P. 1
KİMYANIN GELİŞİMİ

KİMYANIN GELİŞİMİ

4.4

|Views: 5,504|Likes:
Yayınlayan: Kimya Bilimi
2008-2009 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILINDA YÜRÜRLÜĞE GİRMİŞ OLAN ÖĞRETİM PROGRAMINA GÖRE (ESKİ MÜFREDAT PROGRAMI) HAZIRLANMIŞTIR.

2013-2014 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILINDAN İTİBAREN YENİ PROGRAM YÜRÜRLÜĞE GİRMİŞTİR.

KİMYANIN TANIMI

1. İNSAN MADDE İLİŞKİLERİNİN TARİHÇESİ

MEŞHUR TÜRK VE İSLAM KİMYA BİLGİNLERİNİN HAYATLARI VE KİMYA İLMİNE KATKILARI

CABİR BİN HAYYAN (721-805)

RAZİ (864-925)’NİN KİMYA İLMİNE HİZMETLERİ

İBNİ SİNA (980-1037)’NIN KİMYA İLMİNE HİZMETLERİ

TÜRK VE İSLAM BİLGİNLERİ, KİMYA İLMİNİN GELİŞMESİNE ZEMİN HAZIRLAMIŞLAR VE BU KATKIYI BATILI BİLİM ADAMLARI ONAYLAMIŞLARDIR.

MEŞHUR TÜRK-İSLAM KİMYACILARININ ÖZDEYİŞLERİ

TÜRK VE İSLAM BİLGİNLERİ, KİMYA İLMİNİN GELİŞMESİNE ZEMİN HAZIRLAMIŞLAR VE BU KATKIYI BATILI BİLİM ADAMLARI ONAYLAMIŞLARDIR.

MEŞHUR TÜRK-İSLAM KİMYACILARININ ÖZDEYİŞLERİ

BATIDA BİLİMSEL GELİŞMEYE ZEMİN HAZIRLAYAN BAŞLICA İKİ FAKTÖR

RÖNESANS’TAN VE FRANSIZ İHTİLALİ’NDEN SONRA BATI’NIN BİLİMDE İLERLEMESİ

BATILI
BİLİM ADAMLARINDAN BAZILARININ HAYATI VE
MEŞHUR OLMUŞ ÖZDEYİŞLERİ

BLAISE PASCAL (1623-1662)’IN HAYATI

BLAISE PASCAL’IN MEŞHUR OLMUŞ SÖZLERİ

Galilei Galileo (Geliley Gelileyo) (1564-1642)’nun Hayatı

Galilei Galileo (Geliley Gelileyo)’nun Meşhur Sözü

ISAAC NEWTON (AYZIİK NİÜVTIN) (1642-1724)’IN HAYATI

ISAAC NEWTON (AYZİK NİÜVTIN)’IN MEŞHUR SÖZÜ

Albert Einstein
(Elbırt Aynsstayn)’ın Hayatı
(1879-1955)

Albert Einstein (Elbırt Aynsstayn)’ın Meşhur Olmuş Sözleri

MADDENİN YAPISINDA VURGULANMASI GEREKEN BAŞLICA ÖGELER

PARTİKÜL TEORİSİ
(ATOM ALTI PARÇACIKLAR VE ESİR)

ATOM ALTI PARÇACIKLAR GÖRÜLEBİLİR Mİ?
ATOM VE MOLEKÜLLER GÜNÜMÜZDE GÖZLEMLENEBİLİR Mİ?

ESİR İLE İLGİLİ BİLDİKLERİMİZ

ATOM ALTI PARÇACIKLAR DA ESİRDEN YAPILMIŞ OLABİLİR

HİGGS PARÇACIĞI (HİGGS BOZONLARI): KEŞFEDİLMEMİŞ ATOM ALTI PARÇACIK

ZIT İKİZ ATOM ALTI PARÇACIKLAR

KUARK ADIYLA BİLİNEN ATOM ALTI PARÇACIKLAR

MADDENİN ZIT EŞİ VEYA ANTİ MADDE ADIYLA BİLİNEN ATOM ALTI PARÇACIKLAR

ETER VE ETER ALTI ADIYLA BİLİNEN ATOM ALTI PARÇACIKLAR

MUON ADIYLA BİLİNEN ATOM ALTI PARÇACIKLAR

FOTON

GLUON (GULON)

LEPTON

NÖTRİNO

KARANLIK MADDE

KARANLIK ENERJİ VE KARANLIK MADDE

FOTON (IŞIN) ÇEŞİTLERİ

GÖZÜN ALGILAYABİLDİĞİ IŞINLAR

ESİR

IŞINLAMA GERÇEKLEŞECEK Mİ?

MADDENİN IŞIN HÂLİ

MADDENİN IŞIN HÂLİNİN DELİLLERİ

2. KİMYANIN TEMEL KANUNLARI

ATOMDAKİ TEMEL KANUNLAR

NEREYE GİDİLİRSE GİDİLSİN KANUNUN DEĞİŞMEDİĞİ GÖRÜLMEKTEDİR

GÜNEŞ SİSTEMİ İLE ATOM ARASINDAKİ BENZERLİKLER

ELEKTRON BULUTU

HEİSENBERG BELİRSİZLİK İLKESİ

ATOMDA VE YILDIZLARDA AYNI KANUN GEÇERLİDİR

KİMYA KANUNLARINDAN SAPIŞIN (İSTİSNA KANUNLARIN ORTAYA ÇIKIŞININ) SEBEPLERİ

SUDAKİ FARKLI KANUNLAR

3. KİMYASAL BAĞ KAVRAMININ GELİŞİMİ

MİKRO ÂLEMDEKİ TANECİKLER

POLARLIK

MADDENİN TANECİKLİ YAPISI VE KİMYASAL BAĞLAR

MİKRO ÂLEMDE KİMYASAL BAĞ DIŞINDAKİ ÇEKİMLER

NORMO ÂLEM VE MAKRO ÂLEMDE GÖRÜLEN ÇEKİMLER

EVRENİN SİNESİNDEKİ CİDDİ VE HAKİKİ AŞKIN BİR ÇEŞİDİ OLAN KİMYASAL BAĞLAR (KİMYASAL BAĞLARIN FARKLI BİR BAKIŞ AÇISIYLA OKUNMASI)

CANLILARDAKİ MUHABBET MADDENİN TANECİKLERİNDEKİ KİMYASAL BAĞDIR
2008-2009 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILINDA YÜRÜRLÜĞE GİRMİŞ OLAN ÖĞRETİM PROGRAMINA GÖRE (ESKİ MÜFREDAT PROGRAMI) HAZIRLANMIŞTIR.

2013-2014 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILINDAN İTİBAREN YENİ PROGRAM YÜRÜRLÜĞE GİRMİŞTİR.

KİMYANIN TANIMI

1. İNSAN MADDE İLİŞKİLERİNİN TARİHÇESİ

MEŞHUR TÜRK VE İSLAM KİMYA BİLGİNLERİNİN HAYATLARI VE KİMYA İLMİNE KATKILARI

CABİR BİN HAYYAN (721-805)

RAZİ (864-925)’NİN KİMYA İLMİNE HİZMETLERİ

İBNİ SİNA (980-1037)’NIN KİMYA İLMİNE HİZMETLERİ

TÜRK VE İSLAM BİLGİNLERİ, KİMYA İLMİNİN GELİŞMESİNE ZEMİN HAZIRLAMIŞLAR VE BU KATKIYI BATILI BİLİM ADAMLARI ONAYLAMIŞLARDIR.

MEŞHUR TÜRK-İSLAM KİMYACILARININ ÖZDEYİŞLERİ

TÜRK VE İSLAM BİLGİNLERİ, KİMYA İLMİNİN GELİŞMESİNE ZEMİN HAZIRLAMIŞLAR VE BU KATKIYI BATILI BİLİM ADAMLARI ONAYLAMIŞLARDIR.

MEŞHUR TÜRK-İSLAM KİMYACILARININ ÖZDEYİŞLERİ

BATIDA BİLİMSEL GELİŞMEYE ZEMİN HAZIRLAYAN BAŞLICA İKİ FAKTÖR

RÖNESANS’TAN VE FRANSIZ İHTİLALİ’NDEN SONRA BATI’NIN BİLİMDE İLERLEMESİ

BATILI
BİLİM ADAMLARINDAN BAZILARININ HAYATI VE
MEŞHUR OLMUŞ ÖZDEYİŞLERİ

BLAISE PASCAL (1623-1662)’IN HAYATI

BLAISE PASCAL’IN MEŞHUR OLMUŞ SÖZLERİ

Galilei Galileo (Geliley Gelileyo) (1564-1642)’nun Hayatı

Galilei Galileo (Geliley Gelileyo)’nun Meşhur Sözü

ISAAC NEWTON (AYZIİK NİÜVTIN) (1642-1724)’IN HAYATI

ISAAC NEWTON (AYZİK NİÜVTIN)’IN MEŞHUR SÖZÜ

Albert Einstein
(Elbırt Aynsstayn)’ın Hayatı
(1879-1955)

Albert Einstein (Elbırt Aynsstayn)’ın Meşhur Olmuş Sözleri

MADDENİN YAPISINDA VURGULANMASI GEREKEN BAŞLICA ÖGELER

PARTİKÜL TEORİSİ
(ATOM ALTI PARÇACIKLAR VE ESİR)

ATOM ALTI PARÇACIKLAR GÖRÜLEBİLİR Mİ?
ATOM VE MOLEKÜLLER GÜNÜMÜZDE GÖZLEMLENEBİLİR Mİ?

ESİR İLE İLGİLİ BİLDİKLERİMİZ

ATOM ALTI PARÇACIKLAR DA ESİRDEN YAPILMIŞ OLABİLİR

HİGGS PARÇACIĞI (HİGGS BOZONLARI): KEŞFEDİLMEMİŞ ATOM ALTI PARÇACIK

ZIT İKİZ ATOM ALTI PARÇACIKLAR

KUARK ADIYLA BİLİNEN ATOM ALTI PARÇACIKLAR

MADDENİN ZIT EŞİ VEYA ANTİ MADDE ADIYLA BİLİNEN ATOM ALTI PARÇACIKLAR

ETER VE ETER ALTI ADIYLA BİLİNEN ATOM ALTI PARÇACIKLAR

MUON ADIYLA BİLİNEN ATOM ALTI PARÇACIKLAR

FOTON

GLUON (GULON)

LEPTON

NÖTRİNO

KARANLIK MADDE

KARANLIK ENERJİ VE KARANLIK MADDE

FOTON (IŞIN) ÇEŞİTLERİ

GÖZÜN ALGILAYABİLDİĞİ IŞINLAR

ESİR

IŞINLAMA GERÇEKLEŞECEK Mİ?

MADDENİN IŞIN HÂLİ

MADDENİN IŞIN HÂLİNİN DELİLLERİ

2. KİMYANIN TEMEL KANUNLARI

ATOMDAKİ TEMEL KANUNLAR

NEREYE GİDİLİRSE GİDİLSİN KANUNUN DEĞİŞMEDİĞİ GÖRÜLMEKTEDİR

GÜNEŞ SİSTEMİ İLE ATOM ARASINDAKİ BENZERLİKLER

ELEKTRON BULUTU

HEİSENBERG BELİRSİZLİK İLKESİ

ATOMDA VE YILDIZLARDA AYNI KANUN GEÇERLİDİR

KİMYA KANUNLARINDAN SAPIŞIN (İSTİSNA KANUNLARIN ORTAYA ÇIKIŞININ) SEBEPLERİ

SUDAKİ FARKLI KANUNLAR

3. KİMYASAL BAĞ KAVRAMININ GELİŞİMİ

MİKRO ÂLEMDEKİ TANECİKLER

POLARLIK

MADDENİN TANECİKLİ YAPISI VE KİMYASAL BAĞLAR

MİKRO ÂLEMDE KİMYASAL BAĞ DIŞINDAKİ ÇEKİMLER

NORMO ÂLEM VE MAKRO ÂLEMDE GÖRÜLEN ÇEKİMLER

EVRENİN SİNESİNDEKİ CİDDİ VE HAKİKİ AŞKIN BİR ÇEŞİDİ OLAN KİMYASAL BAĞLAR (KİMYASAL BAĞLARIN FARKLI BİR BAKIŞ AÇISIYLA OKUNMASI)

CANLILARDAKİ MUHABBET MADDENİN TANECİKLERİNDEKİ KİMYASAL BAĞDIR

More info:

Categories:Types, School Work
Published by: Kimya Bilimi on Jan 11, 2009
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOCX, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

09/03/2014

pdf

text

original

1

KĠMYANIN GELĠġĠMĠ


ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

• 1. ĠNSAN MADDE ĠLĠġKĠLERĠNĠN TARĠHÇESĠ
• 2. KĠMYANIN TEMEL KANUNLARI
• 3. KĠMYASAL BAĞ KAVRAMININ GELĠġĠMĠ


KĠMYANIN TANIMI

Kimya; maddenin iç yapısını, birbiriyle uyumunu, iliĢkisini,
intizamını, ahengini, bizimle iliĢkilerini, içerdikleri fayda, önem ve
gereklilikleri inceleyen; düzenliliklerdeki perdeyi kaldırarak kanun
olarak ifade eden ve buradan elde ettiği bilgileri insanlığın
faydasına sunan, zamanla değiĢme ihtimali olmayan gerçek
teoriler üreten, elde ettiği kimya bilgi ve kazanımlarıyla insanlığı
doğruya, varlığın hakikatini keĢfetmeye götüren ve insana kendi
özünü tanıttıran bir ilim dalıdır.

1. ĠNSAN MADDE
ĠLĠġKĠLERĠNĠN TARĠHÇESĠ

SĠMYA

2

• Günümüzdeki modern kimya biliminin temelleri atılmadan
binlerce yıl önceden baĢlayıp 17. yüzyıla kadar etkileri devam
eden, maddeleri birbiriyle karıĢtırıp değiĢtirmeye çalıĢan simyacı
adı verilen insanların yaptıkları çalıĢmalara verilen genel ada
simya denir.
• Simya ile en az 2500 yıl uğraĢıldığı bilinmektedir.
• Simya ile ilk olarak Mezopotamya, Eski Mısır, Ġran, Hindistan ve
Çin'de uğraĢılmıĢtır.
• Klasik Yunan döneminde Yunanistan'da, Roma
Ġmparatorluğu'nun hüküm sürdüğü coğrafyada, önemli Ġslam
baĢkentlerinde ve daha sonra 19. yüzyıla kadar Avrupa'da
simyaya ilgi duyulmuĢtur.
• Günümüzde kullanılan bazı deney ve araç gereçlerinin ilk
hâllerini simyacılar keĢfetmiĢ ve kullanmıĢlardır.
• Simya bir bilim dalı değildir. Simyacıların çalıĢmaları teorik bir
temele dayanmaz, deneme-yanılma yolu ile çalıĢırlar.
ÇalıĢmalarında sistematik bilgi ve bilgi birikimi oluĢmamıĢtır.
• Simyacılar farklı amaçlar için çalıĢırken istemeden bazı Ģeyleri
keĢfetmiĢlerdir.
• Kostik, soda, kükürt, cıva, sönmüĢ kireç, nitrik asit gibi birçok
madde ilk defa yüzyıllar önce simyacılar tarafından da
kullanılmıĢtır.
• Simya içerisinde tıp, felsefe, astroloji, kimya, din gibi birçok
konuda motifler içerdiği için simyacılar; ölümsüzlük iksirini
keĢfetmek, sonsuz zenginliğe ulaĢmak,
gibi konularla ilgili çalıĢmalar da yapmıĢlardır. Bu nedenle, bir
simyacı tarih boyunca bazı zamanlar doktor, kahin, filozof hatta
büyücü olarak kabul edilmiĢtir.
• Simyacıların arasında Türk ve Ġslam dünyasından çok önemli
isimler yer almaktadır.
• Simyanın günümüz kimya biliminin ilk temellerini oluĢturduğu
söylenebilir.
• Eski Mısır‟daki boya ve cam yapımı gibi üretimler ile eski Yunan
felsefesi, Ġskenderiye'de bir araya gelerek kaynaĢmıĢ ve milattan
önce 400‟lü yıllarda uygulamalı kimya bilgisi geliĢmeye
3

baĢlamıĢtır.
• Zaman içerisinde simya, bilimsel araĢtırmalara yönelerek
kimyayı oluĢturmuĢtur.
• Yapılan araĢtırmalar sonucunda simyacıların yaptıkları
çalıĢmalarda günümüzdeki kimya, tıp, felsefe, din vb. birçok
konu ile ilgili motifler olduğu anlaĢılmıĢtır. Simya, modern bilimin
temelini atan disiplinlerden biridir.
• Simya, günümüzdeki anlamıyla bilimsel metotlar kullanılmadan
yapılan iĢlemler olduğu için bir bilim dalı kabul edilmemektedir.
Dolayısıyla da simyacılara bilim adamı denilmemektedir.
• Günümüz kimya endüstrisinde kullanılan birçok madde ve iĢlem,
eski dönem simyacılarının keĢfidir.

MEġHUR TÜRK VE ĠSLAM KĠMYA
BĠLGĠNLERĠNĠN HAYATLARI VE KĠMYA
ĠLMĠNE KATKILARI

CABĠR BĠN HAYYAN (721–805)

Horasan‟da doğdu. Kufe‟de vefat etti.
Kimya ilminin babasıdır. Türk bilim adamıdır. Büyük dâhidir.
Dönemin en büyük ilim merkezlerinden Harran Üniversitesi‟nin
rektörüdür. Adı Latince‟ye Geber diye geçmiĢtir.
Cabir bin Hayyan‟ın baĢta kimya olmak üzere tıp, eczacılık, fizik,
astronomi, matematik, felsefe ve eğitim alanlarında çok
hizmetleri olmuĢtur.

Bunların içinde Ģüphe yok ki en önemlisi atomla ilgili buluĢudur.
Yunanlı bilginler maddenin en küçük parçasına, bölünemeyen
en küçük parçacık anlamına gelen atom demiĢlerdi. Ġslam
bilginleri, bu kelimeyi o zamanın bilim dili olan Arapçaya
çevirirken cüz–ü layetecezza dediler. Cüz–ü layetecezzanın
diğer adı cüz–ü ferttir. Hem atom hem de molekül yerine
4

kullanılabilir. Cabir bin Hayyan ise Yunanlıların atomun
parçalanamayacağı yolundaki teorilerine karĢı çıktı.
Bu konuda gerçek mahiyeti asırlar sonra anlaĢılabilecek farklı
görüĢü ortaya koydu.

Günümüz dünyasında, atomla ilgili ilk çalıĢmaların Ġngiliz
kimyager John Dalton (1766–1844) tarafından yapıldığı,
uranyumun çekirdeğinin parçalanabileceği fikrinin de 1944
Nobel Kimya Ödülü sahibi Alman kimyacı Otto Hahn (1879–
1968) tarafından ortaya atıldığı fikri yaygındır.
Hâlbuki onlardan 1000 yıl önce yaĢamıĢ olan Müslüman kimyacı
Cabir Bin Hayyan‟ın aĢağıdaki sözleri asrımızın ilim adamlarını
dahi hayrete düĢürecek mahiyettedir: “Maddenin en küçük
parçası olan cüz–ü layetecezzada yoğun bir enerji vardır. Yunan
bilginlerinin iddia ettiği gibi bunun parçalanamayacağı
söylenemez. O da parçalanabilir. Parçalanınca da öylesine bir
enerji meydana gelir ki Bağdat‟ın altını üstüne getirebilir. Bu,
Allah‟ın bir kudret niĢanıdır.”

Cabir bin Hayyan da simyacılar gibi kalay, kurĢun, demir ve
bakırdan altın elde edilebileceğini düĢünüyordu. Ancak bunun
yolunun atomların kontrol altında parçalanıp değerlerinin
değiĢtirilmesiyle olacağını belirtmekteydi.

Günümüzde nükleer laboratuvarlarda kontrollü çekirdek
reaksiyonlarıyla yeni yapay elementler veya mevcut
elementlerin yapay izotopu elde edilmektedir. Ġleride altın da
elde edilebilir. Simyacılar, fiziksel veya kimyasal yolla
elementleri altına çevirmek istedikleri için boĢuna uğraĢıyorlardı.
Yine kontrolsüz çekirdek reaksiyonlarının atom bombası olduğu
da bilinmektedir. Cabir bin Hayyan, çok eski yıllarda bütün
bunlardan söz etmiĢti.

Cabir bin Hayyan, Lavoisier‟den önce Lavoisier kanununu
5

(kütlenin korunumu kanunu) ifade etmiĢtir; Newton‟dan önce
Newton kanununu (yer çekimi kanunu) açıklamıĢtır; Gay
Lussac‟dan önce Gay Lussac kanunundan (gazlarda basınç–
sıcaklık iliĢkisi) söz etmiĢtir.
GüneĢ enerjisinden faydalanma çığırını açmıĢtır.
Kimya ilminin hem teorik hem de pratik alanda büyük geliĢimine
sebep olmuĢtur. Cabir bin Hayyan‟ın en bariz vasfı
deneyciliğidir.

Modern kimya laboratuvarını ilk kuran kiĢidir.
Cabir bin Hayyan‟ın kimyadaki diğer hizmetlerini Ģöyle
sıralayabiliriz:
• HCl formülüyle gösterilen hidroklorik asidi (tuz ruhu) elde
etmiĢtir.
• HNO
3
formülüyle gösterilen nitrik asidi (kezzap) elde etmiĢtir.
• 3 hacim deriĢik HCl ile 1 hacim deriĢik HNO
3
karıĢımından
oluĢan, günümüzde de bütün dünyada kullanılan kral suyunu
keĢfetmiĢtir.
• Altın, yalnız kral suyuyla kimyasal reaksiyona girer; baĢka hiçbir
elementle reaksiyona girmez. Kral suyu, hem altının saf olup
olmadığının anlaĢılmasında hem de altın alaĢımlarındaki altının
yüzde bileĢim miktarının bulunmasında kullanılır. Altının
saflığının belirlenmesi ve sahteciliğin önlenmesinde bugün de
kullanılan en yaygın yoldur.
• Üretilen asitler sayesinde, hem Cabir bin Hayyan hem de
günümüze kadar bütün kimyacılar bazı metal bileĢiklerini elde
edebildiler.
• Cabir bin Hayyan‟ın elde ettiği bazı bileĢikler Ģunlardır: ġap
(KAlSO
4
), niĢadır (NH
4
Cl), gümüĢ nitrat (AgNO
3
) vb.
• Cabir bin Hayyan kristalizasyon, süzme, eritme, buharlaĢtırma,
süblimleĢtirme, damıtma, çözme vb. metotları geliĢtirdi veya
kimya ilmine kazandırdı.
• George Sarton (Corc Sörtın), “Fen Bilimleri Tarihine GiriĢ” adlı
önemli çalıĢmasında 750 ile 800 yılları arasındaki dönemin en
6

önemli ilim adamı olarak Cabir bin Hayyan‟ın adını vermiĢtir.
• Bir kısım tabirler vardır ki Cabir bin Hayyan ve diğer kimyacılar
sayesinde Batı dillerine geçmiĢtir. Bunlardan bir kısmı Ģunlardır:
• Alcohol (Arapça aslı el kuhl)
• Alkali (Arapça aslı el kali)
• Kimya (Arapça aslı kimie)
• Alembic (Arapça aslı el imbik)
Görülüyor ki Cabir, günümüzün modern ilminin dayanmıĢ olduğu
gözlem ve deney metotlarını, asırlarca önce kullanmıĢtır.

Ünlü Fransız bilim tarihçisi Marcellin Berthelot (1827–1907)
Cabir bin Hayyan hakkındaki düĢüncelerini Ģöyle açıklamıĢtır:
"Aristo'nun mantık ilmindeki yeri neyse, Cabir bin Hayyan'ın
kimya ilmindeki yeri de odur. Aristo, mantığın kurucusu ve
üstadı olarak kabul edildiği gibi Cabir bin Hayyan da kimyanın
kurucusu ve üstadıdır."

Alman oryantalist ve fen bilimleri tarihçisi Julius Ruska da
(1867–1949), kimyanın temellerinin Yunanca tercümelerle
atılmadığını, Arapça eserlerin tercümeleriyle atıldığını
belirtmektedir.

Ortaçağ felsefecilerinin önemli isimlerinden olan ve felsefenin
görevini; “insanı Tanrı bilgisine götürme ve insanı onun
hizmetine koĢturma” olarak dile getiren Roger Bacon (1214–
1294), Cabir bin Hayyan'ı “ustaların ustası” olarak anmaktadır.


RAZĠ (864–925)‟NĠN KĠMYA ĠLMĠNE
HĠZMETLERĠ

Razi‟nin önemi büyüktür.
Asırlar boyunca Avrupa‟ya ders veren Arap kimyager ve
doktordur.
7

Tahran‟a yakın Rey‟de doğdu, Bağdat‟ta vefat etti.
Asıl adı Ebubekir Muhammed bin Zekeriya‟dır. Doğum yerinden
dolayı Razi adını almıĢtır.
Ġskit Türklerindendir.

H
2
SO
4
, etil alkol, antiseptik vb. kimyasal maddeleri keĢfetmiĢtir.
Devrinin en büyük bilginidir.
Doğum günü olan 27 Ağustos Ġran‟da her sene Tıp Bayramı
olarak kutlanır.
230 kitabı vardır. Bu kitaplardan 12 adedi kimya eseridir. Kitab–
ül Esrar (Sırların Kitabı) adındaki en meĢhur kimya kitabı, 14.
asra kadar kimya ilminin baĢ eseri olarak Batı‟da okutulmuĢtur.
Kimyayı tıbbın hizmetine sunmuĢtur.

Bütün eĢyayı fiziksel ya da kimyasal yolla altına çevirme
iddiasında olan simyacıların saçma düĢünceleriyle mücadele
etmiĢtir.
En büyük hizmeti tıp sahasında olmuĢtur.
Böbrek mesanedeki taĢları ilaçla parçalıyor veya cerrahi
müdahale ile çıkarıyordu; bundan dolayı operatörlüğün
ilerlemesine katkısı büyüktür.
Hayvan bağırsağından ameliyat ipliği (katgüt) yapılarak
cerrahide kullanılması, onunla tıp tarihine girmiĢtir.

Bitkiden ilaç yapmayı ilk geliĢtirendir. Bir ilaç terkibi yaparken
onu önce hayvanlar üzerinde denerdi. Bitkilerden ilaç yapma
konusunda Ġbni Sina, Razi‟den çok daha ileridedir.
George Sarton, An Introduction to the History of Sciences (Fen
Bilimleri Tarihine GiriĢ) adlı kitabında 750 ile 1100 yılları
arasında geçen 350 senelik ilim tarihinin her birini 50 yıllık 7
döneme ayırmıĢ ve her bir döneme o dönemdeki en önemli ilim
adamının ismini vermiĢtir. 850 ile 900 yılları arasını da Razi‟nin
adıyla anmıĢtır.

8

Petrolün ilk defa damıtılması ve günümüzdeki adı olan nafta
ismiyle kullanılmaya baĢlanması Razi‟nin buluĢudur.


ĠBNĠ SĠNA (980–1037)‟NIN KĠMYA ĠLMĠNE
HĠZMETLERĠ

Ġslam hükemasının Eflatun‟udur. Filozofların üstadıdır.
Eserleri Avrupa üniversitelerinde 600 sene temel kitap olarak
okutulmuĢtur.
Doktorların sultanı unvanıyla anılmıĢtır. En büyük hizmeti tıp
sahasındadır. Çağların en büyük tıp araĢtırmacısıdır. Tıp
noktasında “Tıp ilmini iki satırda topluyorum. Sözün güzelliği
kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört, beĢ saat
kadar yeme. ġifa hazımdadır. Kolayca hazmedeceğin miktarı
ye. Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hâl, taam taam üzerine
yemektir.” demiĢtir. Yemek konusunda vücuda en zararlı olan,
dört, beĢ saat ara vermeden yemek yemek veyahut lezzet için
çeĢitli yemekleri birbiri üstüne mideye doldurmaktır.
Kimya ilmini tıbbın hizmetine sokmada, Razi‟yi örnek almıĢtır; bu
konuda dünyada Razi‟den sonra ikincidir diyebiliriz.
Zamanının en büyük dâhisidir.
Tıp ve kimya ilminden baĢka felsefe, jeoloji, coğrafya, fizik,
matematik, botanik, zooloji, müzik dallarında da çok araĢtırma
ve keĢifleri vardır.
Isı ve gaz basıncı konularında keĢifleri olmuĢtur. Toriçelli‟den
önce açık hava basıncını ölçmüĢtür.
Suların temizlenmesiyle ilgili çalıĢmalar yapmıĢtır. Ġçme
suyunun, sağlık üzerindeki etkisini araĢtırarak suyun kalitesinin
önemini belirtmiĢtir.
Farklı branĢlardaki 29 meselede Avrupalı bilim adamlarına
öncülük yapmıĢtır.
Tıp alanında onlarca hastalığı ilk teĢhis ve tedavi etmiĢtir.
Örneğin; Ģeker hastalığında, idrarda Ģeker bulgusunun varlığını
9

ilk keĢfeden odur. BulaĢıcı hastalıklara küçük
mikroorganizmaların sebep olduğunu tespit etmiĢtir.
Ameliyatlardan önce hastaya anestezik ilaç yapmak da onun
buluĢudur. Etil alkolü tıpta steril amaçlı olarak ilk kullanandır.
Damar içine yapılan Ģırınga da Ġbni Sina‟nın icadıdır.
Koruyucu hekimlik ve tedavide Ġbni Sina‟nın belirttiği 780 ilacın
istisnasız hepsi günümüzde kullanılmaktadır.
Batılılar ona Avicenna derler.

EBU‟L HEYSEM (965–1051)

• Atmosfer basıncıyla ilgili öncü çalıĢmalar yapmıĢtır.

EBU'L VEFA (940–988)

• Matematik ve astronomi âlimidir.
• Yoğunluk ölçmeye yarayan piknometre (pikometre) aletini ilme
kazandırmıĢtır.

TÜRK VE ĠSLAM BĠLGĠNLERĠ, KĠMYA ĠLMĠNĠN
GELĠġMESĠNE ZEMĠN HAZIRLAMIġLAR VE
BU KATKIYI BATILI BĠLĠM ADAMLARI
ONAYLAMIġLARDIR.

MEġHUR TÜRK–ĠSLAM KĠMYACILARININ
ÖZDEYĠġLERĠ

Maddenin en küçük parçası olan cüz–ü
layetecezzada yoğun bir enerji vardır. Yunan
bilginlerinin iddia ettiği gibi bunun
10

parçalanamayacağı söylenemez. O da
parçalanabilir. Parçalanınca da öylesine bir enerji
meydana gelir ki Bağdat‟ın altını üstüne getirebilir.
Bu, Allah‟ın bir kudret niĢanıdır.
Cabir bin HAYYAN*
(721–805)

* Kimya ilminin babası, Türk bilim adamı, büyük dâhi,
Harran Üniversitesi rektörü.

Ben gerçek düĢünür diye kimya ilmini bilene derim.
Razi*

* Arap kimyager, Tahran‟a yakın Rey‟de 864‟te
doğdu, 925‟te Bağdat‟ta vefat etti, asıl adı Ebubekir
Muhammed bin Zekeriya‟dır, doğum yerinden
dolayı Razi denmiĢtir. H
2
SO
4
, etil alkol, antiseptik
vb. kimyasal maddelerin mucididir. Doğum günü
olan 27 Ağustos Ġran‟da her sene Tıp Bayramı
olarak kutlanır. 230 kitabı vardır.


Maddenin içi, dolu gözüktüğü hâlde aslında boĢtur.
Ġmam Rabbani*
(1563–1624)

* Ġkinci bin yılının müceddididir. Türkistanlı
mutasavvıftır. Evren ve nesnelerin oluĢumuyla ilgili
11

düĢünceleri günümüze ıĢık tutmaktadır.


Madde, sonsuz denecek ölçüde parçalanabilir.
Nazzam*
(792–845)

* Ġslam âlimi, Basra‟da doğdu, Basra‟da yaĢadı,
hayatının son devresini Bağdat‟ta geçirdi.

MEġHUR TÜRK–ĠSLAM KĠMYACILARINI
TASDĠK EDEN BATILILARDAN BAZILARININ
SÖZLERĠ

Kimya Müslümanlar tarafından kurulmuĢtur.
Müslümanlar binlerce keĢif ve metotlarıyla kimya
ilminin kuruluĢuna yardım etmiĢlerdir.
William James Durant*
(Vilyım Ceymıs Dürant)
(1885–1981)
*Amerikalı filozof, tarihçi, yazar.


Orta çağda Ġbni Sina tıp yazarlarının en büyüğü, Razi
en büyük Doktor, Beyruni en büyük astronom, Ġbni
Heysem en büyük optik âlimi, Cabir bin Hayyan en
büyük kimyagerdi.
12

William James Durant


Kimya Ġbni Sina‟nın buluĢlarıyla bugünkü seviyesine
ulaĢabilmiĢtir.
Berthold Schwartz*
(1318–1384)
*Barutu bulan Alman kimyager.

Kimyanın babası Cabir bin Hayyan‟dır.
Britannica Ansiklopedisi


Razi modern kimyanın kurucusudur.
Eric John Holmyard*
(Erik Caan Homyard)
(1891–1959)
*Ġngiliz bilim adamı, kimya tarihçisi.


Cabir‟den sonra yaĢayan Razi kimya ilminin büyük
kurucularındandır.
Eilhard Wiedemann*
(1852–1928)
*Alman fizikçi.


Ġslam kimyacılarının kendilerinden sonra gelenlere
13

bıraktıkları miras saymakla bitmez.
ROGER GARAUDY*
(1913–2012)
* Fransız filozof ve yazar, 1982‟de Müslüman oldu,
Müslüman olmadan önce Marksizmin önemli
savunucularındandı.



Gerçek kimyager Razi‟dir.
Dr. Sigrid Hunke*
(1913–1999)
* Alman felsefeci, Avrupa Üzerine Doğan Ġslam
GüneĢi kitabının yazarı.


Müslümanlardan önce kimyanın mevcut olmadığını
söylersek mübalağa etmiĢ olmayız.
Haydar Bammat*
(1890–1965)
* Dağıstan‟da doğdu, Paris‟te yaĢadı, devlet adamı,
diplomat, yazar.


ġimdiki kimyayı deney malzemeleriyle ilk defa
kuranlar Müslümanlar olmuĢtur.
Corci Zeydan*
(1861–1914)
14

*Hıristiyan Arap tarihçi, Beyrut doğumlu.


Müslümanların ayrı bir mesai gösterip geliĢtirdikleri
Ġslam‟da ilk ele alınan disiplinlerden biri kimyadır.
Dr. Philip K. Hitti*
(1886–1978)
*Arap tarihçisi.

Kimyaya deneyciliği kazandıran Müslümanlardır.
Cabir bin Hayyan kimya ilmine buharlaĢtırma,
süzme, saflaĢtırma, eritme, damıtma, kristalizasyon
metotlarını keĢfederek uygulamaya soktu.
Max Meyerhof*
(1884–1951)
*Alman bilim adamı.


BATI‟DA BĠLĠMSEL GELĠġMEYE ZEMĠN
HAZIRLAYAN BAġLICA DÖRT FAKTÖR

BATI‟DA BĠLĠMSEL GELĠġMEYE ZEMĠN HAZIRLAYAN BAġLICA
DÖRT FAKTÖR VARDIR:

1. HAZRETĠ ĠSA‟NIN GETĠRDĠĞĠ MESAJ

2. RÖNESANS‟TAN (XVI. YÜZYIL ĠLE XVII. YÜZYIL) SONRA
BĠZĠM ĠLĠM TARĠHĠMĠZDEKĠ BÜYÜK ĠLĠM ADAMLARIMIZI
ÖRNEK ALMALARI

15

3. FRANSIZ ĠHTĠLALĠNDEN (1789) SONRA LAĠKLĠĞĠN
DOĞUġUNUN BĠLĠME KATKISI

4. BATI DÜNYASINDA BĠLĠMSEL ÇALIġMALARDA KULLANILAN
TETKĠK, TAHKĠK VE ARAġTIRMA METOTLARININ
DOĞRULUĞU ĠLE BATI ĠNSANINDAKĠ ĠLĠM VE HAKĠKAT AġKI

HAZRETĠ ĠSA‟NIN GETĠRDĠĞĠ MESAJ

• Hazreti Ġsa‟nın getirdiği mesaj, Batı medeniyetinin en güçlü, en
sağlam ve en önemli temelini oluĢturur. Batı medeniyeti böylece
varlık sahnesine çıkmıĢtır; çünkü Batı medeniyetinin esası; Grek
felsefesi (matematiksel düĢünce), Roma hukuku ve gerçek
Hıristiyan dinine dayanmaktadır.

RÖNESANS‟TAN (XVI. YÜZYIL ĠLE XVII.
YÜZYIL) SONRA BĠZĠM ĠLĠM TARĠHĠMĠZDEKĠ
BÜYÜK ĠLĠM ADAMLARIMIZI ÖRNEK
ALMALARI

• Batı‟daki bilimsel geliĢmeye Rönesans‟la beraber zemin
hazırlayan, aslında bizim ilim tarihimizdir.

RÖNESANS‟TAN VE FRANSIZ ĠHTĠLALĠ‟NDEN
SONRA BATI‟NIN BĠLĠMDE ĠLERLEMESĠ

• Rönesans; baĢta bilim olmak üzere çeĢitli dallarda Batı‟nın
ilerlemesidir.
• Rönesans, XVI. ve XVII. yüzyıllarda yaĢanmıĢtır.
• Fransız Ġhtilali 1789 yılında olmuĢtur.
• Batı‟nın Rönesans‟tan ve Fransız Ġhtilali‟nden önceki problemi
dinle değil; bozulmuĢ din adamlarıyla ve dinin emirlerini kendi
kiĢisel çıkarları için kullanan o günkü kilise teĢkilatıylaydı. Eski
16

sisteme teokratik düzen deniyordu. Ġhtilalden sonraki sisteme
laik düzen denildi. Laiklikten önce ruhban sınıf ne söylerse
doğruydu, asla sorgulanamazlardı. Ruhban sınıfın baskısına
karĢı laiklik doğmuĢtu. Hıristiyanlık tahrif olduğundan
(bozulduğundan) ve tam hayatın içinde olmadığından kilise
teĢkilatı ilme karĢıydı. Gerçek Hıristiyanlığın dinle çatıĢması
düĢünülemezdi. Kilisenin yanlıĢlığı, bilim adamlarında tepki
oluĢturdu. Bilim adamlarının çoğunluğu Descartes (1596–1650)
(Dekart)‟ın “Metafizik, bilim olmaz; bilgi ancak ölçülebilirdir.”
sözünü esas alıp bilimin konusunu maddeyle sınırlandırmak
istediler. Din ile bilim arasında Batı‟da uzun süren çatıĢmalar
yaĢandı. Sonunda bilim adamları yanlıĢ olarak, din ile bilim
arasında ayrılık var sandılar. Sonuçta da, din ile bilim ayrıĢması
gerçekleĢti. Din ve bilim, iki ayrı alan olarak ele alındı. Din ve
bilimin iki ayrı alan olarak ele alınması, Batı‟daki çaresizlikten
baĢvurulan bir Ģeydi.
• Günümüzde, üniversitelerimizde benimsenen de budur.
• Dekartçı düĢünceye, Kartezyen düĢünce baĢka bir ifade ile
Kartezyenizm de denir. Kartezyen felsefe, din ile ilim ayrılmasını
netice vermiĢtir. O dönemde Kartezyenizm, pansuman tedavi
olarak ortaya atılmıĢtır. Ġlerici ve gerici deyimleri de ilk olarak
Batı‟da kullanılmıĢtır. Kilisedekilere ve kilise taraftarlarına gerici,
kiliseye karĢı gelenlere ise ilerici denilmiĢtir.
• Batı‟da; hem laikliğin doğuĢundan sonra hem de Rönesans‟tan
sonra Galileo, Newton, Einstein, Pascal gibi dindar ve dinin
ilimden kopuk hâline üzülen insaflı Batı bilim adamları da
çıkmıĢtır. Bunların içinde en meĢhuru Pascal‟dır. Pascal (1623–
1662), Hıristiyanlık ile bilimin beraber olabileceğine
inananlardandı; ancak baĢarılı olamadı; birleĢmeyi sağlayamadı.
Pascal gibi diğerleri de her ne kadar din ile ilmi birleĢtirmek için
gayret göstermiĢ olsalar da belirtilen sebeplerden dolayı bu
hususta bir ilerleme kaydedememiĢlerdir.
• Böyle bir ayrılık Müslümanlar olarak bizim inanç sistemimizde
de, ilme bakıĢımızda da, tarihimizde de yoktur. Bilim zihnin, din
ise kalbin ıĢığı olarak görülmüĢtür. Din ile bilim, bizim
17

tarihimizde hiçbir zaman çatıĢır görülmemiĢtir, birbiriyle iç içe
yer almıĢtır.
• Bu konuda Müslümanlar, çok Ģanslı sayılır; çünkü Ģimdiye kadar
ilim adına keĢfedilen çok Ģey vardır ve bundan sonra da pek çok
Ģey olacaktır. Ġbni Sina, Cabir bin Hayyan, Razi hem büyük birer
kimyacı hem de çok iyi bir dindardılar. Diğer branĢlarda da
durum aynıydı ve daha bunlar gibi on binlercesi vardı.
• Ġslam dininin ilme karĢı olmadığı açıktır. Nutuk‟u dikkatle
okuyanlar Atatürk‟ün dinine sahip çıktığını apaçık görürler.
Söylev ve Demeçler 2. cilt 94. sayfada Atatürk Ģöyle demektedir:
“Bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile
hangi Ģeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir
edebilirsiniz. Hangi Ģey ki akla, mantığa, amme menfaatine
uygundur; biliniz ki o, bizzat dinimize uygundur. Ġslamiyet son ve
kâmil dindir. Akla, mantığa ve hakikate uymaktadır.” Atatürk bu
sözleriyle, dinimizin Hıristiyanlıkla mukayese olunamayacağını
belirtmiĢtir.
• “Bütün bilimsel buluĢları dinimiz daha önceden söylemiĢtir.”
demek aĢağılık kompleksini hatıra getiren bir cümle olabilir. Bu
nedenle böyle bir yaklaĢımda bulunmamalıdır. Fakat ilim adına
ortaya konan hususların hiçbirinin dinimizle çeliĢmeyeceğini
bilmek gerekir. Günümüzdeki bilimsel geliĢmeler incelendiğinde
her bir gerçeğin dinimizle örtüĢtüğünü ve uyum içinde
bulunduğunu görmek mümkündür.
• Ġslam dinini Hıristiyan dinine kıyas edip Avrupa gibi dine lakayt
olmak, çok büyük bir hatadır. Ayrıca; Avrupa, dinine sahiptir.
Ġslamiyet‟i Hıristiyan dinine kıyas etmek, yanlıĢ kıyastır; çünkü
Avrupa, dinine mutaassıp olduğu zaman medeni değildi,
taassubu terk etti, medenileĢti.
• BaĢta Wilson, David Lloyd George (Deyvid Loyd Corc),
Venizelos gibi Avrupa büyükleri dindardılar. Bu büyüklerin bir
papaz gibi dinlerine mutaassıp olmaları, Avrupa‟nın dinine sahip
olduğunun göstergesidir.
• Ne vakit Müslümanlar dine ciddi sahip olmuĢlarsa, ilimde o
zamana göre çok yüksek ilerleme kaydetmiĢlerdir. Ne vakit dine
18

karĢı lakayt vaziyeti almıĢlar, fen ve teknolojide periĢan vaziyete
düĢerek tedenni etmiĢlerdir. BaĢka dinin aksine, dinimize bağlı
olma derecesinde milletimiz ilerlemiĢ; ihmali nispetinde de geri
kalmıĢtır. Bu, tarihsel bir gerçektir.

BATI DÜNYASINDA BĠLĠMSEL
ÇALIġMALARDA KULLANILAN TETKĠK,
TAHKĠK VE ARAġTIRMA METOTLARININ
DOĞRULUĞU ĠLE BATI ĠNSANINDAKĠ ĠLĠM VE
HAKĠKAT AġKI

• Bilimsel çalıĢmalarında Batılıların büyük bir çoğunluğu, pozitivist
ve natüralist sonuçlara ulaĢma niyetiyle çalıĢmalarını
sürdürmüĢlerdir. Bu niyet, dini ilimden ayıran bir niyettir.
Batılıların pozitivist ve natüralist amaçları olumsuz bir amaç olsa
bile bu olumsuz amaca ulaĢma yönünde kullanıldıkları vesileleri,
hak vesilelerdir. Aslında bu vesileler, Müslümanlarda olması
gereken vasıflardır. Müslümanlarda olması gereken davranıĢlar
Batılılara geçmiĢ, Müslüman ise dinine ters olumsuz vesilelere
sarılmıĢtır.
• Batılılarda olan onların ilimde ilerlemelerini sağlayan hak
vesileler arasında Ģunları sayabiliriz: Mesainin tanzimi, iĢ
bölümü, çalıĢkanlık, az uyuma, yardımlaĢma, bilimsel
çalıĢmalarda kullanılan tetkik metotlarının doğruluğu, tahkik
metotlarının doğruluğu, araĢtırma metotlarının doğruluğu vb.
vasıflar.
• “Ġnsan için, çalıĢmasından baĢka bir Ģey yoktur.” hakikatine
Batılılar davranıĢları ile uydukları için Allah onları bilimde
baĢarılı kılmıĢtır.
• Pozitivist ve natüralistlerin hakkı temsil edenlere galip
gelmelerinin nedeni, kullandıkları vesilelerin hak olmasıdır.
Bundan dolayı kazanan, pozitivist ve natüralistler değil; yine de
haktır.
19


BATILI
BĠLĠM ADAMLARINDAN BAZILARININ HAYATI
VE
MEġHUR OLMUġ ÖZDEYĠġLERĠ


Bana bir dayanma noktası gösteriniz. Dünyayı
yerinden oynatayım.
ArĢimet*
* Yunan matematikçi, fizikçi, astronom, filozof ve
mühendistir. Milattan önce 287 yılında doğmuĢtur.
Milattan önce 212 yılında ölmüĢtür. Hamamda
yıkanırken suyun kaldırma kuvvetini bulmuĢtur.
Bilime en büyük katkısı bu keĢfidir.

Ġnsan, hangi fen dalı ile fazla meĢgul olursa onda
fani olur.
Prof. Dr. Sir James Jeans*
(Sör Ceyms Jiyns)
(1877–1946)

*Sir James Jeans ikinci Einstein olarak bilinir. Esrarlı
Kâinat ve Etrafımızdaki Kainat isimli eserleri Milli
Eğitim Bakanlığı tarafından tercüme ettirilip
yayınlanmıĢtır.


20

Modern ilimlere göre ısının değiĢmesi olayı son
noktasına ulaĢmıĢ değildir. ġayet böyle bir Ģey olmuĢ
olsaydı bugün biz yeryüzünde bulunup bu konu
üzerinde düĢünemezdik. Bu olay zamanla atbaĢı
yürümektedir. Bu sebeple evrenin bir baĢlangıcı
vardır.
Prof. Dr. Sir James Jeans*
(Sör Ceyms Jiyns)
(1877–1946)
* Ġngiliz fizikçi ve gök bilimci, en çok termodinamik ve
ısı konuları ile ilgilendi. “Etrafımızdaki Kâinat”
kitabı, termodinamik ve ısı konularıyla özellikle
ilgilidir.

Sözün kısası evrenin ezeli olması imkânsızdır.
Prof. Dr. Sir James Jeans

Gördüğümüz alev alev yanan güneĢ, pırıl pırıl
parıldayan yıldızlar ve çeĢitli hayat sahipleriyle dolup
taĢan dünyamız bütünüyle evrenin belirli bir
noktadan baĢladığını, muayyen bir zamanda var
olduğunu açıkça göstermektedir.
Prof. Dr. Frank Allen*
(Firenk Ellın)
(1908–2001)
* Kanadalı fizikçi, Ġskoçya‟da yaĢadı.


21

Evren sonradan meydana gelmiĢ bulunmaktadır.
Eğer maddenin baĢlangıcı olmasaydı (madde ezeli
olsaydı) termodinamik kıyametin çoktan kopmuĢ
olması lazımdı.
Prof. Dr. Frank Allen


BLAISE PASCAL (1623–1662)‟IN HAYATI

• MeĢhur Fransız matematikçisi, fizikçisi ve kimyacısıdır. Aynı
zamanda filozof ve yazardır.
• Maddenin boĢluklu yapısı üzerinde çalıĢmalar yaptı. 1647
yılında bu çalıĢmalarını “BoĢlukla Ġlgili Yeni Deneyler” ve “BoĢluk
Ġncelemesine GiriĢ” adlı kitaplarında yayınladı.
• Ġlk hesap makinesinin mucididir.
• Basınç üzerine çok sayıda çalıĢmaları vardır. Toriçelli (1608–
1647)‟nin varsayımlarını yaptığı deneylerle doğruladı.
• Uluslararası sistemde (SI) basınç ölçüsü birimi, pascaldır. Pa
kısaltmasıyla gösterilir. Pa tanımını Pascal (Paskal) Ģu Ģekilde
yapmıĢtır: 1 m
2
‟lik yüzeye dik doğrultuda etki eden kuvvet 1
Newton ise bu yüzeydeki basınç 1 pascal olur.
• 1652‟de manastıra kapanarak kendini ilme verdi. 1654‟te
yaĢadığı bir vecd hâlinden sonra kesin kararlar aldı. Bundan
sonra Pascal, bütün varlığıyla Tanrı‟ya yöneldi. Hayatındaki bu
kararından sonra yoğun bir Ģekilde bilimsel araĢtırmalarına da
devam etti.
• Descartes (Dekart), bilimin konusunu maddeyle sınırlandırmıĢtı.
• Hıristiyanlık tahrif olduğundan (bozulduğundan) ve tam hayatın
içinde olmadığından kilise teĢkilatı ilme karĢıydı. Kilise
teĢkilatında ilme karĢı olmayan, azınlık bazı kiĢiler de az da olsa
mevcuttu.
• Tahrif olmuĢ din ile bilim arasında Batı‟da uzun süren çatıĢmalar
yaĢandı. Sonunda bilim adamlarının bir kısmı yanlıĢ olarak din
22

ile bilim arasında ayrılık var sandılar. Böylece din–bilim
ayrıĢması gerçekleĢti.
• Aslında kilisenin yanlıĢlığına karĢın bilim adamlarında oluĢan
tepki, dine karĢı olduklarından değildi, zaruretten ileri geliyordu.
Descartes (Dekart) bu tepkiyi gösterenlerin baĢında gelen akılcı
insan olmasına rağmen “Allah vardır.” diyordu.
• Dekartçı düĢünceye, Kartezyen düĢünce baĢka bir ifade ile
Kartezyenizm denir. Kartezyen felsefe, din ile ilim ayrılmasını
netice vermiĢtir.
• O dönemde Kartezyenizm, pansuman tedavi olarak
mecburiyetten dolayı ortaya atılmıĢtı.
• Ġlerici ve gerici deyimleri ilk olarak Batı‟da kullanılmıĢtır.
Kilisedekilere ve kilise taraftarlarına gerici, kiliseye karĢı
gelenlere de ilerici denilmiĢtir.

BLAISE PASCAL‟IN MEġHUR OLMUġ
SÖZLERĠ

• “Between us and heaven or hell there is only life,
which is the frailest thing in the world.”
• “Bu dünya ile öbür dünya arasında çok ince bir
perde vardır, her an oraya da geçebiliriz veya
burada da kalabiliriz.”
Blaise Pascal


• “Faith certainly tells us what the senses do not, but
not the contrary of what they see; it is above, not
against them.”
• “Ġman bize kesinlikle aklımızın zıddını değil; aklın
gereğini hatta daha da üstünü söyler.”
23

Blaise Pascal


• “If you gain, you gain all. If you lose, you lose
nothing. Wager then, without hesitation, that He
exists.”
• “Kazanırsan, her Ģeyi kazanırsın. Kaybedersen,
hiçbir Ģey kaybetmezsin. Tereddüt etmeden, bahse
gir ki O var.”
Blaise Pascal



Galilei Galileo (Geliley Gelileyo) (1564–
1642)‟nun Hayatı

• Ġtalyan astronom, matematikçi ve fizikçidir.
• Dinamik ilminin kurucusudur.
• Sıvılı termometrenin mucididir.
• Ġlk mikroskobun kâĢifidir.
• Dürbünü bulmuĢtur.
• En çok gök cisimleri üzerine çalıĢmıĢtır.
• Çevresine rağmen bilimsel mücadelesinde “Her Ģeye rağmen
dünya dönüyor.” demesiyle meĢhurdur.
• Dünyanın yuvarlak olduğunu keĢfeden bilim adamıdır. 1633‟te
“Dünya yuvarlaktır.” dediğinden engizisyon mahkemesine
çıkarılmıĢtır. Söyleminden vazgeçti gibi gözüktüğünden
giyotinden kurtulmuĢ; fakat bundan sonraki hayatı, ömrünün
sonuna kadar göz hapsinde geçmiĢtir.
• Bunun iki nedeninden birincisi kilisenin ilme karĢı oluĢudur.
Ġkincisi ise Galileo‟nin ilimle dini birleĢtirmek isteyen gerçekten
inançlı biri olmasıdır.
24


Galilei Galileo (Geliley Gelileyo)‟nun MeĢhur
Sözü

• “I do not feel obliged to believe that same God who
endowed us with sense, reason, and intellect had
intended for us to forgo their use.”
• “Allah bize verdiği bu aklı, akıldan istifa etmemiz
(vazgeçmemiz) için vermemiĢtir; Allah aklı bize
idrak edelim, muhakemeli ve mantıklı olalım diye
vermiĢtir.”
Galilei Galileo (Geliley Gelileyo)

ISAAC NEWTON (AYZIĠK NĠÜVTIN) (1642–
1724)‟IN HAYATI

• Ġngiliz fizikçisi, matematikçisi ve astronomudur.
• Newton çekim kanununu (evrensel çekim teorisi) bulmuĢtur.
Newton çekimi veya Newton kanunu olarak da adlandırılan bu
kanun Ģöyle ifade edilir: Gezegenler arasında kütleyle doğru,
aradaki uzaklığın karesiyle ters orantılı olan bir çekim vardır.
• Aynı çekimi atomda da görüyoruz.
• Tarih ve dinle ilgili kitapları da vardır.
• Dinle ilgili eserleri, iki tanedir.
• Simya üzerine çalıĢmaları vardır.
• Yere düĢen bir elma gibi önemsiz bir olay, Newton‟da büyük
ilhamlara kapı aralamıĢtır.

ISAAC NEWTON (AYZĠK NĠÜVTIN)‟IN
MEġHUR SÖZÜ

25

• “Nature and nature's laws lay hid in night;
God said "Let Newton be" and all was light.”
• “Tabiattaki Allah‟ın kanunları karanlıktaydı (insanlar
tarafından bilinmiyordu); Allah Newton'a emretti ve
her Ģey aydınlandı (insanlar kanunlardan haberdar
oldu).”
ISAAC NEWTON (AYZIĠK NĠÜVTIN)


Albert Einstein
(Elbırt Aynsstayn)‟ın Hayatı
(1879–1955)

• 1905 yılında izafiyet (rölativite=görelilik) teorisini ortaya koydu.
• 1921‟de Nobel ödülü aldı.
• Yapay einsteinium elementine Albert Einstein‟ın adına izafeten
bu isim verilmiĢtir.
• Einsteinium elementinin atom numarası 99‟dur ve Es
sembolüyle gösterilir.
• Einstein atomu bir canavara kaptırdığını ancak HiroĢima ve
Nagazaki‟nin yerle bir olmasından sonra anlayabilmiĢtir.
Ağlayarak Japonyalı bilgin dostundan özür dilemiĢtir. Nükleer
enerji, Batılıların elinde akıl ve vicdanın kontrolünden çıktığı için
Japonya‟da dev Ģehirlerin yerle bir olmasına, binlerce insanın
ölmesine sebep olmuĢtur.
• Günümüzde de atom bombası, tehdit ve tedbir unsuru olarak
değiĢik ellerde tutulmaktadır.
• Bu bakımdan insan unsurunun iyi eğitilmesi gerekir. Akıl ve
düĢünce prensipleri üzerine oturtulan fen ve teknik; beraberinde,
insanlığı düĢünme ile kalp ve vicdan duyarlılığını da
getirebilmelidir.
• Maddenin dalga özelliği ile ilgili “süper sicim teorisi” veya
26

uluslararası ismiyle “superstring teorisi” 1915 yılında Einstein
tarafından keĢfedilen bir teoridir.

Albert Einstein (Elbırt Aynsstayn)‟ın MeĢhur
OlmuĢ Sözleri

• “Dinsiz ilim kör, ilimsiz din de topaldır.” (“Ġlimsiz din
topal, dinsiz ilim ise kördür.”)
Albert Einstein
(Elbırt Aynsstayn)

• “Kâinatın yaratıcısına olan inanç, ilmi araĢtırmanın
en kuvvetli ve en asil muharrik (tahrik eden,
harekete geçiren) gücüdür."
Albert Einstein


• “Allah zar atmıyor. Buna ikna oldum."
Albert Einstein

BATILI DĠNDAR DEVLET
ADAMLARI

Sana muasır bir vücut olamadığımdan dolayı
müteessirim ey Muhammed. Muallimi ve naĢiri
olduğun bu kitap, senin değildir; o ilahi bir
27

kitaptır. Bu kitabın ilahi olduğunu inkâr etmek,
mevcut ilimlerin batıl olduğunu ileri sürmek
kadar gülünçtür. Bunun için, insanlık senin gibi
mümtaz bir kudreti bir defa görmüĢ, bundan
sonra da göremeyecektir. Ben, heybetli ve
azametli huzurunda tam ve sarsılmayan bir
hürmetle eğilirim.
Prens Otto von Bismarck
(1815–1898)*

*Alman baĢbakanı.

Thomas Woodrow Wilson (1856–1924)

• Thomas Woodrow Wilson (1856–1924), Amerika BirleĢik
Devletleri'nin 1913–1921 tarihleri arasındaki 28. BaĢkanıdır.
• 1919 yılında Nobel BarıĢ Ödülü'ne layık görülmüĢtür.
• ABD BaĢkanı Wilson‟un sanki bir papaz gibi dinine karĢı aĢırı
bağlı olması Amerika‟nın dinine sahip olduğunu gösterir.

David Lloyd George (1863–1945)

• 1916–1922 tarihleri arasında Ġngiltere baĢbakanıdır.
• Ġngiltere baĢbakanı David Lloyd George‟un papaz gibi dinine
karĢı aĢırı sevgi göstermesi Ġngiltere‟nin dinine sahip olduğunun
Ģahididir.

Elefterios Venizelos (1864–1936)

28

• Yunanistan'ın 1910–1915 tarihleri arasındaki baĢbakanıdır.
• Yunanistan baĢbakanı Venizelos‟un dinine ifrat derecede
bağnazlığı Avrupa‟nın dinine karĢı bir yönüyle mutaassıp
olduğunu ispat eder.


DĠN ĠLE ĠLMĠ BERABER ELE
ALAN BATILI
DÜġÜNÜRLER

METAFĠZĠK AKLA TERS DEĞĠLDĠR

• Descartes, Gottfried Wilhelm Leibniz, Nicholas Malebranche
akılcı insandı ama “Allah vardır.” diyorlardı.
• Shakespeare ve Goethe de Allah‟a inanıyordu.
• Bunlar gibi baĢka Batılı düĢünürler de iman hakikatlerinin akla
ters olmadığını rahatlıkla her ortamda belirtebiliyorlardı.

“Cehalet Tanrı‟nın laneti olduğuna göre, bilgi
göklere uçabileceğimiz kanatlardır.”

William Shakespeare *
(1564–1616)


* Ġngiliz tiyatro yazarı ve düĢünürüdür.

29

“Mezardakilerin piĢman oldukları Ģeyler için
dünyadakiler birbirlerini yiyor.”

Johann Wolfgang von Goethe *
(1749–1832)

* Alman romancı, oyun yazarı, Ģair, hümanist, bilim adamı, filozof
ve politikacısıdır.

Gottfried Wilhelm Leibniz (1646–1716)

• Ünlü Alman filozofudur.
• Bilim dünyasının en önemli sistemci düĢünürlerindendir.
• Matematik, metafizik ve mantık alanlarında ileri sürdüğü yeni
düĢünce ve görüĢleriyle tanınır.
• Akılcı insandır ama “Allah vardır.” demektedir.

Nicholas Malebranche (1638–1715)

• Nicholas Malebranche, Fransız filozofudur.
• Malebranche, zihinle beden arasındaki gözle görülür bağın
Tanrı'nın müdahalesiyle kurulduğunu ifada eden okkasyonalist
görüĢü geliĢtirmiĢtir.
• Akılcı insandır ama “Allah vardır.” demektedir.
• Malebranche; “Tanrı, gücünü insana aktarmıĢ değildir. Bir Ģeyi
bildiğimiz zaman Tanrı'nın bildirmesiyle biliriz. Tanrı zihnindeki
ideaları bilir. Bizi aydınlatmak suretiyle insana herhangi bir Ģeyi
bilme olanağı veren Tanrı'dır.” demiĢtir.

KUR'AN'I TASDĠK EDEN
30

BATILI DÜġÜNÜRLERDEN
BAZILARININ SÖZLERĠ

Zaman geçtikçe Kur'an‟ın ulvi sırları inkiĢaf
ediyor.

Doktor Maurice (Moris)*

*MeĢhur Ġslam araĢtırmacısı, oryantalist ve Arap edebiyatı
mütehassısı.

Kur‟an, baĢtan ayağa kadar samimiyetle ve
hakkaniyetle doludur. Kur‟an'ın ulviyeti; onun
cihanĢümul (cihanı kuĢatan, dünya
geniĢliğindeki, kâinatı ilgilendiren)
hakikatindedir.

Thomas Carlyle (Karlayl)*
(1795–1881)
*Ġskoçyalı meĢhur yazar ve tarihçi.

Müslümanlık teslis akidesini reddeder.

Edward Gibbon (Edvor Gibon)*
31

(1737–1794)
* Ġngiltere'nin en meĢhur ve en büyük tarih yazarlarındandır. Ġngiliz
milletvekilidir.

Yaratıcı‟nın hukuku ile yaratılanların hukuku,
ancak Müslümanlık tarafından mükemmel bir
surette tarif olunmuĢtur. Bunu yalnız
Müslümanlar değil, Hıristiyanlar da Museviler de
itiraf ediyorlar.

Marmaduke William Pickthall (Marmadük Piktol)*
(1875–1936)

* Batılı Ġslam yazarıdır. Kur'an‟ı özgün Ģekliyle Arapça‟dan
Ġngilizce'ye tercüme etmiĢtir.

Kur‟an, bütün iyilik ve fazilet esaslarını ihtiva
eder; insanı her türlü sapkınlıktan korur.

Sedio*
* Oryantalist.

Kur‟an öyle bir peygamber sesidir ki, onu bütün
dünya dinleyebilir. Bu sesin aksi saraylarda,
çöllerde, Ģehirlerde ve devletlerde çınlar.

32

Samuel Johnson (Dr. Johnson)*
(1709–1784)
*Ġngiliz yazar ve Ģair.


Kur‟an, dünyada en büyük hakikat olan “Allah'ın
birliğine inanmak” hakikatini dünya çapında ilan
eder.

Doktor City Youngest (Siti Yangest)*

*Ġngilizce–Arapça ve Arapça–Ġngilizce sözlük yazarı.

Kur'an'ın lisanı her yönüyle benzersizdir.
Kur'an muhteĢem bir mucizedir.

Corsele (Korsel)*
* Kur‟an'ın mutaassıp münekkidi ve mütercimi.

Kur‟an beĢeriyete ilahi bir lütuftur.
Kur‟an muzaffer cumhuriyetler meydana
getirmiĢtir.

John Medows Rodwell (Radvel)*
(1808–1900)
33


*Kur‟an ayetlerini iniĢ tarihine göre 1876 yılında Ġngilizce‟ye
tercüme ve tertip eden, Ġngiltere'nin Ġslam bilimiyle uğraĢan
papazlarından.

Müslümanlık günümüz dünyası için en uygun bir
dindir. Cihan medeniyetlerinin dayandığı bütün
temelleri ihtiva eder.

Gaston Care (Gaston Kar)*

*Fransa'nın en meĢhur oryatalistlerinden.

Kur'an bütün dinî kitaplardan üstündür.

Jochahim Du Rulph (Yoahim Dü Raf)*

*Alman âlimlerinden ve oryantalistlerinden.

MADDENĠN YAPISINDA VURGULANMASI
GEREKEN BAġLICA ÖGELER

• Maddenin yapısı taneciklidir.
• Maddenin yapısı boĢlukludur.
• Maddenin tanecikleri hareketlidir.
• Tanecikler arasında çekim kuvveti vardır.
34

• Tanecikler arasındaki mesafeler farklı farklıdır.
• Taneciğin fiziksel özelliği yoktur; tanecik hâl değiĢtirmez.

ATOM ALTI PARÇACIKLAR GÖRÜLEBĠLĠR
MĠ?
ATOM VE MOLEKÜLLER GÜNÜMÜZDE
GÖZLEMLENEBĠLĠR MĠ?

• 30 milyon defa büyülten STM (tarayıcı tünel mikroskobu) ile
atom ve moleküller görülebilmektedir.
• Bilgisayardaki renklendirme dıĢında, görülen gerçek görüntüdür.
• Kitaplardaki molekül modelleri yanlıĢtır, gerçek görüntü değildir.
• Atomlar yuvarlak olarak, moleküller de birbirine geçme modeli
Ģeklinde görülürler.
• Atom çapı 10
–8
cm olduğuna göre, atom mikroskopta 0,3 cm
büyüklüğünde görülür. Günümüzde çekirdek, proton, nötron,
elektron zaten görülemezler. Esirin de görülmesi mümkün
değildir. Ancak belirtilen ispat yollarıyla varlığına delil
getirilmektedir.
• Göremediğimiz, mikroskop veya X ıĢınlarıyla bile tespit
edemediğimiz madde de vardır. Bunlara ancak günümüzün
teknolojisi ile ulaĢılmaktadır.

PARTĠKÜL TEORĠSĠ
(ATOM ALTI PARÇACIKLAR VE ESĠR)

ESĠR ĠLE ĠLGĠLĠ BĠLDĠKLERĠMĠZ

• 19. asrın sonları ve 20. asrın baĢlarında bilim dünyasının yoğun
bir Ģekilde tartıĢtığı esirin varlığı konusunda günümüzün bilim
adamları arasında birlik olduğu söylenebilir. Yine de bazı
35

kiĢilerin kabul etmediğini söyleyebiliriz.
• Esir, atomdan çok küçüktür. Esirin de zerreleri vardır.
Günümüzün bilinen en küçük parçacığı, esirin zerreleridir.
• Önce esir, sonra atom var edilmiĢtir. Atom esirden yapılmıĢtır.
Atomun yapı taĢları esirdendir.
• Esir, atomların tarlasıdır. Esiri bir deryaya benzetirsek onda
yüzen varlıklar; atomlar, moleküller, iyonlar, formül–birimler ve
galaksiler olur. Yeryüzü de esir denizinde yüzen bir gemi gibi
düĢünülebilir.
• Esir, su gibi akıcıdır. Hava gibi nüfuz edicidir. Esirin nüfuz
etmediği madde yoktur.
• Isı, ıĢık, elektrik ve sesin yayılması esirin varlığını gösterir;
çünkü boĢlukta bunların yayılması düĢünülemez. Dolayısıyla
uzay boĢluğu yoktur. Uzayın derinlikleri, sonsuza kadar uçsuz
bucaksız bir boĢluk değil; uzay, kesinlikle esir maddesiyle
doludur. Gezegenler arasındaki çekme ve itme kanunları da
ancak esirin varlığıyla açıklanabilir. Yine uzay boĢluğu dıĢındaki
her çeĢit boĢlukta da esir vardır.
• Atomların yapı taĢı birdir. Proton, nötron ve elektronun farklı
adetlerinin bir araya gelmesiyle farklı atomlar ortaya çıkıyor.
Bunun gibi proton, nötron, elektron ve diğer atom altı
parçacıklarının da aynı yapı taĢının farklı adetlerinin bir araya
gelmesiyle ortaya çıktığını söyleyebiliriz.
• Buz ile su buharının birleĢmesinden su oluĢabiliyor. Bunun gibi
atom içinde de birleĢmeler, dönüĢümler ve eĢitlikler gerektiğinde
oluyor.

TANECĠK DÖNÜġÜMLERĠ, ENERJĠ VE ESĠR
ĠLĠġKĠSĠ

• Bu birleĢme, dönüĢüm ve eĢitliklerden bazıları Ģunlardır:
Proton + Elektron → Nötron
Nötron → Proton + Elektron
• Bu durum bize hem esir maddesinin enerji ile ilgili olduğunu
ispat eder. Hem de atomdaki taneciklerin yapı taĢının aynı
36

olduğu konusunda fikir verir.
• Esirde tabir caiz ise büyük bir enerji olduğu düĢünülüyor.
• Kandiller bir zaman zeytinyağı ile yakılır. Sonra petrol ve elektrik
enerjisi devreye girer. Petrolün devrinin bitmesi yakın görünüyor.
Yer ve gök hazinelerinin üstündeki perdenin kalkacağı ve yeni
enerji kaynaklarının açılacağı bir dönem beklenmektedir. O
dönemin ulaĢım vasıtaları temiz enerjiyle veya enerjiye bile
lüzum görülmeden çalıĢacaktır.
• Maddenin 4 hâli olduğu gibi esirin de hâlleri vardır.
• Maddenin hâllerinde formül aynı kalmakla beraber isimler ve
görünüĢler farklı oluyor. Su buharı, su, buz örneğinde olduğu
gibi gaz, sıvı ve katı üç tür maddenin de formülü H
2
O‟dur. Bunun
gibi esir maddesi de esir kalmakla beraber, diğer maddeler gibi
farklı Ģekil alabilir ve ayrı suretlerde bulunabilir.
• Hem madde esirden yapılmıĢtır hem de madde içinde esir
vardır.
• Esirin farklı Ģekillerinden bir kısmı tartı ve ölçüye gelir, bir kısmı
ise tartı ve ölçüye gelmez. Demek ki ölçülemeyen de bilim
oluyor. Esir, tartı ve ölçüye gelmeyen ortamları da oluĢturur.
Esir; madde ve mana âlemlerinin arasında bir yapıya sahiptir.
Bu nedenle esir maddesi, manevi varlıkların da yaĢama ortamı
olarak düĢünülebilir.
• Demek ki bilimin konusu maddeyle sınırlı değildir; metafizik de
bilim kabul edilmelidir. Esir ruha yakın bir yapıda olup vücudun
en zayıf mertebesidir. Esirle ilgili ortaya çıkacak ispatlar, bizi, din
ile ilmin buluĢtuğu noktalara götürebilir.
• Maddenin % 96‟sını oluĢturan ve günümüzde bilinmeyen madde
olan karanlık maddenin esir olabileceği düĢünülmektedir.


ATOM ALTI PARÇACIKLAR DA ESĠRDEN
YAPILMIġ OLABĠLĠR

• Esir maddesi atom altı parçacık olduğu gibi diğer atom altı
37

parçacıklar da esirden yapılmıĢ olabilir.
• Atom teorisini ilk ortaya koyan Yunan bilginleri maddenin en
küçük parçasının atom olduğunu söylerken bir Ġslam âlimi olan
Nazzam, maddenin sonsuz denecek ölçüde parçalanabileceğini
söylemiĢ ve günümüzün ilim adamlarından biri gibi
konuĢmuĢtur. Bugünün partikül teorisi perspektifinden atom altı
parçacıklar düĢünülerek bu meseleye bakıldığında Nazzam‟ın
12–13 asır önce, çok derin Ģeyler söylemiĢ olduğu iddia
edilebilir.

NAZZAM “MADDE, SONSUZ DENECEK
ÖLÇÜDE PARÇALANABĠLĠR.” DEMEKLE
NELERĠ SÖYLEMĠġTĠR?

• 1. Atomun parçalanabileceğini belirtmiĢtir.
• 2. Atom altı parçacıklara iĢarette bulunmuĢtur.
• 3. Maddenin bir baĢlangıçtan itibaren var olduğunu ifade
etmiĢtir.
• 4. Yarı ömürden söz ettiği düĢünülebilir.


HĠGGS PARÇACIĞI (HĠGGS BOZONLARI):
KEġFEDĠLMEMĠġ ATOM ALTI PARÇACIK

• Higgs parçacığı (Higgs bozonları), günümüzdeki madde
kuramının henüz keĢfedilmemiĢ taneciğidir. Higgs bozonları
atom altı parçacıklardandır.
• Higgs bozonlarının esir olabileceği düĢünülmektedir.
• Cenevre‟de Avrupa Nükleer AraĢtırma Merkezi (CERN)‟in yerin
altındaki büyük laboratuvarına dünyanın en büyük süper iletken
mıknatısı indirilmiĢtir. Mıknatıs, Büyük Hadron ÇarpıĢtırıcısında
(LHC) “parçacık çarpıĢtırma deneyi” için kullanılacaktır. Büyük
Hadron ÇarpıĢtırıcısının niçin inĢa edildiğini tek bir cümleyle
38

yanıtlarsak bu yanıt “Higgs bozonlarının keĢfedilmesi amacıyla
inĢa edildiği” Ģeklinde olacaktır.
• Higgs kelimesinin sözlük anlamı “çok büyük bir sıçrama”
demektir.

AVRUPA NÜKLEER ARAġTIRMA MERKEZĠ
(CERN)‟DEKĠ YÜZYILIN DENEYĠ

• CERN Cenevre‟dedir.
• CERN‟de 2008 yılının eylül ayında büyük bir deney
gerçekleĢtirilmiĢtir.
• CERN‟de görevli bilim adamlarının bazıları Türk bilim adamıdır.
Ancak CERN‟e üye değildirler.
• Maddenin baĢlangıcının olduğu, baĢka bir ifade ile maddenin
belli bir baĢlangıçtan itibaren var edildiği konusu, CERN‟deki
deneylerin sonucunda deneysel olarak da ispat edilecektir.
• Big Bang (Büyük Patlama) teorisine göre madde zaten ezelî
(öncesiz) değildir.
• Ġlk var ediliĢin nasıl olduğunu tam olarak bilemeyiz; çünkü
göklerin ve yerin yaratılıĢına Ģahit tutulmadık.
• Zamanı geriye götürüp bu gerçeğe Ģahit olma konusu ise!

BĠG BANG (BÜYÜK PATLAMA) TEORĠSĠ

• Big Bang (Büyük Patlama) teorisi basitçe Ģöyle özetlenebilir:
13,7 milyar yıl önce evren bir nokta olarak var edildi ve
geniĢletildi. Bu teoriye göre evrenin bir baĢlangıç noktası vardır.
Bu baĢlangıç noktasından önce madde ve zaman yoktur.
• Evrenin baĢlangıç noktası denildiğinde, noktanın boyutunun
olmadığı bilinmelidir.
• Var ediliĢ ve geniĢleme, bir emirle baĢlamıĢtır ve devam
etmektedir.

39

ZIT ĠKĠZ ATOM ALTI PARÇACIKLAR

• Kâinatın herhangi bir noktasında bir partikül yaratılınca onunla
birlikte zıt ikizi de meydana gelir.
• Elektronun zıt ikizi pozitron, protonun zıt ikizi anti proton,
nötronun zıt ikizi anti nötron, nötrinonun zıt ikizi anti nötrinodur.

KUARK ADIYLA BĠLĠNEN ATOM ALTI
PARÇACIKLAR

• Kuarklar; proton ve nötronları oluĢtururlar.
• Kuark adı verilen partiküller de çiftler hâlindedir: Yukarı
kuark–aĢağı kuark, üst kuark–alt kuark, tuhaf (garip) kuark–
tılsım kuark.
• Kuarklar; hem elektromanyetik kuvvet, zayıf kuvvet ve
nükleer kuvvetin ortaya çıkmasına sebeptir hem de bunların
etkilerini duyarlar.
• Kuarklar belki de esirdir.

ANTĠ MADDE ADIYLA BĠLĠNEN ATOM ALTI
PARÇACIKLAR

• Bildiğimiz atoma karĢılık olarak çekirdeği negatif, elektronu
pozitif (pozitron) olan atomlar da vardır. Bu atomlardan oluĢan
madde; maddenin zıt eĢi veya anti madde olarak adlandırılır.
• Sebepler dünyasında her Ģeyin çift yaratılmıĢ olmasını, anti
madde ile evren bazında da görmüĢ oluyoruz.
• Madde, enerjinin yoğunlaĢmıĢ Ģekli olarak da tarif edilebilir ve
tekrar enerjiye dönüĢebilir.
• Fisyon ve füzyon reaksiyonlarında, kütlenin binde bir, on binde
bir gibi çok küçük bir kısmı enerjiye dönüĢür. Geri kalan
kısmından ise baĢka element oluĢur.
40

• Anti madde, kuantum mekaniğinin en sırlı konularındandır.
• Dünyada anti madde yoktur.
• Anti maddenin varlığı CERN‟de tanecik hızlandırıcılarda ortaya
konulmuĢtur. Atom altı parçacıkların ıĢık hızına yakın hızda
parçalanmasıyla CERN‟de çok küçük miktarda bir görünüp bir
kaybolan anti madde ispatlanmıĢtır.
• Anti madde bazı yıldız sistemlerinde bulunmaktadır.
• Evren var edildiğinde, eĢit miktarda madde ve anti maddenin
yaratıldığı tahmin edilmektedir.

ANTĠ MADDE NĠÇĠN BĠR GÖRÜNÜP BĠR
KAYBOLUYORDU? (DÜNYADA ANTĠ MADDE
NEDEN YOKTUR?)

• Beta bozunmasında, nötron protona dönüĢür ve dıĢarıya bir
elektron ile bir anti nötrino denilen tanecik neĢrolunur.
• Nötron → Proton + Elektron + Anti nötrino
• Bazı nadir izotoplarda ise çift beta bozunması görülür.
• Çift beta bozunmasında, nötronların ikisi birden aynı anda
bozunur. Ġki protona dönüĢür. Bu esnada iki elektron ile iki anti
nötrino yayılır.
• Çift beta bozunmasının farklı bir versiyonunda ise anti nötrino
oluĢmaz.
• Beta bozunmasında dıĢarıya bir anti nötrino neĢredilir. Çift beta
bozunmasında ise dıĢarıya iki anti nötrino neĢredilir. Bu; bir
nötronda bir anti nötrino bulunduğu anlamına gelir.
• 2Nötron → 2Proton + 2Elektron
• Çift beta bozunmasının farklı versiyonunda oluĢan anti nötrino
çekirdekten dıĢarı çıkamadan, çekirdekteki bir baĢka nötron
tarafından absorbe edilir. Bizim bunu gözlemimiz, anti
nötrinonun bir görünüp bir kaybolması Ģeklinde olur. Buna, anti
nötrinonun gizlenmesi de diyebiliriz. Dünyada anti maddenin
olmayıĢı, anti maddenin gizlenmesinden dolayı olabilir. ġayet
41

böyleyse; nötronun yapısında gizlenmiĢ anti nötrino maddenin
temel parçacıkları arasında ayrı bir yer alacaktır.
• Anti madde, tanecikler arasında müstakil olarak mevcut değildir.
• Anti madde, evrenin baĢlangıcında yüksek sıcaklık Ģartlarında
mevcuttu.

DÜNYADA NĠÇĠN ANTĠ MADDE YOKTUR?

• Anti madde ile madde birbirine temas ettiğinde her ikisi de
büyük bir enerji açığa çıkararak ortadan kaybolurlar.
• Madde ile anti madde karĢılaĢtığında; maddenin %100‟ü
enerjiye dönüĢür. Bu, patlayan bir hidrojen bombasının
bıraktığının, 143 katı fazla enerji demektir.
• ġayet dünyada anti maddenin gizlenmesi olmasaydı, dünya
olmayacaktı.

ELEKTRON ĠLE POZĠTRON BĠRBĠRĠNĠN ANTĠ
MADDESĠDĠR

Elektron ve pozitron arasındaki temas neticesinde, 511000
elektron volt (eV) gibi enerjiye sahip gama ıĢınları meydana
gelir.
• e elektron, V ise volt demektir. eV elektron volt olarak okunur.
Bazı kitaplarda elektro volt olarak geçmektedir. Doğrusu
elektron volttur.
• Gama ıĢını, enerjisi en yüksek ıĢındır.
• Elektronun (madde) atom numarası –1, kütle atom numarası
0‟dır. Pozitronun (anti madde) atom numarası +1, kütle atom
numarası 0‟dır.
• Ġkisini topladığımızda atom numarası da kütle atom numarası da
0 olan gama ıĢını oluĢur ve enerji açığa çıkar.

ATOM ALTI TANECĠKLERĠN DĠLĠ
42


• Atom altı tanecik araĢtırmalarında daha derinlere inildikçe, çok
küçük kütleli, kütlesiz, çok hızlı ve çok kısa ömürlü taneciklerin
varlığı bize Ģunları düĢündürüyor:
• Madde her an, sanki varlık–yokluk sınırından ve hatta yokluktan
var ediliyor.
• Atom altı dünyası sabit ve hareketsiz değildir. Var edildikten
sonra kendi hâline bırakılmamıĢtır.
• Bu kadar küçük, hızlı, her an oluĢan ve baĢka Ģeylere dönüĢen
bu kadar çok taneciğin var edilmesi bizim, büyüklüğü, ilmi,
hesabın inceliğini ve sonsuzluğu anlamamız içindir.

ETER VE ETER ALTI ADIYLA BĠLĠNEN ATOM
ALTI PARÇACIKLAR

• Küçük âlem diyebileceğimiz atom altı partiküller, değiĢik
çevrelerde eter, eter altı gibi adlarla da anılmaktadır.
• Eteri bazıları kabul eder, bazıları kabul etmez.

MUON ADIYLA BĠLĠNEN ATOM ALTI
PARÇACIKLAR

• Uzaydan dünyaya gelen muon adı verilen parçacıklara da atom
altı parçacık denebilir.

FOTON (IġIK PARÇACIĞI), ÖZELLĠKLERĠ VE
GÖREVĠ

• Foton adı verilen parçacıklara da atom altı parçacık denebilir.
• Foton, evrenin en hızlı parçacığıdır. Kütlesiz ve elektrikçe
yüksüzdür. Saniyede 300 milyon km yol alır.
• Fotonun görevi, güneĢteki enerjiyi dünyaya taĢımaktır.
43

• Elektromanyetizmanın taĢıyıcısıdır.
• Elektrik yüklü parçacıklar üzerine etkir.

FOTONUN MEYDANA GELĠġĠ

• Ġlk var edildiği yer, güneĢin merkezidir. GüneĢin merkezindeki
sıcaklık 15 milyon °C‟tır.
• GüneĢin merkezinde var edilen her bir foton ilk baĢta yüksek
enerjiye sahiptir.
• Fotonlar güneĢin merkezindeki çarpıĢmalar sonucunda soğur.
Böylece farklı özellikte, düĢük enerjili birçok değiĢik foton
meydana gelir.
• GüneĢten çıkan foton, yaklaĢık 8,5 dakikada dünyaya ulaĢır.
• Foton çeĢitlerinden zararlı olanları, dünyamıza ulaĢamaz. Ozon
tabakası, bunları tutmakla görevlidir.
• GüneĢte füzyon sonucu 4 adet hidrojen çekirdeğinden, 1 adet
helyum çekirdeği oluĢur ve 2 adet pozitron meydana gelir.
Böylece her saniye 564 milyon ton H (hidrojen) elementi, He
(helyum) elementine dönüĢmüĢ olur.
• Bu dönüĢüm esnasında güneĢ, her saniye kütlesinden E=mc
2

formülüne göre 4 milyon ton kaybeder.
• Bu azalan kütle enerjiye dönüĢtürülür.
• GüneĢ enerjisi hâlinde dünyamıza gelir.
• Foton ve nötrinolar da böylece meydana gelir.
• Fotonlar çeĢitlidir.

FOTON (IġIN) ÇEġĠTLERĠ

• Alfa ıĢını (kozmik ıĢın), beta ıĢını ve gama ıĢını
• X ıĢınları
• Ultraviyole (mor ötesi) ıĢınlar
• Görünen ıĢık
• Ġnfrared (kızıl ötesi) ıĢınlar: IR ıĢını
• Mikro dalgalar
44

• Radyo dalgası
• Lazer ıĢını

GÖZÜN ALGILAYABĠLDĠĞĠ IġINLAR

• Nanometre, nm kısaltmasıyla gösterilir.
• 1 nm = 1 milimikron = 10 angström
• 1 milimikron = 10
–3
mikron
• 1 mikron = 10
–3
mm
• 1 mm = 10
–3
m
• Gözün algılayabildiği ıĢınlar 380 nm ile 780 nm arası dalga
boyundaki görünür ıĢınlardır.

NÖTRĠNO

• Nötrino atom altı parçacıklardandır.
• Nötrino da; fotonlar gibi, güneĢte, hidrojenin helyuma dönüĢmesi
anında, maddenin enerji karĢılığı olarak meydana gelir.

GULON

• Atomun yapısında gluon adı verilen parçacık da belirlenmiĢtir.
• ġiddetli çekirdek kuvveti, gluon diye bilinen sekiz parçacık
tarafından taĢınır.
• Kütlesiz ve elektrik yüksüzdür.
• Elektromanyetik kuvvet ve zayıf kuvvete karĢı duyarsızdır.

LEPTON

• Çekirdek kuvvetinden etkilenmez.
• YalıtılmıĢ bireyler olarak gözlemlenir.

KARANLIK MADDE
45


• Maddenin % 96‟sının ne olduğu günümüzde bilinmiyor. Buna
karanlık madde denmektedir.

KARANLIK ENERJĠ VE KARANLIK MADDE

• Bir görüĢe göre de bilinmeyen % 96‟nın; % 70‟i karanlık enerji,
% 20‟si ise karanlık maddedir.
• Evrendeki maddenin sadece % 4‟ünün ne olduğu bilinmektedir.
• Varlığın gözlemlediğimiz kısmı; bütününe göre çok azı, ufak bir
parçasıdır.
• Atom altı parçacıklarla ilgili ortaya konan günümüzün partikül
teorisi, perdenin arkasında daha nice varlıklar olabileceğini
kanıtlamaktadır.

IġINLAMA GERÇEKLEġECEK MĠ?

• Günümüzde ses nakli radyoyla, görüntü nakli de televizyonla
gerçekleĢmiĢ oldu.
• Radyo ve televizyon ile yapılan suretin naklidir.
• Henüz aynen nakil olmamıĢtır. Gelecekte daha çok ıĢınlama
konusu üzerinde çalıĢmalar olacaktır.
• Gerçi radyo ve televizyonun ileri dereceleri konusunda da daha
yapılacaklar vardır.
• ġayet çok çalıĢırsak, yakın bir gelecekte, zemin yüzünü; her
tarafı, her birimize görülen ve her köĢesindeki sesleri herkes
tarafından iĢitilen bir yer konumuna getirebiliriz.
• IĢınlama konusu bize, Ģu an için mümkün olamayacakmıĢ gibi
geliyor; çünkü cisimler hareket ettikleri yönde boylarından
kaybetmekte ve ıĢık hızına çıkınca da yok olmaktadırlar. Bu
durumda insanın kalbi ve nabzı nasıl olur bilinemez!
• Ancak gelecekte ilimler çok geliĢecektir.
• Bu geliĢmeler, beraberinde birçok sürprizi de getirecektir.
• Teknik ve teknoloji ilerledikçe, Ģimdi bize imkânsızmıĢ gibi gelen
46

olaylar gerçekleĢecektir.
• Uzak mesafelerden eĢyayı aynen hazır etmek, mümkündür.
KiĢisel çabalarla o noktaya yetiĢilmezse de, insanlığın ortak
çalıĢmasıyla yetiĢilebilir. Maddeten eriĢilmezse de, manen
eriĢilebilir.

MADDENĠN IġIN HÂLĠ

• Plazma hâl veya akkor hâl de denir.
• Plazma hâli, her maddede vardır. Plazma hâline geçiĢ; her
maddede, her zaman, belirlenen ve planlanan düzeyde
olmaktadır.
• Ġnsanın plazma hâlinden etkilenmesi; solunum yoluyla veya
deriden doğrudan kana geçmek suretiyledir. Havadan beslenme
konusu, maddenin plazma hâliyle ilgilidir. Plazma hâli havayla
karıĢınca ve solununca tedavi eder.

MADDENĠN IġIN HÂLĠNĠN DELĠLLERĠ

• Altın gibi kıymetli metaller ve yakut gibi kıymetli taĢlar, maddenin
4. hâli olan ıĢın hâline kolay geçerler. Eskiden beri, deriye temas
ederek kana geçmek suretiyle veya temassız solunum yoluyla,
koruyucu hekimlikte ve tedavide kullanıldığı bilinmektedir.
Madde ıĢın hâline geçince kütlesinden kaybetmez; çünkü ya
hava ve suda Ģarj olur, ya da hassas tartım aletleriyle bile kütle
kaybı ölçülemez.
• Cisimlerin ileride ıĢınlanabileceğinden söz edilmektedir.
• Esir maddesinin farklı durumlarından bir kısmı tartı ve ölçüye
gelir, bir kısmı ise gelmez. Demek ki ölçülemeyen de madde
oluyor ki; bu konunun ıĢın hâliyle iliĢkisi olabilir.
• Uzayın derinlikleri, sonsuza kadar uçsuz bucaksız bir boĢluk
değildir; uzay, kesinlikle esir maddesiyle doludur. Uzayda
maddenin ıĢın hâlinin olduğuna dair görüĢler vardır.

47

MADDE TRANSFERĠ HANGĠ SICAKLIKTA
OLACAK?

• Madde transferinin sıfır kelvin sıcaklığında olacağı öngörülüyor.
0 K bilindiği gibi en düĢük sıcaklıktır. Günümüzde 0 K‟e
inilememiĢtir.
• Sıcağın yakması gibi soğuğun da yakması vardır. Buna
“bürüdetiyle ihrak etmek” baĢka bir ifadeyle “soğukluğuyla
yakmak” denir.
• Demek ki soğuğun da yakacağı bir sıcaklık derecesi vardır. KıĢ
mevsiminin en soğuk günleri olan zemheride soğuğun
yakmasını görüyoruz.
• Maddenin ıĢın hâli, yüksek sıcaklıkta olmakla beraber her bir
sıcaklıkta da olur; maddenin diğer üç hâli için de bu böyledir.
• Öyleyse en düĢük sıcaklıkta da plazma hâli olabilir. Belki de 0
K‟e eriĢebildiğimizde madde transferini de gerçekleĢtirmiĢ
olacağız.
• Madde transferi (maddenin ıĢınlanması) için maddenin ıĢın
hâlinde olma gerekliliği bilinmektedir.

TAKYON (TACHYON)

• Takyon, Latincede “çok hızlı” demektir. Takyonlar ıĢıktan hızlı,
kütlesi eksi, boyutları sıfırdan küçük olan atom altı
parçacıklardır. Takyonların keĢfi, enerjinin ıĢıktan hızlı
gidebileceğini göstermiĢtir.

MADDE NAKLĠ OLMASI ĠÇĠN ĠZAFĠYET
(RÖLATĠVĠTE=GÖRELĠLĠK) TEORĠSĠNĠNĠN
GEÇERLĠLĠĞĠNĠ YĠTĠRMESĠ MĠ GEREKĠR?

48

• Cisimlerin hareket ettikleri yönde boylarından kaybedeceklerini
ve ıĢık hızına eriĢince de yok olacaklarını belirtmiĢtik.
• Einstein‟ın izafiyet teorisine göre ise, ıĢık hızına eriĢen bir cismin
kütlesi sonsuz oluyordu. Günümüzde böyle olmadığı ortaya
çıkmıĢtır. IĢık hızının aĢılmasıyla, kütlenin sonsuz olmadığı ispat
edilmiĢtir.


GYRON (JAYRON) DENĠLEN ATOM ALTI
PARÇACIK

• Bazı bilim adamlarına göre gyron (jayron) denilen atom altı
parçacık, esir maddesinin temelini teĢkil eder ve evrenin en
küçük parçacığıdır.
• Bir adet atomda yaklaĢık 1020 gyron vardır.

ESĠRĠN BĠLĠM DÜNYASINCA 1990‟LI YILLARA
KADAR KABUL EDĠLMEMESĠNĠN NEDENLERĠ

• BirleĢik Alan Teorisi‟nde hata yaptığını sonradan Einstein‟ın
kendisi de kabul etmiĢtir. Buna rağmen fizik dünyası Einsteinizm
diyebileceğimiz görüĢ dıĢındaki her görüĢe karĢı uzun süre
kapalı yaĢamıĢtır. Bu sebeple de esir ile ilgili çalıĢmalar 1990‟lı
yıllara kadar yayımlanamamıĢtır.

ESĠR MADDESĠNDEN SÖZ EDEN BAġLICA
BĠLĠM ADAMLARI

PROF. DR. PAUL DĠRAC (1902–1984)

• Prof. Dr. Paul Dirac, fizik profesörüdür.
• Prof. Dr. Paul Dirac, esir maddesinin kabul edilmesi sonucunda
49

ilmî görüĢlerde yeni değiĢiklikler olacağını ve ucuz enerji
üretiminde faydalar elde edileceğini belirtmiĢtir.
• Prof. Dr. Paul Dirac, her yanı kaplayan ve hareket eden bir
tanecik denizinden söz etmiĢtir.
• Prof. Dr. Paul Dirac, 1933'te Schrödinger ile beraber Nobel Fizik
Ödülü almıĢtır.

PĠTTSBURGH ÜNĠVERSĠTESĠ'NDEN DR.
FRANK M. MENO (1934–…)

• Pittsburgh Üniversitesi'nden Dr. Frank M. Meno adlı bilim
adamının esir maddesiyle ilgili hipotezi vardır. Dr. Meno, esir
üzerindeki çalıĢmalarına 1961 yılında baĢlamıĢtır. 1990 yılında
Kanada'da "Physics Essays" isimli uluslararası bir dergide esirle
ilgili yazısı yayımlanmıĢtır.
• Dr. Meno'nun teorisine göre; gyron (jayron) denilen atom altı
parçacık esir maddesinin temelini teĢkil eder. Gyron küresel
değildir. Ġki ucu sivri ve ortası dar bir kalem Ģeklindedir. Kâinatta
her Ģey bu maddeden ve bu maddenin dinamiğinden ibarettir.
Bir adet atomda yaklaĢık 1020 gyron vardır. Dolayısıyla evrenin
en küçük parçacığı gyrondur. Dr. Meno„ya göre; esirin uygulama
alanları ileride; telepati, düĢünce akıĢı, iletiĢim, enerji kontrolü,
tıbbi tedavi gibi alanlar olacaktır.

Rus Fizikçi Nikolai Aleksandrovich Kozyrev
(1908–1983)

• "Rusya'da Tanrıya DönüĢ" isimli kitabında Rus fizikçi Nikolai
Aleksandrovich Kozyrev, esir maddesinden söz etmektedir.
• Ayrıca zamanı bir madde olarak ele almakta ve ona enteresan
özellikler yüklemektedir.

50

ESĠR MADDESĠNĠN BĠRKAÇ CÜMLE ĠLE
FARKLI TANIMLARI

• Esir gayet latif, nazenin, itaatkâr bir icraat sayfasıdır.
• Emirlerin nakil vasıtasıdır.
• Tasarrufun zayıf bir perdesidir.
• Yazıların latif bir mürekkebidir.
• En nazenin bir icraat hullesidir.
• Sanat eserlerinin mayasıdır.
• En küçük maddelerin yaratıldığı bir ham madde ve bir tarladır.
• Atomlar esir maddesinden yaratılmaktadır.

ESĠR MADDESĠNĠN YOKLUĞUNU ĠSPAT ĠÇĠN
YAPILAN DENEYĠN HATALI BĠR DENEY
OLDUĞU AÇIĞA ÇIKMIġTIR

• Michelson ve Morley, kendi isimleriyle anılan meĢhur
Michelson–Morley deneyini yapmıĢlardır.
• Bu deney, esir maddesinin yokluğunu ispat için yapılmıĢtır.
• Sonraki yıllarda deneyin hatalı olduğu ispatlanmıĢtır.

ESĠR MADDESĠ ÜZERĠNDE ÇOK
DURULMASININ SEBEBĠ

• Kimyacılar ve fizikçiler esir maddesine özel bir önem
vermelidirler.
• Esirle ilgili keĢif ve buluĢlar, enerji probleminin çözülmesinde
yenilik getirecektir. Çaresi bulunmamıĢ bazı hastalıkların
tedavisinde rol oynayacaktır.
• Yerlerin ve göklerin insanlık için bütün hazinelerini açması belki
de bu yolla olacaktır...
51


MADDENĠN ĠKĠ KARAKTERĠ

1. TANECĠKLĠ YAPI
2. DALGA KARAKTERĠ
• Atom ve daha küçük boyutlara inildiğinde maddenin tanecik
özelliğinin yanı sıra dalga özelliği de deneylerle gözlemlenebilir.
• IĢık da madde gibi hem tanecik hem de dalga özelliğine sahiptir.

MADDENĠN DALGA KARAKTERĠ

• Atom ve daha küçük boyutlara inildiğinde maddenin tanecik
özelliğinin yanında dalga özelliği de deneylerle
gözlemlenmektedir.
• Mesela; atomdaki elektron ispat edilirken elektronun dalga
özelliğinden yararlanılır.

SEMANIN MEKFUF MEVC OLMASI

• Mevc, dalga demektir.
• Mekfuf kelimesinin değiĢik anlamları vardır. Her bir anlam
dalganın farklı bir yönünü, değiĢik bir özelliğini, ayrı bir
karakterini açıklar.
• Sema, mekfuf mevc özelliğine sahiptir.
• Sema; dalgaları kararlaĢmıĢ, durgunlaĢmıĢ, sakin hâle gelmiĢ
bir denizdir.

DALGANIN ÖZELLĠKLERĠNDEN BAZILARI:
KARARLAġMAK, DURGUNLAġMAK, SAKĠN
HÂLE GELMEK

• Evren, dalgalardan meydana gelmiĢ bir denizdir. KararlaĢmak,
52

durgunlaĢmak, sakin hâle gelmek; dalganın baĢlıca
özelliklerindendir.

SCHRÖDĠNGER, KARARLAġMIġ
DALGALARDAN SÖZ EDER

• Kuantum mekaniğine göre belli bir hıza sahip olan her kütleye
karĢılık olan bir dalga vardır.
• Dalga boyu Broglie'nin ortaya koyduğu denklemle
hesaplanabilir.
• Mesela; 1 cm/s hıza sahip bir elektron dalgası yaklaĢık 7 cm
boyundadır.
• Hız arttıkça dalga boyu kısalır.
• Daha karmaĢık sistemlerde dalga özellikleri, Schrödinger‟in
bulduğu “Schrödinger denklemi” ile ifade edilir.
• Schrödinger, kararlaĢmıĢ dalgalardan söz eder.

Broglie (1892–1987) ve Schrödinger (1887–
1961) Kimdir?

• Broglie, 1929 yılı Nobel ödülü sahibidir. Fransız fizikçidir.
• Schrödinger, kuantum mekaniğine olan katkılarıyla, özellikle de
1933'te kendisine Nobel ödülü kazandıran “Schrödinger
denklemi” ile tanınır. Avusturyalı fizikçidir.

DALGA ÖZELLĠKLERĠNĠN DAHA FAZLASINI
ÖĞRENMEMĠZ YASAKLANMIġTIR

• Mekfuf kelimesinin bir manası da “yasak edilmiĢ veya
menolunmuĢ” demektir.
• Mekfuf mevc, yasak edilmiĢ dalga anlamındadır.
• Kuantum mekaniğinde dalga özelliklerinden en önemlisi;
53

dalganın konum ve momentum bilgilerinin, belli bir sınıra kadar
ölçülebilir olmasıdır.
• Dalga özelliklerinin daha fazlasını öğrenmemiz yasaklanmıĢtır.
Fiziksel olarak da bu zaten mümkün değildir. Buna “Heisenberg
belirsizlik ilkesi” denir.
• Bu özellik aynı zamanda, mutlak determinizmi reddeder ve
kader gerçeğine kapı aralar.

Süper Sicim Teorisi (Superstring Teorisi)

• “Süper sicim teorisi” veya uluslararası ismiyle “superstring
teorisi” maddenin dalga özelliği ile ilgilidir. Bu teoriye göre
maddenin en temel özellik parçacığı sicimlerdir. Kütle ve elektrik
yükü gibi özellikler, sicimlerin belli salınımları ile ortaya çıkar.
Dolayısıyla bir dalga hareketi söz konusudur. Sicim teorisi; açık
sicim ve kapalı sicim olmak üzere iki ana gruba ayrılır.

AÇIK SĠCĠM TEORĠSĠ VE KAPALI SĠCĠM
TEORĠSĠ

• Açık sicim teorisine göre, sicimlerin uçları hem birleĢebilir hem
de ayrılabilir. Kapalı sicim veya açık bir sicim Ģekli olabilir.
• Kapalı sicim teorisinde ise sicimin açılabilme özelliği yoktur. Her
zaman kapalı bir halka görünümündedir. Zaten mekfuf
kelimesinin bir diğer anlamı da “kulplarından sıkıca bağlanıp
heybe gibi asılmıĢ” demektir.
• Düğümün açılıp kapanabilme özelliği göz önünde tutulduğunda,
açık sicim teorisinin tercih edildiği düĢünülebilir.

DÜRÜLMÜġ DALGA KARAKTERĠ (ÜÇ BOYUT
DIġINDAKĠ DĠĞER BOYUTLARIN ÜÇ BOYUT
ĠÇĠNDEKĠ DÜRÜLMÜġLÜĞÜ)
54


• Mekfuf kelimesi, “dürülmüĢ” anlamına da gelmektedir. Süper
sicim teorisi için üç boyut (buut) yeterli değildir, ek boyutlar
gerekmektedir. Ek boyutlar, dürülmüĢ bir vaziyette bildiğimiz üç
boyutta gizlenmiĢtir. Bu görüĢ, bu konudaki en yaygın yorumdur.
• 3 boyutlu bir âlemde yaĢamaktayız. 4. boyut, itibari hat
dediğimiz zamandır. Ġçine zamanı da alan 5. boyut da vardır.
Zaman, itibari bir Ģeydir; hakiki vücudu yoktur. Zamana değer,
hayatiyet ve canlılık kazandıran Ģey, o zaman zarfı içinde
yapılan iĢlerdir. Einstein, hem bu boyutlardan hem de 6.
boyuttan söz etmiĢtir. Einstein‟ın iddia ettiği bu 6. boyut, seyr ü
seyahat olarak bilinir.
• Mekfuf kelimesinin “dürülmüĢ” anlamında da; maddenin dalga
karakterine, süper sicimlere ve 3 boyut dıĢındaki diğer boyutlara
çarpıcı bir iĢaret görülmektedir.
• Süper sicim teorisi, 1915 yılında Einstein tarafından bulunan bir
teoridir.
• Diğer âlemde insanın görmesi ise belki 100 boyutlu olacaktır.
Ġnsan öbür dünyada bir Ģeyi aynı anda 100 boyutlu olarak görüp
hissedebilecektir.
• Sonuç olarak kuantum mekaniğine göre, evrendeki her bir
zerreye karĢılık gelen bir dalga vardır. Evren, bu dalgalardan
meydana gelmiĢ bir denizdir.

KĠMYANIN GELĠġĠMĠ ĠÇĠN KĠMYA DĠLĠNĠ
OKUMAK VE DOĞRU ANLAMAK GEREKĠR
(BAġARILI BĠR KĠMYACININ ÖZELLĠKLERĠ)

• Maddenin birbiriyle uyumunu ve iliĢkisini
• Ġntizamını
• Ahengini
• Bizimle iliĢkilerini
• Ġçerdikleri fayda, önem ve gereklilikleri fark edebilmelidir.
55

• Maddenin emrimizde olduğunu anlamalı, duymalı ve görmelidir.
• Evrendeki nizamın taĢıyıcısı olan ve arz etmekle görevli bulunan
fizik ötesi varlıkların saflığında olmalıdır.
• Maddenin sırlarını aklımızla görme azmimiz, her an devam
etmeli ve bizimle beraber olmalıdır.
• Doğal dengenin kimyası iyi bilinmelidir.
• Bütün bunlar yapılırsa kimya ilmine karĢı tavır alınmamıĢ,
düĢmanlık vaziyetini takınılmamıĢ olur.
• Kimyacı, inandığı değerleri bozacak Ģeyleri müthiĢ feraset ve
marifetiyle hemen ayırt edebilmelidir.
• BaĢkalarına ait yanlıĢ bilgi kırıntıları ile zihnini ve hafızasını
kirletmemelidir.
• Zihni temiz, duru ve diri olmalıdır.
• Anlama ve yorumlama konusunda kimyanın temel
kaynaklarından faydalanmalı, baĢka yanlıĢ kaynaklara müracaat
etmemelidir.
• Merak ilmin hocasıdır. Merak edene teveccüh olur, merak
karĢılıksız kalmaz.
• Bilimsel çalıĢmalardaki ilk Ģart; bakıĢtaki derinlik olduğundan,
kimyacı bir Ģeyler keĢfedeceğine itimat ederek, tam bir
inanmıĢlık içinde maddeye bakmalıdır. Böylece ilim hazinesi
açılır; sırlar paylaĢılır.
• Gerçek bir kimyacının kimyaya yaklaĢımı, natüralistler gibi
değildir. BaĢarılı bir kimyacı, kimya ilmine zemin teĢkil edecek
kanunların; doğru okunmasının, doğru anlaĢılmasının ve arka
planlarının ne gösterdiğinin bilinmesinin çok önemli hususlar
olduğunun bilincindedir.
• Ġnsan gerçek kimya ilmini, evreni okuyarak elde eder. Elde ettiği
bu ilim neticesinde de kendini tanır (tümevarım). Veya değiĢik
bir yolla önce kendini tanır. Sonra evreni okuyarak gerçek kimya
ilmini elde eder (tümdengelim).
• Kimya tanımları; efradını (bütün fertlerini) cami (içeren),
ağyarına (kendinden baĢka olanlarını) mani (engel) olmalıdır.
• Kimyanın kendine özgü dili dinlenmelidir. Bu sayede kimya ilmi
evham olmaktan, ondaki hikmetler de abese dönüĢmekten
56

kurtulur.
• Zihnin darlaĢmaması, aklın göze inmemesi için kimya ilmi ruhlu
olmalı, ruha da bilimsel olgunluk kazandırılmalıdır. Böylece
kimya ilminden beklenen gaye yerine gelmiĢ olacaktır.
• Hedefi ve gayesi belli olan kimya bilgi ve kazanımları; insanı
doğruya, varlığın hakikatini keĢfetmeye götürür ve insanın kendi
özünü tanımasına yardımcı olur. Bu nedenle bilmenin ne
anlama geldiğini ve ne demek olduğunu anlayarak, kendi
özümüzü keĢfedip, potansiyelimizi ustalıkla harekete
geçirmeliyiz.
• Ġnsanlık, her geçen gün biraz daha fazla ilim ve fenne
dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden ve fenden alacaktır. Karar
mekanizmaları, güç ve kuvvet; ilmin eline geçecektir. Bu
sebeple ilme sahip çıkmalı; ilmin hikmet olarak kalması, zulmet
ve abesiyete dönüĢmemesi için çok çalıĢmalıdır.
• Vicdan kültürü de dediğimiz marifet, bilginin tabiata mal
edilmesiyle kazanılır.
• Meseleleri sürekli olağanüstülüklere bağlamak kâinat kitabını
anlayamamanın ifadesidir.

KĠMYA ĠLMĠ GELECEKTE DAHA DA
GELĠġECEKTĠR

• Gelecekte kimya ilmi çok geliĢecektir. Ġnsanlar, her geçen gün,
kimya ilmine daha çok önem vereceklerdir.
• Ġleride kimya ilminde daha da inkiĢaf oldukça, insanlar her Ģeyi
daha net, daha açık ve seçik göreceklerdir.

KĠMYA ĠLMĠNĠN AÇIKÇA GÖSTERDĠĞĠ
GERÇEK

• Her Ģey, belli bir hesap ve planla yerli yerine konmuĢtur.
• Zaten kimyager, her şeyi yerli yerine koyandır.
57

• Bu yerli yerinde oluĢtan hiçbirisini tesadüflere vermek mümkün
değildir.
• Kimya ilmi bize bu gerçeği açıkça gösterir.

KĠMYA FENNĠ

• Kimya dili ile evrene bakılmalı ve evrenin sayfaları okunmalıdır.
O zaman akılları hayrette bırakan yüksek nizam görülür.
• Tek bir kimyacının fikri ve bakıĢı yüksek nizamı bulmakta
yetersiz kalır. Zaten bir tek Ģahıs, kimyanın her alanında ihtisas
sahibi de olamaz.
• Kimya fenni de her fen gibi fikirlerin birleĢmesinden ortaya
çıkmıĢ, zamanın geçmesiyle de geliĢmiĢtir.
• Kimya fenni, gözlemlediğimiz nizamın bir kısmını içerir.
• Kimya fenni de her fen gibi evrende yüksek bir nizamın
bulunmasına bir delildir.
• Kimya fenninin rapor ettiği nizam maddedeki fayda ve menfaatle
ilgilidir.
• Kimyanın lisanı bizi büyülemelidir. Öğrendiklerimiz bize cazip ve
orijinal gelmelidir. Bu konulardaki konsantremiz tam olursa,
sürekli huzurlu oluruz. Böylece hem stres yenilmiĢ hem de
kinetik enerji dengelenmiĢ olur.

2. KĠMYANIN TEMEL
KANUNLARI

KĠMYA TEORĠLERĠ

• Bütün teorilerde olduğu gibi kimya teorileri mutlak doğru
olmayabilir.
58

• Ġleride doğru olmadığı anlaĢılacak bir teoriyi iĢlemek insanı
sorumlu yapar.
• Teori (faraziye), her ne kadar birtakım ön bilgilere dayansa da,
temelde, tecrübe edilmemiĢ görüĢler, iddialar demektir.

KĠMYA KANUNLARI

• Her kanunda olduğu gibi kimya kanunlarında da kanunların
zihnimizde varlıkları söz konusudur. DıĢla ilgili bir varlıkları söz
konusu değildir.
• DıĢla ilgili varlıkları olsaydı, atomun içinde hem itme hem de
çekme kanunundan söz edemeyecektik; çünkü bunlar birbirine
zıt kanunlardır. Aynı yerde bulunmaları hayret vericidir.
• Bu kanunlardan söz ettiğimize göre varlıkları zihnimizdedir.
• Kanunların nasıl gerçekleĢtiğinin anlaĢılması veya kanunun bir
isimle ifadesi, olayın harikalığını azaltmaz.
• Kanun, kanun koyucuyu gerektirir ve kanun koyucuyu görmeden
kanunları varlığın esası, meydana getiricisi saymak, Ģu
örnekteki duruma benzer:
• Akılsız bir adam büyük bir saraya girer. MuhteĢem bir mimari
eser olan sarayın çok muhteĢem donatılmıĢ olduğunu görür.
Koltuk, masa, sandalye, vazo, çiçek, tablo, soba, kalorifer vb.
her Ģey yerli yerindedir. Bu akılsız adam, böyle bir tefriĢatı kimin
yaptığının merakı içinde sarayın içini dolaĢır, fakat kimseyi
göremez. Masanın üzerinde bir kitap bulur. Kitapta, sarayın
tefriĢ programı yazılıdır. Akılsız adam, kimseyi göremediğinden
"Bu sarayı böyle güzel döĢeyen, iĢte bu kitaptır." der.
• Bir sarayın tefriĢi, onu tarif eden kitaba verilebilir mi?
• Aynı Ģekilde bir makinenin yapımı ve çalıĢması, o makinenin
iĢletim kılavuzuna verilebilir mi?
• Kanunlar; sonsuz bir kuvvetin eseridir.

HER BĠR FEN DALI GĠBĠ KĠMYA ĠLMĠ DE BĠZE
NEYĠ ÖĞRETĠR?
59


• Her bir fen dalı gibi kimya ilmi de kendi nevindeki düzenliliği ve
intizamı gösterir; her Ģeyin hikmet üzere konulduğunu,
faydasızlık ve abes olmadığını bize öğretir.

KĠMYA PROBLEMLERĠ

• Kimya problemleri matematikselliği öne çıkarmaktadır; bu doğru
değildir.


ATOMDAKĠ TEMEL KANUNLAR

• ÇEKĠM (CAZĠBE) KANUNU
• MERKEZKAÇ KUVVETĠ
• ĠTME (DAFĠA) KUVVETĠ
• ZIT SPĠNDEN DOLAYI ORTAYA ÇIKAN, ELEKTRONLARI BĠR
ARADA TUTMAKLA GÖREVLĠ KANUN
• NÜKLEER KUVVET (BAĞLANMA ENERJĠSĠ)

• ÇEKĠM (CAZĠBE) KANUNU: Atomun çekirdeğinde pozitif yüklü
protonlar, etrafında ise negatif yüklü elektronlar bulunmaktadır.
Bu iki zıt değer birbirini çekmektedir.

• MERKEZKAÇ KUVVETĠ: Protonlar, etrafındaki elektronları
dağılmadan çekebilmesi ve döndürebilmesi için, çekirdek
maddesinin çok büyük ve ağır olması gerekmektedir.
Bu yüzden de protonlar, elektronlardan yüzlerce kez daha
büyüktür ve ağırdır. Mesela; 1 elektronun ağırlığı 1 birim ise bir
proton ondan tam 1836 defa daha ağırdır. Bu ağır cisim
etrafında, hafif olan elektronlar kendilerine göre çok hızlı hareket
etmektedirler.
Elektronlar, bu süratli dönüĢleriyle yörüngede kalmaktadırlar.
Her elektronun hızı farklı farklıdır.
Bu hususun genel bir tasvirini yapacak olursak; etrafta Ģiddetli
60

hareket etme, çekirdekte ise ağır bir yük yüklenme vardır.
Dolayısıyla ağırlık merkezdedir. Çekirdeğin veya merkezi tutan
ağırlığın önemi büyüktür.
Çekirdeğin etrafındaki elektronlar biraz yavaĢ dönse veya
elektronlar dağılıp gitse, atom çekirdeğiyle beraber evren müthiĢ
bir gürültü ile infilak edip yok olacaktır.
Elektronlar, dönmesi gereken hızda dönerler. Elektronlar biraz
yavaĢ dönseydi çekirdeğe yanaĢacaktı, biraz hızlı dönseydi
dağılıp gidecekti. Bu kanunun sosyal boyutuyla ilgili Ģunları
söyleyebiliriz: En iyisi konumumuzun gereğini yerine getirmektir.
Gerekli donanımı olmadığı hâlde, olduğundan fazla gözükerek
kendini ülkesine hizmet ediyor gibi göstermek tehlikelidir.
Büyük gözükerek yavaĢ dönmesine rağmen çekirdeğe
yanaĢanlar, bu yanaĢmanın gereği olan samimi çalıĢkanlığı,
baĢka niyetleri olduğundan dolayı sergilemediklerinden
kendilerine zarar verirler, çekirdeğe zararları olmaz.
Çekirdeğe yakın elektronlar daha hızlı dönerler. Bu kiĢiler bu
doğal kanuna uymadıklarından, bunların yakınlığı uzaklık sebebi
olmuĢtur.
Olduğundan hızlı gözükerek maddi ve manevi donanım, imkân
ve kabiliyetlerini kendini göstermek için kullananların durumu ise
Ģöyledir: Çekirdeğin cazibesi devam ettiği, çekirdek fırlatmadığı
hâlde, onlar kendiliklerinden dağılıp giderler, çekirdekten
uzaklaĢırlar. Burada çekirdeğin de yok olması söz konusudur ki
bu çok tehlikeli ve veballi bir durumdur; çünkü insan, iradesi olan
bir varlıktır. Doğrusu elektron gibi insanın da kendi makamında
olmasıdır. Olduğundan fazla ya da noksan görünmemelidir. AĢırı
alçak gönüllülük de gururdandır.
Çekirdek çok ağır yük taĢımaktadır. Elektron ise çok rahatlıkla
akıp gitmektedir. Elektronların çekirdekten uzaklıkları, 1 mm‟nin
milyonda biri kadardır. Saniyedeki hızları ise 1000 km ile 15 000
km arasında değiĢir. Bu hızdaki elektronlar, çekirdek etrafında
minicik yollarında saniyede milyarlarca defa tur atarlar.
Elektronların dönüĢ hızı her atomda farklı farklıdır. Merkezkaç
kuvvet bu dönüĢle oluĢur.
61


• ĠTME (DAFĠA) KUVVETĠ: Aynı yükler birbirini iter. Çekirdekte
birden fazla proton bulunursa bunlar, pozitif yüklü, yani aynı
yüklü oldukları için birbirlerini iterler. Hidrojen hariç bütün atom
çekirdeklerinde birden fazla proton bulunur.
Elektronlar da, negatif yüklü, yani aynı yüklü oldukları için
birbirlerini iterler.
Bunların nasıl gerçekleĢtiğinin anlaĢılması harikalığı azaltmaz.

• ZIT SPĠNDEN DOLAYI ORTAYA ÇIKAN, ELEKTRONLARI BĠR
ARADA TUTMAKLA GÖREVLĠ KANUN: Hidrojen hariç, bütün
atomlarda birden fazla elektron vardır. Elektronlar, negatif yüklü,
yani aynı yüklü oldukları için birbirlerini iterler. Bu durumda her
iki elektrondan birisinin saat yönünde, diğerinin ise saat
yönünün tersi istikamette dönmesi; elektronların birbirlerini
itmelerini önleyerek bir arada kalmalarında rol oynar. Zıt spin,
farklı yönde dönüĢ demektir.

ELEKTRONLARDAN ENERJĠSĠ DÜġÜK OLAN
MI YOKSA YÜKSEK OLAN MI HIZLI DÖNER?

• 7 enerji düzeyi vardır. Çekirdeğe en yakın olan 1. enerji düzeyi,
en uzak olan da 7. enerji düzeyidir.
• 1. enerji düzeyinden 7. enerji düzeyine doğru enerji düzeylerinin
enerjisi fazlalaĢır. 1. enerji düzeyinin enerjisi en az; 7. enerji
düzeyinin enerjisi en çoktur.
• Çekirdeğe yakın elektronlar daha hızlı, çekirdeğe uzak
elektronlar ise daha yavaĢ dönerler.
• Herhangi bir atomun üst enerji düzeyindeki elektronların enerjisi
daha fazladır. Buna rağmen diğerlerine göre daha yavaĢ
dönerler. Elektronun hızı ile enerji düzeyinin enerjisi ters
orantılıdır; bu iki konu birbiriyle karıĢtırılmamalıdır.
• Kimyasal bağ, en üst düzeydeki elektronların bir kısmı ile
62

meydana getirilir.

• NÜKLEER KUVVET (BAĞLANMA ENERJĠSĠ): Nükleer enerji,
çekirdek reaksiyonları, radyoaktivite, radyoaktif atom,
radyasyon, kararlılık kuĢağı, kararsız atom gibi tabirleri konuyu
iyi anlamak için bilmek gerekir.
IĢın yayan atomlara radyoaktif atom, bu konuya da radyoaktivite
denir.
Atomun çekirdeğinde pozitif yüklü protonlar bulunmaktadır.
Aynı yükler birbirini iter. Çekirdekte birden fazla proton
bulunursa bunlar, pozitif yüklü, yani aynı yüklü oldukları için
birbirlerini iterler.
Hidrojen hariç bütün atom çekirdeklerinde birden fazla proton
bulunur.
Çekirdekteki nötronlar, protonların birbirlerini itmelerini
önleyerek bağlayıcı rol oynarlar.
Bu da protonlar, nötronsuz bir arada bulunamazlar demektir.
Bunun tersi de söz konusudur; nötronlar da her zaman
protonlara muhtaçtırlar; çünkü onlar da tek baĢlarına kaldıkları
zaman 13 dakikada yarısı bozulmaya uğrayarak proton ve
elektron çıkartırlar.
Nötron = Proton + Elektron
Atom çekirdeği büyüdükçe proton ve nötron sayısı eĢit olarak
değil, nötron sayısı daha fazla olacak Ģekilde artar.
Tabii her Ģeye rağmen bu artıĢın yine de bir sınırı ve ölçüsü
vardır: Nötron sayısının proton sayısına oranı en az 1, en çok da
1,5 olmalıdır. ġayet nötron sayısının proton sayısına oranı bu
ölçüyü geçmiĢse atom çekirdeği kararsız bir durum arz eder; bu
atomlara kararsız atom denir; grafikteki kuĢak da kararsızlık
kuĢağıdır. Kararsız bir çekirdek de kendi içinde meydana gelen
radyoaktivite ile kararlı hâle kavuĢur.
Çekirdeğinde 83 ve daha fazla proton bulunan elementler ne
kadar çok nötrona sahip olurlarsa olsunlar kararsızdırlar. Bu
kadar çok pozitif yük, atom çekirdeğinde devamlı tutulamaz.
63

Çekirdek küçülerek kararlı bir duruma düĢer.
En istikrarlı atom hidrojen, en istikrarsız atom ise uranyum
atomudur.
Uranyum atomunun protonları, bulundukları yerde sürekli
gürültü ve infilaklara sebebiyet verirler.
Onun için atom bombasında da temel unsurlardan biri olarak
uranyum kullanılmaktadır.
Uranyumun atom numarası 92‟dir. Proton sayısı da 92 olur.
Nötron sayısı ise; 238–92=144 olur.
Alfa ıĢıması yapmak, helyum çekirdeği yaymak demektir.
Alfa ıĢıması yapan atomun atom numarası 2, kütle numarası 4
azalır.
238
U (Uranyum–238) atomu, bir alfa parçacığı neĢrederek proton
sayısını 92‟den 90‟a, nötron sayısını da 146‟dan 144‟e düĢürür.
90 protona 144 nötron biraz fazladır.
Uranyum bu defa bir beta parçacığı neĢreder.
Beta ıĢıması elektron yaymaktır. Beta ıĢıması yapan atomun
atom numarası 1 artar, kütle numarası ise değiĢmez.
NeĢredilen beta ıĢını sonucunda uranyum çekirdeği proton
sayısını bir arttırır, nötron sayısını değiĢtirmez. Böylece proton
sayısı 91 olur, nötron sayısı 144‟te kalır. Beta bozunması
sırasında çekirdekteki nötronlardan biri, proton ve elektrona
parçalanmıĢtır.
Nötron → Proton + Elektron
Proton sayısının her değiĢmesinde farklı bir element oluĢur. Bir
seri hâlinde bu iĢ devam eder gider. Nihayet uranyum atom
çekirdeği, 82 protonlu ve 124 nötronlu olan kararlı kurĢun atomu
çekirdeğine dönüĢür.
Radyoaktif bozunma, yalnız nötron–proton dengesizliğinden
(nötron sayısının proton sayısına oranının yüksekliğinden)
kaynaklanmaz.
Bazen sadece proton sayısının yüksek oluĢu da buna sebep
olabilir (pozitron bozunması).
Pozitron, elektronun zıt ikizidir; kütlesi elektronun kütlesine
eĢittir; her Ģeyi elektronla aynı, sadece yükü farklıdır. Elektronun
64

yükü –1, pozitronun yükü ise +1‟dir. Pozitron bozunmasında;
atom numarası 1 azalırken, kütle numarası değiĢmez.
Çekirdekteki nötronlar, elektrik bakımından yüksüzdür. Yüksüz
oldukları için bir madde içinde uzun yol alabilirler. Bu ağır
parçalar, ağırlıklarına göre süratlenirler. Hızları, ıĢık hızından
saniyede birkaç km‟ye kadar değiĢir. Nötronların bazıları çok
ağırdır; bu ağırlıklarından dolayı öyle hız kazanabilirler ki, en
kesif maddelerin bile bir tarafından girip öbür tarafından
çıkıverirler.
Nötronlar bu süratle, 30 cm kalınlığındaki demir ve kurĢundan
bile geçebilirler. Ancak atom çekirdeğiyle çarpıĢmalarında
enerjilerini kaybederler.
KuĢ havada ne kadar rahat uçuyor veya balık denizde ne kadar
rahat yüzüyorsa, nötronlar da o hız sayesinde o kadar rahat
hareket ederler.
Bu özellikleri taĢıyan nötronlar, çekirdek içinde, enerjilerini,
protonları bir arada tutmak için kullanırlar.
Hidrojen hariç bütün atom çekirdeklerinde, mutlaka nükleer
enerji bulunur. Hidrojen atomunun çekirdeğinde proton 1 adet
olduğundan, hem nötrona hem de nükleer enerjiye ihtiyaç
yoktur.
Einstein, çekirdekteki nükleer enerjiyi E=mc
2
formülü ile açıklar.
Formüldeki m maddenin kütlesi, c ıĢık hızı, E ise enerjidir.
Nükleer reaksiyonlarda, atom numarası ve kütle numarası
korunmaktadır; bu durum kütlenin korunduğu anlamına gelmez.
Nükleer reaksiyonlarda kütle kaybı olur.
Hidrojen dıĢındaki bütün atomların, bir tartılan kütlesi bir de
hesap edilen kütlesi vardır. Tartılan kütle, mutlak surette her
zaman daha az çıkmaktadır
Bu azalan miktar kadar madde, daha ilk oluĢumda, hidrojen
hariç tüm atomların çekirdeğinde, enerjiye dönüĢmüĢtür. ĠĢte bu
enerji, nükleer enerjidir.
Olay, saatin kurulup bırakılması gibi de değildir: Protonların
birbirlerini itmemeleri için baĢlangıçta maddenin enerjiye
dönüĢmesiyle baĢlayan görevi, nötronlar her an
65

sürdürmektedirler.

NEREYE GĠDĠLĠRSE GĠDĠLSĠN KANUNUN
DEĞĠġMEDĠĞĠ GÖRÜLMEKTEDĠR

• En büyük âlemdeki en büyük sistemlerdeki itme ve çekme
kanunları ile en küçük atom parçacıklarındaki kanunlar aynıdır.
Eğer bu tür kanunlar değiĢseydi, hiçbir ilim inkiĢaf edemez ve
kanunlar belirli, kararlı olamadığından hiçbir formülden, sabit
sayıdan vb. hususlardan bahsedilemezdi. Ġlimlerin meydana
gelmesi, bu değiĢmez kananlar vasıtasıyla olmaktadır.

GÜNEġ SĠSTEMĠ ĠLE ATOM ARASINDAKĠ
BENZERLĠKLER


Atomun çekirdeği ile elektronları arasındaki mesafe
ve münasebet, adeta güneĢ manzumesinin bir
minyatürü gibi küçük bir güneĢ sistemini
andırmaktadır.

Hendrik Antoon Lorentz*
(1853–1928)
* Atom üzerinde çalıĢtı. Bu çalıĢmaları 1902 yılında
Nobel ödülüne layık görüldü.

GüneĢin etrafında dönen gezegenleri, atom çekirdeğinin etrafında
dönen elektronlara benzetebiliriz. Bu dönüĢ hiç ĢaĢırmadan ve
nizamı bozmadan olmaktadır. GüneĢ sistemi ile atom arasındaki
bu benzerlik, kâinatın her zerresinde görülen birliği sembolize
eder.
66


BaĢlıca 4 benzerlik vardır:

Bir kısım kürelerin güneĢin etrafında peykler hâlinde sürekli
dönmeleri gibi elektronlar da atom çekirdeğinin etrafında hareket
etmekte ve dönmektedirler.

GüneĢin büyüklüğüne nazaran dünya ile olan uzaklık mesafesi ne
ise, atom çekirdeğinin küçüklüğüne nazaran elektronlar arasındaki
uzaklık mesafesi de aynıdır.

Elektronların hızı, çekirdeğe olan uzaklıklarına göre değiĢir.
GüneĢe en yakın gezegen en fazla hıza sahip olduğu gibi
çekirdeğe en yakın elektron da en yüksek hıza sahiptir.

Elektronların öz kütlesi, çekirdeğe olan uzaklıklarına göre değiĢir.
GüneĢe en yakın gezegen en fazla öz kütleye sahip olduğu gibi
çekirdeğe en yakın elektron da en büyük öz kütleye sahiptir.
Dünyada en çok bulunan element demirdir. GüneĢe bizden daha
yakın olan gezegenlerin öz kütlesi demirden fazladır. GüneĢe
bizden daha uzak olan gezegenlerin öz kütlesi ise demirden azdır.
Elektrolarda da öz kütleden söz edilir.

BOHR (1885–1962)‟UN RÜYASI, GÜNEġ
SĠSTEMĠ ĠLE ATOMUN YAPISI ARASINDA
BENZERLĠK DÜġÜNMESĠNE VESĠLE OLDU

• Niels Bohr, Danimarkalı bilim adamıdır.
• 1922 yılında Nobel ödülü almıĢtır.
• Bu rüya Bohr‟un güneĢ sistemi ile atomun yapısı arasında
benzerlik düĢünmesine vesile olmuĢtur.
• Bohr‟un rüyası Ģöyleydi: “Bohr, güneĢin kızgın gazlarla dolu
merkezinde duruyordu. Gezegenler de ince ipliklerle bağlı
67

oldukları güneĢin etrafında dönüyorlardı. Her gezegen Bohr‟un
yanından geçerken bir düdük çalıyordu. Sonra kızgın gazlar
soğuyup katılaĢtı.”

GÜNEġ SĠSTEMĠ ĠLE ATOM ARASINDAKĠ
BENZERLĠĞĠ BOHR‟UN RÜYADA KEġFĠ BĠR
ANDA ULAġILAN BAġARIDIR

• Ġlmî çalıĢmalarda baĢarıya ulaĢmada iki yol vardır:
• Birincisi; düĢünmek, ezberlemek, fikri çalıĢtırmaktır. Bu;
zamanla olanıdır.
• Ġkincisi; sezgi adını verdiğimiz bir anda ulaĢılan baĢarıdır. Bu da
iki kısımdır: Birisi gayret gösterme sonucunda ilhamla olanı
diğeri de o branĢta çalıĢmadan ilhamla olanıdır.
• Gayret gösterme sonucunda ilhamla olanı, çalıĢma ve tecrübe
ile ama çalıĢma sonucu değil de farklı bir zamanda ele geçer.
Bohr‟un güneĢ sistemi ile atomun yapısı arasındaki benzerliği
rüyada keĢfetmesi buna örnektir.
• Bir anda ulaĢılan baĢarının ikincisi, o branĢta çalıĢmadan gelen
ilhamdır. Herkes potansiyel olarak buna açık var edilmiĢtir. Bu
yolda; peygamberler, doğruluktan ĢaĢmayan akıl sahipleri ve
temiz duygu, temiz düĢünce taĢıyan kalp sahipleri vardır. Bu
baĢarı; mevhibeiilahiye olarak verilir.

ELEKTRON BULUTU

• Elektronlar, çekirdek etrafında dönerken bulut görünümü
oluĢtururlar.
• Elektron bulutunun görevi, çekirdeği korumaktır.

Elektronlar, çekirdek etrafında hızlı dönerken bir
bulut görünümü arz ederler.
68

James Chadwick*
(Ceymıs Çeedvik)
(1891–1974)
* Ġngiliz atom fizikçisi ve kimyacısı, atomda
elektronların dönüĢünde bulut modelini keĢfetti,
nötronu buldu, 1935 yılında Nobel fizik ödülünü
aldı.

HEĠSENBERG BELĠRSĠZLĠK ĠLKESĠ

• Bulut içinde elektronlar, her an herhangi bir yerde bulunabilme
özelliğine sahiptir. Buna Heisenberg belirsizlik ilkesi denir.

Elektronlar, çekirdeğin etrafında hızlı döndüklerinden
her an, herhangi bir yerde bulunma özelliği
gösterirler.
Werner Karl Heisenberg*
(1901–1976)
* Heisenberg belirsizlik ilkesini ortaya koyan Alman
kimyacı, 1932‟de Nobel ödülü aldı.

MEVLEVĠ GĠBĠ DÖNENLER

• Elektronlar
• Akyuvarlar
• Uydular
• Gezegenler
• Diğerleri


ATOMDA VE YILDIZLARDA AYNI KANUN
69

GEÇERLĠDĠR

• KÜTLESEL ÇEKĠM KUVVETĠ: Gezegenlerdeki kanundur.
Çekim; gezegenlerin kütleleriyle doğru, aradaki uzaklığın
karesiyle ters orantılıdır. G, kütlesel çekim kuvvetine ait sabit
sayıdır. Sonuç Newton cinsinden çıkar.

• COULOMB (KULOMB) ÇEKĠM KUVVETĠ: Atomdaki kanundur.
Elektron ve protonun birbirini çeker. Çekim; elektron ve protonun
yükü ile doğru, aradaki uzaklığın karesiyle ters orantılıdır. k,
coulomb çekim kuvvetine ait sabit sayıdır. Sonuç Newton
cinsinden çıkar.

• G ve k sabit sayıdır. F, çekim kuvvetidir; birimi Newton (N)‟dur. r,
uzaklıktır. m gezegenlerin kütlesi, q ise elektron ve protonun
yüküdür.

• Gezegenlerdeki ve atomdaki kanunun adı değiĢmiĢtir, ama aynı
kanundur.

• En büyük âlemdeki en büyük sistemlerdeki itme ve çekme
kanunları ile en küçük atom parçacıklarındaki kanunlar aynıdır.
Eğer bu tür kanunlar değiĢseydi, hiçbir ilim inkiĢaf edemez ve
kanunlar belirli, kararlı olamadığından hiçbir formülden, sabit
sayıdan vb. hususlardan bahsedilemezdi. Ġlimlerin meydana
gelmesi, bu değiĢmez kananlar vasıtasıyla olmaktadır.

SABĠT ORANLAR KANUNU

• Oksijen, nefes içinde kana temas ettiğinde kimyasal aĢktan
dolayı kanı kirleten karbonu kendine çeker. Ġkisi birleĢir. CO
2
oluĢur. Bu birleĢme gerçekleĢtiğinde hem karbonun hem de
oksijenin tamamı da birleĢmiĢtir. Karbondan da oksijenden de
her ikisinden de arta kalan madde kalmamıĢtır (sabit oranlar
70

kanunu).

• C + O
2


CO
2
+ ısı

• Örneğin; kanı kirleten 1 mol karbon varsa 1 mol de oksijene
gereksinim vardır.
• Bu mikro düzeyde de böyledir. Örneğin; 1 adet karbon atomu ve
1 adet oksijen molekülü dahi arta kalmama kaydıyla bu iĢ
hayatımız boyunca devam eder. Böylece yaĢamın sağlıkla
devamı temin edilir.
• Kanı kirleten karbon elementinin tamamının ne kadar oksijenle
reaksiyona girmesi gerekiyorsa o kadar oksijeni solunumla
alıyoruz.

KĠMYA KANUNLARINDAN SAPIġIN (ĠSTĠSNA
KANUNLARIN ORTAYA ÇIKIġININ)
SEBEPLERĠ

• Âdetin harikalığını göstermek içindir.
• AlıĢılmıĢlık perdesini yırtmak içindir.
• Dikkatimizi toplayıp bakıĢımızı sebepten baĢka tarafa çevirmek
içindir.
• Tanrı, evrendeki her kanuna bir istisna koymuĢtur ki, insanlar,
bu kanunlara takılıp onların gerisindeki asıl Yaratıcı'yı
unutmasınlar.
• Su gibi bazı maddeler; çok önemli olduklarından, yeknesaklık
kaidesine girmemek için, çok yönlerden farklı kanunlara tabidir.

SUDAKĠ FARKLI KANUNLARA GENEL BAKIġ

• Normalinde maddenin katı hâlinde moleküller, birbirine sıvı
hâline göre daha yakındır; sıvı donunca hacim büyümesi değil,
71

hacim küçülmesi olur. Yalnız suya has olan farklı bir durum
ortaya çıkmıĢtır. Su donunca, diğer sıvılara zıt olarak genleĢir.
• Suyun benzeri olan moleküllerde hidrojen bağından hiç söz
edilmezken, suda hidrojen bağı vardır. Bu sayede; suyun
kaynama noktasının –80 °C olması beklenirken, +100 °C
olmuĢtur.
• Buz erirken kristal yapı bozulur. Moleküller birbirine yaklaĢır.
Hacim küçülmesi istisna bir kanun olarak +4 °C‟a kadar devam
eder; 0 °C‟ta kalmaz. +4 °C‟a kadar az da olsa kristaller bulunur;
bunlar H
2
O
(s)
kristalleridir.
• ġimdi bunları daha detaylı görelim:

BUZUN YOĞUNLUĞU SUDAN AZDIR

• Genelde maddelerin katı hâli, sıvı hâli içinde batar. Suda istisna
olarak farklı bir durum vardır. Genel kaidenin tersine buzun
yoğunluğu, sudan küçüktür. Su katı hâle geçince hacmi geniĢler.
Bu nedenle buz, su üzerinde yüzer. KıĢın buzların su yüzeyinde
durması, yoğunluğunun sudan daha az oluĢundandır. Denizler,
göller, akarsular donsa bile, bu olay yüzeyde olur. Böylece,
suyun içindeki canlılar için, donma olayı, adeta koruyucu bir
tabaka meydana getirir. KıĢın tarlaları örten karın altındaki
ekinlerin korunması da sudaki bu özelliktendir. Diğer maddeler
gibi katı hâl en yoğun hâl olsaydı, denizler, göller, akarsular
alttan donardı. Bu durum denizlerin, göllerin ve akarsuların buz
hâline gelmesine neden olurdu ve canlı kalmazdı. Bu da bütün
suların buz olması ve hayatın sona ermesi demek olacaktı.

SUYUN YOĞUNLUĞU HANGĠ SICAKLIK
DERECESĠNDE EN BÜYÜKTÜR?

• Sıcaklık +4 °C iken suyun yoğunluğu en büyüktür. Denizlerde ve
büyük göllerde en alttaki su +4 °C‟ta bulunur. Yukarıya doğru
çıktıkça suyun sıcaklığı yazın yükselir, kıĢın düĢer. +4 °C‟taki su
72

ısıtılsa da soğutulsa da yoğunluk düĢer. En yoğun hâlin +4 °C
olması denizlerde hayatın devamı için Ģarttır.

BUZDA H
2
O
(k)
MOLEKÜLLERĠ ARASINDA
KOVALENT KRĠSTAL ÖRGÜ BAĞI VE HACĠM
GENĠġLEMESĠ

Su, buz hâlindeyken H
2
O
(k)
molekülleri neredeyse
hareketsizdir ve su moleküllerine kıyasla buz
molekülünde, moleküller arası mesafe fazladır.

• Buz molekülü; birisi düzgün dört yüzlünün ağırlık merkezinde,
diğer dördü de dört köĢesinde olmak üzere beĢerli
moleküllerden oluĢur.
• Buzun kristal örgüsü, düzgün dört yüzlüdür. Bu kristal örgünün
bozulmaması için moleküller hareketsizdir. Bu Ģekliyle kararlıdır.
• Buz molekülleri arasındaki uzaklık, su molekülleri arasındaki
uzaklığa göre % 11 oranında daha fazladır. BaĢka bir ifadeyle
su donunca % 11 hacim büyümesi gerçekleĢir.
• Suyun bu istisnai özelliğinin hayat için çok faydaları vardır.
• Su donma noktasına gelince, H
2
O
(k)
molekülleri arasında
kovalent kristal örgü bağı ortaya çıkar.
• Kovalent kristal örgü bağı, en kuvvetli kimyasal bağlardandır. Bu
nedenle su donduğunda, içinde bulunduğu demir kabı bile
parçalar.

• SORU: Moleküller arası bağ olduğu hâlde niçin kovalent bağ
denmiĢtir?
• CEVAP: Çok kuvvetli bir kimyasal bağ olduğundan ve kristal
yapı oluĢtuğundan denmiĢtir.
• SORU: Buz molekülleri arasındaki kimyasal bağın kuvvetli
olması nereden anlaĢılır?
• CEVAP: Su donunca içinde bulunduğu demir kabı
73

parçalamasından anlaĢılır.
• SORU: Buzdaki kimyasal bağ çok kuvvetli diye niçin yanlıĢ
olarak kovalent bağ denmiĢtir?
• CEVAP: Tanecik içi kimyasal bağ, tanecikler arası kimyasal
bağdan daha kuvvetlidir. Kovalent bağ tabiri, tanecik içi bağı
anımsatmaktadır. Kuvvetli olduğunu ifade için denmiĢtir.

KRĠSTAL SUYU ĠÇEREN BĠLEġĠKLERDE,
ORTAMDA SU OLDUĞU HÂLDE BĠLEġĠK
NĠÇĠN ISLANMAZ?

• Bazı iyonik katıların kristal olabilmesi için H
2
O
(s)
içermesi gerekir.
Buna kristal suyu denir. AĢağıdaki örnekler verilebilir:
• Göz taĢı (CuSO
4
x 5H
2
O)
• Alçı taĢı (CaSO
4
x 2H
2
O)
• Boksit (Al
2
O
3
x H
2
O)
• Bu bileĢiklerde H
2
O katı hâlde değil, sıvı hâldedir. Buna rağmen
0 °C‟ın üstündeki sıcaklıklarda çözünme olmaz. Ġyonik
bileĢiklerdeki kristal su, toz hâldeki maddeyi oda sıcaklığında
ıslatmamakta ve kristal yapıyı bozmamaktadır. Kristal suyu
içeren iyonik bileĢik güneĢte az bir zaman kalsa veya kısa bir
süre ısıtılsa kristal yapı bozulur, bileĢik bulamaç hâline gelir.
Buna rağmen kristal suyu içeren bileĢiğin içindeki su, toz
hâlindeki katıya zarar vermemektedir.
• Bu konunun +4 °C‟a kadar suda bulunan H
2
O
(s)
kristalleri ile
ilgisinin olduğundan Ģu yönlerden söz edilebilir: Buz erirken
kristal yapı bozulur. Moleküller birbirine yaklaĢır. +4 °C‟a kadar
hacim küçülmesi devam eder. +4 °C‟a kadar az da olsa kristaller
bulunur; bunlar H
2
O
(s)
kristalleridir. Kristal yapı +4 °C‟ta
tamamen bozulur. +4 °C‟ta yoğunluk en büyüktür. +4 °C‟tan
sonra su ısıtıldıkça hacim geniĢler, yoğunluk azalır. 0 °C ile +4
°C arasında H
2
O
(s)
kristallerinin bulunabilme özelliği vardır.
Kristal yapı, yalnız buzda değildir. Buzda olduğu gibi, suda da
kristal yapı vardır. Kristal yapı, katılara ait bir özelliktir. Su, kristal
74

olunca, katıyla etkileĢmez. Demir kabı donduğunda parçalayan
su, kristal olduğunda tam tersine yan yana olduğu suda çok
çözünen toz hâlindeki katı maddeyi ıslatmıyor bile..

H
2
O‟DA ÖZEL OLARAK BULUNAN KĠMYASAL
BAĞ: HĠDROJEN BAĞI

• VI A grubu elementleri, hidrojenle birleĢerek sırasıyla H
2
O, H
2
S,
H
2
Se, H
2
Te bileĢikleri oluĢur.
• Bu bileĢiklerin hepsinde moleküller arasında dipol–dipol
etkileĢimi ve Van der Waals bağı vardır. Molekül kütlesi arttıkça,
bu bağların kuvvetliliği de artar.
• H
2
O‟nun molekül kütlesi en düĢük olduğundan kaynama
noktasının da an düĢük olması beklenirdi. Ancak öyle
olmamıĢtır. Bu durumu daha iyi anlamak için hidrojenin VI A
grubu elementleri ile yaptığı bileĢiklerin kaynama noktası ve
molekül kütlesini karĢılaĢtıralım: H
2
Te‟ün molekül kütlesi en
büyük olduğundan, kaynama noktası da en yüksektir. Molekül
kütlesi azaldıkça, moleküller arası kimyasal bağ zayıfladığından,
kaynama noktası da azalır. Suyun kaynama noktasının –80 °C
olması beklenirken, +100 °C olmuĢtur.
• Suyun benzeri olan moleküllerde hidrojen bağından hiç söz
edilmezken, suda ayrıca bir de hidrojen bağı vardır. Bu sebeple
kaynama noktasının +100 °C olması sağlanmıĢtır.
• Bu istisnai sebep, diğer bir deyimle suya has bu özel ayrıcalık;
suya ayırt edici farklı özellikleri kazandırmakla görevlidir.
Hidrojen bağı, su molekülleri arasına konulmasaydı; su –80
°C‟ta kaynayacaktı. Bu kaynama noktasından ötürü de
yeryüzündeki suların tamamı su buharı olacaktı. Bu durumda
içeceğimiz, kullanacağımız suyu nasıl bulacaktık? Canlılar
hayatlarını nasıl devam ettireceklerdi?

3. KĠMYASAL BAĞ
75

KAVRAMININ GELĠġĠMĠ

Kimyasal bağların tamamı, zıt değerlerin birbirini
çekmesidir. Ancak her zıt değerin birbirini çekmesi,
kimyasal bağ adını almaz.

Ne kadar Ģey varsa hepsi de çift (zıt kutuplu baĢka
bir ifadeyle pozitif ve negatif olarak) var edilmiĢtir.

Farklı yükler birbirini çeker.
Bu çekimin bir kısmı kimyasal bağdır.

HER BĠR TANECĠĞĠN YA POZĠTĠF (+) YA DA
NEGATĠF (–) OLMASI

• SORU: Her bir taneciğin + veya – olmasına “Küçük Ģeylerle
uğraĢıyor.” diyebilir misiniz?
• CEVAP: UğraĢmasaydı eksiklik olurdu. Kıyamet kopardı. Bir tek
zerre güneĢin ısı, ıĢık ve yedi renginden ayrı kalırsa güneĢe
noksanlık olur.

MĠKRO ÂLEMDEKĠ TANECĠKLER

Kimyanın çoğu olayı maddenin tanecikli yapısıyla açıklanır.
• Atom
• Molekül
• Ġyon
• Formül–birim
• Proton
• Nötron
76

• Elektron
• Atom–altı diğer tanecikler

POLARLIK

• Polar madde, kutuplu madde demektir.
• Kutuplu madde, hem pozitif hem de negatif yük içerir.
• Kimyasal bağın polarlığı baĢkadır, bileĢiğin polarlığı baĢkadır.
• Kimyasal bağın polarlığı: Polar kovalent bağın diğer adı polar
bağ, apolar kovalent bağın diğer adı ise apolar bağdır.
• BileĢiğin polarlığı: Ġyonik bileĢiklerin tamamı polardır. Apolar
kovalent bağlı bileĢikler, apolardır (polar değildir). Polar kovalent
bağlı bileĢiklerin bir kısmı polardır, diğer bir kısmı ise apolardır.
• Polar kovalent bağlı bileĢikler, farklı ametal atomlarından
oluĢmuĢtur. Yapılarında pozitif ve negatif zıt iki kutup vardır. Bu
durum molekülün polar olabilmesi için yeterli değildir.
• Polar kovalent bağlı bileĢiklerin, polar olup olmaması molekülün
geometrisine bağlıdır.
• Ġyonik bileĢiklerde geometri söz konusu değildir.
• Geometrinin belirlenmesinde periyodik tablodan faydalanılır.
Örneğin; hidrojen atomu ile VI A grubu elementleri arasında
oluĢan moleküllerin tamamında geometri kırık doğrudur, baĢka
bir deyimle açısaldır. H
2
O molekülünde açı 104,5
o
‟dir.
• Hidrojen atomu ile VI A grubu elementleri arasında oluĢan diğer
moleküllerin tamamında açı farklı farklıdır, ancak kırık doğru
olma mecburiyetinden dolayı hepsinde de açı 180
o
‟den daha
küçüktür.
• Molekülün geometrisindeki atomlar arasındaki kimyasal bağlar
vektörmüĢ gibi varsayılır. ġayet vektörel toplam, baĢka bir
söylemle dipol moment; sıfırdan büyükse molekül polardır,
sıfırsa polar değildir.

MADDENĠN TANECĠKLĠ YAPISI VE KĠMYASAL
77

BAĞLAR

• Kimyasal bağın daha iyi anlaĢılması için; maddenin tanecikli
yapısını kavramak ve polar madde, polar olmayan madde,
kimyasal bağın polarlığı, molekülün polarlığı, elektron–nokta
yapısı, açık formül gibi konuları önceden bilmek gerekir.
• Evreni mikro âlem, normo âlem ve makro âlem olarak üçe
ayırabiliriz. Her üç âlemde de farklı isimlerle çekim bulunur.
• Kimyasal bağı tanecik içi kimyasal bağ ve tanecikler arası
kimyasal bağ olmak üzere ikiye ayırabiliriz.
• Tanecik içi kimyasal bağ iki grupta incelenir.
• Tanecik içi kimyasal bağın birincisi elektron alıĢ veriĢi sonucu
oluĢan iyon yapılı bileĢiklerde görülür. Ġyonik bağ adını alır.
Anyon (–) ile katyonun (+) birbirini çekimi olarak ortaya çıkar.
• Tanecik içi kimyasal bağın ikincisi; elektronlarını ortak
kullanarak soy gaza benzeyen kovalent yapılı bileĢiklerdeki
çekimdir. Bunlardaki çekim Ģöyle oluĢur: Bağ elektronları,
elektron severliği fazla olan atoma daha yakındır. Bağ
elektronlarının yakın olduğu atom kısmi negatif, uzak olduğu
atom kısmi pozitif olur. Böylece bileĢiği oluĢturan atomlar
arasındaki kısmi pozitif ve kısmi negatiflikten dolayı çekimin
ortaya çıkmasıyla kovalent bağ oluĢur.
• Mikro âlemdeki taneciklerden bazılarının (atom, molekül ve iyon)
arasındaki çekim kuvveti de kimyasal bağdır. BaĢka baĢka
Ģekillerde ortaya çıkarak görülür ve değiĢik adlarla anlatılır.
• Bilindiği gibi elementler; metal, ametal ve soy gaz olmak üzere
üç çeĢittir.
• Atom da, molekül de nötr taneciklerdir.
• Atom, erkek ve diĢi olarak iki cinstir. Atom nötr hâldeyken de;
atomlardan birisi pozitif, diğeri negatif gibi olur.
• Aynı Ģeyi molekül için de söyleyebiliriz.
• ġimdi üç grup elementte zıt kutupların nasıl oluĢtuğunu görelim.
• Yan yana olan iki metal atomunun birinde elektron verme isteği
öne çıkar, diğerinde ise boĢ değerlik orbitalinin bulunması etkili
olur. Böylece metal atomlarının biri pozitif, diğeri negatif gibi
78

davranarak birbirini çekerler. Aslında nötrdürler. Yük oluĢumu
düzenliliğin gereği olan çekim içindir. Bu çekim kimyada, metal
bağı olarak tanımlanır.
• Örneğin; 1A grubunu ele alalım. 1A grubunda en üstteki metal
lityumun metal bağı, en kuvvetlidir; çünkü 1A grubunda çapı en
küçük olan metal, lityumdur. Bundan dolayı da lityum atomları
arasındaki mesafe, gruptaki diğer metal atomları arasındaki
mesafeye göre daha fazladır. Bu nedenle elektronun gideceği
yol, gruptaki diğer elektronların gideceği yola göre daha
uzundur.
• Bir diğer konu da lityum atomunun çapı küçük olduğundan, aksi
yönde çekim güçlü olmasına rağmen elektronun dıĢa doğru
hareket etmesidir.
• Aksi yönde çekim güçlü ve gideceği mesafe fazla olmasına
rağmen lityum atomunun elektronunun hareket etmesi,
lityumdaki metal bağını kuvvetli kılmıĢtır.
• Kendine rağmen ve mesafelere rağmen ziyarete götüren
sevgidir.
• Metal bağının bir görevi de metal kristalinin oluĢumudur. Metal
kristali, metal atomlarının düzenli diziliĢiyle ortaya çıkar.
• Ametaller, yapı taĢı molekül olan elementlerdir. Ametal
molekülünün birinde elektronun dıĢarıya doğru, diğerinde içeriye
doğru hafif kayması sonucu simetri bozulması dediğimiz bir
düzenlilik ortaya çıkar. DıĢarıya doğru kayan elektronun
bulunduğu ametal molekülü pozitif, içeriye doğru kayan
elektronun bulunduğu ametal molekülü negatif olur. Görüldüğü
gibi ametallerde de iki zıt değer– molekül nötr kaldığı hâlde–
birbirini çekmektedir.
• Soy gaz atomları arasındaki çekim de ametal molekülleri
arasındaki çekim gibi açıklanır. Soy gaz atomunun birinde
elektronun dıĢa doğru, diğerinde ise içe doğru hafif kayması
sonucu simetri bozulması dediğimiz bir düzenlilik ortaya çıkar.
DıĢarıya doğru kayan elektronun bulunduğu soy gaz atomu
pozitif, içeriye doğru kayan elektronun bulunduğu soy gaz atomu
negatif olur. Görüldüğü gibi soy gazlarda da de zıt kutuplar
79

birbirini çeker.
• Moleküller; polar molekül ve apolar molekül olmak üzere iki
çeĢittir.
• Moleküller arası kimyasal bağ da diğer bağlar gibi, pozitif yük ile
negatif arasındaki çekimdir.
• Polar molekülde moleküller arasında çekimin olacağı zaten
malumdur.
• Apolar moleküller; aynı cins atomdan oluĢan apolar molekül ve
farklı cins atomdan oluĢan apolar molekül olmak üzere iki
çeĢittir.
• Aynı cins atomdan oluĢan apolar molekül, ametal molekülleridir.
Ametal molekülleri arasındaki kimyasal bağ daha önce
açıklanmıĢtı.
• Farklı cins ametallerin birleĢmesiyle oluĢan apolar moleküller
arasında da çekim vardır. Bu cins apolar moleküllerde de
elektronların simetrisinin değiĢmesi ile her bir molekülde farklı
kutup oluĢur. Sonuç olarak apolar moleküller de birbirini çeker.
• Apolar moleküller ve nötr atomlarda da (metal, ametal ve soy
gaz atomları) bir Ģekilde zıt iki kutup oluĢuyorsa demek ki
kimyasal bağsız madde yoktur.

HÜSNÜNĠYET ÖYLE BĠR KĠMYADIR KĠ;
KÖMÜRÜ ELMAS YAPAR

FARKLI BĠR GÖRÜġ: Kömür ile elmas allotroptur. Aralarındaki
fark kitaptaki bilgilere göre fizikseldir. Ancak iç yapıda kovalent
kristal örgü bağından dolayı değiĢiklik olmaktadır. Bu nedenle
olaya kimyasal olarak da bakabiliriz.

KÖMÜR ĠLE ELMAS

• Madenlerin en düĢüğü kömürdür; en kıymetlisi ise elmastır.
• Kömür ile elmas arasında tek basamaklı çok basit bir fark
80

vardır.
• Bu konuya dikkat etmek lazımdır.


MĠKRO ÂLEMDE KĠMYASAL BAĞ DIġINDAKĠ
ÇEKĠMLER

• Atom içinde, her Ģey zıddıyla dengelenmiĢtir:
a) Protonların birbirini itmesi nükleer kuvvetle (bağlanma
enerjisi) dengelenmiĢtir.
b) Elektronların birbirini itmesi zıt spinli dönüĢle dengelenmiĢtir.
c) Protonla elektronun birbirini çekmesi merkezkaç kuvvetiyle
dengelenmiĢtir.
• Atomun yapısında eĢit sayıda proton (+) ve elektron (–)
olmasıyla denge sağlanmıĢtır.
• Proton ile elektron birbirini çeker. Elektrondaki merkezkaç
kuvveti bu çekimi zıt yönde dengeler.
• Elektronlar, atom çekirdeği etrafında ikiĢerli dolanırlar. Biri saat
yönünde, diğeri ise saat yönünün tersi yönde döner. Böylece
elektronlar da, kendi aralarında eĢlenmiĢtir.
• Kâinatın herhangi bir noktasında bir partikül yaratılınca onunla
birlikte zıt ikizi de meydana gelir. Elektronun zıt ikizi pozitron,
protonun zıt ikizi anti proton, nötronun zıt ikizi anti nötron,
nötrinonun zıt ikizi anti nötrinodur.
• Proton ve nötronun meydana geldiği kuark adı verilen partiküller
de çiftler hâlindedir: Yukarı kuark–aĢağı kuark, üst kuark–alt
kuark, tuhaf kuark–tılsım kuark.
• Bildiğimiz atoma karĢılık olarak; çekirdeği negatif, elektronu
pozitif olan atomlar da vardır. Bu atomlardan oluĢan madde;
maddenin zıt eĢi veya anti madde olarak adlandırılır. Anti madde
bazı yıldız sistemlerinde bulunmaktadır.
• Elektriğin de pozitif ve negatif olmak üzere iki cinsi vardır.

NORMO ÂLEM VE MAKRO ÂLEMDE
81

GÖRÜLEN ÇEKĠMLER

• Vücut sıvılarında pozitif iyon kadar da negatif iyon vardır.
• Ġnsanlar ve hayvanlar, erkek ve diĢi olarak çift var edilmiĢlerdir.
• Bitkilerde çoğalma tozlaĢmayla sağlanmaktadır.
• Yağmur damlaları pozitif ve negatif tanecikler olarak inmektedir.
• Bulutların pozitif ve negatif olanı vardır.
• Mıknatısın da iki ucunda güney kutup ve kuzey kutup olmak
üzere birbirine zıt iki kutbu vardır. Bir mıknatıs ne kadar küçük
parçalara ayrılırsa ayrılsın her seferinde iki ayrı kutup meydana
gelir.
• Dünyamız da dev bir mıknatıs gibidir. Kuzey kutup ve güney
kutup olmak üzere iki zıt kutba sahiptir.
• Gezegenler arasında da kütleyle doğru orantılı, aradaki
uzaklığın karesiyle ters orantılı olan Newton çekimi veya Newton
kanunu olarak adlandırılan çekim vardır.


EVRENĠN SĠNESĠNDEKĠ CĠDDĠ VE HAKĠKĠ
AġKIN BĠR ÇEġĠDĠ OLAN KĠMYASAL BAĞLAR
(KĠMYASAL BAĞLARIN FARKLI BĠR BAKIġ
AÇISIYLA OKUNMASI)

CANLILARDAKĠ MUHABBET MADDENĠN
TANECĠKLERĠNDEKĠ KĠMYASAL BAĞDIR

• Ağacın mahiyetinde olmayan bir Ģey, esaslı bir surette
meyvesinde bulunmaz. Evren (kâinat) ağaca benzetilirse
meyvesi insan olur. Ġnsan meyvesindeki ciddi aĢk gösterir ki;
evren ağacında –fakat baĢka baĢka Ģekillerde– hakiki aĢk ve
muhabbet bulunuyor.
• Evrenin sinesindeki Ģu hakiki muhabbet ve aĢk, çekim kuvveti
82

adıyla karĢımıza çıkıyor.
• Evren ağacı mikro, normo ve makro âlemden oluĢur.
• Mikro âlemdeki çekim kuvvetinin bir kısmına kimyasal bağ adını
veriyoruz. Mikro âlemde bir de proton ile nötron arasındaki
çekim vardır.
• Mikro âlemdeki varlıklarda çok suretlerde tezahür eden kimyasal
bağ adını verdiğimiz çekimler ile normo ve makro âlemdeki diğer
incizaplar, cezbeler, cazibeler; uyanık olan akıl ve kalplere
insaniyete layık bir surette yükselmeyi, hakiki insan olmayı
gösterir!..
• Gezegenler arasında da kütleyle doğru orantılı, aradaki
uzaklığın karesiyle ters orantılı olan Newton çekimi veya Newton
kanunu olarak adlandırılan çekim vardır.
• Daha bunlar gibi çift olan bilmediğimiz nice Ģeyler vardır.
• Kimyasal bağ, insanı hakiki aĢkın derinliklerine çeker; çünkü
kendi kalbinde olduğu gibi sonsuz evrende de her Ģeyin aĢk
etrafında cereyan ettiğini bilimsel olarak öğrenmiĢ olur.

ATOM BAġIBOġ DEĞĠLDĠR

• “Bir tek atom bile baĢıboĢ değildir.” sözünde bir atomun diğer
atomlarla çekiminden söz edilmektedir. Bu çekim, kimyasal
bağdır.
• Her bir insan da atom gibi olmalıdır. Zaten insanlığı tam
yaĢayan gerçek insanlar, atom parçası gibidir; baĢıboĢ
değildirler.
• Aile, bütün fertleriyle bir moleküldür. Akrabalık, milliyet vb.
irtibatlar vardır.
• Medeniyet, insan sevgisi doğurur. Rus ve Ermeni ile olan,
hürriyet tanıma bağımız bile, hakiki dünya birliği Ģuurunun
temelini oluĢturmaktadır.

ÜNĠTEYLE ĠLGĠLĠ SOSYAL ALANDA
KULLANILAN KĠMYA KELĠME VE DEYĠMLERĠ
83


FENNĠMÜNAZARA
• Temel kültür kaynaklarımıza bağlı geliĢen, bir kısım disiplinler
çerçevesinde oluĢan bizim münazara Ģeklimizdir. Herhangi bir
konuda hakkın emrinde ve hakkı tutup kaldırma istikametinde
gerçekleĢtirilen fikir yürütme ve karĢılıklı konuĢmadır.
• Bu münazarada diyalektiğe girmeden, mugalatalara sapmadan
mantık yürütme önemli bir ahlaki disiplindir.
• Böyle bir münazarada mesnetsiz, delilsiz ve peĢin hükümlere
bağlı anlayıĢlardan olabildiğine uzak durulur; her Ģey gerçek
bilgi yörüngesinde götürülür.
• Münazaraya katılanlar birbirlerine kızmaz, öfkelenmez, saygılı
davranır, centilmence hareket eder, kimse kimseyi hafife almaz,
onunla alay etmez.

MERKEZKAÇ (ANĠL MERKEZ) KAÇIġ
• Geriye dönüĢün çok zor olduğu kaçıĢlara merkezkaç (anil
merkez) kaçıĢ denir.

KĠMYA
• Üstün özellik taĢıyan çok değerli kıymetleri ifade için kimya
kelimesi mecaz olarak kullanılır. Örneğin; ReĢat Nuri Güntekin
“Emniyetlerini kazanmak için bu esrar bir kimya gibi gizli
kalmalıdır.” demektedir.

KĠMYA OLMAK
• “Bulunmaz olmak” demektir. Bir halk türküsünde;
“Sıla kimya olmuĢ burnuma tüter
Yol ver dağlar ben sılaya gideyim.” ifadeleri yer almaktadır.

VÜCUDUN KĠMYASININ BOZULMASI
• Bazı olumsuz değerlendirmeler sonucu ruhta gerilim oluĢması,
tansiyonun yükselmesi, hatta psikosomatik rahatsızlıklara
insanın sürüklenmesi ile vücudun dengesinin bozulması
durumudur.
84


SÖZ KĠMYAGERĠ
• 1. Sözlerdeki değer, samimiyet, doğruluk vb. dereceleri
rahatlıkla fark edebilen. 2. Yüksek kıymette, gönülleri aydınlatan
nurlu sözler karĢısında, Ģiir gibi kendi sözlerinden bile
vazgeçerek o güzel sözleri anlamaya çalıĢan.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->