde de geçer. Ahd-i Atıyle'te de
Adem'iıı herşeye ad koyduğu anlatılır, fakat meleklerin secdesi yoktur (Tekvin, Bab. II, 19 - 20). ·

551. İbrahim Peygamber'in putlan kırdı~, onlan köriiiediği için Nemruı tarafından ateşe aıılcbğı, fakat ateşin lbrahimi yakmadığı Kur'~n'ın XXI. süresinin (Enbiya') 51 - 70. Ayetlerinde ve daha birçok sfıre.Jerde
anlatılır.

demektir. Bunlara şimdi Scepıique, i'elsefedcki meslcklerlnc Scepticisme diyoruz. Eski Ywıao filozoflarının bir bölllğü bu mezhebi bcnimscmişti. Buolarca akıl hiç birşey aıılıyamaz. Herşey 552.
şüphelidir. Bildiğimiz, gör.1iigUmüı şeyleri duyguları­ mızla

Sofestaı,

Şüpheci

bilir, görür, arıl~rız.

Duygularımızsa

çok defa bizi

aldatır. Şu halde hiçbir şey hakkıoda kesiıı hüküm l•ere-

meyiz. Eskiler, bunları üç kasma aytrmışı:ı : 1) U edriyyc, yani bilıniyorumcular. Bunlar hiçbir şey hakkında kesin hüküm veremeyiı:; şüphe içiodeyiz; fakat şu var ki şüphe ettiğimizden de şüphe etmekteyiz derlerdi. 2) İnadiyye, yani inarçılar. Bunlar, biçbir şey yok ; herşey hayaldcn, vehirudcn ibaret derlerdi. 3) İndiyye, yaı:ıi benceciler. Bunlar, herşey, o şeyin oluşu­ na göre değil, bize göre nasılsa öyledir; gerçeği bilmemizeyse intkin yoktur derlerd i. (İsmail Fconi: LQgatçe-i Felsefe, İst. 1341; s. 613-616). 572. Geriye dön. "Ey iyiden iyiye inanmış,şüpbedcn kurnılınuş can, dön Rabbine ondan razı olarak ve rıza­
'

Silll

k3Z31lllllŞ

bulunarak;

aı:uk katıl kull:ırınuı arasına

ve gir

c6ı.netine.,

(LXXXIX . Fccr. ').] - 30)

190

MI!S~ fl Vt

$f:RH l 1

5i8. Ab-ı Hayılı. Türkçede Bengisu deditimiz içenin ölüm.~üılüğe kavuşacağı su, yaşayış suyu. Buna diritik suyu anlamına "ı\b-ı Hayvan, Ab-ı Zindegiııl, Zindegi, de derler. Kur'an'ın XVIII. suresinin (Kehf) 60 - 65. ayetlerinde MOs~ Peygamberle Hıztr'ın arasın­ dakl olay' anlatılır ki bu, 225. beytin şerhinde geçmişti. MOs§ bir kaya dibinde uyur. ·Yanlarındaki corbada bulunan, hatt§ baıı müfessirkre göre kızarmış ve bazılarına göre bir kısım da y enmiş bulunan balık sıçrayıp torbadan çıkar, denize atılır; iz bırakarak bir müddet gider, sonra izi de yittt. Balığın dirilmesiııe sebep, ordaki kaynaktan abdesr alaıı Mfisa'run, yahut arkadaşının elinden torbaya su damlamasıtlır. İşte Bengisu budur.
Batı eleştirmccileri MCıs§

ile

Hızır'ın arasında g~çeu

olayın, Gelganıeş destanı ile İskender b.ildiyesinden ve İlyas'la Haham Yeşuft arasında geçtiği s!>ylenen

Yahudi

masalından

meydana

geldiğini

yazarlar.

Gelgamcş, nchirierin ağiılarıoda oturan ve kendisine ölümsüzlük verilmiş olan atası Utnapişim'i bulma)( ve bu kaynak hakkında bilgi edinmek için yolculuğa düşer. halk rivayetlerinde ise İskender, aşçısı Andrcas'la karanhklar ülkesine gider; orada insııru ölünısüzlüğe knvuş­ turah kaynağı arar. Andreas bir gün yanın daki tuzlu balığı bir kaynakta yıkarlcen balik dirilir, suya atlayıp gider. Andreas da balığı tutmak için suya atılır; böylece de ölümden kurtulu.r. Sonra bunu lskender'e anlaur. Kaynağı cekrar ararlAr, fakat b ir türlü bulamazlar.

Yahudi masalında ise İlyas'la Halıam Yeşu:l yolculuga çıkarlar; ha bam, lıyas'ı bir s:ıbır imtihanına çeker.

191'.

Kur'an'da bulunan iki denizin ve kaya gibi şeylerin bu rivayetlerde bulunmadığına dikkat ederek Kur'an rivayetini'l başka kaynak· lardan da geldiği düşüncesine varıyorlar (İslam Ansil<lopedisi Hızır Mad. Cüz. 14, 1950, s. 457 - 471).
kavşağı

Batılı eleştirmeciler>

Bengisu inamşı batıda da vardır. "Founıainc de Jouvence, , .yani gençlik kaynağı bunun tıpkısıdır. Bu S1> ccnnettco çıkar. Elmaslarla, altınlarla dolu bir arktalJ' akar. Bu sudan içenler, ·ölümsüzlüğe kavuşurlar. Ortaçağ'da Amerika bulununca bu kaynak, oralarda da aranrnıştı. 1'74-0 sulannda bir coğraya kitabı yazan Pausanias Mora'da Anapoli yakınlarında Zeus'un sevgilisinin yıkandığıı rivayet edilen bir kaynaktan bahseder. Yunan mitotoiisinde Jouvence, yahut ju,·enta, Zeus'un sevdi~ i ' bir pcridir. Zeus, onu gençlik kaynalf şekline· sokmı,ıştur (Yeni Muhlt-al' Ma~rif, İst. 1328 - !330,. s. 72}.
Ab-ı Hayat, doğu- İslAm edebiyatında tasavvufa
dayanılarak,

yabut yalnızca mazmunJaşı ır ılarak birçok: anlaruJara kullanılmıştır ki bunları şöylece sıralayabiliriz:.
1}. Manevi feyiz ve neş'e, 2) ı\şk ve İrfan, 3) Ledünni,. ilahl bilgi, 4) Tarırı'ya kavuşmak,5) Sevgiliyle buluşmak,. 6} Sevgilinin ağzındalci, dudaklarındaki zevk ve neş'e,. 7) Gerçek erenin so.h beti, 8) Söı ve şiir, 9) .Manevi, maddi ~arap, 10) ı\rıduru su (224. beytin Ş'erhine de b k.).

591. Sirnak. l'ek yücede iki parlak yıldız; bazılarınca arslan burcUJJun ayakları farzedilen yerdeki yıldızl ardır. Beyitte "Simak burcundan balığa dek, sözüyle tüm. varlık, herye.r ve herkes kastedilmiştir. 596. Arapçacia "llmln kişiye balıilik edilemez,. mellinde bir atasözü vardır; onu haıırlatıyor.

192

MESNtVI $EJUJI 1

602-620. MevlanA, bu beyidcrde kendisini çeı:ıge, neye, şatranca benutrı:ıekte, sesin ııuzraptan, soluktan meydana geldiğini, kazanıp matolmanuı şatranca ait bulunmachğını bildirmektc ve niluıyet "B iz yoklarız, ·bizim varlıklanmı~ geçici şekiller ızhar eden Mudak Varlık olan sensin ancak, deyip varlıkları arslanJar; fakat bayraklardaki arslan resimltri saymakta, hareketlerinin yelden meydana geldiğini anlatmakta, bir nevi Vahdet-i Viicüd inancını ızhnr etmektedir. Bu bakımdan .bu inanç hakkında biraz bilgi vermeyi gerekli görüyoruz.

Bu inancı savunan lar, gerçekte hiçbir şeyin l>endi~ine ·ait varlığı bulunmadığını ve bu bakımdan bu inancın •tevhide aykın olmadığını iddia ederek söze başlarlar. •Gerçekten de her vnrlığı, tck varlık olan Mutlak Varlık'ın ·zuhuru tanımanın sonucu, ondan ba.şka bir varlık kabul .eırı:ıemeyc varır. Bu takdirde izafl varlı.klar, gerçek var• ·lığın birer zuhurudur. Her mazhardan zahir olno iş, o mazbann isdidadına uygundur, yerindedir. }!ayır, :şer, i yi, kötü, gerçek, yalan, bütün bunlar, işlerin bir:biriyle nisbet ve itibarından doğar. Birine gÖre hayır <ılan şey bir başkasına göre şerdir. Bir zaman şer olan -şey, bir başka zaman hayırdır. Esasen zaman ve mekan -da zihn1 birer mefhumdur. Zaman, hadiselerin ıibindc kıyaslanmasmdan, mekan da mevcuttan doğar. Bu '<~Şırı ve Hukeınll felsefesiyle karılmış inançta her işin işleyicisi olarak "Mutlak Varlık, ı tanımaya ''Tevhid-i Ef'al-İşleri Birlemek, bir bilmek., denir. Fakat' işler, mazhann isıidadından dogar lti o da sı fa tur; yani iş, sıfatın, zuhur ertilli muharın istidar ve kabiliyetine göre çe~tli görüntülerinden baŞila bir şey degildir. Şu halde gerçekte, bütün sıfatlar, bir tek zaun zuburudur. Buna da ''TcvWd-i Sıflt-Sıfaıları birlcmek, bir bilpıek,

Mf.SNJlVI ŞEQ!l) 1

ı

ss:

denir. bütün

Sıfai, zat varlıklar,

c;lmasa varolamaz; ayn ayrı gorunen bir tek varlığtiı çeşitli zuhurlarıdır ve

hepsi de Mutlak Varlık'tan ayrı bit varlığa sahib olmayan•
görünrülerdir. İnancın bu mencbesine de ''Tevhid-i, Z3t-Zi!tı birlemck, bir bilmek, denir. Bu inancı güdcn· lere göre "U ilatıc illalli!h- Allah'tan başka yoktur· tapacak, kelime-i tevhidi, "Allalı'tan başka yoktur· iş yapan, Allah'tan başka yoktur vaşfedilen, Allah'tan< başka yoktur varolan, iarilarında yorumlanır. Bu son makama varan kişi ber şeyi, bir denizin dalgaları, köpükleri, babbeleri görür; ona nazaran herşey yerli yerindedir ; b§tıl bile mazharına göre baktır, gerçektir;, kendisi ".Mahv, aleminde olduğn için onca kötü ve yer-· siz bir şey yQktur, sorumlululcortadan kalkmıştır. 01·gunluğa ulaŞmak için buradan geri dönnıcsi, "Sahv,. alemine gelmesi gerektir. Bu takdirde sırasiyle izaff
varlıkları, mazhariyetlerine göre giirmeye, bütün sıfat• ları, zulıuııina göre anlamaya, bütün fülleri sıfatiarını

zuhuru olarak taw.ınaya başlar; artık onca birinde"' itibari ve nisbi olarak zuhur eden kötülüğe karşı., öbüründen gene itibAri ve nisbi olarak ver·ilco ceza, ayn bir şey değildir ve her ikisi de doğrudur, yerindedir. Aşırı bir zalıitlik şekliıı_de doğan, Yunan felsefesinin• İsl~ınileşmesinden meydana gelen Hukema inancıyh> karılan, yoğrulan bu. inaııçta "hilkat yoknır, zuhurvardır, ve zuhıır, Mutlak Varlık'ın zati ıktiz:ısı olduğu· için dnirnldir . Bu inanç, "Heykel-i illem hadis-i kadim·· dir, cüinlesiyle formüle edilmiştir. Bu aşırı Vahdet-i Vücud inancını benimseı•enler içinde, I.aho:ıt'un N~suc şeklinde zuhuru, Tanrı'nın kendisini, yiyen, içen şek-· linde ııhar ettiğini söylemekten çeltinmiyecck, ikililuen kaçınmak için "Beni~le senin aranda fani varlığım bana >.ahmer veriyor; varlığın hakkı için ''arlığımı

. r.:.

ız

Mf:SNEVt .ŞIRHJ I

kaldır aradan, diyerek kişiler (Louis M.assignon: Le Div§n d'ai-Ha!Hij ; Journal Asiatique, Ocak - Mart; Paris, 1931; ayn basım; s. 41. 90) İl?n Seb~ın( 669 H. 1270) gibi nübüvveti l<isb! bilenler, Ibn Arabt (638 H. 12<f0) gibi " Hatm-i Vilayet,, suhi bi olduğunu iddia .edenler, · Tanrı'lık davasına girişenler, cinnet sınırWJ :kar kat aşan lar, ~leıne yeni bir düzen vermeye kalkışan­ dar çıkmıştır.

Dikkat etmeye bile lüıum yoktur ki, bu inanç mad·deci bir inançtır. ı'llurlak Vurlık'tan başka bir var yoktur; varlıklar onun roezahiri olmak itibariyle \'e vücud-ı ·zıJii {gôlge varlığı) ile mevcuttur demelerine rağmen .değil mi ki bütün sıfatlar, isimler, eser ve hükümler, hattA mutlak oluş bile zat'ta taayyüosüz vardır; bütün bunlar kayııtır ve hepsi kendi tabidcrince Mutlak Varlık' ta müstchlekrir ; sıfarlaı:ı, csması, :ıhkamı, ;ruhuriylc ·sabit olur; kemiiUylc de iJıSanda ıuhur etmiştir; ıuhur­ sa daimtdjr; şu halde bu varlıklar, aı•n bir varlı~a sarub -ölmadıklarından, boyuna ondan zuhu r edip, daha doğ­ rusu kendi deyişlerince gaybden her an ayon gelip, ·ayodan da her an gaybe gittiklerinden bir an için bile <ıbn; lti bu an daima tekerrür eıri~i içio sürüp girıuekıe­ dir; varlıkları vardır ve onun varlığından başka ve ayrı değildir; şu halde kftinat, O'dur ; hatri O, keıntlini insanda izhar etmiş, yabut insan mazharında kemale
ıermiştir.

bu yan idealist inanç, incelenir, cleşıirilirse maddecililde sarmaş .dolaş birl~ir ve bu aşın inanem İslfun dininin esasla~iylc uzlaşmasına imkan ve ihtimal yokrur.
~stılnhlar :şu

Hasılı ıstılahiada boğulan

V abdet-i VücOd'un bir başka suretle hülasa edebiliriz:

tarzı

da

vardır

ki onu

19$
Varlık, Mutlak Varlık olan Viicib'ül-Vücüd'undur. 'Adem, yani yokluk, ona nazaran adeta bir aynadır; yahut güneŞe nazaran gölgedir. Nasıl aynadaki aksin,. yahut bir yere vuran gölgenin gerçek b(r varlığı yoksa, ondan başka hiç bir varlıgm da varlığı yoktur; sayıya· sığış, çoğalış, aynalardan, yahut gölgelerden meydana gelen bir keyfiyeltir. J3u inancın sonucu da gene teklif, nıes'uliyer, yaratılış, yararış, dünya, ahiret gibi dini. akıyde ve hükümlerin. bir ser§b oluşudur; ıamartıiyle hayali olan bu inaııcııi da dinle uzlaşması mümkün değildir.

Bit de her şeyde, lıer varlıkta, her zerrede Allah'ııı: örneksiz yaraııcılı~ını, hikmcrini, kudretini, kem:llini, tasarrufunu, tedbirini, riibubiyeıini gÖrmek, O'nu her yerde ilmiyle, kudretiyle, hikmetiyle mevcu·t bilip· zfıtıru her şeyden ve her çeşit noksan sıfatlardan, yaraı-· tıklarındaki malıdut sıfatiardan münezzeh, mukaddes: ve müteaı bilmek, iradeyi onun iradesiilde yokermck, onda. mümkijn olduğu kadar fi\ni olmak vardır ki her şeyi onun hikmet, kudret, bilkat , tedbir, tasarruf ve rahmcti eseri; her şeyi onun varlığının, birliğinin birdelili olarak görmektir bu. Bunu şeriat kabul eder .. Bizdeki ses onundur, fakat bi7.i bir· ney olarak, bir dağ. olarak o yaratmıştır. On~ karşı varlık iddias ına girişe­ ıncyiı; fakat iki yokluk arasındaki varlığımız, ondandır, onun 1\ltfundandır. Bizdeki ilim, kudret,. hayat ve her şey, onun lfıtfucllır ve mahdunur; bunların gerçek sahibi. odur. Onun hayatiysc c-~elldir, ebed!d. r; o daimi Hayyi dır, Bakıydir; kudretinin sıııırı yol;rur; ilmi, duyulahlara, da,' duyulmayanlara da, görüleniere de, görülmeyeniere d~, olanlara <h, olacaklara da şamildir.
eşsi~,

Kudretiyle irade eder, irüdesi ve meşiyyetiyle yaratır. Ona karşı varlık iddiasında bulunmamız bir k\i$tıılılı.ktır,
Mevlan~'nın namazından açıklrgıyle

vahdct inancı budur. Onun, her sabah sonra okuduAtı şu sö2ler, b u inancı bütün gösterir:

" Her korku anında sııındı~m sığınak, söylediğim söz, Allah'tan başka yoktur tapacak sözüdür. Her üzüntüye, mihnete karşı.. Allah ne dilerse o o lur; derim ; • h er nimet için hamd Allab' a, her genişlik, ferahlık için şükür Allah'a; her şaşılacak şey için ıcnzib ederim Allah 'ı ouksan sıfatlardan ; her suç için Allah' tan yarlı­ ganmak dilerim; her sıkıntı, her darlık vaktinde Allah yeter bano; her düşmana karşı Allah'a sığınırun; her kaza ve kader için Allab'a dayaıurım; her musibene, biz, gerçekten de Allah' uuz ve gerçekten de ona dönenleriz derim; her ibadetc, her suça karşdık da ıikriın, fikrim, tıavil ve ku vvet, anc=ık çok yüce ve büyük Allah'm·dU sözüdür., (Arapçası ıçin ManAkıb'üi-Arifin metnine, Tahsin Yazıcı'nın tashih ve haşiyclcriyle, AnkaraT ürk T arih Kunınıu Basunevi, 1959, I . s. 287; "Mev!evi Adap ve ErkAnı., adlı kitabımıza bnkıoız; s . I 12l 13. B u sözler, Şla rivayetlerinde Hz. RasıU-i Ekrem'indir; Mclatih'ul-Cin~n haşiyesindelti "BAkıyat'üs- SalihAt" ; Tehran, 1359 - 1360 H. s. 19() - 197)
Mev!Ana'ıun, "Kul varlığından mutlak olarak yok

onun katında birlik gerçekleşemez. Bidik .h ulill değildir, senin yok olmandır; yoksa saçma sözlerle, olmayacak işlerle bak batıl olm az,. meiilinö eki ·rub~lsi. de bu hususıaki fikrini aÇıkça g<isterir (Rubailer, tercemcıniz, lst. Remzi K. 1969, D . kafiyesl, 138. Rubat,

-<>lınndıkça

s. 83).

MES:-<E'(J ŞESHt ı

19':

Hasılı Mevlana'nın Vahdet-i Vilctid inancını hiç bir suretle İbn Arabi'ııin inanciyle uzlaştırmaya imkan. yoktur ve Mevlana hiç bir vakit şeriat hududunu aşma­
ınışur.

607. Beyitte, bayraktaki arslanlardan bahsedildiğine, iki başlı doğana rastlandığı gibi (Melimcr· Öader: Mevlana şehri Konya. Tarihi kılavuzu; Kony~· Viıliliği Yayın. Konya-1962, s. 43, 59-60) kalelerde,. paralarda, kuınaşlarda, basılı tariht denebilecek her şey­ dearslanada rastlandığına göre (aynı eser s. 62) Selçukluların bayraklarında arslan ·resminin, hiç olıriaısa Mev-· lana zamanında, bulunduğuna hilkmetmeıniz icab eder.
Selçuklula~<ıa

609. B'U bcyitten itibaren "Varlığımızın onun, yoka varltk tadıru tattırdığı. cvvclcc ne bizim, ne dileğimizin bulunduğun'U, fakat iradesi, biıi yaraınıaya ıaalluk eıtiğf, yaratıŞ zamanı ilminde ıntıayyen olduğu için varlık alemine gelince neler yapacağımm, neler dileyeceğimizi camamiyle bildiği, im-· tatılınaktadır ki bütün b'Ulllar; bizim yukarıdaki görüşü-· nıüzü, anlayıştmızı a~ıkça ısbat etmeye kafidir.
icadından olduğu,

619. Bu &eyiite •'Ma rameytc iz raıneyt,, iiyettenlafzen alınmış ur ki"Atuğın zaman sen atmadın, sözüyle· türkçeye çevirdik. VIII. slltcnin (EnfAI) 17. ayetinden alınını~ur ve Bedir savaşını haurlatmakcadır. Bedir· savaşı, hi~rctin ik·nci yılı Ramazan ayının onyedinci i Cuma giinü obnuştur. O güo Hz. Peygamber (S. M.)l "0 roplu.ın ; yakında bozgw.ın uğrayacak ve ardını. dönüp ,kaçacak, ayet-i Kerimesini okumuş'lar (LIV_ Kamer, 45), yerden bir avuç taş alarak müşriklcrc atmış­ lardı. Bu çakıllar kime rastlachysa o savaşta öldürüldü. Lafzi ıktibas yapılan :iyetin me:ili şudur : "Onları si2::

"198

öldürmediniz; fakat Allah öldürdü ve attığın zaman · sen atmadın, fakaı Allah attı ve böylece kendi katından, inananlara güzel bir nitncı vermek, onları denernek ·istedi. Şüphe yok ki Allah her şeyi duyaudır, bilendir.,
{El-Envar'ilt-Tenıll

ve Esr5r'üt-Te'vi1; I, s. 469)

620-64-3. Cebr, zorlamak, zorla yaptıımak anlamına -gelir. V. siırenin (Mftide) 22. ayetinde Mild Peygamber' in kavminin, orada zorlu bir oplum var, kuvvetli bir taife var deyip savaşa girıııcdikleri , XIX. s(lrenin (Meryem) H. A yetinde Yahya Peygamber'in anasına, baba-sınu cebbar ve asi olmadığı. 32. ftyetinde tsul'eyganıber' •n anasına karşı kötü ve zorba bulunmadı~ bildirilir. :XXVIII. siırenin ( Kasas) 19. ayetinde Musa'ya, sen yeryü7.üude zorba mı olmak .istiyorsun dendi!ıi hikaye -edilir. L . sClrenin ( Kaaf) 45. ayetinde Hz. Peygamber'e, müşrik.lere karşı bir zoru, cebri, ~udxeti olmadığı beyan buyurulur. XI. (Hud) XIV. <lbrahim) sOrderin 59, 15. llı<eılerinde inatçı zorba, XL. sürenin (Gaafir) 35. .ı\yctiode kibirli ve ecbbar anlamlarına geldigi gibi XXVI. s(lrcnin (Şuara') 130. ayetinde de zorbaca mana-sını ifade eder. LIX. surenin (Haşr) 23. iiyeriode. Alltıh 'ıo adları arasında "Ccbb§r,. adı geçer ve suııkları ·oıınrao, eksiklcxi tamamlayan, ululuk salıibi manalarıru

verir.
"Kel!m, da ccbir bir terimdir ve kulda irnde ve
bütün işleri kulun, ancak bir illeneo ibaret .bulunduğuna, hayrın da, şerrin de Allah'ın iradesiyle \'ÜCuda geldiğine inanmaknr; bu inanca "cebr,, bu inancı giidenlcrin mezhebine "Cebriyye, Ccbcrine, denir. llu inancın müsamahasıı olanı, kulda cüz'i bir irade ihtiyann hiç
Allah'ın yaptırdığına,

bulurunadığııu, ı...,ıun yaptı~ı

>1€$-'IE\'1 SERH) ı

100

E <abul edeni vardı r. Müsamahasız olarak cebri kabul ·!denlere göre k"Uida hiç bir ihtiyar ve irad~ yokrur; olduğumı kabul etmek, Allah'ın, kulun dilediği şeyi yarataca~ına, yani fAil-i mu htfir olmadıgıno inanmak :!emektir. Kulda cüz'i bir irade olduğunu kabul edenlere görcyse kul, ba}'Ta, yahut şerrc aiı bir işe cüı'i ıradesini sarfeder; o hayrı ve şerri Allah ynraur. Bu inanca tam !<arşı olan iw:nç, Mu' tez:ile'nin lnancıdır. Onlurca, Ceberivye'nın inancına karş ılık hüsıı ve kubh, y§ni güzel ve çirkin. ıyi ve köıü, Allah'ın verdi~ akılla bilinir; Eşairc' ·nin bilincmiyeceğinı, her şeyin ilAhı vabiy vasııasiyle bilinebil eceğini,Allah'm fiil-i ınııhtar oi'!P hiç bir surct!e fiilinı zorlayacak bir kudret olmadığını, dilerse en ıemiz ve mü'min kulunu cehenneme aıabilecc~ini, dilerse <:n mücrim ve kafir kulunu cennete koyabilcccğinı söylemeleri hem akla, bem şer'~ aykırıdır. Alla h, insana, h'ituf olarak akıl ve teınyiz vermiş, aynen peygamber gÖnderip iyiyi, kötüyü . emri, nehyi bildirmiş, emirleri nıı:ın nchiyierden kaçınan kullarıı vaatlerde bulunmuş, .ıksini işleyeniere aı.ab edece~inı bildirmittir. Buna karşılık iyilik ve kötülü~ , Altalı tarafından yapnrılıyorsa, iyiliğe müka!at_ kötülüğe mücazaı abes, hatta zulüm . -olacagı gibi akıl vermek, peygamber yollamak, k.ıtab indirmek, vaat ve vaid de bulunmak abes olur. Allah hem h:ıklmdir, hem adildir, vaadi ger~·ckıir. "Zerre ağırlığınca hayır yapan da, ze.r re ajiırlığınca şer yapan da ~ılıpot görür.,. (XCIX. ZilzAI. 7-8)
Ehlibcyı İmarolarına göreyse hayTın da, şerrin de
işlenccc~ini,

kimin ve ne vukiı işleycceğini Allah bilir ; fakat bu bilgisi,kula, hayrı. şem zorla yaptırıruız. im~m Ca'fer'us-Sldık, "Cebir ı..,ktur, tafvtz de yoktur . 1\ıkaı iş, bu ikisinin arası ndadır,. buyurmuş, yani kulun yap-

ı oo

M!S.""\EVt SERHJ J

tığıru Allah zorla yaptırmaz; fakat kulu, }'apacaJıı işu:
başıboş da bırakınamı~ur demiş, izahı isteDince de, "Birisini bir suç işlerken görür, işlernemesmi söylersin, fakat dinlemez, yapı:ığ:ını yapnr, o suçu işler; sen de onubırakırsın; bu, senin ona o suçu yapmayı emretmcn değildir ki, tarzında izah etmiştir (Muhanuned b. Ya'kub~ ii-Küleyni: Usul'ül- KM't; Tebriz , Taş bas. 1311 H. s. 77). !mam Aliyy b. MOsa'r-Rıza da sorulan bir soruya "Allah kullan işleyecekleri iş re kendi başla.rı.na bırakmadı ; çlinkü Allah bundan yücedir, üstündür,~ buyurrnu~ ; kullara, suç işiemek hususunda bir ihtiyar mı verdi sorusuna karşılık da "Allah böyle bir şey }~pmaktan da· daha adil vç hakimdir, üstün ve ulu Allatı ey Ademoğlu, ben seuin yaptığın iyiliklerc mükafat verınede senden' daba yetkili olduğum gibi sen de yapnğıo kötülüklerekarşıiık mücaziita uğramaya 15yıksın; sen, suçları, sana•

verdl~im

kuvvetle

işledio demiştir, buyurmuştur

(a}'Illr

s. 75).
M evlana 619. beyitte, Aycci bildirdikten 620. beyinede, ok aıarsak biz yayız, ok aıan Tann'dır dedikten sonra bunları okuyanların cebir sanınamalanm . sağlamak. kasdiyle bu, cebir değil, aksine kırıkları onanşın,cksikleri· tamanılayışın manasıdır, bu da Allab'a yalvarmak için-· dir d eyip bir kötülüğe uğrayınca ağlayıp inlcmemiz, nasıl acıimize delalet ediyorsa kötülükte l>ulun\ıllca da• uıanmaınız, bu işi kendi dileğimizle yaptığJm»q deliidi ı" diyor ve irademizle, ihtiyarımızia bu işi yapmas~ydık bu uttiınıanın, bu acı.ldanmanın, bu dedere d~menin bir manası olamaz ; hocalar, talebeyi ıerbiye için sıkışur-· ma;tlar ; fikir kurunrulardan kuruntulara düşmez buyurup 644. beyti:ı sonunadek aynı esas üzerinde ~lı:l~ örnekler veriyor ; bilhassa 641-642. beyitlerdepeygamber-

loff.SNEVl

.ŞERHI

I

201

~erin dünya işlerini Tanrı'nın takdirine, kafirlerinse

ihmAl ve isyanlarını, Allalı böyle istedi, böyle yazdı deyip Allah's isnad .'ettikleri ne işaret ediyor. Mevlana bu ciltre ve diğer ciltlerde münasebet düşdükçe cebir ve ihtiyardan aynı tarzda bahs ·edecektir (Mevl1lııa Celaleddin, s. 182 - 187).

<ılıirer işlerindeki nok.~an.

644 - 64-;i. Siccln, Illiyyin. Sicdn, Arapçada zından, hapishane manasma gelen sicn kökündendir, cehenneme .denmiştir. 7. kat yerdir, kü'irlerin amel defterleri oradadır diyenler de vardır (EI~Mufradat, s. - 25). İlliyyln,- yüçe2 lik, yükseklik manasına gelen. "alii'., kökündendir; ·cennetlerin en yüce yeridir; cchennemin en aşağı, en körü yerinin siccin olduğu gibi. Bu söz, oradakilerden: -kinayedir; inananiann amcl defterlerinin bulunduğıı -yerdir diyenier de vardır (aynı s. 346). Kur'an'ın LXXXIII. suresinin (Muttaffıfin) 7·8 ve 18·19. ayet· lerinde geçen bu sözler, mü'minlerle kafirlerin amel defterleridir diyenler de olmuştur ki bu takdirde, kafirlerin amel defterlerindeki suçlar, keıidile.rini kötü bir zindana benzeyen cehenneme görüreceği gibi, inananla·nn amel defterlerindeki hayır ve iyilikler de onları yücelere yükselteceği için bu adla anılmlşlardıı ve bu ·adlar sebebiyyet yoluyfa o defterlere verilmiştir.
653. İsa Peygamber, Ahd-i Cedid'e göre çarnıılııı günü vefat etmiş, annesi ve yakmla·n tarafından kefenlenip bir ma~araya konulmuş, Pazar günü z iyaret için gidenler, mağarayı bomboş bulmuşlar, bu sırada kendisinin sesini duymıişlar, bakınca dirildi·ğini görmüşler, inananlara da birer birer görünmüş, hatta ·.şüphe eden. birisine el ve ayakla:rmda çarmıha gerilirIken . delinmiş olan mıh yerlerini göstermiş, sonra diri
·gerilmiş, Çarşamba

S.Ü. MERKEZKÜTUPHt~NE

202

NE$NE\'l St.RUI l

olarak

göğe

a#mıştır (Matyu~, son bab ;

Markus,.
Yuhanna.

XV- XVI,
X IX, XXI).

Luka,

XXIII • XXI V,

Kur'An ise İs5 Peygam~r'i öldüremediklerini~ asamadıklarıru, onlara öyle göründüğünü. Allalı'ın .on. ,. u göğe yücelttiğini beyan buyurur (VI, N isA' 157 • 158).
Bir halk rivayc ine göre İsil, göğe ağarl<en, yakasında, dünyaya ait oıon, dünya malına bulunan bir iğne bulunduğu için dördüncü kat gökte kalmış, daha yiiccloreağamam ış tır.

673. Bu beyiıten sonraki beyitlerd~, peygamberlerin,
Tanrı mamasını

naipleri olduğunu, naiple naib edenin ayrı sanı!· söyler ve bunu izah ederken imanın, Allah'ın•

varlığına, birliğine, eşi ortağı bulunmadığına inaodıkınn

sonra Peygamberinin de gerçek peygamber oldıığunw tnsdıyk ile olabileceğini, hatta peygamberfiği tasdıy­ kın melclderi, kitapları, valıyi ve bütün peygamber· leri ıasdıyk ilc mümkün olduğunu, "Onlar öyle kişiler· dir ki Allab'ı ve peygamberlerini inkiir edrler ; Allah' lat peygamberleri nin arasıw ayırmak isterler ve bazısıno inandık, bazısına inanmadık derler ve imanla küfiir
arasın(!~

bir yol tutmak dilerler; işte

onlardır

gerçekte

kafider ve biz, klfirler için aşa~latıcı bir azap hazırlo­ ınışızdır. Allab'a ve peygamberlerine inananlara ve iç·· lerinden hiç birini ayırd eııueyenkre gelince: Onlara ecirleri verilecektir ve Allah su:;ları örten ralıimdir, 5yetleri mucebince (lV, Nis.a ', 150 • 152) im§n eden· lerin, "Ve kendi dileğiyle söz söylemedi, ~ör.ü ancak: vahyedilen . şeyden ibaret, Ayetleri hükmUııe göre

MESNEVI SfJtfiJ J

203

, Ll ll, Necm, 3 - 4) sözlerinin dahi vahiy meali olduğuna · ;naoınaJ.c; icab ettiğini., H;~:. Muhammed'in pe)·gamber'.erin sonuncusu ve efdali oldugunu tasdıyk etmekle, " Ve adını yücelttik, mealindeki Ayet-i Kerimeye göre ~XCIV , 'lnşir5h, < "Allah' tan başka yoktur tapac.ık, l), ş(iziindcn sonra aMuhammed Allah'ın şeriat sahibi Peygaınberidir, demenin gerektiğini, bunu gönülden de gerçekleınenio icab erti~iııi, fakat böyle olmakla beraber bütün peygamberlerin, M(l~vilik. İsevilik gibi dinleri som adan aslı unurulmuş bir hale gelmiş olsa bile hepsinin tevhid üzere gönderildiğini anlatıyor. N iyabct'ten imarnet manası dahi çıkarılabileceğine göre "Ali'yi ayıran, beni ayırmış, beni ayıran, Allah'ı nyırınış olur, (Künılı.'\il-Hakaııık, ll, s. 174) ve "Razı deği l misin ki ya All, Mus!'ya Harun ne menziledeyse sen de bana aynı menziledesin; ancak benden soora peygamber yok, hadisleri ınuktezasuıca Eimme-i Hü·dil'yı da ayırmamak ıktiza ctti~ini bildiriyor (bu h!disin medrcklcri, bulunduğu kitaplar v.s. için merhum Seyyid Abd'üi-Huscyn Şeref iid-din, in "El-Muracaaı,ına b. VI. basım, Neccf- 1383 H. 1963; s. 152 - 164). 691. Bu beyittcn bölümlin sonu olan 700. beyte 1 kadn.r " Ervah - MelekOt, alemine işaret edilmektedir. 722. Bu beyine Kur'an'ın XXI. silresinin 107. li)'Ctine işaret vardır ki melli şudur; "Biz seni ancak alemiere rahmet olarak göodcrdilc., "Bilginler yeryüzünün ışıklandır, peygarnbc,rle.rin •halifcleridir, benim varisleriındir, peygamberlerin varis-

204

MFSNEVl $J~itUJ l

!eridir,, mealinde de bir hadis s. 86).
edilmekıedir > bu

vardır

(KünQz,

~~

738. Bu beyitte LXI. s\lrcnio (Saf) 6. ayetine işaret Ryene flz. Muhammde, Ahmed ad~ ile anılmakıadir ; bu ad Mdisıe de geçer (Omi' I . s. 90).

...

( M E T İ N)
:!sii Dinini yoketmeye çalışan başb bir

Y_hud.i a

padişahının

hikayesi

O çıfıım soyundan bit başka padişab meydana
-çıktı; İsa ümmetin i yoketmeyi kurmaya başladı.
~ Bu padişahı.n meydana çıkışından haber almak istersen "Andolsun burçları olan göğe,.

süresini oku.
İlk padişahran körü bir yol yordam meydana

geldi ya, bu
bastı.

padişah

da o yola, o yardama ayak

* Kim bir kötü yol yordam korsa her soluina ona lanet gider. çatar.
İyiler geçip gittiler; iyi adetleri kaldı; kötülerden de z ulüm kaldı, l~netler kaldı .

..750.

Bil ki kıyamete dek o kötülerin cinsinden gelen kişinin yüzü, h ep o kötülüklere yönelir.

* Bu ıarlı suyla acı su, halk içinde damar damardır. Sur üfürülünce~·edek

böyle gider bu.
mirası.

*

İyilere kalan miras tatlı sudur. O ne mirası­

.sıdır? "Kitabı

miras olarak verdik,

206

lJ.IES:"\r-:vl SriRlU 1

gaınb~rlerin

Dikkat edersen görürsiin ki isteyenler, peyincisinin pıırılrılarıru isterler ; bunun için yatvarır, yııkarırl~r.
Panltılar ıııcilerJe

yanar döner ;

yalım, ine~

neredeyse oraya

gıder.

Pencereden vuran ı~ık evin içinde döne!' durur; bütün çevreyi dolaş ır; çünkü gUneş bir· bir burçran bir burca gitmededir.
Kim bir
yıldızıa

ilgiliyse, o

yıJdızla, kendİ'

yıldızıyla koşup

durur o.

* Talihi
çağanaM

Zühre'yse gönlü tümden çalgıya, akar, ·~k aramaya koyı.ılur, o sevdayaMirrilı yıldıııys:ı.

d(i.jer.

* Kan dökmeyi huy edinmiş
yıldızı, s:ıvaş,

iftira,

düşman

arar o.
yıldızlar kuı.-suzdur

*
700.

Yıldızların ardında

öyle

lar ne ihtiraka

düşerler,

ne de

var ki ononlar.

Onlar, bu muteber, bu bilinen, tanınan ( * )• yedi gökten başka göklerde döner . yürürler.
Tanrı ışıl.danmn parılusı.ı.ıa mışlardır;

iyiden iyiye

daı­

ne birbirlerine birbirlerinden ayrı.

bitişil<rir

onlar, ne
taşlar·

* Talibi bu
da yakar

ytldızlardao

olan, kafideri

yandıru.

Onun öfkesi, halden hale giren, kimi üstün olan, kimi alt olan !\Iirrih'in öfkesi değildir.
(•) Metinde "M u't~r.. ywlmıp. sonra aynı yuıyle..
eklenmif.
Uthl! ..MUş t~ho r .. t ~tü

~E'SNEVl

SUHI 1

207

* Üstün
arasındadır.

o~n ışık. eksilmeden de amandadır, Tanrı ışığı Tanrı'nın

kararmadan da;

iki

parma~ı

* O ış.ığı caniara Tnıırı saçmışur; bahtı olanlar da eteklerle o ışığı. toplamışlar, elde etmişlerdir.
o
ışık

Yüzünü, Tanrı'dan başkasına çevirmeyen kişi, saçısından elde etmiştir.
ışık saçısından tüındedir; girişir.

Kimin aşk eı~i yoksa o elde edememiştir.

bir par bülbül-

Parça

buçukların ·aşk

ler, gilllerle

yüzleri O}'llnuna

* Öküzün rengini dışından ara , insanın rengiıli içinden ; isıer al olsun. ister sarı.

770.

Güıel renkler, temizlik küpünden meydana· gelir; çirldnlcrin renkleriyse kara cefa suyundan.

* O güzelim reogin adı ''Tanrı boyası, kirli rengin l<:okusuysa Allah laneti.

dır;

Denizden olan, gene denize gider; nereden geldiyse o yana varır, ulaşu.
Dağ başlarllldan hızlı

akan seller, bizinı bede-

nimizden de aşkla

karışmış

can, koşar as.lına varır.

Yahudi

bir ateş yaktırması, bir put diktirmesi, bu puta secde eden at~şteo kurtulur demesi
ateşin yaıuna

padişahının

başına

O köpek Yahudi, bak ne bir put dik(irdi.

etti?

Ateşin yanı­

208
etmeyen

MF.$.'1EVI S!ltHI 1

Kim bu puta secde ederse kurtuldu; secde at~in ortasma geçer oturur dedi.

Şu nefis putunun lilyığını \'crmedi de o yüzden nefsinin punıodım bir başka ,put doğdu.
Putların anası,

put

)~.!andır;

bir put olan nefsinizdir; çünkü nefis puruysa ejderha.

Nefis demirle taş giliidir; put o çakmakta~ın­ dan sıçrayan kıvılcundır; o kıvılcım suyla söner gider. FaKat çakmaktaşoyla demir, ne vakit suyla söner? İnsanoğlu. bu ikisi, kendisiyle oldukça
nasıl esenliğe ulaşır?

780.

Put. testide giziJ duran kara sudur; oefsiyse bu kara suya kaynak ~il.

O

yontulmuş

put, kara sele benzer; put yonan
kaynaktır.

nefisse

anayoldakı

Bir parçası yüı.lcree testiyi kırar ama kaynaQın suyu. durmadan dinlenmeden coşar kaynar. Put gisizlik.
kırmak kolaydır,

pek kolay; fakat nefsi

kınp geçitmeyi kolay görmek bilgis.izlikdir, bil-

Ey

1 oğul, oefsi.n şeklini arıyorsan yedi kapılı

cehennemin hikayes ini oku. Her solukta bir düzeni vardır nefsin. her dliı.eni.nde de )'iizlerce firavun, o firavuolara uyanlarla beraber
baıar

gider.

Musa'nın Tann'sına MQs!'ya kaç; firavunluk ederek ıman suyunu dökme.

MltSNEVl SEftHJ 1

* Ahad'e, Ahmed' e el at; a kardeş, kurtul beden Ebtl-Cehl'inden.
Çocu~un ateş içinde söze gelmesi,
halkı ateşe atılmaya

davet etmesi

sına

O çıfıt, bir kadını , çocuğuyla o putun karşı­ getirtti ; areş yalını yalım yanmadaydı.
Kadından çocuğu aldı ; ateşin

içine am..

Kadın korktu, gönlünü imandan ayırdı.

790.

Pura secde etmek isıedi; d erken ç~k batırdı, ben ölmcdim dedi. D edi lti : Anne, buraya gel, hoşuın ben, görünüşte areşin içindeyim ama iyi bir haldeyim.

Bu
yakadan

ateş gerçeği
başgöstermiş

örtrnek için bir
bir
rshmeı

gözbağı ;

oysa.

Anne, atıl ateşe de Tanrı'nın kesin delilini gör; Tanrı haslarlDlll zevkını scyreı.

Su gibi görünen, fakaı gerçekte ateş olan bir dünyadan çık da dal ·ateşe benzeyen suya.
Daı da İbrahim'in sırlarını gör; hani o da
ateşte

selviler. yaseminler

bulnmştu.

Senden doğarken ölümü görüyordum; senden ayrılmakto n pek korkuvorduın. Fakat doğunca, darac.ık bir zındandau kurtuldum, havası hoş, rengi güzel bir dünyaya çıkıım.
Şimdi
dünyayı

de

areşin

içindeki

esenliği görünce

ana rahmi gibi gördüm.

:ı ı

o

~lES,. O.t:Vl '

S! Rut 1

Şu ateşin içinde öylesine bir dünya gördüm ki,

o dünyanın her ~rresinde lsA.soluklular var.
800.
Şekli yok, kendisi var gibi bir dünya işte. O var görünen dünyaoın şekliyse bir kararda

durmaz: Anne, annelik bu
hakkı

için au!

ateşe

de bir gör,

ateşin aıcşliği

yok.
gelmiş çatmış, atıl kaçırma.

Anl
ateşe

ateşe

anne; devlet
devleıı

anne,

elden

O köpcğin gücüo.ü gördün, gir ateşe de Taruı'

run gücünü . lutfunu gör. Ben sana
acıyorum

da o }'üzden ayağiDl çekiseni
düşünmeye

yorum; yoksa bile yok.
ateş

neş'emden

vakti m

Gir ateşe, başkalarını dn çağu; çünkü padişab, içine sofra yaymı~.

A ı\·1üslümanl:ır, hepiniz de atıbn ateşe; din ıadı.ndan başka ne varsa tümü de aıaptır.

olan

Hepiniz de pervaneler gibi, yüzlerce bahar şu nasibc atılın.

Çocuk, o ıoplulu!!un ortasında bağırıp duruyordu ; halkın canı hcybetle dolmadaydı, herl;es kendinden geçmcdeydi. Du bağrıştan, bu çağrıştan sonra halk, kadın erkek, kendinden geçmiş bir halde ateşe atılmaya
başladı.

810.

Memurlar zorlamadan, hiç biri, kimseyi tutup sürümeden, çekmeden, dosıun aşkıyle ateşe

MES:--:EVJ

.ŞE R HI

I

.

atılıyor !ardı; çünkü

her acıyı tntlılaştırmak ondan-

dır . ·<ınun clindedır. Iş bir hale vardı ki memurlar, ateşe girmeyin diye halka engel olmaya başladılar.

O Yahudi uıandı, yüzü l<aFa oldu; pişman oldu. gönlü sıkıldı.

yaptığına

·

Çünkü halk, ınıana daha da fazla aşık oldu. bedenini yokeınıedc dah~ da gerçekleşti.
'Şül<ürler ol~un kı şeytanın takıldı;· şükürler düzenı ayağına

olsun ki

şeytan

da kendini. yüıü

kara gördü.
Halkın
roplandı.
Q

yüzüne sürüp durduğu pislik bir araya adam olmayanın yüzüne bulaşu.

O, halkın elbisesini yırcar dururdu ya ; kendi elbisesi yırtıldı. halkın elbis.esiyse sağlam kaldı..
Tanrı

Mııhaınmed'in admı
ağzının

rahmet etsin, esenHk versin eylenerek anan kişinin
eğrilmesi

Birisi

ağzını eğer

admı c~ı anardı;

de eylenerek Muhammed'in anarken ağzı eğri l<ahvcrdi.

Pişman salıibisin. asıı

oldu da ey Muhammed dedi, lütuflar ledün bilgisi katında; seıı bağıııla.

Bilgisizliğimdeıı

seninle alay ettim; halbuki
b'enmişim.
"Nim-ı

•lay edilecek

(*')
med"

1\~c:: tinde. ' "Meı

Muhammed'' dir; üatüne

Afl...

yazılmt§ .

'ZIZ

MES.'Ih"VI $1lRHI 1

820.

Tann, birisinin perdesini yınmak isterse, gönlüne. temiz kişileti kınama isteğini verir.
Fakaı Tanrı, birisinin aybını örtrnek isterse o kişi. nefis yüzünden ayıplara bulanmış kişilerin bilr a)>ıplarını söylemcz.
Tanrı, aglayıp

bize yardım ermek dilerse gönlümüze, inierne isteğini verir.

Ne mudu gözdür o göz ki onun için ağlar; ne kutlu gönüldür o gönül ki onun iı;in yanar kavrulur.
kişı

Her ağlamanın sonu gülmcktir; sonu gören kutlu bir kuldu.r. Nerde akarsu varsa orada yeşillik
vardır; nergö?,yaşı

de akan
can "'

varsa oraya rahmet gelir;

1nleyen dolap gibi gözlerinden yaşlar saç da alanınd:ın yeşillikler bitsin.
Ağlaınal<

acın.mak

istiyorsan gözyaşı dökenJere istiyorsan sen de acı arıklara.

acı;

O

çıfıt padişabın ateşl paylaması

Padişah yüzünü ateşe döndürdü de a serı huylu dedi; sendeki o dünyayı yakan huy nerde? Nasıl oluyor da yakmıyorsun, o huyuna ne oldu? Yoksa bahnmızdan, kurdu~ o kuruotu değişti mi?

830.

Sen

ateşe tapanı nasıl

tapmayan

bile kurtuldu?

bağışlamazsm;

sana

M~~bYI

ŞJIRHI

1

Zll

A ateş, sen yakınıyorsun;

hiç dayaninazdın; nasıl oluyor da Bu nedir, güciin mü yok?

Bu,, bir gözbağı mı, yoksa akıl bağı mi? Böyle· yücelen ·yalım I)asıl olur da yakmaz? Sana birisi büyü mü yaptı; yoksa simya ıru bu? Yahut da huy\ınuo bu aykırı hğı bizim bahtımızdan mı? Ateş dedi ki: A şarnan, ben gene oyum; bana da yakıcılığıını gör (*), Yaradılışım atıl

da

değişmedi; öıüm, çadırın

Tanrı

kılıcıyım,

huyuro da, izinle l<eserim ben. önünde
konug~

Türkınenin yaltaklanırlar.

köpekleri

Fakat
kalkışırsa

çadın yanından

bir

yabancı

geçmeye

köpeklerin, kendisine. arslancasıoa saldırdıklarını görür.
Tanrı
değil. Yaratılış ateşin

Kullukta ben de köpekten aşağı değilim ya; da dirilikte, kudrene bir Türkden aşağı seni
ganılandırırsa

bu

yakışı,

din

padişahının buyruğuyladır. Yaratılış· ateşin

81-0.

sana bir

seviııç

verirse ona,

o neş'eyi gene din padişahı ''erir.
yaptığı işi, yatatıcıro.u buyruğuyla
(.:).

Gam gördün mü bağışlanma dile; çünkü gam, yapar.

"ŞI)m.ı.tn'' Ti.ikçedir, kaliye zorundan "Şemen"' ta,._.

ımda kulleı.n1fını ~.

214

.UtS.'lJWI $fRHI 1

Tanrı isterse gamın ta ken disi neş'e olur;

ayak

bagının

ra kendisi bürlük kesilir.

Yel de kuldur, ıoprak da; su da kuldur, ateş de. Bana karşı, sana karşı iilüdür bunlar; Tanrı ile diridirler. Ateş, Tanrı tapısında ayaktadır ; a~ık gibi gece gündüz kıvranıp durmadadır.
Çakmaktaşıni demire vurdun mu dışarıya sıçrar; Taı:ıp buyruğuyla dışarıya ayak basar.

Zulüm demiriyle sitem çakmaktaşını birbirine vurma; çünkü bu ikisi erkekle kadın gibi çocuk meydana getirir. demir zaıı sebeptir ancak; fukar a iyi kişi, sen duha ·yukarıya bak.
Çünkü bu sebeb ı o sebep meydana getirmiştir; bir sebeb olmadıkça sebep, kendiliğinden nasıl · meydana gelir?
Ç.akmaktaşıyla

Peygamberlere lulavuz olan sebeplerse bu sebeplerden de üsründür.

850.

Bu sebebi, iş görür bir hale getiren o sebeptir; kimi de olur, kanatsiZ bir hale sokar, bir iş gördürmez ona.
Btı sebeplere akıllar mahrcmdir; o sebeplereyse peygamberler mahrem.
Bu sebep, Arapça ds nedir? Cevap ver de

"resen - ip,. de, bu kuyuds o iptir işe yarayan. Çıkınğın dönüşü, ipin sanlm2Sma. boşalma­ sın• sebeptir; fal.."llı çıltırığı döndüreni görmemek de körü bir şeydir.

Mil:SNl'Vl SERlll

J

215

"

Sakın h~, sakın,

dünyadalci şu sebep iplerini,

1u

başı dönmüş felekıeo

bilme.

Bilme de felek gibi eli boş, başı döıııniiş bir halde kalma; özsüzlükten çıra gibi yanma. Yel, Tanrı buyruğuyla ateşi yer, sömürür; ber ikisi de Tanrı şarabıyle sarhoş olmuş girmiştir.

Ey oğlu, gözünil ·açarsan yumuşaklık suyunun da Tanrı buyruğuyla varolduğunu görürsün, öfke ateşinin de.

*

ayırd

Yelin ·canı Tanrı'yı bilmeseydi Ad kavmini edebilir miydi hiç?

* Htid, inananların çevresine bir çizgi çizmişti; yel oraya varmca yumuşuyor, lıafifliyordu.
3"60.
rıyor. lı~ va da

.Q çizgiden dışarıda olanianysa havalara kaldıparam parça ediyordu.

* Tıpkı bunun gibi Şeybin-ı R§i de sürünün çevresine bir çizgi çekerdi.
saldırroasm·

Cwoa geldi de namaz vakti oldu mu, kurt diye öyle yapardı.

Hiç bir kurt o çizgiden içeriye girmezdi; hiç biJ' ko~'lın da çizgiden dışarıya çıkmaıdı.
Tanrı

yelini de

erinin çiıdigi dotaylı Çizgi, kurdun lıırs yatıştırırdı, koyunun hırs yelini de.

Uöylccc cccl yeli de ariflere, Y(ısuflardan (*) gelen yel gibi yumuşat, güzel eser..
(") Metinde "YU:suf«n" y s~ı! m ı$. :ı.h ı n;:ı •·gül.sit;an" ke·
:~iu\ıHıi iiS\'t: ~dilrni~.

216

MESNEVI SM!lı ı

Ateş İbrah.im'e diş geçiremedi; çilııkii Tanr>

;S<:çkiniydi o, nasıl ısırabiiirdi onu?
lanları

Din ehli de şehvet ateşi ile yanma:z; geri k&ise o ateş alır, t§ yerin dibine göriirür_
Taiırı emriyie kabaran deniz dalgaları, Mü-

*

sa'nm adamlarını taıuclı; Kıptilcrden ayırdetti * Tanrı buyruğu gelinçe yer, Raarun'u alanlariyle, tahtıyle dibinedek çekti, 870
}'Uttu.

' Suyla toprak, İsa'nın soluğuı;ıu otlayınca kol .kanat açtı; bi.r kuş oldu da uçtu. * Senin tesbihin, suyla topraktan. meydanıo glen bir buğ;udur· ama, gönül gerçekliğinden' üflenen sollıktan suyla toprak canhınır, cennet kuşu olur.

*

Turdağı Musa'nın ışığıyla oyuna dalclı; olgun bir slıfi kesildi, cksiklil<ten kurruldu. Dağ yiice bir sufi olduysa şaşılır mı buna;> M\ısi'ıun bedeni de bir kesek parçasından
düzülınüştü.

Yahudi padlşahının bunu inidir etmesi, adamlarının dinlememesi (")

kınayıp öğüdünii

O çıfıt padişah bu şaşılacak 1eyleri gördü de gene kınarnaya düştü, ancak yalaniadı bunlan. Ö~ütçüler, haddini aşma; inat bin:eğiııi böyle sürme dediler.
(•) ''Cuhtı.d,~ sOzü unurulmu;ı başlJ#ın üst tuafma 1..11yül;; ymyla ve "padşad» tan sonr3 yaıılınış~r.

: M.ESNEVI $f.RHl 1

217
hapseıtirdi;

ellerini ,bağlatıp ımü zulme ı{ladı gitti. Derken geldi.
landı,
iş madeınlô

ÖğütçUlerin

zu:\-

.dite a köpek,

kahrımız

buraya geldi ; ayağııu geldi çatu; diye bir ses ·

Ondan sonra ateş kırk arşm yüceldi, yalıın­ alevlendi, bir halka haline geldi;, o çıftt­ ları yaktı gitti. Önceden de temelleri ateşti onların; sonunda da temellerine. .giuiler.

:SBO.

ların

O bölük ateşren doğmuştu ya; parça bu~yolu tümedir.

Onlar inananı yakan bir ateşti ancak; ateşleri, çerçöp gibi kendilerini yaktı yandırdı.

*

Anası

Haviye olanın bucağı, gene Haviye'dir.
oğluno. peşlerine

Oğul anası , parçalarını ~

arar; temeller, kendi takar.

Su:lar havuzda ınahpustur ama yel gene de onlan, çünkü o su da yel gibi döri direğin biridir.
yukarıya çıkarır

!rÜr,

Yel o suyu azar azar alır, ta madeninedek görühapisten kurtarır onu, sen görmezsin bile.

Bu soluk da bizim caıumızı, tıpkı onun gibi .azar azar dünya hapısbanesindcn çalar.

* Temiz sözler, bizd~n çıkar da ona doğru 'aMr, ondan başka kimsenin bilınedigi bir yeredek
'Varır, ulaşır.

218

)lr .$:'\t.VJ SIRHl 1

Soluklanıruz, ıemizlik
varır.

yüzünden çıkar, yücetir

de bizden armağa.n olarak ölümsüzlük yurdun&

kar~ılığı,

Sonradan ululuk sahibinden, sözleriıniıin rahmet olarak Iki kat çoğatır da bize gelir.

890.

Sonra da !.."UI gene elde euiklerine benzer sevaplar elde etsin diye bizi, gene o güzel söılere­ benzer sözlere sevkeder.
lşıe böylece, boyuna güzel sözler yücelere· gider, rahmet iner ; bu ikisi sende, sellin varlığında boyuna olur durur.
geldiği

Farsça soy\iyelim: Yani bu çeki~ o tadı n• yandau gelir ..

bir

Her bölüğün, her toplumun gözü, bir gün, ıad aldığı yanda kalmıştır.

alır.

Gerçekten de her eıns, kendi cinsinden tadBak da seyrcı; parça buçuğun tadı kendi tümündenclir. Yahut onun, bir cinsten olmaya kabiliycti. da ona ulaştı mı.• onun cinsi olur gider.

vardır

Ham suyla ekmek gibı. Onlar da bizim cinsimizden değil nma bizim cinsimiz oldular da· gücümüzü arttırdılar.
Şekil bal<.ımından suyla ekmek de~ildir ama, sonu bakırnından

bizim cinsimiz onlan, bizinv

cinsimiz bil.
Cinsiıniı olmayan bir şeyden tad alırsak~ olsa olsa o şey, bizim cinsimize beoze. . r

219

cğreıi · şey-

Fakat benzeyen şeyden alınan cad, eğ,retidir ; de sonunct~ !;alnıaı~, yo~ olur gider.
Kuşa, ısliktan hoşlaşmaz,

,goo,

bulamadı mı. göründüğü

bir tad gelse bile kencti cinsini kaçar.

Sus)lza seraptan bir tad gelse bile serabın yere varınca görünen su, görünme-ı olur; gene su arar susuz. Müflislcr, kalp paradan hoştaşırlar ama, kalp para, basılan yerde rezil olur gider.
Dikkat et de kalp paranın alun suyuna baımış olması seni y<>ldan alı~oymasın; eğri bUğrii hayaller sew lruyuya atmasın.
kıssadan

Kelile'den. şu hik!yeyi tekrar oku da ondaki hisse al.

ER H)

Bundan önceki lıiMye mübasebetiylc 745. beyitten. 903. beyce kadar, çeşidi babisiere de girilerek anlaulao

hl)(Are

şudur:

Bundan .önceki hilclycde anlatılan pad4ahın soyundan başka bir padişab Tsl dinini, onun ümmetin> yoketmeyi kurar. Bir ateŞ yaktırır, yanıbaşına da bir pı,ıt diker; herkesi o puta secde etmeye çağırır. Sccde eden.ı bırakır, etmeyeni aıeşc attırır. Derken bir kadırtı da ço-cuğuyla, yalım yalım yanmak.ta olan ateşin başına. getirirler; çocuğunu alıp ateşe aiarlar. Kadın, korkusundan. inancından dönccckken çocuk, ateş içinder> bağırmaya başlar; ana der, ben çok rahatım; gel de buradaki güzelliği serret; a inananlar, atıluı bu ateşe;. burada zevk var, ncş'c var. görünce memurlar zorlamad~ Fakat ateş, atılanları yakıruız. PIJdişah k.ııar, ateşi kıo.anıaya başlar. Areş, ben de der. emir kuluyum; Tanrı eınreımedikçe kimsey i kayanıaın .. O~ütçüler padişaha, b-u işten vazgeçmesini söylerlersede dinlemez; onları hapsettirir Derken ateş alevlenir;. o padişalıı ve ona uyanları yakar, ül eder. Halk, bu
ateşe atılıoaya başlarlar. mucizeyı

Bedi'uz-zamao FurQzan-fcr bu !Uk!yenin, Sa'lcb!' nin "Kasas'üi- Enbiy-1., sında oldurunu kaydediyor tMaahiz; s. 9) ve hikft)'eyı anlatıyor kı bülasasıoı veriyoruz:

:MESNilVl StRI<I 1

:ızı

Bir adam, İşi Peygamber'in dinindedir; Yahudi beyi >Onu, Yahudi olmaısa ateşe atmakla korkutur. Adam < kabul etmeyince onu da, onun gibi direnenlerden onikibin kişiyi de yaktırdığı ateşe aturır. 'Bir rivayete göre bir günde yetmişyedi kişiyi attırırsa da ateşin yandığı hendek dÖhınca yalımlar dı.şa.rıya vurur, kafiileri de yakar, yalnız adı ZO.-Nuvas olan o Yahudi beyi kurtulur. Bu arada Isa dinine girmiş olan bir kadını da, diıtinden .dönmezse yakacaklarını söyleyererk tehdit ederler. Dininden dönmeyince de önce· ilk oğlunu, sonra ortancasını ateşe atarlar. Kadın direnmektc devam edince ·sütemer çocuğunu lı:ucağından kapıp at~şc atacakları sırada kadın, dininden dönmeyi kurarken çocuk dile gelir; ana der, sen gerçek dindcsin, dönme. Kadın bu' >Olağanüstü olayı görüp duyunca dininde sebar eder. Önce çocuğunu, sonra kendisini ateşe atıp yakarlar.

Bayz:lvi fet'sirinde şu rivayet var: Bir. padişahın büyüdisü, kO<.'Syınca büyü öğreımesi için ona genç birisini şakird olarak veriyorlar. Genç, bir rabibe rastlıyor \'e Hristiyan oluyor, bir çok keraınet­ ler gösteriyor. Sonunda padjşab rabibi de, dclikanlıyı da öldürtüyor. Fakat kerametleri görenler, Hristiyan >Oluyorlar. Bunun Uzerine padişah hendekler kazdırıp içlerinde ateş yaktınyor; dininden dönmeyenleri ateşe attmyor. Derken kucağında ÇQcuğu bulunan bir kadın ·geliyor. Çocuk, anasına> dayan ana diyor, sen gerçek dindesiıı. Ayrıca Nicraıı boyunun Hrisıiyan olması üzerine onları, Zu-Nuv~s'ın ateşe atıp yak'tırdığı ri vayeti de vardır (Il, s. 595 ).
Kur'an-ı Kerim'in LXXXV. suresi olan ve 747. !beyitte, · ilk Ayetine işaret edilen "Bu!'Uc SO.resi, nin

222

Mf .SNEVI $EltHI 1

4 - 7 Ayetlerinde böyle bir olaydan babsedilmekrroir ki bunlar hakkında çeşitli rivayetler vardır ve yukarıdaki iki rivayet de bunlardandır; aı~c attıran emir, Yusuf b. Zu-Nuvas'tır (diğer rivayetler için Mecma"ul-Bey§n'n b. c. X, s. 464 - 466). Ahd-i Atıyk'te Danyal kitabnda Abdanagoh, Mişdk ve Şadrak adlı üç kişiyi, Buhtıınnasar'ın Bab' ül'de Dora Dora ovasına diktirdiği aluo bir puta tapmadıkları için, içinde ateş yanan bir fırına attırdlğı, fakat bunların yanmadığı hikaye edilir (III) 748. "Müslümaolıkta iyi bir rol - yordam koyan kişı o yolda yürüyenierin sevabı gibi sevaba erişir; o işi işleyenierin scvaplarındao da bir şeı• eksilı:neı; ..Müslümnnlıkta kötü bir yol yordnm koyanaysa, ondan sonrn o yold3 gidenlerin günehı gibi günalı yazılır; o körülüj!tl işleyenierin güualılarındau da bir şey eksilrnez., (Sah1hu Müslim'den naklen Ahiidis-i Mesnevi; Tehran - 1394
Ş.

H. s. 5 - 6)

751. Solr boynuz gibi bir şeyd~. Kur'~n'ıo VI. solresinin /3., XVI11. suresinin 99., }(X. siiresiniu 102., XXIII. (Mü'min1ln) 10 1., XXVII. slıresinin (Nemi) 78.\ XXXVI. suresinin (YA Sin) 5l., XXXIX. sOresinin (Zümer) 68., L. solresinin 20., LXIX. sılresinin . (Haakka) 13. LXXVIJl. sOresinin (SeM) 18. ayetlerinde Sur'un üfürülüp kıyameıin kopacağı bildirilir. Hadisre de "Solr'u üfürmcye memur melek, yaraııldı­ ğınd3n beri Slır'u ağıuıa dayamış, emrin ne vakit gele· ceı;ini beklemektedir, denmektedir (Cami'; Il, s. 36). Te'vilde Solr, varlıkların istidallarına uygun surerIere bürünmeleridir (Tc'vihlt, I, s. 2 10). Ölüye benzeyen gönülleri dirilten sohbet, Sur'a benzetilir ; dinleı•e-

22t

nin bilgisinin,
yış

anlayışının kıyameti ~\opar,

yeni bir anla-

ve

bilişle

dirilir.

752. Kur'an'ıo XXXV. suresinin (Faur) 32. ayerinde, <<sonra kitabı, kullarııuızdan seçtilderiınize mir.as bıraktık; derken onlardan nefsine zulmeden var ve onlardan mutedil hareke1 eden var ve onlardan, hayırlarda herkesten ileri giden var Allah izniyle; işte bu, pek büyük bir hltuf ve ihsandır, denmektedir. Beyinekı "Kitabı miras olarak vercük, mcalindclti "evrenseL ltitiib, bu !yenen alı:nmadır. 757. Zühre. 539.
beyıin izalıına bakınız.

756. Mirrih. Iran>da Behriim cüye anılan ve hayır meleklerinden sayılan bu yıldız KC:ldanistan'dalti Sahiller tarafından bir Tau:rı olarak kabul edilmiştir. Onlarcaadi Mares'tir. Sonradan Yuııanhlara Ates, Röı:tl"alılata Mars olarak geçmiştir. lran'da, yol<:ı.ılara, gariplari. koruyan.bir:melekken Yunanlılarda fırtına tanrısı olmuş,. sonradan savaş tanrısı sayılmıştır. Etinde daima bir kılıç bulunur; Romalılar bunu elindemızrak olarak tasvir ederlercü. Yanında Nifak, Korku, Dehşet periler; bulunur. Alayına l)lüm perileri de katı­ llr. Kendisini Afrodit'ten başka" seven yokrur. Zeus bile ondan nefret eder. Yunanlılar ona beygit, boğa, reke,. çok eskiden de insan kurban ederlerdi. Trakya dağia­ r nda oturan ve Oliınp'e ancıık tanrılar ıııcclisinde, bulun-· mal: için gelen Ares'i Yunanlılar sevmedikleri halde Romalılar onu çok severlerdi. Onlarca Roınos'la Roıuo­ lüs'ün de babaları budur. Ares, Zeus'la kızkardeşi ve ıevcesi Jonon'un oğludur. Bir rivayete göreyse babasız doğınu~ıur. Zeus ·un ıevccsı

224

MESNJlVJ

ŞEa HI

1

gebe kalmış, bir kız doğuracağım, ondan sonra da bir erkek c;ocuk meydana getireceğni, bu çocuğun göğe hÜkınedeceği.ıri söylemiş. Buna pek kızan Zeu.s zevcesiiıi yuımuŞ, fakat az bir zaman ~onra şiddetli bir başağrısina tutulmuş, başıoı ·Promeie'ye.yardırmış, kalasının içinden, tepesinden tırllağına kadar silahlı bir kız, Minerva çıkmış. Bu hal jonon'un gayretine dokunmuş, o da Ares'i babasız doğurmuş. bilgisine göre bu yıld ııın rengi Bu yüzden de mizacı aşın derecede sıcak ve kurudur. Iklimlerden üçüncüsü, günlerden Salı, gecelerden Cumartesi geeesi, ınadenlerdçn bakır; duygulardan koku alma. insanlardan ortanca erkek kardeşler, kızıl yüzlü.insanlar, hayvanlardan arslan. kaplan, 1\u,ri, ıiik taşıyan hayvanlar, yaban domuzu, bedcilden dil, siyah. kan damarları bu yıldıza ınensuptur. Bu Y.tldı­ ıın hakim olduğu zamanlarda doğaolar ıahammülsüz, şclıvete düşkün, vurucu kırıcı olurlar.
Doğunun yıldız ateş kormızısıdır.

elinde

Mirrih, buluttan bir ata binmiş, yahut veya kılıç bulunan, bazı kere de postacı kılığına girmiş olan genç ve güzel bir de.lil<anlı şeklinde temsil edilirdi. Doğuda, sağ elinde kınsız bir kılıç veya İiıızrak bulunan, sol eliyle bir insan başı tutan kıııl parınaldı genç ve güzel bir delikanlı şeklinde tasvir edilmiştir. Bazı rninyatürlcrde başında miğfer de bulunur (Şarlıu Sırr'ıl-Mektum, Dr. Muhammed Muin~in Mazdayasna'sı, Ferit Kam'ın notları ve Mytologie Der Griechen und Römer, s. 56 - 62 v. s.).
mızrak anlamına anlamına

Yunaıılılarda

Yedi yıldızdan Müşteri, bü}'ilk yomlu yıldız gelen "'Sa'd-i Ekber, , güneşse !\üçük yomlu

M'ılSI<I!Vı

StRHI 1

225

"Sa'd-i ~gar, diye de anılırdı. Müşteri'nin kutsuz, yoınsuz saati pek azdı ; giincşiose yoı:nsuz zamanlan
vardı.

Thisine birden «Sa'deyn,., yani iki yonılu, kutlu·

yıldız denirdi. Zuhal, büyük yoınsuz, kııtsuz yıldızdı (Nahs-i Ekber). Mirrib küçük yomsuz, kuıs:uz yıldızdı (Nahs-i Asgar). Eşkilerce yıldıziinn durumu, insanla. a r ve yeryüzüne tesir eder, olaylar bu yüzdeli olurdu.

Hz. Muhaınıned'in zamanında Arabistan'da da bu
çeşit inançların olduğu hadislerden anlıyoruz. Mesel!

"Kim bir yıldı.za bakana, bir gelecekten haber vetrnek davasını güdene baş\'Urup ondan bir şey sorarsa kırk gecelik namazı kabul ~dilrnez, (Cami', Il, s. HO), ''Ürnınetimde cabiiiyet devrinden kalma dört şey var ki bir türlü vazgeçme.zler onlardan: Soysopla övünmek, soysop bakımtiıdan birini yerinek, yıldızlara bakıp. hesaplar yaparak yağmur yağıp yağmıyacağına hükmetmek, ölünün arkasından, ŞU)'UOU huyunu sayıp dökerek fcrya<i etmek,. (aynı, I, s. 31 ), "Kim yıldıziardaıt b ükü m çıkarıp gaybi anlamak bilgis3nin bir kısmıru elde ederse büyünün bir ·kısmını bilmiş demektir; bilgisini arıtırdık­ ça büyü bilgisi de artar,. (Il, s. 148; ve "Ya 1\.11, yıldız­ lardan hüküm çıkaranlarla oturma, onlarla dü~üp kalkma, (K.ünfıı, Il, s. 206) gibi hadisler bunu gösterir. 759. İlıtirak, aydao başka öbür yıldızların güneşte bir derecede bulunmalarıdır. Eski: yıldı.z bilgisine inananlares ihtirak ve yıldıziaraJ büyük yahut küçük kutsuz yıldızın üst oluşu kutsuzluk meydana ggetirir. 762. Kur'3n'da, XV. > urenio (Hicr) 18., XXXVII. Surenin 10., LXXII. s(lrenin (Ciıın) 8. ve 9, ayetlerinde bir söz duymak, bir haber almak için goğe
. )'. 16

MESNF.VI $ERHf 1

çıkmak

atılan şihaplarla yakıldı~ı

isteyen cin ve şeytanlann, mclekleı ıarafındaıı bildirilir.
Allah'ın (Kudre~)

parmaklanndan iki parrnağı arasındadır; çevirir. döndürür, ( Cami', I, s. 70), "Ademogullarının hepsinin de knlpleri, Rabman'ın par maklanndan ik> parmağın arasuıdadtr; hepsini de bir kalp gibi dHediğj ıarzd< çevıru . ,. (aynı, s. 78).
İki parmalitan maksar cemal, celA hitul ve kal,
hırdır.

7M. " Kalpler

765. O ışı~ı caniara Tanrı saçıruştır. ·•Gerçekten de halkını karanhl<te yaraıu; sonra ışığını saçn onlara. Bu ışıktan kime biT ışık düşrüvse bugün odur doğru yolu bulan ; kime düşmedJ}-se yanılmış gıunışnr ·~
Allalı

(C&ni', I, s. 58)
hAyvanın alacası dışında,.

769. Bu beyi• Türkçcdel~i "İnsanın alacası içinde.• atasözünil har.ırlatmadadır. 771. Tanrı boyası." Allah'ın verdi~i renk. Allah'tan

daha güzel renk veren kim? Ve biz ona tapanlarız,. (Kur'An, II. 138) lbn Abbas. Hasan, KarAde ve Mücllhid'e ı:öre
Allab'ın

verdijt: renk,

Allah'ın dinı

olan

Müslümanlı~a

yapışmak11r. I mam Ca'fer'us-Sadık ( l4 8 H . ?Gs :. Allalı

Perdl ve J>elhi sürıntr anlamını vermişlerdir ( Mecma', I, s. 219). !Ugıl:-ı lsfahbıi'ye göre ( 399 H. 1008) Insanlan ha)•vanlardan ayırd eden akıldır. Gene ona göre Hristiyanlar çocu~ doğumunun yedinci gilnü vaftiz ederler ve böylece onun tam H ristiyao o lduğuna inanırlar. Ayet, yaratılışı gerçek vaftiz, yani doğru d ine sahib oluş

rengine

Müslümanlık demişur.

kabul ediyor (Mufradaı , s. 274). Hz. Muhammed "Her doğan çocuk Tanrı ymn$m4 uygun doğar; sonra dil beller de anası, babası. onu Yahudi yaP.ar. Hristiyao yapar, Mecusi yapar. buyurmuştur ki bu badiste de , · yaratış MüslümanJı'k. olarak kabul edilmiştir (CAmi', II. s. 79). 787. EbQ-Cehl. Bilgisizlik babası anlamına gelen bu lakap Kureyş ululanndan E bO ·Hakem Aınr b. Hişfun'a Hz. Muhammed tarafından venlm.işrir. Miislümanlı~a amansız bir düşman olan ... Bedır savaşında öldürülen bu adamın kesik başını gören Hz . .Muhammed, Bu ümmetin firavunu öldürüldü buyurmuşrur.
ogıu Hakem 1in Hz:. Muhammed'in yürüyüşünü ra.klid

ll17. Seyit!~ ba~lıyan hik5yenin, Vail oğlu As'ın

ederek aloy ederken Hz. Peygamber'in öyle •kal demesi
üıerine

o halde zan..fer,

titrek bir hale gelmesinden . ölünceyedek de kalınasından ahnmıs olması ihtimalini FurOMııibiz'de bildiriyor (s. ıo:.

Titrek !:almakla ağu eğilmesı ar2smda pek müna· sebct göremiyoruz. Bu bakımdan bizce bildiyenin kaynağı bu olamaz. istiyorsan sen de acı arıklara. "Yeryüceler yücesi ncısın sana,,, ·' Acıyın da siıe de acısınlar; baji:ışlayın da siz de bağışlan m ; vay söz tutmayanlara, eyvah yaptığını bile bile yapanlara, bunda ısrar edenlere, , (CAmi', I, s. 32} "Acımayana acınmaz,., utnsanlara acımayaoa Allah aamazn, uYer.. 627.
yUıündekine acı, Acımak

yüıündcldlcre

acımayına,

yüceler yüççşi açıınaz, ,
töv-

"Acımayana acımnaz, ba~ıılamayan bağışlanmaz,

be etmeyene tövbe nasib edilmez., (II, s. 169).

1
228
lıfES-."'lEVI ŞERH!

l

854. Felek gökyüzü demektir. Yıldız bilgisine inananlarca yeryüzündeki olaylar, adamın başına gelenler, gökteki yıldızların duruml:ıriyle ilgilidir. Önce de söylediğimiz gibi bu inanç .Hz. Muhammed'in zarnaııında Arabis tan' da da yaygındı. Bu yüzden IslAm, bu temelsiz, asılsız inançla mücadele eanişti. Olaylar yüzünden halk arasında ı el$, yani gökyüzünü kınamak, bır örf. mecazı olmuştur. Gökyüzü, görünüşte tersine kapanmış bir tas gibi olduğundan da, "Ilaşaşağı dönmüş, göğün döndüğü kabul cdildi! inqen "Başı dönmüş felek, sözü çıkınışnr. Hana halk arasında şöyle bir fıkra da söylenegelmiştir : bir tek gözü varmış; o da, tepesindeyrniş. Filio adam ıyi bir adam deyince, dur bakayım. doğru mu dermiş. O adanu turar, yücelere kaldım, başıııın üstüne yüceltirrniş. Ondan sonra da bu mu iyi der, yere çalarmış. Pelek
8.~8 - 859. Ad kavmi. HQd Peygamber bu kavme gönderilmiştir. Ad. lslam kaynaklarına göre Nuh
deı;ıen kişinin

Peygamber'in ıorunu lrcm'in oğludur. Bunun kavmi Hadaramut'la Uroman arasındaki çölde yaşardı. Had, Alıd-ı Atıylt'te, ttkvin bölümünde Nub Peygamberin oğullannın soylarından balıscdilirkeo Aber d iye geçer. Batı deştirmccilerine göre Aber, HOd'dur (T ekvln, X, 21 - 25, Savary: Le Koran, Paris, 19!>1. s. 21 7. not. 2). Ad, Kur'an'ın onsekiz s\iresinde, münasebet düş­ dükçe geçer. XI. sOreDin adı da "Hud Silresi, dir. 861. Şeybm-ı IUi, ulu Arif ve ı:Abiderdendir. GazAll
«lhy~'ui-UlUın, da, ŞUii'nin (204 H. 819), bu ziitıo

MES:"EVJ :SERH! 1

229

huzurunda mektep çocuğu g:ibi oturdu~nu, ona soru· lar Mırdu~u, bu bak ~aşanlar.ı da o. Tann bilgisini biliyor dediğini rivayet eder. Cuma narnazına giderken, güttü(\ü sürünün Çe Hesine bır çizgi çekermiş ; koyunlar.• bu çizgiden dışarı çıkamadı/iı gibi kurt da içetı giremezmiş. Mısır'da ölümüş, Şafii'nin mezarı yanına gömülmüştür (Abdurra(lf'ul-Mun~vi: El-Kavakib'üd-Dürriyyc fi Tar6cim'is-Süfiyye, Kahiroe-J3j7 H. 1938,s. 123-12~). Ebü-Nuaym-i Isi'abani de "Hilyar'ül-Evliy5 ve Tabakaat'(il Asfıya, sında bu >.attan babsedcr ( Kahire • 135i

H. 1938. VIII. s. 31 7).
869. Yü.s uf' un zamanında Mısır'a gidip yerleşen İsrailopı!lları zamaola ço~almışlar. bunun üzerine Mısırlılar onlara agır işi u yüklemete başlamışlar; sonunda, doğan erkek çocuklan öldürrmeye l:oyulmuşlardır. MQsn'nın anası bir ~~.ınan onu gir.lemiş, sonra korkusundan bir sepeıc kovup Nil nehrine sal· m1şrı. Firavun'un lozı. yahuı kansı. MU$a'yı bulup saraya götürmüş, Firavun onu ev(adı gibi sevip büyilt· müştü . Siitnine araınışlar,. aonsı gidip bu işi üstüne almı ş, Musa'yı emzirmişri. MOsa büyüyünce bir gün Mısırlılardan birinin, Israilo~Uarından birini dövdüğiinO görmüş. adamı bır yumrukta öldürmüşı:ü. Ertesi günü İsrailoğull~rından ikı kişinio kavga eni· ğini görüp ayırnıak isterken kovga edenlerden biri, seni kim başımıza buyrukçu dikti; dünkü adam gibi beni de mı öldürmek istiyorsun demış; Musa yaptı· ğının duyuldutunu anlaymca Medyen ülkesine gitmiştı, Orada çeşme başında. b alk kovalnrım doldu· mrkc n bir yanda duran oo kız görmüş, onların l<ovalnrını alıp doldurmuştu. Kızlar, babaları Şuayb

230

MESNllVI SERHI

ı

Peygambcr'e bunu .anlatmışlar, o da Milsa'yı çağırt­ roış, sekiı yıl kendisine bizmcı etmek şartiylc k.ızla­ ruı.m birini vermiş, on yılı tamamlarsan bu da senin bileceğin iş deıniştı. MOsa. on yıl Şuayb'ın koyunJaruu gütınü.ş, sonra kendisine aynlan koyunlarla karısını alıp bir yurd edinme!<: için yola düşrnüştü. T uw vadisi.ııde, uzaktan bir ateş görmiiş, karısına, ya biraz ateş alayım. ısınalım. yahuı biri \'llrsa yol sorayım demiş, o yana dog;ru gidince çalıların, ağaçların alev alev tutuşmuş olduğunu, fakat hiç birinin de yanmadıgını
ması

görüp

şaşırrnışo. Tanrı,

burda

Mtısa'ya.

279.

beytin şerhinde söyledillimiz gibi sopasının yılan olve elini koyuuna sokunoı pan! parıl parlar bir balde çıkarması mucizelerini vermiş, İsrailoğulllarım tutsaklıktan kurtarmak üzere Mısır'a gitmesini buyurmuştu. Milsa, dilim ağır, kardeşim H§run benden daha fasih. ona da peygamberUk ver. benimle yolliı demiş, Tann bu dileğini kabul etmişti.
Miısa,

Harun'la beraber

Mısır'a

gldip Firavun'dilemiş,

dan,

İsrailoğullarıru

bırakmasını

.Milsa,

Tanrı'nın miıcizclerini göstermiş, fakat Firavun bun-

lara ehemmiyet vermemiş, bunun üzerine Tann Mı­ Nil nebrini kan haline getirmiş, hangi kabı kaldırırlarsa altında kan görmUşler, her yanda kurbagalar belirmiş, çekirge yağııuş, atsineği ve tatarcık salgıru olmuş, sürülerine kırgll) düşmUş, nihayet her evde ilk doğan erkek çocuk ölmüş, Firavun dayanama}'lp lsrailoğulllarını bıralcınışıı. Kızıldeırix, lsrailoijullarına, Musa'nın sopasiyle işareti üzerine yarıl­ mış, onları bıraknğına pişman olan Firavun da ordusulılara

MESNEVI SERHI l

ısı

suyla ardiarına düşmüş, fakat 4railoğullan geçince, deniz kavu~muş, Firavun ve ordusu boğulmuştiL
Tih çölünde kırk yıl kalan lsrailtığulları 80-82. beyiderio şerhinde bildirdiğimiz gibi, bıldırcın ve kudrethelvasıyla geçinmişler, 25'-26. beyiderio şer­ hinde geçtiği gibi Müsa, Turdağı'nda Tann tecellisine mazhar ·olmuş, Tanrı buytuklarıru kavmine bildirmişti.

özetini verdiğimiz bu olaylar Ahd-i Anyk'te uzun (UrQ.c).. Ayru kitapta Şuayb, Medyen kahini Ycıro'dur (aynı bölüm, III, .1, XVIII, 1-2).
uzadıya an.latılır

Kur'an-ı Kerim'de M{lsa, en fazla ·anılan peygamberlerden biridir. Bu olaylar bilhassa Il. s\ırenin 4666., IV. s\ırenin 153-156., V. siirenin 20-26., VII. sürenin 103-164., X. sı1renin 75-93., XX. ~1lrenin 9-97, XXVI. siırenin 10-67., XXVII. surenin 7-14., XXVIII!. s\ırenin 6-18. ayetlerinde anlaulır (278279. beyitlerin iz~hına da bk.).

869. Kaarun. 181. beylin

izahına bakınız.

970, Kur'an'ın III. sılresinin 49. ve V. sılresinin 110. ayetlerinde lsa Peygamberin kilden !tuş şeklin­ de yaptığı şeye üfıirünce canlanıp kuş olarak uçruğu
anlatılır.

87 1. «Bundan daha hayırlı bir şey ekmekten haber vereyim ıni sana? Allah'ı noksan sıfiıtlardan arı bilirim, hamdolsun Allah'a, yoktur Allah'tan başka ıapa­ c~k, ulular ulusudur Allah dersin; her' kelimeye kar~ilık cennette bir ağaç dikerler sana,, (Cami'; I, s. %) ve «ı\Uah'a batndederek o pek ulu Ailah'ı, noksan

1

1

uz
sıfatiardan

MlSNtvl St;.RII I 1

ao bilirim diyen kişiye cenne tte bir a~aç dil<erler, (aynı, II, s. 162) mealinde hadi~ler vardır; fakat ıesbihin kuş olaca~ına dair bir hadis bulamadık. Furıizan-fer, "Alıadis-i Mesnevi, de üç mevzO' hadis bildiriyor (s. 8-9). MevlAnA bu beyti, 970. bey· cin şerhinde bildirdiğimiz gibi İsa P eygamber'lu Tanrı adını anarak, onun izniyle kilden yoğurdu~ kuş şekillerine üftirerek canlandırd.ığıru hamiayıp söylemiştir saruyoruz.

882. Haviye, düşmek, şaşmak anlamlannı verir. Cchennemin adlanndandır. Kur'An'ın C I. silresinin (K aaria) 8-1!. ayetlerinde " Ve fakat kimin ki terazilerdeki tarnsı hafif gelir; onun, ana kucağı ·gibi sığı­ nacak yeri, anayurdu cehennem uçurumudur ve ne bildirdi sana, nedir cehennem uçurumu? O, pek kızgın

bir aıeşlir" denıııededir.

·

884. Dört direk. Eskilere göre madde, dört şey­ den meydana gelmiştir: Ateş, hava, toprak, su. dört unsura, Dörı unsur ve Dön direk anlamına "An§sır-ı Erbaa. Erkan-ı Erbaa, denirdi

nu

887. "Kim yücelik, üstünlük dilerse bilsin ki bütün yücelik, üstünlük Allah'ındır; güzel sözler, ona ağar, iyi işler de o sözleri yüceltir ve onlat ki düıenlerde, kötiilii!derdc buluuurlar, onlaradır çetin bir azap ve onlarıo düzeuleri de zati ınahvolup gider., (Kur'An, XXXV, Htır, 10) bcyitle bundan sonraki dört. beyiı Arapçadır.

nu

•• •

(METI N)

Av

Havvanlannın

Arslnna, Tann 'va

Dayaııınasım, Çalışmaktan Vazgeçmeşini

Söylemeleri
Av
!ardı hayvanları,

ama

arslanın

güzelim b ir ovada yayılıyor· korkusundan da kıvranıp

dı.truyorlardJ.

Çünkü arslan boyuna pusudan çıkıp birini
kapıyordu.

Bu yüzden o otlak zehir

kesilrnişti

onlara. Düzene başvurdular; arslana geldiler, dedi· ki: Biz, sana her gün ne yiyeceksen getirir, veririz, doyururuz seni.
ıer peşine düşme

Bundan sonra avianmaya kalkışma; bir av de, şu otlak zehir olmasın bize.

Arslanın

Av

Hayvanıarı na

ve

Çalışmanın

Cevap Vermesi Faydalarını Söylemesi
fakaı

• Arslan dedi ki: Evet,

''efa görsem. dü·
nıce

::ene

düşmeseın. Ben ~zenler görm~.

zeyd'den, bekr'dcn

(
%34 MES.'IEVI SERHI ı

910.

İnsanların yaptıkları

işler, kurdukları düyılanlar

zenler yüzünden ölmüşüm ben; muş, akrepler sançınış beni.

sok•

" İçimde pusu kurmuş oian ncfisse düzende, kim gütmede bürün insarılardan da beter.

* Kuı;gıın, "İnanan, bir delikten iki kere ' sokulup yaralanmaz, sözünü duydu; · Peygamber'ili sözünü canla, gönülle kabul etti.
Av
Hayvanlarının, Tanrı'ya Dayanmayı.

Çalışıp Kazanmaktan , Üstün Tutmalan

• Hepsi de a her şeyden haberi olan hakim dedi; çekinmeyi bırak; çekinmek adarru kaderden kumiraınaz Id . Çekinmektc perperişan olmak, kötül ük ~·· lere uğramak var; yürü, Tanrı'ya dayan; dayanç daha iyidir.
A sert, a öfkeli er, kaza ve kaderle peaÇeleş­ me de kaza ve kader de seninle peııçeleşmesliı.
Tanrı buyruğuııa kaı:şı

ölü olmak gerek

ki raııyerinı yaran, günu ışıı:an Tanrı'dan
yara
alınıyasın.

S'it

Arslanın, Çalışıp Kazanmayı, Tanrı'ya

Dayanıp Testım Oluştan

Üstün

Tutlıfıı

şu

Arslan dedi ki: Evet, dayanç lotavuzdur inl.a sebebe yapışmak da Peygamber'in sünnetiıfu.

MESNEVI

$ERıil ı

• Peygamber, yüce sesle, "Dayaıımalda bera- ' ) bcr, devenin ayağ;ını bnaıa., dedi • Kazanan Tann sevgilisidir sözünü işit de ) dayanç yüzünden sebcbc satılmakta tembel·
l~me.

f-

Av

Hayvanlarının

Dayancı

Çalışmadan

Üstün Tutmaları 920. Toplum ona dedi ki: Kazanmak, bil ki yüzünden, halkın miktarınca elde edilen bir riy§ loluııasıdır. Daynnçtao daha güzel bir kazanç olamaz; teslim oluştan daha güzel nedir ki ? Niceler bel!dan, gene belaya kaçar; niceceler. yılandan kaçar, ejderhaya rurulur. lnsan düzen kurar, diiıeni ıuzak olur; birisini can sanır; oysa ki kan içici kesilir o.
Kapıyı kapar, kilitler; oysa ki düşman evin içindedir; Firavun'un düzeni de bu çeşit masallatdandu.

balkın ınanç arıklığı

*

aradığıysa evinin içindeydi.

O kin güden, yüzbinlerce çocuk öldürttü, •

Bir gözümüz var, onda da birçok hastalık­ lar var; öyleyse yürü, kendi görüşünü dostun görüşünde yok et. Bizim görüşümüze kaqı.lık onun görüşü­ nü elde etmek, verilenin yerine alınan ne güzel

(
236
lcarşılıkıır;
·buıursu.n.

MESNEVI

SE~Hl

1

onun

görüşünde

bütün

dılelderini·

Çocuk,
babasının Fakaı şer,

nııamaz, koşaınazken bioeği,

ancak

omuzudur. olmayacak
şeyler başladı mı ıabmetlere

el ayak sahibi olmaya

yapmaya koyuldu, dü-

kötülüklerc

uğrar.

930.

Halkın cauları da eı ayak sahibi olmadan önce vefadan safaya uçup duruyordu.

*

İnin buyruğuyla bağlandılar mı, öfkeye,

hırsa,

kanaare hapsolup gittiler.

/ * Biz Tanrı tapısının ayaliyiz ; ondan süt / istemedeyiz; Peygamber, halk Tanrı'ya ayaldir ''-dedi.
Gökten yağmur yağdıranın, rahmetiyle ekmek vermeye de .gücü yeter.
Arslanın, çalışmayı

dayançt:an

üstün

tutması

ayağunıı.ın

Arslan dedi ki: Eveı, fakat kulların Rabbi önüne de bir merdiven koymuştur.

Dama basamak basamak çıkmak gerek; burada cebri olmak, ham bir ümittir. Ayağın var, ilasıl kendini topaJ edersin? Elin var. pençcni nasıl gizleısin?

Efendisi, kulunun eline beli verdi mi,
söylemeden
dileği anlaşılır,

söı.

N" ESNII\I'I Şl:1Ud 1

237

Bele benzeyen el de onun işaretlcrindcnrur, buyruklarındandır; işio sonunu düşünmek de onun sözlerıdir.
Buyruklarını

yerine gerirmek 940.
kaldırır

i~

canla kabru ettin mi de can verirsin.
sır gü~

buyruğu

Derken sana senin; iş

buyruklan verir; yükünü verir sana.
alır etmişsin ;

Yük altındasın; vükünü biodirir ; buyruklarını kabul bul bir hale kor.
Şimdı

da seni bineğe seni mak-

onun

sonra o

buyruğu

ararnadasın ;

kabul ctm.işsin; sen söylersın. Ona ulaşmayı ondan sonra ona ulaşır gıdenin.

buyruğunu

Tanrı nimetine }ükrctıneye çalışmak güçrür, kuvvettir; senin a:bre inancınsa o nimeti inkat etmektir. nrır;

Yüce kuvvete şükretmek, gücü kuvveti artce bır inancıysa nimeti elinden çıkarır.

Senin cebre inancın yolda uyumaya beıızer. Uyuma. uyuma o kapıyı görmeden, o kapıya varmadan.
Sakın

uyuma o
dalı

meyvalı a#acın

a ibrct almayan tembel cebri ( *), alundan başJ;ıı bir yerde.

Yalnız düşünün.
( "')
yanlmı,.

orada vat, uyu da her solukta yel, silksin, uyuyanm başına mczcler, ıızıldar
k.nrııl a tıırmıscfa.

Metinde

.. lcihil",

Uetijoe

"c.c:brl..

238

~rtSNliVI

$F.RJII 1

Cebrr i.nanmakla yol kesenierin arasında yabp uyumak birdir; çağı gelmeden uçaıı, vakti gelmeden öten kuş nasıl kurtulur ?

Onun buyruklaona burun biiküyorsun d:. erkele mi sanıyorsun kendini? Bir dik.k at edersen gör?rsün ki kadınsın sen .
950. Hani şu kadarcık aklın var ya; o da yiter gider; aklı uçan başsa kuyruk kcsilir.
Çünkü şükretmernelc uı;ursuz, kötü bir iş­ tir ; bu Iş, şükretmeyeni cehennemlo ta dibine

götürür.
Dayanıyorsan koyuldu~.n işte dayan Taon'ya; ek de so.ıır.ı dayan kırıklan onarana.

Av

Hayvanlarının

çalışmadan

gene dayaneı üstün tutınaları

Sebep

Hepsi birden ona bapra bapra dediler ki: tohumlarını eken harisler,
Kadın erkek, yüzbinlerce yüzbinierdi hani;
zamanın faydalarwdaı:ı

ne diye

bir

şey

elde ede-

mediler?
Dün~-a lcurulalı yüzbinlerce yüzyıllar içinde o harislcr, ejderha gibi yuzlerce ağız nçıruş­
lardı.

O bilgin topluluk öylesine düzenler
tü ki kopar.

o d üzenler

düzmüş­

yüzünden dağ bile yerinden

NE&'<IVI S•Rıtl ı

139

" Ululuk

yüzden

sabibi, onların düztnlerini, "0 dağiann ttpeleıı bile yerlerinden oyaolatır

nnr, diye

hani.
başka, onların

Ezelden verlleo paydan
lanrnalarındao, çabalnrıudan

biç bir

şeycik

avyilz

göstermedi gitti. de düzenden. işten kaldılar da yalıuz herşeyi bilerek düzüp koşan Tanrı'nın işi kaldı, buyruklan kaldı.
Hepsı

960.

Ey ünlü er, kazancı bir addan başka bir şey bilme; ev düzcnb:ız, çabayı bir vehımden
başka

bir

şey sannıa.

Azrailin
cm

birisin~ bakması,

o

adamın

Süleyma n 'ın sarayına kaçması, çalışmad on

dayan-

üstün olduğu,
verdiği

çabanın

pek az fayda

Süleyman'ın mişti ;

Bir saf ihtiyar ( •) bir kuşluk çajiı adaler sarayına sığındı.

koşa koşa

Gamdaıı yüzü $Rrarmış, iki dudağı gövcr-

Süleyman, a efendi ne oldu, buyur dedi.

Adam, Azrail bana ôyle bir öfkeli, öyle bir kin güder gözle b•ku ki dedi. Süleyman, pekı dedi, şimdi ne istiyorsun? Onu söyle. /\dam, a can sığınağı, yele buyur da
( • ) Metinde "Z~cl mftrdi" dh. •ISaUnün yQnına. ''Sclde · · y aıı l nu,.
KoırJıl.,.}!mned<t ' "Zad"

MESNr\1) SERHI 1

Beni buradan Hindistan'a görürsün; olur

ya, bu kul o yana gider de
Işte

c-anını kurtarır.

kaçar da

bak. halk yoksulluktan böyle kaçar; hırsa, isıefte lokma olur gider.

hırsı, çabayı

Yoksulluk korkusu, tıpkı o korkuya benzer; da Hindistan say .sen.

Süleyman yele buyurdu, yel de rezce aldı , tti Hindistan'ın bir ucundaki bir adaya iletti
adamı.

'*

Ertesi

gii.ııü

divan

kurulmuştu;

leyman'ın

ıapısına

gelmişti.

herkes SüSüleyman Azıaile
malından

dedi ki:

'970.

O

Müslümanıı, onu
ıçin

canından.

avare etmek
Aırail

ou öyle öfkeli

bıilmn?

ona? Yol

uğrağında

dedi ki: Ne vakit öfkeli bakınışım gördüm de şaşırdım kal-

dım ; şaşkın şaşkın baktım.

Çünkü Tanrı bana, onı,ın canını bugün Hin' distan'da alacaksın bU}Urmuşru.
Şaştım da yüzlerce kanadı olsa dedim, onun Hindistan'a varnbilmesi uzak mı uzak.

Sen, dünyanın bütün işlerini buna kıyasla;

gözünü aç da gör.
Kimden kaçıyoı:uz? Kendimizden mi? Ne de ·olmayacak şey. Kimden neyi !<apıyoruz? Tanrı'dan mı? Ne de büyük suç.

)

MESNtVt SERlll J

Arsl anın çalışmayı

üstün

tuıması, çalışmanın
dalarını anlatması

dayanmadan fay-

Arslan, evet dedi, fakat bir de Peygamberlerin, inanananların çalışmalarına bak. Yüce
radıkları doğrulnu, Taniı onların sıcağa, soğuğa

gördülderi cefalara,
day.anıp

uğ­

çalışmalarını

yitirmedi.

*
oldu, la 980.

Ne diizdii.ler, koştularsa herhalde güzel hoş oldu. Z5ıi güzelden ne gelirse güzeldir.

Tutakları felek kuşunu tuttu; eksikleri fazsayıldı.

ereıllerin

1\ ulu kişi, gucun yenikçe yolunda çalış, çabala.
pençclı:şıircn

pey.g;ı.mberlerle

Kaderle bizi onunla

pençeleşmek savaş değildir;

çünkü

de kaderdir.

Birisı, inanç yolunda, kulluk yolunda yürür de bir soluk olsuı.n ziyan ederse kafir olayım ben.
Ba ş ın yartlnıaı~, şu başıoı bağlama;

bir

iki

günceğiz çalış, Diinyayı

sonra güledur.

aradı ;

arayan, oln\ayacak, kötü bir şeyi ahireti arayansa iyi. güzel bir hal aradı.
kazancında d~.

Dünya
ğuk

düzenlere

başvurmak

so-

bir

şeydir;

faJ<;a t dünyadan vazgeçmek için
var, yerindedir bu.
- F . 16

düzenler kurmak

Mll$NEV1 SERH_ I I

-ganfil olmak ; ku-

Diiıtn

ler;
dir.

açılmış deli~i

odur ki l<urıulmak ıçın zındaru dokapatmaksa, soğuk bir düzen-

ınabpuslanz;

Bu dünya zindandır; biz 'de dünyadaltl del 7.indaru da kurta.r kendini.
Tanrı'dan ıçin, Tanrı

.. Nedir dünya?
Malı,

maş, para, ölçll, taro, kadın dünya değildir.

Peygamber buna, ne de güıel mal dedi.

din (")

için yiiklenirsen,

990. Geminin içindeki su, gemiyi baurır; gemi .raıundaki suysa g:emi)'e arka olur.
Malı mülkU ııönlünden sürmüştü de bu yüzden Süleyman, ancak yoksul adıru takınmışu.

A~J kapalı resti, uçsuz bucaksız denizin
üstünd~

hava dolu bir göoülle y ü1.er gider.

denizJııin

lçre yoksulluk hava$ı oldu mu insan, dünya üstünde eğleşir.

.

Bu dünya, tümden onun millküdür de gönlünün gözünde hiç bir şey değildir mal müllc .
Şu

halde gönül

ağzıru

yum, mühürle ; onu

Min Lodün ulu!uğunun yeliyle doldor.
Çalışmak da bakdır, dert de bak, devıi da hak; fakat inkıir eden, çalışma91 inj(lr etmeye çalışır

durur.

( •)
yuılm ıt.

Bu b•yit metinde unutulmut , ka.rştlatllmud.t. kt.n.n•

us
Ç4Wşmımtıı dayançıaıı

üstün

oluşu

Arslan bu çeşit birçok deliller getirdi; o cebriler. arslanın cevaplarıru dinleyip kandılar.
r1li~ bıraktı, Şu

Tilki de, ceylAn da, ravşan da, çakal da cebdedikoduyu kesti.
bey'atte ziyana
payı düşmernek

için

kiikremiş

arslanla abdettiler, söz verdiler ona.
1000. Her günün
başka

zahmetsizce ona gidecekti;

bir

dileği

olmayacakn.

Günden güne. kime kur'a düşerse o, sırt­ lan gibi koşuyor, arslana gictiyordu,

Bu
şan,

sağrak,

döne

dolaşa tavşana

gtldi. Tavba~dı.

bu cefa

ııiceyebir

sürecek ctiye

Av

hayvaıılaruun, tavşanm

arslana

gitmekte gecikmesini lunamalan
Topluluk, bunca
zamaodır

fil ettik de

canımızı

biz, ahd.ıınıza vefeda ettik.

A inatçı, adımııı kötüye çıkarmaya kalkış­ ma, yürü yürü, tez ol, tez ol da incinınesin arslan decti.
Tavşanııı

onlara cevap verm<$i

Tavşan dostlar dedi. bana mühlet verin de düzeniml e bel4dan çıkın, kurruluıı.

244

~fESN:&VI S~RUI

1

Mühlet verin de düzenimle canınız aman da oğullarımza miras kalsın, söylcosin dursun.
bıılsun; bu

Dünyada her peygamber, ürnmetini böyle bir kurtuluşa çağırdı, böyle bir aman yerine davet etti. Onlar gökyüzündeki kurnıluş yolunu görfakat balkın gözüne, gözbe~ği gibi küçük .görünürlerdi.
miJşkrdi;

İnsanlar Peygamberi, gözbebeği gibi küÇük

gördü;

gözbebeğinin

büyüklüğüne

l<iınse

yol

bulamadı.

Av

kayvantarının tavşanın

silzünc:

itiraz etmeleri

1010.

Topluluk, ona a eşek dedi, kulağını aç; kendini tavşan bil de baddini aşma. Bu
ıie

• hatıriarına

biçim laftır ki senden iyiler bu sözü bile .geıirmediler.

Ya ululandın, ya da kaza izimize düştü; yoksa bu söz senin gibisine nerden layık olacak?
Tavşanıo Tavşan,

av

hayvaniarına

cevap vermesi

gerçekten de bilir.

dostlar dedi. Tanrı ilhAm etti bana; zayıJ biri, kuvvetli bir düzen kura-

MESNEYl $!1Utl 1

%4$

Tanrı'nın Ilalansına öğrettiği şeyi ne arslıuı yapabilir, ne yabaııC-1eği.

*

T aze balla dolu petekler kurar; bilgiden bir kapı açmışur ona.

Tanrı,

o

Tanrı'nın ipekböc:e~iue öğreniğinl biç bir fil bilebilir mi. o çeşit düzeni düzebilir mi?

• T opraktan yaratılmış Adem'e Tann, bilgi ögretti de ta yedinci kat göğedek her yanı o bilgiyle ışıru. Hak'ta şüphcye dlişen kişinin körlüğüne ra~­ men meleklerin adlarını da !<ırdı, geçirdi, sanlarını da. Aluyüzbin bağlayakodu .

*

yıllık

zobidin, o

buzağının ağzını

1020.

B öylece de din bilgisi
o sağlam oldu.
köşkün

~ütünü

emmesine,

çevresinde dönmesine engel

OU)'gu ebiinin b ilgisi, o yüce bilgiden süt ernroeye engel olan bir ağıtbağıdır.

ki

deniılere,

Bir kaue olan gönüle öylesine bir inci göldere bile verilmedi o.

düştü

A

şekle

ropan, niceyebir

şekle tapıp

caksın? Anlamsız

cam n
insan

şekilden kurtulmadı olsaydı

duragitti.

Adam

şekille

Ahmed'le E bu-

Cebil bir olurdu.

Dwara yapılan adam resmi de adama beoıer; bir bak da gör, şekil bakunından nesı eksik? Fakat o parlak şeklin canı yok; yürü de at bulunur inciyi ara.

246

MP.S..'i.EVI SERlll 1

Tuttular da AslıAb-ı Kchf'in köp~gine el verdiler ; bunu görünce dünyadaki bütün ars. laıılar baş eğdiler o köpege. Madem
kı canı, ışık denlıine batDUş gitmiş;

o körü

şekilden

ne ziyan var ona?

Kalemlerin yazıp çizdi~i şekil, kılık değil­ dir; kitaplarda yazılan da bilgin , adltlet sahibi gibi avsıflardır.

1030.

Bilgin de rümden anlamdır ancak, adllet snbibi de. Onları bir yerde bulamıu:sın; önde, ard da değildir onlar. Onlar mekansızlık aleminde panldar, oradan bedene vurur; can güneşi gökyUzüne sığmaz ki.

Tavşaıun

bilgisi, bilginin
faydaları

üstünlüğü,

.

Bu

s!lıe

son yoktur; sen

aklını başına

al

da

ıavşanın

hikayesini dinle .
sa ı, bit
başka

Eşek kolağını

knlak al; çünkü

bu sözü <*k

1 Sen yürü de ıavşanın tilJ<i gibi oyununa bak ; ıavşanın arslanı aldanp alıetmesine dik-

kulağı anlayamaz..

kat et.

* Süleyman salıanaı:uıın yüzüffiidüc bilgi. Bütün dünya şekildir, candır bilgi.

l'ofESNEYl SERH,t l

Denizlerdeki yaratıklar, dağdaki, ovadaki yaratıklar, bu hüner yüzünden insana karşı çaresiz bir hale düşmüşferdir. Insandan kaplan da, arslan da fare gibi korkar. Timsah da onun yüzünden coşmuş köpilrmüştür, deniz de; ikisinin de ödü patlamış­
Dr ond:ın.

İnsan nitmuştur;

yüzünden peri de, şeytan da kıyıyı her biri bir gizli yeri yer edinmiştir. gizli düşmanı çoktur; çekinen, ihgören insan akıllı insandır.

İnsanın

tiyatla

i~

104.0.

Çirkin, güzel. nice gizli y;ıratılmışlar var ki onların a~layışı her solukta · gönüle vurur durur.
Yıkanmak için dereye girersen suyun dibindeki diken zaraar verir sana.

ama, sana battt
Içine

Su dibindeki diken aşağılık•ır, aşağıdadır mı bilirsin ki suda diken varmış.
doğaniarta hatırına

gelen vesveselerin ·çarpıntısı binlerce kişinin }'Üzündendir, bir kişinin de~il.

değişsin

Hele dayan da duyguların bir değişsin, de onları gör, zor da çözülsün gitSin.

O vakit kimlerin söilerini dinlememiısin, kimleri kendlııe baş edinmişsin, anlarsın.

us
Av
hayvanlarının tavşanın düşümccslnl

anlanıak

istemeleti
aklında

Ondan sonra a ravşan dediler, var, ne düşüncedesin orıaya koy.

ne

Arslanla kapışmaya kalkmışsm; ne kuruY.orsun, ne diişünilyorsun, bir söyle bele.
Danışmak, anlayış

verir;

akıllar

akla

yardım

ver.ir, uyanıklık, eder.

ayıklık

*

nışılan kişi

Peygamber, ey bir şey kuran, emindir dedi.
düşüncesini

daruş ;

da-

Tavşanın,

onlardan gizlernesi

1050.

Tavşan her sır söylenemez decli; kimi çift, tek olur, kimi tek, çift olur.

Aynanm berraklığını tutar da yüzüne karşı söylersen ayna çabucak buğulanır, bizi göstermez olur.

*
@ıı

Şu üç şey için dudağını az oynat : Gideceyol, para, bir de tuttuğun mezhep.

Bu üç şeyin düşmanı çoktur; bildi mi, pusu kurar sana. Bir kişiye, iki kişiye söyleelin mi, o sırra ved§' et artık; iki kişiyi aşan bütün sular yayılır gider.

tki, üÇ kuşu birbirine bağlasan keder içinde, yerde mahpus olur kalırlar.

MT:..'i.'•·U:Vl $f.J'UII J

%49

Damşanlar, danışırlar ama üstü örtülü, güzel bir şekilde; duyanları yanlı~a düşürecek, şaşırtacak lcinayelede daoışırlar.

Peygamber üstü örtülü sözlerle daruşırdı; ona cevap verirdi de işin ne olduğundan haberleri bile olmazdı.
danışuğı kişiler, Düşman, ayağı baştan ayırd Daoışuğıııdan, soruswıun

edemesin diye
alırdı;

fikrini, örtülü bir örnekle söylerdi.
cevabını

ondan başka biri, bir bile almazdı.
Tavşanın

yabancı, işin

kokusunu

düzeni

1060.

Tavşan arslanuı yaruna gitmekte bir zaman geeikti; ondan sonra penÇeltr vuran arslanın yanına gitti. Tavşan geciktiği
madaydı, kükreı•ip

için, arslan duruyordu.

toprağı kazı­ hayvanların

Ben dedim diyordu; o aşağılık hamdır, ham; gevşektir, durmazlar.
ahiıleri
Fakaı

söılerinde

gürültüleri beni eşekten düşürdü; şu zaman, beni ne vaktedek aldatacak, ne vaktedek?
Işini gevşek tutan baŞbu~, iyiden iyiyc bu· nain kalır; çünkü aluna.klığı yüıünden ne aıdı

görür o, ne önü.

Ut

Yol dilmdüı, fakat yolun altında tuzaklar var; kitaplarda da anlam kıtlı!;ı var.
sıı-~.

Zdti söı lerle kitaplar ruzaklara benur; tari> ömrümüzün suyunu emen kumdur.

Bir kum var ki su, onun içinden kaynar; bu pek az bulunur; yürü de onu ara. Hikmet arayan hikmet kayna!\ı olur; o kiş ı, elde etmeye çalışm1ktan, sebebe yapışmaktan vazgeçer a.rtık.

*
1070.

aldı anından

Ezberleyen levih, Levh-i zevk alır.

Molıfüz

olur .

Aklı

ona

önce ona muallimdi; .ondan sonra akı. bir şakirt kesilir.

* Akıl Cibril gibidir, Ahmerl der, bir adı .. daha atarsan yakar yan<iınr bu adım beni.
Aruk benı bırak. buadan böyle sen yürL ileriye; a can pıdişahı, beninı sınının burnsı ydı .

Tembellik yüzünden şükrü, sabn bırakan ancak şunu bilir: Ce bir ayai\ını tutmuştur onun.
Cebır ınaocuıı ortaya koyan, kendini hast:> eder; o hastalık onu alır, nıezara giSfiirilr,

* Peygamber, yalancıktan hasta olmak, adama hastalık getirir; sonunda o adam mum gibi erir, söner gider demiştir.
nedir? Kınğı b3Alsmak, yahut kop· damara aşılamak. Madem kı bu yolda ayagını kırmamışeuı ; kime gülüyorsun, ne diy~ aya!';ıru ba;:ıamt}stn?
muş damarı

~bır

251
Çalışip çabalama yolunda burak gelir; ooo biner o. ayağını kıranaysa

Dini yiil<lenrnişti o, şimdi din yüklenii onu. Buyruk kabul ederdi, şimdi makbul olur, onu kabul ederler.

1080.

Şimdiyedek padişahtan buyruklar alırdı; bundan böyle o, orduya buyruk verir. Şimdiyedek yıldız yıldıza bey

böyle

tesir ederdi ona; bundan kesilir o.

* Bu sözler işkilli gürüoüyorsa sana, demek ki "Ay yarıldı, hükmünde de işkilin var senin.
lınanını yenile; ama dille söyliyerek değil

a gizlice

dileğini uyuş

yenileyen

kişi,

yenilendikçe unan yenilenemez; çünkü ncfsin dilcğioc uyuş o kapının kilididir ancak. Aularruna sin;
dokunulmamış

Dile

Kur'an'ı değil,

sözü te'vil kendini te'vil et.

etmiş­

Kendi havana uyuyor da Kur'an'ı te',•il ediyorsun; yüce anlam, senin yüzünden alçalıyor,
eğtiliyor. Siııeğin gevşek

te' vilinin

de ğeı:sizliği

O sinek eşek sıdiğinııı üsliiudel<i saman çöpüne ·kouıuş kaptan gibi başını kaldırıyordu.

Ben diyordu, denizi, gemiyi okumuş, bir 7.aman bunun düşüncesine dalnuşuıu.

Z$2

İşte şu, deniz, bu da gemi; bense ehliyetli,
do~ru düşüniir.
nım.

yerinde hüküm verir bil' kapragemisini sürüp duruyordu; uçsuz bucaksiz görünüyordu. görecek göz nerde onda?

1090.
D

kadarcık su.

Oeoiıin iiStiiııde
Dna

O siclik bırikıntlsı onca sınırsız&ı; o biri-

kintiyi, gözü o

olduğu gibı görüşü

Dünyası.

kadardır . deiıiz i

ne kadarsa o kadardır; de görüştince.

Aslı olmayan te~vlı salıibi de sineğe ben7..er; onun vehrrıi eşek sidiğidir, düşüncesi de saman çöpü.
• Sinek. kendi düşüncesine saplanıp te'vile bundan vı12geçse., baht o sineği deviet kuşu haline getirir.
kalkışmasa.

lbretle bakan kışı sınek olamaz; canı da şekle
bağlanmaya l~yı.k değildir.

Tavşanın

hoş

geç gelmesini görmesi

arslanın

Arslanla pençeleşen o tavşan gibi hani. Onun bo)'\!lla posuna layık olur mu hiç? Arslan öfkeli bir halde düşman diyordu, kulağıma sÖzler söyledi de gözürnü bagladı becanı,
oım.

Cebrllerin düzenleri beni
ı:a kılıçlan

bağlayal:.oydu; Wı·

bederli

yaraladı.

253

* Bundan sonnı o gürültüyü dinlemem baı; o seslerin hep~i de şeyı,ao sesleri, gulyabani seşltri.
ll 00. Durma a gönül, parçalu onla n ; derilerini yüz; ı.llti de deriden başka bir şey değildir onlar. Den nedir? Renk renk sözler; hani suyun üstüodeki menevişler gibi; hiç de duraınaz onlar. Derı. körü için ayıbını örter; içiyse, gayb llemı, gayretındeo öner, gizler. Bu söz deriye benzer, bil ki anlam onun içidir, özüdür. Bu söz şekle benzer, anlam$8 cana.
• Kalem yelden olur, defter de sudan olursa ne yazarsan yaz, heınencecik yok olur gider.
Sudaki şekildir; ondan vefa ararsan olursun, ellerini dişler durursun.
pişman

Yel insanlardaki hcvestir, istektir; hevesten, istekten geçtin ml aruk O'nun baberi gelir çarar.
H~eyi boştur;

düzüp k~ Tanrı'nın haberleri çünl<ü o baberler baştan sonadek ölüm-

süzdür.
l'adişahların hutbcleri de değişir, ululukları da; ancak peyg~mbcrlerin ululukları kalır, hutbeleri değişmez. Çünkü padişahların ululukları havadandır ; peygamberlere ve.rilen devlet buyruğuysa ululuk &ahibinden verilmiştir.

11 10,

Paralardan

padişahlann adlarını kazırlar; Abkıyamctc

med'in adınıysa paralaza, sonadek, dar bakkederler.

ka·

%54

MF.SNı'VI SııRHt

1

Ahmed'In adı, bütün peygamberlerin adıdır; çünkü yüz geldi mi, doksan da bizdedir.

Tavşanın

düze ni

Tavşan, arslan'ın huzuruna gitmekte epeyce geeikti ; düzenini kendince kararlaşurdı.

lagına

Uzun bir gecikmeden sonra, arslanın kubir iki gizli söz söylemek için yola di\ştü.
vardır; ~,. akıl

Aklın kararusında ne alemler denizi ne de engindir.

Bizim şekillerimiz şu tatlı denizde, suyun üstünde yüıen kdseler gibi yüzer durur.
İçi suyla dolu olmadıkça denizin üstündeki kab gibi yüzer; fakat suyla doldu mu, kab denize batar gider.
Akıl

şeklimiz

gizlidir, görünense başka bir aı.emdir, de o denizin bir dalgası, yahut bir ıs­

laklığıdır.

Şekil,

deniz olmak için neye
başvurduğu şeyden

başvurıırna

vursun, deniz, o atar onu.

de

uzağa

Gönül, kendisine sır söyleyeni, ok, kendisini uzaga atanı görmedil:çe: 1120.
·atı
Atı kaybolınuş sanır

yolda daba da

hızlı

da hırçınlaşır ; bindiği sürer, koşturur.

MESNEVI SIRtil l

O eli

açık

er,

atı yiımi1

sarur; atsa onu yel

gibi

koşıurmadadır

( *).

Feryad eder, arar tarar o şaşkın; her yanda sorar soruşturur , kapı kapı ge-ter durur.
Auınızı çalan nerde, kimdir o der. A efendi,
şu oyluğunun

alundaki nedir ki?

Evet, artır bu, fakat bu at nerde? A at ara)'1111 tek blnici, Kendine gel.
Oın apaçık ortadadır, yakın nu yakındır da o yüzden )'İtmiş gitmiştir. Hani küpün karnı suyla doludur da, dudakları kup\.:urudur ya onun gibi. Kırnuuyı, yeşili, ala çalaw, bu üç rengi g<irmcdcn önce ışığı görmezı;o:ıı nasıl, ne vakit görebilirsin ki? Fakat senin aklın fikrin renktc kayboldu da o renkler ışığı görmene perde kesildi.

Gece oldu da o renkler örtüldü mü, görürsün ki renkleri görüş, ışıkla mümkürunüş.
Dışarıdan b ir ışık olmadıkça renkleri görmeye imkln yok; içteki hayal rengi de tıpkı böyledir işte.

1130. * Bu, güneş yüzünden, Süh:l yıldızırun yüzüoden görünür ; içreki renk de yücelik ışığının vuruşuyla görünür.
.lnla mına • ·y~ve

l-lcm bu. hem hundan 8nceiU beyittc ··~;;ay~ol!'ı'ıut'• kerde·· t ChU weçlyor. ''Y a v ı k•lma.k, Y"VIVIH• rn"k.., ayn ı onlı:ıma Yunus'tn do rıeç.er, Ti.itkçe olmtt:u gerekir. (•)

%56

Senin gözündeki Sonra gönül

ışığın

da gönül

ışıAıclır;

gö~ ışı~. gönüller in ışiğın d ı.ıı meydana gelir.
ışı~ının ışı~ı

ki o

ışık, akıl ışığından,

da Tann ışığıdır duygu ışığından tarna-

miyle
şu

ayrıdır.

Gece ışık yok da renkleri görınüyorswı; halde ış~ın ııddıyla sana belirdi ki:

Önce ışık görünür, sonra renlc görünür ; bunu ışığın zıddıyla, biç işkile düşmeden anlarsın.
Tanrı ,

anlaşılsın
ranı.

eziyeti, gamı, gönül diye, gönül boşluğuna

hoşluğu

zıd

nedir, olarak ya-

Tanrı'nınsa zıddı

Demek ki gizli şeyler, zıddıylo belirmede; yok. bu yüzden gizli kalır.

Demek ki önce ışık görünüyor; .ondan sonra renge bakılıyor; zıd, zıddıyla beliriyor; Rum ülkesinin halkıyla Zenci gibi hani.
zıd

Demek ki sen, ışığın zıddıyla belirdi mi zıddını gösteriyor.
Varlık
zıddıyla

ışığı

bildin;

ki

Aleminde Tanrı o da meydana

ışığına
çıksın,

bir zıd yok görünsün.

!HO • .

Hasılı "Gözler onu kavrayamaz; o gözleri kavrar,, bunu Musa'ya, Turdağı'na b<ık da ı;ör, anla. Şekille anlamı nrslanla orma11 say; yahut tesle, sözle dü~ünce gibi ıuı.

Bu söz, bu ses, bile.

d_üşünccden

mc)'dana gelir ;

fak>t sen, dilşiince denizi nerd~ir, bilmezsin

MISNEYI SF'HUI 1

Ancak söz dalgasının güzelligini gorursün de onun denizinin de yüce olduğunu bilir, a.nlarsm. Bilgiden düşünce dalgası belirdi de sözden, sesten bir şekle büründü. Sözden bir şekil meydana geldi, gene ölüp gitti; dalga, kendisini ı:;cı:ıc denize verdi, gö· rünmez oldu. belirdi, gene şekilsiz­ liğe gitti; "Gerçekten de biz, gene ona dönen· leriz.u • Demek ki sana, her solukla bir ölüm var, bir geriye dönü.ş var; Musıafli da "Dünya bir andan ibarettir,. buyurdu. Düşünccırıiı, O' nun. bavaya atuğı bir ok· rur ; nasıl olur da havada durabilir? Uçar gider, Tanrı'ya .ulaşır gene. • Her solu..~ ta dünya da yenileDir; fakat biz onu, duruyor görürüz de bu yenilenmeden haberimiz bile olmaz. 1150. Ömür, ırmak gibi yeniden yeniye gelir, akar; fak~t bedende bir durgunluk, bir dai· ınilik gösterir. Ucu yanmakta olan bir sopayı eline alsan da tez tez sağa sola oynntsan göze, durup <lu· ran upuzun bir ateş çizgisi görünür; ömür de pek rez akar gider de o yÜzden duruyor gibi görünür. Ucu ateşli dalı sağa, sola oynar; göze upu· zun bir ateş çizgisi görünür dedik ya;
F. li

Şekil, şekilsiziikten

268

M F.SN'EVJ

Ş~I\HI

l

Bu uzunluk, bu sürüp giden zaman, yaratılışın tezliğindendir; Tanrı'nın tez tez, ye·

kiıaptır.

niden yaratmasıru gösterir. Bu sırrı bilmek isteyen. pek derin bir bil· ı;in bile olsa, dcriı. ki: İşte H usameddin bura· cıkm; ondan öğren, çünkü o, kadri yüce bir
Tavşanın ulaşması

a r slana

Aıcşlc.r içinde kalan, öfkelenip duran, co~"9 -1\öpiireıı arslan, bir de baktı ki tavşan uru· ıan

geliyor. Hem de

pervasızca,

küstahca

koşmada; kı:ı·

öfkeli, suratı ekşi. Çünkü kırık dökük geliş, töhmeıli olu~u belirtir; yiğitlikse senden her türlü zanru giderir.
Arslanın tapısınn ulaşıp yakınına varınca

mış, ıerslcşmiş,

arslan, bre adam evl5dı olmayan diye bajiırdı. Ben dedi, fiUeri bile paramparça etmişim; erkek arslanların bile kulaklannı burmuşum.

116.

Yarı-buçuk ruğumuzu

bir

tavşan

bu

çeşit ı•crlerc

da kıın oluyor J<j buy· vursun ?

Gaflcıe dalmışsın, tavşan

uykusundan uyan

da

şu arslanın kükrcyişini

duy a C{ek.

Tavşanın Tavşan

özii.r getirmesi

de

aman efendim dedi, büyüklük eder bir özrüm var. A ahm:ıldarın kusuru dedi arslan, ne özrün v~r? Padişahların hu:ıuruna bu zaman ıru gclirlcr?
bağışlarsan

259

V~itsiz

öten horozun

başını

kesme.k gerek;

ahnıağın

özrü
kişinin

dinlenıneye değmez.

Ahmağıo

bilgisiz Ben

özrü kababatından da beterdir; özrü ·her bilgiye zehirdir. özründe bilgi yok, bomboş. ki bunu bana dinleıesin.

lı. ıavşan, senın tavşan değilim

Padişahım dedi, adam olmayanı da adam say; sitem gönnüş kişinin özrüoii bir binle. Helıi mevkiinin zeldu olarak bir yol azıtıruşı yolundan süımc.

Deniz bile biitiin ırmaklara, arkiara su verirken gene rutar, her çerçöpü başının üsrünrle, yüzünün üstünde gculirir.

1170. · Bu kererni yüzünden denizden bir
silmez; bu kerem yüzünden ne ne azalır.

şey

ek-

çoğatır denlı,

Arslan, ben de dedi, yerinde lünıfta bulunurum ; herkese boyuna göre elbise biçerim.
TavŞan .zaıi

declt ki: Bir dinle de liJıfa değmczsem kabu ejderhasının önüne baş koydum.

daşımla

yola düşmüş, geliyordum. Yolberaber padişahımın huzuruna gelmek üzere yola koyulınuşrum.

Kuşluk <;ağ•

O topluluk, senin için benimle beraber b a~­ ka bir tavşanı da bana yoldaş etmişler, yollamışlardı.

Yolda bir arslan bu kula
yoldaşa kastcıti.

saldırdı;

ber iki

M:ES.'\rNf $.EltHI 1

Biz dedim, padişahlar padişalıının kullao kapının kapıyoldaşlarıyıı biz. Utan be dedi, padişııblar padişahı dediğin de kim? .Bana karşı öyle her adam olmayanııı adını anma. llşinle beraber kapundan döner giderseniz seni de paralarıın, padişahını da. Bırak da dedim ona, bir gere padişalun yüzünü göreyim, seni de ona haber vereyim.
nyız;

J 180.

Yoldaşını yanımda rehin bırak; yoksa benim törcmde kurbansın sen dedi. Çok yalvardım ona, bir fayd,a vennew; arkadaşımı aldı, beni tek bıraktı. Arkadaşım, hem alım, hem güzellik, hem beden bakımmdan iki mlslimdi bı:nim. Bundan sonra o arslan yüzündeıı o yol kapanmışur; balim buydu işte, sana söyledim; böylesine bir düşman yüzünden yol ba~lan mıştır pa dişahım ( *). Sana gönderilen gündelilnen, bu.ndan böyle iinıil kes; sa na dogruyu söylüyorum; Günddilt övün gerekse yolu temizle ; hadi gel de o korkusuıu ka,dır ortadan.

Arslanm,

tavşana

cevap vermesi
düşm cs i

ve onunla yola
gidelim;
doğru

Arslan hadi dedi; gel, nerde o, orayadek

söylüyorsan öne

düş.

( " ) Mcfindt "bıHm buydu ...,., ; ktrpl.t.ştırmada bu n\linln alunt ...böylt ):bıe bit dütman ... " yazıınuş rı r.

ME&~EV [

SF.Ittll 1

261

Gidelim de onun da l~yığını vereyim. onun yüzbinlercesinin de; bu sözün yalansa serun de layıgmı vereyım.
gibı

Tavşan arslanı, kurduğu tuzağa
kılavuz

çekmek için

gibi öne

düştü.

Önceden nışan koyduğu bir kuyuya doğru yürümeye koyuldu. Bu derin kuyuyu oiıuo canına tuzak etmişti . 1190. Ikisi de kuyunun yakınınadek gittiler; işte sana saman altındaki suya benzer bir tavşan. bir Su, bir saman çöpünü ovaya götürür am:a daıtı nasıl sürer, götürür açaba?
tuzağı ravşandı ·bu

Onun düzen ru; ne tuhaf bir yordu.

arsla.na kemeııd olmuş­ ki bir arslanı kapı­

Bir Musa ki Firavunu, ordusuyla, ağır bir toplulukla Nil ırınağına çekiyor.

* Bir sivrisinek ki ya.rım kanadıyla, pervasızca Nemrud'un kafasını yarıyor. Düşmanın sözünü dinliyenin hali budur işte; haseıçiye dost olaruo tayığını seyret.
sözünü dinliyenin hali budur; şeytanın sözünü diııliyen Nemrud'un hali budur. Düşman dostçasına söz söyler ama yemden söz etse bile tuzak bil o sözü. Sana şçker vçrirse zehir bil onu; üstün bir Hirufta bulunursa kahır bil onu.

*

Hôm.lln'ın

262

MES:qvf $Eitlll 1

• Pakar kaza gelip çattı mı, deriden bir şey göremezsin. düşmanları doottan
maısın.

başka ayıra­

1200.

koı'UI;

Böyle bir hal başgösterdi mı yalvarmaya inle, ıesbibe. oruea sani. ·

Feryad ederek Yarabbı de, sen gizli şeylerı bilirsin; kötü. düzen ıaşırun alıında ~me bizi.

Diz köpeklik erriysek ey
şu

nrslanı

tuzaktan
Tatlı

arslanı

musallaı eıme

yar·,nan, bize.
aı:eşi

şeklinde

suya ateş gösterme.

şeklini

verme;

de su

Kahır şarabıyla sarhoşluk

lara da

varlık şeklini

verdin verirsin sen.

mi, yok-

Sarhoşluk yeşimtaşı

nedir? Gözün, taşı inci, pamu~u görecek kadar bağlanması, görmemesi.

Sarboşluk ağlı cı

nedir? ıtgın ağacının göıe sandalgörünmesi, duyguların bu kadar değiş­

mesi.

Kaza gelip çotınco aydın gözlerin bile bağlanacağını anlatan Hüthüt'le
Süleyman'ın

bildiyesi
bütün

Süleyman'ın divan çadırını kurdular;
ku şlar

huzurunu geldi.

Onu, dillerini bilir, sırtarına mahrem kesilir buldular da bir bir, canla, başla huzuruna koş­ tular.

263

Bütün kuşlar çik çik diye ötmeyi bıraktılar; Süleyman'la, kardeşinden daha fasih konuş­ maya baŞladılar. 1210. Bir dili koo.uşmak hısımlıkur, bağlılıktır; insan yabancılada kaldı nu bnğlanmışa, hapısa düşmüşe benzer.
iki Türk de

Nice Hintli'yle Türk'ün d.ili birdir de nice yabancılar gibi birbirinin dilini anlamaz. Demek ki mahı:cmlik d ili, apayrı bir dil; gönüldeşllkse dildeşliJeten de daha iyi.·
Sözsüı, iş:ıiretsiz, yazısız;

gönülden yüzbin-

lerce terceman kopar, belirir. Bütün kuşların her biri, kendi sırlarım ; hünerlerioden, bilgilerinden, iŞlerinden neleri vars ~ hepsini; Bir bir Süleyman'a söylüyor, büncrlcrinden bir özet açıyor, kendini gösterıneye uğıa­
şıyotdu.

Bu öviinmeyi de ululanmak yüzünden, varlıktan yapmıyorlar, onun huzuruna b\r yol iıulmak, onun yakınından olmak için yapı­
yorlardı.

neıinin

Bir kul, bir efendiye kul olma.!> dilerse hübir özetini o efendiye gösterir bani.

Fakat onun, kendisini hizmetine almamasını dilerse kendini Jıasıa, ·sağıri çolak, topa!

gösterir.

264

Hüthüte sını geldi; san'auru, bild.irme nöbeti ona düştü. 1220.

dU~ üneesini

Dedi kl: Padişahım, en küçük bir hünerirnı söyleyivereyim: sözü kısa kesme k daha iyi.
neymiş? Hüıhüı.
mı,

Süleyman, söyle dedi. bakalım o büner bea dedi. yücelerde uçarken.

Ta yücelerden,

şaşmiyan bir gözle yerin dibiodeki suyu görürüm.

baktım

O su nerdedir, derinliii, ne kadardır, ae renktedir; nerden kayaayıp coşuyor; ıoprııkıan mı , yoksa ı~ıan mı? Hepsini görürüm.
Ey Süleyman, ordunun konac:ığı yeri tayin etmek için bu bilip anlayan kulunu seferlerde beraber götür.

Süleyman da, derin, susuz çöllerde bize iyi bir yoldaşsın sen dedi.
Karganın, H ütbüt' ün · davisını Irmaması

Karga bu sözlerı duyunca hasedinden Sü· huzuruna geldi de o dedi aykırı söyledi. kötü söyledi.
teyman'ın

Padişalılara karşı söz söylemek edebe ay-

hele o söz yalan olursa, olmayacak bir söz olursa. Onda, boyuna bu gör~ olsaydı bir avuç görmczdi? Nasıl olur Ila ruıağa tutulurdu; nasıl olur da muradına ermez, kafesc rutsak olurdu o?
toprağın altındaki ruzağı nasıl

kırıdır;

NMNtVl UlUII 1

1230.

Bunun üzerine Süleyman, a Hüthür dedi,

daha ilk kadehie böyle
yaraşır mı,

bulaııınan

yerinde mi,

A ayran içen, onsıl olur da s~rhoşluk taslarsm; benim huzurumda 15f edersin, hem de yalan lif?

Kargarun
Hüthüt,

kınayışına

R üthüt'ün

cevap vermesi
padişnh.ım

hakkında, düşmanın söylediği

dedi; bu çıplak yoksul sözleri Allah için

olsun dinleme.
Şu

dilv3ya kall:ışmamın aslı yoksa başkodunı,

b oynumu vurdur.

Karga, kaza hükmünü ibtar ediyorsa binlerce
aklı

bile olsa küfirdir.

Sende. "kafirler, sözünü o bir "kef, harfi bile olsa oyluklnr :ır:ısındaki yarık gibi koku yerisin, şehvet yeri.

Kaza,
tuzağı

aklımın gözO.ııU k~patmazsa

havadan

görürüm ben.

Fakat kaza gelir çatorsa bil;i uykuya dalar; ay karanr. güneş nııulur.
kazayı,

bu çeşit düzenleri eksik kaderi iıtUr edenin ink5rıru da k~:lerden bil.

Kazaruı1

değildir; kaz~dan,

26G

Esenlik o na, ı\dem'in hikayesi, apaç ık emrc uyup te 'vilden vazgeçmede kazanın, on un gözün ü ba ğla ması

atası "Adları damarında

öjiretti, dycıinin beyi olan , her }-üzbinleree bilg; bulunan insanlar var ya ( • ) ;

1240.

Herşeyin adı, o şey nasılsa, hem de sonuoadek ne halç gelecekse hepsi, onun canın9 bildirilmiştir. degi~medi;

O, ne ad takuysa
teınbelleşmedi.

çevik dcdigi

Sonuoda in~nç sahibi ol:ıcak kişiyi öneeden gördü; sonunda kiifir olacak kişi önceden belirdi ona ( **) .
Sen,
herşeyin adını,

bilen
sırruıı

kişiden iş it;

"Ad-

ları ~etti,

remzinin
Tanrı'ya

duy.

Herşeyin adı,

dur; fakat
Tan rı

bize göre, görüoüşüne uygungöre içyilzüne uygundur.

.Musa'ya göre sopasının adı sopadır ; faltar katı nda o soparun adı ejderh adır.
adı, burada, puta rapandı; fak:ır
adı, inanandı

* Ömer'in
( 4)

Eles! aleminde
g eçe r.
( ••)
la, ıı rma da IHnı i fli r, Metindcı ''h~r · ·~vve l "

onun.

Beyittc-, ''be-k" kelimesi böyle vo Türkç~ ohı rak
ki eV'\I'd mü'minut'' yaıılmı f, kın.Jı·
ynıu l Arak

aöt.\lnün \h tüne ' 'fi.hu r"

dlh.el·

MJ'.SNE.VJ ŞtRHI 1

267
Tanrı

Bizım katımızda, adı katında şu b(,nliğimizle,

erliksuyu olan,
varlığımızla

beliren

şekil di.

Bu erliksı.tyu, yokluk !leminde bir şekle bürünecekti ; artıksız eksiksiz Tanrı bilgisinde vardı. HAsılı sonumuz ne olacaksa. Tanrı katın­ . da gerçekten adımız odur bizim.

1250.

Tanrı, ınsana,

halkın taknğı eğreti

sonuna göre bir ad ral{ar; ad gibi değildir o.

1\.dem'in gözü de tertemiz ışıkla baktı, görd~ ona adlarıo caru. ıçyüzü belirdi.

Melekler , onda Tanrı ışığının parladığını gördüler de sccdeye kapandılar, onu ağırla­
dılar.

Adını anıyorum, şu Adcm' i övüyorum ya;
ululuklarını saysam, övüp dursam yine bir şey yapamam, sayamam da, övemem de onu. kıyametedek

Adem, bu. adlarıo hepsini bildi; fakat kaza gelip çattı mı . bir "Yapma, buyruğıınu anlayış, biliş, yanlışa attı onu.
duğundan mıı

• Acaba dedi, bu yapma buyruğu, haram olverildi; yoksa bir yoruma sığar mı, korkutmllik için mi? Gönlünde te'vil üstün oldu, şaşırdı da bu
şaşkınlıkla buğdaya koştu.

Bahçıvanıo ayağına

diken baunca

hırsız, fır­

saı buldu, t~zelden kumaşı aldı gBtürdü.

Adem, şüşkınlığından dönüp gene yola gelince bir de gördü ki hırsız. işyurdundan pılıyı
pırtıyı alımı gitmiş.

* Rabbimiz. gerçekten de biz zulmetok de)ıp ahetmeye, y5nı karıı nltk bastı, yol yitti demeye koyuldu. 1260. Bu ( *} kaza, güneşi örten bir bulunu ; srslaola eiderba bile kaza yüzünden fareye döner. Kaza buyruğunu yürütünce tuzağı görmezsen. kaza yü~ünden bilgisiz bir hale gelen yalnız ben değilim ya. Ne mutlu iyi bir iş tuıann; zoru bırakıp da feryad etmeye. inlemeye koyulana. Kaza gdir de gece gibi seni kavrar, kuşaur­ sa sonunda gene elini ıuracak kaza.dır. Kaza yüz kere canına kasıeışe , gene sana can verecek, derman edecek odur. Şu k.aza yüz kere yolunu vursa, gene senin çadırını gökyüzünün yücesine o k-urar. Seni, aman yurduna götürüp dikmek için şu korkutuşunu li1tuf. kerem say. Du sözün sonu yoktur; vakit de geç oldu;. sen ıavşanla arslanın bikiyesinc kulak vu.
Kuyu ya yaklaşınca tavşanın arslandan geri k alma s a
baktı

Kuyuya yaklaştıklan vakit arslan, bir de ki tavşan ayağını çekiyor, geri kalıyor.

(•)

Metinde ··pu" yaıılmıı. k•rıılattırm~da_ Ostün• "In..

yıu:ıl atak dG:telıihnişlir.

Niçin

ayağını

geri çektin dedi, geri kal·

ma, düş öne.

12i0.

Ta,•şao .!edi ki : Nerde ayağırn? Elimde de gitti ayağımda; cnnım tir tir tieriyor; yüre· ğim yerinden oynadı.

Yüzümü görmüyor musun? Betim ben2iın alun gibı sapsarı; rcngiın, içimin ne hale gel· diğini haber veriyor zati.
kişinin

• Tann yüze, bildirici adıw takmışnr; W gözü de yüze dalmış gitmiştir. Renlde koku, çan gibi gamınaıdır; atıo aun varlı~ını bildirir.

[(işneınesi,

Herşeyin sesi, o şeyden haber verir de eşe­ f,in anırınasını, kapınm çalınmasından ayırd edersin.

kabili· ycıi;,ı :ınlaurkeo insan demiştir, dilinin altıoda gizlidir. Yüzlin rengı, gönül halini bildirir; acı bana, sevgimi gönlünde Nt. Al al yüz sanki şiikür sesidir; sararmış yüzun verdiği sesse sabrı~ eeCayı bildidı. Elimi ayağıını ~lana, benzirnin rengini, gü· cümü, kuwetimi gideıeoe uğradım. Nereye saldırıısa kırıp geçirene, her ağacı, ta kökünden söküp atana ;
12RO. lnsanlan, eanlıları, cansıılan, bitl<ileri ma· tedeoe saı::ışum.

* Peygamber, insanlardaki

ayırdediş

2'10

MJlSNEVI SliRIII 1

Bunlar parça çubuklar. Tümlerin bile onun yüzünden rengi sararmış, kokusu bozulup
gitmiş. Bağ,

Dünya, kimi sabrediyor, kimi ş ükrediyor. bahçe kimi elbiseler giyiniyor, kimi çır­
kalıyor.

çıplak

Ateş
başaşağı

renginde doğ~n güneş, bir başkn anda dolunuyor.

Gök çardağ'ında parlayan yıldtZiar, soluktıin soluğ~ ibiirak belasına u'A ruyorlar.
Güıeltikre, parlayışra yıldızlardan

üstün olan

Ay da inccağrıya tutulur da hayale döner. Bu oturamakh, bu edepli yeryü.zü bile dcpremlcrle sırmaya rumlur.

Kice daglar vardır ki bu arada kalasıca beH\ yüzünden d ünyada pararnparça olmuş, kuma
dönmüştür.

• Cana eş dost olan bu hava bile , ka'l.a geldi mi vcba kesilir, kokar gider.
Canın kızkardeşi
sararır, bulanır, kararır

olan ratlJ su, bir gider .

gölcükıe

1290.

Ululı~tıdıkça

ateşe bile bir okur öüfler . ;

ululanan, ya lım yalıın yanan söouverir ateş.

Denizin halini de çırpınusındao, coşup ltöpürüşündco, bir akıldan bir nkıla dönüşünden

anla.
Başı dönmüş, çocuklannın arayıp

duran gökyüzünün

hali de

hali gibi.

271

Kimi

aşağılam

düşer;

kimi ortaya gelir, ·

kimi yücelere
A
tüınlerc

çıkar.

Onda da bölük bölük kut·
parçabuçuk, her yayıl­ cismin halini, var, kendinle

lular var, 1..'1ltsuzlar var.
karılmış

mış şeyin,
kıyasla.

her

basiı

ların

Tümlerde zahmet, dert olduktan sonra onparçabuçuktarının yüzleri nasıl olur da sararmaz?· Hele
ateşten,
zırlardan beliren, sudan. topratan, yelden meydana gelen parçabuçuk

şılacak şey şudur
veımiştir.

Koyunun kurnan kaçmasına kaçılmaz; şa­ ki bu koywı, kurda gönül
zıtların

Dirilik,

aralarında sa•"aş şu

birbirleriyle ui.laşmasıdır; belirdi mı bu da ölümdür.
vabaneşeğini,

Tanrı'nın lutfu, şu arslanla uzak mı uzslc iki zıdd.ı birbiriyle

uzlaşurnuşur.

1300.

tanın işte

Madem ki dünya .ölüp giEmesine
Tavşan,

hastadır. şaşılır ını

mahpustur; hasbiç? .

dedi bu

atslana bu ~it öğütler verdi de bağlar yüzünden geri kaldını ben.

Arslanın, tavşana

geri

kalışındaki

sebebi

sorması

Arslan, sen şu hastalık sebeplerini bırak da neden geri ka.ldm? Onu söyle bana, onu ôğren· mek istiyorum dedi. ·

212

Mf$NEV!

seıuıı ı

Tavşan, o arslan dedi, bu kuyuda oturuyor; bu kalede 5fetlerden emin. Aklı

olan, kuyunun dibioi seçer; çünkü
yalruzlıl<tadır.

gönül

safaları

Kuyunun

karanlığı halkın karamlarından ayağına yapışan, başını

ha iyi, balkın madı gitti.

dakurtara-

Arslan, beri gel dedi, açacağını yara, kahreder onu; bir bak bakalım, o arslan orada mı?
Tavşan,

o

ateşten yanmışım

ben dedi; be-

ni

kucağına alırsan

ancak o vakit bakabilirim.

A hlruf sahibi, kerem madenı, benı kucaalırsan gözUmü açar, kuyuya bakabilirim ben.
ğına
Arslanın

kuyuya
tavşanı vardı.

bakm ası,

ken disiyle
sığındı ;

tavşaıun

aksini kuyuda görm t si
aldı;

Arslan kuyuyadek

o da arslaoa

1310.

Kuyuya baktıklan gibi arslanla onun aksi suya vurdu. Arslan, hemencecik suda kendi aksini gördü ; kuyuda bir arslan, kucağında da semiz bir tavşan gör ünmedeydl.
DUşmanını

suda görUnce
atladı.

tavşaru

bıraktı,

k:ndlsi kuyuya

Kazdığı kuyuya kendisi düştü ; lüm kendi başına geldi çaru.

yaptığı

zu-

MESSfV1 $ERtıl 1

273

* Zulmedenlerin zulümleri kar.ınlık bir kuyudur; bü~ün bilginler böyle söylemişlerdir. Demişlerdir ki: Kim daha zalimse kuyusu, daha da korkunçtur ; ndnlet. betere beter ceza gerek buyurmuştur. * Sen zulümle bir kuyu kazınadasın ama şunu bil ki o kuyuyu kendin için kazıyorsun. lpekböceği gibi kendi çevreni örme; kendin için bir kuyu kazacaksan bari boyunca kaz. * Zayıflan yardımcıSJz sanrna; Kur'an'dan "Allab'ın yardımı geldi mi., sıiresini oku. Sen bir fil bile olsan da düşmarun senden ürküp kaçsa gene de işte şuracıkta Ebabil kuş­ ları gelip çattı sana.
J 320.

Bir zayıf, yeryüzünde aman diledi mi, gök· yüzü ordusuna bir g ürültüdür düşer. Oirisiru dişler, kan içinde bırakır;ın ama di~ ağnsına turulunca ne edersin? Arslan kuyuda ken disini gtlrünce öfkeyle kendi aksiyle düşman> ayırd edemedi. Aksini kendi düşmanı sandı ; Msılı kendisioc kılıç çekti. A filan, insanlarda. gördüğün nice zuliimler var ki onlara vumo, huyuodur senin. s~nin varlığın. iki . yllılülüğün, zaliınliğio, kötü sarhoşluğun, nnlara vurmuştu r. O, sensin, kendini yaralıyorsun; lanet ipliğini kendi çevrenc örilyorsun sen. ~ O kötü işi, apaçık göremiyorsun kendinde; yo'ksa kendi kendine ca n dü1maru kesilirdin.
F.
~~

27t

MESNEVl Şf)l\ UI 1

A bön kişi, o kendisine saldıran arslan gibi sen de kend.ine saldırıyorsun.
lı~ın,

Kuyunun dibine ulnşsaydın o adam olmazsenden olduğunu anJardın.

1330.

olmayıp

Arslana , gördüğü şeklin başka bir arslan kendi aksi olduğu. kuyu dibinde belli oldu. Kim bir zayıf kişınin djşiru sökerse, o ters gören arslanın işini işler. A
arnıcasının

arnıcan değildir

yüzünde bir kötülük gören, kötü olan, sensin kötü, kendin·

den

ür~"TDe.

• İnananlar birbirlerinin nynasıdır; bu haberi Peygamber'den getirirler. Gözünün Bnüne gök reo.kli bir şişe koymuş­ sun da o yiizden alem gök görünüyor sana. Kör değilsen bu gök görüşü kendinden bil; kendine kötü de, kimseye eksik, artık bir şey söyleme.

'*
şey,

lnanan, Tann ışı!ıyla bakı:nasaydı gizli inanana çırılçıplak göıiinür müydii hiç?

Fakat sen, Tanrı ateşiyle baktın da o yüzden kötülükte kaldın, iyilikten haberin bile yok. A hüzünlere dalmış kişi, azar azar su serp de ateşin ışık kesilsin.
ateşe

Rabbjmiz, sen de o tertemiz suyu serp de alemin ŞU ateşi tamamiyle aşık kesiJsin gitsin.

275

13·HJ.

Denizin suyu tümden buyrugunuıl altında; su da seniıı, ateş de senin. Sen dilersen ateş raLlı su .olur; dilcmczsen su da ateş kesilir. Bizdeki şu istek de senin icad ın; zulümden kurtulmamiz ·senin IOtfun. Bu isteği biz istemeden vermiş~in bize; ihsan definesinı herkese a~'Illışsın.

a

ef~ndim,

Tavşanın,

av

hayvaniarına

arslan kuyuya düştü diye müjde vermesi sevinerek ovaya. av inliyerek öldüğü·

Tavşan

kurrulduğuna
koştu.

ha}'Vaıilarına

ı\rsl:uı.ııı.

kuyuda

ağlayıp

oü görünce güle oyuaya
ıi.

çayırlığa vardı.

Ölürnun eHnden kurtulmuştn ya; yeşcrmiş­ havada oynayan dal gibi , yaprak gij:ıi oynuyM, el çır.pip duruyordu. · Dalla yaprak. toprak hapishanesinden kurtnluncıı baş çıkarırlar , yele eş olurlar. Yapraklar
ıomurcukları yarınca

ta

ağacın

başına. çıkarlar. ğunun

Her meyva, her yaprak, ayrı ayrı diliyle Tann'ya şükreder.

ıoınurcn­

1350.

lbsan .şahibi der, gökten besledi bizi de ağaç dümdüz bitti. Balçığa saplanmış canlar da balçıktan kurtulunca gönülleri sevinçle dolu.
kalııilaşu.

ı16

Ta.nn

aşkının havasında

oynarlar,

ayın

on-

dördü gibi

noksansız bir

hale ge! irler.

Bedenleri oyuna dalar; canlarını sorma; tiimden can kesilenleriyse biç sorma ( *).
Tavşa.n,. n.rslanı

zindana kapayakoydu; ars-

lanlıAa ne de ayıp, bir tavşa.na alt oldu.

Böyle bir utanılacak bale u~anuş; şaşıla­ cak şey şu ki: Sonra da rutmuş, kendine Falı­ reddin l~kabını takmış; bu !~kapla çağrılmasını

*

istiyor. A k~;, sen de
bir
dökmüştür

şu

kuyunun içinde tek
benzeyen

kalmış

arslansııı; tavşana

ııefsin,, kanını

senin,

kanını içmiştir

senin.
s~ııse

Ta~an
nasılclır,

nefsin ovada

yayılıyor;

nicedir kuyusunun

ta

bu

dibindesin.

* O arslan avcısı, av hayvanla.rına., a topluluk, müjdeci geldi mi müjdeleyin birbirinizi diye koşru. * Müjde, müjde n zevke dalanlar d edi; o cehennem köpeAi, geldiıi cı:benntme yıkıldı gini.
1360. Müjde olsun, müide, o canlara
nın dişlerini düşman

ola-

söktü Tnnn
nice
başlar

kııhn.

Pençeı;iylc

ezen o zalimi ölüm

süpürgesi süprüntü gibi süpürüverdi.
(•) Metinde
"Canın ~evtr.iind! dC:nenleriy •~

hiç

•ormıı.

11

md.lindfJ ''Von ki gud•i can u onhrl hod mepur.... tur: Sulta.n
VcJed"in a;ıoıı1 1 ı köteti Abdutl:.hoAlu O•nıa n"m n Utl,;asın tı uydu~

M ES...~UV I

SERlll 1
tavşanın çevresine onu övmelel"i

277

1\v

h ayvanla..-ın ın,

toplanmala.-ı,

O anda, bütün vahşi hayvanlar, güle oynaya,
sevine~k, ıevke dalıp coşarak toplandılar.

Çevresini aldılar ; oysa ortada bir mumdu saoki. Bütün ovadakiler secde eıtiler ona ( *).
' Sen dediler, ya gökyüzünün bir melel\isin, ya da perisio . Hayır, sen erkek arslanların AzrAil'sin. Ne olursan ol, eanuıuz kurban üst oldun, elin koluo sa~ olsun.
Tanrı, bu suyu senin rin eline, koluna senin. saoıı;

ona

arkından akıttı;

afe-

Hele bir daha söyle, onu
dın;

nasıl

faka basur-

o zdlimi düZenle

nasıl · kahretrin?

Hele bir daha söyle de hikftyen, derdimiıe derman olsun; bir kere daha söyle de canla ra merhem kcsilsin.
Bir kere daha sôyle; çünkü o sitemelnin zulmünden canımızda yüzbinlerce yara var.

1370.

Tavşan, vermişti;

a ulular dedi ; T ann güç kuvvet yoksa bir tavşan da nedir ki dünyada?

Bana güç verdi; gönlüme ışılc bağışladı; gönül ışı~ı da elime ayal\ıma kuvvet kesildi.
(''')
Mıı:ti:'ldcı

"Secdc

tlv ~rdrı ed · o

gohendet

lr.i han''

)'C...ılmtt. lca'l'fıla,tırmllda ü atUno ''S ecıd~ ketdıı:ndct beıno tah·
~i yan" )'•ı.ılarak dUı.'l!'ltilmittir.

278

Mn:,SllVI $J:RHI J

Üstünlüklcr Tanrı'dan gelir çatar; halden hale dönüş d~ gene Tanrı'dan gelir.
Tanrı, zaolara, şüphelcre düşenlere de, tanı inananlari da bu gücü, bu kuweti sıra)'la \'erir.
Tavşıırun,

av

hayvanl:ırma,
öğüt

s evinmeyin diye

buna vermesi

.

Kendine gel de sıtan gelince sevinme; sı­ raya bat lısın sen, hürlük saımıy:ı kalloşma.

Salrao.:lunı, nöbctin de üstünde örüp dokunanların

oöbetini, yedi

yıldızın

da

üstünde

çalarlar.
)

Nöbenen üstün olanlar, ölümsüz padişah­ lardu. Onlarıo canlan , boyuna siikıyl c beraberdir. Bir ıki gün şu içmeyi bırakınan ölümsüzlük şaranbına daldımsın.
agzıoı

o

Fo küçük savaştan en büyük sayaşa döndük sözünün izahı
• A padişahlar dedi; dışandaki düşmanı öldürdük ama içimizde ondan beter bir düşınan
kaldı.

Bu dü~maru öldürmek aklın, fikrio harcı değil; içteki arslan, ıavşana maskanı olmaz.
1380.
hadır;

Cehennemdir bu neds, ceheonemse ejderhem de öylesine bir ejderhadır !ci denlıler bile söndilrcmez onu.

MESNhVI SERHI I

279

nın yakışı

Yedi denizi içer de o gene eksilınez.

halkı yakıp yandıra·

~ Taşlar, taşyürekli kafitlcr, ona ağlayıp inleyerek, utangaç bir halde girerler.

• Bunca gıda alır 1 gene de yauşmaz, doymaz; sonunda Tanrı'dan ona şu ses gelir: Doydun mu, dolôun mu? O, h§lli doymadım­ dcr. lşıe sana ateş, işte sana hararet, işte sana
yakı~.

Bir dünyayı lokma eder, sömüriir de midesi Mla, daha yok mu diye bar bar bağırır. Derken T ann, meklnsızlık Aleminden onun üstüne kiıdr.et ayağıru basar da o .zaman, varlık aleminde yaıışır kalır.
buçuğudur.

Bizim bu nefsimiı de cehennemin parçaParçabuçuklar boyuna rümlerin hu·

yundadır.

Bu ayak, ancak Tanrı'nındır da onu yatıŞ· zati onun yayını Tanrı'dan başka kim çekebilir?
urır;

Yaya ancak doğru ok koyarlar; bu tersine, eğri oklan vardır. 1390.
şüphe

yayınsa

Ok gibi doğru ol da yaydan fırla; çünkü yok, yaydan, her doğru olan fırlar, uçar.
Dış savaştan

dönünce iç

savaşa

yüz tuttuk;

En küçük savaştan döndük ama Peygamber'le beraber en büyük savaştayız,

280

yerinden kaldırmaya Tanrı'dan güç kuvvet dilerim. Tanrı'dan başarı isterim. • •
Şunu kolaydır;

Şu kafdağını, i~eyle

bil ki· sanarı yaran arsla.nla savaşmak arslan odur ki nefsini altedcr .

•• •

(ŞER

Il)

904. neyirten sımr'aki hlk:iycnin " Kclile ve Dimne., de bulunduğu bildiriliyor ve bundan sonrakı btyitle bildiye başlıyor.
Asıl

eser Hintçe ve

Vişno

mezhebinden olan,

adını

bilmediğimiz biri tarafttıdan Mib\dııı

ikinci

yüzyılı

sulannda Keşmir'de kaleme alınııuşur. Bir giriş ve beş kitaptan meydana 'gelmi} olan bu eserde hayv:lnlarD ait hikayeler vor,iır. Sonraki şekli "Pançatanıra,. diye anılmı~ ve a:lından an laşı!dıf;ı gibi beş hikAye esas olmakla beraber, zamanla sayısız şekiUere bürünmüştür. Asıl Kelile ve D irone'nin Vişno Samara adlı bir Hintli tarafından yazıldığı da rivayet edilmiştir .
.Milıidın 579. yılında ölen İran hükllmdarı N<l-

üzerine bu eseri, Burzoe adlı biri, Sanskritçe'den Pehlevici!'yc çevirmi~, başka Hint masallarıııdao da fnydalaomıştır. Burzoc'niıı Pehlevice çevirisi kaybolmuş, 575 'te Suryonca'ya terceme edilmiş ve bu eser kalmıştır. Faklı AbduUab b. Mukaffa', Abbasoğullarından EM-Ca'fer'ii-Mansilr (ölw.. 158 H. 775) zamanında Burzoe'nin Peblevlce eserini Arapçaya çevirmiş, bwıa bi.r de önsöz eklemiştir. İbn Mukaffa'ın eseri, üç kere nazına Çt:ltilıııiştir ki en sonuncusu Abdül-Mü'ınin b. Hasan b. Huseyn'is-Sagaanı~­ oin "Dürr' ül-Hikem fi Emslll'il-Hünudi ve'l-Acem,.

şirevln'ın isteği

}!ESNf!Vl S!iUI I 1

idir ,ve 20 Cumadelüla 640 ta (1242) tamamlanmıştır. Sam§nilcrdcn Nasr b. Ahmed (30 1-343 H. 911·-954) zamanında I'arsçaya çevrilmeye başlandı; fakat tnmnın­ laııamadı. Rodegl (304 H. 916), aym hükümdarın zamanında bu kitabı nazma çekm iştir; fakat bundan, Esedi'nin (465 H. 1072) zikrettiği onaltı beyit kalmış­ t.ır. Gunevi'lcrden Behrlıroşalı (547 H. 1152), Eb'ülMaiili Niz5rnüddin NasruiUih b. Muhammed b. Abdülhaoıid'e, İbn Mukaffa'ın eserini nesir olarak tercenıe euirnıiştir ki elimizde bu e sec vardır. Kaanı'i, Anadolu Selçuklularından Sultan hzüddin Kcykavus (641-662 H . 12-H-1263) adına, bu eseri Koııya'da nazmcn yazmıştır. Huseyo Vai1.-ı Kişifi (910 H. 1504), Huseı'll Bayvcziri Emir Silchyli adına "Kellle ve Dimne, yi tekrar yazmış, bu münasebetlc de bu kiraba "E;.,• Yar-ı Süehyli, adın1 vermiştir. Ekber Şah'ın veziri Ebü'I-FaıJ, "Em•ar-ı SilchyU, yi yeniden yazmış ve 996'da (1587) tamamlamış, "ly~r-ı Daniş, adıru
kara'nın vermiştir.

Önce do~u Türkçesine. s.o nra Aydın Emlri Umur Bey (748 H . 1347) adına Anadolu Türkçesine çevrilen, meçhul birisi tarafından I. Sultan Murad (761-792 H. 1359-1389) nazınen yazılan, Vıisi' Ali'si diye tanı­ nan Ali Çelebi b. Salih tarafından (950 H. 1545) "Eovar-ı Silbeyli, esas rurularal< "Humayun-Name., adı ile Türkçeye çcvrileo, ayrıca "Hümnyun-Namc, den Şeyhulisliiın Yahya (1053 H. 1643) ve Mısır I<adı­ sıyken 1139'da ( 1'726) vefat eden OsmanzMe tarafın­ dan telhisler vilcuda getirilen, bilh assa doğu edebiyannda "Hamse., tarzının icadına sebep olan bu mühim·

MF.&"\'f.Vf SERlll 1

283

eserin doğu ve bau dillerınc yapılan başl<.a terceme· leri, basımları ''·s. hakkında "IslAm Ansiklopedisi,,

nde "Kelile ve Dimne, m3d. b. (Cüz. 61, Isı. l9j4; s.. ~;) -.'"") • ""2 .).)l) Mevlana bu hil<.ilycnın -'Kclilc ve Dimne, de ol·
bildirmekle b eraber, kendisindeki ıbda' kabi· liyeriııiıı bir eseri olarak bu hikliyeden başl~a hikıi· yelere geçmekte , ancak hikilyeyi, esas fikrini beline· cek bir konu olarak l:ullanmalnadır (hikayenin mcvzuu için Salilı'i Kesanu easımı K. ,.e D. ye b. T ebriz- 1318 H. Bllb'üi-Esedi ve's-Scn; s. 96-98). Mevlana bu basit halk hikfiyesine, çalışmalda AJIah'a dayanmanın h angisinin üstün olduğunu, bu ınüııascbcık ccbir ve ihtiyar inancını eleştirmeyi kadere ait Azrilil-ihtiyar ve Süleyman hilt§yesini, dünyanın ne demek olduğUnu, dünya sevgişi gönülde olm~· dıkça mala millke sah ib Olmanın insana bir ;ıarar vcrmiyeceğini, bilginin değerini, aklın sınırıru ve ilbamı, kıyasw batıl olduğunu, buna ilişkin olarak sinekcşek sidiği hi..lci.yesini, dünyanın boyuna değişmckıe, oldu#Unu, Hüıhüt hikAyesi dolayısiyle te'vile güvenınemek gerektiğini, zulmü ve zulmün sonunu, herkesin, her şeyden önce kendi aybııu görmesi lüzunıunu, gerçek savaşın nefisle savoş olduğunu ~yetlerle, hadislerle, devrinin ve devrinden önceki devirlerin inançlanru aksettirerek, onları gere~ince kınamak suretiyle k!tınakta, hikiiyeyi bambaşka ve geniş bir şekle sokmaktadır. Hikayed eki unsurları böylece hülasa ettikten sonra gereken beyirierin izahına girebiliriz.
duğw:ıu

909. Ze)•d, Belcr, Arapçada örnek getirilerek sarf
ve oahiv öıcllikleri izah edilirken cümle içinde anılan

M"ESNEVJ $.Elttd l

ve gerçcl; kişilikleri olmayan adlardrr. Amr da bunlardandır. Örnek cümlcde kadın adının geçmesi icabederse Hind denir. 911. "En çetin düşmanın, içindeki (Hadis, KünOz; I, s. 4·0).
ırefsindir.,

912. "İnaııan bir delikten iki kere sokulup yaralanmaz" (C~mi', II, s. 203).

913. " Kaderden çekinmenin bit faydası yok; fakat duAn ın, başa gelene de, geleceğe de faydası var; A11ab kulları, dua edin, (Ci mi', II, s. [06). 918. "Bağla da dayan.n (Cami', ı, .s. 39). · 9ı9. "Kazanan Tanrı sevgilisidir, sözü de hadis olarak naldcdilegelmiştir. snrib-i Ankarav1 hadis olarak alıyor (s. 86). Hadis olmasa bile mdlcn ·hadlstir, 922. Yılan kendiliğinden ölmez, mutlaka insan tarafından öldürülürmüş. Bir insan tarafından öldüriiimeyen yılan bin yıl yaşadıktan sonra eiderha olurmuş. Ejderha, dön ayaklı, boynuzlu, aJııından ateş saçan,

alev

insanlan, ha)<vanlan çeken. yutan mevhum bir bay,.-andır. Zaran arnnca melekler ejderhayı elgemsagmayla göğe ağdırıı:lar,
sö milıüp

fışkırıan, soluğuyla

Kafdağı'run ardına atarlarmış.

Ejderha sö~ü, "Aji Dahiika, ·dan bozmadır. Iran'ın mitolojik tarihinde bir padiınh olan Ccmştd, Tanrılık dfivasına kalkışınca halkın sevgisini kaybetmiş, soy bakımından · Arab olan Oahfıik, İran'ı zaptetmiş, Cemşid de Çin ülkesine kaçnuştır. Debhak, bir gün otururken şeytan gelmiş, iki omuzundan öpmüş. Öptü~ yerlerden iki yılan bitmiş. Bunları kesmişler, gene bitmiş; bir çaresini bulamamışlar. Bu sefer ~eytan, bir

MliSNJ:.'""Vl ŞERlll 1

hekim kılığına girip gelmiş, ergcntik çağına gelmemiş oğlan beyni sürülürse bunlar kurur deyip gitmiŞ. Dehhak, her gün bir oğlan kesıirir, .beynini bu yılanlara sürdürür, yedirirmiş. Gave adb bir demircinin bir oğ­ lunu almışlar; ikincı oğlunu alacakları vakit önlüğünü örsüne takıp bayrak yaparak hatkı isyana ç:ı~muş. Herkes Gftvc'ye uymuş, sarayı basmışlar. Dehh5ki öldürmüşler, yerine Cemştd soyundan Fer1dun'u çıkarmışlar. FerldQn, eskı Hind-lran mlbutlarındandır. Adı "Traimna, dır. Avesta 'da hayır meleklerinden "Tharadtnon, olmuştur. DahhAk da, ejderha gibi Aji Dahlka'dan bozmadır (Dr. Muhammed Mu1n: Mazdayasna ve te'sir-i on der Edebiyat-ı P~rist, Tehran Üniv. Yayın. 1326 Şemsi Hicr1 s. 36). Yılan için 209. beytin izahına da bakımz.
kısmınız, bir olacak ve yeryüzünde muayyeo bir vaktedek kalınanız mukııdder.,. (Kur'lin, VII, A'raf, 24). II . surcnin 36 ve 38. ayetleriyle XX. sürenin (Tabi) 123. Ayeti de aynı mealdedir.
kısınıruza dtiıınan

931. lnin. "Tanrı, inin dedi, bir

Allah Adem Pcygamber'i yarııtmı1, ona her şeyin adını belletıniş, meleklere, Adcm'e secde etmelerini buyurmuş, melekle!' secde etmişler, şeytanı da, buyruguou tutmadığı için cennetten sürmüş, llnetlemiş­ tir. Adem'c bir de eş yanıtara k ikisini cennete koyınu ş, yeyin, için, fakat şu ağaca yaldaşmayın, yaklaşırsanız zAlimlerden olursunuz demiştir. Şeytan, cennetten kovulduğu için, Adem'e düşman olmuş, bu •ğaçtan ycrseniz, ölümsüzlü8• erersiniz deınjş, önce Havv!a'yı, sonra da onun vasırasiyle Adem'i kandırnuş, ağacın

286
yemişinden yemişler,
milştür.

Allah da onları cennetten sür-

Bu kıssa, Kur'An-ı Mecid'dc II. sürenin 31-38., VII. silrcni.ı:ı 11-27., XVII. surenin (!sr6') 61-65., XVIII. siiıenin (Kehf) 50., XX. sürenin 115-123. ayetlerinde anlatılır.
Abd-i Auyk' te şeytan yerine yılan vardır. Yememeleri buyurıılan ağaç, hayrı, şerri taruyış ağacıdır. Adem'le HavvA'nın buluııduklan, sonra oradan sürüldükleri yer, doğu tarafında Aden'de bir bahçedir (Tekvin; Bab. II-III). Kur'an'da XX. silrcni.ı:ı 120. ayetinde bu ağaç "Ebedllik, ölümsüzlük ağacı, ,diye adlandırılır. VII. sürenin 11. §yetinde, " Andolsun ki siıi yarattık, sonra bir suret, bir şekil verdik size, sonra da meleklere, Adem'e secde edin dedik; hemencecik cşedeye kapandılar, yalnız !blis kaı:ılınadı, denmeitredir ki burada " Sizi yarattık, şekil verdik, sonra da ... , gibi söılerden Adem'iıı, cins adı olduğu anlaşılıyor. Zaten madde bakımından, yenen, içilcn şey­ lerden meydana geldiğimiz için hepimiz de topraktan yaratılmış oluyoruz. 932. "Halkın hepsi de Allah ayA li dir; AUah'a en sevgili olanı a~linc en çok faydalı olanıdır,, \Olmi~, U, s. 10)
cezası

957. "Düzenlerini yaptılar, düzdülderi düzenierin Allah karında; batt4 düzenlerinden dağlar büe yerinden oynasa., (Kur'an, XIV, !bralıim 16).

961. Beyitlc başlıyan lıik~ye. Furiizan-fer bu hik5yenin Hilyet'üi-Evliy~'da, İb~'ül-UlCiııı'da, Avfi'-

28'1

nin (ölm. 631 H . 1233) Cev~'ill- Hik!yh'ında, hicrii VI. yüzyılda telif edilen Ac!ib-N§me'de, Attar'm: llalı1-Name 'sinde bulunduğunu bildiriyor (Ma§hiı, s. 12-13. Prof. Ritter basımı İlftbl·NAme, İst. Maarif Mat. 1940, s. 101-102).
Süleynıan Ahd-i Atıyk'o göre bir hükümdardır.. Kur'an'daysa aynı zamanda Peygamberdir. IV. sOrenin (Nisa') 163. A yetiyle VI. sürenin (En'Am) 84. ayetinde Peygamberler arasında adı geçer. II. siirtnin 102. Ayetinde Süleyman'ın kafir olmadığı bildirilerek Tevraı'talti rivAyet baıırlatılır. XXI. sOrenin (Enbiya') 81-82. ayetlerinde ona, yelin, şeyranların ram olduğu bildirilir. XXVII. sürenin (Nemi} 15-44. ayetlerindc,. babasiyle kendisine bilgi ve üstünlük verildiği, Sü· teyman'ın Darud'a mirasçı oldugu, ordusunuıı, in-· sanlarla cinlerden meydana geldiği, karıncalar vAdi- · si nden geçerken bir karıncanın sözünü anladığı, hüt· hüde Sebft .Melikesi Belkıys'e mektup gönderdiği,, Bel.kıys'in gelip onu ziyaret ettiıı anlaıılır. XXVIII.. sQrcnin (Kasas) 30-40. Ayetlerınde de ona 3ııar arzedildiği, onların boyunlarıru, yelelerini okşadığı, yelin kendisine ram olduğu, ruimarların, şeytanların onun
buyruğuna uyduğu :anılır.

Ahd·ı Atıyk'te " MiUOk-i Salis, bö-· lümünde (Bab . I-Xl}, "Tevarih·i S~ni, de {bab. I-

Süleyman,

IX) geçer. XXXI babtan meydana gelmiş olan. "Ems&l-i Stueyman, la geoe Silleymao'a atfedilen. "Ugniyyat'ül-Agaani, de "Ahd·i Atıyk, i meydana geeiren kitaplardaııdır.

Azilli, başb bir deyimle tı.rin, ölüm meleğidir.
Canlıların canlarını bu melek alır. XXXII. sıiren.in

· (Secde) ll. ayetinde "Ölüm Meleği, diye tek olarak anıldığı halde IV. silreDin 97 ., V1. s,llren.in 6 I.,

Vli.

siıreııiıı

37 ve 50., XVI.

süreııiıı

(Hicr) 28 ve

32., XLVII. sureDin (Muhammed S.M.) 27. dyctletinde "Canlarını alıcı mclcklerimiz, elçilerimiz, tarzıoda kullanılmıştır. Bu bakımdan ölüm meleğini ıek, yardırncılarını, onun buyruğuyla iş gören melekleri çok sayanlar olmuştur.

Bu hikaye Attar'm "Esrar-Name, sinde geçer (Konya MevlAnA M üzesi Kat:üoğu; Hazırlayan: A. Gölpınarlı, II, s. 50).
969. Divan. Yazı veya insm topluluğu anlamına gelir. Eski Pehlevi dilindeki DevAn sö:ı.ünden geldi~i
.s anılmaktadır.

Eski Mısır ve Suriye'de umumi hesap defteri tutU· turdu. Sonradan bu usul lrnn'a geçti ve bu deftere Devan adı verildi. İsl4ın fücuhuatının ille yıllarında Divan adı ile Araplara geçti. Devlet işlerini idare eden topluluğa da bu ad verildi. Abbasoğullarından EIMuktedir Billah'ın (ölm. 320 H. 932) "eziri tarafın­ dan meydana getirilen "Diviln'ül-Birr., bazı emlak ve arazi işlerine bakardı ki sonradan bu Ldare, selilı.iyetini genişleterek "Vakf, Evkaaf, adlarını aldı. Abbasoğulları zamanında, mali işleri idare eden "Divan'üı-Zı;naıı,,', valilerin hesaplarını murakabe eden "Divin'üt· Ta•ikı', vardı. Ayrıca Muaviy-e · (60 H. 676) tarafından kurulan ve halife buyruğunu ynımak­ la :ığr.ışan "Dtvôn'ül-HAtem,, Abbasoğulları halifeli~nin ortalannadek siirnaüşrür. Hisılı D ivAn devler işlerine bakan topluluk anlamına gelmiş, bazı l<Cl'e

WE.$ıı.~EVl $ER Hl 1

yaptianna da bu ad verilmiştir. Ayru zamanda: kurmak, "işleri görmek, halkla görüşmek, halkın. ihtiyaçlarını dinlemek için padişahın, yahut ve:ıirio hüi<.Cioıet adaınlanyla toplantısma denir. El kavuştrup ayakta durmaya da "Div~vn durmak,, derler. Arşi­ ve, hükümdarıo oturduğu sedire, bu münasebelle konaklardaki, evlerdeki sediriere de "divAn, denir.
Di~

dcvl~t

Bundan başka, herhangi bir konuya göre yazılmış eseriere de "dlvi:in, adı verilir. Meşhur olan bir şlirin, bütün şiirlerini toplayan kitaba " dMin, denir ki klasik usülc göre önce Tanrı'yı, Hz. Pcygamber'i, Eblibeyti, yahut Sahabeyi öven şiirler, padişaha, ve7irlcrc, din adamlarına yaz ılmış kasideler, sonra gazçller, >Onra. kıt'alarla rubliiler, en sonra da beyitler ve mısralar· alınır. Hepsi de alfabetik ıcrtibe göre ve lcafiyeyenazaran sıralaııır. Divan küçllkse, küçük divan anıa­ nuna "divançc, adını alır. Ancak Ka~garlı Mahınud'uo. 4ôô Hi<:rlde ( 1073- 1074) yazdığl T ürkçeden Arapçaya meşhur 1\lgatinc "Div§no Lugaaı'it-T ürk, adını vermesine bııkılırsa bir konuda yazılan mensur kitap-· larada bu ad verilmededir (D. L. T., c. I, ht. Matbaa-i Amire- 1333, s. 3}. Au§r, "M.aoıık'al- Tayr, ının. "Der hatimc-i kit5b, bölümünde, "Bu kitap hayranlık yolunun duraklarını bildir ir; baş dönme divAnıdır yahut. Bu d1v8n'a derde dilşme yoluyla gir; ctnıoı. sipcr et de bu meydana öyle: gir, meAlinde,

ln nıakaamaı-ı rtlı-i hayrani m y Y li nuger dtvan-ı ser-çmMniyısr
Es: str--i . derdt derin divan derd Can nper w-o derin m4>'<iıın derd
1'.
ı~

MlSNEVl $f.RU1 I

der. Buna göre, apaçık anlaşılıyor ki Attir'ın çağında, yani VII. yüzyılda (XIII) bir konuda, mesnevi tar-zmda yazılan kitaplara da vidln denmektedir ·(Manne unarr ou Le Langange des Oiseauır; M. Garcin de Tnssy basunı; Paris - 1852, s. 175. 'beyit. 4429 - 4430). 978. İkinci ırusraı Arapça'dır. Atasözü olsa gerek. 988. Bu beyitıen itibaren Mevlana dünya diye ·ycrilcn şeyin, Tann'dan gaflet olduğunu, yoksa ma-lın mlilkün, oğlun, kadıııın dünya ·olmadığını söy'leyip dünya ha)<kmdaki görüşünü açıklamaktadır. 989. "Ne güzeldir temiz adamda bulunan temiz :mal., (Künilz, Il, s. ı 81) 995.
:ağaçlarda

Min Ledün. 224. beyıin izahmda

geçti.

1014. Bu beyine "Ve Rabbin balansına, doıtlarda, ve çardak kurulan yerlerde kovan yapın diye •emretti" ayetine işaret edilmektedir. (Kur'an, XVI, .Nabl, 67). 1019. Aluyüzbin

~·ıllık

zahittcn maksat

şeytanchr.

1035. Süleyman Peygambcr'in, üstünde lsm-i .A'zam, yAni Tanrı'nı.n en ulu adı kazımuş bir mührü varmış. Süleyman bunun kutluluğu yüzünden kuroda, kuşa, bütün yaratıklan buyruk yürütürm üş. Mevıan5, bu yüzüğü, gerçek, gaaye d~ de, yol<.luğunu '3lllamaya v~sıta olan bilgi olarak te'vil ediyor.
mı,

1049. "Dawşılan kişi emindir ; sana da damştılar kendin o şartlarda ne yapaı:aksan, o çeşit bir karar Yer., (ami', II, s. 172)

M'E$N IVI

$EıU!I ı

291:

damı

1052. •'Paranı, gideceğin yolu, tuttuğun yolu yorgizlc, mealinde Arapça bir söz, arasözü olarak. söylenc gelmiştir. 1054. "İki kişiyi aşan bütün sırlar yayılır gider.» . Arapça bir aıasözüdiir. T ürkçede de " 0ruziki dişten. çıkan otuziki orduya yayılır,. atasözü vardır.
1069. Levh-i Mahfiiz. Korunmuş levih anlamına' gelir. "I<orunınuş, sözünden maksat değişürilmckten_.. bozulmaktan, noksandan, fazlalıktan, yahut meleklerden başkalarından korunmuş olduğunu anlaımakur... Allah kaunda korunmuş tarzında anlayanlar da var-· dır. Lcvih, tahtadan, yahut başka bir şeyden yapılmış, üstü düz levhaya denir. Du düz yere yazı da yazılır" Levh-i mahfQz'un kcyfiyeıini bilemeyiz. Uzuniuğununı gökle yer, genişliğinin doğuyla bau arası kaçi;ır oldugu, rivayet edilmiştir. Te'vilde her şeyi açıklayan, uyulması gereken şey,. kitap, kitabın aslı anlamlarına gelen "İmiiını Mübin, Kit4bı Mü bin, Omm'ül- Kitab,. gibi adlarla arulan Tanrı bilgisidir. Hukemd mesleğiııe uyanlarla sufllerin bir kısmı Levh'i, çeşitli anlayışiara göre yorumlamışlardır (Kur'an-ı Kerim ve Mclli, U, Açılama,. s. cxıxaçıklayıcı

cxx).

Kur'ful'da LXXXV. stlrenin (Burllc) son §yerleri. olan 21-22. iyeılerinde "0, şerefli Kur'an'dır, korunmuştur levhada, tarzında geçer. KaşŞ.ııi'ye güre Levih, Hz. Muhammed'in kalbidir (II, s. 385). Mevlana burada Levb-i Mahfılı'u Tanrı bilgisine mazhar olan erenin gönlü olarak kabul ediyor.

MUNEVl SElUil 1

107 1. Cibril. Kur'in'ın l l. sılıeıinin 97 ve 98. ayetleriyle LXVI . silresinin (Tnhrinıl 4. ayetinde adı geçen melek. Buna Cebr311 de derler. Cebri! ve Qbreil tarzında da söylenir. Süryancad3 cebr sözünUn kul, il sözünün de Allah anlamını ifade ·ettiği ve bu sözün Tanrı kulu deme!: olduğu söylenmiştir. Tann kudreti anlamına geldiğini söyliyerıler de vardır. Ahd-ı Atıyk're Cebrill'in vahiy meleği olduğu D anyal böliimUnden anlaşılıyor (VUI, 16). Fakat ;ıynı '!cita~tan, lsrailoğuUannın, Milcli.l 'i d31ıa çok sev<likleri de anlaşılmalmdır (Xll, 1). Fedekli MOsevilerio bir klsnunın Cebrall bizim düşmanımızdı.r, bize azapla, harple gelir; Mika! bollulda, iyilikle gelir dediklerini biliyoruz; n. sfirenin 9i-98. ayetleri bu inancı b elirtir. Bu melek. t sHim inancına göre peygamberlere vahiy getirir. Hz..Muhammed (S. M.), bu meleği kendi sureriyle iki kere görmüştür. LI II. sureni n (Neem) 4-11. 5yerlcrindc CcbrAil, güçlü kuvvetli, .çetin vnstflariylc övüliir ve yük$ek tanyerinde olduğu, H z. Muhammed'in onu Sidret' üi-Münteha yanında :gördüğü bildirilir. LXXXI. sılıenin (Tekvir) 19-22. ayetlerinde Cibdl'e, "kuvvetli, Arş sahibinin l<ntında <ırur.ımaklı, buyru~a uyulur, eınln ve l>üyilk elçi, denir. XXXI. surenin (Lokman) 191. §yetinde emin ruh anlamına "R\ıh'ui-Eınin, diye anılır. XVI. s6rcnin (Nalıl} 102. ~yerinde adı temiz ruhı anlamına "'Rlih'ül - Kuds, diye geçer (Al-MufradA s. 205, t, Kur'an-ı Kerim ve Meali, II, Açılama, s. XLIV-XLV, lslam Ansiklopedisi s. 42-43).

Cel>rill'in, Sidret'ül-MüutehS'dan ileri

geçeme-

diği, bir iğne yordamı geçersem yanarım dediği,

Hz.

Muhammed'in ayakları altına bit yaygı yayıldı~, bir müddet de onun üstünde gittiği meşhurdur. FurOzan-fer, bu hadisi, Meclis~'nin (ll 10 H. 1700) Bı­ hAr-ül-Envör'iyle Şerh-i Taarruf'taıı alıyor; Alıadis-i Mcsnevi, s. 143).

HukemA, yaratıcı kudretin., aktif tecellisine (Akl-ı KUU), y4ni tüm akıl derler. Sılfilere göre tüm akı1 olgun insanın, bağlardan, kayıtlardan kurtulmuş aklı­ dır l<.i Tanrı bilgisine mazhardır ve Cebratl'e benzer.
Mevlana da bu beyine aklı Cebniil'le beraber anDivandaki bir gazelinde de "Ey kendisine caruınııı kul köle olduğu Şemseddin, ey Rüh'ul-Emin,. diye Şems'e hitab etmektedir (C. I, s. 24, son beyit). Şu halde Sidret'ül·MünıeM da akılla anlaşılan şey­ lerin sıııırıdır, son çizisidir. Ondan öteye ancak aşlr refrcfiyle gidilir; tam birlikse vehimden doğan varlı~ kökünden yok olmasiyle gerçekleşir.
maktadır.

1075. "Hasta değilken kendinizi hasta gllsıer­ meyin;. gerçekten hasta olursunuz, meôlindcl<.i hadise işaret edilmektedir (Kün(Iz, 1~. s. 198). 1082. "Kıyamet yaklaştı, ay yarıldı., Kur'an, LIV (Kamer), 1. .Ay'ın Hz. Muhammed'in şahadet parmağiyle işareti üzerine iltiye bölünmüş göründüğü rivayet edilmiştir (Hasan Basri Çantay: Kur'an·) Haktın ve Meal-i Kertm, s. III., İst. 1372-1953, s. 955-956). Ayın kıyameıte yarılacağı, mazi sigasıyle, ifadeye kuvvet vermek için söylendiği de bildirilııllştir.

1087. Sinek-samançöpü fılcrasının, Ebu-Nu\'8$'ın (195 H. 810-811), Cs'fer b. Yahya Bermel:i'yi yeren

MES('\tVI SUlHI l

bir kıt'asından alındığını, İbn I<uıayba'nın (2i6 H. 889) "Uylln'ül-Ahblr, ından naklen Furüıan-fcr bildiriyor. Bu kıt'ruun birinci nusraı "Pisliğe konmuş sinekten daha fazla övünmcdcdir, mealindedir ve kıt'arun bu fıkrayla hiç bir ilgisi yolctu.r (Maahiz :s. J4). Bu, doğrudan doğruya bir hall< fıkrası olsa gerektir.

Mevlana bu hikayeyle kıyasın, hakıykate karşı ne kadar yaya kaldığını anlatıyor. Kıyas ve tev'il, sineğin, sidik birikintisini deniz, üstü.ndekı samançöp\inil gemi sanıp üstüne konunca d~ kendisini uçsuz bucaksız deryada o gemiyi yüıdüren m~hir bir kaptan sanmasına ocnzer diyor.
1094. Ocvletkuşu. Methıde "Humay, diye geçer. H uma, Hum§y, Çin adalarında bulunan güvercinden küçük bir kuşrur. Kemik ycrıniş ; gölgesi kimin başın:ı düşerse padişab olurmuş. Bu yüzden doğu klasik edebiyatında kemikle ve devletle amhr. Masallarıınızda, oğlu olmadan ölen padişahıo yerine bir padişah seçmek üzere halk bu kuşu uçurur; kuş da ya Keloğlanın, yahut da bir dcrvişi,n başına konar. 1109. Gu!, Gul-Yabani (368. beytin
izilıına

bk.). Yük-

1130. Sühi.

Şi mak

Kutbunda Bindti

Nanş adı

-verilen yedi yıldızın içinde pek küçük bir :seklik, yücelik bakunından anılır.

yıldız.

1140. "Gözler onu göremez, o gözleri görür; odur 1Gtfu bol ve her ~cyden haberdar." (Kur'an, VI, 103), 1116. Andolsun ki ınutlika sizi · bi razcık korkuyla, açhkla, mal, can ve meyva noksaniyle sınayaoağız.

)UlS.~fNI ŞERlll ı

295

Müjdele sabrede.oleri. O sabredeııleri ki onlar bir mu~ibete uğradılar mı biı Allah'tnız, gene de gerisin :geriye ona döneceğiı: derler." (Kur'dn, ll, 155-156).
1147. "Dünya bir andan ibaret; öyleyse o anı kullukla geçir, Aliyy'ü1-Kaari (1014 H. 160~}, "Mav·z u~ru I<cbir, de, anlam bakırnından doğru olmakla berabe·, mevzil' oldufıunu söylüyor (İst. Matbaai Amire· 1289, s. 43).
<:>tuşun

bu beyittcn başlayıp bölümün sonuoadek, daimi bulundugwıu, dünyanm her an Tanrı iradesiyle yaratılıp, her an gene yok olduğunu, bir an -önceki kainatm. bir an sonraki Minanan tamamiyle ayn bir v-arlığa büründüğün anlatıyor. Eski Yunan felsef~sinde de bulunan bu inancı si.ıiıler, "İlk yara· ıışta aciz mi kaldık ki? Hayır; ama ı;ınlar. yeni bir ya· nıuşta şüphe içindeler, !)·etiyle teyid ederler (L, Ka.af, 15}. Yeni yaraul1ş, her an olup durmaktadır (Te'v il!t, Il, s. 25G). MevlQna "D!vA I<eb!r, de de bu u-J inancı birçok yerierne açıklar (MevlAnA Celaleddin, UI. basım, s. 176- 177).
$ÖZÜ

Mevl~na

1164. Vakitsiz ören horozuo başı kesilir. Bu ataherhalde saatin az bulunduğu, yahut bulunmadığı deviriere aittir. Horoz, sabahı haber verdiği i çin, vakiısi2 ötmesi insanı vakitsiz uyandırır; bu bakımdan ho~ görülmemiş, sonradan da uğursuz sayıl­ mıştır. Hadis'te "Horozun ötüşünü duydunuz mu, Tanrı'wn h1ı:fundan dilekler dileyin; çünkü o melek görür de öter, denmiştir (CAmi', I, s. 23).
1194. Sivrisinek-Nemrud. Nemrud, daha doğru d eyimiyle Nümrild, İbrahim Peygamber zamanında-

296

ME$Nevt SERUl 1

Id

kışmıştı. Sonunda, burnundan bir sivrisiııeğiıı girdi-·

padişahın adıdır.

Bu adam

Tanrı'lık

dAvasma kal-

gi, beyninde konakladığı, serçekuşu kadıır büyüdü~, Nemr\id'un bir ba.ş aırısma ugnıdığı, başını tokmakl3J dövdürdü~, bu yüzden de kafasının yarılıp, kendisini öldü~ü söylenir. 1195. HGman. Kur'an'ın XXVII I. sOresinin (Kasas) 8. ~yerinde Fir:ıvun'la ber:ıber adı geçer ve yanlış bir yol tutanlardan olduğu bildirilir. Aynı siıreninı 31), ayetinde, Firavun'un, H~man'a, M(isa'nm mftbudunu görmek için bir köşk, bir kule yapmasını buyurduğu anlaşılır. XXIX. surenin (AnkebOt) 39. 5yctinde adı, Kaarun ve Firavun'la geçer. XL. sOreoin.ı (Mü'rnin) 21. Ayetinde MOsi'nın, Firavun'a, HAm~n'a, Kaarun'a gönderildi#i, aynı sürenin 36. Ayetinde, Firavun'un ona bir kule yapmosını em.rettiği anlatılır. Hlimiin'ın, Firavun'un veziri olduğu rivayet edilir. 1199. " Allah bir kulunu bir ~eye uğraımak dilerse- · dtizenlere karşı kör eder onu, "Allah, kazası nı, kaderini yerine getirmek d ilerse akıllıların ak ı llarıııı alır, kaza ve kaderi yerine gelir. Buyruğu olduktan sonra. gene akıllarını verir; o vakit de pişman olurlar., (Omi', IJ s. 15)

l20i. Beyitte başlıyan hik4ye. FurOzan-fer bu hikdyenin, Sa'lebi'nin (427 H. 1005) Kasas'ül-Eobiyi'sında, Ebil-Sa'd-i Abi'nin Nesr'üd-Dürr'ünde, SindbM-Name'de, Ceviimi-ul Hikay4r'ta, Kaanü'nin manzum Kcllle ve Dimne'sinde, Sa'd1'oin BOstan'ındaı oldu~nu yazıyor (Maabiz s. 14- 16).
larındau

1246. Elesı. "Hani Rabbin Ademo~llarınıo sırt­ zürriyetlerini ızhar etmişti de kendilerini

Mf.s.N~'VJ $ERHI I

Z9'1

ltendilerine tanık tutarak ben, Rabbiniz değil miyim .demişti; onlar da evet, tanıkız, Rabbimizsin demişler­ di. Bu da kıyamer günü, bizim bundan haberiıniz yoktu demeıneniz, yahut da an-cak atalarımız şirk koştu -önce ve biz onlardan sonra gelmiş bir soyui; bizi de boş ve asılsız işlerde bulun.anların ·amelleri yüzünden lıel!k mı e4eceksin gibi bir SÖ"L söylememeniz içindi." (Kur'an, VIİ, 172-173) Ele.~tü Arapçadır ve değil miyim aulaınına gelir. Şiirde "Elest meclisi, bezmi, diye. geçer ve Tanrı takdiri anlamını verir. Bilginler arasında bu ızhar edip taı:ıak tutma keyfiyeri hakkında çeşitli yonunlar vardır. Bazılarına g5re Tanrı, Adem Peygamber'in soyunu, onun sulhünd en zerreler halinde çıkarın.ış, onlan, kendisine gösterip yalnız bana tapmalan, şirk koşmamal3tl hakkı.n­ <la ahit alacağım dedikten sonra zerrelerc, ben sizin Rabbiniz değil miyim demiş, onlar da evet, ranıkıı, gerçekren de Rabbimizsin demi~ler, bu ahde melekleri de tanık tutmuştur. Tann, o zereerelere alol vermiş, anlayış bağışlamış, Tanrı'nın bitabını duyup anlamışlar, sonra tekrar onları Adem'iu sulbünc vermiştir. Sonradan herkes, takdir edilen zaman gclin<c dünyaya gelir. Müslüman olan, yaratılışa uyrnuş demektir. Kafir olansa yaratılışı bo:tmu~tur. Tefsirciler de bu ayeti çeşitli tefsir etmişler, ayeti te'vil edenler de bulunmuştur. Bazılan da Tanrı Adem'in sır­ undan buyurmad.ı; Ademo~lanıu sınianndan buyurdu; zürriyerin.i demecti, ıürriyetlerini dedi. Sonra da, "Bizim bundan haberintiz yoktu deroemeniı, yahut da ancak atalarımız şirk koştu önce ve biz, onlardan sonra gelmiş bir soyuz; bizi de o boş ve asılsız

298

Mt:SNEVI SElUrl l

işlerde bulunanların anıelleri yüzünden hcHil<; mi edeceksin gibi bir söz söylememeniz içindi, buyurmuş­ tur. i\hit almak, unutturınak için olmaz demişlerdir.. Bu. lara göre Allah, Ademoğullarını, babatarım bel-· n lerindc:n, analarının rabimlerine ibrac etmiş, sonra onları dünyaya getirmiş, onlara yaratışının eserlerini, varlığının delillerini göstermiş, ftdeta kendilerine kendilerini tanık tutarak Rabbiniz değil miyim demiş­ tir. Bu da kıyamet günü özür gctirmc.mcleri içindir. (Mecma', IV. s. •f96-498). Süf'ılerin de bu hususta> ~itli sözleri vardır, Onlarca Ademoğulları, akla mensup babalarında iken, y3ni akıllar Aleminde ikeıı Tanrı· nGrini büviyctlerini göstermiş, onlar, MisAl lllemindeTanrı'yı ı:asdıyk crmişlerdir. Yahut her zerrenin melekQı1 bir dili vardır ; her varlık, maz.hariyerine uymakla kendisini yetiştirip istidadına göre geliştiren Rabbini her an ıasdıyk edip durur (Muhsin Feyz: Tefsir-i sıın. s. 174).

Bu bahsi biraz daha açmamız gerek: Zaman, olaylarm birbiriyle zihinde kıyaslanmasından doğan mü.. oerred ve zihoi bir mefhumdur. Nitekim mekan da kevoe, yani varlığa, var olan şeye nazaran vardır. Bir şey olıuasa onun mekanı da olmaz. Geçmiş gitmiştir, aklımızda ancak h9.uralar halinde vatdır. Gelecek zamanı dondurup ona ulaŞmamıza imkAn yoktur; çün. ü ıarıycri gibi biz gittikçe o da gider. HAl dedik ğiıı1!z içinde bulundu{;'Umuz zamansa, hiç durmaz; boyuna akar durur. Öyleyse zamanın gerçeği ancak: içinde bulunduğumuz andır. İş böyle olunca da ezel,. ebed, zihinde vardır ancak. Arif, vaktinin, yani içindeki anın hükmüne uyar ki MevlAna bunu, Çelebi

>ıESNr.vı wurı ı

.Busameddin'in dilinden 133. beyitte söylemişti. Pei.ki, hal böyle olunca Elest meclisi ne vakit kuruldu? Her an kurulmaktadır. Herkes ve herşey, Allah'ın ikudret ve kuvvetiyle saadet, yahut şakavet yoluna git·mekte, akliyle inkara sapan bile fi'liyle ıkrar yoluna yürümekredir. Ayene nasıl, hayır, de~n diyenden babsedilmernişse her an da kendi istidadına, kendi · mazlıariyetine itiraz eden, ona aykırı hareket eden yokrur, olamaz da (1-IB. beytin şerhinin sonlarına da : bakllliZ). 1259. "İkisi de (Adem'le Havv~} Rabbirniz dedikcndimiı.c zulmettik biz; bizi ba~ışlamazsan, bi:ıe acıınazsan ziyankhlardao oluruz., (Kur'an, VII, 23) Kur':bı. Adem'le Havv~'nın, men' edilen me:r'Vayı ·ycdikten sonra bu sözleri söyliyerck yalvardıklarını ''bildirir. Bu beytin ilk mısruında ayetten lafzi ıktibas •ler,
· vardır.

12i2. "Tann yüze bildicici adını tııkmışnr., Hz . Muhammed'in gerçek yoksulları yüz lerinden tanı­ yacağı II. silrc~o 273 . Ayetinde bildirilmekte, VII. ·sfirenin 48. ayetinde A'raf erlerinin, insanları yüzle·rinden tanıyacakları anlatılmaktadır . X. si'irenin (Yunus) 27. ayetiıtde. kötülük edenlerin yüzleri "Gcce·nin ()ir parçasına bütünnıllştü.r sanki, diye belirtilmekte. XXIT. sil.rcnio (Hacc) i2. Ayeıinde, :l.yetler -~kunutlca kafirlerin yüzlerinde inkar belirtileri görUn·dllgü söylenmektedir. XLVlll. surcnin (Feth) 29. ;ayelinde, inananlarm yüzlerinde, secde belirtileri'nin ;göründüğü bildirilmektedir. LXXXIII. silrenin IMuıtcaffıf'ın) 24. Ayetinde de inananların yüzleri.n de cen•ııct parialdığı bulunduğu ve Peygamber'in onları bu

MBSNEVl n"RHI 1

parlaklıkla

tanıdığı

açıklanmaktadır.

Daha birçok:

Ayctler<le de,· kıyamecıç, inananlada inanmıyanfann:. yüzlerinden taııuup bilineceği söylenmiştir. Gerçekten de insanın öfkesi, nefreti, sevgisi, bütün ruhi hali yüzünden belli olur. Eskiler, yüze, yüzdekt çizgilere, yüzün biçimine, gözün, kaşın, saçın rengine, şekline, hatta vücudun bütün organlarına anlamlar vermişler, tım-i SlınA ve İlm-i Kıf§ye (yüz bilgisi,. kılık bilgisi) diye iki de bilgi meydana getirmişlerdir. Bugün bu bilgilere müsbet bir bakışla bakamazsak da yüz, güzelliğinin, yüz ıemizliğinin, öz gUzelliğinc, ö~ temizliğine aUmet olduJıunu da ink~ edemeyiz.. Hz. Muhammed de (S. M.) "Hayrı güul yü:r.lülerin katında arayın, onlardan dileyin, buyurmuşrur (Cami', I, s. 36).

1275. Hz. Ali (a. m.) "Aitıllı inSanın dili, gönlünün. ötesindedir; ahmak kişinin gönlü dilinin ötesinde,. (Nech'iil-Belliga; Muhammed Abduh Şerhi I II. basım, s. 153) ve "İnsan, dilinin altıoda gizlidir, demiştir· (aynı, s. 181). Şlrih "İnsan dilinin altında gizlidir, mealinde bir ·hadis naklediyor (I, s. ll8), Beyıin ikinci ırusnıı Arapçadır ve bu hacllsten alınmadır.
1288. Burdaki veb§ pis kolculu yeldir.
kıyamet bildiğimiz hastalık değildir;.

1314. "Zulümdeo çekiııln; gerçekten de zulüm, gününün karanlıklarıdı.r., (Ciımi', I, s. 7)· "Zulümden çekinin; gerçekten de zulüm 'kıyamet gününün ksr.ınlıklarıı:Ur. Nekeslikten çekinin, çünkü nekeslik sizden öncekileri hcllk etti; oıılan birbirlerinin l<anlarıru dökmeye, har.am olan mallarını lı.el41 saymaya sevketti., (aynı salılfe)

MllSNF.\'1

~llllll

1

301

1316. "Kim Jo:ardeşi için bir kuyu ka:ıa.rsa pek yakın­ <ila o kuyuya kendisi düşer., Mevziı' hadis olmakla beraber " Kötü düzen, :uıcak sahibinindir, ayetine :göre anlamı doğrudur (XXXV, Fatu, 43). Türkçede de "Kawıa kuyuyu komşun için; derin kaz kendin için, diye söylenen bir atasözü vardır. 1318. "Allah'ın yardımı ve fetih gelip çaıtı Gl.l girdiğini görd ün mü artık Rabbine barndederek ıenzih et onu ve -yarlıganma dile ondan; şüphe yok ki o, bütün tövbeleri kabul eder., (CX, Nasr, 1-3. Bürün sure) Mev·lW bu süreyi "Flhi ma-fih, te ıefsir eder. Ona göre .k ul, mAnevi yolu kendi gücü:rle n$amaz. Oncc kendisi ·çalışır çabalar; sonra Tanrı yardunı gelir, çatar, kul, ona da}·aomadıkça bir iş başaramıyacağıru anla: (bö. Jum, 17, s. 67-68) .

ve in$anlarm bölük bölük Allah dinine

1SI9.

Habeş kıralı tarafındaıı

Yemen valisi tayin

edilen Ebrehe, Yemen'de bir ıniibet yaptırmış, Ki'be yerine o m5bedin ziyaret edilmesini sağlamaya çalış­ mış, fakat bir başarı elde edemeyince K!i'bcyi yık­ maya karar vermiş, bir orduyla Mekke'ye girmişti. Bu ordu Eb5bil denen ku~ların hücumuna uğrayıp ·yok olmuştu. Bu orduda fil bulunduğundan ve· Arap.lar için fil görülmemiş bir hayvan olduğundan, aynı :zamanda henüz genel bir tarih kabul edil.meditıinden bu yıla "Fil Yılı, deruniştir. Hz. Muhammed bu olaydan elli, ellibeş yıl son ra dogmuşrur. Bu olayı anlaıan :sôre, Kur'iin'ının CV,. sQresidir. 1333. "İnanan inananın aynasıdır., (Caami', II, <s. 1i9). MevlanA "Flhi ma-fih, te "İ na nan inananın .ııynasıdır dedi, kM"ir~ kafirin aynasıdır den:edi. Ama

soı

~~EVI ŞERKI ı

bu kAfirio aynast yok demek değildir ; onun da aynası ama, aynasından haberi yoktur, buyurur (bölüm. 6, s. 19, satır. 30-32). Mü'min ayru zamanda Tanrı adianndandır .(Kur'§n LIX, Haşt, 23}. Bu bakımdan hacUs, gerçek olarak inanan> inancından biaret olan işi, Tanrı sıfatlarının aynasıdır anlamına da gelebilir. ' 1336. Fahrtddin. Bu beyitte 606 Hicride ölen (1210) ve meşhur "Tefsir, sahibi olan Fahred<lin-i Razi'ye ıariz edilmededir. Mcnakıb kitaptan, Sultan'.(i}-UlemA babseddin Veled'in Belli'ten g-öçüşün~ bu zatın sebep olduğunu yazarlatsa da Hamdullah-ı Müsrevfl, Hicri 618 sularında ( 1221) göçtültü.nü yazar (Tarih-i Gü.zlde; E.J. W. G ibb vakfı, Londra-1910, s. 791 ). Sultan Vcled "İbtidA·name, de, Sult~n'üi·UieınA'­ nuı Belh'ten Hicaz'a hareket eniğini, daha yolda iken Mogollar tarafından Bclh'in zaptedildiginin duyulduğunu bildirir (s. 190-191). Eftalti, başka rivayetlerine z.ıt olmakla berober, Mogollsrın, Sulrinii'I-UiemA Bağdat'ıayken Belb'i aldıklarlDl rivayet eder (T absin Yazıcı Bas. I, s. 20-21). Bu bakımdan Fahreddin-i
vardır

Razi,

SultAn:ül-Uiema'nın Belh'ıen göçüşiinden

on-

iki yıl önce ölmüştür. Fakat düşünce ve inanç bakı­ rıundan SultAn'üi-UlemA, Fahreddln-i RAzi'yi boyuna kınamaluadır; hem onu, hem Sultan Muhammed Rilrczm-şah.'ı, h em de onlar gibi Yunan fetsCfefesine inananları sırası diiştükçe pek ağır bir surette yermekıedir. HArezm-şah, halifeliğin All oğull arına aidiyetine dair fetvalar almış, T irmiz'den getirttiği Al~'ill­ Mülk'ii halife ilAn eto)iş, AbbasotuJiarı ile savaşı göze alacak kadar ileri gitmişti. Sultiin'ül-Ulemi'nın bu tenkiılerinde, padişalu bu yola sokan Falır-i Razi

~t:ESf\'J!Vl

SERHl 1

303:

(Mevl§nil. Celaleddin, III. Bas. 40-4 l ). 1377'den sonraki başİıle "DöndüılÜz, geldiniz, ayalı:­ larınız uğuı'lu, gelişiniz hayırlı olsun. En küçük savaştan en büyük savaşa döndünüz, en büvük savaş kulun·nefsiyle, · nefsinin dileğiyle savaşıdır.:; (Cami', II; s. 72)'
sım,

bir

milırak kesilmişii

1358. Kur'an'ın XII. silresinin 96. ~yerinde Yusuf'un, gömleğini Ya~kub'a · gönderdiği ve müjdeci: gelip gömleği getirince Ya'kub gözlerine sürerek görmeye başladığı anlatılır. 125. beytin izahına bakı-· nız. Bu beyittc aye. ten bir söz de aynen alınmı:ştJr. t 1359. Mevlana'nın bu beyti 657 },ıın·da (12581259), Hiilagu'mın (ölm. 663 H. 1264) Şam'a gönderdiği Ketboğa'nın bozguna uğraması üzerine oku· duğunu Eflaki rivayet ediyor (Tabsin Yazıcı Bas.. metin, I . s. 93-95). 1378. "Sana en düşman olan, düşmanlarının en çetini' bulunan düşman, içindeki nefsindk., (Künuı, I, s. 1D) 1382. Taşlar- Taşyürcl<li Kafirler. II. Siirenin {Bakara) 23-24. ayetlerinde, Kur'an'ın Allah keHimr olduğt.ında şüphe edenlere duydukları sureye benzer bir sure getirmelerini, hatta bu hususta yardımcıla­ rını da çağırmalarıru, fakat buna imkAn bulamayacak1an, o halde de ateşi kôfir olanlarla taşlar olan ce·· hennemdea çekinmeleri bildirilmektedir. Beyitte bu ayedere işiret edilmektedir . 1383-f386. "Cehenneme atılanlar atılır; fakat o, boyuna daha yok mu der; sonuada Allah (yücelik) ayağını onun üstüne basar da cehennem o vakit yeter

yeter der., (Huseyu b. Mübarek'iı·Zabidi: Tacrid'üsSar!h;
Mısır-1323.

II, s. 113.

Aynı

sahifede,

aynı.

mealde, biraı. daha uzun bir hadis daha var.) "0 gün cehenneme doldun mu der; o da daha. yok .mu der.,

(Kur'an, L, Kaaf, 30),
Dağı. Kur'an'ın L. silresi ·«Kaaf, andbiiyük ve şerefli· Kur'an'a, diye başlar ve bu siıreye "kaaf Suresi, ·denir. Kaaf bir rivayete göre Tanrt adlarmdandır. Dünyayı çepe,çevre kap'layan da·ğın adıdır da denrniştir. "Ta HA, ve "Y! Sin, diye .başiayan siırelerde bu sözlerin Hz. Muhammcd'e .hitab olduğu düşünülürse yirmidokuz surenlıı başm­ oda blilunan bu harflerin hepsinin de Hz. Muhammed'e hitab olduğu söylenebilir. Iaş§nl, Kaaf'ı, herŞeyi :kaplayan Tanrı arşı, Kalb-i ı'v!uhammedl olarak ka.bul ediyor (Il, s. 255;.

1393. Kaf

· olswı

XXXIII. surcnin (Ahzab) 72. ayetinde, "Şüphe yok ki biz emaneti göklere ve yeryüzüne ve dağlara -arzettik; derken onlar, onu yüklenmekten çekindiler ·ve ondan korktular; O'nu insana ylikledik; şüphe yok .ki çok ziiliın oldu, çok bilgisiz bir hale geldi;, denmektedir. Emancte, yapılması huyurulan şeyler, hükümler, farz'lar, emanete. ve ahde vefa etmek gibi anlamlar ·verilmiştir. Göklere, yeryüzüne, dağlara arı<ctmckten ·makşat, oralarda bulunanlara arzetme:ı.:tedir diyenler .de olmuştur. Ragıb-ı Isfalıani akıl olarak kabul eder (Kur'in-1 Kerim ve Meali, açılama, s. XCIII). K§ıinat, kilinattaki her varlık, Allah'ın kudretinin, sıfat­ larırun delilleridir; fakat insanda, hilkatinhı keınilli > Zahir olmuştur. İşte bu mazhareiyeı "emanet, tir; bütün Idiinan anlam bakımından kaplıyan gerçektir. Hamzaviyye ricalinden İdrls-i Muhtefi ( 102-4 H. ,i615) 'meşhur Şathiyesinde,

!OS:

Kaf Dagını sırtıma Bahr-• ummanı ıçtiın.

Ylllıltndun, Kanmadım

etme aceb; amma neden

diye aynı inancı, aynı kanaaıi belirtir (A. Gölpınarlı o Melarollil< ve Mel~ınller, lsı, Üniv. Türkiyat Enst. 193 1, s. 125). 1394. "Adam savaşmakla çerio er sayılmaz; öfkeleoditi zaman kendini ıuubilendir çetin., (Cimi', II, s. 112)

*"

( METİN )

Rum Elçisinin, inananların eroiri Ömer'e, Allah ondan razı olsun, ·gelmesi, Ömer'In aluluklannı görmesi Bunu anlamak ıçin de bir hiUye dinle; dinle de ~öıümdcn hisse al ( •ı. Kayser'den Omer'e, engin çöller aşarak' bir elçi geldi; Medine'ye ulaşrı.
Medinelilere, a kişiler dedi. Halifenin köş­ kü nerde? Gösterin de atımı, eşyamı oraya çekeyim.

Topluluk, onun köşkü yokrur ki Ömer'in köşkü. apaydın canı.

dedi;

Emirdir diye adı sanı yayılıruşnr ama yoksullar gibi bir kulübeci~i vardır onun.

HOO.

A kardeş, sen onun köşkünü nasıl görebilirsin? Gönül gözünde kıl bitmiş senin.
Gönüı arıt

gözünil kıldan da ondan sonra onun

temiıle, köşküne

hastalıktan

göz dik.
tarafına

(•)

Bu beyit,

ko..rfthttırmad• hatlığın

iki

birer

GU.tra olarak yanlmat tıT.

yı.

Kimin canı heveslerde.n tertemizse o o tertemiz sayvanı tez görür o.

kapı·

" Muhammed. bu ateşten, bu du mandan• da nereye yüz çcvirdiyse orada Tann cemalini gördü.
a{ındı

Kötülük dileğini güden vesveseye yoldaşı oldukça Tanrı cemalini nerden bileceksin sen?
şehirden

Kimin gönlünden bir kapı bir güneş görUr.

açılırsa

o, her

Ay,
Tanrı

nasıl

yıldızların

arasında arasında

cemali de, · agyar

görünürseöyle görünür,

belirir.
İki parmağının ucunu, götür de iki gözüne

koy; düuyada bir şey görebilir misin ltiç?
saf et.

In·

Göremezsin ama bu dünya da yok de~dir ya; şom nefis parmağıudan başka kimseciğin. kusuru yok. Sen gayret et de gllzlerindeu paı:ınakların~ çek; ondan sonra da dileğine bak, gör.

1410.

* Nuh'n ümmeti dedi ki: Sevap nerde? Nuh, hani elbisenize bilründünüz ya oarada dedi.
Dedi ki : Yüzlerinizi, başlaruuzı elbiselere bürüuüp ömiinüz de gözleriniz varken görmediniz.
İnsan görüştür, öte yanı deri; görüş de dos·
nıu gllrüşüdür,

dostn görmektir.

.308

><ESN!VI

SıRlll ı

DO$tun görüşü olnıadlktan, insan sevgitiyi görmedikten sonra kör olsun, daha iyi. Ölümsüz olmayaıı dosıran da uzak olmak ye~.

Rum elçisinin , bu terü tAze sözleri duyun· ca özlemi daha da arttı.
Gözünü. Omer'i aramaya dikti;. eŞyayı da yitirdi gitti, atJ ·da.

O iş erinin izine düşmüştü, her yanda, deli gibi onu sormadaydı.
Dünyada böyle adam da olabilir mi ki diyordu; can gibi;dünyadan gizlensin. Ona kul köle kesitrnek için aradı, taradı onu ; zati arayan bulur.
işte

Bir bedevi kadını., · onu yabancı görünce, dedi, Ömer şuracıkta, o hurma ağacının
Hıılktan ayrılmış, hurma ağaODlll dibine gölgesinde uyuyan Tann göl-

altında.

1420.

varmış.

Ağacın

gesini . seyret.

Tanrı

Rum elçisinin, innnanların erııiri Ömer'!, ondan rnzı olsun, a l!acm altmda uyur bulması

Oraya geldi, uzakta durdu; Omer'i görünce "titremeye başladı. Elçiye, o uyuyandan bir heybet geldi ; cam oda bir hoş hal belirdi.

MESNEVl·

ŞERH!

1

3091

nında

Scvsiyle korku birbirine zımr; fakat cabu iki zıddın ·da birden belirdiğini duydu.

Kendi kendine .ben padişablar gördüm, de-· di, sultanlar ululadılar, seçtiler beni. O padişahlardan ne ü:rktüm, ne korktum. Bu adamın korkusuysa aklımı kapu gitti.
Arslanların, kaııkaniarın bulundukları

manlara

daldmı;

betim bcnzim

.aımadı

or-· bile. '

Bunca savaşlara gjrdim; arslan gibi dövüş tüm;· Bunca ağır yaralar aldun; bunca kişiyi ağır: yaralarla yar~aQ.ım ı gene de yüreğim başka­ larından güçlüydü. * .Bu adam, yerde silahsız yatıyor; benimseyedi azam ila ondan tir tir titriyor, bu nedir?-

1430.

Bu,

Tan.rı

korkusu, halktan korkmak

değil;.

şu bırkaya bürü·wnüş adaının korku~u değil

bu.

Kim Tanrı'dan korkar da çekinme yolunu tutarsa onu gören, cin olsun, insan olsun, korkar.
Bu
düşüncelere daldı

vuşturdu ;

da saygıyla elini kabir zaman sonra Ömer uykudan

uyandı, kalktı.

*· Elçi Ömer'e tazirode bulundu, selAm verdi. Peygamber, önce sellim, sonra söz
demiştir.

Ömer, selılınını ·aldı; yanına çağırdı, emin. etti onu, karşısına oturttu.

* Korkmayın sözü, kor~nlara sunulan yemektir; bu yemek, k.orkanların harcı olan bir yemek tir.

S.O. r.ıERKEZ f<ÜTÜPI-f..MI!E

:310

ı.JE&'IEVI S~HI J

Kim korkarsa ona aman verirler, korkan yüreciğini yatıştırırlar onun. Korkmayana nasıl olur .da korkma dersin:?. Derse muhtac olmayana ne diye ders verirsin?' Ömer de o yür~ği yerinden kopmuş adami)l gönlünü neş'elendirdi; yıkılmış hatırını yaptı. Ondan sonra da ona ince sözler söylemeye, iyi bir yoldaş olan Tanrı'nuı suatlarından bah. seımeye koyuldu.
1440.

Elçi, makamı, hali bilsin diye 'l'andnın, Abdal'e karşı gösterdiği lutufları anlattı.

* Dedi ki: Hal, o güzelim gelinin cilvesinc benzer; şu ınakamsa o gelinle · yalnız kalışıır. Citvcyi padişah da görür, padişahtan başka­ sı da. Fakat yalwz kalma çağı geldi mi, üstün padişahıan başkası orada bulunamaz. Gelin mevkı sahiplerine de. dlvelenir, halka da. Fakat gelinle ancak padişah yalnız kalabilir. Sürüerden bal sahibi olanlar çokt'uı"; fakat onların arasında makam sahibi olan az bulunur.
Ömer elçiye can \ konaklarllll hatırlattı, canınin yolculuklarıru andırdı.

Zamandan d.a clışarı olan ı.amandan, ul\1luklarla dopdolu kutluluk durağmdan, Can zümrüdüankasının bundan önceki sı­
ıu:sız uçu,şlarından Söıı.

açu.

Carun her bir uçuşu, tanyerlerinden de öıe­ <leydi; öılem çekenin ümidinden de ileriydi; korkusundan da. ·

MF.SJ'\'EVI ·$ERHI 1

311

Ömer yüzü yabancıya çalan o elçiyi dost buldu; · canının. m ları dilediğini anladı. 1450.
Şeyh olgundu, mürit iştahb. Adam çcvikti,

binek

l<apıda.

O mürşid, onun irşada kabiliyetti olduğunu gördü; tertemiz tohumu tertemiz yere ekti.

Rum elçisinin, Tanrı razı olsun, Ömer'e soru sorması
Adam· dedi .k i: Ey inananların emlri, can, yücelerden yeryüzüne nasıl geldi?
Sınıra sığmaz kuş, kafese nasıl girdi? ömer,
Tanrı,

dedi; cana afsun okudu. hikayeler söyled i. Gözü kulağı olmayan yokluklara afsun okuyunca coşuvcdr onlar.

Onun afsunuyfa yoklar, varlık illkes.i ne taklalar atarak hemencecik gelirler.

Var olana da bir afsun okur; var olan, te:ıcc, iki çifte atla tekrar yokluğa at sürer gider.
Gülün kulağına bir söz söyledi, güldürdü onu; taşa bir ·söz dedi, onu akıyk haline getirdi, madcnc döndürdü. Bedene bir- ayet okudu, beden ean kesildi; bir şey dedi, parıl parıl parladı o. Derkeıi gene onun kulağına korkunç bir söıceğiz üfler; güneşin yüzüne yüzlerce perde iner, tutulur gider.
güneşe

312

MES"'EVJ SEltfll 1

'

1460.

Bulutun kulağına o söyleyen, ne söyledi de bulut. gözierrnden misk gibi gözyaşları. dökmeye başladi? Tanrı, toprağın kulağına ne okumuştur da toprak, murllibaya varmış, susmuş kalnuştır-

Tanrı bir muamıi:ıa söylem'iştir de· Onu işkilde hapsa tıkmıştır; onun söyledi~ ği o işi mi ·yapayım der, yok~a onun zıddını mı?· O ikı işten birinı seç_ r, işlerse biı üstün e tutuş, gene Tann'dandır.
Can
şu

İşkilde kalanın, şaşırıp duranında kulağına,

aklının

işl<ile düşmemesini
tıka.

istiyorsan.
a~ık;

pamuğu

cankulağına 32

N.

tıka

®

m\lammal.arıııı

anla; gizli,

söylediği sözleri idı'ak et.

Böylece cankulağı vahiy yeri olsun. Vahiy nedir? Duygudan bile gizli söylenen söz. Cankul~ğı da bu duygudan bambaşkadır,. apayrı, eangözü de. Akıl' kulağı da 'bunu an-larnakta müflistir, zan kulağı .da. Cebirden söz edişim, aşkı sabusız bir hale' getirdi; aşık olmayansa cebri tutru. hapsetti.
1770.

Bu,
değil; dığı,

Tanrı'yla

manev!

beıaberliktir,

cebir·

bu, aym

görünüşüdür,

bulut

değil:

nu, ccbir bile oisa herkesin sandığı, anlahele dileğine bağlı, kötülüğü buyurur· nefsin cebri değil. Ey oğul, cebri, Tanrı kimin gönül gözünü: açmı§sa o tanır.

li!ESNEVI SERHI J

313

Bu çeşit kişilere gizli şeyler de apaçıkrır, gelecek, ola<:;!k şeyler de . . Geçmişi anmak on-

larca hiç bir
va
edişleri

şey değildir.
bambaşkadır,

Onların, dilediklerinı

de

tıklarıw

söyleyişleri

yapabileceklerini daher şeyi zorla yapde. Katreler sedefierin

içinde inci kesilir. Sedefin dışmda küçük, büyük damlalar var; fakat o damlalar scdefin içinde· küçük, biiy_ lt ü inci olmuştu. O toplulukta, ınlsl< . ceyHinınm göbeğindeki kabiliyel vardır; hani dışardski ~an; o ccyldn- · ların· gÖbeğinde misk olur gider. Sen,
dışarıdaki şu

ğinde nasıl

kan misk ceylanmm göbemis!< olur deme.

kır,

Sen, dışarda iken bayağl bir şey Qlan şu baiks!rin gönlüne girince nasıl altın oluyor deme {*).
Dilediğiıli işleyiş,

leyiş ddvası,

yahut Tanrı zoruyla iş­ sende bir hayalden ibareiken onlarda oldu mu, ululuk ışığı kesildi gitti. Ekmek sofradakey cansızdır, insanların bedenlerindeyse neş'eli ruh kesilir.
Sofranın ortasındayken can kesilmesine imkan yoktur; fakat can, Selsebll suyuyla yoğu­ rur, can eder onu.

l480.

('')

Me:tinde "çun gtred ttuh~r" s8züniin

)'A'Ilif\Q

"«•tl~tt

~;ter.. yıu:ıfara.k di.izclt ilnıiı tir.

3lt

MESNlM ŞURH l 1

A doğru okuyan, bu, canın gücü kuvveti;. ya o cana da can olanın gücü kuvveti nedir ?
Insanın bir kolu, canın gücüyle {*) da~ı,. denizle, madenle beraber yanyor.
Dağ yaranın

can

olanın

can gücü, gücüyse Ay'ı

taşı

yarışııı

yarmada; cana. görünmcde.

Gönül, sır dağarcı&ı.n.ın ağzını bir açarıa,. can, arşa dogru koşup gitmeye koyulur:

d iye

Adem'in, Rabbimiz, kendi.mlze zulmettik yaptığı yanlış hareketı kendi üstünealışı, iti'ıis'lnse, sen beni azdırdm diyes u çunu yüce Tanrl'ya
yükleyişi

Tanrı'nın yaptığıw ·da, bizim yaptı~ımızR da, ikisini de gör. Bizim yaptığımız işler de var, bu ıneydanda.

Ortada halkın yaptı~ı iş y0ksa, neden bunu. böyle yaptın deme kimseye.
Tanrı'nın yaı:auşı,

bizim
işimiz,

işlerintizi

meyda-

na getiriyor; bizim belirrileri. '
mı;

Tann

yaratışının

Söz söyleyen biri yn harfleri görür, ya bir solukta ikisini de nasıl görebilir?

aııla­

1490.

Aolama dalarsa harfleri göremez. Göz, bir solukra hem önü, hem ardı glircmez ki.
Metinde
·~bl ak).

C')

o ean' ' ken. " akl"

ın

i.i•tün• "z;ür'..

)'Uıl:ı.rı:ı.k dUıehi lıni.;t ir.

M'ESNEVı

ŞtRHı ı

315

Şunu !:>il bir kere.: Önünü gördüğün Z3.!11an, ardını nasıl görebilirsin?
kavrayamaı:;

Madem ki can, hem harfi, hem mAnayı her ikisini de nasıl yaratabilir?

Oğul, Tanrı herşeyi kavrar; bir işi yapması, başka bir işi yapmasına engel olamaz.

* Şeytan, "Beni azdırdın da, dedi; o alçak, kendi yaptığı işi gizledi.
Adem'se "Biz nefsiınize zulmeıtik,. dedi;

fakat bizim gibi Tanrı'nın işinden habersiz değildi o.
edebi korudu da suçunu gizledi; Taıırı'ya yüklemedi; kendine verdi de 1\.ıtfa
erişti. Yalnız

Tövbe ettikten sonra Tanrı, a Adem dedi, senin işledi·ğin o suçu, uğradığın o mihncılcri ben ıakdtr etmedim mi? Benim takdiri mle değil miydi o kaza? Ne diye özür dilerken gizledin onu? Adem dedi ki: Korktum, edebi bJtakrna· da işte dedi, beh de onun için ·bağışladım. seni.
dım. Tanrı

1500.

Kim saygı $ayarsa, saygı görür; kim şeker getirirse, badem helvası yer.

·* Temiz §eyler kimler içindir? Temizler için. Sevgitiyi hoş nıt, hoşluk gör;. inciı, incin.

* A gönül, a-yırd etmek için bir örnek getir de cebri, ihtiyardan tam ayır; iyice bil. ··

316

El, titreme illetinden titrer; bir de elini ·

sen titretirsin.
Her iki hareketi de Tanrı .yaratmışnr; böyle bil, ama bunu onunl. kıyaslıyamazsın ki. a Elini oynattığından dolayı pişman olabi'lirsin; takaı eli titreyen adamın pişman olriui:unu ne vakit gördün> Bu söylediğim söz de, anlayışı kıt biri, bellti oraya yol bulabilir diye söylediğiiniz akli birsözdür; fakat bu ıiüzenci akıl da ne akıldır ya. Akla dayanan söz, ıncı olsa, mercan olsa. cana aiı bahis, gene başkadır.

Can bahsi, bir
bıoın

başka duraktadır;

ean şara­

bir

başka kıvaını vardır.

Akıl bahsinin iŞ gördüğü çağda bu Ömer, Eb.ü 'l-Hakcm'le sırdaşn.

1510.

Fakat Ömer akıldan cana gelince: Caııo bahsinde(*) Ebü'l-Hakem, Ebiı-Cehl oldu gitti. EbO-Cehil, can bakınundan bilgisizdir ama, duygu bakımından, akıl bakunından olgundur.·
Akıl bahsini, duygu bahsini eser, yahut sebep bil. Can babsiyse şaşılacak, hem de pek şa­ şılacalt bir şeydir.

*

A

ışıklanmak

gereken kaldı, dı, ne kalan.

isteyen, can ışığı gelince ne ne gerektiren; ne gideren kal-

(•y Metinde: ..dar hUk.m-4 er\' ,.~ldıği halde ker,ı.­ latbrrne:d• "hükm'' e&züoüı:ı yuuna ''baM'' yu1lerak clü%el•
tiılmiftn.

MESNJ:"VI $fJlHI I

sn

Çünkü gözü gören birinin, ışığı, panl pgrıJ parlar dururken sapaya benziyen dellic ihtiyacı kalmaz; onu boşlar gider elbette.
''Nerde olursanız olun, o, slzinledir,
5yeıinin ıefslrl

Gene bikiiyeye geldik; zati o hikayeyi ne vakit bıraktık ki biz? Bilgisizlikten söz açarsaıı Tann'nın zıt)da­ o; bilgiden söz edene.k onun sayvamdu o. Uyursak onun sarboşuyuz biz; uyanıksak onun masalına dalmışız. Ağlarsak onun, rızılduıla dolu bulutuı'UZ; gülersek. o zaman d~ şimşeyiğiz onun.
rudır

Kızarsak, savaşusnk bu, onun kalırının ak-

sidir; aksi.

barışır,

özür dilersek bu, onun sevgisinin

1520. - Bu k:ıVTaD.tp duran, bu karmakanşık olan dünyada kimiz biz? Elif' in nesi vardu? Hiç bir şeyi. ruç bir şeyi; biz de elif'e dönmüşüı.

O elçlnln, eanların şu balçığa düşmelerinin sebebini Ömer' den, Tanrı razı olsun, sorması
O cl)'i, Ömer'den bu sözleri işitince gönlünde bir aydınlıktır belirdi.
Kaıında soru da yok Yanlıştan da kurtuldu

oldu gitti, cevap da. gitti, do~dan da.

318

MES..'I!Vt

sı:mut ı

T emeli buldu, anladı da parçalardan geçti; · fakat gene de bir bikmeıe dayanarak sonıya başladı ( *). Dedi ki : Ya Ömer, ne hikmeıtir, ne sırdır ki o atıduru su. şu bulanık yerde hapsedilmiş? Anduru su bir balçık ta gizlenmiş; arı d uru can bedeniere ba~lanmış.
nayı

Ömer, sen derin blr bahse giriyorsun; mlsöze bağlıyorsun dedi; Hür minayı hıpscıün; bir anışı

("")

söıe

bağladın.

Bunu da bir fayda için yaptın; fakat sen, zaten fayda yüzilnden perde ardındasın. Kendisinden fayda meydana gelen Tanrı, bizim gördüğümüzü nasıl olur da görmez? 1530.
Manayı söze hapsetmede bile yüzbinlerce fayda var; bu yilıbinlerce fayda, canın bedene girmesindeki faydaya karşı pek az. Söz söylerken harcadığın soluk, parçabuçukIann parçabuçuğu. Canın bedene girmesindeki faydaysa tümüo de tümü; artık bunda nasıl olur da bir fayda obnaz?

Sen bir parçabuçuksun, senin yaptığm işıe bile fayda varken ne diye tümü kınarnaya el
aıarsın?
(•)
lıiın

Bu üç bcyit m e.tindo yokket:n lca:otı1 attı rmada b.,...
yu.ılrnl.fiJI', Apaçcık

iki ya.·una.

( ••)

'':ridr· " '

dır :

f• kat

~·ı.adrA..

ok.unu,-.

môna. ··y~l i, ~)ı.ı: ğu ' ' o)ur, ncıteltim öbü r n\ieh.eda da. 05)"lc.

MJ~N r:vl

SI. IHII 1 !

319'1

Sözde bir fayda. yoksa söyleme; vaısa kına­ da şükretmeye koyulmaya bal:. Tanı:ı'ya şükrermek herkesin boynuna ta-· kılmış bir gerdanlıktır; herkesin borcudur; savaşnıak, yüzünü ekşitmekse kimseye borç da d~ğildir; şükür de dcnmcı ·Ona. Suratını ekşitmek şükür olsaydı dünyadasirkcden daha fazla şükreden olmazdı, Sirkeye, dğere gicnıcye yol gerekse, balla karış, sirkcngübin ol de ona. Mfınayı şiire sığdırmaya uğraşnıak, hiç bir· şey yapmamaktır; m§na sapantaşına benzer; dilediğin yere ulaş.t(rmaya imkan yok, elinde değil ..
mayı bırak

"Kim Allah'la oturup. kall1mıik istiyorsa tasavvuf chilyle oturup kalksm, sözünün manası
O elçi, bu bir iki kadehle . ke.ıdinden geçti;. ne elçilik kaldı, ne haber. Allah'ın gücline kuvvetine şaşırdı kaldı; elçi bıı.ıaya ulaşm.ca da bir ·padişalı kesildi gitti..
aklında

ı 540.

Sel denize dökiiliince denize oldu; tohum tarlaya ekilince ekin oldu. Ekmek, insanlar babasının bedenine girince· ölüyken dirildi, herşeyden haberi oldu. Mumla (ıduo, kendilerini ateşe feda ettiler· mi, kapkaranlık özleri ışık kesildi.

Sürme
de
herşeye

taşı

gözlere çekilince

görüş

l<csildi

gözcü oldu.

:320

Ne mutlu o adama ki kendisinden kurtuldu da bir dirinin varlığına ulaşn.
kalktı

Eyvahlar olsun o diriye kı ölüyle düşüp da öldü; dirilik kaçtı gitti ondan. Sen de Tanrı Kur'an'ına kaçarsan peygamberlerin canlar1n.1 ulaşır. onlarla kerılırsın * Kur'~o peygamberlerın halleedir; onlar tertemiz ululuk denizinin bahklarıdır.

*

Kur'An'ı okur, fakaı

dediğim

tuunaısan,

tuı kı
çıka r?

peygamberleri, erenleri

göıınü~sün;

ne

Fakaı
ruklarını

ıutarsan,

Kur'an'daki hikayeleri okur. buycan k-uşun kafeste dar.ılır. benzer;
istenıeyişi,

:'1550.

Kafesıcki kuş, zındandaki malıpusa
kurtulmayı

bilgisizliktendir.

Kafeslerinden kurtulan cnnlar peygambcrlcrdir; hnlk• l<ılavuzluğa layıktır onl~r. Onların sesleri dışardan gelir, dinden duyulur. sana da kurtul uş yolu budur,· bu, dcr ·O ses. Derler ki: Biz de bu yola düştük de şu ciaracık l<afesıco kurtulduk; bu kafesıen kurtul.mak icin bu yola düşmekten başko çare yolt Hastalan, ağlar, ınler bir halı- gel de şu 'tanımı> bilinmekten kurtarsınlar seni. Çünkü balkça tanınmak. bilinmek pek saA1aın bir lıağdır; bu yolda, denıir ba[;dan aş:i~ı :ını kalır hiç ?

.. .
*

(Ş E RH )

1395. beyitten sı>nraki hikayenin "Esr:ir'üt-Tevbid,~ bulunduğunu, "Muhtldaret'rıl-Udeba, da da geçtiğini Furuzan-fer bildiriyor. Elçinin, McdJnelilerle· konuşmasınıu da "İh}•a'ül-U!Cım, la "Telblsü İblis, ten alındığını ve "Tezkiret'ül Evliyil, da da Hatcm-i Asarnın'ın bal ıercemesinden anıldığını söylüyor (s. 17-13). Asıl hL'<ftye ikinci halife Ömer'in zamanında iı-iedlnc'ye gelen Roma elçisinin, Ömcr'i mükellef bir· saia)'dR bulacığını sanırken ovada, bir hurma ağn·· emın alunda yatıp uyurken bulmasından meydnno gelmiştir. Fakat Mevl§nl bu lıilciyedc de redaiterine uyup ayedcrle, hadislerle, hal, mak:ım gibi tasawuf" terimleriyle yaratılışı, Allah'ın tasarruf ve tedbirini,. ber varbkı:ıki hikmet ve kudretini, vahyj, can ve akıl gözünil, cebir ve ihtiyarı. yaratılıştaki tekaınülU, nın­ nanın laf;"' sığmıyacağını, ferdiyenen geçmemenin demir bağlarla bağlanm~ktan farksız olduğunu, ken-· disiııe lı5s o fevkull de ralıkiye üslObuyla anlatUlaktedır.. de

1·W3.
Şüphe

"Doğu

da Allahındlf

batı

da.

Artık

nere- ·
şey<.

ye döncrseniı dönün, orada Allah'a dönmUş olursunuz.
yok ki
r
Allalı'ın

bilir.,

(Kur'~n,

lütfu, roluueti boldur, her ll, 115)

1+10. Kur'~n'ın LXXI. sOresi olan NUh sOresinde, NClh'un, Tanrı buyruğuyla kavmini diue çağırdı' F. 2l

:322
ğı,

MESNEVI

ŞERUl

1

sonunda, Rabbim, ben kavıniıni gece gündüı; onsen bağışlayasın, suçlarını örtesin diye ne vakit çağırdıysam parmaktariyle kulaklatııu tıkadrlar, elbi·selcdnc büründülcr, ululaııdıkça ululaııdılar" dediği •anlatılmaktadır (5-7). Beytin ikinci mısramda 7. ~yetten bir kelime aynen alınmıştır (406. Beytin izahına da bk.):
ları

1420. "Sultan, yeryüzünde Allah gölgesidir; onu Allah ulular; onu aşağılayanı Allah aşağılar., {C§ıni', Il, s. 3L Ayıu sabifede bu meatdc beş had!s aletle hüküm veren·daha vardır. Sultari'dan maksat ad..kudret ve buyruk sahibi kişidir.)
ululaya.ııı

1429. Yedi ilzl, baş, ·iki bacalc ve ayaktır.

göğüs, karın,

i!ti kol ve cl,

1433. "Söıdcn önce selam,, "Sözden önce selam, ·.selam vermeden kimseyi yemeğe çağırrnayın,, "So-rudan önce selam; kim seHlm vermeden bir şey sorarsa ısize, cevap vemıeyin., (cami', II, s. 32)

1435. "Gerçekten de Rabbimi4 Allah'tır dedikten ·'Sonra da dosdoğru hareket edenlere melekler indi•ririz de sakın korkmayın ve malızun olma}~n ve ;ı:nüj­ •deleııin, sevinin size vaad edilen cennetle deriz., ·(Kur'an, XLI, S•f, 30) Korkmayın söıü aynen bu .iyettcn alınmıştır.

1441. Hal. sufilerce, ne}'e., hüzün, genişlik. dargibi bir halin insanı, elinde olmadan kapJaınası, kavranıasıdır. İyi, yahut köcü olabilir. Miina .aıeminin yolcusu, yoldayken çeşitli hallere,_uğrar; hatra inkar bile bir haldir. Fakat var~cağı yere vardı nıı birlik, ona mal olur. İnsana mal olan lı!le maknam .derler (Ta'rifat, Hal maddesi, s. :32).
,Jık, sıkıntı

MP..SNJ.i\'1

ŞT;RHJ

l

aı:ı::

1491-1195. Tanrı, İblis Adeın'e secde etmeyince, sana secde ermeyi emrettiğim zaınan, secde etmekten

men.' eden neydi seni diye

lınyırlı)'un, beni ateşten raru n demiş, Tanrı da onu cennetten sürmüştür. İblis, öyleyse beni kıyamete dek öldürme, mühlet ver bana demiş; Tanrı dileğini . verdikten sonra da, beni azdıran. sensin deyip kulları doğru yoldan saptıracağıw söylemişiir (VII, A'rii(. 12-17). Adem'le Ha\'Va'ya geli.o-· ce onlar, 1259. beytin şerhinde söı•lenildiği gibi ebede riayet ederek kendi nefislerine zulmettiklerini söylemişler, bağışlannuşlardır. Her iş Allah'ın takdiciyk olur . .Mutlak ce bre inananlada tafv!ıe inauanlar müstesn:l Allah'ın, kulu, lıayır ve şer işiernekte muhayyer bıraktığına inanan iman ehliyle cüz'i iradeyi kabul edeoler da\ıi, Allah'ın, kulwı ne yapacağını bildiğini,. biİgisi, kulu o işi i~lcmeye zorlamasa bile, kulun itaati. de, isyaru da Allalı'ın verdiği kuvvet ve kudretle yaptığını ~abul etmişlerdir. Fakat insanın gco~ de edebe: riayet ederel< -duada bile, ey gökleri yaratan, yerleri yaratan, doğrulara yardım eden, acizdc kalanları koru)'aıı, suçları bağışlayan gibi sözlerle dua etmesi gerckti.ı-. Buna karşılık meselil., ey depreınlerle yer~'Ü~Ü-· nü altüst eden, samyclkriylc, ftrtınalarla çöllerde~ denizlerde insanları boğan diye de dua edebilirdi ; fa'" kat bu tarzda edebe riayet etmemiş olurdu. İnsanın,. yerken, içerken, gezerken, lı :r halde gaflcrc düşmemesi,. edep gözlemesi gerekir. Kaldı ki Adem l'eygaınber­ II. surenin 30. ayetinde beyan huyurulduğu gibi yeryüzünde· halife olmak üzere yaratılmiştı; teklif mahalli olmayan cennette kalmak üzere değil. LI. sürenin (Zilriyilt) 56. ayetinde bildirildiği gibi yaratılanlar_,.

o da, ben 011dan yararun, onuysa topraktım ya-

sormuş,

M'F.SNBVI SilRJ-U J

Alla.'>'a kulluk eı.mek, bunun için de onu tanımak için ynranlınışlardır; halkın efdali, Peygamberlerin M·tcmi, Aclcm .Peygamber'in soyundan gelecek li; bu bakımdan onların, yani Adcm ve Havv§'ruo, y:ıklaıjma­ maları emredilen ağacın meyvasından yemeleri.• suç -değildi; " terk-i ev lan yani yapılmaması daha doğiu -ol:u'l, fakat yapılması da suç olmayan bir şeyi terk eım~kti. Hatta bu husust. daha ileri gidip bu nehyin, a teşV.lkıy, ıergı.ybi bir nehiy olduğu dahi söylenebil ir; ·çünkü peygamberler, bilba3sa Ehlibeyı İmamlarınca, nübüvvetlerinden 6nce de, sonra da her rürlü küçük ve büyük günahlardan, hatta hatadan, unuırnaktan dahi münezzeh ve mukaddestirler ; tebliğin emanetine de şart budur. ll u bakımdan onların bu is ıi~farı, edebe riayetti. 1501. " Pis kadınlar, pis erkeklerindir; pis erkekler, -pis kadın.ların ve temiz kadınlar, remiz erkeklerindir; terniz erkekler, temiz kadınların. Onlar öbiitlerin(n söyledikleri sözlerden uzaktır, onlarındır yarliganma ve güzelim bir rızık. " (XXIV, N ür, 26).
1~02- 15 12. 13u beyirierde gene ccbir ve ihtiyardan 'bahsedilmektedir. Bir insan titreme illetine turulsa, eli titrese, bir insan da dile~i}1e, isteğiyle elini titretsc, mesel~ söylerken, sözünü daha iyi anlat~bilmek için jşaretticr yapsa, yahut eline bii kalem ahp bir şey yazsa şüphe yok ki bu iki hareket arasında bir fark vardır. Her iki hareketi de Allah yaratıyox; fakat eli titreyen, bu · hareketi kendi dileğiyle yapmadığı :, için iorıırnlu değildir, pişman da olnıaı. Ama konuşı.irken işaretiçı-de 1ıui1Uıan, yalıut bir şey yazan, işaretlerinde e debe ayl;ırı bir şey yaparsa, yazısıuda yalan, yruılış

MESNEVI

ŞERlll

1

bir

şey

yazarsa

yaptı~ı

harel:ettcn,

yazdı&ı yazıdan

pişman olabilir. Taatımıı da, isyaııımıı da Allah'ın verdi.~i kuvvetledir; fakat

hem sorumludur, hem de
Allnh'u:ı eınrini

tutmaya. nehyinden kaçmaya memuruz ; bu hususta da onun IOtfıınu, yordıınını istemekteyiz. Mutlak cebre inanınal;, 943-948. beyirierde anlatıldığı gibi hem şer'a. hem edebe aykırıdır. 1513. Gereken, gerekııren, gideren, kalan, metin-· de "lftzım, melzUm. n§fi, multra1.t, di}'e geçi)'or. Bun-· lar akli dclillerdit. Uzım olan. yani gereken şeyde bir gerektiren ararur; mesela iyi insanda, iyilik gerektir; iyilik için de iyi insanın vücudu gerek. Gideren le· \(alan sa birbirine zıttır. Her kalan, her olan şeyin bir olduranı vardır. Yapilan bir işte, o işin yapılınasına sebep olan, yaptıran aranır; yapılan, yapılmasına bir sebep vardır da yapılmı ştır; yapılmayan yapılına­ masına sebep olan, bir gideren vardır ki yapılmamış­ ur; yapılmayan, meydana gelmeyen işse yapılmamış demektir ve meydana gelmemiştir. 1514. .Bu beyitten sonraki başlık "Öyle bir mAbuı­ ki gökleri ve yeryür.ünil altı günde yaramuştır da sonra arşa hillüro olmuştur ; bilir ne girerse yere ve ne çıkarsa ordan ve ne yağarsa gökten ve ne ağarsa oraya ve o, sizinledir nerde olursanız ve Allah, ne yapıyor­ sanıı görür,, Ayetinde işaret edilmektedir (LVII . Hadld. 4). 1520. "Elifte bir şey yok,. Mevlanl bunu Mcsnevrde de Divan'da da çok söyler. Arap alfabesind~ ilk harr olan ve alfabemizdeki "a, c, harflwne, bazı kere de "ı, i, o, ö, u, ü, harflerine uyan elif, yukarıdan aşa­ ğıya çekilmiş düz bir çizgidir. Üsıünde, altında nokıur

~E'Vl ŞERUI I

yoktur. Eskiden çocuklara "Elif'ıe bir şey yok, be alıında bir nokta, te ona benzer, se ona benzer. Cım karnında bir nokra, ha ona benzer, hı ona benzer ... , .qiye ıertiplenmiş tekerlerneler nağme ile okurulur, .böylcçe de harflerin şekilleri çocukların zihinlerine :sokulınuş olurdu. "Eliftc bir şey yoı,, sözü bu teker· lernedendir. Ay w zamanda, elif, m utlAk varlık'a işa­ -rettir (Fitih'ül·Ebyit, s. 13). Bütün sıfaılar, zatında müstelılckrir. Mevliinli bu beyitte bu iı:ıanca da işaret etmektedir.

tası

1537. Beyinen sonraki balışkra geçen söz, bazı hadis olarak kabul edilirse de ıasavvuf ve safi sözleri, 132. beyıin izahında söylediğimiz gibi ·Hz. Muhnnııned'in zamanında yok nı. Zaten Mev!An1 da bu söze hadis demiyor; sıllllerden birinin sözü olasılfiler tarafından

cak. 1547.
"AWakı,

hali

Kur'an'dı., (Cılmi',

II, s. 93).

15413. " Nice din hukuku öğrenmiş kişi vardır ki nonunla amel etmez, bilmez sayılır. Kimin bilgisi .kendisine fayda vermezse 7.atar verir ona bilgisizliği; Kur'ftn, sana neyi yapma diyor, oku; fakat okuman o işi yapmaktan seni men' ctmeıse Kur'dn'ı ol<umaınış sayılırnn., (Cftroi', II, s. 19)

*" *

(M E'flN )
.:sır

t§cirin hikayesi, alışveriş Için giderken mabpus dudusuoun, Hindistan dudularıııa sellim gÖodermesi
Bir tAcir vardı, bir de dudusu vardı; kaftste mahpus. güzel bir duduydu. T&cir yolculuğa hazırlnndı, Hindistan'a gitmeyi kurdu. Cömertliğinden her kuln, halayıkcağııa, sana ne getireyim, ıez söyle dedi.

Her biri, ondan bir dilek diledi; o iyi adam da hepsine vaatlerde bulundu.
4 360.

Dudusuna, se n ne aımajlan istersin; ne dileesin ki H indistan ülkesinden alayun da, sana gctireyim dedi ( •). Dudu, orda dudular vardir dedi; onları görünce ; haiimi anlat. Filôn dudu sizi özlernede ; Tan.ıı takdiriyle biı.im malıpusumuz o. Size sel8.m söyledi; siıdtn yardım diledi; bir çare, bir kurtuluş yolu bulmaruzı istedi. Dedi ki de; yakışır mı ki ben, özlemler içinde burada ayrılık la·. can vereyim?
1\ı-m;:ıZ:ln ,
T i.irkç.c <tlarok

.("")

bö yle kullanılmı~hr,

:ızs

MESNt;'VI ŞERtil 1

Yakışır ını bu ki ben, sajtlam bağlarla bag-

lanayını;
ağaçlara

sizse kimi
konasınız.

yeşilliklerde

gezesiniz, kimi•

Dostların vcfası pıs•g kalayım,

böyle mi olur? Ben şu basiz gülbahçesinde gezip toıasuuı.
ağlayıp

A ulular, bu aruo beni.

inleyen

duduY'~

da ha-

tırlayın; bir sabah çagı çayırlıkta,

~imenlikte

Dostları anış dosta kuıl udur; hele dostu n . biri LeylA, öbürü Mecııun olursa. A dostlar, siz boyu posu düzgün, yanı beli uygun eşierinizle zevk içindesiniz; bense kendi · kanımi~ dolu kadcbler içmedeyim.

l 570,

Bana yardım etmek istemeseniz bile biç ol-· mazsa beni anarak bir kadcb şarap için.

* İçerken de bu topraktahıra döşenmiş düş­ künü anın da bir yudumcuğunu toprağa dökün .. Ne tuhaf iş, hani o ahiı, ne oldu o am? O şe· kcr gibi dudaldardan çıkan vaatler nerede?

* Bu kulun ayrılışı, ayrılığa düşmesi, kötü . kulluktansa, kötüye ktitülük edersen aramızda ne fark kalır? Fakat kızar, savaşıı· da kötülükte bulunur· san, yaptığın kötülük çalg.ıdan, çağanal<tan, çeng : sesinden daha da fazla zevk verir bana. A ccfası, devleuen de daha gÜ2el olan; a. öc alı~ı, candan da daha sevgili bulunan; Ateşin bu senin; ışıj!ın nastl? V erdiitin yas. bu; düğüoiin, derneğin nasıldır acaba?

MES.'IEVl $ERli! l

3t9

Cevrinde bu tatlılıklar varken h1ıfunun künbüne kim dalabitir ki? Ağiarım ama inanır da cefasını aıalııve­ rirse de korkarım hani. Gerçekten de bem l<ahrıoa ~şıkım, onun, bem h1tfuna. Ne şaşılacak bir aşıkım ki bu ikisini de scvmedeyim ben. n580.
Vallahı bu dikenden kurtulur da gülbahçesine var=, bülbül gibi bu yüzden feryad eımcye koyulurum.

Bu ne şaşılacak bülbüldür lti ağzıoı açtı mı dikeni de gülbahçcsirle beraber yer. sömürür. Ne bülbülü . bu? Ateşren bir timsah bu. ll ütün hoş olmayan şeyler onun aşkiyle hoş olup gidiyor.
ftşık,

Tüme aşık, zıiten de kendisi tüm. Kendine kendi sevgisini arıyor o.
İlahf duduku~lnrınııı

kanatlan

Cao dudusunun hikayesi de bu çeıiııir; ·fakat kuşlam mahreo:ı kişi nerde? Nerde suçsuz, nrıl< bir kuş ki içinde, ordusuyla beraber Süleyman bulunsun? Şükretmek için de deP;il, şikAyet etmek için de değil. Fakaı ferya<U başladı mı yedi göğe -de bir gürültüdür düşsün.
yüzlerce melmıp, ·yü:ıleree tıaberça•'Uşu kesilsin; bir Yarabbi de" Her
soluğu, Tanrı'dan

33G

~U!.SNI:VI .$1!RHI l

mesiııe karşılık Tanrı'dan, altmış kere buyur·

kulum sesi gelsin. Suçu, Tanrı katında kulluktan yeğ olsun; kill-· rüne kar}ı bütün in.wçlar değersiz bir hale gelsin.

*
1590.

rı, tacıwn

Her solukın ona özel bir mlrac olsun; Tanüsrüne yüzlerce özc.l taç koysun.

Görünüşte, toprak üstünde
ıneklmsızlık

olsun;

canıysa.

mckansızlık

ilinde uçsun; hem de öylesine bir ilinde ki yolcuların vchimlerine> bile gelmesin .

Aolayacağın bir ınckansızlık ili değil; her solul<ta oradan bir hayll doğmaz sana.

Meldin ili de o Alemin buyru!'ıunda, mekan-· ili de; hani dört ırmak nasıl cennet liğin. buyruğundaysa öyle. ·
sızlık

*

Bwıu

pek

anlatına,

bile alma; :'\.llnh

doğrusunu

yüz ÇC\•ir bundan ; soluk. daha iyi bilir •

Dostlar, biz gene kuşJ tllcir ve Hindistan. hikayesine döndük ( "). T§cir, bu haberi ilcımeyc, on1m seliimıru,. cinsinden olan kuşlara götürmeye söz verdi.
(•) Hk m,ltM', n'etindti "Bb mtgftı:dim rnti. Iy dOttart" iken "mA .. lc.elimuinin ah•na .. uin/ .. yazılmıJ. oU.ha r... rlu. itant cdiJmit; muM". ''Bfıı tı.ligerdinı cıin iy dU.mm'' o lmuf'" tur. Bu teı.kd1rde roan.a, "Do.etlar. hiı: aane bu baJ..is-ten ku,_. taeir ve Hindistan hikaye.eine döndük" oJur.

JırtiSNJNl

SfRBl 1

Efendisinin, çayırda Hindistan dudularını görmesi, dudusunun sözlerini onlara söylemesi
Tacir Hindistan'ın ta öte ucuna varmcı •ovada birka~ d.udu gördü. llineğiııi durdurdu, onlara seslenerek o se.H\ıru, o emanet ettiği sözleri söyledi. · O dudulann içinden birı titrcdi, derken düşni. soluğu kesildi, öldu.
tiıredi,

Dudunun efendisi, o haberi söylediğine piş­ man oldu; bir canlının ölümline sebep oldum dedi.

:t600.
dı;

Bun\ın,

belki de o duducukla akrabalığı varbelki de bunlar iki bedendi de canları birdi.

Neden yapum buxıu, neden bu haberi ilettim; çaresiı. kuşu bu haber le yakıp yandırdım.
Şu dil, ıa~la demire benziyor; dilden sıçra­ yan sözse' sanki at~. Kimi hikaye söyliycrck, kimi laf ederek demid taşa vurn1a boş yere. Çünkii ortalık karanlık, her yanda da pamuk var; kıvılcım pamuğa sıçrasa ne olur?
·mıştır

Zalim, o ıopluluga dcrler ki gözlerini kapada söylediği sözlerle bir dünyayı yakıp

ya!!dırınıştır.

Bir söz, bir dünyayı yıkar; ölü tilkileri arsaan haline getirir.

332

.'rlE$1'\EVI SERlll l

• Canlar zaten temelden lsa sol.ııkludur; ki·-· mi yar3 kesilirler, kimi de mclhem olurlar. Canlardan perde kalksaydı her cıının söı.ü•. Mesih'in sözüne dönerdi. Şeker gibi söz söylemek istersen sabret,. harls olma, yeme şu lıelvayı.
1610.
Aklı
helvayı

fikri eren
göğe

kişilerin iştulılan

sabradır;.

ÇO<'Uklar arzular.

Sa breden dikçe geriler.
Tanrı

a!lar; hclva yiyense gerllc-·

ruhunu kutlasın, Ferideddin «Stn nefis sa/ıibisi11 a gafil, toprak

Atmr'ın: ıçmdt

ye ; Palıat g/Jnül salıibi, zelıir bile yeJe o zehir bal kesilir, sözünün ıefslrl
Gönül sahibi olan apaçık. öldürücü zehri , bile içse o zehü ziyan vermez ona. Çünkü sağlığa esenlige kavuşmuştur, pelı­ rizden kurtulmuştu r o; halbuki yoksul istek!.! hamret içindedir ( •ı. Peygamber, a korkusuz istekli ("*) dedi, aklnu başına al da hiç bir istediğin şeyle savaş-·

kaıı

maya
("') ( "'")
''merd"

kalkışma.

:vlı:ıra'da

ııla.)tı mıad~ mJı r.ı'dı:ıki y erint i•ar~t

Metind•

,,. "mc.nd·i .

"m\y•u" söıü yeıdmamıJ. unutulm\.4. Kar·· edifuc:k üste ,.az;dmıttır. •
ç~ri '' .Y•2ll:nı_,, k~r tı l attum•d~h

•öı.Unün

\b:lür:e "talib" şöz ü kaydeHimi fLir.

>rES.'<IlVI Şf.Rlll 1

333
ateşe

Sende bir
ınal< istiyorsan

Neınrud

var,

aulma;

atıl­

önce İbrahim ol.
biliyorsun, ne deoizcisin; kendi
edeı:;

Ne
aklına ateşten

yüzıne

uyup da kendini denize atma.

Fakat o, ziyanlardan bile fayda elde kızıl gül bitirir ( *) .

Olgun, topragı tutsa altın olur; olgun olmayansa alum eline alsa toprak kesilir, kül e döner.
onun eli, her

O gerçek eri Tann kabul ermiştir ya; işte Tanrı etidir .
Olgun
olmayanın

artık

.1620.

eli

şeytanm,

çünkü o. teklif

tuzağıodadır,

devin elidir ; fitne farkında.

Bilgisizlik bile olgun

kişide

olur, hiiner

kesilir; fakat bilgi bile olgun olmayanda bilgisi ıl ik olur gider ( **). Hasta neye yapışsa hastalık olur; olgunsa küfre sarılsa küfıir, şeriat kesilir.
A
işten. atlıyla yarışa girişen ramazsın,

yaya, başını kurta· öndülü alamazsm; dur, vazgeç bu

(

4

)

Bcytin birinci tt'llnaı, Hdnel mıtuon yerine ya·

. .vlnuJ• .ontadan

ilk

ınına'ın Ustü.ne ' '2'' ııumarasl konııuJ~tut'.

'''ntı.lui' )'a::ilaralc

(' •ı Meı;ndo "'MUnklr"'

ya,.lrnııken ksrJılaıtırmod•

üoto

d\iz_eltilmhti r.

Büyücülcr in Musa'yı, TnJll'l escolil< versin,. ne buyunırsun, sopayı önce sen nıi atarsın. d iye ululamalar Büyücüler, ular.
lilnctleruniş

Firavun'un

çağın­

da, Musa'ya kin güderek onunla Fakat tular.
sopayı

savaşa l<alkış­

Musa'yı

öne geçirdiler; onu ulu tut··

Buyrul< senin dediler 011n; istersen !!nce· sen at.

Hayır dedi Musa, ey büyücüler, o düzcnlcri. önce siz ortaya koyun.

Bu
kesildi.

kadarcık

bir

saygı

yüzünden din, onlan
ayakları

satın aldı;

bu inat yüzünden de elleri,

Bliı'iicüler,

onun
karşılık

hakkını

tanıdılar

da

işle··

dikleri suça eniler.

ellerini,

ayaklarını

feda

1630.

değilsin;

Yemek de olgune hei!Udır, söz de. Sen olgun yeme, dilsiz kcsil.

Çünkü sen kulaksın, oysa dil; senin cinsin· · den degil o. Tanrı kulakl:ıra "'Susun, buyurdu-

Çocuk

doğunca aşağı

susar ; · baş ı·an

önce: süt emer; bir zaman kulak kesilir.

Söı söylemeyi öğrenmesi
dudaklarını yumması

için bir

zamaıt

gerek.

Mf.SKIVJ :

ŞERlll

1

Kulak vermez de ti ti der durursa kendidünyanın dilsizi yapar gider. ' Daha başlangıçta söze kulak verme)·en, anadan doğma sajprsa dilsiz olur, nasıl coşsun da söz söylesin? sini Çünkü söz söylemek için önce duymak, dinlemek gerek. Sen de söze, d,inlemek yolundan gir. • "Evlere
kapılarından sarılarak

sebeplerine

girin,; isteklerinizi,. dileyin. olmayan söz, ancak sözüdür.

Dinleme yoluna ümitsiz, ihtiyaçsız
Eşsiz , Şerkes

bağlı

yararanın

örneksiz

yar.ıur

o; ustaya uymaz.
yo!..""tUr onun.

ona dayarur;

daynncı

1640.

Ondan başka herkes, bem san'aua, hem sözde usıaya uyar . örne~e muhtaçtır.

bir

B11 söze yabancı değilsen bir h.ırkaya bürün, yıkık yere var da göı.yaşı dökmeye koyul.

Çünkü Adem de o azardan gözya~ıyla kurruldu; ıslak gözyaşı tövbeye sanianın soluğudur. Adcm yeryiizüne ağlamak, fcryad etmek, inlemel::. büzüıılere batmak için geldi.
Adeııı Firdevs'ten, yedi kat göğün yücesiıı­ den indi de özür dilemek için eşiğe gitti, niyaza durdu.
dansaıı

Adem'iıı belinden geldiyscn.. onun SOY\IPistemekte onun yolunu tut.

.336

Nı;s>IEVI Saılil

1

Gönül ateşiyl e gözy~ından çeyez düz; bağ da, bahçe de bulutla güneş yüzünden açılıp
saçılnıı.şur.

Sen ne biUrsin gözyaşının ka d rini ( *); çün~ kü görmedikler gibi ekmcğe aş1ksın sen.
Şu dağarcığı ekmekten boşaltırsı::ı değcrü incilerle doldurursun.

Can çocuğunu şeytan sütünden kes de ondan sonra onu meleklere eş et.

1650.

Sen karanlık, usanrnış, oldukça bil ki lanetlenmiş
şisin. Işığl,

bulanık

bir halde

şeyıanın kızkarde­

olguuluğu arttıran loknıadır.

lokm.a

lıelal

ka-

zançla elde edilen
ğa aşk

Kandilimize konunca kandili söndüren yasu
adını

tak; çünkü

ışığlmiZl

söndürüyor.

Bi lgi de helal lokmadan doğar, hikmet de; da bel!l Tokmarlan meydana gelir, merhamet de. Bir loknıadan hascı dogarsa, seni faka düşürürse, bilgisi2lik, gafleı meydana gelirse o lokma~'l haram bil. Hiç buğday ekersin de arpa biter mi? Attan sıpa doğduğunu gördün mü hiç?
Loknın tohumdur. verdiği şey de düşün­ celer. Lokma · dcnizdir, incileri düşünceler.

(•)

M<:tinı!c

··ıcvk..

~'kadr'" yuıJarak düxehllmittir.

yaıılmlf1

kar:ıılathrmoda ihtUnc

331:

helal lokmada, gönülden kulluğa bir akış, öbür dünyaya giımcyi kuruş doğar•. AÇa

alınan

Tacirin Hindistan
gördüklerini

durlularından

dudusıına

söylemesi

ermiş

T acir, alış veri$im taına.ınladı; muradına bir halde döndü. memleketine geldi.

Her kula
yıkcığaza

arma~anını

bağışta

( •) sundu ; her halabulundu.

1660.

Dudu dedi ki: Bu kıılun armağanı nerde?· Ne gördün, ne söylediysen anlat ( .-).

Tacir,
maklarımı

bırak

dedi ; Mla

söylediğimc.

soyli-·

ycceğime pişmatıım; Bilgisiıliğimden,

elimi

çiğnemedeyim,

par-·

ısırmadayım.

akılsıwğıından

bilyle ol-·

mayacak bir haberi, lAf olsun diye neden göıiir­

d üm, ne diye söyledim deyip duruycrurn. Dudu, efendi dedi, neden pişman oluyor sun; bu öfkeye, bu gaına sebep nedir ki?
T5cir, senin şik!yetleı·ini söyledim ; sanaı olan bir bölül( duduya bir bir anlattım . . ' İçlerinden bir dudu, senin derdinden bir· koku al<lı; ödü patladı, Litredi, titredi, ölüverdi.

acçn,.ktedi r,

MfS"EVI SEl!HI 1

Ne yaplUn da söylediın diye pişman oldum mi ki söyledim, son pişmanlık neye yarar dedi.
amıı değil

Dilden, ağızdan ansızın yaydan fırla.mış bir oi<tur

çıkan sarıki.

söz, bil ki

Ay
ba~tan

oğul,

o ok, bir daha geri dönmez; suyu kesrnek gerek. bütün
dlinyayı ıutar;

Sel

baştan taştı mı,

anık dlinyayı yıksa

da şaşılınaz buna.

1670.

Yapılan doıar; ğildir.

işin

o

doğan

izleri, görlinmeyen dliııyada izler de b:ıl.k.ın buyruğunda de-

O

doğan şeylerin

ortaksız

bizim le ilgileri vardır ama, olarak hepsi de Tanrı yaratığıdır.
atoğı

Zeyd, Amr'a bir ok atar; döner, Amr'ı yaralar.
Yıl Tanrı yaratır,

ok kaplana

boyunca onun derdi sürer gider; o derdi insan değil.

Ok atan Zeyd, o sırada korkudan ölse bile ölüm çağına dek gene de orada dertler peydahlanır.

Amr da ağnları, sııılnrı doğuran sebepler yüzünden öldü gitti mi Zeyd'e, ilk sebep yüzünd en kaatil de.

o

sızıları

Hepsi de Tanrı'nin Zeyd'e ver.

işidir

ama o

ağrıları,

Ekin ekmek de böyledir, soluk almak da, tuzak kurmak da, çiftleşrnek de ; bir şeyin mey-

MJ!SNt:VI

Şf.'PHl

I

33!t
Tanrı

dana gelmesine sebeptir bunlar, hepsi de hükmüne uymu~rur.

Erenterin Tanrı'dan öylesine' güçleri, kuvetleri vardır ki, yaydan fırlamış oku bile yoldan çevirirler. Eren pişman olursa, bir şeyler meydanageriren kuvvetiere sebep kapıları kapanır; fakat eren Tanrı eliyle kapar bu kapıları.
16BO.
Kapıyı memiş

da açtı mı,. söylenmiş sözü, söylenyapar da ne şiş yanar ııe kebap.
O<

Bütün gönüllerden geçenleri duyar da
sözü yok eder gicter.

~ Sana kesin bir delil gerekse a ulu kişi, "lliı' hükmü değiştirir ' yahu ı geri birakırsakN ayetinı bir kere daha oku.

* "Allışıını unutturdum size, ayetini de oku da unutma gücünü göııiillere nasıl koyduğunu
aııla .

Madem ki ererılerio hem .hatırlatmaya bem ununurmaya güçlerı yeıiyor; şu halde halkın, gönüllerinde buyrukları yürüınel<te. Madem ki unutturmayla patmada; hüner olsa da bir • Siz yüce
kiş;ıerle
şey çıkmaz sandınız

görüş işe

yolunu kayaramaz.

alay ettiniz, bundan bir •ma Kur'an'dan "Anışımı unutturdum size, ayetinı okuyun.
Köyağası,

bedenierin

pftdişahıdır;

gönül

sa·

hibiyse gönüllerinizin

padişahı.

Hiç

şüphe

buçuğudur;

yok ki yapılan iş, görüşlle parçaöyleyse insan, gözbebeğinden baş­ söyleyemiyorum; çünkü olanlar engel

ka bir

şey de~il.
tamamını ortasına salıib

Bunun olmada.

bu dairenin cam
1690.

.De~l mi ki halkın unuruşu da, haıırlayışı da erenden gelmcde; halkın feryadına erışmcl< de onun hakkı. O güzel, her gece yüzbinlerce iyiyi, kötüyü gönüllerden boşaltıyor. ·Gundüı oldu mu, gene gönüllerı onlarla dolduruyor, gene sedefleri inciler le dopdolu bir hale getiriyor. Önceki düşüncelerin hepsi de Tanrı'wn

yol göstermesiyle
Seuin
işin~

rıırtlarını tanır.

senin san'atın, sana sebepler kapısını açmak için koş ar, saııo gelir. Kuyumcunun san'an deınirciye gitmez; şu iyi huylunun bu><u, (1 kötü huyluyo ulaşmaz . •San'atlar , iş ler, huylar, kıyamet günü çeyiz gibı kalkar, sahibine gelir. San'adarla huylarda uykudan sonra koşa koşa sahibine ulaşır. Güzel olswı, çirkin olsun, sab ah çağında s an'atlarla huylar, nerden gittilcrsc gent oraya . elirler. g Hani haber götüren güçercinler gibi şe-hir1er4en uçar giderler; ıncknıpları" götürürlerj g-~ne dönerler, ,kendi şehirlerine g elirler.

MESNEVI SERHI 1

O dudunu.n, 1700.

duduların

yaptığını

duyması,

kafeste ölmesi, tlicirin ona

ai!ıtlar yakması

Du()u, o dudunun raptığı işi duyunca tirredi, düştü; katıldı kaldı. Tllcir dudurtun düştügünü görünce yerin-· den fırladı; başından l<ülahım yere attı. Onu bu halde görünce sıçradı, kalktı; yenini. yakasıııı yırttı.

A güzel dudu dedi, a hoş sesli kuşunı benim, sana ne oldu, nedir bu; neden bu hale geldin? Yalı benim güzel sesli kuşuma; eyvah benim solukdaşıma , sırdaşıma. Vah benim güzel sesli kuşum, neş'em, canun; bağını, bırhçcm, fesleğenim benim. Süleyman'ın bile böyle bir kuşu olsaydı o ku5lada oyalanırmıydı !ıiç? Ya .. klar olsun; ucuzca bulduğum kuştan ne de çabuk ayrıldım gitli. A dil, dünyada ne de ziyancısın sen; söyleyen sen oldukran sonra sana ne diyeyim beni> A dil, hem atcşsin. her,ı harmansm sen;. ne vaktedek bu harmana ateş salacal<sı~ sen? 1710. Ca.:ı, ona ne dersen yapıyor; yapıyor ama. gizlice de· senin elinden feryad ediyor. A dil, heıi:ı S!)nsuı bir hazncsin sen; hern derınanı bulunmaz bir dertsin sen. Hem kuşlara ıslıksın, düzensin sen; hem ad3ma ayrılık çağında eş~in, dostsun SL'll,

MESNI!V1 $1!RI-II 1

Niceyebir aman vermeyeceksin bana, a aman bilmez; bana kin güderek kastetrnişsin , yayıw
kurmu~sun.

İşte şimdicek de kuşumu uçurdun; cefa oı­ az yayıl. Ya bana cevap ver, ya insaf ct, ya da sevinç sebeplerinden birini an ban a. Yazık oldu sana a beuiın karanbkları yakıp yandıran ışığım ; yazık oldu sana a benim günümü aydınlama sabahım. Vah benim hoş bir halde uçan kuşum; uçup gittiği son d uraktan havalarup uçtuğu yere gelen kuşum. * Bilgisiz kişi boyuna zabmete, mihııeıe 4şık­ tır; kalk da"Andolsun bu şehre., ayetinden "Insan rnihnet içinde yaratılmışur, ayetinedek oku. Ben senin y(i~üoü görürdüm de zahmeıe, mihnete boşverirdim; senin arkında kötülill<teo arııımışıım ben. 1720. Bu vah dernekler, bu cyvah diye acıklanmalar da görüşfuı bir hayiili artık; eldeki vardan, varlıktan aynltşın bir ifadesi ancak. Tann'nın gayretiydi bu, Tanrı buyru[,'llna
lağımda

bir gönill göster ki Tanrı ( *) yüzlerce parça olmasın. Kıskançlık da, gaı'ret de, herşeyden ayrı olan, anlatılamayan, övülemeyen bir şeydir. Ah yn:uk, keşki gözya~ım deniz yolsaydı da öylesine bir güzel sevgiliye saçılsaydı. çare
buyruğundan

bulwımaı;

(''")

M~tinda

" ıv k"

ya1.ıl ım .~kcn

kzı.rşı l a, l ırınad ;:ı

üelÜrH:

"' hükın" yaı ıla:rak

dl\zehi.!mittir.

l\t1'.$ ~ EYJ SJ!R til J

343

Ah benim dudwn. benim

gili

akıllı. fikirli, bil· kuşuııı; düşüncemin, .mlarımıtr ıercümanı

benim.
Rızkııu vereyim, vernıeyeyiın. yanıma gelirdi; o söze başlar başlamaz herşeyi hatıriardım ben. Bir duduydu ki sesi \•ahiydcndi; varlık meydana gelmeden vardı o. O dudu. senin içinde gizlidir; şuuda, bunda, onun aksini görmüşsoo sen·. Bir kuştur k1 sendekı neş'eyi alır, fakat gene de ondan neş'elenirsin; zulmünü, ınsaf diye, adalet diye kabullenirsin. A beden içiıı caru yakıp yandıran, canı yak-

un · da bedeni
i i30.

aydınlattın.

Yandım ben; birisi kavıru turuşturmak isterse benden tutuştursun da çerçöpü alev!esin gitsin. Kav tezce ate~ alır; sen de ateş alacak kav edin. Yaztklar olsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun. Öylesine bir ay bulut altıtı.a girdi. Nasıl anlatayım? Gönül ateşi aleviendi de alevlendi; ayı:ılık arslaru köpürdü, kan dökmeye koyuldu. Ayıkken bile serı olan, sarhoş olan, eline 'kadeh alınca ne hale gelir? Aniatılmasına inıMn bulwınıayan sarhoş arslan, enine boyuna yeryüzüne serilmiş çayırlığa -gelince büsbütün sarhoş olur gider.

3U

ıv.r~"\'[\'1

S.Eft;Jil I

* Ben kafiye
düşünme.

dü~Onürüm,

gili ise bana der ki:
A benim kafiye

Yüıümd~n başka

gönlümü alan sevbi.r şey

benim

karşımda

düşünenim; bir hoşça otur; devlet kafiyesisin sen.

Harf de nedir ki düşüncsin; harf, söz nedir? Üzüm bağının çitren duvan.
kıraytın

Harfi de, sesi de, sözü de birbirine vurupda şu üçü de olmadan konuşayım seAdcın'den

ninle.

1740.

dünyası.

bile gizlcdiğim sözü, a sırlar· sana söyliyeyim ;

Halil'e bile sÖylemcdi~im o sözü, Cebrail'i n. bile bil.medi~i o gamı: Mesih'in bile dem vurmadığı, lııııtdi Tanrı'­ nın blle kıskaııdığı, bizden başkasına söylemediği sırrı söyleyeyim sana.

* L(lgar bakunından biz (mi) ne demektir? Hem varlığı bildiren, hem yokluğıı belirten bir· söz. Benimse varlığım yok; ne var djye bir sözşöylenebilir bana; ne yok denebilir.
Ben
adamlığı, oynadım yokluğa,

yoklukta buldwn da uruldum gitti.

varlığmu

Bütü.n
alçalırlar;

padişahlar,

kendilerine bütün bali< kendisine av olur da

karşı alçalaııJI' karşı sarhoş.

olana
mayı

sarhoştur.

Avcı kuşlara

ansızın onları

avia-

umar.

MESXEYI SJ!ICHI 1

845

Gönül alan güzel, 4şıkları arar, bütün sevgililer aşıkların avıdır. Kimi sever görürsen bil ki sevgilidir o; bir bakımdan hem budur o, hem o. Susuzlar, dünyada s u ararlar ama, sn da dünyada susuzları arar . .1750.
ğil

Aşık değil mı ki odur, sen sus artık; de-

mi ki kulağını o çekiyor, sen kulak kesil. Sel selliğ:ini yapmaya, gürlcyip akınaya ilaş­ Iadı mı başından kes seli; yoksa her yanı rc1JI eder, yıkar gider. Fal;at yıkılr.calcmış ulcm, varsın yıkılsın, gam yemem ben; yık ık yerin alunda padişalıın definesi bulunur.
Tanrı'ya batmış kişi, daha da fazla batmak ister; can denizinin dalgası gibi ait-üst olmayı diler. Denizin dibi mı daha hoş gelir ona, üstü mü, onun oku mu daha gUzcldir, kalkanı mı?

A gönül, neş'eyı belidan ayırd edersen, vesvese tarafından paralanmış olursun.
bile olsa de,ğil mi ki sevgili, dilekten vaıgeçmcni istiyor; vaz geç dilckren. Onun h<r yıldıı.ı, yilılerce yeni ayın hn pllıısıdu; dünyanın !tanını dökmek· helald ir .ona. !liı: pallayı da bııldı.ık, k;uı pahasını da. Bu yüzden de canla, ooşln oyn~ınaya l<~tuk gitti.
Dileğine erişmektc ~eker tadı

~II!S'KtV!

SERlti 1

A dc>St, işıkların yaşayışı ölmektedir; gönül 1 •ermcdikçe gönlü bulamazsın sen. 1760, Ben yüzlerce nazla, işv·cyle onun göıılünii almak isterim; oysa usarur da daha neler eder bana. Sonund a ona dedim ki; Şu akıl da sana daldı, can da. O, git git dedi; bu afsunu okuma·
b:ına.

Senin ne düşündüğünü bilmez miyim ben?· A iki gözüm. dostu nasıl görm~.sün sen? A
ucuıa ağır canlı, aldın

sann

onu hor onu.

görmü.şsiin;

çiinkü

Ucuza alan ucuza verir; çocuk, bir inciyi bir somuna verir gider. Ö)'lc bir aşka batmışım ki önce gelenlerin. da beıılın aşkıma dalmış, baımış gitmiştir;. sonra geleceklerin aşkları da.
aşk ları

Onu kısaca anlaıunı, geçtim; tam anlatmadım; yoksa anlayışlar da yanar gider, dil de.
sıdır;

Ben dudak dersem maksaclım deniz kıyı­ yok dcrsem meramım , var dcme.. ~tir.

Tatlılığıından
şu.n;
mışım.

yüzümü ckşitıniş de oıurmu­ sözümUn çokluj:,'ll yüzünden susmuş kal-

tadımız

·1uzümüzil ekjitmeuıiz perde olsun da iki dünyadan cia gizli kalsın dcriı . Bu sözü her k-ulak duymasın diye Ledün. ait sözlerin yüıdc birini söylerim ancak.

1770.

sırrına

347

H al<im'in
"Seni yoldau altkoyan, geri bırakan söz, ister ki/fllr olsım, ister iman; Seni dosuan
uzaklaJııran,

isrer çirkin olsun, ister gilzel,

Sözünün tefslri. Esenlik· ona, Peygamber'in "Sa'd çok gayretUdir; ben Sa'd'dcn gayrctliyim; Allah benden de gayretli; gayretlnden, görünen kötül ükleri de hııı·am etti, goru.nmeyeıı kötülükleri de, hadisinin anlamı
Tanrı,

gayrette bu

dünyayı aşn

da bütün

dünya o yüzden
lıp,

kıskanç oldnı

O cana benzer; dünyasa kalıpnr sanki. Kaiyi, kötü, ne kabullenirse çandan kabullenir.

Namaıda, kimin mihrabı, Tanrı'nın zatı -oluna aruk onun, tutup da gene Imana girmeye kalkışmasını ayıp bil sen. Padişaha esvapçıbaşı

olan

kişi

di~ah

adına

alış-verişe

giı'işirse ziyan

tutar da paeder.

·

Padişahla düşüp -s.:ıraym kapısınd&

hem de o <la
ayaı;ıııı

adamın

kalkan ki~i dışarı çıkar da oturum bu, bem yaulmr, aldanelığını bildirir.

P§di~ah.uı

elini öpmeye imkAn varken tutar öpersc su çtur bu.
karşı

Ayağa baş

&ür tazime

koymak da ı:Azim etmektir ama, bu, aşağılık bir iştir.

348

,\fl!SNEVI $(RHI

ı

Birisi

padişahın

yüzünü gördükten sonra w-

tar, bir
dişah.

başkasını seçcrs~ kıskanır,

g:üceoir pA-

PMişahın kıskançlıgı buğdaya kııı kıskançlığı

benzer, hal-· ise harman yerindeki samandır. bunu böy-

1760.

Kıskançlıkların aslı Tanrı'dandJT;

le bilin; halkın kıskançlıklarıysa hiç şüphe yok.

ki Tann kıskançlıj!ının parçapbuçuğudur. Bunu anlatmayı, bırakayım da o, on gönüllü güzelin eeCasından şikiiycı edeyim. Feryad edeyim; çüııkü feryad hoşuna gider onun ; iki dünyada da fcryad gerektir, gam gerektir ona . .Onun masalından nasıl acı acı ağlamayayım. ki sarhoşlarının halkasıııd~ c;leğjlim. Onun yüzünU göreıniyorum, günü ışıtan yüzüne kavuşmıımışırn; nasıl olur da geceye· dönroem? Onun hoş olmayan şeyi bile canıma hoş. gelir; gönül inciten sevgilimc canım feda olsun .. · O tek piidişahırnın hoşnud olması için çektiğim zahmece de Aşıkım. derde de. İki denize ben:ıiyen gözlerim, incilerle dol-· sun diye gam topraımı siirme gibj gözlcrimcçekerim. Halkın, onun için yağdırdıgı gözyaşlarını halk. gözyaşı sanır ama incidir. Ben canımın caWJıdan şikaye! ediyorum. şikiyetçi de değilim; hikAye anlatroadayını hani.

349
il 790.

Gönül, ondan incinmişim ben dedikçe gönlün bu gerçek ikiyüilülüı;<iine gillcr dururum. sen
A gerçelderin övüncü, gerçeldikte bulun, başköşesin; bense kapına eşiği.m scn. n, i Milna bakımından eşi!< de nedir, başköşe de ne? Bizim o sevgilimizin bulunduğu yerde, biz nerde, ben nerde? A canı bizden, benden kurrulmuŞ güzel, erkekte de, kadında da söze sığmaz, gözle görülmez can. Erkekle. kadın bir olunca o bir sensin; birler de yok olup gidince kalan, gene sensin. Kendi kendiıile hizmet, ağrrlayış tavlasııu oynamak içindir ki bu ben'i, biz'i n;~ydana getirdin. Böylece de ben'ler, sen'ler bir can olur da sonunda .scvgiliye dalar gider.

a

"01,

hepsi de olur gider, sen gel a a gel sözüne de, başka söze ·d e sığmayan ·buyruk. Tengözü seni görebilir mı; gamlanınan, gülmen hayale gelebilir mi?
buyruğu,

*

Bunların

Sen gamlanmaya, gülmeye bağlanmış gönüte, onu görmeye layık bir göniil deme.
1300,
şeyle

Gama, güliişe b~~lı olun kişi, bu iki eğreti diridir. Önü, son:.ı olmayan yemyeşil a}k bahçesinncş'e4~n, !Jaşlla ııe

de, gamdan,
lar v:tr.

de çol; meyva-

sız.

1\şıkbk, bu iki halden de üstündür; 1::\ahargüzsü7. yemyeşildir. terii razedir.

A güzel yüzlü. güzel yüzünün zek§ı ıru ver; paramparça olmuş canı gene anlat.. O güzel, gözlerini süı.dü, göz ucuyin bir baktı da, gönlümü ycl)iden dağiadı gitti. Kanımı dökerse döksün , hei~J ettim ona; ben hel31 olsun dcdikçe o benden kaçmadaydı. Toprakmkilerin feryatlan ndan ne diye kaçarsm? Gambların gönüllerine ne diye gam dökersin? Her sabahçağı, doğudan ışıyınca seni, doğu kaynağı gibi coşmuş klipürmüş bulur. A şeker dudaklarına paha biçilmc~ gUzcl, bu deli-divllncne ne bahaneler getirdin ki? A eski dünyaya yeni can, cansız, gönülsüz bedenden kopan feryatları işit. 1810. Allah aşkına gülü aniatmayı bırak. gülden bülbülü anlat. Bizim• co~kunluğumuı ne gamdandır, ne neş'eden. Bizim aklunız. fikrimiz, hayalden, \•ehin.ıden meydana ·gelmez. J.'çk a~ bulunur bir halden meydana gelir; bunu inkar etme; çünkü Tanrı'yı da pek aı kişi bulabilir. O hali, insan hali ile kıyaslama; cevirde, ihsanda konaklama.
ayrılmış

*

düşmek

Cevir çckme.k de, ihsan ermek de, zahmcte de, neş'elerunck de sonradan meydana

351

gelen şeylerdir; sonradan meydana gelenler ölürler, miraslam:la da Tanrı konar.

* A sabahın sığındığı, sabah oldu; kendisini ağırladığıınız; yücelttiğimiz· Husameddin'dcn sen
özür dile. Akl-ı J<üll'den de özür dileyen sensin, candan da; canın carusın, nıercanın parılusısın sen.

*
sor

Sabah

aydınlığı ışıdı; bizse senin Manşarabını, sabah çağı içip durnıadayız.

Senin veıgin, bizi böyle sarhoş edip· durdukça .şarap da nedir ki bizi neş'elendirsin. Şarap çoşup köpürnıede biıdm coşup kö.: pürmemizin kuludur; gökyüzü, dönüşte biı.inı aklıroııın yoksuludur. 1820. Şarap bizden sarhoş oldu; biz ondan değil. Kalıp bizden 1•aroldu, biz ondan değil. Biz balatılanna benziyoruz, kalıplarsa muma. Kalıbı. mum gibi g~z gÖz, ev ev yaratmış. Zengin tll.clr hlkllyesine
dönüş

Bu bahis ·pek uzundur; t§cirin sözünü söyle; söyle de o iyi adam ne hale geldi, anlayalım. Tacir ateşler.. derıler, feryatlar içinde bu çeşit yüzlerce dar.madağın sözler söyleyip durmadaydı.

Kimi bi~birini tutmaz sözler söylüyor, kimi nazlanıyor, kimi yalvanyor, kimi gerçek

sevgiye

düşüyordu.

1 5Z

MııSN<V! ŞERH! ı

• Suya baran adam can çekişir, batar çıkar, eline hangi ot geçerse ona yapışır.

Can,

baş

korkusuyla o tehlikeli

çağda

kim

elimi tutacak acaba der, şuna buna elini atar durur. Sevgili de bu darmadağın oluşu sever. Fayda vermeyen çalışma uykuya gitmeden yeğdir. Fakat padişab olan işsiz, güçsüz değildir; hasta olmayanın ferynd etmesine, iniernesine
şaşılır.

• Ay oğııl, işte hcrke~e, herşeye acıyan Tanrı, bunun için "0, her an bir işıcdir, buyurdu. 1830. Son soluğa dek bu yolda duruş, d idin, bir soluk bile boş durma, Son soluğa dek. olur ya, Tanrı bir soluk y<ırduıı ediverir de sırları açar sana. Pldi~ahuı kulağı, göz il pencerededir; erkek olsun, kadın olsun. kimin caru neye çalışıyor, onu gözetleyip durur ( *).

Tacirin duduyu kafesten . dı.şarıya atması, ölmüş dudunun uçup gitmesi
Bundan sonra tdcir duduyu kafesten çıkarıp attı ; duducuk da · hemen uçup yüksek bir dola kondu.
(•) ilk mı.sra' ohn~k '"Hcır (i mikü~:ıd ~ger mud ·o
zenett" ya.nlrnıt, ü.ı.:.üne ''2'' nornAro.•ı kon rauf, son uı Sı:~nar•,

''Hu çi k\:,.cd
mhıtir.

CU.

ki dn mcrd . o u.neşf' yazdaro;c düzçhil·

M.J:SNI.Vl Sf:RHl 1

353

tanyerinden nasıl hemen doğuverir de yücelirse ölmüş dudu da o çeşit uçuverdi (*). TAcir kuşun bu haline şaşırdı kaldı ; hiç bir şeyden haberi yokken kuşun sırlan beliriverdi. Başını yücelere kaldırdı da a bülbül dedi; halini anlat da biz· dç bir anlayalım. O kuş orada ne yaptı, ne öğretti sana da bize bir düzen l;urdun, canımızı yaktın ~ Dudu dedi ki: O kuş, yaptığı işle bana öğüt verdi; SÖZ söylemeyi, neş'elenmeyi bırak {'••). Çünkü seni baps.e sokan, söz söylemendir dedi; kendisini bu öğüdü vermek . i~in ölmüş gösterdi.

Güneş

1840,

Yani dedi ki:. A geri kalanlara da, ileri gidenlere de çalgıcr ·kesilen, benim gibi öl de kurtnl. Tohum olursan kuşçağızlar dererler, dev-· şirirler seni; gonca oluisan çoeukcağızlar koparırlar seni. Tohwnu gizle de tümden tuzak kesil; .goiı­ cayı gizle de damdaki otlara dön. • Kim g(izelliğini mezada çıkarır.sa yüzlerce
k5!ü kaza yüztutar ona.

Kötü gözler, öfkeler, kıskançlıklar, tulumlardruı su boşalır gibi başına boşalır.
C')
(~"') :W:ıünün üst\'ıııe. kt\rşı.ln;ftırr.ıısda kal'tıla-)'tınr.adn şon

Jkinei mıara'da "K'iı.hiıb · t Fnk'' yaz:ılnuşken "~ıtHk' " "çcrh" yt\~ı);,r~k düu] tilınişlir. Ikinci mıırn'm so:u: me~i::ıde ·•a,·b ~ o dAd" iken s.öiün üat ünc " gu.gad" yazılmıttır.

F . 2$

ME$N"lVI $ERMI 1

Düşman! ar, kıskançlıkla .yaralarlar onu ; dostlar da ömrünü ycle verirler onun.

Ekin

ekmeyı,

oıanıo değerini

bahar çağını bilmeyen, bu 7-ane bilecek ?

Tanrı liitfuna kaçnıalı, ona sığınınalı; çünkii o caniara binlerce lütuflar saçını ş dölunü.ştür.

Bir sığınak bulmak gerek; ama nasıl sığı­ nak? Öyle bir sı~ınak ki ona sı~ındın nu su da $ana asker olsun , aı~ş de.

Nub'a. Musa'ya

deni~

Su,
1850.

onların düşmanlarını

dost olmadı nu? !<inle .kahrermcdi. mi?

Ateş Ihrabirn'in kal'ası değil miydi; böylece de Nem.rud'un gönlünden. duman tüttiirmedi mi?

Dağ,

Yah)'A'yı
1

ona kastedenleri Ey
Yahy~,

roşla

kendisine çağırınadı nu; sürüp kovınadı mı?

kıl.ıçıan kurtarayım

gel. bana kaç; kaç da keski:ı .seni, sığınak olayım sana

demedi mi? I)udunun til<:ire Yeda ederek

uçup gitmesi
Dudu,. ıAcirc tadlarla dolu ( ") bir iki öğiit daha verdi; ondan sonra esenlik sana, ayrılık dedi. .
('") Metind., .. bi nilaak" ya ıılm ıt, karıılo,brma d,o ee>zü.n. Gsti.i.o.e "put muoak'' yuılarak dUıellilmitdr. .

MESSEVI $ERH1 1

Tacir, Allah'e emanet ol, giı; bana yepyeni bir yol gÖ6ıerdin dedi.

şimdi

Kendı kendisine bu dedi, bana bir ö~üt; onu.n yolunu tutayım ; bu yol. aydın bir yol.

Benim caıuın. dududao . do aşağı değil ya; can dediğin de böyle bir iyi iz izlemeli.
Halkın ululamasının, parmakla

g ösrerilmenln

zararları

Benden kafese benzer; girenleri ; çıkanları aldatmadada cana diken kesilir beden. Bu, ben senin
hayır
bağış, sırdaşın olayım

der; öbürü,

der, sana

eş dost benim ancak.

Bu, varbk dünyasında güzellik, üstünlük, cömertlik bakımından benzerin yoktur der.
larımız.

1860.

Öbürü. iki dünya da senin der; bütün cansenin c.ınına kul kurban. O da, halkı kendisine karşı sarhoş görünce ululanır da e lden çıkar gider.

Bilmez ki
ırmoita atmış
Dünyanın

şeytan,

kendisi gibi binlercesini

gitmiştir.

liiruflarda bulunması, yalıaklan­ bir lokmadır ama az ye o lokmayı; çünkü ateşieric dolu b!r loknıadır o.
ması hoş Aıeşı gizlidir de tadı meydandadır; fakat

dumaru

işin sonunda belirir.

856

~r~S.NilVI $.1i~H1

1

yu tar mıyırn ben; ben anlarun, umuyor da övüyor beni deme. Seni o öven, halk arasında kınarsa seni, o kınayışın •teşinden g<Snlün, günlerce yanar. Onun, senden umduğıınu bulamadığından scnı l<ınadığını da bilirsin hanı. Fakat gene de o kınayışın belirtisi içine iş­ ler; övüşte de bu hale uğrarsın; bir dene de
O bir
şey brık.
canında

övüşü

O övü$ün belirtisi de günlerce içinde kalır; uluanma, aldanma may:ıs\ olur.

1870.

Fakat bu, görünmez sana; çünkü övii.ş tat· aci olduğundan ktstülüğü görünür. Kınaııına, kaynatılınış, hap haline getirilmiş bir şeye bmter; içersin, yahuı yuıarsm; uzun bir zaman buluntılar içinde kalırsın, ağnlara
!ıdır ; kınanmaysa
karılusın.

t\ma bir tatlı yersen tadı bir zamaneağız sUrer; bunun izi, öbürü gibi sürüp giımez. Siirüp gitmediğinden de boyuna gizlidir; her zıddı zıddıyla bil, anla. Övülmenın tesiri sürer gider; bir zaman sonr.a da deşilmesi gereken bir çıbandır, baş­ gösterir. Nefis çok övülme yüzünden Firavutı!aş· u; alçak gönüllü ol, ululuk raslama. Elinden geldikçe kul ol, padişah olma. Top gibi zahmetler çek, mihnetlere karlan, çevgen
olın a.

MESNEVl Sl'=Rtll ,1

357

seninle

Yoksa Şu hltfun, şu gUıelliğin kalmadı mı, çş dost Ql;ınlar usawrlar senden. O vakit, vaktiyle seni aldatan o topluluk, seni görünce, işte şeytan derler. Seni kapı i:libinde gördüler mi hepsi de mezarından baş çıkarmı} hordak der.

1880.

faka

gibi baıll; bu yalraklanmayla onu için Tann adını takarlar. Adt kötüye çıkıp da sakalı bitince şeytan bile ona yakl~maktan, onunla oyuaşmaktan
bastırmak

Delikanlı

utanır.

yanına

insana kötülük iÇin yaklaŞ!r; senin elbette yaklaşmaz, çünkü şeytandan da betersin sen.

Şeytan

Sen

ins~nkeı:ı şeytan peşinden koşardı;

tadar dururdu. Şeytanlık huyunda ayak diredin de · artık senden, biç bir işe yaramayan şeytan bile kaçıyor.

rabından

Tıpkı bunun gibi eteğine sarılan da, bu hale gelince tıaçar gider senden (*).

seiı

"Ailah'ın dil~diği

olur, sözünün tefsiri

Bütün. bu sözleri dedik, söyledik ya; bir ıamya vurulsak Tanrı yardimı olmadıkça hepimiz hiçiz.
(•) Nüsha Jarkıoa göre .,.ıpkı bunun gibi JarÜar do . .. kn~ıp giderler tenden."
eteğine nh..

358

olan e:enlerin yardımı olmadıkça melek bile olsa defteri kapkakaradır.

Tann'nın, Tanrı hasları

Ey Tanrı, ey llltfuyla muratları veren Tnnn, seninle beraber hiç kimseyi anmr.k doğru olmaz . Bu kadarcık doijru yolıı g:ös:ermek de tcnin bağışı n; şiındiycdcl: nice ayıplanmızı örı­
müşsün.

1890.

Önce bay;~ladığın bir k.ırrecik bilgiyi de sen . kendi denizlerine ulaştır.
· Caoımd~ bir kr.ırecik bilgi var; sen onu ncfis isteğinden, beden toprağından kurtar.

Sen kurtar onu, bu topraklar onu örtmcden ; şu reller onu kururıııadan. Ama kunitsa da. önse de gene onlardan gerı atmaya gücün yeter senin.
• Havaya ağan. yahut kaçıp giden, yere dökülen ka tre. senin kudret hazncnden nasıl çaçabilır ? Yokluğa,

gitse, ~en da geür.

çağırdın mı

yokluktan öt·c yüzlerce yokluğa onu . başıru ayal; yapar

Yüıbinlerce zıt, zıddııu öldü rür gider ; sonr.ı buyruğun

gene

onları

çeker '

çıkarır.

Yarabbı, her zaman yokluklardan varlık ülkesine katcr kater k(n·anlar gelir durur.

Hele her gece bütün akıllar, bütün fikirler, o uçsuz bucalmz derin den.ize batar gi~er.

MISNI!VJ $ERHI J

359
balıkl~r

Sabah çağın.da, gene o allahlıklar, gibi denizden b~ çıkarırlar.

1900.

G üzün.
ıoaptak,

o yüzbinlerce dal, o yüzbinlerce
baıar

bozguna u&rar da ölüm denizine

gider. Kuzgun. ağlayıcılar gibi, karalar giyinir de gülbahçesinde. çayırhğa, çimenliğc a~ılar yakar, feryatlar eder. ·
yokluğa,

Derken köya~asmdan gene buyruk gelir, neler }'cdiı•seo ver geri denir.

A kara ölüm der; bitkilerden, il~ç olacak otlardao, yaprakldan çayır çiıııenden oc ycdiyseı:ı ver geri. A kardeş, bir soluk aklını başına al; soluktan soluJla sende de güz var, bahar •·ar. Gönül bahçesine bak da seyret: Ycmyeşil, taptaze goncalarla, güllcrle, sdvilcrle, yaseminlcrle dopdolu. Yapra~ın çoklıı~undao dal görünmüyor; çiçeklerin bolluğundan ova da gizlenmiş, köşk de.

* Akl-ı Killl'den gelen bu sözler de, o gül bahçesinin, o selvili~in, o siimbüllüğün kokusu.
Bir yerde gül olmazsa gül kokusu geldiğini gördün mü; bir yerde şarap olmadıkça orada şarabın köpürüp coştuğunu scıoreı tin ml?

* Koku, sana kılavuzdur ( *), yol gösterir,
lllüııisüı.

cennete, Kevser'e dek götürür seni.

360

)fll$NEVI $ERHI

ı

I9l0.

Koku gözü

ışıtan

bir

ilaçdır ;

Yakub'un

gözü bir koku yüzünden
su~

açıldı.

Kötü kokıı göz karartır; YıJsuf'un k•> kugöze yardım eder. Sen de değil rni ki Yvsuf değilsin, Yakub ol; onun gibi gözyaşları dök, coş. Bu öğüdü, Gazneli Hakim'den duy da eski bedeninde bir yenilik bul :

* "Nazlanmak için gül gibi bir yilz sahibi olmak gerek; böyl~ bir yüıUn yoksa, bari kötü huylu olmanın çevresinde dönüp dolaşma. Çirkin yüılüDiin nazı da çirkindir; gözün hem kör olması, hem de ağrıması pek güçtür., YOsuf'a karşı nazlamna, güzellik satmaya
kııl.kışma. Yalvarıp yakarmaktan; Yakub gibi ahetmekten başka bir şey yapma. Dudunun ölümünün manası da yalvarışu. Sen de yalvaıışta, yoklukta kendini öldür gitsin. Öldür de İsa'nın soluğu diriltsin seni; ken-

disi gibi güzel, kutlu bir hale getirsin seni .. Baharlardan taş yeşerir mi hiç? Sen de toprak ol da şenden renk renk güller bitsin ( u ). 1920. YıUardır gönüller urtnalayan taş oldun; denemek için bir zaİııancağız da toprak kesil.

*"
c•• )
yaıılmı,.

..

İkinci 1\\Url' "Hik fOV t1 aul nemlyt. .. tau:and. .aonra "nem.'yi" aö:tUnün ah ırut ''buüyi.. yu,lar;ı,k

11

düzoltilm iytiT.

(Ş E RH)

15513. Beyitle b~şlayan hik<iycnin VI. yilıyılda (XII) meşhur olduğunu, Furli1..an fer, Hakaanl'ruo (582 H.
ı 186) bir beytiodeo istidlal ediyor; sonra " T efsir-i Ebi\'1-Fitilh, ta bulunan bir hikaycyi, bunun kaynaJıı olarak gösteriyor. Hikayenin özeti şudur:

Süleyman Peygarnbeı zamanında birisi bir bülbül sa;onu kaCes<: koyuyor. Bülbül bir ~aman çiliyor, şakıyor. Fakat bi. gün katesc bir kuş konuyor; bülbüle r bir şey söyleyip uçuyor. nundan sonra bülbü.l . tmüyor. ö Adam bülbülü, kafcsiyle Süleyman J>eygamber'e götiirüyor, hali aolauyor. Süleyman bülbüle örmeı•işinin sebebini soruyor. Kuş diyor ki : O kuş, seni zindana atan, kendi dilin ; örme de kurtul dedi bana. Süeyman bu sözü kuşun sahibine söyleyince adAm . ben onu sesi için alıruşrım; madem ki ötmeyeeek; ne diye turoyun deyip kafesio kapısını açıyor, kuşu azad ediyor.
tın alıyor

Görülüyor ki MevlfinA'ıun anlattığı hikaye, buna biraz )'akmsa da bunuola ilgisi yo:C. Gene Furuznn fer Aıtilr'ın "Esrnr-l'\ime, sindeki bir lıik3yenin, bu hik§yeye daha yakın oldutunu söyleyip o hikayenin mcınini veriyor ki özeti şu:

Hintli bir hakim Çin ülkesine gidiyor ; Türkistan
padişalıını.n l<öşkünde konuk oluyor; köşkte kaCeste

362

M tsN~v ı sı:au ı

1

mahpus bir dudu görüyor. Dudu, Hintliye, Allah aşkma diyor ; H indistan'a gidince ordaki dudulara schim söyle; y:ınınıza gelebilmem için ne yapayım diye soruyor de. Hintli, H indistan'a gidince dudulara, mahpus d udunun sözlerini söylüyor. Hepsi de ıitreyip dallardan düşüyorlar, ölüp yerlere sedliyorlar. Hintli dudukuşuna bu hali anlatınca o da ritreyip kafesin içine dü~üyor. Öldü saruyorlar, kafesi açıp ayagından tutarak dışmya auyorlar. Dudu hemen kaoar çırpıp uçuyor, köşkün daınma konup onlar diyor, b~ııa bunu öğreıtiler; öl de kurtul dediler. Bu sözlerdeıı sonrı da uçup gidiyor (Maihiz, s. 18- 19). Bu hikaye, Mev!A'run hilclyesinin npkısıdır. YalAttiir birçok duduları dü.ıürüyor, Mevllnft'nın hikayesinde düşüp ölüm ıaklidi yapan bir dududur. Ancak H4kaan1'nin de beyitte bu hikiiyC)'e işaretinden anla~ılıyor ki bu meşhur . bir halk hiJ<:Ayesidir.
nız

MevlanA, bu hikayede, şür kudretinin, il!b.i aşkın, l<endinden geçişin eo üstün ın~rhalesine varıruş, tanzirine imkan tasavvur edilerniyecek bir yüceliğe ulaş­ mı.şnr. Bu hikılyede Mevlanil, öylesine coşmakıadır ki benzerini herhangi bir ~airde, herhangi bir siiftd~ bulnıamııa imkan yoktur. Kafeste mahpus dudunun, Hindistan'daki dudulara seUm yollarken döktüğü diller , iştiyak derdioin, hasret acısının, gönül yarasının, hiMyesi şik~yet, şi­ kdyeti zevk, zevki eleın, elcıni ncş'c kesilen alev mıs­ raları, insanı kendinden geçirmeye kAfidir. Ayrılılt derdini anlatırken, derdi derman bilişi MevlAııa'ya, birlik illeminden ayrılmış can dudusunu hatırlatır,

363
~ye bambaşka

bir vadiyc döner. Tacir Hindistan'-

dakl

alış-veri~ini

bitirip dönerken,

çayırlıkta rastladı!J

dudulara, dudusunun sel~m ını söyler. İçlerinden biri, titrer, titrer, düşüp ölür. llu sefer Mevlana, dilin yaptığı işleri anlatmaya başlar. S~ıUn mahiyetini şerheder; ululanmanın iyi ve kötü yönlerini belirtir; . büyücülerio Musa'ya hürmetlerini haıarlar; bu yüzden görünüşte uğradıklan fel§keıi, fakat gerçekte ulaştıkları saadet i anar; bedene giren helil ve haram lokmanın tesirlerini söyler. Te'kr.ır hiUycye döner ve Hindistan'dan gelince dudusunun ısrnrı ü~crinc ölen duduyu yana yakıla anlatır. Buna duyan dudu, kafeste titremeye başlar ve düşüp (l!ür. TAcir bu sefer bir kere daha yaralaoır; öyle bir ağun başlar ki sözler birer ateş olur, harfler birer alev kesilir ; tiıJ(at Mevlana, iştiyal< derdini. hasret acısını, gönül sırlannı söyliyemedeğine, mAnanın söze sığ~.madığına, böyle olduğu halde, onu vezne. kafiyeye sokmanın hiç mi hiç mümkün olamı­ yacagına inawr; barfio, sözün, il~m bağının çinen duvarı olduğunu söyler; harfi, sesi, sö.ı:ü birbirine vurup kuarak, sessiz, sö:zsüz, en gizli manaları, gönül sırlarını söylemek işıiyaklyle yan?.r yakılır. Ölüm dol3yı5iyle uykuyu, uyanınca, insandan alınan bütün kabiliyellerin tekrar verild i(tiı:ı.l anlatır; gerçek varlııta batan ltişinin denizdeıı. korkusu ol2mıyacağıru, gerçek yaşayışın, ferdiyenen ölmckle .mümkün olaca~ıru belirtir, maddeyle mAnayı karşılaştırır; şarap bizden sarhoş olmuştur, biz ondan değil, beden bizden varlığa ulaşmıştır, biz bedenden değil der. Taeirio dilinden duduya ağıtlar yakar ve sonunda kafesi açıp duduyu atan taeirili dudunun uçup gittiğini, giderken de Hindistan'daki dudunun kcndi5inc bunu öğrettiliini.

3G4

NESNEVI

S.EıtHl

1

öl de .,..:ıd ol demek istediğini bildirir. ve tA.cir, böylece gerçek yaşayışın yolı.ını.ı öğrenmiş olur. "Mcsnevi, nin en içli ve güzel, en coşkun ve lirik, aynı zamanda da en didaktik hikayelerinden biridir ve g~rçekıen de did~kıik bir şür parçasında bu kadar içlilik, insanı hayretlere garkcdcr. . Mevliina, bu bahsi sabahadek Ç'clcbi Husamcddin'e. yazdırmıştır. Sobah ışırken onun uyk.usuzluğu­ na üıülür; özürler diler.
1571. Şarab içerken dostları .anarak son yudumu
toprağa

dökmek o zamanlar

Metmişi.

1573. Bu bey1t, "Dünyada günahsız olarak kim söyle. Dünyada suçsuz, günahsız kim var> söyle. Ben kötüftik edersem, sen de kötülüğümc karşılık kötü bir ceza verirsen, peki, seninle benim aramdaki fark nedir, söyle, mclllindcki şu ruhaiyi hatırla­
doğmuştur,
tıyor:

!11 Idst ki bi curm- o gımeh ztsı begtı Bi cumı- o günCik der cilımı kist. begı?
.Men bed lııınem- o ıu bed mükdfaı knuı Pes f ark mıy(ilı-ı men- o ıu çisı begii
"Tara\i-Hane, de Hayyam (515 H. ll21) adına kayıtlı bulunan bu rubai, İst. Üniv. K. de Fnrsça yazmalar arasında ll45 No. da kayıtlı bulunan. ve Hicr! dokuzuncu yüzyılda yazıldığı anlaşılan lr&kıy dlvawnda, Fahreddin-i lcikıy (635 H. 1237) ad.ına kay!thôı; (GS. a). Şemscddin-i Tebriz! "Mal<aalat., ında bir hikiiyede bu ruhainin ikinci mısraını bir münasebetle söyler (İs~. Üniv. K. Farsça Yaz. 679, 77. a. A. Gölpınarlı: Hayyiim; Ruhiiiler ve Silsilat-al Tartib, İbn

365
SinA'nın Tamcid' i ve Tercemesi; !st. Remzi K. 1953,

Farsça Önsöz, s. K; Türkçe Önsöz, s. XV).
Şunu da söyllyelim ki ikinci beyti "Ben kötülük edeyim, sen de karşılığında ... , mc!liude MevlAnl'ıun da iki rubMsi vardır ki bunların biri Veled Çelebi'nin basurdığı "RubSiyyat - ı H azret-i .MevlAna" da da ,-,ır (İst. Ahter Mat. 131 2, s. 291-). Rul;ı§i, Fahreddin-i Iriikıy'niııse acaba Fahreddin . mi Mevl§na'dan ıktibas yaptı, yoksa Mevlana mı Fahreddin'den? Kesin olaral.< bir şey söylemiye imk§ n yoktur (Rubatiler; tercememiz, İst. Reınzi K. 1964; V harfi, Rubru. 7, 63 ; s. 190, 197).

nS7. :tlaberçavuşu. Süleyman Peygamber bir gün divan kurmuş, cinler, insanlar, kuşlar yerli ~er­ lerine geçmişler. Süleyman, Hüdhüdü göreıneyince ne oldu ona diyor, çetin bir azaba uğratacaıım onu yahut da kestireceğiın. Derken çok geçmeden Hüdhüd geliyor ve bir haber getiriyor. Bir .kadın pacüşab var; büyük de bir sediri var. Kendisi de, kencüsine uyanlar da güneşe !apıyorlar diyor. Süleyman bu haberin doğru olup olmadığını anlamak için bir mektup yazıyor; mekıupnı şunlar yazılı : " Bu mcl(tup Silleyman'dandır; RabmGn ve rahiim Allah adiyle yazılmıştır. Bana karşı yücelik davasına giri~meyin; teslim olarak gelin b ana., M ektubu Hüdhüdc verip yolluyor. Seba Melikesi olan Bc lkıys, mektubu alın­ ca, adamlariyle damşıyor. Padişahlar diyor, bir ülkeye girdiler mi bozarlar, yakıp yıkarlar orasını ; yüceleri alçaltırlar, İyisi mi bir armağan gönderelim. Gönderdiği armağan Süleyman'a varınca, biı.de daha iyileri var cüyor ve içinizden onu talıtiyle kim gctire-

3GG

M~Nf.Vl St!Kift 1

bilir diye soruyor. Bir ifriı, yerinden kallemadan gctiririm onu diyor. Derdemez de &lkıys'ın tahtı Süleyman'ın yaru başına geliyor. Süelyman tahun şek­ lini değiştiriyor. Belkıys gelince, bu muydu rahun diye soruyor. Belkıys pek benziyor cevabıw veriyor. Saraya girince de billur döşcmcyi su sanıp bacaklarını sıvamaya başlıyor; sonunda gerçek d1ne giriyor (Kur'nn-ı Ketim, XXVII, Neml, 17-44). Ahd-ı Auyk'tc de Bclkıys'ın, Süleyman'nı şöhretini duyup birçok armağanlarla ziyaretine geldiği bildirilir, fakaı yukarıdaki rivayetler yoktur (Müluk-i Slllis, X, l-10).

1589. Mi'rk Bu arapça kelimenin lög;ıt anlamı merdh•endir. Teriın olarak Hz. Muhammed'in (S. M.), bir gece, Mekke'den Kudüs'e gittiği oradan göğe ağdıli:ı, cenneti, cchenneıni seyrettiği, Sınırnğacıoın yanında Cebrrul'i kendi şeldiyfc gördüğü, Tanrı'dan vasıtasız vahiy aldığı ve gene Mekke'ye döndüğü olayıdır. ·
Mekke'den, Tanrı ayedcrinden, ilahi delillerden bir kısmını göstermek üzere geceleyin Kudüs'e götürüldüğü xvn. silıcnin. (lsrl') birinci ayetinde bildirilir. Göklere ağrnasıysa Lll!. siirede (Necm) şöyle anlatılır : "Andolsun yıldJı.a, inerken. Arkadaşınız gerçek-

ten nç sapıı, ne ayrıldı. Ve kendi .ı.lilı:ğiyle söz de siiylemedi. Sözü ancak vahycdileo şe}•den ibaret, Ona kuvvetleri çok çetin, kuvveıli biri; sonra doğ­ ruldu ve o en yüce tanyerindeydi. Sonra yaklaştı, yakınlaştı; iki yay kadar kaldı ataları, y:ılıiıt daha da yakın. Derken kuluna vahyeıti ne vahyeniyse. Gönlü gördüğünü yalanlamadı. Hdli münakaşa mı edersiniz
ö~reıti,

M I~N EV( Sl~Riıt J

367

gördüği.i şeyleri? Ve andolsun ki onu, inerken bir kere daha gördü, En son Sidre'nin yanında, Me'va cenneti de · yanındaydı. Sidr~yi, o sırada neler bürüınüşrü, neler. Gözü ne kaydı, ne haddini aştı. Andol~un ki rabbinin pek büyük delillerinden bir kısmını gördü.,

(1-18).
Mi'rk'ın

bedenle mi, ruhla

mı olduğu

bilginler

gösterilen, diye anıimı~tır. İbn Abb§s, Hasan, Katilde ve MücAhid, bu ayetteki "Ruya, yı Mi'rk olarak kabul etmişlerdir (El Envar'üt-Tenztı ve Esrar'i.itTe'vil, c. I, s. 688-689, 703; Mccmua'ul-Beyan, Il, s. 77, E~t-Tccrtd ; I, s. 35-36, II, s. 64, 120).
Hı.

arasında geniş r;ırtışmalara yol açmıştır. Yukarıdaki ayeılerin 12. sinde de münakaşalar olduğu gibi XVII. silreııin 60. ayetinde J\ü'rac, "İnsan:ıan s.ınamak için

Muhammed Mi'rac'da Melekut alemini seymazhar
olmuştur. H:ı. Muhamıned'iu,

retmiş, Peygamberlerin ruhlariyle görüşmüş, Tanrı'nın hitabına

meşhur

Mi'r~c'ından

başka

Mi'r:i.c'ları bulunduğu

da rivayetler
kuş şeklinde

arasındadır.

1607. Kur'aıf-1 Mecid'de, lsa Peygamber'in topraktan bir şey yaptığı, ona üfıirdüğü, üflirünce canlanıp kuş olarak uçtuğu, anadan doğma körlerin gözlerini açıığı, hasuları iyil~ştirdiği, ölüyü dirilttiği, evlerde saklananlarla yenenleri bildiği anlatılır (lU, Ali !mran, 49, V, .Miiide, ı 10). Bu inanç yüzünden edebiyatta. lsa çok defa solukla, diriltme!de·
geçer~

Vaktin tsa•sı, zamanın Hızır'ı olan kişi de .cangözil kör olaoların gözlerini açar, · ge{çeği duymayanlara

368
şifa verir, manevi hastalıkları sağlaşurır, ö lü gönUlleri diriltir. Nitekim MevlAnA, Divan'ında, " Sen hem Adcm'$in, hem o dem. Hem İs!'şm, hem Mciyem. Hem sırsın, hem sırra malırem ; bir şey ver yoksula, dcr (C. I, s. 23, beyit 172). Bir başka bcyitte "Dirilmek için kendini bana ver de ronra o gü venilir afsunu oku, üiur, ölüye ls! gibi, buyurur {Aynı, s. 242, beyit. 21 &0). Bir başka beyitre de "Zaınanenin lsi!.'sısın, ge· celeri yol al, dön dolaş da eşek gibi balçık içiodc uyu- · ma ey can, der (aynı s. 349. beyit. 3200).

16ll. Beyitıen ronralti başlıktalti beyit, :kendilerinin de söyledikleri gibi Atıar'ıudır (Divan-ı K asaid ve gazeliyyat-ı Attıır-ı N1şiib0ri ; Said Nefisl Basımı Tchran- 13!9 Ş. H., s. 157, beyit. 3857). 161·}. Şu hadise işaret olsa gerek: "Diişmanla buluşmııyı istcmçyin; fal<at buluşuııça da ayak direyiıı, dayanın." (Cftmi', Il, s. 188).

1619. Tanrı eli. 227. bcı•ıin şerhine bakınız. 1623. ten sonraki başlık. Kur'an'ın VI I. süresiniıı (A'rif) 155 ., X. süresinin tYünus) 65 . ~yetlerinde büyUcülerin, Musa Peygambere, soparu önce sen aı demeleri, onun da hayır, önce siz atın dediği anlatılır ki böylece büyücüler Müsa'yı ululamış oluyorlar. 163 I. "Kur'§n ol.:ununca dinleyin, susun da acın­ olun., (VII, 20.~) beyineki "Susuo, sözü ayetten aynen "Ansitiı, tarııııda alıııııuştır.
mışlardan

1637. " Sana yeni ayları sorariarsa de ki : Onlar, insanlara "akitlerin.i bildiri, hac zamonı da onlarla

MESSE'VI

Ş.EIUU f

369

evlere arka taraflarından girmek de~lcliı. Hayır sahibi, Allah'tan çekincn(li~. Evlere kapılarından girin. Allah'tan sakının ki kurtulmuş kimselerden <:ılup muradııuıa eresioii., (Kur'~n. II, Dakara. l89) ·Hac için ihrama bürünenler, evlerine ard taraftaki dıvan aşmak suretiyle girerlerdi, çıkar­ larken de öyle çıkarlardı. (Kur'ao-ı Kertm ve Meali, Açıla.ına, s. XLVIII). Ayette, her işe, sebebine yapı­ şanık, başarılabilecek şeyl ere gi rişerek başlayın anla· mı da var ki MevlAnA da bu yönden aycti anmakra. Hz. Mulıaınıned de "Ben bilginin şehriyim, Ali kapı· sıdır; bilgi elde etmek isteyen kapıya gelsin,; buyıır­ muştur (Gami' I , s. 90). Bu bcyit Arapçadır. bilinir. Sonra 1668. Seli 1680. Ne
baştan

hayır,

kesrock gerek. Türkçe atasözü.

şiş yansın

ne kebap. T ürkçe örf meeazı.

1682. "Bir ayetin hükmü.nü değiştirir, yahut geri bırakırsak ya ondan hayırlısını getiririz, yahut onun cşidini. Bilmez mısın kı AUah'ın her şeye gücü yeter., (Kur'ao, Il, 106) lleyine ''Min ayetin ev nünsihA, aynen ayetten alınmıştır. 1683. ·'Siz inananları alaya aldınız da sonunda beni anınayı ununurdu size bu hal ve siz onlara gülcrdiniı., (Kur'an, X.Xlii. MU'mim1n, llO) beyitte "Ensevküm,; aynen ~ycuen alınmışur. 1686. Beyiıte de aynı ~yetıen bahsediliyor'~ aynı söz alınıyor; beyrio birinci ınısraı da Anpça. 1718. "Andolsun bu şehre, ki sen onırınaktasıo ve babaya ve otuta, gerçekten de biz insanı sıkıntı içinde yarattık., ( Kur'an, XC, Beled, 1-4) Beytin ikinci mısraındaki sözler Kur'an'dandır. bu
şehirde
.~.

24.

370

MESNEVI SEBHI 1

1721. "Sa'd'in gayretine, kıskançlığına şaşıyor mu· sunuz? AodolsıJn Allah'a, ben ondan gayrcdiyim, Allah'sa benden de gayretlidir; gayretinden, görünür, görilnmez bütün kötülükleri haranı etti., (Had1s. Müsliro'den naklen Alıadis-i M csnevi, s. 18). Hadıs­ tekı Sa'd, Ansar'dan Muh oğlu Sa'd d ir. H icretin beşinci yılı (626) KurayzaoğuJları ile yapılan savaşta yar:ılanmış, ele geçen esirler hakkındaki hüküm ken- · elisine verilmiş, ô. da erkekler öldürülecek, çocuklarla kadıolar tutsak olup kul ve cariye olacaklar demişti. Bu hadis, bu münasebctle varid oldu . Sa'd , bu savaş­ ta aldığı yaradan vefat <'tmi~ıir. 1736. Bu beymen itibaren yedi beyiı, Mevlana'nın kafiye. söz • ao.lam hakkındakı duşüncelerini belirt· mcsi bakımından pek önemlidir. Haltl dost anl~mına gelir, İbrahim Peygamber'in hlkal:t.ıdır.
ı 743.

Ma, Farsçada
ııcfiy edaııdır.

bız

demektir. Biz

dı:rince olmadı,

varb~ımır.ı ispaı etmış oluyoruz. Fakat ~ynı zamanda

Arapçada

Mesela ''rna kane,

değildir anlamına. gelir. Nasıl bizim varlıguruz, bize izafe edilince yokluktan ibareısc, nasıl Tanrı'nın kudretiyle varsak bu " ma, SÖ"~Ü de hem yolduğu isbat etmede, bem ><ırlı~ı. Mevlana, bu sözün arapçada. ve farşçadaki anlamları bnkınımdan bu nükceye işaret etmektedir. ·

1770. ren sonraki başlıktakı beyit, Hakim-i Scnıi'­ nin S.eralıs'ıa yazdığı bir kasidenin beyudir (Divan, M üdenis Radavi basunı, Tehran· 1320 Ş. H., s. 48). Aynı başlıkıaki bad1s için 1721. beyrio şerlı.ine bakınız.
masını

I 797. Ol buyruğıl. "Tanrı'nıp iradesi, bir işin oldiledi mi.. ol der, o şey olur., Bu, Kur'an'ın

M 1l$~EVJ

SljRNI 1

371

I I. sılresının 117., III. sılresinin 47., VI. sılresinin 73., XV I. silresinin 10., XIX. suresinin 35., XXXVI. süre&nin 82., XL. silresinin 68. ayetlerinde bildirilmektedir. Ol demesi. Tann'nın, bir şeyin var olmasına ıradesinin taallukunu bildirir, yoksa spzle ol demesini değil. Tann'nın dileği, iradesini izha'r eder, iradesi de herhangi bir van, bir varlığı zubura getirir. Bunu düşüneeye yaklaşurmak, herkese anlatmak için ol der . oluverir. tarzında beyan edilmiştir. 18 14. "Allab'ın ihsan ettigıru vermekten sakınan­ lar. bunu kendiler i için hayırlı sanmasınlar. HattA bu, oııJar için şerdir de. Sakındıklan şey, kıyamet günü boyıınlanna dolunacak ve Allah'ındır göklerıo ve. yeryüzünün mirası ve Allah bütün yaptıklarıruzdan habcrdard ır., (Kur'an . III. 180) " Göklerin ve yeryüzünün mirası ı\llalı'ındır" sözü xv n. surenin 10, ayetinde de geçer. 1815. Bu ve bundan sonraki beyitlerden anlıyoruz ki Mevi:'Uı.a, buraları sabaha dek Çelebi Hüsam~ddin'e söylemiş o da durmadan, dinlenmeden uykusunu feda ederek yauruştır . Bu yüzden Mevlana, tatlı bir dille Çelebi'den · ö:zürler dilemekıedir. 1817. Bu bcyıne geçen Mansur, Ebü'l-Mugı)'S Hilseyn b. MansOr'iJ-HallAc'il-Bayı4vi'dir. Hallac. çok kere de Mans\ır diye anılagelmiştir. Bayı.!'lıdır, balka yerdendir diyenler de vardır. Bağ­ cladı vurd edinmişti. Yazdığı kitaplarda, söylediği sözlerde şeriata uymayan noktalar bulunduğu iddiasiyle öldürülmesine fetvA verilmiştir. Hicretin 309. yılı ZilkMesinin .v itmic!ördüncü ı:ünü (922) buy~a
Gıyascddin

372
ayakları,

MF.SNEV) $fRBI l

göre önce dövülmüş, sonra darağacına çekilmiş, elleri, eo sonra başı kesilmiş, sonra da b~deni yakı­ lıp kQJü Dicle'ye dökülmüştü (NafaMt tcrc. isı. Mat. Amire-1270, s. 199-202). Huseyn b. Manstlı'un halka sUfi, büyüklcre Şii göründüğü, Şia'nın bir Kısmına, Onikinci Imam Mehdi'nın Naibi ve kapısı olduğunu iddia ettiği, kendisine inananlanı ise Tanrılığını söylediği hakkıoda gerçek rivayetler de vardır. Sufılerin çogu bU: zau, sırları yaydığı için boş görmemiş, bir kısmıysa en büyllk ereolerdcıı saymıştır (Şeyh Abdullah Mamabani: Tenkıyh'üi-Makaal, Tehran-!349 H. C. 1, s. 34·6-347). Mevl~n!, Huseyn b. Mansfu'a. saygı gösterir. Batılı ınüsrcşriklerden L. Massignon, Mansur'la çok uğraşmışur. Onun hakkında " Al- Hallah Martyr mystique de L'lsl~,. adlı bu eser yazdı!• gibi "Kitab'at-Tava sin , inı, di\•aruru, hakkında yazılan " A)-Ahbôr'ai-Hall~c;, ı, metin, tcrceme ve notlada yayınlamıştır. Beyin eki "Mansur şarabı, hem Mansur'un aşk, cezbe şarabıdır; hem de mansllr s<lzüııün yardım
edilmiş anlaıruna ı;e.lişı bakımından yardım, feyiı, ncş'e şarabıdır.

1825. Arapçada "Batan kişi her çeşit om yapışu,, rürkçedc " Denize düşen ı'ılana sarılır" atasözleri vard,U'. 1829. " Ondan ister ki m varsa göklerde ve yeryüzünde; o, her gün bir iştedir. ,. (Kur'in, LV, Rahmln, 29) Beytin ikinci mısraında ayeun "0 her g ün bir iştedir, kısmı aynen ve Arapça olarak alınmıştır.
1851. ާrih, Yahya Peygamberin, kendisine kastcdenlerden kaçarken bir dağın, bana kaç diye seslen-

373
·dt~, Yahyii'ıun

o da~a sı~ındığını, dağın, Yahya'yı kovalayanlara taş, topaç yagdırdığını söylüyor (s. 172). Mcvlllnıt bu hikayeyle tam hiirliiğc kavuşmanın, bentikten, varlıktan geçmckle, ba~lardan kurrulma!da miimkün olacağını anlatıyor ki dibacı.'llin şerhinde bu hususta etraflıca bilgi vcrilmişıi.r.

1885'ten son.rakı başlık. "Sabit oğlu Zeyd'den rivayet edilmiştir; Allah ra.h meti ve esenlik ona, Allah elçisi ona bir dua belietti ve her gün sabah çağında evinde bulunanların da, kendisınin de okumasını da ıcnbib etti. Dua şu: Allah'ım, buyur, kutlusun sen, bayu ellerinde senin; senden, seninle ve sana. 1\llah'ım, sözlerden bir söz söylediyscm, adaklardan bir adak adadıysam, bir sözümden caydım, döndiiysenı, bütün bunlar senin dileğince ; çüokii ne dilersen o olur ancak; neyi de dilerneı.scn olmaz., (Bu hadisi Furilzan fer, lfakim' in"Müstedrek,.indcn \' C Ahmed'in "Müsned, inden naklediyor; Maıthiz, s. 175. "Şerh-i T aarruf, ra, Mesncvi'de geçıiıi gibi "Allah'ın dil edi~ olur, neyi de dilemezse o şey olınaz, tanıoda nakledildiğini de kaydediyor ; ayw sahife).

1894. " Yere gireni , oradan çıkanı, gökten ineni, ağanı bilir; rahim olan, suçları örten odur. , (Kur'an, XXXIV , Sebe', 2) " Öyle bir mabuttur ki gökleri ve yeryüzünü altı günde yaraımıştır da sonra arşa hakim olmuştur; bilir ne girerse yere v.e ne çıkar1;a oradan ve ne yağarsa gökıen ve ne ağarsa oraya ve o, sizinledir, nerde olursanız ve Allah ne yapıyorsanız . görür., (Kur'ıtn, LVII , Hadid, 1)
gö~c

1907. Akl-ı KWI. Mutlak Varlık'tan ilk zulıur eden aktif kudrete H ukemii tüm akıl anlamına bu adı

3'14

MESN'f.'VI $ERHI 1

verirler. Onlara göre birden, ancak bir zuhur eder. Akl-ı Evvel, Cevber-i Evvel de denen bu aktif kudrette, Mutlak Varlık'tan ıulıur ettiğini biliş, özünü ve zuhur ertiğı Mutlak Varlık'a ihtiyacını anlayış kaabiliyetı vardır. Bu kaabiliyeı ikinci aklı, özünü biliş kaabiliyetı pasif bir kudret o lan Nefs-ı Küll'ü, ihtiyacıru anlayış da bütün göklerı kaplıyan atlas göğünü meydana gctirmiştır. Bu üçüncü varlığa tfun cisim anlamına Cism-ı Küll de derler. Bu göğün aktif kaabiliyeıi, ikincı akıldır; pasif kaabiliyeti Tüm Nefistir. İkinci akılda da bu üç bitiş ve anlay\Ş vardır. Bunlardıuı da üçüncü akıl, ikincı nefis ve selcizinci gök, yani burçlar, sabiteler göğü meydana gelir. Böylece suasiyle öbür gökler, onların aktif ve pasif kaabiliyctleri meydana gelmiştir. Son gök olan Ay göğünlin aktif kudreti ve kaabiliyeti, onuncu akıldır ki bu akla d urmadan iş gören, feı•iı verip duran akıl anlamına gelen "Akl-ı Fa'iil, "Akl-ı Feyyaz, da derler. Pasif kaabiliyerine muı:lak ı:abiaı (Tabiat-ı Mutlaka) adı verilir. Bu aktif ve pasif kaabiliyetlerin birleşmesin­ den ateş, hava, su ve toprak zuhur eder. Bu dört unsurdaki (Anasır-ı Erbaa) nitcliklerse sıcaklık . soğuk· luk, yaşlık ve kuruluktan ibaret olan dört tabiattir. Dört unsurla göklerin imtiıacı madenleri, nebatları· ve hayvanlan ızhar eder: su· üç varlığa, göldcrle unsurlara nisbetle adeta onların çocuklan oldu~dan, üç çocuk anlamına "Mevôlid-i Selise, , bunlara nisbetle baba sayılan göklere, yüce babalar aclamına "AbA-ı Ulviyye, , unsurlara da dön aşağılık ana anlamına «OmınehAt-ı Süffliyye, denir (İbrahim HakIn: Ma'rifet-Name, MlSir, Bulak-1280 H. s. 28-29).

MESNEVJ S.E. Ht f R

375

1909, Kevser. Kur'an'ın CVIII. süresi.· Kcvser Suresi ·adiyle anılır ve üç ayetten ibaret olup ''Şüphe yok ki biziz sana Kevser'i veren, diye başlar. Kevser, bol hayır. bereket. eksilmez soy·sop. sayıya sı!,'lllaz, ünunet anlamlarına gelir. Müşriklerden As b. Vail yahut Ukba, bu r.ivayete göreyse Kure)IŞ boyundan bir topluluk Bz. Muhammed'e, ebter. yani soyu kesilmiş demişler. bunun fizerine bu süre inmiştir. Ayru zamanda hadislerde, cennette Hz. Muhammed'e verilmiş bulunan bir oelıir oldugu övayeu de vardır (Ebü-Ca'fer Muhammed b. Cedr'iı-Taban: Tefsir, Cüz. 30, Mısır, Meymeniyye Mat. 1321 H. ·s. 179!86. Tecrld, II, Kitabu Tefsir'il-Kur'an, s. 120. Cıimi',

n.

s. 82).

Hadislerde bir de havuzdan bahsedilmektedir. Bu havuzun genişlijiı, tadı. kıyısındakı kadehler v.s., hakkında hadisler vardır (Mun§vi: Feyz'ül-Kad!r, Mısır-1356-1938 , II, s. 4·74:, III, s. ·398-399). Bu havuzdan, ınananlara su vermeye memur olan Ali'dir; buna dair de birçok hadisler vardır (Scyyid Sülcyın3n-ı Bclh!: YcnA:b!'ui-Mevedde; Isı. Ahter Mat. 1301 H. s. Ül-l-134). lmain Ca'fer'üs-Sadık da, All'yi ziyareı ederken ona, ''Esenlik sana, temkin sahibi Peygamber'in havuzundan k:lselerle inananlara siı veren, demiştir {Şeyh Abbas-ı Kumml: Mefatih 'ül-Cinan, Tehran-1359 H. s. 351). K§şani, Kevser'i, vahdetıe, yani birlikte çokluğu, fakat her var• lıkıa mutlak kudreti görmektir diye te'vil eder (II, s. 119).

378

MES!'«Vl U RHI , I

(Miiderrls Radavi Basımı Dlvan s. 622. Bu salı.ifedcki
gazelin birinci ve
beşinci beyiıleri).

l914-1915.· Bu iki

beyiı,

Hakim-i Seniii'nindir ·

* •

{ME TiN ) Tann ondan razı olsun, Ömer'in zamamıınında,

yoksulluk gününde

me:ııu-lıkta

çıınk çalan !btiyarıo Ilikilyesi

D uydun mu, bilmem; Ömer'in zamanında

çenk çalan varhkh bir
Sülbüt . onun
geçerdı; güı-tlim sesını

çalgıc~ vardı.

sesını J~du

mu kendinden dinleyenlerin n~'eleri

birse

y!iı

olurdu.

Meclislerı, topluluklan oııuo solu~, onun scsi bczcrdi;sesinden, çalgısından kıyametler kopardı. Scsi, lsdfil gibı mücizeler g6sıerirdi, ölüJedn eaolannı bedenlerine gen ''erirdi. Yahuı lsrlfil'e bır yardımcıydı o; onun sesinı duyan fil bile kanatlanıp uçardı.

lsr4fil bır gün, teryadını düıer-koşar da yüz yıllık çürümüş ölüye ean verir. Peygamberlerin içlerinde de na(!:meler varki isteklilere değer biçilmez can verir o naj;meler. Duygu kulağı duymaz o oıığmeleri; çünkü kötülükler yüzünden pisleşıniştir duygu kulağı.
dır

de

lnsanoglu, perinin
kü perilerio

nağıncsini

duyamaz; çün·
o.

sırl:ı.nna yabaoc.ıtlu

S'78

MES:-:ltVI SI!Rlll t

1930. nül

Perinin

nağmesi

nağmesine

de bu dünyadandır ama gögelince: O ikisinden de üstündür.

ikisı

Çünkü perı de, ınsanoğlu da mahpustur; de su bilgisizlik zind aruna hapsedilmiştir.
RalımAn

suresinden '' A cın ıoplul$1,. oku da ···Göklerlc- yerlerıc SIDJrlnnnı. ancak Tanrı gücüyle aşab ilirler, sözünlin anlamını bil. "'
~yennı

Erenlerin ıçindel:ı naj!ıncler, önce, a lugun parçabuçuklan der :
şu

yolı:­

Hadi, şu nefis yokingundan baş çıkarı.o; ba}'ali, şu velımi bir yana aun. A
oluş; bozutuş dünyasında gitmiş

*

tümü de çücanınız

rümüş yetişti,

olanlar, ölümsüz

ne

ne

do~du;

O

nağmelerı birazcık

söylesem canlar, me-

zarlarından baş çıkarırlar. Kulağını ver; o, sana uzak değildir ama onu sana aolarmaya izin yok. Kendine geı, erenler vaktin lsrM"ıl'leridir ; ölü onların yilzUnden canlaoır, gelişir.

seslerini duyunca her ö\Unün canı, kefenine bürünınUş bir halde beden ıneıo.a­
rındao sıçrar, çıkar.

Onların

· 1940.

Der ki: Bu ses, seslerden bambaşka ; dirilrmek,

Tann

s~inin yapacağı iş.

Biz öldük, türnden çiiriidük ginik; fakat Tann sesi gelince hepimiz de kıılktık.

MESNEVJ

ŞJ::RHI

l

319

ister perde ardından gelsin, ister perde$iZ; Meryem'in yakasından üfürulen soluk Meryem'e ne verdiyse onu verir.
A çürüyüp gid~nlcr, yokluk, derilerinizin içinde ne varsa hepsini de çürütmüşrü; sevgilinin sesiyle yokluktJn gene geri geldiniz.

*

Tanrı

şesı,

ses, Taıırı kulunun boğazından çıkb ama kesin olarak padişahın sesiydi. Tann ona, ben senin dilinim, gözünüm; senin duy~arınım ben; senin razılığıruın, öfkcnim demiş.
O

* Yurti demiş, benimle duyarsın, benimle görürsün sen; :gizli şeyler sahibisin demenin
de yeri mi? Gi2li
şeyler

sensin.

• Sen değil mi ki kendinden geçıin de "Klın kendini .Taıın'.ya verirse, sırrına büründün; ben de senin olurum; ·ÇünkÜ vadığıoı Tanrı'ya verene "·Tanrı lı:endi liitfunu, keremini verir., Kimi, sensin derim sana; kimi benim derinı. Ne dersem diyeyim, aydın güneşim ben. Nerde mum konan yere benzeyen bir soparlasam, orai:la bütün bir dünyaNil zorluklan çözüldü demektir.
lukıan

1950.

Güneşin

bile

aydınlataınadığı karanlık
kuşluk çağına

bizim

soluğumuzla

döner.

.Ademoğlüna

kendi

adlarını

gösterdi, bil-

dirdi; başka yaratılıwşlara insandan açıldı.

takılan adların kapısı

!ıfES!'\'EVl

SERlll J

İster onun ışığiylc insan yüzünden ışıklan,

ister ondan ı~ı.t lan. Şarabı ister küpten iç, ister kabak tan. Zaten bu kab-~k iyiden iyiye küpe bitişmiştir ; o babtı yaver kabak senin gibi neş'eli de~ildir. " Mustafa ne mutlu beruın Yüıüınü görenc, ne mutlu vüzümü göreni görenc d edi. Bir ınumdan yakılan murnu gören, gerçekten de as ıl mumu görmüştür. Böylece o mumun ışığı, yüz muma nakladilse. o murodan yüzlerce mum ya kı lsa, sonuncusunu goren bile asıl ilk murnu görmüş sayılır. lşığl ıstersen son mumdan al ; istersen can ınumundan; hiç bir fark yoktur. · İstersen soo· mumun ışığıııı gör; istersen geçmişkrin mu ruunu gör. .,
"Zamıuıuuzda
dır,

Rabbinizin esintileri var· kendinize gelin de o esintilere verin kendinizi, hadisini aniatış

Peygamber, Tanrı'nın esinıilen şu günlerde birbin ardınca eser dccü; 1960. vakitlere · kulak verin, aklınız, fikriniz, o.nlarda olsun da o esintileri kapın, o kokulan duyu n. Esinti geldi, sizi gördü geçti; uyan da a kapıyoldaşı, bari ondan mahrum kalma. A kapıyoldaşı, bir başka esinti da ha gelcü, uyan, anin da hiç olmazsa bundan mahrum kalma.
Şu

MESNlVI SERfll 1

331

Ateşin canı bile ateş söodürmeyi ondan elde etti; ölünün canı bile kımıldayıp oynama)ı Qrıdan bııl9u ( *),
mayı

hararctiyle ateşi bile hiçe sayondan elde eni ; ölü, onun yüzünden caniandı harekete geldi.

Ateşin canı,

* Bu
oyııayış

ı:aıclik

Tuba bu.

ağaclDlD tazeliğidir;

bu

Tüba
değil

ağacıiıın oynayışıdır; halkın (~ *)

hareketi

Bu, yeryüzün~ düşse, gökyüzüne ağsa, yerio de, göğün cie ödü patlar, ciğerleri su kesilir giderdi.

* Zaten bu sonu bulunmayan, Sonuna eril·meyen soluğun korkusundan, "Yüklenmekten çekindiler" ayetini bir okuyuvcr.
*
Dagın masaydı,

gönlü, onun korkusundan kan ol"Ündan korktular, denir miydi?

* Bu şarap, düo gece bize başka bir renkte sunuldu; fakat araya birl;aç lol<:ma girdi, yolu
bağladı.

1970.

Lokman'ın sırası,

Lokma için Lokrn.a n rehin oldu gitti; a LGkma.. git. Bu
didiniş lokmasiıun havasuıa tabanında

şimdi

kapılnuş­

da Lokman'ıo duruyorsunuz.
('*)
(*"')

sınız

tiken arayip

Bu

beylt.

karş ıla ştırmada,

bundan önceki beytitl.

.'JQn\ma bir çi.zgiy!e- i~;).ret edilip ken.i!ı:ı:a y ~~lml;ıtır.

Metiı'ıde. '')u:ı.yvan ·· yMıJrıu.,, kar$ıl:ıftırm.ıd:ı üttün&

"h"lkan'' yaz~);:ırrık dü 1:.eltilmi;ıtir.

MF.SNEYJ S.ERHt r

Oysa ki onun ayagında tikcn de~, tikeııin gölgesi bile yok; fakat hırsınızdan bu ayırd ediş yok ki sizde. Sen hurma gördiiğlinü tikeıı bil ; çünkü pek nankörsün, pek görmediksin sen.
Lokman'ın canı, Tanrı'nın gillbahçesiclli, onun can ayağı niçin bir tikenle yaralansın? Bu tiken yiyen beden, bir devedir; Mustafa'dan do#ansa bu deveye binmiştir.

A deve, senin sırtında öylesine bir gül devar ki oradan esen yel yüzünden yüzlerce gülbahçesi bitti, y~erdi sende. Oysa sen, hala mugaylan ıikenine, kumlu çöllere yöneüyorsun ; bu ardakalası kumluktan nası.l gül dereceksin ? A bu istek yüzünden o yandan bu yana dönüp do laşan , niceyebir nerde şu gülbahçesi, nerde diyeceksin ?
meıi Şu tikenı ayağından
nasıl

çıkarmadıkça

gözün

karam, göremezsin ;

dönüp

dolaşacal<sın?

1980.

ba~ında

Dünyaya sığmayan Ademoğlu bir tikenin gizlenip gitmede. Mustafa bir
solukdaş

*
de
nuş

elde etmek için geldi
lıadın,

"Konuş

benimle a pembe beyaz

ko-

benimle, dedi.
A pembe beyaz kadın dedi, nalı ateşe koy senin nalının yüzlinden li'l kesilsin.
Şu

d.a

şu ateş,

" Bu pembe beyaz sözü de müennestir, can
sözü de. araplar, müennes
demişler

cana.

MES~IVl SERBt 1

38S

Fakat can, kendisine müennes denmesinden ürkme2 ki. Canın erkekle, dişiyle ne ilgisi var?

O·,

ıııüenneslikten

de .üstündür.

hıüzi:kker·

likten de: bu can, ku rudan, yaştan meydana g~en can değildir kı. Bu, ekmekten seıiı.ircn can degildir; Idmı Şöyle olan. kimı böyle olan .:an değildir bu. Bu can,
hoş
adaını hoş bır

hale getirir,
rüşvet alıp

hoştur,

hoşluğun. ta keııdısidir; a

duran,
ınsanı.

olmayan.
Şekerıerın

lıos

bir hale. getiremez

ıatlılaşırsın

s:in• dökülüp saçılmas• yüzünden •ma o şeker, kıroi vakit de senden

yiter

gıder.

Fakaı sözünde durur. vefa gösterir .de şe­ kere dönersen. şekerden şeker oluş, ııasıı olur da ayrılır ?

!990. Aşık. an duru şarabı kendisinden, kendiliğin­ den elde ederse orda akıl yiter gider a yoldaş,
yiıer gıder.

Parça buçuk alol, aşkı inkar eder; gizli leri bilir görünür ama böyledir bu.
Anlayışlıdit,

şey·

bilgindir ama yok

olmamıştır;

melek bile

~ok olmadıkça şeytandır.

O, söz ba~ırrundan, ış bakımından bizim dosrumuzdur ama h§l hükmüne gelince yok olur.
Varlıkran geçip yok olmadıkça yoktur o; zaten çle dileyerek, isteyerek yok olmazsa zorla yok olacaktır; lı1yığı budur onWL

384

><F~IYI

SERHI 1

* Can olgunluktur, sesi de olgunluktur onun.
Mustafil ey Bilili derdi,
ferahlandır

bizi;

Ey Bildi,

göııiUnc üfürdüğ.üm

o soluktan

seslen; sesini dalga dalga yiikselL
Adem'i kendlsinden geçiren. göklerdekilerin akıllarıdı, fikirlerini alan o sesı yükselt.

Musıafll

o

güıeı

ses yüzünden kendinden

geçti de ta'ris gecesi namaz vaktini geçirdi.
O kutlu uykudan, sabah namazının vaktı geçip kuşluk çağı gelineeye dek baş kaldırmadı. 2000. Ta'ris gecesındc, o gelinın karşısına dlzildiler, tertemiz canlan el öpme devletıne ulaştı.
Aşk da, can da, her ikisi de gızlidır, örtülüdür; ona gelin dcdiysem ayıplama beni.

Sevgili
verseydl

usansaydı,

bır

solııkçağız

mühleı

susardını

elbet.

Fakat hadi diyor, söyle; ayıp değil; bu, gizli kaıflrun. !<a.derin bir dileği ancak.
Ayıptan başka bir şeı• görmeyeuc ayıptır; fakat gayb alemlıun tertemiz canı, ne vakit ayıp görür ki? Ayıp, biç bir şey bilıneı yaratığa göre ayıp­ tır; fakat her şeyl kablı.ı eden Tanrı'ya göre değil.

Bize göre kafirlik afettir ama onda da bir hikmet var.

Tanrı'ya

göre

Yüzlerce y:ışayışa, üstünliiğe karşı birisiodc, bir de ayıp olsa o, bitkinin sapına benzer.

MJiSNt."Yl

ŞSRHI

1

3. 5 8

Terazide sapı da bitkiyle beraber tartarlar; çünkü her ikisi de bedenle can gibi bağdaşnuş­ ur, birbirinden hoşlaşmadadır. Demek ki ulular, temiz kişilerin bedeoleri tertemiz can kesilmiştir sözünü boşuna söylc>memişler.

2010.

Onların sözleri de, nefesleri de, şekilleri de belirmeyen, bir bağla bağlanmayan, bir renge boyanmayan can kesilmişt·ir,

Onlara düşman olaıılarm canlarıysa tümden bedendir; tavlada yutulmuş zar gibi nddan baş­ ka bir şey değildir. O, topra~a gırdi, türnden toprak oldu gitti;

buysa ruzlaya

dii~tü.

tümden

arındı.

~ Hani Muhammed, o tiız .yüzünden tatlı ruzlu bir hale gelmişti; onun yüzünden tatlı ruzlu fasih mi fasih olmuştu; işte o tuzdan anndı o da.

Bu tuz, ondan miras kalmıştır, hala vardır; o mirasa konanlar seninle beraberdir; hemen sen o tuzu ara. Senin önünde oturuyor onlar: fakat ş ana ön nerde ? Senin karşındadır onlar, fakat önü, sonu düşünen can nerde sende ?
bağlanmışsın,

Zati kendini, önü, ;ırdı ·var saıiıyorsan, bedene candan mahrumsun.

J\şağı, yukarı, ön, ard. bedenin sıfatlandır; yönsüzlükse aydın canın öz sıfatıdır.
· F. 25

386

ı.t!S.'IEVI $Ulll ı

da

Gözünü, o tertemiz padişahın ışığıyla aç kısa görüştüler gibi zaıma, şüpheye düşme.

Sen böylt oıdukça ancak gaina. neş'eye . • dalarsın ; hey gidı yokluk; nerde yokluga ön, nerde ard? 2020.
Yağmurlu gün; geceye dek yürf.l. yol al; bem de bu yagmur bildiğimiz yagmur degü;
Tanrı yağmuru.

Tann r:lZJ olsun, il.işc'nin, Tanrı rahmer etsin, escniU versin, Mustafa'dan bu gün < ya ğ"mur ya j!dı, sen de me:ıarlı~a gittın ; nasıl oluyor da elbisen :.şlak değil,

diye
nazesıııin peşinden mezarına topra~ın

sorması

Mu~tafa bir gün, dosttarla bir adamın cemezarlığa

gitti.
ıo­

Onun

humuou
Bu toprak na

toprak dotdurdu ; onun içine gömdü de diriltti.
a ıundak ı ınsanlara

ağaçlar,

yer

benzer; ola-

)'lltd1mdaıı

ellerini

çıkarmışlardır.
kulağı

Halka yüzlerce işaretler ederler; s~zlcr söylerler.

Yemyeşil dillerle, upuıun elierit gönlünden sırlar açarlar. Kazlar
gibiı•ken gibı

toprağın

suya

başlarını sokmuılar, ktırga

ıavus kuşuna dönmüşıer.

Ml!.SNEV'I URHI 1

Kış. onlan hapse ukmışu; fakat Tann o kargalan tavus balint getirdi. Kışın onları
yapraklandırdı.

öldürdil ama baharın diriltti,

.. Münkırler derler lti: Zati önüne ön yok bu §!emin; ne diye Tann yarattı diyelim ? 2030. Onlar kör olsunlar diye Tann, dostlana içlerinde bağlar, bahçeler bitirir.
lşte kopup duran her güJ. tümün söyler .durur. sırlannı

O güllerıo kok\lları. ink§r edenleri.n burunlan yere silrtiilsün diye perdelerı yırtar da alemin çevre$ine yayııır. InMr edenler, o gOl kolrusundan bokböce~ ke$ilirler ; yahu• davut sesine dayanamayan siniriilere döneder.
şek parılusınn

Bu kokuyu duyunca dalar giderler; bu şim­ göz yumarlar.

Göz yumartar ama orada göz yol<rur ki; göz ona derler ki bir aman yurdu görsün.

Peygamber me?.arlıktao geri dönünce Sıd­ dıyka'nın yaruna vardı ; . izlice onunla kog nuşmaya koyuldu.
Sıddıyka'run gözü, Muswa'ıwı yüzöı:ıe dii4ünce yaiUI13 gitti; elini attı;
Sanğıııa, sına

yüzüne, saçlanna, yenine, yalca· elini sürdü.

·.388

~fi!SNEVı ~ERil.l

1

Peygamber, böyle tez tez ne arıyorsun decli, o, bugün hava bulutlandı. yağmur yağdı;

2040.

ıubaf,

Elbisende bir ısl~klık arıyorum ; fakat ne hiç bir ıslaklık bulamıyorum dedi.

Peygamber. o sırada dedi. başına ne örtmüş­ tün, başörtün neydi? Aişe, senin ridwı örtilnmüştüm dedi. Peygamber, a yeni, yakası ıertemiı kadın dedi ; Tanrı o yüzden gözüne iiiemin yağmu­ runu göstercli.

O

yağmur,

biı başka

şu bulutunuzdan değil sizin, bulunan, bir başka gökıeııdir o.

Tann

razı olsu~

(*)

Haklm.'iıı

"Can elinde gdkler var ki Dilnya g{Jjiiııe is buyunw. Can · yolunda nt ini;/#, ne çıkışlar; Nice yüce dağlar, nice denizler var,
Beyltıerinin

tefsirl

' Gizli
var.

ôılemin

yağmuru, apayrı

apayn bir bulutu, apayrı bir bir göğü, apayrı bir güneşi

. *
·... ( •)

Falqıt onlar, ancak öz k.işilere belirir; geri kaianlarsa "Yeni yaratılıştan şüphe içindedir."
"Rodôyallöhu ck.lenmi.,.

t.a tfluıe

MllSN!VI ŞURHI 1

381J

Yağınur vardır, gelişmek,

yetiştirmek içiıı

yağar ;

ya~ur

vardır,

her şeyi

perperişan

etmek için
şeydir ;

yağar.

Bahar y~ğmurlarının faydası şaşılaw bir güz yağmuruysa bağa, bahçeye sanki

sıımadır.

Bahar yağmuru, ba!ıı, bahçeyi naz.Ja besler. güz yağınuruysa onu sarartır, soldurur. Böylece kışı, yeli, güneşi hep birbirine aykırı bil de ipin ucunu kaçırma.
geliştirir;

2050.

Gizli Alemde de bu çeşitlilik var; kiıni yağmur ziyan verir , kimi yağmur fayda. Birinde berekçı vardır; öbüründe berekctsiılik.
AbdAl'in şu soluğu da o bahardandır; o soluk yüzünden gönülde. canda yeşillikler biter.

Talibii

kişilere onların solukları,

bahar

yağ­

murlarının ağaçlara yaptı~ aybını

yapar.

Fakat bir yerde, bir kuru ağaç varsa, bunuııı can yeline verme, bu kuruluğu ondan bilme.

Yel

yapacağını yaptı,
başla

varsa canla.

esti git tl; seçti onu.

kioıio caıu

«Bahar yeUni ganlm et bllln, hadkinin
sonuna dek
anlamı

Peygamber, dosdar dedi, sakln bahar serinuıine karşı beıl~nleıinlzi ör;ıneyin.

390

MlSSlVI

ŞEUI-Jt

J

Çünkü agaçlara ne yaparsa sizin da .onu yapar. Fakat

canlarınıza

ga.
göre

güı serinliğinden kaçının; çünkü baüzüm çoruldarıııa ne yAparsa size de onu manasını görünüşe bulınuşlardır.

yapar.

Bu hadisi rivayet edenler.
vermişler,

bunu da yeter

O toplumun, candan hnberıcrı yoktur ; da~ı
görm~lerdir

de

da~daki madenı görmcmışlerdir.

2060.

Hadisıekı güz ncfisıır, ncfsin ısıcğidir; akılla cansa baharın ta kendisidir . ölümsüzlüktür. Sende de yarıbuçuk bır gtzb abi var ama ge.ne de dünyada bir olgun akıllıyı ara.
Yarıbuçuk aklın. onun ttiın rüm kesilir; tüm alul da nefse zincire benıer. Şu aklı vurulmuş

yüzünden bir

halde hadisin manası te'vil edilince şu­ dur: Temiz soluklar balıara bcıızer ; yapı-.ıkla­ rı.o, filizierin caıudır.
Yumuşak olsun, sert olsun erenlerin sözlerine kendini ver; önünüp bürünıne; dlniııe

dayançur o

söıler.

Sıcak da söylese bir hoŞça kabuUen, soğul: da söylese tut o sözü; tut da sıcaktan da kurtul ; soğuktan da. yalup kavuran cehcnııem· den de.

O

s ızierin sıca~

da

illtbahardır, yaşayışur. taın ınancUl,

ısoğugı..

lculluğı;ın

Ja; o sözler, gerçekliğin, özüdür, mayasıdır.

MESNl.:.VI

.Şf:RIIt

1

391

Can babçelerini dirilten yelden eser gelir o soluklar; göniil deaizi bu· incilerle doludur.
kişirun

Gönül bahçesinden bir çöp bile eksiise gönlü ne binlerce gam dolar.

akıllı

Tanrı rası

olsun, Sıddıyka'nın, Tanrı rahmet . etsin, esenlikler versin, Mustafa'dan, bugünkü . yağmurun sırrı neydi diye soı·ması
Sıddıyka,

a

varlığın

özü, özeti dedi; bugünkü

yağmurun sım

neydi ?

.2070.

Bu yağmur, rahmet yağmurlarından mıyyoksa korlo:utmak için ululuk sahibi Tanrı'nın adaletinden · mi yagıyordu?
dı,

Bu yağmur. baharların lütfundan mıydı, yoksa iifetlerle dolu güz yağmurlarından mı? Peygamber bu yağmur dedi, muslb.e tler yüzünden insan.ı.ıı içine çöken gamı yauşurmak
içın yağıyordu.

Insan o
erir

ateşle

gıder. aklı. sarılmak

kalsa pek yıkllır; bedeni de fikri de kalmaz,
yıkılırdJ; insanların çıkar

O anda dünya

içinden

ümldt

duygusu

giderdi.

tir;

A benim canım, bu dünyanın direği gaflet· uyanıklık, Mertir şu dünyaya.
Uyanıklık o dünyadandır; uyaniklık üst ge-

ilrse bu dünya alçalır gider.

392

MllSNP.Vl

ŞERH!

1

Uyanıklık giin~tir,
uyanıklık

ümitse buzdw sanki;
coşup

sudur, bu dünyasa kir.
birazcık

Bu dünyada ümit, haset diye o dünyadan bu aleme

köpürmesin su sızar.

Fakat sızıntı, o gizli dünyadan fazlaca geldi< mi ne büner kalır bu iilemde, ne ayıp kalır. 2080. o Bunun
sınırı yoknır; başlangıca

dön ; gene

çalgıcıwn

hikayesini

anlaı.

İhtiyar çalgıcının ·hikayesinin söyleomedik

bölümü, o Bir
çalgıcıydı

adamın kurtuluş..

ki dünya, onun onun sesinden, maz hayaller beliriyordu.
neş'cyle dolmuşru;

yüiündeıı.
eşi

bulun-

Sesinden gönül
şırır kalırdı.

kuşu

uçardı;
11

canın aklı şa-

Zaman geçti, çalgıcı kocaldı; doğaııa benzeyen canı acze düştÜ de sinek avianıaya koyuldu.
Sırtı, eğer

küpün sırtı gibi kuskununa döndü.

kamburlaştı; kaşian.

cana can katan .sesi kimse o sese önem vermez oldu.
Zühreniıı

Güıelim,

çirkinleşti;

eşeğin

bile lqskandıgı o ses, bir kan sesine döndU.
hoş

Zati hangi

var ki kötü . olrnas.ıo;

yahu~.

hangı tavan var k( yıkılıp yerlere' serilmesin?

MESNEVl SERlll

ı

393

Yalnn sı1r bile seslerini.n , soluklartruD aksioden iirurüleo yüce erenlerin sesleridir kalan ses.
Oft!arııı

gönüllcn öylesine gönüldür ki gö-

oüller,

onların

yoklukları bklarımız,

yüzünden sarhoşrur; onların öylesine bir yokluktur kı bizim varonların yoklul1;undan var olmuşıur.

:2090.

her düşüncenin kehliban, böyle erin her scsı iiMm ıadıdır, vahiy rııdıdır. sır tadı verir insana.
mıbladı:ııdır ;

Onlarıo göoüllerı,

zancı kalmadı;

iyiye kocayıp arıklaşmca kabir parçacık yufkaya muhtac oldu. Yarabbı dedi, uzun bir ·ömür. tükenme:ı bir iırsaı verdin; bir saman çöpü değerindey­ diın; ıutuflar ettin bana.
Yetmiş yıldır SIIÇ işledim; l;ıır kımı

Çalgıcı ıyiden

gün bile

ml-

kcsmeJiin. yok, bugün sana konuğuın; a.r senin için çcng çalacağım.
aldı, Tanrı'yı mezarlığına

Kazaneını

u..lt

senınim; Çeııgını

*

ah ederek Yesrib
doğru ol~nları

aramaya koyuldu; yöneldi.

Tanrı'dan ltirış isıeyeceğim,

çünkü o, özü kabul eder. kerem buyurur dedi.

Bir hayli çcng çaıdı, agladı; sonra da çengi yasilk yaptı, bir mezar başında başım çengine koyup yanı. Uyku onu kendisinden aldı, can kuşu hapisten kurtuldu; ça.lgıyı da, çalgıcıyı da bıraku, uçtu gitti.

·~ıt:S Nl:VI

S!RHI

ı

...
:mo.

Bedenden, dünya zahmetinde n azad oldu ;; keyfiyete sığmaz bir dünyaya. can ovasına vardı.
Canı. macerAlar yordu. bem burada verseler oana. ara.mada ydı bıraks:ılar.

orada ; ah diburada yer yurr

bu ne de bu görünmez olur giderdi.
çagında

Canım

ba~da,
hoş

bu bahçede. bu bahar bir bale gelirdi; bu ovada, Uemıo l§.lc bahçesıned sarhoş. ayaksız yolculuklar ederdim;

Burada
dudaksız.
Akıl.

başsız,

di$si1
ı'ikır

şekerler

vcrdun.
[{urrulurdu.m da.
gökyüzünüı

zahmeıındcn

dostu

anardmı,

onu

düşünürdüm .
bır

yurd edinenieric
Gözlenın

tilıifelcre gırıştrdim .

)'Umutu,

kolsuz. •

elsiı

dünya görürdüm; güller. tesleyenler dererdim. bir sukuşuydu. bal dcnizineEyyub'un kayna~ydı; Eyvıkandı~ı suydu.

Çalgıcı saııkı

batmışrı; bu dünya

yfib'un içıijh.

Eyyılb. cepeden uxnağa o suyla annınıştı da bürün ?.abmetlerdcn kurıulmuşıu; doğu ışı­ ğına dönrnüşrü . sığmaz

lMsoevi, gökyüzü kadar olsa. bu diemin
yarı buçuğu

bile

ona.

Oysa o çok geniş yerle gök, darlıktan gönlüşahrem şahrem etti benim.

Ruyada bana görünen bu il.lem, öyle bir llem Id, ferahlığmdan kolum, kanadım açıldı gitti.

:2 ll O.

Bu dünya ile bu
olsaydı

dünyanın

yolu

meydanıla

bile gene pek

aı kişi

bir soluk orada

kala bilirdi ancak.
Ümitıcnme diye emir gclmedeydi; ayatm·

dan •.iken

çı]<tı

ya. badi

giı

denrn·edeydi.

Caruys.1 orada durdukça dur. onun rabmet, ilisan aıarundan ayrılma diyordu.
Htltifin rüyada. Tanrı razı olsun, Ömer'e, Bcyt'ül • MlH'den şu kadar altın aı da o mezarlıkta uyuyan aıtama ver demesi
O sırada Tanrı, Omer'e öyle bır uyl<u ver· di l<i kendinı uykudan alamadı.
Adetım değildı bu diye şaştı !<aldı ; bu dedi,
scbepsız de~il; Başım

gizli Alemden geliyor bu uyku.
yattı;

koydu,

uyl<uya

daldı

gitti; bir
o

rilya görü ;
SCSI.

Tanrı'dan

ses geldi;

canı işitti

O

sesı ir

her sesin, her

nağmeoin

temeli;

·ses odur ancak, öbür seslerin hepsi o sesin
yaııkısı.

O sesi
anlnıruştır. Zaıi

kulaksız, dudaksıı,

Türk de duymuş, Kürt de, Farsça söyleyen de, Arap da.

tahtalar,

Türkün, Zencinin de yeri mi? O sesi ta~lar bile anlamışor.

" Her solukta oodao Elestü sesi gelip duruyor; revherler de evet diyorlar, ara:llar da.

396

MESNEVI $0111 1

2120.

Onlardan evet scsı duyulmuyor ~a, yokluktan geli~lerı evcı demek. nu cecik dinle de gör ( *).
Tahtanın, caşın anlayışını söyledim anlatmak için söyliycceğim hikayeyi

ya; buhemen-

Tanrı rahmet etsin, esenlik versin Peygamber'e, topluluk çoğaldJ, öğüt verirken kutlu yüzünü göremiyoruz deyip bir minber yaptılar: ondan sonra HannJlne dirc~i inledi; .RasiU ve Sahabe o inlltlyl duydular. l'anrı rahmet etsin, esenlik versin; Mustafa o direge apaiıJ\ sorular sordu, ce· vaplar aldı

akıllılar

Hannane direği, Peygamber'in ayrılığından gibi inledi.

Peygamber, a direk dedi, ne istiyorsun ? Direk, ayrılığından dedı, canım kan kcSildı.
çıktın,

Bana dayanırdm, benı bıraktın da minbere minberin üstünü dayane edindin.

İstersen dedi Peygamber, seru bir hurma fidaw haline getireyim de doğudakiler de senden meyva dersin, .dUdakiler de.
( -) Metinde ·~fı o<>fltm men zi retım·i stng-<> çOp• Der beyinq k.ıssat huşda.r hCb., yaılL .ış, karşıb.şurmacla bu beytin kenanns şu beyit yıw.laf'lk dUıdtilmiştir: ''Onçi ıoftem z:l.schf..i çCip-o seng. Dcr beylne1 laua biJnov bi dir~-~~

MESNeYl SENHI l

301

Yahuı

soksunlar;

da o dünyada seni bir selvi haline ıerü ıaıc ölümsüz bir halde kal.

Direk, ölümsüz!üğü sürüp giden hali isterim dedi. A gafleıe dalan, duy da bir sopadan daha aşağı olma barı. O direği, kıyamet günü insanlar gibi dirilmesi için yere gömdü. S unu duy da bil ki Tanrı kimi çağırdJysa o, bütün dünya işlerinden vaıgeçıi, işsiz, güçsüz kaldJ demektir.
~ 130.

Kim, Taıııı yönünden bir iş, bir güç sahibi olduysa oraya yol bulur, işten güçten vazgeçer.
Fakaı

birisinin ,

sırlardan

bir

varlığın ınledi~ine inanır mı

oasibi yoksa hiç ?

oınsız

Bu da müıı:afıklardan demesinler diye evet der aına kandilmak içi.o der; candan yürekten demez.
Cansızlar, Tanrı'nın lamasalardı

bu

SÖZ

<Onlar da
yarıbuçuk

varlık

"01, buyrutunu aodünyada kabul cdilmezdi; Alemine gelcmczlerdi.

Yüzbinlerce raklid chlini, dellle yapışanlan, bir velıim zanlara düşürür gider. delille bir hükme vada zanla durur; biltiin kolları kanatları
koparır; düşüvc­

Çünkü ıakliılerı de,
rı,ları :.:andır onların.·

O şeytan, içlerinden bir şüplıedii derken bu körlerin hepsi de ~ağı r irler.

398
dır ;

1\f.ESNEVI SERHJ 1

Dclnte hükme varanların ayakları tahtadantahta ayaha pek oıuramaksızdır; hiç di-

ıeıımez.

Gözü. görüşü olan zamanın kurbundan başkası ayak dircyeuıez ; onun ayak dirernesine
dağ

bile

şaş ırır kalır. ayağı, başaşağı taşa, toprağa düşmc­ sopa dı~·.

mcsı

Körün icin

sopa.
başbuğ

2140.

Orduyu

üsı

eden. din ch:line
yoı

kesi-

len o

binicı ldmctır> Görü~ padi~.

Körler de sopayla ama gözii aydın halk•

g<irürler; görürler sıjhnırlar ds ~örürler.
olmasaydı

Görenlerle padişahlar biirün körler ölürlerdi.

diinyadaki

Körlerın elinden ne ekin ekmek gelir, ne ekin biçnıek; ne yapı kurmak .,elir. ne alış veriş, ne de kAr.

Tanrı

size

acımasaydı, llıtf eımeseydi, delllle

hükme van~ soparuı kınlır giderdi. Bu sopa nedir? Kıyaslar, deliller, Bu spayı kim verdi onlara? Gören ulu Tann. Sopa
değil

mi

kı savaş,

ka\•ga aletidir;

kır

o sGpayı, param parça et a kör.
sonra da
O siıe sopa verdi de meydana geldiniz; rurıunuz, öfkeyle o sopayı ona vurdunuz. A körler teplulutıJ, ne iştesiniz siz? Bir göz-

IUyü

alıo aranıza.

MES""E:VJ $11\HI 1

399

Sana o. sopıı verdiyse sarıl eteğine; Adtm delille hükme vıırı~ sopasından neler gördü. bir bak hele.

2150.

Musa'nııı mlıcizesiylc Ahmed'in

m(ıcizenasıl

sine bak ; sopa nlıktan haber
aşkına

nasıl yılan· aldı.

()ldu, direk

ay-

Sopa yılanlık enı, dlrektro inilti çık u: din bunlan günde beş defa bildirirler. Bu ıad, akla olurdu?
Akıı. sığsaydı

bunca

miiciıeye

ihtiyaç

akla uyan

şeyi.

çekişmeden.

savaşmadan

mucize bildirilmedeo, kabul eder gider.

Sen, bu d<ıkıırtuımadık. akl's uymaz yolu, her devıetlinin, her balıu yaver olan kişinin gönlünün kabul etrijp yolu gör.
fakaı Şeyııınlar. canavarlar, nasıl insandan korkarlar. ınsana hased ederlu de ıssız adalara kaçariarsa;

lnkil.r edenler de peygamberlerin mucizelerinın k<ırkusundan başlarını kuru oıların içine
sokmuşlardır.

Böı•lecc de Müslüman
lemişlerdir.

istemişler, kendilerıw, inançlarını

tarunarak yaşamak bilmemeni di-

Haw kalpazanlar gibi. Onlar da o geçmez, o kalp parayı gümüş suYwıa batınrlar, üstüne padişahm admı basarlar,

400

ME.S>I!VI SEllHI 1
Sözlerinlıı dlşı, Tanrı'yı uyuştur;

bir

biliştir, şerialll

fakat içi, ekmekteki

delice robu-

muna benzer.
2 160.
ağzını

Filozofun bab.sc girişıneye gücü yoktur ; açar da bir şey söylerse Tanıı dini, onu param parça eder.

Onun eli, ayağı cansızCtır; canı ne söylerse ikisi de onun buyryu~wıa uyar.

* Dille ellerinı, ayaklannı kınasalar, yerse· ler bile elled, ayaklan tanıklık eder.
Tanrı lllnet edeslce Ebil·Cehl'in elindeki taş parçalarının dile gelmesi, Tanrı rahmet etsin, esenlik versin, Peygamber'in mucizesinin görünmesi, taş parçalaruıuı, Tanrı rahmet etsin, esenlik versin, Muhammed'in ger çek Peygamber oldul\una tanık oluşu ( •)

Eb6-Cehl'in elinde ıaşıar vardı; ey Ahmed dedi, rc:ı söyle, bunlar nedir? Göklerin gizli şeylerınden haberin var ; Peygambersen avucuında gizlediğim nedir? söyle. Muhammed, onların ne olduğıınu benim söylememi mi istersin; yoksa gerçek olduğumu onlar mı söylesin dedi.
(• ) BSf}ıSm ~~una lcilç:ük yo,uyla ube ıihlet·i u: ult" ,.aııla ra.k kiıq ilaıtaımada. dUı.cltilmi ,tir,

~!ESI"EVJ

ŞJ<ıtiJJ ı

401

Ebii-Cchil, bu il;incisi <Wıa da görülmemiş, bulunmamış şey dedi. Muhammed, evet dedi, fakat Tanrı'nın gücü, kuvveti bundan da üs- · tündür. Derken hemen avu~ndaki kırık taş parçalarının her biri şehadet getirmeye koyıddu. 'Her raş parçası, Allah'tan başka yoktur tapacak dedi; Muhammed Allah elçisidir, incisini deldi. Ebu-Cebil taşlardan bu sözleri duyunca öfkeyle onları yere çaldı.
Çalgıcı

hikayesinin sonu.
Tanrı

Mü'ınlnlcr

Emiri Ömer'in,

ondan

ra.ıı

olsun, hıitifin söylediğine uyup bu haberi ona ulaştırması

2 ı 70.

Bunu bırak da gene çalgıCJ hikay~e kulak ver; çünkü çalgıcı beklemekten bılm. Ömer'e ses geldi, ey Ömer, kuluınuzu ihtiyaçtan kurtar. Has, saygıdeğer biY kulumuz var; bir zahmet et de me.ıarlığa yöne!.

• Ey Ömer, herkesin bakkı olan Beytülm~'­ dcn yediyüz dinarı koy avucuna.
Ona götür de a bizim seçkin erimiz de, şim­ dilik bu kadar; bunu al, bizi mazur gör. Bu, sana )<iriş parası; bunu harca; tükenince gene gel buraya.
• I". 20

402
kalktı

MtSNiVI $EIUJI l

Ömer, sesin heyberinden ye.rioden sıçradı, da bu hizmeti görmek için belini bağladı. yüz tunu; koltugunda para torçalgıcıyı arıyordu. başka

Meuulı~a

bası; koşa ko~ laştı;

Mezarlığın çevresınde

o ihtiyardan

bir hayli döndü dobiç l:imseyı görmedi

orada. dedi bu olmayacıı:lt ; bir kere daha döndü dolaştı; yoru!du bitti ; ondan başka hiç kimseyi göremed i.
Hayır

koştu;

2180.

Kendi kendine. Tanrı, bır kulum var, tertemiz, arı - duru. bizmeı edilmeye d~«. kutlu bir kul buyurdu.
Koca çalgıcı nerden cak? A gizli sır, ne de
Tanrı'nın hoşmn

has kulu olasen . ne de hoş.
araşur­

Bir kere daha
dı;

ınezarh~ıo

çevresinr

çölün çevresini dolaşan, av arayan arslan gibi bani. Artık iyiden iyiye inandı kı o koca kişiden başka kimsecik yok. Karanlıkta dedi. çok aydm gönüller bulunur. Edebe yüzlerce riayet ederc~ geldi, orada çöktü; derken aksırdı Ömer ; koca kişi belinIedi ; sıçrayıp ltalku. Ömer'i görünce şaşırdı ; gitmeyi kurdu; bedenine bit titremedir geldi.

* İçinden yarabbı dedi, sen yardım et; aman senden. Muhtesip, çalgıcı ilitiyarcağıza geldi
çattı, sataştı işte.

bfESNEYl S.ERHJ I

403

Ömer. bu koca ·kişinin yü:ıüne bakınca, gördü ki ıiıanmış.• beti ben:ıi sararnuş. kül kesilmiş. Ona, korkma benden,
ürknıe; ışte şiındioek

Tanrı'dan müjdelikler getirdim dedi

Ömer.

Tann dedi, senin huyunu o Iladar övdü ki sonwıda Öme. , senin vüzüne iişık oldu. r 2190.
Karşımda otUr, ayrılmaya kalkışma da kulağına, devlet· sırlarından sırlar söyliycyim.
sınırsız

selam söylüyor. şons'uz zahmerler, gamlar .yüzünden na:;ılsın. ne haldesin diye soruyor sana.
İşte sana
bwıu.

Tanrı·

kiriş paraSt bu birkaç para; harca gene gel buraya.

Ihtiyar bu sözü duyunca titremeye başladı; ellerini ısırmaya, çarpınıp çırpınrnay.a koyuldu. A eşi örneği olmayan Tanrı, yeter; çaresiz ihtiyar eridi. su kesildi diye bağırdı. Bir hayli ağladı; derdi haddi yere vurdu; unufak etti.
aştı;

çengi

Tanrı'yla arama perde .kesil~sin meğer a ana caddeden yolumu sapuran, a yolumu kesen dedi; A yetmiş yıldır .kanımı içen; olgunluğa Icacşı senin yüzünden )'ÜZüm kapkara.

önırüme

Ey vergisi bol vefah sen acı.

Tanrım,

·

cefalarla geçen ·

Tann bir ömür verdi ki dünyada bir gününe bile kimsecikler değer biçemez.

404

MES.'IEV: SERHI ı

2200.

Solulııtan soluğa zir, bem perdelerini çatarak ömrürnü hiç ettim giru.

üfıirüp

i\.h, nağmeleri hatıriayıp Irak perdesinin yüzünden acı aynlık çşğı, haurund:ın çıku gitti. Eyvahlar olsun, o inip ineelen ;>,jr perdesinin ıazeliği ytizünden gönlüınün ekini kurudu, ufalandı; göıılümse öldü. Eyvahlar olsun, şu ı•irmidort perdenin sesiyle kervnn geçti gitti; gün bitti, akşam oldu. Tanrım, bu teryad edenin elinden feryad; kimsenin elinden değil, bu medet isteyenin elinden mcdet. · Kimsecikten çare bulamam; ancak bana benden yakın olandan çare bulurum.
Çünkü bu varlık, soluktan soluga ondan gelir ; varlıgı.m bitince de ancak onu görürüm ben. Hani birisi, sana altın saysa kendine ba.k rnazsın, hep onu gözetirsin ya, onun gibi işte.
Tanrı razı olsun,
görüşünü, varlık

yıştan bakıp gidiş

Ömeriıı, onun alemi oJan ağla­ lllemine çevirmesi

Sonra Ömer dedi ki: Şu ağlayışın da JıAIA kendinde oluşunun beörıisi. Yok oluşuıı yolu bambaşkadır ; çiirıkü kendinde oluş da bir başka suç. 2210. Kendinde oluş, geçmişi anmaktan meydana gelir; geçmişin de Tanrı'ya perdedir ; geleceğiıı

de.

MESNEVI SEllUt C

.fOr;

lkisini de ateşe ver; niceycbir bu ikisinin
bogumlnrla dolacaksın? Kamı~ta bo~ oldukça sudaş olamaz; o d udaklar, o sesle düşüp kalkamaz. yüzünden
sayılırsın ? kamış gibı

Kendi çevrenı tavaf ettikçe, kendini tavaf eder Dinden dönm~süo sen ; nasıl olur da Kll'be'ye varmış sayılırsın? Kendindesin sen. VerdiAin haberlerin, haber verenden bir haberi bile yok . Senin tövben suçundan beter.

A geçmiş h:ıllere tövbe eaneye kalkışan, şuı tövbe etmekten oe vakit tövbe edeceksin? Onu söyle. Kimi zir napesini kıble edioiyorsun, kim> ' de ağlayıp inleıneyi öpüp duruyorsun. Faruk, sırlar.ı ayna kesilince ihtiyarın canı da bedeninde uyanıiı. Can gibi ağlayıştan da kesildi, gillüşten de; gitti de bir başka canla dirildi o. O vakit içine bir şaşkınlıktır düşrü de yerden de ~an çıktı, gökten de.
canı

2220.

Ona, arayıp tarayışın ardında bir başka tarama dUşrü; Ciylesine bir hal elverdi ki ben bilmiyorum; biliyorsun sen söyle.
arayıp

Halden de öte, sözden de öte bir hal sahibi, bir söz sahibi oldu; ıılular ıılusunun güzelliğine daldı gitti. Öylesine bir daldı ki kurtulmasına imkio yok; denizden başka bir kimsecik tawyamaz. artı.~< onu.

406

MESNEVl

ŞJ:KHI

1

İstek üstüne ıstek olmasa, yarıbuçuk akıl tümden bahsetm ezdi.
Fakaı ıstek ü~tüue ısıek geliyor da o denizin dalgalan buraya dek mruyor.

da yüzünü perde

O ilmyarın tıikaj•esı burAya varınca ihtiyar ardına çekti. hali de. İhtiyar eteğim sözden silku ; bizim ag ımız. da da bır yarım söıce;hz kaldı ancak.

Bu zevke. bu n~ 'eyc ulaşmak ıçin yüzbın· lerce canla oynayıp urulmak deger mi . deger. Cao ormanmda a'•ıaıınıak için dogan kesil; dünya güneşı gibı canınla <ıyna. Yüce güneş canlar saçar ; her ~lukıa ışı!<·

tan
2230.

b oşahrJ

gene doldururlar onu.

A m§nalar dihıyasırun güneşı, canlar saç; <!$ki dünyaya bir y~nilil< gösier , bir yenilik ver. Adenıoğlunun var!ığ.ı.na da canla akıl, gi:ı· lilik aleminden akar su gibı gelip duruyor.

Her gün pazar başında" Allahım, yoksullara verenlerin her birine, verdilderine karşilık bağışlarda bulun. Her vermeyenin malını da yok et, diye bağıran iki melek. O veren, Tanrı yolu ıa savaşandı:r, istek ~·olunda israf eden değil.
Peygamber dedi ki: Öğüt \'ermek için iki melek boyuna bagırır. Derkr ki: Ey Tanrı, ''erenleri doyur, ver· dikleri her dirheme karşılık yüzbin dirhem ver.

MflS:'\l EV) $ERHI 1

407

Ey

Tanrı,

vermeyeniere de dünyada ancak

ziyan ver. Ama nice ·de esırgcyiş var ~i verişten iyidir; Tann malını, Tanrı buyruğu olmadıkçı verme; onun izniyle ver de
KarŞılığında sınırsız defineler .gör ( • ); böylece de kafii-lerden sayılma.

KMirıer , kılıçları Mustafa'ya üsıüıı diye boyuna develer kurban ederlerdi.

olsun

Tanrı buyruğıınu . bır Tanrı'ya ulaşmı~tan

ara; ber gönül.
Haoı
padişabın malını

Tanrı

huyrunu anlayamaz ki.

asi bır kul. adater yapıyorum der de asilere dağıur ( " •ı.

2240. " Kur'an'da "Onların bütün bağışlan hasrettir, iç acısıdır, diye gaf'Icı chlini korkutan bir 5yeı var.
laştırır

Bu ası kuıun ba~şı padişah katından uzakonu. yü~ünü kara eder onun.

Mekke ululan, Peygamber'le savaşırken. kabul edilir üiDJdiyle kurban keserlerdi. • İşte bunun için inanan, namazda "Sen bize doğru yolu göster, der durur. Bu dirbem vermek, cömerde layıktır; aşı­
lwı cömertliğiyse can bağışlamakur.
( • ) Metinde "Ta. i"au y•bi"' ya.n1rmt. luırtıla.,tırmada "yA.bt" nin Uatllne .. btnS" ya.ztlarak düzcltUmit tir. (••) geçi)·or.
A.ı, ibiler sözleri, "ya,ğt. yaiıyo.o" tanında Türkçe

408
Tanrı
bağışlarlar

MUS!Yl Stıt>ıt ı
u~!'UD3 Tanrı

rirler sana.

ekmek verirsin; ekmek veuğnıııa can bajtışlarsııı. can
Taıın

sana.
yapraklan dökülürse ona,

Şu çınarın

yapraksızlıl< azığı. azıksıı:lık azılll bağışlar.

Cömertlik vü.ıfioden elinde mal kalmazsa T ann'run lutfu, nasıl olur da seni ayaklar altında bırakır )
iyiliği

Ekin el<enin amban boşalır ama bu işin mrlada belli olur.

Fakat buğday ambarda kalırsa harc:anır, bit·

kre, kurtlara, farelere belttiyen olaylar, onu
t:ıımamiyle

temizler gider.

2250.

Bu dünya geçicidir, aradığını geçmeyen dünyada ara. Görunüşün, şeklin sıfırdır senin; dilediğini ınl\oadan dile.
Şu

tuzlu,

şu acı canı, kıheın

o;ııa karşilik tatlı denize benzer bir

önüne tut da c:= satın al.

Bu kapıdan, bunu almayı bilmiyorsan bari bana kulak ver de şu hil<Ayeyi dinle.

.".

( ŞERH )

1920. Beyinen sonraki hildycnin "Esrar'üt-Tevhid, de Ebü-Said Ebu'l-Hayr'a attedildiğüıi Bedi'uzzo..man FurOzan-fer, "ı\ta§hiz, de bildiriyor ve " Musibeı-N§me,. de de bulundusunu söylüyor (s. 20-23).
''Musibeı-Name,

de bu na benzer

ikı

hik4ye var:

Ikincı halife Ömer zammında birısi namaz kıldu­

sonra mihrapta şiir okumaya başlıyor. Ömer'e ediyorlar. Omcr işı anlamak ıçin bizzat gidiyor. Adam, dediklerı gibı namazdan sonra şiirler inşadına başlarken Ömer, bu şiirlerı nerde ve nasıl okıı)'(lrsun diye soruyor. Adam, gönlüme ne ilham edilirse onu okuyorum diyor. ömer okumasım buyuruyor. Adam okumaya başlayınca Ömer kendinden geçiyor, beğeniyer ve okumasına müsaade ediyor (İst. Üniv. K. 849 H. de Cihaııgir'us-Sultini adlı bir hattatın pek güzel ince rjl' lıykıyla yazılmış "EsrarName, Musibeı-Nbrıe, 11:\lıi-N§me, Mantık'uı-Tayr, Gül ü Hosrev ve Rubailer, deo meydana gelen " Muhtdr-Nime,. yi de muhtcvi müıehhep Külliyynt; Farsça Yaz. 1315. 27. a). de de bulunan ikinci hikaye, bu bikayeye çok daha ya kın : Bir ihtiyar pek ıkiz kalıyor ; ihtiyarlıktan perişan bir bale geliyor. Rebap ~ınakıan başka da elinden
"Esrnr'üı-Tevhld,

dıktan şi lciyer

410

Ml:SNEVI

S~lll

1

hiç bir iş gelmiyor. Fakat ihtiyarlığından, acizliğinden artık ne rebahını dinleyen var, ne ona bir dilim ekm. l< e veren. Rebahını alıp bir ytkık me:scide gidiyor. Aç, susuz bir halde kıbleye dönüp, ne kimseden bir parçacık ekmek bulabiliyorum, ne azık. Rebahımı dinleyen kalmadı; yarabbi bundan böyle sana rebab çalıyorum, bari sen bedava dinleme deyip çalmaya baş­ lıyor. Çalıyor, çalıyor, sonunda uykusu geliyor, yatıp kendinden gç~iyor. O sırada Ebıl-Said'e bir dağarcık para gelmiş. Şeyh; bu parayı rebapçıya yolluyor. Parayı getirenierin seslerinden adam ıuyanıyor. O kadar parayı görünce yarabbi diyor, bundan sonra hep sana çalacağım; ustaların kadrini senin gibi bilen yok (104. b-105 a).
Esr~r'üı-Tevhid'de. rebapçı, mezarlığa gider. orada çalar. Ebu-Said, parayı mezarlığa yollar ve çalgıcı gidip ona mürid olur.

Mevlana da çenl' çalan, mezarlığa gider; orada çalmaya başlar. Ömer, bir ilhamla ona para götürür. Adam bunu görünce çengi yere çabp kı.rar. Tövbekar k olur. Fa. at hikayeyi anlatırken adeti veçhile redailere uyup başka hi~yelere de giren Mevlana, nağm~lct­ den, erenlere ilhamlıi sunulan seslerden, onlan dt:ıyan ölü caoların, suru duyan iilüler gibi dirildiklerinden, bu münasebede "Rabbinizin esıntilerinden gaflet etmeyin, mealindeki hadisten, bu bahsi yazdanrken birkaç !okma yediğinden, bunun da karlbasma tesir ettiğinde.o, ilharna engel olduğundan... bahseder. 1632. "Ey cin ve insan topluluğu, ölüp kurtulrnek için göklerin ve yeryüzünün kururlanndan geçip

MESNEVI SERlll l

til

giımeye

gucunuz yeıcrsc geçin, fakat geçerneısınız bir kudret olmadıkça., (Kur'§Jı, LV, Rahmlıı, 33). 1935. Oluş, bozuluş, ıerim olarak "kevn ü fesad, diye söylenegelrniştir. 1942. Kur'~n-ı Kerim'in XIX. suresi olan Meryem st1resinin 16-21. Ayetlerinde Meryem'e Ruhun gönderildiği, ona, azası düzgün bir insan şeklindc göründüğü, Mel)·em 'in. ondan rabbine sıgındı~, RQh'un, Tanrı elçisi oldu~unu . Meryem'e bir erkek çocuk verrnek üzere gddiğuıı söylediği. Meryem'in, benim nasıl oglum olabilir ki henüz bana hıç kimsc dokunrnadı, kötü bir kadın d& değilim dediği, Ruh'un, bu işin bir Tanrı deli h olarak ıo.kdir ~dildiğini söylediği anlatılır. Bu ayerlerdeki !lilh CcbrAil'dir. Bundan sonraki fiycılerde, Meryem'in JsQ'yı doğurunca kendisini kı­ nayanlara karşı, ililll ilba.mla. oruçluyunı, kimseyle konuşamam diye işaret edip ls&'yı gösterdi~, onların beşikıeki çocuk nasıl konuşabilir demelerine karşılık İsi'wn "Ben Allah'ın kuluyum, bana kitap verdi ve beni Peygamber yapıı. Nerde olursam olayım, beni kutladı, hayana oldu kça namaz kılmamı, zekat vermemi. aoıuı:ıa karşı itaatlı olmarnı tavsiye buyurdu; beni zorba ve kötü bir .k işi olnrnk yaratmadı; doğdu~um gün, öldüğürn gün ve' diri olarak ba'sedileceğim gün eseo.lik bana, dtdiği bildirilir vt Allah'ın hiç bir k.i mseyi oğul edinmiye<:eW, bundan ınünezzeh olduğu, fakat bir işin olmasını irade edince o işin olacağı anlatılır (22-35).

Ahd"i Cedid'de Meryem, RQb'ill-Kudüs'ten yüklU kalmıştır (Matyus, I, 18, 25, Yuhamıa, I, 1- 14). Hristiyanlarca Ruh'ül- Kudüs, Alla.h' m kudretidir

41!

ve Cebdll'den başkadır; Cebr:lll Meryem'·e, Ruh'ülKudü~'ıca yüklü olacağını müjdeleıniştir (Luka, I, 26-38). Müslümanhkra Rub'üi-Kudüs Cebriil'dir ve Allah'm sıfatianma ıecessüdü, akleo ve şer'an mümkün değildir; bu inanç bat ıldır. 194{). Bu beytio daı•andığı hadis 227. b eylin şer­ hinde geçti. 1947. " Kim kendini Tanrı'ya verirse, Tanrı da ona Uitfeder.,. (Furiizao-fer: Ah~dis-i Mesııevi, s. 19) Ilu hadis Ciiıni' ve KünOz'dn yoktur. Siifilerdcu birinin sözü olabilir. Beyitte i.lk kısmırun birinci, ikinci k.ısmıwn ikinci mısra'da Arapça nakledildiğini de söyliyelim. 1954. " Ne muılu beni göıiip inanana; ne mutlu beni görmediği halde, ban.ı inaruına., (Ciimi' II, s. -1-6. İkinci kısmını üç kere, bir rivayere göre de yedi kere söylemişlerdir. Aynı snbifede aynı mealde iki hadis daha vardır). l959'dan önceki baş lıktnki hadis. , .. Gerçekten de günlerinde Rabbinizin esintileri vardır; o esiotiJe.re kendinizi •·erin; olabilir ya, bir esinti de s ize dokunur ve ondan sonra ebedt olarak kötülüğe düşmeı.siniz.,. (Cami', I, s. 80)
zaınanıoı1.ın

196:>.
ı:akılacak,

"Tiıba

bir

ağaçur şeyler

ki

Tanrı

onu kudretiyle
~nnctin

dikroişıir, riıhwıdun ruh üfı.irmüştür ona ; asılacak,

giyilecek
ardından

bitirir;

dalları

sürunun

görünür, (Cami' ll, s. 46),

Rivayetre Tılbft kökü yukarıda, dalları aşağıda, yapraklan bütün cenoeti dolduran bir ağaçtır. SUfi-

M"I!SSl"Vt SERHI 1

413

!erin bu ağaçla de olmuştur.

insanın

temsil

eidldiğini

söyliyeoleri

1967-1968. Yüklenmekten çckiodikr. XXXIII. silTenin (Ahzdb) 72. ayctindcn
ıktibas vardır. slınınadıt. Jle)oiıte

lafzen

r393.

beyıto şerbme bakıwz.

1970. Lokman .
~Oresi remıcsi

Kur'An'ın

XXXI.

sılresi,

Lokman

diye anılır. Bu sılrede, Lokman'a , Tanrıya şük­ için hikmet verildi~i, oğluna öğüt verip şirk koşmamasını, anaya babaya saygı göstermesini, rız­ kınıo mutlaka kendisine ulaşaeağıru bilmesini, namaz kılma$ını, iyiliği buyurmaııru, kötülüğe engel olmasım, başına gelenlere day:ınmasiDl, ululanmamasıru, vekarlı yürümesini, bağırarak söz söylememesini tenbih ettiği bildirilir (13- 19).

hut

Lokmanın, Eyyub l'eygambcrin kızkardeşinin, yaıcyıcsinin oğlu oldu~u, Habe~i bir kul bulundu~u

rivayet edilir. Ayetteki "Hikmet, i peygamberlik olarak kabul edenlerce peygamberdir; kabul eıme­ yeolere göreyse ereolerdcndir. Baudaki Kur'an müterciınlcrine göre Milanan önce VI-VII. yüzyılda yaıayan Ezop olarak kabul edilmiştir (Savary'nin rercemesi, s. 407; not. 1. E. H. Palmer'in ıercemesi, s. 350; not. 1.).

1981.

"Konuş

benimle n pembe beyaz

kadın.,

Hı. Mullammed'in, Tanrı sevgisine daldığı zaman,

:kendine gelebilmesi için Aişe'ye böyle hirab ettiği rivayet edilmiştir. "İhya'ul-Uhlm, da, "Konuş benimle }'li Aişe, tanında geçer (Mısır-1306. H, C. III, s. 80). 1995. "Ferahlandır bizi ey Billl., Hz. Muhammed'in dünya işlerinden sıklldığl ''akit BiiM'e böyle hiuıb ct-

U4

~fES.NtVI

SfiUH J

tiği rivayet edilmi$tir. (Aynı s. 81. Furüzan-fer, bu hAdisin " MÜ$ned, de de bulundu~nu kaydediyor, Ahadis, s. 21 ).

13ilal, salıabcdend ir. Habe~i idi. Köle olduıu için Müslüman olunca pek çok eefalar gördü. Hz. Muham· med'in buyru~uyla satın alınıp aıad edildi. Sesi pek güzeldi; bu yüzMn de Hz. Peygamber onu müezzin yapmıştı . İlk ezao okuynn BiiU'di r. Hicretin 20. )"ı­ lında (641 ) Şam'da vefaı eni. Vefa ı yılını Hicretin ııı., 2 1. yılları olarak ri vayer edenler de vardır (Sefinet'ül-Bıhiir ; I, s. 101--105).

1 998. Ta'ris. Yolcunun

ge~elc}•in bıraz şöyle

yol

alma.~ı.

se-

here yakın bir çui;da yatıp veren bir sÖzdür. Buhiri'dc

uyum ası anlamını

bir hadis var :

"Huseyn 'Ul-Huzlli o~lu lmran diyor ki: Peygamber' le ı•olculuk ediyordu!<. Bütün gece yürüdük; gecenin sonunda kendimizden geçtik. uykuya daldık; yolcuya da bundan ıatlı bir şey yokr:ur hani . Uyanınca baktık kı güneş doğmuş; zaıi güneşııı hararcı i uyandırdı bizı. Önce filnn, filAn, filan uyanmış . dördüncü olarak da Ömer kalkmış. Peygamber-'i, kendi uyan· madıkça uyandımaıdık ; çünkü uykuda ne haldedir, bilmezdik ki. Ömer çetin bir adamdı ; tekbir getirdi, getirirken de sesini yüceltti. l'eyg:ımbcr uyanıncaya dek de tekbirin ardını arasını kesmedi. Peygamber uyanınca namaz vaktin in geçti~ ini söylediler. Hz. Pey· gamber zarar etmez buyurdu; kalkıp biraz yol aldılar. Sonra konaklayıp abdesı nlarak cemaat la sabah nama zını luldılar. Bir kişi namaza gelmedi; Peygamber ona niye namaza gelm edin dedi. Adam cünüb olmu-

MllSNı:Vf

$[RHI 1

415

su da yok deyince ıeyeınmüın etseyelin ya, bu yeterdi sana dedi., (Tecrid, C. I. s. :15) Gene Buharl'de şu hadisı görüyoruz : "Ebu-Ka· diyor ki : Geceleyin Peygamber'le yol aldık; sab abcden bazıları ey Tanrı elçisı dediler, biraz yatıp uyusaydık. Peygamber, korkuyorum, namaı.ı kaçırı­ nz dedi. Biliii ben uyaodırırım dedi. l'eygamber'le sahabe yamlar. BiHU de a~rlığına arkasını dayudı. O da kendinden geçivermişti. Peygamber uyandı; fakat güneş doğmu~, yükselmiştı. BiW'e, ya Bilal dedi, sözün nereye gitti? Bi Hil, bu çeşit kendimden geçti~im hiç yoktu dedi. Peygamber, Allah rublarınızı dilediğ> vakit alır, dile di~ vakit gene size verir; hadi ey Bi lll ezanı oku buyurdu. Abdesı aldık ; güneş )iiksclmiş, beyaılaşıruşu; cemaaıla sabah namazını kıldık,. (Aynı , s. 54).
ıMe

şum,

2013. Bu beyineki tuz, alım, cazibe ınlamınadır. Azeri lehçesinde Mla alımlı odam, çekicı güzel yerine "tuzlu kişı,. sözü kullanılır. Hz. J>eygamber, "YQsuf gUıeldi, fakat ben ondan alımlıyım buyurmuşlar­ dır., :Seflner'ül-llıhar. ll . s. 5'16. Mevlevilerde sünnet olduğu üzere yemeğe ruzla başlanıp tuzla bitirilir. Bu hu5usıaki haberler için aynı esere bak. s. 545-546) 2020. Bu beyinen sonra başlayan hi.kdye Furılıan­ fer'e göre "EI-Wli'l-MasnQa Fi'l-Ahidls'il-Mavzıla,­ daki şu hadisten alıonuştır : "Enes diyor ki : Peygamlx:r'le beraber tavaf ediyordu);, bir so~k duyduk, ı$laklık gördük, declik ki: Ey Ta.on elçisi, bu soğuk nedir, bu ıslaklık oe? Peygambes', duydunuz mu, gördünüz mü dedi. Evet dedik.
'•

416

ME$1'\JNl SJi:RHI 1

Şimdi buyurdu, Meryemoğlu ts~ sel!m vermi~ti bana,. (MaAiıiz, s. 23).

Bita-z
olayın

yakışık

alıyorsa

da MevlanO'nıo anlattığı

kaynağı

bu olamaz.

2029. HukemA'ya göre yaratıcı kudret boyuna yave birden, ancak bir çıkar. Yaratıcı kudreucn Akl-ı K üll zuhur etmiştir. Bu da Nefs-i KüU'ü meydana getirmiştir. Bu ikisinden akıllada nefisler ve gökler, unsurlar varolmuş, gökkrte unsurlardan cansızlar, nebatlar ve canlılar doğmuştur. Yaratıcı kudrctin evvcli olmadığı gibi, alemin de evveli yoktur. Ancak yaratıcı kudrcre göre sonradan varolmuş sayı­ lır. Onlar bu inancı "Heykel-i alem Hadis-i Kadlmdir, cümlesiyle formüle eı:mişlerdir. Gene onlara göre kıyamet de kopmaı;; çünkü yaratıcı kudretin şoııu olmadığı gibi alemin de sonu yoktur.
ratı r

Suf!yye

arasıoda

da bu

inancı

benimseyenler var-

dır. Mesela Sımavua karlısıoğlu Bedreddin

(628 H. 1424-14'25), " VilridAt,. ında "Alem, cinsi, nev'i, şahsı bakımından kadimdir; önüne öo yoktur; sooradan olu şu ınman itibariyle değildir, Tanrı'nın ıliuna nisbetledir, der. (Isı. 'Oniv. K. Arapça Yaı. '2802, 3. b). Geııe aynı kitapta şu sözleri o\<:uırıaktayız:
"Esenlik onlara, ı>eygamberlerin haber vcrdiıi her şey gerçektir, fakaı bütün ihtimalleriyle düşün­ mek gerek. İnsanların kimisi, Peygamber'in ıaına­ nında kendi anladıklan kıyamcıin kopmasın.ı, Dabbetül Arı'ın, buna benzer şeylerin çıkmasLOI beklc:mişıi. Bu bekleyişleri meşhurdur. Kitaplarda da yazılı,!ır. Sonra gelenler de kendi zamanlanoda bek-

MISNEV'l S ERlll 1

411

!ediler. Kimisi Mehdi'nin, H$temül Vilaye'nin yediyüz yıbyla sekizyüz yılı arasında çıkacagıru söylemiştir. Şimdi sekizinci yüzyıldayız, avanun hayal ettigi şeylerin hiçbin olmadı, binlerce yıl geçer, gene de olmaz. (Aynı 1 5). Bi an, ge· tamanda insanın bitişi, görüşü. anlayışı degiştı de ınsan her ~eyde Allah'ın kudretinı. hikmetinı görmeye başlildı mı, gözünden perde kalkar. Hukema')·a gelince onlar. noksan olan dlemi kamil olan yara tıC\ kudret yaratmamıştır, ondan yalnıı Akl-ı Küll zuhur eunıştir derler (Nasır-ı Husrev: Rüşenilyl-Name, Miictebu Minovi basımı, T ehran- 1304-1307, Divan , Rüşen8yi-Name, Saildeı-Name ve mensur bir risale, s. 51 8, beyiı. 1·). Bu inanç tcvlıitle taban tabana zıttır , çünkü uolls~n taıııta \ıelirir, tam. da noksanla anlaşılır. Hatt! bu noksan görüş nispeıtcn, itibardan, kıyaslamadan meydana gelir. Her şeyi yok7 lul«an, yoktan yaramğı ve kendisinden önce bir var bulunmadığı için, O, ewcldir; her şey yok olacaktır; yeniden yaratacak O'dur; bu yüzden a!urdır; zAtiyle her şeyden batındır, kudretiyle, tıikmetiyle her şey­ de zahirdir; O'dur, her şeyi tam bilen (Kur'An, L VII, Hadld, 3)• Halbuki çen
Anın kıyametidir. Aynı kıyamet

her nn

kopınaktadır.

başlıkta bulunan ve Scnai'ye ait bildirilen lkı beyit Hadllca veznindeyse de M üdcrris Radav1 basmasıoda bulamadık.

.2013'ten sonraki

olduğu

2~5. "lık yaratışta Sciz oıi kaldık ki ? Hayır; ama onlu, yerıi bir yarauşııı şüphe içiııdeler,. (Kur'an,

L, 15).

418

MESNE:VI SERHI 1

2054'ten sonrakr balışıaltı hadis'in tamamı A.nkaravi'ye göre şudur: "Bahar yelinı gaıiimeı bilin, çünkü o aıaçlarınıza ne yaparsa bedenlerinize de onu yapar. Kış yelindense kaçının., çünkü o da ağaçlarınıza ne yaparsa bedenlerinize de onu yapar.., (s. 169).
Mevl~nA'ya
teğidir; akılla

göre
cansa

buradakı

güz

nefisıir

nefis is-

balıardır,

ölümsüzlüktür.

2095. Yesrib, Medine'nın adıdır. Hz. Muhammed Medine'ye göçünc-e şehre Tıyba adını verdi. Sonradan PeygBJDber'in şehri anlamına Mediner'ür-Rasıll d~nildi (Mu'cem ili-Bülddn, Mısır-1321· H . c. VIII, s. 498-499}. XXXIII. sOrenin 13. ayetinde de adı Ycsrib diye geçer. 2 105. Eyyub. Abd-i Aııyk'ın kırkiki bölümden meydana gelen kısmı bu peygambere aittir. Eyyub Tanrı'nın temiz bir kuludur. Pek zengındir. Şeytan, vakti hali yerinde, malı mülkü wr da o yüzden isyan etmiyor der. Bunun üzerine Eyyub sınamalara uğrar. Sürüleri yolc olur, 1;1şaklan düşm3Diar tarafından kı­ lıçtan geçirilir; o~lları ile kızları yapı alunda kalıp ölürler. Sonunda Eyyub'un bedeni çıbanlara brar. Eyyub bütün bunlara dayarur. Sonunda Tanrı gene ona mal mülk verir; o~l kız ibsan eder. Dördüncü kuşata delc ıorunlarını görür, ondan sonra ölür,

Eyyub, Kur'an'da bir peygamberdir. IV. sQrenin
163. ayetinde peygamberlerle beraber adı geçer. VI. ~ürenin 84. Ayetinde de peygamberlerle anılır. XXI. ' sO.renin 63-84-. iyeılerinde Eyyub'un, Rabbim, bana :zarar erişti diye Tanrı'ya yalvardıgı, Tanrı'nın da onu dertten kurtardığı kısaca anlaııl.u:. XXXVIII. sOrede

MESNEVı StııHı ı

419
uğrattı

E)yub'un,
vardığı,

şeytan

txni yordu, azaba

diye yal-

vur

ayağını,

bu,

yıllanılacak

ve

i~leçç!l

serin

su bu)'Urulduğu, elinden çıkanlardan fazlasının kendisine verildiği bildirilir (41-44). Eyyub Peygamber bu kaynakların birinde yıkanmış, bedenindeki yaralar iyileşmiş, öbüründen de su içmiş, içi ralıatlıga kavuşm uştur.

2119. Ccvher, öz manasına gelir. Bir şey var olmak için bır başka şeyın varlıtına bağlı degilse, ona cevher derler. Alemdeki varlılüar ya cevherdir, yahut arnıdır. Araz var olabilmesı, meydana gelmesi için bir başka varlığa mu.hıaçur. Renk gibi. Akıllarla nefisler ve unsurlar, cansızlnr , nebatlar ve canlılar cevhcr sayılıruşur. Bunların şekilleri , renkleri, hareketleri de uraıdır (Ta'rifAt, s. 54, 99). 2121 'den sonrakı başlık ve babis. "Peygamber okurken hurma agacından bir direğe dayanırdı. Minher yapılmca Peygamber üstüne çıkıp oturdu~u zaman mescidin direklerinden olan o direkten bir inilti çıkmaya başladı. Peygamber minherden inip elini direğe koyunca direk susıu,. (Buhhi, Bulak-1312 H. Kiı:!lb'ül Cumua, c. ll, s. 9). Bu hadis biraz daha uıun olarak da nvayet edilmiştir (Ankaravi, s. 194huıbe

195}.
2 162. "Oraya gelince de kulakları, göz.lcri ve derileri, yaptıklan ~eyler hakkında kendi aleyhlerine tanıklıkta bulunur. Bedenlerine ne diye aleyhimizde ıo.nıklık ettiniz derler. Onlar da her şey; sÖyleten Allah bizi de söyleıli derler ve O'diii sizi halkçd.rn ilk defa, gene de dönüp onun tapısına varacahınız., (Kur'an XLI, 20-21).

4ZO

MUNII\II $E&lll 1

ve bahis. Hz. Muham· tesbib ettikleri rivayet edilmiştir (Aii>'Y' üi-Kaari: Şerh-üş-Şif4, İsı. Mat. Amirc-1306, c. [, s. 627-628).

2162 'den sonraki

başlık

med'in elinde kUm ve çahJ

taşlannın

2173. Beyt'üi-Mill, Müslümanlardan toplanan zekftı

"Zımn»,

parasiyle Kitap ehli olup kendi dininde kalan ve deneoluden toplanan ve cızye denen, ganiroetlerden ihtiyaç erb1bıylo savaşa katılanlara da· ğmlandan artan para ve saırenin hepsı; devlet hazi· nesı demek olan "13cyt'üi·Mal .. de birıki ı. de Muhtesip, hesap memuru minasına gelirse olarak şehrın düzenine bakan, kötülükte bulunanları yakalayan . esnafı kontrol eden mcmura denir. !?olis. bekçı, belewye zabııası vazifelerini gö· ren memurlan bu ad vcrilirw.
ıerirn

2 ı 86.

2231 den sonrakı başlık ve bahis. " Hiç bir gün yoktur ki sabalıleyin ikı melek ınip de nidil etmesin . Biri dcr ki: Alliilum, yoksullara vcrenlerın her birine, karşılık olarak ihs~ et. Öbürü de der ki: AllAh un, vermeı•enin de malını yok ct., (Anknravi; s. 203. Bedi'az·zaman. Müslim'den naklen; AMdis; s. 22) 22.W. "Şüphe yok kı kafir olarılar. mallarlJll, ancak yolundan alıkoymak için hardırlar; harcarlar da sonra o harcadıkları mallar, kenditerme bir ıç acısı olacak, sonra da aşağılnnacaklardır., (Kur'ıin-ı Kcrlm,
Allalı

VIII. llnial, 3G).
2243. " Sen bize doı;tu yolu göster, bizj o yoLa sevket., (K. 1; Fiilibn, 5),

(METlN)

Zamanında

Hiltem-1 Tai'yl geçen, balifeye alt hikaye
vardı; zamanında

eşsiz

Bir halife

Hliteın'i

bile

cömertliğine kul-köle cımiıti.
Bağışlamak, cömertlikıe rağını yüceltmiş; kaldırmışo.

( " } bulunmak bayyoksuUuj!u, ihtiyacı dünyadan

Denizle inci, onun ihsanları yüzünden debir hile gelmişti; h1ıfu, ihsAnı, kafıan kafa dünyayı rutmuşru.
~ersiL

Şu toprak yeryüzünde buluttu, yağmurdu; sebepsiz ihsanda bulunan Tanrı'nın luıfuruı
mazbardı.

Vergisi, keremi yth:Unden deniz de depremIere ugraıruştı, mftdeo de. Cömertliğini elde etmek için kapısına, kervaıılar üstüne kervaolar
yönelmişti. Kapısı - eşi~i, li!cetlcr kıblesi olmuştu; şöh­
reıi, cöınertlikJc

her yana

yayılmıŞtı.

( •)
ı..hiltait.

··oad'' yuı1mıt, ltartı1at ıırrn~d• ''cUd'*, raı•hp dil·

MESSEVI SERH1 l

Arap olmayan da, Arap da, Rum da, Türk de: onun cômertlijjine şaşınp kalınışn.

2260.

*

Ab· ı

hayattı,

onunla

dirilmişti.

kerem deniziydi; Arap da Accm de.

Yoksul Bedevi Arabın hikayesi ; a:ılıl<, yoksulluk .yüziinden karosıyla arasında geçenler

Bir Bedevinin
dırılııyı
boş

kansı-

bir gece

kocısına

hadden

a~ırdı

da d edi ki:

Biz bunca ccfalar çekınekceyiz; bütün Alem bir halde; hoş olmayan ancak bizjz.

Ekıne~mız ekmek değil ; katığırnız dcrtic zahmet. Testimiz yok; suyumuzsa gözyaşı.

• Giydiğiınız elbise, gündüzün, güneşin hadren ; geceleyin döşeğimiz, rorganımız Ay ı$ığı. Ay
de~irmısiru

sornun

sannuşız

da elimizi

göj!e uzatmışız.

Yoksullugumuz, yoksullara bile utanç olGece-gündüz nzık düşüneesme dahşı­ mızdan o nlar bile utaruyorlar.
mu~.

* SAmiri'nin halktan kaçıığı gibi da bizden kaçmada. yabanolar da.

akrabnmız

Birisinden bir avuç mercimek istesem, bana, sus babalar çıkarasıca. geber diyor.
Arabın

övüncU

savaşıır,

ibsandır;

Arapların içi.ııde, yazıdaki yanlışa

sense benziyorsun.

M!S~!VI ~ERHI

1

2270.

Nt

savaşı?

ııuşıt; biı,
se,rilıni~iz.

Biz savaşsız öldürülmüş - giıyQksullult kılıcıyla başsız, yerlere

kurnıadayız;

Ne ibsaru? Yoksulluk çevresinde dönüp aı; havada uçan sineği sokup dakalır, uyu~, hırka­
olmayayım.

marının kanını emmedeyiı.

sını

Bir konuk gelir de gece soymazsam. ben, ben
müritleı-ln, onları

inanmaları,

düzenci, d:lvactlara ulu Tanrı 'ya ulaşmış sanmaları, rivayet edilen sözü, içten gelen sözdcn, yapma çiçeği, yerden bitmiş çiçekten ayırdedcmemeleri
şeyh.

Muhtaç

Bunun içindir ki bilginler, bilgiyle, tecrübeyle dediler Id: Vcrgili ki~ilere konuk olmak gerek.
Halbuki sen . öyle birisine konuk olmuşsun ki aşağllığından, senin neyin var, neyin yoksa onu bile alıyo r. Kendisi üsrün deAil, seni nasıl üstün edecek? Sana ışık vermesi, seni aydınlatması şöyle dursun; büsbütUn kararrır. .. Kendisi kırAna uı;rayıp ışıklanmamiŞ; kalan nasıl ışıklanacak ondan?
yanın baş­

Körün göz il§cı gibi hani. Kör, gözü gözüne ne çeker? Yeşim ıa~ı.

ağn­

t%•

Mf.S,.'IVI Ş[JIHI 1

Yoksulluk, zahmet yüzünden bizim de b!limiz böyle işıc; hiç bir konuk aldanıp da bize gdmez. On )'ıllık kıtlığı, şekle bürünmüş olarak gör-

mediysen gözlerini aç da bizi seyret.
2280.
Görünüşümüz, davaya düşen kişinin ıçınc benziyor; gönlünde karaıılık, diliyse pa.rıl-parıl. • Tanrı'dan ne bir koku alınış, ne bir belirtı görmüş; fakat dAvası Şts'ren de fazla, insanların ar.ası Adem'den de. Şeytan bile kendisini göstermez ona; oysa bi:z, abdAl'den de iteriyiz der durur. Adam saıısınlar diye dervişterin sözlerinden bir hayli söz çalınış. Sözde, BAyezid'i bile iaceler, eleştir ir; fakat içindeki şeyler yüzünden Yezid bile ondan utarur. Gökyüzünün ekmeği.nden de mahrum, s<>frasından da; Tanrı, önüne bir kemik bile acınamtş_ Oysa sofra yaydım, Tanrı niibiyioı, halife ogluyum diye bar bar bağırır. A luvrarup duran gönülleri saf kişiler; baydin, gelin; gelin de cömertlik sofrartıdaki hiç! doyasıya yeyin. Adamlara yıllarca yarın yarın der, vaatlerde bu[unur ; halk, kapısında toplarur, bel< ler; fakat bir rürlii o yarııı gelmez. İnıanın içindeki şeyin az-çok meydana çık­ ması içi. uzun bir zaman gerek . n Dıvarın

2290.

alunda deflne bu.

var, yoksa

orası,

yılanlano, katıncaların

ini mi? Uzun bir za-

manda

anlaşılır

MESNEVJ flRIII 1

425

O

şeybin

hiç bir

şey olmadığı anlaşilineaya

dek ısıeklinin ömrü geçer-gıder; anlamı ş da uyanmış, ne faydası var?

Kimi de olur kl bir mürit, yalan dilviilarda bulunan t eybe adamdır diye gerçekten inanır: bu Inanç yüzünden öyle bir dura~a ulaşır kj şeyhi, dura~ rüyasında blle ııörmem lşrir: ateşle su, şeyhine zarar vc. ir de ona vermez : r fakat bu pek azdJr : buna pek az
rastlnnır.

Az

rastlanır

isteyen kişiye yüzünden faY.da venr,

ama b u da olabilir hani: ulaşmak o valan, inancındakı parıakıık

Şeybinı can sanır, oysa ki bedendir o; bedendir ama kendi iyı niyeti yüzünden öyle bir durağa erişir ki

O, gece yansında kıblenin ne yanda oldujrunu düşünüp arayan kışiye benzer; kıbleyi bulamaz ama namazı doğrudur.
Davacı
açık.

şeybin

canmdakı
kıtlığına

kıtlık

fakat bizim ekmek

uğradığımız

gizlidir; ap-

Ne diye dav~lara düşen şeyh gibi gizliyelim bunu da yapmacık bir inanç yüzünden can
çekişelim?

MESNJiV: $EJUII 1

Bedevinin karısuın, dııyanmasuıı, sabrctm cslni emretmesi ; sabrın ( " ) ve yoksullu!tun listü nlügünü anJatınası
Kocası dedi kı: Nıceyc bir gelır arayacaksın; ekin ıs teyeceksin? Zaten ömrümüzden ne kaldı ki? Ço~u geçti-gitti. Alullı kişı, aza-çoğa bakınaz; çiinkil ikisi de bir sel gibi akar -gider. Sel ıster an-duru olsun. ister kara yüzlü, bulanık; değil mı kı durınuyor, akıp gidiyor; hiç söz açına ondan.

2300.

Bu dünyada binlerce mahluk var ki alt-üst olmadan, sıkıntı çekmeden yaşayıp gidiyor. Gece övünü daha hazır degitkeıı, üveyk kuşu, ağacın üstünde Tanrı'ya şükreder. A diiv;lları kabul eden, güvencim sana, rızkımı sen verirsin diye bülbül, Tanrı'yı över. Doğan rızkını padişahın elinden umar d:t bütün pis şeylerden ümidiiri keser. Böylece sivrisinekten tut da 1ile kadar bü· tiin yaraıılrnışlar. Tanrı aydlidir, Tanrı da ne de güzel bir !ile reisi. Çalışıp çabaıamamızdaki bu gamlar, tasalar. hep bizim va.rhğınuzın zorundan, dumanından meydana gelir. Bu, bizi köküroüzden söküp atan gamlar, ömrürnüzün orağıdır ; bu böyle oldu, şu şöyle oldu demcler, kuruntularıını:Wır.

(•) a•• lı kt~ki •·..br .. o" IÖ.ıü. k•rt•l•tttrmada. ille ... l:l.nn tonuoa kijç.ült bir )'Ut)'la elc1enmi.,-tir.

M ESN11VI $Ulll 1

t 27

Bil ki her zahmet, ölümün bir parçasıdır; elinde çare varsa ölümün parça-buçuğunu at· gitsin kendinden. Madem ki ölümün parça-buçuğundan ka· çamıyorsun; bil ki hepsinı de başından aşağı dökecekler. Yok, ölümün parça-buçuğu sana tatlı geliyorsa. bil kı Tanrı . hepsıni, uımamıru da rat· Waşnru sana.

2310.

Oertler. ölümden gelen elçilerdir: ölürnun yiiz çevırme. a olmayacal< ışierk oyalanan. Tatlı yaşayan acı ölür; bedenine tapan, canını kurtaramaz. Koyunları ya7.ından sUrerler de, hangisi dn· ha semizse onu kcscrlcr. A gönül meyvası, gece geçti, sabah oldu; sen ne vakte dek şu altın masalını ı·eni baştan söyleyip dur.ıcaksın ? Gençken berşe~~ daha yeter bulurdum; şimdiyse altın isteıine düştün; oysa ki önce sen altıodın. Üzümlerle dopdolu b ir çotukrun; nasıl oldu da üzüiıılerin döküldü; nasıl oldu da meyvalann tam olaca~ı bir çağda bozulup gittin, kuruyup çürüdün? Meyvalarının daha da tatlı olması gerekti; ip eğirenler gibi geriye gitmemen lhımdır.
elçısınden

Bizim

eşimizdin

;

~

olan

kişinin, ~inin

huyuyla huylanması gerek ki

işler, uyarına

gitsin.

t28

MESNtiVI SERlll 1

birbirine beıızemesi gerek; iki ayakIki meste bak do gör. AyakkabıruH bir teki, ayağa dar geldi mi, öbürü de işme yaramaz. 2320 Kapııun bir kanadı küçük, öbürü büyük otur mu ? Ormandakı arslana, kurdun eş olduğunu hiç g!lrdün mü? Deveye yüklenen hurcun. bir gözünün bomboh öbürünün dopdolu olması doğru degildir.
kabına.

Eşierin

Benım gönlüın sağlam, herşeyi

tarafına yönetm~im;

sen ne diye

aşm

yeter buJuş gözetme
doğru­ karısına

yolunu
lu~uyla,

ruıarsın?

Eline geçene kanaat eden adam, öz
bu
çeşit

içi yana-yana, d sabaha dek sözler söyledi durdu.

Kadının bulunduğun balden üstün sözler söyleme; "Neden yapmadıklıırlJU.ltı söyl ersiniz ?, demn.iştir. Bu sözler doğrudur ama o tevekkül durajp, senin · durajlın

degildir ; durağından, yapıığm işlerden üstün söz söylemen, sana ziyan verir ;
"Tanrı

denc.nlerden olursun diye vermesi

indinde nefret edilen şeyi yaparlar, kocasına ögüt

Kadın, a Arı- n~mılsu yol - yordam edinen, afsununa bundan daha fazla kanrnaın diye haykırdı. Dedi lti: İddialı, faknı boş sözler söyleme,

beni kanitat

eımeye çağırma.
konuşma

yürü. git, ululaaruk.

narak, böbürlenerek

MESNJ!VJ SERI-U 1

4%9

Bu şaıafatlı sözler, bu rapmacık işler. ne vnkte dek sürecek? Yaptığın işe bak, Mlini seyreı de uıan. Ululaıunak çirkindir ama yoksulların ululanma.~ı daha da çirkin ; gün so~uk olur, kar yağar, bir de elbise ıslAk olursa eyvablar olsun.

bu
bu

A örümcek a~ı gib i bir ev sAh ibı, Dieeyebir dava, oc vakıe dek bu büyüklük satmak,
ululanmak ?

Kaniiatle ne
2330. ~

vakiı

canıru aydınlartın ?

Sen

kaatten ancak bir addır, duydun. Peygamber. kanaar
dcfincyı

nedir?

Definedir demcşakkatıen

di ; sense

zahmerıen,

ayırdedemezsin

bile.

• Bu kanaat, yürüyüp

giden bir dcfinedir

ancak; sen se yürüyüp giden gamsın, zabmetsın ; boşuna lftf etme. Bana eşım deme. beni az koltukla ; sana
insafb bir eşim ben. d ilzenci eş degil. Sen nasıl o lur da padişahla ( " ), beyle bir adım atabilirsin ? Sen havadaki sineği avlamadasın.

Bir kemik kapı:nal< için köpekleri< hırlaşı­ yorsuo ( ""}; içi boş kamış gibı feryM edip inliyorsun.
{') Metinde, "ha mtr . o bek" yazılm•t; ke.r,ıle.ttırmada ••bek'' .CSıUnün Ut1Une "ttlh." yazl lerak düzeltllm.if.

( •• ) ''Du çllıti'. ••Ç6lıt1", çal.ttrna.k kökünden geleıı va forJçQya, tahnil .. aahna ytitümek, uvo,.mak, çift1otmek minalarına acimele Uıere ' 'çllldcnı " t ekilnde s iron bir mo.Ja,.•4 mw.irüdir.

MESNtVI SERHI 1

. Bana öyle horlukla kötü kötü bakma da damarlannda neler dolaşmada, söyleıneyeyim.
Aklını, benim akılrndan üstün görmüşsun ama şu kısa ııkıllıyı da nasıl görmüşsün; bir de onu söyle.

Hiç bir bir akıllı

üsıilmüze atılma;

haberi olmayan kurt gibi senin gibi, adamı utandıracak olmaktansa, akılsız kalmak daha da yeğ.

şeyden

Çünkü aklın, iıısaıılara ayakbaıı kesilmiş. Ona akıl deınzler; yılandu, akreptir o. Senin zulmüne, senin düzenine Allah düş­ man olsun; senin üstünlüğün, senin aklın eksik olsun bizden. 2340.
Şaşılacak şey şu ki sen hem yılansın, hem afsuncu; bem yılancısın, hem yılan, a Araplara utanç kesilen.
d;ın

Kuzguo, çirkinli~ini bilscydi dertten, gamkar gibi erir- gidetdL
yılana;

* Afsuncu, düşman gibi afswı okur fakat yılan da onu afsunlar.
Yılanın yıl:ının afsunuruı

afsunu, ona tuzak kesilmeseydi, av olur muyd'U?

hiç

yılanın

Fakat afsuncu, kazanmak, kar etme~ afsununu anlamaz bile.

lursıyla

Yılan, a afsuncu der; hele hele, kendi af· sununu gördün ya, bir de benim afsunuınu gör•

MES:-<EVI

ŞERUI ı

431

!l~ıı

Sen, beni haU:a rösvAy etmek, benim yüzümpan kılıılıı.m.ak için Tanp adıyla ;ıfşııııJıl­

dııı,

beni

kandırdııı .

Ama beni,
leğin değil;

1'ann'nın adı bağladı,
ad.ıru

Tanrı

senin diruzak ettin, yazıklar

olsun sana.
rumı

Tann'run adı, öcünü alır senden; ben cada Tann adına ısmarladım, bedenimi de.
benım

Tann, ya
koparır,

sokmamla can

damarını

ya da benim gibi seni de

zındana

sokar.

2350.

Kadın,

genç

kocasına

bu çeşit sen sözlerle

dolu tomarlar okudu.

yoksullan hor ı,:örme; Tann'nıııı o ;şleri olgun bilerel< bak; yol<Sul· lugunwı verdi~ %anna, bayale kapılarak yoksullugu, yoksulları kınama diye kadına ö jür vermesi
işine,

Adamın,

Adam, a kadın dedi, sen kadın mısın, yoksa
ganıların atası mı?

Mal, al un, başa giyilen kiilaba benzer; lcüIAba sığıoıınsa keldir. Kıvırcık, , üzel saçlan olan kişinin küWu g ·giderse bu, onun daha da boşuna gıder.
olması.

Tann eri göze. görüşe benzer; gözün açık kapalı olmasından iyidir.
E.~irci . clriyey, göstereceği

vakit, üstündeki,

ayıpları

örten, elbiseyi soyar.

lfESNEVI $1RUI 1

Ama ciriyenin aybı, kusuru varsa hiç onu soyar mı? Bir düzene başvurur da onu elbiseyle gösterir.
Bu cariye de, iyiden, kötüden sam senden ürker.
mışnr; lıdır. Tamalı utan.ır;

soyar-

Zengın tikır de ku.lağmadek ayıplara

onun

m:ılı vardır, ayıbını ramabı

batörten de maayıbıru

eden .

yüzünden onun

görmez;

ı:amablar, gönlillerın toplantı

yeri kesilir.

2360.

Faks• yoksul. mıldendekı altın gıbı sözler söylese. gene kumaşı dükkana vol bulmaz. Yoksulluk ışı. senın anlayışından ötedir; yoksulluga öyle selpik · sölpük bakma.
Çünkü yoksulların, mülkün. malın ötesin-

de. ululuk sahibi
vardır.

Tanrı 'dan başka

bir

nzıkları

Yüce Tann adlleı sahibidir ; adaleı sıllıibı olanlar, hiç aşıklara zulmederler mi?
bağışlar

Adalet sılhibı, bırısıne nimet verir. kumaş da öbürünü, hiç a.ıeşe aıar mı?

Onun ateşi, Tanrı'ya, iki dünyayı da yaratana böyle bir zao besleyeni >·akar. *"Yoksulluk övünüeürndür, sözü, temelsiz, geçici bir söz mü? Hayır ; o sözlerde binlerce yücelik, binlerce naz giı:.li. Bana, öfkeyle adlar takno; SC\•giliyi elde ederken bana, yılancı dedin.

MtiSNEVt :SE~Iil 1

43S

Yılan tutsam bile> yılanın dişlerini sökerim de onu zarara sokmam; başı, ezilınekten kurtulur.

Çünkü o diş, onun can düşmarodır; ben bu bilgiyle düşmaru bile dost ederim.

2370.

Tamaha düşerek asla afswı okumam; bu tarnain ben. başaşağ:ı ctmişimdir.

Allah saklasın; tıalktan bir ümidim yok; kanaatten bir dünya var gönlümde.
• Armut ağaclnln · tepesinden, ağacın dibini böyle görüyorsun; o ağaçtan aşağıya in de o zan kalmasın sende. Sen dönmeye başladın nu, başm döner; evi de dönüyor görürsün; oysa dönen, senin
başmdıt.

Herkesin hareketi, bulunduğu durağa uygundur ; herkes herşeyi, .-endi varlık çevresinden görür. Mavi cam, güneşi mavi gösterir, kırmızı cam, kırmızı. Fakat camlar, renklerden annır da beyaz olursa, beyaz cam, bütün öbür camlardan daha doğru söyler, onlara baş kesllir.
Ebu-Cehil, Ahmed'i gördü de, larmdan bir çirkin belirdi dedi.
HAşimoğul­

Ahmed, doğru söyledin dedi; sınırı aştın ama doğru söyledin.
1'. 28

' >nSSEVI ŞEıtHI 1

güneş

Derken Sıddıyk de Ahmed'i gördü; a dedi; ne doğudansın sen, ne baudao; bir hoşça par la; dünyayı ışı ı. Ahmed, doğru söyledin a yüce er, a hiç bir olmayan dünyadan kurtulmuş er dedi.
bulkın ikı kişiye

*

şey

Orada bulununlar, ey diler ; aykın söz söı•leyen söyledie dedin; neden ?
cil5lanrru.~

en ulusu dede doğru

Ahmed. ben dedı , Tanrı'nın (kudret) eliyle bir aynayım; Türk oısuu, Hindli • olsun, kendı nasılsa. bende keodisıni görür.

2380.

A

kadııı,

bew h3m ümide, tamaha

kapılmış

görüyo=n, bu
KanAaı aodırır

kadınca araştırmadan çık.

yücel.

hakkında söyle~un sözler, tamahı ama rahmenir ; o nimeti n bulunduğu yerde tamah ııe gezer ~ yoksullukıa.ki

Sen de bir ikı giinceğiz yoksullugu dene de iki kaı zenginliği gör.

Yoksulluğa dayan, bu bezgınliJıi bırak; çünkü ululuk sahibi Tanrı'nın yüceli~. yo~sulluk­
tacjır.

Sirke Gül

>dtma

da kanAat yüzünden bal denifakat göyüzbinolsaydı

ı.iııe barmış

binlerce can gör.
ıadan

gibı gülbeşeekerle kanlmış,

çeken, acılıklar lerce can seyrct. Ne yazık, ne olur. sende da c1runıdan, gönül sırlarının
seydı.

rünüşte acılar

anlayış aniatılışı

belir-

MES..~tvt $ERHI 1

Bu söz, can memesinde süttür; güzel bir emen olmadıkça alunıyor.
öğür

Dinleyen, bem susuz, hem de arayıcı olursa veren, ölil bile olsa söyler.
usanmaıruş

Dinleyen. yew gelnıiş, dilsiz bile yüz dilli kesilir. 2390.

olursa,

Fakat kapıından bır nA·mahrem girerse harem ehli. per de arkasına geçer. gizlenir.

Ama zarardan uzak bır mahrcm girerse o gizlenip örtünenler. yüzlerindeki örtüyü açarlar.
Neyi güze11eştırırler, hoş bir hAle getirirler, bezerlerse, gören göz için güzellcştirirler, süsleyip püslerler. Duygusuz. satır kulağa, ne vakit çc:ngin 7.ir-bem perdelerı çalınır? Tann, ınıskı boş ye.re güzel kokulu bir bile getirmedi ya; o IJüzel kokuyu. burou koku almayan için yaratmadı ya. Tann, yerı, göğü düzmüş, yaratmış; aralanoda birçok aıeşler. ışıklar yüceltmiş.
Şu yerı, yerdekiler için yaratmıştır; göğü de göktekiler ıçin. Aşağılı.lt a.dam, yüceliğe düşmandır; heryerin müşterisi meydandadır.

A örtüıım~ kadın, seıı hiç kalktın da tlit' için sUstendin toi? Dünyayı, en de#erli, göriilmemiş incilerle doldursam, nzlc:ın dej!ilse ne yapabilirim?

U6

wu.-..;.ıvl

SlRHI 1

2400.

A

kadın.

kavgayı,

yol

vunıculuğu

bırak;

bırallmayacıWaıı

bl.ri

bcnı bırak.

lyiyle, kötüyle ne diye savaşacakmışım ben? Bu gönlüm, barışlardan bile ürküyor da kaçı· yor.
Susacaksan sus; yoksa öyle bir ederim ki. Hemencecik , bir solukta kalkar, evi-barkı bıra­
kır-gıderım.

Kadııun, kocastnı a~u·laması,

söyledikler inden geçmesini dilemcsi
sinirlcndiağlamilk.,

Kadın. kocasının ö!Kelendi~ni ,

gini görünce

ağlamaya ba~ladı ;

d ten

kadırun ruzağıdır.

Senden bunu mu uroardım ben; bam başka ümitlecim vardı ~nde dedi.
Kadın, değilim, ayağının

yokluk yoluna girdi; ben ıoprağıyım dedi.

ban.ım

Bedenim de. canım da, varım, y<lğum da senin. Buyruk senin ; ne buyurursan o olur.
n~a,

Gönlüm, yoksulluk yüzünden sabrı bırak­ gene senin için bıraku; kendim için de-

~il.

Dertli çağlarımda bana devA sendin ; bu y{hdendir ki mahrum kalınanı istemem.
Canına andolsun, bu, kendim için böyle aAtayıp inlemem de senin için. değil;

>01$<'fV1

~tM III ı

2410.

Vallilhi de senin için. Senin solukta bir kere ölmek isterim.
Canımı keşke canın, canımdalci

karşıııda

her

bile sana kurban etmek isterim; bu isteği bilseydi.

Fakat, sen bana karşı bu çeşit zanna düşün­ ce de ben, bem candan bezdim, hem tenden. A
canımın esenliı;i , gümüşün düşüncelere daldıktan. böyle

sonra ben ,
şım, altının

sen bana karşı bu çeşit sözler söyledikten de başına toprak saçıru­

da.

Sen benim canımdasın, gönlümdesin; fakat benden de bu kadarcık bir şey yüzünden
ayrı lmaya, uzaklaşmaya kalkış ıyorsun.

Uıaklaşabilirsın ;

na.

senın

gü ç-kuvvet senin; fakat subu kuruııtuna karş ı candan özürler

getirmedeyını.

Bır de o çağımı düşün ki ben , put kadar
güıeldim;

sense puta capan

şaman

( •ı keail-

mi$Utt.

Ben, gönlümü diletince aydıolaımışımdır; her neyi, pişrı mı diye sorarsan yandı bile derim.
Senın ıspanağınım ; Istersen ekşili pişir be-

ni, istersen

tatlıh.

Kafir edecek sözle r söylemiştim; şimdicek buyrutuna karşı baş eğdim; canla-başla lıuyru~na uydum.
im~ na geldim ;
(• )
l•n ı l mı tur.

TGrkçedir: kaJiye yGıUnden ··,emen;; "tıanında kul·

t311

M<SN.lVI

St~lll ı

2420.
ı:ı.a

Senin padi~abça huyunu t:ınımamışım; s.,
karşı küsıahçasma ~ek sümıüşüm. yakınca Bağışlamandan

bir mum

tövbeler

ettim,

artık lunaınayı bırakıım .

Kılıcı, kcfeni önüne koyuyorum; sana boy· numu uzauyorum ; vu.r. kes boynumu.
Acı aynlıkıan

söz ediyorsun;

dilediğini

yap,

fakaı bunu

yapma.

İçinde, benım ıçin özürler dileyen biri vardır; gizlidir ama bensiz olarak, benim için sana şefaat eder durur.

İçinde, benim ıçin ozürler getiren o gizli dost, senin huyundur ; gönlüm ona güvendi, dayandı da suç er.mek istedi.

A huyu, yüz batman baldan da daha
olan
kızgın

iyı

er, sen de

ıçinden ııizlice acı

bana.

Böylece, bu ç~iı güzel-güzel . açık-açık sözler söyler, yüre~ıodekilen dökerken araya bır ağlamad.ır, düştü. a~lamaya koyuldu.
Ağlamadııi:ı zaman bile gönüller kapan o güzelin ağlaması, bay-haylarla feryM etmesi

haddi

aşınca,

O yağmur arasında bir şimşcktir, çaktı; o
şimşekıen, o tek erin gönlüne bir luvılcımdır
düşrü.

2430.

Aıiım, zaten onwı güzelim yüzüne lmldu, köleydi; böylesine güzel, bir de tutar, kullujla koyulursa seven, ne hlle gelir?

439
Ululuğundan gönlün, tir-tir titrerken o güzel, senin karşında ağlamaya koyulursa ne bale girer sin?·

Nazlaruşıyla gönlü de, canı da eritip kan eden, yalvarmaya koyulursa ne bil alır? Ceflsı, biı..e ruzak kesilen. tutar da özür dilemeye kalkı§ırsa biz, ona ne özürler getirebiliriz? * "İnsanlar ıçın bezenmiştir" hükmünce Tann beze~niştir kadını; Tann'nın bezediğio­ den nasıl kaçılır i>

*
da

Tanrı, kadını,

erkek onunla

yatışsın.

er-

keğe eş olsun diye yarattı; Adem nasıl olur
Havv~'dan ayrılabilir(.

* Erkek,
ıa'yı Dünyayı

ZAloğlu

Rüsrem olsa,
sarboş

yiğiılikıe

Ham·

geçse gene de kendi sözleriyle
kadıtıcağız.

kadınının 'lltsağıdır.

be-beyaz

eden bile, a pembenimle konuş derdi.

Heybel bakımından su, ateşten üstündür ama, su bir kaba kondu mu ateş, onu tokurfokur kaynaıır.
İkisinın arasına, engel olarak bir ıencere girdi mi ateş, o suyu yok eder, hava haline getirir - gider.

2440.

kadına su gibi üsrünsün ama ona, mağ!Qpsun, isteklisin. Böyle bir hassa, ancak insanda vardır; sevgi, hayvanda a-zdır; bu da onun noksan yaraGörünüşte
İÇ}'ÜZden

tılışındandır.

440

MESNl!Vl SERlll (

" Gerçekten de kadınlar, akı!Wara üsr olurlar, bilglslılereyse matlup oluriAt" haberi
Peygamber dedi kı: Kadın, nül ehlinc adam-akıllı üst olur.
akıllılara,

gö-

Bilgısıılerse kadınlara üst olurlar : çünkü onlar sert , pek kaba k~ilerdır. locetik, liltuJ. sevgı azd ır onlarda; çünkü yaratılışlarında bayvanlık üstündür.

tel<:se

Sevgı, acımak, ınsanlık bayvanlık huyla'rı.
Kadın. Tanrı ışı)!ıdır,

huyudur; öfkeyle issevgih
değil; kadın,

sanki

yaratıcıdır; yaratılmış değil.

Erke~ln. di~i şeyi

geçim yüzünden kadının dllekabul ermesi, kadmın yermeslni, Tanrı işareti bilmesi.
birıeyı,

'*

"Ak/ı bapnda oları ltiJTke$ bilir ki

D/Jntn

bir dötu!Urtn oor."
tdamın,

Adam. hoyrat
diğine. Nasıl

ölüm

çağında, pişman

radıktan. eşkiyalıktan pişman oluşu gibı, söyleyeceğine

candan

boysöyleoldu.

oldu da dedi; canımın C8D.1DAl düş­ nasıl oldu da canımın ba.,ıııa tekmeler atom? Kauı geldi mı gllı yumulur da akl.ıııuz, ba.şı ayaktan ayırdedemez olur.

man oldum;

MESNEVI SERl-U 1

441

2450.

Kaza geldi mi adam, kendisini yer; perdesi yımlan. yenier - yakalar yırıar. Adam. a
olmuşsam, kö~ümden kadın şimdi

dedi;

pişman

oldum; lliir

Miislüıı:ıan

oluyoruın.

Senin suçlunum, acı bana bir kere; birden söküp atma beni.
öıürler

Kocatmış kafir bile pişman olur da getirir, Müslüman olursa,
Tanrı dergGhı

dur.
kır

varlık

da ona

rahmetle, kererole dopdoluaşılmr, yokluk da.

ro~:rlik

de o ululuğa §şıkur, tman da; bada o kimyaya kuldur - köledir, gümüş de.

Zehirle panzehir, lıaranlıklarla ışık gibi Müsa da Tann emrine rAm olmuştu, Firavun da ; ikisi de Tanr• d.ile~ne uymuştu. Firavun'un, şerefinin gitmemesi , yitmemesi için gizlice dua etmesi
da mana bakımından bir yolu varFiravun'un da. Ama görünüşte o, yoldaydı da bu, yolsuzdu.
dı, Mtlsii'nın

Birgün Müsa Tann dergiruna yiiı tutup inledi; gece yarısı Firavun da ağlamaya koyuldu.
ağladı,

Tanrı
n~dir?

dedi, boynurndaki bu demir zincir

Boynunda demir zincir olmasa kim, ben, beıllm der?

4C% Çünl::ü sen MOsa'yı nurlandırmışsın ; beniyse o nurdan mahrum etınlşsin, kara.rtmışsın,
bulandırınışsın.

2460.

Çünkü sen, MOsi'yı ay yüzlü yaratmışsın; benim Ay'a benzeyen canımıysa kara yüzlü bir hftle geıirmişsin.
Yıldızım, ıutulursa,

Ay'dan daba iyi değil ya; bir de çdrcm ne?
padişilb diye çalı­
tutulmuş,

" Nöbetimi, Tann diye,
yorlar ama gerçekte Ay
çalıyor.

halk, tas

O tası çalıp duruyorlar, gürültü ediyorlar ama o vuruşlarla Ay'ı rezll ediyorlar.
Firavu.n'um ama adımın yayıımasındao ( *) bana, yazıklar oldu; o tas çalmadan, en yüce Tanrı'yım ben d emekten de vah bana, cyvab bana.
Kapı yoldaşlarıyız ama, senin ormaoıoda, gene senin baltan işliyor; dallan o kesip biçiyor.

rıyor ;

Derken bir dalı, kesilen yere bitiştirip saöbür dalıysa bıralup gidiyor.

D alın, balıaya karşı elı var ını? Yok . Hiç dal, baltanın elinden kaçabilir mi? Hayır. Balta senindir; o güç-kuvvet hakluyçin kerem buyıır da şu eğrilikleri sen doğrulr.
(•)
)"anlmıt ı y a ı:ıJualc

Metinde, · ·Men ki Fir·a•n 'e-m ai hak i)' d.y•ı mea "hak iy'' tôı.ün U n ii1tUnc ''töhrct"· dii.uhllmit t ir.
kartıla~tırm•d•

MES~1 VI SERUI 1

(43

Gene Firavun, kendi kendine dedi ki: Ne bütün gece ey rabbimiz diyen hen de!il miyim?
şaşılacak şey,

2470.

Yalruıken yerlere scrilmedeyim, düzgün bir hAle gelmedeyim; fakat Musa'ya ulaşum rru, ne hille geliyor wn ?

Kalp altının rengi, ayarı tam alundan on kat daha fazla da olsa ateşe karşı nasıl ıiizü karanr?
değil

Kalbirn de, kalıbını da onun buyruguoda mi? Bir an beni iç yapar, öz hMine koyar; bir an gelir, deri hSiine sokar. içsiz bir deri eder. Ekin ol dedi mi; yeşertir beni; çirkin ol dedi mi, sarartır beni.

Bir an Ay haline koyar; bir aıı karartır; z~ten Tanrı'nın işi, bundan başka nedir ki? Emriyle varlığı yanıanın emir çevgenine o çevgenin önünde, mekan aleminde de koşup yuvarlanıyoruz, mekamızlık A leminde de.
uym~uz;

Renksizlik, rcnge ruısnk olunca bir MOsa, öbür Mlls! ile savaşa ıutuşru.
Renksizliğc ulaştın mı,

mAdeni elde ederbarışır, uzlaşır.

sin; Musa ile Firavun da

Bu gizli-kapalı söz yüzünden şu sorulan sorabilirsin: Renk, mısıl olur da sözden kurtulur?

Bu, şaştlacak bir şey; renk. renksiZlikten meydana geldiğı halde, nasıl olur da renksizlikle
savaşır?

fU

MESNEVl SEI\111 t

2480. da

Yağın aslı, yağ, nasıl Değil

su yüzünden ço~alıyor da sonunoluyor da suya zıt kesiliyor?

suyla

ya~.

mi ki yağı suyla l<ardılar, yoğurdular; neden birbirine aykırı? ( * )

Gül, dikenden bitiyor. diken de gülden. de bunlar savaşta. mAceralara düş­ mede? Yahuı bu, savaş de~ild.ir de bir hikmeıe dayanmaktadır; hani eşek satanların savaşı gibi bu da bir düzendir.
Ned~ gı:ne Yahuı da ne budur. ne o; bir şaşkınlıktır anca!<. Oeflneyi bulmak gere.k ; oysa ki burası yıktk bir yer.

vehmine dü~!lşün var ya; i~te o vehim yüı.ünden defineyi yirirmcde5in.
Vehmı, kuruntuyu yapı say; yapl bulunan yerlerde deflne olmaz. Yapılı.
vardır.

Senın

detıoe

düzUlüp

koşulmuş

savaş

vardır;

yerlerde varlık yok olursa varlıklard.an

urarur.
Varlık . yokluk yüzünden feryAd etmemiştir;

yokluk,

varlığı

kendisinden

uzaklaştımııştır.
asıl,

Sen, ben yokluktan kaçıyorum deme ; yirmi ke~ daha fazla senden kaçan odur. 2490.

Görünüşte gel der, seru kendisine çağırır ama iç yüzden, kovuş sopasıyla seni sürer, kendinden uzaklaşurır.

445

lardır;

• A bön kişi, bunlar tersint çakılmış nalFiravun'un Kdim'dcn ncfreıini, gene

Kelim'den bil.

"Dünyada da ziyaudadır, .l ihirette de, hükmünce kötü kişllerin malırumiyetle­ rlnin sebebi
Tabiate inanan ( "') bir filozofçağıı gökyüzünün bir yum~rta.ya, yeryüzünün de onun
sarısına btnzediğine inanmışn.

Binsı, şu

yüzü.
nasıl

coprakran meydana gelmiş ver.kaplayan gökyüzti.nün ortasında duruyor diye sordu:
herşeyı aSılmış

Havaya

b ır kandil gibi dedi. ne
vuJ<arıya ağıyoı.

aşağıya ırtiyor.

ne

Filozof, göğün çekımı dedı, onu altı yönden de çeker. o da övlece bavada durur.
Gök-yüzü mıhladıı:dan dökülmüş bir kubbeye benzer ; yeryüzü, o kubbcnin ortasındaki demir gibı Jurakalmıştır. '

Bir başka filozotsa, terterniz gökyüzü. kapkara yeri nasıl olur da çeker dedi ; Alu yönden de onu ıter; o )'Üzden de yeryüzü, çetin yeller ortasında muallakıa durur.
) "Hnkimek" aözUnün üttüne. tuh mok,:ıdiylc v• metin U.ricj o louak "tt\bü" •ö.tilı yazılinıJ. ( 4

H6

M ES:S ıt\11

SERtil 1

Demek ki olgun kişilerin gönülleri de firakendilerinden U2aklaşurır da. Firavunların canlan. sapıklık ıçinde l:alakalır.
vun'ları,

2500.

Bu dünyA da oolan sever. o dünyA da. Bu yolsuzlar da, bundan da mahrum kalmışlardır. ondan da. Ululuk sahibi Tann'nuı çekersen bil kı nolar, senin
mışlardır.

varlığından

kullanndan baş usm-

Oolarm
varlığını

kardılar ını,

vardır; meydana çı· senin bir saman çöpüne benziyen deli-divAnc ederler.

ınılıladızlan

Fakaı ınılıladızlarıoı gızlediler

mi de, senin

onlara kendini
Hayvanlık

verişinı azgınl~a mertebc$ı. nasıl

çeviriverirler.
ınsanlı~a ıut·

saksa.
vanlık

nasıl

ın sanlığa

s usamışsa,

losanlık merretıesını de a ulu kişi , bay·

mertebesi gibi

ereıılerin

elinde tutsak

bil. • Ahmed, kullan do!lnı yola çağınrken, Tan· rı, 'Bütün Aleme, ey kullarım de" buyurdu.
Aklın devecıye benzer, sense devesin; seni emrine rAmeder, ister-istemez, dilediti yere çeker, götürür.

Erenler de aklın aklıdır; alullar, tl sonadek, hep dcvelerc benzerler.

M~SNEVI

Hltlll 1

Onlara i breıle bir bak; bir ktlavuz ( •), yüzbinlerce can.

2510.

Ne kılavuzu (•*); ne devecisi? Sen, güneşi gören gözü bul da bir seyret: Bürüo bır dünya, geceye dalmış; l<aranlık­ ta kalmış; güneŞin doğmasını, gündüzü bekleyip durmada.
İşte sana zerre de gizlenmiş bir güneş; hem de buracıkra. İşte sana lcuzu postuna bürünmüş bir erkek arslan. Işte sana saman altında gizti bir deniz. Kendine gel de zanlara kapılıp· bu samana ayak b asma.

Ama
rı'dan

Kılavuz hakkında içe gelen zan da

Tan-

bir rahmettir.

o tekti ama

Her peygamber, dünyAya tek ·olarak geldi; kıla\'UZU da gizliydi.

yaptı

Bir büyük a lem, kudrctınden bir büyü sanki de varlığını küçücük bir sarete bürüdü.

*

Aitmaklar, bnu tek gördüler, zayıf buldular; fakat padişalıla eş-dosı ola.ıı nasıl zayıf olur?
Alımaklar, bu dediler, bir tek adam. Sonu
düşünmcycne
(~)
(~.._)

eyvahlar olsun.

K. ı l ıwu z ıı ü:dl, büyle ve tü rk~e o lnr~k gc:çlyor.
Kı hw u .-. Jıi)~:fı ,

böyle ve türkçe

oltı.rilık

geçiyor.

448

MESNJVI SEROJI

ı

Başgöıtleriniıı, Slillb'i ve devesini küçük görmesi; Tanrı bir orduyu belilk etQıek isterse düşmanları üstün olsa bile, ordunun gözüne onları küçük gösterir, az gösterir. "Allftb ' w takdir eııtiAi şeyin olması Için G<•ların gözlerine, sizi az göiırulr•.,

Salih'in devesi, görünüşte deveyd.i; o kötü topluluk. bilgisizlikten onu kesti.

2520.

ki

Su yüzünden deveye düşman oldular; oysa• da kör olanlar onlardı. suya karşı da. Allah 'ın devesi , ırmaktan, buluttan su içınedeydi; Tar.rı'nuı suyunu Tanrı'dan esirekme~e karşı

gcdiler.
Siilih' in devesi, temiz kişilerin, düzgün crterin bedenlerine benzer; kötülerin, azgınlana beliikı için birer cuzaletır onlar.

'* Sonunda, "Allah'ın dcvcsı , sakının ondan, onun suvarılmasından., buyrugu. o toplulu~u ne dertlere uğrattı . nasıl heliik etti.
Tanrı 'nın kahır şahncsı

kan pahası ola.r ak onlardan.

ıarn

( •ı, bir devenin düzgün bir şehir istedi

Can, Slilih'e beı1zer ; bedense d.evcdir; can , buluşma zevkine dalııuşıır, bedense ihtiyaçlar
içıodedir.
''Şahn e' ' aözü oaynon Me~i yo r .

(•)

MılSNF.Vl

$ERHl l'

449

Silih'in

canı

afetiere

uğramaz;

yara deveye

gelir'

zaı

yaralanınaz.
Tanrı ışığı,

Salih'in canı inciı;ıcmez; Iere mağlflb· olmaz.
Tanrı,

kafir-

onu incitsinler de sınanınayı görsünler .diye gizlice, canı bedenle birleştirıniştir. Incitenin haberi yokrur ki bunu incitmek, Tanrı'yı incitmektir; bu küplin suyu ırmak suyuyla birleşiktir. 2530. Tanrı, bütün :tlcmin dayancı, sığınacağı zat olmayı murad ctmi~tir de onun için bedenle
ilgilenmiştir.

Erenin beden devesine kul - köle kesil de SAlih'in canıyla kapı yoldaş! ol.

* S~lih dedi ki: Midem ki hasede düştünüz; üç gün sonra Tanrı'nın aziibı gelip çatacak. Üç gfuı sonra da canları alan Tanrı'dan bir afet gelecek ki üç belirtisi var.
Hepinizin beri - benzı değişecek; birbirinizi -çeşit-çeşit renklere boyanmış göreceksiniz.
İlk günü yüzleriniz. safrana dönecek; ikinci günü erguvan gibı lupkırmızı olacak. Üçüncü günü, bütün yüzler k:uaracak; ondan sohra da Tanrı k.ah.ı:ı gclip çatacak. Bu sözlerime bir delil isterseniz, devenin yavrusunu dağa doğru kovalayın.
Tııtabilirsçııiz çlçrdiniz~ \ıir ~re rutamazsanız ümit ku1u tu-gitti demektir. ıuıal<tan

bolunur; kurtuldu; uç.... 2!>

S.Ü. IviERKEZ 1: ~·: ,... •· ·..• ,.J , .-c..:::

450

MJlSNEVI SWII 1

(SAiib'in bu sözünü duyunca hepsi de devenin yavrusunun peşine düştüler; köpekler gibi koştular.) (*) 2540. Kimse o deve yavrusuna erişemedi; o da da~lara, ormaniara dald.ı; görünmez oldu gitti. (Tenemiz can gibi hani. Can nasıl bedendeki noksandan, ayıptan kurtulur da luruflar sArubi Tanrı'ya koşarsa, tıpkı onun gibi koşru ; kayboldu.) 1**)

Silih. gördünüz ya dedi;
dana
çık u ;

artık

o kaza mey-

ümidin boynunu

~-urdu.

Devenin yavrusu nedir~ SUih'in gönlü. lhsanlarda bulunun, iyilikler edin de gönlünil ele alın. Gönlü olursa o azaptan kurtuldunuz; yoksa ümidiniz kesilir demektir ; artık bilewnizi, elinizi dişler durursunuz. Bu bulan.ık korkulu haberi tiler, beldemeye koyuldular.
ümiısizlikle so[;uk-soğuk işhince

göz dik-

llk günü. yüzlerinın suard.ı~DJ gördüler;
ab etmeye
başladılar.

İkinci günü hepsinin de yilıle rı kuard.ı;

ümit

çağı,

tövbe

>.amanı

yitti-gitti.

( • ) Bu beyit metinde yok. kenara ytı.&JJmıt : altına da ''N!hha·i: Vefed.i" k.ayclı Uho e.dilmiıti r.

c••)
tanlrnıttJF.

Bu beyh do kenarda

Yt

altında

ayn.ı

lcayn var.

Aul"'fıhyor ki Suhan Veled'in yaıdı L,-ı nüahayJa da kartı1•.f ·

MI!SNlWI ŞERHI 1

451

Üçüncü günü, hepsinin de yuzu karardı; Salih 'in buyurdujiu. kavgasız, savaşsız doğru
çıku. ayaklanoı

Hepsi de ümitsizliğe dü~ünce k~lar gibi altlarına alıp iki diz üstüne yeıe çöktüler.

2550. • Cibril-i Eınln, bu diz çökmelerini, Kur'an'daki "Diz çökmüş oldukları halde yüzükoyun yere kapanarak hellik oldular" ayetini getirdi de Tanrı. onlarıo ballerini anlatu.
çeşit

Diz çömeyı öğrettiklen vakit döz çök. bu diz çökmekk seni korkuttukları zaman dizçök. Onlar kalıır yarasım bekliyorlardı; kahır geldi, o şehri yok etti - gıttı. Salih, bulunduğu yerden çıkıp şehre doğ­ ru girti; gördü ki şehir, dumanlar, alevler ıçınde. Paramparça, zerre-zerre olmuş bedenlerinden feryatlar d uyuyordu; feyad işitiliyordu da ortada feryad eden yoktu. O feryatları.. onlarıo kırılmış kemiklerinden duyuyordu; canlan, çiy taneleri gibi gözyaşlan döküyordu.
ağlamaya,

Salih, bu inilıilerı, bu sızıltıları duydu da feryad etmeye koyuldu.

Dedi ki: A gerçek olmayan yolu tutan , o yolda yaşayan kavim, Tanrı'ya yönelmiŞtim; sizin zulmünüzden ağlamışum.

452
Tanrı,

ME.S:\'f.VJ

ŞERlll

1

z.iıeo çağları

zulümlerine dayan; onlara öğüı ver; geçmek üzere: çok bir şey kalyü:ıiioden demiştim, öğüt

madı demişti. Zulümlerı öğüt

miyorum;
ğar.

veresütü, sevgiden, temizlikten doöAiiı

2560.

marlarımda

Bana o kadar zulmettiniz ki, dondu.

sütü da-

T ann bana, sana liitfederim dedi; o yaralara ben merhem korum.
Tanrı gönlümü, gökyüzü gibi a:rıtu; baunmdao cefftlarınızı sildi · süpürdü.

Bir kere daha öğüt vermeye koyuh.lum; şeker gibi örnekler verdim, sözler söyledim.
Şekerden,

taze süt

sağ:maya, sütle balı, söz-

lerime karmaya
ıamaıniyle
düştü;

başladıt• .

O sözler, size zehir kesildi; çünkü kökten, zehir yurdu olmuştunuı.
Nasıl ganll.anrnayayım

iruııçı

ki gam bile başaşağı kavim, zaten gam, sizdiıı.iz.

Bir kimse, gamın ölümüne ağlar ını? Başın· daki .rarası iyileşen, saçıw-sakalını yolar mı?
Sonra gene yöneldi de a ağlayan, feryiid eden de:ti; o kavim, ağlamana, feryAd eııııene
değmez.

* Ey

Kur'dn'ı

doğru okuyan,

cAri okuma.

"Zfi.lim kavmin atdından nasıl olur da acık·
lanabilirim ? ,

MESSEVI $(ıUU

t
gönlündcrı

453

2570.

Derken gene gözünden,

bir

ağ-

lamadır, koptı!; sebepsiz bir acıyı.ştır. parladı.

Katre - lo:atre gözyaşları dumlıyordu ; kendisi de şaşırmış kalmıştı. !lu katrelcr, cömertlik denizinden sebepsiz damlaınadaydı.
Aklı, a~laınak

bu ağlayış da nedir; böylesi suçlulara verinde mi diyordu.
mı?

Neye ağlıyorsun, söyle; yapaklarına O kötü kin ordusuna mı, kinlerine mi?

Kirli, paslı, kapkaranlık gönüllerine mi? yı­ lan gibi d alayan , sokan zehirli dillerine mi?
Köpeğe benzer solu.klarına. dişlerine mi? ' Akrep inine benzeyen ağızlarına mı , gözlerine

mi?
Inatlarına
eıu

mı, alayl arına Dll,

kınarnalarma

mı ağlıyorsun? Şükrcı

ki

Tanrı, onları eğri,

mahpus

.
eğri, banşları

.Elleri de eğri, ayaklan da rüileri de eğri. Sevgileri de da eğri, öfkeleri de eğri.

gözleri, göda

Onlar taklit pe~inc düştüler, anlatılan şey­ lerden, akıllarına uyanlara uydular da bu yüzden ~u iht.iyar aklın başma ayak basu lar. Birbirine gösıeriş yapmak, yaptıklarını baş­ duyurmak kaygusuna dü~t.üler; bir pir saun alacakları yerde kart ~ek kesildiler.
kalarına

2580.

Tanrı, cehennemde yetişeniere göstermek için cennenco kullar getirdi.

454

N ESN"EVI

ŞEJUII

1

"lki denba
var;

satmıııtır; nerdeyse blrblriBrlno

karışacaklar.

Fakat ararannda blr berzab
minası

blrblrlerlııe lmrışına.zlar''

ayetinin

Bak " gör; celıenncınliklerle cennetlikler da bir dükktnda otururlar; fakat aralannda bir w.ıah var; birbirlerine karışınazlar. ehlini birbirine katmış; fakaı aralarında da bir Kafdllğı yüceltmiş. ebliyle Hani madende de toprakla altın birbirine kaama aralarında yüzlerce çöl var, yüı­ lerc~ konak.
nşmıştır Ateş ı~ ık

Hani bir dizide inci de olur, boncuk dn ; fakat bir gecelik konak gibi birbirlerine karışnuşrır.

Denizin yıırısı şeker gibi tatlıdır; içimi rengi aydındır ; tıp k ı Ay gibi.
acı,

tatlı,

Öbür yarısı da ydan zebiri gibi acıdır; tadı rengi katran gibi kapkara.

Cennetliklerle cehennemlikler, denizin suyu gibi aşa~ıdan, yücelerden, dipten, iisuen dalgalanı:rlar, coşar - köpürürler.
Datacık bir bedenden, bi. biri ardınca bu r dalgalann belirmesi, canla rın bar ışta, savaş ta birbirlerine katılıp kanşmasına benzer. Barış dalgaları coşar,

köpürilr, gönüllerinden

kinlerı

söker - atar.

MISNEVJ

ŞERHI

1

455

2590.

Savaş dalgatarı, çoş;ır; şçvgil~ri
Sevgı, acıları

bir

başka şekilde

köpürür -

~ı-iis1

eder.
çünkü sevgilerin
acı,

tatlılaştıru;

temeli. nerden

insanı doğru
tatlıyla

yola

götürmekılı.

Kahırsa tatlıyı acıııga

çeker. götürür; bir arada bulunacak?

Fakat acıyla tatlı, bu görüşle belirmez; onlan, işin sonundaki pencereden gôtrneyı bilenler görürler . Sonu gören göz, gerçeği görür; gözse aldanır. yanlış görür.
ahırı

gören

Nice tatlı şeyler vardır kı şekere benzer; fakat o şekı!rin içinde zehir gizlidir.

"' Daha fazla aklı, anlayışı olan, herşeyi kokusundan anlar·, tanır. Öbürüyse dirir. dişine vurur da anlar.
Şeytan,
boğazından

dudağuıa değ­ dudağı,

yeyin diye ntra aıar ama önce onu kovar, sürer.

kası da

Öbüründe, acılığı boğazmda belirir; bir baş­ yer ; belirtisi, bedenini berb§d eder.

Başka birineyse, abdesı bozarkco bir yanış verir; yerken duyduğu tad, ciğerini delen bii yara olur.

2600.

Bii başkasmda zehirin belirtisi, günler, çağl.ar geçtikten sonr:ı belitii; başka biiindeyse ölümden sonra, mezarın dibinden çıkagelir. ki
dlıiliş

Ona mezardan mühlet veriiierse, güniinde peydahlarur.

şüphe

yok

Jı.t liS NfVl ŞLAI11

1

o'ması

Dünyada her nchann bitmesi, her için bir çağ vardır.

şekerin

Yıllar gerek ki güneş ışıgıyla IA'I, renk bulsun, parlaklık elde etsin de parıl parti parlasın.

açması

T ere, iki ay içinde yetişir, olur; içinse bir yıl gerek.

kızıl

gülün

En'am

• Osrüo ve ulu Tanrı, bu yüı.den, bunu, sılresinde eceli aıılalırken buynrmu~ıur.

Bu söz.leri işirtin ya, her kılın bir kulak olsun; Ab-ı haydırır bu sözler; içün ya, ~fiyetler olsun.
stızleri,

Bu söze Ab-ı hayliı de, su adını t:akma; bu eski harflerin bedeninde yeni bir aın olarak gör.
cıo

A yoldaş, bir gizli-kapaklı söı daha işir; gibi o, hem apaçık meydandadır, hem gizli.
Bir durakca da şu yılan zelürı,. Tanrı'nın siodirici bir Mlc gelir.
Bir yerde zehlrdir, bir yerde ilılç. Bir yerkilf'ıirdüt; bir yerde, tmo o yere uygun.

çevirişiyle tatlı,

2610.

de

dcrınan

Orada cana kesilir. Koruktaki su

zarardır

ama buraya gelince

ekşidir

ama koruk, ilzüm oluo-

ca

tatlılaşır, güzeUeşir.

Derken küpte gene acır, hamm CJiur; fakat sirkc olunca da "Ne güzel kaoktır.,.

*

MESNEVl $lii<1Hl l

457

ederek yaııınası yaraşmaz; tatlı, hekime zarar vermez amıı hastalara ziyan verir. Soğrtk, kar, ü~c ziyan vermez ama korıığa ziyan verir; çUııkü koruk ıla ha yoldadır; "Allah, se· nlıı geçmi~teki sııçlannı da, sona kalaıılaruıı da yarlıgalasıınk Için" dnrağıııa gelmemiştir
Eren, zehir yese bal olur; istekli yerse fikri kararır.
aklı

t;reııin yaptığım milriılln, küstablık

-

* "Rabbim bana ver, duasını Süleyman etmiş­ tir ; hıı s~ltanatı henden başl::asına verme demiştir.
Bu l(ltfu başkasına etme; başkasına böyle bir cömertllktc b ulunma demiştir; bu, lıasedc benzer ama baseı deği.ldir.

«Bu saltanat, bende sonra hiç bir kimseye m
değınesin., sözüııü
sırnnı

candan oku. "Benden sonra, rüzlerce tehlike görd ü; dünkorkusu oldu-

onun

nekesliğine yorına.

o,
ya
ğunu

padişahlıkca
anladı.

padi~ahlığının, kıldan kıla baş

Baş korkusu, can korkusu, ya da din korkusu. Bunlara eşit bir imtihan olamaz bizim için. 2620. Demek ki Süleyınaın himınetli biri gere ki şu yüzbinlerce renkten, yüzbinlerce kokudan geçebitsin. Bunca gücüyle - ku vvetiyle, gene de o parlişahlığın dalgası, ltinıi vakit .Süleyman'a soluk · bile aldırmıyordu.

458

MBSNtiVI SERlll 1

Ona bile bu kederin tozu kondu; bu yüzden de dünyadaki bütün padişahinra acıdı;
Şefllat etti de bu saltanau, bu bayra~ı bana verdin ya; bilrün yiiceliğiyle, bütün olgunluguyıa bana ver.
kişi

Kime verirsen, kime kerem buyurursan o SUleyman olur; o da benim i~te.

Benden sonra gelmiş değildir o, benimledir. Hana benimle de ne demek ? Davbız, k:ıvga­ sız benim o kişi dedi. Bunu anlatmak farz ama ben, gene erkek le kadmm hillyesine dönüyorum.

Arap'la

eşinin

hi]dlyesi

Özü doğru biri, erkekle kadının hikayesinin sonunu, netkesini öğrenmek istiyor. Erkekle kadının hikiyesinı anlam.k ya; sen onu, nefsinle aklıno örnek bil. Nefisle akıldan ibaret olan bu kadınla erkek, iyinin, köı:ilniin ayırdeditmesi için gerek mi,

gerek.
2630.

'
snvaştadır,

Ikisi
gündüz

de şu toprak yurtta gereklidir; gece ikisi de olaylar içindedir.

Kadın, durmadan evin ihtiyaçla.rıru diler durur; y4ni şeref ister, ekmek ister, sofra ister, mevki ister.

MESSEVI SEJIHI 1

Nefis,

kadın

gibi

herşeye

bir

çare

bulmak

peşindedir;

kimi topraga

döşeoir,

kimi yücelik

arar.
Aklınsa bu dUşüncelerdeq hab eri bile yoktur; aklında, fikrinde ancak Allah'ın ganu vardır.

Hikayenin iç)•üzü, bu yemdir, bu tuzaktır ama dış yüzünü de şimdi toptan işit.
Miin!yı anlatmak yeıu olsaydı dünya halkı, işten, güçten kalırdı. düzen bo.Wurdu.
Sevgı. yalnız düşünce,

saydı

namazıoın, orucunun

tamamiyle m!nii olşelwleri de yok
armağan·

olur-giderdi .
Dostların b irbirlerine sunduldan lar bile dostluğ,u belirten şeylerdir.

Bu
gilerc

armağanlar,

tanıklık

gizli olan, görünmeyen seve tSin diye sunulur.

Çünkü a bilgı slhibı er, görünen ihsaııla.r, görünmeyen sevgilere ıanıkur. 2640.
cı.

Tanığıo da kimisı gerçek olur; kimisi yalan-

!nsan, kimi şaraptan sarhoş olur, kimi ayrandau . Ayran içen de coşkunluklar gösterir; hay huy eder; sendeler, yıkılır. O müriyi d e oruç L"tarken, namaz kıl:ırken bu çeşit işler yapar; halkın sevgiden sarboş olınuş demlerini ister. Dış yüıde görünen işlerden meydana gelen şey, bambaşka b ir ~ydir; insan, bunlarla, içinde gizli olanı beli:rtmck ister.

400

·I>U "SNeVI SERHI

ı

Yftrabbi, sen bize bir ayırdetmek duygusu ver de, o belirtinin egrisini doğrusundan ayır­ dedelim.

* Duygunun ayırdermesi nasıl olur, bilir misin? Şöyle olur: Duygu, Tanrı ışığıyla görmeye başlar.
Belirti olmasa bile sebep onu meydana çı­ karır; akrabalık gibi hani. Akrab~bk, belirtisi olmasa da sevgiy i haber verir.
Tanrı ışıgıoa uyan olur, ne sebeplere. kişi,

ue belirtiye kul-köle

Sevgi, göniilde l}ıl-ışıl ışıldadık\-a parlıır da parlar ; adanu, belirtiyi gözlemekıen kurtarır. 1\rtlk o adamın, sevgisilll bildirmesı gerekmez; çünkü sevginin ışığı bütün i\leme, ta göklere dek vurmuştur. her yaru ~ıunışu.r. 2650.
anlatılması

Bu sözün tamamlanması için daha ctrafb gerek ama öte yaruru se!l ara aruk.
şekilden

Mfina bu
hem

belirir nma şekil, manaya
bakımından diişüoiilürse

yakın d ır,

hem uzak.

llirbirini bildirmek
benıerler;

fakat özleri

suyla ağaca pek w.akur

onlar. ÖZü, husiisiyeti bırak da sen, o iki nzık arayanın ( * ) hikAyesini anl:ıt.
(4)
J'l\lf,

kar1 • 1 ı:ıttnm:.da..

n&•ına

Metinde "Ay yUzi U n ü ı, " m&ı1 1\.•ına " m 8h · r~ı " yi)P-1 1bu • 0-&ün yanın.._, "n:ıık a ra.;;•n ın · mi,.aJen "nzk-cü'' yanlarak d U.tclıil ıni ı tir,

MESX'EVI $1!lUII 1

461
uyması,

Arab'ın

sevgilisinin clileline bu uyuşta ne düze n var, ne
diye de
:ındlçmesl

sınamak

Adam, arnk dedi, aykınlıktan, aksilikten emir senin; dilersen çek kılıCl, kın­ dan sıyır.
vazgeçtiııı ;

N e dersen buyru~una uydum ; buyrutun ister kötü olsun. ister iyi; bakmam bile. • Senin varlığında yok olayım. Değil m i ki seviyorum; "Sevgi, insanı kör eder, sa~ır eder ...
senı Kadın, gerçekten bana bir iyilik mi etmeyi kuruyorsun; yoksş hileyle, gizle<UAiro şeyleri

ını öılrenmek

istiyorsım

dedi,

Adam, g12Jiyı de, açığı da bilen AlHih'a, topraktan Adern-i Safi'}i yaratana andolsun ki dedi. seviyorum s eni.
Tanrı, Adem'e üç arşın boy verdi ama, levihlerde. ruhlarda ne var, ne yoksa hepsinı de ona gösterdi.

ı ı
ı

ı

2660.

Adları öğretti de ona, tfi sona dek ne olaeaksa. önceden önce öj!rerti .

Derken melekler. onun ders verişi yüzfuı­ den, kendilerınden geçtiler; onun kutlaınasıyla bir başka kutluluk elde ettiler.
Adem'iıı yüzünden. kendilerine yüz gös-

ı

ı
ı

•eren genişligi , göklerde bile bulamamışlardı.

Mf!SNEVI $IlAHI

r
karşısın­

O tertemiz can sAhasının genişliği da, yedi gök sAhası bile dardı.

* Peygamber, Tanrı buyurdu ki dedi; ben ne yücelere sığarı m, ne aşağılara;
sığarım, sığarım

A üstün er, şunu bil ki ben, ne yeryüzüne ne gökyüzüne, ne de Arş'a.
Şaşılacak şey şu

ki inanan
arıyorsan,

kişinin göıılüne

ancak; beni

gönüllerde

ar:ı.

a çekinen kişi dedi, kullarımın arakaul da benim keremimi ğÖrC<:eğin, seyredea:tm cennetime gir. Arş, o ışıgıyla, o genişlij!iyle bile, gene de Adem'i görünce, ululugundan geçti.
"
şına

Tanrı,

Evet, Aeş'ın ultıluğuna son yok; fakat gelince şekil de ne oluyor? 2670.

ınAna

Her melek, bundan önce diyordu, yeryüyüzüyle eşlik, dosrruk. Kulluk tohumunu yeryüzüne eltiyorduk; yere olan bu allikarnıza da şaşıyorduk.
d~

Hamurumuz gökyüzünden yo~ulduğu halbizim, şu ıopralda ne alakarnız var diyorduk.
lşıklarıı biı

kalkmamız lıklarla

diyorduk, karanlıkiarla düşiip neden? Işık. nasıl olur da karanberaber ya.şar?

kunun
muş.

A Adem, o aUika, o düşüp kalkJ!i, s enin koyllzüııdenmiş; çünkü bedeninin a.nşı, argacı, yeryüzünden; bedenin topraktan dokun-

MESNEVI

ŞERH! ı

Toprak bedenini yerden dokudular; miz ışığını burada buldular.
Canımızın, şimdi, nltı,

terıe•

rühuudan elde ettiği paönceden {)nce, topraktan parlıyordu.

Yeryüzündeydik de yerden haberimiz yoktu; orad~ gömülü olan deflneyi bilmiyorduk bile. yer O duraktan yola dü*memiz emredilince, bu değiştirrnek, acı geldi bize.

Tanrı'ya deliller geıiriyorduk; Tanrı'm.ız, bizim yerimize kim gelecek Id diyorduk.

2680.

bilişimizin ışığıru

Diyorduk ki: Sew noksanlardan münezzeb lafa, söze satıyorsuo.

Tanrı buyruğu,

bize bir

yaygı yaymışu

da,

enine - boyuna söyleyin

bakalım demişti. babanın

tek

Dilinize ne gelirse çekinmeden, çocuğu gibi -söyleyin;

*

metiın,

Çünkü, bu sözler yerinde olmasa bile rabgazebimden üstündür, fazladır.

Bu aruklıgı_, bu üstünlüğü meydana koymak için a melek,' :sana şüpheler veririm, seni zanlara düşürürüm. Derkoo söylersin, daıılrnam; hilnıiıDi inkar eden de agız açamaz. Bizim hilrnimizden, her solukta yüzlerce baba, yüzlerce ana doğar; sonra da hemen yokluğa düşer gider.

MI:S:"I;VI $FRIII J

O babaların, anaların hilmi, bil<im bilim köpük belirir, yok olur; fakar deniı gene yerindedir.
d.cnızimızın köpüğüdür ;

Daha ne diyeyım? Zdıen o inciye karşı şu sedef. l'öpü~ün. klipügünüo köpüğ:ünün de

ancak

köpüğüdUr.

O köpük hakkıyçın, o arı-duru deniz hakkıy· çin bu söz, ne ımtihnndır, ne de boş l~f;

2690.

Dönüp buzOruna varacagun Tann'ya andolsun ki sevgiden, yürek temizliğinden, gönill
alçaklığındao doğuyor.

Bu bevesim, sence bir ıecrübeyse, bir imıihansa, bir oefesçik olsun şu imtihan edişimi

imtihan et.
Sırrını saklama da sırrım meydana çılcsın; giicüm neye yeıerse buyur, hemen yapayım. Gönlündekıni gizleme de . gönlümdekiler meydana çıksın; ne yııpabile~ksem boynuma alayun, işe girişeyim.

Ama ne yapayım, ne edeyim; elimde oc çare var? Bir bak dıı gör, canım ne işe yarar?
Kadwın, kocasına rızık

Isternek yolunu göstermesi, onu.n da kabul et mesi

Kadın dedi ki : Bir güneşıir, doğmuş; bir dlem, onun yüzünden ışıklanmış. Tann çekUi; herşeyi düzüp koşan Tanrı'nın halifesı. Bağdad şehri oııun yüzünden balıara
dönmüş.

MES:-I~Vl

SERfll 1

465

O padişaba ulaşıTsan sen de padişah olursufi; tı~ v~kte dek her dü$künün yanınG varıp
duracaksıo?

Devıetlilerlc

benzer ; zaten nerde var? bir

onların bakışiarına

( *) düşüp kalkmak, kimyaya benzer kimya

Ahmed'in gözü, Ebil-Bekr'e düşmüş de o, gerçekleyiş yüzünden Sıddıyk olmuş.

2700.

Adam, padi·şah beni nasıl huzilruna alır dedi; bir babuna bulmadan onun yaruna nasıl varabiiirim? Ya bır yakınlık gerele bana, ya bir düzen. Hiç bir sanat, aletsiz düzene girer mi? Mccnun, Leyıa'wu birazcık h,~stll· da; Eyvab demışti; bahnnesiz nasıl gideyim? Hal-hatır sormaya giunezsem ne olurum, ne h~le gelirim?

Hanı

landığıru duymu~tu

Keşke hekimliği
dım ~ Tanrı

iyi bilir bir hekim olsayda herkesten önce ben gitscydim Leyla'ya. bile,
uıa.ncımız

gitsin diye "Gelin

de, buyurdu.
Yarasaların gözlerinde güç-kuvvet olsaydı., gündüzled de uçarlar, bir hoş bale gclirlerdi. Kadın dedi ki: Kerem sahibi pa di~ ab meydana girdi mi, ~letsizlik. aletin ıa kendisi olur.
("") Metne "h S ~~han'• ya;zllmı,l,en ü~tüncı ' 'ınukbi};)o '

yazılarck ~ ti ;elıil n'i ~ tir.

F . 30

N.UN.'IVI SERlll l

Çünkü :ll et, divaya, varlığa düşmektir; iş
llleısizlikıedir; alçalınakıadır.

Adam dedi kı: Aletsizlik ilemine varmadan, Aletsiz nasıl ·alış-verişıe bulunabilirim? 2710.
Şu halde müflisliğime bir de ıanılc gerek

lci gani

padişah h~liıne acısın. başka

Sen bana. sözdeo, bileden
g5ster de o

bir

ıanılt

şen padıŞah, Mlıme acısm.

Çünkü bu söz, bu Wle şij.hıdinin şehAdeti, o kadJJar kadısının indinde kabul edilmez.
Haline şehftdet eden, gerçeklik olmall ki söz söylemeden parlasın, gör ünslin.

*'Sl

Arabın,

çölleri

aşıp,

orada da su

Jutlıjtı

var sanarak Bağdad'ıı, .l'tlü' mlnler emi-

rine bir testi

yağmur

s uyunu arma gnn

götürmeııi

Kadm dedi ki: Gerçeklik> varlığından tamaınıyle çıkman , çabalamanı bırakmandır.

serm~yen-ıebebin

T cstide yağmur suyumuz var; vadn-yoğun, de ancak bu..

Al şu su dolu ıesuyı, düş yob; onu armagan ver de padişahm huzuruna çık . De kı : Bizim bundan başka b ıç bir şeyiıni2 yok; ama çölde de bundan daha i yı su yok. Onun hazlncııınde ağır , değerlı mallar çoktur. ama bu çeşıı suyu güç cl dt eder.

MESNEVJ $ERiil 1

467

Ne<fu o testi? Şu 5epeçevre çevrilmiş bedenimiz; içinde de duygularımı:ıın acı suyu
·~ar.

2720. • Ey Tanrı, "Allah s'aun aldı, lutfuyla sen kabCil et bizim şu küpümüzü, şu testimizi.
Beş duygudan meydana gelen şu beş tüleli test.ideki suyu, her çeşit pislikten sen anı. Ant da bu testıde, deniz su>'Unun sızacağı, gireceği bir yer olsun; böylece de testım, deniz huyuyla buylansın.

Onu armai,'lln olarak padişaha götürdün mü, tertemiz olduğunu görsün de müşteri çıksın ona. Ondan sonra da testinin suyu, sonsuz bir

hale gelir;
dolar.
~ Lillelerı Tanrı, dedı.

yüılerce

düoy§,

testinın

suyuyls

kapat da testiyi kü.pteo doldur; nefis isteiderinden yumun gözletınizi

Arap, testiye bakıp - bakıp böbürleniyor, kimin böyle bir armağanı var; onun gibı bir padişaha, gerçekten de değerli bir armağan diyordu. Kadın bilmiyordu ki orada, yol uğrağında, şeker gibı tatlı Dicle ırmağı akmakta. Geınilerıe, balık ağlarıyta dopdolu olarak. şehrin ortasıodan akıp gitmekte.

Y.ürü,
seyret;

padişahın yanına

kıyılarından ırmaklar

var da debdebeyi akan duyguya bak.

46&

MfSNfVJ SERHI

ı

2730. o

arı-duru

Bizim bu çeşıt denize

duygularun.ız, anlııyışlarımız, karşı

bir katredir ancak.

Arabın karısırun,

olmadığına

bundan iyi bi.r su inanarak testiyi keçcye

sarması, kapa~ını

do Iyice

kopatması

E,·eı dedı adam, ıestinin kapa~ını kapat; gerçekten de bu armağan, bize faydalı olacal<.

Su

ıesuyı

keçeye sar; keçeyi de dik;
armağanla açsuı.

padişah

oru~-unu

bu

yoktur; h§Jis
bu.

Çünkü bütün dünyMa bunun gib i bir su arı-duru şarap bu, tadla.r kaynağı
acı, t\lılıı sulatı
yarı

Onlar, boyuna
illetlere kararlar;

içe.rler de
tatlı

kör olur-giderler.
kuş,

Yurdu, tuzlu su olan nerededir , ne bilsin?

berrak ve

su

Ey

yerı

olan , sen

Şatr'ı,

- yurdu ruzlu suyun kaynak başı Ceyhun'u, Fııat'ı ne bilirsin?

Sen daha bu geçıcı, bu sonu yo~ olan ker vansaraydan geçmemişsin ; okylui!iı, sarhoş­ luğu, ncşeyı ne bilirsın sen ?
mııdır;

Bilsen bile bu bilgin, babadan, atadan duybu adlar. sence Ebced'e benzer.

• Ebced, hcwez ... Bu sölzeri bütün çocuklar bilirler; bilirlçr ama mAnftları, onlardan çok uzakur.

MES:-If VI S"ERI.·II ı

46~

2740.

Hasılı

Arap, tesuy ı
ı:aşıyıp

aldı,

yola

düştü;

gece-

gündüz, onu

götürüyordu.
uğraması.n

Zamane "dfet1erinden birine
yüklenmiş.

diye

hem testinin üstüne titriyordu; lıem de onu

çölden

şehir<

götürüyordu .

Kadııı da seccadesını yaymış, namaz kılı­ yordu; rabbim , sen r.sonlik ver, sen koru duasını virdermişti. yalvarıp duruyordu.

Diyordu ki: Kötü ki~ilerdcn, aşağılık adamlardan SU)'Umuzu sen koru ; yarabbi, o inciyi, o denize sen ula ştır.
Kocanı uyanıkm,

hünerlidir ama incinin

binlerce

. düşmanı vardır.

İnci de ne oluyor ki? Kevser

suyu o; incinin

de temeli, bu suyun bir katresi.
Kaduıın mın

d uftlan ,
lıırsızlara

ağlayıp sızlanmaları,

derde

düşmesi , ağır

adayük çekmes i yüzünden

-çaldırmadan, atılan bir sag-esen, testiyi Halifelik şeh­ ri'ne dek götürdü. llir kapı gördü ki uimet1er1e dopdolu. İhti­ yaçları olanlar, ağlarını oraya gernıişler, yay-

Arap,

taşla l;ırılmadao,

nuşlar.

Soluktan soluğa, her yandan bir ihtiyaç sahibi geliyor; o kapıdan ilisanlar elde ediyor; ihtiyacı gideriliyor.

2750. *
gibi_)

O kapı;
yağınur

ateşe

tapana da, inanana da, güzcdeğil; güneş

le de, çlrkinc de aç.!<; cennet gibi

gibi.

470

M ES NEY) SJiR Hİ ,1

Bit topluluk gördü ki, halifenin huzurunda bir başka topluluk ayakta durup sıra beklemekte.
dilıülınUş, bezeııı:nış;

• Süleyman'dan karuıcaya dek ileri gidenler, gen kalanlar... Sankı Sur iilıirülmüş de dünyadakiler dirilmışlcr.
Görünüşe kapılanlar ıncilere, mücevherlerc

minA ehli, ma na de nizine dalınış. Himmeti olmayan. h imm et sahibi olmuş; himmen olansa, ne nimetiere ulaşmış.
batmış;

Yoksol nasıl Uıs;Uııı., ilisan sa lıibiııe aşı k­ sa, ltı.san s ahibinin lhsiinı da yokı;ula fiiJıktır; yoksulını ım.brı fazlaysa , lhsan sii.hlbl, onun kaınsına. gı>lir. lhsan sahlbbılıı llısı1ııı fa~Jaysa yoksul, onun kapı­ sına gelir. F akat yoksulun sabrı, onun Olb"Wıluğudur; lh.~aıı sii lübinln sabnyı;a, oııun kusurudur
Kapıdan, a ihtiyaç sahibi, gel ; cömertlik, yoksul gibi, ı•oksullara muhıaçur diye ses gelmedeydi. Ses diyordu ki: Q>mertlik, yoksujları, zayıf­ ları aramakro; güullerin, cilalı, tozsuz-passız ayna aramalan gibi hani. Güzelierin ıilzleri, aynayla bezenir; ihsanıo yüzü de yoksulla belirir. • Bunun içindir ki Tanrı, "Vedduhd, suresinde ''Ey Muhammed, buyurdu, "Yoksula pek
bağırma. ,,

MESNEVI

ŞERHI ı

şa)un
dırır.

mi ki yoksul, cömertliğin aynasıdır; aynaya ~arşı soluk verme, çünkü soluk, aynanın yUzilnoe ziyan verir; aynayaı buğulan­

Değil

2760.

Bir kişi var; cömcrtliği, yoksulu belirtir; bir başkası var; yoksullara ihsaoda bulunur. Şu balde yoksullar, Tanrı cömertliğınin delillcridir; Tanrı'yla olanlarsa, mutlak cömerı­ liktir. Bu iki bölüi<.ten olmayanlar. :ı§ ten ölülerdir. Bu çeşit kişi, bu kapıda değildir; o, perdenın üstündeki resimdir.
yoksulu olup Tann'ya susamış olanla Tanrı'dan mahrum olan, baş­ ltasma susayan kişi arasındaki fark O, yoksulun resmidir; ekmek yemez. Köresmine ekmek atma. Onda lokma yoksulluğu var, Tanrı yoksulluğu yok. Bir ölünün resininin önüne tabak koyma.
peğin

T~

lık şeklidir

- Ekmek yoksulu, karada balıktır. Şekli baama denizden kaçar.

Ev kuşudur o, havadan uçan Z'iinırüdüanka Güzel yemekler yer, şerhetler içer; fakat Tann'dan yemez, içmez.
değil.

*

Yemek, içmek için Tann'ya aşıkıır, güzelliğe, alıma aşık değildir.

4'12

* Tanrı 'nın zauna dşık oldu~u Vthmetse bile sevdigı. uı de~ildir; vehmi, ad lann, sıfaı­
ların vehmidır.

doğmamışur

• Vehun . mahh1krur, doğmuştur ; Tanrı'ı•sa da. do~urmaz da.

2i70.

Kendi yaptıgı ttsme, kendı vthmine !şık olan. nereden nimetler sAhibi Taon aşıkların­ dan olacak?
Fakaı

o

geçıcı

aşkı.

o vehme aşık olan da gerç:ekse, onun kendisini gerçeğe çe:ker.
etraflıcn anlaınuk gerek ama köhne

Bu sözü

anlay ıştardan

iirküyorum.

Km görüşiii esl<ı anlayışlar, düşUnetyc yüzlerce kötü hayaller getirir.
Herkes gerçegi duyamaz; bütün bir incir, her kuşcagıza lokma olamaz. '
mış,

Hele o kuş, ölmüş, çüıilmiiş, baydilere dalkör, göısüz, bir kuş olursa.
Balık

resmine ha deniz olmuş, ha kanı. Hint· linin yüzüne ha sabun olmuş. ha kara boya.
resının

Dir kağıda gamlı bır adam res~ı yapsan, o ne gamla bir alış-verişı vardır, ne ntşcyle.
Resmı gamtıdır

ama resmın gamdaıı haberi bile yokrur ; resını güler ama güldüğünden haben yoktur ki. Gönüle işleyen bu gamla neşe de, o gama, o ncşcye karşı bir resimdir anca)< .

l'fES;.;ı;vl

SERHI 1

473

2780.

Şekilden mMıayı anlayasın

halde
doğru

resmedilmiştir;

diye güler bir senin içindir bu. .
bi~irn

Resnun · gamlı yapıl:ması da gene yolu hatırfamamız için ( *).

için;

bakılırsa,
madadır.

13u bamamdakı rcsırnler, clmekarun dışından elbiseler gibi hareketsiz durup durdışarıda oldukç:ı solukdaş,

Sen sün; a

elbi·senı

ancak. elbiseleri görürsoy da içeriye gir.

Çünkü elbiseyle içeriye yol yoktur; beden candan habersizdir; elbise bedenden.

Halifenin nakıypleriyle ' kapıcılarının, bedeviyi ağu·lamak Için yaruna gelmeleri, armağanuu kabul etmeleri
O bedevi, uzak çöllerden, hllilfet yurduna, halifenin sar.ıyırun kapısına varınca Nakıypler, bedeviyı katşıladılar ( "*); yepine - yakasına bir hayli lütuf güls uyu serptiler.
İhtiyacını, o .• söz söylemeden anladılar; onla-

rm

işi-gücü,

zaten iste:meden önce

bağışlamaktı.

Ona, ey Arab'ın yüccsi dediler, nerelisin, yol yorgunluğundan ne haldesin, nasılsın?
(~ ) S tı

b-eyit, ~tı, r;ıılaştırm ada kctnara yazıl m ıttır.
4

C "")
zı lnut:

kar~ı laftınn:.ıd~,

f\.'letinde, ··re& nD kı yl:ıan pio i Q Pi\ı: S.ııH:deo nd" y<ı.· ··u bb b m(ccknded'" in i.htüne ·· a'ri bi
dih:eltilmi.st!r.

Jod~:ı d" yı:ı.ula ruk

Mt.SNfvl HRIII 1

atarsaııız

Bedevi, yüz verirseniz dedi, yücelirim; arda oc y üccli~n l<alır. ne bir şeyim.

2790. •
a

A yüzlerinde ululuk beJjetisi görillenler;
ı~ıkları. C:ı'fer i Sizı

alundan daha

hoş

olanlar,

buluşmak,

bu kerecik görmek, sizınle bir kere nice güzelleri görmektir, nıce gUzellerle buluşmakur; yolunuza ınal da feda olsun, menal de. • Hepiniz de " Allah ışıtıyla ııorur,. sırrına ermişsiniz; ihsanlarda bulunmak için padişahın yarundan
gelmişsiniz. kimyasıyla, bakıra dönmüş insanları, padişahın

O bakış

saf aluna çevi.rirsioiz.
Garibim ben, çöllerden geldim, IOtfunu umarak geldim. Onun IOtfunun kokusu, çölleri zerreleri bile o lurunu canl andt.

kapladı;

kum

Buraya dek para - pul elde etmek için geldim ama gelip sizi görünce de sarhoş oldum, kendimden geçtinı.
Birısı,

ekmek almak için ekmekçi

dükklnına

koştu; fakaı

de can

okmekçiııin verdi gittL

güıelliğini

görünce

Birisi, hava almak için gül bahçesine giıti; derken bahçıvanıo yüzü, ona seyir - seyran yeri oldu. Hani kuyudan su çeken bedevi gibi. O da YOsuf'uo yüzünden Ab-ı hayltı ıaıu.

'

2800.

M(lst,
ateş

ateş

elde

cmıeye

gitti; öylesine bir

gördü ki

ateşten vaıgeçti.

lsft. düşmanlardan kumılmak ; o sıçrayış, onu dördüncü yüceltti.
radı varlıA't,

için kat

Sl9"

gö~e

B~day başa~, Adem'e, tuzale olmuş da

insanlara

başak k~ilmiş.

Do~an. yem
ulaşır.

ıçın

Luza~a

padişahın bileğini. elinı

yönelir; derken bulur. devlete, il<bale

babası , kendisine ihsanda bulunaalacak ümidiyle mekte~ gider, hüoer, bilgi elde eder.

w,

Çocuk.
k~

Birısı

mcktepten

erer ;
Alcmı

hocasına aylık ışınr.

çıkar, }'Üce bir mevkie verirken dolun Ay kesilir,

Abbas, Itin güdcrck Ahmed'i kökünden söküp amıak için asb olmayan kendi dinine güvenip savaşa gelmişti, Halifclikte o, onun ogulları, kıyamete dek dtne arka oldular; haUfeli~e şeref veriyorlar. Ben de bu kapıya, biılcycik istemek için geldim; fakat dehliıe girer girmez yüceldiro, başköşe oldum gitti. Ekmek ümidiyle aımagan olarak su getirdim; fakat ekmegin ko!r.usu, beni cenneılerin başköşesine götilrdü.

4 76

>IES>iEVI

Ş~RHI

1

2810.

Ekme)<, bir Adem'i cennenen sürdü-çıkardı;

beniyse cennetiikiere

kattı.

ı\olelek gibı s udan da geçtim, ekmekten de. Gök kesildinı, bu kapıdan, biç bit isıeğim olmaksızın

dönmeye koyuldum.

Aşıkların bedenleriyle eanlarından başka her~ey, dünyada bir maksarla döner·dolaşır.

Dünya), seven, Usrune gilneş vunnuş olan dıvara gönlil ' 'eren ki~iye benzer; o ı~ığm dı vanlan olmadığını, d iJrdüncü
ltııt

gökte

tndıuıarı giiııcı; deği rmisinderı

olduğunu ıuılıunııya ~·ııhşnıa.z;

gönlünü

tamamiyle

verir. Güııeşiıı ışığı ei)Cdi olarak nııdırum lmlır. "Onlıırla istedilderi şeyle.rin arasına bir engeldir, çeklldi· artık"
!(ilııeşe Iıııvu~unc:ı,

dH•arıı

Külle. bilriine işık olanlar, parça-buçup olmazlar. t>arça-buçu~a aşık olanlar, onu öı.leye.nlerse külden m:ıhrunı kalırlar.
dşık

Parça-\>uçuk,
aşık

parçn-buçuğa aşık

~evgilisi, lıeınencccik

oldu mu, kendi bütününe gidirerir;

da

ayrılığa düşer-gider.

Başkalannın maskarası olur; lrulu.-kölesi kesilir; denize düşer. eline gelen ota, y~u.oa sarılır.

O zayıf, emir-bUkUm slhibı olamaz Id dosrunun derdine derman olsun; efendisinin işini
mı glırecck,

kendi

ışiui

mi?

M'ESNEVJ SERlll 1

411

Arapların, "Zlııa ede~.eksen

hür

kadınla

et, bir

şey

çalacaksan inci çal" atasözü

Zina edeceksen bür kadınla et sözü, bu yüzden atasözü olmuştur; çalacaksan inci çal sözü, bı,ı yüzden sövlencgelnııştir. Kul, efendısıne gıtti; ~şık, ağiaya-inieye kalakaldı. Gül kokusu . gül bahçesıne gitti; oysa diken .oldu kaldı . Isteğinden uzak düştü; çalışması boşa gitti; çektiğı ıahmet boşa çıktı; üstdik ayağı da yaralandı.

2820.

Hani gölge avlanaırı avcı gibi. Hiç gölge sermayelik eder mi ona? Adam, Bu
gitmiş sımsıkı, kuşun

gölgesine

yapışmış;

kuşsu ağacın
akılsız

daiJnda

Ş<ışıırrnış kalmış.

.a dam diyor, neye gülüyor acaba?

İşıe sana olmayacak şey; işte sana çürümüş -

sebep.

Eger parça-buçuk da bütünledir, ondan ayrıl­

maz diyorsan diken ye ; diken de gülle beraberdir.
biitünle ancak bir yüzden yoksa peygamberlerin gönderilmesi boşuna olurdu. Çünkü peygamberler, insanları , Tanrı'ya ulaştırmak için gelmişlerdir. lnsaıılarm hepsi de bir bedense, kulla Tanrı birleşmişse, kimi kime ıılaştıracakhr ?
birleşmiştir ;

Parça -

buçıılt,

Oğul, bu sözün s.onu yoktıır; gün geçti,
akşam oldu. Sen hikiiycyi tamamla,

4l8

MESNEVJ $tiRI·U 1

Arabın, armajJanı,

halifenin

kullarına

.YIIn,l tesılyl, vermesi
tohu-

Su testisi.nl sundu, o munu ekti. Bu
armağaru ctişabtan

derg~ba bizmeı

dedi, padişaba götürün; paihsao dileyeni ihtiyaçtan kurtarın

Su tadı, resti de yemyeşil, yepyenı. Bu su, gölde mplanan yağınur su.y udur.

2830.

Kulların, bu söze gülecekleri geldi ; fakat gene de testiyi can gibi aldılar, bağırlarına basttlar. Çünlı.ü berşeyden dişabın mişti. Padişablarıo huylan, lara da geçer. Gökkubbc
Padişabı

lütfu, bütün

baberi olan o gli>.el paadamlarına da tesir et·
buyruklarıoa toprağı yemyeşil

uyaneder.

bir havuz say; yakmlan lülelere benzerler. Su lülelerdcn akar. göllerı doldurur.

* Her liileden akan su, o teneınız havuzdan gelir; herbir lülc, boş, tatlı su akLtır.
Fakaı bavuzdakı

su. act, tuzlu .

kokmuş

su olursa her lüleden o çeşit su akar.

Çünkü her lüleye gelen su, havuzdan gelir; sen bu sözün mAn5sıııa iyice dal, iyice.
nın 1\ıtfu

Yeri-yurdu olmayan padlşablar padişabı cada, bütün bedene tesir eder.

MESNEYI

ŞJ;RHI

1

471r

Huyu boş, suyu boş olan akıl, bütüıı bedeni ed epli bir hale getirir. Durup diolenmesı olmayan şuh aşk da be-deni nasıl coşroruyor. deliliğe sürükleyip gidiyor.

2840.

Kevscr!e beo2eyen deniz ·suyunun lı'ltfu yüıündeıı, içindeki kırı.l< taşlarıo hepsi inci kesilıniştir,

milcevher

olmuştur.

Usıa, bangı lıilnerle tanırursa kalfaların.• çı­ cakların canları ı;la o

hünerle övüliir.

"

Usuı

varan

-ıihni açık. ıstidatlı

bilgisi'nde usta olan kişinin yanına> ralebe usul okur.

*

Fıkılı bilgısınde usııı olanın yanındakı ta-

lebeyse fıkıh okur: usftl de okumaz. beyan da~ " Nabiv bilgısınde usta olan besinin canı, nabivci olur.
padişabıa yok hocanın

tale-

Yolda yok olan ustanın talebesinin olur-gider.

canıysa•

Bütün bu bilgilerin içinde, ölüm günü yoL azığı olacak bilgi, yokluk bilgisidir.

Nahivciyle gemicl hikayesi
Bir nah.i\'cı gemiye binnıişu. O kendisine tapan kişi, oturduğu yerden, yüzünü gemiciye döndürdü.
· hayır

Dedi ki; Hiç nahiv okudun mu sen? Geınici, deyince, yarı önırün biçe gitti dtdi.

480

MESNEV1 lERiii 1

Gemicinin gönlü kınldı ; admı, öfkelendi; fakat hemencecilt cevap vermedi; sustu .

.2850.

Derl<;en yel, gemiyi bir girdaba düşürdü; gemici, o nahivciye yüksek sesle seslendi: Hiç yüzme bilir misin sen? Söyle. Nahivci, a güzel cevaplar veren güzel yüzlü dedi.
hayır

Gemici, a oahivci dedi, bütün ömrlin hiçe gltti; çünkU gemı girdaplarda batar-gider.
Şunu bil ki burada, mahvolmayı bilmek gerek, nahiv bilmek işe yaramaz. Yol< olmuşsan hiç bir tehlike yok, dal suyu.

Deoiz.in suyu, ôlüyü başıoda uşır; fııkat -adam diriyse denizden nasıl , ne vakit kurrulur? Sen, insan huylarından öldün mü, denizi. seni başıoıo ilstünde taşır. Halka, eşek adını ı:akmışsın ama gibi buı ilstünde knlakaldıo.
sırlar

şimdi eşek

Dünyada zam6nıo all§mcsi ol .istersen. lşıe şimdicek şu dünyaın yoklu~unu gör' zamanın geçip
gitti#inı seyreı

hele.

arasına,

Size, yok oluş nahvinı öjlrctmek için, hikAye na.hivcinin hikayesını de kauvcrdik.

A yüce dost.. fıkhın ftkhını da yok olmada bulursun, oahvin nahvini de, sarfın sarfını da.
2860. O su
testisı bilgilcrımızdir;

o halile de

Tanrı

bilgisinin Dicle'sj.

MES:-;EVI

Ş.ERHJ

1

481.

Biz testilerimizi dolduruyor da Dicle'ye götilrüyoruz; kcndiİnizi eşek bilmezsek, gerçekten de eşeğiz biz.
Aınıı bedevi, bu işte mAzurdu; Dicle'yi. bilmivordu: pek U7.akravdı.

Bizim gibi onun da Dicle'den haberi olsaydı,. o testiyi yerden yere taşıyıp götürmezdi.
Hatta Dicle'yi bilseydi o
kırard ı. testiyı taşa

çalar,.

Halifenin,

kabul etmesi, o o testiye ihtiyacı yokken kabul edip Arab'a ihsanda bulunması
armağana,

armağanı

Halife, bedevi'yı g·örüp ah,•ftlini işitince o testi yı <1ltınla doldurıtu ; daha da ilisanlarda bulundu. O bedeviyi ilıtiyaçtan kurtardı ; hususi ola- · rak ihşanlar etti kendisine mahsus elbiseler verdi. Şu altınla dolu leıitiyi eline verin; dönerken d onu Dicle kıyısından geçirin. e
lunduğu cından

Çöl yolundan gelmiş, ·oysa Dicle yolu, bu-· yere daha · yakın dedi.

,Bedevi, gemiye girip Dicle'yi görünce utanyere kapandı. eğilip secde etti.

2370.

şaşılacak

Bu ihsanlarda bulunaıı vergill padi$ahı.ıi ne h1tfu var dedi; daba da şaşılacak şey, o suyu kabul edişi.
- F. 31

MESNilVI SERlll 1

Nasıl ~aru, aldı zın.a

oldu da o bir puta bile değmez armao cömertlik denizi kabul etti, b~mencecik benden?

Oğul,

bütün dünyayı testi bil; bem de agdek bilgiyle, güzellikle dopdolu bir testi.

Fakat bu bilgı, bu güzellik, dolu oluşu yüzünden derisine sığamayan :ılitın, güzellik Dielesinden an cak bir katre.

* Gizli

c;arladı, yarıldı;

bir defineydi, dopdolu olduğundan to~rağı daha parlak bir bAle

getirdi. Gizli bir defineydi. dopdolu olduğundan ooştu, köpürdü; toprağı, adasi ar giyinmiş bir padişab hAlıne soktu.
Tanrı Dielesinın

-ederdi o

ıestiyı,

bir kolunu görscydi, yok yok ederdı.

Onu görenlerin hepsı de kendinden geçmiş­ tir; bem de bu, boyuna böyledir. T estiye, keo. dilerinden geçmişçesioe raş atarıat.
kırman,

A gayretinden tcstıye uış atan, o testiyi ütco yapmillldır, düzüp koımaodır.
kırılmış ~ma içiodekı
kırmakıau

Küp Bu 2800.
gelmiş.

su dökülmemiş. yüzb inlerce yapmak meydana

Küpün her parçası oynamada, hallenmcde. Fakat yarı buçuk akıl, bunu olmaz bir şey görür. Bir hoşça bak da gör; ne testi meydanda bu baldc, ne su. Allah d og,rusunu daha iyi

bilir.

>fESNrYI $fRHI 1

Mina

kapısını

ce

kıınadını çırp

çalar5an, sana açarlar. Düşün­ da seni, bir doğan haline ge-

tirsinler.
Düşünce kanadı laştı.
ekmeğe dönmüş.

topraldara bulandı, ağır­ Çünkü toprak yiyorsun sen; toprak, sence·

Ekmekle et topraktır; bunlan az ye de toprak gibi yeryüzünde katma. Acılunca köpek oıuyorsun; lozgın, geçimsiz.. kötü damar b kesili\·orsun. Fakaı Joyunca do bır leş kesiliyorsun; dı­ var gibı hiç bır şeyden haberı olmayan, aya~ı· bulunmayan birı olup gidiyorsun.
Arslanların

Bir soluk leş oıuyorsuu, bir soluk köpek. votundu nasıl yel ip yortacaksın?
Avianırken ışıo e

yarayan köpektir ancak.

Köpege

kemi~

az at.

Çünkü köpek doydu mu a.ıgırılaşır; güzetim ava nasıl seginir?

2890.

o

de yoksulluk çekti götürdü de dcrgiiha ulaştı, o devlete erişti.
Hikayeyı anlatırken

O

bedevıyı

o .aııksız, o

sığıııaksız.

bedeviy.c

padişahın

ihsdnıru söylemişıik.

Aşık, ne söylerse söylesin, sözünde aşk kokusu duyulur; aşk ilinde o koku, ağzından burcu-burcu tüter. Fıkıhran söz açarsa, at~Zından yokluk kokusu sözlerı

dökülür; o güzelim

söl\lerdeıı

yokluk

ltokusu gelir.

484

Küf'Lirden bahsetse din kokusu duyulur; zanclan. şüpheden söı etse ırun inanç kokusu

gelir
Eğri-büArü
bezemiş tir.

Arılığın-duruluğun köpüğü,

köpügü bile doğruluk içind.ir. temeli. o kapkara ( *) söıü o torruyu
aparı

bil; sevgilinin ağzından. dudağından çıkan söviiş say.
Aşıkın. pek de ıstemediğı o sövüş, sevgilinin sevimli yüzü içıo hoş görü•ür.
Egrı

Sen o

bile söylese

do~ru

görünür ; ne de güzel

eğridir kı doğruyu

bezer.

Sckerden somun:ı benzer bir şey düzsen emdin mı, şeker tadı gelir ondan, ekmek tııdı degil.

2900.

tapan ( "*1

Inanan birı, altın bir put bulsa her pura alsın diye bırakır mı hiç?

Onu alır. ateşe atar, eğreu şeklini bozar gider. Böylece de altındaki put şekli ( **") kalmnı; çünkü şekil engeldir . yol kesicidir. Onun özündekı alunlık. put şekli, alunda ej!.retidir.
Tanrı

vergisidir;

(• ) Metind• "fer'ri'' ya:ııh; kaı-tılaturmada. bu .SrUa il• tiine ''tire.. )'Ullarak dUultilmit. ( • •)
ıulmıttll',

Puta e tpatı aö%\1, tUrkçc ''temen.. olatak kulla·

( • ••)

Metinde

''tekl"

yUJinu-t ;

dünldlhk•n

altın a

••elcJ'

tı&z.ü ekJenmlt .

M:ES!'I:EVI

ŞERtti

t

Bir pire ıçın ldlimi yakma; her sinegin dinleyip ba4ıııı ağrııma, gününü yilirme. Sen de şeKillerde kalırsan puta tapıyorsun. demektir ; herşeyin şeklini bırak, mlnSsına bak..
vızılusını

*

liacca

gıdecel<sen
ıster

Hintli olsun.
sadı

bir hac yoldaş ı ara; ister· Türk. ister Arap.
bakma; ne kuruyor; mak-

Şekline, rengınc

ne; ona bak.

Rengı kara b ile olsa seninle aynı maksadı. güdUyorsa ooa ak de; senin rengindedir o.

Bu hikaye alı-üst sÖylendi; aşıkların celeri gibi hani; ne ay~ı var, ne başı.

dUşün­

2910.

Eıei

lunmaz.

gibi bunun da başı yok; önüne ön bu~ Ayııj;ı da yok, zlten ebedle akrabA.

Hattft su gibi. ~-ler katresı bem baş, hem. ayak, hern de başsız, ayaksız; ikisi de yok.
Haşa; vnlhihi de lı.iUye değil bu; kendine· gel. Bir hoşç.a bak da gör; bizimle senin bu· günkü halimiz.

nında geçmiş, anılmaz
biıiz,

SClf'tnin rengi, 1ekli düzülü-koşuludur yabile.

Arap da biziz, testi de biziz, padişah da> hepsi de biz. FU:ıt yalana-dolana düşen, bunu anlayamaz.
Aklı

koca bil, şu nefis de, şu tamalı da kadın.
in.k:lrcıdır; akılsa ışıktır,

Ru ikisi karanlıktand.ır, mumdur.

486

MtS"EVI SERHI l

Şimdi, inUruı temeli nereden doğuyor; bunu dinle. Çünkü bütünün çeşit-çeşit, renk-renk parça-buçukları var.

Bu bilrünün parça-buçugu, bül'üoe karşı parça-buçuklara beru:emez; gillün bir parçası olan gül kokusu gibi de değildir.
Yeşilliğin güze lliği,

ça-buçu~dur ;
ma.suıdao

gül(in güzelliğinin parkumnıııun sesi, bülbillün şakı­

bir

parçadır.

Anlaşılması

zor olan

şeyleri anlatmaı"''

so-

rulan cevaplandırmaya kalkıştrsam susuzlara nasıl, ne vakit su vercbilirim?

2920.

Eğer tarıdır.

ıamamiyle

ralıp kaldınsa

zorlukla.ra daldınsa, dasabret ; sabır genişliğin anahsak ın. Düşünce arsgönüllerse ormanlar.

Sakın düşilncelerdeo, landır,
luğu

yaban

eşeğidir.

Perhizler, ilAçlarm artnnt.
canındaki

başıdır; kaşınmak

uyuz-

Perlııı, gerçekren de iliicın temelidir; pehtiz

et de

gücü-kuvvetı

scyret.
altından

Bu

sözlerı , kulak gibı
kulağına.

duy da

bir

küpe cakaytm

• O vakit, kulakl küpeli bir Ay olursun, kuyumcu kesilirsin; tA Ay'a dek, Süreyya'ya (!ek yücelirsin.
Önce şunu dinle: Bu çeşitli hallun canları <la eüf'ren ye'ye dek çeşitlidir.

~{ESNEVI ŞERH!

1

487

Bir bakı.ı:na, baştan ayağa dek birdir ama bir bakıma da çeşitli harfler; birbirlerine aykırıdır. çeşitli yönlere çekilebilir. Ri.r }'Üzden. harfler birdir, birbirleriyle birbir ylizdense birbirlerine zıt­ ur; bir yüzden sanki şakaclır onlar; bir yüzdense
leşmişlerdir; doğru.

günü, herşeyin Tanrı'ya sunulacağı gündüc; kendini gösterıneyi de süslenip bezenen ister.

*

Kıyamet

2930.

Kim, Hintli gibi kara sevdalara düşmüşse, kendini gösterme günü, onun teziilik çağıdır.

Güneş gibı parlak bir yÜzü olmayan, perdeye benzeyen geceyi isıer ancak.
Dikeninde bir gül bile yokıur; ilkbahar çağları, onun gizlediği şeylere düşınan kesitmiştir.

Fakat baştan ayağa gül olana, süsen kesileneyse bahar, iki aydın gözdür.
Manası oımaı:an diken, gül bahçesiyle yan yana gelebilmek için güz mevsimini i.ster, güz mevsi'mini.

Güz mevsimini 'ister ki o mevsim, bunun da güzelliğini örtsün, gizlesin, onun da aybıru. Sen de ne buoun rengini gör, ne onun kirini,
pası nı.

halde güz mevsimi, ona ilkbabardır, çünkü güzün kara taşla yakut bir görünür.
yaşayışor;

Şu

MUNtvl Sallll 1

bunu güz ün de bilir, görür. Bir kişinin şli görüşü yok mu? Bütün düoyiııın görüşünden vejtdir.
Zllıen hepsı

Bahçıvan,

dünya, o
Ay'ın

kemlisindciı geçmış,

gerçe-

~e dalıp gitmiş kişidir ancak. Gökteki yıldızların

de

parça-bu~jhıdur.

Bunun de,
294{).

ıçindir kı

işte şimdicek

bütün güzcller. müjde, müjilkbahar geliyor dcr dururlar.

Çiçekler. •kaı su zıncın gibı parlamak, meyvalar, tomurcuklanma k için hep babarı beklerler. Çiçek döküldü mU meyva başgösterir; beden
kırıldı ını

can

başgösıcrir.

Meyva

ınllnftdır; çıçekse

o

man§.nın şekiL

O çiçek müidedir: meyvaysa nimeti.
Çiçek döküldü mü meyva belirir; o yi tti mi, bu. çoitaldıkça ço~ahr.

Ekmek. kopanp yenmed.ikçe nasıl güç-kuvvet verir ınsana? Salkımlar koparılıp sıkılınadık­ ça şarap olur mu hiç? Helile. ilAçların dövülilp yoğrulmadıkça ilaçlar, nerden sağlığı arttıracak)
Pirlıı sıfatları

ve ona uymalr::
k4gıt

Ey

Tanrı ı~ığı

Huslmeddin, bir iki

fazla al da pirin
bizim de,

sıfatlannı

yaz.

N:l.zi.k bedeninde güç-kuvvet de yok ama güneş olmadıkça ışıklanmız yolt.

MF.SNEVI

ŞfRHI

1

489

• Kandil olmuşsun. sırça kesitmişsin ama gönül ehlirun başısw. ipin ucusun sen. Değil tı1J kı ıpin ucu senin efuıde, senin isıegine uymuş, gönül gerdanlıgmdakı inciler ·de tenin ihsôrun. 2950. Yol bilen pınn hallerini yaz; piri seç; onu, yolun ta kendisi bil.

Pir

yaydır,

halksa güz
batııa

ayı.

Halk geceye çünkü günlerin gelip

benzer, ptrse Ay' dır. Taze, genç geçmesiyle pir
adıru taktım;

o, Tann liltfuyla plr
değil.

olmu~tur;

Öyle bir pirdir o Id, ona başlangıç yoktur; öylesine tck ınciye oc eş vardır. ne benzer.
~ Zaten ~ş)<;ımış, yılla~ şarap dııha kuvverli olur; hele ''Tann iııdindcn, olursa o şamp ...

Pin seç, pirsiz bu .voıcuıukta pek büyilk Metler. korkular. tehlikeler vardır. Birçok kere gıniğ:u:ı yolda bile kılavuz ( *) olmadıkça pcr-per1şan olursun.
Hiç gönncdl~ bu yoıa; sakın yalnız ayak

basma.

kılavuzdan

başçekme.

t\ ahmak. başında onun gölgesi· olmaısa guiyabaoi SCSI. başını döndürür. Gulyabani .• sana zarar verir de yoldan azdırır senı. Senden daha akıllı nice kişiler bu yola düşrtl.
( *)
"KaJavuz" böyle. tUrkçe gec:iyor.

UO

MESSEVI $ElH!l

ı

2960.

Yola düşenlere, o körü canlı İblis neler etti;:
Kıır':iıı'dan işit. gnıarı,

ana yoldan

yüı.binlerce yıl

uıak­

lara

düşürclü;kutsuzluklara

utraru;

çuçıplak c~­ ibre~

ti-giıti.

* Kemiklerini, gör; saçlar.ını al, o yana eşek sürmc.

seyreı

de

Eşeğin boynunu ı"t, yola sür onu; yol erlerinin, güzelce yol bilenlerin yoluna getir onu.

Kendine gel, eşe~ kendi keyfine bı.rakıııa, ondan cl çekme. Çünkü onun aşkı, çayırlıjj'a.
çimenliğedir.

Bir soluk gaflete
mı, çayırlığa doğru

düştün de onu bıraltun fersahla·rca yol alır-gider.

Eşek, yolun düşmarudır, ' çayırın sarhoşu­ dur ancak. O, nice eşek sAhibini öldürmüş-git­
miştir.

Yolu bilmiyorsan eşek neyi istel'lie onun aksini yap; u ten doıru yol da budur. • "Kadınlarla daıuşın, sonra da n e ded.ilerse aksiru· yapın., Gerçekten de onlara As! olmayanlar beldk oldu. Nefsin isteğiyle ~ı donluk et; çünkü Alla!J yolundan seni azdıran odur. 2970. bir
Düııylda, yoldaşlarm şey,

bu

dileği,

bu

isteği kırıp

gölg-esinden başka hiç geçiremez•

•• *

(ŞERH)

2253. Beyitle başlayan hikaye, "Mustbet - Nftme, "Ve "Cliıni'ul-Hikayiit, t. geçer. Bedevinin biri, çölde, a bir çukurda birikmiş yağınur suyunu görür.; içince tadına doyum olmadığını aular; bu der, murlôka cen.n.et suyu; bu suyu haüfeye görüreyim. O çağda halife, .Me'mun'dur (ölm. 218 H. 833). Testisini doldurup Bağdad'a gıder, hallfeye sunar; sana cennet suyu getirdim der. Halife, yerini, yurdunu öğrenir; ona ih-sanda bulunur. Hemen dön, yurduna git der. Bedevi döndükten sonra da neden tez döndürdüğünü soranlara, ırmağı görüp utaumamasını istedim der (MaJI.hiz; "$, 24-26). Mevliinii bu hika~·ey> tasarruflar la nakleder. Bir çöl ailesinin yoksulluğunu ca.nlandırır. Maddi yoksulluktan, milnevi yokluğa döner; i.rşad kudretine sB:lıib -olınaclıkları halde mürşid geçinenlerden s~:ı açar. Bunlara uyanlaı:ın, binde bir ihtimalle ve ancak inançları yüzünden gerçeğe ulaşabileceklerini ihtiyatlı bir dille bildirir; fakat bunlara yaklaşmaınan.ın lüzuınunu da söyler. Zahmetin rahn:ıeıe, acının ıatlıya ulaşacağını anlatır; ıanıaluo kötülüğünü belirtir. Insanın, herşeyi, kendi görüş ÇC\'rcsinden görebileceğini söyler; erkeğin, kadına karşı z:itiru dile getirir; 1\adını övçr; ona biiyUk bir m~vki verir; hadise dayanarak devrinin en ileri görüşünü aksetıirir.

M8SNEVI· SF..RHl 1

İnanmayanın bil~ giıli bir şüphe içinde olduğıımı

bildiririken Firavun'un, Tann'ya gizlice yalvarışını Salih Peygamber'in (A. M.) kıssasma geçer; • bilgisizliğin nasıl bir malırumiyede sonuçlanacağını
anlatır.

canlandırır; kalıra ugrayanların, yaptıkları işler yüzün-

den uğradıklanru söyler. Barışın yüceliğini över; olgun kişinin yaptığı, işlediği şeylerde bir h.ikıııeı bulunduğunu, nakıs kişilerin, onları örnek almaınaları gerektiğini belirtir; her bilgi sahibinin, an. ak kendi c bilgisinde usta olabileceği.iıi, ferdiyerinden geçebil.enin topluma yayılabileceğini izah eder. Bu arada, hi~ kllyedeki remizlerden de bahsedip nefis isteğinden ve taınahtan, olgun kişiye uymakla kurtulmanın mümkün
olduğunu anlatır.

Başlıkıa
Araptır;

geçen HArem,
boyundadır.

cömertfiğiyle meşhur

bir

Tay
erişmiş,

Hz. Muhammed'in za-

fakat Hz. Peygamber'in (S. M.) davete önce vefat etmişti. Kızı Müslüman olmuştur. Oğlu, önce Şam'a kaçmışsa da sonra Medine'ye gelmiş Müslümanltğı kabUl etmiştir.
baŞlamasından

maruna

2260. Arap olmayan milletierin hepsine "Accm,, denir; bu söz, yabancı mAnftsınadır. · 2264. "Gide-gide güneşin doğduğu yere vardı; orada bir topluluk gördü ki onların güneşten başka hiç bir elbisesi yokru; güıieş, orada, öyle bir topluluj!a doğrnadaydı., (Kui'An-ı Kerim; XVIII, Kehf, 90). Mcvl5na, bu mazınOnu, bu ayet-i kerimeden almış­ tır. Şeyh Galib de (1213 Hı 1799), "H\i$!1 ü 1\,şk, ta,
Giydililerı aftab-ı Ttımnil.z

Içtiklerı fll'le-i cihatt·suz

MESNIVI $ERlU 1

.beytinde, aynı mazmfuıu dile getirmiştir (Divan; Mısır, Bulak- 1252 , Sonda Hiisn ü Aşk, s. 12. Hüsnü Aşk; Giilib'in elyazısı; Fotokopi s. 4; beyit. 6; Metin, ·s. 61; Ük beyit. Alun Kitaplar Yayinevi; İst. 1968). 2267. Samiri. Müsii. P. (A. M.) Tür~dayken İsrail­ ·cıgullarını dinden döndüren adamdıt. Onların · Mı­ sır''dan çıkarken alıp getirdikleri altın zinet eşyasını .eritmiş, altm bir buzagı dökmüş, işte Môs~'nın da, siıin de m~bildunu.z budur demişti. Yaptığı buzağının böğürdüğünü de duyan tsrailogulları, Hiiriln'un .ö,ğütleriııi dinlememişler, ona tapmaya baılaınışlardı. Musa. Tur'dan gelince Harfuı'a k:ıznuş, o da bunu Sar:niti'ııin yaptığını söylemişti. Müs§, Samiri'yi sorguya çekince o, ben demişti, onların görmediklerini gördüm; sana gelen mele~in ayağını bastığı yerden bir avuç toprak aldım, heykelin mayasına kattım; o yüzd. n böğürüyor. Musil, Samiri'yi kavmin içinden e kovınuş, dünyada cezan, rastladığına,, bana dok"UIIma diye ba~rmandır, ilhirer cezası da başka demişti. Ondan sonra bu buzağıyı eritmiş, aövüp ezmiş, denize attırmıştır (Kur'an, Xx, Tiba, 85-98). "Ahd-i Atıyk, te buzağiyı Hariln'un yaptığı bilc!irilir ki bu da bir bühtandıt (Hur!lc, XXXII). 2276. Kıran, iki yıldızın aynı dereceye gelmesidir. Bu takdirde birinin gölgesi öbürünün üstüne düşeceği için güneşten aydı.nlanamaz, tutulur. Yıl­ dız bilgisine inananlarca bu zamaiı, bu kutsuzdur.
Şit

2281. Şis, Adem Peygamber'in oğullaruıdandır. de denir (Abd-ı Atıyk; Tekvln, V).
Mevliııii bu beyinen sonra, kendisini mürşid yalancıları şiddetle kliWnaktadıt.

gös-

teren

MESNEVI

~ERH(

t

2322. "Kanht tükenmcz maldır., {Hadis; CAmi';; II, s. 74). 2323. ten sonraki başlık. "Ey inananlar, ne diye söylersiniz ? Allah indinde en, nefret ediltn şey, yapmayacağınız şeyi söylenıeııizdir."
yapmayacağını-ı şeyi

(Kur'dn ; LXI, Saf, 2-3)
2330. Bu hadis, 2322. beyitte geçen hadisic ay111> meMdcdir. "Küniız'ül- Hakaaık, ıa, " KanAat ıiiken­ mez maldır. bitmez define" diye geçer (II, s. 129).

2331. Yürüyüp giden deflne. 181. beylin iztbı.ııa. bak. 2342. Bu beyit.lerden, yılan onaımanın tidet olduğunu, aynı zamanda yılana ve zehirli hayvanlariD knrşı afsunlanmanın bir gelenek bAlinde yayılm.ış. bulunduğunu anlıyoruz. Çocukluğumuzda, yılan, akrep gibi zebirli hayvanların soluııalarına karşı mu~fi­ yet kazanmak için okunanları, bu okuyuşla geçimini tcmln edenleri gördük. Buna, "şcrbctlenmek,, okunan ve zebirin tesirinden kurtulduğuna inanılan kişilere de "şerbetli ., denirdi. 2366. "Yoksulluk övüncümdür ; onunla övünürüm.,. Bu sözü sufilcr. hadis olaralt kabul ederler. Mevzi!' şayanlar varsa da(Mevruilt; s. 57) " Sef"ıneı'ül-Bıhar, dasahih olarak .geçer ve Kur'an-ı Kerim'de yok - }'ôksul kişilerin methinc dAir ayetlerlc de teyid edilir. Aym .kitapta, "Yokluk-yoksulluk, iki dünyfida da yüz ka·rasıdır, hadisini de, yoksulluk, güzel bir yüzdeki siyah bcne benzer, o adamın güzelliğini amırır ıarzın-· da tevclh edenlerin bulunduğu bildirilmekte, herkesin Tann'ya nazaran yoksul olduğu ve bu yoksullu-

M.UNI!Vl SfRHI 1

ğun umtlmi l!.hım, beni, ncıtirecek

bir

sana

mMıiyet arıeıtiAi anlatılına k ta, " Alka~ı yokluıun>u - yoksulluğumu

bildirerek zeııgiıı!cştir; sana muhtaç olmadığımı zantarzda yoksullaştıima, ve "Allıihım, beni yoksul olatak yaşat; yo.ksul olarak öldür ve yoksullarlır ha.ş rct, badisieri de rivaycı edilmektedir. Bu hadislerle, "Az kaldı ki yoksulluk küfür oluyordu, hadisine ve yoksulluktan Alliih'a sı{:'UllDays dair ''arid olan hadisiere de şu sureric mW verilir: istenen, övülen yoksulluk, varlıktan, beolil:ten, fcrdiyeııen geçmektir; kulun, Tann'ya karşı yol<lugunu, aczioi, ihtiyacını anlamasıdır. AIIAh'a sığınılan. lctifre kadar varan yokluk - yoksulluksa maddi yokluk - yoksulluktur (c. Il, s. 377-378) .

2372. Bu beyit, bir hikAycye
Ilir
kadı010

dayanır:

bir

oyuaşı vardır.

Kadın, kocasıyla.

çayıra çıkmı.şur; oynaşı

da

fırsat gözlemcktcdir.
işareı

KA-

dı.o, oynaşıoa, şu çalılığa

sin diye

eder.

Sonraı

da

ben şu af:aca çıkayını da armuı toplayayım der ve a{:'aca çıkar. Armuı toplarken birden, koc:ı.sıoa, utanmaz adam, o vawndaki kadın kim; gözü-

kocasına,

mün önünde neler yapıyorsun diye ferylda başlat. Adam, yahll, kadınım, yanımda kimse yok derse dekadın feryadı kesme-ı: ; bir zaman soorn ağaçtan iner. sAbi dcr, kimse yokmuş; ıuhaf şey, bu ağaçta hir iş. var; bir de seo çık bakalım. Adam ağaca çıkınca oynaşına iş§ret eder. Bu d efa adam feryada başlar. Kadın,. ben sana demedim mı dcr. bu ağaçta bir iş v:ır ;· hele ağaçtan in de bak:. Adam, ağaçwı inerken oyoa~ kaçar gider. Adam, kimseyı göremcyince hakkın varrruş der. "Annuı ağacından in de bak, aıasözü, bl) hikı1.yeden meydana gelmiş (Ankaravi; s. 213),

496

t-4 ESNEVl $ERJil 1

2376. Sıddıyk, gcrçekleyici demektir. Hz. Muhammed (S. M.), mtıicını anlai'Ulca müşrikler, art:ıx bu olmaz demişler ve Ebii-Celıl, Ebu-Bckr'e rastlayın· ca, arkada~ın. bir gece içinde Kudüs'e gittipni, göklere çıktıgıru söylüyor, buna da inauacnk mısın demiş, Ebtı-Bekr, o söyledi)~ doğrudur cevabını vermiş, bu yüzden Sıddıyk IAkabiylc anılmıştır. ·
- yı~m birikve gümüşlere, güzel ve cins .atlara, bayvanlara ve ekiniere karşı insanların aşırı sevgisi vardır ve bu sevgi, ınsanlar ıçin rezym edilmiş bir sevgidir. Fakat bu.u lar, dünya yaşayışma lliı birer matah tan ibarettir. Sonunda varılıp gidilecek yerin guzelligiyse anetık Tanrı indindcdir ... (Kur'an; III, Ali İmr.lıı, 14) Beyineki "Züyyine linulls •.• sö:.:ü, ayeıin

2434.

"Kadınlara. oğuUara, yığın

tirilnllş altın

başlangıcıdtr.

2435. "Öyle bir mlbutrur ki sizi tek bir kişiden
ülfet ve ii.usiyeı etmesi için eşini halkeıti . Derken erkek, eşine yaklaşınca eşi, hafif bir yük taşımaya ve onunla gidip gelmeye başladı ... , (VII, A'df, 189). Deyineki "Yeskün ileyh1, sözü Ayet-i kerimedendir. 2436. zaıoglu Rüsıem. Eski Hind dininde bir m4but tarururken İran'ın mitolojik tarihine bir kahraman olarak geçmiştir. Zal, ihtiyar, ak saçlı, ak sakallı demektir. Rüstem'in babası, dogduğu zaman saçlan, kaşlan, kirpikleri akroış; bu yüzden Zll adıru vermişler. Hamza,
Hı. yarattı;

Peygamber' in (S.M.)
başlık

amcasıdu.

Uhud

savaşında, şelıid olmuştur; yiğiılikle

ün

almı ştı.r.

2441 den sonraki
med'iıı,

"HayırWarınız,

ve bahis, Hı. Muhamehtine hayırlı olanlardır,.

MF.SNBVJ

ŞERiH! ı

49'f

"Hayıı:lınız, ehline hayırlı olanınızdır; ben ehlime en hayırlı bir kişiyim; kadınlan, ancak kerem sahibi kişi ulular; ohiAn aşağılayansa ancak kötü kişidir, hadislerine dayanmaktadır. (Cami'; II, s. 6, 9).

Bu bahis, Mevliina'nın kadına, içtimfti hayatta, Aile hayatında verdiğı ehemmiyeti belirtmekıediı. ., F'ıhi mil-f!h, te de, 20. bölümde kıskançlıgın aleyhinde bulunur ve bir hastalık olan hu huyun, ailcyi pcrlşan· edeceğini belirtir (s. 75).
Mevlftnft'nın kadınlar

meclisine

gittiğini,

semii'

ettiğini, kadınlann, Mevliina'nın başına güller serptiklerini biliyoruz (Mevt.ana Cel~leddin; s. 21 1-213).

Ancak bunların., bu sözlerin, tesertürün 1 \izumsuzluğu gibi aşırı bir fikre yöneldiğini söyleyen!erio,. Mev-

lftna'nın şeriata

ne derecede bıtğlı olduğundan haber·

leri bulunmayanlar, )'ahuı kası~lı fikirler güden kişiler olduklarını da burada söylernel< lilılımunu duyuyoruz. 2446 dan sonraki başlıkra, 607, yahut 6 11 de (1210, 1214) vef§ı eden Nizarnl-i Geneevi'nin "Husrev u Şidn, iııdeki, " Der isridlftl-i lıikmethii-yı ltfıdoiş, faslındaki ;

da11endef lıest Ki ba gerdende gerd{mendet hest

Be

ııezd-t akl-ı /ıer

beyti var. İst. Üniv. K. Farsça yaı:. lannda, 28& No. da kayıdı bulunan ve 905 te ( 1499) yazılmış ııüsha­ da bu beyit,

Beli der uıh'-ı her darıendei hest Ki M gerdende gerd/inendel /ıest
F. 32'

< 198

MESN~I

$!R U 1 l

ranındadır (25. b, 21. beyit). Aynı K. d e, aynı da, 249 No. da kayulı nllsbada ilk ınısra',

kısım­

Yeki tkr ıab'-1 her dir (24. a).
-ıanlar tarafından tutulurmuş.
çahnırsa, .da kurtulurmuş.

dıinmdei

hes ı

2462. Tas çalmak. Ay, eski bir inanca göre §eykacak

Ay rutulunca tas, kab, korkup kaçarlarmış, Ay Bu gelenek Anadolu' da ldlla vardır.
şeytanlar

Firavun,
demişti

Kur'An-ı

Kerim'de 24).

anlauldığt

gibi, Tan-

nlık dftvlisına girişmiş,

beri sizin en yüce rabbinizim
hidayeı

(LXXIX ,

Naziaı,

Mevlana, bu babiste

erbabiyle dalalet

erbabını anlatmaktadır. Insan, masüm değildir; onda iyiliğe olduğu gibi, kötiilllgc yönelme istidadı da vardır. Hz. Peygamber (S. M.). "İçinızden biçbiri yoktur ki cinlerden biri, ona eş olmasıo.., buyurmuş, sana

da mı sorusuna, " Bana da; ancak Allah bana yardım e ni; ona ü.~i oldum; Müslüman oldu da bana ancak hayn emreder, cevabını vermiştir (Müsliın, Isı. Mat. Amire - 1334 H . c. VIII, s. 139). Bir gece Hı. Muhammed (S.M.), Hı. Ayişe'nin yanıodayken dışan çıkıı:uş, biraz sonra Hı. Ayişe de çıkıp H z. Muhammed'in bulunduğu yere gelmiş, Peygamber, Şeytanla .beraber ml geldin diye sormuş; Ayişe, benim yanım­ da bir şeyran nu var deyince Hz. RasUI, "Her iıısan.ıo yanında bir şeytan vardır, demiş; Ayişe, senin yanında da var ını diye sorunca şu cevabı vermiştir: "Evoı, yalnız, rabbim bana yardım etti de şeytanım Müslüman oldu., (Aynı cilt, aynı s.) Bu bahiste, Hz. RasQJ-i Ekrem'in, "Her doğan, fıtrat üzere doğar; dili söz söyleyineeye dek de bu

M:ESNI:VI S!IUII 1

yaraulıştadır.

Sonra anası, babası, onu Yahudi yapar, Nasr!nl yapar, Meciısi yapar, hadisini de haurlamak
sılrcniıı

gerelli (Cami', Il, s. 79). Il.

(Bakara} son.

ilyet-i kerimesi o.lan 286. ayetinde, mealen, "Allilli biç kimseye gücünün yeteceğinden fazla bir şey teklif eunez; herkesin kaz:andJğı sevap kendisine aittir; elde cıtiğı suç gene kendisine ait, buyurulınakra, hayır ve sevap. "leM mti kcscbet,, suç ve körülükse, "ve aleyhti m'ekıesebct, diye ilade edilmektedir. İktislb, sonradan edinilen, kazanılan şeylerdir; bill qakundan kötülükte. çevrenin, terbiyenin tesirini inkAr etmeye ve suçu ·ranrı'ya yükleyip mutlak cebre gitmeye imkan yoktur.

2491 . Tersine
şaşmmak adetmiş.

layarn

çakılmış nal, izi kaybeunek, kovaiçin aun nallarlDl tersine çakurmak.

Bu beyitten sonraki ba$1ık. "Ve insanlardan, Alltih'a kalbiyle değil de diliyle kulluk eden de var; ona< bir hayır isabet ederse, o hayır yüzünden kalbi ya· uşır. Fakat bir smanmaya uı;rarsa yüzü dönüverir;· dünyilda da ziyıuı eder, ahıreıte de ; işte budur apaçık' ziyan. ., (Kur'an-ı Kerim, XXII. Hacc. ll).
2506, "De ki : Ey oefislerine uyup hadden aşırı. hareket eden kullanm, Allah rabmetinden ümit kes· meyin; şüphe yok ki Allah bütün suçları örter; şüphe yok ki o, suçlan örter, rahlındir., (Kur'An, XXXIX, . Zümer, 53).
2516. Siıfller, dünyaya, kainilıa "büyük ruenı,,
insan;ı. da "küçük alem, derler. !nsan, kainaun huUisasıdır,

zübdesisidir, AğaçıJı, köküyle, daUarıyla, yapraklarıyla, meyvalar:ıyla, herşeyiyle çeldrdekte bu-

.soo

MF.SNI!Vl SERHI 1

lunması gibi büyük Alem de küçük Memde gizlidir. Bu bakundan g(irünüşre küçük Alem olan, gerçekte .büyük alemdir , Hz. Ali. bir şiirinde, "llacın sende; f~aı sen bilmiyorsun. Derdin senden; fakat sen görmüyorsun. Sen öyle bir apaçık, hçrşe}~ bildiren bir kitaps.ın ki gizli şeyler. onun harfleriyle açığa çıkar. Kendini küçücül< bir cisiın sayıyorsun; oysa büyük alem. derleıııniş · ıoplan'mış da sende 'gizlenmiştir. Dışarıdan bir şeye mu.bıaç değilsin sen; :kendini bir .düşünsen.. Fakat düşünmüyorsun, buyurur (Divan; Bulak - 1251, s. 30).

2518 den sonraki başlık. "Hani karşılaştığınız zamanda Alliih, onları sizin gözünüze. az gösterdiği ·gibi sizi de oulara az gösrermişo; çünkli AJiah. olacak işi yapacakıı, yerine getirecekti ve biirün işlerin mercii H Allah'·ur. , (K)ll''an-ı Kerlm; VIII. Enlal, • ) .

Bu !yeı, Bedir savaşına aittir. Bu bahiste, Salih Peygamber'le (a. m) devesi de anlatılmaktadır. S5lih P. Semud kimnine gönderilmiştir. Kendisine mucize 'Olarak bir dişi deve verilmişti. Deve, SUih'in işAre­ tiyle bir kayadan çıl<mış, çıkar - çıkmaz da doğurmuş­ tu. Ülkelerindeki suyu. nöbetle, deveyle yavrusu ve kavim içecekti. Buna dayanamadılar; su, yalnı2. kendilc.r inin olsun diye deveyi öldürdiller. Bunun uzerine kökten, çetin bir ses duyuldu; Sillih'le ona inananlaı:dan başka hepsi öldil - gitti. Bu \'ak'.a, Kur'An-ı K erim'in VII. sOresinin (A'rM) 73-79., Xl. süresinin (HOd) 6-86., XVII. suresinin (lsra) 59., XXVI. sö.:esinio (Şuarii~) 141-159., LIV. suresinin fKamer) 27-32. ve XCI. sılresinin (Şems) 11-15. ayetlerinde
anlatılır.

MESNEVI

ŞERHI ı

SOl

2523. "Derken Allah'ın peygamberi, bu, demişti

onlara,

Allilı'm dişi devesiı

çekinin ondan ve ona su
alınmıştır.

verişte kusurdan.,; (XCI, 13). Beyine, "Nakat'ullab.i

ve sukyahft, aynen ayetten
dişi

2532 ve devamı. "Ey kavmim, işte şu Allah'ın devesi, size bir mllcize...» (Xl, 64-66).
1

2550. "Derken onlar şiddetli bir sesle azAba uğ­ radılar; yurtlarında diz çökmüş bir halde yüzükoyun kapanarak hellik olup gittiler., (VII, 78). Beyineki "clsimin, sözü ilyet-f kerimeden alınmıştır.
2569. "Şuayb onlardan yüz çevirdi de ey kavmirn dedi; andolsun ki ben size rabbimin bildird.iği haberleri bildirdim ve öğüt verdim; aruk k!fir bir kavme nasıl acıyabilirirn?, (Vll, 93).

2580 den sonrakı başlık. "Iki denizi salmıştır; nerdeyse karışacaklar. Fakat aralarında bir berzak var; birbirlerine knrişmazlar.» (I.V, Rahrniln, 19).
2596. "Yüce Allah'ın öylesine kulları vardır ki
insanları yüzlerinden tanırlar., (Hadis; Olmi'; I, s. 78). 26QS. "0, öyle bir Tanrı'dır ki sizi balçıktan yaratmıştır da ölüm vaktini takdir etmiştir' ve kıyilmetin kapacağı zamilna lUt bilgi de ondadır; sonra gene de şüphe edersiniz., (VI, En'am; 2).

2613. "Sirke ne güzel katıktır., (Hadis, Olmi';. II. s. 174).

Bundan sonraki başlığa alınaıı ayçı;iı:ı m~ şudur: " Allah, ümmetinin önce yapılan ve sona. kalan suçlarıııı sana bağışlasın ve sana, nimetlerini tamamlasın

!502

MUN'E'Vl $f.RHI I
doğru

ve seni

sana

apaçık

yola götürsUn diye şüphe yok ki biı, bir fetih sermişizdir., (XLVIII, Feıh,

ı- 2).

2615-2617. •<(Süleyman), Rabbim demişti, beni .bn~ışla ve bana öyle bir saltanat ver lti benden sonra hiç bir kimse, o saltanata n!il olmasın; şüphe yok ki -senin vorgin, ibsanın boldur." (XXXVIII, Sad, 35)
·ıc u

2645. "İnanrnı~ ltişinin anlayışından sakının; çüno, üstün ve ulu Allah ışığıyla bahar, görür., (Haşey,

dis; ümi'; I, s. 7).
2656. «Birşeyi sevdin mi o -eder., (Hadis; I, s. 123). seni kör eder,
sa#ır

2664. "Yerime,
Alıadis-i

göğürne

sığamaclım

da inanan

ıkulunıun gönlüne sığdım., (İhyfı'iii-UIOm'dan naklen

Mesnevi ; s . 26).
kumıl­ 1'124sını arasına

2667. "Ey iyiden iyiye inanmış, şüpheden nıuş can, dön rabbine, ondan rfızı olarak ve kıızanınış bulunarak; artık kani kullanının -ve gir eennetime., (XXXIX, 27-30)

2683. " Gerçekten de yüce Tann, halkı yaratınca, <rahmetim gazebimden üstündür diye rahmetini kendisine farzetti ..., (Hadis; CAmi; I, s. 60) "Ral;ıl;ıiniı, · halkı yaraımadan önce, rahmetim gazebimdeo üstün.dür diye rahmetini vaacfetti ..., (Aynı; II, s. 75). 2702-2704. M ecnQn'un, ''Leyla Irak'ta hastalıın­ diyorlar; keşke onu tedavi edebilecclt bir hcltim olsaydun, meilindeki btytinden alınmıştır (MaS!ıiz; -s. 28). 2704. beyiı, Arapça olarak bu beytin, «faiJ4tün flilitün failat, veznine çevrilmiş ştlclidir.
TDIŞ

)l:ıs>iEVI

SERlll 1

503
oluşundan,

Bu bahiste,

Bağdad'ın,

hillfet merkezi

2807. beyiticysc Abbasoğullarının, kıyllmcte dek diııe
:ırka olacaklarından şılıı•or ğoUar

bahsedildiginc göre apaçık anlaki "Mesnevt., nin birinci cildi, Bağdad'ın Moturafından zaptından, ydnl hicri 656 dan (125B)

önce
ısı.

yazılınaya başlanmıştır.

2705. "Gelin de.., lii. siltenin 61., VI. sillenin Ayetlerinde geçer.

2720. "Şüphe yok ki Allah, kendilerine cenneti vermek üzere inananların canlarını, ınallarıru satın 31ınışı:ır; öldürürler, ölürdürOlürlcr; her iki sfuettc de vaadi gerçektir ve Tevrat'ta da sAbittir, lncil'de de, Kur'an'da da ve abdine Allah'tan daha ziyilde vefS eden kilndir ki? Artık şu girişti~iniz alış - verişten dolayı da sevinin ve budur en büyük kurtuluş ve saadet .., (IX, Tevbe, lll) Beyine, "AUab satın almıştır sözü, "Allab'işıera, ıa:rz.ında 4yet-i kerimeden lafzan iktibh edilıniştir. 2725. "Aln şeyi yapaaıgınızı vaadedin, bana borçben de cennetle borçlanayını size: Sözünüz gerçek olsun; vaadettiniz mi, vaadinize vef5 edin; ~ize bir emanet verildi mi, bıyanette bulunınayın; ırzınuzı koruyun; haramdan göz ymuun; ellerinizi haramla bıılaştırmayın., (Hadis ; <:ami'; I, s. 36).
lanın;

2739. Arap alfabesindeki harfler iki
Wımıştır:

çeşit

sıııa­

1) Yazılış

bakımından

birbirine benzeyenlerin yan yapılarak.

• yana getirilmesiyle,
2) Harflerden terkipler (sözler)

MliS~IWI ŞERlll

1

Bu ikinci tertip, "Ebc(e)d, H(e)v(ve)z,

H(u)t(ı)l,.

K(e)l(e)m(e)n, Sa'f(a)s , K(a)ı{a)ş{e)t,
O(a)ı(ı)i, dır (~.

!<•)b(ba)ı,

Bu ikinci tertip, lurflerin kolayca h:mrlanınasıru. "Ebccd,, d.iğer bir t3birle "Ebiciid.,, bu ter· kipierin hepsine birden ve.rilen addır. Bu ttrtip, İbrAni ve Aıimi ıernöinin ayru olduğu gibi, birinci ve dörd üncü tertip ol:in "a b c d, k 1 m n,, bao dillerindede sıra bakunından ayrudır.
sağlar.

Bu ıerkiplere, hükümdar adları, şeytımların adlan, günlerin adları diyenler olduğu gibi Adem Peygamber'e· inen sahifeler olduğunu söyleyenler, bunlara çeşitli manalar verenler de olmuştur (Mir'at'ül-Makaasıd fi Def'ii-Meflisid; Isı. 1293, ta$bas. s. 154-1 55). Bu terkiplerden bir de Ebced bisAbı meydana• on harf birden ona kadar olan rakamlan gösterir; ondan sonrakı on harf, onar-{)nar sayı alır ve ondan yüze kadar olan rakamlara aittir. "~, 'harfinden sona dek on harf de yüzden bine kadar olan r.akamlnra iş~rcnir. Herhangi bir iş, b ir doğum, cvlenme, bir mevkie yücellş, yahut ölüm, bu harflerle· meydana getirilen bir söz, bir terkip, yahut mısra' ik tesbit edilir; buna "tarih düşürmek, denir. Meselll MevlAnA 672 hicride vefar etmiştir ; Arap y:ızısıyla: " lbrr., (İbret) bu yılı gösterir.
getirilmiştir. İlk
Nokıalı harOerle düşüriilcn tllrihe «Mücevher, Gevhe r, Güher, Güher-dar, Cevher, Cevher-dar,

(•) Pnra.n tu içine alı n an hedler, a•ılda yoktur, toorkipleria. okunUf}u1m CÖ.Itcrmek için konrnuıtvr.

MlS~EVJ

SERlll J

505

<:evherln", noktasız harflerle dü~ürülene " Mülunel., <lenir . Bütün harflerle düşünrülürse "Tarih-i tiim, derler. Mısra'da bir fazlalık, yahut eksiklik olursa, bir s!ızle, mesel~ üçler, b~ler geldi, yahut çıktı gibi, tArih ınısraından önceki mısra'da, eklenecek, yahut ·çıkarılacak sayı belirtilir; buna da "tıı'nıiye., derler. 2750. XXVII. sıirenin 10-19 . Ayetlerinde Süleyman Peygamber'in (A. M.), karınca vAdisine geldiği, bir kanncarun, karıncalara, yuvalarımza girin ; Silleymıın ve ordusu siz.ı çiğnemesin dcdiğı. Süleyman'ın bu 'SÖZÜ duyunca hafifçe gülilmsediji anlaulır. Halk, buna şunu da ekiemiş ri: Süleyman, ben bir peygamberim, sizi niç çiğner miyim demiş; o kannca da, maksaclım başkaydı; senin ·debdebeni görüp seyı·~ dalarlar da zikirlerini unutur· Jar; onun için bu sözü söyledim demiş.
dayanılarak

Ululukla aciz, İsl~i klasik edebiyatra, bu §yete Süleyman ve karıncayla teşhis edilir.
b~layan

·diye

yanı andolsun kuşluk ç:ığına ve onbir Syetten meydıına gelen sQre, Kur'lin-ı Kerim'in XCIII. sO rcsidir. Bahsedilen ayet-i kerlme, " Dileyeni boş çevirme, azarlama, me§lindeki JO. nyctidir.

2758. "Vedduhl,,

2766. Zümtüdüankaa. İran mitolojisinde "Si-morg, ·diye geçer. Araplar bu kuşA "anka;ı., deıni~lerdir. Ankaa, boynu pek uzun demektir. Yüzü insana be.nzeyen bu kuşun tüyleri renk • reııkmiş. Oruz renkli olduğıındıın Farsç:ı otuz renk manasına gelen "Si-reng,, otuz kuş bilyllklüğünde oldu~­ .dan, yallut kendisinde otuz kuşUD alnmeti bulun·

508
du~ndan

Mf!S~EV1 $tRJJt 1

da otuz ku~ ınAnisınil "Si-morg,, adlariyle

arulnu~. Dişi olan bu kuşa bir de erkek yaratılmış.

MusA Peygamber çajlında vücO:da gelen bu kuşun cinsi çojlal.oıış, Necid ve H icaz bölgelerine yayılmış; çocukları kapmaya başlamışlar. Halk, zamanlanndaki peygambere şikAyene bulunmuşlar; o da dua etmiş, Tanrı bu kuşun cinsini yok etmiş. Yok olduğundan, yahut çok yüksek uÇtu ğu için görüıınıediğinden "Ankaa-yı Mulırıb,, da denmiş.
"Şeh-NArne, kuş

ye göre

Rüsıem'in babası

Zal'i bu

besleyip

büyütmüştür.

Bizim folklorumuzda bu kuş, Zümrüduaukaa adını
almıştır. Hayırh

bir

kuştur; masallarımı.zın kalır.ı.maru

Kcl-Oğlan'ın koruı'\leusudur, arkadaşıdır.

Si-morg't.an maksadı, birlik havauçan vahder eri. gerçek crendir. Aynı zamanda Kafdağı'nda. yAni yakınlık makamuıda uÇan, Tanrı adlarının, sıfatlarının maıharı olup bu mazhariyette tahakkuk eden, emAnet yükünü yüklenmiş bulunan erclir. Bir tevcihe göre gönüle de Sl-morg ve Anka:a denmiştir. 1094. beytin izahma da bakıru:t.
sında

MevlAnA'nın

2768. Z~t. sıfa.tlar, adlar. Allah'ın zôtı, ancak sıfat­

Iariyle ve nisbeten idrAlt edilebilirse de zôtııun künhüne aklın ermesinc imkAn ve ihtimal yoktur, tasavvur dahi edilemez. Hayit, l::ıdem, bakaa, i.lim, scmi', basar, kudrôci' sıfatianı "ZAti sıfatlar, denir. olan, varhgının kendinden oluşu, cisim ve cismaniyetten münczıeb bulwıuş, bir olup eşi­ di, onağı bulwımayışı gibi sıfatianı "Silbutl sıfa~, deriz. Bunlardan başka bir de, mabhil.cata raci' sıfatlar var-

ret, tekvin gibi

zaıa

Tanrı'ya, ısban ~cib

507
dır;

diriltrnek, öldürmek, yaratmak,
esmAyı,

nzık

vermek gilii. yolunu

Bunlara da "Fi'li sıfatlar, derler. Sfifilerin çoğu, Tanrı'·
ya, yani
Tanrı adlarını

anarak

ulaşma

tutmuşrur. Bunlann yoluna " Esma yolu, denir. İlk

za-

manlarda "U ilahc ill§llil.h. Allah, Hu, adlarııu zikrederek süliik eden esmacıl.ar, sonradan bu adiara "Hak, Kay, Kayyôın, Kahh§r,, adlarını da ekUyerek yedi adla sülO.kü kabili etmişler, içlerinden ayrılan kollar, bu yedi ada bazı adlar da katarak eklentiler yapmışlardJr ki bu eklenen adiara "fürfi'-ı Esma, dçnı.işlerdir.
Esınacılar, bu yedı ada muk'abil nefsin yedi tavrı
olduğunu
lardır :

kabul

etmişlerdir tavır

denen bu yedi
ı)

ki onlara ''AvtAr-ı Seb'a, ve bu taVlrlardaki zikirler şun­

Nefs-i

(U iliibe illallah), 2}

Emnı~r ; 1-;ötülüği.i ewredip duran nefis Nefs-ı Lcvvli.me; kötülük ya-

pınca kendini kınayan nefis (Allah), 3) Nefs-i Millhime; ıyilik ilhamına ma?.har olan n. (Hô), 4) Nefs-i Muunainnc; ınançıa, bayır işiernekte hiç şüphesi kalmamış. (Hak}, 5) Nefs-i Radıyye; Tanrı'dan dzı olan (Hayy), 6} Nefs-i Mardıyye; Tanrı roJsına mazhar olmuş (Kayyum), 7) Nefs-i Safiyye, yahut Zekiyye; kötülüklerden arınmış {KahMr).

Nefsin tavırlarına verilen bu adlar, Kur'~n-ı l<erim'in XII. suresinin 53., LXXV. suresinin 2., XCI. suresinin 7 ., aynı sfiresinin 8., LXXXIX. silresinin 27-30. , XCI. sılresinin 9, ayetinden alınıp uydurulınuştur.

Kur'an-ı Kerim'de "zikr,, namaz, iıılat, du!, hac töreninde tekbir, hayvan keserken Tanrı'~ anmak,

508

N.ES:<~'V ı

lERlll 1

Tanrı'yı haurlamak,
larınadır.

namazdan sonra tes bih min5Hz. Peygambtr 'in, Hz. Bbii-Bckr'< giılı ve sessiz, Hz. Ali'ye açık ve sesli zikir teJkıyn ettiltı hakkındalti hacllsler, tamamiyle, men\ı'dıu (100 SO· ruda Tasavvuf adlı eserinize bk. İst. Gerçek Yayın­ evi • 1969, s. 31-41).
muayyeıı sayıda

Esma yolunda, silih, tarlkate girince kendisine ilk adın zil<ri verilir. Silik gördü8\ı rüyaları ~eyhine aniaıtıkça zikir sayısı arrunlır, nihayet o adelan ikinci ada geçirilir ve bu, sona dek böylece devAm eder; hasılı müriı, bir hayal aleminde yuvarIanıt - gider. SOfnerin, husQsi giyim-kuşam, oıuayyen töreler~ vakfa dayanan tekkeler ve zikir 4yinleriyle halktan
ayrılmalarını hoş

görmeyen
esası

bu husüsiyetlcri cczbtyi, süklüün

reddeı:mişler,

Meldmeı erbabı. bütün esm1 yerine aşk ve:.
almışlardır.

olarak

Mevleviler, esınliyı kabQJ edenlere " Silfilcr,, bu tarikıldere "SM! r:ırikatleri", şeyhlerine ve dervişle­ rine "Süfi şeylıleri, Süf1 dervişlcri,, derler ki bu deyişlcrdeki "SOfi, sözü, konuşma dilinde "Sofu, tarzıııa girmiştir. Böylece kendilerini öbür ta rilmılcrtlc01 ve mensuplarından ayıran Mcvlevilerde yalnız "Allah, ndı zikredilir. Bu yolda sülı1k, hizmetledir, nşk­ ladır, eçzbeyledir; "De ki : İşte bu, benim yolum ~ ben de can gözüın açık olarak sizi Allab'a çatırıruı­ dayım; bana uyanlar da o çeşit çağımıada ve Alülı't tcnıllı ederim ve ben müşriklerden değilim, ayetinin. m~li (XII, Yı1suf, 108), Mevlana'nın yolu olsralt kabOl edilmiştir. Mevllln~, babası Sulıan'ül-Uleınli, onun h1lifesi Seyyid Burhll.oeddi.n Muhakkılc-ı Tirmizi,.

MPSNEVI SERHI 1

509

:Şeı:r:ı.s ve Sultan Veled'in ve ilk Mevlana mümessilllerinin, birisine muayyeo miktarda "ı\llah, adını .anmaya i.caıet verdiği, yahut ıikir meclisi kurduğu hakkında eski kaynaklarda hlç bir kayıt yokt-ur. Bu .bakımdan Mevlevllikteki bu zikrin, Me. l§na zatn5v mnda, hatta onun i.k mümessillerinin çağlarında l 'bulunmadığı, sonradan konduğu kan!atindeyiz. (Mev• l evi Adab ve Erkiıu'na bk. lsı. İnkılap ve Aka K. 1963 ; s. 120-126).
·ooğurmaı'la,

ve doğmarnıştır., (K. CXII, 3) bütün var olanların, kendi varlığına nispetİe yokluktan ibiret olduğu, hiç bir şeyin, Tanrı varlığından ayrılmış bir varlık olmayıp yaratışının, kudTetinin mazharı olmak bakımından varolduğu an\aııl­ makıa; doğmamıştır 's\>züyle de, varlığının kendisinden olduğu, bir. sebebe dayanmadığı açıklanmaktadır. Bu ayeıin geçtiği sureye ''Tevhtd, ve "İhllis, suresi denir. 2769.

"Doğurmaz

2790. Ca'ferı altın. Müslüma.nlıkta ilk veıir sayılan ·ve Abbasoğullarından H~rıln'un veziri olup hlcrl 187 de (803) öldürülen Ca'fer-i Bermeld'nin basrırdıgı altın (!smail Galib: Müze-i Hümayun MeskılMt-ı Kadime-i İslanıiyye Kataloğlu:; İst. Miliran ,'v1at. .1312; s. 154, 166-1 74). 2792. "Allah
bk.
ışığlyla

görür., 2645. beytin

izahıDa

"Ünlarla dilcyip arıula­ engeldir, çekildi artık; nitekim daha önce orıların yolunu tutanlara da böyle ·<>lnıuşru; şüphe yok ki onlar tereddüt içindeydiler ; -ijüphcyc düşmü}lerdi." (K. XXXIV, Scbe'; 54). 2812 den sonraki
dıklan

başlık. şeyle~in 'lf•~ına bir

o

MESSEVI SERlll

ı

2816 dan sonraki başlıkıakı söz, Arap aı:asöıüdür; ne yapacaksan, en ilerisinl, en değerlisini yap maotsıru iflde eder. 283+. "Başta bulunan kişi, arı-duru, temiz kaynağı bir suya b enz<:r; su o kaynakııırı coşup akar, bü)'Ük bir arka dökülür. Halk, onu bulandırmaya çalışsa da duru su gelir. Fakat bulanıklık baştan oldu mu, nehir de bularuverir., (Hilyct'ül-Evliyli'dan ıuıklen Ahlldls-i Mtsnevl; s. 28).
olıın

2842-28H. Usul, asıllar, ıemcUer demektir. Tefsir ve hadis bilgilerinin teınellerı, ıefslrde, ayet·lerin in.iş sebeplerim, ayeun hükmüaii, nAsib, mensuh, mulıkem, yahut nıüıeşabih oluşunu ; hadiste, hadisin söyleniş sebebiılı ve hükmünün mabiyetini arayıp tesbit eden bilgidir. Fıkıh din bukukudur. Beyan, sö7.dekı çeşitlı mAnaları inceler. Nahiv gramer bilgi' sine verilen ad dır.
2846 dan sonrakı hikaye, XTII-XIV. yüzyıl ş3ir ve Ubeyd-i Zakilni'ııin "Letlli'., iude vardır ( Malihiz; s. 28). Herhalde bu bildiye de halk hikAyelerindendir.
n~sirlcrindc:ıı

287+. "Gizli bir deftneydiın; bilinmeyi dilediin, sevdim; billneyim diye halkı yaramm., Hadis-i Kudsi
olarak süfilcr tarafından nakledilegelen bu söz, hadis bilgirılerince mevzfr' olmakla beraber, LI. sOreDin (ZAriyAt) 56. ayeti olan ve "İnsanları, cinleri, ıuıcak bana kulluk etsinler diye yararum, mealinl veren iyete uygun olduğundan bu sözün, mdlea hadis sayılabileceğini söylemişlerdir; çünkü lbı:ıi AbbAs. bu iyeı-i kerimeyi, "Ancak beni bilsinler diye, tarzında

511.

tcfstr caniştir; kulluk da bilgiyle olabilir (Bk. Aliyy'üiKaari: MevzüAru Kebir; s. 62).

2904. Türkçede ··•mr pir e için bir yorgan yakar,. diye söylenegelen bir örf ınceazı vardır.
2925. Silreyyfi, yirmi dört yıldızdan meydana gelmiş bir burçtur; Türkçesi ''Ülker, dir. 2929. "Yalan yere Allab'a iftira edenlerden daha> kimdir ki? Onlar rablerine arzcdilecekler; ş3hitler de işte bunlardır diyecekler; rablerine karş> yalan söyleyenler, iyice bilin, Alllb'ın lftneti zalimleredir .,. (K. XI. 18).
zıllim

2948. Sırço-kandil. Dibftccde geçti.

2954. ''Tanrı indioden" Tanrı ındinden bildiri·· len, beUetilen bilgı. Ledün ilmi. 225. beyrio izihıoll' bk. 2962. Yeryüzünde gezin de sizden öncekilerin. ballerini görün meAiindel<i ayetler, l ll. sCi.r enin 137.,. VI. sürenın 1l., XII. sürenin 109., XVI. sCirenin 36., XXVII. sürenin 69., XXIX sürenin 20., XXX. sürenin 19. ve 42., XXXV. surenin 44., XL. sCirenin 2 1., XLV ll. su renin 1O. ayetleridir.
2968. "Kadınlara daruşıo, ne derlerse aksini yapın.,. Bu hadise mevzu' diyenler olduğu gibi, zayıf diyenler de olmuş, "Kadınlara it~at nedAmetrir, ve "Erkekler, kadınlara iı~ı eniler mi beiGk olurlar, meallerinddd hadisiere uydu~ için melleo hadistir diyenler de çıkmıştır (Mavzuat; s. 49.)

**

..

MESNi:!Vl S~ftHl 1

sı~

Herkes bir çeşit ibadetc sarılmış, kendisine kur~uluş çaresine yapışıruşur. Sen akıllı bir kişinin gölgesine sığın da, gizligizli savaşan, sinsi düşmanilan kurtul. bir
29BO.
Btı sana, bütün tasılardan da. a iyidir; kimh ler ileriye geçmişse, bununla onların lı,epsini de geçersin. Pir seni ruttu mu. kendini ona teslim et; MO.sa gibi, Hıztr'm buyruğu alunda yürü . .. İki yüzlülük, erme; Hızır'ın yaptığı işlere dayan da. Hızır, "Aruk ayrılıktır bu,, demesin. Çocuğu

Getniyi delerse delsin; hiç )>ir şey söyleme. öldürütse öldürsün, saçını-başıru yol-

ma. -.. Tanrı, onun eline, kendi elim dedi; "Alllh'm eli, onların ellerinin üstündedir, bükınünü verdi.
Tanrı eli, onu öldürürse diriltir de. Dirh de kim oluyor? Ölümsüz bir can haline getirir onu.

Bu yolu, yalnız aşan da var; pek azdır b-ır ama gene de pirlerin himıneti yardım eder de
aşar.

Pirin eli yaniara da eli sayılır .

kısa değildir; tapısında erişir;

onun eli,

Allah'ın

bulunma-· kudret

Huzurunda bulunmaranlara bile böyle elbiseler verirse şi.i'phe yok ki huıurunda bulunanlar, bulunmayanlardan 'iyidir.
. F . 33;

(METİ.N)

Sellim ona, R asQl' ün, Alla h y~ünü tekrim etsin, AU'yc, h erkes, Hakk'a bir çeşi t kollukla yakıniaşmayı a r ar, diler· sen, akıllı ve T anrt'ya karşı hus üsiyet sahibi olmuş kulla sohbet etmek SUI'e" tlyle yakıniaşmayı dile d e herkest en daha ileri ol diye vasi yet etmesi
arslaıusın;

Peygamber, All'ye dedi kı : Yil Ali, Tanrı yiğitsln, cesOrsuo;

Fakat

arslan)ı~a

gUvcnme;
sığın.

ümit fidanının

gölgesine gel, o gölgeye

Hiç kimsenin, rivayetlerle, oaldller!e )'Oldan
ayıramayacağl o akılb l<:ışinin gölgesi altına gir. .

Onun gölgesı, yeryilzüııdc Kafdağı'oa . ben· zer; rOhu da çok yüceleri mvaf eden Si-moi:gdur.
Kıy~mete dek onu n vasttm söylesem, onu övsem, bu söze, bu övüşe bir son arama.

Güneş, .ınsan sllrctıyle yüzünü örtmüş,
lemiştir; anlayıver; doğruyu

giziyı

Allah daba

bilir.

Ya Ali,
Tanrı bası

yoldakı büriln ıJlatlar içind~n sen,

olan

kişinin gölgesinı

seç.

515

Tcllak, ncrene zuma döv dedi. TeUak

dövcyiııı

dedi; Kazvjnli, omu· omuzuna çökrü;

iğneyi banrınca acısı

3000.

Yi~it, usta diye inledi; öldürdün beni; ne

resmi

döVÜyonıun

dedi.

Tellak, arslan yap dedin ya deyince, Kaz vinli, neresinden başladın dedi. Tcllak, kuyruğ-undan vinli, ~ iki gözüm dedi ;
Anılan kuyruğunun başladun sııısı,

dedi. Kaz-

bırak kuyruğu. ~azımı

mumu St1.latu; kuyruğu, luğum kesildi-gitti.

kuyrult sokusıktı, so-

t\ arslan yapan, kuyruksuz bir arslan yap. İğne yarasından yüreğime fenalık geldi, bayı·
laca~ım.

Usta, Kazvinliye aeımadon, onu kayırma­ d an arslanın bir başka tarafını yapmak için
iğneyı banrdı. burası Kazvinlı.

de ne resi diye
kula~ı. kulağı kısa

bağırdı ..

Usta, a
a usta ;

ıyi

er dedi,
tıırak

Adam.

dedi,

olınaywersin­

bırak kula~.

kilimi

tut.
başladı ;

Usta, bu sefer başka bir yanma. Kazvinli gene feryad etti.

Bu üçüncü yan da ne yanı dedi. Usta, a üstün er dedi. burası karnı.

3010.

Kazvinlı, varsın karınsı:1. arıu, iğneyi

olsun arslan ;

acı

az baur dedi.

MESSEVI SERHl (

Huzurda bulunmayanlara bile yiyecekler verirlerse konuğun önüne n~ nimetler koyarlar.

1990. .

Onlarıo ( *) huıurunda kemer nerede, kapı clışında kalan nerede?

kuşanan

Pir i se-çtin mi c:ahaınınülsüı: olma ; balçık gibi sölpük, hemen dökülüp saçılı,•erecck bir hale g~lroe. · Her za}lmete öfkelenroede, kin gütmedesin; p eki ama cihllanmadan nasıl a~na olacaksın? Kazvi.nllnin, omuzuna dövmeyle arslan resmi yaptırması, iğne yüzünden de
pişman oluşu

RivAyet edenden

şu

hikftyeyi duy :

Kaıvin­

lilerde adc:tti;
Bedenlerine, ellerine. omur.larına, kendilelerine zarar vermiye~tk tarzda, iğne ucuyla mavı dövmeler dövdürürlerdi .
Kazvinlinın birı ıellağa gitti; bana bir dövme döv . a ma tatlılıkla, carumı acıtmadan dedi. Kazvınli.

Tellak, a yiğıt dcdı. ne resını döveyim ? kükremiş bir arslan döv dedi.

Tali im Arslan burcudur ; arslan resını döv; gayret et de adarn-akıllı bir arslau yap.
( .Y.)
Met.inde, ..Ger h81 k"!l pi~- i şe h .. 'y;:ı;ı!mı~J,,m kar41sözünün .. UıtUr.e .. ;ıon .. yazıl arak dUı:dt il­

1aştu mada. " teh"

.miJtir.

MUNEVI $ı;aHI 1

517

İki dinle ben'e, biı'c sımsıkı yapışınışsın; bütün bu yıkınular, ikilikten meydana gdmededir.

Kurtla

tl.lldnJıı,

ars!arun

malyetiııde

ava

gitmeleri

Arslan, kurt, bir de tilki, avlao.nıuk, av bulmak için dat a. ormanlığa gitmi ş lcrdL Avianmak ıçin birbirlerine arka olmayı, yolları, bellerı iyice tutmayı kurmuılardı.
Üçü de berabertt o engin ovada birçok güzel avlar tutmaya niyeılenmişlerdi.

Erkek arslan, onlarla beraber avlanmakt.ıın utaruyordu ama gene on ları büyük sa~u, onlara yoldaş olmuştu. • Böylesine bir padişaha or"du zahmet verir ama gene de "Topluluk rahınettir,, dedi, onlarla yoldaş oldu.

3030.

Böylesı

Ay,

yıldızlardan utanır

ama gene
arasında

de cömertli~i bulunur.

yüzünden

yıldızların

• Verdiği karara benzer cam yerinde bir karar yoktur, ama gene de kendi kararını görmezlilaen geldi de Tann'dan Peygaınber'e, "Onlarla ~,. buyıu~ geldi.
arpanın ğildir.

Terazide arpa, altıola yoldaş olur ama bu~ da altın gibi değerli olmasından de-

::S16

MI!SSI!Yl SERHI 1

TeUak
mancağız

şsşırdı,

pannaglJll
igneyı

dişledi,

bir u-

şaşkın-şaşkın

kalakaldı.

Sonra öfkeyle
kimı o başına

gelmiştir

yere attı da dünyada bu dedi.

Kuyruksuz, başsız, gövdesiz arslanı kim görmüjtür? Tanrı bile böyle bir arslan yaratmamış tır.

A kardeş, iğne yarasına dayan da nefsinin yansındao kurtul.
Varlıktan

ateşe ıapan

secde eder,
güneş

gün~

kurtulan ropluluğa gökyüzü de de, Ay da.

Kimin bedeninde, ateşe tapan nefis öldüyse, de onun buyruğuna rmıolur, bulut da.
ışık yo.kmnyı, ayd.ınlanmayı öğrenen

Gönlü

kişiyi, güneş

bile

artık

yakamaz. vakitb dedi.

* Doğması,
rın buçuğun

dolunınası

hakkında Tanrı, "Do~du(ıu, batuğı

olan gü.oeş vakit, onla-

ı

magaralanna

vurmazdı,

Külle dogru varan, bütünc ulaşan parça bütün dikenleri güzelleşir, gtile döner .

.3020.

Tanrı'yı ulul3JTlnk, yüce bilmek nasıl olur? Kendini hor bilrnekle. toprak saymakla.
Tanrı'yı

bir bilmek nedir? Kendini, o birin

önünde

yakıp yandırmak.

Gündüz gibi ışıyıp durmayı istiyorsan geceye benzeyen varlığını yalmdur.
Bakın

kimyada eritir

gibı

varlıgını,

onun

v:ırlığında

erit gitsin.

MESNEVl $ ERHt 1

510
ihs8nım ~nim

Benim

bileğim y~ımiyor

2ıakkındaki zanııınız AkJUarıruz

mu size ; bu mu?
bezeyen

da,

kararlarınız

da zaten

karArımdan ; dünyiyı Resım,

vcrgilerimd~, yaptın

ihsanlarımdan doğmakta.

ressama,

benı

kusurln

diye

söz mü söyleyebilir ? Ona o aybı, o hu.~Osu veren

zaten ressamdır. A zamanın ayıpl arı, kusurlan, benim bakkım­ da böyle aşağılık bir zanna düşmek size mi kaldı ? • Allah hakkmda kötü ıanda bulıuıanl<!nıı kafalarını uçurmazsam ı•aniJş işin ra kendisini ıştemis olurum.

!!050.

Dünyftyı, sızın aybınızdan kurtarayını da bu hik§ye. d ünya durdukÇtı söylensin-dursun. Arslan, bu düşünccıere dalmış, açıkça gülüyordu ; fnkaı arslanın gülümsemelerin e inan ma. Tanrı'nın mekrı de dünya malıdır ; dünya malı bızı sarbo~ eder. aldaur . yıkar-gider. i\ yıice klşı, yokluk-yohuUukla hastalık, sana daha da ıyidir ; çüokil o ·gülümseme, nı­ za~ını kurar. soou.oda seni düşürüverir. Arslanın,

kurdu

tmtilıan eımesl;

kurt.

aviarı aramııııdn

ey pay e t demesi

Arslan, ey kur t dedi ; gel, bunları pay et; -a koca kurt. adalerı yenile. Pay edişte vckilim ol da yaratılışın nasıl; m eydana çıksın.

! 518

MF.$N.IiV'l

ŞERtil

1

Can. ~imdi bedenle zaman ıçın köpek, kapı
mi~tır.

yolda~ olmuştur; ~iğindc çavuş

bu kcsil-

Bu topluluk dağa do~. arslarun ardınca, ulululda gitti. Derken bir dağ öküzü, bir l<eç,i, bir de semiz tavşa.n ruııular; işlerı rasıgel di.
Savaşçı arslanın p~ine düşen kışinin kcbabı, gece-gündüı Aviarı daydı.
öldürülmüştü,

eksik olmaz. ormana getirdiler. Avlar yaralar içindeydi, kanları akmaonlanı

dağdan

Kurtla cilki,
liyorl:ırdı.

di~lar padişahının

ramah ediyordu; p:ı­ adaletle pay etmesini bel<-

H er ikisinin de ıamahı, arslanın içine doğ­ du; o tamabın as lını bildi. anladı.

304{).

Sırlara

nülden

geçenlerı

arslan kesilen. bey olan bilir.

kişi,

gö-

A düşüncelere dalmayı adet edinen gönül, kendine gel de onun yanında, gönlüne kötü bir düşünce getirme.
O bilir, eşe~i susara k sürer; giılemek içlıi de yüzüne güler senin.
şeycik

Arslan, onların vesveselerini demedi, korudu onlan.

anladı

ama biraşa~

Fakat kendi kendine de, a yoksul
kişiler

dedi, ben size

lfiyığınızı g~steririm.

M!SNEVl $fRHI t

szı

Kim kapıda ben'dcn, biz'den !M ederse, li' nın çevtesinde ag örcr.durur.
!kapıdan sürülmüştür;

Biri:SI, bir dosıun kapıuru çaldı. Dostu Içerden, kim ·o dedi. 1\dam, benim dcylnce dost, mlldemkl dedi, sen, seo.sin, kapıyı açmıyorum ; dosılardan bea olan hiç bir kimseyi tanımıyorum; git.
Binsı pıs~ çaldı;

geldi; bir dostun, bir sevgilinin kasevgilisi, kimsin a güv~nilir e.r dedi.

Adam, benim deyince, git dedi; şimdi çağı de~il; böylesine sofrada bam kişinin yeri yok.

:3070.

Ham kişiyi ayr.ılık ateşinden başka ne pişirebilir; iki yüzlülükten ne k.urıarabilir?
O yoksul gitti; tam bir yıl yoUara "düştü; sevgilinin ayrdığıyla kıvılcımlar saçarak Cl}'ır­ cayu yandı. O yanmış-yakılmış kişi pişti; olgunlaşu. Geri geldi, gene sevgilinin evinin çevresine düş tü. Yüzlerce korkuyla, yü~lerce defft edebi gözeterek kapının halkasını çaldı; agzından edebe aykırı bi.r söz çıkacnk diye de korkup dunıyordu.
Sevgilisi, kapıdaki kim diye bağırdı. Adam, a gönüller alan dedi, knpıd:dti sensin.

Se,•gilisi, müdemici bensin. gel, içeriye gji

dedi; cv dar, iki

kişi sığmıyor.

520

MESNJ!VI

SER f-ıl

(

Kurt, çeviksin.

padişabu:n

dedi; yaban öküzü senin.

payın; o da büyük, sen de büyüksün, semizsiıı. Keçı benim, Çünkü keçi, büyiiklükte orta;

tilki,
sıl

setı

de

yanılmadan tavşam

al.

Arslan, bre kurt diye kükrcdi; bu sözü na-· söyledin? Bir daha söyle bakayım ; ben varken sen, nasıl olur da biz, sen diye söz söyleyebilir'sin? Kurt da ne köpek oluyor ki benim gibi eşsiz, · benı:ersiz bir arslanın yarunda kendisini görü· . yor? 3060. A kendisine varlık veren eşek, beri gel dedi. Kurt arslanın yanma varınca arslan, bir pençe: vurdu, onu patal.ıyıverdi. Onda akıl ölınadığıw., doğru bir karira va-· gördü; cezasım vererek derisinl, baştan kuyruguna dek yuzdü.
ramadıgıru Değil almadı;

tni ki dedi, beni görmek, seni senden. böyle oanın, inliyerek ölmesi gerek.
olmadın;

Değil tni ki h.uzı1rumda yok boynunu vurmak farzoldu.

senin·

.. Onun z§ımd<Jn başka herşey !anidir; midemki onun zinnda laı:,U degilşin. varlık arama. Kim, bizim zfitınuzda fllni olursa ona, herşey fwdir ceı>.lsı rerettüp ermez .

.. Çünkü o,

ill§'dadır,

la'dan

geçmiştir;

ki.m.

illfdaysa o, ypk olup gitmez.

MES!I\EVl Sl:RHI (

5U

sen

Sevgilisi, ey tamamiyle ben kesilen dedi; yeşermiş gül difanmdaki dikenle g!il gibi
İplik yalın kat oldu; a yanlışlık artık yok
harfinı

aykırı değ ilsin.

:3090. .. ·

ol; Kif'la Nun Birdir onlar.

niceycbir iki g öreceksin?

Yokluğu; büyük, ağır işleri çekmek için KAr'la Nun, sanki bir kementTir. İki katı da, i~ görmek bakımından birdir

ama

görünüşte

kcmcnt. iki katar.

Ister ikı kat olsun, ister dört kat ; yol alır­ gider; ikl ağızlı ınakas gibi blrden keser.
Bcı yıkayuo iki arkadaşa bak; görünüşte .bu. ona aykırı bir iş görmektedir. Birisi, beıi suya çalar; öbürü alır, bezi ku-

rutur.
Derken gene bir!. kurumuş bezi ıslatır; sanki ınadına ona aykırı bir işe koyulur.
Paknı bırbirine aykırı p:ın. ınadına i.kı kişının

görünen bu işleri yabiri. öbürüne aylun işe girişen bo:ı gönlü birdir; birbırlerindeo rdzıdır
erenın

o nlar . bir işe koyulmuşlardır.

Her peygambenn . her mede.
Jıepsı

bir yolu-yor-

damı vardır.; fnkaı dc~il mi

kJ

Taıın'ya götürdeğir­ değir-

de birdir.

D inleyen topluluk uykuya daldı mı, menin mşlarını su götürdü demektir.

'3100.

Bu su, de~rmeııin üstünden akar; mene akması dn sizin içindir.

Mf.S:'\EVJ ŞtftHI l

Iğne yardanundan il<ı iplik geçemez; ma-· demki tek katSın, gel, geç şu iğne yordamından.. * İpliğin iğoeye bağlanıısı var; igne yerdamından geçer. Ama bu iş, devenin harcı değil ;· deve iğne yardamından geçemez. kasından

Devenin cilssesı, rıyazatlar, ibadetler mabıı§ka birşeyle ineelir mi hiç?

Bu işe Tanrı'nın {kudret) eli gerek a yiğit ;: çünkü Ta.nrı'nın (kudret) eli, her olmayacak şeyi var eder.

3080.

Onun elinde, her olmayacak şey, olacak. M le gelir; her baş çekeu yanşır, ramolur. Anadan doğma kör kim oluyor, cüzamlı da1 kim? Ölü bile o üstün erin afsunuyla dirilir. Yokluk, ölüden daha

da ölüyken onun
kalır. varlık

var

·etme avucunda çaresiz

alemin e·

gelir. * Her gün bir iştedir o, ayetini oku da onu· işsiz- güı;-~üz bilme.

*

En

aşağılık işı,

her gün bu yana üç ordu.

yollamasıdır .

Bir orduyu, tahimierde bitecek şeylerı bilirıp-. için bellerden analara gönderir. Bir orduyu, dünya erkekle, dişiyle dolsun, diye ralıimlerden şu toprak yurduna yollar.
geliştirmek

Bir orduyu da, llerkes yaptığının karşılığını. görsün diye ·şu topra)< yeryüzünden ecele salar. Bu sö:zün sonu yoktur; haydi, sen gene ();o tertemiz i.ki dostun yanına at koııur.

* "01,, buyruAu, bu buyruktaki, "KM, Nun, harfleri, bir iş görür, söze düşünce iki harftir ama mAnAsı birdir.
kalım;

Bu sözün de sonu gelmez; dön de anlat bakurt, o savaşta oc hale geldi?

Pay etmede edepsizlikte bulunan kurdu,
arslanın cezalandırması

O

başı

ediş olmasın

yüce arslan , iki baş kalınasm, a}ıtd­ diye kurdun kellesini kopardı.
aldık, ölınedin

* A koca kurı. " Onlardan öc müdür bu; çünkü beyin önünde

hüksen.

Ondan sonra arslan, yüzünü tilkiye çevirdi de baydi dedi; bunları yemek için sen pay et.

Tilki seede etti; sonra dedi ki:
öküz, a
tasında seçilmiş padişah, kuşluk

Şu seıtıit

övünün.

Keçiden de, babu kutlu padişaha, gün ory emesi için bir yahnı yapılır.
Tavşana

padi}aba>

akşamiayın

gelince: Lüruf ve kerem silibi o, bir çerez olur.

3120.

Arslan, a tilki dedi, adaleti sen parlattın; böyle pa.y edişi kiıııden öğreodin?
A ulu er, bunu nereden öArendin sen? Tilki dedi ki: Ey dünya padişah.ı, kurdun bal inden
öğrendim.

kunıza r~lıiıı eıtin; üçüııü

Arslan , mMcmki dedi, kendini bizim de al, giı.

aş­

624
Değirmene ihtiyacınız kalmadı saldı.

da

değir­

menci, onun için suyu arka

Söz söyleyiş, bir şey belietmek i?indir; yok-

sa o sözün bir

başl<a arkı vardır.

* Sesi duyulmadan akan, bir kere daha dö-· nüp gelmeden, kıyılarından ırmaklar akan gül babçelerine dek g ider de gider.
Ey Tanrı, cana sen o söı, harfsiz biter.
durağı

göster ki orada,

Göster de tertemiz can, başını ayak yapsın: da o uıak mı uzak, o geniş mi geniş yokluk alanına gitsin.
Pek geniş, uçsuz-bucaksıı bir alandır orası;. bu hayaller, bu varlıklar, hep oradan azık elde eder d~ gelişir . .

Hayaller, yokl uğa karşı pek dardır; bu yüzden de hayal, gam sebepleriodeodir.
Varlıksa hayalden de dardır; o yüzden, Ay yüz; incelir, yeni Ay'a döner.

Duygu, renk dünyasının varlığına gelince: HayAlden de, v:uhkıao da daha dardır; dapclaracık bir zindandır.

3ll O .

Parça-buçul<ta:n bir araya gelişi, sayıya gırış, 5ebeptir ama duygularunız . biu biraraya geliş alemine çeker.
darlığa

O duygulari• bi.rlik §!emini bil, anla da bir~

istiyorsan o

yan:ı

at sür.

M.fSNI!VI Sillti-Il 1

527:

Selam ona, NUh'un, toplumuna, a
ıtlylina yın; diişmüşler, beni~le ujtraşma­

çünkü ben gerçekten de buı arada, Tanrı'.nın örtiisüyüm; benimle uj!r'.tşırsanız, Tanrı'yla uğraşmış olununuz demesi, onlari korkutması
" Nuh dedi ki: .A baş çekenler, ben, ben de[,>ilim; ben candan öldüm, ciinanla diriyim..
Insanlık duygularından öldüğüm

!kulak oldu, bu

anlayış

için Tanrı, oldu, göz oldu bana.

Ben, ben olmadiğundan da şu soluk O'ndan; soluğa karşı kim söz söylerse odur kafir. Bu tilkinin bedeninde arslan var; bu tilkiye· satmaya gelmez.

karşı yiğitlik

314{).

da onun arslan olduğuna inanonun arslan gibi kükrediğini de mi duymuyorsun?
mıyorsan,

Şekline bakıp

Nuh'ta Tanrı'nın eli yoktu da birbirine vurdu, kırdı-geçirdi?

dünyayı nasıl ateş

Bir bedende rüzbinlerce nrslandı o; gibiydi; dünyasa bir lıarınan.

iiarman, onun onda bir haldoru gözeım~ yince o da o barınana tiy lesine bir yahm saldı..
siıce ağıını

Kim, bu gizli arslana açarsa,

karşı,

kurt gibi edep-

.* Arslan, kurdu paraladığı gibi, onu da paralar; ona, "Öc al1ık onlardan" ayetini okur.

526

MF.S:"\f:VI SfRIII 1

A tilki, mademki taıniinı.iyle bizinı oldun sen ;:. mftdemki biz oldun gitti; seni nasıl incitebiliri:ı ?·

Biz de scniniz, bütün onlar da senin; yedinc!· kat göğüıi üstüne ayak bas. vücel, Değil mi ki alçak kurttan ibreı aldın; artık. sen tilki değilsin, benim arslanımsın.
Akıllı o kişidir ki çekilen belada. dostların' ölümünde.n ibret alır. Tilki, o solukta, arslan, beni kurttan sonra. pay ermeye çağırdı diye yüzlerce şükürler ettL

Bana dedi, bunları. önce pay et deseydi kim ondan can kurtarırdı?
Şu halde şükrolsun ona ki bizi de, bizden. öncekilerden sonra düny~ya getirdi.

3130.

Getirdi de

Tanrı'nın, geçmiş

ı<üzyıllarda

gelip geçeniere ne cezalar verdiğini duyduk_ O, önce gelip geçen kurtlarm hallerinden ibret alır da tilki gibi kendiroi.ıi konıruz.
~

O hak, o gerçek Peygamber, hadisinde, bu,
"Acınmış

yüzden
apaçık

ümmet , dedi bize.

A ulular, o kurtların, kemiklerini, kılların~ görün de öğüt alı.o . Akıllı kişi, Firavun'laruı, Ad toplumunUJL başına gelenleri duyunca şu varlıktan da vaz· geçer, bu u!ulanmayı da bırakır.
Varlıktan, ululuktan onun h:ılindeo, onun ibret alır. vazgeçnıezse, sapıklığından

bu sefer·
başkalan.

biliSSE'YI

ŞERlll

1

52B

geçip gönlünü lere ayna kesilir.

Şekilden

arııan kişi,

giz}j

şey­

Bizim gızli şeyletimizi de, hiç anlar; çünkü inanan, inananın

şüphe

yok ki

aynasıdır.

3 160.

l'aramızı
Canı

mehenge vurdu mu, mm inancı,

ı:andan, şüphed en ayı rdediverir.

halisi de

da paralara, altınlara mehenk kesilen, göıür, anlar, balpı dn. görenlerin gözleri onlarla Için iir if sililieri karşısına dikmesi
hatırındadır ; padişah­

Padişahın,

aydın olması

ların

Bunu işitmişsindir; Adetiydi.

Sol yanlarında yiğitler dururlardı ; çünkü, ka.lb. bedenin sol yanındadır.
rurlardı; çünkü yazı yazı sap: e lle yazılır.

Dcfterdarlar, kalem erbabı sağ yanda dubilgisi, sa~ elle kaııı.rulıır;

SUfllereyst kaışılarında yer verirlerdi ; çünkü onlar can aynasıdır, hattA aynadan da iyidir onlar. GÖnül aynasında, hiç dokunulmamış şekil­ ler belirsin diye gönüUerini, Tanrı'yı anışla,
Tanrı'yı düşünüşte cilatamışlardır oolaı.

bclinden, güzel olarak önüne ayna koymak ger.ek,

Yarariliş

doğan kişinin

· F. 34

MCSNSVI S~RHI 1

O
yiğiı

kişi, kurı

gibi,

arslanın

elinde

yaralaıur;

bile olsa
sağ-esen

arslaruı karşı abmaltlaşır.

Keşke

o yara, bedene gelseydi de imanla
kolsaydı.

gönül bu

Buraya getince gücilm - kuwetim kesildi; sırrı nasıl bel irtebilirim ?

O tilki gibi siz de karnınttı az doldurun da onun karşısında tilki O)'Unlanna a:ı girişin. 3150. Bütiln biz'i, ben'i, onun önüne koyun; mülk onundur, millkü ona verin.
Doğru

mi, arslan da sizindir,
münezzelı

yola yok-yoksul bir halde girdiniz arslanın avı da.

Çünkü o ıertemizdir, noksan sıfatiardan olmakla övülür; güzel şeylere de muhtaç değildir, öze, kabuğa da.
kulları

Bilrün onlar, bütiiıı ikrarular, o içindir.

padişalıın

Padişalıın, hiç bir şeye ıaınahı yoktur; biltiln bu devleti halk için düzüp koşmuşrur; ne mutlu anlayana. yayı

Mal-mülk , baht-dcvlet, devleti de, iki dünda yaratarun ne işine yarar?

Noksan sıfatiardan milnezzeh olanın huzurunda giSnlünüzü koruyun, gözetin de kötü ?..anlar yüzünden utanca düşmeyin.
ıulan

O, gizli şeyleri de, düşüneeleri de, kurunı"U­ da, arayıp ıaramalan da, an-duru sürun
kıl

içindeki

gibi görür.

M t.$SEV1 StRHI 1

531.

Sonra bir kere daha değirmende öğütürler; daha da artar ; ekmek olur, cana can katar.
değeri

Derken ekmeği gene dişler alun da çiğı:er· ler; bu kere, akıllı kişinin aklı olur, cnru olur, anlayış kesilir ona.

3180.

Gene o c:ın, aşkta yok oldu-gitti mi, ekildikten sonra "El<incilcri şaşırdır. .,
kişiyi

*

Bu sözün de sonu yoktur; geri dön de o iyi bildir; Yüsu f'la ne konuştu, ona anlat.

a

Yusuf, baıından geçenlerı anlattıktan sonıa dedi; söyle bakalım, bize ne armağan getirdin?
kişi

Dostların ziyaretine eti boş gelm ek, dcğir­

mene

bugdaysıı

gitmeittir (*).
kıyamet

Yüce Tann, mahşer gününde halka, günü için a~ığınız nerde der.

Dcr ki: Siz ı nasıl yok- yoksul yaramysak o hem de yapaya\nı2, azıks12. olarak b ize geldiniz.
çeşit,
mağan

*

Haydi, söyleyin; luyOrnet günü için ne argetirdini:r.?

(•) tı.·lctinde, "DoJtla1'tn k•pmn.a eli bo, gitmelt, bufday•u: dcği rrneno gitmeye benJ:er a yiıl it " mdlindo '"Bu deN yAra n to l~i· d cıı t iy fctA • f ler.t çüıı bi kendumi deı: A•ylt" r•· ııl mı t: .o nra kcnatra .. Der dn·i yAran teht.-dut Amcden . Hett lıt kcndurn ıuy·• t!.ht.ın tode:ı'" ya.ıı!ıp ''S alı" kayda da kono:ualc. .J::zo!tilmiJtir.

$ 30

Mf.S!'-(liV[ SfRUl 1

dır ;

Güzel yüz, aynaya aşıktır; güzel, cana ciligöniillcrc temizlik verir.

Birisinin, selam oria, Yusuf'a konuk gelmesi , selam ona, Yusuf'un ondan arma~an istemesi

* Çevrelerden bir merhametli dost,
Sıddıyk-a

Yusuf-ı

konuk geldi .
berı

.:ı 170.

Çocukluktan tığına beraberce Ona,
tfrlanı .

bildiktiler; bildiklik yashasetlerini hazincirdi; bizse arslandık

yasl:ınmışlardı.
lıase t

kardeşlerinin ccfasını,

Yusuf, o

dedi.

Arslana zincire
Arslanın

vurulmakıan

utanç gelmez;

Tanrı kazasından şikayeıimii yok.

boynu nda zin.c ir bile olsa bütün zincir yapanlara bevdir arslan.

·suf, Ay

Konuk, zindanda, kuyuda nasılsın dedi. Yılı­ gcdildiği, görünmez olduğu zaman nasılsa öyleydim dedi.

Ay görünmez olur; sonra yeni Ay halin.e gclif de iki büklüm olur ama sonunda gene gölcyüzünde cia ltın Av olur ya.
İnci tanesını havanda döverler ama göz ışııı,ı

·olur , gönül

ışığı

kesilir ; gene yücelik elde eder . nluna otorlar ama
soıua

Buğdayı, toprağın

o

tOj)rüktan ba$ükür

dcvşiririer.

>rESN1VI SEJ\111 l

533.

U ykuda duygularını raşınıazsın; onlar seni ~ır; yorgunluk, bitkinlik gider; :ıahmenen, sıkıntı dan kurtulursu n.
Erenlerı de duygul~n taşır; uykuyu onların

halinden bir

çeşni

bil.

A ınatçı, erenler Ashab-ı Kclıf'tir; ayakta da onlar uyl.-udadır; dönüp dolaşsalar da, yatıp uyusalar da. 3200.
!<

Tanrı, onları,

d urmadan saga-sola çevirir;

işe-güce sokar; onlarınsa haberleri bile yokıur.

Sag yana çevirmek oeilir? Güzel iş. Sola çevirmek ne? Beden işleri.

' Bu ild çeşit iş de, peygamberlerden, kendi· lerinin haberleri olmadau meydana gelir ; aksi· sad§ gibi.
. Hayu olsun, şer olsun, scsiıı.i dinle; dağın, ikisinden de haberi yoktur.
Konuğun,

selllm olsun, Yilsuf'a,

bakıp

güzel yüzünü gördükçe beni batıdaya­ sın diye armağan olarak sana ayna

getirdim demesi
YOsuf, haydi dedi, getir konuk, bu istek yüzünden etti de
(•)
"Armoı.ian" ıödi.

armağanını uıanclı,

( *); fcrylld

bu ve burıdan •onraki beyiıt&

t~hkçc Qcı;iyor.

MESNEVI SERHI J

Yoksa gene dönüp geleceğinizi uminuyor muydunuz? Bu günün vadesı. size boş mu
görünmüşrü?

Eşeklik yüzünden ona konuk olacağını inkar

cctiyorsan, mutfaktan ancak :kill-gübür, toprak elde edebilirsin.

toz-

İnkir etmiyorsan, o dostun k~pısına böyle eli boş olarak nasıl ayak atıyorsun?
3190.
Azıcık olsun, uykuyu, yemeyı - içmeyi bırak da onunla bııluşacağın çağ için bir rumağan al, görür. * Geceleri az uyuyanlardan, seher çağları, suçlarının bağışlanmasını isteyenlerden ol da sonra ışıklar gören duy~ular bağışlasınlar.

Ana
kımılll<ı

rahmindel<ı

çocuk

gibı

azıcık

oyna,

4<1, sana ışıkları gören duygular versinler.

çıkarsan,

Ana rabmine benzeyen dünyadan dışarıya yeryüz(indcn, geniş bir alana çıl;mış olursun. ·

* "Ailôh'ın yeryüzü geniştir, demişlerdir ya; bil ki orası .• peygamberlerin gittikleri alandır(*).
O geniş alanda gönül cb ra lmaz; ya~ fidanın dalı, orada kuruınaz. Bugün, duyguların sende; f.ıkar ileride yorgun, bitkin bir bale gd~eksin; başaŞağı düşe­ ceksin.
(•)
Me ı inde, ..Ar·sat dEın ımbiyü.iS beJJ hu lı~n d " yaı.:ıl ·

mıfken karş:.la§ttrmada "be$ bule nd'" in Ü4lÜ!'ıe . "dci reh~ı:ııd· '
ytııııhu\'lk düı:dtifmi ,'t iT.

MF.SNF.VI

Ş!RHJ

1

Kökler, odunlar, yonrolmuş olmab ki marangoz, onlan ıemcle, parça-buçuklara yarar bir hale koysun, bir şey yapsın. Kırıkçı ustası, ayağı kırılmış adam nerdeyse oraya gider.

:3220.

güzelliği nasıl

hasta bulunmazsa hekimlik sanatının olur da meydana çıkar? Bakırların horluğu, bayahğı mcydanda olmazsa kimya nasıl görünür?
Noksarılar, olgurıluğun aynasıdır;

Zayıf

o hor·

luk,

üsrünlüğün, ululuğun aynasıdır.

Çünkii gerçekten de ııddı meydana çıka­ ran, llnun ııddı olan §eydir ; bal, sirkeyle belirir. Kendi noksaruru gören kişi, olgunla~maya on at la koşar. Kendisini olgun sanaıısa, ululuk sahibi Tanrı'ya, bu zannı yüzünden uçup ulaşamaz.

A sapık, olgunluk zannmdan, vehminden daha beter bir şey yoktur senin eanında. Senden bu kendini görüş girlineeye dek gönlünden, gözünden çok kanlar akar . ., İblis'in lıasıalı~ı, "Ben ondan lıayırlıyım, demesiydi; bu hastalık, her yaraıılmı§ın içinde
vardır.

Kendi~ini pek kırık, dökük görse bile d'Uru sudur ama pisliği dibinde ara•

arı­

.3230.

Sınamak için seni bir coşrurdu mu, içinde pislik bulunan su, bulanır, pisligin rengini
gösıeriverir.

MEs-Nsvt SfRHl 1

Dedi ki: Sana armagan getirmek için birkaç .şey tasarladım; fakat hiç bir armağanı sana liyık göremedim. Bir
katreyı lıabbcyı

ummana

m§dene nasıl götürürüro ; bir nasıl götürürilin ?

* Sana gönlümü-> canuru gecırip sunsam, ge· ne de K'irman' a tere götürmüş sayilırım.
Senin güzelliğinden başka hangı tohum var ki bu ambarda. olmasın? Ancak senin güzeUl· ğine bi. eş-dost . yok. r Gönüllere
sunınayı Uiyık

ışıksıo

sen ; sana bir ayna getirip gördüm.

'32 10. ki

A

güneş gibı göğün

bakıp

mumu , ayna getirdim aynada kendi güzel yüzünü göresin.
yiizüıı.ü

A aydın güzel, sana ayna getirilim ki gördükçe beni hatırlayasın.
Koltuğundan g(iıeli

aynayı ayna oyalar.

çıkarıp

sundu; zliten

Varlığın ayoası ğilsen yokluğu

nedir? Yokluk. Ahmak de-

s:eç.

Varlık, yoklukm görünebilir; mal-mülk sahibi olanlar, yoksula cömertlikte bulunabllirler.

Ekmeği.ıı aparı
çakmağın aynası.

aynası

yoksuldur; kav da

Bir yerde yokluk: noksan var ını, orası, bü· tün sanatların, hünerlerin aynasıdır. Elbise biçilip dikilmiş olursa terzinin hü· neri nasıl görünür?

MBSNEVJ

ŞERH!

1

531

Vahyin ışıAJ, ona da vururdu da içinde hikm etler bulurdu. Derken Peygamber de o hikmeti, llpkı­ söylerdi. O uıanmaz kişi, o kadarcık şeyden yol azıttı da
nplcısma

T ann ışıgıyla ışıklanan Peygamber, ne söylüyorsa o gerçek. benim gönliimde dedi.
Düşiincesınin ışı~ı. Tanrı

katibin

canına

Peygamber'e vurdu; o k.ahn gelip çam.

Hem katıplikten çıkn, hem etinden. Kin güdüp MustafA'ya da düşman oldu, diue de.

den

Mustafa. • ınaıçı kafiı buyurdu; ~ık sençıkı)•Orduysa ne diye k.aranp kaldın?

Tanrı kaynagı olsavdın böyle bir tuzlu suyun bendini ~çar mıydın hiç? Şunun, bunun yanmda adım kötüye dedi de sonunda aj!ııru yumdu. çıkmasın

3250.

Fakaı daydı ;

bu yüzden de içten içe yanıp durnıatıı!ıafı da şu ki tövbe de edemiyordu.

Ah ediyordu ama ahın faydası yokru; bir kere kılıç vurulmuşru. keUeyi uçurmuşıu.
Tanrı. utancı yilı

demir baline mez ba~larla

koymuştur;

batman nice

agırlı~ında kişiler,

bir görün-

bağlanıp kalmışur.

Ulu!a.nmayla kafirlil;, o yolu öyle bir baj!larruşur kı uıuJaoan,

kMir olan,

açıkça

ab bile

edemez.

ll
536
~H:SNEVl St!RHI J

A yiğit, ırmak sana arı-duru görünüyor ama dibinde pislik var. Yol bilen anlayışlı pir, Nefs-i Kül! bağia­ rına ark açar. ırmak, kencü kendisini nerden arıtacak? Adamın bilgisi, Tann bilgisiyle fayda verir. 'Kılıç, sapını nerden kesecek? Yürü, bu yarayı cerraba göster de iyileştir. Hiç kimse, yarasının kötülüğünü, çirkinliğini görmesin diye her yaranın üsrüne sinek üşer. O sinekler, senin düşüncelerindir, mallarındır; ya:ran da hallerindeki karanlık. O yarana pir melbem koyarsa sızısı o zaman yatışır; feryadın o zaman biter. Yaralı, kendi yarasına kcııdisi melhem koyunca iyileşti sanır; halbuki oraya ancak melbemin ışığı vurmuştur. A sırtı yaralı, aklını başına devşir de melhemden baş çekme; iyileşince de bu iyiliği, mclhemin ışığından bil, kendinden bilıne. Vahiy katlblnin, vahyin ışığının kendisine üzeriile o llyeti, Allllh'ın salat-ü selamı üzerine olsun, Peygamber'den önce okuması, bu sebeple, bana da vahiy geliyor diyerek dinden dönmesi
vurması

ı

ı

1

1

3240.

Osman'dan önce bir kiltip vardı; vabiy geldikçe yazmaya, . çabalardı. Peygamber, kendisine vahyedileni buyurdu mu o, hemen kağıda yazardı.

MESI'\EVI SERHI 1

539
bağışla

A kimi.

bagışlamayı

seven de,

kintiş, yerle!jmiş, mUzıninleşıniş hasıalıklann

bizi; a eshe--

Hikmetin. gönJUnc vuruşu, o kötü kişiyi yoldan azdudı; sen de kendini görme de bu görüşün, senden ıoz kaldırmasın. A
kardeş,

sana

akıp

kaynağından

geliyor. sende
komşudan

gelen hikmet, Abdal' in eğreti bu.

aydınlanmış

Ev, kendinde bir

bır ışık bulmuştur

ama o

ışık,

parlam:ıştır.

Şükrer. aldnnmn, ululnnma; kulak ver . hiç kendini görme.

3 270.

Yüzlerce olsun ki bu
uzaklaşurır.

yaıı.klar eğreti

olsun, yüzlerce cyvahlıır hal, ümmetieri ümmetiikten
kişiye

Kulum, köleyim o

ki, her konakra,
için bir-

bir sofra
çok

başına çökeceğini umınaz.

Adamın,

bir gUn C'<ine

ulaşahilmesi

konakları bırakıp Demır, kıpkırınıı.ı

gitmesi gerek.

oldu ama kıpkınnızı de-ğil o ; bir ocaW.O verdiği eğreti bir ı~ık o. Penoere, yahut ev aydınlanırsa, aydin san'<Tna ; güneşin verdi,ıö aydınlıktır o; bunu bil. Her
kapı,

her

dı var, aydınım

nın ışığıyla aydın

ben; başkası­ dej!ilirn, benim ben diyebilir.

Güneş de dcr ki: A olgunlaşmamış; ben bir !lıaıayım da, senin ne olduğun belirir.

538
larını

MiiSI"f;VI

Şt:.RHI

1

zincir vurduk, baŞ,­ indiremezler ,. dedi. O zincirler. bizden dışanda dej!il.
yukarıya kaldırmışlardır,

~ Tanrı. "Boyunlarına

*

"Onların ardiarına
ardındaltı

engeller l<<iyduk;
ırörem ez.

gö;ı,­

lerlnı perdeledik., dedi ; bu hale düşen, o öntin·

deki.

engeli

O öne d ikilen engel. ovarun rengindedir ;: buna uğrayan, o engelin, kaz:'\ engeli olduğunu· bilemez.
Senin güzelin, asıl güzelili yüzüne engel;. senin mürşidın, asıl mij.rşidin sözünü dinleme-· ne engel.

NiCe 1<1\firler var ki din
kaygısı,

sevdasına düşmüş­

tür: fakaı ~una, buna karşı ululanmak, ad·sa.n·

onlara

bağdır.

Gizli bir bag ama demirden de beter; demir· zinciri. hiç olmazsa balıa Imar.

3260.

Dentir iincirı kırmak, ondan kurhılmak' mümkün; fakaı gizli bağa kimsecikler çare bu-

lamaz.
Adaıru arı soksa, ıab!ati. bünyesı, o .soluktaı

hemen o

kötülüğü

gidermeye koyulur.

Bu da arı sokması senin varlığından; onun ıçın de gam ku1•vetlenir. derı :ızalmaz.
İçimden, bunu bi.ı ıyıce anlatmak hevesi• geliyor arna ümitsizlik vermesinden korkuyorum-

=•

Hayu. ümitsizlenme; oeşcıenı sevin; o feryftda eri~ene karşı feryAd et.

MfS:-.JEVl $({RHt 1

541

3290.

Fclsefeci, düşüncelerine dalar. zannına kada ink4r eder; söyle ona, var git ge, barıgi dıvar peksc başını vur.
pılır Suyuıı sözünü, toprağın sözünü, sözünü gönül ebli duyar, anlar. balçı~ın

Hanname diıeğinin inihisini inkAr eden felsefeci, eırenlerin duyguların n yabancıdır.
Halkın daldtj!;ı

scvda

ışığı,

onlara nice ha-

yaller

göSıe.rir

der.

Oysa ondaki bozgunculuğun 1 ondaki ka.firli~n aksi, onda bu münkirlik hayalini belirtmiştir.

Felsefeci, bir

Şeytan'ı

şeycanın maskarası

ink5r eder ya, o anda olur gider.

A felsefeci, Şeytan'ı görmcdiysen kcndiu. blk; delililt olmadan alın gövermez. Gönlünde şüphe olan, kıwanıp duran de, dünı•ada, gizli felsefecidir .
kişi

Kimi de inanır; ıoarur ama zrunaı:ı-zaman o felsefe ye inanış damarı kabarır; sonunda da onun yüzünü karamr.
Sakının a inananlar, o felsefeye inaruş sizde de var; sizde nice sonsuz alemler var.

3300.

Yetmiş iki milletin hepsi de sende; canın, senden el çektigt gün, eyvahlar olsun blline.

Kimde, o inanışran birazcık varsa, o gün, korkusundan yaprak gibi titrer.

MtSN~Vl ŞERlll

l

biz kendili~imizden yeşerdik; scvinçliyiz, gülüyoruz, pek güzeliz derler.

Yeşillikler,

ı

Xar.
lanır;

mevsiını de
gıdincc

ben geçip

der ki: A toplumlar, görürsünüz kendinizi.

Beden, güzellikle, a.lımla nazlandıkça oazçünkü can, gücünü-kuvvecini; kolunugizlemiş.

kanadını

3280.

Bedene der ki: A çöplük, sen kimsin ki?Bir-i.ki gün benim ışığırola yaşadın.
Nazından, işveoden

dünyaya
çLkayım

sıgıruyonuo 0

hele bekle; senden bir

da gör.

Seni fazlasıyla sevenler. alırlar, seni mezara gömerler; seni yı! anlara, kıırıncalara yem ederler. Senin kar ş ında ölüp
kollımdan tıurnunu rıkar.
gıden kişi

bile kötü

Söz de canın kaynatan, ateşin
ışığı dıı

ışığıdır.
ışığıdır .

göz <.le, kulak da. Suyu

Canın ışığı nas~

benim

canıma

bedene ~-uruyona AbdAl'in vurmada.

O cana ean olan, candan ayak çekti mi, bi1 ki cm, c:amız beden ne hale gelirse .o hale gelir.
Kıy!ınet başımı

yere

koymadayım,

günü, sözüme tanık olsıın diye secde etnıcdeyinı.

dığı,

"' Bu yeryüzü, "Çetın bir depremle sıırsıl­ gün, kıyamet günü, hallerimize tanık olur.

* Apaçık "Gizlcdiği haberleri söyler., Yeryüzü de dile gelir, dike1ıler de.

ME$NEVJ $f.RHI I

İblis'e, şeytanlara,
~ün

kendini iyi adam gördü-

için güldün.

Can, postuııu ters giydi ıtü, din chlinden nice ahlar. eyvablar duyulur.
Dükk~nda

çünkü

mebeıılc

al un görünen herşey gülcr-durur; ıaşı gizlidir.

Ey suç lo n örten, perdeınizı kaldırma; im rihanda da seo yardımcı ol. bizi sen kwtar.
Kalp
yanııdıt: a.ıun. geeeleyın ayarı

fakat

altın

tam altıola yan gündiizü bekler.
herşeyin

Hal diliyle, hele dur • yalan<.'! der,
meı•dana çıkaea~

gün bir

~elsin.

Rahmetren sürülmüş İblis, yüzbinlerce yıl Abdal 'dendi. inananların beyiydi. Özündeki oaz yüzünden Adem'c peııçe vurdu da kuşluk çağında görUlen pislik gibi rezil oldugittı.

..• .

(ŞERH)

2970. beyitten sonraki başlık ve bölüm. "Yi Alt, insanlar, çeşitli bayırlarla, ibadetlerle yaratıcıianna yaklaşmak isterler; sen de çeşitli akılla yaklaşmaya çalış d~ dünyılda insanlan, dereceler ve yakınlık ba· k.ıınıııdan geç; fthıreııe de Tann katmda yücel., (Hilyet'iil-Evliy§'dan naklen 31; AokaraVi; s. 260).
ayrılık; sabredemediğin şeylerio AhAdls-ı

Mcsnevl; s.

2982. "İşte dedi, bu, seninle benim aramda artık içyüzünü haber vereyim sana., (l<ur'§o; XVIII, Kehf, 78. 225. bey· tio i:zahına bk.) yok ki seninle bey'atleşenler, Allah'la bey'atleştilcr ; All§h'ın (kudret) eli, onlano ellerinin üstündedir; artık kim dönerse zararı kendisinedir ve kim Allah'la ahitleşriği şeyde durnesa ona, yakında büyük bir ec ir verilecektir., (l<ur'an, XLVIII, Febt, 10. 227. beytin iz§bına bk.) 2984. 3018. "Bir görseydin, güneş doğunca ışığı, mağa· içine değil de sağ tarafına vurmadayeli; batarkeo de sol tarafına ve onlar, mağaranın geniş bir ı•erindeydiler ve bu, Allı\b'ın delillerindeodir. AllAh, kimi doğru yola sevkederse odur doğru yolu bulan ve kimi saptırusa artık ona, kat'l olarak doğru yolu gösterecek bir dost bulaoıaısın., (XVIII, 17)
ralarının ~şüphe

544

MESl\".EVI $UHI 1

3029. "Topluluk rahmettir ;

ayrılık

azap., (Hadis;
karşı yumuşak

CAmi',

r, s.

ı2 ı)

3031.

"Allah'ın

rahmeb yle onlara

yoksa kaba ve katı yürekU olsaydın mutlAka yanından giderlerdi. Bagışin onları, yarlıga.nmn­ larmı dile, iş hususunda da danış onlarla. Fakat işe girişmeyi de kurdun mu, dayan Allab'a. Şüphe yok ki Allah, dayananları sever." (Kur'An ; III. Ali İmra.n, 159) 3049. "Ve Allah, erkek ve kadın müoafıidarı ve erkek ve kadın, şirk koşanlan, Allah hakkında kötü zanda bulunanları cezalandırsın diye; kötülük dönüp başlarına gelesi hehtk olasılar ve Allah gazeb ermiştir onlara ve linedemiştir onları ve hazırlamıştır cehennemi ve orası, gidilecek ne de kötü yerdir., (Kur'~ıı ; XLVIJ, Muhammed S. M. 6)

davrandı.n;

3064, "Ve Allah'la bernbcr başka bir mfıbudu
ça~ırma; yoktur ondan başka tapacak; herşey lıel§k

olur, ancak onun zdtıdtr kalan. Onundur hillüm ve hepiniz, dönüp onu.n tapısıruı varacaksınız., ( Kur'an; XXVII!, Kasas, 88) 3066. İlla-ıa. illA ıspattır; türkçeye "ancak, sözüyle La, nefiydir; "yokrur, manasını ifllde eder. Miislümanlıktaki tevhid kelimesinin ilk söıü "Lft ilılhe i!Wilah, tır; mdnası , "Allah'tan başka yolctur tapacak" tır.
çcvir~biliri2..

3053. bcyitten sonraki hikayenin "Nesr'üd-D ürer,, "Muhadadt'ül- Üdcba, ve "Kitdb'ül-Ezkiya, da bulundu kunu Furiizan-fer merhum bildiriyor ve "MuMdariit, la "Feraid'üs-Sü!Ok,.. ren metin naldedi)w (ı\idhiz, s. 28-30). Bu hikaye de halk hik:lye:erindendir.

MfSS>YI $UUII

ı

54S

3067. beyinen sonraki hikAye. FıırUzan-f~. bu hikAyenin, Olluz'ın (25!> H. 868-8&9) ''Kiı!b'ül- Haydo,, ında, "Rabi'ui-Ebrar, da, AbduJJ.ah-ı AnsAri'nin (4·81 H . 1088) "Ris~le-ı Ald-u lşk, ında, Attar'ın « Musibet-Name" sinde bulundu~unu söylüyor ve metin naklediyor (Maalıiz; s. 30-31). Bu lıikaye de halk hikayelerindendir. 3077. "Ayetlerimi;d yala n sayıp onlara inanmayanlara, inanmaktan çekineolerc gök kapılan hiç açıl­ maz ve deve iğn" yordamıodan geçer de onlar gene cennete giremezler ve biz, mücrimleri böyle vcez111andırırız., (Kur'fuı; VII, A'rdf, 40) Abd-i Cedid'de de "Zengin kimse meleküt'üs-scmavata güç lle girer ve gene siıe derim ki zengini n nıelek(lt'ullib'a girmesinden, devenin iğne deligindeıı geçmesi daha kolaydır,.

cümleleri

vardır

(Mat}"US, XIX, 23-24·).

3083. "Ondan ister kim varsa göklerde ve yeryüzünde; O, bergün bir işıedir." (Kur'an; LV, Rahmau; 29) 3084. "Her solukta yüce Tanrı'nın üç ordusu vıır­ Bir ordu, belierden rah imlere konar. Bir ordu, rnhimlerden yeryüzüne gelir. Bir ordu da dünyadan ahırete göçer., (Hz. Ali'ni n. AMdis·i Mesnevi; s. 32)
dır.

"Kn, tarzında yazılır ve " kiin,. diye okunur; ml!nhı "ol.., demektir; T:ınrı iradesini, yarau~ı bildirir. 1797.
beytin netler.
izalı.ına

3090.

Kaf ve Nun lınrflcri Arap yazısında

bk.

3103.

Kıyılanndan ırmaklar

akan bahçeler, cen. F. 35-

Kur'dıı-ı

Ker;m 'in birçok ayetlerinde geçer.

MES'NEVI ŞtR ul 1

3112. Ol buyru/IU. 1797. beytin

izahına

bk.

3115. "Onlardan öc aldık., VII. silmıixı (A'raf) 136., XV. sı\renin (Hıcr) 79., XXX. sOrenin (~Om) 47., XLIII. sCirenin (Zuhruf) 25. ayetlerinde geçer. 3132. "Ümmetim, acınmış ümmettir;. suçları örtövbeleri kabul edilmiştir.,, "Şu ümmetim, acının ı~ ümmettir; Ahırctte azap görmez; w bı, dünyAda imtihanlam uğcamak, depremler görmek, .ö!dürülmek, belalara saıaımaktır., (Hadlis; CAmi', ı, s. 54)
tülmüştür;

3136. 30-35. beytin de

lzahuıa

bk.

3145. "Öe aldık .. , :ı ı ı :ı. beyine geçti. Her iki beyine "Fcnmkııınnil., Ayetten lnfzan iktıbastır. 3168.
beyincı:ı sonrakı Aliyy-ı

bölüm. FurOzan-fer'e göre Tennubi'nio (384 H. 994} "Kitiib'ül-.'vlüstedd min faalar'il-Evd.d., ında vardır; Ebu-lsbak lbriliiın b. Aliyy-i H usri de bu hiUyeyi "Zülıer'ül-Adab, ın zeylioe almıştır. Bu son kitaptan naklettiği lilltôyeoin hülıisası şudur:

EM-Ali Muhammed

Bir katip, amirine bir ayna arma~an etmiş ve giizel yüzüne bakııkça beni hatırlarsın demiş. Gene Furilzan-fer mcr:ıuın'a göre Avfl de bu bikilyeyi ŞU suretle naklcder:
Abbaso~llarmdan EJ-Mu'tezz'e arma~anlar gönderiyorlar. Adamuı biri de bir ayna yolluyor. Sebebi sorulunca yukarıdaki cevAbı veriyor.

Mevlinll'run oakletti&i bik§ye, bunlara benzcmekle bernber aynı değildir ve bu da, söylmegelmiş bir halk hikayesidir.

547

3169. Yus(lf P. e, gerçek anlamına (Kur'in; XII; YO.suf, 46).

Sıddıyk denmiştir

3160. "Muhammed,

AJJruı'ın

'peygamberidir ve

onunla bulunanlar, l::iifirlere karşı çetindirler; kendi aralarında merhametli. Onları görüisün ki rülı:u'ct­ medeler, secdeye kapanmadalar. Allah'tan rizılık, lütuf ve ihsan dileyerek; yüzlerinde secde eserinin izleri görünmektedir ve emiarın bu vasıfları, T evrit'ts da vardır ve onlara ilit bu vasıflar lncil'de de vardır; adeta ekilmiş bir taneye benzer ki filiz vermiştir; derken filizi kuvvetlenmiştir; derken kalınlaşnuştır da dümdüz boy atmıştır; gövdelerine dayanıp yücelmiştir; ekincilerı şaşırtmıştır. sevinciitmiştir; kafirleri de bununla kı.zdırıp yerindirrniştir. Allah inananlara ve iyi ışierde bulunanlara yarlıganma ve pek büyük bir mükafiı vaadetmJştir., (Kur'iin; XLVIII, Feth,

29} Beyitte geçen
ıktibastır.

••Yu'cib'üı-ıürrft', §.yeıten lafzaıı
verdiğimiz herşeyi arkanasıl

3185. "And olsun ki size
nızda bırakmı~sınız npkı

yaratuysak huzurumuza gelrnişsiniz. Sizce Tanrı'ya eŞ olan şef\latçılarını.zı da yanın.ızda görmüyoruz. Aranızdaki bağlar tamamiyle kopmuş, bOşuna uınduklarını.z elinizden çıkmış, kaybolup gitmiş., (Kur'an ; VI, En'am, 34) Beyineki "Ci'ıumılıla, furMl, halaknaküm, sözleri lafzi ıkti­ basur. 3191. «Gecelerin az bir kısmında uyurlardı ve seher çağları, yariıganma dilerlerdi., (Kur'iin'; LI, ?ariyat1 17 -18) Beyitte iiyet-i kerimeden JMzi ıktibas onun gibi tek
başınıza, yapayalnız vardır.

da sizi evvelc;:e

~n:.s~EVJ

smmt

1

3193. "Allah'ın yeryüzü geniştir., Kur'an-ı Kerim'in IV. süresinin (Kisa') 97., Vl: süresinin (En'iim)

14·7., XXsXIX,
3200 .

~üresinin

(Zümcr) lO liyeticrinde geçer. .

Sağa-sola

çevirmek. 394. ve 3028. beyiriere bk.

3207. "Kirman'a ıcre, Basro'ya burıİıa gl>türnıek., meclzı. Kirman'de ıerenin. Basra'da hurmanın boUuğu yüzünden bu söz, yerinde olmayan lüzumsuıt şeyler h.akkında söylenir. Türkçede, "Tcreciye tcrc satmak, bunun tam k~ılıj;ıdır.

örf

3228. Tanrı'nın, İblis'e, Adern'c neden Sttde etmedin diye sorduğu, İblis'in, ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın; onuysn topraktan dedi~ VII. sürenin {A'ra.f) 12. fiyetinde anlatılır. 3239. beyinen sonraki bölüm.

Bu adam, Hdris oğlu Ebl-Scrh oğlu S"'d'i.ıı oğlu Küoyesi EbO-Yahy:l'dır. Mekke fetbinden önce Müslüman olmuş, Medine'ye gelmişti. XXIII. sOrenin (Mü'miııun), "And olsun ki biz insanı balçık mayasından yarattık. Sonra onu sağlam bir karar yurdunda bir katre su haline getirdik. Sonra o bir kaıre suyu kan pthtısı yaptık; derken kan pthtısuu bir parça et haline sokruk; derken ettc kemikler yarattık; derken kemiklcre et giydirdik ; sonra da onu başka bir yaratışta ıneydana getirdik; ne yücedir şbı yaratıcıların en güzeli All~b'ın., mdlindelti 12-14. ayet-i kerimelerini yazarken Hz. Muhammed (S. M.) söylemeden, Aycıin son söziinü, vecde kapılarak söylemiş, Hz. Muhammed, yaz, dediğin gibi indi deyince, Muhammed ya doğru söylüyor i o h~lde bana da vabiy geliyor; yahut bu söı:leri kendisi söylüyor; ş.u halde
Abdullah'tır.

MESNEVJ SERlll

ı

549

ben de onun gibi söylUyoruın düşüncesine kapılarak

dinden

dönmüş,

Mekke'ye

kaçıru~u.

Mckkc fethinde

Hz. Rasill-i Ekrem (S. M.), nerde bulunursa, hatta Kli'be'nin örtüsüue tutunmuş bile olsa öldürülmesini emir buyurmuştu. Abduii:Uı, Osman'a sığındı ve gizlendi. Sonra OsmJn'la Rasülullah'a dch:lleı eni ve bağışlandı. Osman, hallfeJiği zamanında, hicretin 25. yılında onu Mısır'a vAli tayin eni. Afrika'nın fethinden sonra Hz. Osman, Tr:ıblus'tan Tanca'ya kadar bürün gantmetlerin gelirini ona bağışladı; bunun beşte birini Mervan'a verdiği, Mervan'ın, Abdullab'l1l. n satın aldığı da rivayetler arasındadır. Afrikıyye'de Hz. Osm:in'ın valiliğinde bulunan Abdullah, onuo süt kard~iydi. Hz. Osman aJeyhindeki kıyamda ona yardım etmek istediyse de muvaffak olamadı; Askalan'da kaldı. Sıffln savaşında Mua•;ye tarafındaydı. Hicretin 3ô., yahut 37. yılında Askalan 'do, bir riv4yene de Af rika'da öldü. 59. yılda ölduğü de rivayer edilmiştir (Tcokıyh'ul-Makaal; II, s. 184; Mecma'ul-llcy:in. VII, s. 101). Ayctteki, "yaratıcıların en güıc.li., sözünden maksat, eşsiz, örneksiz v<: yoktan h:ılkcden, bir olan Allah'tır; onun ş~nı yücedir; hayrı daimldir; yaratışı aletsiz, vasırosız, eşsiz ve örneksizdir; yoktan var eder, yapar. Kullanysa onu.o verdiği akıl ve kudretle var olan şeylerden, aiet ve vasıtn ile, eşini, örneğini görerek, düşünerek birşeyler icle! ederler; bu bakım­ dan şanı yüce olan ancak bir tek mabumır demei,.'tir. 3254. •'Şüphe yok lci biz boyunlarına ldleler vurduk; c1lcri Adeıli çenelerine keııedeodi JMelerlc; bu yüzden

550

MP-SNI!VI

samı ı

onlar, başlannı dimdü: tııtıırlar., (Kur 'an; XXXVI, YA Sin, 8)

3255. "Ve önlerine bit ser ~ktik, aricalarına bir set ve gözlerini· bağladık da bu yiizden onlar, görmezler., (Aynı sllre; 9) Her iki beyitıe de lafzl ıktibas
va.rdır.

3268-3289. "Yeryüzü şiddedi bir depiemle sarsı­ ve yeryüzü, atırlıklannı çıkarınca ve insan ne oluyor ~i buna deyince.. O gün, bütün haberlerini anlatınca., (Kur'An; XCIX, Zilzal, 1-4)
lınca

*"*

(ME TİN) .
Blluroğlu Bel'am'uı, kuşattıkları bu kal' adan M\isli'yı, ona uyanları, dilediklerine ermeden döndür diye dua etmesi ve duiasıruıı kabul edilmesi

331 O.

Dünya halkı, Bafıro~lu Bel'am'a, zamanın İsa'sı gibi ram olnıuşru. Hiç kimse, ondan başkasına secde etmezdi; nefesi, hastaya sa~lık verirdi.
Utulanması , kendisini olgun sayması yüzünden MfısA'ya pençe aru; onunla savaşo; sonra da ne bale geldi; işitmişsindir.

DünyAda yüzbinlerce açık, gizli !blis vardır; Bel'am vardır; hepsi de bu hale gelmiştir.

Tann, bu ikisini, geri kalanianna şebadeı etsinler, örnek olsunlar diye ıanıtu. ·
Bu iki hırsııı daraAacıııa çekti; yoksa kalı­

rma
şehre

$amış

daha niee

hırsız

var.

Bu ikisinin perçerninden tuttu da süriiyüp getirdi; yoksa onun kahoyla ölenleri saymaya imlWı yok. Naziksin, n!?.eninsin ama haddinee. Allah aşkina baddini aşma, Allah aşkına.

MhSNE Vl

ŞE:RHI

I

Kendinden daha

nazlı

birine

sataşırsan,

sc-

ni, yerin yedi kat dibine sokar.

* Ad , Semud hikayelerı niçin söylerunckte? P eygamberlerin nazlı-Dizenin olduklarını bilmen içln.
3320. Bu yere batı~, başlarına taş yagış, bir çetin sesle kahred iş, hep peygamberlerin yüceliklerini bildirmek içindir.
Bürtın insanları

hayvaninn da bir akıl

ınsan

ıçin,

fakat

bürtın

içın öldür-gitsın.

Akıl dediğin nedir ? Akılli-fikirli ki~ inin külli
a.klı. şan, a.şağılık

l'nrça-buçuk akıl da bir akıldır. hayvanlardan

akıldır

am a per- peri-

losanlardan knçan
lara
alışan Onların kanları,
akıldan kaçıyerlar;

hayvanltırıo
a.şağıdır.

hep-si, insan çünkü ulu

batka

mübahtır;

akıUarı

tam

değ il.

Onlar, insanlara aykırıdır da o yüzden yücelikleri bu dereceye düşmüştür, o yüzden
alçalmışlardır.

*

duktıın

Sen de " Arslandan kaçan yaban eşe~i., olsonra a şaşılacak kişi, ne yü~etiğin kalır?

Eşe.k, işe yarar da o yüzden öldürülmez; fakat insandan kaÇtı nu, kanı mübnh olur. Eşcğin,

kendisini k6rülükten

koruJ;ı.n

al;lı

olmadı~ı halde rabmcti, merhameti bol Tanrı,

onu hiç de mazur görmüyor.

MF.SNEVl SERlll J

Peki, a yüce sevgili, insan, o 's oluktan, pey~ gamberlerin o sözlerinden kaçarsa nasıl uıazur

olabilir?

3330.

k:lfll'lerin l<anla.rı da insandan kaçan hayvanlar gibı, süngüJerin, okiarın karşısında, mübah sayılır.
Eş lerı, çocuklan da ruısak olur - gider; çünkii onların akılları yoktur ; onlar akıl merrebesinden sürülmüşlcrdir, aşağılık kişi­

H~sılı

lerdir. Bir
rnıştır.

akıl,

ılktın

al<lından

merıebesinden

göçmüştür;

kaçarsa. akı!Wık hayvaniara kaul-

Hlirut'la Mariit'un, temizliklerine güvenmeleri, düny& ebiine baş olmayı istemeleri ve imtlbana düşmeleri
Adları yayılmış

Harüt'la

Miiröı

gibi hani.

Onlar da,
yediler.

nlulaıın:ıaları yüzünden zebirü ok

yaratılışianna güvendiler. Fakat susığınnın arslaıi.a güveıın:ıesi de nedir?

Onlar, kutlu

Onun yüz boynuzu olsa da bunlarla korunmaya bll' ç!re arasa, erkek arslan, gene onun boynuzunu kırar, gene onu paralar-gider.
Okl\ı

ltirpi gibi bedeni boynuzlarla dopdolu

olsa arslan, çAresiz, öldürecektir onu.

S.Ü MCP.KE , .

..

M RS .r~VI ŞEıtH I

1

Kasırga, miş

pek çok aJ!açlar Yıkar; fakat bir ota ihsanlarda bulunur.

yeşer­

O serı yel, otun zayıflığıruı acımıştır ; a gönül, aruk sen de g·üçten - kuvvetten dem vurma.

Balta,

ağaç dallarının

biç? Ağacı

korkar keser, biçer, parJmparça ederNeşter,

çokluğundan

gider. 33<W. Fakat bir ota vurmaz kendini. yaraya vurulur. ancak

Odun çok olmuş, yalıma ne gam. Kasap, koyun sürüsünden hiç korkar mı ?
başaşağı

Maoftya karşı şekil, eden, oodakı

suret, pek zayıfur; göğü
manıldır.

Dolap gibi dönüp dunn gökyüztinden kıyas tut; onun dönüşü kimiıı yüzünden? Buyrıık sahibi akıl yüzünden.
Oğul, oynayışı Şu

kalkana benzeyen bu bedenin da gizli olan can yüıünden.
esişi,

dönüşü,

yelin

ğirmen taşı

ondaki marul yüzünden; d egibi hani; o da ırmağın suyuna

esir. Bir soliığun alınıp verilmesi, bedene girip
çıkması nedendir? lsreklerle dopdolu can yü-

zünden.

* Can onu, ltimi cım yapar, kimi ha yapar, kimi dal yapar. Kimi bar~ haline kor onu, kimi savaş haline.

MF .SSEVI SEkHI 1

Can o
Kimı

soluğu

kim ı

sağa

götürür, kimi sola.

gill bahçesi baline getirir onu, Rimi di-

ken eder ( 1'). "' Böylece de Tanrı'mız, bu yeli, Ad kavmine karşı eiderba yapmıştı.

3350.

Derken gene o ycti. inananlara karşı bnrış,
nimet ve aman haline
getirmişti.

" Diİı Şeyhı, Alemler rabbinin manalar dcniı.i,

"Mina

Allah'tır.. dedı.

verieric göklerin hepsi, o yürüyen denizde ç_er-çöp gibidir.

Kat-ka~

Suda çer-çöp(ln
lanmasındandır.

~uraya-buraya vurmnsı ,

nayıp durması. geııe sudandır; SU)'Wl

oydalga-

Onların durmasın.ı , oynamamasıru dilerse, bir dalgayla kıyıya auverir. Kimi de bir dalgayla o çcr-çöpü kıyıdan çekti mi, ateş ota ne yaparsa, onlara onu yapar. .. Bu sözün sonu yok; a genç, gene Hhdt'un, Marur'un yanına at sür.

Harut-Marut hlkayeslnin kalan böHI·
mü; dünyilda, Bdbül kuyusunda cezA·
lannı

çekmeleri

Dünya halkının suçu, günahı her ikisine de aydm olunca,
(•)
mı t, yanına.

Bu beyLt vnutulınul: kart1la.,tırnu.da ke.nau. )'Uiı.. d• ..Sah" ..a~u eklenmir.

MES>(ıvl

$ERHI

ı

Öfkelerinden eliet ini ısırmaya koyuldulıır; fakat kendi ayıplarını. gözleriyle görmüyorlw.
kızdı,

O çitkin k işi, aynada kendisini götdti de aynadan yüz ~vitdi banı.

3360.

Kendini gören, birinin suçunu gördü mü, içinde cehennemden bir alcvdir, belirir. O ululanmaya da din gnyretı ad ını cakar; kendindeki o ateşe tapan nefsi görmez bile. Din gayretinin belirtisı bambaşkadır; bir dünya o ateşle ycşermiştir. •
Tanrı, e~cr aydıosanız işi-gücü baldıı büıün

kapkara

olmuş kişileri

dedi, gaflcte dalmış, görmeyin.

i\ ordular, a kutlar, şükredin ki şebvcıtcn,
arasındaki yarıkıan kurtulmuşsuouz.
artık

O
ş izj

ına nndan size de veritscm, gökyüzü, kabili wnez.

Bedeninizdeki ıeınizlik, benim benim koruyuşumun aksidir.

ıemiıliğirnin,

Onu benden bilin; kendinizden değil. Kend inize gelin, kendinize gelin de rahmetten sürülmüş Şeytan, siıe üst olmasın. Hani Peygamber'in vahiy k~tibi gibi. Kendisinde bir hikmet buldu, kendisinde temelierin ışığını gördü. Kendisini, Tanrı kuşları gibi ötüyer sandı; oysa ki o, kuş sesine benzer bir ıstıktı ancak.

3370.

Kuşların

bile

kuşun

dileğini

seslerini övsen, on.lar gibi ôtscn nerden bileceksin ?

!df$St:VJ S ~ K.HI J

551

Bülbülün ötü~üoü taklid eısen bile onun gü lle ne işi var; ne bileceksin sen? Bilsen bile o biliş, ınndan meydana gelir; dudak oynay ışından zanlara düşmeleri gibi ban.i.
sağırların

sagırın, hasta komşusunun ha lini hatırını

sormnya

gidiş.i

Yol - erk§n bilir bin,
decl ı.

sağıra, komşun

hasta

ne

Sagır, bu ağır kulakla o gencin ne anlarını ben de<ti.

dcd.iğini

Hele hastalandı, sesi hnfiflcşti mi, hiç aniamam ama mutlako d~ oraya gitmek gerek.
Qudaklarl.llJ oynaı u~ını görünce ne dediğinı kıyasla anlarını.

Nasılsıo,

a

ıniluıetlcr derım; şcrbeı

o da

ıyiyim, yahuı hoşum

çeken dosrum derim ; <tiyecek elbeL

Şükür

olsun

diye

sora.rım ;

soo ra ne yemek ye<tin içtim. yahut mercimek

çorbası

yedim der.

iifiyetlcr olswı derim. Peki, hokimlerden kim geliyor, kim bakıyor sana diye sorarım; filan der. 3SBO.
Ayağı

Sıhhatler,

pek

kuıludur ;

o gcldi m.i,

işin iyileşir

derim.
Ayağını
bastıysa

derim, biz de denedi.k; nereye ayak
erişilir-gide.r.

nıuratlara

558

MES:<BVI SERHI

ı

Bu
kişi,

kıyaslama

cevaplan

düzdü-l:oşıu;

o iyi

hastanın

yaruna

vardı.

Nasılsın dedi. Hasta, öldüm deyince, şükür­ ler olsun dedi. Hasra bu söze incindi, canı pek sıkıldı.

demek ki blzim kötülü~üınüzü istiyormuş dedi. Sağır, bir kıyasra bulundu ama, kıyası ıers çık ıı.

Bu ne biçim

şükllr,

Adam, zehir-zakkum dedi. Sağır, sun deyince kahn büsbütün arttı.

Ondan sonra ne yedin diye sordu hastaya. ~fiyetler ol-

Bundan sonra da, derdine ç!re bulmak için hekimlerden kim geliyor, sana kim bakıyor <Ü)'e sordu. Hasta, yürü-git be dedi; AzrAil geliyor. Sağır, sevin dedi, ayatı pek kutludur. Sajpr evden çıktı, sevinerek şükrolsun d e<ti, böyle bir zamaoda dolaşrun; halini-hatırını sordum. Hastaysa bu adam diyordu, bizim can düş­ manımıznuş; onun eefa mAdeni old~unu bilmiyormuşuz.

3390.

Hasta, batırından kötü şeyler geçiriyor, ona lıaber göndermek için her yoldan kötü şeyler kuruyordu. da Kötü bir yemek yiyenin içi bulanır, sonunda yediğini kusar. * Öfkeyi yenmek budur işte. Onu kusma da karşılığında tatlı sözler duy.

MU$NtYI 3ERIIt 1

559

Hastanın sabrı yolctu da bu yilzdeıı kıvranıp duruyor; nerde o kahpe avratlı köpek puşt?

G~lse de söylediklerine, yüzüne karşı cevap versem. O zaman arslan aklıro uyumuşru.

sormak, gönül almak içindir; buys.1 sormak değil; düpedüz düşmanlık, kötüllij!ümü istemek.
hal-hatır Düşmaruru hatırını biı:kiıı

Hal-hatır

memnun etmek
kişiler vardır

bir halde görüp isıemiş diyordu.

köıü

k i ibadet ederek yol azıı­ ibadetleriyle Tanrı t'W~ğıııa ulaş­ maya, sevap elde etmeye gönül \•etmişlerdir. Oysa. bu, gizli bir suçrur; nice bulanık şey­ ler vardır ki sen arı·duru sanırsın. Hani o sagır gibı. O iyilik ettim sanıyordu; halbuki iş cersineydi. Nice
mışlardır;

3400.

O,

ıyı

~etirdim

bir iş ettim, diye bi.r hoşça

komşu hakkım oturmuştu.

yerine

Oysa kı kendisi için bir ateştir yakmış, alev· da gönlünü yakınış - yandırıruşu, kendinin de. Ynkuğınız ateşten saltı.o.ın; gerçekten de suçlarınızı çoğa! nı mı siz.
iendirınişti; bnstao.ıo

Peygamber, gösteriş yapan birisine, tekrar a genç, çünkü sen namaz kılma d ın dedi. * İşte bu korkulara bir çare bulmak içindir ki ber namazda " Bize dotru yolu göster, deiıamaz kıl
negelmiştir.

*

560

Mf.SNEVt $JJ·RHI 1

Yani, Tanrı'nın. bu namazınu, yol sapı­ için namaz kılanların namazIanna katma.
ranların. gösteriş görüşüp konuşma. karŞı, aşağılık

O sağır, seçtiği kıyas yüzünden hiçe gidiverdl.

Oll

yıllık

Hele a ulu kişı. bu kıyas, sınırı aşmış vahye duygunun kıyası olursa.

Senin duygu kulawn. harflerı anlıisa bile giili şeyleri duyan can kulağın, bil ki sağırdır. Nassa karşı ilk olarak kıyasla amel etmeye kalkışa.n. lblis' ti
Tanrı ışıklarına karşı bu kıyasçağızları ilk olarak mevdaoa Ç tkaran. iblis'ti.

:!<:HO.

Ateş dedi. şüphe yok kı topraktan daha iyidir, daha üstündür; ben aıeştenim, oysa kapkara topraktan.
Şu h~ide parça-buçuj;'ll bütünüyle kıyaslı­ yayun: O, karanlıktan yaratılmış, bizse aydın nurdan yararılmışız.

*

Taıırı'ysa, hayır dedi; "Soy-sop yok.,, üs-

ıüolüğe maktır.

mihrab olan, ancak çckinmcktir.

sakın­

Bu, geçip giden dünyilnın mirası degildir ki soy -.wp yüzünden elde edcbilesin; b u, can
mlr~ıdır.

Hatta bu, peygamberlerin

mirasıdır;

bun-

ların viirisleri, ter temiz kişilerin canlarıdır.

MES>IOVI SERUI l

561

• O Ebli-Cehl'in oğlu, apaçık mü'mlıl oldu; Nuh Peygamber'in oAluysa yol azıtaniara katıldı.
Toprağın oğlu
ateşin oğlusun,

Ay gibi aydınlandı; sensc a yüzü kara, yürü-git.

Bu kıyaslar, bu araştırmalar, bulutlu günde, yahut geceleyin kıbleyi bulmak içindir. Fakat güneş varken, Kli'be, yüzünün, gözünün karşısındayken bu kıı•ası, bu araşunnayı
bırak.

Kii'be'yi görmeden gündüzü etme, ltıvasla parlamaya kalkışma; Allah, doğrusunu daha iyi bilir. 3420,
Tanrı kuşundan bir ses duydun mu, ders beller gibi yalruz g!lrünüşı·cki üstün körü manayı lıaorında ruruyorsun.

Ondan sonra kendinden kıyaslara girişiyor, hayMin ta kendisini öz, gerçek sayıyorusn. Ab&l'in ısuliibları vardır ki sözle geçinenlerin, onlardan haberleri bile yok'tllr. Sen, kuş dilini ancak ses bakunından l:i~­ rendin de yüzlerce kıyasa kalkıştın; yüzlerce heves parlamn. yaptım

O hasta gibi hani; doğru, yerinde bir iş sandt; upkı onun gibi senden de gönüller yaralandı.

O vahiy katibi de kuşun sesini duydu da kendisini kuşla eşiı saodı.
- F. 36

MtSNIVI SfRttJ 1

KuŞsa bir kana ı çarpo da kör em onu;
alıverdi

de ölümün, dcrdin ta ·dibine

baordı

onu.
Sakının, siz de bir ışık vurması yüzünden bir zaona kapılmayın; gökyüzii duraklarından düşüp mahrum olmayın.

*

Hhllı'sunuz, M4rlı.ı'sunuz; damında

rnuşuz,

"Biz saı kur· herkesten üstünsünüz am:ı
açıyın; beııliğe,

Körülerin körülüklerine dini görüşe lanet edin. 3430. da
başaşağı

!:.en-

Sakının, ansızın pusudan bir gayreıtir, çıkar

yerin

dibin~ düşer-gidcrsiniz.

amanın olmadıkça ıiltcn

tkisi de, Ey Tanrı dedi; buyruk senin, senin aman nerde?
söylüyorlardı ama yürekleri, nerden gelecek bizden; ne de güzel kullarız çarpıyordu. kendilerını
ekınelerine

Bunu
kö~liL~

biz diye

Bu iki mcl~n isıegi, sonunda. görme. ululuk taslama tohumunu engel a
olamadı.

rlı.Mni

t\ unsurlardan meydana gelenler, diyorlardı; malı!O klattn ıemizl iği nden habcrı

olınayanlar,

Biz, şu gökyüzünde ıüller, perdeler dokuyalım; yeryilı.üne inince de şadıxvanlar kuralım. AdAleti derleyip ıoplayalım, ibadetler edelim. Sonra her geoe, gene uçup gökyilı.üne
ağalım.

MiSNEV· SI:Rlll I l

563

Böylece de da yeryüzüne
doğru

şu çağın şaşılacak kişileri olalım eminliği yayalım.

Gökyüzünün halini ver~'Üziiyle kıyA~Iamak oiama1.; ayırdediş, pusuda durrnada.

Halini,

sarbo~luğunu,

bilgisizlerden

gizlemek gerek Perde altındııkı Hakim'in sözlerini dinle; Nerde şarab içmişsen. oraya baş koy, yar. 344{).
Çünkü meyhaneden çıkıp yol yitiren sarhoş, çocuklara maskara olur, oyuncak kesitir. Oyana, bu yana yalpalar, her yoıa, her batağa düşer ; her ahmak da ona gülor-durur.

O. böyle
düşerler;
ğı

düşe-kalka

gittikçe çocuklar

peşine

onlm

sarhoşluğuııdaıı, ~araptan aldı­

zevkten

hal;>eı;lerı

bile yoktur. bütün halk çokurnılan kişiden baş­

Tanrı sarhoşundan başka

cuktur. Nefis isteğinden kası ergen değildir.

• Tann, "Dünya oyundur, oyuncaktır, dedi; siz de çocuksunuz. Doğru buyurur Tanrı. Oyunu, oyuncağı bırakmadıkça çocuksun. Can annmad.ıkça nasıl temiz olabilirsin. Burada üstüne düşülüp durulan şu şehvet, bil ki çocukların evlenme oyununa benzer.
Çocuğun evlenmesi , blr Rüsıem'in, bir gaztnin evlenmesine karşı nedir ki? Bir oyun ancak.

$64

MES~t VJ ŞfRHI

1

Halkın savaşı da çocukların savaşıoo bcnzex; tamarniylc özsüı-d(ir, teınelsizdlr. Hçpşi d~ tahta kılıçla savaşır; hepsinin de gayreti faydasıı. şcycdir. 3450. • Hepsi de bu, bizim burakımı7.dır, Düldül yürüyüşlü tayımız diye bir kaımşa biinıniştir. Sırtlaruıda yük var; bilgisizliklerinden kendilerini yükse.k görmedeler; ata binmişiz, yol
alıyoruz sanmadalaı.

Dur hele; Tanrı dokuz kat göğü de
yücelmesindeiı

atlıları aşsınlar

bir gün at sürerek da gör.

" " Rub da ona yücelir, melek de., Ruhun gökyüzü titrer.

Öbürleriyse çocuklar gi\>i eteklerine binerler; hepsi de 'a ta binmiş gibi eteklerini çem-

rerler.

* Tann'dan, "Gerçekten
göklere nerden
ağacak?

de

zan.

gerçeğe

karşı faydasızdır,, Ayeti gelmiştir; ıao bineği,

* İki uın olunca hangisı üstünsc ona uyuluı; fakat güneş doğunca, güneşin varlığında inada kalkışılamaz ya.
İşte o vah.iı binckkrinizi görürsünüz; anlarsınız

ki

ayal<!arınızı

binek

edinmiş$iııiz. kaıruş

Vdııninizi,

düŞüııcenizı. duygunuzu, angibi bir bilin.

layışınızı, çocu\darıo bioeği

Gönül elilinin bilgileri, kendilerini taşır. Beden ehlinin bil$ilcriysc kendilerine yük olmuş tur.

565

3460.

Gönüle vuran bilgı, adama yardım eder, dost olur. Fakat bedene vuran bilgi, bir yük

l.<esilir.
.. Tanrı, '"Kitapları yüklenmişrir., dedi; O'ndan olmayan bilgi, rüi< olur adama. O 'ndan olmayan, vasıtasız olanık O'ndan gelmeyen bilgi, gelin bezeren kadının sürdüğü renk gibi durmaz. uçar - gider.
alırlar,

Fakat bu yükü de bir iyi ıaşırsan. yükünü bii hoşluk bağ.ı.şlarlar sana.

Kendine gel de hevesine uyup o yükii taşı­ ma; taşıma d~ içind~.ki bilgi amb:ırıru gör. Böykcc de rahvan giden bilgı atma bin; ondan sonra sırtındaki yiik düşer-gider.

Ey O'ndan yanlız Hti adını yeter bulan, O'nun kadehini içmedikçe isteklerden nerden geç. ccksin ? e Sıfartan, addan ne doğar? HayAl. Onun hayili de ulaşmaya, buluşmara delll olur.
Bir şeye delftlct enncycn delili hiç görıliin mü? Ana yol olmadıkça yol azdll'>lıı gulyabani de yoktur.

'*
mı .

Gerçeği olmayan bir ad gördün mü hiç?

Yahut "Gef,

.,

Lam,.

harflerinden gül

devşirdiıı

3470.

Adı sndm mı yürü, o adı taşıyanı ara; Ay'ı yiicclcrde bil, su içinde arama.

Addau, harften geçmek istersen kendini, kendinden cerıemiı arıt.

Demir gibi demirlikten çık, renksiz bir bale gel ; rıyazatlarla pnssız bir ayna kesil.

Kendini, kendi nın huylarından anı da apan llzünü gör. O vakit kiıapsız. müzikereci olmadan,

h oc:aya başvurm~dan, pey~oıberlerin lerini gönlünde görürsün.
dır

bilgi-

* Peygamber, ·•Ommeıimdeo öyle kiş)Jer varki beninıle aynı yaranlışıaılır; ayw hlınmeı­
Ben
canları onları hangı ışıkla
ıedir.

görüyorsam,

onların

da beni. o

ışıkla

görür" dedi.

* Bunlar Peygamber\ iki sahih kitabı, hadisler, hadis rivayet edenler olmaksızın Ab-ı hayat kaynağında görürler.
• Kürd olarak akşamladık sözünün sırruu bil; Arab olarak sababladık sırnw oku. Gizli bilgiden bir örnek istersen Rum ülkesi halkıyla Çiniilerio hikAyesini söyle.
Ressamlık

bilgisinde Rum ülkesi
glrlşme.leri

re$-

samlanyla Çinll ressamlal'111
3480.

bııhse

Çinliler, biz daha usta ressamrz dediler; Rum ülkesi re$S3111lan da bizim usıahğımız <Wıa üstün davasına giriştiler.
Padişah, divinızda

hanginiz

halWsınız; ım­

lamak icin sizi

sııııımak

isterim dedi.

MEŞNEVI

SERHI J

567

Çin ressamlarıyla Rum ressamları huzura geldiler; Rum ülkesi ressamları , resim yapmayı daha iyi biliyorlardı.
Çitıliler, bize bir oda da sizin olsun dediler. Kapıları, ların ayırm,

verin, bir oda

birbirine kar~ı iki oda vardı; oda· b irim Çioliler aldı; öbürünü Rumlular.

Çin.liler, padişahtan yüz· çeşit renkte boya istediler. O yüce padişah da hazineyi açti. Her sabah, ÇinLilete bazineden boyalar bağış­
la.nrnadaydı.

pası

· Rumlularsa ne resim işe yarar, ne boya; gidermek gerek ancak dediler.

Kapıyı kilitlediler. d.ıvarı cilAlamaya koy.uldular; gökyüzü gibi berrak, apan bir hale getirdiler. Yüzlerce renkten renksizliğe ancak bir yol var; renk buluta benzer, renksizlik se Ay 'dır.

3490.

Bulutta bir ışık. bir parlaklık görürsen, bil

ki o,

yıldızdandır.

Ay'dandır.

güneştendir.

Çinliler, resimlerini yapıp bitirince ne§clerinden davul çalmaya koyu!dular.
Padişab gelince, odada, kadar güzel resimler gördü. aklı-fikri

kapacak

Ondan sonra Rumiularıo yaiıına geldi. Onlar, aradaki perdeyi kaldırdılar. Çiniiierin yaptıkları •resimler, n.akışlar, oda· ·daki cil~lanmış dıvarlarn vurdu.

568

MESN6VI S.ERtiJ. 1

Padişab, orada ne görmüşsc burada. daha iri , göründü. Resimler, sanki gözleri, göz yuvalarından kapıyordu.

A babam, Rumlular, o sUCiterdir ki boyuna tekrarlanacak dersleri, kitapları, hün erle ri yoktur.

Amn gönüllerini cilalaınışlar, hınıan, ıa­ mahtan. nekcsliktcıı. kinlerden ammışlardır.
Aynanın anlığı, gönlün vasfıdır; sonsuı şe.­ killer , sllretlcr, oraya vwur. orada görünür. Gizliliğin sınıra sığmaz, sürete b ürünme?. s Omi. gönül ayııasından parladı da :Yeninden, yakasından ışıdı, parladı

MusA)·a.
ferşe

3500.

O siıret, göğe de sığmaz, Arş'a da, D cnize de sığmaı, l>alıga da.

de.

Çünkü bunlar sınırlıdır; sayıya sığar şcyler­ di·r. Gönül uynasııunsa, bil ki sınırı yoktur.

Burada akıl ya susar, ya yol nzınr, yitcr-gider. Çünkü gön(il, ya odur, yahu t da odur gönül . Gönül hem onun ıınkşından
kalmaı. sayıya sığar, başka

bjç bii

nak~

hem sayısızdır; ebedl olarak vurur

Ebcde dek, yeniden yeniye oa.kışlar gönüle; onda perdesiz olarak görünür.
muşlardır,

Gönüllerini cil.ilayaıılar, kokudan da kurtulrenkten de. Her solukta, durnıa­ dan, diııleruneden bii güul1ilt seyrederler. Bilginin şeklini, kabuAunu bırakmışlardır da gözle görüp iııaıı.ına bayrağıru yüccltmişlerdir.

MESNEVI ŞPR HI l

Düşünce gitmiştir

de

aydınlığa

kavı:ı,<muş­

lardır; deni:ı.ı

varlıklarını kesilmişlerdir.

bogazlamışlardır

da irfan
acı-acı

Herkesin
gülünıserler.

ürktüğü, kaçtığı

ölüme bile

Kimsecıkler, onlarıp. gönüllerine bir zarar veremez; sedefe ?.arar gelir. inciye gelmez.

3510.

Nahvi, fıkbı bırakmışlardır ama , yok olmayı seçip almışlardır. Sekiz ccnnetın nakışları par\adıkça, onlann gönül levililerine \'\Jrur. orada görünür.

Tanrı'n.m,

"Gerçeklik

durağmda''

oturup

orayı

yurt edinenierin yerlen 1\fl 'tan da yüboşluktan

cedir, KUl'Si'den de,

da .

" *

..

(ŞE RH )

bu b<llUmden önceki bölümde, akla uymak söreıiyle geıçe#e ulaşmak .gerektiğini anlaurken kıy~sa ilişmekte, -ıirişilcn işte azim \'C gayret icab ettiğini. kamile karşı varlık beslenmeruesi lüzumunu bilclirnıektc. ~erçei: sevgiliye kGr$ı benlikte b ulunmamayı ~ze: b;r hiUı·eyle belirtmekte, Nuh ka•'lllini örnek ııetirmekte, Yilsul Peygambere götürülecek en güzel armagruıın kendi yüzünü gösterecek ayna olabilcceı1ini söylemekte, nefse uymamayı, aldanmaınayı öljütlemektedir.
Harut'la Marlle'un bençetinliğini belirtirken hastarun hrılini - hatırını sormaya giden sağırın, zan ve kıyas yüzünden ne kötü bir bataya düştüğünü b ir lıik~yeylc canlandırıp kıyasla ilk amel edenin İblis oldu~nu bildirmckte, bilgiye gü\·enmernek lüzumunu ihtir edip bilgiyi görüş ve oluş hAline getirmeyi, Çin ve Rum ülkeleri reşsrunlarının bikAycsiy.le temsil etBu b<llümdeyse
liğe düştüklerini, Tanrı imtihaıuwn

Mevlan~.

Bel':ım'ın,

mektedir.
l<~ndisine delilleriı:nizi i!ısin

3309. beyinen sonraki başlık ve b<lliim. "Oku onl:m, cttij!imiz halde, bile-bile onları inkar edip, onların hükmünden çıkıp Şeytan'a 'tlyaıı ve hcl!k olan kişinin hikayesini. Dileseydik oııu, delillcrimizle yüceltirdik. Fakat o, yeryüzüne sarıldı,

· MESNEVİ SJ:-RHI J

5'11

kendi dilc~ine uydu. O, tıpkı bir köpeğe benzer; üstüne gidip kovsan da dilini çıkarıp solur, kendi hiiline bırak­ san da dilini çıkarıp solur. İşte bu hal, delilleriınizi yalanİayan topluluğun Mline benzer; sen, geçmişierin hallerini anlat onlara da belki iyice bir düşünürler."· (Kur'tln; VII, A'ıılf, 175-176). flu ayetlerde adı arııl­ madan kendisinden bahsedilen kişinin, Musa Peygamber'in çağdaşı Baur, yahut BMr oğlu Bel'am olduğu söylenir. Bir rivayere göre de Salt oğlu Ümeyye'dir. Bu zat, okuma-yazma bildiği için kendisinin peygamber olması gerektiği inancını güderdi (Kaadi; I, s. 455-456).

Bel'am, Tanrı'ya inanmış olduğu halde, İsra:iloğul­ ları, EriM şebrine geliııce o şehrin padişahı, Bel'ıim'ın,
İsrailoğulları al~yh.iııe dua etmesini tcklif etmiş, sonunda Bcl'am, zom dayımamayıp dua etmiş, fakat Tanrı gazebinc uğranuştı. İsrailoğulları şehri zaptedince Bel'am'ı asmışlardı {Ahd-i Atıyk ; A'dad, XXIIXXV. lsl.im kaynaklarmda biraz değişiktir; Tabari terc. İsı. 1290; I, s. 353-357).

3319. Ad, Yemen taraflarında bulunan ve ArapIann aslı ·sayılan kavimdir ki bunlara, Höd (A. M), peygamber olarak gönderilmişti. Scmud, Hicaz'la Şam arasında yerleşmiş bir kavimdi; bunlara Salih (A. M) peygamber olarak gönderilmişti. Her iki kavim de imana gelmediklerinden helak edilnı.işlerdir. Kur'an~ı Kerim' in birçok ayetlerinde bu iki kavim berabe< arıılır (853-859. beyiderio lzahtna da bk.). 3326. "Sanki yabani eşeld'e<dir onlar da arslandan kaçıyorhr., {Kur'an, LXXV, Kıyame, 50)

G12

MESNJNl SllRHl 1

3332. beyittcn sonraki bölüuı. 439. beytin şerhine bk. 3346. Arap alfabesindeili "c, b, d, harfleri "cnbd, sözünü meydana getirir. Du söz:in anlanu, in kiir etmek, hayırsıı; olmak, kalbi daralınakur. Böylece can, soluğu kimi vahit iııkür, inat baline koyar; kimi vakit barış haline koyar; kimi vakirse savaş haline getirir diyor.

Ad

33H-3349. "Selıer yeliyle bana yudırn edildi ; kavıniyse poyrazl.a helftk e.:lildi.., " Seber yeliyle bana yardım edildi; benden ö:.ıcckilercyse azaprı o yel., (H adis; CD.mi', II, s. 1H j

335 1. Din Şeyhi. Eski şarihler.• McviAna.>oın bütün eserlerini okumadık!an, .\1evl~rra ile alAkab kitapları gözden geçirmedikleri için "Din Şeyhi,, nin .kim olduğunu, !vlevlanii'nın

bu

sirıle

kimi

bstetti~ini anlayaına­

mışlar, kimisi !bu Arabi (638 H . 1240), kimisi, Sad-

reddin-i Kunavl (6i3-1274) demiş, Ankaravl, onlar da olabilir, bir başka olgun d~ olabilir; ancak ber ikisinin de sözlerinde, böyle bir ibare yoln ur deyip geçmiştir (s. 286). Veled Çelebi İzbudak da. ı\>l.evliinA'ya auı ve isnad edilen yedinci cilr ~1esnevi'nin, Mevliind'ııın olmadığını ispat için yazdı& "Es-Seyf'ül-.Kaarı' f1 Reddi ala'! Cildi's-Sılbi', :ıdlı kitabında, İbn Arabl'nin, me-ll bakırnından bu sözü ol;~ayan bir sözünü bulup "Din Şeyhi, nin o olduğıımı söylcyivermiştir. Mcv15n1' nm hiç bir eserınde i\luhyiddin İbn Arabi'nin adı geç m ez; ona tel'ltlh olduğu bildirilen sözleri muhıevi şürlcr, .'vk;lan·l'nın değildir. Efliki'de, birgün biris iniu, "FüruMt, ran bahseder ken, acayip bir kitap; ne dediği anlaşılmıyor dediği, bu sırada Zeki adlı güzel sesli biri sinin gddi~i. Pir'in, şimdi Zeki'nin fütuhau, hlekkl Fütüh!t'tan ycğ deyip Zeki'ye, çal, söyle bu-

573
yurdu~ rivayet edilmiştir ( MeviW Ceıaıeddin; s. 233). Gerek Şems, gerek Mevllna, meşrep bakımın­ dan lbn Arabi'ye uym:ıı:lar. Biz ·',\iesı:ıeyi,. tercemesinin "Açılaına, sında, bundan bahsetmiş ve "Din Şeyhl, nin İbn Arab1 ve Sadreddin olamayaetğmı söylemiştik (c. I, İst. 194·2; s. 439-442). Sonradan Şems'in "Makaaliiti, yle meşgul olurken, onun, "Şeyh Muhammed sözümü tasdıyk ve kabul etti; babse girişmedi. Bab sc girişınesi de l:lzundı bence. Dedim ki: 1!1-ma'na huvallilı (Anlam Allah'ur). E\•eı dedi. Sah!be Rasill aleyhls seldmla mubfihase eıselerdi daha faJ>la faydalaııılmış olurdu" sözlerine rastladık (Konya Mevlana Müzesi K. 2 154; s. 15; satır 24-25). Aynı sözler, Pütih nüshasında şöyledir : "Bizim Hayy Allfih'ıınız var; artık ölü mab(l.du ncyliyeliın? Bu, F.Jmfi'n~ huvallah dediğimiz mftn&dı.r ışte. Allah'ıo alıdi fasid olmaz., (27&1l ; ı 12. b) I<,ony~ nüstıasında bu bahis.. "EI-ma'na huvvallfth, sözü anılmaksızın bir kere daha geçiyor (s. 86, s::ııır. 9-12). Böylece "Din Şeyhi, nin Şemseddin-i Tebrir.i olduğu açı!tça meydana çıkıyor ( Mevlana CeWeddin'e de bk. s. 52-53).

Burada şun.u da belinmek isteriz ki Şems, bu sözle, suret hdlinde görünen kliinntııı m~nası Allah'ur; herşeyin lıakıykati odur gibi bir mftnAyı kastederek aşın vahdet tcHikkısiyle, önceden de bir münisebetle bahsettiJıiıniz, ndecd maddeciliğe sapmıyor ; esiisen gerek Şenıs, gerek Mevlana, Mevlftna'nın babası Sultan'üi-Ulemft ve onun Ilalifesi Senid Buriıaneddln-i Muhakkık, felsefenin, hattii kıyiisın aleyhindedirler. Şems, bu sözle, kll.inaun, varlık aleminin ber zerresinde All!h'ın kud-

ret ve

hlkınelinin, ~-un'ııoun olduğunu,

ve

y:ırnnşının manasının

meveud

her

şeyin,

O'nun kudret ve hlkme-

M:tSNJo'YI SERHI 1

tine bir ayna mAhiyetinde bulundutunu anlatmış oluyor. 3356. Ankaravi, bu bcyitte "cııvan" diye Çelebi biıAb enilderinı, HusAmedilin'in filtüvvet erierinden olduğunu söylüyor (s . 206). Gerçekten de Çelebi, Ahi- Tütkoğlu'dur. l:'ürüvvet ehline "cüvanmerd" de dendiğini biliyoruz (Bk. Mevland Cel~led­ din; lll. basım; s. 116-118. Mev!Ani\'dan sonra Mevlevllik; s . 122-128. tsiAm-Türk ôUeriode Fütüvvet te.;kilatı ve kaynakları ; lst. Univ . Iktisat Fa."ültesi Mec. ll. cilt; lsı. Ekim 1949-Teınmuz 195Q; No.

Hu.s§.meddin'e

14; s. 74).
3356. beyinen sonra.ti Bölüm. 439. beytin şerhine bk. l

3363. :\!eviAna, bu beyıtte ve bu bölümde ayıp ı;ör­ memeyi öğütlcmektedir. Hz. Muhammed (S. M ), "K4rde}inı bir suçhi ayıplayaıı kişi, o suçu işlemedikçe ölmez" buyurur {C~ıni' ; II, s. 161). Kulun, kusursuz olmasına imkAn yoktur. Kulluk mertebcsinde, her iyide bir kusur, her kötüdc bir mezıyyct olabilir ; iyiliğin çokluğuna, cı.iyetin ıyiliğine bakmak gerektir. Netekim "Gerçekten de )'Üee Allah, sızin siirederinize, malınıza bakmaz ; gönüllerinize, işlerinize bakar" ha· disi de bunu açıklar (aynı; I, s. 62). Gösteriş için yapılan l<ulluk, suçııın da beterdir. Yaptığı kulluk yüzünden ululu~a düşen, başkalarının aybını gören kişi, "İnsan zayıf yaratılınışur" ayeıinden (IV, Ni sil' . 28 J ha~ersiıdir, fakat bu za'fın tam içindedir . .'Yiiiün suresinde.. "Vay o namaz kılanların b allerine; öylesıne namaz kılanların ki namaziamu unuturlar \'e onJar
bütün i~lerinı gösıeri~ için yaparlar ve zeküt vermeyi

MESNIVJ

ŞfRHI

I

5'15
ayıp

men' ederler" huyurulur (CVII, 3-7). Anealt

görmemek, görürse o aybı

örtnıek, kötülüğe r~zı

olmak

ve onu ıeşvıyk etmek değildir; önce kendi aybıru görmek, ınançın kardeş olanlarm yaptıkları kötülükleri de, onlan utandumadan giderrtıeye çalışmaktır; bu çabayı mümin, eliyle. diliyle· yapmaya memurdur. Buna imk~n bulamaısa, g~nluyle o kötülüğe r~zı olmaz; Hz. Muhammed, bu, imiimn en zayıf mcrtebesidir buyurur. 3392. "0 sakınanları ferahlıkıa, darlılı:ta mallarıru yoksullara harcayanlar , öfkelerını yenenler ve insanları bağışlayanlarılır ve Allah, ihsanda bulunanlan sever." (Kur'iin, lll, Ali 1mran, l:H) Beyitte geçen '«Jm.m-ı gay:t" sözü, l!ye. ten alımnıştır. t

$t03, "13irisi rocsçic;le girmiş, namaz kılıruş, sonra Peygamber'in huzuruna varıp selam vermişti. Rasiılul­ liih, adanun selamını aınuş, git, namaz kll, çünkü sen namaz kUmadın demiştı. Adam dönüp ö.nce kıldığı gjbi namaz kılmıştı,, Pcygamber!in huzllruna varıp selam vermiştı. Seliimıru alan Peygamber, dön buyurmuşnı ; namaz kıl; Çijnkü namaz kılınadın sen. Adam tekrar namaz kılıp gelınişti. Peygamber, bu sözü üç kere söylemiş, adama üç kere namaz kıldınnıştı." (Buhilri, Müslim ve Miisned'deu naklen AbMls-ı Mesnc,i; s. 33) Bu bcyittekı "namaz kılmadın" sözü hadisten alınrniştu. Bu beyitten ö. ceki beyit de arapçaılır. n
3404. " Bize dogru yolu göster." (1, Fatiha, 5).
3408. beyiı~en sonraki başlık. Mevlii.na, kıyası kabul etmez. "Şia-i !mlmiyyc" nin dört ana hadis kitabından biri ve birincisi, Ebu-Ca'fer Muhammed

S7G

MESNY.Vt

ŞJ!RH1

1

b. Ya'kub'il-Külycnl (329 4. 940) tarafından tedvin edilen "Kafi" nin usUl kısmında " B§b'ül' Bida:ı ve'tRc'yi •·e'l-Makaayis", yani Peygamber'den sonra meydana gelen şeyler, rc'yler ve kıyaslar kısmında, lmlim Ca'fer'üs-SAdık'ın, EbO-Han!fe hazretlerine (150 H. 767), Y~ EbA-Hanlfe, bana kıyasla amel ettiğini şöy­ ledilcr buyurduğu, onun da evet deyince "Kıyasla amel cune ; çünkü ilk olarak kıyasla amel eden İblis'tir; beni ateşren yaratun, onu topraktan dediği zaman kıyas yapmış, ateşle toprağı kıyaslamışu. Adem'deki ışıklığı, ateşin ışığıyla kıyaslayabilscyd.i iki ışığın arasındaki farkı bilir, üstünlüğü görür, birinin öbüründen daha temiz olduğunu anlardı" ded.i~i kaynlıdır. Gene aynı kitapta, İmlim Ca'fer'in, "İblis kendini Adc:m'lc koyasiadı da beni ateşten yarattın, onu topraktan dedi. Allah'ın Adcm' i yarattığı cevheri ateşle kıyasla$:1ydı bu cevherin. ateşten daha ışıklı, daha parlak olduğunu anlardı" dediği rivAyet edilmiştir (İran; 1311 H. s. 29-30}.
341 2. "SCır ürtirülünce, oralarıoda ne soy-sop var, oe de birbirlerinin hallerini soruşturabilirler onlar." (Kur'lin. XXIII, Mü'minOn, 101) beyineki "ll ensab" sözü, bu ayetten alınmadır. 34·15. Ebü-O:hl'in oğlu Ikrimc'dir. Önceleri Hz. Peygambere, o da babası gibi düşmandı. Mekkc fcrhinde, nerde bulunurlarsa bulunsunlar, öldürülmeleri cmredilenlerde.odi. Deniz kı)'tSına kaçmış, bir gerniye binip denize açılmıştı. Geqı.i fırtınaya tutuldu, o da, Allah lmrtarırsa gidip Müslüman olml\yı ahdctti. Kurtulunca Medlne'~e gidip Müslüman oldu. Hz. Muhammed, ona, merhabA ey gerniye binen muMcir

517

diye iltifatta bulundu. Sahibcnin, kendisine. Allah düşmanının oğlu demelerine gilcendi. Peyg:ımber'e şik!yeı ettJ. Hz. Muhammed. sahdbeyi bu çeşıı sözler söylemekten men' etti . Savaş larda büyük bir gayret gt>sıereo Ikremc, birinci hnUfe EbO.- Bekr'io zamanınd~ Şnm savaşında şehid oldu (Tcnkıyh 'ul-Makaal; II. s. 256). Nuh ıçin 406. beytin izAhına bk. HOd süresinin (Xl ) 25-4B. ~yetlerinde. Tufan anlatılırken adı geçen tandınn, ekmek ı:andm. yeryüzü olduğu st>ylenı:niş. işin kmşması. yaru tam kıvamma gelmesıru ifMe eder de denınıştir ( Kur'An-ı Kerim ve Meali; Açılama; s. LXXIII- LXXJV~. "Ahd-ı Atıykv te, oğlunun bo(;ulması yolmır ve Keo 'an. NGh' un torunudur ; Hbn'ın o~ludur. Nuh buna ldnet etmiştir (Tekvin; IX, bt>lümilo snnları\.
3t~O. "Vç şüphe yok ki biz, saf-saf dizilnllşiz elbet." (Kur'An; XXXVII, Saftat; 165). Beyitte ''Nahnüs sftffOo". bu ayetten alınmadır.

3439. Perde ardındakı Hakim, Hakim-i Senl!'dir. "Nerede şarabı içmişsen oraya baş koy, yat, meahndeki mısı·a'da onun bir beytinin "Mcsnevi, veznıne uydurulmasından meydana gelmiştir; beyi\. ·< Hadiyka" wn birinci bölümiJ olao " T evhid, ın ·'Fi süiQki tarik'ıl-abırc" bölümünde,
DtmU~dar

ez makaam-ı ıntsıt pey Ser hemanca binilı ki hordi ıney

tarzıodadır

{!'1 •1ilderris Radavi basiDU, s. 114). Mevl§nl beytin ilcinci mısraın.ı,
F. 87

5'78

MESNiiV1

ŞEfUtJ

1

Ser
şeklinde

lıtnacô:

nih ki

btfık

hardel

tasarruf ederek

almıştır.

3444. Kur'an'ıo VI. s!lresınin (En'am) 32., XXIX. sO.resinin (AnkebCıı) 64., XLVII. süresinin (Muhammed S. M) 36. ve L VO. silresinin (Hadid) 20. !yellerinde, düny§ y~ayışının oyundan~ oruocaktan ib§reı bulunduğu bildirilmektedir. Beyineki "Lebv., ve "Liab, sözleri iiycttendir. 3450. Düldül. Mısır vdlisi Mukavkıs tarafından H. Muhammed'e gönderilen arma~anlaı:dan beyaz bir katırdır. Hz . .l'v!. bunu Ali'ye vermiştir. 3453. "Gökten yeredek her işi tcdbir eden odur; işe ınemOr olan melek, siz in ~yışıruza göre mikLarı bin yıl ıuıan bir günde onun (m!nevi) kauna yükselip çıkar. , (Kur'an-ı Kerim. XXXII, Secde, 5)" Melekler ve R uh . kendilerine emrcdilen yere çıkarlar, bir günde ki miktan elli bin yıldu., (LXX, MaAric, 4) Beyit arapçadır ve ayetten lafzi ıktibiis vardır.

sonra o

3455. "Ünlarıo ço~, ancak ZAIUıa kapılmışlardır. yok kı uın, gerçek karşısında biç bir şeye yaramaz. Şüphe yok ki Allah, oiılar ne yapıyorlarsa hepsini bilir.,. (Kur' an, X, Yunus, 36) Bu beyiıte de "ennezıanııe la yugnl,. Ayetten alınmıştır.
Şüphe

3456. Deyit arapçadu.

3161. "Kendilerine T evrat yüklemenenler, sonra da onunla amel etmiyenler, eşeğe bemerler ki koca koc:ı kitaplar ıaşımaktalar. Allah'ın delillerini yalanla}'1Ul toluluğa getirilen örnek, ne de kötü bir örnek ve Allah, zWıı:ı toplulu~ doğru yola sevketmeı., {K. LXII;

MF.$NEV1 SERUI 1

579

Cumua; 5) Beyineki
ınışt:ıt .

"yaho:ıilu e$fiiıi,

ayetten

alın·

Bu beyitteki " 0, dan maksat, Allah'tır ki arapçası "HÜ, dur: "Hil, ya, ad de"ğilCiir, işaret ismidir diyenler olduğu gibi "İsm-i Zat., diyeoler ve b"u adı, Allah'ın en biiyük adı sayanlar da vardır. Kur'an'da" , " duyan, gören, gücü yeten. .. , gibı sıfatları bildiren birçok acUar, "0, adına irca' cdildiğı gibı , "0, bir Allah'or ki yoktur O'ndan Mşka tapacak ; gizliyı de bilir, görüneru ' ?e; Odur Rahn:ıan ve rahim, me!lindelti §yet-ı kerimede Allah ism-i eelali de "0, adtna irdi' edilmiştir (LIX, H~r, 22). Bu yüzden Mevleviyye, bütün gül-baoglerin sonunu "Iiü, diye bitirir.
3"169. Arap alfabes inde " gül,. sözü "g, ve "1, harfleriyle "gl, tarzıııda yaztlır. "Gül,. sözü" •nc-.ık bir sözdür ve bu sözden bir koo:u almaya, gül, devşinneye imkin yoktur.
3474. "Benı görmeden bana inanan kardeşlerimi görmeyi ne kadar da arzularun.,. (Hadis ; Cami'; li,

s. W< l)
3477. İki sahih Hadis kitabı. Ehlisünnet, altı hadis kitabını, doğru hadi~lerden meydana gelmiş sayar: 1) M uhammed b. İsmiiil-i BuMri (ölm. 2~ı6 H. 869-870) nin " Sahih, L 2). Müslim b. Haccac-ı Kuşeyri'nin (261 H. 374-875) "Sahllı-i Müslim, ı. Bu iki kitaba "Salühaya, derler. 3) Ebıl-Dftvıld Süleyman tı • .Eş'~s'ın (275 H. 888) "Siinen, i. 4) Ebü-İsii Muhammed b. İsa't-Tirmizi'nin (279 H. 892) "Sünen, i. 5) Ebil-

580

Mf.5Ntvl SrRHI 1

AbdUrrahmAn Ahnıcd b. Şuayb'in-Nesei'nio (303 H.

915) "Süncn, , i. 6) EbCi-llbdull4h b. Mace'nin (273
H. 886) "Süncn ..
dıın." ı. akş:ımladun, şerhinde

3478. ·•Kürd Dib5cenin

Arap olarak sabaWageçti. ·
Firı1zan-fer'e

göre (656 H. 1258) dört bcytinde. Niı5mi'nin (592 H. l 195-1196) "İskeodcr-Niime, sınde bulunduğunu bilcbtiyor ve metin veriyor ( Maabiz; s. 33-35). Ancak bütiin bu metinlerde resmi yapanlar, RCım ülkesi ressrunlarıdır; M cvliini'nm lıikAycsindeysc Çinlilerdir.
"İhyA'ül-UIGın, da geçmekte, Envcri'nin

3479. bcyitten sonraki biUye,

2512.

"Şüphe

yok ki çckinenler,

cenne-ılcrdedir,

gerçeklik durapnda.• çok kuvvetli bir büyük padi~abın kııtıııda., (K. L1V; Kamer, 55).

ırmakların başlarında,

."
*

(METIN)
Tanrı rahmet etsin, saı:at ü selam olsun, P eygambcr'in, bugün nasılsın, nasıl kalktın diye Zeyd'e sorması, onun da, inarulrak sabahiadım yfl RasUlallatı diye cevap vcrmesJ

arkadaş,

Peygamber, bir sabah Zcyd'c, a tertemiz ·naSLI sabahiadın diye sordu. Zeyd, inanmış bir kW olarak dedi. Peygamyeşeren, çıçekleri açılan

ber, tekrar ona,

iman

bahçesinin belirtilerini söyle dedi. leri Zeyd dedi ki: Günlerdir susuzdum; geceaşkwı, yarup yakılmaktan uyuyamıyordum.

Mızrağın ucu, kalkanı nasıl dcler geçerse, ben de giindüzlerden, gecelerden öyle geçtim.

Öyle bir yere vardım ki orada bütün şeriat­ lar, bütün dinler bir; yUzbinlerce yıllar aynı, bir saatten ibAret.
Eı.elle ebed bir; akla, oraya yol yok. nnlayışsızlığı

yüzünden
halkırun

Peygamber, bu yoldan, bu ülke
akıllannın

anlayabilctep

Q~ armağan

getirdin,

ortaya koy dedi.

S.U.MERt<r:z ::üTÜi !Mi

58Z

MES.NEVJ SI!Rl-d J

3520.

Zeyd dedi ki : Halk, gökyüıünü nasıl görüyor$a, ben de A11ı, Arştak.ilen öyle görüyorum.
Şaman ( *), önUndeki putu nasıı görüyorıa, sekiz, cennetle yedı cehennem de benim önümde; onları öylece görüyorum. Değirmende, bu~dayı

arpadan klm?

ayırdeder­ Yılaola

cesine
Lık

halkı,

bir bir
apaçık.

tanıyorum.

Ceıınetlik kimdır, yabancı

ba-

gbi bence

gün ltimı yüzler ağarır, kimi yüzler kavnr ya ; bu halk hakkında bence, şım­ diden bu sır. meydaııda.
rarır" ayeıi

*" Ü

Bundan önce, ayıplarla doluydu ; fakat ana rahmindeydi; haktan ı;izliydı.

* "Kötü, ana
kat
anlaşılır,

kamındayken

kötüdür"; fa-

halkın hallerı.

bedenlerindeki belittilerden

bilinir.

Beden, ana gibJ ı:aıı 9QCUguoa gcbedir; ölümse doğum sancmdır. do~ tiıreyişidır.

G<çip gıtmiş canların hcpsı de, o n~eıı can
diye bekleşır. Zenciler, zdten o bizden derler; Rum ilikcsinden olanıarsa o. pel{ güzeldir derler. 3530. Fakat varlıgm caıu, dünyaya yazla k:lrarın arasındaki ayrılık, maz aruk.
"Sam.an''

nasıl d~~acak

dogwıca
aykırılık

bekal-

(•)
ıııh:nıJtır.

.idi, tUrku ve "Jernen" teldinde

1aı1J a.

ME$NHYI SEllHI 1

583

Zenciyse zenciler :ılır-göıürürler; Rum k.esindense o ülke halkı, alırlar-giderler.

w-

zor

Ama doğmadıkça onu bilmek, dilny!daki işlerdendir ; çocuıu doğmadan tanıyan, b i-

len azdır. • Bunu anlayan, Allah nOruyla bakıp görendir; böyle olan kişi, insanın içine de yol bulur. Erlik suyu aktır, boştur; fakat Rum ülkesinden olanla Habeşin canlarının da ram birbirine aksi olarak ziıbQr eder.

" "En güzel bir tarzda ayağa kaldırılan" insana renk verir de bir bölük halkı, en aşağı bir renge sürer.
Bu .sözün :sonu yokrur; sen gene at sür de

kervan katerinden geri

kalmayalım.

* "0 gün kimi yüzler agarır, kimi yüzler karanr." Bu topluluk da Türk mü, Hintli mi~ tanınJf' bilinir.
Hintli mı, Türk mü, rabiınde belli olmaz; doğdu mu, zayıf mı, güçlü mü, herkes görür.

fakat

Erkek olsun, deki gibi hepsini

kadın
apaçık

olsun, kıylimet gününgörüyorum.
soluğumu

3540.

Söyliyeyim mi, yoksa
Musı:af!, dudağıru

ısırdı,

keseyim mi? yAni yeter demek
haşir sımnı

istedi.

Zeyd, ey Allah elçisi dedi,
liyeyiın

de

dWıyAda

bugün

kıyimet koparayım

söy-

gitsin.

584
Bırak

MESNEVI SUtnt' 1

da özüm

güneş

beni de perdeleri yırtayım; gibi parlasın.

ymayım

Parlasın da güneş bile benim ışığınıdan rutulsun; böylece de huıma ağacıyla söğüt ağacı.nı göstereyim. · Kıyamei:in sırrını açayını da ayarı. tam altınla bakır katılmış para belli olsun. * Elleri kesilmiş sol yandakileri, kafirlik rengiyle al ( *) rengi göstereyim. * Tutulmayan, fakat görünmesine de i.ınlı:an bulunmayan Ay ışığında yedi nifak deliğini göstereyim-gitsin. 'GÖstereyim kötülerin giydikleri pırtıl elbiseleri; duyurayım peygamberlerin davul seslerini.

* Cehennemi, cenneıieri, berzahı, kafirlerin gözlerinin önüne apaçık seriverı:yim. Kevser havuzunu, coşarken göstereyim de suyu yü7.lerine vursun, sesi kulaklarına değsin.
3550.
Bu anda susayanlarm, o havuzu.n çevresinde nasıl koşuştuklarını apaçık gös te reyim. Omuzları omuzlarıma sürtiiıı.üyor; naralan kulağırna geliyor. Cennetlikler gözümün önünde; dileye-isteye birbirlerini kuca.klamışlar. Birbirlerinin ellerini ziyater ediyorlar; bitbirlerinin dudaklarından öpücükler yaj;'1Jlalı­ yorlar.
"Al" .öıil bOyle, türkçe g eçiyor.

(•)

lırnSNEVI

Sf.RH1 1

585

Şu kulaklarım, aşağılık kişilerin üı-§h ses-

lerinden, ah

h~şredik pAralarından sağır

oldu.

Bu sözlerim, işilterlerden ibaret; daha da söylerim ama Peygam ber'i incitirim diye korkuyoı;um.

Zeyd, böylece sarhoş bir halde, kırık-dökük söyleyip duruyoniu. Peygamber, onun yakasını büktü. • Kendine gel dedi Peygamber, aun pek hız­ landı; gemini kas. "Tanrı çekinmez" dyeti ışıdr, vurdu da utanç meydana geldi. Senin aynan, kılıfından çıktı; aynayla terazi, nerde yalan-yarılış söı: söyleyecek?
soluğunu

Aynayla terazı, birisi incinir, keser mi hiç?

uıanır

diye

3560.

Istersen onlara iki yüz yıl hizmetlerde bulun; aynayla terazi, yüce meheıiklerdir. Istersen, ben sana hizmet ettim, hatırım için gizle diye ayna ya yalvar; fazla dart, eksiğini göste.rıne diye de teraıiye yakar.
gerçcğı

Onlar sana, sakalına, bıyığına gülme, kendini maskara etme; aynayla terazi nerde, düzenle öğüt nerde derler. Derler ki : Tanrı, gerçekler bizinıle tanınsın diye kadrimizi yücel ı ti. A genç, bu doğ};uluğıımuz olmasaydı ne <!e;lerimiz kalırdı; iyi1erin, güzelierin yüzlerini
nasıl gösıerebilirdik?

511&

N.ISNI:VI

Sırtlll

1

Fakat sen, gene de ayaayı kılıfa !<oy; çünkü vuruşuyla gönül, Turda!P'na döndü.
Tanrı ışığının

Zeyd, na,

Tan.rı gilneşi,

koltuğa sığar ını

ezel dedi ; ne
akıl .

güneşi,

hiç koykarşı­

Düzeni de
sında

yırıar, koltuğu kalır,

da; onun

ne delilik

Peygamber dedi ki: Birisinin gözünün üstüne parınacığını koydun mu, o kişi, dünyayı güneşsiz görür.

Bir parmak bile Ay'a perde oluyor; bu, padişahın, ayıpları

örtmesinden bir belirti.

35 70.

Bir nokta, dünyayı örtüyor; bir sürçüş yüzünden güneş tutuluyor.

*

Tanrı,

DudaklarJhl ywn da denizin dibine bak. denizi de insanın hükmü altına sokmu1tur.

• Selsebil'le Zencefil ırmaklarının, yü~ cennetlilde.r in buyTUğunda oluşu gibı hanı.
uymuş;

Cennetin dört uına~ı da bizim buyruğumuıa fakat bu, bizim ı.orumuzla, bizim gücüTanrı emrıyle.

müıle değil,

de

Büyü_ nasıl bü)·ücülerın dileğine uyarsa biı. . upkı onun gibi o ırmakları dilediğimiz yere
gibı

akıurız. Şu akıp duran iki göz kaynağı gözlerimiz, gönlün, canın buyruğuna

hani;

uymuştur.

Gönül dilerse göz, zehirı, yılanı görür; gönül dilerse gördüğü şeyden ibreı de alır.

1\fl!S.~l'lVl S.E:RUl 1

58'1

Gönül dilerse, göz gorülec.ek şeylere bakar; gönül dilerse örtülü şeylere akar. Gönül dilerse ıam olan şeylere doğru gider; gönül dilerse, gözü parça-bırcuklarda hapseder. · Bu beş duygunun her biri, lüleler gibi, gönlün dilcğiyle, gönlün buyruğuyla iş görür.

3580.

Gönül ne tarafa buyurursa beş duygu, eteklerini çenırer de o yana koşar. Mus5'nın elindeki sopa, nasıl Musa'ya uymuşsa eUe ayak da, apaçık, gönlün duyguswıa
uymuşrur.

Gonül isterse ayak, oyuna dalar; yahut da yürüyüiü bırakır, hızlı yürüy~e lı:açar. Gonül dilerse el, parmaktarla hisaba koyulur ; yahut da tutar, kitap yaı.ar. El, bir gizli elin buyruğundadır; o içtedir; bedcni}'Se dışarı>•• dikmişıir. Dilerse dü5roana karşı bir yılan kesilir; dilerse dosm yardımcı olur. Dilerse yemek için kepçe olur; dilerse on batmanlık güu kesilir. Acal:ıa gönül, bunlara neler söylüyor? Ne şa;ılacak buluşma bu; ne gizli sebep bu.
yavaş buldıı

• Gönül acaba Süleyman'ın mührünü mü ki bu beş duygunun yularını da eline
~ Beş almış

almış;

duyguyu, dışarıdan buyruEı.ına l;olay~cık; iç.:rdcki beş duygu da g~ne
buyruğunda.

onwı

3590.

On duygu, yedi uzuv.. daha da dile gelmez neler de neler. Sen, artık say. A gönül, ululukta Süleyman'a dönruüşsün; yüzülde perilere de, şeytaniara da hüküm yürüt. * Bu padişahlıkta düzene sapınazsan, o üç §eytan, senin elinden yüzüğü alamaz. Ondan sonra da adın-sanın dünyayı tutar; bedenin gibi iki dünyA da h~müne girer. Fakat, şeytan, elinden yüzüğü aldı ını da, padişahlık yok olur-gider; bahtuı ölür. * A kullar, iş böyle olursa aruk kıyamete dek, ah hasretlik der-durursunuz. Tutalım, yapuğw düzeni inkardan. geliyorsu.n; teraziyle ayruıdan nasıl canını kurtaraparmağındaki

caksın?

Kölelerle kapı yoldaşlarının, getirdi~­ miz turCanda meyvaları Loltman yedi diye Loltman'a iftira etmeleri
Lokman, efendisinin kulları arasmda hor bir kuldur. Efendi, yesin de içi açılsın diye .kullarını, meyva getirmek üzere ba~a gönderdi. Lokman, kuUarın arasında bir yaııaşmaydı sanki. lçi manalarla dopdoluydu; görünüşüyse geeeye benziyordu.

3600.

O kullar,

topladıkları

meyvalan,

hırsa, t:a-

maha uydular, bir iyice yediler.

Efendilerine de, meyvaları Lokmao yedi dediler; efendisi, Lokınan'a yilı\inü ek~itti, a&r ınuamelede bulundu.
anlayınca

Lokmao, efendisinin da ağzıru açtı;

azarına

sebep

aradı ;

Dedi ki: A efendi, bni.n kul, Tanrı katında, onun razılığını kazanamaz.
A ululuk sMıibi, sına bizi; hepimize sıcak su içir. Ondan sonra da sen ata bin; bizi yaya olarak geniş, uçsuz-bucaksıı bir ovada koştur.

O vakit kötü

ış

işleyenı

gör;

sırları

açan

Tanrı'ruo sanatlarııı ı

seyrcr.

korkularından

Efendi, kölelerine sıcıık su içirdi ı onlar da içtiler.

Ondan sonra, onları ovalarda koştuınıaya başladı. O topluluk, yukan-aşağı koşup duruyordu. Derken yorgunluktan kusnıaya başladılar; o su. içlerindeki meyvaları dışarı çıkano. 361O.
dı ; ağzından
lığı

Lokman'a da bulantı geldi, kusmaya başlad uru su çıkıı.
Lokman'ın
yetiştit ip

hikmeD bunu gösrerirse, vargeliştirenin

hikmeti neler yap-

maz?

• "Kıyamet gününde, biitOn gizli şeyler ortaya çıkar., Sizin de bilin.mesini istemediğiniz şey, meydana çıktı.

590

MESNJNI SEl\Hl ı

içtiler, bağırsaldan do~andı." Kendilerini rezil edea:k sırları, tamarniylc ortaya döküldü.
Taşı ale} cezalanular. sınar

*

"Sıcak su

da bu yüzden kiifirler,

ateşle

Biz o
yumuşak