P. 1
Hakan Günday - Kinyas Ve Kayra

Hakan Günday - Kinyas Ve Kayra

|Views: 2,209|Likes:
Yayınlayan: Şahin Uslu

More info:

Published by: Şahin Uslu on Jul 16, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

08/01/2013

pdf

text

original

Birinci kitap

Kinyas,Kayra ve Hayat

çasrna duruyordu. ve dört adet çelik sandalye tarafındarı kuşatılmıştı. yerlerde yüzlerce içki şişesi parkeyi bir ha]ı gibi kaplıyordu. kapalı perdelerden, pencerelerin çok uzun zamandır açılmadığı anlaşılıyordu. zatenhavaya hAkim otarı keskin alkol ve tütün kokusu da bunu gösteriyordu. Masanın üstündeki boş ve dağınık kAğıtlar, cesetler gibi, birileri tarafindan toplanmayı bekliyordu. ve sa]ondaki en değerli €şy2, kiğıtların yanında duran, üç ayrı köşedeki abajurun ışığıyla hayat bulan, olduğu yere kendini hiç de ait hissetmeyen ve benim çok eskiterden hatırladığım altın kaplamalı dolmakalemdi. Hareketsiz, bir süre ayakta kaldıktan sonra oturmamı işaret etti. Çelik sarıdalye parkede, yıllar önce üstünde birbirimi ze hay atı anlattığımız salıncağınkine benzer bir ses çıkardı. o da karşıma oturdu. Arabadan beri hiç konuşmamıştık ve hdl6 sabahın dördünün, o insana kendinden başka kimseyi dinletmeyen sessizliği eü işgal ediyordu. Ayağının yanında duran bir votka şişesini alıp masaya koydu. Gülümseai. İkimizin de Absolut'le ilgili hiköyeleri vardı. ve o an, birbirimizine kadar uzun zamandrr tarııdığımızı düşündüm. yaptıklanmtzı, yolculuklarımızı, kavgalarımızı, her şeyi... Sol elini beline doğru götürdü. ceketinin arkasında kaybolan eli sandalyelerle a5mı parlaklıkta olan bir cisimle geri döndü. Dirseği masada, bana doğrulttuğu bu

Asansör dördüncü katta durdu. kapısında L7 yazan daireye girdik. Tahmin ettiğim gibi evde çok az mobilya vardı. salonun duvarlan fotoğraflırh ve afişlerle kaplanmıştı. ortada, eskiciden alrnmış izlenimi veren ceviz yemek masası, ucuz barlarda çıkmasr muhtemel kavgalarda hasan önlemek amacıyla yere çalolrnış-

12

13

bır altlpallardı. Tabancanrn topunda san sarr tebessüm eden kurşunları görebiliyordum. Zatensanyr hep ölüme yakıştırmışımdır. Öldllren ishalin, sıtma sıcağının, Azrail'in dişterinin sarrsr,.. Aklımdaıı geçenler bunlardı, arıcak şaşırmam gereken bir durum vardı kaşımda. Yirmi yıldan faz|abir siiredir tarııüğım biri alnıına doğru silah uzatmrş ve ölümümün doğal yollarla olmamasınr sağlamaya çalşıyordu. o da, ben de yıllardır hiçbir şeye şaşurnadığımız için herhangi iki insanrn ter banyoları içinde yaşayabileceklerı bir satıneyi, ağlarını bininci kez tamir eden bahkçılarrn sakıntığıyle oynuyorduk. Masadaki votka şişesini kendime çektim. Kalbİmin attığı yer olarak hesaplaüğım bölgenin önüne getirdim. Çtinkii yoruları kolu ve dolayısıyla sila}ırn namlusu alnımdan ka]bıme ınmişti. ve ben, acabaAbsolut ş§esinin patlama sesini duyabıleeek kadar zamanrm olur mu, diye düşiirıüyordum. Aklımrzdan ğeçenler babirimiz için çoktarı birer broşür haline geldiğinden, ufa1 oyunrımu arıladı ve kendine has sıntışıyla namluyu tekrar alnımuı hizasına getirdi. Suratımdaki bıklon ifadeyle ben de koca bir yudum a]mak için şşeyı ağzırrıa dayaüm. Bir zamarılar, Absolut ş§elerinin değişik modellerinin toplarıdlğl bır katalog görmüştüm. ve diirıyada kendine böylesi gereksiz ışler yaratabilen insaıılar varken neden bu denli işizlik var, diye dÜŞÜnrniiştiim. Çtinkil bir şişe ister kadın, ister kova şeklinde olsun, mürakkak bir deliğe saııip olması gerekiyordu... ve bitiyordum §, gerçekte işe yarayan tek losmı da oydu... şışenln dibinden şekilsizleşmış komik yüzünü seyredip telaar votkayla yıkadım boğazımı. Gözbebeklerimi bulmaya çalşıyordu. Arna siya}ı gözlerim buna hiçbir zaınan izin vermemişti. sağ elını rnasanın orta^srna bıraktrğım şişeye uzattı ama sonra aklına birden kötü bir hikaye gelmiş gibi geri çekti. saatin sabaııı kovaladığl ve yakal2unasına çok az kaldığı bu zamanda içinde bulunduğurnuz dunım için bir açıklama beklemem gerekirdi. Ama bektemıyordum. Hayatımın öyle bir dönemini yaşıyordum ki, hiçbir şeyı bgçlemiyor ve merak etmiyordum. Ama yine de, normalde

Çelİk, İçl.,de 38 kalibrelik yaralamave ölümler besleyen, Smith ve wesson ismindeki a.damlan fazlasıyla zengin etmiş, lasa namlulu

madan yazmalrsın

bıyaz." o kadar yavaş söylüyordu ki kelimeleri, sanki her harfi çok uzaklardan bulup bin bir zorlukla getiriyormuş gibiydi. Bu söylediğini elindeki silahtan ötürü bir emir gibi algılamam gerekirken, ben daha çok bir yalvarış olarak misafir etmiştim zihnime. yanıt vermediğimi görünce devam etti: "Bak kayra, biz herkes olduk. kendimize en büyük acılarr ve zevkleri tattırdık. ye artık ölüyoruz. Bunu fark etmiyor musun? En yukandan aşağı düşüyoruz. ye yeri öpmemize çok aa kaldı. Başladığımrz yere dönmeden, yarıi serTnayemizde ve hafizamızda sadece ismimiz kalmadan hatırlaüklarrmızr yazaca|<sın. Hayatın suJrunu içtikten sonra bir gtın işememiz gerekecekti. ve zihinlerimiz ölmeden önce bunu yapacağız. İnsarılığrmızı, atılaliımızr, dünyayı çok uzun zalnan önce yok ettik... Hissediyorum. Şimdi srra arıılarrmızda ve hayallerimizde. kafatasımızın içini süsleyen bütiin bildiklerimizde. Her geçen sarıiye eksiliyorlar. Çok geç ol!"

yutkundu ve konuşmaya başladı. sesi sıcak, geceyi üzmeyecek kadar kısık ve beni üzmeyecek kadar da dürüst çıkıyordu. "Yaz... Biz\yaz. Her şeyin sonuna geldiğimizin kanıtı olan kita-

ne, yüzüme bilgiye aç bir çocuk ifadesi yapıştırüm...

sinir bozmasr gereken pozisyonun arılamını öğrenmek istercesi-

eskilere göttirmüş ve verdiğim mücadeleleri aklıma getirmişti. sadece bunları yeniden düşünmek bile kendimi öltim döşeğinde yatan bir yaşlı gibi hissetmeme yetmişti. Ben yazmak istemiyordum. Hiçbir şey istemiyordum. Dünya üzerinde yapılacak işlerim

kapattıg zalnan anladrm. Datıa önce de konuşmuştuk yazma §ini. ve ikimiz de bunun bizim için çok yonıcu olacağını ve kimsenin hikiyelerimizden bir anlam çıkaramayacağıru, çiinkti kelimelerin yaşadıklarımvul ve düştindüklerimizin yanında altı aylık bebekler gibi kalacağını anlamştık. Ama şimdi karşımda bunu yapmak isteyen ve §birliğine girmediğim takdirde kendi hayatı kadar değeri olmayarı czurulu almaya kararlı eski dostum otunıyordu... o arı çok yorgun olduğumu hissettim. kurduğu cümleler beni

Duyduklarımla kendimi sarhoş ediyordum. Bitirdiğini ağzını

15

14

sakin bir bitmişti. Düşündüğüm her şeyi denemiştim, Şimdiyse yolculuğumun son ölümü beklemek istiyordum, Zihin

şekilje

aşamasrndaydım.DünyanınengüZelsarıateseriniyaratıpondagibi ben de keşfettiğim kika seyrettikten sonra yakan bir ressam

kullarıdı. Yaptığı şey on beş yıl öncesine dayarıarı aramızdaki eski bir şakaydı. Kalemi önüme doğru bıraktı. Ellerini sıkarak yan yana masanrn üzerine koydu. Parmaklarına isminin harflerini yazmıştr: "KİNYAS"

İki aydır bunu yapmaya çadüşünce cennetimi tasfiye ediyordum,

lışlyordumvebitmesineçokazkalmıştı.EnazındarıbenöyledüdönüşeSona erdiğinde ise beş yaşındaki bir çocuğa
şll.,Uvoraum.

Yirmi dokuz yaşındayım ve hatırladıklarrmın hepsini yazlyorum...

cektim.Vebuzatençokbüyükbirçabagerektiriyordu.Cehalete

zor olduğunu, hafigeri dönüşün cehaletten çıI«naktarı çok daha Hatta belki yaıata_ Zalnın rahatsız eden darbeleriyle anlarnlştım", mutlu bile olabilirdim", cağım yeni ve bomboş aklım sayesinde geçirdiğim son kaııMutluluk. Gözlerim ile beynimin arasından

ralnokadarSaçmageldiki,birtebessümoturdusuratrmrntam ortasrna.VeşimdiKinyasgelmiş,banayenidenyükselmemisöyuçağa dönmesini beklelüyordu. Paraşütiirıü açmış bir adamdan

mek gibi. Bütün bunlan kendime tel«arladılitarı Düşündüklerimin ye çalıştığım bana çok uygun bir yanıt verdim, gerçek bir usta olduğumu tam tersini yapmakta ve söylemekte yalana ne kadar daya_ kendime tel«ar kanıtladım . zaten ac|yave

sonra terk etme_

sadece birkaç nabileceğimi hep merak etmişimdir. Ashnda krpkırmızıgöz|emerak ettim çiınkiı bir gece aynayabaktığımda, hazmedebileceğini söy_ rim bana bütün diinyayrve iğrençliklerini
lemişti.
,,Tamam. Yazacağım. Ama bil ki, kan kaybeder gibi kelime kay_

yıl

bettim.Sonyazdığımkitabrnüzerineyıllarbindi.Vebugünlerde, sokaktaateşistemekiçinbileikikelimelikkonuşmayıkafamda derleyiptoparlamamgerekiyor.Provasızadrmıbilesöyleyemiyonrm.UnutmakiöImekteolanbirzihniyenidenhayataçağınyor!" sun. Unutma ki Kayra'yr uyandrnyorsun Boynırndarı süzülen alkoliin Artık votkadan rahatça içebilirdi. koydu, kalemi ahp bir bölümünü midesine inürdi. silüı masaya Ve diğer parmaklasağ elinin serçepalmağına bir "K" harfi çizdi, için de, katemi sağ eline rurı da namerıe doldurdu. son iki harf geçiriphergerçeksolakgibineredeysefelçlisayrlacakkadarhöve orta parmağını kim olamadlğı hareketlerle, sol elinin işaret

Nedenini bugün bile arılayamadığım bir değişim içindeydim. Müzik zevkim orta çizgiden uçlara kaymıştı. On dört yaşımdaydım ve üç yıldr en gürültülüsünden şarkılar dinliyordum. Ve o zamanlar bile müzik dinlemek benim için bir boş zamarı değerlendirmesi değil gerçek bir uğraştı. Genellikle bulunduğum yerin karanlık olmasını sağlardım. Müzik dinlerken bütiin ruhumu notalara ve sözlere verebilmem için gözlerimi kapatmam şarttı. Dikkatli dinlemek için göz kapatmaya, körlerin bizden daha iyı duyduklarını öğrendiğim zamaıı başlamıştım. Ve o günlerden sonra hayatımrn bütün karanlık koridorlanndan geçerken de gözlerimi kapalı tuttum. Daha iyi dinlemek, daha iyi koklamak için... Dinlediğim müzik abartılı olmanrn yanında uzun yıllar içinde oluşmuş bir felsefe ve hayat taızı da içeriyordı. Zaten bu, bütün azuılrk müziklerinin de iddiası olmuştur. Toplumda bir konuya ilgi duyanlarrn saJns| a?"sa, derhal parçalanmazbır kabuğun içine çekilip söz konusu kişiler çeteleşmeye başlar. Sokaklarda birbirlerini tarııyıp bir sigara isteyebilmeleri için kollarına, bacaklarrna belirleyici aksesuvarlar takarlar. Hep böyle olmuştur. Parkalardarı latekse kadar... Ve datıil olduğum müzikal srnrf da, hayatı diğer insaıılardan farklı algıladığını düşünerek, geriye ka]an bütiin müzik tarzlarını aşağılamaktaydı. Müzikal militarılar olarak konserlere gitmek, şarkı sözleri haklonda sabatılara kadar tartışmak bana büyük zevk veriyordu. Bu tartışmalar daha sonra sa}ıip olacağım ikna yeteneğimin oluşmasında büyük bir etken oldu. Tatımin edileceği gibi, sevgililerimi de bu cemaatten seçiyordum. Futbol takımı taraftarlığından farksız o gtirılerde ölümü, intiharı, seksi, varoluş nedenlerimizi şarla sözlerinin beni içine ittiği havuzlarda düşünmeye başlamıştım. Elbette ki bütün bahsettiğim

16

17

kawamlaç on dört yaşımda sadece kendimi tatıüş etmeye yarıyordu. Hiçbir sonuca varamıyor, kendi doğrularımı yaratamıyordum. Sadece düşünüyordum. Hatta vücudumu sadece belli bir duruş şekline getirdiğim zaman en verimli biçimde yoğunlaşabildiğimi fark etm§tim. Odamda boş olan tek duvarrma dönük bir şekilde yere oturuyor, beş dakika kadar hareketsiz kalıyordum. Datıa sonra sırtrmr yere bırakıyordum. Bacaklanmı duvara yaslayıp doksan derece açıyla,

duvar ve zeminin birleştiği köşeye bedenimi yapıştınyordum. Önceleri bacaklarım havaya doğru dik durduğundan daima hantal olan etim bazı ağn|ar çelcnişti, düşünme hareketi yaparken. Son pozisyon ise duvara yaslanmış oları bacaklarımla bağddş kurmak oluyordu. Böylece gözlerimi açtığımda, beyaz badarıalı tavarıı ve uzun bir süre bakıldığında arısiklopedilerdeki gezegen fotoğrailarrna benzeyen boya kabartılarını görüyordum. Bir saate yakın aynı şekilde dunıyor ve kendimi, hayatı di§ünüyordum. Yoğunlaşma bazr sorularla başlıyordu. Yaradıhşrmr, geleceğimi, çewemi, insaııların farklılığınr, duygulzınmrn çeşitlitiğini sorguluyordum. Kendimi dinlemeyi öğrenmekti bu yaptığım. Çünkti duyulabilecek kadar yüksek bir ses vardı içimde. Bunu fark edince, di.inya üzerindeki bütün insarılar birden yok olsalar dahi yalnrz kalmayacağmı arıladrm. Çünkü ağzımdarı çıkan, başkalarının duyabildiği bir sesin yanında içimde yankrlarıan ve kimsenin varlığındarı bile haberdar olamayacağı başka bir ses daiıa vardr. Demek ki kendimle diyalog kurabilir, aynı konu haklanda yüksek sesle bir söz söylerken, içimden de bambaşka bir cümle kurabilirdim. Dtinyayla aramdaki köprüyü ve kendime açılan kapıyı böylece keşfettim. Tabii bu aynı zamaııda on dört yaşında bir çocuğun yalanı da keşfiydi. Datıa doğrusu hiçbir yalarıdan acı çel«nemeyi öğrenmesiydi. Yüksek sesle inarımaüğım her şeyi arılatabilir, içimden de "İnanma5nn bana Salan inanmayın. Hepsi yalan ! Ağzımdarı çıkanı duymarıız kolay. Ama yapabiliyorsanız, bunu da duyun !" diyebilirdim. Ve günde en az iki kez gerçekleştirdiğim kendimi dinleme se-

anslarımın bir çeşit meditasyon olduğunu sonradan öğrendim. Belki de o günler ve o yoğunlaşmalann yüzünden kitaplardan hep nefret ettim. Her şeyi kendim keşfedebiliyordum. kimsenin yol göstermesine ve hayal gücüne ihtiyacım yoktu. Romarılan, edebiyattaki bütün eserleri bir dolandırıcılık sektörünün parçaları olarak görmeye başlamıştım. Fikir satmak, herkesin oturup düşündüğü takdirde erişebileceği kawamları şekillendirip, ambatajlayıp pazarlamak, herhangi bir sahtekArlıktan farksızdı beninr için. Dolayısıyla matbaadan çıkan kayda değer tek ürünün ansiklopedi olduğuna inarıdım. İhtiyacım olan salt bilgiydi. ve o bilgiyi aldıktan sonra ne yqpacağım sadece beni ilgilendirirdi. Bir de gidip o bilgi karşrsında x yazann ne hissettiğini bilmem gerel«rıiyordu. Ben yeterince hissediyordum. Hatta bütün dünyaya yetecek kadar !..
Ve okumaya başladım. Sözlükler, ansiklopediler... Düzenti olarak bunu iki yıl boyunca yaptım. Ama o döneme sonra değinece,

dığımı söyleyebilirim. Özel arşivler, ktiçük kulüpler, eskiciler... Iüsacasr, on dört yaşında bir insarıın girmesi zor oları yerlerin hepsinde aradığım albiirnler beni bekliyordu. Çabalanm bana bir hayat sunarken, son derece normal ve başarılı oları gündelik sosyal hayatımr da öldtirüyordu. zamanrmt şehir delileri arasmda geçirerek harcadığımdan ailemi ve şartlann bana hediye ettiği arkadaşlarımı ihmal ediyordum. o zamanlar yaşadığım ülkeden ayrılana kadar düşündüm, dinledim, okudum ve konuşmadım. kimliğini taşıdığım ülkenin başkentine yerleşip herhangi bir okuluna devam etmeye başladığımda durum farklılaşmaya başladı. Şartlar bana çok sayıda insarı tanıştırdı. ve ben bunu engellemek için hiçbir mücadele belirtisi göstermedim. Farklı olmak için mi farklıyüm, yoksa öyle mi doğmuştum -ki konuyu genlerin Tann olduğuna inanan biyokimyagerlere bırakıyorum- bilmiyorum; ancak emin olduğum nokta, tanıştığım kişilerle ayrıı durum-

ğim. Şimdilik, gelelim müziğin ruhuma ve kendime giden yolda bana na^sıl l«laınızluk ettiğine. Öncelikle, dinlediğim ve ilgilendiğim tarzın piyasada o yıllarda yeterince bulunmayan albümlerde saklı olduğunu düşünürsek, lrayli araştırma yapmak zonrnda kal-

18

19

lar karşısında almı duyguları hissetmiyor oluşumdu. Farklı olmanrn ne anlama geldiğini sayıca azbir kitlenin dinlediği ve hayva-

zımdarı dökiilen pisliği içimdeki ses temizliyordu. Birbirlerine gün ve gece kadar zıt olan iki sesin de aynı dudaklann arasrndan çıkıyor olma^srndan rahatsız değildim. Düşüncelerime ve beynimden geçenlere en yakın -en yakın diyorum çünkü hiçbir zamaf,ı tam anlamıyla düşüncelerimizi söylemernize yetecek kelimelerin yeryüzündeki lisarılarda bulunmadığını uzun z€ıInan önce arıladım- cümlelerin ağzımdarı çıktığı gifuı öldürülmüş olacağımı ya da yavaş yavaş yok olmamı sağlayacak şaıtlann sözleşmiş gibi çewemde buluşacaklannı düşünüyordum. Ve nefes alıp vermemi durduracak fiziksel bir hareket yapamayacağımr, yaııi kendi dışımda herkesi rahatlıkla öldürebilecekken intihar edemeyeceğimi arıladığım gün, başkalarınrn ya da hayatın bunu yapmasını isteyeceğim ana kadar düşündüklerimi geldikleri yere geri yollamaya ve orada depolamaya karar verdim. Ama bir arada durmalarının beynimde bir iltihap yaratacağını bilemezdim. Ve sonuçta gerçek "Kay|ra" sadece ölümü için ortaya çıkacaktı" O gün gelene kadar da kendini dünyanın en iyi yalancısı olarak yetiştirmeye çalışarı, basit zevklerden çok, rahatsız edilmemek uğruna sahte olmuş bir "Ka5rra" gibi yaşayacaktım... Hayallerimin bana bir ömür boyu yetebileceğini ve bu arada bedenimin ağzımdan çıkarı sözlerin etrafinda bir kalkan oluşturarak zarar görmemi engelleyeceğini düşünüyordum. Sadece, gittikçe tehlikeli hale gelen bir oyun oynuyordum. Ama ben oyunlaOn beş yaşımdaydrm ve her şeyi yapabileceğime inarııyordum.

nat bahçesine benzeyen şehirlerin en değerli türlerinin tükettiği bir müzik tarzını benimsediğim dönemlerde öğrenmiştim. Ve söz konusu farklılığın dışa r,rırulduğu, $özle görülüa kulakla duyulur hale geldiği takdirde ne kadar acı verebileceğini de görmüştüm. Çünkil ilk gelecek linç girişimindeki yumruğu yemeden önce kendimi anlatacak ya da insanları kandıracak kadar zamanımın asla olmayacağını biliyordum. Ve içimdeki haykıran sesi daha da güçlendirerek onun benim tek ruhsal denge kurucum olduğunu düşünmeye başladım. İnsanlara yalan söylemek için açtığım,ağ-

n hep ciddiye aldım. Sahte ilişkiler ve dünya üzerindeki her kavralnı içme arzusu hayatrmın on beşinci yılında başımı döndürmeye yetiyordu...

min ve.beş duyumun yarırndan geçenlere bakalım... Hafızamın bugüne kadar srrtında taşıyıp getirdiği görüntülerin en eskisi ve paslanmışı yedi yaştma dayanır. Bir çocuk suratı hatırlıyorum. Gözlerinin rengini çözemediğim, gülerken hiç görmediğim bir çocuk. Sonra o çocuğu birçok kez gördüm. Yıldabir kez

Bunlar o güne kadar zihnimden geçenlerdi. Şimdi de bedeni

karşılaştığımızı ve hiç de iyi anlaşamadığımızı hatırlıyorum. İn-

sarılara dayaııamayan iki cüce birbirlerinden ne kadar zevkalabilirlerdi ki zaten? Hele hayatı anlatmaya yetecek kelimeleri kafalarrmrzrn baırndırmadığını düşünürsek... Birbirimiz için, se.',rmediğimiz ya da sevemediğimiz fazladarı bir insandık. Hepsi bu... Seyrek görüşmelerimiz susmalarla, kavgalarla geçerken yavaş yavaş yaşımrzrn ilerlemesiyle konuşmayı keşfettik. Ben yaları söyleme denemelerimi onun üzerinde uyguluyordum. Ancak onda da benim sahip olmadığım bir rahatlık vardı. Yaşamakıtarı, hayaLta olmaktan utanmıyordu. Yalan söylemeye ihtiyaç duymuyor-

du. Iftskandığım bir doğallık, hareketlerinden ve sözlerinden alap çewesine yayılıyordu. Bir insanın bu kadar karıaatkAr olması beni sinirlendiriyordu.

On üç yaşlanndayken görüştüğümüz tatil kasabasındaki son gecemizde birbirimize mutsuzluğumuzu ve adını koyamadrğımız acrlanmrzı itiraf ettik. İlk mektubu ben yazdım. Yazmayı seüyordum. Cümleler kurmayr, kelime oyunlan yapma)n, karmaşık konulan arılatmayı... Ve yanıtlar gelmeye başladı. Anadilini, krsa ömrünün çoğunu ülkesinin dışında geçirmiş olduğundan iyi yazamıyor ama yine de o keskin doğalhğı sayesinde benim ancak kurşun kadar ağır bir paragrafta arılatabileceğimi o bir cümlede yüzüme firlatabiliyordu. Çok mektup gitti geldi aramızda. Sahip olduğumuz bilgileri, yeni deneyimlerimizi paylaşıyorduk. Zamanla birbirimiz için yaşamaya başlamıştık. Yarıi mektuplanmıza yazabilmek için çoğu insana garip gelebilecek işler yapıyorduk. Ailem

şehir dışındayken kendimi odama kapatıp günlerce çılaıııyor-

2o dum. Daha sonra da bu süre içinde neler düşündüğümü mektuplarrma yazıyordum. Ve mektup ilişkimiz yıllarca devam etti. "Yapamryorum Kinyas. Yazamıyorum. Bütün bunların hiçbir değeri yok. Ne doğru dürüst ciimleler kurabiliyorum, ne de gerçeği böylesine arıadarı üryarı arılatmak hoşuma gidiyor. Seversin vazgeçmeyi, Bu işten de vazgeç. Mutluluğundan vazgeçtiğin gibi !" dedim, kalemi masaya atarken.

21

ğini düşündiim. Gerçeklerden bu kadar nefret ettiğimi bile bile bana bizi anlattrrmaya çalıştın. Ama hayır! Böyle bir şey olmayacak. Sen yap ! Yoksa seni sakat bırakrnm. Ve hayatının ğeri kalan krsmında sürünerek dolanrrsrn. " "Kendimi öldürürüm" dedi. "Kendini öldürebilseydin, yıllar önce beni öldürürdün. Sıra
sende !"

"Yaz|" dedim. "Sen yazacaksın ! Beni böyle ceza]arıdrrabilece-

Beni dinlemiyordu... Gerçekten ikimiz de çok kötü durumdaydık. Yolun sonundaydık ve hAlö diinyaya atabileceğimiz son kazığın peşindeydik. O da büyük ihtimalle bunlan düşiirıüyor olmalıydı ki, benden çok ama çok seyrek yaptığı bir şey yaparak sigara istedi. Üstüne yıllar önce bir usturayla "TAEDİUM VİTAE" kelimelerini kazıdığım Zippo'yla yaktım. Aslında beni öldürmesini çok istiyordum ama söyleyemiyordum. Onun anlamasrnı bekliyordum. Londra'da, King's Road'daki 403 numaralı binanın ön cephesindeki "SEX" isimli mağazarıın vitrininde yıllar önce duran ve üstünde "PLEASE KİLL ME" yazan tişörti.i di§ündiim. İntihar nefsi müdafaaydı. Ama bunu başka birinin yapması çok daha asildi. Nedendir bilmem ama gunrrdart ve kendine saygıdan rnilyon kilometre uza|<tabir hayat yaşarken asaleti h6]A önemsiyordum. İçtiğim içkilerde, kıyafetlerimde, hareketlerimde daima barok bir asalet vardr. Aslında hep bir karikatüre benzemiştim. Uzun saçlanmı geriye doğru taradığımda, bıyığımı yanaklanma doğru genişleterek çeneme sarkıttığımda ben, bir insandan çok bir resimli roman kahramanıydım. O ise datıa çok güzel bir resimdi. Gerçekten de birbirimizehiç benzemiyorduk. Krsacık saçlarr, eski giysileri ama buna rağmen yüz hatlarının jilet keskinliğinin ona kattığı resim çekiciliği... Sigarasının dumarıınr burnunun deliklerinden dışarı defetmekle meşguldü. İki elim de masanrn üstündeydi. Silatı sol elime yir-

Ağzımın içinde bir hız radan olsaydr, söylediğim kelimelerin geçiş hızrna dayanamayıp çatlardı-.. Sinirlendi. Ama y,lne de öfkesini belli etmemeye çalışarak votkadan biraz içti. Sonra kalemi aldı. "Senin de srran gelecek" deyıp yazmayabaşladı.

mi santim uzaklıktaydı. Bana bal«nıyor ve yazdıklanmı okuyordu. Bir sarıiye içinde silahı almrş, ona doğrultmuştum. Sakin bir ifadeyle kafasını kiğıttarı kaldırdı.

23 za sisteminin bekçileri bekliyorsa çok büyük kavgalar etmem gerekecekti. Ölmek istemiyorum, çünkti Tann'yı da öldürürüm diye korkuyorum. Ve böyle bir vefata benim dışımda kimse dayanamaz... Platon'un Mağaraİstiaresi'ne kaşılık, ben de Kuyu İstiaresi'ni yazdım: doğdukları andan itibaren düşen insarıların, yanlarındarı hızla geçen firsatlara ve başka insanlara tutunup trrmanmalarınr ve bunu sadece doğduklan andaki yüksekliklerine erişebilmek için yaptıklannı anlattım. Ancak ellerini ağızlanna sokup, parmaklarmr rsırıp hiçbir şeye tutunmamaya kararlı olanları da arrlattım. Ve sordum, Tanrı'run yukarrda mı yoksa aşağıda mı olduğunu. Eskiden poker oynardım. Şimdi de, Tann'nın aşağıda, kuyunun dibinde olduğuna oynuyorum. Hayatım masada, birkaç krrmrzr oyun fişıyle.'' Az yedim, çok içtim. Hala içiyorum. İçki ayırmadım. Alkolü kendime yakıştırdım. Her türlü uytışturucudan tattım. Bağımlılıktan nefret ettim. Gitmemi, terk etmemi engeller diye. Ne bir maddeye, ne de bir insana bağlandım. Sırf bunu kendime kanıtlamak için eroin kullandım, Aşık oldum. İkisini de arkama bakmadan bırakıp gittim. Geçmişe tüktirüp geleceği çiğnedim. Bugünü ise uyuyarak geçirdim. Benim adım Houdini. Dünyayı bir oyuncağa çeürdim. Ayak basmadığrm yer kalmadı. Kalan varsa, onlan da amuda kalkar geçerim ! Duvarlara, bedenime resimler çizdim. Bir gün öyle gürledim ki önümde durarı şarap kadehi çatladı. Benim adrm Hitler. Kendi ordumu kurmak için bir sürü kadına tohumlarrmı bıraktım... Şimdiyse ağlıyorum. I{epimiz için. Çünkti hiçbiri

rim. Benim adım Neron. Geceleri, çaldığım arabalarla gezerim. To§o'da doğdum. İki zenciye üç gram kokain karşılığında bileklerimi kestirttim. sabah uyandığımda o§arıus beni yıkadı. Benim adım steve McQueen. Bütün bildiklerimi kusarak hayatta kalıyorum. David Bowie'yi rüyamda gördüm. Sabah bir gözüm yoktu. Şiir yazdım. Tam üç tarıe. Birini rendeleyip makarna sosuna kattım. Diğerini yakıp ktillerini kum saatine koydum. Biraz zalnan kazarıdım böylece. sonuncusunu ise şimdi yazdım. İşte geliyor:
Sözlerimin sonunrı duymadğtn zaman. Ctimlelerimin sonunu duymadığrn zaman. Değiştiriyorum son kelimelerimi. D eğiştiriyorum sonıunu.

Benim adım Kinyas. Gün ağrıyor. Başım ağrıyor. İsmimi kendime ben verdim. Bitmeyen bir öfke ve bitmeyen bir mutsuzluğun ifadesi. Bütün insanlara kızgınrm. Yaşadıklan için. Hayaütan.nıı dem bularııyor... Ateşle oJmanm. Yeterince benzin ve karşımda oturan adamın ceketinin iç cebindeki çal«nakla dünyayı yakabili-

Kendimi ölümsüz olarak görüyorum. Mek6n ve zalnandan kopalı yıllar oluyor. Bir kıza 5şık olmuştum. onu görmek için altı saat yol almam gerekiyordu. Bir sabah, treni kaçırdım.Aşrk olmaktanvazgeçtim. kendinden vazgeçmenin ne olduğunu asıl ben bilirim. Benim adım Kaygusuz Abdal. Tann'dan vazgeçtim. Öhekten vazgeçtim, Çünkü ölürsem ve eğer yukarıcla beni ödül ve ce-

işe yaramadı... Kendimi defalarca buldum, defalarca kaybettim. Gerçek adımı hatırlamıyorum. Kimliğimi bir çocuğa sattım. Çirkinleşmek için çok uğraştım. İsteyene ruhumu kiraladım. Vücudumdaki dikiş say§mr artık bilmiyonım. Hayatımı diktiler. Oysa yırtmak için çok uğraşmıştrm... Bir psikiyatra tecavüz ettim. İsminin ve unvantntn üzerinde yazdığı, masasındaki mermer parçasıyla. Hapse girdim. Çıktım. Hayat bitmedi. Piyarıo çaldım. Sattım. Benim adım Deacn Moriarty. 140'ı geçince direksiyonun üzerine yattım. Bagajına ceset sığdırabileceğim arabayı seçtim. Nargileyle sevişenleri seyret-

24

25

tim, Beş bin film seyrettim. Her şeyin farkına,gardrm. Farkrna vanlacak bir şey kalmayınca da "Sıradaki hayat gelsin !" dedim. Ne gelen var, ne de giden. Sadece Kinyas ve ben... Kendimi tanıyamadım. Zamanım olmadı. Binlerce dilim pizza yedim. Pepperonni ve siyah zeytinti. Benim adrm Miss Piggy. Bütün hayatım boyunca kaçtım. Önüme o§anus çıl<tı. Daha iteri gidemedim. İçinde boğulmak istedim. Gözlerimi sahilde açtım... Uyumadım. Pişman olmadım. Kendimden bile, Ben gerçektim. Dünyanın en gerçek adamı ! Barıa ait bir gezegen bulana kadar insarılara ve kendime zarar vermeye devam edeceğim... Biliyorum, beni linç edecekler. Beni bütün dünya öldürecek. Bn derinde benim cesedim olacak ancak bedenimi toprak bile kusacak... Aranızdayım her gece. Dolaşıyorum sokaklarda, sol etimde Şam'darı taşıyrp geldiğim yakutlu harıçerimle... Gittim, caz dinledim. Duke Ellington'ın plağıyla kendilerini kesen kadrnları gördiirn... Benim adrm yok, Çünkti ben yokum. Delirdim. Yetmedi. Delirttim. İğrendirdim. Diinya bendim. Acıyı inceledim iiniversitelerde. Uç ayn okuld4 üç yıl. Sorıra acrthm akademik kariyerleri ve tabii ki kendiminklni. Ne çalışmak, ne de bir işe yaramak. Hiçbirine inanmadım. Tespihle adam boğdurn. Ben doğdum ! Oysa gi,ineş batıdaydı. Ben geceye geldim. §a misafir ol-

süreceği günleri beklemek ve o gün gelene kadar birbirlerini öl_ dtiı,mek yapabilecekleri tek işti. Ben de onlan seyrediyordum, On altı yaşıma kadar hep seyrettirn zaten. Hep iyi bir izleyici oldum, on altımda bozuk Arapça, pokerde kazanılmış bir hançer ve bronz bir tenle Arrnrpaya geldim. dejenere sürüsünün içine düşmüştiim. Burada silah kaçakçısı da yoktu. Hepsi ilk gruba dahildi. Ve daha ya}onlaşmadan hiçbirine, nefret etmiştim hepsinden de. İki dtinya savaşlnr da bu geri zek1lılann başlatmış olmasına hiç şaşırmamak gerekiyordu, Birbirlerinden o kadar korkuyorlardı ki aynı metroda beş yüz kişi yolculuk yaparken duyılaıı tek ses makine giirültüsüydü. Ha]to apta]

Eski kıta tıeni bekliyordu. Bir dejenere süriisünden başka bir

yok. Zaten yazma §lerinde de hiç başarılı olamadrm. Ben daha çok, fırça ve boyalarla ilgilenendim. Ve dünyaya bırakabileceğim bir miras yok Bütiin değerteri ıyı bir pizzarıın iisti.ine içtim...
yaşındaydım. Arapça öğrenmemek için elimden geleni yaptım. Ama yine de sarmaşık gibi ülime dolarıdı. Arap'ı ve Bedevi'yi T. E. Lawrence'tan öğrenmiştim. Ve Arap yarımadasrnda var olabilmek için ya ibne ya da silah kaçakçısı olmak gerektiğini anladım. Ben ikisi de değitdim. Ama adrna çöl denilen, ki.ireğin batmadığı denizde yaşayan insanlann hiç de hak etmedikleri bir tarihleri vardı. Bir zamanlar dtinyaya hülcneden esmer savaşçılann düştükleri dunrrnu görünce zamantn ne kadar nankör olduğunu anladım. Geçmiş hiçbir şeydi, Kuma kendini gömüp yeniden Arap medeniyetinin hüki.im

dum... Bırnlan söylüyorum çiinkti anlatılacak başka bir hikiyem

Japonya'dan Suriye'ye taşındığımızda on

iki

aına azrnlıklan var''olma çabası içinde yan tannlar yaratmış bir toptum. Bu yan tannlar bugiin üsttirıde yaşadığımız dünyarırn edebiyatuıı, müziğini, resmini, politikasını belirlemiş olanlardı, Ve ben onlan sokakta $öremiyordum. Kapatı kapılar arkasındaydı Arnnrpayı yönetenler. Hallon kaşısına çılıtıkları anda çiğ çiğ yenecek_ lerini bildiklerinden, ukalaca taktıklan yüksek kiiltiir maskesini sadece birbirlerine gösteriyorlarü. Sömiiı,meye ve sömiirülmeye hayahn amacı olarak bakan bu açık tenli uk, belki de doğanill en büyük hatasıyü... Atom bombası orayaatılmalıymış. Deniz olma_ lıyrnış ora]arda Batrklar bile da}ıa iyi geçinirm§ birbirleriyle ! Ama bütiin bunların ne önemi var? Entelektüel sapkmlıklanyla ve diinyanın diğer bütün kıtalanna kaşı hissettikleri korku ve nefret kokteyli duygulanyla, son olarak da yeryüzüniin görüp görebileceği en salak turistleri olma unvanlarıyla Arrnıpa hallo ken_ dini öldürmek ya da öldi,irhnek için bütiin nedenlere sahiptir, Sosyal devlet dedikleri, bana kalırsa Gestapo düzeninden başka bir şey olmayan sistemleri, sokakta biri düşttiğünde ambulans gelene kadar, yerde yatanrn kenüleri olmadığı için şükretmelerinden ibarettir. Arap hiçbir sakrnca görmeden hiç tarırmadığı, kendinden geçmiş yerde yatarı bir adamı sırtlayıp en yakın hastaneye koştunırken Aırnrpa insanı aynı adam4 adını yeni öğrendimetreden fazlayaklaşamaz ği bininci mikrobu kapmamak için bir bile. Çünkü Avnıpalının altına yapacak kadar korl«nası için bir

26

27 Bütün bunlan yazmak o kadar zor ki. Şu an bulunduğum nok_ tada hiçbirinin olmadığını görmek... Aslında bu kadar yükselmek ya da alçalnıak, daha doğrusu bu kadar ileri gitmek istememiştim hiçbir zaInan. Aynaya bakıp kendini tanıyamamak, insanın kendi anılarrnr bir başkası yaşamış gibi anlatması, dünyanın kendisi dahil üzerindeki hiçbir şeye kayda değerbirvaroluş nedeni bulamamak ve zihnin bedenden binlerce kilometre uza]ıda olması o ka-

şeyin ismini bilmesi yeter. İsimsiz carıavarlar sadece Arap'r korkutur. Herkesin kendine göre bir paraıroyasr var. İklimden, s2ç renklerinden, el parmaklan uzunluğundan ya da her neden kaynaklanıyorsa ! Herkesin tercih ettiği bir ölüm var... Her neyse, zaten üzerinde yaşadıkları çirkin kara parçasna srkışmış, birbirini yiyen, Ortaçağ'dan beri gelen eş değiştirerek yaptıkları salon danslanndan grup sekse kadar ahlak anlayışlarını değiştirmemiş Avrupalılan hayatrmrn geri kalan kısmında da çok iyi tanıma firsatım oldu. Genel olarak norma] olmadığımı düşiirıerek kendimi meşrulaştınyordum. Anorma]liğim o yaşlarda herkesin istediği şeylerden farklı hayaller kurmamla sınırlıydı. Yani bir şeyleri arzulayabiliyordum o sualar. Gitmeyi, siyah gi5rmeyi, bir kamerayla izleniyormtışçasrna yaşamayı, gize| kadınlarla yatmayı, dÜnyayı çÖzmeyi, hayata başlama vuruşunu yapanı keşfetmeyı ve yaşıtlanmuı çok aznrn

kurgulayabildiği benzer kawamları hayal ediyordum... Her zalnan yalnız oldum. Yalnızlığı kendimi geliştirmenin tek yolu olarak gördüm. Ama çewemde olup biteni kaçırmak ve yalrrmdan alop giden hayat nehriyle yüztimü yıkamamak da bana aptalca geliyordu. Bu nedenle evde çok az zalnan geçirmeye ve sokaklarda yaşamaya başladım. Fah§eleri keşfettim. Silah kullarımayı öğrendim. Poker oynamaya devam ettim. Kitap okumayı bıraktım. Artık en ufak boş zalnanımda kilometrelerce ıızakda olan bir kasabaya trenle gidip, birkaç kadehten ve caddelerini aışuıladıktan sonra evime dönüp uyuyordum. Rüyamda yüzleri, sokaklan, tren camındaki pastel renkleri görüyordum. İrısanlardarı istediğim ölçülerde, ilgilendiğim a]anlarda yararlarııyordum. İlişkilerim kontroliim altındaydı. Kimseyi kendime faz\a yaklaştrmıyordum. Diinyayı, hayatı olduğu gibi kabul ediyor ancak bütiin brınlann drşında da bir gerçeğin olma-

Hava aydınlarııyor. Kayra'nrn yazdrklarrnı okuyormuş gibi ya_ pıp ilgilendiğimi düşünmesini istemiştim. Oysa tek bir kelimesine bile bakmadım. Şimdi kaçamak bakışlar atıyorum ona ve görüyorum ki elinde başka bir votka şişesi, arkamdaki duvarda asrlı olan afişleri seyrditiyor. Ne yazdıktarıma bakıyor, ne de burada olduğumun farkında. Belki de dünyada sadece onun yarıındayken kendimi hAli yalnız hissedebildiğim için böylesine garip bir dostluğumuz var. Birbirimize arıIatacak hiçbir şey yok ve her şeyimiz var. Ve a}mı zamarıda, o kadar da umursamryonrz ki söylenenleri, olanlan, aynı odada bulunduğumuzu bile unutabiliyoruz. Onu sevdiğimi söyleyemem çünkü duygularım yok ama hayattaki tek bağımlılığım olduğunu itiraf edebilirim... Yoruldum. Çok
yorgunum... Yeryüzüne inme zalnanı. "Kayra! Haydi çıkalım buradan. Biraz dolanalm,"

dar korkunç ki

!

uzaklarda kimliğimi büyı.ik bir seremoniyle yaktıktan sonra gözlerimi kapatrp son nefesime kadar huzur içinde yaşayabileceğim bir yer olduğunu düşiinüyordum. Aslında bu mümki.indü. Ve bir ara çok yaklaşmıştım. Ama Kinyas h5li orüaya çılcrıamıştı ve gerçekten böylesi bir hayat isteyip istemediğimi bilemiyordum.

sı gerektiğinin üzerine yoğunlaşıyordum. Yarıi bir şekilde, çok

29

şündük. Nereden bulduğunu soITnaüğun ."brioı"t İmpaıa'yıa Abiğan'ın dışına doğru çıktık. Bitmek bilmeyen yurüyuşlerini yapan, pazara kafalarının üstünde me5rveler götüren kadınlarm yanından geçtik. Birkaç kaybolmuş ve sabah koşusu yaparken, ceplerinde kazıklanmamak için para taşımayan ama yine de sabatı ereksiyonlannı ödüllendirmek için kollanndaki boktarı plastik saatleri nöbetçi-masajcı-fahişe kızlara veren turist gördük. I{ızIann yaşlan bu adamları, geldikleri medeni ülkelerde her şeylerini kaybetmelerinin yanında hapiste birkaç yıl geçirmelerine neden olacak ktiçüklükteydi. Bey azmedeniyetin farıtezisi, Üçüncü Dünya çocuk fahişesi ! sahil yoluna girdiğimizde, İtalyan tatil köyiine giden asfaltın üzerinde ikizimin de sahibini çok eskiden tanıdığı bir kumsal pansiyonunun önünde durduk. Erken saatten dolayı tek bir damla terimizi bile toprağa hediye etmemiştik. Ama sıcağın ktilaeyişini duyar gibiydim. ve kinyas'ın Afrika'ya ilk yolculuğumdan dönüşümde anlattıklanmı duyunca, "yaz,k,bu kadar yorulmana gerek yokrnuş. Bu anlattıklann Adana'da da var. Keşke oraya gitseyrnişsin!" sözleri kulaklarımda çınlaü. o zamanlar, sıcağın herkesi eritip a5mı maddeye dönüştürdüğünü bitmiyordum. Rose uyanmış, günün itk flagını içiyordu verarıdasında. kin-

Ne kinyas, ne de ben bu aptal oJrunu devam ettirmek istiyoruz. Ama yaşadığımıza dair bir kanıt yaratmak adına girişilmiş bu yazılar gittiği yere kadar gidecek... Evden çıktığımızda güneş çoktarı doğmuştu. Rutubet bizi kucakladığında ikimiz de uzun zamandır denize girmediğimizi dü7

yas'ın birkaç kiloluk uyuşturucu işi için AbiQ|an'da gezdiğinden haberi vardı ama beni orı altı aydır $örmemişti. Bizi burada Jake ve Jack olarak bilirlerdi. Beni görünce yerinden firladı. Büyük ihtimalle, her geldiğimizde komik bambu pansiyonuna yeni odalar ekleyebileceği kadar para bıra}<tığımızı anlmsaln§ olmalı ki, aramızdaki eski bir parolayı söyleyerek söze başladı: "İşte Globe-Ttotter'lar ! Nasılsınız? Jake, bir gün Rose'a geri döneceğini biliyordum. Haydi gelin ! Flaglar geceden beri buzlukta. Onlar da özlemiştir sizi !" Rose, gerçekten de ölçüsüz vücuduyla, rahat görünen, üstünde sarı güllerin oldggu yerel kıyafetinin içinde bir ayıyı andınyordu. Hareketleri yav?ş, elli-elli beş yaşlannda, biri beyaz diğeri zenci iki kocası oları yan pezevenk, yan turistik tesis işletmecisi bir kadındı. Parayı ve hikiyeleri severdi. Rahat ettirmeye çalışırdı bizleri. Sıtmaya yakalandığımda bana ne kadar iyi baktığını hatırlıyorum da, belki biraz da çocuksuzluğundarı ötürü kendi çocukları gibi görüyordu bizi... Pansiyonun çalışarıları ortalarda görünmüyordu. Annesinin kim olduğunu hiçbir zaman öfoenemediğimiz ktiçük Cl6ment uyanm§, biraz ileride geziniyordu. Kinyas'ı görü,nce hemen yanrna koştu. Çocuk dilsizdi ve olağanüstti sevimliydi. Kinyas cebinden çıkardığı birkaç frarıgı avucuna sıkıştrrdr ve verartdaya

Oturduğumuz yerden uyanan o§anusun beyaz köpük kusarı dalgalannı görebiliyorduk. Burasr alkol, uytışturucu, reggae ve seksin harmarılaüğı kötü adamlann cennetiydi... Aksarılı Fransucasryla ma}jrnun-ayı karışımı Rose bize, görüşmed\ğımiz zamarı içinde neler yaptığını, pansiyonda olup bitenleri, ölenleri, rüşvet yedirdiği askerlerin açgözlülüklerini kısa ve diri cümlelerle bir çırpıda anlattı. Yavaş yavaş kasaba uyanıyordu. İki el omuzlarıma değdiğinde güneş de beyaz tenimi zorlamaya başlamıştı.

çıktık.

Hep piyano çaldıklarını hayal ettiğim uzun ve pürüzsüz eller Amonka'ya aitti. İki yıl önce bir süre beraber yaşadığım, benden altı yaş büyük, resim gibi bir vücuda sahip kadınımdı. Beni görünce şaşıITnamıştı. Zaten beni gördüğüne hiç şaşırmazdı. Çünkü kendisine geleceğimi bilirdi. Bir şekilde kendisiyle yatmaya çok

30

31

uzaklaIdalr geleceğimi bilirdi. Yatmak, diyorum çünkü başka bir şey yapmazdık. Konuşmazdık. Yürüyuşlere çıl«nazdık. Birbirimizinhayatına gilTnezdik. Sadece sevişirdik. İkinriz de Afrika'da aşkın olmadığını biliyorduk... §ağa kalkıp ona sarıldım. Sonra bize mayo bulmasını söyledim. Bu arada Kinyas Rose'dan kokain işi için birkaç tavsiye ahyordu. On dakika sonra okyanusun bileklerimizi yıkadığı kunrsalda su ile gölqyüzünün birleştiği çizgiye bakıyorduk. Aslında kamera burada yükselebilir ve fonda etkileyici bir şarkı eşliğinde film bitebilirdi ama bitmedi... Biz denize koştuk, deniz bizi püskiirttü. Ayru deniz yıllar önce bizimle kan kardeşi de olmuştu. Ama şimdi hiç de hatırlıyor gibi görünnrüyordu. Vücutlanmızı dalgalarrn üstünde kıyıya doğru kaydırarak bir saat kadar oyalandık. Daha sonra kumsalda bir masaj ve oda]anmızda rahatlatıcı bir seks... Çıktığımızda balık|ar hazır, bizi bekliyordu. Rose muzlarrnr özel sosuyla kızartmış, kzlarrnrn memnun edici olup olmadıklannl sonryordu. Kinyas her zamanki gibi, tek hayalinin kendis$e sev§mek olduğunu söyleyerek eğleniyordu. Bense kumu düşünüyordurn. İnsanlan, ağzrmı, gözterimi, Amonka'yı, dünyayı uzaktan görmüş, astronotlan, ellerimi, hiçbir şey olduğumu düşiinüyordum...

biraz ya_ sahilin bir ucundan diğerine çekebiliyordu. Tek sorunu en son is_ vaş düşünüyor olmasıydı. ve böyle bir işte de salak biri

tenilecek adamdı... yemek bittiğinde ellerde flaglarla avludan tekrar verandaya geçildi. Moctar, Rose,un komşusu büwk özenle hazırladlğı, to_ ikhumlarrnr teker teker ayıkladığr cannabis,leri sartp herkese kafa tutmaya baş_ ram etti. Güneş derimizi geçip iç orgarılarrmlza

lamıştı.HerşeydenVehiçbirşeydenkonuşuluyordu.Sarhoşolkah_ mak için dünyanın en iyi yerinde ve saatindeydik. Masadan zca, yı kendince konuşuyorkahalar yükseliyordu. Herkes F,ransı
sırtmda_ du. Kinyas silahını Moctar,a gösteriyor, ben de İgnace,a

ki döırmeye neler e§tetebileceğini bir peçetenin üzerine çizerek
gösterİyordum... patlamayı içim_ ve o anda, sol kulağımda tiz bir ses yükseldi. geldiklerine de hissettim. Genellikle duyduğum seslerin nereden solum_ bakmak için kafamı çevirmezdim, ama bu tabarıca çığlığı Bal"ıtığı da oturarı Kinyas'rn elinden geliyordu. Gözlerine baktım, yolculuğum Moctar,rn göğsünde bitti, yeri takip ettim. ve görsel Afri_ Kinyas Moctar,ı göğsünden vulTnuştu. Bütün kasaba, bütün yavaş yavaş ka lotası susmuş, sahneyi seyrediyordu. Moctar,ın atıp masaya kapanmasına bakıyorduk. Rose çok keskin bir çığhk ise silahı beline yerleştiri_ yerinden kalktı. İgnace sakindi. kinyas yordu. Moctar,rn cesedinin yaratacağr sonuçlan hayal ediyordu, patlamadarı altı saniye sonra hepimiz ayakta, Moctar,r seyredi_ yorduk. Hiçbir zaman, bir kazaya ml, yoksa bilerek işlenmiş bir sade_ cinayete mi tarıık olduğumuzu öğrenemeyecektik. İçimden ce şu cümleyi tekrarlıyordum: "Moctar'ın bir ailesi yok !" an için en önemli konu buydu çünkii. Bir kansl, çocukları, ya da oracık_ annesi, babası olduğu takdirde ya hepsini öldürmek silahının dünta intihar etmek gerekecekLi... kinyas'ın şanssızlığı yarun en iyi savunma tabarıcalanndan biri olmasr ve asla tutuk_ parma_ luk yapmamasıydı. Dolayısıyla tetik, sarhoş ve dikkatsiz eğmiş ve kurşunu Moctar,rn siyah ğına hiç naz}anmayarak boyun ignace da ba_ bedenine yollamıştı. Rose sakinleşmeye çalışırken,

Balık yine çok tuzlu ve pilav da fazlasıyla yağlıydı alna muzlar, tarifini Rose'dan başka kimsenin bilmediği sosla şatıane olmuştu. Kinyas hilA Rose'a, beraber iş yapacağı Liberyalılan soruyordu. Rose'un konuda bir çıkan olmadığı için söyledikleri herkesin bildiği türdendi. Hiköye basitti. Kokain, Liberyalı askerlerden Gana srnırında alınıp Burkina Faso'da Belçikah bir elçilik mensubuna satılacaktı. Ama Liberyalılar iç savaştan dolayı uzun zamarü önce hayvana dönüşmüş olduklanndan, sırf altdudağını beğendikleri için Kinyas'a tecavüz edebilirlerdi. Ve sorun da bu güvenlik işini halletmekti. Rose'un kiiçük kardeşi yardım etmeye hevesliydi aJna o da faz|asıyla vahşiydi. İşi mahvedebilirdi. Ustelik, Rose kardeşi İgnace'm böyle bir işe girmesini doğru bulmuyordu. Çünkü İgnace hayatı boyunca kasabadan hiç çilarıamış bir balıkçıydı. Ve inanması zor bir güce sahipti. Tek başına yaptığı tekneleri

o

32

kimse kinyas'a kızmadı. Nasıl böyle bir şey yaptığmı sorrnadı. Moctar'ı severlerdi. Ama Kinyas'rn parısiyona harcadığı parahr bir carı almasına yetecek kadar dafaz|aydı. Hava karararıa kadar masadarı kallonayıp içmeye devam ettik. Güneş tarnamen gömüldüğünde kinyas ve ben Moctar'ı alıp
en büytik mezarlıktı. Medcezirse bu mezaı,lığın bekçisi... Su ile sahilin birleştiği yere Moctar'ın mumya gibi görünen bedenini koyup birbirimize baktık. Bundan sonrasrnı doğa halledecekti. Döft saat sonra su yükselmeye başlayagak, akıntı yön değiştirecek, sahildeki her şeyi alıp Meksika'Ya doğru götürecekti... Yengeçler yuvalarından

dar da önernsizdi.

şrmua toplananları kovalamakla meşguldü. Moctar'ı sırtına alan kinyas cesedi Amonka'dan aldığı kirli bir çaşafasarıp boş odalardan birine koydu. Döndüğünde önce bir sessizlik sonra iki kelimelik cümleler ve en sonunda da eski sohbet hüktim sürmeye başladı. Öıtım kimseyi korkutmadığı gibi hafizalardayer etmeyecek ka-

sahile götürdük.

o§anus bildiğimiz

Rose'la vedalaştık. Amonka ile Kinyas'm sevişmesini bekledim. sonra da yola çıktık. Hafta sonu olduğu için beyazlar Abidjan'dan gelmeye başlamışlardı. Lüks arabalann yarıındarı geçtik. Başkente girdik ve Kinyas'ın evine geldik... şimdi yine, içki şişesi tarlasına benzeyen salondayız. Evden Moctar'ı öldürrnek için çıl«nışız. Yazıyorum. Her şeyi. Hatırladıklarımı. İçtiğirn onlarca flag ve iyi hazırlanmış koutoukou beynimi işgal etmeYe başladı. Uykum getdi... "IJmarımsabaha ölmüş olurtım" diye kapaltım gözlerimi, evdeki tek yatağın üstünde.

belki acrmasızlıktan, "çok içiyorsun,, dedim.

dan sahili terk etmemiz gerekiyordu. Ben tam pansiyona yönelirken kinyas durdurup bir sigara istedi. Ben de belki alışkarılıktan,

çıl«na-

Kayra içeri yatmaya giderken arkasındarı bakhm. Onun yatağa oturup yavaş yavaş kendini brrakışını hayal ettim. Ve kafası yastığa değdiğinde gözümün önüne Moctar'rn masaya başrnrn çarptığı an geldi. Ve o, etin ahşapla buluşmasrnın çıkardığı ses. Moctar'r öldürmek için bir nedenim yoktu. Yaşamak için de özel bir nedenim yoktu. Ama yine de rahatlamıştım. Hayatı boyunca hiçbir işe yaramzımrş birini öldürdüm. Ve belki de vardı bir nedenim. O da pişman olup olmayacağrmr arılamak. O kadar istedim ki gerçek bir duyguyu içimde hissetmeyi ! Eğer pişmarılık hissedersem devamr da gelir, diyordum kendime. Seınneyi bile öğrenebilirim yeniden, diyordum. Yeniden bir insarı olabilirdim. Ama şimdi arılıyorum ki benim için artık çok geç. Ne bir pişmanlık duyuyorum, ne de gözpınarlanm ıslanıyor. Hiçbir şey hissetmiyorum. Hiçbir şey... Belki Ka5rra'5n öldürsem birkaç duygu krnntısı doğabilir içimde. Ama saırmryorum. O da olmaz. Ona da üzülmem. Ben bir caniyim. Ben sadece tespit edebilirim. Yaşayamaln...

Hiçbir şeyden emin değilim. Emin olmanın gerektiğine de inanmıyorum. Diinya üzerinde yaşayan herhangi bir carılıdan zerre kadar farkı olmayan insarıoğlunun bu gereksiz çabasrnı da anlamıyorum. Her şeyi biliyonrm ama kendimi tanıyamıyorum. Neden Tiirkçe yaa|yorum? Neden dört dilde birden düşiinebilmeme rağmen bu lisanda anlatıyorum hiköyemi ? Neden yaşıyorum ? Neden bir hikiye arılatıyonrm ?.. Belçikahdarı alacağım parayla bir gemiye binip Meksika'ya gideceğim. Tekila içmek için... Yolculuğun hiçbir derde deva olmadığını arıladığım giirı yıkılmıştım.

34

35

o gtırı kendimi öldiirmeye çalıştım. Ama olmadı. o§arıus beni alnradı. İstiap haddi, diye düşündüm. kayrada yanımdaydı. o da ölmedi. "Madem ölmedik, yaşayalım o zaman" dedik. ''Ölümsüzüm
ben" dedim. Ölene kadar...
rrrdr. Şimdiyse srnav kiğıdını doldurmuş ve zilin çalmasını bekleyen bir öğrenci gibiyim. ve o öğrenci gereksiz, nedensiz ne kadar

Eskiden Rimbaud okurdum. Şiirteri nefes almamı kolaylaştı-

Evet. Belki de varlıklanndan şüphe ettiğim bütün duygular içimde ama onlarr uyarıdıracak olarılar ortada yok. Belki ben de normal bir insarırm alna ilgilendiklerim ne bu dünya üzerinde, ne de bu yüzyılda. Beni korkutabilecek kadar korkunç bir insan yok, bir olay yok. Ama elinde anahtarı tutan, bütün yanıtlan bilenden korkardım... Ben EflA'yı çok severdim. Eğer insan olsaydım.

yaradı. Kadınlar bana faz|a geldi...

na kazındığı takdirde kalbi anüracak bir organa sahip olmam işe

olarıca sevgiyle onu süslemek... Tarııdım kadınları. Biliyonım nasrl yaşadıklannı. Neler içip neler yediklerini. Rimelli gözleriyle süzdükleri hayatı nasrl elekten geçirip yaşadıklarını da biliyorum... Ama yetmedi. Hiçbiri yetmedi. Ne onların birer melek olması, ne de ancak ağaçlann kabuğu-

hareket yapıyorsa dakikaların üstünden atlayabilmek için, ben de en az o kadar nedensiz dawarııyor ve bekliyonrm. zilin çalmasmı. Gömülmeyi. Parçalanmayı... on dört yaşımdayken gittiğim okulda bir kız vardr. Adı Efli. siyah büyuk gözleri bana bakardı. ona birkaç hikAye anlattım. hnladığım kadarıyla çizdim hayatı göğsüne. Bir ay boyunca barıa aşık kaldr. sonra bıraktı elimi. Ben düştüm. Defalarca buldum onu. Gittim peşinden. Sevgilim olması için para teklif ettim. Aşlam dışında bütün dünyayı teklif ettim. Hatta on yedi yaşımdayken İstarıbul'da karşılaştığımızda beni dudağımdan öpmesi karşılığında ona arabamr vereceğimi söyledim. Hal6, siyah ve iri oları gözlerŞle bana bakıp, "Bir içki ısmarlasan daha iyi olur!'' dedi. İşte, ben o |<ıza 6şık olabilirdim. Gerçek bir duyguya hiç bu kadar yaklaştığımı hatırlzımryonrm. yıllarca seüşmemiş birinin orgazmrna benzerdi, şimdiye kadar hiç harcamadığım bedenimdeki

Şimdi başka şeyler düşünmeliyim. Öncelikle şu kokain işini halletmeliyım. Ama Liberyalı askerler attıkları kazıklarla ünlü olduklarındarı fazlasıyla dikkatli olmam gerekecek. Yann sabah Gana sınırına gider, bir otel odası tutarız. Akşama kadar çeweyi kolaçan eder ve aırlaştığrmız gibi saat 23'te, sahilde mah teslim a|ırız. Acaba öldürsem mi onları da? Böylece para da kalmış olur. Üstelik yanlarında başkalarına satmak üzere birkaç kilo daha uyıışturucu vardır. Bunu planlamalryrm. Eğer sayıları üçü geçmi yorsa yapılabilir. Ama o zaınan da, ülkeden yirmi dört saat içinde çıkmam gerekir. Üstelik elimdeki fazllamalı da birilerine pazarlamaln gerekir...

Hiç uykum yok. hlç ,yuyamıyorum. Domu z gıbı içiyorum. Ama gözlerimi kapalı bile tutamıyonrm. Sabaha beş saat var. Annemi düşünüyonrm. Nerededir şimdi ? Aynada kendime bakıyorum bazen. Ve tek kelime etmesem bile vücudum yaşadıklanmı, hayattarı ne anlaüğımı arılatmayayetiyor. Sağ omzuma kendi çizdiğim kelebek, beğenmediğim için üzerine attığım çarpı işareti ve altında aynı kelebeğin bir Japon tarafindarı çok daha iyi işlenmişi. Sol dirseğimin iki parmak yukansındaki kurşun yarası. Bileklerimdeki otuz dört dikiş. Medeniyeti bir aralar, herkes gibi yaladığımı kanıtlayan apandisit ameliyatımın izi. Ve srrtımı kaplayan, Tann'nın yüzü. Bilmiyorum... Hızlı yaşadım. Ama genç ölmekten çok, hızlı yaşlandım ! Ancak hayattayım. Kayra, bir gün bana, "Mutsuzluğuna hiçbir çare aIamıyorsun" demişti. "Ve en büyuk acının kendininkinin olduğunu düşünüyorsun. Dünyadan haber olmayarı bütün geri zekilılar gibi. Ölmesine çeyrek kalmış, herkesi yaşadığınapişman etmeye çalışarı, sağ{

bir kadın gibisin." O an çok sinirlenmiştim. Ama haklıydı. Ben hiçbir şey yapmıyordum. Hiçbir şey yapmayan adam bendim. Herkesin koştuğu

lıklı olduklan için suçluluk duymalaırnr isteyen hasta]ıklı, yaşlı

saatlerde ben sarıiyeleri sayıyordum. Ne yaparsam yapayım, hiçbir işe yaramayacakh çünkii. "Ya,rQ,r yok bu dünyada l Öltlm va.rsa aürür yok ! Öltim bütün sihri bozar. Kur@rdığın hayatlar da ölür. Aldığın Nobeller de pas-

36

37 bah çıkacaktım mahkemeye. Kendini suçlu sanan yedi geri zekdlrnın hiçbiri de benimle konuşmaya cesaret edemedi. Odarıın ortasına, yere yattım... Ve o kadar güzel uyudum ki rüyamda çocukluğumu bile gördüm... Dünya beni taşıyordu. İnsanların düzeni bana bakıyordu. "Bu güzel işte !" dediın kendime. Ne ölmeme, ne de öldürmeme izin verirlerdi. Ne de aç kalmama. " dedim fısıldayarak. "Taşrrlar insarılan. KundakLay" İnsanlar. ken, tabuttayken. Hep taşıyacak birileri olur. Bazrlan dostluktan, bazıları cepteki paradan, bazrlan da içinde bulundukları sistem bir gün onlaradataşınmasrrasrntn geleceğini söylediği için, taşır. .

lanır. Doğduğun evler de yıkılır. Bin yıl yaşa, göriirsün !" dedim
kendime... Ve beklemeye başladım. Yıllardır yaptığım tek iş zaman öldürmek. Dişçinin bekleme odasındaki dergileri okumaktan farkı yok

aslında yolculuklanmın, hayallerimin, cinayetlerimin. Her saniye lehime işliyor. İşte tek işbirlikçim ! Zamarı. Onun dışında kimse yardım etmiyor bana. Dünya dunrrsa ölürüm ! "Bir $ün o kadar sıkılıyordum ki bir köpek düzd,üm" diyen eski bir dostum gibi, oynadığım oyun zanlarıla. Bir insanın beklerken yapabileceklerinin sınırı yoktur. Bazıl.an devlet başkarıı, bazıl.arı sihirbaz, bazı|an da deli olur sıkıntıdan. Bense en üstün yarahk olduğumu karııtlamak için kendime, hiçbir şey yapmadan bekliyorum. Rotterdam'da, sokakta yatarken bir gece, bir grup skin-head

gördiim. Bana doğnı gelŞorlardı. Ben yerimden kall«nasam yanrmdan geçip gideceklerdi. Ama sarhoştum. Yüziiınde, kaburgalanmda patlayacak tel«neleri hissetmeyeceğimden emindim. Ve kann dudağıma kanşan tuzlu tadıru özlemiştim... Bildiğim Arapça birkaç ktiftir ettim. Sekiz kişiydiler. On a]tı bacak saydrm... Rotterdam'da o gece o kadar sıkılıyordum ki, kendimi dövdiirttiim. Bir gtln yine Kayra'yla ismini hatırlamaüğım bir kasabada dolarııyorduk. Hiç paralnz kalmamıştı. Sokaklarda geziyor, katdınmlarda otunıyorduk. Bah Aınrıpa ülkelerinin benzer kasabalannda nefret edilmek için bütün özelliklere sahiptik. İnsarılar bize uzaktan bakarak, birbirlerine kasabaya şeytarıların indiğini söylüyorlarü. Kendimi o kadar garip hissettim ki, tamam, dedim. Her şey bitti ! Buraya kadar. Ben teslim oluyorum. Dünya düzenine, insanlara bedenimi teslim ediyorum... Kayra'yı orada bırakıp kasabanın tek karakoluna girip yüksek sesle, "Beni tutuklayın ! lşte geldim !" üye bağırdım. Haklomda hiçbir suçlama yoktu. Beni drşarı atmaya çalıştılar. Direndim. Karakoldaki sıradan bir kasabalının kaşını patlatrnca arıladrlar beni kapatmaları gerektiğini. Üzerimde hiçbir kimlik olmadığı için yabarıcrlar bürosundarı birini yolladılar. Genç bir kadın. Uzun, kızıl saçlı. Bacaklarını ellemeye çalışırken bileklerimdeki kelepçeler fazlasoğuk gelmiş olacak ki çığlık atarak kaçtı. Beni yine tıkülar sekiz kişilik hücreye. Sa-

lar insanı..." ve ben taşıyordum. içimdeki kinyas taşıyordu. Ağzımdan kö_ pükler, kulaklarımdan kanlar çıkıyordu... Uyarıdığımda bir hlkimin odasındaydım. "Bırakrn beni ! Dinlendim" dedim.
"Altr ay!" dedi. "Yatacaksın." "Yatarsam kalkamarn !" dedim"Biz seni uyandrrınz" dedi. İşte böyle girdim Hollanda'nın en boktarı hapishanesine, saldırı ve devlet memurunatacizden... Arnavutlarla dolaştım. Codein sattrm. Altı ayı sağ bacağıma işledim. ÇıktığımdaKayta,ya "Hay_ di gidelim. İşimiz var" dedim. O da sağda solda siirtmüştti bu süre boyunca. Hapishanenin duvarrna işedim. Sonra da gittik çalıntı bir Opel Ascona'yla...

uyuyamıyonrm. uyandırmazsaın kayra,ln, aylarca kalabilir o yatakta. Ama daha üç ay var sabaha. Tıpkı okul yıllarındaki tatiller gibi... Ailem çok uğraştı benim iyi bir eğitim alabilmem için. Bir sürü okula gittim. Sürekli taşınmalanmrztn bir hediyesi. Önceleri okul barıa iyi geldi. Öğretmenler bana ölümü unutturabitiyordu. Ama sadece birkaç yıl sürdü kiirsüdekileri önemsemem. Sonra anlamamaya başladım okulu. Neden bir sınıfta toplanıp, bir kişinin dediklerini dinleyip not alryoruz, diye düşündüm. Eğer bu soruyu solTnasaydım çoktan uluslararası politika lisarısrmr tamamlamış olurd,um. Midem bulartmasaydı k6ğıt ve kalemden, kitaplardan,

38

39

olduğunu düşünmemizi sağlayalı bir sistemde yaşadığrmızdarı bahsederdi. ve matematik denen bilimin var olmaüğını karııtlamak için düşünmeye başladı. yanlış hatulamıyorsaln, Berlin'deki eünde oturuyorduk. Ve birden *Tamam !'' dedi. "Düşün ! Bize, matematik dünyasının kurgusal ve sonsuz olduğu öğretildi. Bunu kabul ederim. l'den rr.,rr 2 gelir dendi. Bunu da kabul ederim. Ama sonra, 1 ile 2 arasındaki sonsuzluğu düşündiim. peki o nereye gitti ? İrrasyonel sayılar varken bir sayıdan sonra diğer bir tam sayı nasıl gelebilir? Eğer l'den sonra ürgül konursa ve bunun da kıçına sonsuz sayı konabiliyorsa 2 nasıl gelir ? İşte ! soru bu ! yarııtsız bir sonr. ve işie matematiğin hatası ! Dolayısıyla matematik yok. onun üzerine kurulmuş dünya düzeni de yok... Ama ben arılayabilirim. Anlayabilirim bu sorunu. Ve o zafiıan ortayayaklaşık sayılar çıkar. yani hiçbir sayı tam değilrtir. Hepsi tama yaklaşır. Ama vararnaz. Demektir ki, 1,999.. .9'ubize 2 diye yutturunaya çalışan bir dünyanrn ve dünya da çocuklarıyız.

doktora bile yapardım. Bir zamarılar hayal ettiğim gibi bir devlet adamı olurdum. Ama benim, her zaman için hatam çok soru sormam oldu. Bu huyum çok meraklı olmamdan değil, yarııtları bilemeyişimdendi. Bana yöneltilen sorulara yine sorularla yanıt verebiliyordum ancak. süründüğüı,ır üniversitelerde herkes heyecanla dört beş yıl sonrasrnr düşünerek arılatılanları dinlerken, ben amfinin sıralanna hikAyeler yazdım eümin kapısrnın üst kilidinin arıahtarıyla... Terk ettim okulu. Belki h6l1bir yerlerde kayıtlarım duruyordur ve yoklama kAğıtlarına ''yok'' yazılıyorumdur. Ve belki de benim için söylenecek en yerinde kelimedir. Ben yokum ! Bn azındaır yokrnuşum gibi clönsün dünya diye nefesimi bile tutmuştum bir zamanlar. Bendeki erken yükselişin ve daha hayatın leni öğrenilmesi gereken yaşta bu noktaya varmrş olmamın nedenini bilmiyonım. Belki de ben dünyadarı daha hızlı döndüm. Hepsi bu. Gölgesinden hızlı si]ah çeken o çizgifilm kahrzunaru gibi. sonra son olduğuna inarıüğım bir hale geldim. kayra bana ''son yoktur'' dedi. ve o meşhur matematik örneğini verdi. Aslında kayra her zaman benden çok daha gerçek oldu. Ne kadar saklasa da ispatlamaya çalıştığı şeyler vardı. Dünyarıın matematik üzerine kurulu

lamsızdır. Ne bir başlama nedeni, ne de bir oluş nedeni vardır. Ewende uçuşan kocaman bir irrasyonellik. Tabii ki dünyarıın bir arılamı olmasr gerekmiyor. Belki de onu anlamlandıran üzerinde yaşayan akıl sairibi yaratıklardır. Ama onlann da bizi getirdiği nokta ortada!" İşte bu konuşması çok meşhurdur Kayra'n].n... Anlattığına o kadar inandı ki kendisinin normal, diğerlerinin, bütün dünyanın anormal olduğuna o kadar inandı ki bütün hayatı reddetti ve akademik hiçbir ilişkiye girmedi. Kafasında yarattığr sorunun tek çözümü ilkellik ve cehbletti. Matematiği bilmemekti. Böylece insan doğal olarak, keşfederek rasyonelliğe ulaşacaktı. Karşısrna birkaç yüksek matematikçi getirdim. Değişik formüllerle basit hayali problemini çözdüklerini iddia ettiler. Ama o gözlerini ve kulaklarrnr kapattı. Çünkü hayatın irrasyonelliğini meşrulaştırmıştı. Gerisi palawayü. İll< duyulduğunda mantıklı gelebilecek düşüncesi aslrnda hayatının boşluğunu süsleyen ve bu boşlukta amaçs|zca dolaşarı bir adamın ciğerinden çıkarı son çabaydr. Defalarca ona böyle bir çelişkinin olmadığını, kendisinden binlerce saat daha fazla konuyla ilgilenmiş kişilerin bir çözüm geliştirdiklerini; böyle bir sorunun varlığı kabul edilse dahi hiçbir şeyin değişmeyeceğini, insanlann ilişkilerini matematiğin değil kendilerinin belirlediğini arılattım. Ama beni dinlemedi. Bir türlü anlayamadr, dünyada sadece kendisinin l'den sonra 2'yi getiremediğini. Onun dışında herkes, bu işi güle o5maya yapabiliyordu. "1, 2'nin nedeni değilse, benim de varlığıma bir neden axamaln arılamsrz olur" derdi. Ben hayata değil, ama ölüme inarıdım. "Hayat yok ama ölüm var !" dedim kendime. Ve boşalmanın, seks ne kadar uzun sürerse o kadar zevkli olduğunu düşiinerek, hayat ne kadar siirerse ölümtirı de o kadar muhteşem olacağına inanüm. Ve elimden geldiğince hayatla sevişmemi uzatmaya çalşıyon[n. Tek kurtuluşum bu.

aslında tam gibi sörünürken, aslmda bir iırasyonellik harikası. İşte bunun için hayat yoktur. Olsa dahi o da irrasyoneldir! Yarıi an-

Güneş yine yalamaya başladı perdeleri. Yine sabah oldu. Busiirı çok yorucu olacak ve öldürülme ihtimalim fazla. Belki de bi-

40

size gelirler."

zim gibilerin elinde kalan son şey salakça bir umut. Gelecek saniyelerin üstlerine binerek uçan olaylar bizi ayakta tutuyor. Bütün hayatımız boyunca beklediğimiz ve nereden geleceğini bilmediğinriz huzuru arıyoruz. ve tükenmez huzur arayışımız hayatta kalmamızı sağlıyor. Aslında yaları söylüyorum. Ben hiçbir şey axamlyonrm ve beklemiyorum. sadece duruyorum. kaçanı da durduruyorum. "Durıın !" diyonım. "Gitmenize gerek yok. onlar Geçmişten bahsetmenin bir anlaml yok. Bu geceden konuş_ mak, üstü açık arabanrn konsoluna diktiğim mumun ışığında yazmak çok daha keyİf verici. Bura]arda, gecenin de kendine göre bir sıcağı vardrr. Gündüzle rekabet etmez gece. Kulvarları farklıdır. Gecenin sıcağında çok hareket edilmediği takdirde ter yoktur. Bir firrnrn içindeymişçesine, vücudun her tarafi üçüncü dere-

ce yarıık tehlikesiyle karşı karşıya değildir. Ama yine de insarnn boğazını yakar, kurutur. Afrika'nrn üç tannsı, kum, o§anus ve gtineş daha iyi arılaşırlar bu saatlerde. Birbirlerini ra}ıat brrakrrlar. Tabii büyuk temizleyici medceziri saymazsak|. yaklaşık bir saat Önce geldik buraya. Liberlalılarla buluşma yerinden yüz metr e uzağa araba park edildi. Ve Kinyas insanlann paraya hep hak ettiğinden da}ıa fazladeğer verdiklerini düşündüğünden, Amerikarı dolannr aşağılamak için prezervatif reklamı

taşıyan bir torbaya koyup uyuşturucuyu almaya gitti. Buluşma noktasrnr durduğum yerden görebitiyordum. Ufak bir kulübe. Kapıyı görmekti önemli olan. Çünkti içeri girdiğinde ışık yoktu. Ve beş dakika geçmesine rağrnen hili bir silah sesi duyulmadığına göre bir tuzak da yoktu ve Liberyalılar daha gelmemişlerdi. Benim göreüm, İgnace'dan satrn aldığımız otomatik Beretta'yla bekleyıp bir aksilik otduğunu anladığımda kapıdan ilk çıkana ateş et-

mekti. Hayatrmız boyunca yaptığımız bütün plarılar gibi bu da kötü ve çocukçaydı. Arabayı görmelerine imkin olmayacak şekilde,

ağaçların arkasındaydım ama aksilik dediğimiz gelişmeyi nasıl ayırt edebileceğimi pek kestiremiyordum. Dolayısıyla o tarafa bal«naktan çok, dintemeye başladım. Çünki,i Liberyalı bir askeri

42 43 ta bir tanesi gırtlağımı kesmek için arka koltukta yatıyor bile ola-

gece, o istemediği sürece görebilmenin zaten imk6nı yoktu. Hat-

bilirdi. Ama böyle bir ihtimalden korl«nayacak kadar da asildim.

Gözlerimi kapattım. Dinledim... Sahilden gelen ayak sesleri. o§anusun hayatlanırrızda yarattığı daiıni piazit. Çok uzaklardan gelen
ra !" diye haykırması...

bir cip sesi. Egzozu patlamış oımaır. Ve Kinyas'ın .Kay-

rulttuğum tabancanın tetiğini çekrnekse artık çok kolaydı. kinYas'ın ağzından karılar boşanıyordu ve Ourmaaarı yere tükiirüyordu. Herhalde adamırı serçe parmağını yuttuğunu faiarı düşünüyor olmalıydı. Biraz kendine gelmesini bekleyip arabadan bir flag ge_ tirdim. İki cesetli kulübecle otururken anlatrnaya başladı.

laYı sol eliYle almaya çalışıyordu. Biradım attrir. Ve kafasına doğ_

ederek girdiğim için sesler beni deli etmişti. İık yere düşenin tüfekli olduğunu anladım. Diğer Liberyalıya döndüğümdeyse kinyas birazönce saçlannı tutan parmaklan §rryordu. ve adam can havliyle belindeki palayı çıkarmaya çalışıyordu. Üzerinde ateşli silah olmaması bir mucizeydi. Önce gördüklerim karşısında bende bir gülme isteği uYaııdı. Durumları çok komikti. Kinyas adamrn parmaklarını dişleriyle sıkıştırdıkça Liberyalı da kemerinin sağ tarafına astığı pa_

saniye sonra kapıyı sol ayağımla attığım bir tel«neyle açmıştım. Gördüğüm manzar4 KinYas'rn görüp ğörebileceğim en 6ciz haliydi. Bir sarı_ dalyede oturuyordu. ve yanında ayalüaduran biri, nasıl kawayabildiğini anlayamadığım kısa saçlanndan geriye doğru çektiği kafasrnın bedeninden kopmasmr bekliyordu S"ğ taraftadurarı ve kaPrnın açılmasıyl a bana doğru dönüp ateş etmeye başlayan adamsa btıvrı. ihtimalle birkaç saniye önce pompalı tüfeği kinyas'ın şakağına dayamıştı. İçeri ateş "İı.,o"ı.ı

tum. Belimdeki silahı çekmiş kapıya doğ.u tutuyordum. Kapı hA16 kapahydr ve içeriden hiç ışık gelmiyordu. on İ.tı.,,.

tırdığını duyunca elimdeki kalemi firlatıp kulübeye doğru koş_

ten de, her şey faz|açabuk oldu. kinyas'rn ismimi çığlığına karış-

Saat üçe geliyor ve Burkina Faso'ya doğru gidiyoruz. Gerçek-

Adamlar içeride bekliyorlarm§. Ve Kinyas'ın bunu fark etme* sine imkin olmadığını ikimiz de biliyorduk. Çünkü kulübenin toprak zemininde yatan askerler bir erkeğe dönüşebilmek için geleıreksel efsanevi panter-adam eğitiminden geçmişlerdi. Nefeslerini dakikalarca tutabilir, gözleri kapalı dövüşebilirlerdi. İki yanaklarınada dağlama usulüyle yapıln"ıış üç paralel çizgi bu hikAyeyi anlatıyordu... Ve Kinyas'rn saııdalyeye oturmasıyla üstüne çullanmalan bir olmuştu. Bütiin fiziksel güçlerine rağmen kafaları çalışmadığı için parayı genelde deri çantalarda görmeye alıştıklarından, Kinyas'rn elindeki torbaya bal«nayı akıllanna getirmemişlerdi. Ve bozuk İngilizceleriyle paranrn yerini soruyorlardı. İşte o anda ben isnrİmin haykrıldığını duydum. Onlar duydukları kelimenin bekledikleri yarııt olup olmadığını tartışıyorlardı büyük bir ihtimalle. Ka5[a'nrn bir yer adı olduğuna hiç şüpheleri kalmamıştı ki, kulübenin kapısı lanldı ve havada uçuşan mermiler eşliğinde ben girdim. Çıktığımda şarjör boştu. On altı mermi. Kulübenin bambu duvarlannda açılan kurşun deliklerinden drşar§ının kokusu geliyordu. Gana'nın kokusu. Adamlarm üzerini aradrk. Tahmin edileceği gibi bizim için getirecekleri kokaini bulamadık. Ama daha değerli bir şey vardı. Kinyas'ı öldürüp parayr aldıktan sonra gitmeyi plarıladıkları başka bir yerde satacaklan, yaklaşık beş kilo ağırlığında bir eroin paketi. Bu kıyılarda herkes toptarı işler çevirmeyi sevdiğinden eroini en azından birer kiloluk paketlere ayıITnayı bile düşünmemişlerdi. HaH sağ elinde pompatı tiifeği tutmakta olarıın vücuduna barıtlanmış olarak duruyordu... Liberyalılar kadar yaptıkları işle tek vücııt olabilen başka bir halk tanımıyorum. Hiçbir şey için çanta taşımazlar. Bütün eşyalarını ceplerine, k]ç deliklerine, kulak arkalarına ve şapkalannın altına koyarak paylaştınrlar... Tabii, beş kiloluk eroinin saİlık oranı çok önemliydi ve kokain bekleyen Belçikalının böyle bir uyuştunrcu karşısında ne tepki vereceğini de bilmiyorduk. Bütün bunlan düşünürken Abidjan'a varmıştık bile. Belçikalıyla buluşmamza daha saatler vardı. Yamusukro'ya geçecek, oradan da Ou4gadougou'ya gidecektik. Yamusukro'da çok güzel

44

45

fahişeler olurdu. Birkaç tanesiyle sevişecek kadar zalnantmz vardı. Abidjan'da Hötel İvoire'rn lobisinde bir şeyler atıştırdıktan sonra yola çıktık... kinyas'la hiçbir zaınan fazLa konuşnrazük. Çtinkıi başkalarıyla kurabildiğimiz kolay diyatoglan birbirimizle yaratmak çok zordu. kendisini, uzaydan dünyaya düşmüşçesine yalnız hisseden bir adama ilgisini çekebilecek ne anlatılabitirdi ki? Dışandarıbiziizleyen bir çift göz olsayü, herhalde dünyanın en dengesiz insanlan olduğumuzu düştiniirdü. yanımızda birileri varken sohbete hikim olan, mutlaka konuyla ilgili en ilginç ciimleleri kurabilen, kahkahalar atarı, sosyal ilişkiterden haz alıyormuşçasına karşısındakileri dikkatle dinleyen adamlardık. Ama insanlar gittiği zaInan, bir saniye içinde o karanlık halimize btirünüp,biraz önce yaptıklanmızın hepsi de se,,rmediğimiz ama gerçekleştirmek zorunda olduğumuz işlermişçesine sadece asga.ri düzeyde cümleler kurup otururduk. o da ya diğerinin hatırlamadığırıı itiraf ettiği ortak geçmişimizden gelen bir aııı ya da zihinterimizden birinde kazma kiirek zoruyla açtığımız yeni bir kapuıın bize gösterdikleri olurdu. Birbirimizin doğum güntirıü bilmez ve bundan grrnır duyardık. Bazen kinyas'ı o kadar az tanıdığımı düştinifudiim ki, kullarıdığı arabada bir otostopçu}trnuşum gibi hissederdim. Bazen de sanki onun ağzından, hayal ettiğm Tarırı konuşuyolTnuş gibi gelirdi... Beynimdeki tek soru, gözlerimi açtığımdan beri "Neden böyle bir yaratık haline geldim ?" sorusuydu. zaten hepimiz kendimizi sorduğumuz sorulara göre belirleriz. Tercihlerimiz sorulanmrzdan gelir... "Nasıl?" sorusunu soranlar gerçeli hayatın gerçek uğraşlannı en iyi öğrenenlerdir. Bilimle, sanatla, dünyayı "Dünya" yapan her branşla ilgilenirler. siyasetçiler buradan çıkar. Çiinkii kendilerinden öncekilerin nasıl yaptıklanyla itgilenip meşgul olmuşlar ve akıllarına başka bir sonıyu ğetirmemişlerdir... "Kim?" ya da "Ne ?" ile başlayan sorular ise fail arayan, yaratıcı, yok edici kişi ya da olay araştrran insanların hayatlarını çizer. Alın yazLSL Varsa bunu bir de yazan vardır. Doğa Varsa Tanrr vardır. Çocuk varsa anne ve baba vardır. Ve bu insanlar dinle ilgilenirler. "Nasıl ?" diye soran ve dünya burjuvazisini oluşturanlann aksine

gerçek hayattaki işlerle ilgileri asgad düzeydedir, Çeşitli dinlere mensup olurlar. Ve sorularını kutsa] kitaplarına yöneltirler, Burjuvaİann hukuk kitaplannayönelttikleri gibi... Ve en sonunda, sorularrna "Neden ?" sözcüğüyle başlayanlar gelir_ Sonunda diyonım, çünkii aralannda lconolojik bir sıralama olduğu gerçektir, İnsan önce hayatta kalmış sonra inarımış ve en son reddetmiştir, "Neden?" sorusu ise ne hayatr, ne de yaratrcıyr merak eder, Merak ettiği tek konu kendisidir. ve kendisiyle o kadar ilgilidir ki, soru1nı soran kişi içinde iyiliğe yatkın birçok özellik banndrrmasına, hiç tarıımadığı bir insarırn hayatrnı kurtarmak için kendisininkini tehlikeye atabilecek olmasına rağnren yakın çewesine, ,,kendisi" olduğr, srrf çın acı çektirecek kadar bencildir. Filozof_ tur. Düşünür. Nedenleri merak eder. Elinden geldiğince de erişir, Ama tek sorun, elindeki nedenlerle ne yapacağını bilememesidir. Nasıl,r soran bildiklerini kullanarak hayatını kazanrr. kim,i soran tannsmr bulur ve tapar. Neden'i Soralr ise nedenleri bulur, bir sü_
re savunur sonra unutur. Başka nedenler bulur, onlarr da savunur

iI

ve unutur. ve böyle gider. İsmi: insanoğlıınun önlenemez değişi-

mi. varlığına farklı nedenler bulmaktır, insarıı ilerleten. Ancak "Neden?" sorusunu soranlar içinde bir azmlık, bulduklan ilk neye dene takılıp kalır. onda rsrzır eder. DeğiştiremeL unutamaz. bütifut insartlrk ilerlerken o azırtlığın mensuplan sabit kalr, Ya yok olurl r ya da bütiin dünyayi ve banndrrdığı farklı nedenleri
reddederek yaşarlar... Ben Kayrra, bu noktadayım. Hayatı reddetmek noktasrnda. Tek bir varlık katdı reddini gerçekleştiremedi-

uyandınp silatıı ğim. o da kendim. ve kinyas beni uykumdan doğnıltmasaydr, kendimden de vazgeçebilirdim, Çünkii yıllardır bunun için hazırlanıyordum. Bildiklerimden, gördüklerimden, tespitlerimden, teorilerimden, yeteneklerimden, hatta beş duyumdarı vazgeçebitirdim. Eğer ka]dırmasaydı beni, Grand Hö_

tel'in 454 numara]r odasrnın çift kişilik yatağından", yamusukro şehri karşrmızda, büyük bazilikasıyla yatmış bizi bekliyor. Buralarda bir otel olacaktr. Evet, işte sol t,arafta, Karşısında da sabatıa kadar açık bir Lübnarı restoranr, içinde de melez fahişeleri. Sabatıa az var. Biraz içki, biraz seks. Tek ihtiyac|m|z

46

bu. Belki b\raz da uyku...

Kaünı odamdan kovduktan sonra bu otele ilk kez yirmi bir yaşrmdayken geldiğimi hatırlıyonım. O zaman da pahalıyü burarıın kadınlan. Hala öyleler. Ama Üçiirıcü Diinya'da sayısız amatörün içinde gerçek profesyoneller bulmak o kadar zor ki, istenilen her pala değersiz klğıtlara dönüşüyor, benim elimden onlannkine geçerken. Televizyonda hAl6 yirmi dört saat boyunca tel«ar tel«ar yayınladıklan, otelin videosırndarı odama kadar gelen porno film. Bazı şeylerin hiç değişmediğini görmek güzel. Aynı dünyada yaşadrğımızı hatırlatıyorlar barıa. Dünyadaki tek değişmeyen olmak büyükyalnızlık çünkti. Ve böyle birkaç destek iyi geliyor. Yalnızlık denizinin o ptirtızsüz, akmtrsız yizeyı bıraz da olsa bulanıyor. Çbk uzaklarda biri sanki yüksek bir kayadarı kendini bu suya bıral«nış gibi oluyor. Böylece o kadar da yalnız olmadığını düşiinüyol§un. Küfrediyorsun kendine. Tırnaklarınla elde ettiğin yalnzlığrnun bozulmasr hayaliyle yaşamak en büyük ihanet. Ama sonra kendini düşiinüyorsun. İhanet edilecek kadar var mrsın? "Boş ver!" deyıp yorganı çekiyorsun kafarıa, Uyumuşsıın. Artık ne Kayra vzır, ne
Kinyas, ne de hayat... Rüya. Su gibi. Her şekli aları, geçmişi olmayan. Uyarııyorsun. Terlemişsin. Dudağına şakaklanndan uzanan tuzlu su hatulatıyor rüyarıı. "Su !" diyorsun. "Tek gerçek!" Sonra tekrar uJruyorsun. Aslında ne, kim, nasrl, neden sonrlarından artakalan, dünyarıın dibindeki pisliğin içinden gelip yeryüzüne çıl«rıış, kendine satıcı aıayan bağımlı gibi dolanan o soru var aklında: "Ne fark eder?" "Hiçbir şey!" diyorsun. Yeniden uyumak için gözlerini kapatırken.

Gerçelııten hızlı bir geceydi. İşte böyle geceler sayesinde nefes alabiliyorum. Dünya üzerinde bÖyle geceler de yaşarıabildiği için kendimi vlıITnuyoruİn. Rusya'da Amerika'dan daha çok olduğu iddia edilen yüzlüklerle dolu bir torba, fil sürüsünü uyutacak kadar eroin ve yarıımda yatan sanşrn bir zenci. Daha ne isteyebilirim ki ? Tabii yırmi dört saat boyunca kanrmdan hiç çıl«namış olan alkolü de selamlamayı unutmamalıyrm. Biraz önce Kay-

ra'nın sesini duydum. Fahişeyi kapı dışarı ediyordu. Başlamıştır rüyalarınr saymaya. Onun da ölmesini engelleyenler, işte o rüyalar. Uyku, hissederek yapabildiği son iş. Elinde kalan son huzur. Rüyaları ise yeryüzünde bir türtü arayıp da bulamadığı evi. Ben

ev aramadım hiçbir zalnan. Hiçbir yeri, bir gün geri dönmek için terk etmedim. Ama o, ev fikriyle kendini rahatlatırdı. Yolculuğu,

gecesi ne kadar kötü geçerse geçsin dönebileceği ve hiçbir şey olmamış gibi kendisini bekleyen bir evin olma^sı, hayatındaki bütün tehlikeli işleri yapabitmesini sağlıyordu... Amabir giirı, çok kötü bir şey oldu. Yazdığı kitabı yeni bitirmişti. Evet, Kayraçok iyi bir yazar olabilirdi. Eğer bu kadar nefret etmeseydi mürekkepten ve bu kadar uyumasaydı... Gerçeği arılatmakla başlamış, gerçek üstüne geçmiş sonra her ikisini de bir kenara itmişti kitabında. Ne gerçeğin üstü, ne de gerçeğin altı ilgilendiriyordu onu. İkisinin de dışındaydı elli dört sayfalık kitabı. Ve çok içmişti o gece. Dünyarıın en iyi kitabı ve tek kitabı olduBen bir ğuna inandığı hikdyeler bütüniirıü bitirmesini kutluyordu. alevler iki katlı eü sarmış ve iş için dışandaydım. Döndüğümde, gö§tizüne cehe4nemin resmini yapıyorlardı. Hatta bir ara, alev-

48

49

lerin arasında şeytanı bile gördüm. Kayra'ysa elindeki konyak şi şesiyle karşı kaldınma oturmuş, olarıIarı seyrediyordu. Başka birinin cenazesini izler gibi. İtfaiye yangmı söndürmeye uğraşırken, onu alıp oradarı uzaklaştırdım. Ve bugüne kadar konuyla ilgili hiç konuşmadık. Bir sonraki gün, yangından kurtulmuş eşyaların olup olmadığına bakmaya gittiğimde birkaç itfaiye görevlisi gördüm evin çewesinde. Bana, sigara izmaritinden çıkrnış biryangın olabileceğini söylediler. Ve yarımamlş en ufak bir eşya yoktu. Ka5rra'nrn evi, dünyadayazı|abilmiş en iyi kitap artık kiillerden oluşan bir kaleydi. Ve bu kiilden kaleyi devirmem için sadece üflemem yetti... Kayra o günden sonra yazmadr ve hiçbir yere evim, demedi. Ama eminim ki, o evi rüyasında görüyor her gece. Yaşadığı yorucu ve nedensiz hayatı bitirip gözlerini kapatıyor. Ve evinde açıyor gözkapaklarrnı. Hiçbir şey değişmemiş. Onu bekliyor. Yaşarken,

ve rim kapalı ne kadar uyumadan kalabileceğimi test ediyordum, ara_ uyanık kalmanın tek yolu hayaller kurmaktı. Gözkapaklanmı gibi ladığımda, normal bir uyku sonrasından çok daha fazlaymış görünen bir dinlenmişlik buluyordum kendimde. Benim hatam edecek bu olclu. Hayal etmeye çok ufakken başladlm. Artık hayal de yetenek_ pek bir şey bulamryonrm. Belki çok meşgulüm. Belki lerim köreliyor. ve dinlenme seanslarım artık eskisi kadar rahat_
latrcı geçmiyor.

Eskiden kendimclen geçerdim. kendimi çiğneyip geçerdim. Amaşimdi,bedenimçeliktenbirduvargibi.Kırıpgeçmeninimk6nı yok. cahilleştikçe sertleşiyonrn. Demek ki yükselişimmiş yarat_ benim göninmezüğime neden. Demek, zihnimden bir dev

ayaktayken ne kadar kan kaybetmiş olursa olsun, düşünceleri onu ne kadar hasta etmiş olursa olsrrn uyuyup kapısından girdiği evinde içkisini içerken, hep özlemini duyduğu ve uyarııkken asla kavuşamayacağını bildiği huzuru yaşıyor. Belki de kendini mutlu bile hissediyor. Ve diinyarıın en iyi kitabuıı, bütün insarılığun kabulleneceği o kutsal kitabı yazmaya devam ediyor rüyasında. İşte bu nedenle uyuyabilmek için her gece, Kayra öldügünü hayal ediyor. Bir datıa uyanmamak için rüyasındarı. Ve evi artık uykusu olmuş bir insanın yarıında ben, Kinyas o kadar uzağım ki dönülecek mekdnlara. Tabii, herkes gibi benim de bir ailem vardr ve onlann da değişik yerlerde değişik evleri oldu. Ama insan kendini ev sa}ıibi olarak görmedilıten sonra yüzlerce evin tapusunda ismi yazsa neye yaIar? Otelleri sevdim. Kiralık odaiarı. Terk edilmiş binaları. Tavarıı yüksek evleri... Ben misafir olmayı seçtim. Şimdi de, yarıımda yatan güzel kalçalı kadrnın misafiriyim. O kadar derinden uyuyor ki, uyarıdrnrsam öliir, diye düşünüyonım. Afrika'nrn bütiin kaünları gibi o da çok yorgun. Çalışmaktm, yürümekten, seüşmekten... Uyumadaıı dinlenmeyi çok ktiçük yaşlarda keşfettim. Gözle-

mammş beni şeffaf yapan. ve kayra haklıymış. Gerçekten de hikAyenin sonuna geliyoruz. Hissetmiyoruz. İstemi_ çok yükseklerden düşeceğiz. Unutuyoruz. yaptıklarımız, daha çok eski alışkarıhklar. konuşmalan_ yorrl,-. mız, elli kelimelik bir bulmaca. Çok faz|a tarııdık hayatı, Şimdi bir kusma zaJnanr ! Ama her tüktirdüğümüz pislik, yarıında bizden
parça da götiirüyor... Pi_ Kin,in Yas,rndan eser kalmaz bu gidişle. ismim Ahmet olur, bu gidişle. Mesleğim erre olur. İnsarırn hayvarıındarı eser kalmaz işçilik olur. politikacılık olur. Hayatuı ölümünden eser kalmazbıı gidişle. Eüm uyktı olur, Kinyas rüya olur", yarın uzun bir yol var. Ama alışveriş bugünki.inden çok daha kolay olacak. o kesin. Ne de olsa, çatal bıçak kullanmasını bilen bir adamla iş yapacağım. ve saçl sarı olduğu halde boya olmayan yıllar ön_ bir adam. Hala kolonicilik ruhu taşıyan yaşlı bir domuz. varlrce, açlrktan ölmek üzere oları bir adamın elinde kaları son tarıımıştlm bu Bel_ ederken ğını, pasaportunu satmasrna aracilrk Bakirelerle yatarı, Afrika nın dünyarıın vajinası olduğuna çikalıyı. burada inanan bir adam. Ülkesinde yaşayamayacak kadar vahşi, Hiçbir yere ait olmayanlan iyi mutlu olamayacak kadar medeni...

için tanrrrm. Her yere aitmiş gibi dawanrrlar. Ama uyuyabilmek

yapmayacaklan şey yoktur. yalarılarını kendilerine unutturmak sltma için... Bu adam pn dört yaşındaki }<ızlarla sevişir. Başkası

5o olur. Ama gtirıdüzleri Noel Baba gibi gezerler ait olmadıklan maİşte o günü bekliyorum yeniden doğmak için ama o kadar

51

hallelerde, duygulanndan zerre kadar arılamadıkları insanların arasında... Ahlak çoğunluğun göriişüdür, toplumsal sözleşmedir, derler. Ve geceleri o çoğunluk yoktur. Ve o sözleşmenin altına bastıklan parmaklannı çok daha başka işlerde kullanırlar. İşte bu Belçikalı da, söz konusu sürüntin bir ferdidir. Daha ölmeden vücutları çürümeye başlamış olanlarm sürüsü... Kokain yerine eroini görünce biraz zorluk çıkarmaya çalışacaktır. Çünkü amacı malı Capetown'da pazarlamak olduğu için eroinin çok para etmeyeceğini ve kendisini boşuna tehlikeye attığını söyleyecektir. Ama bu da kendi türüne has olan yalanlardarı birisidir. Pazarlık yapmayı bilmeyen, kendisini kazıklamış olanlan taklit etmeye çahşan bir adamrn yalrn yalanlan... Biraz konuşuruz ve sonra ilcna olmuş gibi görünüp parayı verir, gider. Şüpheci yapsı i}<rıa olmaya elverişli değildir. Onun gibi adamlar annelerinden bile şüphe ederler. Çünkti onlaırn da bir zamanlar on dört yaşında ve bakire olduklarını bilirler. Güneş odanın perdelerini dörn-rıeye başladı. Dokuz saat sonra Ouagadougou'da randevumuz var. Caf6 Ajax'ta. M6lina isminde bir travestinin işlettiği kiiçük bir bar. Paris'te iinlü bir kadın kuaförü olmayı düşlerken, Burkina Faso'nun en kötü mahallesinde bar sahibi olmuş bu homoseksüel aslında sempatik bir yaratıktır. lhzıl peruğu ve giydiği taytlar onu daha çok sirklerde çalışaıılara benzetir. Ama M6lina güvenilirdir. Rüşvetini aksatmaz. Kimseyle başı derde girmez. Kötti bira ve şarabın verildiği ban, aslında yasal olmayan alrşverişler için bir hipermarket göreü görür. M6lina'nın işi kasiyerliktir. Komisyonunu alrr ve "İyi günler !" diler. Başka bir şey dileyemeyeceğini kendisi de bildiği için. Çünkii oraya gidenlerin hayatlarında değişebilecek şeylerin sayısı çok azdır. Her tebessümleri yanlarrna k6r kaldığındarı, iyi bir $ün onlara hayat boyu yeter. Bense o iyi günü çok uzun zaman önce geçirmiş olmalıyım ki tel«ar onun dileklerine ihtiyaç duyuyorum. Hatta o kadar uzak ki o iyi gün, tarihini hatırlamıyorum bile. Ben
dünü de hatırlamıyonrm... Bir sabah hayallerimden uyanıp hiçbir şey hatırlamayacağım.

ki ölmeden reenkarnasyona...

çokvar

Yanımdaki, dünyanın en sahte sarrşrnr ve en çıplak kadını hAti uyuyor. O da biliyor günün acrsını. O da uyanmak istemiyor. Ama ben gittikten sonra otelin sahibi gelip, bir aileyi polis zoruyla kirayı ödemedikleri için evlerinden atar gibi uykusundan uyandıracak. Çantasrna bir haftalık içki parasrnr koyuyorum. Biraz da yeni saç boyalan alabilmesi için. Ve voltalarıma başlıyorum. Uyuyamaüğı için atom bombasını icat etmiştir, diyorum içimden, resmini yıllar önce bir ansiklopedide gördüğüm adam için. Ben de uyuyamadığım için yürüyonrm odarırn içinde. Pencereden kapıya. Beş adım. Pencğrenin orada dönüşümü yaparken rüzgAnmdarı perde havalanıyor. Kapmrn beyazı gözümü alıyor. Yürüyorum. Kilometreler gibi geliyor bana, attığım her adım. Sarıki dünyayı wrüyonrm ufacık odada. Ben uyurgezerim, diyorum. Sayiri filmenam. Hem hayal ederim, hem yürürüm. Ufacık bir odada volta atarken -ki dört volta sonrasrnda güzergAhı ezberlediğimden kapatınm gözlerimi- Meksika'darı Çin'e giderim. Oradan da cennete. Sonra Karıada'ya. Oradan da cehenneme. Bavula gerek yok. Kendimi götürmem yeter. Tanrmam yeter, gittiğim yerlerden ve insarılarrndaıı iğrenmem için. Benim ilacım böyle ki.içük odalardır. Böylesine atıları voltalardır. Beş adımda aşılan denizler, beş adımda tırmanılan dağlardır. Perdenin havalanrşr o§anusta-

ki kasırgadır. Kaprnm beyazı A]aska'nrn karrdır. Sarr duvarlar
Sahra Çölü'dür. Kinyas'r yarumda götürdükten sonra her yer aynıdır.

53

Asfaltın giirıeşin altında eridiği bir saatte 1968 model İmpala'nın arka koltuğundayım. Cebimde, otelin resepsiyonundan çaldığım bir sürü kalem var. Şehirlerarası insan taşımacılığı yapart ve otobüslerden daha ucuz olan station wagon eski Peugeot'larrn yanındarı hız|a geçerken camlara yap§mış suratlar görüyorum.

Neden dünyanın başka bir yerinde doğmadrklarını kendilerine soran suratlar. Albert'le buluşmamıza iki saat var. Ve bu gidişle tam zamanrnda M6lina'nın bannda olabiliriz. Radyoda AJpha Blondy çalıyor. Her coğrafyanın kendine söre ağıtları var, diyorum içimden. Belli ki Kinyas yine uyumamtş. Gözlerinden kan akıyor. O da uykusunu alamadan öleceklerden biri. Bütün bu işler bitse, parayı alıp haritarım öbür taraflarına gidebilsek çok iyi olacak. Çünkii bıktığımı fark ediyonrm. Boğazh kazaklarmı özledim. Soğuğu özledim.

Küçükken, bir arkadaşımla kızak yapmıştık. Gördüğümüz her yokuştan kendimizi aşağıya bırakırdık. Benim Kayra olmam için hiçbir neden yoktu. Kimse barıa tecavüz etmedi dokuz yaşımdayken. Kendiliğinden geldi acılarım. Yerleştiler içime. Sonra alıştım ve kabullendim. Sanki diinyada başka türlü bir hayat yaşanamazmış gibi.,. Ben ki saplantılardarı nefret ederdim, kendim taşlaşmış bir pislik ha]ine geldim. Aynı kıyafetleri giyen, aynı müziği dinleyen, aynı şeyleri düşünen... Acabayaz|yor mu Kinyas arada bir? Yoksavaz mı geçti ölümsüzlük hayalinden? Ama beniyazarken görüyor. Sormuyonrm. İlgisizlik daha iyi. Kendimi dinlemeye bu kadar alışmışken, bir de onun ağzından döki.ilen, yansı beyninde kalmış karmaşık cümlelerini çözemem. Üstüne ya^ yazdı-

ğımız her kAğıdı arabaııın bagajına koyacağımızı söylemiştik. Ama benimkiler dışında hiçbir şey yok. Zaten hikAyemi tamamlamasrna da ihtiyacım yok, Benim hiçbir şeye ihtiyacım yok. Dışarıda geçirdiğinr tek bir gün banayeter, hayatrnrın geri kalanını delirmeden karanlık bir hücrede geçirebilmem için. Saniyeler aylar olur. Dakikalar yıllar olur. O bir günü yirmi yıl, otuz yıü duşiinebilirim. Ve beş yıl da unutmak için harcanm. Bir yirmi yıl da tekrar hatırlamak için, o giinü duşifuıtfuken düşiirıdüklerimi. Seksen iki yaşımda öleceğim ben. Bir kadın söyledi. Daha çok var. Bu ara]ar kapatsalar beni, en az iki yüz yıl da cehennerrİde düşiirıebilirim yeryüziirıde yaptıklanmı... En azılı paranoyaklarla yanşabilecek kadar kendimi kışkırütığım günlerin birinde, cehennemde dünya üzerinde üzülmelerini istemediğim iki insan olan anne ve babamın yaptığım bütün pislikleri dev bir ekrandan seyredebileceklerini hayal ettim. Tabii ben de yanlannda. Bakışlannın tonlar çeken ağırlığının altında bir böcek gibi ezilmek için. Ve kalpleri ile beyinlerinin arasındarı çıkarı, benden isteükleri ha]de nefret edememelerinin sesi kemiğin etten ayrılma sesi. Kasaplarda duyulanlardan... On yıl önce bir Kurban Ba5rramı'nda, yapacak adam bulunamadığı için siyah bir koç kestim. Daha önceki yıllar gördüklerimi hatırlamaya çalışarak, boğazına dayayıp çelııtim bıçağı kendime doğnı, boynuzlanndan tutup boynruıu lormaya çalışarak. Mucize. İlk denememdi ve hayvan anrnda öldü. Birkaç titreme. Sonra hiçbir şey. Ama o ses ! Deriyi yaran bıçağın ve boyun kemiğinin kınlma sesi. On yıl takip etti beni. Ve şimdi artrk, zınne ve babamın benimle ilgili daimi hayal lonliüklannın da sesi var. İşte o hayvanın öliimle karşılaştığında vücudıından gelen ses ! Eğer hatıralara sesler ilave etrnezsem uçup giderler. O seslerle anunsamak diirıyayı. Gereken bu.

Dokuz yaşırna kadar kendi adrmı fisıltıyla söyleyemedim. Korkardım. Neden bilmiyorum. Yankrlanrrdı ismimin bütün sessiz harfleri kafamın içinde. Sonra alıştım korl«naya Çok geç alıştım ben yaşamaya. "Kinyas, şurada dur da, içecek bir şeyler a]alrm." Birkaç flag. M6tina'ya kadar idare eder. Alkolik bile olamadrm,

54

55

kayrtsızca sürtünmelerini sağlayacak ne şarlolar söyleniyordur bir yerlerde. Ama benim için hepsi yapılü. İil< naşlarda sonsuzmuş gibi gelen notalar kombinasyonunrrn yüz yıllık bir ömrü olduğu ortaya çıktı. Resmin sının fotoğraftı. Müziğin srnrrı da makinelerden çıkan sesler oldu. Her uyuşturucu kendi tarzrnı yarattı. İnsanlar beyinlerini uyuşturma yöntemlerine ğöre srnrflara aynldılar. Hepsi kendini karıdırdı. Benim karıdıracak kimsem yoktu. Çünkti kanmış olarak doğmuştum Bir buçuk litrelik bira şişesinin toprak yolda kırılma sesi egzozunkine kanştı. ouagadougou'ya giriyorduk. yollar kalabalıklaştı. Binalann boyu uzadı. Parıtolonlulann sayrst çoğaldı. Hiçbir şey
!

nahlannızr ben unuturum. Siz işlemeye devam edin... Artık müziğin de bir önemi kalmadı benim için. Kim bilir medeni diinyada neler yapılıyordur bu konuda, şu sıralar? İnsanlan gözlerini kapattıracak kadar etkileyen, dans ederken birbirlerine

maktarı korktum hep. Yaptığım kötülüklerin kanıtlannı dünyadan kazımak için çok uğraştım. Onun için benim ceheruremim, Kayra'nrn yaşadığına dair karııtlann ortaya çıktığı bir sahne olurdu. Benim cehennemim, banayeniden Kayra'yı gösteren birtiyatro oyunu olurdu... Ama ben oradarı da kaçardım. Cehennemi de kundaklardım Kabul etmeliyim ki, altı milyar insarıın yerine düşünüyontm. Altı milyar insarırn adrna yaşıyorum. Ben öldüğümde altı milyan da ölmüş olacak. Şimditik hayattayım. Korlırnaya gerek yok ! Gü!

diye düşünüyorum... Daha gidecek bir saatlik yol var. Asfalt bitti. Toprak başladı. Albert ismindeki Belçikah beklemeye başlamıştır bizi. Her yere önceden giden dedektif ruhlu bir adamdır... Yazamtyorum. Kafanrdaki binlerce düşüncelerden birini yakalayıp, terbiye edip cümlelerle hayat veremiyorum. Belki de bu yazma fikri hiç de iyi değildi. Beni iyileştirecek hiçbir şeyi hiçbir zaman seT rrıedim zaten. oysa yazabilirdim milyonlar satacak bir kitap. ınsarıları korkutmadarı, sadece hazmedebilecekleri kadar, uykularını kaçırmayacak hiköyelerle dolu olan. Ama hayatım boyunca o kadar çok yaları söyledim ki bunu bir de yazı üstünde yapmak çok iğrenç geldi. Bir gün her şeyi yalanlayabilmek için iz bryak-

modernleşmenin önünde duramıyordu. İlkellik yakında hepimiz için güzel bir arıı olacak. Çok özleyeceğiz onu. Basitlilıten tekrar doğacaktık oysa ve o kapıyı da kapatıyoruz. Üstüne de bütün insanlık oturuyor... Elmas tüccarları, köle tacirleri, uyuştunrcu paBütün diirıyada tek bir para birimi hükiim sürecek. Tek bir dil. A,rnıpa'da da yapmak istedikleri bu değil mi zaten? Elli yıl öncesine kadar birbirlerini boğazlayarılan aynı dilde konuşturmak Hiçbir şey değişmeyecek. Sadece eskiden birbirlerine ettikleri ktifürleri arılamıyorlardı. Artık son derece iyi arılaşacaklar bu konuda. Birbirlerinden daha çok nefret edecekler. Ve yine birbirlerinden çaldıkları paraJrın kendi paralanna göre ne kadar ettiğini hesaplamalarına gerek kalmayacak. Hepsi bu. Gece ile gündüzü değiştiremedikten sonra, neye yaral alfabeyi her yerde aynı yapmak? Ve bütün dünya aynı olduğu gün bile ortalıkta gezinen benim gibi adamlar olacak. Bozmak için bütün makineleri. Soymak için büttin banka]arı. Kimyeü maddeler yerine şarabı tercih etmek için orada olacaklar. Ouagadougou'ya gelip gangstercilik oynamak için kilometreleri parçalayacaklar. Sistemin kurtardığı insarı hayatlarrna değer velTneyecekler. Rimbaud'nun şiirlerinden fişkırmışçasrna, o kadar güzel konuşacaklar ki çewelerinde binlerce insan toplanacak... Bazılarr da susmayı tercih edecek. Diinyaya sahip olabilecekken açlıktan ölecekler. Ve ben onların arasrnda geri döneceğim. Gördüklerimi yeniden görmek için. İhsarılardan bir kez daha iğrenmek için. Kendimi yine yan yolda kaybetmek için. Şehrin hatırladığrmrz sokaklarında kiiçük bir gezinti. Pazar yerini andrran, an kovanı kadar kalabalık şehir merkezi. Ve dışına doğıu kirli caddeleri. Bunlardan birinde M6lina'nın yeri. Albert diye bir ölümlü içinde. Kanımrzı emmek için carı atarı. Ama bizim karısız olduğumuzu bilmeyen. Damarlanmızda karıın yerine gözyaşnm aktığını bilmeyen bir adam. Birazdan gözlerimizin içine bakıp bize yalarılar sıralayacak. Eğer daha önceden duymadığım birini söylerse dudaklarındarı öpeceğim...
!

zarlayarJıar hep olacak. Ama modern hayatın gere}<tirdiği şekilde.

İşte güzel travestinin barı. Kinyas adamrn orada olup olmadığı-

56

nı kontrol etmek için içeri girecek. Tabarıcada hiç mermi kalmadı. Peki Kinyas'rnkinde var mrydı? O gece, bütiin bunları başlatan gece yüztiıne doğnılttuğu silahta mermi var mıydı? Evet hatırlıyorum. Barıa san sarl tebessüm eden kurşunları. Ama tıelki de hayaldi onlar. Belki de ondarı çok yazmak istediğim için ben beynimde yerleştirdim o mermileri silahrn topuna. Belki de ben hayal ettim her şeyi. Kinyas'ı, silahı, Liberyalılan, eroini, kendimi...

"Adam orada mı? Tamam. Geliyorum."

caf'Aiax, en yükseği üç katlı binalardan oluşan bir mahallede on yıldır hiçbir yere.gitmeden durur. Müşterilerini bekler, Kırk yaşlanndaki M6lina burayı ilk başlarda ameliyat parasrnı biriktirAnlatılanlara bakılırsa iyi işler yapm§ ve mek için

çalıştrrmış. Meksika,ya gidip cinsiyetini değ§tirecek kadar pa.ra toplamış. o zamarrlar, daha kadın kıyafetleriyle gezmiyormuş ortalıklarda, Yanında o ğtirılerden beri çalışarı iriyarı adamr kendisine sevgili yapmış. Çok fazla konuşmayan alna bedeniyle her işi yapabile_ cek kadar yetenekli bir dev. Ve h6ti bu Dieudonnıi ismindeki adamla birlikte olduğu söylenir, M6lina'nın. On yıl uzun bir za, man. sadakat sadece kadın ile erkek arasında olmaz... ve yeterli parayı bulunca Mğlina düşiinmeye başlar kendini, ameliyatı, Dieudonnı5,yi. Tam olarak nedenini kimsenin anlamadığı bir şekilde vazgeçer kafeyi kapatıp gitmekten. Belki de korkar. Erkekliğe dönüş yolunu kapatmak istemez. İşte o srralar kadın loyafetleri yaiçinde abartılı penıklarla dolaşmaya başlar. Onceleri herkes olaylann belli bir srnın aşdırgar, alay eder arıcak dev sevgili bu masrnr engeller. Ve her travesti gibi Mğlina da artık gösterişli, çilpıcı bir kadın görünümünde gündelik işlerini yapar, Hiçbir travesti bir ev kaönı olmak için giymez eteği. Amaç en

güzel kaön olmaktır... Arabayı kafenin önüne park ettim. Kayra arabada kaldı, Binanın önünde başka arabayoktu. M6lina kamyonetini hep yan so_
kağa bırakırdı.

"Sarhoşlardan korkuyoı,um" derdi. "Arabayr parçalarlar, Para verirken o kadar çok kiifrediyorlar ki, intikam atmak isteyecekle-

58 59

den, İÇki iÇerek sadece kendine köttilük yaparüardart. Kahve fuıca_ nında votka içenlerden. ve ben alkoliklerden nefret ettim...

ti benden... Annem bir a]kolikti. Ama hiçbir zaman belli etrneyenler-

rinden korkuyorum.'' ıçeri girdim. sol tarafta bar. sağ taraftamasalar. ve hepsi içeri doğru uzanan büyükçe bir salonun içinde. M6lina ortalıklarda yok. Dieudonn6 barın arkasında. Gülümseyebildiği kadar gülümsedi beni görünce. Bir defasında bu devle tam sekiz kişiye karşı dövüşmüştük. ve o kadar şiddetli bir kavgaydı ki karşımdakilerden birinin kolundan ısrrarak bir parça et ı.oparmrştım... kafamı sağa çeürip kafenin güneş tarafindarı istila eJiımemış köşelerine bakınca Albert'i gördüm. Önünde viskisi ve ayaklannın yanında da siyah bir çarıta vardr. silahını büyuk ihtimalle girişte Dieudonn6'ye teslim etmek zorunda kalmıştı. M6lina'nın banna sadece kawa ve ben silahlı girebilirdik. Çünkti kabul etmek gerekilse, M.lina Kayra'dan hoşlanıyor ve bizi rahatsrz il;donn6'ye gerekli taJimatları veriyordu. A]bert";;;;; önündeki '* bardağın içindeki buzun hız|a erimesini se5rretmekle meşgul olduğundan beni görmemişti. Geri döndüm. kapıya yürüdüm. kafamı uzatıp kayra'ya seslendim. sonra içeri dönüp kafede sadece üç kişi olmasrna rağmen sanki kaJabalıktarı sesimi duyııramlyolTnuşum gı bi bağırarak "Bir flag getir !" dedim Dieudonn6'ye. Şaşırmayı önce azaltmrş sonra tamamen bıralanış oları barın arkasrndaki dev kafasını hayretle kaldınp baktı. Neden bağırdığımr anlamamıştı. ve hemen sonra şaşırrnayı bıraktığını rıatı.iayrp"ı<endini sakinleştirdi. kafasıyla, tamam anlamrna gelen bir işaret yaptı. Benim yüksek sesle içki istemem Albert'i de uyandıırn§tı. korkak ve alkolik gözlerle bana bakıyordu. ona doğru attığım her adımda viski bardağınr biraz daha sıkıyordu. yüzümde bir güliimsemeyle yaruna gittim. yan masadarı bir sarıdalye çekip kışr"rr,a oturdum. "Nasılsın ? Hala çok içiyor musun ?'' dedim. Herhangi bir maddeye bagmlı olan ve daha sohbetin ilk basamağuıda söz konusu maddeyle ilişkisi sorulan her adam gibi nefret et-

Birkaç tahminim vardr. Ama onlar da M6lina konusuyla ilgili mantıksızca varsayımlardı. Aslında birbirini az tanıyan iki insanrn arasındaki nefret ilk defa tanık olduğum bir durum değildi. Bazen tesadüfler böyle gerektirir. Cümlelerin hepsi duyulmaz. Her şey yanlış anlaşılr ve çözülmesi çok zor bir nefret iki adamın
arastna gelir ve oturur...

eudonn6'nin yanındarı geçerken belli belirsiz bir selam verip bir bira söyle[i kendisine. Gerçekten de birbirlerini hiç serrmiyorlardı. Ama yine de birbirlerine girmelerini engelleyen arada çok insan vardı. Gizli çekişmelerinin nedenini tam olarak bilmiyordum.

Kayra benden d4ha nazik dawanarak A]bert'e elini uzattr ve titreyen beyaz, kemikli et parçasrnı sıktı. Çizgi filmlerdeki abartılı el sıkışmalarrna benzemişti. Kayra sıkıca kawaöğı eli hızlı hareketlerle on sarıtim aşağı, on santim yukarı sallamış ve bırakmıştı. Ve zaten bizim beraber iş yapmak için faz|a genç ve hare-

ketli olduğumuzu düşünen A]bert bu dawanışlarımızdan sonra kendini daha da kötü hissetmişti. "Eroin" dedim.

"Fena sayrlmaz'' dedi dişlerini gıcırdatarak. Dieudonn6 masaya flagı bıraktığı anda içeri kayra girdi. ve Di-

"Efendim ?" dedi. "Eroin ! Kokain yok. Yanımda çok temiz beş kilo eroin var. Ve faz|a zuunuınrm yok." Afallamıştı. Söylediklerimi anlamamış gibi yüzüme bakıyordu. Sonra Ka5rra'nın gözlerinden bir tasdik alma ihtiyacı duymuş olmalı ki, dönüp ona baktı. "Ben sana kokain demiştim. Müşterim onu bekliyor. İnan bana, benim de çok zalnanrm yok !" dedi. Sinirlenmeye başlamıştım. Karşımdaki sübyarıcı bunakla sabaha kadar böyle sohbet edebilirdik ama ben istemiyordum. "Albert, lütfen bizi ve kendini yolTna. Kokain için anlaştığımız parayt veç beş kiloyu a]. Kendi öliimünü, elçiliğinin haftalık basın raporunda, cehennemden okumak istemezsin herhalde" dedim. Susmuş, dinliyordu. Ben bağınp çağıracağını, tehdidim karşısında sinirden delireceğini sanıyordum. Ama Afrika onu da eğitmişti. O da öğrenmişti, on kez düşünüp bir defa konuşmayı. Devam ettim sessizlikten yararlanarak:

61

60

"Yanrndaki çantayı Ka5ıra'ya doğru ittir. O da sana arabadan malı getirsin. Ben üç tarıe buzlu üski söyleyeyim. Ve hep beraber, kolay ve kazançlı işimizin şerefine içelim."

Hareketsiz, beni seyrediyordu. Sarıki burada değilmiş gibi.

Yoksa bu herif kendi mi çekecekti uytışturucuyu ? Her şeyi beklerdim yaşlı Awupalıdan... Biraz datıa korkutmak gerekiyordu. Fısıldayarak konuşmaya başladım. "Biliyor musun Albert, duyduğuma göre Dieudonn6 ile M6lina o işi arıcak bir şekilde yapabiliyorlarmış. M6lina ölü taklidi yapıyolTnuş ve Dieudonn6 arıcak o zaman tahrik olabiliyormuş, Bir

mındarı herhangi bir Avnıpa devleti yararlanıp polis operasyonlarında kullarıacak ya da metadon yapıp bağımlıları tedavi edecekti. Politikadarı daha pis bir iş değildi yaptığımız, Viskiler gelince kadehlerimizi kaldınp birbirimize baktık ve içtik. Kayra bara girdiğimizden beri hiç konuşmamıştı. Büyük ihtimalle, Dieudonnğ'ye oturduğu yerden nasıl zarar verebileceğini düşünüyordu... Bu kudurmuş hayatta aslında böylesi ufak alışverişlerden başka yapacak daiıa ilginç pek bir şey yoktu", kayra üç yıl tıp okudu. Gerçek bir doktora dönüşebilirdi ama stetoskoptan o kadar nefret etti ki her şeyi bıraktı. İnsanlann

düşünsene, senin gibi gerçek bir beyaz centilmenin cesediyle karşılaşınca kim bilir neler yapar ! Bana sorarsan, öldükten sönra bile canın yanar!" Son cümlem biraz daha etkili olmuştu. Dieudonnti'nin katlanamadığı bir beyaz varsa o da Albert'ti. Ve bir an için kendi cesedine bann arkasında, siyah ayı tarafındarı tecavüz edildiğini hayal etmiş olacak ki bardağındakini bir dikişte içti, sağ ayağıyla çantayı Kayra'ya doğru itip, "Benimki sek olsun" dedi. Kayra çantayı ahp dışan çıktı. Umduğu şeyi içinde bulmuş olmalı ki otuz saniye sonra elinde bir torbayla içeri girdi. Çarıta yoktu. Büyük ihtimalle bagaja koymuştu. Belki de arka koltuğa atmıştı. O kadar tedbirsiz bir adamdı ki bir çocuğa tutması için vermiş bile olabilirdi, Kendi ailesinin mücevherlerini çok iyi korunan bir kasadarı çaldığı günden beri hırsızlığın hiçbir güvenlik sistemi tarafindarı engellenmeyeceğini di§ünürdü. Ve ilginçtir; önlem almadaıı yaptığı hiçbir işte de şimdiye kadar soyulmamıştı. Zaten üstü çizik dolu, eski bir çaııtanın içinde bu kadar çok paranın olduğu, yakınlanndarı geçen kimsenin de aklına gelmezdi... Torbayı Albert'in yanına bıraktr. Sinirli hareketlerle torba açıldı. Paket delindi. Tadına bakıldı. Ve Belçikalının keyfi yerine geldi. Ben de kendimi iyi hissediyordum. İlk evini satan bir emlakçı gibiydim. "Kolay para!" diyordum kendime. "Dünyayı döndüren bu." Sattığım uyıştun-ıcu onlarca over dose'daıı ölüme, yüzlerce tutuklanmaya neden olacaktr dağıtıldığı noktalarda. Hatta bir kıs-

kalp atışlannrn sesi ona saniyeleri hatrrlatıyordu. Saniyeler de

hayah ve zaınanı... a Bir daha A]bert,i görüp görmeyeceğimizi bilmiyordum. Yanında duraıı torbanrn içindeki paketi satınca ömrünün sonuna kadar rahat edebitirdi. Elçilikteki işinden ayrılır ve hayaİini kurduğu,

o§arıusun dibindeki evlerden birini alıp içini on üç yaşındaki

krzlarla doldurabilirdi. Beş yıl sonra onlarla artık eskisi gibi sevi_ şemeyeceğini de biliyordu, alna yine de çewesinde dolaşmalarr Albert'i gençliğin içinde tutacaktı... Torbadakileri satrnca gençligeldiği ğini satın a]acaktı. Bir gün, bana seks yapamayacak hale

zaman eroine başlayacağını söylemişti. Ama dikkatli ve planlı dawanacaktı. Yeryüzünde geçirebileceği süreyi hesaplayıp bu zaman içinde damarlanna sokacağı doz sayrsrnr belirleyecekti. Ve o an sahip olduğu para doz|arayetecek kadarsa eroine başlayacaktı. A]bert düşeceği yeri hesaplayanlardandr. Batr Awupa asaleti uyuşturucu krizlerinde köpürmesini engellerdi. O da, kendi ülkesi vatandaşlannın bir özelliği olan muhasebeci gözüyle balııyordu hayata. Dünyanrn en bilinçli eroinmaııı olabilirdi. Tabii bütün bunları yapabilmesi için içkiyi bıral«nası gerekirdi. Ancak yine Belçikatılann cimri yaprsma uygun olarak, iyı ya da kötü satıip olduğu hiçbir şeyi bırakamazdı. o kadar çok adam vardı ki çewe_ sinde, braktığı anda alkolikliğini havadakapacak oları ! Ne de ol-

sa bu eski koloniler Aırnrpalıların vitriniydi. ve alkolsüz bir Albert'i kimse tanrmazdı. Kayra kalktı ve bara doğru yurüdü. Dieudonnğ'yle bir şeyler konuşuyorlardı. Ben de Albert'e elçiliğin ora-

62 da işlerin nasıl gittiğini soruyordum. O srrada, çok tanıdıkve gırtlaktan gelen, incelmeye çalışan ama başaramayarı bir ses kapıdan girerek içerideki herkese "Merhabakızlar !" dedi. Bütün ihtişamıyla ve aksesuvarlarıyla M6lina'ydı içeri giren. Önce Kayra'ya sarıldı. Sonra Dieudonn6'yi öptü. "Biliyorum. Beni özlediğiniz için geldiniz. Bütün kıtada benimki kadar güzel kalçalar bulamadığınız için dönmek zorunda kaldrnız, değil mi ?" dedi, masalnrza doğru uçarcasma yürürken. Yüksek topuklu ayakkabılan inanılmaz ses çıkarıyordu. Sartki birden bir klaket şovuna başlayacak gibiydi. Albert'le almı anda ayağa kalktık. Ne de olsa, orada burada biraz eğitim görmüş ve görgü kurallarını öğrenmiştik. Albert, M6lina'nın uzun, tal«na tırnaklı elini öperken, "Bayarı R6gina, neden bu kadar güzelsiniz ?" diyerek iltifat etmeye çalıştı. Elçilikten öğrendiği kadarıyla M6lina'nın soyadı R6gina'ydr. Ve kıyısından da olsa Belçika devletinin bir memuru, eski bir kolonici olduğunu göstermek kendisine büyük zevk veriyordu. Ben de bordo ojeli tırnaklar taşıyan parmaklardarı na^sibimi aldım. Aslında iyi biriydi M6lina. Buradaki herkes iyiydi. Bardaki beş kişi Afrika'nın biraz da özetiydi. Dışarıda dolaşanlar bizim bıraz farklı tonlarrmrzdı, hepsi bu... "Lütfen otur. Bir şeyler içelim" dedim. "Seni özledik. A]bert'le üak bir işimiz vardı, Ve burada buluşmaya karar verdik. Böylece seni de görürüz diye düşiindük. Birkaç gün önce Rose'un parısiyonundaydrk. Seni bekliyor. Hiç uğramıyolTnuşsun. Unutmadan söyleyeyim, Moctar ölmüş. Evet, duyınca biz de çok üztildük. Asker-

63

ten yaşay acağız. Misafirim olacaksınrz. "

ka zaman görürsün. Çünkii bu gece, o rüyalardan birini gerçek-

Kayra'ya baktım. Kafasını sallıyordu yüzündeki çocuksu gülümsemesiyle. Gerçekten de onun şu halini gören, aklındaıı geçenlerin binde birini bile tahmin edemezdi. Sahip olduğu beden ve yüz o kadar suadandı ki düşüncelerinin bir insarıın varabileceği son noktada ip atlıyor olmalarrna ihtimal vermek çok zordu. Arkaya doğru taranmış uzun saçları, çenesine kayan bıyıklarıyla daha çok her gün sokaklarda karşılaştığımız kadm satıcılarrna benziyordu. Onu gülerken görünce ben bile bir saııiye için gerçekten mutlu olduğunu, birazdan tamamen istediği bir şeye kavırşacağını düşündüm" Ama bir mikrokamerayla srrrtarı ağzından içeri girilseydi. Beynine doğru çıkılsaydr. Ve o an hayal ettikleri görtintülenebilseydi yüzyılın en vahşi filmi çekilmiş olurdu. Çün-

kii büyük ihtimalle mikrokameranın çektiği kısa metrajlı filmde

Kayra bana doğru yaklaşıyor. Belimden silahı çekiyor. Dönüp Dieudonn6'ye ateş ediyor. Sonra sağ elinin uzanabileceği yerdeki masanrn üstiinde durarı içki şişesini M6lina?nın kafasına geçiriyor, bütün bunları yaparken ağzmın içinde tuttuğu üskiyi masa-

makinesiyle Albert'in yüziirıü yakıyor, yerde ağlayan ve kafası ka-

daki çakrnaktan çıkardığı alevin ortasına tükiirüp ilkel bir alev

nayan M6lina'nın üstünden atlayıp Albert'in yarıındaki torbayı alıp bana doğru dönüyor ve ben daha istemeden cebinden bir silarından birini aldıktan sonra Albert'in yüzünden yakıp, "Gidelim" diyor olurdu. Ama elindeki kadehi M6lina'nın teklifini kabul ettiğini göstermek için kaldnp güliimsemekle yetiniyordu. Dışanda bir, içeride binlerce Kayra vardr. Ve o kadar uzun yaşayacaktı ki hepsine bir giinünü ayırabilirdi. Her gün bir yenisiyle tanışıyordum. Tabii elini sıkarı Kinyas da dünktinden farklı bir adam oluyordu. Bunun için birbirimizden sıkılmıyorduk. Her gün değiştiğimiz için. Ama gerçek adlanmızı hatırlayamadığımız gün
de gelecekti. O gün, dost olduğumuzu da unutacaktık. gara çekip bana atıyor, masada duran M6lina'nın mentollü sigara-

M6lina o kadar dikkatle dinliyordu ki beni, söylediğim her cümlenin karşilığını yüzündeki ifadelerde görebiliyordum. Konuşmaın bittiğinde gözleri dolmuştu. "Piçler ! Biliyordum bir gün böyle bir şe5, yapacaklannr. Burayadageliyorlar bazen. Ama Albert sayesinde pek rahatsrz edemiyorlar. Neyse, seni biraz yorgun gördüm. Uyumuyorsun yine değil mi ? Zaten bu gece sizleri uyutmaya da pek niyetim yok. Benimlesiniz. Kayra, sen de uyumayacaksın ! O güzel rüyalannı baş-

ler yapmış. Bir gece para istemeye gelmişler. O da vermemiş. Döve döve öldii,müşler. Çok yazık|."

65

Sonunda herkes gitti. Kafenin üst katındaki odalara çekildiler. Dieudonn6 de son temizlikleri yapıyor... Güneş doğmaya yüz tuttu... Gece gerçekten de M6lina'nın dediği gibi geçti. Hafta sönu olduğu için Afrika'nın suJrunu içen beyazlar da gelmişti. Ve çok kalabalıktı. M6lina'nrn yanrna aldığı ve yetiştirdiği genç travestiler de vardı. Neredeyse bir tanesiyle yukarı çıkacaktım. O kadar güzeldi ki! Son arıda fark ettim. İçimden güldüm ve "Boş ver" dedim, bana siirmeli gözleriyle bakan çocuğa. Bütün gece reggae çaldı. Mdlina şarkı söyledi. Albert'e ğüzel bir fahişe bulundu. Kinyas'ı son gördüğümde sanşn ve uzun bacaklı bir İngiliz'le dans ediyordu. Nereden öğrenmişse, çok güzel tango yapıyordu. Reggae eşliğinde tarıgo yapabilen tek adamdı. Herkes sarhoştu. Hatta bfu ara, Albert'in satmayı planladığı uyuştunrcuyu dağıtmaya başladığınr sarıdrm. Yaşlı adamr hiç bu kadar mutlu görmemiştim, Herkes çocuklar gibi eğleniyordu. Kinyas beni İngiliz'in bir arkadaşıyla tanıştırdı. İsmini şimdi hatrrlayamadığım bir havayolu şirketinde çalışıyormuş. Ne iş yaptığımr sordu. Devlet başkartının danışmarıı olduğumu söyledim. İnarımadığı kesindi ama ben de inanmasrnı özellikle istemiyordum. Bir ara yukarı çıktık kadınla. Ve lozıl saçlannı okşadım. Gerçekten de çok güzel göğüsleri vardı. Sonra aşağı indim. Eğlence devam ediyordu. Eğlencenin yemek yerine geçtiği bir ülkedeydim. İkl gtinailr ağızlarına tek bir lo}«na atmamışlar ile faz|a balık ve ananastan kusanlar birlikte dans edip şarkı söylüyordu. Komünizmi Slavlara değil, buralardaki insanlara solTnak gerek, diye düşündüm... Kimsenin arasmda en ufak bir fark yoktu. Hepsi aynıydı. Bir daha birbirlerini hiç

görmeyecek, gördükleri takdirde de birbirini tanımayacak insanlar sevişti. Birbirlerini sevdiklerini söylediler. Hatta evlenme teklif edenler bile oldu. Bir kadeh viski karşılığında... Uyumak için, birbirlerinin kollarında mucize aramak için odalara çıktılar. Ve eğlence oraya taşındı. Yataklara. M6lina'nın kolunda da bir beyaz vardr. Ve onu gerçekten kadın sanmrştı. Yukarıya beraber çıktıklarındarı on dakika sonra adamrn koşarak panik içinde aşağı inmesini bekledik. Ama inmedi. Gördüğü hoşuna gitmişti belli ki ! Ufak bir fazlalrk sadece daha da çok heyecan katmaya yarardı işe. O da öyle düşündü herhalde. Sonra kafe gittikçe boşaldı. Ve geriye Dieudonn6 ile ben kaldık. Kinyas da büytik ihtimalle İngiliz kadrna, dünyanrn sekizinci harikası olduğuna inarıdrrTnaya çalışıyordu. Yaşadığrmrz hayatı bir başkası yaşasa mutlu olurdu. Dünyayla bir sorunu olmazdı. Ama benim tek düşiindüğüm tonlarca C4'ü dünyarırn merkezine koyup bir karpuz gibi parçalarımasrnr seyretmekti. Belki de tek sonrn şuydu: biz ne istediğimizi bilememiştik hiçbir zalnan. Ve dolayısıyla her şeyi deniyorduk. Belki görünce iste_diğimiz, uğruna yaşadığmız şeyi hatırlarız diye. Evet, Dieudonn6 de yukarı çıktı. M6lina ve beyazın yanına gi-

diyordur herhalde. Bu şekilde saatlerce oturabilirim. Kızıl saçlı yukarıda. Kinyas'rn da odadan çıkmasına da}ta çok var... Üniveışitede okurken politikayla ilgitenm§tim. Aslında çok önceleri başlamıştım konuyu düşiinmeye. On üç, on dört yaşlannda komünist eğilimlerim vardr. Onların muhalif tarafları hoşuma gidiyordu. "MaD( arıd Engels ! God and Angels !" dönemimdi bu.

Sonra Bakunin'e geldi araştınlma srrasr. Anaşizmi ezberledim. Bütün düşünürleriyle sıra faşizmdeydi. Hitler, Mussolini, Machiavelli... Hepsini okudum. Sonra kafamda konuyla ilgili bazı di§iinceler oluştu. Ne Bodin,ne Tocqueville, ne de Montesquieu Hepsinin de aptal olduğıınu dt§iinüyordum. Hele Platon ismindeki di,inyanuı okuma yazmabilen ilk faşisti ! Hepsi de üzerinde fikir bile yürütemeyecekleri bir konuda, insan yönetmek, halk yönetmek hakkında yazmışlarü. Unuttuklan o kadar çok şey vardı ki.
!

66

67
bek_ efendileri kurtulsun diye. Ama nafile. Çaresi yok. kurtuluşu lemek yaraJJSrZ. Gelmez çünkti. Kontenjan dolmuş. Biz daha çok kötülüğün slnrrlarını zorluyoruz. Ne kadar iğrenç olabileceğimizi araştınyoruz. Kinyas ve ben bir deneyin parçalarıyız. İnsanoğlu_ nun çekebileceği acl ve yapabileceği tiksinti veren dawanışlarlnln yazrlarılar da slnlnnr saptamak için yapıları bir deney. Belki de bu srnır olmadığıdır. Tek Srnrr, yapılan deneyin raporudur... Sonuçsa ne ka_ nefesin alrnrp verilemediği noktadır. o seüyeye gelene dek budur, dar acr çekersen, ne kadar kötülük yaparsan senin slnrnn kötü Doksarı yaşındaki şirin nineler dünya üzerinde yaşayan en acı çel«niş olarıları", Gerisini insanlardrr ve aynr zarrıandaen çok mucize_ düşiinmeye gerek yole Mucizeler bitti. Doğmak yeterince ikincisi, Bunvİ. Başkabir tarıe dahabeklemek aptalca. Öımeı< de ların arasuıda da hiçbir şey yok, Kimse beklemesin", İnsarılar düşmeye başladı yuvalarından. Albert indi aşağıya, Barıa kendine bir viski koydu ve bara oturdu. kahvaltısıydr bu, selam vermemişti. o da anlamıştr, konuşmanrn önemsizliğini", Gerçekten de konuşularak yapılmayacak iş yoktur. İhtiıaııer ve hatta intihar ettirilebi_ çıkartılabilir, birileri 6şık oldunılabilir geliyordu, lirdi. konuşarak her şey yapılırdı. ve barıa çok komik Birisinin ağzından çlkaıı, üç yüz kilometre ıza|üa doğmuş başka birine hiçbir anlam ifade etmeyen kelimeler dünyayı yönetiyor_ öl_ du. Bir sürü harf, ses, cümle, tiyatro, şarkı sözü... Kendinizi datıp hepsinin arınesi_ dürtmeniz için bir grup marıyağın arasrna söyleme_ ne oral seks yaptırdıktan sonra lorbaçlamak istediğinizi niz yeterli olurdu. Ve ağzınızdarı koparı sözleri yarılışlıkla söylelisanmiş de olabilirdiniz. Diliniz sürçmüş olabilirdi, o insanlann yanlış kurmuş da olabilir_ larına hikim olamadığrnız için ciimleyi diniz. Ama yok ! kaşınızd a ağzınızdan çıkan her sese bir arılam bir vermek için yarııp tutuşan bir geri zekilı siirüsü varken böyle ne kadar çok yapılacak şey ihtimal olamaz onlar için. kelimelerle yarrsrna sat_ var. Biraz uğraşmak yeter dünyarıın bir yansını diğer Faz_ mak için. ve çok aşağılıkbir durum. İletişim diye bir şeyyok. ki_ la iyimser bir kawam. Hayatı renklendirmek için. kim bilebilir ya deliyse konuşarı. ya ne dedi_ min bir lafi inanarak söylediğini.

İnsanın içinde patlayarı volkanlan es geçmişlerdi. Diinyada ideal bir düzen kurulamayacağmı arılamamışlardı. More en azından çocuk kitaplarına benzer boktarı hikAyeleriyle, ideal dünya konusunda kendini tatmin etmişti. Ama diğer büyuk düşünürler insanlan kaway aloay acaklarını kawayamadıkları için yetersiz teorileriyle komik duruma düşmüşlerdi... Onlardan ve bütün politik metinlerden nefret etmem faz|a uzun sürmedi. Anarşistlerbıraz daha sempatik gelebilirlerdi barıa, eğer daha gerçekçi olsalar ve kendilerini banşçılarla a5rnı görmeselerdi... Ve zamarıla en büyük korkum belli bir gruba dahil hale gelmek oldu. Benim birkaç müzik grubum vardr. Ben onlara dahildim. Gitar çalıp şarkı söylerdim. Ancak saytca kalabalık bir teşkilatın üyesi olmak utarıç verici ğeliyordu barıa. ve çeşitli felsefelerini. İnsarıların icaö, kolay ve acrsrz bir sömürü yoluydu politika. Tıpkı bütün diğer insani kurumlar gibi. Para gibi. Hepsi bu. Faz|a heyecanlanmamak gerekiyordu. Gerektiğinde lehte kullanılmah, o5runun içinde ayn bir oyun kurulmalıydı. Ben de öyle yaptım. Faşist, demol«at, fundemantalist, arıarşist, komünist, saltarıat taraftan. Hepsi oldum. Ve hepsinin karşılığını aldım. Huzur. Biraz huzur ve rahat bırakılmak için Black Panther'lerle bile aynı fikirde olabilirdim. İlkesizlik barıa sihirli geldi. Prensipsiz yaşamak. Ratıatınr bozmamak için açlıktan ölmeyi tercih etmek. Dilsiz taklidi yapmak... Ülkemde yaşarken pavyonlara giderdim. Her zuunan paraJn vıırdı buz bademe verecek kadar. Bolşeüklerin torunlanyla düşüp kall«naya yetecek kadar. Kendimi iyi hissederdim pavyonlarda. Diana isminde bir Beyaz Rusyalı kız|a iki ay birlikte yaşadrm. Geceleri çalışıyordu. Gündüzleri birlikteydik. Onu kurtaracağımı düştirıüyordu. Ama kim kimi kurtarabilmişti şimdiye kadar ? Beni kim kurtaracaktı ? "Kurtuluş" dedim. "Ankara'da bir mahalle." Fazlası değil. Belki bir de Bob Marley'in en ıyi şarkısı. Daha faz|a di§iirımeye gerek yok. Adı her yerde, kendisi yok ! Kurtulmaya gelmiyoruz dünyaya. Daha da saplarımak için buradayız. Dibine kadar. Onun için çürüyor bedenlerimiz öliirıce. Mısırlılar uğraşmış

On sekizime girdiğimde artık hiç düşünmüyordum politikayı

68

69

ğini bilmiyorsa. Ya bir yalancıysa.. Bütün bu nedenlerden dolayı Kinyas'la hlli arılaşabiliyorduk. Söylenen binlerce kelime arastnda hissedilerek telaffuz edilenleri seçip alabiliyorduk çünkü. Hissedilerek söylenenler yalnız gelmezler. Önlerinde ve arkalarında bir sürü arılamsrz cümle olur. Onemli olan hepsini elekten geçirip doğru olanları bulmaktır, Geriye sadece hareketler kalır. Dawanışlar. Harcanan kelimeler dışında ka]an her şeydir, insarılık denilen yaratıklar tarihi. Söylenmeyen her şeydir. Akıllarda uçuşan bütün kawamlardır. Dile getirilemeyen nefretten büyüğü yoktur. Dile getirilemeyen aşk gibisi yoktur. Bu dünyada en gerçek ilişkileri Akdeniz erkekleri, dillerinden zerTe kadar arılamadıklan Kuzey kadmlarıyla yaşar. Tek bir kelime yoktur arada. Tek bir uluslararası yaz|slzanlaşmalardan akan işaretleşme yoktur. Tek diyalog bedenler arasr kurulandır. Sertleşmiş göğüs uçlan ve benzer belirtiler yaları söylenmesini engeller... Konuşarak bir yere vanlamaz.

tensanşuıtravestinindeyarırmızagelmesifaz|auzunsürmedi. birisi eksikti, Geceyi geçirdi_ Hemen hemen herkes gelmişti. Ama sa.Ensonbıraktığımdaburnundansüzülenbirkaçdamlakanla

oy_ onu öldtirecek kadar döı.rmemiştim ğim kızılı ğöremiyoraĞ...

ağlayarakyataküayüzükoyunyatryordu.Yastığınbirinesarrlmrştı. neden vurduğumu... Hayır, hatırlamıYonım, şimdi hatırladım or,a

Önemlideğil...Gözlerininçewesirenkmideğiştirmiştideonun

yoksa kendini öldürmekle mi meşguldü? Çev_ için nri inmiyordu?

remebaktım.Kimseyokluğunuhissetmiyordu.Bendeunutmaya başladım.Kadrnıkemerimlebağlaüğrmr,Kinyas'ınsilahıylayanm saatboyuncaRusnıletiolmadığımlz|vehepsindenöncebarıa
Aşık olduğunu söyledtiği anr",

Birazdarı Kinyas gelecek. M6lina'yla ve diğerleriyle vedalaşıp gideceğiz. Yanımızdaki para bize hiç çalışmadart bir yıl yaşayabilmemize yetecek kadar. Asluıda civarda o§anusa açıları pencereleri olan bir ev bulup yıllarca hiçbir şey yapmadan da oturabiliriz. Ve

Öıtimııoyuncakyaptığımdanefesalırkençektiğimhavaboğazımıtahrişetmiyordu.oynayabildiğimbirtekokalmışh.Aslında yalansöylüyorum.Bütündünyavardrkarşımdaoynayabileceğim.Amabenölümüseçiyordum.Çünktihakkındatekbirfikir aklımdaki tek şeydi, ve in_
bile yürütemediğim ama adrnr bildiğim

üstelik kaçınılmaz sonumuz oları zihinsel ölümiimüze de büyük
yardrmcı olur... Arna biliyorum, izin velTneyecek irısanlar ratıatça kendimizi yok etmemize. Arkadaş olacaklar. §rk olacaklar. Sırdaş kesilecekler başmıza Robinson'ruı bile yanrna Cuma'yı veren dünya, üzerinde yaşayan büttin irısaıüarı tarıışhrma gibi hasta]ıklı bir saplaııtıya satıipken uzak kalmamız çok zor olacak giirıdüziin ve gecenin seslerinden... Ve o yeri bulana kadar gideceğiz Kinyas'la Benzin bitene, nefesimiz tükenene kadar değil ! O yeri bulana kadar...

sanyenioyunarkadaşlarıanyor.Tanımadrklarıylaoynamak.Dabrralonm peşini, Fazla sürmez, ha heyecanlr. Onu da tanıyayrm, yaşayan en karmaşık ruhum, ondan da nefret ederim, Ben Kayra "Hangi bilim, harıgi güç beni çöÜlkemin ulusal maşındaki gibi zecekmiş,şaşanm!,,...Ruhumdakidüğümlerfazlasrylasıla.Kimseninonlarrçözecekkadarincetırnaklarıyok.Benseç:ko":?: geçtimtırnaklarımruzatmaktan.Kendimibilmeyibıraktım.olü-

mübilmekveanlayabilmekbiledüakolay.Yanıtıolmayanbirde yarııt gibi
sorusu olmayarı bir sorü olarak geldim dünyaya. ve gidiyorum.
larrn müsveddelerindeki

Bütünbunlanplanlayanlanbirbulsam!Birbulsambuhayat pişmarı el yazrsrnın sahibini!" Birileri

ol_

Uzun bacaklı İngiliz ile Kinyas merdivenlerden indiler. Bara yaslanıp içkilerini söylediler. Kinyas, önümdeki kdğıt kalemi görünce yanrma gelmek için adım atan krzrn kolunu tutup kulağına bir şeyler fisıldadı... M6lina'yı bekliyorduk vedalaşmak için, Aslurda hemen çılop gidebilirdik, ama ikimiz de lhtaAınnrpası terbiyesi aldığrmız için, ev sahibemizin elini öpmeliydik gitmeden. Za-

malı beni hayal ettiğine,

*Tekrar gorüştüğümüzde daha da güzelleşeceğini biliyorum gün, biz bir yere yerleşirsek M6lina. Senı aray uZgr".Ve eğer bir Ciao !" sen geleceksin misafirimiz olmaya,

71

sağdandireksiyonudünyayaihraçetmişbirkültürancakbukadar mücadele edebilir kendi iğrençliğiyle", sonra sabaha karşı yan odadan geşıyla geceyi iyi kötü yuttuktan Hıçkırıklan rüyalarrmı len seslerle irkildim. Bir kadın ağlıyordu.
vatanda_ ve yalnızlığa mahküm İngiltere,nin Anna ismindeki

Ingiltere ilginç bir ülkedir. Hayat tarzlanyla, para harcarken yaptıkları tercihleriyle insarılan Kıta Aırup alılarındarı çok faıklıdır. Komik üniformalı polisleri, Victoria Dönemi'nden ka]nra binaları ve fahişeleriyle belki de Arrnıpa'nın bir Uçüncü Diinya ülkesine benzeyen tek coğrafyasrdrr. Büyuk bir çoğıınluk baskrcı para sisteminin altında sürünürken, kiiçük sayıda bir insan grubu da melon şapkaları ve şemsiyeleriyle bankaların içinde günlerini geçirir. Gençleri cahil kaJmaya yeminlidir, arna toplum ve devlet de onları bu cehaletten sökiip çıkarmaya, medenileştirmeye yemin etmiştir. Otoriteye başkaldırı ve resmi kıyafet nefretinde Fransız gençliğiyle yarışırlar. Tabii kabul etmek gerekir ki mücadeleleri hayli karısız ve srkıcr denecek kadar heyecansızdır. Büyük mitinglerde bile dewimci gnıp ile polis karşı karşıya geldiğinde arada en az on metre kalır. Mesafe, aradaki on metre, Robin Hood geleneğine kadar uzanr. Görünüşleriyle şiddeti çağrıştıran ama kötülükten korkaıı gençler polise yumurta ve tehdit dolu bakışlar atmakla yetinirler. Polis de sevecen $özükrnesine rağmen iyilikten korkar. Ve bu şekilde birbirlerinden asgari düzeyde

bozuyorveğidipkafasınıkopartmakistiyordum.Anna'yımüthiş seslerin geldiği bacaklarıyla yatakta bırakıp koridora çıktrm. baŞladım. odanın kapısınm önünde durdum. İçimden Sa}iTnaya girdim, Bir, iki, üç... Kapıyl açüp içeri IlkgördüğümüzerindekırmızılekelerinolduğuçaşafaSann-

mrşvekalçalarını}rerinlemesindetitretenbirkadındı.odada
kanyordu.ondarıdahaçokgürültüyapabileceğimigöstermek
için ytıksek sesle "KeS sesini
!" dedim.

kadar çok ses çıbaşka kimse yottu. Getdiğimi fark etmeyecek Ama o susmadı, Tek yaptı_

ğıyüzünübütünvücuduylabarıadoğrudöndürerekvegözlerimin yüzü felaket gö_ içine bakarak ağlamaya devam etmekti. Kadınrn dağıları lıırsrmla_ rünüyordu. vatJğın krrmrzr lekelerinin suratrnın sol gözü kapan_ rrndan akan karıdan kaynaklarıdığını anladım,

mış,ikiyarıağıdamorarmrş,ağzrnrnkenarlanveburnukandart makyai eklenince krpkırmızr olmuştu. Manzaraya bir de akmış benzemişti, Birden bu kadar kadm pasaklı bii ressamın paletine kırmrzryr,siyahr,pıhtılaşmışkarugörtiırcekadınıdövenibulup benzeyeceklerin_ ayTı,rsrnr ona da yapmayı, böylece birbirlerine düşündüm. yerde duran viski şişesiden daha iyi arıtaşacaklarrnı

Bütün dünyarun kiiltürel rakibidir İngiltere. Kuzeye gittikçe ktiltür geriler ve şiddet, kıyafetlörden silahlara geçer. Ulster Volunteer Force, Aogry Brigade, King Mob, İrish Republicarı Army gibi örgütler İngiliz'e aslında bir vahşi olduğunu hatırlatır. İngiltere hep büyük oynar ama kaybeder. Deniz, adama kendisini ölümsüz hissettirir. Ve İngiliz kibiri buradan gelir. Belfast'a kadar gider. Çelik yelekliler plastik patlayıcılara kafa tutar. Hem zaten

karı alarak yaşarlar.

ni alrp kadrnrn yanrna, yatağa oturdum, ,,Korkma" dedim. "Sana yardım edeceğim, Şunu içmeye çalış, yüziirıü kim dağıttıysa şimdi uzaklarda otmalı. Ağlamayı da bırak !" kadını datıa once bir yerlerde gördüğümü düşündüm, Çıkardı_ aza|dı ve en sonunda sustu, Birkaç ğı seslerin vahşiliği yavaşça nerede ğörmüş yudum içkıyı nenim yardrmrmla içti. Ben hflli onu hiçbir zaman yüzleri olabileceğimi düşünüyordum. Gerçekten de daha çok numarahatırlama konusunda iyi olmadım. Benim işim yüzlerin hepsi birbirine benziyormuş gibi geli_ lar ve adreslerdi. sarı ırk_ yordu barıa. Bir zencinin beyazları birbirine, bir beyazın bir özrü var_ olanlan birbirine benzetmesi gibi. Tabii onlann
tan

72

73

dı. Ne de olsa farklı ırklardaırdılar. Ama ben de bütün insanlıktan farklıydım. F'arklı bir ırktandım. Onlar gibi görünsem bile, bey-

nim onlannki gibi çalışmıyordu. Dolayısıyla bütiin insanlar aynıydı benim gözümde. Hepsi de a5mı cinsten köpekler gibiydi. Farkları tasma]arr, ayakkabılarıydı... Ama kadını bir kez görmüş olmama rağmen hatırladığıma göre onu belirgin yapan bir şeyler olmalıydı. "Şimdi daha iyisin" dedim. Ağzından belirsiz sesler dışında bir cümle çıkmıyordu. Banyoda bir havluyu ıslatıp getdim. Yüzünü silnreye başladım. İnliyordu her dokunuşumda. Hila çarşafa sanlmış şekildeydi. Ama artık yatmıyor, yatağm üzerinde otunryordu. İri göğüsleri vardı, çarşafin inceliğini zorlayarı. Yüzündeki değişik renkleri saymazsak artık daha normal görünüyordu. Ve sakinleşmişti. Sigarası olup olmadığını sordum. Koltukta durarı çantasını gösterdi. Kıtaya yeni düşen sert sigaralar içenlerin, adrm attıklan ilk günlerde kulları-

ğimiçinburalananlatmasınıistedim.Veodaanlatb.Sonraokadargüzelkonuşuyorvebenimleokadarilgileniyordukiüçaydan berisürenyaınızıığımrnSonaerdiğinidüşündüm.ondançokhoşGözleri, " Sarhoş oldum, landım. Elleri çoı.liireldi. Hareketleri... Yukançıktık.odavagirdik.Kendime,Çokşarıslrsrn,diyordum. içtikten
Birkaç kadeh daha ınanılmaz nazikve baştan çıkarıcıydı.

Sonrasevişmeyebaşladık.Yaklaşıkbirsaatsürdü.Sonrakalktı vedışarıçıktı.Döndüğiindeelindebirtabarıcavardr.Banayapaonu aileme ucundarı bile geçmediği için ben hilfl
caklan aklımın nasrltanrştrracağımıdüşünüyordum,Yatağaoturdu.Güliirnseyeyordum. ruuu.,.rr,,fi

rekbiroyun,y..uyu"uğımızısöyledi.Benhitisilahıdüşünmütanesini

mermileri boşalttı. Ve bir yapıyorsun?' detelaar yerleştirdi. o an korl«ıraya başladım'Ne

ıçLo"n

dim..oyrnoynuyoruz'diyeyarıltverdi.Yolundagitmeyenbirşeyki, ani geliŞen olaYlar ler vardı. Beni ıyıliğine o kadar inandırmıştı

dıkları markalan bulamayacaklannı anlayınca bir dükkindarı aiabilecekleri en ağır tütünlü sigara olan Kraven-A paketinden iki tane aldım. Birini ona verdim. Diğerini kendim yaktım. Ve sigarasını yakarken, Zippo'nun üzerindekiyazı odayı aydınlatarı abajurun ışığıyla bir an için parladı. Ve o an kadmı Anna'nın bana tanıştırdığınr, benim de, kolundarı tutup Ka5rra'nrn yaluna götürdüğümü hatırladım. Tahmin etmeliydim işin içinde ikimizin olduğunu. Acrya önem venneyen her adam gibi o da çok gaddar olabiliyordu. Kaşısındaki karı döken, ağlayarı insanlann acrlarrnr aşağılamaya başladığı günden beri böyleydi. Çünkü o dünyanın bütün

Ama korkum daha da artuıka§ısuıda şaşkınlıKarı felç olmuştum,

morluklar Kayra' y a hiçbir şey ifade etmiyordu. "Anlat" dedim. "Ne oldu ?" Sigarasındarı üç nefes daha çekip, en zor durumlarda bile çirkin görünmek istemeyen her kadın gibi elleriyle saçlannı düzelttik;ten sonra odaya girdiğimden beri ilk defa anlamlı sayılabilecek kelimeleri birbiri ardrna dizerek konuşmaya başladı. "Aşağıda beni tanıştırdığın adam... İçki içtik. Bana devlet başkanınrn danışmanı olduğunu söyledi. Afrika'ya daha yeni geldi-

ac§ını çektiğine inanıyordu. Ve birkaç hafta sonra yok olacak

cayenidenhareketedebildim.Giyinmekvegitmekiçinyataktan kall«nayaçalıştığımdakolumdarıtuttu..Gitmeyeceksin!Seninle hiçbir şey arıla_ hayatın prorr*r^i yapacağu. dedi. Söylediğinden madrm.Kolumukurtarmavaçalıştım.Vebanatokatattı.Bendaha neolduğunuanlamadarı,ellerimikemeriylekaryolanındemirine bağlamıştı.Korkumdarıbağıramıyordumbi]e.Amaoçoksakindi. gözlerinın güldüğünü göre_ silahın naJnusunu ağzınasoktu. o arı sonra tabarıca_ biliyordum. ve tetiği çekti. Mermiyi bulamamrştı. ,Şimdi srra sende. Ben hali hayattayım nın topunu çerireiek... çünkti.Kazanan,diğeriniğömervegider'dedi.Artıkneyapmak istediğiniarılamıştım.Bağırmaya,yardlmçağırmayabaşladım. Ağzımıfulanmlabağladı.Yaptıklarınahiçbiranlamveremiyor. dum.Birdakikaıçinoegerçekbircarıavaradönüşmüştü.Silahı yine kendi ağzına. ve korkrınç alnrma dayayıp teiigı çekti. sonra o rahatlı_ olay dakikalarca devam etti. Ben korkudarı çıldırdıkça ve büyük yordu. Çekilen her tetik onu daha da sakinleştiriyordu, hizaya bir türlü gelmiyordu, bir şarıs eseri, mermi namluyla ayrıı Çokkorkuyordum.Ağtıyordum.Kendiniötdürsündiyeduaedi. yordum!Sayısınlhatırlamadığımkadarçekilentetiktensonrasi-

74

75

Artık kutsal olduğuna inanabilirsin. Ve her kutsal insan gibi sen de çileni doldurmalısın. Seni bir azize yapmalıyım' dedi. Ve beni yıımruklamaya başladı. O kadar çok vuruyordu ki acıyı bile l,ıis-

lahı sinirli bir şekilde masarıın üstüne attı. Ve bana dönüp... 'Evet.

setmiyordum. Sadece sarsılıyordum. Hiçbir şey düşünmeden ona balayordum. Ve birden durdu. Bayılrnak üzereyken ellerimi çözdü. Fulan çözdü. Bağıracak halim kalmamıştı. Sadece ağlıyordum. O da sessizce... Giyindi. Ve yanrnra gelip saçlanmı okşadı. Şişmiş dudaklarımdarı öptü. 'Ben de sana Aşığım' dedi. Ve gitti." Kayra bunu ilk kez yapmıyordu. Daha önceleri de birkaç kadınla benzer oyunlar oynam§ ve ölüm gelmediği için onları dövüp bırakrnıştı. Aklımr kurcalayan tek şeyse kimsenin ölmemesiydi. Tabancarıın içine mermi koymuyor muydu yoksa?.. Kadın tel«ar ağlamaya başlayınca ve bin bir ktifür eşliğinde bir sinir l«izine kapılınca onu yine sakinleştirmeye çalıştım. Tekrarladığım tek cümle şuydu: "O hasta. Çok hasta. Ne yaptığını bilmiyor. Hayata geldiği için senden özür diliyorum. O çok hasta..." Birkaç yudum üskiden sonra gözlerini kapattı. Ve her büyuk sinir krizinden sonra gelen uyku kadını da alıp götürdü. Yatağa bir tomar para bıraktım. Sonra, böyle durmalarınrn onu daha da üzeceğini düşünüp çantasrna koydum paraları. Uyandığımda her şeyin eskisi gibi olacağını hayal ettiğimden, çok derin uyuyordu...

bırak_ bir şeyin değişmediğini görmüş ve yeniden kendini uykuya yoktu ve mıştı. Güzelleşmek için kadınların yapmayacağı şey olanlardan hiç bahset_ unutmak için de uyumak idealdi. Anna,ya, medim. Eğer öğrenseydi canımız çok sıkılırdı. Bağınp çağırmaya yüksek, tiz çıkan başlardı ve uykunun büyük sessizliğinden sonra Giyindik, aşağı indik. Bir ara' arbir kadın sesini kaldıramazdım.

Anna,yruyandınpaşağıinmemizgerektiğinisöyledim.Yan hiç_ odadaki kadından da hiç ses gelmiyordu. Belki de uyarımış,

gerektiğini söy_ kadaşına bakmak istedi ama rahatsrz etmememiz ledim. gibi içki içiyor ve yazlyordu, §ağıda Kayra hiçbir şey olmamış sarsrntr_ sarsılması mümkiiıf,olmayan bir ruha sahipti. En büyük

süre son_ daydı, Anna yla yanrna gidip sohbet ettik. M6lina da bir onu an_ ra geldi. kayra yla hiç konuşmaüm. ona kızgın değildim. lryordum. Ben her şeyi anlıyordum ! sıkıcı bir vedalaşma. Anna,ya verilen sahte bir adres ve telefon numarasr. Caf6 Ajax'ı terk ediş", olanlar anlaşıldığında bize karşı büyuk bir kin doğacağından

yızatenkendisinitanımayabaşladığıgünyaşamıştı.Albertbar-

aracılıuzun bir süre dönemezdik buraya. Büyük ihtimalle elçitik edeceklerdi. İngiliz olma_ ğıyla Annave arkadaşı kayra,yı şikiyet

Odadarı çıktım. Anna'nın yanrna gittim. Uyuyordu. Gece ve alkol yine her şeyi örtmüştü. Kimse yan odadaki kadını duymamıştı. Zaten geceleri sağır olur insanlar. Gündüz gördüklerini görmezler. Duyduklannı duymazlar. Gecenin vahşiliği doğaldır. Görmezden gelinir. Yadırganmaz... Benim de uJrumam gerekiyordu. En son ne zaman gözlerimi kapattığımr hatırlamryordum... Kendime geldiğimde sabah olmuştu. Hep olurdu zaten. Büyuk bir sürpriz değil. Sabahları erken kalkıp gitmem gereken okul yıl-

larında bile bir çalar saatim olmamıştı. Hep nefret ettim çalan, garip sesler çıkaran saatlerden. Oysa o kadar güzel uyarıma biçimleri vardır ki...

polis, asker b\zi axarrıaya nln avantajlan bu konuda iyi işlerdi. başlayacak ve havaalanrna haber verilece}<ti. Bizim kaşılığrmız_ bir defa daha da Afrika halkı kölelikten bir defa daha kurtulacak el srloşacaktı, Özgürlük vahşitik günlerine veda edip beyazlarla konu bi savaşları için iyi bir karşı cepheydik. Ama bitmedikleri bile sa_ zim de çok paramrzrn olmasıydı. ve para Afrika,da $üneşi tın alabilirdi. yanımrzdaki yeşil banknotlat|a, b|raz pazarlıkla Burkina Faso,nun adalet bakanını alabilirdik. İngiliz Etçiliği'nin sanmryor_ dayak yemiş bir vatandaşrna bu kadar paha biçeceğini kurtulmak dum. Hatta kafası biçilmiş bir İngiliz için bile, bizim için vereceğimiz kadar para dökebileceklerini sanmlyordum, bir uygar dünyanın sigorta poliçelerinde bile insarırn değeri hesaplarlar." yere kadardır. Daha fazlası yoktur. kitoya ğöre ter_ Artık bizi bekleyen kimse yoktu. kendine bizi çeken. Tam

77
76

yebilirdik. Kovalamak başkalannın işiydi. Pek konuşmasak da, ikimizin de Atlantik'in öbür kıyısına geçmek istediğini biliyordum. Ve belki de hiç bilmediğimiz, tanrmadığımız topraklarda sonumuzu beklemek için uygun bir yer bulabilirdik. Öncelikle Abiğjan'a geri dönmemiz ve orada bir transatlarıtik bulmamız gerekiyordu... B\z de öyle yaptık. Kayra'ya kadına yaptıklarıyla ilgili sorular sormadım. Birbirimize uzun zamarıdır sonı sonnuyorduk. Diyaloglanmız daha çok macera filmlerinde rastlarıabilecek konuşmalardı. Vücut hareketlerine dair fiiller kullarııyorduk daha çok. A1! Ttıt ! Koş !.. Uzun tiratlar başkaları içindi. Hiçbir nİrmarayt yediremiyorduk birbirimize. Abidjan'da Caf6 des Sports'un önüne park ettim arabayı. Grarıd Hötel'in caddesinde çoğunlukla beyaz|arın gittiği ve çok |ezzet|ipizzaların yapıldığı Looping ismindeki bir Fransız'ın yeriydi. İçeri girdiğimizde Looping masalardan birinde içki içiyordu. Yanına gidip oturduk. Birkaç konuşmadan sonra pepperonni ve siyah zeytinli pizzalarımızı yedik. Kayrada, ben de bu İtalyan yemeğini çok seviyorduk. Bir defasrnda, dahaAvıupa'dayasal bir şekilde dolaşma hakl«mız varken sırt pizza yemek için San Remo'ya gitmiştik. Diirıyarırn en lezzet}ı pizzasını yiye ceğimizi düşünüyorduk. Ama girdiğimiz gösterişli restoranda önümüze koydukları pizza o kadar tatsızdı ki, bir daha herharıgi bir bölgeye has bir yemeği o bölgede yememeye yemin ettik. Zaten hep böyledir. Bir ülkenin vatandaşı başka bir ülkede kendi vatanrna daha çok yaklaşır. Önceleri doğduğu topraklarda sahip olmadığı yöresel özellikleri başka yerlerde daha çok benimser. Türk, Almanya'da daha çok Türk'tür. Ve marıtrsrna, dönerine daha çok özen gösterir. Patlıcan dolmasrnı hiç yapmadığı gibi ülkesiyle arasrndaki mesafeyı tabaktarı çıkan kokuyla yok etmek istercesine hazır|ar. Vatarı özlemi, yemeklerin lezzetinde, bulunulan ülkenin insarılarına duyulan nefrette gizlidir. Dağdan gelip bayırdakini kovmak, dağa hasrettendir ! Caf6 des Spor[s'darı aynldıktan sonra limana sürdüm arabayı.

sine, ittirenler vardı. Buralardan aynlm am:rziçin bizi zor|ayarıIar. Zaten hep öyle olmuştu. Mesleğimiz sonrlduğunda kaçaklık, di-

Limanı çeweleyen sokaklardarı birine sirip ayakiistü cFA Frangı aldık. Birkaç yüz dolar bozdurduk. Buralarda döviz alrm satrmr bir sanat gibi icra edilir. kaçak olarak yapılan iş polisin gözlj önünde büyuk bir gizlilik içinde bitirilir", Sokağa arabayla girersin ve yavaş gidiyorsıırıdur. Ka]dınmlarda duran ve dönen tezgAhın parçası oları adamlar işaretlerle kendile_

rinden para almarırn daha karh olduğunu anlatırlar, Tipini beğendiAraba gitmekteyken ğini ya da daha önceden tanıdığuıı çağınrsın. yeri tarif eder, söz ko_ arka koltuğa atlar. ve asıl patronun olduğu göz_ nusu mekAna gelince dolarını ya da frangını verirsin, Ve adam den kaybolur. Artık bekleme zaInanrür. verdiğin parayla oradan yok olma ihtimali yüzde ellidir. İtıtimaı di§iirmek için yapılması gereken tek şek arabaya a]ınan adamı verdiğin para kadar adam öldiirebileceğine inandrrmaktır. Parayı alıp kaçma nrrmarası, zaten sanşlnlara yapılır. Twist otmak gereka kazıklanmak için... Dünyada aslında iki ırk vardrr. Dolandırılanlar ve tecavüz edi-

lenler. Beyaz|at dolandırılır. Onun dışındaki renklerinse rzına geçilir aynı beyazlar tarafuıdan. Böylesine bir döviz ya da yerel para alımında gerçekleştirilen kiiçük boyutlu dolandıncrlık, o ülkenin kadmlanndan yeraltı ve yerüstü zenginliklerine kadar her zorunda kalökları bir du_ şeyine sahip beyaz|arın göz yummak rumd,ur. sosyal patlamayı engelleyici bir ğörevi vardrr. Beyaz yoadamın tecavüz edilenler için uydurduğu başka bir katlanma ludur. Geri kalmaya mahküm olan ütkenin insaııı, beyazdan kız kardeşini sat_ çarptığı parayla yetinir. sokakta uyumasrnrn, masının, şehrin beyaz semtlerine adrm atamamasının bedelidir politikacılabu. Uygarlığa köle olmanrn maaşrdır. Kuzey Arrnrpa Ve dolayısıyla turizmi Üçüncü rtnın övdüğü sosyal adalettir. Dünya ülketerine bırakrrırştır medeniyet. Irzrna geçtiği halklara karşılığını verebilmek için. Böylece rahat uyurlar geceleri, vicdarılan zencilerden, Kızrlderililerden, Uzakdoğululardan, Arapyüzyılardarı korunur böylece... Bu ufak kazıklamalar bir zırhtır lın imparatorlarrnın vicdanlarrna, Yeterince CFA Frangı aldıktan Sonra limana gittik. Girişteki polise biraapar? verip içeri girdik. Ve gemilerin önlerinde dolan-

78
79

bir çizgi film abartması olmadığını arıladık. yrııur.u sadece dirseklerinden aşağısını çahştınnış ve ilk görüldüklerinde sakat cılduklan ya da bilinmeyen bir l"ıastahğa yakalanmış oldukları sanrları gemi ve deniz adamları limanın her yerini kaplan-ıışlardı. kara kıta ülkelerinin limanlarına has bir kargaşa kulakları mız| zehirliyordu. Temel Reislerin arasından sıyrılarak limanın müdürlük binasına girdik. .Demirlenmiş olan genrilerin listesini aldık. Bir şişe JB karşılığında. Dünyarıın dört bir yanma giden gemiler vardı listede. Avnıpaya gidemezdik. Belge adrna elimizde tuttu_ ğumuz kdğıtlar o kadar komikti ki gümrük ve sınır polisleri görse kahkahalarla güIerlerdi. Hatta Ka5rra'nrn elinde sadece, Afrika'ya adrm attığ gün olduğu aşıların yazıldığı, havaalanındaki doktor tarafindan imzalanmış bir kiğıt ,aror. üzerinde ;;;" isim çoktarı silinmişti. İnarıdıncı hiçbirkimliğimiz yoktu. Aslında biraz para karşılığında istediğimiz ülkenın pasaportunun sahtesini yaptırabilirdik. Ama zamanyoktu. o kadar aiışmıştık ki kimliğimiz sorulduğunda para gösterme ye. Bize, en az Afrika kadar pzıranın kimlik yerine geçebileceği bir l«ta gerekiyordu. Listedeki on yedinci gemi cassandra ismindeki Meksika bandıralı ve veracruz'dan kakao getirip Abiğan'dan arıanas ve muzla dönen bir transatlantilcti. Gemi önce Yeracruz'a, oradan da Miami'ye gidec ekti. veracru z' un bize tek çağrıştırdığı şey ktiçükken en sevdiğimiz skate board markasr olan Santa Cnrz'du. ''Tamam'' dedik. "Bu gemiyle Meksika'ya gidec eğiz.'' Görevlilerle iki duble viski içtikten sonra gemıyi bulduk. Gerçekten de meyve sandıkları bir grup adam ve bir ünçle gemiye taşınıyordu. kafasında elli kiloluk bir ananas sandığı olan adama elimizden geldiğince İsparıyolca konuşarak, geminin kaptanını nerede bulabileceğimizi sord,uk. Adam da, şuh ümanın çewesindeki barlardan bir tanesinde, büyük ihtimalle fahişenin biriyle içki içiyor olabileceğini söyledi... Miguel da silvaismindeki kaptanı chez Barnee'de bulduk. İriya n, açık tenli, yaşı belli olmayan, sanştn, sakallı bir adamdı.
Yarıın-

maya başladık. Değişik tonajlarda yük gemileri vardı. Temel Reis'in dirseklerinden bileklerine kadar gıaen şişmiş kol parçasının

iki kadın içkisinde kendisine eşlik ediyordu. Kesinlikle Meksikalı değildi. Kesinlikle ayık değildi. Barmene bir şişe Jack Darıiel's söyleyip adamrn yanrna gittik. Konuşmak istediğimizi belirttik. Ters ters baktı suratımuza ama önüne barın en pahalı viskisi bedava gelince wmuşayıp sırıtmaya başladı. Kendisiyle özel olarak görüşmek istediğimizi uygun bir dille anlatrnca barrn kararılık masalanndan birine, içkiyi alıp oturduk... Adam bir İngiliz'di. Gemi, Smith Co. ismindeki bir şirkete aitti. Kanadalı ve İngiliz iki firmanın ortaklığında kurulmuş bir nakliyat şirketi. Tabii karşımızdaki sarışın adama Miguel da Silva ismi hiç de uymuyordu. Ve uyıımsuzluğun nedenini öğrenmemiz de uzun sürmedi. İçtikğe gevezeleşen bir adam olarak, yanm saatte neredeyse bütün hayatını anlattı. Aslında faz|a karmaşık değildi
ctaki

hikAyesi.

Essex'te doğmuş. Dublin'de bir süre yaşamış. On sekiz yaşında da, Londra'da dönemin en vahşi terör örgütlerinden birine girmiş. Söylediğine göre sırf eğlenmek için. O zamanlar Punk Ada'yı kasıp kavıırmakta. Ve Miguel de birden kendini müzik dinleyicili-

ğinden yerel teröristliğe geçerken bulmuş. "Situationist Mother Fuckers" adındaki örgüt tamamen şiddeti ön plana çıkaran ve

sağlıklı hiçbir politik görüşü olmayan bir anarşistler topluluğu olarak Miguel'i bir sünger gibi beş yıl boyunca içinde tutmuş, 1981'de bir pub'ı bombalayıp üç kişinin ölmesine ve on sekiz kişinin de yaralanmasrna yol açınca örgütü parasal olarak destekleyen bir işadamı Miguel'i adadarı kaçırıp Hindistan'a, Bombay'a getirmiş, Ve sa}ıte bir pasaport, saiıte bir isimle uygax diinyayabir datıa dönmemek üzere kaçş. Hatta bir ara, Brezilya'da yaşayan ünlü kaçak soyguncu Ronnie Biggs'le birkaç iş çevirmiş. Ve on küsur yıldır denizlerde gezen bir adam olmuş Miguel da Silva aünda. İngiliz sisteminin eğitemediği vahşilerden biri daha o[arak dünyayı gezmiş... Aslında bizim ona arılattığımız hikdye de bundan daha karmaşık değildi. Bir uyuşturucu işine karıştığımızı, hiçbir yasal belgemizin olmadığını ve Atlarıtik'in öbür tarafina bizi geçirdiği takdirde bir ayda kazandığr pararun beş mislini kendisine verebileceği-

80

Artık cassandra anaJıas ve muzlann yanrnda bizi de taşıyordu. Kinyas ve Kayran. Dtınyanrn en yalnız adamlarını... Dünyanın sonuna,
dtinyadan önce giden adamları...

Sonra da çıkıp gitti. Ben yatağauzanrrken cağını söyledi. ''Tamam'' dedim.

içinde kalkıyordu. Ama bizim ortalarda gezinmemiz doğru olmazdı. onun için bizi genriye götürmesi gerektiğini ve demir alarıa kadar da orada kalacağlmrr,-..ıyıudik. Ayağa kalktı, kapıya doğru yurüdük. Artık yüzünü daha iyi seçebiliyordum. Bıraktığı sakalın altında çözemediğim ufak nir ıete vardr. Hayır bu bir leke değil, bir dövmeydi. sağ yanağınuı alt tarafinda, dikkatli bakıldığıncla görülen üç harf vara, v* yana. SME.. içimden, "İşte !" dedim. "Geçmişinaen kurtulamayan biri daha.'' Gemiye girdik. yük taşıyan adamların yanlarından geçtik. Bize kabaca gemin anlattı. ve kendi kamarasının yanındaki boş olanı gösterip "Burada kalacaksınız ! Eskiden bir yaro.mc, kaptanım vardr. Bu kamarada kalırdı. İntihar etti. Çocuklara söylerim, bir yatak daha koyarlar. Ben kadınlarıma dönüyonım. Fazla ayak altında dolaşmayın ! yüzünüzü beğenmedikleri için sizi yolculuğun üçiincü gününde denize firlatacak adamlarla aLı, bu gemi''

"r#T*rii gün Gemi üç

mizi söYledik, ŞiŞe bitmeye yakındı. Gözlerinden, tereddüt ettiği tek konunun para olduğu anlaşıhyordu. o kadar para bizde var mıydı acaba? Miktarın yansrnı ç*arıp kayramasaya koydu. ve ona doğru ittirdi. Parayı saydı. Kafasını ı.jarnp bize baktı... kadehi bizimkilere vurarak, ''Cassan dra'yahoş geldi-

, Ka7rragemiyı dolaşa-

dedi.

cassandra. İçinde elli iki Meksikalısıyla hayli eski bir gemiydi. paslanmış güvertesi ve keskin kakao kokusunun burunları hissizleştirdiği depolany}a hiç de böylesine uzun bir yolculuğu yapabilecelcıriş gibi durmuyordu. kinyas'ı kamarada bırakıp çıktıktan sonra geminin kıçına doğru yürüdüm. Burası çok kalabalıktı. Sarıdıklar taşıyarı adamlara çarpmalnaya çalışarak aralarrndarı geçtim. Birbirleriyle pek konuşmayan bir sürü Meksikalı ya da benim öyle olduklarmr düşündüğüm, hayatları yüzlerini eskitmiş ama kaslannl geliştirmiş adamlar... Güney Amerika'nın tek bir aç*laması vardır. Bütün bu insarılar, bu ırk aslında iki kandan gelir. Anneleri trhzılderili. Babaları ıspanyol. kendileri de iki kanın arasında kaybolmuş, doğumları istenmeyen çocuklar. Tecavüz çocuklarının torunlan. Tabii bu bizim için iyi bir başlangıç değildi. Biz onlara benzemiyorduk. ve cassandra'da tehlike daha gerçekti Afrika'dan. çünkii Afrika'da insanlar hayatın değeri olmadığı için kolayca ve hiç çekinmeden öldürtirler. Ama bu gemidekilerin ve geldikleri topraklardaki insanların biraz daha farkh olduklan kesindi. Gözlerinde bir hırs yatıyordu. Dünyarıın aJıasrnı düzme hrrsı. Atalarınrn belirsizliği, Aınıııpahlarrn kendilerine yüzyıllar boyunca çektirdiği acılar bir katiller sürüsü yaratmıştı. Gözlerinde daha çok zevk için işkence, tecavüz edebilecek, öldürebilecek bakışlar vardı. o an, zencilerden farklı olduklannı arıladım. siyah adam kaderine boyun eğmiş beklerken çekik göz|i, esmer adamlar dünyanın bir bölümünün sahip olduğu zenginliklerden haberdar ve bunlann hiçbirinden payını alamadığı için de kızgındı. sakat-

82

83

ları yapıyorlardı.

lanmış atalanna, acımasu Armıpa'ya kızgınlardı. ve intikam plan-

yük taşıma işi akşama kadar sürdü. Güneş battığında gemideki uğultu renk değiştirmişti. Artık kasalann sesi, bağnşmalar, ağır yüklerden dolayı hız|a alıp verilen nefeslerin gürültüsü kalmamıştı. kararmakta oları hava biraz olsun sessizliği de yanında getirmişti. Biraz önce vahşice yüklerin altına giren adamlar şimdi kiimeler halinde oturmuş, sigaralannı ve kokusunu hemen tanıdığım ga4ialannı içiyorlardı. Aralannda pek bir konuşma yoktu. yorgunluktarı olsa gerek, diye düşündüm. Ben de biraz uzaklarında korkutuğa dayarımış, sigaramı kimse ilgiçiğniyordum. lenmiyordu benimle. Hiçbiri geminin güvertesinde ne yaptığımı merak etmiyor gibiydi. Miguel'le birlikte gelirken gördüklerinden, kendileri gibi çalışmaya gelnrediğimizi anlamışlardı. Belki

şişko Amerikalılar... onların birkaç yüz kilometre kuzeyde yaşadıkları hayatı biliyorlardı. sırf fahişelerle dolu evlerine eğlenmek için geldikleri zaman tarıımışlardı kuzey'in çirkin insarılarını. kendi açlıklarınrn sorumlularını. Amerika'nın en büwk hdtası olmuştur hep, Meksika gibi bir ülkeyle sınır paylaşması. En büyuk hatasıdır aç bıraktığı adamın kendi vitrininin önünde gezmesine izin vermesi. ve bir an meseledir adamın yerden bir taş alıp, o ütrini yerle bir edip, içeri dalıp ilk gördüğü sarışına saldrrmasr... o gtin de gelecek. Ancak şimdilik bekliyorlar. Birbirlerine mallar.rt" yorlar. Harvard öğrencilerini kokain bağıml§ı yapıyorlar. Los Angeles'ta İspanyolca okullar açtınyorlar... Ama yakındır Güney Amerika'nın Kuzey'i yutma günü ! Çünkti faz|a sinirliler. ve hiçbir gizli servisin gücü yetmez bunları sakinleştirmeye. Ne uyuşturucu, ne alkol ! Hiçbiri işe yaram az. Zaten bunların içinde doğduklanndan önemsem ez|er... ABD'nin sonu beklendiği gibi Japonya'dan, Armıpa'darı ya da silahlanan ve deliren kendi halkından gelmeyecek. İşte şu an meJ.ve sandıklan taşıyan, diğer Üçiincü Dünya ülkeleri ha]klannın aksine nefreti öğrenmiş esmer adamlardarı gelecek.

Tabii Afrikalıdan daha çok gözlerini açmış olmalarının asıl nedeni dünyanm sahibinin komşusu olmalarıydı. Amerika ve

de onun arkadaşları olduğumuzu düşünüyorlardı. Doğrusu bunu tercih etmezdim. Çünkii elli iki adama hükmeden ve deniz üstünde aylarca ilerleyen bir makinenin içindeki tek sanşrrun arkadaşı olmak kulağa pek hoş gelmiyordu. Kaptanlannın kafasını kes-

tikten sonra dizlerinin üstünde sektiren miçolann hikAyesini

duymuştum. Biliyordum mavi yolculuklarrn nerelerde bitebileceğini. Ve böylesine bir linçten hiç hoşlanmayacağımı düşündüm. Denizde tek bir kıvılcrm yeterli olurdu. Çünkii o§anusun böyle bir özelliği vardır. İnsarıı delirtir. Karayı unutturur. Ve tabii ki karadaki değerleri de. Ahlak, iyilik, insaniyet gibi. Ve bir canavarlaşma başlar. Gemi içindeki sayr ne kadar çoksa canavarlaşma o kadar şiddetli olur. Kalabalık ölümdür. Gemide harıgi tiirden insanrn olduğunun da hiçbir önemi kalmaz. Eski bir faşistin dediği gibi, "Bir hamal ya da bir profesör. Çok şey fark eder !.. Krk hamal ya da kırk profesör. Ne fark eder !" Bir araya gelince yüzen bir adanın üzerinde gırtlaklamak yanmdakini uyurken faz|a ses çıkardığı için çok daha doğal gelir insana. Birkaç metre altında birbirlerini yutan balıkları düşünürsün ve bunun normal olduğu karırsrna vanrsrn... Su zehirlidir ! İnsanı ilk çağlardaki ha]ine geri götiirür. Zamarı makinesidir o§anus. Kanunlardarı önceki zalnzlnr hediye eder. Sahil güvenliklerse umutsuz bir çabaür. Kıyıdan faz|a uzaklaşamayan. Medeniyetin kolu bir yere kadar uzanr. Daha ötesinde ilkel çağlar başlar. Yalırrzsınür yüzen demirin üstünde hiç olmadığın kadar. Kas konuşur. Silah söyler. Herkes dinler. Hepsi bu. Ne para kalır, ne aile... Bugüne kadar yr|p İmpala'nın bagajına koyduğum sayfaları önce yanrma almayı düşiindüm, Kinyas'rn ise hflIi,yazıp yazmadığmı, yazıyorsa bile köğıtları nerede tuttuğunu bilmiyordum. Merak da etmiyordum doğrusu. Aklıma İstarıbul'da tarııüğım, hapisten yeni çıl«nış bir seyyar köftecinin birbirleriyle dalaşarı taksicileri sakinleştirmek için söylediği o sihirli söz geldi.

"Herkesin kendine göre bir şeyi var." Öyle bir laftı ki kimse hayır diyemezdi. Rıza ismindeki adam cinayetten yattığı on iki yıl içerisinde bu yatıştırıcı ciimleyi keşfetmişti. Ve bununla herkesi barıştırabilirdi ! Hatırlıyorum da, ba-

il,
l]]

illti

84

85


]lı

dik. Umurumda değildi. Biliyorduk arabayı satmayacağını, çaldırümayacağrnı, hiçbir zaman bagajı açmayacağını. Caf6 des Sports'un önünde bekleyecekti bizi İmpala. Looping ölene kadar pizza yapacaktı ve hiçbir yere gitmiyordu. Ama biz gidiyorduk başka bir toprağapızza yemeye... "Belki bir gün dönerim" dedim
kendime. HaD kimse benimle konuşmuyordu. Yolculuğun ne kadar süreceğini bilmiyordum. Herhalde bir ay kadar siirer, diye düşiirıdüm. Ne önemi var. Kara ya da deniz. Hayatr, ben yaşadıktan sonra! Bir ara gemiden limana geçtim. İçki almak için. Yirmi dörtlük bir kasa flag. Kinyas için de beş Jack Daniel's. İll< narta biteceklerini bile bile getirip gtiverteye koydum, adamların ortasına. On-

na say§rz hapishane hikiyesi anlahnıştı. Sonra vuruldu. Kim tarafindan belli deği|. Zaten bir önemi de yok. Mermiler tetiğe basanın kimliğine göre saplanmaz ete. Bir kemiğin arkasından koşturan köpek gibi giderler. Soru sornrazlar. Can almalan içgüdüseldir. İmal edilme gayeleri bunu emreder... Evet, ben de yüksek sesle tekrarladım: "Herkesin kendine göre bir şeyi var." Kinyas'rn yazilannı ne yaptığıni bilmeme gerek yok. Ben k6ğıtları bagajda bıraktım. Arabayı da Looping'e. "Geri geleceğiz" de-

artakalan iki yıl boyunca gördüğüm İspanyolca derslerinden kaç kelimeyi de arayasıkıştırmayı ihmal etmedim, ;Beyıe, ! lsmim Kayra. Arkadaşımla berabeç kaptanınızla bizi ayrı]lma za_ Veracruz,a kadar götürmesi için anlaştık. Afrika'dan tanrmak için manrmlz gelmişti. ve sizin doğduğunuz topraklarr bü)nik bir istek uyandı içimizde," kadanyla Hala dinliyorlardı. kimse saldırmamıştı. Anladlkları dinliyorlardı. ,,Bizgazeteciyiz.Veyaptığınızişinzorluğunundafarkındayız. yolumuzu ta_ Dolayısıyla cassandra da sizleri rahatsız etmeden isteriz, Çiinkü mamlaya cağız.Ancak dostluğunuzu da kazanmak belki de bu dünyarıın yükünü taşıyanlarsizin gibi deniz adamları istiyorum'" Slnz. Ve şimdi de viskilerimi benimle paylaşmanEl
bir_

i,l

riı
l
]

il
,il

'ii,
,]

]

ıl


l1,1

ilüll

ü

;]

AyağımındibindekiJack'lerdenbirinialıpaçtım.Vesağlambir yudumaldıktanSonraenyalonımdakininelinetutuşturdum. Kimsedenbirsesçıl«rıryordu.Anlayamadıgmhomurtulargezinivar_ yordu. Ama kon.jmam onları biraz rahatlatmıştı. İhtiyaçları dı bizi tanrmaya. Cömert iki gazeteci", Şişelereldeneledolaşmayabaşladı.Bazılaniçmedenönceşisarhoş olacaklannr anlatma_ şeyı uar,a doğru kaldırarak şerefime ya çalışıyordu. Ve etrafimdaki kalabalrktan, yanmay şeklindeki mafya lideri gnıptan bir adam çıkarak öniirne geldi. Miamili bir için ,ı."*ı, ingilizcesiyle, "Ben Juan. Ve Cassarıdra da olduğunuz mutluyuz" diyerek elimi srktı, yapılması gereki_ Evet, ilk adımı atma işinin biriteri tarafindan vahşilerle ya da ben, yordu. ya kinyas tarıışacaktr balor derili böyle bir girişim_ Ama bu işIerde daha iyi olduğumu bitdiğim için

Jl

il
],

ıii]
l

]

lar benimle konuşmazsal ben onlarla konuşurum. Zihnim bedenimden ve dünyadan milyonlarca kilometre uzal<ta da olsa ayağımın bastığı yerdeki her şeye h6kim olmalıyım, diye düşündüm hep. Gerçek deha budur. Farklılıkları yüzünden itilip kakıları bir geri zekAlı olmak utanç vericidir. Yapılması gereken kalabahğın arasına kanşmaktır. İnsanlar aru§rnda gömülmek. Ancak o zaman linçten kurtulabilirim. Benimkisi bir tür hastalık belki de. Yersiz bir ukalalık, bir saplantı. İki dtlnyaya da hAkim olma isteği. Hayale ve gerçeğe... Tabii kabul etmeliyim ki bu tutku tamamen geçmişe ait.
Kayb etme kte

debulunmuştum.olarıbeşşişeJack,eoldu.Kinyasdaflagiçecektiartık.Ufakrüşvetimişeyaramıştı.ÇewemiiyiceSaJ:ıpsrrtrbir ağızdarı ko_ ma dostane vunrşlar, elimi sıl«nalar oldu. Hepsi
nuştuğuiçinhiçbirşeyanlamıyordum.Sadecegülümseyerekba. en azonlarınki kadar ürktitücü oldu_ şımı sallıyordum. Görüntüm yalon görmüşlerdi. Hele sol gözümün üs_ ğu için beni kendilerine Ancak çewem_ tündeki bıçak yarasl bizi daha da yakınlaştırmıştı, dekidostçagruptan.iyibirkarşılamadışındabaşkabirhavada

lduğum ahşkarılıklarımdan do layı ve gerçe kleştirmeye çalıştığım zihinsel ölümüme doğru adım adım ilerlediğim
o

için çewemi saran gemicilere geçmişin kınntılarını kullanarak

kısa bir konuşma yaptım. Konuşmamın geneli İngilizce'ydi. Ama

86

87

fında kimse yoktu... Düşündiim her şeyi. Kaybettiklerimi... Bir gece, çok sarhoşken değer verdiğim nadir insanlara nasrl hakaretler yağdırıp gittiğimi düşündüm. "Bitiyorum" dedim kendime. Belki de bittim. ''Peşimi bırakmayan sıtmadan önce ben kendimi öldüreceğim'' dedim. Asla bir kurşunla değil. Asla bedenime zarar vermeden. Bir ''squat'' haline geımiş zihnimdeki düştirıcelerle öldüreceğim kendimi. Bir gün o kadar yükseleceğim ki, bir gün o kadar isteyeceğim ki beynim duracak. Dünya duracak ! Bir resimli roman kahramanı gibi, bir karikatür gibi hayaller içinde yaşayan adamın ölümü de hayali olacak. Ancak bedenim bu diinyada ka]acak. sürüklenecek her yere. Ama beynim öldükten sonra hiçbir önemi yok. kabul etmeliyim ki bir insanrn ideal adına seçtiği böylesine garip bir amaç hayli arılamsrz gelebilir. Ama şu an için seçtiğim tek yol bu. Bedenimden önce ölmek ! Grenoble'da yaşarken elli iki sayfalık bir kitap yazmıştım. Bilgilerim varabileceği son noktadaydr. Artık yediklerimi kusmanın zaJnanr gelmişti. Ben de satrn aldığım daktilonun önüne oturup

yayılıyordu. kendilerini sempatik göstermeye çalışan insanların içlelindeki vahşi ruhun kokusuydu ve bana şöyle söylüyordu: "Gemimize bindin. Bize üski verdin. Ama içki bitince ne olur, onu bilemeyiz. Çünkti, biz söz vermeyiz. yol uzun ve senin şişelerin sayılı. seni ve arkadaşını öldürme hakkımzı daima saklı tutacağız. Bunu bil !" sonra katabalık yavaşça dağıldı ve denizin üstünde hafif hafif sallanan geminin güvertesine yayılıp konuşmamı yapmadarı önceki resmi yeniden çizdi. Hayat hiç devam etmediği kadar devam ediyordu. Flag kasasınr kamaraya götürdüm. İçeri girdiğimde kinyas'r önündeki k6ğda bir şeyler karalarken gördüm. "Tamam. Hallettim" dedim. "Birkaç günlüğüne rahat bırakırlar bizi. Ama daha sonra ne olacağı hiç belli olmaz !'' Kinyas'r kamarada bıralop tekrar dışarı çıktım. sandıklarrn arasından geçerek geminin burnuna geldim. Rutubet sinüslerimi otoban gibi yapmıştı. Nefes alabiliyordum. yarııma aldığım flagı açıp içmeye başladım. Geminin durduğum tara7

hiç başımı ka]dırmadan bir sürü kiğıdı doldurup kitabı bitirdim, Müsveddesiz bir kitaptı. Frartsızca'ydı. Yazıp yazab||eceğim en iyi cümlelerdi, hikiyelerdi. Ama büyuk bir hata yapmştım. O kadar kendime özgü yazmştım ki birçok cümlenin ancak yansr kiğıdın üstündeydi ve loçlarında da bir sürü üç nokta... Iırsanlann bitirmelerini beklemiştim cümlelerimi. Fazlasıyla kopuk bir yazıydı. KAğıtları bir zarfakoydum ve Frarısa'nın en büyuk yaymevine yolladım, üzerine Grenoble'daki adresimi yazdıktarı sonra. İki ay geçti ve o aüesten taşınüm. Bir yanıtrn gelip gelmediğini bile öğrenemedim. Ve ilgilenmedim. Hatta yazdıklanmın bir kopyası bile yoktu bçnde. Ama dediğim gibi, en büyuk hatam insanlardarı cümlelerimi bitirmelerini beklemekti. Hayatımın belli bir dönemine kadar hep böyte'yaptım zaten. Gözlerinin içine baktım beni bilsinler diye. Kadınlardan bunu bekledim. Birisi gelip,
"Evet, ben seni tanryorum" desin diye bekledim. Ve o kadına 6şık olacaktım. Sırf bu sihirli gün için bir sürü diyalog hazırlamıştım kafamda. Ama sonra anladrm ki böylesine insarılar yoktu. Olsalar bile kitap okumuyorlardı. Kimseyi tanrmryorlardı. Düşiinmeye başladrm. Temel olarak bir yaratıcıyı kabul ederek. "Benden" dedim. "Bir tane yollamış yeryüzüne. Çiftleşip çoğalmamam için. Sadece bir tane. Altı milyarda bir ! Çoğatdığımrz takdirde yapabileceklerimiz yaratıclntn marıtığına aykrn olacağındarı, cehennemi dünyaya taşıyacağımızdarı, gece gtirıdüze kavuşacağındarı sadece bir tane yollamış benden..." Sonra Kinyas'ı fark ettim. O teorimi bozuyordu. O da benim gibiydi. Barta benziyordu. Ama o kadar inatçı oluyorum ki bazen, Kinyas gerçeğini de çocuksu teorime uydurdum. İşte, diyordum. Belki bir kişi değil, iki kişiyiz. Ama ikimiz de aynı cinsiyetteniz. Mutlak güç ha16 çoğalmalnızı istemiyor... Aslında çoğalma hikAyeleri biraz düşünüldüğünde hayli ilginç noktalara varılabiliyor. Din kitapları temel alındığında ve bu kitaplara inarıanlarrn saytsrnuı dtinya nüfusunun yarısrndan fazlasını oluşturduğu göz önüne alınüğında bazı mantrklar yürütülebi lir. Din kitaplan ilk insarıdarı söz eder. Adem'den. Bunu kabul

edebilirim. Ve kaburgasındarı türemiş Hawa'yr arılatırlar. Bunu

88

89

Dalgaların sesini bu kadar net duyabildiğime göre saat çok geç olmuş, diye düşündüm. Gerçekten de geminin ı<ıç tarafindarı gelen sesler kesilmişti. sanki gemi terk edilmlş gınçoı. saııki sadece ben vardım dev kayığın içinde. kinyas ııaia ortalarda yoktu.

rin birbirleriyle tiremesinden ortaya çıkmıştır. ve diğer bir gerçekse dtinyaya gelen, bilimin hasta olarak nitelendirdiği çocukla_ nn, otistiklerin, spastiklerin ve sakat olarak tanımlarıabilecek insanların aslında Adem ve Hawa gibi göriinebilme, gerçek atalarımız olma ve insanın ilk yaratıldığı nı|imae oı*, ıı,iı*J;;;*'*' Tabii kurduğum düşünceler zinciri tamamen bir noküadan çıkan ve sadece zalnan öldürmek için tarafimdan uydurulmuş bir fikirler bütünüdür. kendi hastalığıma bulduğum bahanelerdir. Beynimin kemirilme seslerini bastırm aya yaxay anmelodilerdir... Bütiin bunlar sadece bir şey içindir. Anormal, .,o.mr], iyi, güzel, kötü, çirkin ve benzer sıfatlann var olamayacaklarını karııtlamak. Tabii böylesi bir kanıtı sadece ben görüyorum. Ama belki bir gün başkalan da hisseder. Başka insanlar da benden sonra anlarlar mevcut insarı ırkının sakat olduğunu. Anlarlar belki de, delilerin dünyanın gerçek efendileri olma ihtimalini...

riz. Gerçek şu ki, dünyaya binlerce yıldır hikim olan insanlık, din kitaplan esas alındığında, sakat bir ırktır. Hastalıklıdır. kardeşle-

çocuk ve o çocuklann da kendi aralarında üreyerek çoğalmalarını kabul edemem. Bir arı için bütün bunların doğru olduğunu düşünsek bile ortaya şöyle bir tablo çıkar. İlk insan Adem ve Harıva ve onlann çocukları normal insarılardı. Ancak torunlar pek de öyle olam azlar. Akraba evliliğinin ürünü oları torunlar normallikten anormalliğe geçmeye başlamışlardı. ve kuşaklar boyunca sürerek bugüne kadar geldi söz konusu çoğalma. Anormallik katılaştr ve normal olarak algılanmaya başladı. kardeşler axasr ilişkilerden meydarıa gelen çocukların yarattıkları kuşak sakat olarak dtınyada yaşamaya başladı. ve bugün düşündüğümüzde, ilk insanın belki de altı parnraklı, dört kollu, üç bacaklı olduğunu söyleyebilinz. Bunlardan emin olmasak dahi, bizden kesin olarak farklı olduklannı söyleyebiti-

da kabul edebilirim. Mucizeler dinlerin ana motorlandır ne de olsa, Ancak üreyerek yapmalannı

Kamaraya doğru yürüdüm. Ve dünyanın benden artan kısmına imparatorluğunu kuraır eski dostumla karşılaştım. Elimde iki şi"U5rumak istedim. Ama yine uyuyamadım. Gittikçe daha az uyuyorum. Uyıısam bile rüya görmüyonrm. Hiçbir şey görmüyorum" dedi. Biraz önce oturduğum geminin ucundaki sandıklara doğru yürürken "Biliyorum. Ben senin yerine de uyuyor-ıım" dedim. Kasalann üstüne oturduk. Şehirden gelen sesleri dinledik. Bunlar medeni şehir seslerine benzemezdi. Otobüs, tramvay gürültüsü, polis, ambulans, itfaiye sirenleri yoktu. Sadece insan ses[eri, şarkılar. Çok uzaklardan gelen, ancak gözümüzü kapattığımrz zzıman duyabildiğimiz hayvarı sesleri... Kinyas denizin üzerindeki bir dubayı gözleriyle hipnotize olmuş gibi takip ederken, "Üç gün hiç çıkmadarı katabilecek miyiz acaba gemide ?" diye sordu. Ve ekledi: "Çok uzun bir yolculuk o[acak ve ben karadarı ilk defa bu kadar aynlmış olacağım. Asluıda limarıa kaçıp buazpoker oyrıasak, kadınlarla seüşsek pek fena olmaz..."
şeyle...

Haklıydı. Cassandra'da hareket anrnı beklemenin ve Caf6 A,iax'ta olanlardan dolayı saklanmanın da pek bir anlamı yoktu. Çünkü bizi bulmalarr çok zordu. Ve şehrin merkezine fazlayaklaşmadığrmrz sürece civarda rahatça gezebilirdik. Bizler volta atmaya, çocukken odalarımızda herkes uyuduktan sonra adımlanmızı saJiTnaya alışmıştık ve şimdi de bedenimizi nakletmeden

oturmaktan rahatsız oluyorduk. İkimizin de ortak pararıoyasıydı

bu. Aynı yerde uzun süre durmak, oturmak korkutucuydu. Bizi kovalayan birilerinin olmamasrna rağmen yakalanacağımızı düşünüyorduk. Yakalanıp parça parça edileceğimizi, saçlarrmrzın kirli ellere dolanıp yerlerde sürükleneceğimizi... Neden kaçtığını bilmemek en kötüsüdür. Hayali düşmarılarla savaşan Don Quijote'nin adı bu yüzden dört bir yanda uçuşur. Bizi takip eden yoktu. Ama biz hep srrtrmrzı duvara veriyorduk, oturduğumuz yerden kapıyı görmeye gayret ediyorduk, Bizi büyürken kimse mut-

suz etmemişti ama yine de herkesten nefret ediyorduk. Nefsi

90 müdafaa bile değildi yaptıklanmız, düşüncelerimiz. Başımızı büyük belalara sol«nadığımız zamarılarda kimse ölümümü zi arzulanramıŞtı. Hayatımızdaki tek gerçek nefsi müdafaa intihardı. Be_ denimize ve hayatım|zasaldıran aklımızdaki düşünceleri yok
et-

iL

]ll11

ilrl]

{]

u

"Haydi çıkalım buradan. Dolanalım biraz'' dedim. Limanın yakınlarında bir bara gidip sabaha kadar poker oynadık. ve sabahın ilk terini seüştiğimiz kadınların yüzlerine döktük. sonra kamaramıza dönüp gündüzü uyuyarak geçirmek üzere sert yataklarım|za yattık. kinyas gözlerini kapatırken ben bir k6ğıt kalem alıp yazmaya başladrm: "Cassaııdra. İçinde elli iki Meksikatısıyla...''

mekti. Hayatımızı bizim dışımızda kimse mahreımemişti. ve biz o intikamın peşindeydik. Beynimizi öldürmenin peşinde...

l]I

lll
t
illr

ili1

Lil

Dev bir çelik ve demir gürültüsüyle uyandırn. Yataktan fırlayacaktınr ki bütün eklemlerimin, artrk herhangi bir parçama ek olmaya dayanamadıldarını söylercesine ağrıdıklannı hissettim. Ba-

lll

]{]]ü

şım çatlayacak gibiydi. Kamara boştu. Hatırladığım tek şey, bir ara baş ucumda duran şişeye uzantp biraz içtiğimdi. Sabah ne kadar geç geldi, diye düşündüm. Mekanik sesler fazlalaştı. Ve birden, gemi asıl görevi oları yüzmeye başladı. İnanmıyordum. İki gün boyunca u)nrmuştum. Tam iki gün ! Ben Kinyas iki gi.in boyunca uyumuştum. İmkinsız gibiydi ama olmuştu. Kayra bir şeyler karalarken gözlerimi kapattığımı ve en geç bir saat sonra tekrar açacağımı düşündüğtimü arırmsadrm. Ama yıllardan beri ilk
defa uyumuştum. Hem de gerçekten. Ağrıyan ve uzun süre yere paralel kalmaya alışık olmayarı vücuduma rağmen anın tadını çıkarmaya çalştım. İsmini yazmayl öğrenmiş bir çocuk gibi. İlk defa yapabitdiğim bir şeyi tanımaya kapattım...

'l]lı
iilııi

il]i

l|il
lt]l1]

ll1]l

]

iillü

iil]

çalıştım. Rüya görüp görmediğimi düşiindiim. Tekrar gözlerimi

il]];

i|l
]lrl

Ve bir helikopter gördüm. Tantie Rose'un sahiline kumları ha-

vaya kaldırarak inen bir helikopter. İçinden bej pardösüsüyle çıkarı bir adam. Saçları pervanenin rüzgArından dolan dağılan ama tam olarak hiç bozulmayan bir adam. Babam. Sonra görüntü buğularıdı ve yok oldu... Bir zodiac botun içinde eskiden kayak yaptığım Cortina d'Ampezzo'daki pistten aşağı kaydığımı gördüm. Pistten çıküım. Kontrol edemediğim sarı bot bir uçuruma doğru ağaçlann arasından geçerek sürük]enirken, birazdarı öleceğimi düşündüm. Ve botun

ll

ıll,

]],
lllıı

lilı

]l] ü]l

lılıi

üll]

ıl
li

93
92

burnunu içgüdüsel bir hareketle kendime doğru çekerek, durmak için havaya kaldırdığımı gördüm. Ama çok geçti. Bir sarıiye boyunca havada uçunrmu terk ettikten sonra hareketsiz kaldım ve düşmeye başladığım anda bembeyaz oldu her yer. Ne kadar ac§ız bir ölüm ! Yaşarken yeterince acr çektiğim için bu bir hediye olmalı, diye düşündüğümü hatırladım... Ve bunlara benzer birkaç rüya daha... O sırada kapı açıldı ve Kayra'nın kafası gözüktü.

Denizin dibindeki dalgıç gibi. Bir ölü kadar uzaklaştım hayattan, Kendimde nefret edecek yeni bir şey bulamıyordum uzun zamandır. Ama işte karşıma çıkınıştı. Ve ben nefret edilecek olanı kolayca tanrrrm. Bedenime hAkim olaman-ııştıın. Günlerce aç kalabilir_
dim. Ama uykusuzluk insan olduğumu, zavallr olduğumu hatırlat-

Çok yorgun düşmüştü. İhtiyacı olan uykunun ilk taksitini benden söke söke almıştı. Uyumamaınrn nedeni uykuyu anlamamamdr. Kendinden geçmeyı tarıımlayamryordum. Sonra tel«ar kendine gelmeyi. Belki de kor}<rnuştum hep uyumaktarı. Uyuyan insarıların üzerine abanan icizlik de iğrendirmişti beni. Onlar gibi görünmek, onlar kadar zayıf ve yalrn olmaktan da korl«nuştum. Uyuyan bir katil ile uyuyan bir azizin farkı olmadığından.., Evet, rüya görmüştüm. KAbuslar. Görüntüler. Sesler. Ama ayıkken umutsuz olan birinin uykusunda rahatlamayı beklemesi de gülünçtü. O an,biraz daha

baktığımda, eğer dinlenmek diye bir şey olduğunu görseydim, derhal gemiden çıkar, yüzerek limana döner, sahilde bir ev satın alıp ölene kadar uyurdum içinde... Ben uyumadığım için kimseyi uyırtmuyordum. Ama yatakta geçirdiğim iki gün, uğnrna koşturduğum dengesizliklerden kurtulmama yetmemişti. Büyuk ihtimalle vücudumun barıa bir oyunuydu. Günlerdir sadece birkaç saat uykuyla yetinmeye çalışan bedenimin beynimden intikamı.

"Uyandrn demek ! İki gtindür yatıyorsun. ÖlOtlgtlnti sandrm. Haydi kalk! Gidiyoruz. Demir aldık. Miguel'e hasta olduğunu söyledim" dedi ve çıktı. Yavaşça yataktan doğruldum. Üstümde iki gün önce giydiğim kıyafetler vardı. Flagdan iki yudum aldım. Ve ayağa kalktığım zaman duvara asılr aynada kendimi gördüm. Çok kötü görünüyordum. Oysa ben dinlenmiş bir adam suratr bekliyordum. Rahatlamış. Uykudarı geçmiş biri. Ama hayır, berbat göriinüyordum. Eğer yüzümde tebessüm eden bir taraf görmüş olsaydım aynaya

mıştı bana. Ve midem bulandı. İçimde büyuk patlamalar oldu, Tam olarak neye kızdığımı bilmiyordum. Ama çok sinirlenmiştim. Her şeyi yakmak istedim. kayra'yla hakkında konuştuğumuz zihinsel ölüm yolculuğumuzda geriye atılmış bir adım, Vazgeçemediğim şeyler olduğunu hatırlamak çok yıpratıcıydı. Amaç bun_ ları asgaı{ye indirmekti. Yemek, su, oksijen... Ama uyliır ! O da nereden çılcı"ırştı şimdi? Zatensaydığım üç şeye olan insani bağımlıhğım hayatım boyunca mutlu olmamı engellemişti, şimdi de uyku zorluyordu zihnimi. ,,Bırakacağım" dedim. "Her şeyi. Hepsini. Kendimi." Gözlerim açık öleceğim. Uyurmuş gibi değil. Midem boşken öleceğim. Bo_ yok... Büyuk oynuyor_ ğazım kupkuruyken. Hiçbirine ihtiyaclm

dum çünkti. Tarırılığa oynuyordum. İnsan olmamaya", sonra yavaş yavaş sakinleştim. Nabzım dörtnala koşmayı bı_ raldr. su içerek kendimi sarhoş ettiğim, beynimi uyuşturduğum günleri düşünerek rahatlamaya çalıştım. Dedim, bu uyku bendeki son insarıi yüzdü. O da öldü. İl<l glın boyunca acı çekti ve öldü, Artık yok. Bedenimle vedalaşmalna çok vardr ama ben yine de onun[a en azrndan belli bir stire görüşmemeye karar verdim, Onunla ilgilenmemeye. Onu kiiçümsemeye. Bedenim dünyayı temsil ediyordu. Ve nefret ettiğim her şey ondaydı. Güzellik, güç, kızgınlık", Son kez aynaya bakıp "Görüşürüz" deyip dışarı çıktım,

Yürümüyor, uçuyordum. Konuşmuyor, düşünüyordum. Do_ kunmuyor, hissediyordum. G örmüyor ama biliyordum.

Havadaki rutubet daha da artmıştı. Koşuşturan, bağıran adamlar her yerdeydi. Datgalan yarroayabaşlamıştı Cassarıdra, Veracr|Lz'a gidiyorduk. Aktarmasız. Şimdiyse Kayra'yı bulmak gerekiyordu. Önce geminin kıçına doğru gittim. orada yoktu. Sonra burnuna yürüdüm. Orada da yok... Yanımdarı geçenler benimle il-

uzaklaştım kendimden, dünyadan. Uzaya firlatılan köpek gibi.

gilenmiyordu. Gerçekten de

bir hastalığım olduğunu

düşünü_

94

95

nuşuyordu. "İyiyim. Daha iınyım. Yorgunluktan olmalı !" dedim.
dedi.

yorlardı herhalde. Çabuk yayılmıştı haber. Pash gemiler de kolonilere ya da ufak mahallelere benziyor, diye düşündüm. Daha bir şey yapmadan, haberdar olan bir sürü insan... Zaten böyle başlamadı mı düşünmek, hayal etmek? İnsarıların haberdar olamayacağı, hakkında fikir yürütemeyecekleri tek şey insanrn kafasınrn içinde koşturanlar. Ve çewenin tepkilerinden duyulan kaygıdan dolayı dünyanın en hayalperest kişileri en iyi komşular oldular. Susmayı öğrendikleri için. Normal olaru kafalarında çizip ona göre hareket ettiler. Dünyanın başını ve sonunu düşündükleri ortaya çıkmasın diye. Kayra'yı Miguel'le konuşurken dümenin orada buldum. Miguel bana yal«nlık göstermek istercesine elimi sıkıp benim için kaygı-, landığını ve şimdi daha iyi olduğumu umduğunu söyledi. Çok ko-

di Kayra. İnsanlan kendi silahlarıyla vurarı bir uzaylı. Doğru za_ ya da ınanda dünyaya gelmiş olsaydr, sıkıntıdan, bir peygamber sözlüğündeki lıüyük bir siyasi lider olabilirdi. Konuştuğu lisanın Ama bütün kelimeleri kullanarak uzun cümleler kurardı eskiden,

o1_ ırrtık o da kaybediyordu yeteneğini. İstediği de buydu... Sahip Ben uyl«ıyu bırakma_ duğumuz alışkanlıktar farklıydı kayra,yla. gü_ ya çabalamıştım. o da bir gün konuşmaktan vazgeçecekti. o rıün de yakınlarda geleceğini bildiğinden, gerektiğinde elinden geldiğince konuşuyor ve söylenebilecek her sözü kafiyeli cümle_ lere dökebiliyordu. yaları söylemek ve inandrrmak içine işlemiş_ ti. Damarlarında bile yalan akıyordu. Ama bunu öğrenmeye mec_ bur kalmıştı. İçindekiğerçeği fark ettiği gün, o kadar korlanruştu ki gömüldükleri yerden çılanasınlar diye üstlerine fazladan top_ ölüler gibi kendi gerçeğinin üstüne de tonlarca yalan

"Biz de, arkadaşınız|a kaçakçilık hakkında konuşuyorduk

!"

Kayra gazeteci olduğumuza inandrrmak için ona sonrlar sormuştu ve anlattrklarrnrn bir kitapta yer alacağına inanan emekli terörist büyük bir zevkle yarııtlar veriyordu. Bulunduğumuz yerde iki kişi daha vardr. Makinelerin başında düğmelere basıyor, göstergeleri kontrol ediyorlardı. Mekaniği hiç anlamıyordum. Bütün bu mekanizmalarr uzun zalnan önce terk etmiştim. Telcıolojinin ilerlemesi hiçbir şey ifade etmiyordu bana. Uçan bir arabanrn icat edildiğini öğrenince kendimi daha iyi hissetmeyecektim. Bilgisayarlarla oları ilişkim sekiz yaşımdayken elimdeki hesap makinesini tersten tutarak "leblebi, gebe, bebe" kelimeleriniyazmaktan ibaretti... Kayra'nrn Miguel'i gazeteci olduğumuza nasrl inarıdırdığını düşündüm. Gerçekten de herhangi birine inarıdıramayacağı hiçbir

rak atıları yığdığı ya_ atmıştı. ve şimdi, yavaş yavaş tırnaklanyla kazıyordu. larıları ktirekliyordu. Gerçeğe ulaşabilmek için, Kendine ulaşabilmek için. Bir defasrnda, hastahk geçirmiş bir zenci olduğuna kaşısında_ geçirki sıradan adamı inandırmıştı. O kadar detaylı anlatmıştı ki diği hastatığı, o kadar çok teknik terimler kullanmıştı ki tıp terminolojisi yetmemiş, metafizik kuramlanna geçmişti. ve nere_ İşdeyse ben bile onun eskiden bir zenci olduğuna inarıacaktım", ya kendisi bıraka_ te bütün bunlardan kurtulmaya çalışıyordu. caktı yalan söylemeyi ya da çewesinde konuşmak, yalan söyle_ mek için tek bir adam bile bulam ayacağı yerlerde yaşayacaktı, bir Böylece sadece kendiyle konuşacaktı. Ama o zalnan bile belli

onu zehirleyeceğine ilcna edebilirdi. Uyuşturucu işine bulaşmış iki haydudun gazeteci olduğuna birisini inandırabilecek başka kimseyi tanımıyordurn. Kim bilir neler anlatmıştı. Konuşmaktan nefret eden ama aynr derecede güzel ve etkileyici konuşan biriy-

şey yoktu. Kafasrnr koparmaya gelen aç bir kaplanı bile, etinin

sa_ süre kendine yaları söylemeye devam edeceğinden emindim, dece doğumu ve ölümü gerçek olan bir adamdan ne beklenilebi_ lirdi ki?.. Ben de faz|abir şey beklemiyordum zaten. kayra ile Miguel,i orada bırakrp, b\raz daha dinleneceğimi söy_ leyerek yarılarındarı aynldım. Tel«ar kamarama döndüm. ve bir

plan yapmaya başladım. Miguel,i ötdürüp, mürettebatı da il«ıa edip korsancılık o}mama planı. İsyan planı. Neden bunu düşün_ düğümü bilmiyordum. Dar koridorlannda biraz iri birinin sıkışma tehlikesi geçirebileceği yaşh gemiyle denizlerde, okyanuslar_

96

da dolanmak, karşımıza çıkarılara salftrmak bir an için iyi bir fikir gibi geldi. Sonra ne kadar yorucu olacağını düşündüm. Yaz-

geçtim gemiyi ele geçirmekten. Zaten ölümün üzerinde yüzüyorduk... tan sonra başımı yastığa koydum. Yavaşça gözlerimin kaparıdığı-

KAğıdı ve kalemi baş ucumdaki, yere çakılı sehpaya bıraktık-

nı hissettim. Bir şarkıyı hatırladım. Anadilimden bir şarkıyı. "Gözlerim kurşun gibi..."

gün yet_ İçeri girctiğimde Kinyas yeniclen uykuya dalmıştı. Iki yaptığınrız nremişti rıykusuz clostunra. Bin defa vazgeçip bin defa tek_ her şeyde olclıığu giği yine iradesiyle alay etmişti. uyrınruştu yüzünde acı bir ifade vardı. canı yanıyordu, uyuduğunun farrar. kendin_ kındayclı. En kötüsü de bu, diye düşündüm. uyurken bile
rlen tamamen geçenremek... sonra Migu_ İı<ı gtin önce Kinyas,ı kamaracla bırakıp çıktıktan el,le karşılaştım. Gözleri şişmişti. sarhoşluğunu atmaya çalşıyor_ tltı üstünden Ve aynr Zarnancla da sağa sola emirler savuruyordu, yiiklene tam olarak bitirilememişti ve ad,amlar ilk gördüğümüz ve istekli göriinmüyorlardı_ Ağır hareket_ kadar

zarnanki çalışkan Yanına Ierle limana inip gemiye çıkmaları Miguel'i deli ediyordu, geri zekilı bunlann ! Ben gittiğim zaman beni fark edince, "Hepsi içleri_ olmaclan lriçbir işi yapamıyorlar. Çocuk gibiler. Tembellik gelirinl, ne işlemiş. sen, benim kanarama git, ben de birazdan b\raz. Gerçek bir beyazla konrışmayalı uzun zaman

konuşuruz olııyor. Bıktım aıtık melezlerclen Ve salaklıklarından" dedi, ma_ karnarasının büyüklüğü bizimkinin iki katıydı. Bir çalışnra ve kitaplar, sasr, bir yatak, sağda solda boşalmış birkaç içki şişesi de sade,ln biyografisiydi, Migu_ kitaplarclan birini aldırrl. Marquis dünya el'le bağctaştıı,ınak biraz zordu, böylesine cinsel hayali ve firlattığınr an_ görüşü yüksek birini. ve tam kitabı yatağın iistüne da kaptan içeri girdi. Hala kiifrediyorctu. Gerçe}<teır sinirlenınişti, deniz_ Elinden gelse gemiyi tek başırıa yıızdiireceğini, tay{alarını sonra birden cleki balülara yenı etnresi gerektiğini söyltiyordu.

]]ıl

"Demek, benim de oracla olclı.ığı.ımtl lratırlamış gibi yiizünre bakıp,

98

99

.İıl

sen bir gazeteci yazarsın" dedi.

beyaz şa.rap çıkarclı. Bardakların temiz olup olırradıklarını korıtrol etmek için yuvarlak pencereden siizülen ışığa doğru ttıtup baktı. o an a5mı hareketi Afrika'da dönen sahte paraları kontrol etmek için clefalarca }ıaptığını aklıma geldi. Ve her ışığa tuttuğum banl«rotta, insanların da gerçekliğinin bu şekilde anlaşılarnıyor olmasrna şükrettiğimi hatırladım... nrantarrnı söktip kadehleri doldurdu. karşılıklı

kapının arkasındaki kiiçiik buzdolabmdan iki barctak ve bir

"Evet, e\ret" dedim.

sonra pakistan, ora_ rak clünyayı dolaşmaya başladım. Önce çin girdikten sonra sizinle tanış_ daır da Afrika. ve ui.ı.aç yanl§ işe kadar lreyecan verici o1_ tlnr. Kısaca, işte benim hikAyenı. Sizinki
ırraclığı oıtada tabii ki,"

Emin olunca tenıizliklerinden, da]ra önceden açılmış şişenin iki koltıığa otur-

iltifatı İkinci kadehleri doldunırken, kontışmalun Sonundaki tatnrinedicibulırruşolacakkigütümseyerek,.,Tabiİ,amaşuda yolculuklar ya_ bir gerçek. Denrek ki sen de bir yolcusun. sürekli plyorsun.Veinan,hayattayapılabilecekendoğruiştir.Biryerden biryeregitmek.Zordurtabii.Ailekuramazsrn.Enkötüsünebir Arna gidersin ve iyi kadına Aşık, ne de bir adama dost olabilirsin,
her Yeni Yemekle" hissedersin, tanrştığın lrer yeni insanla, Yediğin

kaybettiğimi ve gerçekte harıgi ülkeden geldiğimi bilmediğimi, kendimi bir şekilde Afrika'da bulduğumu söyleyebilirdim. ya da KGB ajanlarının eskiden, Sor,yet Sor,yet'ken yabancı ülkelerde tanıştıklarr ve saflarına çekırıeye çalıştıkları adamlara hem bir ortak nokta olsun, hem de hatırlanması kolay olsun diye karşrlarrndaki adamla almı isıni taşıdıklarını söylemelerini örnek alarak, ben de bir İngiliz olduğumu söyleyebilirdim. İngiltere'yi herharıgi bir İngiliz'den daha iyi biliyordum. Viskilerin dinlendirildiği fıçılann harıgi ağaçlardarı yapıldığından, Lordlar kamarasr'nrn oluşumuna kadar üzerine romanlar yazabl|eceğim bir stirü bilgi vardı kafamda. ve Miguel'in can sılocr sorusunu sonunda yarııtladım: "Kavala'da doğmuşum. Babam o srrada, Atina'daki İngiliz Büyııkelçiliği'nde idari memur olarak $örev yapıyolTnuş. Annem de Marika isminde bir yunanlı. Evlenince ve ben doğduktan sonra bir süre daha yunanistan'da kalıp Hollanda'ya gitmişler. ve ben orada büytidüm. Gazetecilik eğitimini tamamlaclıktan sonra aileme daha fazlayıık olınamak içiır bir dergide iş bulup muhabir.ola-

lin yok. söyle bakalım ! Bu boktan diirıyarıın neresindensin?" İyi bir soruyrlu. T[ıristlerle tanışmak için Hello'dan sonra söylerıen ilk cümleydi önüme atmış olduğu. "Nerelisin?" soı,usu... Elli bin şekilde yanıt verilebilirdi. Gazeteci olmadarı önce hafizamı

"Evet... Kayra, ilginç bir isim. Bir Arap ismine benziyor. Esmerliğin bir Aırnıpalı olmadığını söylüyor ama çölden de gelmiş bir ha-

dedi.

yarr gezgin ağzıy].a Tam benim nefret ettiğim tipik yarı turist,

t

konuşuyordu.Yol,yeniyemekler,yeniinsanlar...HiçbirbokayapiPosuYla geviŞ setiren ralnayan bir sürü şey. Herkes, karşrmda adamgibiolsaydışehirlerolmazdr.Kimsebiryerdeiçaydanfazgibi görünmek de zor la kalmazdı. Ama onunla aynı fikirdeymiş benim de heye_ değildi. Hele o heyecarıla hikiyesini anlatrrken, beklemek için ağ_ canlanıyormuş gibi yapıp cümlesini bitirmesini havada tutmak hiç de z|magötürdüğüm kadehi lafi bitene kadar zordeğildi.Yalanancakaynntılarlagerçekolur.Birinikandırmasaytsr arttıkça, nrn en iyi yolu ayrıntılardır. Tabii bu ayrıntılarrn artar, Ama birine daha sonra hatrrlanması gerekenlerin de sayısı yoksa inanmaz, bir hikiye ancak bütün aynntılarıyla anlatrlmalr, ..Tabii,işiminsevdiğimtarafidabu.Yolculukyapmak.Yeni dünyayı an_ yerler ğörmek. yeni ktiltürler. Üzerinde yaşadığımız
kazanılanlar, kay_ vazgeçmek gerekiyor bu tarzbir hayatta ama sonra insanln aklı_ bedilenlerin yanında o kadar faz|aki bir süre na bile gelmiyor yerleşik hayatın avantajlarr," ve uzun zaInan_ kendisini bu kadar iyi anladığıma sevinmişti, bulmuştu, Aslın_ dır ihtiyacını duyd.uğu sohbet arkadaşırrı bende altında saklanan döv_ cla Miguel,in hayatr, dawanrşları, sakalının belki belli bir hayranlı_ mesi pek çok insana ilginç gelebilir hatta

cakböyletanıyabiliriz,değilmi?Dediğinizgibibirçokşeyden

ğayolaçabilircli.ÇünkügüneşinVtlra\lrrabronzlaştırüğıgüÇlü

100 adam bağırarak giir bir sesle konuşuyor, adamlarrna emirler yağ-

101

unuttunrr bana ölü_ l<ilerden, kitabl aralanraya karar verdim belki

dırırken son derece korkutucu olabiliyor ama kafasını çeürip başka biriyle kontışurken de, demin nefret l«ısan kendisi değilnıiş gibi, nazik ve ytımtışak ciimleler çıkartabiliyordu ince dudaklırrının arasrndan. İlkohrl öğretnrenleri gibi. Bir dakika boyunca giiıtiltülerinden çıldırdığı çocuklara tiz rre yiiksek sesle bağıran, bir saniye sonra da dünyanın en şefkatli insanı olduğunu kanıtlamak istercesine fisıltılarla diğer ders konusuna geçileceğini söyleyen öğretrrrenler gibi. Bazı meslekler insanı şizofreırliğe iter. Gardiyanlık, polislik, askerlik, politikacılık... O kadar zordur ki, yapılan işi hayaffan ayırmak. Kişinin karakterinden söktip atabilmesi. Hele çalışnra saatleri sonunda giindelik hayata nı,aruz kalmaları, otoritesiz ve üıriformasız. Delirmelerine neclendir bütün bunlar. Miguel bana yolculuk yapmanın insanoğlrına katacağı değerleri anlatmaya devam ediyordu, kontrollü ses tonuyla: "Yol ! Gitmek. tJzaklaşmak. Doğdrığun yerin çok uzaklannda ölmek. İnsanı insan yapan bunlar. Tanrı bile gitmemizi istiyor. Bu yüzden dtinyayı bıı kadar büyük, insanları bu denli ktlçiik yaratmamlş mı? İngiltere'den ayrıldıktan sonra kendirni çok kötü hissediyordunı. Adadan ilk çıkışımdı ve bindiğim geminin güvertesinde ayaklanm titriyordu. İngiltere'nin drşıırda oksijen olduğunu bilmiyordum. Bir Fransrz'la tanrştım o gemide. Bir ressam. Çok gençtim o zanranlar. Kimse benimle ilgilenmiyordu. Ben de kimseyle. Ama o Fransrz bana dostluğunrı sundu. HikAyeler anlatırdı. Admı bile drıymadığım yerlerdeki insanların hikAyelerini. Ve bir gün, bana bir kitap verdi. 'Bu senin kutsal kitabın olacak !' diyerek. İngiltere'de yaşadığım trajik olaylardan ötürü kimseye güvenim kalmamıştı. Ne kitaplar, ne sarıat, ne insanlar... Hepsinden korktıyorduın. Kafam karmakarışıktı. Hayatımr nasıl malrvettiğimi düşünüyordum sürekli. Daha ben nereye gittiğimi bilmezken, yeni tanıştığım Fransız, okumam için beş ytiz sayfalık bir kitabı elime tutrışturuyordu. Bir hafta geçti. Kapağmı açmadığıın kitabın yazarının kim oldtığtına bile bakmamıştım. Sadece ismine bir göz atmıştım. Ve bir gece ğüvertede yatarken o kadar kötil hissettim ki kendinri, o kaclar korktum ki gerçek lrayattarr, çewenrde-

diye, ıııi.ine neden olduğurn insanları, terk ettiğim dostlanrnı kitabıydl, Beş günde gö_ l,.ı.ansız bir yazarırı İngilizce,ye çewilmiş Ve ziimü kııpırıadan çolraz uyuyarak bu clev trikiyeyi çiğnediın. kapattınr", gözlerimi lıazırrettinr. son sayfayı da bitirdi}<ten sonra Hayır ! Ama ilginç bir duygu keŞfetır"ıiŞI)aha iyi hisset,rniyord,um. duyulan lrazzı, İn_ tiırr derinlerinrcle. Gitme duygusunu. Giderkeır insanların hepsi sanlardan kopmanın zevkini. Dünya üzerincleki yarımktire,de l(uzey yarımküre,cle toplansa, sadece ben Güney zevkini keş_ kalsanr yine de dengenin bozulmayacağrnı bilmenin sonra da ru_ l.ettim. İnsanlıktan çıkışrnrı kutladım bir şişe şarapla. yeni duYguYa boYun eğerek lıumun en alt çek-ıiecesinden çıkan yazar Louis-F,erdinand Celikitabı Atlas o§anusü,na savurdum. Ve ben de oraYa gidine,di. ismiyse Geceııiıı Sonuna Yolculuk...

vorduın.GeceninSonuna...Artıkrotambelliydi!'' Bütünbunlarıanlatrrken,Miguelsankiosünleriyaşıyorrnuşbeyazr içkiden ve duygu yo_ çasma heyecanlanmıştı. Gözlerinin Bir tiyatro oyunu gibi seyrediyorğunluğundan pembeleşmişti, adamı", .lum karşımdaki yan entelektüel, yan barbar Birkitap.SadeceYü|,cümlelervenoktalamaişaretlerinden yağlarının hili oluşan kağıtlar bütünü. Matbaaclaki makinelerin bu kadar etkile_ sayfalannda koktuğu bir kitap ! Nasıl bir insaı_ıı ediyordum her zamanki gibi yebilir? Gülüyordum içimden. Alay adaınla", Gecenin kendisine bir baş ucu kitabı yaratmış olan bu yiz sayfa okumaya gerek sonuna yolculuk. Ne kadar saçma ! Beş "Benim" dedim içimden, "Be_ Var ml, gecenin Sonuna gitmek için?

nimgece.Benimson.Benimyolculuk.''içindedoğmuşumgeceyolculuk yaparak varnrama gerek ırin. içinde doğmuşum sonun. yok.Benheporadaydım.Geceyibenbitirdim.Ancakbaşkaları kıçlarınıkaldırıpgelebiliryanlmaVegırerlergeceninsonuna.Beait
!..

alna sonu bana ırim l«allığım orası. Gecenin başlangıcınl bilmem duygusal bir Ancak tabii, söylenen her kelimenin hissedildiği geçirecepaylaşım karşısınd a\<ayıtsız kalmak da, gemi üzerinde

ğimizgerikalangünlerdebellibirtehlikeyleyatlpkalkmamıza

I02 nedeıl olabilirdi. Ve emininr, karşınıda ottıran dev cüce, lrayatrnrn nedeni olarak bildiği kitabı aşa$lık bir paçawa olarak gördüğünrü bilse, yine almı kitaptaki insan hayatının değersizliği saçnıalığıııdan esinlenerek boğazımı çalışına nıasasının iizerindeki ınektrıp açacağıyla kesebilircli. \/ahşi bir ente|ektiiel kaclar bokLaıı bir şey yoktrır ! Ilele hele felsefesiııi Nietzsche'den, Sclropenlıauer'dan ya da adıırr bilı-ııediğim, toplrınrdışılığı zekdpırıltısı salıan lıerhangi bir salaktan alan ctiişiiııce adarrrı ise gerçek lrir skaırdaldır ! Gecenin sonunlı yazmak için orayı bilnrek gerekir. Öliiıııtl yazmak için ölmek gerekir Benim yazdığınr ise bir kitap değil. Bir lıikAye hiç değil ! Bir felsefe yazrsı diyenleri ise, soğukkaırhlıkla r,,uabilirirır... Bu yazılanlar öksürük şunrbtınun kutusundan çıkan prospektüsten farksız. Bir tatil köyünün broşüründen ya da nüfus plaırlarırasıyla ilgili bir kitapçıktan farkı yok. Ktıllanma krlavtızu. Yazmaya zamanrn olsaydı ans iklope di y azar dım. Romanlaç elleri nasırlaşmamış lar iç in. Dak!

tiloyla seüşenler için. Edebiyat, içki içtikten sonra sarhoş olup,
sızmadart önce önlerindeki peçeteleri karalayarılar için
!

Hiçbir zaman ctin kitaplarından daha fazla okunmayacağı bilinirken, hikAyeler uydurnrantn ne anlamı var?.. "Anlattıklarrmız çok ilginç. Gerçekten okumak isterdim o kitabı. Hiç böyle düşiinınenriştim ! Yolculuğun bir felsefesi olabileceğini bilmiyordum." Ve bunlara benzer birkaç cümleden sonra geminin daimi sallantısı ve içtiğim kötü şarabın etkisiyle kendimi iyi hissetnıediğiırri söyleyerek Miguel'den izin istedim... Kamarasrndan çrkarken, için-ıden bin bir küfür geçiyordu birbirlerine çarpmadan. Kinrseyi dinlemek istemediğimi, yalan söylerken ne kadar zorlandığrnrı, eskisi kadar konuşmalara hAkim olamadığımı fark ettiğim için sinirden terlemiştim. Kinyas'ın uyuduğunu düşünerek rahatsız etmek isternedim. Ve yürüdüm. Giiverteye doğnı. Geıninin burnunda yedi adınrlık voltalar atmaya başladım. Yürüdtiın. Veracnrz'akadar... Yecli bin adımda vardım
Meksika'ya...

yolculuk ne ka_ Bir ay ? İki ay,l Bilı_triyorum. Ne kadar geçti ? ve rutubetli clar sürctti ? Biimiyol-Llln. Tek bilriiğiırl lravarrrn sıcak ve beyniırrin }rer lrücresiııirr ayı,ı <ılduğu, bir yataktzJ'ı.ızarıdığlm Birkaç ayrı çatladığı. Bir otel odası olnralı burası. Beyaz dtıvarlar, zevksiz röproclüksiyon. N{ini bar ve iki deri koltuk. kayra dışarı gitniştir. Belki dön_ çlkmış olmalı. Belki de beıri buraya bırakıp rnez bir daha. Çok yorgunum," lratırla_ Tam olarak bana ne olduğunu, nasll buraya geldiğimi san_ mlyonrm. Kıılaklarımda düzenli tiz bir SeS... Gen-ıi, Miguel, bulan_ clıklar, o§anrıs... Hepsi bu. Başıının rİöndüğünü, midernin kalkıııalıyım, Başrm dığını hatırhyonrn,ı. Toparlann"ıalryrm. §ağa yatıyo_ clönüyor ilk denememde. karanlık oluyor her yer. Te}«ar rtlm. yastığm ıslaklığına bakılırsa çok terlenrişim. sol tarafimda

ara_ odanın ahşap panjurlarla kapaırmlş penceresi var. Tahtaların Demek ki bir şehrin için_ sından günciüz slzlyor, araba sesleriyle. demin deyim. Peki hangisi ? I{arıgi ülke ? Çok yavaş hareketlerle, yaşadığınr baş dönınesini engellemeye çalışarak yataktan kalkı_

yorulTr. Ayaklarımı sürte sürte Cama doğru gidiyorum. Pencere_ İkin_ nin iki kanactını da açıp panjurları da dışan doğru itiyorum,

ci kattayım. kafamı dışarı çıkzırctığımda yurtiyen insanları, bağı_ terlemeran arabaları görüyorum. Çokfaz\agtlrültü var, Yeniden yebaşlıyon.rm.Kafamıyavaşçasoltarafaçeürince,gözhizamda yarrn rrretre biiyuklüğtıncte bir "D" harfi görtiyorum. otelin ismi_ nin yazclığı, binanın duvarrrra çakılmış ctev bir panelin üzerindeki neonlu lrarflerden biri. yukarıdan aşağl oktımaya çalışıyorum, gelen, ka_ Gözleriın oynaclıkça aclyor. Ateşim olmalı. Ve içeriden

l04
prnrn kilidincte bir zırıahtarın dönnre sesiııi duyctuğuırrda ''Hotel Thiıridad" isırrini ol«ıyabiliyonrm. kafamı içeri sokııp kapıya dönüyorurır. Gözlerimie silalrımr ve paraları k<ıycluğrınr çantayı arıyonl,..., kapıı-ıın arrlırıdan çıkacak aclam lrerkes uırırlıi.. Çantalrrı göreıneYince büYiik bir unrutsuzluk ve yorgrınlukla saclece olarrla_ rı seyretnıekle yetiniyoıum. kapı açılıyor. ve y.ııztinü ezbere bildiğinı bir adanı, e]iııde bir siirü paketle, gülünrseyerek baııa bakıyor. "Sonuııda aYağa kalktın demek ! Bu güzel. Anra clalıa ciinlen_ nren gerek."

1o5

burasr Afrika'danbiraz daha nredeni. Blimizin altında birkaç kAğıt olması işimize yarar. İki Fransız o|arak girdik Veracruz'a. Ve şu anda Fransrz pasapoıtları lrazırlıyorlar bizim için. Sana seçtiğinr ismi duyunca bana |>iraz kızabilirsin. Michel Deflerır ! Rundan daha aptal bir isim yoktur lrerhalde. Tabii beııimkiııi saymazsan. Louis Perrot ! Madenr ayağa kalktın, istersen yıkan ve tıraş ol. Spaglretti western'lerdeki desperado'lara benziyorsun. Ben de sana kinin hazırlayayrm. " Sendeleyerek yürüdiiın. Banyoya girdim. Aynada kenclimi görünce bir brıçuk ayın her gi.inünti sırtımda hissettim. Ve silik de olsa birkaç salrne geldi gözümi_in öntine. Sürekli sallanan bir kanara. Tavana asılı bit gaz laırrbasr, konserveler... Tıraş olup yıkandıktan sonra Ka5rra'nrn yanma geldiın. Hazırladığı ilacı içtim. Çok bitkin hissediyordum kendimi. On kişiye karşı aylarca kavga etmiş gibiydim. Bütün kaslarım acıyordu. Yüksek ateş bedenimi mahvetmişti. Ama birden aç olduğumu fark ettim. "Bir pizza. Bir pizza yesek !" dedim. guldü.

çalıştım seni. Daha doğrusu hayatta tutmaya. Ateşin ofuz dokuz buçuğun aitına düşmedi. ve bitincini bir ttirtü yerine getiremiyordum. sadece rrefes ahp titriyordun. Thm bir buçuk ay yattur ! sürekli sayıkladın, ağlaün. Öleceğini düşiindüm, Ama dayandın- Aynaya bakarsan, gortirstin. on beş kilo vermişsindir herhalde. kinin olmadan, srtmaya ancak bu kadar dayanılabilirdi... Buraya dün geldik. Yeracruz'a. Bu odayı tuttum... Ölmemen bir mucize. Miguel ve gemisi, normalde bugiin Miami'ye gidiyor. Açık denizdeyk"., C^.*dra _d"ğ* birka ç kezbatma telrlikesi geçirdi. Yüzlerce anzaçıktı. Ama o da dayandı.'' "Anlıyorum" cledim. "Peki ya limana giriş, pa^saport işleri ?'' "Çok zor olmadı. Miguel'in siirekıi nı"rıııae'ş vupt,g, polislere biraz para verip sahte belgeler hazırlattım. ve vuı.rr,ou pasapoıtlarurrrz da gelecek. Mecbur kaldınr pasaport

çocuklan kinin taşınrıyorlardı. Kendileri nasırlaşhklan için ihtıyaç Or5r*uyorlardı. Birkaç kutu ilkel ilaçla tedavi etmeye

"Sakin ol ! Fazla üamatik bir şey değil. Sıtma ! Yolculrığun başladığı gıinü hatırlıyorsrındur belki. İşte İ gtır, r-u bal«naya geldiğimde terlediğini ve titrediğini fark ettim. sıtma başlıyordu. Hemen gemide kinin araüm. Ama yoktu. o orospu

paketleri yere bırakıp içki şişelerini buzdolabına yerleştir.irken devanr ediyor konuşmaya. "Sana kinin buldum.'' "Kinin mi ? Kayı.a, hiçbir şey hatırlamıyorum. Ne oldu ban'a?'' derken, yorulduğumu fark edip koltuklardan birine oturuyorum. Kayra da hAl6 yüzünde tuttı-ığu gülümsemeyle kendine bir viski açıp oturuyor karşrma.

Kayra paketinden çıkardığı siyah bir gömleği giymekle meş-

yaptııtmaya, çünkti

"Ateşinin tekrar çıkmasınr istemem. Hafif şeyler yemelisin ama yine de dönüşünü kutlamak için birkaç dilim yiyebiliriz." Bana da kendi zevkine uygun kıyafetler almıştı. Onları giydim. Uzamış saçlanmı bir an önce kestirmem gerektiğini düşünerek ayTıaya son kez baktım... Eğer sıtmadan ölseydim çok üzülürdüm. Beni boküan bir mikrop öldürmemeliydi. Çıplak gözLe görülebilmeliydi beni ölüme sürükleyecek katilim. Şanslı olduğumu düşündüm. Bir Kiııyas ne kadar şanslı olabilirse o kadar... Otelin resepsiyonundaki adam, sağlığımın daha iyi olup olrnaclığını sordu. Dün geldiğimizde çok kötü görünüyordum herhalde. Büyuk ihtimalle I(ayra'nrn srrtrnda... Lobide turistler vardı. Amerikalılar. Bir aile... Anne, baba, üç çocuk. Çocrıklardan biri on sekiz yaşlarında hayli seksi bir kız. Siyah saçh. Kayra resepsiyoniste bir pizzacı sorarken, ben de sabit bir şekilde karşımdaki genç kıza bakıyordtınr. Beyaz tenincle gezinen ellerimi düşün-

I06
107

or.r?]i"

!'' "Nasıl istersen. Burada ı<aıanımm. Benim için fark etmez. Dediğin gibi bir eve taşınsak çok daha iyi olur. Bir sure başımızı be_ laya sol«nazsak_da iyi oıu.. Btiytık bir yatak alacağım. King size ! çok rahat olacak. sonra yenı nlr silah. pizzayapmak için bir Bir buzdolabı. Ve lütfen, btı utanç verici cipten kurtulalıırr. 'ırın. Gerçekten de hiç anlamıyorsun arabalardan. viraJtarda dewilen cipleri hiç duynradrn mı ?.. BüyLık bir ev istiyorum. Salor-,unurı tavarıı yüksek, Verandası olmalı. Ve bir de ı.rru. P*;;k;ak için.'' "Tanam anra kafamcia bir plan var. Devlet başkanını öldürmeyi düşünü.yorum. Çok iyi nir pıan yapıp bu.Meksika denilen yerin en kıdemli politikacrsrnr öldüreceğiz. sonra da gideriz buradan.'' Öüdıirıırıız. Anra senclen tiç ay istiyorun:ı.

kızı gorcttin mii ? Bu akşarn aramızda yatması için-ikna edeceğiın o.,u. B"tki annesini de getirir

taşınırız. Bu şehirde bir siire ka]alım. Birazdinlennrek istiyorum. Gemi beni de yorclu. Bir iki İhka'yla yahradan gitmemek gerek buralarclan. Lobidel<i

mız gelince

düm' Biz de.kız iÇin ilginç bir manzarayclık. Tarihi yerieri görnre_ ye gelıniş ailesiyle gezmekten sıkılı-ı-ıış r,e bizi süznıeye başlamıştı, oırclan gerçek bir kadın yaratabiiirinr, diye çoklan düşiindiiııı. Ve dışarı çıktık. Ka.yra biı.cip kiızıIanııştı. sokaklarcla gitırreye başlaclık. Fakirleı; zengınler, sakatlar, gıizeller. Her ye.de aJmı. Kaldırınılarda yurüyoriarclı. İşleıine gicliyorlar, birbirleriyle kontıştıyorlar ve oi dı, kendiıni claha iyı hissecliyorcitırrr.şeiıri ,uzla.rrıda taşıyorlar.Ifinin işe yaranraya başlaınıştı. Beninr yölı cluygrılır yokttl alna rayra iyl kol«ı alırdı. Bir pizzacının ölriinde clurdu. pal-,rı, restoran]arından Şehrin biri ohrıalı. Içeri girdik. ",-, pepperonni ve siyalı zeytilr. Döıt kişiiik bir pızza.Diliırı diliırl yedik. kayrasonrıncla tabağınclan naşlnı kaldınp barıa baktı. "Yavaş.ye ! Boğulacaksın. Ateşin nlaJnlz gerek. Bir ev kiralayacağım çıkacak... Neyse, otelden ayn]deniz kenarında. pasaportları-

Diniennıeliyim

clev pizzayı iki kişi4in yemiş olabilmesine inananuyor_ du, Keşke nrüşteriler lrep o.,ıu. gibi olsa, diye cttişündüğünü clııyabiliyorduın... Bu geri zekAlılaırn ctilini konrışn-ıaya hiç niyetim

Garson

riırin dahi boynuntı kırabilirdi. Ve deıninki anlarnsız hareketi de sırf sinirini kontrol altına alabilmek için yapmıştı... Sahil yoluna girdik. Okyanus, kumsal, fahişeler, evler... Üç saat arabayla gezdik. Sokaklaı,la tanışıyordu Kayra. Bir şehrin yollarını bilmezse kendini çıplak, kapana kısılmış gibi hissederdi. Eğer yolları bilmezse ne kaçabilir, ne de kovalayabilirdi. sadece kaybolurdu. ve şu evlerin arasrnda kaybolmak onu utandırırdı. Çünkü doğuştan kayıp biri olarak insanların yarattığı taştan şehirlerde de bir kez daha kaybolmaya dayarıamazdı. Ben ilgilenmezdim bu işlerle. on dakikalık bir yolu iki saatte alabilirdim, yanlış sokaklara saptığım için. Ve sıkılnrazdınr brından. Hep aynı sözii tel«arlardım kendime: bir şey aramayan asla kaybolmaz ! ve ben aranrıyordum. Ne bir adresi, ne de birini... Çocukken Suriye'de yüzlerce kez kayboldum. Sokaktakiler beni tarumıştı. Biri mutlaka elimden tutup beni eve götürürdü. Ailem boynuma adresimizin yazıIı olduğu bir kaıt asmıştı. Ben sadece onları düşündünr }ıayatım boyunca. Sadece, o iki yarı insan, yarl meleği. Dokuz ay boyunca beni vücudunda taşıyan kadınr, pisliğimi temizleyen insanları. Defa|arca insanlar beni rahatlatmak için, "Düşünnre bu kadar. Seni yaparken sarıa sornradılar. Madem yaptılar, ilgilenecekler, katlaıracaklar tabii ki !" dediler. Bense sakince dinlediğim sevimsiz konuşrnayı bitirmek için söylenileni kabulleniyormtış gibi gözükiirken sadece şunu diişünüyor olurdtım:

biırcti. Dikiz ayırasından adanrın hAlö orada dtırduğunu ve gitırreırrizi seyrettiğini gördüm. Biz turist değildik. Bir lrata yapnrıştı. ve Kayra bir ttıriste beırzetilmekten nefret ederdi. Bunu iırra eclen bi-

yoktu. zaten doların geçtiği her yerde İngilizce konuşabilirctik. Parayı ödeyip kalktık. Dışarı çıktığınrızda bir adanr yanınlıza yaklaşıp salrte Rolex satırrak iste<li. Ben yorgrınduırr. Gidip arabaya oturdunr. Kayra hiçbir şey söyleırreden adamın stıratııra bakıyordtı. sonra iki elini adaırrrn yanaklarına götürdü. Tütrıp kendine çekti. Iki yaııağıııdan da öpiip geri bıraktı elindeki suratı. Satıcı dalra ne olduğııntı anlayanraır,ııştı ki, sanki bir şeyler eksik kalnrış gibi tekrar iki eliyle kafasını kawayıp bu sefer cle alnındaıı öptii. Ve arabaya

lo8
Bilemezlerdi benim geleceğinıi. onlar bir çocuk istediler ama
!

I09
yeter sanatın, hayatın nıantığını çöznrek için. İkinci gruptakiler ha-

Dünyaya en az değeri veren insan. oniar nornral bir çocuk istedileı; eğitim sönip, ırreslek salıibi olacak, gururlanacakları, Ama ben geldiırr. Bilemezlerdi bir canavarı biiyııtttik]eri_ ni. onların suçu cleğil. vc beırirn onlara acı çektirnrern vicdanen yasal değil. İşte bu yuzden sadece onları düşündiim. Başka kimseyi değil. Ölmelerini arzulaclınr. Benim ocıntışttıgüın adamı göırip üzülırreı,ıreleri için. Ailenıin evindeki yatak uluyabildiğim nadir yerlerdeıı biı,iydi. Arra beıı kan kustum oraya. Bilernezlerdi... Annenr bilemezdi düıryanın sonunu doğurduğunu...

ben geldinı

şim yoktu. İyi hissetmenin ne olduğunrı bilmediğim için iyileşip iyileŞmediğimi anlayamıyordunr... Geçmişi dtıştindtım. yi.izler, isim_ ler", o kadar çok unutmuştum ki, sanki dtin doğmuş gibiydim "Acaba hep beş yaşnda kaları bir çocuk, yeryüztinde otuz yıl geçirince yetişkin bir insan gibi düşüruneye başlar mı ?'' diye sordunr ŞaraP ŞiŞesiıre. Gereksiz fantezim, unuttuklanma kaşılıktı. ,,Eğer hatırlayamryor§aın geçmişi, daha görmediklerimi düşünür[im,, de_ dim. Ama hiçbir şey kalnramıştı düştinecek... ınsan tercih eder. Öğrenmek ve mantığını çözmek arasırıda bir tercih yapar. Öğrenen insan her şeyi ezberler. Şarkı sözlerini, kitap isimlerini, büyuk düşünürlerin doğunı ve öliim tarihleıini ezberler. Mantığını çöznreye çalışansa hayatın işleyişini kar,ranraya uğraşır. İsinrlerin, tarilılerin bir önemi kalmaz. Birkaç temel bilgi
!

beyaz şarap koydum. uzun zamandır şarap içmemiştim. Aklımdan bir saniye içinde yüzlerce fikir ve görüntii geçiyordu. kendimi öldürme fil«iyse her dakikada bir kez, tekrar tekrar aklıma geliyordu. Her seferinde değişik bir tarzdahayal ediyordum sonumu. Tabancayı ağzınra sokup ateşlesem lrer yer kirlenirdi. candarı aşağ bıraksam kendimi, ölmeyebilir, sakat kalabilirdim. Hatta yoldan geçen birinin üstüne bile düşebilirdim... Bir kadeh şarap daha. olümtimü düşünnrekten vazgeçtim. Ate-

otele döndüğümüzde akşaın olmuştu. kayraiğrenç cipiyle şehir turuna devam edecekti. Ben odaya kenclime bir kadeh çıktım.

tırlamazlar. sadece nedenleri bilirler. Anra hatırlamazlar aktörleri. Ben de lratırlan-ııyonrm filnıleri, sanatı, da,,ıranış bilinrincleki teoıisyenleri, din kitaplarurdaki ka]rramaırları... Bazen benıbeyaz tıir ekran lrayal ediyonıırı. Gözlennıi açtığm zaınan gördtlğlinı lekesiz bir beyazhk. "Hayat" diycınını. "İşte bu ! Bemb eyaz.I{içbir şey yok üsti-ınde, altında. Zihnim benıbeyaz. Bildiğim her şeyi unutnruşrım. Terecldtit ettirecek bir bilgi lonntısı bile yok kafamcla. Saciece iç organlarım var derimin altıırda. Tek bir di.işünce yok..." Ve birden, srıkakta ateş isteyen bir ses, güzel biı,çift bacak, birkaç nota beııi o beyaz hücreden çıkarıyor ve bir renk kaostrnun içine bıraloyor. Küfrectiyonınr iradesizliğinre. Küfrediyorunr insaırlığrma. O kadar çok renk r,,ar ki içine düştügum çukurda, her yer karanyor ve simsiyah oluyor gözlerimi açnca gördüğün hayat... Aslında gözlerim kapalıyken iyi bir insan oluyorum ben. Hiçbir şey, fark edemeyen, duygulanndarı yoksun, bitkisel hayatta olarr... Aralamaya bzşladığımda gözkapaklarımı, başlıyor ceheruıenı tiyatrosu ! Oysa otopsisi yapılmış bir bedeninki kadar boş bir beyinle ne kadar mutlu olurdum, diye düşünüyonrm. Bir yerlerde ölü doğmuş bir çocuk olduğumu biliyorum. Saclece yaşlyormuş gibi yaptığım için iki ayağın"ırn üstiinde duruyorum... Şarap şişesi yeşil ve boş. Odadan çıkıp aşağıya iniyorunr.Biraz yürümek istiyonım. Bir halk düşmanı gibi, çok te}ılikeli bir terörist gibi karışıyonım insanlann arasına. Yarım saatlik bir yiirüyüşten sonra otele döndüğümde, lobide Amerikalı kızı bir kitap okrırken btıluyoruın. Sanki yıllardr tanışryormuşLız gibi yaırına gidip kitabını elinden alıyorum. Şaşırmakta kararsız, yüziinre bakıyor. "Gel" diyoıuın. (ieliyor. Odaya çıkıyoruz. ÖpüyoruIıı ensesini, drıdaklarını. Bana sorular sonryor yatakta. "Sus !" diyoıuırr. "Lütfen. Şu an, dünya iizeriırde konuşanları düşün. Bıı az altı rnilyar iırsanın yarrsı korruştıyon Bir şeyler aırlatiyor. Ne büyuk tıir ses ! Ne büyük bir gürültü ! Dinle ! Çin'de

tiçtincti çocuğunu aldırırıak için doktora yalvaran katlıııı, N{acaristıın'da dilenen adamı, Kanada'da karşısındaki erkeğe kur yapan eı:keği. Dııy burılarıır hepsini. O ırıilyaılarca insaıiın lıep lıir-

1I0 likte kontışarak yarattıkları korkunç gtirtiltüyü dinle !" Dtıymaya, dinlenreye çalışıyor. Ama datra bir milyon insaırı bile göziinün öniine $etiremediğinden, milyarlarcasrnrn çıkartabileceği gtirültüyu de hayal eden-ıiyor. İyi ııiyetli. Aııra yetn-ıez.
"Lütfen, sen de katılma brı gtirülttiye" diyorrrnr. Çılap gidiyor deli tılduğumtı düşiinerek on sekiz yılın verdiği biitün saf kibiriyle... Ama ben dtıytıyonrm o milyarlarca insanın sesini. Hatta bütüır konrışnraları ayrı ayrı duyabiliyonınr. Milyarlarca değişik toırdan ses. Dtinyanın dönrne sesini bile duyabiliyorlım. Beyırim ırrilyarlarca parçaya ayrılacakırrış gibi szlıyor. Kulak zarlarrm birbirine değiyor. Seslerden çrldrrıyorum. Ellerin-ıle kapatıyorum kulaklarrrnı yatak[a kıwanarak. Yetnriyor ! Yastığı başıma bastırıyo.rr,-,İ. Sıkıştınyonrm kafamı yatak ile yastığrn arasına. Ama gitn-ıiyor sesler. Yeni doğan çocuklann ağlamaları, naJnna basan askerin çığlığı, taksi çağıran kadrnın bağırışı... Düşüncelerimi bile duyamaz oluyorum. O kadar çok ses var ki !.. Sorrra gittikçe azaldıklannı fark ed,iyorum. Önce milyarlar milyonlara düşüyor. Sonra binlere, yüzlere.., Yan odada sevişen çiftin inlenrelerini duyuyorum sadece. Onlar da yok oluyorlar detone ve diyaframdan gelen çığlıklarıyla. Bir tek, aklımda volta atan düştincelerin ayak sesleri kalıyor geriye. Vücudumun işleyişini duyuyorum. Kanımrn akışını, midemdeki asitleri. Kinyas'r du5ruyonrm... Ve onlar da, teker teker siliniyorlar kulaklarımdan. Gergin yuzümün kaslan çözülüyor. Bütün sesler bittiğinde kendimi sessizliğin içinde buluyorum. Mutlak sessizliğin. Peşinde de beyaz bir perde. Bembeyaz bir oda. Sessiz ve beyaz. Hayat gibi... Kapı açılıyor ve içeri Kayra giriyor. Gözlerim kapalı olduğu için uy.ı-ıdrığumu düşünerek sessizce soyunup yatağına yatıyor. Onun uyumak için faz|a zamana ihtiyacı yok. Gözlerini kapatıp hiç vzır olmamrş olduğuıru hayal ederek kendinden geçiyor. Yataktan yavaşça kalkıp sehpanın üzerindeki mektup kAğıtlarından birini a|ıp yazıyonım üzerine. Elimde bir kalem yok. Kirletmek istemiyorum beyaz kAğıtları. Görtinmez bir mtirekkeple yazıyonrm sonsuz beyazlığın üstüne. Var olan tek şeyi yazıyorum. Bu hayatta var olan tek şeyi: "..."

Miguel ve ağzından isınini cti.işüımediği, çoktan ciğeri toprağa karışmış c6line,inder1, bıkmaya başlanrıştım ki veracnız limartrna demir attık. Kinyas'ın yaşıyor olması bir nrucize gibiydi, Öltinrti

ve herkesten çok arzulayan, intihar eğilimleri fazlasıyla gelişmiş kendine zarar vermeyi ibadet haline getirmiş bir insanın bedeninin hayatta kalmaya çalışması çok büyuk bir çelişkiydi. sağlıklıy_ güçken aldığı her nefes boğazını yakarken, o aynr nefesi bin bir görmek, bana bir lükle içine çel«nek için ağzınr kocanran aç§tnl kez daha kinyas hakkında pek bir şey bilmediğimi düşiindürdü, Zatenbizim gibi insanlarrn dayanıklılığı çok anlamsız ve iğrenç_

tir. parazitler gibi dünyanın üzerine yapışmış olan bizler, ölüm_ süztüğe en yakrn olan kişileriz. ve bizim yanımızda, hayatlarrnda birçok amaç taşıyarı ideal insarılar böcekler gibi dökiilürler, Bel_ ki de dünya üzerindeki en gerçek adaletsizlik", Miguel bir buçuk ay boyı_ınca konuştu. İçinde bir entelektüel beslediğini göstermek istercesine, on altr yaşımdan beri kapağını açmadığım kitapl ar ın y azar|ann dan alntllarla süsle di s öyl evlerini. Cğline denilen romancryr Batı sanatr ve edebiyatrnrn tanrrsı

ilaıı etti, Ben kabul ettinr. Ne de olsa Miguel'in geınisindeydik", Bir buçuk ay boyı,ınca sallandım. Mürettebatla bir sonın yaşa_ madırır. pek konuşmuyordum onlarla. vahşetlerini Anrerika,ya saklıyorlard,ı. yolculuğun tek heyecanl, aşçlnın yamağına sarkan birinin linciydi. Adamı dör,üp bir depoya kapattılar, Tabii genç teyağctı_ cavüzci_i yerd,e kıwanırken çewesinde oluşmuş ve tekme yanımdakilerin otntlz_ ran zincirin halkalarından biri de bendinı. bo_ larrna trıtunarak birkaç tekn-ıe de ben firlattım, kendi kanında

112

113

ğulmak için dua etmeye başlamış olan adamın kafasına. Iki gi.iıı sonra unrıttıldtı lrer şey. Ve aşçı yaırrağının kalçalan başkalannın cla ilgisini çekırreye başladı. Bu sefer kimse linç girişimde bııltınır-ıadı çünkti yaınağı düz eırl erin say§ ı alılakç ılık oynayan ların kini geçınişti. Kanıksaırrnıştı çocuğrın kalçalarının lezzeti. Anra ilk lıareketi yapıp dişleri paranrparça olaır adarrr, tabuyu yıkan kişi olarak, btittiır insanların giinahlarrna karşılık çarnrılra gerilırriş İsa gibi, yolculuk boytıırca lrücresinde trıttıldu. Ben bunlar ohıp biterken Miguel'i riinliyor ve seyrediyorcluırr. Kiıryas'ın ateşini dtiştirnıek için ilkel nretotlar uygtıltıyordtım. Eğer ölürse ne olabilir, diye düşüniiyordum, Migtıel bana biniııci kez, Geceıı,iıı Sonuna, YoLcuJuk isiırrli kitabın ana karakteri Bardamu'yü anlatırken. Gerçekten, Ifinyas o üzerinde yattığı dar demir yatakta ölseydi ne olurdu acaba?.. Bir zamanlar benim de dostlarrm vardı. Gerçek dostlar. Ağızlanndan çftacak olaırlan merak ettiğim dostlar... Sonra anlayamayacaklan kadar kötti oldum yarılarrnda. Daha doğrusu, kontrolüm altında giden ilişkilerimız\n bazı arılar,ında Ka5ıra'nrn gerçek yuzünden birkaç parça gösterme hatasınıyaptım, Bazen yüksek dozdaalkolün ytiziinden,bazen de yuksek dozda sıkıntının. Dostlarımın yansı korktu, yansı da iğrendi. Acıyanlar da vardı birkaç taıre anra onların dürüst olduklannı düşiinmiiyorum, çthkii olsalardr beıri çözmeye çalışarak, sahip olduğumrı varsaydığınr sorunlanlnl anlamak için çabalarlar,ü. Aslında acıdıklarını söyleyenler de iğreırenlere dahildi. Sonuçta teker teker yok oltlular. Adresier, telefon ntımaraları yok oldtı. Geriye Kinyas kalü. Arada bir dediğinri dinleyen tek insarı. O da yok olursa ne oltır? Kayra kalır. Kinyas'ı düşiıntip gözyaşı döker yalnızken... Kayra kalır. Kinyırs'ı riiyasıncla görtir iki yıl... Kayra kalır. Kinyas'rn ölünründen on yıl sonra ne yüzünti hatırlar, ne yaşananlarr, ne de konuştılarılarr... Kinyas gider. Kayra kalır. Btı kadar basit olduğu için hiç sevenredim dostluklan, aşklan. Romeo ve Jrıliet'in yaptıkları gibi beraber ölmeyi tercih edenleriıı sayrsı çağınrızdaki kadar az olmasaydı, belki inanıı,dıırr ben de sadakate. furra bir iırsanı göınnrek dostluğrınrı, aşkını da gömnrek olduğıınclan ve a}mı insanın içini cloldtınrp bir lıeykel gibi

evin en güzel yerine koymak da pek kullanışlı olmadığından, yapacak bir şey yok. Fazla bir tercih imkinı yok. Canhların birbirlerini öldürtip yenrelerini ana hareket edinmiş ekolojik sistenr ne kadar faşistse, öleni gönrmek de o kadar canava.rca. Doğaıım gereği faşistlik. Güçlünün zayıfı yemesi faşizarı ve doğat, Olüyu $ömmek de dostluk, aşk gibi kawamları yalanlayan en büyuk doğa geleneği. Ki bu gelenek hayatta kalaıra unutmayı emrediyor. Unutmak için toprağa gömmeyi. Yoksa kokutuyor cesedi. Çürütüyor gözlerinin önünde artık nefes almayan dostunu, sevgilini... İnsan, insan olmaya geliyor dünyaya. Kesinlikle bir tercihi yok. Hiçbir şeyi seçemeden de gömülüyor toprağa. Yerin iki metre altındayken de bin btr böceğe lunapark oluyor daha önce bin bir dudağın öptüğü bedeni.,.

yaptığım uzun konuşmalann, hepsini teker teker dökerdim önümdeki kAğıtlara. Farkım kalmazdı Balzac'tan. Hiçbir farkım kalmazdı C6line'den. Ağır bir dille yazrlmış, özenle seçilmiş sıfatlarla dolu tasürler kaplardı bu sayfaları. Ölümlerini gördüğüm insanlarrn dudaklarmrn kalınlığındarı, üzerlerindeki paçawalann
na emrettiğini yapıyor ve unutuyorum. Bütün fazlalıklan unutuyonım. Şekilleri hatırlamıyor ve önemsemiyorum Tek önemsediöğrenmedim ben hayattan. Belki gelecek sefere ! Düşük bütçeli filmlerin vazgeçilmez konusu reenkarnasyona has bir dilekle, belki gelecek sefere, diyorum. Ancak şimdilik, dikkat etmiyorum karşımdakinin gömleğinin temizliğine, rengine... Kendi görünt§iimse farklı bir konu. Saatlerce saçlanmı geriye
ğim ve yazmaya değer bulduğum, olayların mantığı. Başka bir şey

Ölenleri unutuyonrz.Yastutmak bir hayal. İnsan ve doğa. Bonnie ve Clyde gibi... Biraz geç yatmak yeter bütün bunları görmek için, dostluğun ve aşkın sapkın bir komünistin diyeceği gibi, ama benim bambaşka bir arılamda kullarıacağım, "kapitalist bir icat" olduğunu anlamak için... Eğer bir önemi olsaydı gittiğim yerlerin, tarııştığım insanların,

dokumasına kadar her a5ırıntıyı anlatırdım. Ama ben doğanrn ba-

doğru tarayabiliyonırn hiç sılolmadarı. Bıyığımı ince bir makasla şe-

killendirirken bi§onrm insanlara iirki.itticü geldiğimi. Biliyorum

1I4
beni yazdıklarında sayfalarca tasvir edeceklerini. Ama ben ilgilenmiyorum bütiin bunlarla. O kadar çok nrürekkep israfi var ki dünyada ! O kadar çok haybeye doldıınılmuş kAğıt var ki ! Okumayı ve y?arnayo ögrendiğim güne larıet ediyorum. Pişmaır olabilseydiın, bu ikisini yapabildiğime olurdum. Eğer okuyamasaydım kimsenin ne düşündüğiınü bilemezdim. Dünyarıın döndüğünden habersiz olurdum. Ve her şeyi kendim keşfederdim. Cehaletimi bi]emek harika olurdu. Ve tırnaklarımla kazıyarak öğrenebildiğim çokaz ama bir o kadar da keskin ve kesin bilgiyle öliir giderdim. Kafamda hiçbir kuşku olmazdı. Sadece kesinlikler cirit atardr bedenimde. Hak ederek elde ettiğim, sadece düşünerek ulaştığım kesinlik]er... Ama artık çok geç bütün bunları düşünmek için. Yola çıktığım yeri göremeyecek kadar uzaktayım. Evimin kokusunu unuttum. Gaspçı bir korsan gibi dolanarak şehirleri bağlayarı yollarda, en iyi bildiğim şeyi yapıyonrm: düşünüyorum... Kinyas'r, bulduğum bokıtan bir otele yerleştirdikten sonra şehri dolaşmaya başladrm, kiralık bir ciple. Biraz marihuarıa aldrm, ateşi yiyince çıtırdama sesini duymayı özlediğim için. Kısa süre-

115

"Gidin" derdim. "Görmesinler sizi. Ben sizi, bir gün hatırlarım elbet. Elbet yakalarım beni sizi, Siz gidin"," yıllar geçti ve }ıatrlıyorunt. onlar yine konuşrıyorlar aralann_ Ama ar_ da. Bazen klsa ınelodiler duyuluyor ağızlanndan saçılan, Anlayamryonrm tık pek bir anlanr veremiyoruın söylediklerine. ağızlarından dökülen kelimeleri. "Büyüdün !" diyorunr kendin-ıe, "on dört yaşmm hayalet arkadaşlarını tanıyamlyorsun artık"," o zamanlar hala bir umudrrm vardr. Bedeli karşılığında mutlu olabileceğimi düşünüyordum. Ancak büwdüm aıtık. Dünyayı Kay_ versem Tanrr,ya, damlasınr vennez bana mutluluğun. İsmim ra. kader demek. Tanrr,nın ya da mutlak bir enerjinin hayatları programlanası demek. Ne büyük bir güç
!

liğine de olsa alkoliirı ağır kadehlerinden kopmak için. Sahilde bir yer buldum. Gecenin herhangi bir yerinde aına kesinlikle sonunda değil ! Çocukluğumun ilkel uyuşturucusunu ciğerlerime yollamaya başladınr. O eski günleri hatırlamaya çalıştım. Müzik

ve kimsenin önceden tahmin edemeyeceği nedensiz bir hareket yapardım. ve o her şeyi bileni şaşırttığımı düşünürdüm. Hattaya_ pacaklanmı düşünmemeye bile çalışırdım, zihnimin okunuyor ol_ sama ihtimatini göz önüne alarak. Tabii ki hayali değirmenlerle gibi. Anladım bir vaşmak gibiydi. olmeyenlerle mücadele etmek yarıgın merdiveni olmadlğrnı. Hayatrn arka kapısr yoktu. Gizlice içilen karanlık bir boşluğu bile yokıu. Her şeyi bilen, her
sigara

Yineoyaşlardaykenherharıgibirişlemeşgulkenbirdendurur

dinlediğim günleri ve şarkılan, dumanrnı göğe yaydığım carınabis sativa'yla süslediğim geceleri... Aşrk Veysel ve Daüd Bowie. Yere yatmış gö§tiziine bakarken, sadece üçümüzün anladığı bir dilden konuştuklannı hayal ederdim. Veysel toprağı anlatırdı. Antik çağların Yunarılı bir filozofunun Arkhe'yi bulduğunu düşünmesi gibi toprağın hüktimdarlığını anlatırdı. Ehneğini yediği toprağa gömülmenin nasıl bir duygu olduğundan bahsederdi. Ve cesedinden var olup torunlannı doyuracak olart el«neğin gücünün srrrrnı anlatırdı. Bowie ise değişimi söylerdi. Değişmenin sihrini. "Changes" ismindeki şarkısını fisıldardı kulaklarımuza... Ben dinler ve seyrederdim. On dört ya-

gülüyordu, şeyi bilmeye devam ediyor ve barıa av tü_ ve bir gün, yakın bir arkadaşımın ağabeyinin superpos6 Helikopfeğini alıp civardaki en yüksek binanın çatrsına çıktı.m, inebildiği gökdelenlerden birisiydi, Fişeği yer-

şımda ve sarhoş. Dinlerdim Bowie ile Veysel'in doğaçlan,ıasmr.
Sonra uyurdum.

terlerin tepesine gör_ leştirip gö§iizüne kaldırdım namluyu. Dürbünden bulutları keskin bakışlı bir yüz düm. Bir ara, bulutlar bir surata benzedi. göz oldu, uçuşan beyaz ve gri bulutlar", çizdihavada. İki devasa içindeki Tereddüt etmedim. o iki gözün araslna yolladlm silahın yapacaklanmdan korktuğunr için bütün nefretimi ve korkumu. en insarı_ beni sürekli izleyeni öldürdüm. Görmesin yeryüzündeki yalnız kaldım, Tüfek lıkdışı insanı diye. Her şeyi bileni öldürüp yok ol_ patladl. Bulutlar hareketlendi. Gözler şekilsizleşti, Surat yağdı. Ben, benim ha_ du. Ve Tann,nrn karıı aktı. Üç gün yağmur in_ yatımr bileni yok ettim. Geriye kaldı milyarlarca Tann ! Diğer göz sarılar varlıklannı fark etmeden ölecekler ya da izleyenleriyle

116 117
ğöze gelip onunla ya da onsuz yaşaınaya karar verecekler.

Artık kimse bilmiyor beni. İzlemiyor yaptıklarımı. Hiçbir tanrının ilgi alanına girmiyorum. İıginç değilim hiçbir güç için. kurtuluşu olmayan bir ruh gibi. Freni patlamış bir kamyon gibi ! Hiç ilginç değil. yapacak bir şey yok önümden çekilmek dışında. yokuş bitene kadar. Büyuk çarpışmaya kadar. Hulandıkça ağırlaşan bir kamyon. Bu yüzden dostsuz kaldım. Daha faziaezmemek için rulrlannı,
sevebileceklerimin..

di. Hiçbir komisyon almayacalı:tı Miguel. Gezginler arası bir centilmenler yardımlaşmasıydı bu iş. üğmctı nu]-,rria, medenilerin birbirlerini kollamalarından ibaretti dostane çabası. İstediği parayı, üstüne araba kiralaması için bir miktar daha ekleyerek verdim, kinyas'ın adım atacak hali yoktu. Ateşi birazdüşmüş ama hilA kendine gelememişti,

Benden fazla heyecarılanmıştı. Ne de oisa, onun gözünde arkadaşım ve ben pis işlere bulaşmayacak kadar nazik ve entelekitieldik. kendisi her şeyi ay arlamay a hazrrdı, gençliğin i biraz olsun yeniden yaşamak için. Gemi limana demirleyince, firla5np bahsettiği polislerle konuşmaya gitti- Geri döndüğünde de çok büyüt oımaıan bir para karşılığında bize geçici belgeler ayarladığınr ve aynı poıislerin başka adamlara arac ılık y ap ar ak pasap ort çı karttırabile c ekl erini söyle-

ni arüattım. yardımuıı esirgerrıezse çok mııtlu olacağrmı beliıttim. Eski teröristlik ve kaçakçılık günleri aklına gelmiş olacak ki büyük bir heyecanla açılü gözleri. Gözbebeklurt tımvoro., n*u tanıdrğı polisler olduğunu, rüşvet karşılığında limarıdan çıkabileceğimizi anlatırken. Belki eskiden oldugıı gibi sağda solda patlatılacak bomba plarılan kadar heyecarılı değildi ama yine ae neııı bir orgarıizasyon gerektiren mütevazı bir yasadışı eylemdi bizi kaçak olarak Meksikaya sokup sahte pasaportlar hazırlatmak.

hikAyeler ve bunlardarı yola çıkarak vardığı teoriler karşısında sessiz kalmıştım... yolculuğun son giirılerinde, pasaporta ihtiyacrmız olduğunu ve daha önemlisi, Meksika'ya giriş yapmaınızın sağlanmasırun gerektiği-

Miguel'i barıa yardım ebıresi için ikna etmek zor değilü. kendi kendine arkadaş olmuştu benimle, Ben hiçbi, ş"y yapmanıştım. sadece söylediklerini onaylam§ ya daarıIattığı

.

Akşama doğru limarıa indik. Kinyas'r iki miçonun yardımıyla cipe taşıdım. Polislerin hazırladığı ve üzerlerinde Frarısız isimlerimizin yazdığı belgeleri ahp bir hafta içinde fotoğraflanmızla dönerek pasaportlarımızı da halletmek üzere Miguel'Ie vedalaştık. Miguel'i tekrar görme ihtimalim çok azdı. O da biliyordu bunu. Elimi sıkarken biliyordu yüzündeki tebessümün gemiye döndüğünde yok olacağını. Korkunç kaptana dönüşeceğini. Çünkii eğer bunu yapmazsa, eğer benimle konuştuğu gibi konuşmaya kalkışırsa adamlarıyla, faz|a değil bir hafta sonra aşçı yamağının yerini alırü. Ruhunun reyonlarrndarı birini, bilgelik reyonunu kapattr ve vahşi deniz adamı bölümüne döndü. Elimi bırakıp son bir Polisler, herhangi düşük maaşlı devlet memurları gibi liman, havaalarıı ve karayolu srnın üçlemesinde kendilerini yitirip yozlaşarak paxa karşıhğında üniforma]arını bile kiralayabilecek cinstendi... Kira]amak diyorum çünkii asla satmazlar. A]tın yumurtlayan tavuğu kesmeye benzer... O konuda bir sorun yoktu. İyi tarııyordum bu cinsi. Hem de çok iyi. Yasadışı hizmetlerine biçtikleri fiyatın kriterlerini, gerçe kleştirdikleri yo lsuzluğu ahlaken meşrulaştırma çabalannı iyi biliyordum. Yabancısı değildim benzer alşverişlerin... Basit düşünmek gerekir böyle durumlarda. Her devlet memuru aslında bir süpermarket işletir oturduğu makamrn koltuğunda. Satabilecekleri bellidir. Fiyatlarda pazarlık söz konusu değildia çünkti monopol varür. Kinyas cipte yarı baygın yatarken Miguel'in hediyesi olan bir şişe JB'yi paylaştık polislerle. Açgözlü diyemeyeceğim onlar için. Ya da firsat düşktinü. Sadece resmi sıfatları sayesinde gelişmiş bir yarı sektör... Verdiğim para, normalde yöre hall«nın kanını dondurduğunu tahmin ettiğim baloşlarını samimiyet ve sevecenlikle doldurmuştu. Benden tek ricaları, iki üç gün sonra birer fotoğraf getirmemiz ve bu süre içinde de ortalarda pek dolaşmamamrzdı. Pasaportlar büyük bir zanaatkAr tarafindarı hazrrlanacak, doğum tarihlerimiz, arıne, baba isimlerimiz tamamen o k§inin hayal güciine bırakılacaktr. Ancak sadece, yeni alacağr arabarıın aksesuvarlarrnı seçen ve ne istediğini çok ır bilen, hırslı bir §adamı
kez "İyi şanslar !" dileclikten sonra...

118

119 her türden uyuştunrcuyu bulabileceğini açık açık anlatmasr. Bunların hepsini daha önce de görmüştüm.

Hotel Tlinidad şehrin merkezindeydi. Gürültülü sokaklardan birinde. En büyük odayı tuttum. kinyas'ı bir kominin yardımıyla odaya taşıdım. Afrika'dan çok uzaktaydım. Ama otelin Abidjarı'daki Grand Hötel'e benzerliği rahatsız ediciydi. Zatenbu yüzden yolculukları bir umut olarak görmekten uzun süre önce vazgeçmiştim... yolculuk yapmarıın koşu barıdmda ad.ım atmaktan farksız olduğunu arıladığım için... Resepsiyondaki adamın kaypaklığı, kominin ayn| zam:ırıda pezevenklik yaptığını ima etmesi, odaya içki getire., guoo.rn
bana

devasa bir tura benziyor. sorulabilir harıgisi jrr, kolay diye. İki dakika selamlaşmak mr, yoksa üç kilom etre faz|ayiirtimek mi ? söylemeliyim ki ben zaman sılontısı çekrrıedim hiç. Hele sabır konusunda asla ! Üstüm kirlenmesin diye, birinin burnunu kesmektense uzaktarı bir devlet başkaruna ateş etmeyi tercih
ederim...

me dair ipuçIaır bıralorsam, kendileri, aileleri, hatta rt§vetlerden nasiplendiklerini taiuniır ettiğinr komşuları bile hayatlarur- sb.ı kaları l«smında cehennemi acılar yaşarlar ve tırnaksz parmaklanna hücrelerinin loş şığında bakarken bugtinü hatırlarlardr. "Her şey için teşekkiir ederim sizlere !'' diyerek kadehimi kaldrdrm. ıvı bir arılaşma yapmlş tüccarlar gibi yudumladık viskilerimizi. ışte böyle atıldı Meksika devlet başkarırıı öldürme fil«inin temeli. ıki polise şahsen işkence ederken üstiim kirlenmesin diye. Bu işi memurluğunu yaptıkları devlet üstlensin diye ! Tabii hareketim, sokakta konuşmak istenilmeyen biriyle karşılaşmamak için ahları

mandan, karşımda geniş geniş oturan adaırrlann sayesinde girdiği-

cak boyutta bir suikast gerçekleştirirsenı ve arkamda ülkeye li-

cezalarıdrnlmaiarrnın gerektiğini düşiindüm. Bğer skandal yarata-

rindeki bürolaatik hırsızlıklardarı dolayı caıı çekişen zavallı yöre kciylüleri geldi. ve gtir bıyıklanyla dudaklannı örten bu adamların

gibi dawartarak sahte isimlerimizi belffiim. İsteğim kabut edildi. Meksika'da çok sayıda Fransrz vardı. İki tane daha olrnası pek dikkat çel«neyecekti... ve üstelik, alkoltin midelerine çok yalaştığı şirin polisler ülkeden çılmrak istediğim iz zamaıı, tekrar kendileriyle görüşnremizinyararlı olacağını da söylediler. o an, aklrma ülkele-

Dünya üzerinde bir yerden uzaklaşmanln imkAnı yok. Uzaklaşılan tek şey stillerdir. Hayatta arıcak stiller değiştirilebilir. Başka bir şey değil. Coğra$ıa, çocuklara ergenliklerini unutturacak bir derstir. Başka bir boka yaraf,ıaz. Aslolan hayat stilidir. Ve görtinmez köprüler vardır dünyada bir ülkeden diğerine giden. Aynı stil hayatı dtinyarıuı her yerinde bulabilmek bir tesadiif değildir. Nasıl bir junkie her yerde dozunu bulabilirse, benim gibi biri de bastığı lrer toprakta kadın, silah ve uyuştrrnrcu teklifleriyle kaşılaşır... Eskiden hayata farklı bakanlar bulurlardı beni. Gerçek entelektüeller, arıarşistldr, nihilistler... Mılaratıs gibi çekerdinr toplumun dışında yaşamayl seçmiş Robinson Crusoe'lan. Ama şimdi seyrek de olsa benimle karşılaştıklannda başlannı önlerine eği-

yorlar, bakışlarımızın kesişmesini engellemek için. Çünkü anlayabildikleri kadar arılıyorlar benim artık uzun, alkollü, yüksek sohbetlerden eyleme, gerçeğe geçtiğimi. Ve korkuyorlar. Çünkü onlann oynadıkları oJrun, günün üç saatini, içlerinde bağınp çağıran anaşiste ayınp geri kalan zamanrnda normal bir insan gibi yaşamaktan ibaret. Çok azı söylediklerini yapar. Çok azı gece anlattığını gündüz yaşan Bunlar daha çok düşünsel kurt adamlardır. Banş ve anarşi işaretlerini sokaktaki aynı kadın heykelinin iki göğsüne çizenler bu salaklardrr işte. Coşarlar insan hayatrnın değersizliğini anlatırken. Ama daha sonra işkence gören bir teröristin haberi karşısında, en çelik hiirnarıist kesilip insan haklanndan dem vururlar. Çelik hümanistler çelik kapı taktırrrlar evlerine, adlarına methiyeler dizdikleri kaosun, dewimin geldiği gün kedilerine bir zarar gelmesin diye. Sağdan nefret ederken soldan da etmeyi unutanlardır bunlar. Kişisel muhalefetlerine bir kalabalığın fikrini eklemekten zevk duyarlar. "Sola daha yakınım !" derler utanmadan. Gölgesiz yaşayamaz|ar, yalnız kalmalıtan ödleri koptuğu için. Yakın olmazlarsa herhangi bir tarafa, yok olacaklaırnı düşünürler. Açık deniz adamlannrn yanrnda karadan uzaklaşamayan dubalar gibi dururlar. Dünya üzerinde faşistin ne kadar iğrenç bir tarihçesi varsa, ko-

120

münistin de o kadar saf, kötü bir geçmişi vardır. Ne de olsa ikisini de insan icat etmiştir ! Hele günümüz kapitalizminin patronu Yahudiler ile zamarın Yahudisi Marx'ı düşündüğümüz zaman,Yahudilerin de Hıristiyanlar ka,dar ikiyüzlü darı gibi her yerde biteır yaratıklar oldukları anlaşıtabilir. Eğer geçmeseydi Kuranıkerim'in üstünden onlarca kuşak, ben inanırdım yazılarıların hepsine. Ama inanmıyorum o onlarca kuşağn di.irüstlüğüne. O onlarca kuşağın dinine sadakatine inanmıyorum ! Çünkü insanı tanıyonım. Çünki.i kendimi tanryoırrm. Carıı öyle çektiği için duaları değiştirecek her dinden kuşaklar tanıyorum. İnsan dokunduğu her şeyi kirletmiştir bugüne kadar. Dinin kendini bundan koruması o kadar uzak bir ihtimal ki ! Kimse gelip anlatmasın bana insarıın iyiliğini, din kitaplaıını. Ben sadece mucizeleri kabul ederim. Onlara inanmak, insan zekAsının kötü tarafindan çıktı$ belli olan y azıLara inanmaktan da}ıa kolay. Kızıldeniz'in yarılüğına, gerelitiğinde kadrnm dövülebileceğinden daha çok inanryonrm. Çtinkil mucize bana daha temiz geliyor. Ne birinin çıkanna, ne de bir başkasınrn zarzınna binlerce yıl önce bir denizin yanlmış olmasr. Ya da bir mağara girişinin örümcek ağıyla kapatılması. Ama o, Adam Smith'in ekonomi için söylediği ancak bu konuya da uyan "gizl.i eli" öyle bir hissediyonrm ki dört kadınla yatılan aynı yatakta. Öyle hissediyorum ki o kirli insan elini, Yahudi'nin, Protestan'rn para kazanma hırsında. İnanılarıuı bu dünya dışundarı gelmesi gerekir beni benden alabilmesi için. İsmi fark etmez. Tarın, Allah, Jah... Her neyse, benden olmamalı! Bendeki çıkarcılığı, kıskarıçlığı, hırsı onda da gördüm mü, soğurum yazdırdıklanndaıı. Ama ben bilirim ki yine insandrr onlan ortaya serpiştiren. O kutsal kitaplara kaıılarını kanştıran. İnarıırsam bir gün boyun eğerim iyiliğe. Ama matbaadan çı}unış bir kitaba inanmamı beklemek, zekAmla alay etmek dışında benden insarıın kötülüğünü de unutmamı beklemek olur. Tarııdığım o iğrenç türü de unutursam bir giin, inanırım elbet yazılanlann hepsine... veİl<i katlı beyaz bir eün O§anus. Sörf yapan birkaç çocuk, bekolarak iyileşmeyi randası. Bir haftaİ" d,ş*, çrl«nadım lll yine de dinlendim, Uykusuzluğum ledim. Faz|auyumaüm ama geridöndüdiğeralışkanlıklarrmgibi.oteldenayrildıktanSonra Kayranınnuıouğuevetaşınmakk"endimizeyaptığımızbiriyilikti. İsteüğimgibiazmobi§alı,yüksektavanlıbirsahilevivekapırrrn diye ? demiş parl her şe{ önünde 850 bir BMW, Kim _l:ğildir günler önce Başım ağrımayı kendimi iyi hissetmeye başladrm. yapmadarı "':.d"t:İ :^İ: bıraktı. Bir hafta boyunca hiçbir şey üşTduydı bu süre rçmlarında oturdum, yattım, Kayragenelde ve git_ Adam fotoğrafımı çekti İtı gün önce,uı, ,au*ıa geıjı. de. sürü ewak iki Fransız pasaportu ve bir tiler. Döndüğünde elinde

varü.Yaşadığımızrkartıtlayan,sahtedeolsaresmibelgeler...Eve kadınlargetiriyorduKayra.Bazrlanbirkaçgünkalıyordu.Bazen yattığım yerden, Yine dövüyordu ağlama sesleri duyuyordum Kayra kadınlannı", dilim p\zza ve soserin evde, Sağ elimde bir
Şimdiyse yalnrzrm geÇerken bir yarıağımdan diğerine lumda bir kalem. Rüzgir
YaZL-

Dürüst olalım... Dinler ve Tannlar

!

Hepsi ben ölünceye kadar.

yorumönümdekıı<ağıda...xayrat.rnd,evletlaskanınıöldürme fikrinidahakonuşmadık.Amaeminim,n*,İldeğiştirmemiştir. zaten uzun yaşayacağınr SanmrŞtrr Fikir değiştirmeyecek kadar daha güç birkaç tur atsam biraz hep. Aslır,O, *,Uayla civarda toplarım.Kayra,yasiparişiniverüğimBrowningdegelipkasama giaişıe bize en faz|a üç ay daha girdi. Sahip oiJ"g"*" Z paranu or, ı.iğıııı. obur bir aileninkinden yeter. Çünkü harcamalarımrz Kabul etboyadrm, Çok krsa ve krzrl, faz|a.Dün saçlanmı krzıla

122

I23 Spor, Rekabet. Fair play. Kimin için? Yunanlıların uydurduğu olimpiyatlaç savaşacak gücü kalmamış olanları ayakta tutmaya yarayan bir tür uyarıcı. Evine altın madalyayla dönenin ülkesi patlamış bombaların altında. Ne fark eder ! Sporcuyuz. Yasal mücadele ! Yasal dövüş ! Yasal valrşet
!

şey ölmüş olacak içimiz. o gün gelene kadar bildiklerimizi dökeceğiz otellerden çaldığımız mektup k6ğıtlanna... Dalgaların üstünde paten yapan bir çocuk var. on ktisur yaşlarrnda, kaymaktan öteye uçuyor suJrun üstünde... spor yapardım ben de. Herkes gibi loyısındaıı köşesinden bulaştrm vücut eğitimine. Kayak, aikido, tenis. Sonra çözemedim rekabeti. Puanlamalarr arılayamadım. servis atarken çıkanları seslerden iğrendim. Çocuklara tecaviz edenler de böyle sesler çıkanyorlarü. Anlamamaya başladrm en krsa sürede bitiş noktasrna vaıma}.. Acele etmeyi öğrenemediğim için herhalde. sadece arabaları hızlı kullandım. o da makinenin gereği olduğu için. Hep hayal ettim, 2I0'|a giderken arıi bir şokla araba kullanmayı unuttuğumu. Mümkiin müdür, diye düşündüm. Fransa turuna ç,ı<rrıış bir bisikletçinin dengesini son kilometrede kaybetmesi ve bisiklet sürmeyi unutması. Benim sonrnum buydu t Eğer gözlerimi kapatabilseydim kadınları öperken, sormazdrm sorulanmı. Eğer terlemekten zevk alsaydım, hissetmeseydim kaslanmı Roland Garros'da final o5mardım. Tenis topunun tüylerini yanağıma sürtmekten
zevk almasaydrm, Wimbledon'da oynardrm...

nreliyim ki sıkıntıdan yaptım bunu... Dinleniyorum... Ama para için yeni bir iş çeürmek gerekecek. Belki cie öItirüz ve gerek kalmaz. ya da zilrinsel ölünrünr beklediğiınden önce beni bulur ve bir tımarhaneye kapatrlrrrnı, bedeniınle ne yapacaklannr bilemeyen insanlar tarafindan... Aslında kayra'nın suikast işi gayet ilginç bir fikir. Neden böyle bir işe girmek istediğini bilmiyorum, Btiyük ihtimalle de hiçbir zanlanöğrenemeYeceğim. Ve bunun bir önemi de yok. Tek bildiğim onun da be_ ninr gibi arada bir rairatlamak için sağdan soldan bulduğu kdğıtlara bir şeyler karaladığı. ve bu yazmaişi zihinsel ölüır-ı yolculuğumuzun önündeki büyuk bir engel, çünkti uyanık tutuyor beynimizi. Hatırlamak zorunda kalıyoruz kendim izi. VehAl6İatır r;İ* biliyorsak, halA dewik ya da dik cümleler kurabiliyorsak, daha zalnanrn gelmediğine işarettir. Daha var demektir, hiçbir şeçok yi düşünmeden ölümü beklemeye. Belki de boşaltmak için zihnim|zi yazıyoruz. ve yazılacak bir kalmadığında

Yasal sömürü

!

Spor

!

Tek spor sekstir. Herkes kazanır. Hepsi bu... BMW... Üç harfin açılınrı ne olursa olsun tercih ederim Carlos Sarıtana'nın verdiği yanıtı. "Black Magic Woman" şarkısrnı hatın larım BMW'ye biniçce. A]nrarılara Hitler'den kalan dayanıklılık ve hız mirasını taşır bu araba. Mercedes daha çok Hindenburg'u hatırlatan bir l«aliyet yanlısı havasrndadır. Bunaklar içindir. Evlerinin yolunu unutsalar bile araba götürür refleksleri yok olmuş adamları. Hindenburg yaşasaydı Mercedes'e binerdi. Hitler ise geceleri gizlice çıkaç şu an evin önünde durarı arabayla Berlin

Arap şeyhleri için. Fazla gösterişli. Çöl çadınna yakışacak kadar
krrmrzr...

sokaklarında köpekleri korkuturdu. Mussolini'nin Ferrarisi de

Ailem bana bir araba almıştı. Sağını solunu çarptım. Hak etmediğim bir lüksü barıa sundular. Hiçbir şeyi hak etmediğimi düşünmek uçurum gibi bir aşağılık kompleksi mi? Bilmiyorum... Büyük baş bir burjuva olarak yaşamak bana göre mi? Emek. Sermaye. Bölmüşler kendilerince dünyayı ikiye. Biri diğeri olmadan yaşayamayan iki ayn sürü. Eğer kabul edersen hayatı geldiği gibi, bulursun kendini cephelerden birinin içinde. Kafanı kaldırsarı göreceksin oysa hepsinin kuru gürültü olduğunu. Diinyanın çewesinde tur atıp yaz mevsimini kovalayan profesyonel sörfçüler kash vücutları ve güneşten rengi açılmış saçlanyla şu aralar Hawaii'de sörflerinin wax'lanm§ fiberlerinin üstünde akrobatik hareketler yaparken, ben üzerlerinde kaydıklan surun hareketini seyredip pizza yiyorum. Gerçek akrobasi, benim seyrettiğim. Suyun hareketi ! Bir orkestra şefi gibi ellerimi, kollanmı hareket ettirsem ve dalgalann barıa 1t2a;t ettiklerini düşünsem belki bıraz zaman geçer... Ama ilk defa görmüyonrm o§anusu

124

125

ray.a'ıo d, öldürüp birileri beni bulana kadar bu evde kalmak... Ben mi dtinya için önenrliyim, yoksa dünya benim için mi ? yoksa biz de u*"ı. ve sermaye gibi miyiz?-. kıyamet günü için kasko yaptırmak istesem BMwye ne kadar prinr isterler acaba?., Bmin olmamak hiçbir şeyden, tereddüt etmek aynadaki görüntüden, doğal nır uyuştl.rnrcu gibi. Muz kabuğu Ya da kurbağa sırtı yalamaya benziyor. o kadar tereddüt ediyor ve şüphe ediyorsun ki faz|a düşünmelden uyuşuyorsun. Bütün ihtimalleri hayal ediyorsun. Bütün sonuçlarıyla. Birileri buna halüsinasyon diyor. oysa hayatın kendisi,,halüsinojen.,, ok_ sijenin kendisi uyuşturucu. Öyle bağımlısı olmuşuz ki birkaç da-' kikalık eksiktiği öldürüyor...
nefes boğazımı yakıyor... Ben zor yaşıyonım. Doğumumdarı beri ölüm döşeğindeymişimçok gibi yaşıyonrm... onun için bir restorarıda otunrnca masayı kendime doğru çekiYorum, saııdalYemi oynatmadarı. çünki.i hasta olan benim. Her şey bana göre düzenlenmeli. Ben gitmem. onlar gelsin ! zaten kimse kimseyi çağırmıyor. Kimse kimseyi korımuyor... Beynimdeki düşünce tarlasın dazıplayarak gezdiğim için pek bir arılamı yok yazdıklanmın... Maupassant'nın meşhur baş ağntan, Proust'un hassas bünyesi, Kinyas'ın zalim sıtması... Yalnızlık moda olsun, renklerini ben seçeyim ! sadece kendi sesim yankılanıyor duvarlarda, yıllardır hiçbir yapmlyonrm. Hiçbir şey şey başaraınlyorum, Başarıyt, iki elimi havaya kaldınp yerimde zıplamayı çok uzun zaman önce bıraktım. Tek başanm ölmek olacak. Çok güzel öleceğim. Mükemmel öleceğim. Bütün doğa karıunlanna Her aldığrm

ben. kimseyi dinlemediğini iyi bilirim, şampalrya benzeri köpüklü ateş suyunun. Şu an tek isteğim

zite ücretlerini koyduğu masasının çekrnecesinden paraları alıp kaçsaydım, sekreter güzelse dudaklarından öpüp... Yıllar önce Afrika'da yaşarken, iki Liberyalıyla tanışnrıştım. İkisi de firar etmiş askerdi. Biri subay, diğeri er. Sahip oldukları tek şey silahları ve kirli kıyafetleriydi. Benden yardım istediler. Ama önce anlattılar her şeyi... ABD Liberya'daki resmi orduya yılda dört yiz milyon dolar yardım yapıyordu. Bu parayla Liberyalılar, ABD'den silah satın
alıp komünist gerilla}ara karşı savaşıyorlardı. ABD'nin kazancı silah sanayiinin dönmesi oluyordu. Silah fabrika]arındaki işçilerin

yelere inanıp uygulamaya çalışsaydım ne kolay olurdu. Bana bir hastalık ismi verip reçete yazsaydı. "Manic depression !" deseydi. Ben, "Hendrix'in bir şarkısr o !" deseydim. Sonra da sel«eterin vi-

saptanan hedefe hizmet etmekten uzaklaşmıştı. Tabii olay duytılduğu arıdarı itibaren bütün Batı Afrika bu adamlarr aramaya başlamıştı. Ve tabii ki CIA de koşuyordu parasrnrn peşinden. Abidjan'rn merkezindeki parkta bir ağacın dibine gömmüşlerdi çuvallarrnı. Sonra da benim yaşadığım kasabaya gelmişlerdi, içlerihde

boş oturmalannı engellemekti amaç. İşsizliği önlemek için, iç ekonomideki istikran devam ettirmek için kendilerinden binlerce kilometre uzaklıktaki insarıların birbirlerini öldürmeleri son derece normal geliyordu Amerikan devletine. Ve benden yardım isteyen iki asker de, her birinde bir milyon dolar olan iki çuval parayı çalıp srnrr geçmişti. ABD'nin parasmn ki.içük bir bölümü

sessizliğe...

uygun "conventionnel" bir öIümüm olacak. Bunu Jtıştir,u."k yaşıyorum. suyun üstünde sektirdiğim bir taş gibi en fazla yedi kez titreyeceğim, sonra da bitecek. Düşüncelerine susturucu takılmış bir insarı olsaydım eğer korkardım ölümden. Ama o kadar uzağım ki

özelliği, dolarlan derhal harcamaya başlayıp kaybolmalarına engel oluyordu. Oysa onların tek kurtuluşu, parayla Amerika'daki, tam olarak Washington'daki al«abalarınm yanma gitmekti. Anlaşıldığı gibi ABD, askerler amaçlarını gerçekleştirseler dahi parayı o topraklarda harcayacaklanndan, bu işten de kArh çıkıyordu. Zatenbazı zamanlar böyle olur. Bir ülke öyle büyür ki dünyanın
neresinde olursa olsun, yapılan her ticaretten, her işten komisyonunu aiır... Neyse, paranm can sıkrcı özelliği şuydu: barılorotlar siyah bir tortuyla kaphydı. Ve tortuyu sadece belli bir miktar para karyılı-

her an öldürülebilecekleri korkusuyla. Çaldıkları paranın bir

Belki de yardım istemeliydim bir terapistten. Ruhumu iyileştirecek birinden. Bir bilim adamından. Ne kadar komik olurdu bürosundarı kendimi iyi hissederek çıksaydım. Bana verdiği tavsi-

126 ğında, Liberya ordusuna ait subaylık belgeleriyle ABD Büyükelçi-

127

liği'nden alınan bir sıvıyla çözmek, paraları temizlemek mümkiindü. para ancak sıuya batırıldıktan sonra kullanılabilir hale geliyordu. Bütün bu önlemler, Aırrerikalı kimyagerler tarafindan icat edilmiş ve parayı Liberya ordusu dışında başka kimse kullanmasın diye uydurulmuş bir işlemdi. İki askerden daha zekice olanı, yanlış hatırlamıyorsan ismi Bobby'ydi, benim hiçbir örgütle ya da devletle ilişkim olmadığını ve kendilerine zarar vernreyeceğimi anlanrışh. Dolayısıyla olanca açıklığıyla anlatn-ııştı başlarından geçenleri. Tabii çaresizliğin ve alkolün etkisi de büyü}<tü sırlarrnın ortaya çıknnasında. Benden istedikleri bir miktar paraydı. Ne kadar olursa. o parayla birkaç banl«ıot temizleyecekler ve sonra ellerindeki kullanılabilir parayla tel«ar çözücü sıvı alıp da. hafaz|a banknot yıkayacaklar, böylece iki milyon doları kendilerine serv et y ap acaklardı. Tereddüts uz, b ana yardımım karşıhğında paranrn yansrnı, bir milyon doları teklif ettiler. Gerçekten de duıumlan çok ilginçti. Toprağa gömülü iki milyon dolarlan vardı ama açlıktan nefesleri kokuyor ve palmiyelerin altında uyuyorlardı. İhtiyaçları oları tek şey birkaç bin dolardı. Çaresizliklerinin farkında olduklan için, her arı bir örgüt tarafindan öldürülmekten korktuklarındarı böylesine cömert bir teklif yapıyorlardl ve ben, o zamanlar karakıtaya daha yeni gelmiştinr. cebimde yüz elli dolar kadar para vardı. ve para bulabileceğim yerleri henüz keşfetmiş değildim, çelik kafeslerin olmadığı hayvanat bahçesinde. Ashnda bütün hikAye, cebimdeki son parayı almak için uydurulmuş, hayal gücü dolu bir kazıklama yöntemi de olabilirdi. Anra ben çok fazla sıkıhyordum. Bütün tekliflere açıktım. yiz dolar koyup bir milyon almak, dolandırılma ihtimaline karşın hayli çekici ve kolaydı. kendilerine sadece bir yüzlük verebileceğin,ıi söyledim. Buna bile razı oldular... o gece, Bobby ile arkadaşı açık havada, ben bambu ktılübenrin içinde hayaller kurduk... sabah kasabanın çıkışında buluştuk. Aramızda on metre mesafe bırakarak otobüs durağına rurüdük. nıek istemiyordum. Birbirimizi tanımıyorTıluş gibi ayrı koltuklara

oturup Abi$an'a vardık. Şehrin kötü bir mahallesinde, kadm satılan bir motelinde oda tuttuk. Ve üçümüz de odaya çıktık. Subay olan kendine birkaç düzgün kıyafet ayarlamış ve temizlenmişti, Milyarcla bir şansa oyrıuyorduk. Amerikahların adamr tanrmarıralarına ve sıvryı verrneleri mucizesine yatırmıştım paramı_ Solüsyonu aldıktan sonra parka gidip banknotlar alacak ve geri dönecekti. Er beninrle kalacaktı. Bir nevi rehin olarak. Yüz doları verdim ve subay gitti. Biz de kapalı dewe porno yayın yapan televizyonu açıp seyretmeye başladık. Hiç konuşrnadan", odaclan çrkmasından ve yüz dolar kazaırmanın zevkiyle aşağıda ortağıyla buluşmasındarı. Ama öyle olmaü. İkinci yanm saat birden kapuım açılıp hiçtarumadığım ve bizi takip etmiş olabilecek insarılann içeri girip paranrn yerini söyletmek için işkence yapabileceklerinden korktum. Bu da olmaü... Daha sonra korkuları paylaştık yarıımdaki erle. O daterledi, ben de. İtl milyon dolar gibibüyük bir paranrn döndüğü böylesi bir işe yırmi dört saatten az bir siiredir tanışan insarıların birlikte girmesi sadece ğüvensizlik ve korku doğurmuştu. Saat ilerliyordu aJna subay orta]arda yo}<tu..,

İlk yarım saat korktum. Birden yanundaki adamın koşarak

onları öldürmeye gelmiş herharıgi bir aptal tarafindan öldürül-

Akşamüstü beşe doğru kapı çalmdı. ve tıpkı bizirn gibi kork_ ffiuş, terlemiş oları subay gözüldü. Elinde bir zart ve aseton şişesine benzer bir kutuda az miktarda sıvıyla. Yüz dolara ne alabildiyse o vardı şişede. Resepsiyondaki adamdan plastik bir tabak atdık. Amerikalıların srvryr adamı tanrmadan vermiş olmaları rüya ğibiydi. Ve bizi milyonlara ğötürecek işlem başladı. Sıvıyı lavagerç ekb onun içine koyduğum uz tab ağa b oşalttık . Zarfın içinden ten de anlathkları gibi simsiyah dokuz banknot çıktı. Artık inaıııyordum çaresiz insanlara. Ancak paraya ulaştıktan sonra beni dewe dışı bıral«rıa ihtimalleri de kiiçümsenmeyecek kadar fazlaydı. Dokuz banlorotun dokuz yüz dolar olarak bize geri dönn-ıesi gerekiyordu. İlk parayr sruya batırdık. Sihirli ve kimyeü bir şekilde tortular, siyah lekeler uçuşmaya başladı. Ve birkaç saniye sonra elimizde slak bir beş dolar vardı. Birbirimize baktık, Plan işliyordu. Ama beş dolar çıkmıştı. Bobby diğerlerinin kesinlikle yüzlük olacağını söyledi. Ve diğerleri de yavaşça dolara dönüştü,

128 129

Kim bilir... Bazen düşünüyorlln-ı, Abidjan'daki parka o gidip bütün ağaçların dibini kazmayı, bulurum belki para çuvallarını diye. Ama sonravazgeçiyorum. Çünkti her şeylerini, bütün hayatlarını yirmi küsur yaşlarında, iki milyona değişmiş adamlara n,ıyı" bir acıyı veremem, diye düşünüyorum. uınarım şu an harcıyorlardır parala-

yakın sıvı alınıyordu. Heyecandarı hiçbirinıızin aklına paraların sadece köşelerini temizleyip kaçlık banknotlu. oıarı.ir;;;i mak gelmemişti. Bendeki son elli dolarsa hiçbir şeye yetmezdi... odanın parasml ödeyip dışan çıktık. Binanın önünde birbirimize baktık. Bir vahşiden çıkabilecek en şerefli sesle kırk yedi doların yansrnl teklif etti bana Bobby. ranıiı<i kabul etmedim. Ne yapacaklarlnr sorduğumda, silahlan ve toplam dört kurşunlanyla birilerini soymayı düşündükterini stıyıeaııer son çare olarak. onlan Abidjan'daki o kötü mahallede bırakıp terminale gittim. Grand-Bassam otobüsüyle kaldığım tasanaya döndüm. kulübeme girdim,yatağauzanıp güldüm bütün olanlara. sonra da bir saat civarında uyııdum... Ne Bobby'yi, fı€ de ismini bilmediğim o eri bir daha gördüm. öıotıruıaüler mi, yoksa bir işe girip para mı biriktirdiler, yoksa birilerini gasp edip milyonlarca dolarlarını kurtarabildiler mi ? Bilmiyorum. Belki de hayalini kurdukları washington şehrinde güzel bir evde oturuyorlardır şimdi. Belki de almı"şlardır iki milyon dolar]arını- Hayatlan pahasma çaldıklan o parayı. Ama belki de hAld sürünüyorlardır sokaklaroa bu iki milyon dolarlık adamlar.

ortaya çıkrnca er olan zaten gün boyu düşük tansiyonla beklenriş olduğu için daha faz|a dayanamayıp yaşadığı büyıik hayal kırıklğı karşısında yere yığıldı. Bayılmıştı. Bobby'nin ise gözlerinde yaşlar birikmişti. Çok kızgın ve çok üzgündü. Bense sadece seyrecıiyordum... kırk yedi dolarla elçiliğe gidilemez di. zatenyüz dolarla gitmiş otmak şüphe çekiciydi çünkti oraya en az bin dolarıa gıjiııp yarım litreye

nyorduk kurusun diye... ve büytik felaket gerçekleşti. Toplaın kırk yedi dolar çıktı ortaya. son bankııotun da bir ytizlük otnaciıği

Islak paraları banyonun fayans duvarına, aynanm yanma yapıştı-

zamanki ABD federal hükümetinin Afrika'da bir iç savaş çıkarnrış olma ihtimalini de gözler önüne seriyor. Kanıtlanırsa, başları elbet belaya girer. Ama ne fark eder? Kapitalizm bu değil mi? O iki hırsız asker çaldıklan parayr, yine Amerika'da harcamayacaklar mıydı ? Yine dönmeyecek miydi o paralar Amerika'ya? Yapacak tek bir şey yok. Mükemmel bir sistem kurmuşlar kuş beyinli Amerikalılar, Ne olursa olsun tek kazanan onlar. Dünyarıın en iyi tüeear}atı:ıAh}a,ktaflıulı,kad*,İızhltldşHbi,tılltşi6lİ.:utll$et'. Slhiğtı. Ahıskijil iüıaıafiıtdaltptheij*eıuir utıınyei fğtt6i.üj,ifr,tİı*ı§ttİhııeı.l,
Ar,rıefİkarı r{ıyası;,r.ıQuııutt Eüf{#d,kau,Üsti,ı,ryo*ulaİttijetftiHıiİ,ÜÖrl ,.lil ,;,i,liı ,ıi larıar,l ıPisHlğığrirt]eıiııtdştiiııterı,ntıtttllfo;lı ı,;;. liçi ırıiı2 ı ıBi,raz.ft&rısatbBr*t biLau ııteıoırıısbtoüıty5ı,,ii-,; kabtığu god.untın .gerçEıt;var ufühütipıaaıığlyıdj. J c6tiı'nffifu:r;rgŞffiği ı jçütüfü üı{italdfri kedl5yd\ ıtığltüAp§ıt{rh eİui l şeııt yııaı;..gdviıtht{ıerıei ııT,iıi:,ıı'ı'İ {1,.]ı;t,.ıfl ıtr'ıiii'iıİ ,tI'.tl,, na.*aalrınıuç.dHtıııh[ıtD.ü;İtl,uİshl|r.ıiiı Jı;ı;ı; rıı[ıtrily1;}? i.l.,fııııı,_ı] .ıııııli,;,,ıiiIiı{ iıı:;,ı,ı,iıiırıiiİ; r;'/.,ğ;,,üijJııı,ılI;',' ,1üiıİf1,.ılü,Jüj lırııı[tı'/. ııİlı,ıııı}ı,ı "iıiıir,1,1ıııılııtİ,i|;[,ıırı,liJJ,ü,l {iilfı)ü;,ıi,},i1,)(J
.,.ç,ii,l,ırııl,ı,,ı,i tı[ılı j,ıııır,{i>{
..}\I :{tr,)"üç_r"{.i ,,

rını. Amerika'ya kazık atabilmiş nadir adamlar... Aslında bütün hikiye sendikalarla başı derde girmesin diye, o

Buııutttırıashüd#

ıi]i

i{t ı'.}

.ııiii

ığıİıı,;ltlııı ııı;l>{ı;)lııA ıIı'ıü;Vrıİ;,İ 'ıİı,İ ıjİıii'iı; ı{ılti,./_ıı Jııı,;;: i;İi ı;[sı;i ıı}I .ıjı7jıırııiııİi,;ııi,ı,ılııiı;; sıın;ı;['4ıı i}|"c'ı t,ı',,ı. .İt.,;l ii{ı;İı;,,lıtiı;,i,.rı ıli;{iİı ı,;.ıiIfıı;q;,Iıı iiıı,ı+Isiı14,ıı;liı;>İ ı;rlı;,Jı.;e ı;İı rı"lIır;t ,],:},ı.}l.rııı.l .ıjı.1ıi;lrı;l ı;ı{ı;f ı iz,ürııııııle,ıçj rıırıı(J .ıılı,ııı,ıiı'ıııltı ı;f-ıııııİııi ı,,ı{ııii,q ı:;ı;ti .iııiii ıı,ııi ıı!ı,r<,ı,ı.ı_r,ııılıiıılı ı;l,.ar;şsitl ,ı,ı't,ılırriiif-ı ıi'.ı ltı;,lIı_.
.ii>I,1ıtir;İ,ı,ıiı ı,;[,ırılıiiİıı;>İ

,ı;ııııı;!ı it!ı; ı. ıiıı'i-

.;}1,.7ıaf;i'iıiıl

;ıırııjiı,ııi!ı ııiı:iıııiçiiıı}i

l;'(r'fi}[ie;>{')[{

ıa,ıri;l ı,;ı{t;tlı;;ı ._ı[ıIi[[.ıııııl) _ıiı,ıı,;,ı ı"ıı;l,rııi ı;ıJı,;'ır; rır:iı>{ı,ı i[ı;'ııllı; ;|'ı'l _,ıl.ıi]ıua ıı3ı;i}ııi sıl4 J;,/.JjıfIıı,/,JJ ,(,)jııgrii ,ı,,.'ı? 'r' ıİ ırİ'ııl:,ıÇ .iIllİ-ı'ııı'.1l-,! -iıi}l _".;iıi},1rlı,rı],|ı, ıiı r.;İİ,ıg ,),,|,.) j.iıtI ıı ıır;i>İıİılı;[tılı }ı';iie ,ıl.;;l'ıİİ:İ ",)İ,ı
_ı^;

,ııli ..ı:iiı;ıiriririt| ııgl,ı.ıüııi,ı,rıııiiıııi ii,il'.ıılııtı,,,i,-ı9i iıı;lıı;ıiı7ııııt.i;l ,.'ıiı[ ,ıııılşıııı i>[r;[ı'ır;lııli'ıf{ ı ı - I,,ıe .ııiııır ıııııı,ıı{ ,ıj!ilsiaz,ıa i,i,:ı"ıtıti ı;ıııl,rit

,i[.ıııiıı/ ı.lir:,ı,ti iııtiiırııiil .ırıı.ıJ;ı,ı ı,!lai iltııılıı;[iii iııtiliıı,ı;l ııı;'l>ll{:ı/', ıiıırİtı"ı.ıiı ıiti ı:,ilı!. ıııııl_i"tiı,ıilı.ı;lıı-iiıırı iırıığ'ı ı,ı[iıiı;tı;;Vı;iı'ıı:Iıı;ıI'ı-/,.

iı:r,I,,ııııIiıl >[.ıiiıiI,i ,ıiı ıı,ı[1 ıı[ı,üıı,.ı,i,ıı iııjzi>i,,ıi ılivıılsiııııi ıııır{i;Iia *r;'t ,ıiüiılı,ııı;i];ıı ;[ı;i,ilı rı;tt iır;»Lııiııiıp,,ııı'f .ııırr!)ırı'.rı)lf:) 'ıırıi'ı,ı[çi.ı'l,ıi'ııi'ı.

13I
'l. t..l;,t

yordlı. Bir şekilde eve dönüyordum. Bir gün tanr aralıksız on altı saat yıirüdüırr. Ayaklarımın altı yara olmuştu. Su toplayan yerler parçalanmıştı. Anra bayılmamıştım. Ne açlıktan, ne de yorgunltı}<tan.

:j':,

',,l" ":'.,! .:j;ii"i: j"','-' ::: : '...-i. "',-:"ı,iiı], "'.i
_,,

". '

., ' l,- i ı'.ıl, ,',.,,'i,'
.,i

-,).:., '.,ı......

i ,, n,

::

.,
.,J

,

f

haline, Eıeiir.ıniştirn. i ÜÇ Sİn CÇ, öğü a. Ta,b [,tl e.t rqiimim bunaltıy",qrd.u. İ ;vji eudu!İı,ys Tt Eü' a7 b€§İnl9, e+,ç,gk e.Rerj l kaybını suğıu*rya, ç,}şıyord-um

dece üç günde bir yemek

\elbimın,atışlaq,hlzlanıyqr,du.,,yprgu{ııuğumua_y;;;;ff;;;,
}ıe_rr,§yi a[şka4,11k

U|rUdüşQnryemek için iyi bir yoldu, Bç4qr]im yonılqyç;:vo 9rP:

.UZ'.a yq{ı!ıyuşlet; y?p

i,ı,i,,'.,,r;

lyordun şahildş Kilom etre,Lerce, yıiı]lbıorı-

',i ,ıl,,.,'l.,::.:;'' ':,,,,,,

.;:",.,, ,,i

1,-:;1

ı

Gerçekten de, hayatıır-ı boyunca hiç bayılmadım ben. Uyudum, evet. Sıtma }«izlerimde yataktan çıkmadınr günlerce ama lriç bayılmadım yolda yurürken. Ne de mide kanaması geçirdim. Ashnda, bu kadar patlayan volkarıa, kafaında kopan firtınalara en azından bir asabi ülser yakışırdı. Ama olmadı. Sonra anladım ki nasırlaşnrış meğerse ruhum. En azılı paranoyağa taş çıkartacak kadar kaygılı olsam da, alışnıış brına iç organlarım. Ruhsal sorunlann organik ha[e dönüşıne eşiklerini çok büyütmüşüm farÜniversite yıllarım gerçekten çok zor geçti. Tıp eğitimini al-, mak asla bir tutku olmadı. Hiçbir şey tutku olmadı. O ,kadar,.İor geliyordu ki okula gitmek. Binaya girip harıgi arnfidelıarısİ dersin: verildiğini öğrenmek. O kadar yorucuydui kiianlrtrlanlart,dinleı: mek. . Uzun zalnzıJı hiçbir şey ry.üinaddrıi ıöyte ya, da{böyle üniüşf;ı
. ; ı ı

kında olmadan...

wladuş,linpemekiçin,Çtinküçğ"rOtlşunmuru,n,uu:'İ#;;
en
h em

ı

Meksika'ya gelişimizin dördüncü haftasıyü. Tek yaptığımız, arada bir kinyas'ın sokaktarı topladığı kadınlarla sevişmekti. kinyas eski uykusuz günlerine dönmüştü. En faz|aiki saat uyuyor sonra da sabaha kadar gözlerini o§anusa dikip verarıdaciaki kottuğunda oturuyordu. onun beslenmesi daha farklıyü. Litrelerce alkol ve dilimlerce pizzayla dotduruyordu kendini. Bazıgünler hiç konuşmadarı geçiyordu. Tek kelime etmeden birbirimize. Bu, romanlardaki meşhur firtına öncesi sessizliğe benziyordu.. seyrek olarak çıkılan araba turları vardı. Genellikle sabalıa karşı çıkıyorduk. Şehrin her şeye rağmen uyumaya yüz tuttuğu saatlerde. Birkaç saat dolandıktarı sonra eve gelip oturuyorduk... Kinyas silahını temizleyip içkisini içiyordu. Ben de bitmek bilmeyen yurüytişlerime çıloyordum. yorgunluktan bayılmak istiyordum. Açlıktan kendimi tüketmek istiyordum. kendinıi kesip yemek.
Ne kadar dayanabileceğimi merak ediyordum. Ama

kş ı valamacaya dönüşeceğini biliyordum. İçımoeı<ı şeytanları zapt etmenin yolunu bedenime benzer acrlar çektirmekte bulmuştum. Çok az yiyecek ve kilometrelerce yurüyuş...
e

de n, h em

en

h uz

urlu s ayılçb_il

ce t, nay_atunın te

lçar,bir

bir

şey olmu-

site hayatımrn devarını .Ğtmeğine iİzin,ııegdlnt. ı Nb on}ar beni oltui+, darı atıyorlardr,, no drej benjon}a4 ffirk ediyordumı S$55h, ğpığgnı çlı ı kıp geziyıerdum öoJrcak{aırcia, I{a;mtrrnın leıı, ç o k, sinernaya ğiffiğim : dönernidiıi,.,§onrai-dğ,ruüyordıııırıieve"ı,,ltabiiı,birıhdtayüı,.dahd,,ilkı giinntiınde i okıılu bırakıuıai ,karyat'ını,lvorineinek, i §UrUrıerek,,ğiltiıa, ı geidiriı,.Ng firıarkadaşimı ıvardr,, ıtlğ ıfl5 isağtığıni;bdrduğtııın birisi; Aileier'nnde iibktor ı}ço}eksiyonları' o.lan,birşürü tühaŞ adam .ve ka-, duı.ıKüçiir.n§edirı.tıhnpsin,!.,ıOkıilııı,, oğrençilerin!iftiftıplüıinı;;,fta+i lemlerini.. . En büyük haiarrıüı i,1,1t, ğüinden bıralonaıha,k i Çektiğirn ı her , acı}ıp ,dayana.bitedeğimtİ diişür,tüy,orduın; Dayarı6i*; :"ğç;, ıyıl ! Sonia,bir: giini birişi,hafaretli ,bir şoylıerı anlatrrlşeıı, drüfiddrı çıki]p l gittirriı Neı okui; ne üplomaı ]brıutrdaki,iıç, yıihkiaery.la ! Arkaınıa,ı g2ı döniipıbaltnrskiboyıııını-uıagntacağrnğryr;;ğözlerirni56n;ğix;ift faşist rninıaıtliıokrılurnun,|birtasınd, ,Faşist:,diŞo.I çevinnedimibi}e runı.çiinkü, çok, ae,Dbnceredi .var.dı ve kırklctffin ibaşındb! inşa jeüi}j i rnİ$tİ;;,Pencerçsİz,bİr,oktrl;;RayAharlestrtı,evi,$İbi.ı.ıiliıjiiı,ı:ııi ;iı tı.i ı Ve,ıı-öy}eee ıiruşarrlarıç ffiaffiığı,bir,,kururndffi i son,kea,öyhlrnış,ı
ı
;

,

o}durrt.;Birda}.ıa,ilairne{eıni hiçbir,kutunıa,datril,ci}mgdırrü.-Eirıgıtiri

ı

132

133

lığıylaıçnzeilQndıınlniılmıişOyretmg}eüindeınııiyidiqıdife.dii§iınüyoJ:

ıi8qnlm,yapmak zorunda olduğum bir tercih vardr. onlan çok üurüMıç ito daıha çbk üzmek arasında... Eğer kalsaydım yanlarında ayfııış€ylerııorhpardırni ilbpişte,,beni ,çrı. g,ı.tışte ziyarete gelince saçlanrır ihe,rrıbeyaq gtı,rüdtfurıı QğEp,,kaısavarm yanlannda ya trrrıarhaneye udı da, iıapishaıısyeiğireriilimı,a-u, ş, durumda beni bilrniyjorlııııÖ}ıımüf?iDri4üıi ?.NE çaaptğırnı{kıiftrnıyoftarJ Hiçbir fikirtP'ııiı u&' ıVe, bnniıtıı rıedeniı diiıı5dl taiafııfudaıL, krrutnlari.ıafa.qı;
sdhthibitıreıraıiryE

Hatırlıyorlar mrdır

bile çalışmadım takım elbiseyle. Tek bir iş srnavrna girmedim. Askere gitmedim. Benden önce tenreli atılmış hiçbir düzene dahil olmadım. Herhalde bir zamanlar kimliğini iaşıdığım ülkenin vatandaŞlığından da çıkarmışlardır_beni, bir bakanlar kurulu kara_ nyla. ya da tecil ediliyordur askerliğim belki bir gün dönerim diye. ve ülkemden sonra ailem de bırakmıştr herhalde beni. kendilerinden çok sevdikleri oğullarının ölmüş olduğunu di.işünnrek daha rahatlatıcı geliyordur sevgili aileme. silmişlerdir defterle_ rinden. Düşünmemeye çalışıyorlardır beni. Hatırlamıyorum kaı. Yıldır uzalüaolduğumu onlardan? Beni nu amvrar;;;;;: ven iki insanı da görmüyorum yıllardır. konuşmuyonım, mektup yazmtyorum. Fotoğraflarıma bakıyorlar mıdır ? peki ya sesi mi ?
?..

tıma değer vermediğim ve çok sıkılıyor olduğum içindi. Benim gözümde eski bir dost farksızdı dünyarıın en vahşi canisinden !.. Nasıl herkesi öldürebilirsem, yine herkesin de hayatını kurtarabilirdinr cartrmın pahasına... Ne okul, ne ü[ke, ne aile. Hiçbir şey kalmadı. Tabii unutmadan, en büyük sosyal kurum olan dinle de ilişkimi çoktan kesmiştim.

Sadece oruç tutmak tamamen bana göredir. Hepsi bu... Hatta ve-

i

r,llnlıı4ıshndaıevİı[lk;ierkietmeyüıdlıştlrlO"errhOj
taşar}üı]Wşğmı,
i
;

madım,gorÇbkleŞmtsi;için,l§adedöİgıtriirrüü;iİ

oldüğiıpertafnamedıı dnanümb"*-r* yük b ir şo k i Eirkry uıl 4ö ryaşlı S 6 6.* **ü*D hi;; tıı j,ma ıpla4ını i.şıçmeslıçok gord$; Enümfuymlm| rıredhnıfaataııığraşJ
ı

#;;ffi; ffi ,;;;'İ

niııEüiüayabriuleiıilnparıavarğn.gddğine**-ıorr*-*r#İ,İİİİ'l
keı4ıağı@ğJrdım;ıı;Şadeaell«tü.tiiılükfİe;acİrırEaüııı

çeldİtrbr. I{şş}<gıtt@şuq]lse»ldlrıiüerk{-.s;ölsogOl..Ocılmeşel6rdiıber*:

. iAnnosir4ı babaoıg' vafıahşıg, birıçobıiğnı$ .doğu§tan,şdhipıoldıııbı i lErmp ubşabitrnek içlrtıhirı iişaaını Çekebitedeği *ıd biigükthcdarıiı

;|ıjıli,J

ı

ı;";I "..jııj.ı,,jıır.ii

hi$t_anunadığırg;irısani4ııı;o.-ıkerıdimink#;tG;,-;;,n";;;;

etrdfınib:Erİenı
ı

larını kurtardım.itltgıit,bıft iqırsal {görüireft ,i§b bilö şıapmamı.bağm y.antrelvbrr,şğyıarandıjNeıhaEiatıtıt!,c*ffardığımiinsmıırı.c*ı-ınA.yĞrdiğ,fui dPğerJ ıng rde ibir;kaiıramahı

olııid istesı ısadeağ tkeııfli. hğak,

rilmiş her şeyi reddetmek adına cinsiyetimden de vazgeçebilirdim. Ne erkek, ne kadın. Kabul etmeliyim ki bunu başaramadım. Belki 6şık olmadım hiçbir zaman ve kimseyi serrmedim, ama sonsuzkez seüştim kadınlarla... Bütün bunlan daha hafif olmak için yaptım. Her an yolculuğa çıl«nak isteyebilecek birinin bütün eşyalannı atıp en gereRli olanlarla dolarıması gibi. Ben de sıynlabildiğim her şeyden sıynldım daha uzağa gidebilecek kadar hafif olmak için. Ama olmadı. Terk ettiğim her şeyin ağırlığı binle çarpılıp, beynime yerleşti. Hafiflemek bir tarafa, daha da ağırlaştım. Söki.ip attıklarım tonlarca kdbus olup döndüler bana... Okulda sranın üstüne kolunu koyup onun içine de kafasını gömen bendim. Ders aralarrnda sınıftan çıl«nadan sigarasını yakıp oturan yine bendim. Belki bir doktor olup insanlann nabzını dinteyebilirdim. Ama hayatın ve insanoğlunun kalp atışını duydum, hiçbir doktonrn duyamayacağı kadar. Ben dünyayı dinleyen yetmiş beş kiloluk bir stetoskop oldum... Yaptığım ytirüyüşlerin b ir tanesinden dönüyordum sab aha karşı. Kendimi daha çok yormak amacıyla kumun içinden yürüyordum. Sahil evlerinin ve denizin ortasrndan. Kumsalı kuşatarı villalann birinin önünden geçerken, verandasında bir ışık olduğunu fark ettim. Daha önceki geçişlerimde bu evin hiçbir yaşayarıı yokmuşçasına büttin pencereleri kapah olurdu. Ama şimdi, ampule üşüşen sineklerden korl«nayan biri verarıdanın ışığını yakmıştı. Ve cılrz ışığın altında bir adam oturduğu yu.a#**rrr; ffi ayaklarını uzatmrş, önünde bir şişeyle yönünü seçemediğim bir ffi' tarafabakıyordu. Durdum. Beni görmüyordu. Sahil karanlıktı. En ş}yakın yakamoz Batı Afrika'daydı. Şişenin şeklini çözmeye çahşı-.,ffi yordum. Buralarda satılan hiçbir içkiye benzemiyordu. Sade, yıl{. ,ıiı
1.i;

4':.

,.\,73

5

134

lar önce ülkemde birkaç damla suyla kanştırıp içtiğim ispirtonun şişesine benziyordu. Ve tabii ki ispirüo rakı şişesine konurdu. Üstünde "TEKEL" yazal|, dore kapağıyla rakı şişesine. Ve gördtiğüınün de bir rakı şişesi olnra ihtimali }rayli azdı. Ama yine de o tarafa doğru birkaç adım attım daha net görebilırrek için. Yüzünü çok iyi seçenrediğinr adam da beıri gönrrüş olacak ki ayaklarını masadan indirip geldiğim yöne doğnı baloıraya başladı. Bu hareketi benden korktuğuna işaretti. Kendini savutımasına da, kaçmastna da nrüsait bir pozisyon almaya çalışmıştı. Ve iki adım sonra tnasaııın üzerindeki şişeyi bütün açıklığıyla $ördüırr... Bu, en son ne zamar. boğazımdan geçirdiğiırıi tarrramen unuttuğuırr rakıydı ! Tekel'in meşhur "Yeni Rakı" etiketli şişesi ! Aıtık hiç şüphem kalmamıştı, Çok eski bir tanıdığı görmüş gibi kumları savura savura yürüdüm verarıdaya doğru. Adam da, karanlıktan çıkan bana kaşı önlem olarak ayağa kalkrnıştı. Siyah uzun saçlı, esmer biriydi. Hiç tereddüt etmedim, sol ayağımı verandanın ilk basamağrna atıp arıadilimde "Merhaba !" derken. Ve bu garip tesadüfe hilA inanamayan adam da ister istemez ağzından belirsiz bir "Merhaba" çıkardr. "O kadar uzun zaman oldu ki şu şişeden içmeyeli ! Paylaşır mlsın benimle?" dedim, hiç davet beklemeden sandalyelerden birini çekip otururken. Hili inanmıyordu. Gecenin kör bir saatinde Türkçe konuştuğuna sahilden gelen bir adamla, ülkesinden binlerce kilometre uza|üa. "Bir dakika !" deyip eve girdi. Elinde bir kadehle geri döndüğünde içeride olduğu süreyi iyi değerlendirmiş, kendini hazırlamış ve inarıdırmış olacak ki, "Türk'sün demek" dedi. Eh, aptalca da olsa bu da bir tepkiydi tabii. Ben "Sayıhr" derken, o kadehe birkaç buz atıp çok iyi bildiğim anason kokulu içkiyi boca etti üstüne. "Eyvallah. Haydi sağlığına !" deyip, bardağına hafifçe vurup diktim kafanra. Geırzinrden uçup giderken en son karşılaştığını

Türk'le başımdan geçenleri hatırladım. Nairobi'ye turist olarak gelmiş olart, çok zor bir anımızdabizi kazıklayan ve Kinyas'la ağzını burnunrı krdığımız adamı hatırladınr. Hatta Kinyas adama te-

1ş6

137

devamını getiriyordu. Verandaya çıkıp oturdum. Eskiden bir yere gitmek istemediğimi anlatmak için böylesi uzun cümleler kurmazl kadınları kollarındarı tutup dışarı atar, masadaki kokaini de elime alıp havaya doğru üflerdim. Ama şimdi, bütün bunları yap-

"Ben de Hakan Günday...''

mak için içimde olması gereken kızgınlığı bulamıyordum. Ben kızgınlıktan değil, sıkıntıdan kavga ederdim. Aslında Kinyas'ın yaptığında hiçbir yanlış yoktu. O sadece son kalan paramızla iyi zaman geçirmek istiyordu. Hepsi bu. Nasıl olsa bir gün tamamen yalruz kalaca}<tı. Kaclmsız. İçkisiz. Zihinsel ölümle tarııştığında her şey bitmiş olacaktı. Evden kaçmaya hazırlanan bir çocuğun dışanda aç kalacağını bildiğinden, son akşam yemeğinde boşalmış tabağını doldurtnası için annesine ikinci kez uzatmastna benziyordu yaptığı... Sonra, peşinde koştuğumuz ve bize kendisini yakalamam|zaizi\vereceğini bildiğimiz o ölüme daha çok zaman olduğunu düşünerek döndüm yanlanna. Saatlerce otunrp içki içtik. Kinyas ve kadrnlar birkaç gram olan kokaini hazmettikten sonra herkes eğleniyormuş gibi bir göriirtüm kazarıdı. Ben dahil. Tek sohbet konumuz seksti. Hatta bir ara herkesin birden soyunup işe başlayacağını düşündüm arna olmadı. Gece çoktarı getdiğinden ve çewemizde pek insarı olmadığından sadece bizim seslerimiz yankılanıyordu dalgalara çarpa çarpa. O kadar alışmıştım ki denizin sesine. Ritmik olarak karaya çaIpması, kınlması. Bunlar olmadığı takdirde uyuyamayacağlmr düşünüyordum. Elim, kolum gibi bir parçam olmuştu şu son bir-

kaç yıldır, o§anusun toprakla buluşma çığlığı. Kadınlar ma§ajlarrnı tazelemeye gittiklerinde Kinyas'a birkaç cümleyle tarııştığım adamr, Hakan'ı anlattım.
"Zararsuz" dedim. "Yazmaya ğelmiş, bu kadar uzaklara
!"

"Sanki kafası burada daha iyi çalışacakmış gibi !" dedi Kinyas. Haklıydı. Kulağını seslere kapatmayı bilmeyen, şehirde sanki ıssrz bir adadaymrşçasna yaşamayı bilmeyen biri nasıl yazabilirdi ki? Gerek var mıydı, birkaç satır yazı için bu kadar yol yapmaya ?

Evinin tuvaletine kilitlese kendini, orada da dinleyebilirdi içindeki sesleri. Sifonu da çekerdi her beş dakikada bir, o§anusu du5rnrak için...

139 138

Kadınlar döndü. Artık herkes çıkmaya hazırdı. Yolda içmek için de bir şişe tekila ahp arabaya yürüdük. Kısa bir süredir kullaırıyor olmamıza rağmen alındığında hiçbir hasan olmayan makinenin kaportasında irili ufaklı göçükler oluşnruştu daha şimdiden. Tabii ki tamamen beninr eserimdi lrepsi de. Bazen bir kaldırlma, bazen de bir taşa çarptığım için arabanın alt kısrmları siyah renginden sıyrılmış, griye çalnraya başlamıştı. O kadar dikkatsiz kullanıyordum ki, takla atmış arabamın içinde sıkışıp kalmamış olmama hAlA şaşırıyordum. Ve Kinyas içinde kalan son tahammülsüzlükle bu lruyumdan nefret ediyordu. Kullandığım her aleti boznra, kırma alışkanlığırndan. Tam sağ stop lambasının altında yeni fark ettiği bir göçüğü gcll rüp söylenmeye başlamışken, bize doğru koşarı bir adam gördük. Adamı tanrmam uzun sürmedi. Kinyas içine girmiş kaportaya bakıp ktifrederken, adam yanımıza gelip nefes nefese bir halde, "Gittiğinizi gördüm. Onun için koştum. Sizi görmeye gelmiştim" dedi. Bu hafif terlemiş, esmer adam komşumuz Hakan'dr. "Haydi !" dedim. "Gidiyoruz ! Arkası küçük ama sığarsınız. Biraz eğleneceğiz. Meksika'ya sadece yazmaya gelmedin herhalde." Sanki davetimi bütün hayatı boyunca beklemiş gibi büyuk bir neşeyle kabul etti. Ne kadar çabuk seviniyor, diye düşündüm. Bizim bütün kötülüklerimizin yanında bir çocuk gibiydi. Kinyas bana ve arabaya verdiğim zarara kiifretmekten bıkmış, direksiyona çoktarı geçmişti, Hakan'rn, tanrşmak için uzanan elini sılonayıp ufak bir baş selamıyla geçiştirdikten sonra. Kinyas'ın gerçek haliydi bu. Birileriyle tanışmak için gelmemişti dünyaya, hele sempatik olmak için asla ! Arabanın arka koltuğuna dört kişi kucak kucağa oturdular. İster istemez fazlasıy|a tanışmışlardı bir dakika içinde. Hatta Hakan mükemmel bir aksanla İspanyolca konuşuyordu. Bir tekstilci için faz|a iyiydi aksaırı. Şehre doğru yola çıktık. Kinyas aldığı alkol ve kokaine rağınen dağılmadığını kanıtlamak istercesine kullandığı BMW'yle yapılabilecek btitün hızı yapıp yanından geçtiğinriz diğer arabaları birkaç santim uzaklarından sıyırarak ortalama 180'le gidiyordu. Bu konuda, Kinyas'la tam zıttık. Ben çok sarlroş olduğum zamanlar-

yavaş kullanır ve çeweyi seyrederek da trafiği aksatacak kadar

giclerdim.Zevkinialırdım.odazevkalıyordu.Amaezdiğişeritlebirbirine ri tek bir çizgi olarak görmekten. Çewes'"su,ll,u.kları Hakan'daır çok Kaciınlar yapıştırıp uzun neonlar yaratmaktan, konuşup kahkalralar atıyorlarhoşlanmış olacaklar ki d,urmadan
dl... ı ı_ SontrndaDevoisinrlibarageldik.Burasıdahaçokbiraçıkhavadiskoteğiycti.içerigirincemüthişbirkalabalıklakarşılaştık. oidugunu öğrenince anlaclrnr Hakan,clan, $ünlerclen cumartesı oldu_ için bir hafta sonu çilgınlığı manzaIanrn, yöred,eki insanlar
^

u"H."r_rin

Sesiırriz krsıldı, uzak saatlıerine kadar içip konuştuk.

SankiKinyasda,bendegeçmişedtınmüştüT..Böylegecelerden zevkaldlğımızzamarılara.Hakandurmadanbirşeyleranlatıyordukendihayatrnadair.Duyduğumkadannı.dinliyordum.Devo,dançıktığımıZZama|lhepimizinkafasındadatekşeyvardı.o dasekslKinyasyinebirmacerafilmidublörügibiarabayruçurarak bizi eve getirdi", Ve gecenrn ş,erefine kaldırılan Birlikte içilen son bir kadeh, isminin Laetitia oldubardaklardart sonra odalarımıza çekiİdik. girdi", kadın Hakan'la odalardan birine ğunu söyleyen geliyordu, Yanrmdaki kadın Gözlerimi ,çt,ğ,*da saat öğlene HaAşağı indiğimde, Kinyas ile gitmişti. Sessizlll< her yerdeyd;,

karr,ıkonuşurlarkenbuldum.Kadıntaryollanmıştı.Hakanbeni göriİtcegeçirdiğigeceiçinteşekkiiretti.Söylediklerinihisseden edeceğini dola_
adamlardandr.

yısıyla belki bir Türkiye,dekiadresinivetelefonunuverdi.Tabiiüzmemekiçin konuğumuzu,kabulettikverdiklerini.Umıırumuzd.aolmadığını isbir yerin, Hele ,.T,_d],ği apartmanrrr söyleyem"rdi*, yaşadığı mininolmasıyladahadaazilgileniyordukUstünekendisiyleitgigelebilekoyup ne zaman isterse li bilgileri yazdığı kAğıdı cebime gitti", ceğini söyledim, Sonra da YineyalnızkalmıştıkKinyas,la.Saçlarrnıd.a}rayenikestirdiği içinkafataslnrnrengininetbirşekildegörebiliyorcltım.Buzdola_

Ğ *rı.

kenclini yazmakla meşgtıl söyleyerek, daha bizi görmeye gelemeyeceğini

140

bından, Hakan'ın bir ara evine gidip getirdiğini öğrendiğim rakı şişesini aldım. İki bardağa doldurup birini kinyas'a uzattım. Birkaç saniye birbirimizin gözlerinde gerçek kayra ile kinyas'ı aradıktan sonra kadehlerimizi lravaya kaldırdık. Neye içeceğimizi bilemeyecek kadar insarılıktan ç*mıştık. Sağlığa? Şerefe? Dostluğa? Hayata?.. Birkaç saııiye daha kadehlerinrizi havada tutup birbirimizi iskeletlerimize kadar soyduktan sonra acı acr tebessüm edip diktik kafamı za rakıları*rrr, hiçbir şey söylemeden. [Jğrtına içebileceğimiz hiçbir şey kalnranrıştı ! Alkolizmin ve hayalini kurduğumuz zihinsel ölümün ilk belirtisi, diye düşündüm ikinci kadehleri doldururken...

Bütün dünya uyuyor. Bütün hayvarılar, bitkiler, adına insarı den-

miş yaratıklar. Hepsİ. Toprak bile uyuyor. Dolunay var. Her şeyi hipnotize etm§ olan dolunay. Bir ben ayaktayrm. Bir ben uyumuyorum ! Bir ben lovılcm çıkartmıyonun yatağımda dönerek. Kayra
uzun boylu fahişeyle, fazlas$a normal oları ve buralarda ne yaptığıru tam olarak çözemediğim rahatsız edici bir yalınlığa sahip Hakarı da Laetitia'yla odalarında. Benim kadınım da uyııyor...

Devo denilen kulüpten geriye ka]an sesler var kulaklarımda. Yeni dünyanın elektronik müziği. Yetmişlerin Woodstock'ı, doksanlarrn Rave'i ! Değişenlerin yanında tabii ki uyuşturucular da var. "Plastik müziğe polyester extasy'ler !" Bura]arda bile içkiyi sadece bizim gibi yaşhlar içiyor. Tekila medenileşmiş Meksika gençliği ve karı emmeye gelmiş yabarıcılar için hoş, geniz yakıcr bir,anr olarak kalmış. İçkinin modasınrn geçeceği aklıma gelmezdi; ı]AıIira,Oı da,olmuş. Artık sarhoşluk drajelerde saklı. Birbirleri
nii{ sdğıhğınbıyıdtııöroilrüüı,aplarını. ğ§inı; I(ıuafotl@l [çftitdrı

dğişir,

ıBin yıl ıııBiff3ı4şındaigibıLy.im,ıüJy,ı:sdydımı;dahiaiazıyhşlartırdıııı*ı gibiltArtıkyoıiu}duğuı, yaş4]nlrş;gıbıiıiOırubin,ıhzık4Sın}aııta,}ıahıış, rnry üiöşddifoiııdl:ı AIbhğımıaftmtailui l ydtıAıilaüğnaı ıtakılk ı olufot i ru*ıııI}inğtirıioık*diırlya,ızaşıj.iirüftye.değiırııki;ldınracağıdıı}'iYakıntia! o iiiaıu}alcdlo;,DehıoliarıildödıerkbrıffdĞfdlıircdıyolıııruışpğındqldltıç!§,i ruTha qiıirrrieyiıdüşundiüni ıaıifuşyır.Dl{kildadaı,bin:i<ealdüşiinndiifu" ı Havada birkaçır{amiyd hrabhnla4d,sı.dpssüi kdh§ğrJn. ıNe }cadiın}ar;l ne ıferıfu t4n§tl$inıaadarrı;)np dei Kayra tı Hiçbiri qt*ımai ge}mıdili.
i

o}unohjkalkıhp gidrt}eaela i$le4 }okıılLan ı ı,.

Ne fark eder? Hiç ! Danslar deAırya biş şey kalır geriye: sabah
ı
.

i

;,

i i

i

i, ;,;.

l42 Camım açıktı. Tek düşündüğüm, o§anusa doğru süzülürken camdarı girecek rüzgirdı. Gözlerimi kapatıp rüzgArın yüzümü
döı.mresini lrissedecektim. Ço k yaklaştım bu sefer. Ama yapmadrm. En derinimden bir ses "İhanet bu !" dedi. "Neye, kime ihanet?" de-

143

"Hiç diişündün biiplyano doğaçlaması dinlerken kulagıma eğitip,
Ben. di»iirımüştüm.

diye sormuştu, mü Kinyas, hayatuı bir rüya olabileceği ihtimalini?"

dim. "Kinyas'a!"... Ve vazgeçtim.., 2l0'la giderken daracık yolda karşıma çıkacak bir kamyonun sileceklerini böğrtiıme saplanmış göreceğimi umarak sürdüm arabayı. Altına ağ gerilmiş bir ipin üsttine yürtir gibi...

Her şeyi. Anlamıştuır rüya olmadığını, Rüya görmüştüm, olamayacak kadar olağanüstü bir hayatın olduğunu duş yaptım", Arabaya ' Dışan çıl«rıalıyım, diye düşündünr, Bir

Ne ölüm, ne de hayat ! Hiçbiri kovalaırrıyor beni rüyalarrmcla. Hiçbirin eli barıadeğmiyor, Çüırkü ellerim ceplerirnde hiç olmadıkları kadar. Varlığıma nedensizlikten delirdim ben. Hiçbir nederli kendime yaloştıramadığımdarı. Hepsini giydim. Hiçbiri olmadı.
Hepsi dar geldi. İnansayüm herhangi birine, uğrurıa gerekirse dünyayı karı gölüne çevirirdim. O§arıuslar larmızı olurdu. Pütılaşmış karılardan siyah dağlar yükselirdi. Ama inanamadım. Bir türlü inanamadım... Bütün hayat bir illüzyon. Benim gibi, Kayra gibi... Bir adam tanımıştım. Gerçek bir uykusuz. Kırk yaşlarındaydı.

Prag'ın eski ve loş sokaklarında gezerdi. Rutubet kokan bir adam. Sabaha kadar jazz dinler, cin içerdi. Üstiirıde hep uzun, gri bir ktirk olurdu. Kulüp kapanırıca evine gider, soğuk bir duş alr ve kiirkiinü giyip insanlarm işlerine gittikleri saatlerde sokaklarİspanyol asıllı bir trompetçi vardı her gece gittiği jazz kulübün., de. Aşıktı ona. Sololarını dinlerken gözleri zevkle açılır, rnüzisyeri, ve trompetiyle muazzam bir aşk yaşadığının haya}i,ni;kurar,dııVe, hetero se ksüe l olan İsparıyol'u bir $iin i«öndıfdı,, Birlilde yaşamaı: y ı başladrlar... Uyurken onu fib}Detmdlc cerın*fi, seydetfnekle, 8f., .ırıyü kiirk giyen ıadarn ,içiru.,;Sor,ıra,bir giih,ıu54,1ıi4rııSrorypçtçihin
;

da gezmeye başlardı...

bindirn,Ve.Ş€hredoğrugitnreyebaşladun.Hızlıkullarımadımbu Sefer.Ace}emVaIm§gibidawanmaktanbıktığımdandırbelkide. BirkaçkilometreSonra,yolunsağındanylirtiyenüçadamgörvardr, Z\fıribir ses_ düm. Buralarda ne bir ev, ne de başka bir bina yavaşladlrn. onlar da yavaşladı, Dö_ sizlik ve zifiri bir karanhk. ,Farlarırf arkasındaki bana: fuabadan indim, Büyuk nüp: baktılar. Biraz sarhoşluk ihtinıalle civardaki b ir köyde ]yajşayan çiftçilgrdi, ıaidanı,lara doğru, Elvardr üzerlerinde, Hiç konuşmada4,}riirüdiirn yol soracağrmr sanr_ leri ceplerinde, durmuş barıa bakıyorlardı. Aramızda iki yorıarJ, herhalde. Bana en yakrn olarırn stika}ı va;rdı, : metreden -azbir mesafe ltalmıştı" ",, Ağzımıkapatıpburnumdan.nefes'alürn.;Sağ.dyağımı}eretağlambaşıpşo]bacağımla,,kasıklar,ınaıbiriternı'-e,aİtım,Diğerlerine yerde diz_ olduğunu ar,ıayamamıştl. Tekmelediğim adaıüı,olduğu \re Çapıazüda olana da yere lerinin,üstüne:çöktü. Eirazlgerisinde anda bir yumruk attım, Şaka_ çökenin dizlerinin toprağa değdiği bir }«avganih içinde olduğu_ adam§a ğ*_,ga*işti. UçünĞü,köndişiriihiartık de bi,r, darbe atacıiğının bilincine ,böyle, giderse
,
,

nun ve

:

vaiurıış,oıacak :ki :korumasü ğeçerr .beş, saniye i içinde jnunr, u k attı, i Ş akeğn_tr i,ırrduğüm ken din e r afima, i b oynurnd,u*ir i Şakatfu heıa yerdbi loımanıyordu, ğ.elrnişti, Vc q da :mideme,vı}rdu:,,
l
.

oları sağ ta_

ı

ı

jffı., IGt'nsb öğıdnemedi{ nederı, _y3ptığnı,1 Binleiree,tatırnirı yürütü}dü", Po}işlerihı araşnda ellerindd;kelepçelerle,yüıli.irJaeni;,ornlffilaıına:attığr,ikiaküıvardııilstünde;-,Kirrtğe;bi* i lerrıedi,çıtgınlığrıırıJ,nedeniniiiAmaben,biidfurt; {Jy,kubuilııiidarıırü<,
üz

ering ıbenzih döküB,
-

j, .

;

Yaklaşkbeş;$ayikalb'oyıtııcabir.birjırtizeıyçlgp,;üe}uhelerattık. adam di_ Bir ara üçü de yerdeydi. Galiba attığım kafanınletkisiyle bir :aRlık yerdeki, durumla_ lüshüne düşrnüştiı_,Ye onlairrt,o
ğeriniri

;

binip ;geri vitese nnı,goriince, ça}ışır:d-urıımda bıralirtrğımiatabaya
taktu,n. .El}İ;İnetrç

ya.lanr,u ;avğ,|üa,,Eörüyordıi.,iVĞlsevgi[isini,rılyasndaısakrn§tu;ıÇııı

kant,dtııninlzir diğerlefinegerçe;lc gelmiştiı ıHepsi bu. ıı ii,: ı i, i ı i ; ; i ;i Büttirt, bııı.olAlılardarf öneeri o j hdr gece ıgittiğiırıiZ k piiipteı va,t_ışi ı
ı
;

ı

.

arkaya at_ yönüne çevirip gazabastrrnı,Geri gerigiderkeüı İ<afaını tığırııdan,adarnJbİ.tflıII9,ydptı.klaııınrığöremedirrı,Biı,kdç;,de6ıdlrY_ ,küf[in; Ve arabayu,$ilndtinııp,idikiz dıırh yalnlzch, Bir@ bildğrn
,

öyle ğittimı lŞonra;,dal

arab,aİrın,

bıırhunu evin

, i

aynasurdan.uaktiğımdaı,kararılığıniiçindeellimeııu*,uzaktaki,in_

144 SaJıları aramanrn y arar,,Z olduğunu anladım. Tamamen simsi54a:h* i tı dikiz aynası. Hiçbir ışık. Hiçbir hareket. Her şey bitmişti ! sdde+ı ce BMw'nin motorunun, dakikada dört bin kez attığı turunisesij,i "İşte !" dedim Prag'daki ktirklü aclamı düşünerek, *Yann,,gabah, bütün bu olanlan rüyamda görmüş olma ihtimalim olacakırti?'' Aslında olnralı, diye düşünotım. ''Kavgalanmrn ve nedensizşiüde.i timin bir rüya olma ihtimalini beynimde tutmalıyım'' dğdiıtr.ftg[ı:: dime, "Yoksa gündüz yaşayamam. Kötülüğüm bir rüyH,b|mı{lııil Acımasızlığım

l45
öderim. Ama gelme bir daha buraya ! Ülkeye dön ! Ve bizi unut
I{iç tanımaIn§sm gibi. Var olduğumuzu hatrrlama !"
!

Böylesine kesin ve lrerkesin anlayabileceği açıklıkta cümleler karşısında Hakarı'ın yüz ifadesi değişmişti. Kendimize haksızlık ettiğimi düşünüyor olmahydı. Neden diğer insanlardan dalra tehlikeli olabilirdik ki? Biz de aslında sıradan insarılardık onun için. Biraz değişik hayatları olan ama normal. HikAyelerinde anlatabileceği türden. "Böyle düşünmene üzüldüm. Ama eğer istediğin buysa, tabii ki gelırrem sizi görmeye. Sadece Kayra bana, ne zaman istersem evinize gelebileceğimi söylemişti." "Ka5[a çok lrasta bir insandır. Bir psikiyatrlar ordusu bile onu iyileştiremez. Ne söylediklerine, ne de anlattıklanna inan ! Hatta kulaklannı tıka! Hepsini unut ! Sana her ne dediyse." İyice kafası kanşmıştı. Ama geleceğin yazan olarak serinkarılı gözükrnek zonrndaydı. Devam ettim ben. "Şimdi seninle, birazdan gidip eünden getireceğin rakıdarı birkaç kadeh içeceğiz. Sonra da Kayra uyarıacak ve sen bizimle vedalaştıktarı sonra gideceksin. Hırpalanmamış bir beden ve ruhla." Itiraz etmek istedi. Anlamadı bahsettiğim görünmez tehlikeyi. Ortada hiçbir sonrn yoktu ki ! Güzel bir gece geçirmişti yeni tanıştığı, ülkesinin insanlanyla. Ama eğer varsa, altrncr hissi tarafindan uyarılmış olacak ki yarı kızgrn, yan üzgiin bir ifadeyle, "Peki !" deyip gitti. On dakika sonra elinde rakı şişesiyle döndü. Teşekktir ettim kadehleri doldururken. Ve aramızdaki tatsız havayr bitirmeden önce, söylemem gereken ve gerçekleşme ihtimalinin olduğunu düşündüğüm konuyu açtım. "Son olarak da Hakan, ki artık bu konuyı bir daha açmayıp başka şeylerden bahsedeceğiz, eğer yazmayl düşündüğün hik6yelerinin birinde bizim isimlerimiz geçerse ya da burada yaşadıklarmla ilgili en ufak bir cümle olursa, dünyanın neresinde olursam olayım, şehrine gelir ve sen u5rurken boğazını keserim ! Ve belki de bütün konuşmalarımrzın içinde lratırlaman gereken tek aynntı bu."

nısordu' i{'ıl i. i{

ve saloırdh rnflstririrıniu Hakan oturuyordu. İç€r, lglrincş,,kanayan burnumu ıgcİrdüj l,erinj den firlayıp nefunö}drsnı*,a,üaapabileçeği
"HiÇbir ŞeY"$ofu9|'ıilgüinrııır,,l.r,,,,rluo,,,,,;,,,r,,'1:i ıi'ıtı;l'ıı,ıi:Jı;ii ,rır:,,j a,,,r,ıl,,

bir rüya oımaıı ki, bundarı"yrıır. öncd,anııbsintj, sımsıkı sarılan Kinyas gerçek ,i;|;ı; .ı.ı olsun !..'' ,{ii.r.ı, Eve döndüğümde ha\raıiıydınJanmıştı.
öir şeyirıl oiup io}rnadığı;: . rl,,ıiı,,,iıl.ı., ıı ıi
i

ı

rı-],r,.1,rl ı.ıiııii,ıIsjIı ııjıı.ı;{ti,ı "Bilmiy,onım. ı ŞimdiüiJd pbk ;lfoitıfikrim,,Jiokü iEa}ıa Değişikit{ik6,1ıeleri*llsrrurtiJ*ü"ür.ıiVtesd}alİ*anbül bo&,hil{6ııo}eıcğ

.,ıJ,l;;ı j.i.ııj ;f ı ıııi-ıiı:, yüzümü yıkayıp tekrar salona.irtdirrıl ;Hdhanjm otündıığtıı aıre.ı ı Penin karşısu@.lciı}<oİfuğr.ıkendimi;bıiakhmı,ı.,|i r1;,1,,;1;;;;,I ıııııı.ılı: "Peki ne yazacaksıın ben$. lfu üa§ı.httaiyı{zrcaı., ş6drn **t buldun?" di}4ğddrdıınnlır; ıııi:.:,;ti'iIııııı,t,i!' .İr"u,,r,,rj,,,rnr.ı,;;irıiiııııı;.tı;iıiı; "-, Demin,gördiikteı'indmı eükileçmıeqıişıgiffi our;^r;;,#, rakYarlltıVerdiıı.ıiıiiı,1 .ıiıi ı;iıııı; jğıiıı,.ıi,

,iDeğişik,hil«6şıeıırair;in,d,f,ı?.,i*arybu]lun"rt.rfak,+rarömddam.-ı.ı]lı

jhifthieleri:?ııııı

ntı:,farkietiirrı.ııBir;4rafıl'İstaıbüilnerbslsıEianğiıindanlaBı?iFtiMye.ı

le,ıkapltı Gazete.ibreöıaflırüaifuvbr,ellıasrırı.ryoa*gırtı göıt'neır**ih* İns:ırıla.rıitelfuimişrgıibiCıVqıarıi]ıirnrida,@ia İlltçnUyat}aı&dşroı{mrr lar;VanİOnl4irlYğ,Uacağsİint fJrr.!Jiıı; ı;rlili;i.ı .iiı,ı,:.ılıI,ı.,,.,ıiı ii.ıjj ı;.tr;.ıii:i ı ;}ilakarı:kdrt şrrhufu i yüzıiırıc
bifo

"''iOlmdzıolıirıtruııı? ݧraEibütrğeniasaibiııışehitiljliiorıyanııttikaJurej}ışt

ıtebdssürniütııroturnıüşloıduğıııı

nedir ?l1ıgibd,donularisormhyı ıdiiştindiitiııtı Anna ytkııttdlic5ı}estdeı acerniPelueıuııon^lhlnnhktıi§ivryğeçrirnıuıiı;;,i r;;ıİ;g r;iri-,,.,ı..ı ,ıııiııtiı.ı,
ı Büirhleı gtirtistUstlnı s|irnce'başöi dbrde&[.d. IuüĞrdönı ka;fudmdgd ı birini,tsafıa;veriiöm. 'İbtedigftr;
';i'Ba,k ıH4Jreafui,ilBieı

i5ii,insarıla.,i-ğ'İrr,B**r;;*66ataıgğmnğl

tudarrrı*ol,ndarkğlrjı,FfaııaÖrııııbonr;

146

kanlıydı. Kesin cümlelerdi bunlar. Aslında aramızda bir centilmenlik sözü veriyor gibiydik. O bir daha evimize gelmeyecek ve kimseye bizden bahsetmeyecek, biz de onu kendi cinsinden insanlarrn cehennemine -ki biz orada yaşıyorduk- çekip içine almayacaktık. Anlaştığımızr düşünüp artık bana dalra az rahatsız edici gelen Hakan'ın elindeki kadehe benimkini vurup rakryr brızlarınr çiğneye çiğneye içtim. O da anlamıştı her şeyin unutulduğunu. Rakısını içip bardağınr masaya koyarken sordu: "Peki, sen hiç uyumaz mlsın ?" "U5rurum elbette !" dedim. "Hatta rüya bile görürüm. Senin gibi. Herkes gibi..."

e o anda iistiime atlamasına engel olmuştu. Ne de olsa kaybedeceği çok şey varclı. Ve her aklı kaybedecekleriyle dolu insan gibi, içine silah karışan bir kavgayı göze alanrazdı. Ama yine de sesini terazilemeye çahşarak sert bir tonda kontışmayı da ihmal etmedi. "Merak etme ! Sizden bahsetnreıır ! Ne yazılarımda ! Ne de birine ! \ıe sakin ol. Unutma ki, biz iilkenıizdeı-ı çok uzaklarda iki Türk'üz !" Bunu ser.nriştim. Çünkü soır derece kendinden emin ve serin-

bir harekete kalkışn"tasrna

Bütiin bunları söylerken üstümdeki gönrleği hafifçe sıyırıp Browning'in kabzasını gösternriştim. Ve gördüğü ş"y, lrerhangi
,n

,,cash fronr chaos,, güulerindeki gibi. kargaşa başlamatı. insaırlar

ArtıkZamanrgeldi.Artıkac]zamanı.Şiddetilışiiriduyulmalı.

kadar lrızlı dönmeli. ağlamah. Dunya, üJr*a"ı.ıeri_kuşturacak

Perdearalanıpiçeriyekanınsogukkoktısuyayılmalı.İftiralar,ta. kipler,tahminle,,."t.oi,ıur,intikamyeminlerimegafonlardarıevleresızmalı.GörünmezadamlarınbarbecuepartilerindeUçüncü Dünyaiilkelerinebiçtiklerikefenyrhlmalı.Arkasındahiçbirteşkilatlıgüçbulunmayanparmak,tetiğiçekiptekbaşınabirinsarıın süipolabileceğinutıındetiliğigöstermeli.Uyuyarıhalklarınya. taktandüşme,,*,,,,geldi.Gözkapaklarınınjiletlerlekesilmesininzamanı.Ebediuykusuzlukzamanl.Şimdisuikastzamanl... YıllarÖnceortayaatılmışbirfikiretrafindatoplarıan,büyük kuran dünya üzerindeki sapkınhklar içinde birbirleriyle ilişkiler değişikterörörgütlerindenhepnefretettim.Vesavunduklarıne dairna iğrenclim, Kalabahk olursa olsun ,ttrı.ırp sloganlarrndan birterörörgütünüherhangibirbürokratikdüzendenaylITnanln hada var, Bir de insanlarrn anlamr vol.. Hiv",arşi zaten doğada yatrna sol«naya ne gerek var?

Bendenyirmiyaşbüwkbirkuınarbaztanrmıştım.İstanbul

kaldırımlarrnlnaltınclafarelerleatyarrşloynardı.Gündüzlerialtı-

lı,geceleribarbut.Annesindenkalmışbirevkirasrylaoynardı
kunduzkumarrnı.Kendisikahvelerdeyatardıbrıaşkmdan.Taşınsaevine,açlıktandeğilamakumarsızhktanölürclü.TanıdığımsüBarbutta bileği sağlamdı ama re zarfinda çok para rr"rdi altılıya. bağımlısı gi_
o da her adrenalin beygire şeytanı iutmuyordu. Ama ve her kaybettiği yarış sonrastnbi vazgeçemezdihal seslerinden.

149 148 da, her yattığı ayak sonrasında, yirmi küsur yıldır atlara o}mayan ve her hırthğını bildiğini düşünen adam yanındakine dönüp ken-

disinin de çözernediği bir duyguyla, herkesin duyacağı şekilde, "Bir bokluk var bu işte !" derdi. T\ıtturan acemiler köşelerinde kls kıs gülerken, bilmezlerdi adamın dünyanın en doğru laflarından birini ettiğini. Bir bokluk var bu işte ! Türkçe'nin silrri yine karşımızda. Anlatamazsın böylesi rnuammalı bir konuyu ikizi gibi benzeyen tek bir kelimeyle başka bir lisanda. Bokluk her şeyi ifade ediyordu. Daha doğrusu bilinmeyen her şeyi. Ne kadar hesap yaprlrsa yapılsın, karanhk kalacak tarafi. Yarışların ardında dönen dolapları. Her şeyı ! Ve o ne zaman bu lafi etse ben de yüksek sesle telırarlardım. "Bir bokluk var ! Ama sadece bu işte mi? Asıl bokluk hayatta var. Bir bokluk var bu hayatta !" Hesabın da, dikişin de tutmaüğı bir hayat bu, diye düşünürdifun. Bilmediğim o kadar çok şey vardı ki o zamanlar. Hepsine bokluk deyıp geçiyordum. Çözemediğim, beş duyumla algılayamadığım bir şey. Bir bokluk var bu hayatta! Ve söylerken o kadar farkındaydım ki, o bokluğu hiçbir zaman çözemeyeceğimin. O kadar uzaktım ki ne olduğunu arılamaktan. Tanımlayamadığım ama hayatımı çökerten her şeydi bokluk. Bir bokluk var! Ama ne?.. İşte suikast işi de bu soruyu sordurtacak Meksika halkına. Anlamayacaklar hiçbir şeyi. Üstlenen elli kişi olacak. "CİA yaptı" diyecek komünist gerillalar. Kimse bilemeyecek. Yüzlerce tutuklama olacak. Belki birileri itiraf bile edecek. Ama halk soracak, bağıracak sokaklarda "Bir bokluk var bu işte !" diye... Aslında şimdi düşünüyorum da, bu yanlış kurulmuş bir cümle. Gerçekçi olalım. Bu işte, hayatta bir bokluk yok. Çok iyinıser bir yaklaşım olurdu. Ki ben benzer yaklaşımları Pollyanna'ya rüyamda tecavüz ettikten sonra bıraktrm... Bu işin, bu hayatın kendisi bir bokluk. İçinde yüzüyoruz. Yarılış anlaşılmasın ! Kötü, acr verici, şu ya da bu olduğu için değil. Bilinmediği için ! Mükemmel hayatlar da gördüm. Sabah yataklanndan kalkmak için sabırsızlanan mutlu insanları da gördüm. Konu bu değil. Konu bilinmeyenler, arılaşılamayanlar. Etrafimızda dönen görünmez dümenler.

bir teşkilat, Her şeyi düzenle_ Belki Tarın. Belki de daha insani hikim olanlar bilir", yen. Kim bilir? Hayata ve ölüme defterin ilk sayfasına, işaret, on üç ,rşr*Jrrken aldığım bir parmağımd.anakankanla..Sanatyaşarkenölmektir''diyeyazmlşoieceklerini bile bile doğarılar! Ölmeye doğanlar sanatçıdır_
trm...

l]

Kendileridirheykel,müzik,resim,sinema.Hiçbirşeyyapmadan dasanatçrolunur.Hiçbirşeyüretmeden.Sadecehayatıbirsaırat halinegetirerekdesarıatçrolunur.Kabuletmeliyimkibenöylebi-bel_ Sadece sanat kaldı geriye, Ve ri oldum. Bilimi yok varsaydım. sanat eseri olarak yaşadım, Şim_ ki bir saıratçı oıarak değil amabir

didebirsanateseriolarakkimseninanlamveremeyeceğibiriş Meksika denilen
sahibini, yapacağım. Üzerinde yattığım toprağm

devlet ua»ıllılı öldüreceğim, iilkenin seçimle işbaşına geımıi hiçbir şeyın seç ilemeyecegrnr,,, Ö ğrensinler hayatta Ama Öltiler Günü'nü kutAdamrn ailesi ağıtlar yakar ay,larca, layanbuesmerinsanlarbilirlertıleneVereceklerideğeri.olübir yoktur yaşayanındarı, konuşmadevlet başkanınrn pek bir farkı *uU*, yok, Ama bunun yerine bir masr tek fark ! Bir de makam arırtmezarlvar.Yetmezmi?Toprakfakiri,katiliörtentopraklaaynramaolsun.Üstündealtıntozlandaolurbelki.Çürüyenetine altrnkarrşrröltiliderin.Elmaslagömerlerbe]ki.Belkidepetrolle.Hattakaraelmaskömürle.Fartetmez.Yainarırrsrnyainarı- al_ srzlar mı birilerinin toprağın mazsrn ! Ruh var mr ? kemikleri tında?BunlarrbilebilemediktenSonranedenyaşanır?Hiçanlamryonrm.Herkesiöldürsemdeyalnızmrkalsamacabaşudünyada? Bir bokluk var ama", Herzamankigibitabiiki..There,snoplan!That'stheplan!,,yogeliyormuş devlet baŞkarıı dedikleri lundan gioiı"ceİ. Veracruz,a dokuzeyaletinefendisi.Öııimtınegeliyormuş.Belkideçokiyibir insandrr.Belkideçokinsandrr.Amanefarkeder?BendeinsaGazetede kutlama yapmak için geliyo,*"ş,

nrm.Bendeiyiyim.Benonuniçindeyaşarrm!..Veracruz'ab\r okudum, On alil gün
Sonra.Gelsin.Hayatıdeğişsin.Meşhuredeceğimonu.Ulus|arara. sı bir üne kavırşacak",

Çoksarhoşum.Kalemdençıkanahikimdeğilim.Hiçbirşeye

150

151

nik. Terlemiş korumalar. Terlemiş Meksika... kinyas'ı en son ne zaınan gördüm ? En son ne zartlan ona bir şeyler anlattım? Bana en yakın olması gereken et yığınınl en son ne zaınan karşıma alıp kendimi ve olan biteni anlattım ? Hiçbir fikrim yok. Hiçbir şey hatırlamıyonrm. Alkolün bir oyunu olsa gerek. Bir şeylerin oyunu olması gerek. Eğer ortada bir oyın yoksa her şeyi, ne kalır geriye ? Ne ka]ır? Eğer doğduğumu bile hatırlamlyorsam...

Saat 14.36. Dört saattir aralıksız içiyorum. Scotch. Beyniıni uyuşturmak için. Bitnrek için. yok olmak için. uyuyup eüme dönmek için... Bir Kanas almanr gerek. Bir tüfek. Suikast tüfeği. Eğer tabancayla vunıışam kaçamam. Arra uzaktan ateş etmek tam bana göre. Tabancayla ateş edersem ikinci mernriyi cle ağzıma yollamam gerekir. karıas işimi görür. uzaktan, çok tızaktan. Tek bir el ateş. Bir mermi. Burnunun biraz üstüne. Çığlıklar. Ph-

h6kim değilim. Hukuk okumadım... ıçimde büyük bir nefret var. Herkese yetecek kadar. Üçüncii Dünya Savaşı'nı çıkartacak kadar. Herkesi ölctürecek kadar. Dtinyanın havasını indirecek kadar! Bunları yazacakkaciar... Nereye kadar? Ölene kadar!..

kaldım. Terfi edemedim. İlerleyemedim. Gerilemedim. Felçli gibi otrırdum. Hep aynı yerde. Hep aynı zamanda. Vücrıdumrın çıkarabildiği bütün sıvıları tanıdım. Kan, gözysşı, ter... "Ölmüşünr, haberim yok !" derdinr eğer biraz daha kuwetli olsaydım. Geniş bir çukur. Derin ırri derin. Toprağın içinde bir oyuk. Yerim
y atta

çok kötü ! Hiçbir maddenin etkisi olmaksızın unutabiliyorsam

uçabileceğimi.

Evet. Kinyas geldi ve kaşıma oturdu. Barıa bakıyor. Anladı masanın üstündeki şişelerden fazlasıyla içtiğimi. Anladı benim de

Bilmiyorum ben. Hiçbir şey. Ezberledim zamanında Herkes gibi. Ama unuttum hepsini. Hiç büyumedim. Hep sınıfta kaldım. Ha-

"Ka5/ra, ben gitmek istiyorum. Afrika ya dönmek istiyorum. Yapacak bir şey kalmadı burada. Bataklık gibi burası. İçine çekiyor her şeyi !" dedi, elinde bir kadeh scotch... Bir sigara yaktım. Camel. Burada bulunuyor bu tütün... Kaçacak bir yer kalmadı. Gidecek bir yer kalmadı. Öıtım kaldı. Görmediğimiz bir o kaldı. Öıtim ve sonft§ı. Eğervarsa... Geçtiğimiz, maruz kaldığımız bütün sınavlan düşünüyorum. Bütün mücadeleleri. Sorular. Yaıııtlar. Yarışlar. Çalışmalar. Uykusuz g|eceler. Ezberlerneler. Anlaşılamayan konuları beyinlere gömmek. Diri diri !..

orası. Gömsem kendimi. Bitse lrer şey. Sonuna gelsek filmin. Kopsa fihrr ! Fark etmez bizim için. Yeter ki derine, çok derine gömsünler bizi. On dakika uğraşsak nefes almak için sonra da yorulup "Eyvallah !" desek ölüme. Bitse her şey. Öyle bir çığlık atsam ki dünya çatlasa!AItı milyar insan sağır olsa! Tanrı sağır olsa ! Ben sağır olsam ! Kör olsam ! Görmesem hayatı ! Bitse lrer şey... Çok sarhoşuz. @k. Absinthe, votka, scotch, rakı ve Kayra... Korkunç sarhoşluğumun ve içkinin bir şelale gibi boşarıdığı satırlann üzerinden üç gün geçti. Sızdıktan sonra ilginç rüyalann tatları damağımda uyandım. Kısa bir duş. Bir dilim pizza. Ve artık yavaş yavaş bir harabeye dönüşen salona indim. Eü kiraladığımda bütün odalan büyük bir titizlikle temizletmiştim. Beyaz duvarlarda bir tane toz yoktu. Şimdiyse odalarda içki şişeleri, plzzal«ıtularr, kadın iç çamaşrrları... Tam bir bataklık. Salonda attığım her adrmda ayağım eğilip bakmak istemediğim bir şeyi eziyor... Kinyas yine ortahklarda değildi. Arabarıın anahtarı sürekli koyduğumuz yerde olmadığına göre dışanda olmalı, diye düşündifun. Verarıdaya çıktım. Kaç gündür Meksika da olduğumu hatırlamak çok zor. Ama e[[i metre uzağımdaki denize hiç dokunmadığımı biliyordum. Afrika'nrn batı sahilinden atılan cesetlerin, pisliklerin, acrlann bura"lara vurmadığı kesindi. Oysa ben öyle olduğunu sanıyordum. Güney Amerika'daki sefaleti Afrika'dan okyanusun getirdiğini di§ünüyordum. Ama öyle değildi. Buradakiler de hiç üşenmeyip kendi sefaletlerini yaratmakta gecikrnemişlerdi... Gerçekten de o§arıus dünyanın en büyük mezarhğı. Sadece Bermuda değil, her yeri Şeytarı Üçgeni. Denize doğru yürürken aklrmdan bunlar geçiyordu... Ayaklarımı yalatmaya başladığımda o§anusa, üstümdekileri çoktan çıkarmıştım. Suya girmekse fazlasıyla kolay oldu. Eski bir dost gibi uzun uzun kucakladı beni. Ölçtlstlz hareketleriyle iste-

152

153

meden zaıar veren iri kıyım bir dost gibi savırrdu köpüklerinin arasrna. Birkaç yudum aldım eşsiz sudan. Genzinr yandı. Ama şimdiye kadar on binlerce insanı boğmuş clalgalardan bir tanesini yiyip bitirdiğimi düşününce kendirni iyi hissettim. Benim dışımda görüş mesafemin içinde kimse yoktu... Sudan çıkıp kurna sırttistü yattım. Masmaü bir gö§iizi. Gözlerimi kıstım önce, bakamadım. Vazgeçtim göımekten. İndirdim gözkapaklarımı. Karanlık ama gecelerdeki gibi değil. Gündüzün aydınlığı sıkışnrıştı gözkapaklarıırr ile gözlerimin arasına. Yalnızdım. Ve bir hayvaır kadar huzurluydum... Yıllar önce, okuduğum kitaplardaki, seyrettiğim filınlerdeki yalnız insanlara özenircliın hep. Yalnızirara. Konuşacak kimsesiblmayanlara. Sonra hayat beni buralara getirdi. Tabii ayaklanmın azımsanamayacak yardımıyla. Ve artık o roman karakterlerinden biri oldum. O kitaplardaki yalnızlığı çok gösterişli bulurdum. Aynı zaınanda da korkutucu. Kendime "Bu kadar yalnız kalınabilir mi ?" diye sorardrm. "Sosyal hayvan insan, dayanabilir mi kimsesizliğe ?" Ama artık biliyorum yalnızlığın korkulacak bir yanı olmadığını... Tabii bunu ruh sağlığı yerinde ve içlerinde tek bir kişilik taşıyanlar için söylemiyorum. Sözüm benim gibi içinde binlerce ruh taşıyanlara, Uzakdoğu efsarıelerindeki carıavarlar gibi yedi kafalı tek bedenli insarılara. Ben hep kalabalık oldum. Şehrin uzağındaki bir semte giden, günün tek otobüsü kadar kalabahk. Tıkış tıkış ! Herkesin üst üste olduğu bir otobüs kadar. Dolayısıyla iyi geldi bana yalnızlık. Kendime yeterince zaIaı veriyordum. Ve bir de dünyanrn vereceği zarax|arı ortadan kaldırmanın imkAnı olmadığına göre, yoklarmış gibi dawaııarak yalınızlığı seçmek
en doğrusuydu...

attirkumunüzerincleyatıyorveuykuilehayalarasındamekik

yapışmış kumlara çöldeki dokuyordum. Ayağa kalkıp, vücuduma

onlardan kurtul_ dostlarındarı daha şanslı olduklarını hatırlatıp döndüm. verandadan sa_ cluktan sora kıyafetierimi topladlm. Eve

lonageçtiğinrde,Kinyas,rarabajantıgeniştiğindebirpizzanın önüneoturmuşbuldum.Ziyafetekatılmakiçinfazlanazlarımapizzanın", drm. Oturdum karş§rna Kinyas ile vardr, En kısa zaSekiz yaşınclan beri oynadığımız bir own zincirleri kurabildiğinrizi birmanda ne kadar uzunlukta düşünce terapilerde, aptal rö_ birimize göstermemize yarıyordu. Genelde

portajlardaoynananbiroyun.Biridiğerinebirkelimesöyler.Kardüşündürdüğti başka bir kelimeyi şıdaki o kelimenin ıiendisine duyduğu kelimenin çağrış_ söyler. ve yanıt olarak da ilk başlayan, eder, Hanf bir değişikliğe tırdığıyla devam eder. Ve böyle devanr sürekli aynı kişi sorar uğratllmıştrr oyun tarafimrzdan. Normalde
ve diğeri yartıtlar...

votka alrp arkama yaslandrm, Ve oyunu başlattım:
"GaZoZ-"

PizzamınsonparçaslnldaağzımaatilktarıSonrabiryudum
anlamrŞtı. DüŞün-

Kinyas kafasını kaldırdı. oyunun başladığını pizzadilirninin ucundaki mesi faziauzun sürmedi. Elinde tuttuğu götürürken, "Ka5mak" dedi, Kaynak, zeytini dudaklarrnrn arasrna

Klvılcım.Işık.Güneş.Ay.NeilArmstrong.İnsarılıkiçinbüyükbir adım!Ay,ahiçgidilmediğivebütündünyanınseyrettiğiomeşhur ayakbasmasahnesininbirstüdyodaçekilmişolduğudedikoduları.Vedoğruysa,bunubaşarmış,inanrlmazbirhayalgüciinesadaha
otuz dört saniye hip olan isimsiz yönetmen. Duvardaki saat eskimişti, yanrt ağzımdan çı}ctığında, "Yönetmen."

Yalnızlık kurşun geçirmez. Dostluk, 3şk, aile geçirmez. Hiçbir şey geçirmez. Dışarıdan sol«nadığı gibi içeriden de çıkartmaz. Cerahat yapar. Antibiyotiğini de kendinde besler. Yeter ki nerede olduğu bulunsun... Ruhun nerede olduğunu düşünürüm bazen. Vücudumun neresinde ? Sonra karar veririm. Ruhum, bedenimin bittiği yere kadar... Gözlerimi açtığımda güneş batıya çoktan yayılmıştı. Birkaç sa-

Biliyordum, Ama den. Bütün bunlar Zaman kazarımak içindi. yerimden kalkıp ceketimin asılı olduğu de oyun devam ediyordu. yakalayıp saldırdı, iskemleye yürürken, yanrt arkamdan "Milk."

KinyasönündekiAbsolut'üyudumlayıpbirsigaraistedibenyine

Buyanıtfazlasıylabasitolmuştu.Faz|adüşünememişvekötü

154

l55
Gidip İnkaya daAztek tapınaklarını göımeyeceğimize göre yapacak pek bir şey kalmamıştı buralarda. Ama paraya ihtiyaç vardı. Uyuştuırıctı satarak kaz ananrazdık. Kimseyi tanımıyorduk Meksika'da. Hiçbiı,bağlantınrız yo}.ı:ttı. Dolayısıyla başka bir iş bulnıak gerekiyorclu. Belki kadın satabilirdik. Arna o işte de istediğimiz parayı kazanamazdık. Herlrangi bir zengini ya da bir yeri soyrnak en iyi fikirdi. Kinyas da bu düşündiiklerimi hissetmiş olacak ki konuşınaya başladı. "Bir yerleri soymaıı-rız gerek ! Eğer btıradan gitmek istiyoısak, eğer sen suikastını gerçekleştirmeyi hiIA istiyorsan bir yerleri soynralıyız. Yeracrıız'daki Citibank olabilir. Ya da başka bir yer. İçeri girdiğimde pek insan yoktu. Bir beyaz yanında üç kadınla eğleniyordu. Bir süre sonra tarııştık. Amerikalı; sahilde, yakında bir evde kalıyormuş. }hzıyla tatile gelmiş. Bilgisayar işinde. Harcadığı parayabakaısan, hayli zengin olmalı. Kızınr kaçırıp para isteyebiliriz bence. Eminim bankasındaki hesabmda birkaç milyonu vardrr. Ve bunlardaıı birini krzına karşılık verebilir herhalde !" Bu iyi bir fikirdi. Herhangi bir yeri soymaktan daha kolaydı.
"Tamam !" dedim. "Bu akşam o bara gidip adamla sohbet ederken evinin yerini öğreniriz. Sonra birimiz gideç kızı bizim eve götürür. Barda kalan da, belli bir süre sonra adamı eve davet eder. Ve krzrnı bizim evde görünce istediğimizin ne olduğunu anJıatırız. Sabatıa kadar bizimlei kahrlar. Sabah olunca da bankaya gidip paDi.in sen uyrırken, şehre doğru gidiyordum. Yolda bir bar gördüm.

ve zayıf- onun için zorlanmadarı gittiği yolun söylediğim yerlerden geçtiğini kabul etti. ve oyunu kaybetmiş oldu. Belki de
taşımayan insanlar için çok zordur oyun o5mamak, rekabete'girmek, Dolayısıyla ben de yendiğime seünemiyordum. zaten oyunumuzda kazanan da yoktu. Düşünmekten yorgun düştüğü için kaybeden vardı. En kısa zamanda düşünülebilecek her şeyi düşünmek gerekiyordu. ve karşıdaki sorduğu takdirde de son kelimeden, ağızdan ç*arı kelimeye kadar giden
o5rnamak istemediği için böylesine kolay bir yanıt vermişti. Hırs

bir karşılık vermişti kelimeme. Eğer iki kelime arasındaki bağı karşıdaki anlayabiliyorsa, kötü bir puandı. iık kelimeme veraıği yanıtın tabii ki doğadaki kaynakla bir ilgisi yoktu ama bu sefer çözebilirdim yönetmen ile milk'in arasındaki ilişkiyi. yönetmen. Kubrick. C\ock,ııoı"k oı"a,nge. Ye filmin "Milk Bar'' sahnesindeki milk! Çözmüştüm. ve çözdüğümü arılaııası için yüksek sesle tekrarladım gittiği düşünsel yolun mola yerlerinin isin"ılerini. Aramızda nrutlak bir dürüstlük olduğu için yalanı komik bulurcluk. yetersiz

di§ünceler yolunu açıklayabilmek... Aramızdaki güvenden ötürü solTnuyorduk artık bazı kelimelere nasıl varıldığını. Doğrusu pek de merak etmiyorduk. Tabii zamanla oyunun boktarılaşmast da bundan kaynaklanıyordu. Çizilen güzergAhlar sorulmadığı için hileli yanıtlar verilebilirdi- Ama bu da alrnması gereken bir riskti. Öıtım riski oı-rsına rağmen hAlA yaşadığımıza göre diğeri hayli önemsiz kalıyordu tabii ki ! ıkimizin de her zamanki gibi yapacak bir işi yoktu. Hiçbir iş yapmayan adamlardık. Hiçbir işi olmayan. Eskiden müzikle ilgılenirdik. Hatta profesyonelce diyebilirim. Adını bilmediğim enstrümarılar çalardı kinyas. Ama şimdi içkiden şişmiş parmaklarımız hiÇbir Perdeye, tuşa sığamayacak kadar sağır. perdesiz enst_ rümarılara daha yakın hissederdik kendimizi. sınırları daha geniş olduğu için. Ama kaldınp duvara fırlattığım ız andaparçalandığına göre onlann da bir stnlrı vardr tabii ki... "Paraya ihtiyacım,z var" dedim Kinyas'a. .Bir yerlerden para bulmalıyız. Gün geçtikçe kasadaki yankı artıyor.'' kinyas da farkındaydı. Üstelik artık Meksika'dan da sıkılmıştı.

dik. Ve bir Amerikalrnın kendine yakın hissedebileceği kadar zevksiz giyınip çıktık. Kinyas'ın bahsettiği bara doğru giderken neden hiçbir zaman heyecanlanmadığrmızı düşündüm. Öyle bir işe giriyorduk ki, yakalandığımız takdirde Meksika'nın Ortaçağ hapishanelerinde ömür boyu yatabilir, bir Amerikalının paJasrnrn ltztna geçtiğimiz için de CİAnın işkencelerine maruz kalabilirdik. Ama en ufak bir adrenalin sızıntısı yoktu beyinlerimizde. Kinyas

de biliyorduk bu aptat dünyada... Biraz pizza ve Absolut'le geceyi getirdik. Silahlanmızı temizle-

rayı çekeriz." Yine çok aptalca bir plarıdı. Ama zekice planların işlemediğini

iiıiı

I56
da, ben de başka şeyler düşünüyorduk. Ben ayak parmaklanmı düşünüyordum. Marli5m Monroe'nun ayağındaki altı parmağı ha-

157

ll1l]i

tı|li
1ililli

]rıii]]l

yal etmeye çalşıyordtım... Barın önünde arabayı park ettik. İçeri girdiğimizde Kinyas'ın anlattığı gibi ortalıklarda pek insan olnadığını gördürn. Burası sahil evlerinde ottıranlar için açılmış, kadınların satıldığı, ufak bir ptaj barıydı. "İron Like a Lion in Zion" parçaşı çalıyordu, Bob Marley'in. Anrerikalıyı bulmak zor olmadı. Güneşten kaırnılmuş kırmızı teni ile beyaz seyrek saçları, omzuna astığı para çantasıyla ve altın kaplama olduğunu tahmin ettiğin çerçeveli gözlükleriyle, yartında iki kadınla oturuyordu. Meksika'dan anladığı buydu. Bu aptal bara gelip kadınlan ellemek ve tekilayla sarhoş blmak. Gündüz de güneşin a]tında çınlçıplak yatmak. Amerikalılar da olmasa para kazanamayız, diye düşündüm. Bizim gibi insanlar için banka vazifesi görüyorlardı. Paraları bütün dünyadan toplayıp onlarr almamrz için tutuyorlardı. Adamın masa^srna yurüdük. Kinyas elini uzattı. Ve gürültülü bir sesle konuşmaya başladı. Sanki çok eskiden tarıışıyorlarmış gibi adamın elini hararetle sıktı. Beni ise İtalyarı bir işadamı olarak tanıştırdı. Bu İtalyarı oyunlarında en sevdiğim isim Julius'tur. Kinyas da bunu bitdiği için beni göstererek, "Julius Caesar !" dedi. Sahte olduğu gün gibi aşikir bir isme inandığı için milliyetinden dolayı suçlayamayacağım Amerikalı elimi sıktr ve masasrna oturduk, İsmi Michael Goldman'dı. Sarhoşluğun ilk basamaklarında dolaşıyordu. Kendi dilini aksansız konuşarı birilerini bulduğu için mutlu olmuştu. Bir şişe tekila söyledik. Masaya üç kadın daha davet ettik. Amerikalı cömertliğimiz karşısında daha da menrnun olmuştu. Müziğin sesini bastrrmak için bağıra bağıra konuşuyor ve içiyorduk. Aldığı alkolün etkisiyle çenesi düşmüş ve bize, Meksikalı kadınlarla ilgili faırtezilerini anlatmaya başlamıştı daha tanrşmamızın birinci saatinde. Ve ben bir an için ellili yaşlarda olan Amerikalıdarı ne kadar nefret ettiğimi fark ettim. İğrenç bir yaratıktı. Bizimle ses tellerini gererek konuşurken elleri kadınların bacaklannın arasında alternatif bir turistik Meksika gezisi yapıyordu. Evinin, barın hemen yanındaki ülla olduğunu öğrendik.

Kızındanhiçbahsetmiyordutabiiki.Meksikalıkadınlarkonusuy. laaynımasayagelmeyecekkadarözeldikızı.Amaeşindenboşanmlşolduğunuanlattıklarındançıkartabildik.okullarınkapanmaslnrfusatbilip}<ızlylabirliktetatileçıkrnışlardı.Veakşamları krzrnryatrrıp*"ı.","alkolpeşindekoşmaklameşgulolrıyordu.BirazclahasohbetettiktenSonrabenayağakallopuykumgeldiği içinevedÖneceğimisöyledim.Michael,gecenindahayenibaşladığınıbelirterek,kalmamıistedi.Gülümsedinrbusözlerikarşısında. ,,Haklrsın ! Gece yeni başlıyor. Ama uYkum geldi" dedim. vardı. Amerikalrnın evi, salrile Barın hemen yanrrrda bir villa indim.Verandayagirdim.Pencerelerderşıkyoktu.Salonaaçılan da Büyuk ihtimalle buralarda kapıyı yavaşça ittlm,'Xilitli değildi, kimsekilitlemiyorduverand'akaprsrnr,Afrika'dakigibi.Çünkü kimsekimseninçocuğunukaçrrrpfidyeistemeplanlanyapmı-

ıl1llı

liilI
lll]l1

lliI

t\lıl

İ,li
lllii1

]1ll]iır

llilil
ilillril

illilll

yordu.Salonbizimkinebenziyord,.*udahatemizvegenişti. tır-

]l]l11

Mutfağı geçip merdivenleri Hiçbir şeye çarpmadan yürüdüm, manmayanaşıaaım.Üstkataçı}rtığımdabirkoridordaydrm.Sol taraftaüçtaneı..,,vardr.İıı<inısessizceaçtım.Solelimtabancanrnkabzasınaaydl.odadatekkişilikbiryatakvardıveboştu.Sigirmek üzere koridora çık_ lahı çıkarttr* üıi*den. İkinci odaya Demek ki aşağıda bir şeylere tığımda bir gölgeyle karşılaştım, Ara_ da gürültülü bir şekilde açmıştım. ça(pm§, oorr,ri kuprrrr,, ve gölge de durduk, İki saniye, mızda yarrm metre-vardı. İkimiz

li,]i]i

lt]ıl

ilii,

il

tiı
illil

hareketetmedenboğazındansağelimleyakalayıptuttum.Vede. minçıktığımodan,,.içı.."çektim.Birkaççığlık.Birkaçgereksiz kaanda_boynundan tuttuğum karşı koyma ç,n*,, lİ,ğ, aİt,ğrm
elimde silahla fetiyle aydınladığında ben ayakta şok

ill

il

raltıyıdayatağactoğrufirlattım.VeartıkheryerEdison,unmari. geçi_ yatakta renonaltryaşlarrndasiyahsaçlr,üstündesadecetişörtolartbir kızabakıyordum.Doğrusunusoylemekgerekirsebendahaçok Ama karşlma kadınlığa yol alan küçük uir çocuı< ueı<iiyordum.
bir genç kız çıl«ınıştı,
"Sus !" dedim, "Sus ! Sakın ses çrkarma!"

il

l

i

çoktan bağırmaln kesmişti,

yaşadığı heyecanın etkisiYle Kız yatakta kaskatı kesilmiş ve

158

159

"Sana zarar velTneyeceğim ! Sakın korkma !" dedinr. Boşuııa konuşuyordum. Onun korlcırası ve benim de zarar ver-

nren için binlerce neden vardı oysa O an, yataktaki kıza bakarken içinrden ytıkselen en ilkel çığlıklara yenik di"işnreye bzşladım. Korkudaıı felç olırruş vücudunrın karşısında ceketimi çıkarttıırr. Silalrımı doğrultnrtıştrım yüziine. Tam olarak ne düşündiiğümti lıatırlamıyorum. Ama derinden haykırışların ve kontrolsüz kas refl e}<s}erinin eşliğinde An,ıerikalının krzına tecavüz ettim. Sonra da kolundan ttıtrıp lrıçkırıklarnı duymazdaır gelerek, evden dışarı çıkardım. Artık tek bir ses bile gelıniyordu kızın ağzından. Tanramen uzaktı her şeyden. Hiçbir şey diişünemiyordu. Aklından o kadar çok şey geçiyordu ki bir renk paletinin hızla döndürüldüğünde ortaya çıkarı marıza.ra gibi
!

hoşluğunuattr'nabzrnldüzen]edi.Vegidipkızınınyannaoturdu. gelmemeye çaEllerimizdeki tabancalann namlularıyla göz göze Birbirlerine sanl_ lışarak. ve o da kızrna uytlp titremeye başladı. ay_ rlılar. sonra birden bizim de orada olduğumuzrı hatrrlayarak bal«naya başladı, Gözlerimin rıldılar birbirierinden. İkisi de bana içine.Gözleriminiçibaşkayerlerdebaşkasuçlarişliyorduoysa. Belki annemin rüyasında, belki de bir fotoğrafin üzerinde
!

Gülüm_ namlusunu panik içindeki baba ile kızclan ayuTnayarak, "All right !" sö_ süyordu. o an aklıma pop art döneminin rneşhur

KinyasgelctiVeyanmdakikoltuğaoturdu,elindekisilahın

zügeldi.Allright!Neeksik,nefazla!Vekonuşmayabaşladım.

*Bir milyon dolar. İstediğimiz bu. Sabaha kadar beraberiz, Sa_ gidecek ve para_ at dokuzcla, yanrnrda gördüğün adamla bankaya

bembeyazdı bütün zihni... Arabaya bindik. Eve doğru sürdüm. Arhk ağlamıyordu. Bence nefes bile almıyordu. Yaşadıklarmm gerçek olmadığını düşünüyordu. Dünyadan daha büyük bir şokun üzerinde oturuyordu... Eün önüne geldik. Kolundan tutup kapıya götürdüm, Anahtan aramak gereksizdi çünkü biz de kilitlemiyorduk kapılanmrzı. Kaçırılacak bir çocuğumuz yoktu. Sadece açtım. Henüz Kinyas ile kızın babasının daha gelmemiş olduğrınu gördüm. Kıza kane-

parayl getireceksiniz, ve yı çekeceksiniz. krzın burada kalacak.

krzınla beraber gideceksiniz," bah_ Amerikalt para lafinı duyunca birden bildiği bir konudan kendine geldi, Artık tit_ sedildiği için üzerindeki paniği silkeleyip adamın remiyordu. Bir tüccara döntlşüyordu, meşhur hikiyedeki

peye oturmasını işaret ettim. Ben de karşısrna oturup silahımı sol göğsüne doğrulttum. Beklemeye başladık. Ne o bir şey soruyordu, Ne de ben konuşuyordunr. Titriyordu korkudan ve belki de yaşadıklarından dolayı bu sıcak havada üzerine abanan soYarım saat sonra kapı açıldı. Ve Kinyas göründü. Gülüyordrı. Arkasından da kalrkahalar duyuluyordu. Ki bu kahkahalar üç saniye sonra kesildi. Bitti. Yok oldu. Yerini gür bir çığlık aldı. Kinyas adamın sol şakağına bir silah dayamış, sakin olmasını söylüyordu. Çok sakin. Hiç olmadığı kadar. Bir insan, bir Amerikalı ne kadar sakin olabilirse o kadar. Şakağına dayanan soğuk çeliğe itaat etnek zortındaydı. Hayata değer verenleriır, ileride giizel günler yaşayacaklarını düşünenlerin eır büyuk kaygısı olan öltim boyun eğnresini enrretmişti. Sakin oldu, Derin nefesler ahp sarğuktan.

kuıt olması gibi. *Yok ! Benim o kadar param yok ! Lütfen ! Beninr o kadar pa_ ram yok ! Lütfen bırakın bizi !" Kinyas sözü dewaldı, ,,Bizim de paramız yok. Siz de bizi bırakın. Parayı verip gidin," bana ba_ Michael ağlamaya başlamıştı. kızsa sabit bir şekilde ediyordu. Bildiği en ke_ kıyorclu. Hala yahkta benimle miicadele

sicialetledoğramakistiyordubütünvücudumu.Nefretiokadar büwktü ki, onu görüyor ve duyuyordum. "yarrşalım !" diyordum

! Haydi ! Kim da_ içimden. "Kim daha çok nefret edecek Kayra,dan ha çok isteyecek Kayra'nrn ölmesini?"" içinde brı_ kafasını ellerinin arasrna almış hem ağlayan hem de lunduğu durumdan nasıl çıkacağınl düşünen Amerikalı çaresizli_

ğininboyutunukawanrışolacakkibaşınıkaldırıpgözlüğünüdü_

zeltti. *Tamarıı" dedi. "Ancak bir rnilyon dolanm yok. Sekız yiz bi!" nim var. inanın bana! Doğruyu söylüyorum ! Başka Paraın Yok

160

161

muş olsaydık kesinlikle bu kadar zorlanmazdık. Herhangi bir
bankada hesap açıp markalannı bilmediğim laptoplardan birinin

Eğer teknolojiyle, bilgisayarlarla yakın ve samimi ilişkiler kur-

yardıınıyla parayı hesabımıza akdarabilirdik, Ve böylece ortada ne barıkaya gitmek, ne de ikisiyle geçirilecek bir gece kalırdı. Ama biz daha çok eski moda gaspçılardık. HAli Jesse James teknikleri kullanıyorduk. Gözle $örülen, elle tutulan paralara inanıyorduk. Günüırrüzde büytik bir ilkellikti, ama zaten biz de medeni olduğumuzu iddia etmiyorduk, Yirmili yaşlarının başlarında bütün kurum ve devlet dosyalarındarı çılonış insarılar olarak ekrarıda bizim olduğu varsayılan bol sıfirlı paralar bize mutluluk kadar uzak gelirdi.., Daha çok plastik torbalarda nakit taşıyarı taraftaydık. Zaten barıka ve barıkacılık sektörü insarıoğlunun yarattığı en öldiiııücü zehrin evi olduğu için bilgisayar veznedarlara güvenjör...

istiben Amerikalının bu felaketi de dtıyııp kalp krizi geçirmesini söylemeye niyeti yoktu. sakla_ yordum. Ama belli ki kızın bir şey yacaktı belki cle hayatı boyunca, olar-ılarr. Belki de hiç evlenemeyecekti ! Hiç kimseyle yatamayacaktı bir daha !"

Kinyas'ın uykusuzluğu sonsuz olduğundan ben yatabilirdim, Kalktım. ,,Yarın görüşürüz. Bir yere gitmeyin. Burada buluşalım" de_
dim...

yatağıma uzandrrn. Gözümiin önüne şu an aşağıda hayatının geldi. Bakışlarr, en büyük duygusal şokunu yaşayarı kızın vücudu seslerini duydum yeni_ boynu, dudakları. Dişlerinrizin çarp§ma

den...

}

memizin imk6nı yoktu... Para, banka. Morfin, şınnga. Kurşun, şarKinyas adama inanmış gibi yapıp "Tamam" dedi. Belki de artık sıkıldığı için aşağılık pazarlrktan, kabul etmek ihtiyacı duymuştu. "Tamam. Sekiz yüz bin. Sabaha kadar buradayız. Daha altı saat var. İsterseniz uyuyabilirsiniz." Tabii ki son sözü tamamen bir alaydı. Değil uyumak, ğözlerini kırpmak bile istemiyorlardı. Her an parmaklanmızrn uyuşup teti-

"Mar_ Sorıra aklrma bambaşka bir şey geldi. "Cehennem" dedim, quis de Sade'uı acıyt övdüğü gtin bitti !" kinyas yanrmdaydı. camın arkasında gece oldu_

yerimden firlamak iste_ ğuna göre saatlerce uwmuş olmalıydım.

uyarıdığımda

Kinyas oturduğu yerden kalkıp mutfaktarı soğumuş iki dilim pizza getirdi. İl<i de bira. Önlerine koydtı. Önce tereddüt ettiler, sonra kaybedecekleri tek şeyin uğruna yıllarca çalışıp tasarnrf ettikleri paraları olduğunu düşünüp başladılar yemeye. Onları bağlayabilirdik. Ama evde bir ip olduğunu sanmıyordum. Hem zaten çok zor olurdu üst kata çıkıp aramak. Belki bir ki.ilotltı çorap bulabilirdim ama yine de zordu.,. Ve uykum geldi. Krzın babasına, kendisine yaphğımr anlatmasını beklemiştim ama bir türlü ağzını açıp konuşmuyordu. Oysa

ğe dokunmasından korkuyorlardı. Sürekli açık gözleri böyle bir arıa tanık olmak istiyordu. Uykuda ölmek istemiyordu Amerikah. ÖlUmlinü görmek istiyordu. Görmeden inanmayarı bir tüccardı o da bütün diğer ticaret adamlarr gibi...

dim. Kız. Para. Babası. Barıka.., Sonra vazgeçtim", Gözlerimi son bir kez kapattım. Krzın dirsekleri, göbeği, "Değil bulusadece G noktasınr, bir kadın vücudundaki bütün alfabeyi kaprsını rum ben !" diyen eski bir dostun yüzü, Kinyas'ın odarıın yavaşça ardından kapaması... ve uyku hükiimdarlığının ortaçağ kalelerindekilere benzeyen ağır ağır inen kapısl. Dev zincirlerin sesi... Sonra hiçbir şey...

163

Sessizlik. Yataktan kalkmak için yorganı üstümden atmak bile beş dakikamı alırdı. Hiçbir şey ses çıkarmasın ! Bütün eşyalar

dörde dört oları odalarımda tahmin edileceği gibi yapacak fazla iş yoktu karanlıkta. Üstelik en önemlisi sessizlikti...

plaklarımı... Herkes yattıktarı sonra uykusuzluğu yeni yeni keşfeden bir çocuğun gece siyahtan laciverde dönene kadar kulaklıkla müzik dinlediğini, penceresinden vücudunun yansrnr çıkarıp korka korka sigara içtiğini hatırlıyorum. Üıkemdeyken yat borusu sabah ezarııydı. onu duyunca parıiğe kapılırdım. Çok geç kalmrşun, derdim. Bir an önce uyumalıyım. Bazen de aileden biri gecenin ortasında uyanırdr. Ben nefesimi tutardım. Duyulmasın hiçbir şey Anlaşılma§rn uJruyamadığım ! Anlaşılmasın herkes uyurken benim odamda çıplak ayakla volta attığım ! İçimden söylediğim Rezillos şarkılarının eşliğinde... Ben o kalp çarpıntılarını çok seı.rmiştim. o korkulanmı. IJykusuzluğun en güler yüzlü tarafiyla tarııştğım dönemi... Bir iki saat gözlerimi kapatır. Annemin beni okula gitmem için uyarıdrrmasını beklerdim. Dünyanın en iyi uyanan adam taklidini yapan bendim. yıllarca sürdü bu gece tragedyası. Genellikle
!

vanna yazdığım mikroskobik harflerden oluşan cümlelerimi.

anlama geldiğini bulur, sözlüklere geçmesini sağlardım. Ailemle yaşadığım o günleri düşünüyorum bazen. Değişik evlerdeki değişik odalarımı. Birçok kez faz|asıyla sarhoş girdiğim yatağımı. Duvarlanmdaki posterleri. Dağınık kitaplanmı, ders notlaırmı. Benimle yaşıt Grundig müzik setimi, gitarlanmı, bağlamaınr. kimsenin göremeyeceği yerlere kurşunkalemle odamın du-

"Ne yapmak istediğini bilmiyorsan, ne yapmamak istediğini düşün !" demeye çalıştım kendime uzun yıllar boyunca. Böylece ihti malleri eleyerek bir ideal, bir amaç bulabilirdim. Hatta hayatın ne

sussun ! Gözlerimıfaz|a açmazdım o gecelerde. Sadece pencereden dışarı bakarak sigara içtiğim zamarılar hariç. Sonra pencereden içeri giren buz gibi havadan üşüytıp yatardım. Gözlerimi kapatıp hayallerime dönerdim. Dizlerimin tistüne çöküp, avuçlarınla kumlar doldurup ellerimi havaya kaldırdığımr sonra da asla üşütmeyen ama sürekli yüzümü okşayan rüzgArın parmaklarımın arasrndan dökülen çölü havaya savurduğunu hayal ederdim. Kuma gönrülü olduğumu hayal ederdim. Önce btiyuk bir çukur zçü, içine girerdim. Sonrp üstüme tülbent inceliğinde bütün vüctrdumu kaplayan bir kumaş örterdim. Çewemdeki kumlarla önce ayak ve bacaklarrmı sonra gövdemi ğömerdim. En sonunda da örtü1ırr yüzüme çekip dışarıda kaları tek kolum|abiraz daha kumla kendimi tamamen gömer ve bu işi yapan kolu da geldiği yere, yani yumuşak kumun içine saplardım. Gözlerim kapalı olurdu. Sanılarıın aksine serin olurdu kumdarı kozam. Çölün bir parçası olurdum. Ne bir insan, ne de bir canlı. Sadece çölde bir kum tanesi. Kumlar vücudumun şeklini ıslak alçı gibi almış olurdu. Neredeyse kumlar ile bedenim arasrnda havarıın bile olmadığını düşünürdüm. Balıkadam kıyafeti gibi sarardı kumlar beni. Çok kiiçük nefesler a]ırdım. Nabzım yavaşlar ve aldığım o cılrz oksijenin her zerresini fakir bir çocuğun bulduğu el«nek parçasınr kınntr-

lara bölerek saatlerce yemesi gibi katbim de zevkini çıkararak içine çekerdi. Yeryüzündeki en güvenli yerde olduğumu düşünürdüm. Hatta dünyanın dışında bir yerde gibiymişim gelirdi bana. Bildiğim ne rahatlatıcı duyguydu. Bir insanın hissedebileceği en büyuk huzur kaplardı içimi. Çölde bir kum tanesi. Çöle gömülü bir çocuk ! Hiçbir şey istemeyen. Her şeyden korkan, hayattan midesi bularıarı bir çocuk. Ve beklerdim orada öleceğim günü. Birilerinin gelip, "Sen öldün. Haydi gel !" demesini. Çünkti yapacağı hiçbir şeyi olmayan bir çocuktum. Çölde gömtilü ölümü beklemek. İşte bunu hayal ederdim gözlerim kapalı, bütün insanlar uyurken. Onlar kontrol edemedikleri rüyalar, kibuslar görüyorlardı. Ama ben istediğimi yaşıyordum

164

I65 sonra gidip dolabı açtım ve içinde umduğum şeyi buldum. Bir şırmga. Daha önce de evin içinde insülin görmüştüm. Bizden önceki kiracı kendine bu kapsülleri sürekli şırıngalıyor olmalıydı. Banyoya geçip şınngaya su çektim. Aşağı indim. Tabii ki Michael

nuşmadım. sadece yüzlerini seyrettim. Çerçevesiz bir teleüzyon ekranırıı se5rreder gibi. yüzlerindeki gözyaşlannrn, ter damlalarınrn kurumuş yollarrna baktım... sabah geldiğinde ikisini de dışarı çıkardım. Arabanın bagajmdaki çekme halatını alıp Michael'akrzını buzdolabına sanlmış bir şekilde bağlattım. Çok rahatsız bir duruştu... ve o an aklıma eskiden seyrettiğim "ı spy" dizilerinden çıkıp gelen bir fikir yurüdü. Evde ilaçların olduğu bir dolap vardı. Daha önce hiç dokunmadığımız. Michael'ı da çetarıe halatına bir çöp torbasıyla bağladıktan

lar, sorular sordular, küftirler ettiler, her şeyi söylediler. Hiç ko-

ile kızın karşısında, elimde tabancamla oturdum. Barıa yalvardı-

"Hayat. Hayat sensin ! o kadar. Büyütülecek bir şey değil.'' Bugün, yine dünyanrn yüzde doksanında ahlaksrzlık ve suç sayılacak işler yaptrm. kabul etmeliyim ki bunlar iş değildi. sadece oldular. oyunun başaktörüydüm... sabaha kadar Amerikalı baba

cesedimin kum tanesine dönüşmesine kadar geçen bekleme süresi. Düşünme süresi. Hayat bu ! Düşünmeye aynları zaman. kendimi kumların içine saplamış şekilde nefes a]arak yattığım süre. Hepsi bu. kum tanesi olana kadar aklından geçen her şey. Başka bir şey değil...'' Hayalimden sonra sabah olurdu genelde. ve hAl6 gömülü olduğunu hayal ettiğim yüzümü banyodaki aynaya tuttuğumda aklımda tek bir cümle olurdu:

o gecelerde. İstediğim her şeyi. Gözlerimi açtığımda bedenimin her milimetrekaresine dokunan o kumların serinliğini haH hissediyor olurdum. Hayallerimde kendimi gömdüğümde güneş batıya yatmaya yüz tutmuş olurdu. o öyle bir zamandı ki kum gün boyunca güneşin sıcağrnı almış ama yavaş yavaş kendine gelmeye, soğuğa doğru yol alrnaya başlamış olurdu. serinliği kanımın akışını yavaşlatır, dünyada, ewende sadece benim olduğrınru düşündürürdti. Sadece ben ! Başka kimse yok. Sadece bir zihin ! Düşünceler, görüntüler, konuşmalar, kahkahalar. İçinde hepsini barındıran bir zihin. "İşte !" derdim kendime. "Dünya artık o üzeri kalabalık toprak parça-sı değil. Dünya işte bu ! Zihin. Dünya benim zihnim ! Dünya benim aklım. Hayatsa çöle karışana kadar üar. kendimi gömmemden

bağladığım yerden kurtulmuş ve kızını da çözmeye çalışıyordu. Ama beni görünce durmak zorunda kaldı. Çok pişman olmuştu, tezgAlrın iist çekırrecesinde duran büyuk et bıçağını almadığına. Tabii varlığından haberdar olsaydı daha da pişman olurdu ! Geri çekilcti elleri lravada. Sol elimde tabanca, sağrmda şumga. Daha kız ve Michaet ne olduğunu anlamadan iğneyi kızın kalçasna saplayıp suyu yollamrştım vücrıduna. Tabii, hareketim zaten gergin olan havada başka bir panik rüzg6rı daha estirdi, o§anusa bakan pencereleri olan mutfakta. Bağrışmalar, çığlıklar. Onlardan daha çok bağırarak, iğnenin ucundakinin bir zehir olduğunu, iki saat içinde panzehiri enjekte etmezsem kızın öleceğini anlattım. Bunları söylerken gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Sözler tamamen yıllar önce seyrettiğim dizideki aktörün repliğiydi. Ben yalan söyleyemem, taklit ederinr. Ortada telaffuz edilmiş ne bir zehir ismi vardı, ne de inandırıcı herhangi bir şey ! Şeffaf bir sıvıyla dolu büyuk şınnga ve benim Hollywood tarzındaki kötü adam konuşmam...

cümlemi bitirir bitirmez artrk ne düşüneceğini bilemeyen Amerikalılar daha da heyecanlarııp tamamen bir histeri laizine kapıldılar. Kızın kafasma bir torba geçirip sesini kıstım. Adamı da ittirerek evden çıkardım. Önce onun evine gidip gerekli belgeleri aldık ve bankaya telefon ettirdim. Çekeceği miktan hazırlamaları için. Sonra da arabaya binip yavaşça gitmeye başladık. Arabayı yılın babası kullanıyordu. Ve 60'ı geçerse kendisini öldüreceğimi söylüyordum. Ve Michael daha da deliriyordu. Çünkü kurtarmasr gereken bir hayat vardı. krzrnrn hayatı ! İki saat içinde Birkaç polis kontrolünden durdurulmadan geçtik. Büyük bir şanstı. Kabul ediyorum. Bankanrn önüne gelince bir psikoloğun ses tonunu taklit etmeye çalışarak en sakinleştirici bakışlarımla krzını unutnramasını, herhangi bir yanlış harekette bulunmadan parayı alıp hayatlarını kurtarmaları gerektiğini söyledim. Zaten
!

167
166

Michael'ın bütün enerjisi yok olup gitmişti. Aklı o kadar karışıktı ki, gözü sürekli saatinde "Tamam ! Tamam !" diyordu... Bankaya girip müdürün odasına geçtik. İük defa Michael beni şaşırttı. Son clerece sakin bir şekilcle Meksika'da bir ev alacağını ve acelesi olduğunu anlattı adama. Şimdiye kadar dolandırarak kazarıdığı her doların cezasrnr çektiğini çoktan kabullenmiş, kendini paradan ve $ünahından anndırTnaya çalışıyordu...

Yanm saat sonra para geldi. Bankanın hediyesi bir çantanın içinde. Ben yakın bir dost olarak Michael'a "İstersen bir say" dedim. O an beni çok öldürmek istediği an oldu. Çünkü geriye sadece elli dakika kalmıştı. Ama yine de teklifimi kabul etmek zo-' runda kaldı. Makinede sayrlması on bir dakika sürdü, bütün parantn. Arhk damarlannda sadece panik akıyordu Michael'ın. Müdür aslında anlayamadığı bir şeylerden şüphelenmeye başlamıştı. Acelemizi anlamıyordu. Durumu kontrol altına almak için, "Acele etme Michael. Daha zamanım:rz var. Emlakçı bekler" dedim, paraları çarıtaya yerleştirirken titreyen elleriyle...

ağzındabukadarkanvarkenkonuşamazdı.Ağırvücuduensesinsahneyi tamamladı' de bir delikle yere serilirken kızın tiz çığlığı de yardımcr olmuştum Kendisi demişti "Her şey bitti !" diye. Ben yarrm metreden ateş etnriş_ iddiasının gerçekleşmesine. Ensesine patlamasrnr duymuyor_ tim. ve artık tetik çektiğim zaman silah dum.Duyduğumtekşey,Fransızbilardosundakibeyaztopun bir saytnın sesiydi ikinci kırmızıya da çarptığında çıkan sesti. İyi Evden aynlmadan ön_ kulaklarımdaki. Yerdeki Michael,a baktım. cekafasrnageçirdiğimtorbayıbabasınınçekipçıkardığıkızllaay. ve şarjörde srra_ nı arıda kafalarınrro krıdrrıp birbirimize ba}<tık, sapladım, Aya}<ta Öl_ sını bekleyen melTniyi de krzın sol şakağına

müştü.ÇiftkapılıWestinghousemarkabirbuzdolabınasarrlmış açılan deliği kafası arkaya şekilde öten ilk insarıdı. Buzdolabında yattığındagörüncebeyazeşyagarantisürelerininortalamanekadar olduğunu hatırlamaya çalıştım",

Tokalaşıp ayrıldık. Ama önce, müdiire bankasına yakınlarda büyük miktarda bir para yatıracağımı söyleyip birkaç broşür aldım. Barıkadan dışan adımımızı attığımızda, Michael bana anadilinin en seçkin ktifürlerini etmeye başladı. Arabaya binip eve doğru yol almaya başladık. Bu sefer ben kullanıyordum. Beş dakikada şehirden çıktık. Sol elimde Michael'a dönük bir silah ve sağ elimde direksiyon. Artık Michael kendini toparlamış, Tanrısına iki şey için dua ediyordu. Birincisi kızına zaJnanrnda yetişmek, ikincisiyse silahlı soygunun, yaptrrdığı sigortalardan birinde yazıyor olması. Bir şırıngaJıın ne kadar etkili olabileceğini öğreniyordum ben de. Şehirden on dakikalık mesafeye geldiğimizde dudaklannr o kadar çok hareket ettirip garip fisıltılar çıkarıyordu ki, hiç kullanmadığım radyoyu açmak zorunda kaldım. Tiini Lopez söylüyordu. Şarkıyı ilk defa duyuyordum... Bvin önüne getdiğimizde altı dakika kalmıştı iki saatin dolmasına. Kapıyı açtım. Michael koşarak mutfağa girdi. lhzına her şeyi hallettiğini, kurtulacaklarmı söylüyordu yüksek sesle. "Her şey bitti !" cümlesini bitiremeden ağzı kanla doldu. Kimse

Sonradasalonageçipbirkaçdilimpizzayedim.SoğukpizzaBir ğün, na_ lar. Mil«ofinnr Kayra bozduğu için kullanamryorduk, hurdaya dön_ sıl işlediğini merak edip içini açtığındarı tamamen müştü.Vetabiikibütünmakineyidağıtmasınarağmenyinede

p\zzayı kaynatabilen, pepperon_ çözememişti bir buçuk dakikada Mecbur kalıyorni,lerin üstünde kabarcıklar yapan mekarıizmayı, Bu kadar srcak bir gün_ duk biz de artık soğuk pizzalar yemeye. Tabiı mutfaktaki, artık de bir şeylerin soğuk olmasr gerekiyordu. p\zzakadar soğuk olacak nefes almayan r" biru, sonra elimdeki bulup atabilirdim içine bir vücutlan sayInazsak ! Bir mil«o daha gerekirdi, Kalkol, ne olacag,n, görmek için ama çok uğraşmaln

kıpkendimebirdublevotkakoydum.Eskidenbenigerçekten
geldi: se,ırmiş bir kadınrn sözleri aklrma

"Daha çok erken ! İçme !" Hep aynı yarııt, ve benim kendisine verdiğim yanıtı düşündiirn. geçti bile !" an saat bir yerlerde gece yarrsrnr
"Şu

Vemutfaktakileraklımagelincebucümlebirazdeğişipyeni
bir hal aldı. "Şu an, bir yerlerde iki insan doğdu bile !" yeri bu kadar Çabuk doldurulabiten başka bir canlı bilmiyor_

168

159

dum. Belki bir cle böcekler !.. Artık Kayra'nın uyanmasını bekle-

saııiyelerinin fazlasıy_ rum anla çok yorulmuşum. "Eğer kolur-ı_ıda
ctuymazdrm"

mekten başka yapacak bir şey yoktu. Cesetlerle ilgilenmek zorundaydık. Çünki.i yıllardır içinde yaşadığnrız tropikal iklimde kalbi atrnayan et çok çabuk kokı-ıraya başlardı. Aslında Kayra'yı uyarıdırmak için bir ara yantna gittim aırra öylesine dalınıştı ki yatağının derinlerine, \,arrgun yemesinden korkup vazgeçtim. Salona inip karrepeye tızandırn. Bir ara kendime bir dör,ryıre yapınak istedinr. Sağ koltınra bir ya^yazacaktınr.. Sonra çok tığraşman gerekeceğini düşiinerek bu fikri de bir başka zamana erteledim... Bekleıneye başladınr... Herkes film seyretmiştir benim gibi. Ve biraz olsun gclrmtlşİtlr hiçbir şey yapılmayan sahneleri. Kamera karşısındaki aktörlerin bile umutsuzca yönetmenleriyle göz göze gelmeye çalıştıklan sahneleri. Ne bir hareket, ne de bir kelime. Böylesine anlar ölü olanlardır. Hiçbir şey yapılmaz. Hiçbir hareket yoktur. Okuyucu da, seyirci de hikiyenin kahramanıyla sıkılrr beklerken. Bu anlara en iyi örnek Blues Brothers'da Belushi ile Aykroyd'un asansörde yavaş yavaş, aşağılık bir müziğin eşliğinde binanın vergi tahsilatı yapılan katına çıkrnalarıdır. O an herkes bekler. Asansörde durulur. Aslında bazen işe yarar bu ufak teneffüsler. Hele işler genelde hızlı gidiyorsa. Durup düşünmeye yarar. Ama tabii söylediğim benim için geçerli değil. Çünkü ben zaten sürekli düşünüyortrm. Hiçbir şey geçerli değil benim için. Bütün kurallar, hayat tarzları, ideolojiler geçersiz bana. Hepsi. Provizyonu bitmiş bir kredi kartı kadar geçersiz btı dünya ! Bir makasla kesilip iptal edilmesinin zamanı çoktan gelnriş. İptal edilmeli. Bir an önce Sağlam bir elektrikli testere bulsunlar bana. Ben yaparrnr. Keserim dünyayr ortasrndan. Fazlasürmez ! Birkaç yuzyılda biter işim. Benim zalnanım var nasrl olsa. Hiçbir yere gitıniyorum. Mutfağında iki ceset olan bir evin saİonunda siyah deri bir kanepede uzan!

lasesçıkardığıbirsaattaşısayctımonudabellibirzarnarıSonra yok, Dalga_ d.iyortım kendime. "Korkulacak bir şey larbiryeregitnedi.',o§anusbuharlaşmadı!Sadecekulaklarrm alışmışşarkısına.Birazdinlememyeteryenidend'uynramiçiııköpüklü suyun ıslığını", yaklaşan bir arabanrn Ve yavaş yr.,Jş çok uzaktan bana doğru

motorununhırıltısıgibiduymayabaşlıyorumdenizinayakseslerini.Tabiibunlarağuayaksesleri.Hemcleçokağr.Büyi-ikbiryabenzeyen Akdeniz,in acenri ratığın ayak sesüeri.§ocuk havuzuna alan bir su}aln gittikçe iç çekıneleri değil l içine transatlantikleri yükselenfisıltısı...Büyüyor.Büyüyor!Heryeridotduruyor.Bütiin boşluklan.VeyıllarönceilkdefaAfrika'dakarşılaştığımızdabeynimeuğultutarınrmirasbırakmışsesedönüşüyor.o§anusunneyeniden duynraya başlaymca", fes alıp velTne sesi, Rahatlıyorum Sağkolumrlaküçükkrrmrzınoktalarvar.Pıhtılaşmışkandamdiye düşünüyorum, lalan. Gidip tuzlu suda yıkanmak iyi olur, Amaneyeyaraı?İçimdebukadarçokkanakarkenderiminüzerindekileri temizlesenr ne fark eder?" geldim, Her şeyi hayal etmeBen, Kinyas dünyaya düşünmeye yegeldim.Çektiğimveçektirdiğimbütünacılarbenihavadatutanbalonuşişirmeyeyanyor.BenhiçbirşeybilmiyorVehissetmiCanlarını aldığım yorum. Sadece hayalimde yaşıyonım dünyayı,
hayaller insanları tanımıyorunt. Hatrrlamryorum. Ben uçurum_ tuyorum ölmeden önce attıkları o flsıltılı çığhğı", yeni

kurup unu_

danaşağıyuvarlananVeclüşerkenönünegelenlrerşeyinvarlığıolup rtüŞüYonrm Şehirlerin na son veren bir kar parçastyrm. Çığ bir tarafi yukarıda olan üstüne. Dünya yurrariak değil l Dünya bir tepsiden düşüp kı_ oval bir tepsi. Hepimiz kayıyoruz. Gümüş Ayağım kayıyor, Ama rılan kristal bardaklarız. Rrıhum kayıyor.

mış, yatıyorum...

Ama garip bir sessizlik var. O§anusun sesi yok. Aylardır, belki de yıllardır bir saatin saniyeleri gibi duyduğum ve gece gündüz stirekli orada olduğunu bildiğim o§aırustın sesi yok.Yerimden kalkıp o§aırusun hAla dışarıda olup olırradığına bakmak istiyo-

çokküçükyaşlardakayaköğrenmişbirçocukgibikimseyeçarpcle değilim, Daha çok, ka_ rnadan hayatının slalomlarrnr atan biri
babirkızağınüsttirıdeönüneçıkarıherkesicleviren}ruzurbozu-var ne istediğini bilenler cu bir kayak pisti katiliyim. Bir de tabii Ufakyaşlarcla,büyüklerigeleceğeclairplanlarrnlsordtıklarrndate.
!

170

171

mura hayat veriyorum ben. Heykel yapmıyorum. Notalardan eserler yaratmıyonrm. Benim hammaddem bu dünya. Şekil veriyorum ona ellerimle. ve bırakıyorum insanlara . Hafıza|arrnda var olacak ve geceleri kdbuslannda hatırlayacaklan bu devasa, devasa olduğu kadar da geçici sanat eserini yapıyorum. Domino taşlarına ilk fiskeyi vuran benim. Her şeyi devirip onlara şekil veren adam. sanat eserim bu dünya. Öıoıirotiklerim ve yaşattıklarımla dolu olan dünya. sadece hafizalardayım. Başka bir yerde değil Ne bir plastikte, ne bir çelikte, ne de bir kAğıdın üzerinde !.. Her şeyi bilmekten çok uzağım. Her şeyi hissetmekse imk6nsız. Ama her şeyin farkındayım. ve bütün dünyayı hatırlıyorum. Bir yerlerden hatırlıyorum. Ne hayattan önce bir ölüm var, ne de ölümümden sonra hayat ! kinyas'tan sonra bir kinyas yok ! Ama kin de var, Yas da ! onlar hep var. Ta ki bütün şehirler, o§anuslar tepsi!

neşe hükmetmeye çalışanlar. onlar da kişisel başarıları ve bundan kaynaklanan mutluluklarıyla yeterince aşağı kaydıktan sonra t6l6-ski'lere, t6l6-siege'lere binip tekrar yukan çıkıyorlar. Tepsiden kopmamak, tamamen clüşmemek için bütün paralarrnı ve enerjilerini tırmanmaya harcıyorlar. Düşüşlerini geciktirmek tek amaçlan. Tepsinin üstünde geçirdikleri her sarıiye seksten daha fazla zevk veriyor bu honro-economicus'lara. kavgalar ediyorlar, politikacı, işadamı, bürokrat, doktor, sanatçı oluyorlar. Meslekleri t6l6-ski'leri ! Aileri t6l6-siege'leri ! Hangisi doğru ? Doğru dive bir şey var mr? Dünya bir karambol ve kimseye ytırti çarpmadan meye çalışmaktarısa kollarımı daha da açarak herkesi devirmeyi tercih ediyorum.,. Delilik bulaşır. Emperyalisttir! Belki bir sarıatçı gibi eserlerim yok. Beni yaşatacak kiitüphaneler, müzeler yok ama çarptıklarımın hafıza\arı var ! sadece hafizalarda yaşayan bir sanatçı. Gözle görülür, kulakla duyulur hiçbir şey üretmeyen aına hafızalaratecaviz eden bir sarıatçıyım ben. Devirdiklerim çocuklarına, dostlanna hatırlayabildikleri kadarını anlatacaklar ve böyle sürecek. Ta ki bütün insarılar tepsiden kayıp parçalanana kadar. kuşaktarı kuşağa hafizalardan geçecek bir sanatçıyım. Ça-

var. Her şeyi ama her şeyi kontrol etmeye çalışanlar. Doğan gü-

reddütsüz yanıtlar veren ve de söylediklerini gerçekleştirenler

den düşüp kırılana kadar... Mutfaktaki baba ile kızı ne yapacağımı düşiinmek istenriyorurn. Aptal plaırlar, insani projeler Kayra için. "Ben hareketlerimin sonlrcu ne olur ?" diye soramıyorum kendime. Çtinkii hesaplamayı bilmiyorum... Bir gün öldürüleceğime eminim. Bir gün sıkıntıdan ya dayorgunluktarı karşı koymayarak beni öldtiı-melerine izin vereceğim. Doğal nedenlerle ölmeyecek kadar doğa düşmanıyım. Topraküan nefret ediyorum. Attığım her adımda bugüne kadar içine gömülmüş ve kanşmış milyarl arcayaratığı düşiiıııüyorum. Ölümtin üstiirıde ytirümeyı se,,.ırniyorum. Ve dünya aklma sadece bunu getiriyor, içine gömdüğü milyarlarca ölüyle. Birinin burnu, diğerinin ayaklaır. Bunların üzerine basarak gidiyor milyarlarca insan işine, okuluna. Hepin-ıizin bastığı yerde bir ceset var. Hepimizin altırıda bir' ölü var. İnsanhk gömdüğü yakınlannrn üzerinde yiiı:üyor. İnsanlık ölümiirı üstünde duruyor. Koşuyor, spor yaplyor... Ve artık insanlık bir karar vermeli. Ya cenazelerde ağlamayacak ölülerine, ya da üzerine basmayacak, sevdiklerinin cesetlerinin beslediği toprağın ! Üst kattan bir kapı sesi. Kayrauyandı. Yürüdü banyoya doğru. su sesi. Her zaman yaptığı gibi lavabo deliğini tıpasıyla tıkayıp suyla doldurdu. Aynada kendine, gözleri gözlerinde baktı. Ve lavabo yeterinde dolduğunda yüzünü yavaşça suya sokup durdu. Bekledi. Gözlerini açıp suyun içindeki kabarcıklan gördü. Nefes almadarı yaşayabilseydi kalırdı o şekilde sonsuza kadar. Ama bu sadece uyanmak içindi. Kafasını kaldırıp iki eliyle saçlarınr arkaya götürdü. Birkaç saniye daha baktıktarı sonra kendine lavabonun tıpasını çekip merdivenlere ytirüdü. §ağı indi. Mutfaga girdi. Buzdolabının açılma sesi. Birkaç şişeniıı çaıplşması... Büyük ihtimalle cesetlerin üzerinden atlayıp mutfaktan çıktı. Elinde bir şişe süt ve bir şişe birayla. «Sonunda uyanabildin ! Tarııdln ml mutfaktakileri ?" dedim. Yüzünde bir tebessümle geldi ve karşıma oturdu. Ve her zamartki gibi görüntüsüne dayanamadrğım, sadece kokusundan bile kusmak istediğim sabah kahvaltısına girişti. Bardağın içine biraz süt, üstüne'birazbira sonra birkaç yudum daha süt. İki bilek

172

17.3

ülkede de yapabilirim bunu. Yeter ki bir devlet başkarıı olsun !.. Nereye gideceğimizi düşünelim asıl ! Güney Amerika'nrn iyice içine girip ananas ve muz yemeye devam mı edeceğiz yoksa ? kuzeye gidip New york'ta sanat galerisi mi açacağ ız? yeen son olarak da geldiğimiz yere yani Afrika'ya dönebiliriz !''

"şimdilik bunu erteleyeceğim. Daha doğrusu, öldürülen devlet başkanının nrilliyetinin bir önemi yok. Gideceğimiz herhangi bir

hareketiyle karıştırıp bir dikişte bitirdi iğrenç kokteylini. "Demek ikisini de öldürdün" diye söze başladı. ''Elli yaşlarında Amerikalı bir işadamı ve babasının okulda devam ettiği İspanyolca derslerine yararlı olı-ırası aırracryla pratik yapnrası için buraya getirdiği genç bir bakireyi ölclürdün... Hiç şaşımra ! Evet, bir bakire ! Neyse, parayt almışsın. Aıtık ne yapacağınrızı konuşmaınız|n zamanı geldi. Bu insanları birkaç gün içinde aramaya başlarlar ve polis hemen tepemize biner. Gitmenriz gerek. Ama önce cesetlerden kurtulmalrıyız. Sonra da yok olunız.'' Bekiret konusunda daha çok ayrıntı isteyebilirclim ama daha önenrli konular konuşuyorduk. "Peki senin suikast işi ne olacak?'' diye sordum. .1

Avustralya ya da Asya'nrn doğusuna gidebilirdik. Ama bilmediğimiz yerlere gitmekten sıkılmıştık. Biz turist değildik. ve yeıel mutfaklar ilgilendiğimiz en son şeydi. Üstelik bir fotoğraf makinemiz bile yoktu. Amerika'ya gitmek ilginç olabilirdi. Ama orada da, saat çok faz|a iyi işliyordu. Bizim gibi geri kalan bir yelkovan ile akrebi cierhal bulur ve o meşhur federal hapishanelerine yüzlerce Yıl yatmak üzere yollarlardı. Belki de içlerinde kimsenin ad_ larını bilmediği katil sıvıları barındıran şırıngalarrnı konuşturup idanı ederlerdi. Eyalet halkının işsiz bölümü bizim için Beyaz saray'a kadar yürtirdü. Madison square'de öldürülmememiz için $österiler Yaparlardı. Ve en önemlisi, hapishanelerinde idamlık olmanın zevkini çıkarıp isyanlar başlatabilirdik, her ne kadar cierimizin rengi tutırrasa da, içinrizin renginin bir olcluğu zenci karcleşleriırriz|e!.. Ancak her caddesinde bir pizzacı buluntıyor cla olsa, şelrirleri kokuyordu. insanları kokuyorclu. Herkes kokuyordrı

Evet, gerçekten de yapabileceklerimiz bunlarla sınırlıydı.

Amerika'da ! Chanel No 5'ten soya yağına kadar ! Ve benim mi dem bulanırdr orada... Yiizümü buruşturdum bunlan düştinürken. Güney Amerika, Arjantin, Peru, Yağmur Ormanları. Oralar da kokuyordu büyuk ihtimalle. Sonra düşündüm de, aslmda kokan o ülkeler değil, mutfaktaki cesetlerdi ! Ve onlardan kurtulana kadar da sağlıklı düşünmemin imk6nı yoktu. "Önümiizde en faz|a iki gün var. İki gün içinde gideriz ama mutfaktaki cesetlerle ilgilenmemiz gerek." Aynı şeyleri tekrarlamaya başlamrştrm. Çözüm bulana kadar da devam edecektim tekrarlamaya ! Ama yanıt geldi Kayra'dan. "O iş için havarıın kararmasınt bekleyeceğiz. Yaparça|ara ayınp gömeceğiz ya da hiç dokunmadan, Amerikan pasaportlu vücutlannı asitle eriteceğiz." Yanlış hatırlamıyorsaIn, altı yıl önce de buna benzer bir durumda kalmıştık. Ve bir arı önce bulunduğumuz yeri terk etmemiz gerekiyordu. İşlediğimiz birkaç suç ve bizi bir türlü brrakmayan kadınlanmızdan ötürü kaçmamız gerekiyordu. Ve çözüm olarak, tamamen parasız olduğumuz için gecenin en siyah olduğu bir anda yataklanmızdan gizlice kalkıp sahilden yürümeye başlamıştık. Sırur yirmi kilometre uzaklıktaydı. Ve biz yürüyorduk kararılık bir kumsalda rutubete bata çıka. Sekiz saat yürüdük. Hava aydınlarıdığında srnrra getmiştik. Ve her yer asker kaynıyordu. O kadar çok üniforma]ı insarı vardı ki, srnınn diğer tarafina geçemeyeceğimizi anlamamrz uzun sürmedi. Ve ikimiz de büyük atletler olmadığımız için koşarak ormarıda izimizi kaybettirme fikrine yalraşmadık. Yola çıkıp yataklarımrzrn olduğu yöne doğru giden arabalardarı birini durdurup bindik. Birkaç kilometre sonra asker kontrolün de durdurulduk. Ü zerımızde ki be lgelerin süreleri g eçtiği için arabadan indirilip yol kenarındaki bambudan yapılmış karakola sokulduk. Karşımıza da rütbesini kimsenin çözemeyeceği bir asker oturdu. Zaten Üçüncü Dünya ülkelerinde rütbe yoktur. Tarırı ve kullarr vardır ! Bizim casus olduğumuzu iddia etmeye başladı. Her şeyi, her suçlamayı bekliyorduk ama casusluk ithamı bizi bile şaşırtmıştı. Tabii ki karşımızdaki bıyıklı askerin ko-

174

175

mik suçlaması tamamen rüşvet almak için tarafindan, hayal gücüne sığınıp uydurduğu saçmabir hikAyeydi. Ama bizde kesinlikle para yoktu. Cebimde sadece Solingen bir ustrıra vardr. Üstii müzü aranradıkları için daha varlığındarı haberdar değillerdi. Kayra askere en nazik biçimde çok büyük bir parayı ancak bizi serbest braktıkları takdirde ğetirebileceğimizi söylüyordu. Üstelik bir rüşvet değildi verıneyi teklif ettiği. Karakolda geçirdiğimiz güzel zamanrn karşılı$ olan ücretti. Kayra bütün rüşvetleri değişik ambalajlara so}onaktan hoşlanırdı. Çünkii hepsinin hak edilmiş paralar olduğunu düşünürdü. Rüşvetin yasallaşması için dernek bile kurabilirdi, eğer dtinyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir belediyeye kayıtlı olsaydı ! Ama asker sadece sözde olan bir parayainarımryordu. Dışarıda askeri bir cip, kontrol noktasıncla dört asker daha vardı. Benim tek düşündüğüm usturayla karşımdakinin boğazını en sessiz şekilde kesip silahını almak ve dışandakileri de öldürüp ciple kaçmaktı. Ve artık plarıı uygulamaya kesinlikle karar verdiğim ve yavaşça elimi bermudamrn yan cebinin kapağına götürdüğüm anda içeri bir kadın girdi. Bu Amonka'ydı ! Kaçtığımız kadınlardarı biri. Daha sonralan ise def,alar ca birlikte olduğum ıız, Bizi b ir şe kilde bulmuştu. Askerle yerel dillerinde konuştular. Çantasmdan komik bir miktar çıkarıp verdi. Asker de razı olup daha fazla bizi tutmarun kendisi için de iyi olmayacağını düşünerek gidebileceğimizi ama bir daha karşısına çrkmamamz gerektiğini söyledi. Biz de razıydık karşısına çıkmamaya. Kayra iki gtin boyunca yataktan çıkrrıayarak borcunu ödedi Amonka'ya. Ve hayatımrzda ilk ve son kez bir işe girip çalışmaya başlaük.

zim için hissettikleri bile değişmedi ! Dünya boşuna dönüyordu. Kazayapıp ters dönmüş bir arabaırın boşa dönen arka lastiği gibi Hiçbir işe yaramıyordu. Belki birpalmiye yaprağı bağlarısa ilkel bir
!

varıtilatör yapılırdı. Ama dünyaya ne bağlarıırsa bağlansrn, durmadarı dönmesi yararlı bir hale getirilemezdi... Hava kararana kadar evde oturduk. Az sayıdaki eşyamrzl çantalanmıza yerleştirdik. Parayı ufak torbalara yerleştirip bagaja koyduk. Mutfaktakileri de gömmesi daha kolay olur diye bir baltayla ikiye ayırıp çarşaflara sardık. Ve evin bahçesinin dört ayrı

köşesine gömdiik. Amerikan Konsolosluğu'nun haftalık basın bülteninde kayıp olarak kayda geçeceklerini düşünüp bir sigara içtim. Gitmeden, eve benzin döküp yakabilirdik. Ama yapmadık. Benzine arabaiçin ihtiyaç vardı. .Arabaya da gitmek için ! Artık tamaInen bir hurdaya dönmüş olan BMW'ye binip geceye doğru yo_ la çıktık. Yönümüz belliydi. Bn kararılık oları taraİa gidiyorduk. Gecenin en kararılık yerine. Güneşin attığını düşündüğümüz turun tersini atıyorduk. Dikiz a5rnasında birkaç ışık vardr. Açık camdan içeri giren, o§arıusun rüzgOrla savnrları damlacıkları ytizüme çarpıyordu. Radyoda ise Tom Jones'tan "İ,m Coming Home" çalryordu. Coming home... Bulsak o evi, biz de döneriz bir
gün belki...

Kasabanın yakınlarındaki Frarısız bir firmarıın deniz suyu antma tesisinin kanal açma işinde. On gün boyunca kazmalarla toprağı deldik. Sonra bir gece, şarıtiye müdürünün kasasındaki paraları ahp iki hafta önce zorladığımrz srnra gittik. Bu sefer, rüşvete yetecek parayla. Ve altımızda bir Peugeot 205'le. Sınırr geçtik, adam başı beş yüz dolara. Hiçbir şey değişmedi sonra. Srnırrn öbür tarafi da aynıydı. Kadınlar, kum, güneş, srtma. Hiçbir şey değişmedi. Amonka'nın bi-

177

dahil. Geriye ka]an her şey uydıırulmuştur. Dünya uydurulrnuştur! Caddeler, evler, giysiler.., Her şey. O üç eylem üşırıdaki her şey ! §k, siyaset, trp, savaş. Bunların hepsi insarıoğlunun boyrıuna astrğı aksesuvarlardır. Tekerteker hepsinden kurtulıınurve üç ana eyleme dönülürse insanlık kendini hatrlayacaktrr. Bunların yerine getirilebildiği dev bir yatakhane olmalıydı dünya... İnsandarı ve büttin carılılardan iğreniyonım. Kendimdense nefret etme}<ten yoruldum ve bu konuda hiçbir şey hissetmiyorum. Oksijenle ahşverişi oları her yaratık midemi bulandırıyor. Gözkapaklanmı derime kaynak makinesiyle yapıştırmak istiyonım. Bir

Ilkellik mıknatıs gibidir. Dev bir mıknatıs. Biz istenresek de, viicudumuzdaki demir ona doğru gider. Beynimize işlenmiş bir ilkel insan döınrıesiyle doğarız. Yemek, uyumak, bağırsaklanmrzdakileri çıkarmak dışındayaptığımız her şey fazladandır, Üremek

canlr daha ğörmemek için ! Ellerimden, ayaklarımdarı korkuyonım. Kalabalıklardan korkuyorum. Tek isteğim bütün düşündüklerimi içinde banndıran beynimi bedenimden yırtıp ızay boşluğuna firlatmak. Bedenim olmadarı, sadece ve sadece var olduğumu barıa hatırlatacak olan zihnimin uçmasrnr istiyorum. Buna nıh diyenler de var. İügilenmiyorum isimlerle. Sadece hiçliğin içinde bedensiz bir zihin olmak istiyorum. Sadece bir düşünce olarak var olmak ! Tek aklıma gelen bu, yaşama acımdan kurtulmak için. Sonsuz hiçlikte yüzen bir düşünce. O kadar ! Öhek mi gerek bunun için ? Belki evet. Belki hayır. Ölünce tamamen yok olma ihtimali de var. Düşüncenin de, zihnin de gömülüp çürüme ihtimali. Onun için ben hAl6 nefes alıp verebiliyorken gerçekleş-

Kinyas siirtiyor arabayı. Ben gidiyorum. Yol konuşuyor. Biz dinliyoruz. Meksika radyoları o kadar can srkıcı ki teybi çıkarıp firlattım. Artık tek bir nota müziğe, son heceleri kafiyeli iki cünrleye bile dayanamryonırn... Ben yazdınl şarkı sözü. Utanmadan da bestelere otuıtttım kelimeleri. On altı şarkı yaptınr. Hepsi bir lıikAye anlatıyordu. Hepsinin de bir başı, bir sonu vardı. İRS lsnrinde bir grup kurnruştunr. "İdentit6s Remarquables !" Çaldık lıir stire, Adolphe Sax'rh o mulrteşem enstrtinanınrn yardıınıyla hayat buldu şarkılarınrız. Ama hiçbir zaman gerçek bir müzisyen olanradığım için daha çok gösteriyle ilgilendim. Sahne gösterisiyle. Konserde yarıımda şarkı söyleyen solistin beyaz tişörtünün üzerine sprey boyayla anarşi işaretini çizerdim. Eğlenceli ğünlerdi. O zamanlar daha müziğe inanıyordum. Davul bana hAl6 bir şeyler anlatabiliyordu. Ve yine o zamanlar, müziğin nasıl dünyaya gelmiş olduğuna dair bir teori geliştirdim. Oncelikle bilinmesi gereken, ortaya çıkan ilk enstrümanrn vokalden de önce, ritmi yaratan davulun olduğudur. İcadıysa şu şekilde gerçekleşir... İlkel insan bir gece, mağarasında yatarken kulağınr yere dayamrş, uJrumaya çalışır. Ancak tam sessizliği yakalamışken kulağıyla kafasını dayadığı taş arasında bir ses duyrnaya başlar. Korkup derhal kulağını taştan çeker ve ses kaybolur. Sonra tekrar kafasını yan çevirmiş şekilde taşa yatırdığında sesin yeniden geldiğini fark eder. Tekrarlanan bir sestir duyduğu. Eşit aralıklarla tekrarlarıaıı kısa bir ses. Bu insan kalp atışını du5rmuştıır. Ve insanrn nra5rmundarı geldiğine dair en büyük kanıt olan taklit yeteneği deweye girer. İki cismin çarpışmasrnrn sonucu olduğuna kanaat getirdiği sesi, eline aldığı bir taşı yere vurarak kulağından çıkan ritme tıydrırur. Bir süre kalp atışına uygun olarak yapar. Sonra kafası.nı yerden kaldırır ve sadece elindeki taşı aynı hızda yere !,urnaya devam ederek nabzını taklit eder. Buradaki tek nrüzikal unsur tekrardır. Tekrar ritimdir. Ve ritim kulağın içinde duyulan

tireceğim zihnimi yok etmeyi. Bedenim yokmuş ve üzerinde durduğuın dünya sonsuz bir hiçlikmiş gibi var olacağrm... Sadece bir zihin. Çewesinde de yiyen, yediklerini boşaltatr, uruyan bir et !

178

I79 rarla ! Bunun için birkaç saat uğraşıyoruz. Alman sarıayisine bol bol küfrederek. Tavanın bağlantılı yerlerini koparüğımızda geriye bir araba gövdesi, çatlak bir ön cam ve eğrilmiş çerçevesi kalıyor. Sonuç görüntü açısından bir felaket. Ellerimiz kan içinde. Her yer cam kırıklarıyla dolu. Ama araba artık bir BMW cabriolet! Belki kuşe kiğıdabasılmış otomobil dergilerindekiler kadar iyi dunımda değil ama yine de bir BMW 850 cabriolet !.. Arhk saçlanmın arasında ter ve rizgdr birbirlerini kovalayabilir !..

celeri o kadar çok gruplarla ilgileniyordum ki hafizamda hatırı sayılır bir arşiv yüklenmiş duruyordu... Ama artık bitti. Şu an sadece kalp atışımı dinliyorum. En sevdiğim ve tek dinlediğim gnrp: atardanrarlar ! Mükemmel bir orkestra. Hiç nazlanmadan çalıyorlar. Kaprissiz. Ben ne zaman istersem... Kinyas arabayı sürüyor. Ben gidiyorum. İkimizin de nereye gidildiğine dair tek bir fikri bile yok, kasabalara giriyoruz. Çıkıjloruz. sokaklarda kayboluyoruz... Bildiğimiz tek şey tekerleklerin döndüğü. Hava yine çok sıcak. ve aklıma o an gelebilecek en aptal fikir geliyor. Hava o kadar sıcak ki cabriolet bir arabayla gitmenin çok daha iyi olabileceğini düşünüyonrm. Fikrimi kinyas'a söylediğimde önce bir düşünüyor. Aslında düşünmüyor, sadece öyle görünmek için birkaç saniye susup yanıt veriyor.
tım."

kalp atışıdır. Daha sonra ilkel ses hızlanarak, yavaşlayarak başka ritimlere yol vermiştir. Ve insan tel«arlanan çarp§ma seslerinin çeşitliliğinden günümüz davullarına gelmiştir. Hatta günümüz "drum'n'bass" stilini icat etmiştir... ışte müziğin hikAyesi ! Müzikle uğraştığım o günler ve daha ön-

"Evet" diyorum. "Amerikalıları kestikten sonra bagaja atmış-

"Tamam. Balta bagajda mı ?"

konuştuğumuz sırada sokaklanndan geçtiğimiz kasabadan çrloyoruz. Birkaç kilometre sonra anayoldarı aynlıp bir tarlaya giriyoruz. karşımızda simsiyah bir orman. İıı< ağaçlara gelince yavaşlıyor ve ormanın birkaç metre içine girip duıuyoruz. Motor sustuğunda sadece böceklerin sesi kalıyor geriye. Tek bir şık yok çewede. sadece gökyiizündeki birkaç sün kadar eskimiş dolunay aydınlatıyor §srz yeri. Arabadan inip bagajdan baltayı alıyonrn. Ön camlar açık. Kinyas'a bakıyorum "Lütfen buyrun !" der arka camın ortasrna vunryorum baltayla. kınlmryor ama tamamen buzlanryor. sonra birkaç darbe daha ve cam arka koltuğa parçalar halinde iniyor. cabriolet arabamızın ilk ewesi tamam. ıkı tıç darbede de kinyas sağ ve sol kelebekleri patlatıyor. Şimdi en zor krsrnı olan tavanı koparmak gerekiyor. Hem de en az zagibi eğilerek sol kolunu genişçe açıyor. ve daha faz\abeklemeden

Biraz dinlendikten sonra koltukları temizleyip yola çıktık. Artık savaş sonrasr Pasifik O§anusu'nda unutulmuş mayınlar gibiyiz bu arabayla!Yollardapek kimse olmadığından dikkatini çekeceğimiz insan da yolttu ortalıklarda. Ama birazdan sabah olacak ve büyıik bir şehre girdiğimiz takdirde el yapımı cabriolet arabamızdan dolayı polis tarafindan durdurulacaktık. Onun için birbirimize itiraf etmesek de ne yapacağımızı düşünüyorduk. Nereye demir atacağımızı hesaplamaya çalışıyorduk parmaklarımızla. İki saat daha gittik hiç konuşmadan. Sadece çewemize bakrnarak. Ve artık güneşin sahneye çıl«rıa hazırlıklan başladığında mutlaka bir yerlere srğınmamız gerektiğini düşündük. Her zamanki gibi son ana kadar plan yapmayıp aceleyle verilmiş bir karar çizecekti kaderimizi. Anayolda giderken Kinyas, "Ona kadar bir sayı söyle" dedi. "Bir !" dedim. İkimiz de solaktık. Yolun solundaki ilk toprak yola girdi. Yol bir tepeye doğru gidiyordu. Güneş arkamrzda kalmıştı. Ve biz daha karanlık oları, tepenin bize bakan yamacrna sadece sağ farın aydınlattığı yoldan gidiyorduk. Birkaç kilometre çor4k arazinin ortasındaki yolda ilerledikten sonra arabadan hırıltılar gelmeye başladl Sert bir titreme. Ve motor durdu. Dumanlar çıkıyordu arabadan. Kesinlikle aldığımızdan beri yağına, suyuna bakmadığımız için büwk ihtimalle bütün mekanizmayı yalorııştık. Eşyalarımızr ahp yürümeye başladık. Yamaca doğru. Neden bilmem ama bizi çeken bir şey vardı, gittikçe güneşin sayesinde rengi açıları tepede. Üstünde ağaçyoktu. Çok büyuk bir kayaparçası gibi duruyordu. Sanki çok yükseklerden atılmış ve üzeri de bir usturayla dümdüz edilmiş gibiydi. Çewesindeki düzlük, tepe-

I80
nin buraya başka bir yerden geldiğini düşündüniyordu bize. Yürüdük. Terlemiştik. Hiç konuşnıadan. Hızlanan nefeslerimizin sesi. Yürüdük. Dönüp arkanra baktığınrda arabayı hilA görebiliyorduı-ır. Bundan nefret ettim. Çok yurüdiiğünrü sanıp, dönüp arkaya baktığımcla başlama noktasından hiç de o kadar uzaklaş-

181

madığımı görmek dünyanın en iğrenç duygularındarı biriydi. O kadar sinirlendim ki elimdeki çantalara aldırmadarı koşmaya başladınr. Yamaca doğru. Ben koştukça uzaklaşıyordu tepe. Ben koştukça, kovaladıkça kaçıyordu her şey. Çıplak elle balık ar4amaya benziyordu yaptığım. Ağzımdan soluyordrınr. Terliydiın. Koşuyordum. İçimdeki büttin nefretle. Bugtine kadar yakalayamadığım her şey için koştıyorduırr. Ellerimin arasındarı kayıp ğitmiş her şeyin peşinden ! Lokomotif gibi atan kalbim ağzımdarı düşecek gibiydi. Kafamı sağa çevirip yere tükürdüğümde sanki ciğerlerimi de tükürdüm. Koşuyordum bütün vücudumla. Elimdeki çantalar bacaklarlma, gövdeme, birbirlerine çarpıyordu. kafamı geriye atmrş, gözlerimi kısmıştrm. Yamaç gözümün önünde bir aşağı, bir yukarı gidiyordu. Titriyordu bütün tepe. Bütün dünya Bir türlü yaklaşamıyordum. Bağrmaya başladım.
!

yakınlarında, kırmızı bir toprağın üzerinde, ellerimizdeki sekiz yüz bin dolarlık torba}arla sırtüstü yatıyorduk. Çok zor günler yaşıyorcluk. Çok zor yaşıyorduk. Çok zor... Sigaranın kiilleri toprağa karıştıktarı ve filtresi de havada birkaç takla atıp yanıma düştü}<ten sonra, doğrulup olduğum yerde oturdum. Çeweme baktım. Ve karşımda da güneşten, toprağırun renginden ötürü krzarmrş, binlerce oyuğu olan dev bir kaya vardı. Ayağa kalkıp çantalan teker teker kontrol ettikten sonra yamaca doğru ytirümeye başladım. Artık içinrde hiçbir kızgınlık yoktu. Çok sakindim. Eğimi yükselen zeminde zorlanmadan ytirüyor ve tepeye tırmarııyordum. Kinyas da arkamdan geliyordu. yüz metre civarrndaıtrrmandıktarı sonra sol tarafimda büyük bir oyuk fark ettim. Önünde ufak taşlar vardr. Bir mağara girişine benziyordu. Bir jeoloğun sözleri aklıma gelmişti.
"Her taşın bir hikiyesi vardır. Jeolog ise taşın masalrnı anlatarıdrr !"

";!11rç1l'

Düşüp kendimi parçalamak istemediğim için dikkatli adımlarla sol taraia doğru yürümeye başladım. Sağımda yamaç, solumdaysa artık bulunduğum yükseklikten ötürü tehlikeli olmaya başlamış mütevazı bir uçurum vardı. Bütün ağırlığmı yalnaca doğru vererek ayaklanmrn zor sığdığı küçük patikadarı yurüyup oyuğun önüne geldim. Kafamı içeri uzattığımda güneşin aydınlathğı kadarıyla, geniş olduğunu tahmin ettiğim bir mağara keşfettiğimi anladım. Güneş ışıklarırun ulaşamaüğı yerler tamamen karanlık

Koşuyordum. Bütün diinyayı yakalamak için. Her şeyi ! Herkesi !.. Ve bu çabaya dayarıamayan bedenim kendini toprağa bıraktı. Biraz Jruvarlandıktarı sonra yerde sırtüstü yattırn. Çantaları hilA bıral«namrştım. Dtişerken alnımr vurmuş olmalıyım. Islak ve sıcak bir sıvı sızdı saçlarımın arasından şakağıma doğru. Gö§tlzü artık maviydi. Güneş tahtına geçip tacrnr dewalmıştı... Hiçbir şeye yetişememiştim. Hiç kimseyi yakalayanramıştım. Hayat yine kayıp gitmişti... Parçalanmış ceketimin iç cebinden bir sigara çektim. Ve bir ölü gibi vücudumu hiç o5matmadarı durdum, Gözlerimi kapattım. Ağzımda sigara. Bir mucize istedim. Bir tane. Ya şimdi ya hiç !.. Ve gözlerimi tekrar açarken içime çektiğim nefeste nikotin de vardı. kinyas eğilip ağzundaki sigarayı ateşlemişti. Mucize gerçekleşrnişti... Derin bir nefes çektim. Kinyas da kendini yaırıma bıraktı. Artık ikimiz de adını bilmediğimiz yassı bir tepenin yamacının

Oyuk, bir insanın geçebileceği yükseklikte ve eni de bir metre civanndaydı. İçeri adımımı atıp elimdeki çantaları bıra}<tım yere. Dönüp Kinyas'a baktım. Ve elimle gelmesini işaret ettim. Kesinlikle rutubet yoktu. Kupkuru bir yerdeydim. Benzininin bitmediğini umduğum çakmağımı ceketimden çıkarıp yaktım. Ve kararılığa doğru bir adım daha attığımda, gerçekten de bir tiinel görünümündeki oyuğun büyük ve uzun olduğunu arıladım. Yere oturup Kinyas'ın gelmesini bekledim. Faz|a uzun sürmedi bekleyişim. Önce elindeki çantalar ve plastik poşetler girdi mağaraya. Sonra da kendisi. Mağararım gi-

ve biçimleri hakkrnda fikir ytirütülemeyecek kadar belirsizdi.

182

183

rişinde öylece durmuş içeri bakıyordu. Güneş bütün vücudunun çewesinden taşmıştı. Altın bir zırhla sarılmış gibiydi. Kinyas, simsiyah bir mağaranın ağzında altın sarrsı bir ışığın içinde duruyordu. O saniye, bu görüntü, bu manzara. Hiçbir fotoğrafçının yakalayamayacağı mtıcizevi sahne. Barıa tek bir şey düşündürdü: Kinyas'ın kutsallığını ! O bir azizdi. Gerçek bir aziz! Belki de bir melek. Benim için yollanmış koruyucu bir melek ! Sonsuz gibi gelen saıriyeler bo5runca durdu o şekilde. Altın klilçesinin ortasındaki siyah bir leke gibi. Sonra yavaşça hareketlendi siyah gölge. Sağ elinde bir ateş belirdi. Bir adıın attı bana doğru. Çakmağını yakmış, yürüyordu. Büyülenmiş gibiydi, sadece bir an için seçebildiğim gözleri. Ve mağaranın içine doğru yürüdii. Önümden geçti. Devam etti. Mağaranın karanlığına kanştı. Çalanağın ışığı duvarlarrn siyahhğına faz|a dayarıamadı. Ve tünelin içinde yok oldu. Her şey bir hayal gibiydi. Neyin gerçek olduğunu anlayamıyordum...

ışık huzmesinin yarattığı binlerce sa_ çük delikten srzan binlerce bir cami, bir kilise, bir rı ufak noktayla dolu bir mağaraydr. Burası ibadetlranesiydi! Dev sinagog değil, dünyanın en ilkel ve en doğal

mağaranıniçinebirkaçadımattım.Veışıkı.ıoktalannrnvücu-

dumda gezmeye baştadıklarrnr hissettim. Binlerce şık çizgisi, havada asıh ğum yerde dönmey" Uuş0,0,m, onları. o kadar ışıklı sopalar. nıleiim çarpıyordu arna kırmıyordu ki, o kadar uzun güçlü bir andı ki, o kadar kendimden geçmiştim dügördüğüm bir şaşıITnıyordum ki beynimdeki
zamandrr şeye

kafamı kaldırıp oldu_

şüncelerinherbirivoıkanlargibipatlaınayabaşladı!olduğum yercle,gözlerimtavarıdakiışıkbahçesindedönerken,kulaklarıırrdan,ağzımdan,bumumdan,bütünzihniminlavlarıakıyordu. İçimdepatlayanherşeyakıpgidiyordu.Başımdönmeyebaşladı. Sendeledim.Elimdendüştüçal«ırağım.Vebendebıraktımkendimipeşinden.Birşelaledeyıkarımışkadartemizhissediyordum. Kötütüğün,dünyanrnneolduğunadairenufakbirfi}<riolmayan
yeni doğmuş bir bebek gibi,
bizden aları yerdeydik, Haya_ de hayatımızda gördüğümüz en bizi biri, yattı sırtüstü lini daha ı.urmamrş olduğumuz nad.ir yerlerden
yere.

Ne kadar zaman geçti bilmiyonım. Önce ayak sesleri sonra cluvarlarda birkaç ışık damlası. Ve en sonunda da karanlığa alrşmış
gözlerimin beynime verdiği elektronik sinyalin açılrmı, yarıi Kinyas. "Tünelin ucunda kilise büyüklüğünde bir oda var. İnanılmaz bir yer ! Tavarıından sızan binlerce ışık var. Günün bütün ışıkları.

Kinyasgetip,ceketimincebindenbirsigaraalıpyaktı.İkimiz

Kafamı kaldırdığımda gördüklerime kesinlikle inanamadım. Kalbimin atışı hızlandı. Birkaç ter damlası alnımdan çıkıp dünyay|a tanıştı. Baktığım şey daire şeklinde, yaklaşık yirmi metre yüksekliğinde duvarları olan ve her yeri, tavandaki binlerce kü-

Taşın deliklerinden çıkan ve odayı aydınlatan projektörler gibi. Bunu görrnelisin !" Oturduğum yerden kalktım. Söylediklerine pek bir anlam verememiştim. Gözümün önüne gelmiyordu eksik Türkçesiyle betimledikleri, ama Kinyas'r bile etkilediğine göre sihir, tepenin sihri devam ediyor olmalıydı. Çakmağımı yaktım. Bir an için üzerindeki "TAEDİUM VITAE" kelimeleri parladı ve Kinyas'ı takip etmeye başladım. Önüme bakarak yürüyordum düşmemek için. Ve Kinyas "İşte !" diyene kadar tünelin bittiğini ve bahsettiği yere gelmiş olduğumuzu anlamadım...

,,ölene kadar burada kalacağız. Açtıktarı ve susuzluktan ölene dekor," kadar! Burasl filmin bitmesi için en uygun

Söylediğiherkelimeyankılanryorduleoparderiliduvarlarda. VücudumunüzerindekiparlaknoKalarabakıyordum.Tavandan parça_
bu kadar duvarlara ve her yere düz çizgiter çeken ğüneşin

yabölünebildiğineinanamıyordum.Sonsuzakadaryatabilirdim depremd,e üstüme yıkı_ burada. Bütün mağara bin yıl sonraki bir gibi salmrŞ ıŞık Çizgileri kefelarıa kadar. çewemi örümcek ağı nim olarıa kadar. "Ölene kadar !" dedim, fisıldayarak, istemedim, Bizden kinyas,rn duyacağı yükseklikte. İncitnrek kararvermiş güneşive binlerce yıl önce tanlşıp birli}<te yaşamaya dünyanrn en muaziçine girdiği dev kayayı, Tavanda gördüğüm zamsevişmesiydi.Güneşışığınıntaşlasevişmesi!Doğudanbatı_

184 ya giden, güneşin doğuşundarı batışına kaciar süren mucizeü sevişme...

bir

Üç gün boyunca geceleri çok soğuk olart mağaranızda dolarları yakarak ısındık. Eşyaiarımrzm arasındaki iki şişe konyağı içtik. karnımız acıktı. Dışan çıkıp anayola yürüdiık. otostop çektik bir çiftçiye. kamyonetinin arkasında dört saat yol aldık. İik kasabada indik. Gördüğümüz ilk bara girip nerede pizzabulabileceğimizi sorduk. Barmen kendi}erinde olduğunu söyledi. pepperonni yoktu. Margaritayadarazıydık. İki margarita, iki de bira! Soğuk! Çok soğuk...
"Ölene kadar !" demiştik. Ama ölmedik
!

Barda oturan kadının iri göğüslerine bakarken birden bir şey fark ettim sağ elimde. Hareket eden sarı bir ışık noktası. Gözlerimi çeweleyen derinin gerildiğini duydum. kinyas'a baktırn. yüzündeki acr tebessüm eşliğinde elindeki çatalıy}a yukanyı gösteriyordu. Çatalın dişlerinin baktığı yöne kaldırdığımda gözlerimi, barın tahta çatsındarı srzan ve elime kadar uzanan güneş ışığrnı gördüm. Tekrar kinyas'a baktığımda ikimiz de uzun zamarıdır atmadığımız kadar dürüst kahkahalar atıyorduk. Mucize bizimle gelmerıişti. O muazzam büyü bizi takip etmemişti. Hiçbir şey peşimizden gelmemişti. Mucize bizdik ! İçimizdeydi. Her şey bizdeydi ! Mucize, sihir, o eşsiz sevişme ! Hep bizim zihnimizdeydi. Mucize gitmiyordu bir yere. Biz gidiyorduk. Mucize bizdik. kinyas ile kayra ! Ellerinde her zaman san ışık noktalarının dans ettiği adamlar... İki bira daha istedik.
"Soğuk olsun. Çok soğuk
!"

ya,,yazar, yan tarırı a|am gibi, "ötüm tek iiı",am xaynağıdır." Bu Ancak beni en_ hakkında saatlerce ğüşünebilir ve konuşabilirim, şu söz: gelleyen iki nolcta r*. Bırı.,cisi üstadın söylemişolduğu

Budiinyadarıgelipgeçmişenbüyükedebiyatüstadınındediği

..Kitaplanmıaslaokumarn.İlgilendirmiyorlarbeni.Edebiyata

büwk bir yeteneğim var alna ona inanmıyorum," Diğeridebenimhiçbirgerçeğikabullenmiyoroluşum...

Yirmi bin dolaru yuk", para yaktım, Üç de üşüdüm, Amerika, bankIuğumu rahatsız etmemek için, Yine olmalr. Bir yirmilik en faznotlannın malzemesinden bile çalıyor

gece boyunca uykusuz-

ladörtdakikadayanıyor.Harcamasıbiledahauzunsürer.Parakiğıdındarı güzelliği bu. ya}<tın mt yantyor, tuvalet
nrn aslında

para siste_ sormadan ahyor, farksız l Ama birine uzattrn ml, sont insanları bulup, bütün dün_ mini, alışveriş, düzenini kurmuş oları

yanrnrnaneviliderleriolarakkabuledipdevheykellerinidikmek ülkede değil, bütün dünyada, Para s"*k ! Üstelik sadece birkaç dolandırıcılık numarasr işi çok iyi işlemiş, hiç açığı olmayan bir bulaşmış koca bir gibi. yarıi sokak arasında çılanış ve milyarlara gibi, Ama her kim yalan, gerçekle alakası olmayan bir dedikodu bunuilkdüşündüysetekerleğibulandan,trampayıbularıdandahaakıllıdeğildibelkiamaondandahainsarıvekurnazdı.Isterdimparayıicatetmişolmayı.Dünyaüzerindeinsanelindençıkm§enetkiteyicişey.İkıimlerden,depremlerden,güneştenvebeköşesine verdiğin anda nim durumumda soğu}<tan daha etkili_
gibi", alevin sanstnı, banl«ıot meşale

Bukonuyudüşünüyord.um,yüzyıllarcakendisinikeşfetmemi-

186

I87
man benimle. Derime yapışmış yüzüyle. Yaşasaydı, derdi bana: "Oğlum, bana iyi bak ! Bir üstada benziyor muyum ? Ben yazvyorum, sen okuyorsun. Büyütme bunu." Yalnız bir çoctığun yarattığı hayali arkadaşı gibi. Konuştunr birkaç yıl onunla beynimde. Sonra büyüdüm. Anladım konuşulacak bir şey olmadığını. Onun ile beniın, birbiriınize anlatacağımız lrerhangi bir şey yoktu. Ağır kurşun yaraları almrş ölmekte olan iki düşman askerinin birbirlerine dokunmadan yan yana yatmatarı gibi. Hiç konuşmadaı... Birbirimize en ufak yardrmımız olamazdı. Yaşayarak intihar etmeyi seçenlere yardım edilemez.., Bir stil meselesi. Ya ağzınasoktuğun bir 38'lik ya da ölene kadar kendini oksijenle zehirlemek. Seçersin ölümünü ! Çocuk oyuncağı kalır kendini asmalhr, over dose'lar, aitmış sekiz yıllık intiharlarrn yaırrnda. Gotik katedrallere benzeyen bu dev ölüm anıtlarının gölgelerinde kaybolur, yerde yatan ensesi delik cesedin yanı ba-

Hiçbir şey anlamamıştı. Ne yazardan. Ne de kitabından üstadın ölümü doğduğunda başlamış ve dünyada görülmüş en uzun süren intihar olarak tarihe geçmiştir. Bugüne kadaryaşam§ insanlann arasrnda ölümü en acrlr olanıdır. Çünkü yaşayarak ölmüştür. yaşayarak intihar etmiştir. yazarak. Hiç durmadan. kitap yazmasr kendisi için fazla tehlikeli olmaya başiadığında ise -uı.tuplar yazmrştır. Binlerce sayfa ! sanki her biri farklı bir insanın kaleminden çıknrış binlerce mektup... Bazı|arısilahla, bazıları siyanürle, baz/.arı çatılanndan atlayar ak. Bazıj,arı da yaşayarak ! Ki sonuncusu en acl veren ve en yavaşıdır. İnsanrn canr o kadar yanar ki birkaç yıl sonra hiçbir şey hissetmemeye başlar. Ama ufak bir hata, ufak bir çabuk ölüm arzusu bütün acıları yeniden başlatır. ve beyin kabuğunu nasırlaştırmak yine yıllar ister. Üstadın intiharı ve yeryüzündeki can çekişi altmış sekiz yıl sürmüştür. Ben de baharda doğdum onun gibi. yüzünü işlettim vücuduma. kayra dışında dinlediğim tek isim. Belki de dostsuzluğuma bir çare. yaŞasaYdık aY]:ı:, zamancla belki de acırdr barıa, ktiçümserdi. Hatta bir yerde, kaygılanırdı benim ve hayatım için. g"ıı.i de burnunu kırardım hoşuma gitmeyen bir laf ettiği için. kışkırtmayı en sevdiği spor haline getirdiği için düşerdim tuzağına. sinirlenirdim belki cle. Ölaurtlrdüm onu kendi ellerimle... Böylesi daha iyi. o benim dostum. Sessiz. Harekets iz. Her za!

dım, yanılmıyorsam, onun hakkında bir eleştirmenin yazdıklarını hatırlıyorum. "Eğer gerçekten inarısaydı yazclıklarına, çoktan intihar etmiş olurdu. scatologie taraftarları için bile okunduktan sonra hazımsızlık yaratabilir bu kitap !''
7

kaç yaşındaydım ? Hatırlamıyonım. o büyuk üstadın yazdığı dünyanın tek gerçek kitabını okuduğumcia. on dört yaşlarımday-

rinin içinde bir ışık, beyaz bir ışık, bir yıldız gördüğümü sandım. Hepsi bu. Gerisi karanlık... Gündüz cennet. Gece cehennem ! Şelrirlerden farklı olarak, burası sadece geceleri
celrennem.

zi beklemiş olan dev oyuğun içinde. kayra uyumuştu. süzgece benzeyen tavandan artık güneşin ışığı değil, gecenin soğuğu ve karanlığı giriyordtı. sadece kafamı kaldırJğı*a, deliklerclen bi-

şındaki depresif intihar melrtubu... Hepinizi seviyorum. Benim için üzülmeyin ! Yalvarışlanndan farklıdır katedralin duvarlan nda y azanlar. D eğil sadece dostlarrn, ailenin üzülmesi, bütün dünyanın ağlaması için yazılmışlardır. Gözyaşlanndan o§anuslar taşsın diye, Binlerce mektup ! On binlerce müsvedde sayfası doldurulur. Bütün dünya üstat öldükten sonra, yaşadığına pişman olsun diye yazılır o satırlar. Altmış sekiz yılda intihar eden altmış sekiz yıl boyunca da intihar ettirir !.. Bir stil meselesi. Hayat ve ölüm üzerine bir stil. İçeriğin zerre kadar önemi yoktur. Ne anlatıldığının, ne yapıldığının en ufak bir değeri yoktur. Sadece stil vardır. Katilin kurbanını öldürnresi değil, kafasını kesip kesmediği hatırlarıır
!

Önce bilgiyle sonra düşünmeyle gelen, insanın kendini üstün görmesi, diğer bütün konuşan yaratıklan ilk bakışta yargılaması belli bir yaşa kadar devam eder. Sonra bir gün fark edilir hiçbir canlrnrn anlaşılabilecek kadar basit olmadığı. İçine kapanık bir çocuğun sınıf arkadaşlarmı pompalı ttifekle katlettiğini okursun

188

189

nriş bir ğencin kendini asmasına tanık olunca, bir yudum bile yükselememiş olduğunu arılarsın. "Seni arılıyorum" demek büyuk bir yalandır. Kocamarı bir yaları. Kimse kimseyi arılayamaz ve tanıyamaz dünyada... Var oları en sağlam zırh insan vücududur. İçindekileri en iyi saklayarı kasa odur. Koridorlarında birikenlerin kokusunu bile yaymaz dışarıya. Deliliğinin kokusunu, anolTnalliğinin kokusunu duyamazsm yanında gazete okuyan adamrn, otobüs durağında. Sadece gördüklerin vardr. Beş duyunun algıladı$ kadar anlarsın aileni, sevgilini, çocuğunu. Dolayısıyla herharıgi birşeyi, birini anladığına, ama gerçekten arıladığına emin olmak, sanldığında arkasında ellerini kavuşturabilecek kadar o şeyi ya da kimseyi anlamak olağanüstü bir durumdur. Ve çok zamarı isteyen söz konusu olağaniistü ilişki için olağanüstü bir insarı olmak gerekir. Dünyarıın en iyi üç gitaristinden biri, enstrümanrna dair sadece şu kelimeleri söyler: "Gitarr ve gitar müziğini anlayabilmekteyim." Varılabilecek son noktadır anlayabilmek. En üst derecede bilgi gerektirir. Bahsettiğim virtüöz benim ülkemdendir.., Kim bilir betki ben de anlarrm kendimi. Anlayabilirim varlığımı. Ya da hepsinden vazgeçtim. Belki bir gün, ben de anlayabilirim suyıı, ateşi, toprağı, havayı... Yanlış arılaşılmasın ! Ders almak değildir anlamak. Tecrübe asla ! Kıyasla da varılmaz bu noktaya.

gazetede. Orta yaşlardaki başarılı mühendisin bir çoctık gibi evinden, ailesinden kaçtığına tanık olursun. Yargılar isabetsiz hale gelir. Çözdüğünü ya da uyanışından yatağına döniişüne kadar bir gün boyunca neler yaptığını tairmin ettiğini sandığın insaıılan ashnda ne kadar az tanıdığını fark edersin. Ve yıllarca sadece kendini çift hatta daha faz|asayıda hayat sa]ribi gördüğünden, şaşırrrstn bir benzerini başkalarmın da yapabilnresine. Hatta senden yüz kitap da]ra cahillerin aklından geçenleri okuyamadığın için utanırsın kendinden. Oysa onlara benzememek için hiçbir iş yapmamtş, hiçbir inanca ve amaca sahip olmamışsındır. Sadece gözlem ve eleştiri vardrr hayatında. Ama on sekiz yaşına kadar son derece normal, başarrlr, popüler bir çocukluk geçirerek gçl-

gereken. kim bilir belki ben sadece anladığınln farklnda olmaktır anlayabilmekte_ cle derinr bir gün, "kinyas'ı ve kinyas hayatını sabnnr Var, ne de anlanra_ yim.,, Ancak Sanmlyonrm. Ne o kadar sonra ne gereği v, *".utınr... Ölüırrlü oldrığunu unutamadılctan

de kendini var anlamanın,l Tutunsan da 6şıklarına, zincirlesen hepsiyle bera_ dostlarına yine cle gömülürşün toprağa. Gerekirse gibi, Anlayan şöyle der: ber gömerler. Firavunlara yapbkları ..Anlayamasaydımdaölecektim.Dahaçokanlamakyormayadaha ağır oldum, cak tabutrrmu taşıyanlann kollarını. Çünkü ne
ne daha büyük !" güzel! Ebeni ve ebenin... anlayabilmeldeyim, Ne

Üç gece boyunca'mağaranın bütün ha,asını içimize çektikten veracruz,da sonra kendimizi önce bir kasabada sonra da tekrar bulduk.Biryeredönme}<tenhepkorkrnuşumdur.oysaşehirtaher zamanki gibi, malnen terk ettiğimiz şekilde duruyordu. Ben

üçeüçbirhücredebilekaybolabilecekkadarçewemeilgisizol-

duğumdan,kolumd.antutupkalacağımrzyeregötürmekyineKayra'nın işi oldu... ve görün_ Bir otelin kapısındarı girdik. kıyafetlerimiz çok kirli duran şık otelin şık tümüz oldukça ürkütücüydü resepsiyonda pasaportlanmız verildi, ufak ama kaclın çalrşanı için. Fransrz,drk. seti olmayan her alrcr sorulara yanlt verildi. samsonite va|iz
can yabancıya sorulacak türden", geçen saatler, Hotel Ritz. İki oda. Yan yana... Duşun altında

Birkaçkadehvotka.Ifuyafetlerimiyıkaırm§Veütülenmişolarak getirenkadlnasunduğumiğrençteklif.Büyuksürpriz.onunda simsiYah kabul etınesi ! Ve en sonunda da, kapının açılıp iÇeriYe Bir araba için re_ Ka5/ra,nın girmesi. Birkaç kadeh votka daha_.. ! Aslında Kayra sepsiyonu anyonrz. En pahalısı ! Ne varsa $etirin polislerin dalmasınahazı_ da, ben de her an kaprnrn kınlrp odaya sahil evinin halini görünce ba_ rız. Her nedenden dolayı olabitir. yılan emlakçl ya da Michael ve krzrnr, a}«abalarının Meksika,ya

iŞlenmiŞ cinakurbaır verrnek isteırreyişleri. Ya da daha önceden yetler, satılan uyuşturucular, tac\z|er, öclenmenr§ |*k ::,ulT" dolayı In_ küçükken kardeşleri ağlatma... Bütün bu nedenlerden

190

19l
ra'nın çewesindeki üç kadına attırdığı yüksek sesli kahkaha]ar rahatsız ediyor bizi. Siyah saçh kadınla tamamen bir tezaffiayız, üstümüzdeki layafetler açısından. Siyah saten kuınaştan askılı gece elbisesi, topuklu ayakkabıları ve dekoltesinin herkesin en az birkaç dakika ona kilitlenmesine neden olduğu bir kadın. Ve üzerinde "Bruce Lee is Me !" yazanbir tişört, artık giyilmekten birkaç beden
asla yeniden küçülemeyecek kadar genişlemiş olan kot pantolonla, eski günlerin anrsına ayağındaki "Three Stripes" Adidaslanyla bir adam. Ama yine de ayııı şişeden içiyoruz ikinci kadehlerimizi de. Hızlı içiyor. Bunu çok seviyorum. Bir kadının iyi içki içmesi

terpol'ün heyecanlarııp peşimize düşmüş olma ihtimali... Hepsi
mümkün... Telefon ! Araba hazır, Asansörde temizlikçi kadınla karşılaşıyoruz. Göz|erini kaçırıyor... Lincoln. Krrmızr ! Kayra rengi görünce birkaç adım geri atıyor. Midesi bulanmış olnralı. Çiftçinin mavi kamyonetini saymazsak, yıllardır siyah olmayan bir arabaya binmediğiınizdendir herhalde bulaııtısı. Dolaşmaya başlıyoruz motorun sesini dinlerken. Bir bar biliyonrm yakınlarda. El Coyote. Önünde ctunryoruz. İçeriden sesler geliyor. Latin müziğinin bunaltıcı ritimleri. Mulrteşem bacaklar barın kapısında. Kayra'yı görüniişünden dolayı, yine kirli işlerden zengin olmuş bir işadaryı

ediyor siyah saçh kadın. Barmenden bir bardak daha isteyip ikisini de dolduruyonrm. Askılı elbisesinden firlamış incecik kolu uzanıp kadehe sarılıyor. Kadeh olmak istiyorum. Birbirimizebakarak ilk yudumlarımrzr alıyoruz. "Eğer bardakta ruj izi kalırsa bu gece onunlayım" diyonrm, votkayı yollarken içime. Ve evet, artık dört dudak var karşımda. İklsl bardakta. Konuşmuyonrz. Birbirimize söyleyeceğimiz bir şey yok. İnsanlara bakıyoruz.Kay-

rek, diye düşünüyonım. Sigarayı. Saçlarını. Barı. Meksika'yı Ka5rra'run barın üzerinde duran çakrnağıyla yakıyorum hepsini. Fark edilmeyecek kadar kiıçük bir baş sallanmasıyla teşekkiir

de, hayatımda gördüğüm en güzel dudaklar tarafindan ısrıldığını görüyorum. İll< defa bir sigaraya özeniyorum. Simsiyah uzun saçların perdelediği siyah $özler. Yal«nam ge!

sarıdıklarrndarı, uzun süre geçmiyor gelip yanrna konuşmalan için. Çünkü Kayra'nın doğal kokusunda vücuduna işlemiş para kokusu da var. Ve o bacaklar bu kokuyu herkesten iyi alıyor. Ben içkimi içerken insanları seyrediyorum. Burada yaşasaydım, karşı kaldırımda "El Road Runner" isminde bir yer açardrm, diye düşünüyorum... Amerikalıya benzemeye çahşarı genç borsacılar, işkadrnlarr, şık fahişeler, kokainman zenginler. Hepsi burada. Melezli klerin e bal«nadan m edeniyetçilik o5rnuyorlar. Barmene bir şişe Absolut citron'u önüme ko5rması gerektiğini arılatırken, burnumun beş sarıtim yakınrna bir sigara geliyor. Sigarayı ucunda görünen tütününden filtresine kadar takip ettiğim-

kadar seyretmesi zeykli bir gösteri yoktur. Tabii söz konusu kadın arıneniz ya da büyükaırneniz değilse ! Yanarı çemberin içinden atlayarı kaplanlan seyretmek gibidir bu gösteri. İçki kadehlerinin içinden geçen kadınlar. Melek gibi olurlar. Sarhoşlukları, kendilerinden geçmeleri asil bir zarafet içinde, büyüler seyredenleri...

Kayra kolundaki sarışınla gelip karşımızda duruyor. Her zamarıki gibi alüğı litrelerce alkolle, kelimelerine kelimeler katarak durmadan hikAyeler anlatıyor. Tabii ki bana değil "Gitme zaman]." diyor. Bir şişe de yol için alıp, iki saattir bana tek kelime etmemiş ama yanımdan da hiç aynlmamış kadının elinden tutup Kayra'yı ve sar§rnını takip ediyorum.., Arabayı kullarıırken, arkadan bir ses tarif ediyor yolu. Harıgi kadına ait olduğunu anlayamryonrm. Ama siyah saçlınınki olmasını istemiyonrm. Çünkü bardağın üzerinde gördüğüm dudaklardarı çıkıyor olmamalı duyduğum çatlak ses. Her şeyinin güzelliği orarıtılı olmalı. Şaşırtmalı beni doğa mükemmelliğiyle... Birkaç cadde sonra, kapısında büyuk kalabalık olaıı bir yerde duruyoruz. Burası bir diskotek. Bir gece kulübü. "Şişeyle giremezsin !" diyor kapıdaki en az ytiz kırk kiloluk adam barıa, Kotumun arka cebinden on tane yüzlük çıkarıp uzattığımda, müteşekkirliğini bizimle beraber içeri girip, kalabalığı yanp birkaç genci piste en yakın masadan kaldırarak,bizi de oraya yerleştirerek gösteriyor. Birkaç dakika sonra bin dolann etkisi hAlA devam ettiğinden, masaya içki şişeleri doluyor ve büwk ihtimalle çıkabilecek bir kavgada on kişinin birden kalça kemiğini kırabilecek irilikte bir
!

192

193

zenci başımızda beklemeye başlıyor. Koruma, kulübün bir i}<ramı. Amerikalı baba ile kızın bir hediyesi. Amerikan hükümetinin başarılı ekononri politikalannın ve emperyalizmin lıediyesi. Bütün hediyeleri kabul ediyorunr. Kayra da benderr farksız. Noel ağacınrn altındaki bir hediyenin paketi gibi açlyor şampanyanın

aklına gelir. Daha çok sanlıyorum. Saçları bütün nefesimde. Öltimü soluyorum burnumdan. Ellerim sırtında kavuşuyor. Neonlarla, belmimde bir yazıyazıIıyor yanıp sönen, "Ölümü arılayabilmekteyim.
"

mantarrnı ve masanın altından sanşrnrn eteğini... Kayra konuşrıyor kadınların kulaklarrna. İkisinin de yüzlerine tebessümler yerleştiriyon Kendisi gülnrese de ! Zaten hiç içten giildüğtinü görmediğimi düşünüyorum, o kadınlarla konrışurken. Aklındaki tek şeyin, onlarla sevişip dövüşmek olduğunu bildiğim için gülnresini de beklemiyorum. Sarşın kadın, isminin Cecilia olduğunu söylüyor, başına neler geleceğini bileırıeyişinin verdiği rahatlıkla ellerini Ka5tra'nrn bacaklannın birleştiği yerde gezdirirken. Konuşmayanlar biziz. Siyah saçlı kadın ve ben. Biz yine seyretmekle yetiniyoruz. Dans edenleri. Tiıvaletlerde çektikleri kokain yüziirıden buıunlarrnı kaşıyarak yürüyen kadınları. .. Elektronik müzikten seksenlerin parçalarına kadar her şey çalınıyor. Bir ara, Depeche Mode'dan "I want somebody" adlr şarkıyı duytıyoruz. Dans etmeye başlıyoruz siyahlı kadınla. Omzunda ufak bir dör.ryne var. Bir "+" işareti. Sol omzunda. Gördüğümü fark ediyor. Bütün bedeni bedenime yapışmışken, çenesi omzumdan ayrılıp bo5mtıma değiyor. Dudaklan kulağınrda. Üç harf çıkıyor şarkının sözlerine karışan, o muhteşem ağızdan. Üç harf. Duyu-

Gerçekten de anlıyorunr. Ontınla dans ediyorum. Kokusunu
ezberliyor, belini okşuyorum. Dudaklanna dudaklarımı değdiriyorum...

Şarkı bitiyor. Martin Gore susuyor. Başka şarkılar geliyor. Yavaş. Hızlı. Ama benirq kalbim hep aynı ritimde atıyor. ÖlümUn ritminde. Çewemizdeki havalara srçrayan bütün kadın ve erkeklerin aksine biz hA]1 "I want somebody" için darıs ediyoruz... Kay-

yonrm söylediğini. Ama ben anlamıyorum. Hiçbir şey ! Bilmiyonrm. Daha ne kadar yaşanacağını. Neyin zevk, neyin acı verdiğini. Üç harf. "HiV." Sonra tel«ar bıra}oyor, siyah ipekte kaph başını omzuna. HIV+ Azrall ayağıma geldi, diye düşiinüyorum. Hiç beklediğim gibi korkunç değilmiş. Aksine, şeytanın bir oyunu olsa gerek. Bütifut günahlar gibi gözlerin görebileceği en güzeli yollamış canrmt almak için. Daha sıkı sanlıyorum ölümiirne. "Hoş geldin!" diyorum. "Zamarııyü. Zarrıaııı gelmişti ! Seni bekliyordıını. Öldtlr beni. Eğer yapabilirsen. Yapamazsarr ben seni öldiirürüm." Bütiin negatif lıaya!

ra'nın nerede olduğunu bilmiyorum. Gözlerim kapalı. Kendimi öliimüme sunmaya hazırlıyorum. İsmini sormadığım, hiçbir soru sormadığım kadın duruyor birden. Ve elimden tutup masaya götürüyor beni. Çok sıkı tutuyorum elinden. Bıralcrıasın beni ! Çok aram§ olmalı Kinyas'ı... Çıkıyoruz Deus ismindeki diskotekten. Arabayı kullanıyorum. Bir arı önce kavuşmak için ölümün ilk yudumuyla, çatlak dudaklarımı ıslatıyorum krrmrzr ışıkta. Siyah kadını öpüyorum. Belki de şık barıa bir şey anlatmaya çalışıyor. Düşünmem için zaman kazandrrmaya çalışıyor. Ama dinlemiyorum, görmezlikten geliyorum. Bütün hayatım boyunca yaptığım gibi. Hiçbir şey duymuyor ve görmüyorum. Dinlemiyor ve bakmıyorum. Otelin önüne geliyoruz. Kayra sanşmı kolundarı tutup götürüyor, Hava hili sıcak. Ama faz\a değil. Gerekrtiği kadar. Arabaya

tımdan, fotoğraf negatiflerindeki karanlığın hüküırr sürdüğü hayatımdan sonra bir pozitif tarafindan öldürülnek ancak şeytarıın

yaslanıp duruyoruzbir süre yan yana. Ayııı anda kafalarımu^ çeürip birbirimize bakıyoruz. Göz|eri son kez soruyorhazır olup olmadığımı. Öltlmti hazmedip edemeyeceğimi... Ben onun kadar iyi anlatamıyonım derdimi ğözlerimle. Dudaklarımla yanıt veriyorum sorusuna. Kimseyi öpmediğim gibi öpüyorum. Hayatı öpmediğim gibi öpüyorum ölümü... Sabaha kadar, o uyuyana kadar defalarca seüşiyoruz. Bir ayin gibi. Gösterişli bir tören gibi. Çok yavaş. Çok hızlı. Hiç durma-

194 dan, Bütün ölümünü, taşıdığı bütün acryı içime çelcneye çalışıyorum. o kadar alryorum ki kenclime ölümü, ona bir şey bırakmıyorum uykudan başka... uruyor. Çırılçıplak. omztındaki clörımeyi okşuyorum, yara izleriyle dolu parmaklarımla. ona aşık değilim. Hediye ettiği ölüme aşığım... Güneş döverken odanın kalın perdelerini, gözlerinri kapatıyortınr. "Ve artık zananr geldi" diyonım. ''Artık uyuyabilirim.'' Ölümün bedenime ağırhğından olsa gerek ! uyııyabilirim. Çünki.i uyanık kalmak için hiçbir nedenim kalmadı. Düşünecek bir şey kalmadı geriye. Artık rüyalar var. kendiliğinden gelen düşler. uyku var. Bütün yorulmuş olanlar ve yapacak bir

I95

Herkes için var. Herkese yetecek kadar ! HİV... önce alnımdaki ter damlalarını hissettim. sonra srrtrma yapışmış çarşafi. Gözkapaklarımı günün ışığı aralamaya çalışıyordu. Yenildim. Açtım. Uyarıdım . Beyazbir tavan gördüm önce. Bir şarkınrn sözleri geldi aklıma.
Bu sabah gözlerimi açtığımda, tavarıdaıı kireçler yağmaktaydı kar

şeyleri olmayanlar için. Bütün bitmişler için. uykularında yeniden doğanlar için.

ceğimden, her şeyden. Ağladım. "Tamam" dediler. "Bir hafta sonra gel, alalım dikişleri.'' Bir lrafta ! Bir hafta sonra bulabilir miyim kendimi ? Nerede olurum bir hafta sonra ? kayra gibi yarıımda katil bir doktor varken dönmem buray*.. otele giden yolda arabanın arka koltuğunda, bir ay sonra omzuma yerleşnriş olacak "+" işaretini düşündüm. Hayatımın pozitif yaru. Öltimtin pozitif yanı !.. duğunu soruyordu. "Yok bir şey" dedim. "Bir pizzayollayın odama. Pepperonni ve siyah zeytinli. Dört kutu da bira."

ıspanyolca"kazat kaza!" diyordum. Çok bahşiş almıştı benden. ödeme zamaruydı. İnip, ilk gördüğü beyaz önlüklüyü kolunclan ttıtup getirdi. Bir odaya girdik. Başladılar diloneye. Viicudumdaki kaçıncı dikiş bunlar, diye düşünürken ağladığımı hissettinr. Gözlerimden yaşlar boşanıyordu. Yağnrur gibi. Acıdan, ölüme daha da yaklaştığrmdan, siyah saçlı kadını bir daha asla göremeye-

Resepsiyondaki kız çok korl«ıruş, bozuk İngilizcesiyle ne ol-

misali, yatağıma.

nn ön camlarından görünen, oturdukları için sıynlmış kısa etekli kuların bacaklarınr se5rrettim. sonra çantamdan usturamı alrp sağ omzuma bir çizgi çektim. Derin. Yatay bir çizgi. Beş santimlik çekecektim ama elim ayarsrzdr , biraz daha uzun oldu. Acıdan yüzüm buruştu. Lavabo kırmrzr oldu. Nefesimi tutup bir de dikine çizdim. Çok kan aktı. o halde aşağı, resepsiyona inip bir kaza olduğunu söyledim. Telaşlandılar. Bir komi beni arabaya bindirip yakınlardaki bir kliniğe götürdü. Durmadan konuştu. Ben sadece

lerden daha da ölümlüydüm artık... yataktan kalkıp pencereyi açtım. kafamı dışarr çıkarıp bal«naya başladım. İnsanlara. Arabala-

kunduğumda elimin sırtıyla faz|a soğuk geldi. Beni öldürüp gitmişti. yapacak bir işi kalmadığrndan gitmişti. sokaklarda gezen-

Karşı duvarda, İsüçrelilerin milli sponı olan saat 14.46'yı gösteriyordu. siyah saçlı kadın çoktarı gitmiş olmalıydı. yastığına
do-

mış olan... Her zaman, o meşhur Neil cassady gibi dolanmadrm tabii ki. Benim de normal sayılabilecek günlerim oldu. Hatta insanlara ilgi bile duydum bir aralar. Bazı |ız|arla özellikle ilgilendiğimi hatırlryorum. ve o arılarda hAkim olamadığım bir refleksim vardı. Bu refleks, o zamanlar adınr koyamadığım, sevgiye, aşka birkaç

Benim geçmişe dair hatırladrklarım hayli pusludur. Tarihleri, isimleri, yüzleri çabuk kaybederim. Hafizam daha çok polaroid bir fotoğraf makinesine benzer. Ama hayatımın bir bölümünü içimde doğarı bütün $üneşlere ve dolunaylara rağrnen norrnal bir insan gibi yaşadığımı biliyonım... Benim de bir zamanlar, a§am saatlerinde yemek masasrnın etrafinda toplarııp birbirlerine ekmeği uzatrrken, günlerinin nasıl geçtiğini anlatarı bir ailem vardı. Ben de gündüz ya da gece ne yapmış olursam olayım, elbet dönerdim o masaya. ve o dönemler şimdi hayli ızak ama birkaç hikAye var aklımm köşelerine sıkış-

metre uzaklıktaki duygular besleyebileceğim herharıgi bir kuı,

196

,197

hareketin en büyük düşmanı olmaya mecbur bırakılmışlardır. kontrolsüzlük, anormallik, farklılık, bütün bunlar korkutucu gelir burjuvaya. Hatta L6on Bloy'un yazdığı gibi: "Burjuva ilk gelen olmaktan utanç duyar ! Bir davete ilk gelen olmak kadar çirkin bir şey yoktur.'' ılk gelmek arıormal olan her şeyi yapmakla eşdeğerdir. Ne ilk,

tan gelip dokuz saat bankta oturarak seni bekliyorum...'' gibi itiraflarda bulunmaya başladım. Gözlerindeki o dehşeti hil6 anımsayabiliyonrm. İçlerini büytık bir korku kaplardı itiraflanmı duymaYa baŞlaYınca. Karyılarında tanıdıkları sandıklarr adamrn, so_ kakta yanlarından geçen herhangi biri kadar deli olma ihtimalinin farkına vanrlardı. §kın, sevginin, ilişkinin ya da adı her neyse kontrolden çı}«nası genellikle buğulu gözlerle scıyıenen ''Görüşmesek daha iyi olur..." sözleriyle nokbalarıırdı. Aşrk olduklan halde okullarına, işlerine giden, sarıki hiçbir şey değişmemiş gibi dawarıarı insarılardan hep iğrenmişimdir. Midemi bulandrrrr vasat sevgililer. Tabii aslında onları da anlamak gerek ! Ait olduklan burjuva srnrfinrn bir gereği olarak kontrolsüz

ni gözetliyonrm. seni takip ediyorum. Buluşma yerimize sabah-

şey'' açıkça söylemeye başladım. "Ben hiçbir şey yapmryonım. Bazensen farkrna varmadan evi-

yordum ki mönüdeki tatlıdan çok, tek başına ve sürekli yenilen bir ana yemek gibi oluyorlardı. Soruyorlardı bazen. ,1 "Benimle değilken ne yapıyorsun ?'' İlk önceleri utanıyordum, "Hiçbir demeye. Sonra

kaynaklanarı bir tavırdı. Tabii korkup kaçan onlarca kız oldu böyle dawandığım için. O kadar kolay hayatımı onlarla doldurabili_

bunları gerçekleştiriyor olurdum. Belki de obsesif kişiliğimden

kendisine ilgi duyduğum müddetçe tek uğraşım haline getirmemden ibaretti. İnsanların birbirlerine Aşıkken gündelik hayatlarına devanr etmelerini anlayamıyordum. Böylesi bir hareket bana ihanet gibi geliyordu. kötü sahnelenmiş bir piyes gibi. sanki bir insana değil de, bir koltuğa Aşık olunuyolTnuş gibi ! Ben gece gündüz hissettiklerimi, k|z|, birlikte neler yapabileceğimizi, or,, .,"ı". anlatabileceğimi düşünürdüm. Düşünmediğim zaman|arda da

ne son ! Ortalarda bir yerlerdedir vasat sevgililer de. Dengeli hayatlarını kimya formülü gibi çözdükleri dostları, sevgili, aile, iş denklemini her sabah yataklanndan kalkarken kafalarında yeniden kurarlar. Sağlıklı hayatın sırrı sağlam kahvaltı değil. Sağlam bir günlük programdır... Karıştınlmamalı hiçbir şey! Hepsinin yeri ayn. Utanmadan, özgürleşme aüna, "Ko5run gibi olma !" sloganları atarlar. "Sürüden aynl ! Gel bizimkine katıl !" Ama bizde bir de,
her koyun kendi bacağından asılıyor. Tek medeni tarafimız da bu... Denge, insanoğlunun icat ettiği en vahşi kawamdır. İp cambazınrn kendini en iyi hissettiği an, kendini ağa bıraktığı andır oysa.

Sırat köprüsünden, beslenmeye kadar denge her yerdedir. Dünyann en sağlam alaırm sistemi. Bütün dengesizlere karşı. En ufak harekete, yanlışa duyarlı... Oysa hayatlannın belli dönemlerinin her saniyesini aşka verebilenlerse gerçekten yaşarlar. Sadece sevgilileri ve kendileri. Başka hiçbir şeyle ilgilenmezler. Yüzde yüz aşk ! Dengesizlik, gerçek duygusunun ve gerçeğin tek kapısıdır. Dengeyle hiçbir yere vaırlmaz. Ancak düşmeyi bilenler köprüden, karşıya yüzülerek de geçilebileceğini öğrenir. Belki cennete, belki ipin gerildiği karşı tarafavarılır dengenin sonucunda, kabul ediyorum. Ama düşmemek için verilmiş mücadelelerin acrsı
ve tedirginliğiyle...

Tabii bütün bunlar eski günlerde ka]dı. Uzun zamandır böyle bir ilgi hissetmiyonrm kimseye karşı. Ve artık denge ile dengesizBen uzun zamandır yatıyorum, bedenim yürüse de. Benim düşme kaygısı taşımama imkAn yok. Ve kendimi, zihnimi ilgilendiğim konulara eşit şekilde bölmem için daha da az nedenim var. Çünkü zihnim o kadar kalabahk ki uzaktan siyah ve boş gözüküyor. Zamanım o kadar çok ki bir şelale gibi akıyor, efsanevi Rodos heykelinin bacaklarrnın arasından geçen gemiler gibi. Bir yerlerde duymuştum: "Sonuncu da ilk olacak olandrr." Eğer bugüne kadar herhangi bir sıraya girseydim anlardım ne demek istediğini. Ama ne ilk, ne orta, ne son... Biz iki kişiyiz. Kayra ve Kinyas. Yan yana duruyoruz. Soldan başlarsan Kavr1, sağdan başlarsan ben ilk olanrm. Biz iki kişiyiz

lik de bir şey ifade etmiyor. Çünkii ikisi de ayakta durarılar için.

198

199

dünyada. Sıraya girnriş olsak bile zamanında, satrnışız yerleriınizi birkaç şişe votkaya. Yan yana duruyoruz. Zihinlerimiz yatmış. Ne ilk var. Ne de son ! Ne denge var, ne de bir ajanda! "There's no plan. That's tlre fuckin' plan
!"

mesi kolayclı. Aslında bir doğruluk payı da vardı açıklaması yok_ Hala hayatta olmanın biliınsel ya da mucizevı bir işine geliyordu hayatta tu. Tesadüfler eseri de değilcti. Birilerinin Hayatta kalışı_ olmam. Hepsi bu. Sözü her yere geçen birilerinin.

arılattıklarında,

ru birileri organize ediyor olmalıydl. ve organizatörler karşıtaşmamakiçinherşeyıyapıyorlardı.Sakatdoğmuşbirbebe-

benimle

Bütün bunları düşünüyordum yatağımda. Kapı açıldı. İçeri Kayra girdi. Elinde b\r pizza kutusu ve biralarla. Konriyle karşılaşmış olmalı kapıda. Elindekileri ırrasaya koyup yanıma uzandı. Bir sigara yaktı. "Anlat !" dedi. "Ne yaptrn onrzuna? Otelin miiclürüyle kontışmasaydım polis çağıracaktı. Nasıl oluyor da kendine bu kadar kolay zarar verebiliyorsun? Bir makine değil ki vücudun. Böyle istediğin gibi biçemezsin kendini... Anlıyorum. Yukarıya, dünyaya geldiğin gibi gitmek istemiyorsun anla bu yaptığm da fazla teh-

için gicten anne babalar gibi, Ça_ ğin yanına sadece onu beslemek

olarak i.,r.aur, yarattığı insanoğlunı.ın içinde birinin höl1 çamur kadar şe_ kaldığını görmek korkutuyorclu yukarıdakileri. Çamur altında, Ne de kilsiz, yaıarslz, pis bir yaratık istemiyorlardı ayak içincti. Hala çamur olanlar olsa cennet de, celrennem de insanlar istemiyordu için değil ! Ne Tanrı, pe de şeytan. İkisi de kirletmek

olarak, soğuelini, beni hüktimdarhklarına sokarak. Belki Çözüm

likeli."
Kendi söylediklerine kendi gülmeye başlamıştı. Devam ediyordu konuşmaya. "Belki de cennet ve cehennemin var olma ihtimalini düşiinüp suratrnı ve bedenini tanınmazha\e getiriyorsundur. İşlediğin suçlardan ötürü yerin garanti cehennem olduğundan ! 'Ben Kinyas değilim'diyebilmek için, cennete kapağı atmak için yapıyorsundur belki de bütün bunları. Eğer böyleyse sana bir tavsiyem var. Hem daha acısrz. Estetik ameliyat ! Belki kandırırsın ynrkarıdakini, cennetin kapısını bekleyenleri. Ama unutma ki, oralarda ben de olacağım, planını bozııak için yüksek sesle, 'Kinyas, ateşin var mı?' diye bağınnak için meleklerin ortasında. Unutma ki biz asla cennete giremeyiz. Kafanı bedeninden ayrnp ayn ayrı sokmaya çalışsan da kendini, almazlar seni içeri. Sen, Barıdelaire'in bahsettiği kötü tohunrsun. Sen, cehennemin üzerine kuıulduğu

mam§çamunımclanbirkaçinsanyaratıpgeriyollamayıdüşünükonuş_ yorlardı. Belki de suyla karıştırıp yok etmeyi. Hakkımda ne yapacaklarınr tuklarırır duyar gibiyim. Tartıştıklarrnı. Benimle bilen,ıedikleri için sinirlendiklerini", ,,Bu adamın yeri kesinlikle cehennem ! iştediği on kiisur cina_ yet var. Yüzlerce hırsızlık ! Tonlarca gözyaşı eder. Tanıdıklarına bite. zerre kadar sevgi yok içinde, çektirdiği acılarr saymryorum Hiçbir inanç ve değer bilmiyor, taıııınıyor. kesinlikle cehenneme
gitmeli !" ,,ıık bakışta haklısrn alna lrayatınl kurtardığı insanlara ne di_ pahalı he_ yorsun? Mutluluktaıı sarhoş ettiği kadınlara, fazlasıyla insarılar diyelerle yüzlerini güldürdüğü fakirlere, hiç tanımadrğı

içinkanlıkavgalaraatrlmasınanediyeceksin?Neredeyseyeryükıskandır_ zünde senin yerine çalıştı bazı zamanlar. Noel Baba,yı yanrn, yani cennet, dı çocuklara verdikleriyle. Bence yeri senin
Oraya gitmeli
!"

arsanın hissedarı olacak kadar kötüsün. Şeytan bu yi.izden göz yuınuyor yaptıklarına ve seni hayatta tutn-ıaya çalışıyor, bütün oynadığın ölünr oyunlarına rağmen. Öli.ip de onun yerine göz koyırraman için !" Ne kadar çok kontışmuştu... Söyledikleri eğlenceliydi. Dinle-

tahtlannın or_ lerce... Ama ikisi de biliyor ki benim yerim onlarrn sağlayacak orta_ tasındaki boşluk. kulaktan kulağa o1mamalarını ancak bahçeledaki adam. İkisinin evi de benim yerim değil. Ben

Vekonuşmalarıböylesürüpgidiyordur...Konuşuyorlardrrgün-

yerim orasl, Şeytan ile rini ayıran duvarrn üstüncle oturabilirim. ile kötülüğün Tanrı,nın tanı ortasında ! Ne yakın, ne uzak. İYilik

200

içimdeki topragı... Ama onlar da alşmıştır artık. onlar da sıkılmıştır pişman olmaktan benim yaratıldığıma. kestirip atmak için akıbetimin p?zarlığrnı, biri diğerine şöyle söylüyordur:
"Boş ver. Ne yaparsayapsın, elbet soğur! Elbet insarı olur! Bizden daha çok var olacak değil ya!''

kesiştiği bir noküa yoktur. yan yaııa dururlar birbirlerine dokunmadan. ve dokunmadıkları yerde ben varım. Ne iyiyim, ne kötü. Ne kutsalrnı, ne şeytarıi. İkisine de değmeden oturuyonrm. onlar yokmuş gibi yaşıyorum. Konrşulanmı hiç serrmedim zatenhiçbir zaman. onlarla da ilgilenmiyorum. Bazen çocuklarının topları kaçlyor benim boşluğuma. Gelip konuşuyorlar benimle, değişip değişmediğimi görmek için. Anlıyorüar ki hali çamurum. Hala srcağın-ı, soğuyup insan olmamışım. Çünkti neaenimaen akarı kan sıcak tuttıyor
Barmene uzattığım peçetenin üzerinde "crack" yazıyordu. Eğilip okudu. Kafasını kpldınp göz göze geldik. Tamam, der gibi başını hafifçe salladı. Peçeteyi geri çekip alnımdaki teri sildim. Ya-

Soruyordur karşısındaki de. "Emin misin ?''

nımdaki kadın bütün vücuduyla bana yaslarımıştı, kalabalığın içinde yurüdük. Masamrza oturup çeweme baktığımda Kinyas'ı esmer bir kadınla gördüm. Konuşmadan aya|<ta duruyorlardı. Ellerinde içkileriyle. El Coyote ismindeki bar Moskova metrcısu kadar kalabalıktı, İçtiklerimiz oranında bizimle ilgilenen garsona tek bir parmağımı göstermem yetti yanıma gelmesi için. Yedi tarıe yüzlük çıkanp barmeni işaret ettim. Parayı aldı, yürüdü ve kayboldu insan yığıntnın arasında. Cecilia ismindeki sarışın biraz crack istemişti. Alışverişi onun için yapıyordum. Ben ilgilenmiyordum uyuşturucuyla. Hiçbiriyle. En hafifinden en sertine kadar. Carıımı sıkıyorlardı, Ritüel haline gelmiş, vücuda nüfuz ediliş sahneleri midemi bulandınyordu. On bir yaşınrdayken F'ran}durt'a ailemle tatile gitmiştim. Ve kaldığımız otelin koridorlannda yürürken hafif aralık bir kapı görmüştüm. Daha da aralayıp kafamı içeri sokm ak zor olmadı on bir yaşındaki bir çocuk için. İçeride beni bekleyen manzara kaldırabileceğim bir ğorüntü değildi. Yerde dizlerinin ve ellerinin üzerinde duran bir adam ve sağ topuğuna iğne saplayan bir kadın gördüm dört saniye boyunca. Sonra koştum koridorlarda. Odamızr bulana kadar koştum. Bilmiyordum o zamanlar, adamın bütün damarları çatladığı için son çare olarak topuğundarı vurduttuğunu. Büyuk ihtimalle eroindi ş[ınganm içindeki. Ve insanın,

202

203
"Queen size" yatakta. Çantamda benzer seremonilerim için sürek-

na iğrenç gelmişti...

kimyasına böylesine boyun eğmesi hatta önünde diz çöknresi ba-

Latıdanum ktıllanan bir kadın tanımıştım. sıranın etkisiyle sokaklarda dolaşrken defalarca dörrmüştünr onu. uyandığında benden ve laudanumdan nefret etsin diye. Anra yüzüncteki morluklara rağmen bana daha da çok bağlarıdı. Junkie'ler hep iğrendirmiştir hassas midemi ! yanınrdaki cecilia sadece eğlenmek istiyordu. En basit }ıaliyle. Garson elinde bir paketle geri dönüp avucuına sıkıştırdı. Beş yüz dolar daha çıkarıp verdim hizmetinin karşılığında garsona. parayı alırken kulağıma ftsıldadı birkaç kelime. İnce bir sesi vardı. "Arkadaşrnızrn yanındaki kadına dikkat edin. AİDS !" pararun karşılığı gelmişti. verdiği bilgi önemliydi. Tabii önemsersen. Dünya da önemlidir! Tabii önemsersen... Bir süre sonra çıktık bardarı. Deus adındaki bir kulübe gittik.
3

kola gezdiğini söylememeye karar verdim. Eğer bilmiyorsa, hep beklediği mucize gerçekleşmiş olacaktı. Hayatı hoyratça yaşayanların beklediği o mucize. İyisi kötüsü olmaz mucizenin. zaten haberdarsa kadının hastalığından, gereği yoktur müdahale etmenin... Göz yumdum kendini ölümün ellerine bıralonasına. Hatta bir ara ölmesini bile istedim. Hemen şimdi ! Ölsıın ! Ben de Afrika'ya dönüp, Grand Hötel'deki odama gidip yatağıma yatayım, hiç kalkmaJnacasına... kulüpten çıkıp Ritz'e geldik. odalarımıza çekildik. cecilia diskonun tuvaletinde crack'ın hepsini tüketmiş ve çoktan metaboliznrasını kimyevi bir gökkuşağının üstünde kaydırmaya başlamıştı. Kendini yatağa bıraktı... Bir saate yakın, kadın ve erkeğin birbirlerine verebilecekleri tek gerçek şeyi paylaştık, bin bir çığlığın eşliğinde. sonra srra bir erkeğin, erkek ya da kadın herkese verebileceği ikinci gerçek şeye geldi. koltuğun üzerindeki pantolonumun kemerini sıyrrdım sessizce. crack ve seksin etkisiyle gezegenler arasrnda turlar atan Cecilia'yı rahatsız etmeden. İkiırriz rie çıplaktık. Gözleri kapalı, yarı uykuda yüzükoyun yatıyordu

ne yapacağımı. ve hayatta tek önemsediğim insana, ölümüyle

Kinyas'a hiçbir şey söylemedim. Bütün yol boyunca düşündüm

kol

li bulundurduğum koli bandını çıkarttım. kendini tamamen basit hayallerine bırakmış olan cecilia'nın sağ elini alıp öptüm. sonra da yatağın demirine bantladım. Tam olarak fark edemenrişti. Gözlerini aralayıp tekrar kapattı. Tekila crack'la birleşince faz|asıyla ağırlaşmıştı. Beyni ıslandığı için ağırlaşmış bir süngere benziyor olurdu, o an hemen bir tomografi çekilseydi. yatağın soluna geçtim, ve aynı şeyi sol eline de yaptım. Ayak bileklerini birbirine bağladılııtan sonra yatağın ayaklanna kadar uzatıp koli bandını, yattığı yere sabitledim çıplak vücudunu... Aklıma kamusal amaçlı reklamlar geldi. "Arkadaşlarınızla "dşan eğlenmeye çıkınca biriniz içnreyecek ve dönüşte arabayı kullanacak. İyiliğiniz için !" İşte ben, o içmeyendim ! Daha doğrusu içip de sarhoş olmayan. Deri kemeri gezdirdim topuklarındarı ensesine kadar. Rüya|ar fazlasıyla karartmıştı Cecilia'nı.n gözlerini. Hissettiklerinin hepsi beynindeydi. Vücudu ve sinirleri beynine hiçbir duyguyu iletmiyordu. Ayağa kalkıp çantasını açtım. kadın çantalarının iç tasarrmrnı bildiğimden dudağındaki kırmrzr ruju bulnrak zor olmadı, Ve tekrar yataktaki bedene döndüm. Boş bir tuval gibi beni bekliyordu. Aslında çok ilginç şeyler yazabilirdim, kendine ge[diğinde silmeye kıyamayacağı. Gerçek yüzünrü ortayaçıkaracak uzun bir cümle. onu bir azize yapabilirdim. Ama aklınrda sadece şu vardı. Bir kürek kemiğinden diğerine, başladım yaznraya. Yazarken gülüyordum... yaptığım işin anlamsrzlığı, nedensizliği beni bana unutturuyordu. Ve ben unuttuğum zaman iyiydim.
"Ntısh ile yola gelmeyeni..." §ağısına geçtim srrtrnın.

"Etmeli tekdir." Tekdir etmiş miydim acaba bu kadını? Ben etmemiş olsam da o anlarnalıydı. Bilmeliydi benim tanramen Raison d'6tre'ini kaybetmiş bir insan olduğumu. Hatta hem Raison'umu, hem ttre'imi ayrı ayrı kaybettiğiıni. sol kalçasındarı topuğuna kadar devam ettim yazmaya. "Tekdir ile uslanrnayanın...
"

204

205

rar uzandım yatağa...

Evet, cecilia bir televizyonyanşmasr kazananlarrnrn hak ettiği kadar ödülünü hak etmişti. onun payma kötek düşüyordu. Ayağa kalktım yatağın sağ tarafında. Elimdeki 42 beden siyah cleri kemeri havaya kaldırıp seyrettim birkaç saniye. Tekrarladım yazdığımı yüksek sesle en derin tondan. ve indirdim kemeri çıplak sırtına. sonra bir daha. Bir daha. Ağzındaki bant zorlanmaya başlamıştı. Attığı çığlıklar belki üzaya yayılıyordu ama ne yan odadakileri, ne de resepsiyondakileri uyandırabiliyordu. Üzerindeki iki cümlenin her harfi için bir defa r,ıırdum. y azı y av aş yavaş yerini p embeliklere, krrmızıl ıklara bırakıyo r_ du. Acrnın renkleri güle oynaya geziyordu melez teninin üzerinde. yaptığım resim firçayla değil, kemerleydi. kemerin izleriyle çizmiştim Cecilia'nın sırtrna Ka5na'nrn ruhunu. Defalarca vurdum... Ölmesini istemiyordum. Kimse ölmesin ! Hepsi benim var olduğumu bilsin ! Beni tanıdıklarına pişman olsunlar !.. Bayılmıştı acıdan. Gergin boynu yapıştı birden yastığa. Artık bir kum torbası gibiydi. zamanında, parçaladığım okuldaki kadawalardan biri gibiydi. Gerçi, onların özenle mikroplardan arındırdığım birkaç iç organ parçasmt yemeğime katıp yemiştim o zamanlar. Ama yataktaki kadın daha çok dövülmek içindi. Üzerinde kemerle resim çalışmak için... Her şey bitti. Yanına uzanıp uyudum. Gözlerimi açtığımda hAli baygındı. Bantlan kopardım. Uyandırdım. Tam olarak hatırlamıyordu gece olanlan. Ama canı çok yanıyordu. Çarşaftaki kanların kendine ait olduğunu görünce tizden bir çığlık attı. Tam on bin dolar verdim susmast ve zaten hatırlamadığı bir geceyi unutması için. Artık sırt dekolteli elbiseler giyemeyecek olmasının bedeli ! Hiçbir şey anlamadı. Giyındi. Birine anlatırsa onu öldüreceğimi söyledim. Gözyaşlarını silip gitti. Her şeyi sildi ve gitti. Tek-

"Hakkr kötektir!''

Geçtim sağ bacağa.

ceyi düşündüm...

ııeye götürdüğünü hatırladım. Evden kaçmadan önce odasının kapısını açıp uwyan ağabeyıme uzun uzun baktığım, kısrk sesle "iyisin sen. Çok iyisin ağabey. Affetme. Unut beni !" dediğim ge-

pattıni. Ağabeyimin beni ne kadar çok sevdiğini düşündüm. Ben, düşüp kolumu kırdığımda, beni nasıl kucaklayıp

Aklıma ağabeyimle oynadığımız oyunlar geldi. Gözlerimi kakoşarak hasta-

Tel«ar gözlerimi açtığımda aklıma Kinyas geldi. Gece boyunca kollarında ölüm aradığı kadının yüzü geldi. Ve benim kendisini uyarmamış olduğumdarı dolayı suçluluk duymam gerekirdi. Ama hiçbir şey hissetmiyordum. tliç... Hissetmemek bir şey, bilmemek başka. Zihinsel ölüm bilmemekten geçer. Farkında olmamaktan. Duş alıp tıraş oldum. Giyinip geçtim Kinyas'ın odasına. Yattım yanrna. Islak saçlarrm yastıkta lekeler brra}<tı. Konuştuk biraz. Birkaç hikAye anlattfu birbirimize, cennet ve cehennem hakkında. Sonra da toparlarııp çıktık otelden. Bir daha dönmemek üzere. Arabayla dolaştık saatlerce. Günlerce... Artık gerçek gitme zamant gelmişti, Dilini sevmediğimiz ülkeyi terk etme zamaJu gelmişti. Burada yeterince oyalanmıştık. Yeterince insarırn canınr acrtmıştrk. Büyuk ihtimalle polis de bizi aramaya başlardı yakınlarda. Belki şüpheli olarak değil, ama en azından Amerikalrlann kaybolmalarıyla ilgili tarıık olarak. Ama bizim hiçbir mahkemede taruklık yapacak halimiz yoktu. Şimdiden sayfalan kirlenmiş pasaportlaırmızla herhangi bir resmi kurumun karşısrna çıkabilecek durumıunuz da yoktu. En ufak araştırmada her şey ortayaçıkabilirdi. Ve daha kötüsü, gerçek kimliğimizi ve nereden geldiğimizi asla arılayamayacakları için bizden daha da nefret edeceklerdi. Çiirıkii resmi kurumlar tarıımlayamadıkları her şeyden çok korkar. Eğer herharıgi bir devlet, karşrsrna çıkan carılı haklonda bir bilgi kırıntısına sahip değilse deliye döner. Kendini tecavüze uğramış gibi hisseder. Otorite sadece bilinenler üzerinde kurulduğu için, tarıınmayarılar doğal düşmarılardır... Ve dolayrsıyla Meksika'da bir hafta daha geçirmek gerçekten tehlikeli olmaya başlamıştı. Bir an önce terk etmek gerekiyordu esmer insanların ülkesini. Batıl inanç konusunda Afrika'dakilerden hiç de geri kalmayan Meksikalıların kokusu burnumu zorlamaya başlamıştı... Ancak hangi yolla aynlacaktık ülkeden? Arabayla çok tehlike-

206

207
ama dilini anadilimiz yapmış olduğumuz, yazanken alfabesini kııllandığımız iilkeye son bir kez dönme fikriydi beni kasıp kawıran. Yıllardır ayak basmadığımız, terk ederken bin bir gece masaların-

liydi. Sınırlan geçmemiz hemen hemen imkAnsızdı. Güney Amerika gördüğtlmtiz kadarıyla medenileşme sürecine girmiş ve üst katlarında ottrran ABD'nin etkisiyle yasadışılıkla, rüşvetle büyük bir mücadeleye girişmişti. Sınırlan birkaç bin dolar vererek geç-

mek pek mümkün gözükmüyordu. Deniz yoluyla buralardaıı

İ

9
ü

1

} s
§

uzaklaşmaksa özellikle Kinyas'a işkence gibi gelecekti. Cassandra, deniz yolculuğuyla ilgili bütün iyi düşüncelerimizi eritip bitirnrişti. Artık denizin üstünde çalkalanmak istemiyorduk. Can simitleri görmekten bıkmıştık. Yeterince öğrenmiştik deniz adamlarrnın neye benzediklerini. Tabuttan daha büyük olmayan karnaralarda, karanlık deliklerde dönen dolapları yeniden yaşamak is-, temiyorduk... Geriye sadece havayoluyla gitnrek kalıyordu. Herharıgi bir uçağa atlayıp yok olmak. Astında bu en zoruydu. Çünkii en sıkr kontroller havaalarılannda yapılarılardı. Ne de olsa, belli bir uluslararasr standardı yakalamak zorundaydı en fakir ülkeler bile. Ve kendilerini beğendirmek için zenginlere, didik didik ararlardı boktan gümrüklerinden her geçen adamı ve bavıılunu... Karar verilmişti. Uçakla gidecektik bütiin engellere rağmen. Yanm milyon dolardan fazlaparalnrz varü... Ancak şimdi de sra nereye gideceğimizi düşünmeye gelm§ti. Herharıgi bir Uçtirıcü Dtirıya ülkesi mi, Avıupa mı ya da turistik bir o§anus adası mı? Neresi?.. Arabarıın içinde uyuyorduk. Sadece yemek alrnak ve doğal ih-

claki bin bir acıyı arkamızda bıraktığımız ülkeye geri dönmekten bahsediyordum. Orada ne kadar kalacağımızın bir önenri yo}<ttı, Önemli olan o toprağa geri dönmekti... Türkiye,ye dönme fil«inin nereden çıktığını bilmiyorum. sadece geldi ve zihnime yerleşti. O kadar. Birkaç giin Ankara'da, bir-

kaç gün İstanbul'da clolanmak istiyordum. Sağını solunu bildiğim, bir zamanlar yaşadığım iki şehir. Ve yeniden o sokaklaı,da yıiriimek istedim. Hep_si bu... Üıkeye dönme konusunu Kinyas,a ilk açhğımda yüzünde alay_ cı bir ifade belirdi. İnarıamıyordu, her zaman için daha gerçekçi

ğ,

*

+
'i!

tiyaçlarımızı karşılamak için çıkıyorduk. Hava soğuk olmadığı için uyunabiliyordu arabada. Kinyas'la pek tartıştığımrz söylenemezdi, gideceğimizyer konusunda. Onun kafasında daha çok bedeninde cirit atmaya başlamış oları ölüm vardı. Hiçbir zaman ELİSA testini yaptırmayacağınr biliyordum. Hiç bilemeyecekti HİV+ olup olmadığını. Ama böyle bir ihtimalle yaşamak ona sihirli geliyor olmalıydı. Her an hastalığın nüksedip birkaç hafta içinde ölebileceğini bilmek büyülemişti gözlerini. Karar vermek daha çok barıa düşüyordu. Ve benim de aklımın en ücra köşesindefazlasıyla hastaca bir fikir varü. Önceleri bastırdım davetsiz misafirimi. Sonra yavaş yavaş kavurmaya başladı bütün zihnimi. Hasta-

olan benim, kendimizi aslanın ağzınaatma fikrini benimsemiş olmalna. Ve gülmeye başladı. O kadar saçma geldi ki oraya geri dönmek ! O kadar uzak geldi ki, üzerinde ailelerimizin yaşayıp yada, şamadığını bile bilmediğimiz topraklara geri dönmek ! Kinyas ben de ailelerimizin durumunu bilmiyorduk. Biz evlerinden kaçmış insaıılardık. Yok olmuş insanlar. Bir sabah uyanıp bakıldığın_ da yataklannın boş olduğu fark edilen çocuklardık. Ve ailelerimizin, bizi tanıyarıların gidişimizi nasil karşılamış olduklannı bilmiyorduk. Belki de, erkeklerde daha sık görüldüğü için kaçışrmızrn geçireşokuna dayanamamrş oları baba]arrmrzdarı biri kalp l«izi bir gecede beyazlaşmış saçlarek ölmüştü. Belki de annelerimiz, rıyla evlerinde oturuyorlardı. Annem ağabeyimin muhtemelen evlendiği kadından olmuş torununa bir şeyler satın alıyordu belki de şu an... Kinyas'rn bir krz kardeşi vardr. Kendisinden altı yaş küçük. Hayal meyal hatırlıyordum suratrnr. Çok severdi beni. Bana hep, "Keşke sen ağabeyim olsaydın" derdi...

lıkh diyorum çünkü hem çok tehlikeli, hem de ruhlarımız için çok yıpratıcı olabilirdi. İkimizin de srnrrlan dahilinde doğmadığı

Kinyas bir süre alay ettikten sonra, ülkeye dönüş fi}«imle ciddi olduğumu ve zihinsel ölümümüzden önce belli bir zaJlran o toprak üstünde zaman geçirmenin ilginç olacağını arılattım. Aslında bir yolculuk değildi yapacağımu. Tamame.n acı dolu olacak bir hac arılamındaydı. Kendimize yapacağımz en büyuk kötülüktü, kaçarak terk ettiğimiz ülkeye geri dönmek. Ama ben bunu da

208 yapmak istiyordum, çel«nediğim çile kalmasın diye. kinyas'ı uzun süren bir konuşma sonunda ikna edebildim büyuk dönüşümüze. "Great Escape. Great Return !''

209

Eli baltalı katiller tarafindarı kovalandığım köbuslar hiç görmedim zaten. Gördüğüm rüya kinyaslann eünde geçiyordu. Evde annesi, babası, lız kardeşi ve birkaç arkadaşı vardr. kinyas'rn gittikçe bozuları sosyal hayatını fark ettiklerinden, beni de durumunun tek sorumlusu olarak gördüklerini düşünüyordum. konuyla ilgili tarııklık ettikleri itibariyle, bundan emin olacak kadar uııgi Jahib' .'rnrrİ"

alanlarında yapılması gerekenleri atlatıp şehirlere bulaşmak. pasaportlarımızrn durumu kötü değildi. En azındaır Meksika'darı çok çıkabilirciik. Ama Ttirkiye'de başımıza neler gelirdi ? onu bitmıvoidum. Bir FYarısız o|arakİstarıbul'a inmek hayli ilginç olabilirdi... Mexico'ya vardığımızda, şehir uyanmaya yüz tutmuştu. Havaa]anındaki büroda çalışan adamla beraber u|t,ı. tezgöhını "İki biıet" dedim. "Sigara içiyonız. Ve İstarıbul'a gidiy or.üZ!'' Bir gün sonrasına verdiler bileti. o gece havaalarıının içindeki çelik banklarda yattık. İlk rıefa ciddiye alıyorduk bir yolculuğu. yüzleşmemiz gereken geçmişimiz, ailelerimiz, ülkemi z bizibekli_ yordu uçağın ineceği yerde. Üç kişilik banka uzanmış yatarken, çok gerilere gittim... Geçmişin tek ilham kaynağı haline geldiğini görmek üzücü, ancak zaten düşüncelerime hAkim olabilseydim, şu aJı yüksek tavanlı bir havaalarıı şalonunda değil, kurmuş olduğum huzurlu ailemle iş dönüşü sohbetimi eviminsalonunda yapıyor olurdum... Metal seslİ anonsları du5rmamaya başladığım anda, kendimi on altı yaşımda ve o zamarılar oturduğum evin balkonunda buldum. saat sabah dokuza geliyordu. korkunç bir rüya görmüş ve daha fazla uyuyamamıştım. Çok kişisel bir köbustu.

Ağlamak için gidiyordum. Etimin parçalanışını görmek için gidiyordum. Ruhsal hayatımla alay etmek için, bildiğim her şeyle mücadele etmek için dönüyordum. Ne kadar dayanabiüeceiimi, ne kadar duyarsız olduğumu anlamak için gidiyordum, sokaklannda tesadüfen babamı görebileceğim tııı."y"... Tabii artık tek sonrn sınırlardan geçmekti. İkimizin de unuttuğu ülkenin
hava-

nasıl bulabilirsin ki? ve o sabah, bir gece önce çok içkili vaziyette eve gelip montumu yere attığım ve içinden firlayan paket halıyı sigaralarla suladığı için annem yüzünü hafifçe ekşitmişti. Rüyayla başlayan sıkıntı e§i bir anne yüzüyle devam ediyordu. Giyindim. saçlarımı daha yeni uzatnaya başlamıştım. Birkaç defter alıp evden çıktım. Evin yakrnlarındaki bir sinemada, her karesini ve neredeyse bütün repliklerini ezberlediğim Blues Brothers oynuyordu. 12.3O'da bir searıs vardı. sinemanın yarurrdaki McDonald's'ta bir double cheeseburger yedim. Filmin başlamasına daha bir saat vardı, Dışarı çıkıp tam bir sigara yakmıştım ki yanımdarı birisi geçti. Birkaç saniyeliğine fark ettiğim yüzü hatırlıyordum bir yerlerden. üç dört yıl önce, sürekli beraber gezdiğim oğlarıdı, birazönce yanımdan yurüyen.. sonra nedendir bilinmez, aralnamıştık birbiri-

yanında sigara içmektense ölmeyi tercih ederdim. Eğer dokuz yaşında bir şeyi yapmıyorsarı, sırf yaşlandığın için yapma hakkını

lerdi. kinyas'la her görüşmemizden sonra ikimiz de daha önceden değer verdiğimizi sandığımız birkaç şeyden vazgeçiyorduk. Bazen bir arkadaş, bazen de bir eşya... Rüyamda, evin bütün odalarına girip çıkarken, kinyas'ın annesi ve babası da beni ayrı ayrı yanlarına çağınp konuşuyorlardı. Asaletlerinden zer.re kadar bir parça eksiltmediklerinden, dünyanın en küçük aIna en acı verici iğneleriyle dolu cümleler çıkıyordu ağızlanndan. kinyas da evdeydi. Hatta saçlarını sanya boyamıştı. ve ben, kendimi bundan da sorumlu hissediyordum. Hiçbir şey yapmadan evin içinde geziyor ve ailesinin barıa çektirdiği işkenceyi seyretmekle yetiniyordu. Sarıki barıa, "Evet. Senin yüzünden. Ben senin ytizünden üzüyorum ailemi" otİi sinivoi. Daha faz|auyuyamadım, her gözümü kapattığımda geri gelen görüntüler ve konuşmalar yüzünden... Ve evimizin balkonuna çıktım. Babam şehir dışındaydı. Ağabeyim o aralar zatenüniversiteyi başka bir şehirde okuyordu. Hayatım boyunca anne ve babama sigara içtiğimi itiraf etmedim. Defalarca bütün anlayış dolu girişimlerine rağmen, defalarca sağda solda paketler görmüş olmalarma rağmen kabul etmedim asla sigara içtiğimi. Benim için katlanılamaz bir durumdu. onlann

ZI0
mizi. Darwinist dostluklar ! İşlevini kaybedince yok olanlardan... Dönüp bakmaya cesaret edemedim. Ne konuşabileceğimi bil-

211

miyordum. Aslmda tam olarak, kesinlikle koıruşırrak istemiyordum. Kimseyle. Ve l2.3O'a kadar, o oğlanın da filme bilet alnran-ıış olması için kadere yalvardım. Yalnız kalma isteğim gökdelen gibiydi. İçinde krk sekiz neden barındıran kırk sekiz daireli bir gökdelen ! Neyse ki oıtalarda yoktu eski arkadaşınr, salona girdiğimde. Filmi seyretnre}<tense, salondaki diğer iki kişi gibi karanlığın, yalnızlığın, sıcak bir yercle kimseyle konuşmadan oturınanın tadını çıkarıyordum. Bir ara Jake, Elwood'la kontışurken ağz|na, dudaklanna dikkat ettim. Sadece ağzına bakıyordunr. Hangi harfi nasıl çıkardığını çözmeye çalışıyordum. Hangi harflerdç dilini nasıl hareket ettirdiğini bulmak için inceliyordum. Sonra kısık sesle harfler söylemeye başladım, Yavaşça söylüyordum. Ağzımın içindeki hareketin her aşamasını anlayabileyrm diye. Sessiz harfler için çok değişik manewalar gerekiyordu. Sonra birden, aslında bunun ne kadar zor olduğunu düşündüm. Harfleri telaffuz etmek için yapılan onca kas hareketi çok zorve karma-

dum. Daha da kötü hissettim. Birkaç kez bağırdım yüksek sesle. Kısa siiren "A" harfleriydi bunlar. Acıdan mı yoksa başka bir nedenden mi, bilmiyorun. Başım ağnmaya başlamıştı. Göz prı"ıarlarımda yaşlann biriktiğini hissediyordum. Dakika dakika delirdiğime tarrık olııyordrım. Her saniye be5rnimin kapılan açıhp hızla kapanıyor, hiicrelerine birbirleriyle ilgisiz yüzler, olaylar, isimler giriyordtı. Ayakta zor durabiliyordum. Belki titrenreye bile başlamıştım. Kendi kendime, organik nedenleri olması gereken hastalık belirtilerini nasıl yaşatabilttiğime şaşırıyorctun,ı. İnsan kendi başını isteyerek ağrıtabilir nri? Nlictesini bularıdırabilir ıni? İsteyerek ölebilir mi? Sadece diişünerek hepsi yapılabilir mi?.. Artık tamamen delirmeye başladığımı ve ilk defa düşüncelerimin gerçekten kontrolden çıktığını hissettiğim anda, bir el sağ omzuma değdi. Büyuk bir uykudan uyanmış gibi stçrayarak dön-

düm. Elin sahibi annemdi. Gözlerimin btiyuk misketler kadar açılmış olduğunu tahmin edebiliyordum. Ve aynen şöyle bir ko-

şıktı. Bütün bunları nasıl öğrenmiştim ? Nasıl ezberlemiştinr ? Hiçbir fikrim yoktu. Çıkarabileceğim sayısrz değişik seslerin içinde sadece yan yana gelince anlamlı olabilenleri nasıl keşfetmiştim ? Biitün btınları düşünürken, genelde sessiz oları birçok harf söylüyordum ağır ağır. Yalnız sesim fazla çıkmış olmalı ki, üç sıra önümde oturan adam iki kez dönüp baktı. §ağa kalktım. Dışarı çı}<tım. Geçmişten gelen çocuğun çewede olup olmadığına bakıp bir sigara yaktım. Kendimi çok karmaşık hissediyordum. İçime baktığım zaman gördüğüm hiçbir şeyi anlamıyordum. On dakika önce harflerin telaffuz edilişlerini ve bunu nasıl öğrenmiş o labildiğimi düşünn-ıüş o lmama in arramıyordum. Y ar arsız, gündelik hayatla hiçbir ilgisi olmayan bir konuyu kırk dakika boyunca nasıl düşiinebilmiştim ? Bunları kendime tekrarladıkça yüzüm buruşuyor ve midem btılanıyordu. Tamamen anornral düşünceler içinde olduğumu fark etmek canrmı yakıyordu... Sonra birden, uzun zamanür okula gitmediğiıni düşündüm. Ailemin benden tek beklentisini gerçekleştiımiyor ve yalan söylüyor-

nuşma geçti ararnızda: "Ne yapıyorsun btırada oğlum? Dersin yok muydu senin bu saatte ?"

"Merhaba anne. Vardr da, öğretmen bizi erken bıraktı. Bir iki kitap almamız gerekiyormuş. Onlara bakmaya gelmiştim. Sen nereye gİdİyordun ?" "Biraz alışveriş yaptrnr, eve dönüyordurn." "Gel benimle, istersen." "Yok. Ben yoruldtım. Döneyim artık, sen bak kitaplarına." Ve gitti. Sokağın köşesini dönmesini bekledim arkasından bakarak. Sonra da yıkıldım dayandığım duvarın dibine. Nasıl tam deliliğin içinde yuzdüğtimü düşündüğiim bir anda, böylesine çabuk ve hatasız bir şekilde normale dönebiliyordum ? Nasıl olabiliyordu? Neden anneme, "Ben çok kötüyüm.Kendinri kötü hissediyorum. Belki de deliyinr" dememiştim ? Demiyordum ! Birkaç dakika boyunca olanlan düşündüm ve sonra lrayatımın en biiytik hatalarındarı birini yaptım. zelttirır ve gittinr...

Çönıelcliğinı yerden kalktım. Dükkanın vitrininde saçımı dti-

2I2 Eğer kabullenmemiş olsaydım o gün içimdeki deliliği ve normal hayata ani dönüşü, bugün kurmıış olduğum ailemle Monopol oynuyor olurdum. En büyük hatarn sigara içtiğimi inkAr etmem gibi, delirdiğimi de ink6r etmem oldıı. Beynim bir et parçası olarak dayanamadı bu delirmelerime ve ani geri dönüşlerime. Kaldıramadı genişleyip daralmalan. Ya deli olduğumu itiraf edip tedavi edilmeliydim ya da normal olduğuma kendimi ikna etmeliydim. Bir tercih yapmam gerekiyordu. Ben ikisini de seçtim. Yani hiçbirini ! İkisiyle de yaşayabileceğimi düşündüm. Ancak karanm geleceğim için çok büyuk ve belirleyici bir hata oldu. Sürekli kilo alıp veren bedenlerdeki sarkmalar, çatlamalaç zihnimin, bilincimin srnrrlanyla sürekli oynamamdan ötürü beynimde oluşttı. Geri dönülemez bir nolçtadaydım o günden birkaç ay sonra. İki değişik Kayra'yı kabul etmiştim. Ve ikisiyle de başa çıkabileceğimi düşünüyordum. Tabii hayatımrn ikinci büyuk hatası da faz|a nazlanmadı ortaya çıkmak için. Hesaba katmamrşttm o her şeyi dışandarı seyreden üçüncü Kayra'yr. Hiçbir duyguya, fikre dahil olmayarı Ka5ıra'yı unutmuştum. İçimde bir stadyum dolusu adam
vardı. Ve ben saymaya daha yeni başhyordum.

213

çek dostlar oluyordu. Her şeyleri sahte olduğundan, en azmdan sayesinde pusulalarını kaybetrneyecekleri gerçek bir şeye ihtiyaç duyuyorlardı. Diğer sahte adamlara yaptıklan Uçak Önce Lond,ra'ya, oradan da İstanbul'a inecekti. Ruhsal olarak bizi nasıl etkileyeceğini bitmiyorduk yolculuğrımuzun. Ama bedenlerimize neler yapabileceğini az çok tahmin edebiliyordum. Belgelerin sahteliği ortaya çıktığı takdirde Türkiye'de büwk sorunlar yaşayabitirdik. Önce bir süre hapis, sonra askerlik ve sonra belki bir süre daha hapis. Gazetelerde, televizyonlarda çıkarı fotoğraflanmız ve yüzlerimizi hatırlayan, bizimle bitmemiş hesapları olan bütün insanlarrn üzerimize koşması. Tam bir felaket ! Sadece iki $hre gidiyorduk. İstanbul ve Ankara. Bizim
!

için en tehlikeli olanlanna... uçağımızın kalkış anonsunu ilk duyarı tabii ki kinyas oldu. çünki.i uwmak gibi bir ahşkarıhğl yoldu. son zamarılarda hareketleri normalde olduğundan daha da tuhaflaşmıştı. Şizoid yapısı daha da kemikleşmiş ve gözlerine yanslmıştı. Aslında tam bir
gerşizoid değildi. Ama tam arılamıyla bir şizofren olacak kadar da

Birinci Kayıra,ikinci Kayra,üçüncü

Kayra...

Bu arada, bizden kesinlikle beklenmeyecek son derece mantıklı bir iş gerçekleştirmiştik. Kabul etmeliyim ki, onayladığımız bir ilişki değildi kurmuş olduğum|Iz, amaülkeye sorunsuz girmek için şarttı. İsüçre'den ve özellikle ABD'den nefret ettiğim için zamarunda Yahudilerden mesl eği biraz olsun öğrenebilmiş Almanların bir bankaslnrn Franldurt şubesine Mexico'daki başka bir banka aracılığıyla paramızı transfer etmiştik. Yarırmrza da birkaç bin ayırmıştık. Bütün işlemlerimizi sahte pa.saportlarla yapabiliyor olmamza şaşrıyordum tabii ki. Ama banka müdürlerinin nakit para karşısında verebilecekleri taiz de hemen hemen srnır tanımtyordu. Miguel da Silva'ya şükran borçluyduk. Dünya üzerindeki kaçakların dayanışması, istediğimiz bir yolculuğu gerçekleş_ tirmemize yardımcı olacaktı. Sahte isimli dostlar yine de en ger-

çekten ve drş diirıyadarı kopmamıştı. İki psikolojik vaka tarırmı arasnda duruyor ve çewesine baloyordu. Kendisine böylesi sıfatlar taktığımı öğrense en iyi ihtimalle kollanmdarı birini kırardı... Ondaki tuhaflaşmayı ilk kez, birkaç gün önce gittiğimiz barda hissettim. Çewesindeki kalabalığa fırlattığı bakışlar tuzağa düşürülmüş vahşi bir hayvanınkiyle aynıydı. Kendisini kuşatılmış his-

sediyordu. Ellerini nereye koyacağını bilemiyor, yarundaki kadın|a göz göZe gelmemeye çaıışıyordu. o ka]abatık çok fazla gürültülüydü Kinyas için. Agorafobisi olan herhangi bir geri zekilı pararıoyaldarı dostumu ayrran unsursa, içinde bulunduğu rahatsrz edici ortamı terk etmek arzusunun yerine, kendisini bu kadar ürküten, öfkelendiren insarıları yok etmek, öldürmek isteğine sahip olmasıydı. O gece, yeterince cephalreyle bardaki ve diskodaki

bütün insarılan öldürecek kadar ya\nuz kalmak istiyordu. İnsarılarla iletişim kurmayı unutmuştu. Uzun zamandrr kimseyle birkaç cümleden faz\a konuşmuyordu. Ve içine girdiği, insanlann birbirlerini süzdükleri kalabahklarda ise kendini daima fazladan

214

215

hissediyordu. Ağulardan çıkan hiçbir sözü dinlemediği halde söylenen en nasum kelimeyi bile kendisine edilmiş bir ktifür gibi algılayabilirdi. İçinde büyüyen ve bugiin ölçüsiiz bir dev lraline gelnıiş Kiıryas başka hiçbir isinr ve insanı kabrıllenenıiyordu. Yer kalırramıştı lriçbir tanışmaya, hiçbir kalabalığa. Manız kalabileceği hiçbir kaçanrak bakışa... Aslmda kencline hAkiın olmaya çalışıyordu. Birkaç nretre ötede kahkaha atan insanların kendisi hakkında konuştuklarrnr ve bu yiizden kafalarını patlattığını hayal ediyor anra yapnrıyordtı. Onun sontnu kulaklarıylaydı. Çok fazla duyuyordu. Söylenmeyenleri dalıil her şeyi ! Uykusuzlu}<tu krılaklarının hassaslığınn nedeni. Halbuki çewesindekiler o güzel yuzünü beğeniyle s€$ediyor ve ilginç tavırlarını bir çeşit seksüel hayrarılıkla izliyorlardı. Kimsenin bir ahp veremediği yoktu Kinyas'la. Ama telaffuz edilmeyen her sözü duyduğu için sinirleniyordu. Bn btiyük ve tek düşmanıydı kendisiniır. Kendisinin arkasından konuşacak tek insarıdı yeryüzündeki. Tabii bunlar benim ğörebildiklerimdi. Aklından geçenleri tam olarak anIay arı,ıazdım çünkü ben uyuyabiliyordum. Uykusuzluksa, barıa Venüs kadar ıızak bir gezegendi... Kimsenin bilmediği

kuralların işlediği uykusuzluk felsefesi. Her uykusuzun kendine ait teorilerle doltı bir eweni vardır. İçinde hiçbir misafir bulundurmayan bir ewen ! Yaşarken ölmeyi, ölerek yaşamayı sadece uykusuzlar bilir. Gözlerinin altında biriken her kiiçük torba gördükleri hayallerle doludur. O her torbada ayrı bir hayal saklıdır uyanıkken görülen. Gerçek dünyayı küçümsemek hatta reddetmekse kendiliğinden gelir. Yatağı olmayan insanların birilerini dinleyecek kadar sabrı yoktur çünki.i, İnsanın kendine verebileceği en acılr cezadır uykusuzluk. Dayanılmasr en zor olanrdrr. Bu nedenle ellerim ceplerimde, uçağın merdivenlerine doğru yurürken Kinyas'ın ayaklarına batan küçük cam kırıklarını hissettim içimde. Attığı her adımda tabanlarının ve ruhunun derisini yırtan hayat kırıkları... Böyle bir insandan sosyallik beklemek Tanrı'nrn yüzünü göstermesini istemek kadar safça olurdu. Ama üzülmüyordum ben hiçbir şeye. Ne canr kırıklarına, ne de gözle-

yaptıklarrrrm yanında... Uçaküa önüme gelen btitün içkileri içiyor ve daha da çok $etirmesiıri istiyordum zenci hostesten. Birinci sınrfta uçtıyordtık. Aslında içmek istemiyordum ama yine de kadehleri art arda boşaltıyordum. §ırı miktarda ve siirekli haznretmekle nreşgul olduğum alkol beni gerçekten yolTılaya başlanrıştı. Eskisi kadar hareketlerime hAkinr olamıyordum içkiliyken. Ve en kötüsü, hafizamda ufak delikler açıyordu elihrden düşürmediğim içkiler. Hiçbir zaman tatlarından zevk almamıştım içkilerin. Sadece aklımı dinlendiriyordum ama artık işe yaramıyordu. Kinyas da, ben de çok fazla başkalaruıı yıpratacak işler yapmıştık içimizde alkoller karışmışken. Bu değildi beni rahatsrz eden. Sadece artık yoruyordu. O kadar... Seksen yaşındaki beş kişinin hayatları bo5runca tüketebilecekleri kadar içki yutmuştum. Ve yavaş yavaş zamanl geliyordu terk etmenin. Alkolü de terk etmenin. Her şeyi terk ettiğim gibi ! Her şeyin yanından gizlice kaçtığım gibi onu da bırakacaktrm. Ve bu uçak yolculuğu bizim gibi iki eski sevgilinin birbirlerini gördük-

rinin altındaki torbaların şişkinliğine. Hepsi de ödediği bedelin taksitleriydi. Zihinsel ölüme doğru atılan adıınların hayatın üstüırde bıraktığı izler. Bedeniıre büyaık ihtinralle girmiş ve yerleşmeye çalışmakla meşgul olan hastalık bile hafif kalırdı kendisine

leri son linran olacaktı. Yıllardır her an çewemde oları renkli, renksiz şişeler yok olacaklardı uçaktarı indiğimde. "Ölü birinin içkiye ihtiyacı yok" dedim içimden. Kinyas'ın AIDS'ti bir kadınla

isteyerek yatmasına benziyordu iç kiyi bual«na kararım... İçkiyi bırakıyordum. Daha da sarhoş olmak için. Hayattarı sarhoş olmak için ! Hiçbir el«ana sığnrayan hayatın kendisinden sarhoş olmak için... Hostes gelip önümdeki boş kadehi alırken son derece ılık bir sesle, bir tane daha isteyip istemediğimi sordu. Kafamı yavaşça kaldırdım. Önce ilk üç düğmesini iliklenıemiş olduğu beyaz gömleğinin altındaki dantelli sutyenin taşıdığı biçimli göğüslerini gördüm. Saniyenin onda biri kadar, siyah tenin üzerindeki beyaz iç çamaşırtnın güzelliğini düşündükten sonra siyah

gözleriyle karşılaştım. "Hayrr, teşekkür ederim. Bu kadar yeter."

216

da en yukseğidir hayatın. Nereden baktığına bağh. Nerede doğduğuna. Doğduğun yerden ne kadar uzaklaştığına bağlı. Elindeki şişede ne kadar hayat kaldığına bağlı...

ğıydı. Ve dibe daha çok vardı. Ama gidiyordum. Yavaş yavaş. §aklarına beton döktilmüş bir mafya kurbanı gibi... En derine. Diinya yuvarlak . Hayat da öyle. En derini aynı zamanda

Aldığım her nefeste beynim uytıştu. yürürken ses çıkararı aklımdaı.i atiştlnceler parmaklarının üzerinde, balerinler gibi uçuşmaya başladılar. Başlamıştı haYat sarhoŞluğu. Elbet bunun da koması vardır. Ben ona da gire_ rim, kalmam üç beş kadehte. Boş şişeleri duvarlara firlattığım g.t'bi dibini görmeden bıral«nam hayatı da ! Ve nefesimi tuttum. En derine, en dibe inebilmek için. Bıraktım kendimi hayat o§anusuna. Beni dibe çeken zihnimin ağırlı-

çakırkeyif bir tebessüm yerleşti.

A]kolle ayr,ılmamız böyle oldu. Yeterince içmiştim. Yeterince, hayatın gerçek sarhoşluğundan kaçmıştım. Artık sıra şişelerden kaçmaya gelmişti. Şimdiye kadar rakıyı suyla, üskiyi buzla karıştırır gibi hafifletmek için hayatı da içkiyle karıştırmıştım. Ama artık hayatı sek içnrenin zaInanı gelmişti. Babamın, .Aıtık büyüdtin. Kendine de bir rakı koy!'' dectiği akşam geldi aklıma. Birae daha büyümüştüm. Hayatl ve dünyayl sek içecek kadar!.. ılk dakika|ar biraz başım döndü aına sonra alıştım. suratıma
Istanbul. Taksim. The Marmara isminde bir otel. Ve altıncı ka-

tında, ülkelerine ancak Fransız pasaportlarıyla girebilmiş iki

perşembeİe*u emin değilim... Yürüyuş zamanl. Önce meydanda birkaç tur. Sonra meşhur İstiklal Caddesi. Gtirıdüzün kalabalığı yok ama yine de omuz atacak kadar adam var. Şimdiden pişmanrm İstanbul'a getdiğime. Medeniyetten daha kötü bir şey varsa, o da medeni olmaya çalışan bir medeniyetsizlik... Yoldaki birkaç sarhoşla birbirimize ters ters balop ktifiirleşiyoruz, Fazla uzatmadan aşağı doğnı yürümeye devam. Kesinlikle hiçbir sorun çıkarmamal.ıyız. Hiçbir resmi üniforma]ıyla başımız derde girmemeli. Başbakanm ya da cumhurbaşkanrnn şu aralar kim olduğunu bilmiyonz. İlgilenmiyontz. Sadece yürüyoruz. Bina]arı ve insanları seyrederek. Son bir yıldır gittiğim ve ayak bastığım her yer bir öncekinden daha da sılocı... Açık birbüfeden at yar§l bülteni alıyorum. Bir şişe de rakı. Yanrnda da, kokusunu asla unutamaüğım bir paket Maltepe. Sadece birkaç tarıe içip atacağım... GaJatasaray Lisesi'nin önünden çark ediyoruz. İlk gece için bu kadar yeter. Dönüş yolunda bvaz önce kiifrettiğim üç adamr görüyorum. Kayra ceketinin iç cebinden çıkardığı usturayla üzerlerine yürürken, karşıdarı tramvay raylannın üstünden hiç lastiklerine acrmadan gelen bir polis arabası görüyoruz. Mavi siren ! Vazgeçip devam ediyonrz. Tekrar meydana çıktığımızda, bir zamanlar hayat öyle gerektirdiği için, bir hafta boyunca sabahladığım ve barıklannda yathğım parka doğru bakıyorum. Birkaç adım atıp gitsem mi o banklan görmeclen belki

ırdam. Silahsız ve srradan iki turist. Gece, saat iki civan. Günler-

218 ye derken vazgeçiyorum... otele dönüp odalarımıza çıkıyoruz. kayra uwmaya başlarken ben şişeyi açıyorum. Gecenin ve geçmişin ilk Maltepesini yakarken pencereyi açıyorun,ı. Dşarı baktığımda, tek ctüşündüğüm bir an önce buradan gitmek. Dayanamıyorum şehirlere. Araba seslerinden, kalabalıktan değil ya da bir çöl tutktııru olmarnclan dolayı değil, içine girdiğim bir şelrri havaya uçurmak istediğimden dolayı gitmeliyim diyorum... çok aşığı var İstaııbul'un. paris, New york gibi. Çok bağımlısı var... Eski, yeni. Binalar, yokuşlar. Hiçbir şey ifade etmiyorlar bana. Hatıralarrm beynimde benim. Betonun üstünde ya da ahşap bir evin avlusunda değil ! Tek tavan gö§üzüdür. Gerisi her yerd6

219

koydum bir kenara. Susuz, buzsuz, ılık rakıyı şişesinden hafif hafif yuctumlarken Kayra'yı bırakıp gitmek istedinr", kendime cleliliğimclen bir şato yapmıştım. Mermerden bir şato. kurttılmaırın imkAnı yok. Tek yaptığım öliimü beklemek. Elinr titremeye başladı. Nefes alrşlarrnr hızlandı. I)ışarı çıkmalıydım. Geceye, İstanbul'a dönmeliydinr. Mutlaka beyT ıimi kemirmenri engelleyecek bir şeyler varclı orada, beni bekleyen, Belki bir kavga, belki bir fahişe, belki bir bardak çay, belki de bir damla deniz...

büyuk olanlar, hayvanat bahçesinden farksız. Üstadın dediği gibi: "kaldrrrmlar güzel. Amabir de üzerinde yürüyen şu insartlar olmasa
!"

aynı. Mimarlık bilimdir. sarıat değil. İnşaatlarında kullanılacak demir çubukların kalınlığı ayrıı olduktan sonra binalara aşık olmanın pek bir yararı yok. Şehirler, hele İstarıbul gibi ölçüsüzce

kimseyi görmek istemiyorum. kimseyle konuşmak istemiyorum. Birkaç saat sonra gün başlayacak. İı<i ytiz metre uzağımdaki pavyonlarda çalışan on dört yaşındaki Çingene kızlar uJrumaya gidecekler, üvey babalannı uyandırmaktan korkarak yavaşça baş uçlarındaki sehpaya hasılatlarını brraktıkları eve. Bütün bunları biliyorum ben. Hepsini. olan biten her şeyi. o pavyonların birkaç yüz metre uzağında, kokusunu aldığım uyuşturucunun mazgal|arından çıkıp şehre yayıldığı gece kulüplerinde birbirlerine ifadesizce bakışlar firlatan kızları da biliyorum. seyrettikleri "avant-garde" filmlerin sahnelerini yaşamaya çalışarılar ile küçük yaşta çocuk çalıştırmaktan başına tiner belasını salTn§ ilkel sanayi ülkesinin cüce cellatlanrun yan yana yiirüdüklerini de biliyonrm. ve hiçbir şeyin değişmediğini görüyorum. Her şey sanki ben gittikten sonra donmuş gibi. Tek değişmeyen değişimin kendisidir, diyen bunağm hayattan haberi yok ! Birkaç ata baktım bültende. Tarııdık bir iki jokey ismi. sonra

Meydanın yukü hayli hafiflemişti aşağı indiğimde. Artık tama_ men, giclecek yeri olnrayanlar vardr çewede. Sabahı bekleyecek olanlar. Hızlı aclımlarİa kol kola yüriiyenlerse eğer sarhoş değillerse bu saatte bir tımarhanede ne aradrklarınr soruyorlardı ken_ dilerine. kaldırımda birkaç dakika hareketsiz durduktan sonra görünmez bir el tarafindan parka doğru çekildim. Karanlığa doğru yürürken bir Maltepe daha yaktım. Meydanın, elindeki ternros ve plastik bardaklar|a çay dağıtarı eme}<tarr dolaruyordu ortalık_ göze larcla, kimseye çalpmamaya çalışarak. Herhangi biriyle göz gelmek ya da tilki uykusundan uyandrmak mayına basmak ka_
dar öliimcül olabilirdi...

parka girdiğimde bankların değişmiş olduğunu gördüm. Çok kalabalık değildi üzerleri. yıllar önce bıraktığımdan biraz daha te_ miz ve aydınlıktı park. Küçük rakı şişesini yarıımda taşıyordum, yaştı bir kadının karşısındaki barıka otunrp içmeye başladlm... içmek isçok sarhoş olmak istiyordum. Dünyanın bütün içkilerini yapışmak... Aklımdan tiyordum. Bir yerlerde düşüp kalmak. Yere geç en göriirıtülerin hrzr, dünyarıın bütün otobarılarındaki radarlan geri dönmek hiç de iyi bir fikir çatlatacak kadar fazlaydı. Üükeye koşmuyorduk. kötülüğümüziin, değildi. kayra,yla aynr kulvarda hayata kör bakışunrzln nedeni aynı değildi. onıın aclsr ve aclma_ szlığı romarılardaki gibiydi. İnsani bir tarafı yoktu, Kayra olmasının, içinde beslediklerinin dışında gözle görülür bir nedeni yoktu", Geçmişe gidelim. Ailesi onun tek bir tebessümü için hayatları_ nı feda edecek insanlardı. Bulundukları şehirlerin en iyi okulları_ na yolladılar. A]abileceği en iyi eğitimi vermeye çalıştılar ve ke-

]

j

l

ı a
*

221

220

*

ı

sinlikle başardılar. Kaprislerine, ukala tavrrlarına ve anormal isteklerine göğüs gerip göz yumdular. O kadar iyi yalan söylüyordu ki ailesinden bile yıllarca her şeyden nefret ettiğini saklayabildi. Eğer anlasalardı bir gün Kayra olacağını, eminim kanlarının ve paralarının son danrlasına kadar oğullannı iyileştirmek için savaşırlardı. Dört kişilik ailenin içinde herkesin birbirine saygı duyduğu, birbirini incitmekten korktuğu bir cennet vardı. Ve bütün bunlara, olabilecek en sağlıklı aile ortamrna rağmen Kayra delirdi. Ve onları terk etti. Gözünü kırpmadan. Eminim gittiğinde, hayatlannın en büyük şokunu yaşadılar. Çünkü en terk etmeyecek, en mutlu gibi görünen kişiydi Kayra o ailede... Kimse öğrenemedi hareketinin nedenini. Ve ben yine biliyonım ki, yeryüzündeki meleklerden kurulu ailesi, sahip olduklan srnırsız bağışlayıcılıklarına uygun olarak, Ka;rra'nrn kendilerini terk etmesinin nedenini yine kendilerinde aradılar. Bilemezlerdi çocuklarının doğadışı bir yaratık olduğunu. Yaşamış olduğu normal çocuk ve genç hayatıyla kendilerini yıllarca kandrran bir tiyatrocuya annelik, babalık yaphklannı bilemezlerdi... Gelelim bana... Benim durumum Kayra'nınkinden çok farklıydı. Belki sadece başlama noktamrz aynıydı diyebilirim. İlk tanıştığımızda, ailelerimiz hemen hemen benzer şekillerde yaşıyor ve bizi büyütüyorlardı. Ama bugün bile Kayra'ya arılatmadığım, kimseye de arılatmayı hiçbir zalnan düşünmediğim olaylar olmaya başhyordu ailemde. Öncelikle, Kayra'yla sürekli iletişime girmeye çalışan, düşüncelerini öğrenmeye çaiışarı ve onun yalanlarını büytlk bir saflıkla, ilgiyle dinleyen bir anne baba yokıtu bende. Berırdı. Birbirimize gize| sözler sıralardrk arıcak bunun yapılması gerektiğini bildiğimiz için yapardık biraz da. Yaşım büwdükçe ve gözlerim açıldıkça yolunda gitmeyen bazı şeylerin olduğunu arıhyordum. Annem babamla isteyerek evlenmemişti. Farklı hayatlardan gelmişlerdi. Uzun lafin kısası, bir sabah uyandık ve annem yoktu. Herkese "Tatile gitti" dedik. Bir ay sonra döndü. Babamda ruhsal darp izleri yarattığı için bu kiiçük kaçış hikiyesiyle, annenim ailem dışarıdarı çok mutlu ve her şeye sahipmiş gibi görünürken, içeriden bakıldığında daha çok biirokratik bir kurumu aJıdı-

ıııiöldürmekistedimbirkaçyıl.Sonrageçti.Vedörübeşmevsim S()nrayeniden,birbirleriylekonuşmayarıamaçokmutluolanai. lı.yaprmrzageridöndük.Mutltıbirdilsizlerailesi!Benumursa.hiç_ hıçkırıklarlnr umursamazsa ıııırclım. Eğer bir insan babasrnın
lıııktan geceler...

lıirşeyiumursailııyordemektir.YarıiKinyastekbaşınaKinyasolvardr arkasrncta, Çekirdek ailesi, ıııaclı aslında. Birkaç spönsoru
Bunlarınedenyazdığıınıbilnriyorum.Hattatekrarokuduğumtlaşusonbirkaç,ut,.,.ekadardüzensiz,basitvesrkıcryazdığıııııfarkeoıyorum.Belkidenedenişimdiyekadaranlattıklarımrn O günler ve o aileü olayiçinıteki en doğru hikiye olmasındandır, laralmıbubasitvezevksizcümlelergibiycli...Hayatkadarduru de ailemi düşünürken dönmü_ ve çıplak. Ne eı.siı<, iie fazla! Belki bu kadar dürüstçe arıo günlere, o yaşlarma, Onun için
şümdür

latmışrmdıçilkSoygununusorgudapoliseanlatanhrrsızgibi.Ne kadarilginçtirki,bazıanılarinsaruneredeolursaolsun,alırgögörülmediği o eviera". s^*imiyetin Lozdurulup
muştur elbet
!

türürherşeyinbaşladığıyere.Eve!Herkesinbirşekildebirevi olmuştur.Veherş"yo,,a,başlar.Kapilannlnkilitlenmesininhoş harcanabileceği
oevlerde.Herkesin,birbirinidinlediğiamaduymadığıbireüoldÖndüm, Rakı bitti. Maltepe hafifledi. Meydana taksinin önüne atladım,
İıı< gorOiığtim

"Yürii !" dedim, "Sarıyer," için, Bir ara durdurdum arabayı, Konyak dedi adam, "Yok ! Artık cep kanyağr satmıyoruz" inanamadrm,
dedim, "İyi, bir ufak rakı ver o zamart"

yerini hatırlamaya çalışıyordurn, den geçtiğimiz sahil yoıuntın bir bir yer vardı sevdiğim, kendimi rahat hissettiğim zamarıında çok

Devamettik.Birşeyarıyordumaslrnda.Yoliistünde.Uzerin-

buralarda...Amanerede?,,diyesöylenirken..Dur!Buradadur!'' Gelen geçen yok_ dedim şoföre. Arabadarı inip kaldırrma çrktrm,

fu.Beyazparmaklıklarınüstüneoturdtım.Rakrnrnkapağınındişsarhoş ellerime, Sonra tam leri teker teker kırıldı dayanamayıp

Z22

223

öpüşecekken "Dur !" dedirn kendime. "Önce şerefine kaldır şişeni." Şişeyle beraber kafaı-ır da kalktı y.ukarı. Tek gördüğtim, havacla asılı simsiyalr bir gökkuşağı. Lacivert gecenin içinde taırr iistümde başlayan ve karanlığın derinine doğru incelip yok olan simsiyah bir gökkuşağı... Boğaz'ın köprüsüniin tam altındayınr. Tam ortasında. Eskiclen olduğu gibi. Bulmuştuın yerimi. Bazen btıraya o kadar sarhoş gelirdin-ı ki köprüyü bir L|zay genrisi olarak görürdüm. Devasa bir uzay gemisi. Meşhur "Enterprise" benzeri. Gelmiş İstanbul'a. Belki istilaya, belki sevişmeye ! O beni ilgilendirmez. Ama öyle gtizel dtıruyordu ki şu btittin ressamlarrn kariyerlerinin bir döneminde mulrakkak denedikleri perspektifiyle. O kadar btlyük ki gecenin laciverdinin içinde. İnsarı eli değmemiştir, diyorsun kendine. Olsa olsa, atnrosferin öbiir yakasındarı gelmiştir.,. Omür ıızatır o köprüniin gece duruşu. Yanm litre rakıdan sonra tanr ayarlayıp karanlık kuşağm ortasrna oturduğunda... İstanbul'un tek nefeslik yeri burası. O da ancak bu saatte. Gerisi palawa ! Doğa, cami, kilise, saray, manzara, Marmara. Hepsinin var oyuncak maketi. Ama bu köprü aşağıdan öyle kutsal ki, gece Yaptığı puta tapan adama hak vermemek mümkiin mü ? Bu mrıydu Japonlaırn yaptığı ? İyi çalışmış Shinto'cular ! Çirkin ama zeki. Cüce ama çalışkan. Mtıhafazakdr ama dinanrik. Çiş ama bok. Disiplinli porno koleksiyoncrrlarr Japonlar. Tepemdeki uzay gemisini yapmışlar. Bnterprise ! Neydi Türkçesi ? Evet. Atılgan ! Terciimanı bulsak da sanlsak. Tabii "Firma" fazla kapitalist olurdu. Sosyal devletin sosyal TRT'sine "Şirket" de olurmuş anra o dafazla liberal. Zaten Mr. Spock'ın kulaklannrn siwiliği mi_istehcen brılunnalıydı. Dul hanımlann tahrik olma ihtinrali yüksekti o ytıkarıya doğru incelen, sert kulaklan gorünce. Ve bir devlet televizyonu seyredip tahrik olmak. Ne korkunç !.. Amerikalılara ma}ısustur başkanlanyla ilgili cinsel fanteziler
!

o seyreden_ yerde seyrediliyor başka bir teleüzyonun ekrarırnda,

lerinhayatlarıdabaşkabiryerde,başkabirtelevizyondaoynureklam_ yor. Hayatlar srkrcr olunca bildiğimiz programlar, filmleı

ia, dew"ye giriyor. Ama televizyonlar kapanrnca kameralar çek_ seyredi_ meye başlıyor içlerine hayatları. o hayatlan Eskimolar için_ yor ! Eskimolann hayatını da İsparıyollar. Her televizyonun insanoğlu, artık de bir kamera var. ve artrk izlenmek istemiyorsa balık gibi seyredilmek is_ müzedeki bir resim, akvaryumdaki bir tüfeklerinin diir_ temiyorsa, artrk hücredeki bir mahküm, suikast kırmalrdrr bünlerindeki bir hedef gibi takip edilmek istemiyorsa camrndan. zemindekiler yukarı televizyonunu. Aşab atmalıdrr hayatrnı buna, firlatmalrdır televizyonlannı. Biter böylece onun bununhayatınrşunaseyrettirmedönemi.Hepbucasusuydular. onlarınişi!Tepemizdedolarırpdurarı.Altımi§arparan'oyakyaperdeleri açık oturmasrn kimse, Asla!" ratarı bu uydulann işi. birinin tüfeğinin üzerine ge_ şu an, bana benzeyen biri başka fisıldıyor olabilir: çirdiği dürbününden izleyip kendine şöyle Vuraca_ "Evet, ona kadar sayacağrm. Eğer hareket etmezse başınr kaşırsa ateş edeceğim'" ğ,m.,,Ya da,,Beş dakika içinde EğergereklimalzememVeyeterlisabnmolsaydrbenyaparoturarı insanla_ dım çünkü. oynayabilirdim, açık perdeli evlerde susturu_ nn hayatlanyla onlar farkında olmadarı, uzun menzilli,
laşıyor!.. güzel!" Bugün televizyonda ölenlerbiz değildik, Ne

o kadar aclmasrz_ culu bir tüfekle... Namlu ne kadar uzarsa insan

Artıksadecedüşünmekyetmemiş,yükseksesledekonuşma. yabaşlamıştım.Karşımdadurangörünmezadamaelkolhareketaklımdan ge_ leriyle, vurgusu yerinde cümlelerle anlatıyordum Tabiİ Televizyonu, dürbünlü tüfeği, köprü altrnrn sihrini,
çenleri.

ktırmak. O ülke dışında biraz zor, televizyonda politikacıları izlerken ırrastürbasyon yapmak ! Aslında lrer televizyontın içincte bir kaır-ıera var. Her evde cle bir kanera. Ve teleüzyonu seyrectenin hayatı çok uzaklaı,da bir

arkamdagecenintrafiğiyavaşlamışolsadasürüyordu.Kaldınmdaönümdengeçenyoktualna.Vetambenyenibirkonuüzerintemizliyordum ki de yeni bir soyieve başlamak üzere boğazımı kulağrmdan çık_ korkunç bir ses kopup sağ kulagmdarı girdi, sol tı. Giderken beynimde brraktıklan bile yetti, oturduğum Yerden

224 srçrayarak kalkmama ve sesin nereden geldiğine bakmama. Yola dönüp baktığımda asfalta yatmış bir motorun üzerindeki adamla, bin bir kıvılcım eşliğinde bana doğru kaydığını gördüm. Motorlarla yapılan çok akrobatik harekete tanık olnruştrım. Ama gördüğüm onlara benzemiyordu. Boş yolda bana doğru kayan ikili en sonunda kaldınma çarparak ayrıldılar birbirlerinden. Adam öyle bağırıyordu ki sanki motor vücudunun bir parçasıymış da, kopmuş gibi geldi bana... Bütün bu olan bitenden herhangi bir yara almamak için birkaç adım attınr geriye. Önce çeweye baktım. Yoltın iki tarafi da karanlık. Adanr kendi düşmüş. Kimse itmemiş. Canı çok yanıyor olmalıydı. Anlamsız sesler çıkanyordu kan tükiirüklerinin arasında. Elimdeki şişeyi atıp yanına ğittim. Yerde yatarken bacağıhı tutmaya çalışıyor ve gözlerini örtmüş kaskının altından beni görür gibi olduğundarı, yardım çağnsı olarak yorumlayabileceğim hareketler yapıyordu. Biraz ötede asfaltın ortasrnda yatarı motosiklete yürüdüm. Ön tekerleği h6l6 dönüyord,u. Sonra durdu. Kaldırıp kaldırıma çıkardım. 250 cc'lik bir makineydi. Tekrar adama yöneldim. Kollarının altındarı tutup sürükleyerek kaldınma oturttum. O sırada bir araba geçti. Sadece bir iki saniye için fren lambalarını gördüm. Durmaktanvazgeçmiş olacak ki, kırmızılar yok olup karıştılar karanlığa. Adamın kaskını çıkardım. Her yeri kan içindeydi. Elleri, parçalanmış pantolonundan firlamış bacağı, alnı... Kesik kesik küfürler etmeye başladı, Nefesini bunlara harcıyordu. Onunla ne yapacağımı kesinlikle bilmiyordum. Başka şey-

225

mın öniine gelip cliz çökttim. Bir iki saniye öylece baktık birbirimize. Bilinci sadece küfiirlerle ve acryla doluydu. Önce sağ eliıni kaldırdım. sonra vazgeçip btı işi solla yapmaya karar verdim. sağ elimle montrrnun yakasını kawayıp, son bir kez alnrndan süzülen kanrn kirpiklerine karışmasrnl seyredip sol yumnığumla şakağı ile elmacık kemiğinin birleştiği noktaya vurdum. kafası bir kuk_ lanınki gibi geri gidip geldi. yavaşça yere bıraktım. Arhk yar§l kaldınmda, yanst yolda yatıyordu adamrn, Bayılmıştı. Motora binip Beşiktaş,ın aksi yönü olduğunu bildi_ İşte bu güzeldi. Elim biraz ğim tarafa doğru sürmeye başladım.

zonkluyordu. Ama olstın ! Yüztimü yalayarı rüz96r, Hafif bir ürper_ ti veren soğuk. Bütün yakamozlarrn kanşmış ve akmrş suluboya_ lara benzemesi. Hepsi iyiydi. Yir.mi dakika kadar gittikten sonra geldiğim yöne döndüm. Motorla volta atıyordum_ Bir süre sonra yavaşlayınca köprüyu gördüm havada, aşağısında da bir karaltı. adamın hili bırakhğım şekilde yattığını gördüm. kırk beş daki_ kaya yakın bir süredir burada yatıyordu. ve ne bir araba, ne de bir polis, kimse yol.ıtu başında. yanında durup yüzüne baktım. Hala kendinde değildi. Aslında birkaç taksi geçiyordu arada bir, Ve ilginç olan, hiçbirinin de durmamış olmasıydı. Medenileşme_ nin bedeli. Yerde yatanlarla ilgilenmemeyi öğrenmek, En sonun_ dabir taksi durdurup şoförle beraber taşıdık adamr arka kolhığa, En yakın hastaneye. Bir sürü gevezelik. Bir sürü Soru. Haybeye konuşmalar... Acil servis. lhrık bacak, üç parçalanm§ kaburga ve bir çatlak burun. sonuncusu benim işim olabilir mi ? Belki de tam kestire_ memiştim yumnıkladığım yeri. sabaha kadar beyaz duvarlarr ve seyretme kten artakalan zalnanrmda hastabakıcılar, hemşireler

ler vardı aklımda. Montunun yıizlerce fermuarından birini açıp bin bir güçlükle bir telefon çıkardı ve bana uzattı. Tek hatırladı-

yer'e giden yol. Sahil yolu ve köprülerden birinin tam altında. Adam yaralı. Çabuk birilerini yollayın !" Telefonu demin içinden çıkardığı cebe koyup fermuan çektim. Hala aynı ritimde gidiyordu. Bir inleme, bir küfür. Bir inleme, bir küfür... Motorun yanrna gittim. Çok hrpalanmamıştı. Birkaç yeri orijinal şeklinden farklıydı ama idare eder, diye düşündüm. Ada-

ğım numara polisinkiydi. 155. "Alo ! Bir kaza oldu. Tam yeri tarif edemem. Beşiktaş'tan Sarı-

nöbetçi doktorlarla boğuştum. Benimle konuşanlann bilmediği

Ayakta duruyor ama söy_ şeyse, bir Rus kadar sarhoş olduğumdu. lediklerini arılamıyordum. En aziki kez tekrarlamalan gerekiyordu söylediklerini.

sabah dokuz gibi cep telefonunun rehberinden "Ev" yazan numarayı aradım. Ufak bir çocuk, "Merhaba. Anneni çağrr."

226

))7

söyledim.

Fısıldıyordum arabanın arka koltuğunda, tabii ki yine kendime. Biraz yüksek sesle söylemiş olmalıyım ki dikiz aynasında kesiştiğimiz bir çift göz, "Ne dedin ağabey? Anlamadrm" dedi. "Yok bir şey! Sigararı var mı?" Radyoda tok sesli bir kadın gazetelerden manşetleri okuyordu. Dinlemiyordum. Kadını. Şoförü. Kimseyi Resepsiyondaki faz|a ma§aj yapmış genç kaüna Fransız aksarılı İngilizce'yle, odama en kısa zamanda bir pizzayollatmasını
!

Biraz daha teşekkiir. Ve veda zaJnant... Bütün sarhoşluğum uçup gitmişti buharlaşmış gibi. o kadar rakıdarı geriye hiçbir şöy kalmamışh. Çok kızgındım, hastarıed en ayazaçıkarken. "ışte böyle bir şehir burası" dedim kendime. "sarhoş bile olamıyorsun. olsarı bile ayıltıyor birileri ! Eğer kör ya da sağır değilsen İstarıbul'da sarhoş olamazsın..." Bir taksiye atlayıp "The Marmara" dedim. otelin adrnr h6ti hatırlıyor olmam kendime oları güvenimi tazelemişti ! "Son birkaç gün. Sonra Ankara'ya gitmeliyim. Bataklık burasr. ve bataklıklarda yolu sadece domuzlar bulur. sadece onlar kokusunu alır sağlam zeminin. ve takip edersin iğrenç hayv.anı, yere gömülmemek için. camdan gördüklerim, hepsi birkaç domuzun peşinde ! Gömülmemek için şehrin dibine, iğrenç domuzlann şekilsiz ayak izlerini takip ediyorlar."

yanımdan geçen birine sonrp söyledim hangi hastarıede bulunduğumuzu. yarrm saat sonra kiiçük bir oğlan ve annesi ağlamaklr suratlarla düştüler. kocasrnın montunu soğuk koridordan korunmak için giydiğimden, tanıyıp yanıma geldi. HikAyenin özeti. kabul ettiğim onlarca teşekktir. Hatta beni biraz hırpani görmüş olmalı ki biraz para teklifi. "Hayır. Teşekktir ederim. Motor orada kaldı. Polise haber verdik. Ne yaptılar, bilmiyorum."

Geldi. "Kocanız kaza geçirdi. Hastaneye gelin. Adr mı ?''

"Bir saat sonra" dedi. Bir saat uygun. Belki biraz uyurum. Asarısöre bindim. Üstünde

tım beynime. İşe yaradı... Kapıya vuran, yüzüklü parmaklarrn sesini duyarıa kadar uyuclum, Ya da uyuduğumu hayal ettim. Bilmiyorum... Bir alol hastanesine yatmalıyrm. Benimle uzmanlar ilgilenmeli. Ölene kadar orada kalmahyım. Belki bir klinik. Orta Aırnrpa'da, olTnanın içinde bir klinik... Pizzada fazlasıyla donmuş yağ tadı vardı ama yine de idare etti... Bir gün, Kayra'y|a o kadar çokpizza yemiştik ve pizza o kadar ağırdı ki, yanm saat boyunca kusmuş ve gün boyunca bozulmuş sindirim sistemimizin hıçkırıklarını dinlemiştik. Pizza dilimlerinin üstünde 5rumurta sarıları vardr. Yüki.i tonlar çeken dilimler. Bu yediğim o yumurtalınrn yarıında diyet kola gibi kalır. Benim hayatrmın yarıında bütün hayatlar diyet kalır !.. Yağlar vücudumda değil, beynimde. Fşkırıyorlar her kıwımrndan ve üstünde de bir sürü yumurta. Yağda yumurta. Rejimlerle araln hiç iyi olmadr. Çünkü ğünleri bilemedim. Hangi günü yaşaüğımızdan haberim olmadı. Oysa rejimler takvimler olmadan yaşamazlar. Hiçbir rejimi se,,rmedim. Ne siyasisini, ne kepek el«neklisini ! Yüz kişi arasında fark edilecek kadar güzel olduğumu biliyorum. Konu bu değil. Konu beynimin kolesterolü. Herkes kalp krizi geçirir,

"S'[OP" yazan düğmeye basmak istedim. Hem de çok. Beni ne ltıttu, bilmiyorum. Yapmadım. Sanki o düğmeye basınca bütün tliinya ve hayat duracakmış gibi geldi. Her şey donacalanış gibi lliı,az düşünmek ve dinlenmek için iyi bir mola olurdu. Her şeyi «lüşünebileceğim ama o sırada hiçbir şeyin değişmeyeceği, zaıııaı-ıdan çalınan bir zaman. Ama basmadrm düğmeye. Belki daha .yeterince srkılmamıştım koşturmaktan ve mola hakkımı daha sonraya saklamak istemiştim. Belki de sadece asansörün duracağını bildiğimden ! İstemedim hayal ettiklerimin gerçek olmadığıııı görmeyi. Hiçbir şeyin, birkaç dakikalığına da olsa sözümü dinleyip olduğu yerde kalmayacağını gönnek istemedim... Odama girdim. Yatağa yattım. Kapattım gözlerimi. Uyumam gerek. Bir şekilde uyumalıyrm. M ya da çok. Bugüne kadar yaptığım her şeyi, doğumumdan itibaren hatırladığım her şeyi sadece hayal etmiş olduğumu düşünerek endorfin salgılamaya çahş!

228

229 ıırrnr atmadan döndü. Yerini bile öğrenmedi okul binasrnın. Paris'te kaldığı dört ay boyunca bildiğim kadanyla evinden çok az dışarı çıkmışh. Tabii, eminim döndüğünde sorulan sorulara, Fransız vatandaşlığma geçmiş birinden daha iyi yanıtlar verip anlatmıştır Paris'i. Gerçek bir ttirün tanıdığım tek örneği. Gerçek bir boşltık adamı. İçinde hiçbir şey beslemeyen. Kendine ait lıiçbir düşünce taşımayan bir karbon kAğıdı. Lastik gibi ! Hayat rıe verdiyse o vardı elinde. O kadar. Seksten nefret eden, içki içmeyen bir adam. Bütün zamanrnı evine gelen insanlarla konuşarak geçirirdi. Hiçbir teknoloji ürününü ve iyi hafizalı insanları se,,rmezdi. Çünkü söylediklerinin kaydedilmesi ya da hatırlannası fikri onu iğrendiriyordu. Sadece içinde bulunduğu an için konuşur ve sözlerinin unutulmasrnr isterdi. Dünyanın en uçucu ve iz bırakmayan işiyle uğraşıyordu. Tabii yaptığına bir iş denirse Konuşmak, hep konuşmak. Söz bittiğinde de Alp de biterdi. Bir tiyatro oyunu gibi. Ağzının kapanmasr perdenin inmesiyle aynı. Konuşmadığı zaman Alp de yoktu. Hatta beynini off'a $etirip oturduğunu söyleyebilirim, sustuğu zamanlarda. Kayra'yla beraber çok uzun zamarıdır tanıyorduk Np'i. Büyuyunce ne olacağını merak ederdik... İyi fikirdi gidip onu bulmak ve dinlemek. Ağızdarı çıkan sözcükler kadar hafif ve ölümlü oları bu adamın ne halde olduğunu öğrenmek iyi fikirdi... Alp hikdye arılatırdı. Arada bir de, kıssadan
!

"Ne yani ? Tamamen mi brraktrn ?" "Evet, kesinlikle !" Aslında konuyla ilgili uzun uzun tartışabilirdik. Ben verdiği karartn nedenlerini sorabilirdim. Ama kendimi yorgun hissettim. Böyle bir konuşma çok kelime gerektiriyordu. sağlam cümleler. İkinci hecelerine basılması gereken kelimeler. Bir sürü şey... Ağzımdarı sadece anlamsız bir "Tamam" çıktı. sütün bıyıklarında biriken damlalannı elinin tersiyle silerken, "Bugün çok işimizvar''
dedi.

benimkisi tıp tarihine geçecek. Beyin krizi uyandı tabii kayra da herkes gibi. İlk yarım saat nerede ve hangi ülkede olcluğunu keşfetmeye çalıştı. uzun saçlarmı yıkadı. Her telini teker teker taradı... Ve benim odama geldi. Sonra aklına birden bir şey gelmiş gibi kalkıp mini ban açtı. İçinden, en azından günün saatine uygun bir bira beklerken, kutuda sütü çıkarıp masaya koydu. Pizzave süt. "Bu ne şimdi?" der gibi baktım yüzüne. "İçki içmiyorum artık. Bir daha hiç içmeyeceğim. Artık bir yerlerden alkol alırken kendine göre al" dedi.
!

ran adamların ileri gelenlerinden biri. sadece konuşurdu Alp. Anlatırdı. yalanları ve hikdyeleri ka5rra'nrnkilerle kafa kafaya giderdi. oturduğu yerden insanlarr kahkaha tarlasındarı dehşetin yuvasına kadar her yere götürüp getirirdi. konuşmanın kılavuzuydu. onu son gördüğümde annesinin öldüğünü söylemişti. ve bunu söylerken, artık evde ya|nız kalacağı için gözleri parhyordu. yanlış hatırlamryorsam, paris'te karşılaşmıştık. Bir bursla gelmişti Fransa'ya. ve bedava okumaya hak kazandığı okula adı-

meyiz herhalde, değil mi?" ısmini söylediği zaflıan hatırladım Alp'i. o adamı. Tanıdığım en tembel adamı. Hiçbir işi olmayan, hiçbir şey yapmadan otu-

"Öncelikle bir arababulmalıyız. Sonra birkaç kadın. Ayrrca, yaşadığmdan emin olmak istediğim birini görmeye gideceğiz." "IJmursadığın birileri var mı bu şehirde?" diye sordum, bir refleks gibi. "Alp'i unuttun mu ? Madem buralardayız. onu görmeden gide-

hisse ahkAm keserdi hayata dair. "Üçüncü Dünya ülkelerinde insanlar arabalarını, kanryonlarınr boyarlar, üzerlerine resimler çizip, yazıJıar yazarlar. Çünkti Üçüncü Dünya ülkesi insanı bindiği makineyi icat etmemiştir. İcat etmediği için de yakın hissetmez kendini. Sahibi gibi görünmesi, karakter kazanıp kişileştirilmesi gerekir arabanrn. Kullandığı her ithal makineye isim takıp sadece kendine has şekil ve yazıIad.a damgalaması, Üçüncü Dünya'nrn asla yok olmayacağını gösterir. Birileri, sahip olduğu aleti boyamaktan vazgeçene kadar da yok
olnraz
!..

Kadın suratrnr boyar. Çünkü suratr kendisine değil, güzelliğini

230

23l
"Aç kapıkilitteki anahtarın dönme sesini duyduk. Böylesine bir yaklaştırıyr !,, emrini dinlemiş olması Alp,i aslında mazoşistlere yordu. onu iyi hayal edebiliyordum, lateks bir body,nin içindeki sadist sahibesinin emirlerini yerine getirirken, ,,Bir hafta boyunca kıçında bu çakmakla gezeceksin !" yapacak daha iyi bir işi olmayan adamın yanrtr ve bedeniyle
oyunu... "TamaiTı."

takdir edecek olan erkeğe aittir. Kimse kendi yarattığı bir boku
boyamaz !.."
Ve buna benzer ahkAmlar sürüp giderdi. Anlamlı, anlamsız herhangi bir sonuca çok seyrek varan, yüksek sesle fikirler yltrütmekten ibaretti yaptığı. Aslında beni daha çok yaşadı$ hayat ilgilendirirdi. Ne de olsa, ortalıkta onun gibi çok geveze vardı. Ama hiçbiri hayatrnı sadece çene çalmaya resmi olarak indirgememişti. Tembelliği felaket boyutlara vartyordu. Evinden çıkrnadan aylarca salonunda yaşayabiliyordu. Babasının emekli milletvekili maaşıyla geçiniyordu. Evet, babası bir nrilletvekiliydi. Kim demiş ., babalarımızın oğulla,ıLy|z diye? Yemek faslını bitirdikten sonra resepsiyonun bankosuna yaslarıdık. Ben önümde durarı turistik broşürlere bakıp bir iki "escolt" servisi ararken, Kayra da otelin ortak çalıştığı kiralama serüsi broşüründen araba seçiyordu. Ehliyetimizi Fransa'da unuttuğumuzu söyleyip kira ücretinin iki katını teklif ederek resepsiyondaki adamı ilcıa etmiştik. Bn sonunda bir Ford Mondeo'da karar kılındı. Bir saate yakın lobide bekledikten sonra araba geldi. Şimdi sıra Kayra'nın burnuna süvenip yollarda süzülmeye gelmişti. Alp'in evini biraz da olsa hatırlıyordu. Çıktık yola. Asya tarafinda olduğunu hatırlıyordum ben de. Çok uğraştık ama doğru yolu bulduk. Ve Bağdat Caddesi'ne vanldı. Deniz tarafindaki sokaklardarı birisi. Girdik hepsine sırayla. Apartmanı hatrlıyordu Kayra. Tabii bütün binalar yenilenmiş, hiçbir zaman aradığımız yeri bulamayacağımızı bağırır gibiydiler. Girdiğimiz beşinci sokağm sonlarına doğru hAlA bıralrtığımız gibi duran apartmanı bulduk. Arabadan inip girdik. Asansör yok. Dördüncü kattaki tek kapı. Teras katı. Alp'in evi. Kapıyı çaldım. Ses yok. Bir daha çaldım. Artık gitmeyi düşünüyorduk ki içeriden yere sürünen ayak sesleri geldi. Ve Alp'in sesi. "Ne var?" "Aç kapryr !" En kötü güvenlik önlemiyle bile yarışamayacak kadar gereksiz bir sonı. Ve içinde her tür tehdit olan bir yanıt, İkna olmuştu ki,

Açılan kapının ardmda eski arkadaş Alp duruyordu. ustünde bir bir şort ve tişört. Ayağında terlikleri. İçeriden gelen arabesk yüzümüze. kımıldamadan, o şarkınrn sözleri. Birkaç saniye baktı kenzamaniçinde kim olduğumuzu hatırladı. Tam sarılacaktı ki, ve kuru bir "Hoş geldiniz" çıktı disinin kim olduğunu da hatırladı gibi arkasrnı ağzındarı. sonra sarıki kendisi de evinde misafirmiş Ru_ dönııp salona doğru yürüdü. Takip ettik haliyle ev sahibimizi, ilgitubet ve ter kokuyordu. Hem de çok fazLa. Etrafta birbiriyle geçtik. oradarı da terasa, Alp bü_ siz yüzlerce eşya vard.r. Salona yük beyaz salıncağa oturup hafiften sallanmaya başladı. Biz de ilk karşısındaki iki tahta şezlonga oturduk. Bize bakıyordu sanki kez görmüş gibi... Tek bir sonr. Sadece bir tane. Kayra sordu, Bacaklannı iki kişilik salıncağa uzatıp sağ kolunu srrtrnl dayadığı demire yaslayıp sol kolunu da salrncağın kenanna koydu, Birkaç saniye çeweyi seyretti, Ve başladı konuşmaya, ,,Seni Kinyas en Son Fransa,da görmüştüm. Paris,te. Ama Kay_ ra, seni en son ne zaman gördüğümü hatırlamıyorum. Neyse,
"Nasılsın?"

önemli değil. Çok zaman geçti sonuçta görüşmeyeli. tarılmamı biliyorsunuz herhalde. Zaten çokfaz|aanlatılacak bir verdiklerini hila anlayamadığım o burs_ rafi da yok. Neden barıa oku_ la, şu an ismini yanlışlık yapmamak için telaffuz etmediğim biraz uzaktabir la giriş hakkı kazanmıştım. Ama Paris'te okuldan okulun ev kiralamıştım. yani ben uzakolduğunu düşünüyordum. de !.. Neyse, kaldığım ev çok nerede olduğunu hiç öğrenemedim gör_ güzeldi. İki odaıı, geniş balkonlu bir ev. Eiffel,i ya da_Seine,i bakıyordu, uç müyord,u ama yine de iyiydi manzarası. Bir avluya

paris,ten ay_

232 apartmanın kapısınm açıldığı bir avluya... yüzyılın başından kalmış bir bina... Evet, neyse. Birkaç parça eşya raroı eü tuttuğumda. Bir yatak vardı salonda. Bırakıtım valizlerimi yere. 'Şöyle bir uzanayrm. yol yorgunluğu ne de olsa' dedim. İşte, dört aya yakın yatnrışınr. sonra yatağın yayları bozuldu. Ralratsız oldum. okuldan attılar herlralde bu arada. 'üıkeden de atılmadart kendim gi

233
ı,ırfa.

.yıığmur yağmıyor, yaz geldi' dediler. 'Olur mu?' dedinı. Güvercin ve nrartr bokuyla dolctu delikler. Kurumuş pislikle srvandı çatı... Neyse, bir gün. Bir teleüzyon getirdi misafirlerinrden biri. Anten
t,:r}<tı

Bir stire sonra kesildi akıntılar. Eve gelip gidenler, 'Artık

Fonda da siya}ı bir ejderha olsun istedim. Ama Arap hayatında ejderha görmediği için, daha çok bildiği yırtıcı memeli bir hayvana benzeteceğinden vazgeçtim. Bana biri gelip ejderha çizmemi istese srrtrna, ben çizerdim. Ben gördüm ejderha. Filmlerde gördüm. Rüyamda da bir iki kez. Rodeo yapıyordum kırırr zıbirejderlrayla-.. Neyse, bir gün bir kAğıt verdiler elinre. Dediter, 'Bunun adı teskere. Git artık !' 'Tamanı' dedim. Topladırr valizi, bindinı otobüse, Geldinr eve. Çatı akıyordu. kiremitler uçmuştu ben yokken. Her yer su içincleydi. 'Dayanırım' dedim. Ama yatağımın da ıslak olduğunu görünce çok sinirlendim. o kadar sinirlendiın ki elinrdeki her şeyi firlatıp yatağı bir metre sağa ittinr. Daha ktıru bir ta-

Tabii bir iki palawacı uzaktarı akraba çıkıp söylenmeye başladı. ışaret parmağımı kapah dudaklarıma götiiıı,üp susturdum hepsini", İki ay geçti. Her şey iyi gidiyordu. Fazla bir şey yapmryordum, Resim yapmayı da bırakmıştım alna eve giden gelen çok oluyordu. Geçiyordu zamarı bir şekilde... Bir yıl sonra gelen gidenin arasrnda üniformalı birilerini gördüm. Dediler, 'Askerlik!' 'Tamam' dedim. zamanı gelmiş. Devletin resmi uyandırnra servisi. Adamı hayatının bir yerinde uyandınyorlar. kapıyı kilitleyip gittim askere. Tam on altı ay ! Er A-lp. Gaziantep ısıarılye. oraya da alıştım. Çarşı izninde kendime dörrme yaptrınc abirazzor günler yaşadım, ama geçti. sırtıma kendi portrenri çizdirdim bir Arap'a.

dönüşüm... Geldiğinrde annenri çoktan gömmüşlerdi. Kanser. Göğüs kanseri. Babanrızatenbiliyorsunuz. o da kanserden gitmişti.

derinr' dediın. Arkadan kelepçelennıiş elleriyle, kollarından yanındaki iki polis tarafindaır tutulan nrahküınrın bir onuz hareketiyle birkaç saniyeliğine de olsa, otoritenin elinden her şeye rağmen kurtulnrası gibi. 'Bırakın ! Ben yürürüm !' diyen idam mahkümunun darağacına gittiği bir sahne gibiydi, beırim cle memlekete

terasın arka tarafina. Doğum güırtiırıdii lrerlralde. Çok kanal vardr. Bir de uza}<tan kumanda. Her düğnrenin ucunda bir progranr, bir film... Çok eğlenceli. Hepsini seyrettim. En kötü prograırrı bile. Adını duymadığrm yerlerin hava raporlarını bile. Hepsini ! Birkaç ay böyle sürdii. Bir reklanr seyrederken, o iki ctakikalık işi yapmak için uğraşan yüzlerce kişinin humnralı çalışmasını diişüntlyordum. Zaman geçiyordu. Sonra televizyonu getiren adam geldi. Herhalde bana bir nedenden dolayı kızmıştı ya da başka birisinin doğum g|ünüıvardı. Aldı televizyonu, anteni, gitti. Televizyondan boşaları yeri seyrettim üç beş ğün. Duvarı. Ama çok eğlenceli değildi. Hep aynı program. Bazen belgesele benzeyen bir

şey çıkıyordu. Böceklerin hayatı. Öze[ikle hamamböceklerinin duvar hayatı. Ama ben daha önce seyrettiğim için sıkıldım o programdan... Bir ara, aklrma kadınlar geldi. Hani göğüsleri bizimkilerden bilyuk olanlar var ya? İşte onlar ! Dedim, 'Bir tane olsa bu evde betki iyi olur. Bana bakar...' Aslında ben de bakıyordum kendime aynada. Ama zamarıla o da kirlendi, göremedim kendimi. Bir kız vardı eve gidip gelen. Daha doğrusu bir kadın. Benimkinden beş yıl daha eski nüfus cüzdanlı. Gelip gidiyordu. Sonra gelip gitmemeye başladı. Hiç gitnredi. Hep oturdu. Çatının onarrmını yaptırdı. Etrafi temizledi. Erkekler $etirip yan odada sevişti. Daha önce evlenip boşanmış. Herhalde fahişelik yapıyordu. Ama yalan söylemeyeyim. Tam bilnriyor-ı-ım ! Eün yeri çalışma yerine yakındı herhalde. Sonra bir gece, birileri kapıyı kırıp içeri girdiler. Kadını yaka paça dışarı çıkartıp götürdüler. Üniformaları yoktu. Ben iyi niyetliydim. Adaınların kadını pazarlayarıIar olduğunu düşünmedim. 'Ben konsomatrisim' diyordu kadın. Ne de olsa Paris'ten gelmişim. Az çok Fransızcam var. Kaldığım eün kapıcısıyla iki üç sefer, birkaç kez de havayolları bürosundaki kadınla pratik yapna firsatım olmuşttı. Konsonratris ! Yani consomn"ıatrice. Yani ttiketici. Bir yanıt velTneın gerekiyordu. 'Hepin-ıiz

234

235

öyle değil miyiz ?' dedim... Kapıyı yaphrmak çok zordu. Her ay babamın mazşını yakınlarda bir bankamatikten çekiyorum. Yürüyıiş oluyor. Biraz alışveriş yapıp dönüyorum. Her çıktığımda caddeyı, sokağı değişmiş görüyorum. Çok hızlı dönüyor dünya. Her neyse, kadın gittikten sonra biraz sıkıldınr ama geçti. Birkaç kez tuvalin başına oturdum. Aldım elime firçalan. sonrabaktım tuvale. 'Uları' dedim. 'En iyi resim bu işte !' Pürüzsüz, tratasız. Daha iyisini yanlsam yapamam. Attım bir inza sağ att köşesine. Tarih de koydum yanna arnatörler gibi. İleride, sergimi dolduracak resimlerden biri oldu. koydum diğerlerinin yanrna. Tabii, onlar da hemen hemen buna benziyorlardı. Vurguladıkları fikir aynıydı. Tek fark tarihlerdi. Ben ölünce çok para edecek bunlar. Belki birkaç kişinin daha ölmesi gerekebilir ama bir gün çok değerli olacaklar. Mükemmel tuvaller ! Desenlerde hiç hata yok. Çünkii desen yok. Mükemmel boş tuval resimleri !.. Bir gece evde parti düzenledi birileri. Alt kattaki ihtiyar gelip ikaz etti üç kez. O gece, bir adam geldi, yaruma oturdu. Anlayamadığım bir sürü terimle dolu konuşmalar yaptı. Sevgilisi olmamı istedi. 'Tamam' dedim. Üç uy kaldı evde. Sonra herhalde sıkılmış olacak ki, gitti. Bir sanatçıydı. Heykeltıraş. Teleüzyonu vardı. Faz|a konuşuyordu. Bana göre faz|a entelektüeldi. Bir sürü şey biliyordu. Ve daha da kötüsü, bildiklerini başkasrna da öğretme arzusuyla yanıyordu. Sonra ki.il oldu. Ama teleüzyon kaldı. A]madı yantna, giderken. 'Oh !' dedim. 'Sonunda ! Sonunda teleüzyon barıa kaldı.' Ama uzaktan kumarıdası yoktu. Kalkıp yanma gitmek gerek. Ben de günde bir defa kanal değiştiriyordum. Teleüzyonu açarken. Programlar değişnriş, daha hareketli olnruş. Bir müzik kanalı bile var. Hep şarkı çalıyor. Şarkılara uygun da kısa metrajlı filmler gösteriyor. Zaman geçiyordu. Artık böcek belgeseli yok ! Bir süre sonra gelip gidenler kesildi. Büyüdüler herhalde. Gelmediler. Ya|nız kaldım. Konuşmayı özledim. Kendi kendime konuşmayı sewnem. Söyleyeceklerimi daha önceden bildiğim için zevki yok. Neyse, aslında birisi gelmişti o zamartlar. Nüfus memunryTnuş. Sayım valTuş. Bir sürü soru sordu. Gitti. Diyecektim, 'Kal biraz, konuşalım.' Ama çok ciddi bir yüzü vardı. Çekindim. O yalnızlık döne-

minde bir boş tuval resmi daha yaptım. Bu sefer çok uğraştırdı

yoksa beni. Birkaç gecemi aldl. oysa uykumu almalıyım ben. gündüz hayalet gibi oluyonrm. Bn az sekiz saat ! uyumadan bah_ bak_ setmişken, yataktan çıkmama rekoru kırdrm. Guinnesse,e ve otuz iki gün ı.ıladrm ama rekorun bir ay olduğunu düşündüm. ya_ yataktan kalkmayarak dünya rekonrnu kırdım, Tabii tanıklık pacak resrni görevliler yoktu, anra olsun. Yalnrz, içlerine tuvaleti_ mi yaptığrm sonra da firlatabileceğim en uzak noktaya attığmr sekiz torbalar çok pis kolıtular. o otuz iki gün içinde de, mutlaka

yataktan ayaklarrmı sarkıtrp saatlik uykumu alınaya gayret ettim. yere bastığrmda bütün vücudumda karrncalanmalar oldu, kalkın_ cabirazsendeledirıt. Ama sonra alıştrm. Her başarrnın bir bedeli son_ vardır. Kolay mı dünya rekortmeni olmak? Değil... İki hafta Büwk bir karar, ra televizyon bozuldu. ve bu sefer karar verdim. Üstüme bir şeyler giydim. Televizyonun fişini prizden çektim, yüklendim, drşarr çıkhm. zatenpara çekme ve alrşveriş zamanım bı_ da gelmişti. uzun bir yürüyüşün sonunda bulduğum tamirciye Toptan ihtiyaçla_ raktım televizyonu. Bir hafta Sonra gel, al! dedi. rımı alrp on torbayla döndüm eve. Bir dahaki para çel«ne zama, nı gelince çıktım dışan. Aklıma televizyon geldi. sevindim tabii, geldim, Ve_ Hatta bir ara koştum tamirciye giderken. Dedim, 'Ben ,Çok geç ! Bir ay geçti. Masrafi çok rin te}evizyonu.,Adam dedi:

yüksekti. Gelmeyeceğini düşünüp sattrk., Beni kandınyor olabi_ ge_ lirdi ama doğru olma ihtimali de vardı. Belki de bir ay içinde kanunen satılmak zorundaydı, ri alınmayan bütün televizyonlar ,Tamam, dedikten Sonra adama, dükkAndan çıktım", Sonra in_ bir sanlar yine gelmeye başladılar. Eskiden gelenlerin kardeşleri, yıkandım, ve ufak boylan. yeni bir televizyon aldım. Birkaç kez İyiyım. İyi. Fena değil!.. Kalkı_ Nasıl mryrm? siz kapıyı

yormusunuz?Konuşsaydıkbirazdaha...Neyse,peki,tamam.
Sonra görüşürüz... Tamam","

çaldınrz...

237

Sultanahmet'e çeürdik... Biz İstanbul'un görülmeye değer yerlerini bilmeyiz- Biz dünyanın muhteşem, harika yerlerini bilmeyiz. Harika yerler yoktur çünki.i. Harika insanlar vardrr! Biz onlan tanır ve hatırlarız. Kokularmr alrrrz... rına daldıkça. Buracla Mtimtaz vardı görülmesi gereken. Ne bir lakap, ne bir soyadı, sadece Mümtaz. Elli yaşın, devirmiş

kaldığındarı büyük bir huzurla emin olduktan sonra direksiyonu

taşıyan Güllrane Parkr'nr görebilirs iniz.'' Alp'in terasından ayrıldıktan ve hdl6 tanıdığım

"sağ tarafınızda ka5rra'nrn yıllar önce tribünlerinde Galatasaray taraftan altı kişi tarafindan dövüldüğü Ali sami yen stadı'nı görebilirsiniz. sol tarafinızdaysa kinyas'ın anrlarrnr banklarında

hangi bir dolaşma değildi. Daha çok Hollywood'un ünlti mahallelerinde yapılan rehberli turistik gezilere benziyordu.
3

Altınıızdaki Mondeo'yla yaptığımız, İstanbul'da yapılan lrer-

pantolonuna. "Bir hafta sonra gel dükkAna. Al ceketini" dedi.

zünden nezaretten on dört saat sonra çıkmak üzere taş odaya adrmımı attığımda içeride üç kişi daha vardı. Önce beni bir tarttılar loş şıkta gözlerinin seçebildiği kadar. kapana kısılma öykiimü geleneğe uygun olarak anlattı}<tan sonra, öğrendim bu üç adamrn birli}<te bir yün deposunda esrar içerken basıldıklarını. yaşlan bana geçkin gelmişti. Ama hepsi cle kırklannın ortasındaydı. Mümtaz cebinden çıkarıp, bana uzatilğı sigarayı kırıp yarısını da kendine yaktı. o gece sabaha kadar konuştuk. kimse kinrseyi anlamıyordu. Herkes başka bir şey anlatıyordu. Ama yine de iyiydik. zaten dillerden döktilen hikAyeler o kadar farklıydı ki kimse faz|a deşmiyordu konuşulanlan. sabah beni bıraktıklarında ceketim üşüyeıt Mümtaz'rn srrtrndaydı. Yakışmıştı da siyah

"Eyvallah" dedim.

ız

adam olarak

koku gittikçe yoğunlaşıyordu sultanahmet civarının sokakla-

bul'a değil, Sultanahmet'e gelmiş ve halı işine girmiş Mümtaz. Haolduğu iÇin haPiste yattığı dönemde btılaştığı esrardan hiçbir zanran kur_ tulanramış olan Mümtaz. on sekiz yaşın"ıdaydım onu tanıdığımda. Ve tamamen bir tesadüftü karşılaşm am,z. Ancak Tenten'in başrna gelebilecek türden bir tesadüf. kinyas Mümtaz'ı bilmez. yılı bilmem ama mevsimin yaz olduğunu bilirim. ve sultanahmet çok sıcaktı o yıl. Halılardan kalkan tozların bulutuncla bile serap göriilürclü. Bir par,yon aranasında üzerincleki kelebek yü-

duğunu tahmin ettiğim beyaz saçlı, on yaşında kars'tan istan-

çoı.t-

ol-

lı işiyle beraber bir türlü rakının kokusuna uürşu*r*ış

rıdaki dükkAn genişliğinde bir bodrumdu. yerlerde, duvarlarda yüzlerce halının olduğu bir depo. Çok keskin kokular dolanıyordu etrafta. Burnumu parçalayacak kadar. Havayla hiç taruşmamış onlarca ipek halı ve üzerlerindeki desenleri kendi zevkine göre şekillendirmiş rutubetin kokusu. ve tabii ki, kendilerine ziyafet çeken milaoskobik hayvarılann iplikleri kemirme sesi. uzaktaki duvara srrtınr vermiş, yerde oturan adam Mümtaz'dı. oturduğu sedirin önünde pirinç bir mangal vardı. Ve birkaç gaz lambası da ellerinden geldiğince karanlığı öldürmeye çalışıyordu. Yürüdüm. Marıgalın önüne gelince Mümtaz beni hatırladı. "Geç bakalım şöyle. Otur. Aç mrsrn ?"

sağda solda sürütüm bir hafta. sona Mümtaz'rn halı dükkAnının kapısındarı içeri girerken buldum kendimi. Önüme ilk çıkarı insana patronu sordum. Birkaç güvenlik sorusundan sonra geniş dükk6nın dibine doğru yurüdük. Mümtaz ortalarda yoktu. Ne bir kapı, ne bir şey. "Nerede olabilir bu adam ?" derken kendime, önümden yürüyen erken yaşlarımış çocuk yerdeki kilimi ayağıylaittirip altındaki demir kapağı kaldırdı. Bir merdiven ve ışık sızıntısı. "Geç ağabey, Mümtaz Baba aşağıda." İndim basamakları. Gözlerim yan karanlığa alıştı. Burası yuka-

238 "Yok, sağ ol ! Nasıl kurtuldun bu kadar çabuk?'' "Biz kurtulacağız ki onlar yakalasın ! yoksa işsiz kalırlar. İstemem polisin boşta gezrnesini.'' ve sardığr esrarlr sigaraları teker teker yuvarlaclıktaır sonra o gece dükkanda yatabileceğimi söyledi. kendisi de oracia kalıyordu. Dükkinın üsttine küçük bir ev yapmıştı. Ben depoda yatacaktınr. ve yaklaşık iki ay boyunca o depoda uyudum. Miimtaz uytımuyordu. sabalra kadar esrar çeker, gündüz halı işleriyle uğraşırdı. Ben de birkaç meselede yardımcı oluyordum. Gümrükte bekleyen birkaç paJça için kemal diye birinin ağzmın burnunun kırilmast gerekiyordu. sonra ufak bir depo soygunu. ve buna benzer önemsiz işler. Aslında bu görevleri verebileceği adamlan vardı Mümtaz'ın. Barıa ilrtiyacı yolıtu. Bende başka bir şey buluyordu.

239

Çünkü iflas ihtimali her zaman fazlaydı. O aralar, bana yürüttüğü ticarette batrnaması bir mucize gibi geliyordu. Sabaha kadar esrar çekip avucuna doldurduğu suyu yüzüne çarptığı anda, gecenin hayali zengin Mümtazından halı taciri, kabadayı Mümtazına dönüşerek üstünde dtırulması çok zor bir ipte koştıyordu. Herharıgi bir maddeye bağımlı olanlarrn herharıgi bir işyerini yönetmesi ihtimali sıfira çok yakındır. Hele Sultanahırret glbi bir çakallar bahçesinde ! Ama demek ki başarmıştı Mümtaz... Tabela aynı isimle yenilenmiş, ütrin spotlarla ışıklarıdınlmış, çok daha göz ahcı hale gelmişti. Arabada gelirken Kinyas'a birkaç dınlarla nasıl seviştiğini. Zamanın durduğu ve hatta hiçbir anlam
kelimede arılatmıştım Mümtaz'ı. HalıIarrnın üzerinde Çingene kataşımadığı o depoda dumarıın bütün oksijeni yediği geceleri... Arabadan inip yürüdük. Vitrine bir göz attım. Makine halılan. Taklit Çin halılan. Benim zalnanımda hiçbiri yoktu. Makine halısr satmak meydan tarafindakilerin işiydi. "Yardımcı olayım. Buyrun içeri. Çeşitlerimiz çok !" Kafamı çeürdiğimde kapıda, yıllar öne bana deponun kapağınr açaIr çocuğun artık erkek olmuş halini gördüm. Tanımak zor olmamıştı. Rengi beyazaçalan san saçlarından hatırlamıştım. Üstiindeki parlak saten gömleği, nıgan ayakkabılarıyla tam bir klasik geçiş yapmıştı tezgdhtarlığa, çırakhktarı. "Tabii ! Yardmcı ol bakalrm" dedim. Girdik içeri. Dükkan hayli değişmişti. Çok daha temizdi ve tam anlamıyla turistlerin ağız|annın suJrunu akıtacak bir Doğu dekoru her yerdeydi. Genç adam, bana nasıl bir şey aradığımı sorarken ve arılaşılmayacak kadar hızlı halı çeşitleri sayarken, "Mümtaz" dedim. "Burada mı ?" Oğlan dııraladı. Herkes Mümtaz Baba derken benim ona ismiyle hitap etmem garibine gitmiş olmalı, diye düşündüm. Ama yanıldığımı çabuk anladrrn. Ve karşımdaki, görüntüsüyle hızlı Sultanahmet delikanlısı birden ilk tanıdığım günlerdeki üstü başı kir içinde boyundan büyuk halıları yüklenip deponun daracık merdivenlerini tırmanan çocuğa dönüştü. "Mümtaz Baba geçen yıl vefat etti ağabey..."

meye başladım. Dönmeseydim de pek bir şey değişmeyecekti. Eğer dönmeseydim belki de o Acem, Azeri, Ermeni halılannın bin bir renkleri arasında, renklerini aldıkları bin bir kök arasında h6lA esranmı ciğerime yolluyor ve iki nefes arasında Miimtaz'a katedrallerin girişlerindeki dev heykelleri anlatıyor olacaktım... yaklaşık iki ay süren, hiç ara vermeden edilen laflarla dolu ve on kilodan fazla esr€ırrn tüketildiği bir dostluk fash... ve şimdi Mümtaz'a dönüyoruz. İsterim ona yine bir yerlerden bahsetmeyi. Hayatında, neredeyse hiç sultanahmet'ten çıkmamış beyaz saçlı adama. İstanbul'u tarıımayarı ve kars'ı da sadece seyrek de olsa rüyalarında hatırlayan adama. sokağına girdiğimiz zaman dükkinını görünce rahatladım.

esrannln ve deposunun fiyahydı. İyi ödüyordum. Bütün aJrrıntıslyla, bütün sokaklanyla çiziyordum uzaklardaki şehirleri halıla_ nn üzerine. sonra tıp eğitimimi gördüğıım tiıkeye geri dönme zamanı geldi. ve aynldım oradarı. Aslında o aJmı yılda okula gitme-

sanlarrn ı te l«ar te krar arılattırıyordu. ve hikAyelerim, paylaştığım

Geceleri gaz lambasrnın şığında ilk sigaradan marıgalın közündeki son acr kahveye kadar anlattığım hikAyeler. İnadına iyi arılatıyordum ben de. Dinledikçe kendinden geçiyor, gözünde canlandrnyordu adını söylediğim yer}eri. Frarrsa'yr, İtaıya'yı,
in-

O da arılattığım hikAyeler...

240
241

sokaklanndan dinleyecekti Mümt az Baba.ınanacaktı. Her inanan adam ölmüştü. Arhk şeye hikAyeciler kime anlatacaklardı palawalarrnr ? Artık kim, esrar dumarıının arkasrnda dinledikçe keyiflenecekti?.. Dinlemek ve inanmak en zorudur. Anlatmak ve uydurmaktan daha zor. olağanüstü bir saflık ister. kulak ile beyin arasında tertemiz bir yol ister. var mı dünyada böyle bir insan ? kaldı mı Mümtaz Baba'dan sonra yerini alacak böyle bir palawa hayranı
?

Dünyayı, İstanbul'u, Sultarıahmet civan dışında her yeri hikdyelerden öğrenmiş Mümtaz Baba ölmüştü. Gördüğüm en sağlam u".r.",. Cahil beynini anlatılanlarla doldurmuş ve her şeyeinanmak gibi bir ço"rı. saflığına sahip olan Mümtaz Baba ölmüştü demek ! son scızleri beni hiç şaşırtmamışh. Arif denilen herif oracıkta cehennemi de anlatsa, bahsetse

nı, Kendimi iyi hissetmiyordum.

Sustuğumu $örünce devam etti. "Ağustos ayıncla. Tanır mıydın ağabey?'' "Tanımadrn mı beni cezmiz iki ]v oepoaa yatnrıştım, bunclan on bir yıl önce. Sen o zaman doktız o., yrşır.rndaydın. Geceleri bize börek taşırdın meydanclan.'' ve haliyle, genç beyni süratle çalışıp söylecliklerimi birkaç sarıiyede hatırladı, sarılıp öptü... Çaylar geldiğinde başladl anlatmaya. "İşler çok iyiydi. Mümta r'guıu büyııtmek istedi. Arif diye bir adamla dükken açacaktı Laleli'de. Bliyuk bir haiıcı. Anra Arif yaramazln tekiydi. Çok uyardilar Miimtaz Baba'yı. 'Bu herifle orüak olma' dediler. Dinlemedi. Meğer ögrendik ki Arif kan satarmış, hap satarmış, Her boka karışırmş. Ama herifte bir çene vardı ağabey, A]lah seni inanüısın, geç karşısına iki saat dinle, or* seyı.etmiş gibi olursun. Tam pezevenk ! Velhasıl, açtılar dükkAnı. Altı ay sonra Arif'in kazıkladığı iki adam dükk6nı basıp ikisini de vurdu. Arif yaralandr, Miimtaz Baba öldü. Ben aşağıdaydım. Silah sesini durup koştuğumda Miimt az Babayerde, yanmda da Arif vardı. 'Anlat' diyordu Arif'e. 'Anlat ulan, eşşeoğlueşek!'Arif, 'Ne anlatayım Baba?' dedikçe o bağınyordu. 'Anlat uian ı cehennemi anlat ! yabancı kalmayalrm oralard3.,.' Ambulaııs gelmeden öldü ağabey.'' Cezmi'yle vedalaşıp çıkhk. Ki.,y*'u verdim ,}ubrnrn anahtarı-

)lnrekten değil, gideceği yeri bilmemekten korkan, öbür taraf lıııkkında birkaç kelime de olsa duyrrıamış oln-ıaktan korkan bu :ı<lamı bir an için özleyeceğimi düşündüm... "Sıra kadın bulmaya geldi. Tabii göreceğin başka birileri daha .v«ıksa !" deyince Kinyas, lrafif hafif dağılnaya başlach özlem sisi. ller kavşakta açıldı, çözüldü brılut. Birkaç semt sonra tamanren kıılktı. Ne özlem kalclı, ne MümtazBaba. Özleseydim kendimi özlt,rclinr ! Bir sigara yakıp, "Haydi kadın bulalım" dedim... Ve dolanınaya başladık yine, bilmediğimiz sokaklarda. Horıııonlarrmlzın emrettiği yerlere gitmek için kırrnızı ışıklara aldırırıaclart gidiyorduk. Hava kararmaktan uzak, iş döniişü saatini bekliyordu zenci thrafinı göstermek için. Laleli'ye gelctiğimizde bir sokak arasrna arabayı bırakıp yürümeye başladık. Caddedeki kalaba]ık koşuştunıp dtıruyordu. Buralarda boktan bir deri mont fiyatına üç kadın bulunduğundart, cebimizdeki parayla mütevazı bir harem kurabilirdik. Fazla sürmedi Doğu'nun da Doğusu şivesiyle gençten bir adamm yanaşıp, "Abi kan lazrm mı ?" diye sormasr. Bizimle beraber caddenin aşağısına doğru yürilrken çeşitleri sayn-ıaya başladı. Bu noktada bir şeyi fark ettim. Anadilimizi sadece yıllardır birbirimizle konuştrığumuz için Kinyas'la Türkçe'nin farklı bir çehresini kullanmaya başlamıştık. Ne gelişen dilden, ne sokak aralarında gün bulan terinrlerden haberimiz vardı. Argomuz on yıl öncesine aitti. Doğal bir şekilde birbirimizle konuştuğumuz Türkçe dışandan hiçbir etkiye maruz kaln-ıadığından, ilk duyulduğunda insanlara biraz garip gelebiliyordu. Kelime dağarcığım:ız zengin olmamakla beraber mevcut dilde olmayan, tarafimızdan icat edilmiş sözcükleri de içeriyordu. İki kişinin sadece kendi aralarında konuşarak, dil darbeleriyle şekillendirdikleri bir Türkçe'ydi konuştuğumtız lisan. Sokaklanır bizi pek anlamadığını hissediyordum. Bir aksan bozukluğumuz yoktu. Asla Ne olursa olsun, anadilinin orijinal aksanını bozanlardarı hep nefret etmişinrdir. Ükesinden uzakta doğup büylıdüğü için dilini döndürememeyi kendine hak görenlerden iğrenmişimdir. Kesinlikle bir özrü yoktur, ağzı yayayaya Ttirkçe konuşmanın. Bir insan ya bir dili konuşarnıyordur ya da doğru aksarrla konuşuyor(
!

242

243

dur. Ortası yoktur ! Bizse sadece başka bir zamarıın Türkçesini konuşuyorduk. Hepsi bu. İşimize yaramayan kelimelerden arındırdığımız bir Türkçe... Yanımızda yürüyen pezevenk k1hyasıyla beraber ara sokaklar_ dan birine girip önümüze çıkan ilk binanın kapısından içeri daldık. Aslında tam bir dalış diyemem. Rehberimiz dahil hepimizin

seYretmeYe yetecek kadar parası olanlar için bir bar. Tabii ki müşteri başına, pavyon dolduğunda bile iki tane düşecek sayıda papyonlu katiller ya da garsonlar...
aradarı çıkarma zaln€ınt.

ışıklar. yüz ifadelerinin zorlukla seçilebildiği bir aydınlık ayan. zemini aynayla kaplı küçük bir dans pisti. Altı masa. Duvar dibin_ de yan yana üç loca. ve nihayetinde sadece

sonra kırmızı halı kaplı dar bir merdiven. İkl kat 5rukarısı. ve gündüz de müşterisini bekleyen bir pavyon. Masa örtülerine bakılclığında dördüncü sınıf olduğu anlaşılan bir parryon. krrmızı, mor

üzerini özenle arayan iriyarı adam yavaşlatmıştı bizi kapıda...

kadınlan ,rrı.tr.,

Bir iki şey mınldarıdı ağzının içinde sonra kayboldu pistin yanındaki kapıdan geçip... on dakika sonraparlak takım elbiseli bir adam gelip dikildi başımıza. "Bu5rur kardeş ! Hoş geldiniz'' dedi. "Hoş bulduk. Bak birader, bize mekArundaki en güzel iki kadını yolla. Üç dört saat yiyip içeceğiz. sonra da kadınları alıp gideceğiz. Yarm da sabahtan yollarız sana.''

bana da birportakal suyu !" dedim. Sonra vazgeçip,"Müdürün burada mı ? Çağır bakalım'' dedim.

kıştırdım ayaküstü. "Haydi sen işine bak ! Biz buluruz yolum uz|ü.'' Harcayacağımız paradan komisyon alacaktı ama verdiğim para yetmiş olacak ki nazlanmadan kayboldu, y€ırumrza gelen papyonlu katillerden birine kaş göz yaptıktzm sonra... Gündüz zamanı geceyi yaşatmaya çalışarı bir müessese. papyonluyu takip edip bir locaya yerleştik. "Bir ufak rakr, beyazpeynir, kavun, sarı tuzlu leblebi
arkadaşa,

Artık işleri dewalma zamanr. Şivesi Şark, stajyer pezevengi cebimde nbiraz paraçıkanp avucuna sr-

nün ya da yöneticisinin yapması gereken ilk hareket papyonlu katillere bizi dışarı attırmaktır. Çünkii dışanya kadın taş çatlasa iki saatliğine, o da karşıdaki otele verilir. Tabii bu Laleli için geçerli. Ankara'da ise neredeyse imkinsız gibidir. Gittiği yer, kiminle ne yaptı$ mal iadesi açısından sonrn çıkmaması açsındarı belli olmak zorundadır. Pavyon kurallarr fazlasıyla yöreseldir. Her şehrin, hatta her mahallenin kendine göre gelenekleri vardır. Eskişehir'de iki parmak birayı, Ankara'daki bir ufak rakı parasına verirler. Ama buz badem orada i}«amken İstanbul'da en pahalı mezedir. Hepsinin de kendilerine göre geliştirdikleri kazıklama yöntemleri vardır. I{adın satmak kolay değil ! Bir çeşit sanattır, pawona gelıniş memurun bütün maaşmı cebinden adisyon tabağına kaydırmak... Laleli'de geceyi geçirmek için bilinmedik bir yere kadın götürme lafi, tarıımadık bir sima tarafindan edildiğinde kiifür gibi gelir. Tabii ben bütün bunları, başımda duran şişkodarı daha önce düşiirımeye başlamış olduğumdarı, ağzımdarı çıkan her kelimenin hemen sonrasrnda sol elimdeki para destesinden beş ban}«ıot ahp geçiriyordum diğer elime. Lafım bittiğinde hayli para biriktirmişti sağ elimde. Saymadım ama bir cumaıtesi gecesi, iddiasız dekorlu pawonun çıkarabileceği paranın biraz fazlası vardı. Amerikarı Doları'nrn dayanılmaz caz|besiyle ! Sanki eski bir dostmuş gibi paralan önce masanrn üstüne çıkanp incelemesine izin verdim sonra da bir şey söylemesini beklemeden, ceketinin bana yakın olan yan cebine soktum desteyi. "Haydi bakalım !" diyerek de konunun bittiğini belirttim. Tabii artık iş değişmişti. Kapıdan girerken yabancr bir ytize sahip olan ben, babasından çok hatırlarıacaktım şişko tarafindan. "Tabii ağabey, siz keyfinize bakın !" dedikten sonra gitti... Ortalıkta hiç kaün yoktu. Hatta tek müşteri bizdik. Portakal suyumdan bir yudum alırken iki kadının arasında gözüktü şişko. "Ağabey, tanıştrayım. Nadja, İrena." Ne kadar değişik isimler iki Slav içiıı ! Kadınlar bütün sahte cilveleriyle oturdular yanrmrza. Kırıtarak gülerlerken şişko sordu:
"Ne alalrm bayarılara ?"

Şimdi böyle bir teklif karşısında, herhangi bir pavyon müdürü-

244 Dedim, "Memleketlerinclen uzak bunlar, aç bakahm en iyi vot-

245

kanı. "

Birkaç değerli kAğıt cla hizmet eden, masanln papyonlusuna. Herkes mutlu. Hayvanlar doy---'vv ^ııq! du ! Çiftliğe huzur geldi !
.

rıldıktan sonra başladık konırşn-,aya.

Tabii ki kısa cliyaloğumuzu, gül ,e kadın]ar tarafinclaır açılmadan yerine başka bir müşteriyi soynrak için konacak olan sigara alışverişi takip etti. parayı daha önceclen verdiğim için kenclinri, önceden çuvalla banknot döküp bir hafta boyunca clomuz gibi yiyip içilen tatil köylerinin birinde hissettinr... İçeriğınin ordinalliğini kinyas'ın kontrol ettiği smirnoff da gelip kaclehlere paylaştı-

vardı karşımızda. onlar da rahatlamışlardı. uzrın zamandır bizim kaciar eli bol adamlar gelmemiş olmahydı. Elimiz, kolumuz şimdilik fazladolanmıyordu da masanın altından. ve en önemlisi, yanlannda sokakta görseler dönüp ikinci kez bakacaklan bir adam olan kinyas oturuYordtı, Zaten KiıYas'ın doğal yeteneklerinden biri fahişeleri kendine 6şık etmekti. kinyas'in yakışıkhlığı, kadınsı yüz düzgünlüğü fahişelere kendilerini hatr.ıatıyordu. bnunıa seüşirken, bilinçaltlarında kendilerine yapılan sistematik ticari tecavüzün intikamını ahyorlardı. Bir an için, sevgilileri olduğumuzu bile hayal etmiş olabilirlerdi' Votkadarı terlemeye başıayan yanaklan krrmrzı ışığın altında daha da PembeleŞmişti. Gerıve tek bir problem kalıyordu. o da söYlediklerinden hiçbir şey anlamadığımız arabesk şarkırun ku_ laklanmıza verdiği ratıatsİzlıl<... Arabesk Orhan Gencebay'clır, Müslüm Gürses'tir. Gerisi palawa ! Sid \ıicious'Lın Punk'ın vücuda gelmiş hali oln-ıası gibi... Müzik işini de hallettik. Sahip olciuklarlnı tahmin ettiğim, aradabir gösteriye çıkan revtiler için bulun_

kelimesini anlairrarn Slav dillerinin. Kadınlar gerçekten Rusya'dan gelmişlerdi. St. Petersburg'dan, Eğer Rusya meşhur boz ayıise b],nlar da ayının kı_ ÇıYdı ! İrena'Yla İngilizce, Ttirkçe, Almanca hayat hakkında konu_ şuyorduk. kadınlar gerçekten de güzeldi. Şiş;; aldığı parayı hak etmişti. Fahişelik yakışıyordu vücutlanna ve ahlak anlayışlarına. Beyaz ırkın en iyi örneklerinden iki kadın

kinyas'ın biraz Rusçası vardı. Ben tek

Ben de patrona hesap veriyorum. Amarı ha !" dedi. Dönüp durdum. "The Marmara'ya. Yarrn öğlene doğru veririm taksi paralarını, dönerler evlerine."

lı,ıı bir gösteri olarak sunuluyordu... konuştuğumuz konular tahıııiıı edileceği gibi faz|asıyIa komik ve sadeydi. Tam olarak kimse l<iıııseyi anlamıyordu. söylenen her laf havada asılı kalıyordu. Aıııa kadrnlar içkinin etkisiyle, kendilerine has feminen sarhoşlııklarıyla, ağzımdan çıkan arılamlr, anlamsız her kelimeye gülü.ytırlardı. Masaya bir ufak rakı, bir ufak votka ve iki şişe şampanviı daha doğrusu ucuz köpüklü şarap geldi sırasıyla. Ben portakal sııyunda §rar etmekte kararlıydım. kinyas her zamarıki gibi, önüıte ne gelirse susuzluktan krwarıryormuş gibi içiyordu. Hiç ara vermeden. Alkole olan direncinin nedenini okutda kalsayüm ıııutlaka incelemek isterdim... ve bunlan düşünürken aklıma, vüt:udunda bir süredir taşıdığı mikroskobik ölüm geldi. ve onun yaııında, beyin hücrelerini yok eden, damarlannı tıkayaıı, karaciğerini eski bir arabanın hava filtresine dönüştüren şişelerce alkolün lıiçbir değeri kalmıyordu... kaünlar artık tamamen alkolün pençesine düşmüşlerdi. Aslında normalde çok içmemeleri patronlar tarafindarı tembihlenen bu insanlar, nedense bugün bütün sınrrlarrnı zorlamışlardı. Belki de bugün tatil günleriydi. Mesai dışında içiyorlardı bizimle ! Neyse, kaldırdım hepsini... "Haydi !" dedim. "Gidiyoruz." Şiş\o koşup yantma geldi. "Abi, ne tarafa götüreceksin bayarılan? Bir yanlışlık olmasın
!

ılııırltıkları Rtıs şarkılarını çalmalarını söyledim. Artık arkama ı, ı.s ııııp rahatlayabilir, her şeyi unutabilirdim... lçki içmesem de, beynime görünmez eller masaj yapıyormuş 1iılıi sakinleştiğimi hissedebiliyordum. pavyonların benim üzeıııııtie böyle etkileri vardı. o kadar acıyla, hayal kırıklığıyla, şidılı,llc, taciz|e ve bütün bunların tam zıttı olan kahkahalarla, tatlı ,;;ıı,lıoşluk|ar|a, güzel sözlerle, eğlenceyle doluydu ki hayatın bülıııı çelişkilerini içinde barındırıyor ve para karşılığmda seyredi; l ı

246

247

arılaşılıyordu. Ama biz de iki Fransız ttıristtik ! Durmadan para harcayan iki garip turist. Görmezden gelmeye çalıştılar kadınlarrn bacaklannr, duynramaya çalıştılar sarhoş kıkırdamalarını. Kinyas'rn iki koluna girmiş, arkamda dururlarken... Resepsiyondaki kadından anahtarları aldım. Ve iki şişe şampanya ile meyve istedim. Bu gece, benim için meyve ve meyve suyu gecesiydi. Tabii biraz midem bulanmıştı anlamsız diyetimden. Ama sürekli elinde bir bardak ya da şişe taşımaya alışmış biri için elleri ceplerinde gezmek de kolay değildi... Ve tam o sırada aklıma Cezmi geldi. Bir türlü kapınrn dışına koyamadığım insanlığım ve Mümtaz'|n anısr beni böyle bir düşünceye itmişti. Eğer İstanbul denen şehirde Mümtaz gibi esrar içebilecek adam kalmadıysa ben vardım. Kinyas'a odalarına çıl«nalarını söyleyip otelden ayr,ıldım... Cezmi'yi dükkanda buldum. Bir saat sonra on tane dolu dolu sigara geldi. Tam çıkıyordum dükkAndan, dönüp o an üzerine bastığım kilimin parasmı sordum. "Ne yapacaksın ağabey, kilimi ?" dedi Cezmi.
"Sen parasmı söyle."

yordur. El sıkışıp ayrıldık,.. Kadınlar, saat daha erkeır olduğu için başka bir yere gitn-ıek istiyorlardı. Ama beniın öyle bir niyetinr yoktu. Biraz dolarıdıktan sonra otelin önüne geldik. Tabii kadınların meslekleri ilk bakışta

Tabii ki kadınların dönecek bir evleri yoktu ama şişko yalan söylemeyecek kadar çok para taşıdığımı bildiğinden her şeyi kabul etti. Geldiği gibi. Fazla sonı sormadan. Biraz yüz bulsa daha da para isteyece}<ti ama gelecek sefere saklıyordu beni yolmayı. Ürkütmeyelim deveyi ! Benzeri bir özlü söz beyninde tenis oynu-

üzerinde belli ıııelerini söytüyordu. Ellerini alıp, vücutlarrnrn playboy fotoğrafçısı ciddiyetiy_ ıloktalara kowp, geri çekilip bir
«lım. Ve aynı

o haliyle koridora çıkar_ le seyrediyordu... İ."r,r,y, elinclen tutup

Kilimi gazeteden çıkarıp camrn yanrna l,aziçin!Sonraduvarayaslanıpoturdumüstüne.Cebimdençıka_ yaldım. İrena bulanık beyniy_ rlp cezmi,nin sigaralarinclan birini

kattaki diğer odaya girdik,

yere serdim, Bu Müm-

lc,kokusundarı,,.ıu*.şolacakkisigaranlntütündışındataşıdığımaddeyi,yataktanbiryastıkalıpattıkiliıninboşkalanyerine, sessizce oturdu'

clayaYıP sonra da ottrrdu yanıma. Başını omzuma yana, bacaklarımızı uzatmrş ()n altı yaşındaki sev$ililer gibi yan yoktu. ve ikimizin de istediği ha_ «ıtunıyorduk. konuşacak bir şey

yaledalmasrnaizinverdim.Nebenonunacılarrnr,nedeobenimoylece oturup kileri anlayabilirdi. Rahatslz etmedik birbirimizi, camdangöründüğükadarıylaşehriyegökyii,yuseyrettik.Açık İrena,nrn, İri göğüslerini kap_ mavi satenden iç çamaşırlan vardr nazik PoPosunu kililayan duru nır sutyen. Ve üzerine oturduğu, ıninpisliğindenvetıiyıerıninsiwiliğindenkolıvanyastığıisetahtıydı.Rusçariçesinintahtındanfarkıyoktu.İrena'nrndaRusçariçesinden!Slavrkrnahashatasızprofilinin,kararmrşhavanrn kendisine doğru çektiği kararttığı odada çizgileri mükemmeldi, güzetdi. Hak ediyord,u fahişeliği, bacakları, ktiçük ayakları. Hepsi Amabetkidahaiyibirmüşteriportföyüyleçahşmalrydr'.. yarrn elbet döneceği şişkonun yerini düşünmemeye çahştığı belliydi,çektiğihernefestensonrasigaranınkızaranucunuseyistemiyordu o odada, Daha rederken. rimr" hiçbir yere dönmek iyiydi' Ne ileri' ne geri"' faz|ailerlemek de istemiyorduk. orasr Çünktişimdiyekadarattığımızheradımda,tabanımrzda,beyni- hayaptığımız her hareket miz de yanmıştı, İleriye ya da geriye taydı.Mayıntarlasındakitemizteknoktadahareketsizdurmaya benziyordubu.Yrkılana,srkrlanakadarduracaktıkhareketetmeden.Acıçelcrıekorkusuyla,ikimizdeparmağımızıkıpırdatmaktan çekiniyorduk", oodayaİrenaneredengelmişti,benneredengelmiştim?Nasıl buluşabilmiştikhayatrmızrntekacls|zyerinde?Bilmiyorum.Tek

Ufak bir kilimdi. Gümrükten yıllar önce kaçak geçirilmiş olanlardan. Renkleri çok solmuştu. Cezmi'nin bütün §rarına rağmen fiyatınuı iki katı olarak tahmin ettiğim bir parayı bıraktım masasının üzerine. Çıktım dışan, gazeteye sarüğı kilim kolumun altında. Otele dönüp Kinyas'n odasına girdim. Tamamen votkanın ve yaşadıklarl zor hayatın etkisiyle sadece iç çamaşırlanyla kalmış kadmlarla, Kinyas oyunlar oynamaya başlamıştı. Birbirlerini öp-

248

249
gelıa yol var ml? Asfalt biteli çok oldu, toPrak Yoldan PatikaYa bir yol kaldı mı? çeti de yıllar oluyor. Gidecek dört ayrı Bundan claha act verecek olanı, kol ve bacaklarrmln ata bağlanıp birinin havaya ateş etmesi mi?

bildiğim, iki sevgili gibi sabaha kadar seüştiğimiz. Belki de aşk
yaptık, demeliyinr...

ler küçüldü. Ve her şey durdu... Banyoya gittim. Aynacla keırdinre baktım. Uzun uzun. Bütün yüzümü ve vücudumu inceledim. Dikişleri, döı.rmeleri, yaraları. Kemeri iki elimle tutup göğsümün.hizasrna getirdim. İük hareket kendiliğinden geldi. RüzgArın kuru bir yapragı havalandırması kadar kolay oldu. Kapatmam gerekirdi belki gözlerimi ama inadrna seyrettim kendime yaptığım zulmü. Kemerle srrtıma vuruyordum. Gittikçe sertleşen ve gürültülü oları savurmalarla bolmumun bir solundan, bir sağındarı vuruyordum sırtrma. Her darbeden sonra sırtımın daha da kızardığını görür gibiydim. Derimin zorlandığını hissediyordum, Acıdan dudak-

Yastığa kapaklanmış yüzünü seyrederken yataktan kalktınr. Uytıyordu çok derinlerde. Koltuktaki pantolonumlın kemerini çektim yavaşça. Yatağın yanına geldim. Çırılçıplak iki iıısan. Biri uyuyor, üstilnü rüyalarla örttüğü vücuduyla. Diğeri, insaır rrkınrı"ı en $üzellerinden birini seyrediyor, üzeı,inde organik olmayan tek ınadde, siyalr deri kemerle... O an çok uzun sürdü. Çok uzuır. Kemerin gümüş tokası sallanmaya başladı havada. Gözlerim kısıldı. Vücudum ter kusmaya başladı. Ama birden tokanın çizdiği daire-

için arıi kafa hareketleri yapıyordum. Ve bütün bunların yanında, sanki gözlerim başkasına aitmiş gibi, olup biteni izliyordu. Bu raddeye nasıl geldiğimi soruyordu gözbebeklerim. Nasıl Kayra bu hale geldi? Yeni açılmış bebek gözleri gibi soruyorlardı. Anlamıyorlardı bu nefsi tahribatın nedenini. Anlamıyordu gözlerim ellerimin sırtıma, siyah deri bir kemerle çektirdiği acıları. Kimse bir şey arılamıyordu. Kimse ! Artık, anlam taşıyanlan yiyip bitirmiştik. Mantıklr, neden-sonuç ilişkileri içinde gelişen her şeyi öldürmüştük. Geri dönüş yoktu... Babasının kucağında arınesine öpücükler gönderen Kayra'nın fotoğrafinı çeken makine, şimdi de bir otel odasında sırtrnı kamçılayan Kayra'yr resmecliyordu. Ne müthiş bir yol, diye düşündüm. Ne kadar ıızakbir mesafe. Nereden nereye ! Gerçekten gerçeğin dışına. Çok uzun biryol. Daha gidecek bir yer kaldı mı? Da-

larımı ısırıyor, gözlerimden akan yaşları çenemden düşürmek

Z51

ve varmak hayat, Terk ettiği onca şey da yaptıkları vardr, Yaşadığı

istediğizihinselölüm.Amabenimdebunlaradairbirfikrimvarctı.Kayra,aslrndasonderecenormalbirinsanolabilirdi.Eğergtiyaşada değil, normal bir hayat zel olsaydı. SaOece yakışıklılık
ve çalışmanrn Şimdiye kadar hiç çalışmamrş

ırrakiçingerekliolanyetenekleredesahipcleğildi.Tembeldi. insanlıkdışı olduğunuSa\,unmuştu.e*,gerçekteyapabileceğibirişolmadığıiçin veren bir yaratık haline Sadece diişün", ," ",ar
ça}ışmamıştı, olmaolan doğat yeteneklere sahip gelmesi, gerçekte her insanda Dürüstlük, çalışabilmek, söYlenenlemasrndan kaynaklanıyordu.

İstanbul-Ankara yolu. Bolu Dağı'nı biraz önce aştık. Mondeo'yu verip bir opel omega aldık. Aslında uçakla gidebilirdik ama uçmaktan yavaş yavaş iğrendiğimi fark ettim. İstemiyordtım bir havaalanrndan başka bir havaalarıına gitmeyi. o kadar yıpratıcı hatıralarrm vardı ki o lanetli, yüksek tavanlr, çelik binalarda, belki de dayanamayacağımı hissettim iki tane daha görmeye... yol, her zaman ki gibi kayıp gidiyordu altımızdan. sarıki biz duruyorduk ve şehirlerbize geliyordu. Arabaln kullanan kayra'yr seyrettim birkaç saniye. Hiç konuşmadan sadece yolun iki tarafinın birleştiği noktaya gözlerini dil«ıiş, halıcıdan aldığını söylediği esrarlı sigaralarından birini içiyordu. sağ eli el freninin üstünde, sol elinde sigara. Bomboş yolda otomatik vites rahatlığıyla direksiyonu sol diziyle idare ediyordu. ve o an düşündüm. yanımda oturan adamrn aslında ne kadar garip ve itici bir ytiz ifadesinin olduğunu. kendisine hiç yakışmayan uzun siyah saçlan. Çirkin profili. Ast6rix ile ülkenin aşırı milliyetçilerini ortak bir noktada buluşturart bıyıkları. Çok çirkindi. sadece gözleri ! sadece onlar bu vücuda ve yüze ait değillernrişçesine mükemmeldi. kayra'nrn tek kayra olduğu yer gözleriydi. Gerisi sahne kostümü ve kendine biçtiği aksesuvarlardı. Bazen ondan tam anlamıyla nefret ediyordum. Dengesiz düşünceleri, btitün dünyayı tanıdığını sanmast, sürekli olarak en büyük acıları çektiğini iddia etmesi... Hepsi de ilkokul müsamerelerindeki yapmacık rollerden firlamış gibiydi. kendini yaşayan her canlıdan farklı bir yere ko}rması ve buna bir sürü gerekçe bulması koca bir yalan gibi geliyordu. söylediği hiçbir şeyi gerçekten düşünmüyor olduğunu biliyordum. Tabii orüa-

ridinlenrek,birazols,nhissedebilmekgibiyeteneklerdenbahse- za_ olmadığı gibi, ayrıca denediği diyorum. onarŞ,r[,ıri"-nrorn et_ tıoigı için, şu an gittiği yolu tercih marı da nrşurr.rl ,ır.rgrr,, da bula_ arayıp yolsuzluğu. yaptiğı t e, t aieı.etin insanhğın
mişti,

madığıooğruıuı<tu,*ıiı.***eldenöteilahiözellikteolduğunu
düşündüğtinden,benisıkıyordu.Yeteneksizliği,dünyarıırıtekgersözlerihikayenin kötülüğü, yazdığı Şarkı çek kitabı diye vazdığı eserler alanda daima vasltın altında nin hamlığı ve uğraştığı her

ortayaçıkarmışolmasronuvarolarıherşeyireddetmeyeitmişti. ortayakoymuş olduklan herkesçe Dünyanın en nilyul< eserlerini sahiu olmaları gereken kabul edilmiş sanatçr ve edebiyattııarın *Artık durabiliri* İH", şeyi bırakıyorum" diYebilme ukalalığa ve

hakkrna,hiçhaketmediğihaldekendinilayıkgörüyordu.Vebe. nikızdınyordu.DaVinci,nindelirmeye,cehaletegeridönmeye, kendisinitüketmeyehakkıvardr.AmagÖz|egörülenhiçbirbaşa. rryainrzaatmam,şKayranınkendisineyakıştırdığıIarzıbaIıaçok ,ptul., ve kötü niyetli geliyordu", Süreklio}arakyükselmektenvedüşmektenbahsederdi.Genelliklebarlardakiktiltablalarrnrkullanarakyaptığıbirbenzetme vardr.Yuvarlakkültablasrnryantutarvemasayadikdurarıyuvarlağınenaşağısındakiuırnoı<tayızihninbembeyazveölüolarakdoğduğ,*olarakgÖSterirdi.Aynızamandacehaletindeen tablasınrn yukartsrna sonra parmağını yavaşça kül
üst noktası.

doğnıgötürurk",.,,ıd,g,eğitimclen,zihinselgelişimindenbahseclerdi.Veyuvarlağınenüst,cehaletnokt.asınıntamkarşısınadü-

252 şen noktasrnda en başarılı olduğu, her şeyi öğrendiği, en iyi eserlerini verdiği, zihnini hiç olmarlığı kadar canlı olduğu anın ger-

253

çekleştiğini söyleyip, o noktadan itibaren istemli bir düşüş ve zihin ölümünün olduğu noktaya geri dönüş için bütün hayattan yavaş yavaş vazgeçtiğiııi anlatırdı. Ama kimse, ben dalril Kayra'ya belki de da}ra en üst noktaya bile varamamış olduğunun tereddüdünü yaşatamadık. Belki de zilrni tam dolmanrıştı. Ortaya koyduğu eserler zihninin patlayacak kadar yuklü olduğu noktaya kesin-

şarrsmryakalayamamanrnezikliği.Hepsi.oscar'alayıkbiroyuncrılukSergiliyordu.Hiçbirşeyigerçekcleğildi.Acıyordumaslırıda
Kay,ra'
y

gelmezdi, Dünyayı ğenseycti bu lrale
? kadar rığraşır mıyclı sokaklarında

üziiltiyordrım ", a, B aş arısızlığın a, kayb etmesine yazdıklarınr, bestelediklerini beufak bir şansı olsay,dı, Birileri

kiiçiik görctüğil için kendini

büyaıksaırıyorclrr'Tabiibürıkbirgözyanılnrasısözkontıstıydtı. olsaydı, kaybolmamak için btı Eğer dünya sandığı kadar kiiçük
onudtişüırmeminnedenibenimlekonuşmanrasıydı.Benimle konuşmuyoryadadüşünclüklerininçokazı,nranlatryorclu.Ben inanamryordtrrn,bitzamanlarzihninigerçektenenüstnoldasrna ulaştırabilnrişolmasrna.İnanamıyorclunrkendinidünyanııren gerçekfelsefecisiolarakhissetnıesine.İnarımıyordumKayra'ya inanıyordum, İçimde ağla_ ve yalanlarrna. Ben sadece kendime yan,gülenadamlara.ÇokdefalaröldürmekistedimKayra,yı.Ya gibi çalıştrrmak iştedim. Ama olır_ıadı", da, zorla işe sokup birişçi kayra,yr. ve artık imkhn_ Hiçbir şey olırradi. ximru durduranradı kasalar kadar sağlam bey_ slz. Houclini,nin içlerinden çıktığı çelik nininzarı.Değış*e,artıkıçınoeı<iıer,Hayatınkaşrsındakizayıf'hğıonubircanavarhalinegetirdi.Bütünhiklyebundanibaret. Gerisi,birçift$üzet§öztaraİındarısöylenenler.Amabaşınagehep bildiğin,ı o en ufak günde_ len sıfatlar .r" oirrrru olsun, kayra yanm saat düşünen Kayra olalik işleri yapabilmek için bile en az
rak kalacak...

likle uymuyordu. Güzel konuşuyordu ama dünyanın ve tarilrin

kabulleneceği herhangi bir iz yoktu ardında. Sadece o kendini eır üste çıkmış görüyordu. Ve zamanı gelmişti düşmesinin! Barıa çok kolay geliyordu tercilri. Fazlasıyla insani... Canı çalışmak istenİe-

diği için çaları, başarısız oyunlar yazlp kendisini kimsenin anlamadığını iddia eden adamlar kadar, gerçekte normal insanlardan daha ihtiraslı, dünyevi zevkler peşinde koşmalarına rağmen yakalayamayarı adamlaf gibi... Sabit fikir halini almış üstünlüğü sadece zihinseldi. En azundan, o öyle düşünüyordu. Ben uğraşmıştrm oysa ! Normal olmak için çabalamıştım. Üretmeye, uyrımlu olmaya çalışmıştım. Dünyayla aynı hızda dönmeye. Yapabildiğim kadarıyla benim düşüşüm en üst noktadarı değil, hiçbir yerdendi. Hiçbir zaman yükseldiğimi hayal etmediğim için -çünkü buna kanıt olacak herhangi bir şey yaratmamıştım- düşüşüm de bir boşluküa gerçekleşiyordu. Hiçbir yerden hiçbir yere düşüyordum. Kafamı kaldırdığımda, ucundan atladığım bir tramplen göremiyordum. Ama Kayra dünyanın ve altı milyar insarıın üzerine kurduğu tahta bir tramplenden kendini boşluğa bıraktığını düşünüyordu... Benzemiyorduk birbirimize. Hem de hiç ! Serrmiyordum onu. Bazen çok rahatsız ediyordu beni. İçinde yarattığı gereksiz şiddet canavarrndarı, kadınlan dövmesinden, insaırları kandırmasındarı çok uzaktaydım ben. Barok ve sahte bir kötülük yapıştınyordu suratına. Hiçbir zaman sahip olmadığı bir duyarsızlık. Ve bunu da bütün dünyadan arındığı için yaptığını söylüyordu. Oysa değil dünyadan, daha çocukluğundan bile arınamamıştı. Her şey halA aklında oturuyordu. Bütün insani tutkular, normal bir insanrn ba-

Hakkındaclüşünclüklerimikendisinebirkaçkezsöylemeyeçalıştım.Tabiidahaseçilmişvenarinegostlnuincitmeyecekkelimelerkullanarak.Amahiçbirşeyanlamakistemedi.Herşeyın farkındaolduğunuiddiaeclenadam,dahakendisininfarkındadeğildi.Hattauiraetasında..İstersendön!''biledemiştim.Vegeryapmak ve bıra}<tığı ailesinin yanrna yeni bir başlangıç
çekten,

yerdendevametmekiçinctönmesiniistenriştim.Kontroldençıkmışdüşünceleriileetrafasavurduğtıkindolubakışlarbeniçok iizmeyebaşlaınıştıçünkü.Zihni,ölnıekbirtarafa,birbalıkkadar Bir kez daha istediğini gerçekleştiremeye_ hareketli r," "r.,ıryJı. ceğinidi.işiinüyordunr.Birkezdahalrayalkınklığınauğrayacak-

254 tı. Hayatta doğrultabildiği tek rüyasını da canlarıdıramadığını görecek ve hiç yapmak istemediği bir işe başıırrarak intihar ede-

255

cekti... Ancak böyle bir durumda biiytik ihtimalle o kendini vıırmadan ben ateş ederim, çünkti biltün dostluğumuz göz önüne alındığında brınu ona borçluyuırr. Acısından kurtaracak tek dos-

srrtına! ııiıı belini krran saman çöpü de düşmüştü hayvarırn l(:r5rra'nrn çirkin profiliydi, İçeridengelensusesinclenyararlanarakyatağınüzerindekiceAltı bin dolara yakın na_ l<t,tinin iç cebinden bütün parayl aldım.

O da

tu benim bu dünyada... Tabelada Ankara yazdığı zaman ben de Kayra'yı düşünmekten çoktan vazgeçnriş ve kendimi dinlemeye başlamıştıın. Ankara'da kimlerin olduğunu, nereleri hatırlayabildiğimi sıralıyordum kendime krsa cümlelerle. Ailenrin, son bıraktığıında şehirde bir evleri vardı. Belki taşnmışlardır... Bilmiyorum. Düşünmek istemiyonım. Aslında ülkeye, krsa süreliğine de olsa dönmek çok berbat bir fikirdi. Hem rahat değildik, hem de gittikçe arkamızdan kapıları kapanan bir hücreye giriyor gibiydik, her geçtiğimiz kilometrede, Anadolu'nun toprağı hiç olmadığı kadar hazrrdr, bizim gibi asi evlatlarınr yutmaya. Şimdiye kadar ne Kaygusuz Abdallar yutmuştu ! Biz mi dayarıacaktık karşısında? Bedenlerinden önce öl-

l<it.Sigarapaketinideattırncebime.Sonraçewemebakındımbir da alıp, yavaşça kapıyı açıp Çıktım' ştlv unutmamak için. Çantamı bakarkeıl ardımdarı kaplyı yavaşça l(oridorun sağ ve sol uçlarına
ı;cldim...

Asansöre binip resepsiyona indim, ,,Bir notum Var. Bana bir kiğıt Verin" dedim karşımdaki adaiÇin ŞaŞırmıŞtı, ııla, Türkçe,clen cle Türkçe. Bizi Fransrz sanÖğı Gözlerinin içine baktlm, I(oydu önüme bir ltiğıt, bir de kalem. tlolmakalemle, olabildiğince $üzel
.yazdım:

Iiahatsızolupçekildibaşımdan...Verdiğikiğıdınüzerinesiyah bir el yazrsıYla Şu kelimeYi
"Gidiyorum." sonra bir zarf istedim",

meyı kendilerine hayal edinmiş iki yaşlı çocuk mu dayanacaktı Anadolu'nun çoraklığına ? Şehre girip önce bir tur attık yolları hatırlayabilmek için. Akşam olmuş, insanlar işlerinden evlerine dönmüşler ve caddeleri artık şeytanlara bırakmışlardı. Pek bir şeyın değişmediğini anladık ve Hilton'un önüne geldik. Tek oda, sekizinci katta... Kendi kendime, Kayra'yla ilgili son birkaç saat içinde düşündük-

satırları Birazdan Hilton,un lobisinde, Ankara'da, üzerine Şu kiğıtlarınr ve resepsiyo_ yazdığım Hotel Ritz antetli sarı mektup kayra'yayarn sa_ tıistin verdiği nresaj kiğıdını beyazzartakoyup düşündüklerimi ııah iletmelerini soyıeyeceğim. kendisi hakkında okumasınaizin veriyorum", }ıilmesi gerektiği için bu satırlan

lerimin sonucunda ona kızüğımı hissediyordum. Halbuki bugünün diğer giinlerden bir farla yoktu ve Kayra beni sinirlendirecek en ufak bir harekette bulunmamıştı... Ama belki de yıllann birikimi... Yüzüne her baktığınrda, cinayetlerine bile değer velTneyen bir cani görüyordunr. Sahte birpeygamber kadar yalancı, lunaparklarda üç kuruş için hileli oyunlar oynatanlar kadar düzenbaz... Arabada kendisini profilden izlemeye başladığım andarı itibaren içimde önüne geçilmez bir kıpırdanma başlamıştı. Belki yantlıyordum. Şu an banyodaki eski dostum, hiçbir şeyin farkında olmadan saçlarını yıkayan kan kardeşiır"ı hiç de sandığım kadar yalarıcı değildi belki de. Ama yine de İngilizlerin dediği gibi, deve-

gördüğün rüyalardan uyandırdığım için piş.|an,daki otel odanda
sen orada olmayacaksrn vaşayacak. senin gibi. Öldüğünde ise, yazık ki !"

..Ka5[a,.Nekadaryalnızsanokadarızağagidersin.Nekadar Hatırlarsın", Seni Abid_ t,erk edersen o kadar ölürsün, demiştik,

ınandeğilim...Amabilki,zihnincehennemindir.Sonsuzakadar ne

İkinci kitap
Kayra'nın Yolu

Orospu çocuğu kan kardeşim Kinyas gitti. Yok oldu. Buharlaştı. Geçen hafta bugiirı, Hilton'da komi bır zarf getirdi. Üstünde bir şey yazmayarı. Açtuh. Önce ufak bir kAğıt. "Gidiyorum." Kinyas

uzun mesajları ve kelime harcamayı sevmediği için, ilk sözcük asıl yapacağı hareketi anlatıyordu. Gerisindeki kiğıtlarsa son yazdıkları. Benimle ilgili düşünceleri, tahminleri. Ama haraya girmeden yapıları ganyarı tahminleri kadar tutmayan cinsten. Cassarıdra'darı itibaren yazdıklannı da yatağın yanrna yere bıral«ruştı. Okudum zarftakileri. Elim mini bara gitti. İçindeki viskiye. Geri çektim. İçkiyi bıral«nıştım. Oturdum yatağa, midemde ki.içük bir bulanıklıkla. Asitler dalgalanmıştı. Küfretmeye gücüm yok. Öylece oturup karşımdaki boş duvara bakıyordum. Tabii bu bendeki ani değişimin yazdıklarıyla kesinlikle ilgisi yoktu. Hakkım-

insan için, gidiyonım kelimesinin ifade edebilecekleri, Kinyas'ın arılatmak istediği kadar korkunç bir gerçeklik içermezdi. "Gidiyorıım" derken "ölüyorum, gelmeyeceğim" demek istiyordu... Cezmi'nin son sigarasını da yaktım, yatağa uzanıp. Artık anlıyordum. Kinyas bir daha asla geri dönmeyecekti. Eskiden birbirimizi kaybettiğimiz ya da bir krizin ertesinde terk ettiğimiz za-

daki düşüncelerini sekiz yaşımdan beri biliyordum. Aramızdaki garip ilişkinin şekli böyleydi. Ben ondarı ve hiçbir şeyden rahatsız olmazken, o dünyada sadece benden rahatsız olurdu. Birlikte geçirdiğimiz yıllar, duygusal olmaktan çok düşünseldi, Beni yatağa çöktüren konu, Kinyas'ı bir daha asla göremeyeceğimi tahmin etmemdi. Birçok kez birbirimızi yarı yolda bıralop ortadarı kaybolmuştuk. Amayazüğı kısacrk not ilk defa karşılaştığım bir şeydi. Birçok

251

260 man, son görüştüğümüz yerde beklerdik tekrar buluşmak için. Bir defasında, Kinyas beni üç ay bir ban}<ta beklemişti. Ben çekip gitmeden, oturup birkaç kelime ettiğimiz bankta. Ama birbirimize şöyle garip notlar, kesin sözler hiç yazmamıştık. Bl yazısının düzgünlüğü yazdığı kelimeyi her açıdarı ne kadar ciddiye aldığını gösteriyordu. Aslında elbet bir gün gerçekleşecekti ayrılığımız. Er ya da geç ayrılacaktı hayatlarımz. Ama böyle olmasını beklemiyordum. Çünkti bana sadece sinirlenip gitmiş olması fazlasıyla insani ve safçaydı. Sıkıldığı için terk etmiş olmasını tercih ederdim. Ya da uykusuzluktan kaçmış olmasını. Ama o toy bir genç gibi sadece kızmıştı barıa. Varlığıma sinir olmuştu... O gün yataktan kalkrnadım. Kan kardeşimin ölümünü hatmetmem gerekiyordu. Bazıları yürüyerek, bazılan yatarak. Ben yatakta dönerek sindirdim Kinyas'ın yok oluşunu. Bir ara, koşarak aşağ inmeyi ve sokaklarda onu araJnayı istedim. Ama bulduğum takdirde ne diyeceğimi bir türlü planlayamıyordum. Bir sürü kelime vardı kafamda. Ama birleştiremiyordum bir türlü, marıtıklı cümleler var etmek uğruna. "Döverim" dedim ben de. "Vururum ! Yere düşer. Telone atanm." En azındarı bir iletişim kurmuş olurum, diye düşündüm... Ama vazgeçtim. Kinyas o kadar çabuk kayboluraparümanlann gölgesinde yürürken... Sonsuz yalnızlığım eşsiz bir heykeldi artık. Hatasız bir arut. Mermer bir başyapıt. Dünyanın sekizinci harikası ! Sadece ben kalmıştım Kinyas'tan geriye. Sadece
Kayra...

lıiıliyarıımdaymışgibikonuşturnarabada.Kendimeitirafetmegörmezden geldiğim bir duy«liğim değil, farkında olduğumİ*" üzgündüm, aslında, Uzüntüyle", Evet, çok
gtıyla boğuşuyordum

du ki şehrin sokaklannda, casus uydular bile bulamazdı onu,

Siireklimanrzkaldığımüzerimdekimelankolibulutununyağmuve acl veri_ insaırırr üzüırtüsü kadar basit ı,ıı değildi. Herhangini. t.iydi.Kinyasyıltarboyuncayarattığımıztarihiilişkimizibirsanisayilda büyüttuğü bir insarıı bir yede bitirmişti, doğanın seksen küfür_ daha doğadan nefret ettim, ııiyede öldurmesi ğui. ni, kez lerimnükleerenerjikarşıtlarınakadargid,erken,Konya'yageldiğimi fark ettim", ÜlkeyedönmekQ,yoı.hataydı.İntiharaeşitti.Konyadangü. ortalama altmış kilometre hızla neye indim, M";riĞ'Ğii.rıur"e yolaldım.HerhangibirpoliskontrolündedurdunılmamambüAma umursamadrm bu ihtimayük şanstı. nnliveĞz bir İuristtinr, li.Durmadım.Yolaldım.Motorunsesibütünkulaklarımrnmekaırizmasrnıdoldurana,bütünbeynimimotoryağıylakaınıranakaclar...Mersinlimanındanbiryerleregidebilirdim.Amaherlıangi birinsanlaselamlaşmakbileişkencegibigeliyordu.Velimanda faz|ası gerekirdi *:_1_"i:: bir gemi bulmak için nıerhabadan doğrukırd.ımdireksiyonu.SaatlerinakıyorVe}riçbiracryaragmendurınuyorolmasıtektesellinrdi.Kemer'evardığımdadtırclum ve arabadarı indim",

Şimdi,TürkizHotel,indenizgörenbirodasınınbalkonunda Günlerdir pedallara basmak_ otrıruyorunr. Bacaklanm rrrıryoi. gibi, Yüzmek, Eskiden yaptığım tan... Denize girmek istiyorum, Kilometrelerce.Dalgalarladövüşmek...BiliyorumKinyas'ırükorkuyorı-ınr,
Uyumaktan yamda $öreceğiıni, Ama istemiyorum, d.ediği knnĞları l Belki cle kan kardeşimin Kinyas'ın

Gecenin soğuk sessizliği çöktüğünde midemdeki uğultular duruldu. Terlemem geçti. Hazmetmiştim Kinyas'ın kaybını, İşte bu kadar |. Zaten daha ne kadar sürebilirdi ki ? Ancak ailemi daha iyi arıladım. Onlar belki de yıllarca, böyle bir günü tekrar tekrar yaşamışlardı. Kinyas gitti. Ben kaldım. Saat dörde geliyordu. Güneşe az kalmıştı. Eşyalarımı topladım. Kinyas'ın yazdıklannı kendi yazlarımın yanma kowp çıktım otelden. Arabaya binip gitmeye başladım. Gölbaşı'na doğru çıktım "Kulu" yazıyordu bir tabelada. İsmi güzel ama kim gider ? Benzin aldım. Devarn ettim. Birkaç saat boyunca sanki Kinyas

ıneliyim.Hayattaolduklannıtahminettiğimailemigörmeyegitkaldı' kenclimi... Kinyas gitti, KaYra ıneliyim. Belki de vurnralıyım Kinyas, ? el ateş etsem hepsi ölür mii Kinyas gitti, t,,v,t kaldı, Bir Kayra,hayat...Tekbirn-ıermi...Yatağauzarıdım.İıı<defaZortlyuvicdanım hiç olmadı ki ! Ne sızlıyor mak. Gerçe}rte 0 zor, Benim kolkendimden geçmemi? Bazıları böyle içimde? Ne engelliyor Vicdansızım' vicdansız getırrişim dünYaYa.
suz cloğar. Ben

'"l :::_::*

262

263
barta, Artık geriye sa_ ve ihtiyacım olan yalnızlığı hediye etmişti kalmıştı. Ama bu yol tlece zihinsel tııtımtime giden yolda ilerlemek bunu bulamıyordum", ııered.en geçer, nerede başlar? İşte

Üç kez telaarladrm şu kelimeleri yüksek sesle, çocukken yaptığım gibi. Üç kez. Yanlış bir iş yaptığım zalnan babamın bana kızacağını düşündüğüm günlerde korkumu silmek için söylediğim o sihirli sözleri tekrarladım. "Hiçbir şey yok! Hiçbir şey yok. Hiçbir şey yok..," Uyandığımda hava karanyordu. Açık balkon kapısından içeri giren hafif bir rüzgir üzerimdeki uykuyu titretmeye yetmişti. Bana da haliyle yataktarı kalknıak düştü. Dünyanın üzerinde peydahlanmış hayata dönmek için giyinip dışarı çıktım. Çarşıda yürümeye başladım. Kuyımculann önünden geçtim. Pek laf atan olmadr. Bir turistten çok tanıdık bir Türk erkeğine benzediğimden olsa gerek, yanaşan olmaü dükkAnlann önünde durarı çocuklardan. Otele dönüp, satın aldığım siyah şortu ğiyıp plaja gittim. Akdeniz ismindeki suya daldırdım kafamı. Yüzdüm. Enine, boyuna. Karadan her zamarı için daha güvenlidir ıslak çukur. Açıklarda bir yerde, kendimi sırbüstü suya brrakrnca gözlerimi kapatıp, arada bir yüzümden geçen dalgalara aldırmadan düşiinmeye başladım. Kinyas'ın gidişini, bundarı sonra ne yapacağımr, zihinsel ölümüme giden yolu. Düşünülebilecek her şeyi... Her zamanki gibi, yaşayart en şüpheci beyinlerden birine sahip olduğumdarı, bütün sorular özenle her açıdan incelendikten sorua yanıtsız kaldılar... Yarım saat kadar öylesine yattıktan sonra su yatağırıda, l«yıya çıktım. Tekrar odamdaki yatağıma döndüğümde tek istediğim, içimden gelen bir ses duymaktr. Sadece bir ses. Ne olursa ! Mide gurultusundan bir şiire kadar. Hepsi kabulümdü. Kendimi dinlemeye, du5rmaya çalıştım saatlerce. Elimden geleni yaptım. Ama hiçbir şey. Tek bir ses, tek bir fısıltı bile gelmedi kulaklarıma. Ne yapmak istediğini bilmemek kadar acı verici bir şey daha yoktur.. Ne istediğini bilememek insana verilmiş en yırtıcı işkence türlerindendir... Gecenin ortasuıda, hali yatakta zihnimin uyarup en derinden, gerçek bir emir yollamasını bekliyordum. Zihnimin kendisine seçtiği ölüm tarzını öğrenmenin zamanı gelmişti. Kinyas da yoktu ar-

t,ık.

Öncetikleülkedençılanalıyım,diyedüşiirıdüm.Buradafaz|asıylahafizamıcanlrtutacakdekorlarvardı.Gideceğimyer,daha kesin_
bir yer olmalıydı, Evet, iınce asla ayak basmamrş olduğum hatırlatmayacak bir likle bilmediğim bir yer. Bana hiçbir şey
şe_

hir,birkasaba,herneyse...Veböylebiryeribulduktansonrabe-

insarılar da bulmahydım, clenimi carılr tutacak, onunla ilgilenecek

Belkideişinenzorkrsmrbuydu.Kimöylesinesapkınbirteklifi giren, be_
biİkifakirbirileri.Yeterinceparakarşılığındabuiğrençgörevi,
bulabilirdim büyük ihtimalle", ben ölene kadar yapacak birilerini

bitkisel hayata kabul edebilirdi ki? Kim, kendi isteğiyle ilgilenmek isteyebilirdi ? Ta_ yin fonksiyonlarrnı, durduran biriyle

Birara,akılhastanelerinidedüşündüm.Herhangibirülkede,

herhangibirinekendiisteğimlekapatıldığımtakclirdenelerolabiteceğinidüşündüm.oncelikle,delilerleolmakbeniuyanrktutardı.Fazlasıylasistematikyürüyenbirkurumda,üstelikbeniiyileşbir binada, zihnimi önce tirebileceklerini sanan insarılarla dolu imkAnı yoktu", Meksiparçalayıp sonra tamamen yok etmemin Hay", o da olmaz, Belli bir ka daki mağarayı düşündüm sonra, süresonradoğalihtiyaçlarrm,gireceğimoSonsuzbeyazuykudan beniuyandırırdı.İhtiyacımolanbeniüçgündebirbesleyecek,altımltemizleyecekbirisiniömürboyukiralamaktı...Yerinbiröne. miyok.Belkibüyukbirev,betkidebirkulübe...Farketmeyecekti,gözlerimikapattrktanSonra,duvarlarıngenişliği.Tabiibütün gerekiyordu, Fazlasıyla para, bunlarr yapabilmem için çok para Vehesabımdakiparanln'bedenimingeret<tiğigibibakıldığıtak. dirde,ortal.amaelliyıldahavarolacağıdüşünüldüğünde,yetersiz son bir vırrgun, Çok kalacağı can srkrcı bir gerçet<ti. Dolayısıyla büyukbirvurgunşarütı.Bedenimeelliyılyetecekbirpara.Her. hangibirülkeninmerkezbankasrnısoymakgerekebilirdi.Sonbir çaba.Hayatlakunılacaksonbiritişki.Sonraherşeyibitirebilirve kapanarıtelevizyonunekranıgibikarartabilirdimzihnimi... bildiğim bir yere öncelikle buradan ayrılmalıyım. Haritasını

264

265

gitrneliyim. Banka soyacak kadar kalabalık değilim ama çok büyuk bir uyırşturucu satışı ayarlayabilirim. Belki yarım ton eroin. İşte bu yeter ! Böyle bir iş için cle Afrika'ya dönmeliyinr. Her şeyin başladığı yere... Afrika ! Dünyanın kara deliği... Herkesin ve her şeyin içinde kaybolduğu o gerçek Şeytan Üçgeni ! Kolay değildir yalnızlık. Oğrenilmesi gerekir. Tabii eşleri öldü}<ten sonra otuz dört yıl evlenmeden yaşayan yaşh kadınların yalnızlığı değil bahsettiğim, Dal"ıa çok benim gibi, kendini dünyada üzerinde yaşayaıı tek canlı olarak gören ve hisseden adamların yalnızlığından bahsediyorum. Böyle bir tercihin nedeni yıllarca düşünülse bulunmaz. Çünkii tek bir nedeni yo}<tur insarıları reddetmenin. Uzun bir süreçtir. Dokuz yaşlarında başlar ve ğerçekten yalnız kalana kadar devam eder. Yalnızlık paranın çektiği dostluklarla, fahişelerle bozulur arada bir. Sonra hepsi biter... Fahişelerin yalnız adamlar üzerin<leki etkileri en az annelerinki kadar güçlüdür. Onlarla beraber boşluğu seyreder, içki içip konuşurlar. Son derece profesyonelce gelişen ilişkilerdir. İz bıralaırazlar eğer bir mucize olup da, mesleğine iharıet eden bir fahişe yanındaki yalnıza 6şık olmazsa... Bir insanın yalnızhğı üzerine söylenecek o kadar söz vardır ki ! O kadar büyuktür ki yalnızlık. O kadar kalabalıktır ki. Dünyayı dolduran caırlılardan ızak bir hayat yaşamak ya da binlerce be-

dehlizde, tonlarca ha_ zor alındığı, yerin metrelerce altındaki bir geçirecek kadar büvayı hatırtayıp nefes almamaya ve kalp krizi yük bir parıik yaşamaya benzer", kendisine çe_ içine adım atııdığında, girclaba ayak uydurulur. gereken tek ken dev hortumla uyunıu şekilde dönmek YaPılması

ctoğruharekettir.Kurumuşbiryaprağınlod.osaboyuneğmesigibi insan da yalnızlığına boyun eğmelidir. Yalnızlığın ÇelikleŞmiŞ bekleyen binler_ iskeletine karşı çıkrnaktansa, onda keşfedilmeyi yalnızlrk, insanın içindeki ce bilinnreyeni aramaya çalışnralıdır. gizlimabettir...Benimyalnızlığımise,hayatımboyuncaürkütücü birhızlabüyümüşveSosyaldenilebilecekbütünyeteneklerimi yıllar boyu inşa teker teker yok etmiştir. Bedenimin çewesinde etmişolduğunrveyakındakapısınrtamameniçeridenkilitlemeyi düşündüğümyalnızlıkkatecİralim,belkideşinrdiyekadarbaşaryaptın bu dünyada?" diye, ra_ dığınr tek iştir... Sorarlarsa, "Ne iş hatça verebilirim yanrtrnı: ,,Yalnız kaldım. Kalabildinr ! Altı milyarın arasrna doğdunı, Ve
hiçbirine çarpmaclan geçtim aralarından",
"

denin arasında olup hiçbirini dinlemeden ilerlemek. Hepsi de, yalnızlığın türleridir. Hapisharı el erdeki te k kişilik hücrele r b azıl,arını delirtip kendi isimlerini bile unuttururken, bazılarını da Tanrı'ya dönüştürür... Ama ne olursa olsun, önemli olan tek şey pişnranlıktan armmaktır. Kendini yalnızlık okyanusuna can simidi olnradan, boğulmak üzere bıral«nış bir insan, içindeki dibe sürükleııirken clevirdiği lıer metrede soılsuz hrızurrı hissetıneye başlaırrışken, eğer tek bir salise pişmanlık duyarsa yalnızlığından, tek bir salise tereddüt ederse tercihinden, işte o arı kişinin felaketi başlar. Panik acıyı getirir, Bir kuş gibi sııyun içinde süztilen vticudu çirkinleşir, gerilir, kıwılır, kontrolsüzce kasılır. Ve tercih ettiği yalnızlığın içinde kaybolırraktan korkan insanın en büyik acısı olan deliliğin başladığı noktadır. Daracık, nefesin bile

Kendinritoparlamalıyım.Hayalinikıurduğumhuzurdankilorrretrelerceuzaktayım.Sırayasoknralıyımdüşüncelerimi.Mümkünsealfabetikbirsıraya.Eşyalarımıtoplamalıyım.SonradaAfgitneliyim, Fildişi rika. Öncelikle batrsına ayak basmalı. uçakla bir an önce yapmalı_ Kryrsr, Gana ya da Liberya. \re bütün bunlarr

yıın,yoksayalnızlığınrınvedüşünceleriminiçindetitremeye, korkmayabaşlayacağımVeSonundadaküstahça,Larousse,da gi_ öleceğim bu birkaç edebiyat adamı için yazclığı gibi delirerek clişle...Delirerekölınek!Maupassant,DeN6ıvalgibi.Kimsedelicleliliğe yaklştılar, rerek ölmez. onlar frengiden öldüler. Ama Pi «Ben !" diyerek ölünmez... Larotısse'un ilk ismi
Napolyon'um

eıre,cliyaırılnrıyorsar.tr.Pierre,biliyonınr'uzunzamanönceöldün'AmabeniduyuyorsaniyidinlelAnsiklopedileriırya}anlarla yetmiş yıllık a3lıala1 clolu. On yıltık acıları, uykusuzluklan, il<i yok etmenle eŞdeğer. oldüsatırcla anlatman, bütiin brınları
ğümdekarşımaçıkma!..Neyse,dahaönemliişlerimvarbeninr... var, Yok etınem gereken bir dünya ve bir zihin

267 merhamet, ne de aşk. Kesinlikle seksüel bir açlığ dayoktu. Sadece gasp vardı hayatında. Birilerinin çalışarak kazandığını onlardarı zorla almak. Yaralayarak, öldürerek. Ve tanıştığımız o günlerde de kaçaktı. Karşılıklı oturup konuştuğumuz dört saatin sonunda ayrılmıştık. Ve ben, bir gün sonra fotoğrafinı gazetelerde gördüm. Yakalanmıştı. Ömür boyu hapsi isteniyordu... Ve o dört saat içinde bana sadece bir hikAye arılattı. Sorum basitti. "Peki ya hayat? Onu ne yaptın bu arada?"... İnce kemikli suratından firlayacakmış gibi duran soluk mavi gözleri bir omzumun üstünden diğerine kadar gezdi. Hiçbir şey kol«nuyordu. Ne ter, ne de bir parfüm. Hayatımda, şimdiye kadar tanımış olduğum tek gerçek katil. Bütün hayalperest psikoloji ki-

ve gözümün önünde, tanıdığım en tehlikeli adamın anlattığı bir hikAye carılanıyordu, o eskimiş çarşafin üstünde sağdan sola dönerken.

ya çalışıyordum...

swiss Air. paris-Abidjan. yeniden uçuyorum dev beyaz kuşun karnrnda. Çok zor olmadı ülkeden çıkmak. Önce İstanbul'a geçip birkaç gün sağda solda sürttüm. Laleli'deki otellerden birinde kaldım. Üç gece. Tabelasına bal«nadım girip çıkarken. Geceleri sokaklarda, gündüzleri yatakta geçirdim. ve her yaııımdarı geçeni gardiyana benzettim. Şehir fazlasıyla labirentleşmişti gözlerimde. İzlendiğimi düştinerek yürüyordum. sürekli duvar kenarlarrndan, arkama her beş adımda bir dönüp bakarak. Adres soranlaç ateş isteyenler, kadın teklif edenler, dilenciler... Hepsinden öyle korkuyordum ki ! seyyar satıcılar, fahişeler, pavyonlarm önündeki çığırtkanlar... sokakta kararsız bir şekilde beş yüz metre yürüyüp sonra geri dönüyordum. Başka bir caddeye çıkıyor, orada da birkaç adım attıktan sonra olduğum yerde kalıp otele doğru koşmaya başlıyordum. Gerçek yalnızlığın paniği içimde çok büyumüştü. sadece yalnızlık da değil, sahip olduğum tek gerçe ğe, zihinsel ölüme ulaşamayacağımı düşünmek beni deli ediyordu. kapana kısılmıştım. İnsanları, hücremdeki dev fareler olarak görüyordum. odamn kapısının arkasına iki sandalye yaslayrp uyuma-

taplannda ve kriminoloji derslerinde tasür edilen suça yatkrn, geniş çene yaplsr, kalın ense, kısa boyun ve dar bir ahn sahibi, karikatür kötü tiplemesini yalanlarcasına bir balerin kadar narin duran vücudu ve kafatası ile derisi arasında asgari et taşıyarı yüzüyle karşımda oturuyordu. Gözlerini dilaiğinde gözlerime, emindi oturduğumuz barda kendisini rahatsız edecek kimse olmadığından.
"Sarıa çok iyi hatırladığım bir olayı anlatacağrm" diyerek başladı konuşmaya, bozuk İngilizcesiyle. "Budapeşte yakınlarında bir kasabadaydım. Bir kafede gazete okurken, içeri giren polislerden biri beni tarııdı. Silahını doğrultana kadar ben çoktan arka kapıdan çıl<rrıış, kaçıyordum. Kasabanrn daracık sokaklannda beni kovalamaya başladılar. Nereye gittiğimi bilmeden koşuyordum. Herkesi öldürebilirdim yakalarımamak için. Gerekirse kendi annemi bile ! Ben hiç hapse girmedim. Ve girmemek için gerekirse dünyadaki bütün adalet bakanlarrnın boğazını kesebilirim... Evler seyrekleşmeye başlamış ve nefesim kesilene kadar koştuğum yolun çewesinde birkaç çiftlik görünn-ıüştü. Bir tarlaya girdim. Karşıma çıkan her otu ezip önüme çıkarı ilk binaya daldım. Bu bir ahırdı. Kapısından içeri girdiğimde, on sekiz yaşlarında genç bir kızla göz göze geldik. Çığlık atacaktı ki, belimden silahımı çıkanp dayadım alnına. Kolundan tutup sürükledim alrırın üst katına. On dakika sonra elli tane polis sar-

Almanya'da tanıştığım bir Macar. B6la isminde bir katil. Gerçek bir suçlu. suçludan öte, kimyasmdan, doğasından dolayı adam öldüren tabanca kadar gerçek bir suç aletiydi B6la. Evet, kendisi bir suç aletiydi. İçinde iyilik adına hiçbir duygu yoktu. Ne

269 268

m§tı çewemi. Bir tanesi durmadan konuşuyordu elindeki megafonla. Ama hiç durmadarı. Siirekli bir şeyler anlatıyordu. Belki de eğer onu dinlemeyi bırakırsam kızı öldürürüm diye düşünüyordu. En sonunda, birkaç el ateşin ertesinde, aklı başında bir teklif getirdi geveze megafonlu: 'B6la, tam yanm saatin var. Yarrm saat Düşün ve karar ver. Yoksa içeri gireceğız. Kızı bıralcırıazsan ve teslim olmazsarı içeri gireriz. Otuz dakika! Düşün ve karar ver...' Son kelimeyi de duyduktan sonra kızlabirbirimize awl anda baktık. Elimdeki silahın kabzasıyla, acısrnı bile duymadan bayılabileceği şekilde sağ şakağına vurdum. Böylesine önemli bir otuz dakikayı, aptal bir köylü çocukla geçirecek halde değildim... Ve kendimi samanların üzerine bıraktım. Emindinr yarım saat içinde herhangi bir girişimde bulunmayacaklarından. Ben ki, on dört yaşımdan beri suç işliyor ve aranıyordum ! Ben ki, on dört yaşınrdan beri gördüğün her i"iniformalıyı öldürmeyi düşünüyordum O ahırda sanranların üstünde yatarken baygın kızın yanında, biliyorduıır aynı üniformalıların beni koruduğunu. Yanın saatliğine her şeyden koruyacaklardı beni. Kendimden bile ! Bütün dünyadan. Ve kaçmaktarı, kovalamaktan, kemik çiğnemekten yorgun düşnrüş bacaklanmın sızladığını hissettim. Çünkii hayatımda ilk defa durmuştum. İll< dera hareketin dışında bekliyordum. Tanrarnen dünyanın dışında geçirdiğinr bir andı. Ve gözlerimi kapattığımda bütün kasabanın, arabaların, insanların, hayvanların durduğunu hissedebiliyordum. Gözlerimi açtığımda, havada asılı kalınış giivercinleri görebiliyordum. Yanm saatliğine Tanrı ya da lrer kiırrse bana gerçek özgürltiğü vermişti. Dünyanın en iyi korunan kalesinde bütün tel"ılikelerden ızak, var olan her şeyin durduğu bir zamanda yere yatmış küçük bir çocuk gibi hissediyor! !

düşünerekgeçti.Yarıımdakikızgözleriniaçmayabaşlamıştıki, Bu sefer tam bayıl_ tekrar ıırrdum şakağındaki morluğun üzerine. madığıiçinklsabirçığhkatmışü.Nedeolsaonbeşdakikadırinhafif de olsa h1kimiyetini san olduğtım için şija"t yöntemlerinin

aynı yere, mümkün olkaybetmeye başlamıştım, Tekrar vurdum samarı_ dulunca ölçülü bir şekilde. kafası tamamen kaybolmuştu

larınarasında.Durmakbilmeyenyelkovanbeşçizgidahailerlemişti.BirkararvelTnemgerekiyordu.Yahayatımıngerikalanını burada,ahırdakeşfettiğimiçimdekiinsanla,annekarnındakikadargüvendehissedençocuklageçirecektim.Dolayısıylateslim on üç yaşlm_ olupcezamı çekecek ve ömrüm yeterse, çıktığımda daçalışmışolduğumtekdüzenliişolançobanlığageridönecekedecektim, Bağırsak_ tim. ya da r.raşJhiç olmadığı kadar devam }arıylaismimiyazacaktımtoprağa,polislerin.Burunlannılsrra. rakkoparacaktrm.ŞeytarıınboynuzlarınıkınpgöğsünesaplayaÜzerimde otuz caktım ! kaları beş dakikada beş yıllık düşündüm.

tabanca. AYağa kalktım. dört mermi vardı. Sağ elimde 7,65'lik bir dibinde patladı, içeri Dışarıdan metalik bir ses getip kulağımın ,Son beş dakika! B6la, silahını bırak ve atılan bir el bombası gibi:

kız|adışançık!..,Gerçektendebiroperasyonihtimalinde,beni öldürebilmekiçinköyltikızıdagözdençıkarmayaçoktanrazıo]tmuşgörünııyorıardı.Verdikleriyanmsaatsadeceiçlerindekalmrş,krrıkdökiikbirmedeniyetinsesiydi,Yapacaklarlmrgözümünönündengeçirdimsonbirkez.Vegerisayımbaşladı...Cebimdekiçakrrıagıçıkarıpdörtaynköşesinden,devSamanba]yasınıateşeverdim,lhzyerdeyatıyordu.onunlailgilenmiyordum zaten.Kimsedebenimleilgilenmemiştibugünekadar.Alevlerbüyümeyebaşladı.DumarıahşapahrnndeliklerindendışanSrzmapolisler
ya başladlğı arıda dışandaki sesler de ka]abalıklaştı,

dum kendimi. Ve benzer durunra düşmüş, yani rehine alarak kendini bir yere kapatarak polislerin verdiği sürenin dolmasını bek-

ne

kimseyi zerye kadar umursamayan ben, yarım saatliğine insan olmuştunı. \re işte lrayatla o zaınan tanıştınr. Şiddetten ilk kez uzaklaşmı"ş, kendimle yalnız kalnrıştım. Saniyelerin geçmeırresi için yalvarıyordurrr kolumdaki saate. İlk on beş dakika bütün bunları

leıniş her adamı ve kadını içiınde hissettim. Hiçbir şeyi ve hiç

yapacaklarrnlyükseksesledüşünüyorlarvemegafonuağzınadayamlşolanyüksekrütbeli,itfaiyeçağrılmasınıistiyordu.Dumarı-

larartıkheryerikaplamayabaşlamıştıki,aşağıindim.Polisler büwkihtimalleahınkuşatmışlarvebizimdışarıkoşarakçıkmaolsa_
bir sis bombası atmış mızı bekliyorlardı. Aslında zamanında

lardıda,almıgelişmeyaşanacakh.Amatahminedemedikleritek

Z70 şey, benim aklımdan geçen mantrksız düşiincelerdi. Sadece Yu-

271 IYi,, Köt;ii ue Çi'rbir film müziği dinliyorum. Ennio Morricone'nin

nan tragedyalarında görülen türden nıitolojik düşünceler. Üzerine bastığım Jrumuşak ve rutubetten ıslanmış toprağı, bulduğum bir kiirekle kazmaya başladım. Her darbede, toprağı her harmanlayışımda, bütün dünyarıın bana yaptıklannı, annemi, babamı düşünüyor ve daha da nefret edip hızlarııyordum. Ahşap bina çoktan dökiilmeye başlamıştı. Ağzıma bağladığım fular beni biraz olsun, birazdan içeriyi tamamen kaplayacak oları dumarıdan koruyacaktı. Kazdım. Kazdım ! Dünyayı deldim o sapı krık kiirekle Birkaç dakika içine sığabileceğim bir çukur açmıştım. Vücudumu bükerek girebileceğim, dizlerimi yanaklanma yapıştırarak sığabileceğim bir çukur. Bu arada, üst kattaki tahtalar teker teker düş_-, meye, ahırın çatısı çölırneye başlamıştı. Etraf cehennem gibiydi. Her şey yanıyordu. Samanlar, tahtalar, yukarıdaki kızın pembe kurdelası, ellerim... Gerçek bir cehennem ! Kendimi evimde hissettin-ı. Ve itfaiyenin sireni çoktan süslemişti dışandan bakıldığın!

kin\çınyaptığı,üçli.idüetlosahnesininmüziğiMezarlıksahnesininhafizalandağıayarıomelodisi.Benhepsiyim.İyi,kötü,çirkin.
Hepsi benim
!..

Ailemleyaşarken,gittiğimizşehirlerinmezarlıklarınauğrardım.Annem,babambenibirkaçsaatliğineserbestbırakırlarvebir sokaklarında kendime olduğumuz
şehrin turist olarak gelmiş koyarlardı, bulacağımı düşünerek cebime bıraapara kız arkadaş
İsparıya,da en yakm mezarlığa gitmesini isterdim şoförden,

Bendekaldığımızoteldenfirlayıpilkgördüğümtaksiyebinerve plaja
Luğano,da ve daha d,Aro,da, Frar,sa]da Gruissan,da, isüçre,de "kabristan ziyareti" gezdim. Bu tabii bayramlarda yapılan bir

adınrhatırlayamadığımbirsürüşehirde,kasabadamezarlıkları gibi
değildi.Benkimseyiziyaretetmiyordum.Sadecehavasrnısolumermerin, Mezar taşlarrnrn mak istiyordum mezarların, toprağln, yatanrn nasıl biri olarak ya_ üzerindeki yazılan okurdum. Altında

reketiyle bütün vücudumu gömdüm. Toprak yavaş yavaş §mryordu. Yüzümde solucanlann gezdiğini hissediyordum... Ve gördüğün gibi, işte karşındayım. O günden hatra olarak sırtımda haça benzeyen dev bir yanık iz\var. Ve tabii ellerim... İşte hayat, o yznm saatti benim için. O otuz dakika ! Dünyanm barıa tanıdığı o süre. Saklambaçta sayılan rakam gibi. Ben de saklarıdım otuzuncu dakikada. Yarınr saat boyunca hayatı yaşadıktan sonra..." İşte bu uzun konuşmayı hatırlıyordum. Kelimeleri çıkartırken ağzının aldığı şekilleri hatırlıyordum. O Laleli'deki otel odasında, hep bu hikAyeyı ve içindeki o otuz dakikayı düşündüm. Her anım-

da dramatik gibi görünen sahneyi. Oysa içeride gerçek bir bilimkurgu senalyosu canlarıdırrlıyordu. Bir suçlu, cehennemin ortasında, günü geldiğinde te}<rar dirilebilmek için kendi mezarrnı kazıyordu. Yerde bulduğum mukawa parçasından da, yuvarlayıp bir boru yaptım. Çukura girip çewedeki toprağı üzerime çektim, boruyu ağzıma dayadım, derin bir nefes çektim. Ve birkaç kol ha-

şadığmıhayaletmeyeçalışırdım.Tabiibirmezartaşrnrnkarşrsın. dadurmak,kitabısonsayfasrndanaçmaya,filminsonkaresini

ne YaPmlŞSa YapmlŞ' yakalamaya benziyordu. Ne olmuŞsa olmuŞ, gömdürmüştü", En az$ıburaya, bu mezarlığa gelmiş ve kendini adamda ya da ka_ darı kesin olan bir ş"y rrra, bu hiç tarıımadığım yıllarca durabiliyor altında dında. o da nefes almadan toprağın

olmasl,yaniölüolmasr.Birfahişeilebirrahibenin,bircaniilebir tek gerçek, polisin yan yana yattığı mezarlıklar barıa, hayattaki
şeyler,içindeyinekarşrmaçıkarıoinsanikurnazlığı,ikiyüzlülüğü yine deweye barrndıran mezar taşı yazıları, dini sembollerdi,

Ama hoŞuma gitmeYen tek yalartsız manzara olarak görünürdü.
in_

Sanrnyarattığıotiyatrosahnesininplastikdekorlarrji:Io:"" Tarı_

da o yanm saati bulmaya çalıştım. Ama olmadı... Ve kendimi Swiss Air uçağının içinde buldum... Yalnızlığın teknik desteği kulakhklardan, Swiss Air hediyesi

Değil ölümü dahi kendi çıkarına göre biçimlendiriyordu, rı,ya,kendinebileinanmamlşbirinsanınbaşınaçakılarıhaçlarla, yrldızlarla'oyunundevametmesinisağlıyordu.Seırmiyordum bakan, aclYl ŞaraP gibi tasben, o ölüme bile iyimserlik ve inançla yoktu dini. ÇürüYen cesetvir eden yazıları. olümün de para gibi, daha da ParÇalardı. Yerallere bu kadar yüklenmek onları ancak tıcanavarlarındanönce,omezaJtaşıyazılaİıyemeyebaşlamıştı

272

273

cansrz bedenleri, gittiğim her mezarlı}<ta. Seslerini duyabiliyordum.

Kemerlerimizi bağladık. Palmiyeleri ufak camlarda gördük. Hosteslerin dizlerini seyrettik, karşımızda otururlarken. Siyah deriyi ne kadar özlemiş olduğumu fark ettim. Beş dakika sonra Abidjan havaalanrna ineceğimiz söylendi, pilot tarafindarı. Yine güzel bir rakanr çıkmıştı karşıma. Yine her şeyın durduğu bir zaman say.fası. Beş dakikalık bir mola. B6la'nın hikAyesindeki gibi... Şimdi düşünüyorum da, anlattıklannda birbirini tutmayarı noli:talar var. HikAyenin birçok yerinden yalan kokusu geliyor. Daha önce sadece ne arılatmaya çalıştığını düşündüğümden, ilgilenmemiştim nasıl anlattığıyla. Ama yanan bir ahırın zeminine insarrın kendini gömmesi ve bir boru yardımıyla nefes alarak hayatta kalması, öyle bir ahrrın tamamen sönmesinin en az on saat alacağı düşünüldüğünde, bütün o süre boyunca çukurda kimseye yakalarımadan ve haşlaıımadan kalmış olması inanması çok zor ayrrntılar. Ayrıca kendini gömme fil«i fazlasıyla orüalarda gezen, ilginç görünmek için kolayca uydurulabilen türden bir düşüncedir. Ve insarıoğlunun bu hastalığı o kadar üzücü ki ! Sıradanlığını yaldızlı yalanlarla gizlemeye çalışması, iki boyutlu basit ruhunu üç boyutlu bir labirent gibi göstererek pazarlamasl o kadar üzüyor ki beni... Evet, şimdi hatırlıyorum ilk nerede duyduğumu, kendini gömme işini. Kinyas anlatmıştı. Böylesine bir hareketin erdem sayılabilmesi için nedenler sralamıştı. Ben kendime hayallerimden kanat yaparken, o rüyalarını dev bir matkaba çeviriyordu. Biri gökyüzüne, diğeri cehennemin dibine giden iki ayrı yol. İki tünel... Düşünüyonım da, Kinyas'la yillar süren yazışmalarrmrzrn, yolculuğumuzun mantıklı bir açıklaması yok. Hiçbir zaınan, belki de baktığımız bir bardak suyu bile aynı görmedik. Belki de sadece muhtaçtık birbirirnize, hayatımızla oynayabilmek için. Güçlü değildik yeterince ve ihtiyacrmrz vardı o iki ayn sesin yatatacağı coşkuya, yaptığımız bütün kötülükleri duymazdarı gelebilmemiz için. Ama artık çok geç ! Çünkii geçmişte kendilerini, akla gelmeyenleri yapmaya adamış iki adam vardr. Birbirlerinden sigara isteyen, güç isteyen. Oysa bugün, iki canavar var, kendilerine dün-

yayıtlıırgören.Değilaynıiptedurmak,ayrııkıtayabileslğmayacakkııtlırrşişmişikibeyin.Amabiliyorunr,düşünmemeliyimKinyas,ı.()banamükemmelyalnızlığıhediyeetti.Belkidezihnimi ölcliircbilmemeyardrmcrolmakiçin.Benimiçinneyiniyiolduğu. nu,çıkarrmlnneredeolcluğunuhiçbirzamananlamayacakolduatan, kimsenin yaz göınleği. Boynuna sardığı fularrn altında

ilgilenmiyorum kimin bana yardım ettiğiyle", Şu ğum için aslında

antekilgilendiğimkonu,hostesinderisi.Maüminieteğivebe-gör_
Sarsanoşahclamarı...Veodamannatışhızrnauygunbirmanevray|a.,çelikuçurtmanlntekerleklerideğdiAfrikatoprağına... Uçağıııkaprsrnda,ytnebirrefleksolarakbakacağımbacaklarıma,acabayanıyorlarmıdiye.Veyinegüleceğimkendime,Afrika sıcağının ne olduğunu unuttuğum için", ..Abidjan,ahoşgeldiniz!Dışarısınrnsrcaklığı39derece.,' Sıtmakrizlerindekiateşimleaynl.İşteAfrika,nındeğişmezliği, belkidebeniçeken.Binlerceyıldıraynıkalarakenmuhafazakar

bir yumruk yemiş gibi mediği ama her titreyişinde beni sağlam

krtaunvarıınıçoktanhaketmişolmasıyla,belkidekucağında

uytıtabiliyor beni", olacak. Bugün olduğu gi_ Eminim, kıyametten Sonra da böyle medeniyetleri ! İşte bu kav_ bi. Ne dev metropoller, ne teknoloji

rulmuştoprakkalacakdünyadarıgeriye.ÖıOtigtimdebedenim
için, buralara karışmalı, o günü görebilmek

275 şiiı,lt rde gördüğü saydam denizlere ulaşmak vardır. Paralan gören :ı.şı(:ı, en bol sfirlı olanı alıp güler yüzünü bozmadan,biraz da sahlı.l<6rca doldurulmuş bir aşı karnesiyle döneceğini söyleyerek ka-

düşmüş turiste yaklaşır, ve karşısındaki medeniyet ürününü r,ııni. acı yaşatmadan pasaport kontrolünün öbür tarafina geçirebileceğine ikna etmeye çalışır, Aşı yaptırmadan işi_haltedeiıL""gıni söyler. Ve işaret parmağı ile başparmağı, meşhur pandonriri"l uu."el Marceau'.ru kıskandıracak gerçeklilae para taklidi yapar. Ayaküstü kendini kurtarıcısına teslim etmiş kişi en büyr; hatayı yaparak, daha değiştirmeye firsat bulamadığı güçlü tlikesinin güçlü paralarından bir tomar çıkartır. kafasındaysa, bu insanlıkdışl, Üçüncü Dünya ülkesi havaalanı eziyetinden bir an önce kurtulup bro-

hayattan kopmaya gelmiş bir turist için. İşte bu noktada aşıcı deweye girer. sempatik tavırları ve ağzından geldiğince aksansız konuşmaya çalıştığı Fyansızcasıyla sıcaktan

şr.r.,g*ın içindeki idrarabenzeyen srvry*uııryu. bir adam vardır. zor bir tercih, yıl boyunca çalışıp bir haftalığına ve anlayamamaktan ta.ısıyonu

Havaalanrnda, hatırlayabildiğim birileri var mı, diye bakmaya başladım çeweme. Ama hayır, gitmişler. Her zamanki gibi turlarla değil de kendi başlanna, buralara kadar gelrne cesaretini göstermiş maceraperest turistleri dolar,dr.muyJ çalışan birkaç aşıcı genÇ var, AŞlcı diYorum çünkli Batı Afrikr,r,* birçok ülkesinin havaalanlarınrn uluslararası bölgesinde tropikal hastalıklara önlem olarak aşı yapılır. Tamamen mecburi bir uygulamadır. Ancak elinde iğneyle, kendisine doğru yaklaşan bir zenciyi gören turist neler olduğunu çözemedıgi 4l" büytik bir panik yaşar ve bir iki adım geri atar. Aşı karnesi yoktur, pasaport memuru kontrolden geÇmesine izin VeITnezDiğer yandan da sterilliğinden kesinlikle şüphe ettiği, altl santimetre boyundaki iğneyi,r"

l;ılıalığa karışr. Parayla karşısındakinin iç çamaşrlarınr bile satın :ılııbileceğini düşiınen medeni ürtin, kendinden emin geçirir bekleıııenin ilk on dakikasıru. Bu zaman içindeyse aşıcr aldığı parayı sol ı,tbine koymuş, sağ cebinden de yerel bir miktar barılanot ç*artaı,:rk pasaport kontroliirıdeki memura doğru yaklaşıyordtır. Giirıün şartlarma göre, pasaport gişeleri açılmadan önce tartışılarak belirlc,nmiş miktan polisin önündeki barıkonun rafina rahat bir hareketle koyar. Ve iki saat sonra başka bir av için dönmek üzere havaalarıındarı çıkıp yalonlarda bir yerde soğuk flagını açtırır... Dönelim turistimize. Sabırsızlanmakta son derece haklı olan, l-ıir neü kendini hayvanat bahçesi ziyaretçisi gibi hisseden bu ki

şi yarım saatin sonunda, parasmr alanı bir haftalık misafirliği

içinde bir daha göremeyeceğini anlar. Şu durumda böylesine komik ve basit bir aldatmaca tansiyonunu daha da düşürür. Bütün zencilerden, güneşten, Afrika'dan nefret eder. Tatilin zehir olmasına, kibus olarak başlamasına tek bir adım kalmıştır. O da aşıcının çevirdiği dolabrn son çelorıecesi ve en acıyla dolu olanı. Bir ayağından diğerine ağırlığınr vererek, bir metrekare içinde sabit duruşuylapolislerin dikkatini çeker. O kadar sesli pişman oluyordur ki herkes duyar ! Yaruna gidip aşı olması gerektiğini izah ederler. Tabii ki biraz önce rüşvet yoluyla söz konusu işlemden kurtulmaya çalışırken kazıklandığını an|atamaz. Elinden tutup biraz ilerideki revire kadar götürürler. Uzaktarı altı santimetre gibi görünen iğne ashnda çok daha kiiçüktür. Ve bütün malzemeler tek kullanımlık medeni standartlardadır. §ıcı beş yüz metre uzak<ta flagmı yudumlarken, normalde bir çocrığun bile canını yakmayacak iğnenin, nasrl olup da bir yetişkinin gözlerini sulandırabildiğini düşünür. §ıyı doktor değil ama asıl bu dolandrrıcr yapmıştır. Akla gelince uyutmayan türden, üstüne bastıkça kanayan cinsten bir yaray|a çıkar gider turist havaalanından... Bu sefer de, adınr bile duymadığı, banyonun odayla aynı katta bile olmadığı bir.otelin servis minibüsünün içinde bulur kendini.

276

277
.yondan, sonra da yataklardan birine ath kendini.

kapmrn ahşabı ite bilinmeyen birinin parmak kemiğinin p§mast devam ediyordu. çarve açtım hızlı bir şekilde. karşımda bir adam, AJtmış yaşlarında, deri pantolonlu, sakallı bir zenci. Bana sıntarak bakan Amidou A]i yaklaşık l bir dakika boyunca inanamadım gördüğürne. İnanamadım karşımda durduğuna, canlı olduğuna, Ancak o güçlü kollanyla sarrlınca anladım, Amidou'nun gerçekten beni bulduğunu. "Beni beklemiyordun değil mi ?" diyerek konuşmaya başladı, yatağın yarıındaki telefona ytirıırken. Ben hAl6 bir hayalet görmüş gibi seyrediyordum iri dostumu. iki şışe viskl istedi resepsi-

kendisi gibi medenilerle yan yana oturmuştur. İçinde parası ve pasaportu olan makyaj çantasıysa çoktan şehrin sokaklarında sahibinden çok uzakta gezmeye başlamıştır... küçük çocuklarm, minibüslere bindirmek için çektikleri kolİar dolrı olanlardr! Grand Hötel'in temiz odalarını" bi.ç"ğ;;; kaldım. otelin tek kötü yanı aynaları. Lunapark aynaları gibi. Fazlabakınca gözü bozar". Artık içmiyorum. Dokunnıadım cüce buzdolabına. Aklımda sadece bir şey var. o btiyuı. vurgunu yapmak. Hayatımın sonuna kadar yetecek parayl bulmak. Görüşmem gereken insanları nerede bulabileceğimi biliyoıum. Ama kinyas olmadan yanlarına gitmek tehlikeli olacak. Birisini bulmahyım. sözümü dinleyecek, vumruğu yemeden tekmeyi basacak kaclar kötülükten anlayan birini... Eşyalarımı dolaba yerleştirirken, bir yandan da düşünüyordum. Ne kadar çabaladığmlrn farkındaydım. Ne kadar enerji tükettiğimin. "Harcama kendini !'' derdi uunr*. Ama harcıyordum hepsini. son danrlasına kadar. İhtiyacım krı*rrr"ak insanlığıma, zihnim sona erdiğinde... Bir tıkeaen çıl«ıradarı, sın[a yakın yerlerde ülke p*^rn.irn kurtulmak için gereksiz eşyalar satın almak gibi. Eskileri fakire vermek gibi. Ben de içimde kalan son insani duYguları, dawanışları dağıtıyordunr sağa sola... Tam balkonda oturup birazokyanusia dertleşmeye karar vermiştim ki, kapı çalındı. Kimseyi n"ı.ı"**".il. Hiçbir şey de istetmemiŞtim odaYa. Tedirgin oıuyordum bu topraklarda. Bir sitah bulmalıydım bir
an önce.

kollarından, küçük çocuklann çekerek bindirdiği

"Evet, gördüğün gibi hayattayım. Öldüremediler beni. Hiçbir şey yapamadılar ! Ben öldürdüm hepsini. Piçler ! Bir Müslüman'la

lıaşa çıkılanrayacağını anlayamadan öldüler. " Amidou, Amerikan pasaportu taşıyan bir Müslüman'dı. Hayatını, on altı yaşında inandığı dinine ve paraya adamıştı. Onu son gördüğümde, Afganistan'dan getirdiği bir ton affonu sahil güvenliğe yakalatmamak için direniyordu. Direnişi son derece basitti. Elli roketatarı elli adamına ateşletiyordu, yolunu kesmiş hücumbotlara doğru. Ben o srrada, bir sürat motoruyla Amidou'yu karşılamaya gidiyordum ve gördüğüm manzara karşrcında geliş hızımın iki katıyla dönrnüştüm karaya... New orlearıs'taki Müslüman cemaatlerine daldıktan sonra ailesini terk edip Afrika'ya, o zaman}arın moda deyimiyle atalarının toprağına dönrnek için yanıp tutuşmaya başlamıştı. İsmi Julian Khyle'dı. Ve bu, dedesini pamuk tarlasında çalıştıran adamın da ismiydi. Anlattığına göre, Afrika'ya gelmiş ve ismini Amidou Ali olarak değiştirmişti. Addis Abada'da birkaç yıl geçirdikten sonra sefaleti öğrenmiş, Afrikalıların kendi topraklannda birbirlerine yaptıkları vahşeti görmüş ve kafasında, her aradığmı bulamamış adam da olduğu gibi, değişik fikirler ortaya çıkrnıştı. Bunlardan bir tanesi, mensubu olduğu dini kendine göre yorumlamaktı. Bir

diğeriyse Anglosakson dünyasını -ki bütün kötülüklerden sorumlu tutuyordu onları- ne pahasrna olursa olsun çökertmekti. İçki içerek, kadınlarla hatta bazı durumlarda erkeklerle de yatarak dinini kendi hayatına göre biçimlendirerek yaşamaya başlamıştı. Ona göre, yaptıklarında hiçbir çelişki yo}<tu. Allah, kulunu mutlu görmek istiyordu. O da mutlu oluyordu !.. Diğer idealini gerçekleştirmenin yolunu ise beyaz adamı uyuşturucu bağımlısı ha]ine getirmekte bulmuştu. Her zehirlediğibeyaz, haçlı seferlerinden alınan bir intikamdı. Çünkü ilginçtir, gerçek bir tarihçi kadar entele}<tüeldi Amidou. Sadece okuma yazma öğrenecek kadar okula devam etmiş, ancak yasadışı faaliyetlerinden artakalan bütün zamanrnda da tarih kitapları okumuştu. Ve beyninde oluşan karma bir tarih, siyaset anlayışı onu en rıçlarda seyreden gö-

:.a>:.__|

279 278

rüşlere itmişti. Ama Amidou'yla bir ortak yanımu vardı ki, belki sadece bu bizi birbirin,ıize çekiyordu. O da Türkçe'ydi ! Yaklaşık yirmi yıl boyunca Afganistan ve İran'darı dünyanın dört bir yanına tonlarca uyuştunıcu yolladığı ve bin bir türlü kirli işe aracılık yaptığı zamanlarda Türkiye'ye defalarca girip çılctığı için Türkçe'yi öğrenmek zorrrnda kalmıştı. Ustelik öğrendiği lisanın yanrnda, tarihe olan tutkusu, Anadolu'5ru da araştırmasına neden olmuş ve o bölgenin kültürü, tarihi Amidou'yu kendine hayran bırakmıştı. Osmanlı İmparatorluğu'nu içinde hissedebiliyordu. Anglosakson dünyaya karşı açılmış savaşların önderlerini kendinde buluyordu... İnterpol tarafindan arandığını herkes biliyordu. Ve sürekli olarak ufak bir orduyla geziyordu... Zencidilinin hikim olamadığı aksanını gizlemeye çalışarak konuşmasrna devam etti. Ülkemden binlerce kilometre uza|üa, Amerikalı ancak kendini Müslüman sanan bir zenciyle, Orta Asya'nın en büytik uyuştunrcu kuryelerinden biriyle Türkçe konuşuyordu... Ortak geçmişimizi birkaç cümlede tazeledikten sonra nrevcut durunllarımıza döndük. Öncelikle, il«am ettiği içkiyi reddederek şaşırttım onu. Daha sonra da, yaptığım iş teklifiyle. "Amidou büyuk paraya ihtiyacım var. Bir daha asla, hiçbir işe girmememi sağlayacak kadar. Bana yardım et !" Elindeki şişeyi bıraktı... Yaşlanmıştı Amidou. Yaşadığı, o her günü deprem gibi olan hayatı yormuştu yüzünü. Sözlerimi bitirdiğimde, odaya girdiğinden beri suratına asılı olan gülümseme silindi ve yok oldu. Tekrar yatağa uzanlp başladı konuşmaya, gözleri kapalı: "Bak Kayra, burada olduğunu Koffi'den öğrendim. Bugün gelmişsin. O son afyon işinden sonra çok zarar ettim. Büyuk patronlar bana kızdılar. Ve sonuçta, yaşadığım süre boyunca beni kovalayacaklarına yemin ettiler. Hiçbir ülkenin polisinden ya da gizli servisinden kor}«nuyonrm. Onlar beni bulamaz. Ornıana girersen hiçbiri bulamaz. Ama büyuk patronlar, Kayra, orTnanı yakarlar Anlıyor musun ?.. Üç yıldır gizleniyorum. Gittiğinı yerlerde, en faz|a iki kişi biliyor orada olduğumu. Ben, Afrika halkı için ölnrüş
!

lıiriyim.Amabüyukpatronlarbiliyorlarhilibuboktandünyarıın ııl<sijeniniiçimeçuı.,iğı*i.Vedolayrsıylahiçbirişekalkışamlyoyaşıyonrm' ıvıtısı"m"' dostlarımrn yardımlarıyla ı' ı ın üç yıtdır. Ermenilere karşı
Ruslara, (,lok düşündüm Orta Asya'ya dönmeyi,
ı

New Orben, Kayra, Ve içimdeki o s:ıvaşmayr. Ama artık yaştıyım bitti, Her geçen

Mücadelem lt,ans serserisi uyanmaya başladı, Böyİçki içip şarkılar mırıldanıyonım, giin clede*" U",",,iyonrm,

ltlolmasrnıistemiyorumamakendiliğindendoluyorbunlariçime. l}eyazlard,,.ok,d,rnefretetmiyorumartık.Kendirrkrmalozıyo- de diye duşünüyorum bazen. Bazen ı.um. Hak ediyoruz köleliği, l<imyasalbombalaratmakistiyorumİspanyaya,Portekiz'e,İtalgecekon! Dünyanrn en zengin ya'ya keşfettikl",l lç", Amerika'yı son_ Ben arhk sadece birkaç şişeden ttu ülkesini yarattıı.ian için! yaslayıp uyuyan YaŞh bir adamım' ra kadınrn göğüslerine başını öldühale geldim, Hayır ! Sanma ki Sarıma ki gölgemden korkar

rülmektenkorkuyorum.Sadece,,yı.,*var.okadar.Nebeyazlar yokoldu.Nezencilerhükiimsürdü.Hiçbirşeydeğişmedi.Çok inanmıştımtekbirinsanındünyayıaltüstedebileceğine.Çok inanmrştımkendime,AJ'lah,a.Amaolmadı.Dedeminsahibibir beyazdı.Şimdiyse,dünyanınsahibiyinebirbeyaz.Dolarınüzekafamdaki uğultular, patlayan rindeki Franklin l Geriye sadece bombalarrnsesi,kaçışançocuklarınağlama}arıkaldı.Vebütün ben de, Sonra da uyuyorum, bunlarr duyınamak için içiyorunr
bir şey kalmadı," Çünkii yapacak başka
tan dolayı

Amidou,yudinlerkenbirşeylerhissetmişolmamgerekirdi. onuniçinüzülmem,kendimiçindoğruadamı,.bulamamışolmakmisa_ uğramam gerekirdi. Ama hiçbiri

h;

ı.rrrı.ırgrna

firolmadrnebelmime,nedekalbime.Sadecedinledim.Gözka_ paklarınınüzerindekizorluklaseçebildiğimdamarlarınçizdiği sıkılmamak iÇin", HaYaresimlere anlamlar yüklemey" çrıştr*,
trnl,herhangibiridealigerçekleştilTneyeadamışvebaşaramadı. ğınayaşarkentanrkolnruşh",adamgibiAmidou'yudabirzava|lıolarakgörüyordum.MutsuzluğunnedenibaşarrsızlıKangelmego,yaşlarının nedeni olmamalıymeliydi, lrele hayal krıklığı asla clı...Nedenin,anı,rbirtürlü,,.luy,*,yorlarhayattanhiçbirşey

281

280 beklemenreleri gerektiğini, diye düşündüm. Neden binlerce kitap, film, şarkı, şiir umudu tek hayat kaynağı olarak göstermiş, diye diişündüm... Ve neden btı kadar içi boş bir duyguya, acımasızca cezalar yağdırabilecek bir arzuya hayran kalınır, diye düşündüm... I{içbir zaman ümit etmedim. Umutla tarıışmadım. Eğer mutsuzluk, istediğini bulamamaktarı, hayalini gerçekleştirememekten kaynaklanıyorsa sıradanlaşır. Sadece adı kalır. Güler geçerim sınavlarında başarılı olamadıkları için ağlayan gençlere, sevdikleri terk ettiği için intihar eden kadınlara. Kolay mı bu kadar taırımak mutsuzluğu hayatın karanhğında? En arılaşıldığı no}<tada başlar bilinmezleri hikiyenin. Kolay mı hayat, daha zengin olamadığı

"iyi uykular Julian Khyle" dedim,
kanamauykuda geçirilmiş bir beyin Sabaha, yanımclaki adamın dileğiyle, Mutvücuduyla l,arşlaşmak

SonraclabenS}ramlsavdrnr.UykuS[aml.Kapattım$özlerimi.

sı sonucunOa l<atlaşmış strzluğuokaclarçokkokuyor:egii,,,ı,,-.QıkanYorctuki,ölmesini gerçek_ d"Jim kenclime, Çi,nü,ti ne istedirn... "Ve ben şanslıyım" ettim, ne de rüyasını gördüklerimi leştirilebilecek ,ur'", hayat etmek için hayal ettim, Baş_ gerçekteştirmeyl iahştım. Benhayal yerlerbildiğİm için, Hayat az çokbir ka bir şey yapam,v,"uğ,^ı bir hayal olmadı hiç_ den tanıtlık geldiği için. zihinseioıumumse

için bir adamın ağIayacağı kadar ? Amidou'nun o bitkin ve sönük göz}erine bakarken içimden bağırmak, yanımda duran ktil tablasını kafasına atmak geliyordu. "Sen" demek istiyordum, "sen büyuk Amidou Ali ! En vahşi örgtltlerin saygı duyduğu adam ! Sen mi benzeyeceksin dedene? Nereden biliyorsun bardağı taşırmak için sadece bir damla daha gerel«ırediğini ? Neredeır biliyorsun Anglosaksonların çöktişünü seyredemeyeceğini ? Eğer nefret ettiysen kendi ırkından da, patlatsana bütün dünyayı !" Ama ağzımı açmadım tabii, söylenredim bunların hiçbirini. Sadece dihledim. Bütün gece boyunca, bana ırklardan, Osınanlı'dan bahseden eski suçluyıı dinledim... Ve yattığımız yerden şarkılar söylemeye başladık, hahrladığı-

ölümümün yerine k:{d"* :1lff bir zaman. Sadece §edensel zorlasam O.,:. redclüt edemedim ne kaclar ş."""kleşmeyecegngün düşünce köşesinde hep bildim, bir den. Çünl<U Ueynimin bir Kayra'nrn zihni dosantralrmın tarafinrdan fişinin çekileceğini...

ğar,büyur,bilenirhayattarafindan'Sonradakeskintarafısaplabir zihinl Ve bu yazıIan|arsa böYlesine nrr artakalanına. o kadar
olur, zihinlerini olur belki. Belki de İncil,i

selintiharınzabıtlartdtr.*Arı"ı,ı.t,ilkonadlm,'kadaryararlı öldürmek isteyenlerin!
insanuyandığınınasılanlar?Her$özlerimikapattığımdasöz ,,Bu sefer tanık ol uyanışına" diYe, lJYanıŞımrn veririm kendime, o iki olmaz, O kadar rrzaktıı ki
Ama aşamalarını bilırrek isterim, clünya!Milyonlarcakilometremesafevard.ırğözlerinkapamasrndanaçılmasrna.lnsanoğlununlşıkhızrndagövdesinitaşımaistezaten ,", h"_",da giden uçaklar, Çünkii hız ği boşuna eoş"^u saklıdoğamızaa.Hersabahmilyarlarcainsanyaşıyormuazzam gözkapaklannın üzerinde milyonyolculuğrı. Milyarlarca insan, ger_ biihareketle uyl«ı dtinyasından larca kilometre taşıyor. Tek

mız kadarıyla. Söyledik. Grand Hötel dinledi. Belki iyi bir kora değildik aına mucizevi buluşmamız yeterince uyuşturmuştu beyinlerimizi. Ye sonra sesim tek kaldı lunapark a5malı odada. Beyaz adarnın en büytik düşınanlarından yaşlı ayyaş Amidou uyudu... Böyle bir adam ne görür rüyasında? Beyaz köleler mi? SanInaln. Olsa olsa birkaç şişe daha... Derisine çizdirdiği bütiiTt o unvanlar, aslında içindeki New Orlearıslı ktiçük serseriyi çirkin bulduğu için. Ne İslaırr, ne beyaztar ! Hiçbirini umursamamıştı betki de, Cehaletinin üzerine saf bilgiyi beton gibi dökerek doldurunuştu beynini dünyanın tarihiyle. Ama kendi tarihi yoktu içinde. O
hiçbir yerdeydi, New Orleans'a dönmeyi bekleyen yaşlı bir zenci... Elindeki boş şişeyi alıp üstünü öıttüm yavaşça,

çekdüny,vug"çiıiyo,.e.,.dandahahızlıgerçekleştirilenbiryol kadar çabuk hrzrnı alma şekli ",İ *,? Işık 1luy }ol":",:1"""k Ve kimse farinsanı,
döndürüyor açılan gözler gerçek dunyaya

kındadeğil,n"eo",.i,.,i,,sabahkiyorgunluğunun,çokuzaklardan gözaçıpkapayıncayakadargelmesindenkaynaklandığının.Kimseikidünyaarasındakisaatf,,k,,..hesabakatmıyor.Gözkapakgemileri. Doğa gösterrniş mükemmelarının şeklinde olmalı üzay li.Milyonlarcakilometreyiışıkhızındageçmemizisağlayangöz-

=ş*--;:::,:
282 283

kapaklarımız kapanır. Uyku ewenine geçilir. Açılırlar, gerçek bıraktığımız yerden devam eder. İnsanın en büyük hatası kendini seyretmemesidir. O kadar çok ilgilenir ki dekorla! Tanıyamazbir türlü başaktörü. Sadece gözleriyle yolculuk edebilen bir insarıın kendine tapması kaçınılmazdır. Sadece fark edebilsin yeter. Gerisi gelir. Ve ben de herkes gibi o korkunç mesafeyi, gözlerimi açtığımda geçnriştim... Yanımdaki yatağa doğru baktığımda, hafifçe hareket eden bir vücut görmeyi bekliyordum. Ama sanki hiç açılmamış gibi örtü en düzgün biçimde duruyordu. Amidou gitmişti. Anlamıştık birbirimize yaranmrzrn dokunmayacağını... Yataktan kalkıp bir arı önce görmem gereken insarılara gitmeliydim. Bir araba kiralamalı, bir silah bulmahydım. Ama öylesine zor geliyordu ki bütün bunlar... Masaırın üzerinde odanın anahtan vardı. ve dikkatlice bakınca o an anladım, bu odanın Kinyas'rn gelip beni çıkarttığı oda olduğunu. Ve her şeyin başladığı, yazmaya başladığımız geceyi hatırladım. İlk başlarda kalemi elinre iğrenerek alışımr, daha sonra kullandığım her kelimede, her harfte daha da hafiflediğimi hissettiğimi hatrladım. Ve gözümün önüne tek bir kelime geldi, Karanlığın içinden çıkıp gelen, büyuk beyaz harflerle yazılmış tek bir kelime: "Faşistan"... Sözcük bana ait değildi ve çok eski bir tarihe dayanıyordu. On üç yaşlarında olmalıydık. Ailelerimiz almı sahil kasabasında tatillerini ge çirdiklerinden, Kinyas'la beraberdik. Yürüyorduk, konuşuyorduk. Yüksek kayalardan denize elimizde bira kutularıyla atlıyorduk. Birbirimize seyrettiğimiz filmleri, okuduğumuz kitaplan anlatıyorduk. Çok güzel günlerdi. Ne kadar tehlikeli bir

Bir çeşit kamu ahlalıir iş olarak değerlendirilmeye başlanmıştı, parçalamak, Ve biz de, elimizden l<ınrn gereğiycii güzeli ve sessizi İlk gelcliğince kendi ahlakımızı onlara öğretmeye ÇalıŞıYorduk, kavgalar sıklaşma_ lıaşlarda sey,rek giclen, tartışmalarla başlayarı gelişmede bir gece Kinyas,rn ya başlamrşt, za,_,:ran içinde. Tabiİ bu lastiklerini Pl4ida Yakmatlüşman çocukların bisikletlerini çalıp Srnlnbüyükpayıvardı.onunyaptağınıkimsekanıtlayamıyordu arasrnda "Suçlu benim !" di:ıına heykelsi yuzü bütün çirkinlerin ye bağırıyordu, böylesine bir hareEge Denizi'ne ev sahipliği yapan kasabada başlamıştı. §lelerimiz ketlilik büytiklerin $e aiı.tatir,i çekrneye

soğuğuna kadar her şekil_ tıizi karşılarrna alıp en srcak tondarı en u},rnaJTlaf1l|Z gerekti_ cle konuşup, ne olursa olsrrn kötü çocuklara kelimelerle, Düşman gnr_ ğini anlatıyorlardı anlayabileceğimiz ise sanki geçmişte lıun lideri konumundaki kerem isimli çocuk

annesineyadakendisineherhangibirzararvermişizgibibizden
rımutsuzca nefret ediyordu",

işin nasıl olduğunu sonı_ haberiyle sarsıldı. Herkes birbirine bu yordu.Bahçelerindekiçiçekterisularkençeweyesıçratmadavakonuyu konuşmak için ba_ lanndarı birbirlerine ktis komşular bile nşmışlardr.Kimseböylesineiyibirdedikodumalzemesinikaçırmakistemiyordu.Vesıcağınaltında,tamamenhurafelerdenoluşanhiklyeleranlatmaknekadardadinlendiricigeliyordukasaba ce_ sadece bir tanesi insarılarrna ! ortalıkta d.önen söylentilerden nazedenSonradaayaktakalabildi.Doğruolankalmıştıgeriye...aYnı Kerern'in ağabeYi, istanbul Universİtesi,nde öğrenci olan

BirkaçgünSonra,kasabaKerem,inağabeyininöldürüldüğü

yolda olduğumuzun farkında değildik. Kasabadaki diğer çocuklardan tızak durduğumuz için zalnan zaman kavga etmek zorunda kalıyorduk. O yaşlarda, insanlar doğallıklannı her şeye rağmen korur ve içlerindeki acımasızlığı daha kolayca ortaya serebilirler... Dolayısıyla sürekli birlikte gezen iki çocu}<tan diğerlerinin nefret etmemesi için hiçbir neden yoktur. Üstelik iki çocuktan bir tanesi, kasabadaki kızlarn çoğunu kendine aşık etmiş olduğundan, bizim suratımızda kalıcı hasarlar bıralcnak çok yararlı

zamandadadewimciyasadışıbirörgütündeilerigelentemsilcikalbine
biri ciğerine, diğeri lerinden biriydi. ve sokak kavgasında

ikibıçakdarbesia}mış,Ölçüsüzceaçılanyaralardanötürühastaneyeyetiştirilemedenölmüştü...Ailesinekadaristemesedece- Biz pankartlı insanlar geldi", nazesine birçok değişik örgütten, olupbitenlerleilgilenmiyorduk.SadeceolaylarkarşısındaKerem,inalacağıtawımerakediyorduk.Bizimleuğraşmaktarıvazgeçecek miydi?,

284

285

Cenazeden bir hafta sonra Kinyaslann kiraladığı evin önündeki duvarda büytlk beyaz harflerle yazılmış bir kelime göründü. LTcuz boyayla, özen gösterilmeden yazılnlış bir yazı: Faşistan... Kerem, yery-ızünde geçirdiği on dört yılın verdiği bütün hmç ve cehaletle kasabayı ikiye bolmüştü. Komünistan ve Faşistan. Duvarlarda hep bu yazılar okunuyordu. Her gece, bir yerlere daha yazılıyordu kelimeler. Sınırlar belirliyordu Kerenr. Ağabeyini

bir bölümü çalışmaya başlağişmişti. Bizimle tığraşan çocuklann

ınıştr.Kasabayaı.,nıa,.ndakimobilyaatölyelerinde.Gerikalanı ctailgilenmiyordubizimle.SadeceKerem,igöremiyordukortalık. "Gitti" dedi}er sorduğumuz_ larda. Komünistan,ın lideri Kerem,i.
cla.

öldürenlerden yoktu farkrmrz, onun için. İçindeki nefret bize dönmiiş, kendi de komik bir çerçevede de olsa ağabeyinin yerini aln-ııştı, hiçbir siyasİ faaliyette bulunmayarı insanlardan oluşan

,,İstanbul,a gitti..."Hepirniz anladık onun, ağabeyinin yerini al_ gerek, uzaklaşamadık fazmaya gittiğini. Ama alışkanlıktan olsa yıl önce çizilmiş Sınrrr", Belki ço_ la evlerimizden. Geçemedik iki

ctıkçayapılmışbirsavaştı.Amaçewemizeçizilınişdaire,içimizIçin_
Daralmryordu çember, cle de bey,rıimizi sıl«ıraya başlamıştı.

sayfiye kasabasında. Çewesine topladığı ve sert cürnlelerle saflarına çektiği çocuklarla kasabanın Komünistan bölgesinde hükiim sürüyorlardı. Ve tahmin edileceği gibi Kinyas ve ben de Faşistan bölgesinin askerleri oltıyorduk. Bu çocukça savaş ve çaba bize gülünç geliyordu. Ancak işlerin boyutu büyüytince jandarmayazıl,arı kimin yazdığını soruşturmaya başlamıştı. Tabii ki kimse Kerem'in isınini vermiyordu. Zaten kimse inanmazdı on dört yaşındaki bir çocuğun arkadaşlarıyla "Paris Komünü" benzeri hayaller içinde olduğuna ! Kerem'in de böyle bir düşünceye sahip olacak bilgisi yoktu zaten. O sadece kime ve neye tam olarak kızdığını bilmediğinden böylesine bir işe girişmişti... Ve bir süre sonra evlerimizden çıkamamaya başladık. Faşistan srnrrrnt geçemiyorduk. Ailemizle bile gittiğimiz de karşımıza üç beş çocuk çıkıp bizi nrahvedeceklerini ima etmeye çalışıyordu hareketleriyle. Ya biz de savaş oyununa katılacaktık ya da umursamadan evlerimizin önünde otunrp tatilimizi geçirecektik. Kinyas bu işi biraz daha ciddiye almış ve geceleri Komünistan'a girip duvarlara yaz/.ar yazmaya başlamıştı. Karşı taıaftayirmiye yakm çocuk vardı. Biz sadece iki kişiydik. Sadece bir defasında linç girişiminde bulundular ve onda da kaçıp kurtulmayı başardık. Ama tek gerçek, biçim Faşistan'd a y apay alnız bırakıldığımızdı. Kuşatılmış iki çocuktuk. Zehirlerini kendilerine akıtan akrepler gibi bizim de kendinrizi yok etmemizi bekliyorlardı, kuşatmanrn altında... Giinler geçti... YazıIanllann üzeri renkli boyalarla kaplandı... İki yıl sonra a5mı kasabaya tatile geldiğimizde her şey çok de-

deyaşadlğımızFaşistan,rnsrnrrlarıclaralmıyordu.Amahersabah uyandığımızda,Kerem'inyazdığıbiryazıyıanyordugözlerimiz. Bizidahadakıstırdıklarınıanlatan.Dahadayakınlaştıklannısöyleyen,komşueünduvarındabirKomünistaııyazısrbekliyorduk. bizi İnsanların ileride Ama gelmedi... Sadece biz öyle hissettik... nasılterkedeceklerine,yalnızlığamahk0med.eceklerinedairbir işarettibu'Bizanlayamamıştıkozamanlaramakurulmuşolan yaşamak, ;;;k buydu. öIene kadar toplumdan sürülmüş olarak

! Olene kadar Faşistan'da yaşarrıaya zorlarımak kasabanın diğer tarafina geçe_ Acı çektik bi; süre. istemedik

memeyi,büyüdüğunrüzdedenormalinsanlarrnarasınakabrıl edilmemeyi.Amaalıştık.Sankikenditercihimizmişgibikabıılet-boy_
etrafindan çıkarıp tik dışarıda durmayı. Çemberi beynimizin

numuzaastık.Bedenimizgidemezdi,dolaşamazdıbelkiKonrü-

ama beYinlerimiz Çoknistan,ın sokaklannda, insanların arasında toza bulayan, Faşis_ tan birer yanş arabası olmuştu kaldırımları tan ülkesinin iki yaşayaJüı olarak kaldık",

Şimdibiliyorumki,büttinbugeçmişteolanlarıKerem,Kinyas efendisi olmak için ve ben hatırlryoruz. kerem bütün dünyanın çabalarken,bizhayaliülkemizdevoltalaratlyonrz...Bebekleriay_ seyretmek, Hepsi ktıvözde, fahişeleri kirli camlarrn arkasrnda
yemesi istiYor. Onun iÇin nı. Herkes birilerini bir yere kapatıp seyretmek

popcorn satıhyor dünyanın her yerinde, Seyrederken kapattılar bir fanusun zevkli olcluğu İçi.,.., Ve bizi de işte böyle içine.GörünmezsınırlarrolarıFaşistanülkesinesürdüler.Neden de, artrk bu sayfalarla o $ünler aklınia geldi, bilnriyorum. Belki

286

287
«lum. O da anladı. Lacivert Mercedes'e binip otomatik vitesli ara-

paylaştığım için kırmışımdır şnırları. Ya da çimentoyla güçlendirmişimdir duvarları ! Berlin Duvarı, Çin Seddi, Komünlrtr.,, Pryedirmeye kararlı insanlar tanıdım ben. Midesi bulandığı için seyretmeı.t".,,.teleüzyonuna ateş edenleri gördüm. Çünkü.niamışıa.dı. En büyük duvarın, televizYon ekranı olduğunu. N" g"ç"nijİ;; Her duvarı tuğla tuğla, inşa edenine

ffi':*ffi
İ;i*Y
1,]iiit&_..rı,,{i:

a*İ?**,ne de du_ sesini, Dünyanın en y,ıı<seı. ve sağlam duvan, teleüz_
.tel

LlTill^U:l}TrlT

il::j"]İl
rrT
:

.

I*],

bir

efon a uzan dım.

adamd,;;;i;

ağırdım. ;;i"J#}H;
ç

Koffi'yi

On

;l

;

!

i:;,:.

§eytana

}ri.et
1

ederdi bence. Bir araba istedim.
K on u
ş

il;İ,",ğ,."JT:T11l,ktiçükbirço",1.1.".,,;;;;HHffi;
tı ve gitti... oitti ti

İ:':;::

:*l

:",,

urk

";

;;;;;;;

;;

;

ilH

r:HT_

piyanoyu, Fransa'yı ? Kimse bilmezdi. İmpala'nın arka tarafta durduğunu söyledi. sadece lastikleri satmıştı. Ama arabaduruyordu, Bagajında bana ait k,ğıttar olduğunu, onlarr alacağımı ve arabanın da kendisinde kaıaüiüeceğini ..iyı"am. Beraber dışan çı}<tık. Yazı|arı alıp Koffi'nin ayarladığı 1982 model Mercedes'in bagajına attım. Artık gitme zamanr gelmişti. Looping'e sanlcİığımda şaşırdı. Genelde kuru bir el s,k,şmasryla ictare ecterdik. Ama karşımda duran iyi kalpli aclamı bir claha gciremeyeceğimi biliyor-

ği zamanlarda, Saint-Germain-des-Pr6s'deki dığı geceleri büyük bir hararetle anlatırdı.

nı du,mramıştım. ve gerektiğinde herkese yardım ettiğini de biliyordum, Bir ailesi yo}<tu. Yirmi yll önce, Marsilya'dan gelmişti. Asıl mesleği piyanisttikti. Jazz mizisyeniydi. kendini iyi hissettibarlarda piyano çalAma neden bırakmıştı

Bir saat sonra arabayla dolanıyordum sokaklarda. caf6 des Sports'a gidip bir pizzayedinr. Looping'lu yu.id". konuşmak iyi geldi, Öğlen sıcağlnda ijtisı.,ı yudumlayan Fransu, aslında Afri_ ka'da tanıdığım en iyi insandı. Hiçbir zamankimseye kazık attığı-

;;,ffi#:;

lıayı çalıştırdım. Uzaklaşırken dikiz a5masında Looping'e bak[ım. On metre gitmemi bile beklemenrişti. İçeri girmiş, kaybolmuştu. I{albuki isterdim, son kez bu adamın yüzünü, kızartma yağından kirlenmiş beyaz gömleği ve pantolonunu görmeyi. Terk ettikleriıni dikiz aynalannda aramak artık acrtmryordu beni... Ye gazpedalına yüklendim. 2800'lük motorun her beygirini ayrı ayrr kamçılamak için. İçimdeki insanlık enerjisinin bittiğinin, azaldığının farkındaydım. Konuşurken tökezliyor, dikkatimi fazladarı harcıyordum. Zihnim, durmaya yakın olduğunun sinyallerini veriyordu. Ama son bir çaba. Son bir hareket gerekiyordu. İçimde kaları bütün insanlık kınntılarını toplayıp birbirlerine yapıştırdım. Umanm "idare eder, diye düşündüm. Tasarladığım iş çok zordu ve bütün yeteneklerime ihtiyacım vardr. Şehirden çıkıp Yamusukro'ya doğru sürdüm arabayr. Birkaç polis kontrolü. Kiralık bir arabarıın içindeki Louis Perrot isminde, daha mürekkebi kuramamlş sahte ehliyetiyle bir Fransız. Tek merak ettikteri buralarda ne yaptığrmdr.

"Bir otel" dedim. "Büyük bir yatınm ! Gerekli görüşmeleri ve önaraştrmalan yapmak için bırradayım. Bölge halkı için biiyük bir firSat."

Fazlaüstelemediler. Sıca}<tı çünkti. Çok sıcak. Gelecek sefere, birkaç bin CFA Frarıgı alırlardı nasıl olsa, makbuz karşılığında. "Tamam, geçebilirsiniz !" dediler... Tabii bilmiyorlardr sayısını unuttuğum kadar insartrn hayatını mahvettiğimi. Bilmiyorlardı arınemi, babamı kahrettiğimi. Bunlar bir yerlerde suç olmalı ! Bir yerlerde insanlan hapse atıyor olnıalılar, başkalarmı öldüresiye üzdükleri, derin mutsuzluklara ittikleri için. Belki cinayetlerin değil ama intiharlann azmettiricileri olduklan için cezalandırılması gerekir birilerinin. Ama daha keşfedilmediği için, bunu yapmış olarıları saptayacak bir makine, kandaki alkole benzemediği için kötülük, bıraktılar beni de. Bilemezlerdi ismimin Kayra ve beni hayatta tutanın ölüm olduğunu,..

289

KinYas'ı birkaÇ kez rinbir bar fedaisini andrrryordu o zaman|at. isimler, unvanlar", ge çıkartmıştı. Hileli dövüşler, Sahte maçlarda para karşılığı tiyordu. Çocukları yetiştiriyor ve bahisli

Looping,inanlattığmagöreYamusukro,dabirbokssalonuişle-

izlettiriyordufakirboksöradaylarrnı.AmaSonZamalrlardaişleri de göre, Ve ben pek iyi gitmediği için canı çok sıkkındı Looping'e buadamlaı<onuşmayağidiyordum.Birbirimizdenpekhoşlandığımızsöylenem",di.*uberaberkazartçlıbirişyapabileceğimizi kaslanndan çok beyninin pis hissediyordum. yumruklanndan ve

Boks, her zamarı için seyretmeyi en uygun btılduğum spor olmuştur. IJçer dakikalık on iki raunt boyunca birbirlerini yumruklayan ağır sıklet adamları izlemek büyuk bir gösteriye tarııklık etmektir. Karaciğerlerine, şakaklanna, alınlarına aldıkları darbeleri saymak, raunt aralarında ter ve kanın birbirine karıştığı anlarda, antrenörlerinin kulaklarına fısıldadıklarını dinlemeye çalışmalarrnı seyretmek beni hep dinlendirmiştir. Gerçek hayat ringde unutulur. Dünya iki kişiden ibaret kalır. İl<i dtişmandan. Projektörlerin altında birbirlerini devirmeye çalışan iki dev, insanoğlunun özeti gibidir. Verilen mücadele, çekilen acı. Hepsi de insanm parçalarıdır. İnsarı doğasma en uygun spordur boks. Larry Holmes, Joe Louis, Roc§ Marciano. Bu isimler işin devleridir. Yumruk yemeyi en iyi bilenler. Vahşi insan doğasının en iyi örnekleri. Ringde yalan yoktur. Dolaııdırıcılık yoktur. Sahtekirlık ıkinci rauntta iyi yerleştirilmiş upper-cut'ın getirdiği knock-out'la cezalandırılır. Tabii bahsettiğim ideal durumdur. Oysa şu an görnreye gittiğim adar-ır, bu gladyatör çaıpışmastna entrikayı sokmuş ve gerçek hayatın bütün rezilliklerini böylesine saf bir kavgaya dökmüş biridir. Fernand ismindeki eski boksör, dünyanın çeşitli yerlerinde, daha çok Orta Awupa'da şikeli maçlar organize etmiş ve sonuçta kötü şöhreti boks çewelerine yayıldığı için çareyi kendisini kimsenin tanımadığı Afrika'ya gelmekte gönırüş, gerçek bir boks düzenbazıdır. Kara Afrika'da birçok dövüş ayar|amış, kendi deyimiyle gösteriler yaratnrıştır... Fernand'ı benimle tanıştıran Kinyas olmuştu. Eski bir ağırsıklet olan Fernand, daz|ak kafası ve yağ tutmuş kaslarıyla daha çok

taraflarınıçalştırmışolduğundan,birşekildekltadakibütünyagüçlü ve tehlikeli sadrşı işlerden haberi olurdu, Tanıdığı çok
istediği, önceden galibini adamlar vardr Fernand,ın. Hayatta tek

bildiğibirboksmaçtse5rretmekti.Vetabiİkiçuvallapara.Kimse zevk için düzenbaz olmaz", Fernand,ıdüşündükçe,insanoğlununentrikakawamınane kadartutkunolduğunuarılıyordum.Entemizvebasitişleribile nekadartarmaş,ı.halegetirebileceğini.Budünyada,ikiadamın yoktu. Ama Fernand karışbirbirine vulTnasr kadar ilkel bir şey tırdığıbinlercenumarayladevasabiryalanaçeviriyorduboksu... Ringibuyükbirfirmayöneticisinehasmanewalarladoldunryoryalanlara olan bağlılığı, basitlikdu. insanın karmaşıklığa, srrlara, son derece arılamsız geliyor_ ten vebadan kaçar gibi uzaklaşması dubana.Hayatlannızorlaştırmakisteyenlerinbuçabalannaverve Fransrzca,da "intrigue" diye dikleri isimse entrikaydı. İngilizce değişimle Türkçe'ye geç_ söylenen bu kelimenin birkaç fonetik ortada slnrt tarırmayan miş oıması kesinlikle bir tesadüf değildi. bin bir planla bin bir iş çevir_ bir hastalık, bir saplantı vardı. o da
mek.,.

Fernarıd,ıbirkaçyeresorduktarıSonrabokssalonundabuldum.BurasreskibirkapalıSporsalonuydu.BirtarafindaarıtrenyaPildı$ ring ile seYirdiğer tarafinda da dövüşlerin
marı bölümü,

cileriçinkonulmuştahtadaııtribünlervardı.Vesalonunbirköşe- toz, her darbede kustuk|arı sinde ise kum torbalannın aldıklan

darıkorunmakiçinkendisinecamduvarlarrnardındabiroda yaptırmışFernandoturuyordu.Boksörlerinsiyahderilerininve

29o

291

görmediği antrenman salonundan geçip yine cam olan kapırrr,i*^uj- girdim, kendisinin ofis diye nitelendirdiği yere. borç almaya geldiğimi sanm§ olacak ki daha b"n .o.madan, işlerinin ne kadar kötü gittiğini, artık kimsenin eskisi gibi bahis yatırmadı_ ğını, başırun İngilizlerle dertte olduğunu aoıattr... Ben hemen konuya girmek için sözünü keserek başladım konuşmaya. "Fernand, sen tarııdığım en büyük dolandırıcılardarı birisin.''

terlerinin kokusundarı gözün gözü

kısa bir nezaket girişinden sonra Fernand, kendisinden

ıltı, ellerimde herhangi bir tedirginlik arıyordu. Belki de Pinou ytıllamıştı beni. Belki de bir tuzaktı ! Emin olmalıydı. "Ve dolayısıyla benim Pinou'ya karşı böyle bir işe girmem kesinlikle doğru olmaz. Fazlasıyla adamı var. Ve her yerdeler" diyeırık devam etti. Fernand kesinlikle haklıydı. Samuel Pinou, Amidou'nun karşılışnrak istemediği büyuk patronlardarı bir tanesiydi. "Biliyorum Fernand. Hepsini biliyorum. Ama salonunda çeür-

sence harcadığın kaçıncı dolarda boynunu kırmaya gelir? Bahse girerim, iki saat içinJe bulur bizi.'' söyledikleri ikimizin ve bütün Afrika'da kaçakçılık yapanların bildiği şeylerdi. Sadece tepkilerimı cııçmeı< *İİ..o". Gözlerim-

konuştu. "Tamanı. Bir an için Pinou'nun mallannı çalıp sattığımızı düşünelim,

"samuel pinou isminde bir adam var. ve sen, onu tanıyorsun. Eminim, bu aralar yine tonlarca silah satryordur her yere. Bizim yapmamlz gerekense, birkaç bin silahta dolu tırlardan üç beş tanesini çalıp kendi hesabımıza satmak.'' ve Fernarıd kalitesiz purolarından birini yakıp konuşmaya başladı, Ashnda bana kızgındı. Daha doğrusu Kinyas'a Çünkü biliyordum ki, Liberyalılarla yapılmış uyuşturucu işini Fernand ayarlamıŞtl Ve hiÇ değilse belli bir komisyon alması gerekirdi. Ama yine de söyledikterim ilgisini çekmiş olmalı ki, yutkunup o yumuşak, büyük gövdesine ve kafasına yakışmayan

Rahatlatmalıydım herkesi kendi gibi sahtekAr sanarı paranoyağı. "Aıtık ufak işleryapıp bir orada, bir buradayaşamak istemiyorum. Son büytik bir para ve elveda!'' Gevşemiş ti bir az, gözterini kısmaküan v azgeçti.

Bunun bir iltifat olup olmadığını anlayabilmek için gözlerini kısarak düşünmeye başladı. Devam ettim. "ve ben de birçok insanı tanıyorum. Tek yapmamrz gereken b,ıyut bir vıırgun için sahip olduklarımızı birllştirmek. sana çok paradan bahsediyorum !'' Artık konu ilgisini çekrneye başlamıştı. Ama yine de, durup dururken ortaya çıklp bu teklifi yapmamm nedenini düşünüyordu.

tliğin çocukça oyunlardan ne kadar kazandığını da biliyorum. Yaşlanıyorsun, sevdiğin bir kann var." Karısıyla üç gece durmadan sevişmiştim. "Ve bu iğrenç yerde daha f.az|a kalamazsın. Cesur ol ! Eğer her ııoktayı plartlarsak, Pinou bizi yakalayamadarı dünyarıın öbür tıcunda oluruz. Şimdilik, seni düşünmen için bırakıyorum. Esthelle'e anlat. Ve göreceksin, o da bütün riskine rağmen böyle bir iş yapmanın zaınarıının geldiğini söyleyecektir. Yann yine geleceğim ve konuşacağız."

sesige

Her dolandıncı gibi sırlarını anlattığı biri vardr, rahatlamak için. O da, su kadar güzel oları karısı Esthelle'di. Gördüğüm en açgözlü kadın. Kimse evlenmemişti onunla bu huyu bilindiği için. Ama Fernand'ın gözlerini kör etmişti muhteşem kalçası. "Peki, düşüneceğim" lafinı da duyduktarı sonra çı}<tım salonctan. Üzerime zavallı oğlanlann, içlerinden birçoğunun başlarına alacakları darbeler yüzünden beyin traıımasr geçireceğini bildiğim hileli maç boksörlerinin ter kokuları sinmişti. Hötel Boulevard'a yerleştiğimde güneş hölA var olduğunu hatırlatıyordu. İthalatçısmın dolar milyarderi olduğu vantilatörü açıp yatağa uzarıdım. Önemli oları Fernand'ın kabul etmesiydi. Pinou'yu tanrmasrndan yararlanarak, kaçak silahlann nereden nereye ve ne zaftıan gittiklerini öğrenecektik. Üçüncü Dünya ülkeleri üzerinden geçen kaçak silah güzergAhı bizim gibi iki kişiyi daha zengin edebilecek boyuttaydı. Tek yapmamtz gereken, doğnt zaıTıanda doğru yerde olmaktı. Silahları satmak ise kullanılmış araba satmalıtan daha kolay olacaktı, beyaz adamın bütün pis işlerini üzerinde hayata geçirmek için seçtiği kıtada...

292

İ,TJn:ilil:

hareketsiz kalan balıklar gibi. Ke;dimi durduracut *. lnsanların, olduğumu r-, için. o kadar duracaktım

bulacağım da buydu. Her ş"yr., durduğu arı. o ı.uor. duracaktı ki dünya, varhğını fark edemeyeceı<tım. Denizin kumuna kanşıp

ğ,.,,n,,*i.o,*.*aradığım

nr.r1.o" kokusunu bilmek uğruna, birkafcir,."ı *r, kırıntısınr.,. e*, en baştanalakancı fotoğraflar bile yetmedi çıbana seksi hatırlatmaya. Mutlu mu oluyordum kaybolan yeteneklerimi gördükçe i Hrr. tanımlayamadrm şimdiye kadar mutluluğr. arn, huzurun,Çtinkü dalm kıprdamadığı bir havada hissedil

önüne getirmek-için uğraştim, derinlerde

olmak için gelmiştim dtınvĞ ve ismin, torr.rdığım nüyordu, Durdurmanın çark imkanı ise gözükmüyordu ufukta. Bir dum alkolde kusacağımı biliyordum, sanki hayatım boyunca içmemişim gibi. Biliyordum lı. ı.uo,.,ı öpemeyeceğimi, sarıkı erkeğin sevi§meli.doğadışıym§ gibi...

bunu gerçekten ıstevıp istemediğimi, emre boYıın eğiP eğmeYeceğimı aıı"şıınmeye çalşr*. a*, o da olmadı. Ne istediği*i, ne hissettığımi düşünemıvo.ar*. Sadece biliyordum, Dar bir koridorda yııiıımeı< gibi. Ve t ro*oa, arkamda bir kapının daha duymak gibi... ". İçkiden sonra seks yok olmuştu. lup-,arğinı o kadar istemiştim ı<i zıtınlmi pr.çrır-ayı, de daha önceleri Çok zor vazgeçebileceğimi sanoığım l.,runı zayıfl ıklanm_ dan, eski derisinden kurtulan bir bukalemun gibi kopuyordum. Bu, her sabah,eksilmiş bir organla uyanm ayab,enziyordu. Bir

Birkaç ay önce kendimi böylesine bir otel odasında bulsaydlm, kesinlikle resepsiyona telefon açıp yatağımı kadınlarla doldurmalannı söylerdim... Ama istemiyoroum. Hiçbir kadma dokunmak istemiyordum. Ben farkında olmadan yaklaşan zihinsel ölümümün habercilerinden bir tarıesiydi bu. sessiz adımlarla yaklaşan hiçliğin emirlerinden biri. "Kadınlarla yrt*rtt ., vazgeç !..'' kendimi toparlamaya,

293
:;ı.slerden, isimlerden... Geçmişi ve geleceği bu saniyede toplaya-

lıilirsem uyuyabilirim. Belki de basit bir matematik formülüdtir. it.lecekten geçmiş çıkarsa şimdiki zaman kalır... Gözlerimi açtığımda, yanrmdaki yatakta bir karaltı gördüm. l(iın olduğunu anlayamadığım için ve tabii ki en kötüsünü yarıi Iıt.ni öldürmek için gelmiş biri olduğunu düşünerek, üzerimdeki ı ıı,tüyü firlatıp ayağa kalktım. Beş altı saat uyumuş olmalıydım. ll:rvanın kararttığı odayı aydınlatmak için tavarıda asılı çıplak :ııırpule elektriği yollayacak düğmeye bastım. Her şey beş saniye it;inde olmuştu. Ve gördüğüm, son derece sakin büyükbaş bir lıııyvan gibi barıa bakan Fernand'dı... Otelin sahibi odama girmesine izin vermişti. Öldtlrmeliyim o herifi, diye düşündüm. Ferıııınd büyuk ihtimalte bir siiredir kararılıkta beni seyrediyordu.
ı

hiç

dö-

"Ne yapryorsun burada?" diye bağırdrm, öfkemi gizleyemeden. "Sakin ol ! Otel bir arkadaşlmln. Açtı kapıyı. Seninle konuşma.v:r

yu-

hic

uçaı<tatı hostesi gözümün

nıi

jJ"H*'.1ffiilHJ,H:.*-

Yüzünden hiçbir şey anlaşılmıyordu. Esthelle'le uzun zaman iince yaptıklarımı öğrenmiş olsaydı beni çoktan öldtiı"müş olurdu. Uyanmamı beklemezdi. Giyindim, dışan çıktık. Fernand'ın Chewolet kamyonetine bindik. Birkaç kilometre lriç konuşmadarı geçti. Nereye gittiğimizi bilmemek beni sinirlendirmişti. Ama sormak da Fernarıd'dan şüphe etmek arılamına gelecekti. Boks salonunun önüne geldik. Durdurdu dev kamyonetini. Yıllar önce, safariye çılorra ümidiyle aldığını söylediği, üzerincle yedi tane projektör taşıyan bir canavardı kamyoneti. Ama gerçek safarinin insanlar arasında yapıldığını anlamasr uzun sürmeınişti. Salona girdiğimizde, içeride kimse yoktu. Ben en azından birkaç kişi olmasrnı bekliyordum. Çünkti genelde, aileler çocuklarını sporcu yapmak isteyen beyaz|ara tamamen teslim ederler ve onlar da çahştıkları yerde bir köşeye kıwilıp uyurlardı. Demek

gelmiştim. Uyanmanı bekledim ve son bir kez düşünmek istetlim kararımt." Hızlanmış nabzımı yavaşlatmak için barıyoya girip yuzümü yıkadım ve çıktım. "Gel ! Dışan çıkalım. Konuşuruz" dedim.

"t*"leri

Bıraz uyumaya çalıştım. En azından zaın:ulrn daha hzlı geçmesini sağlar, diYe düŞündüm. Amahatıralar zorlanıayadevam yordu edi_

hafizamı. Asıl bunlardarı kurtulmalrrr*l- borüntülerden,

295 294
göITneye gidebilirim, Şimdiye bir gemiyle ilgileniyor, Yarrn onu için beni kabul edecektir." kadar hiçbir hatamı ğormedlği bu öğlen

Fernand, kendine part-time kum torbalan ayarlamıştı. Ringin etrafindaki tribünün ilk sırasına gidip oturdu. Salonu aydınlatan cılız floresaıılar, Fernand'ı durduğum mesafeden baliıldığında kesinlikle kış uykusuna hazırlarıan bir boz ayıyabenzetmişti. Ben de yanrna gidip oturdum. Yakılan sigaraların dumarrı ışığa kanştı. "Burada bizi kimse duyamaz. Bu benim için çok önemli ! Çünkti bana değil ama Esthelle'e bir zarar gelmesinden korkuyonrm. Teklifini çok düşündüm. Gittiğinden beri düşünüyorum. Kendimi düşündüm. Bu salonu... Artık boks işini yapmaktan yoruldum Kayra. Hem de, tahmin edemeyeceğin kadar çok. Yumruk sesleri. Kaburgası kınlan çocuklann arınelerinin ağlamaları. Bahisçilerin bağınşları. Hepsinden bıktım. Ve eğer mükemmel bir plan yaparsak, soygunu halledebileceğimize karar verdim... Evet, yapabiliriz ! Pinou'nun silahlannı çalıp satabiliriz. Ve bunu o kadar ustalıkla yaparlz ki değil Pinou, Yüce Isa bile bulamaz bizi !" Bunları söylerken gittikçe heyecanlarıdığını hissediyordum. Kendi keııdini ikna etmişti. Belki de Esthelle eline alacağı tomarla parayı düşünerek, Fernand'ı terk etmekle tehdit etmişti. Nedeni ne olursa olsun, teklifimi kabul etmiş ve benden gelecek yanıtı bekliyordu. Birkaç gün önce kazıttığı belli oları kafasında biriken ter damlalan sabırsızlandığını söylüyordu hep bir ağızdan. "Çok seündim Fernand" diye söze girdim. "Doğru bir karar verdin. Şimdi elimizde neler var, bir bakalım ! Senin Pinou'ya ulaşma imkAnın var. Bende de, ikimize ve belki şu amatör boksörlerinden ayarlayabileceğin birkaç adama gereken silahlarvar. Tek sonrn, Pinou'darı ınalların sevkıyat şeklini ögrenmek. Tarihini, yerini. Satmak içinse ben Liberyalılan düşiinüyorum. Ne dersin ?" Evet, artık dönüşü yoktu. Kesinlikle ileride çok yankı uyandıracak bir işe giriyorduk. Biliyorduk ki böylesine bir vurgunu gerçekleştirdikten sonra ikimizin de kıtada kalnrası neredeyse irnkAnsız hale gelecekti. Aslında Fernarıd, her zamanki gibi lrer şeyi önceden düşünmüştü. Gerçek bir dolandırıcı olduğunu kendine kanıtlarcasrna sakinleşır,ıiş ve emin bir şekilde konuşmaya başlamrştr, gönrlek cebinden çektiği kötü puroytı yakarken. "Bu aralar, Pinou Gana'da. İtalya'ya gidecek baz nrorfinle ytik-

d,üşünmüştü, Belki de Gerçekten de Fernand her şeyi anda kabul etmişti işi, Ama kendisine ilk deia konuyu açtığım vardr, Hepsi bu, Devam etti koplanı yapmak için zamana ihtiyacı Güney Frarısa aksanıyla, nuşmaya, o duymayı sevdiğim yoluy_ *Gelecek yupi*ı silahlann Afganistan ve iran

h;, n*

laSomali,yegeleceğinibiliyorum.Vetırlarayüklemeyapıldıktan başlayarak, bütün Orta Afrikayı sonra d,a karayoluyla Kenya'dan gireceğlz, Pinou'nun batıdaki geçecekle r. Biz O"*"yu Gana'da

güCüdoğuyagöretokdüşük.Mallarınınyoldabaşınabirşeygelmemesiiçinbirile-riyleişbirliğiyapmasrgerekecek.Vesilahlann Paraya ihtiyacım olduğunu, korunmasını ben üstleneceğim adamlarrmlahizmetindeolduğumuanlatacağım.onemliolanPinou,lnıiknaetmek.Vereceğibirkaçbindolaraihtiyacımolduğuyapılması
sierra Leone,den dağıtımı na inandrrmak. ve normalde

gerekensilahlaraslaFildişiKıyısı'ndançıt«nayacaklarçünküdahaBouak6,yegelmedenbütünşoförlerivekonımalarrnröldüre- iki iki güntük yol var. Yani ceğız...Gana sınrnndan Freetoin,a günkadarbirzamanımızolacak,Pinoumalınteslimedilmediğini öğrenenekadaçsilahlarıbulamayacağıbiryeregötürmekiçin.Li_ biz burnunun dibinde, yani ve o bizi triloişikıvrsı,nd,a ararken berya,daoıacağız.vedediğingibi,sitahlanişgalordusunasatacağız. İşte bu

bilgi top layabitmiş olmasıBu kadar lcsa sürede böylesine çok

kadar!"

nagerçektenşaşıITnıştm.Vebirlikteçalışacağımkişikonusunda yalııız en büyuk kendimi kutladım. doğru bir tercih-yaptığım için Sonın,Pinou,yııkandırmak,silahlannçeşidini,adediniöğrenipbir girişmekti, Tabit aklımdarı geçen_ an önce ıiueşaırı a,r|apazarıığa leritahrninedebilecekkadarAfrikadayaşamışbiriolarakdevam effiikonuşmaslna,sönmüşpurosunute}aarateşlediktenSonra ..YarınsabahPinou,yagidiyorum.Konuşuyorllz,Bütünbilgileseçiyorum, Sen kendi}erini ri alıp geliyorum, Buradan on adam

vurmayacaklarıkadarbasittabancalarbuluyorsun.Çünkübu vahşilerefaz|tkarmaşıkbirsilahversenboşkenbileseni,beni

296 297
o bunak Arap'la ko.,,rşryorsun. Feridoun'la. Harıgisi daha çok verirse ona satıyoruz. İki gıln içinde satışları halledebiliriz. Geriye kalan tek sorunsa nasıI ortadan kaybolunacağı... Ve o ,şu*rda, sevgili dostum, herkes kendi payrna düşeni alıp özgür iradesiyle istediği yere buharlaşıyor. Ölmeden gidilen her yer olabilir ! Ve asla .,".uy" gıau""gi*izi

wrabilirler! Ben General İsac'la pazarlık için konuşuyorum. sen de Greenville'de yaşayan

dort saniye hayat uzatıyolTnuş. Asansöre binerek intihar ml etseydim ! Şu durumaa, krrmızı u, ı.ra* tehlikeliydi asansör sağlığım
için...

a uyumasıyla ilintiliydi. . Dönüşte fazla konuşmadık, çünkü hiçbir o.tat noktamız yoktu Planladığımız Soygun dışında. Beni oteıe nrruı.rp kamyonetinin bütün ışıklannı yakarak uzaklaştı. Tepesindeki projektörlerle bir uçan daireye benziyordu, Chewolet'si... otele girdim. Tam asansöre binecekken durdum ve resepsiYonda duran gözlüktü adama yaklaşıp, ,,Bir daha kim olursa ol_ sun, asla odama benden habersiz birini sokmayacaksın !'' dedim. Bir şeyler söyleyecek oldu. Elimi kaldırıp suriu.drm. sonra da dönüp merdivenleri çı}«naya başlaaım. Bir y".ıi. okumuştum, h.er basamak
.

birbirimize söylemiyoruz. Asla ! pinou dişlerimi scıkerken, sana da aynrsını yapması için adresini vermek istemem. '' Tabii ki Fernarıd'rn son cümlesi tamamen kendi kıçını kurtarmak içindi, yani benim yakalanma ihtimalimi düşünüyordu. kendisi nasıl olsa, öyle bir durumda uyduracak birkaç ciltlik ya|an bulabilirdi. Mesela Esthelle'i kaçırdığı* ıçır, bu ışı yapmak zorunda kaldığını söyleyebilirdi. "Evet, haklısın. izlerimizi kayb ettire c eğimiz yerleri birbirimiz e söylemesek daha iyi olur'' dedim. Tabii ki değil birkaç gece, birkaç ay dahi anlatsam içindeki gizlenmiş sonun, o kalın, yumruk yemekten buz torbasına dönmüş, dazlak kafasına asla girmeyeceğinden emin oıorgr*, düşünerek... Pları hazırdı. FernandKinyas'a göre çok daha standart bir insan olduğu için "There's no plT. That's tt u pıan !'' sloganı uygulaııamazdı. Bütün ihtimallerjn hesaplan**, Fernand'rn gece, kansının ko llarınd a r ahatç

Vantilatörü çalıştınp oturdum yatağa. Bir sigara yakmak için climi gömleğimin cebine götürdüğümde, arada bir de puro otduğunu fark ettim. Fernarıd'rn anlaşmamuzl kutlamak için verdiği lıir hediyeydi. Uzun uzun koklamaya çalıştım, hiçbir güzel koku gelmeyeceğini bildiğim halde burnuma. Çünkii elimde tuttuğum kesinlikle Havana yaprağı değildi. Cimri Fernand'ın sağdaıı soldarı topladığı kalitesiz purolarrndan biri. Yaktım. Art arda üç nefes çektim. Söndürdüm masanın üstündeki kül tablasında. Cebimdeki Kraven-Apaketini çıkanp birkaç saniye seyrettim. Logosunu resim kolundaki bir çocuk bile daha iyi çizebilirmiş, diye düşünüp, buruşturup attım. Sigarayı bıraktım. Tekrar elime almamak

üzere...

}

Yatağa uzanrp beyaz tavarır seyretme zaınanl gelmişti. Ampulün aydınlattığı tavarı, uzun süre bakıldığında gözlerimin öntinde hareket eden ki.içük siyah noktalann oluşmasuıa neden oluyordu. Zihinsel yolculuğu düştirımeden önce son kez gerçek hayatla ilgili bir sonrnu gözden geçirmek istedim. O da, neden uyuşturucu işi yapmadığımdı ? Neden aklrma Pinou'nun sitah kaçakçılığı gelmişti? Acaba herhangi bir uyuştunrcu sevloyatındarı daha çokkazanabilir miydim ? Aslında sattığım maddenin benim için hiçbir değeri yoktu tabii ki. Ama sadece Afrika'ya gelirken uyuşturucu işi yapacağımı düşündüğümden, silah ticaretine dönmek kafamı kanştırmştı. "Ha5rır !" dedim. "Silah ticareti iyidir. Ortalama, adanı başı iki milyon dolar kalabilir. ve bu parayı nakit olarak kendisine vereceğim her dürüst insan, yaşadığım müddetçe benimle ilgilenebilin.." Rahatlamıştım kafamda kesin bir plan olduğu için. Demek normal insanlar böyle hissediyor, diye düşündüm. Demek gece, kafalannı yastı klarıyla buluşturduklarında gö zlerinin önune gel en resimlerin gerçekleşme ihtima]iyle ytizlerine bir tebessüm takıyor ve çıkarmadan uyuyorlar. Ben de normal bir insarı olabilirdim eğer sigarayı, içkiyi, kadınlan ve hayatı bıral«ıramış olsaydım... Uyandığımda, duvardaki saatin yelkovanı on tane tabanca bulmaln gerektiğini söylerken, akrebi de söz konusu ufak cephaneyi nereden bulacağrmı soruyordu. Yani başka bir deyişle saat ona geliyordu.

298 Capuc cino'mu içerken otelin bahçesinde, havaalarıındarı gelen bir servis minibüsü gördünr. Otelin kapısının önünde durdu. İçin-

299

saın, Portekizce konuşuyorlardı. İster istemez güldüm. Çünkü büyuk ihtimalle otelin odalarrnın deniz manzaralı olduğunu söylemişlerdi. Anra en yakın tuzlu su dört yıiz kilometre güneyde kalıyordu. Kadın ağlamak üzereyken, adam da kalp krizini geciktirmeye çalışarak bağıra çağıra girdiler kapısrndan otelin. Ve ben de tam attığım kahkahayı tamamlıyordum ki, aklıma içeri giren beyaz yaşlıya çok benzeyen ve işime yarayacak başka bir beyaz geldi. Albert ! Yaşlı dostum, Belçika Dışişleri Bakanlığr'nrn utanç kaynağı Albert. Evet. Bana gereken adam oydu. Değil silah, Anvers'i ya da bütün Flaman bölgesini satabilecek bir adam. Resepsiyondan elçiliği aradım. Ögleden sonralan çalıştığı için hAlA evinde sineklerle boğuşuyor olmalıydı. Eünin numarasını verdiler, akrabası olduğumu söyleyince... Günde bir brıçuk paketini devirdiği filtresiz Gitanes'lardan ötürü, daha çok yağlanması gereken bir kapı gıcırtısına benzeyen sesiyle "Kiminle görüşüyorum?" diyerek açtı telefonu. "Ben Kayra. Ucunda beş bin dolar oları bir iş var. Yamusukro'da. Hötel Boulevard'dayım. Telefonda anlatamam. Buraya gel, konuşalım" dedim. Biraz durdu. Zorlukla aldığı nefesleri saydım. Ciğerlerine giden yol nikotin ve alkolden öylesine tıkanmıştı ki oksijen baloncukları kazma kürek yardımıyla yol açıyorlardı kendilerine. Ve köpek hırıltilarına benzeyen, telefonun öbür ucundan gelen işte bunun sesiydi. Kazma ki.irek gürültüsü.
Telefonu kapatıp tekrar bahçeye oturmaya gittim. Kamelyanın gölgesi hayli serindi sicağa rağmen... Albert'i neden bir türlü emekliye ayırmadıklannı düşündüm. Belki de özellikle geri çağırmıyorlardı. Belçika kendini her türlü mikroptan korumaya çalışırken bir tane daha gelmesin diye. Belki de unutmuşlardı onu tropikal çölün ortasında. Bilmiyorum. Emin olduğum tek şey, Albert'in silah işini halledebileceğiydi. Ufak işlerde Alberü'den daha
"Tamam, gelmeye çalışırım. "

den ürkek adınrlarla yaşh bir beyaz çift indi. Yanlış duymuyor-

başarılıbiriyoktu.Aslındasonkokainişionunçapmlfaz|asıy|a aşmıştıamayinedebirşeklide,verilenlrergöreüyerinegetire.
bitiyordu.

Bircapuccinodahasöyledimyarıçıplakgarsona.Sıcağınaltıncla,buİtalyankahvesiniiçmemintekbiranlamıvardr.odaotebir portakal suytı içeceği_ lin soğutucularrnın çalışmaması. sıcak mezatensıcakservisyapılmasıgerekenbirsrvıiçmekdahanantıklıgelmişti.Amabeynimemakulgelen,terbezlerimeakılkarl vücudum", gözulcırüyordu. Sınlsıklam olmuştu biitün oteldekiyarıberber,yarlkasabasaçlarrmromuzlarrmınhizasındakesmesigetektiğini,bıyıklarrmadokunmamasrnlyavaşça girdi. Bir beyefendinin beni bahçe_ anlatryordum ki-içeri bir komi

debeklediğınistıyledi.YirmidakikadasaçlarımlZordaolsaistediğimbiçinrdekestiripbeyefendiolamayacakkadarayyaşolan Albert,inyanrnagittim.İçkisisıcakolduğuiçin,buzolmadığıiçin bağırrnakla meşguldü, Bir is_ ve hAlA ölmediğıiçin çıplak garsona na_ Gerçekten sinirlenmiş otmalıydı. Hiç
kemle çekip oirrrrt.m. zikçe bir giriş yapnradı,

..NevarzNeistiyorsun?Umanmbusıcaktaboşunadörtsaat
gelmedin, Sana 5 000 "Öncelikle hoş geldin, Ve hayır, boşuna
!

at aba kullanmamışrmdrr

"

dolarvereceğim.Sendebanaontanetabancağetireceksin.Bu kadar.Başkabirşeyistemiyorumsenden.Tabiiunutmadan,bir bana getfudi_
silahları

de çeneni tutup kim"ey" söylemeyeceksin Döndüğünde de bir tane daha alacak_ ğini. 2 500 şımji vereceğim. sın o 2 500'den,"

olsun durmuştu, dolayı sakinlejmiş, terlemesi biraz ?" "Tamam. Nasıl tabarıcalar istiyorsun

KesinkonuşmamdanVemasanınaltındanuzattığımnakitten

azrndarı ne istediğini biliyordu, dolu bakışlarınr seviyordum. En olayım Paramı ver, dünyan],n en tattı ihtiyarı
!

Nbert,inparayraldıktanSonraolumlubakangözlerini,anlayış

..Kesinliklefarketmez.Seninzevkinebırakıyorurn.LafaranrzHerhaırgi bir k6r getirecek olanları seçebilirsin, da, sarıa kesinlikle kötü "r, *u olsunlar, yeter. Çünkü onlar
savaştan

ç,ür*rş

301

takip etmeye çalışmıştım... Tek bir öğün. ve o öğünde de çok az yediğim için tuvaletle cte pek bir ilişkim kalmamıştı. En azındanseyrekleşmişti görüşmelerimiz. Terlesern bile eskisi gibi litrelerce su içmiyordum. sanki

kullarıımdan dolayı üç mermiyi bile arka arkaya atmaktan ilcizdir. Neyse, her tabarıca için otuz tane de kurşun istiyorum. söylememe gerek yok herhalde !" Elindeki içkiyi bir yudumda bitirip, "M6lina'nın yerinde o kadını dövdüğün için İngilizler seni arıyor, haberin olsun ! Ama onlann dışında kimse ilgilenmiyor. zaten İngilizter de saat beşe kadar arar. Çay saatine kadar ! Neyse, yann bu saatlerde istediklerinle buradayım" dedi ve ktilüstür arabasına binip gitti. İngiltere kraliçesini ben de, en az İRA kadar önemsemiyordum. Albert'in yaptığı onca tuhaf ve kazançlı işe rağmen neden h6lö eski bir Honda'ya bindiğini anlamıyordum. Ne yapıyordu paralarını ? küçük bakirelere olan ilgisini bütün Batı Afrika biliyordu, ama yind de gösterişli bir hayat sürmesine yetecek kadar bir miktarın da artıyor olması gerekirdi... Akşama doğru odama çıktım. Resepsiyondaki adam akşam yemeğini istersem odama getirebileceğini söyledi. kabul etmedim. Farkında olmadan zatendüzensiz olan öğünlerimi azaltmış ve bire indirmiştim. Bir haftadır günde sadece bir kez yemek başına oturduğumu fark ettim... Bu sefer asansörle çıktım odamın katına. Tam doksan altı saniye kaybettim hayatımdan, yırmi dört basamağı trrmanmayarak. yatağıma uzarıdığımda, vantilatörün ilk gün çok rahatsız eden gürültüsünü artık duymadığımı düşündüm. sanki benim haberim olmadan benim dışımda bir varlık, bir güç zihinsel yolculuğumun sonunu hazırlıyordu. Bir çeşit, detaylardarı sonrmlu bir merci. kesinlikle kontrol etn-ıeye, hikim olmaya çalışmadığım hareketler doğuruyordu bedenimden. Çewemdeki sesleri eskisi kadar iyi duyamıyordum. İnsanların benimle konuşurken bağırmala.rını istediğim zamanlar bile oluyordu. Hatta bugün bir ara A]bert'i duyamadığım için gayri ihtiyari dudaklarını

lıılıirmerkezgibizihinselölümümükolaylaştıracakgelişmeler görebiliyordum kenyeni değişimler y:tı,ırtryordu. Her geçen gün

ıliıııcle.Veişinitginçtarafi,kesinlikleşaşurnıyoroluşumdudeği giirii., bunlann olacağını önceden biliyor_ şiııüerin ı.arşrs,idu. parıiğe kapılmadan seyrediyorııııtşçasrna heyecarılanmadan, gehyordu, Sanki altı milyar

doğar ılıım kendimi. Duymamak bana d":U|lillİ}T, gıb\ az d"v*,v" başladığı", ııısanın da benim uÇacagrnr gelen bir farklılık yoktu. Kozasrndan ÇıkıP

;;,;;

lıilen bir trtıl kadar sakin kaşılıyordum iyi yolu aÇmaktır, AÇtrm ben susturm*rr, çalan bir telefonu "r, kelimelerin arasrnda ılc. Fernand'rn sesi, kahkahalan

bedensel geliŞimimi",

*olduKayra.Tarıam.lşleryolunda!Pinoukabulettiteklifimi.

liirsaatSonrasalonagel.orada.buluşalrm,'' Heleböylesinebirhaberialmakiçintelefonunahizesinikaldıve zevkliydi", rıp kulağa yaklaştırmak çokbasit lhsabirduştanSonraarabayabindim.1982yılındanberifanı kendietrafindadöndüğiındenveimaledildiğiülkedenbinlerce kilometreuza}<taveenazikiiklimgerideolmasındanötiirüMer- da bir ağlamaya benziYordu, Ya cedes,ten çıkan sesler daha çok

sağırlaşma}<taolankulaklarımdanötürübanaöylegeliyordu. Şehrinbirazdışarısındakibokssalonununönüneparkettim.Siölçüsüz büYuklüğüYle birkaÇ yah Chewolet sahibine yakrşan metre ileride duruyordu", ı,_a__ ^ıJ,,xıı farıf duydum, Işığın olduğu tarafa İçeri girdim, Once tuhaf sesler bakrnca,seslerinprojektörleraltındakiringdeFernandilebir yanrna geldiğini anladım. Ancak ringin adamrn dö"ü;;;ri^ol., bir sağ lıro_ orda oidrgrmr, Fernand son
geldiğimde fark ettiler

şeçaktıktansoruakarşısındakiyarıkalınlığındakigençoğlanın korumanuşı,g,vı,sarılmışkafasına,dövüşübitirdiğiniişaretetti. Aldığıug,.yo-mruklardanbaşlığınarağmenetkilenmişgençbokiplere astıg havlusunu alıp sör nefes nefese yavaş ad,mĞrla, doğru gitti,
geçip antrenman bölürnüne ringden indi, Yanımdan

FernandüstündekiterdenSaxaITn§atletiçıkarıpfirlattıyere. ringden aşığı

bedenim programlanmış gibi, beni gittiğim yolda desteklediğini söylüyordu. Beynimin hiç ulaşamadığım bir bölümü, misyon ytik-

at_ blr çevıklikle sonra da yaşından beklenmeyecek değil ? Pek kaybetmemişim formumu tayıp yarııma geldi, "Nasıl

302
mi

303

?' diye sordu gülerek. "Hala ıyısin.Amabebek için zararlı değil mi bu kadar hareket?"

dedim, sarl«nış göbeğine bakarak...

Ofisine gidip oturduk. Purosunu yaktı, havlusuyla kafasından fişkıran terleri sildikten sonra. O an Fernand'ın Sahra Çölü'nü susuz geçebileceğini düşündüm. O kadar terliyordu ki, terini içerek bin kilometre yürüyebilirdi kızgın güneşin altında. "Bu sabah, Gana'ya gidip Pinou'yu buldum. Sdkondi'deydi. Beni görünce şaşırdı tabii. Aynı sana anlattığım gibi sevkıyattan haberdar olduğumu, paraya ihtiyacım olduğrı için malın korunmasını Fildişi Kıyısı'nda garantileyebileceğimi söyledim. Önce hayli şüphelendi. Ozellikle, böylesine büyuk bir işten haberim olmasına sinirlendi. Nereden öğrendiğimi bilmek istedi. Ve bu merakı işime yaradı, çünkti Fildişi Kıyısı'nda herkesin yapacağı işi konuştuğunu dolayısıyla silahlann güvenli bir şekilde Sierra Leone'ye varabilmesi için mutlaka korunmaları gerektiğini söyledim. Ashnda kendi adamlarına gördürmek istiyordu işi, ama hükümetle arası açıldığı için Fildişi Kıyısı'nabizzat giımek istemiyordu. Biraz daha ısrar edince beklemediğim bir kolaylıkla kabul
etti. Ve tahmin et, ne oldu ! Bana bu hizmetim kaşılığında yetmiş bin Fransız Frangı vereceğini söyledi. O an, neredeyse Pinou'nun boynuna sarılıp yanaklanndan öpecektim. Malını çalmam için üstüne para veriyordu geri zekAlı. Tabii yetmiş binin karşılığında bütün asker ve polis kontrollerinden geçece}<ti silahlar. Yarıi kendi hiçbir işe karışmayacak ve bütün yolculuğu orgarıize edecektim, anlaşmaya göre. Bl sıkıştık... Detaylar ise şöyle: ayrn on dördünde altı tır girecek Gana'dan. Srnırı dabiz halledeceğiz. Artık o yetmiş bin frangı srnırdakilere dağıtmam gerekecek..." İşte bu noktada Fernand'rn, yine farkında olmasa da, dolandıncılık hastalığı deweye girmişti. Emindim stnır geçişini Pinou'nun hallet[iğine. Amaparayı sadece kendine almak istediğinden, bir sarıiye içinde böylesine bir yalan uydurmuştu. Ve bu yalarıı da yetmiş bin frangı ağzından kaçırmasının getireceği zarar, kapamak için söylemişti. Yirmi bin de diyebilirdi. Ama yetmiş bini benimle paylaşmak Fernarıd'a göre değildi.

,,Fildişi Kryısı,ndan Freetown,a kadar, arılaşmamua göre ilgilen_ gibi iki günü_ lllem gerekiyor tırlarla. Dolayısıyla konuştuğumuz yok olmamız için, ıni.iz var, nrallar sınırdarı girdikten sonra satlp pinou trrlann içinde ne olduğunu öğ_ yalnız tek bir sontn var ! o da, olduğıınu bilrenmemi kesintikle istemedi. ve benim için matın ne söyleme_ ırremenin daha iyi olacağını söyledi. Maluı ne olduğunu süremizi kısaıtsa da, iyı bir haber çün_ ınesi Liberyalıl arrapaaartık sak_ kii eğer boktan kalaşnikoflarla dolu olsaydı o tırlar, kesinlikle kirn bilir?" lamazdı benden. Betki de füze rampalan vardır.

koyacaktık. önümüzde. ve şonra hayatrmızrn oyunu.nu sahneye Meksika'da yaphğımız gibi apNe birkaç kilo toz satmaya, ne de

Evet,artıksadecebeklemekkahyordugeriye.Beşgünvardr

bo_ tal bir Amerikalıyı baltayla kesmeye benziyordu. kinyas,ın pinou, İsviçreli tehlikeliydi samuel ğuştuğu Liberyalılardarı bile Al Capone'u", Yahudi. Orta Afrika'nın beni evle_ Beklemeye başladık biz de o büyük günü. Esthelle, davetini, kadın_ rine yemeğe çağrrdı birkaç kez. Ama reddettim on dördü_ larla ilgilenmiyoraum. Tek istediğim, bir an önce ayın getirdiği ta_ nün gelmesiydi... odamdan çok aa çıktım. Albert,in dağıtıp nasil kullanacaklarınr bancalan, Fernarıd,ın adamlarma genelde, Ve öğrettim... Varıtilatörün rüzgirınd a y atal<İa uzandım ölümüne, Bir dört gün geçti. Dört gün daha yaklaştım zihnimin yer hakkında, Ama karar vermemiştim, parayı alınca gideceğim kiralayıp kıyıyı takiP ederek en mantrklrsr, Liberya,dan bir telare bakacak in_ kuzeye çıkmaktı. Tek ihtiyacım bir ev ve içinde bana Hötel Boulesanlardı. Bulması zor olmamalı, diye düşündüm, yann vard,daki odamda son kez uyumak üzere ışığı kapatırken,

on dördü...

305 .yip daha tırnaklannı çıkarmam§ $üneşin altında salona doğru siirdüm arabayı...

«ılacaklardı. Bazı insanlar hayatı hep amatörce yaşar. Belki de

Vardığımda bir toz bulutu içinde koşuşturarı adamlar gördüm. l}unlar, ne tür bir belaya karıştıklarındarı kesinlikle haberdar olıııayan amatör boksörlerdi. Şimdiyse amatör katil ya da ceset

ağnm da onun ağlama sesiydi... GiYiniP dışarı çı}rtığımda, otelin lobisindeki saat dokuzu göste_ riyordu. Fernand beni yanm saat sonra salonun önünde bekliyor olacaktı. Resepsiyondaki gözlüklüye, hesabı kapatacağımı söyleyip eşyalanmı kominin arabaya taşımasını seyrettim. parayı öde-

bir fizik sınavına girmeden önce gerçekleşen sılontımdı. sınavda gözetmenlik yapacak olan stajyer öğretmene bir önceki gece biraz kötü dawanmıştım çünkti... Bir duş alıp saçlarımı taradım. Başımın ağnması devarn ediyordu. sanki kafamın arkasına, ensemin biraz üstüne iki demir ParÇasl Yerleştirilmiş gibiydi. Hem ağırlıklannr, hem de verdikle_ ri sert acıyı hissedebiliyordum. ve o an aklıma geldi, ağnmın düşünmelrten kaynaklanabileceği. Üniversitedeyken konuyla ilgili birkaç kitap okumuştum aIna hiçbir zaman iyi bir öğrenci olmadığım için şimdiye kadar yaptığım tıbbi müdahaleleç kinyas'ın sağını solunu dil«rıek, kendime iğneler yapmakla sınırlı kaimıştı... Ama uyanrşımla beraber hissetmeye başladığım ve ılık duşun altında dinmemiş, hAlA devam eden sancının nedeni gerçek hayata dair gösterdiğim son çaba olmalıydı. Beş altı gündür aklımda sadece silah işi olduğundan artık zihinsel yolun son kilometrelerine geldiğini düşünen be5mimin bir bölümü yorulmuştu. ve baş

düşündüm. Ama böyle bir ihtimalin uzaklığına kendim bile güldiim. En net hatırladığrm son heyecanlanmam, lisede

ağnyordu yataktan kalktığımda. Halbuki ne hastaydım, ne de iÇki iÇiYordum. Belki de yaşarıacak büytik olayın arifesinde hissettiğim bir heyecanın göstergesidir başımın zonklaması,- hiye

Başım

1ırofesyonellikten iyidir. Bilmiyorum, çünkü ne amatör olacak kadar bir ideale inandrm, ne de profesyonel olabilecek kadar parayı hak ettim. Ben her zalnan için sahte ideallerimi hak etmediğim çahntı paralarla gerçekleştirdim. Arabadan inip sağa sola emirler yağdırmaktan kan ter içinde kalmış Fernarıd'ın yanrna gittim. Ben Esthelle'i ve o güzel kalçasını da buralarda göreceğimi sanıyordum. Ama ortalarda yoktu. I{erhalde Fernand onu gidecekleri yere önceden yollamıştı. Sevgili karısının, Grand-Bassam'a kadar bütün beyazlarla yatmış kar§ınrn güvenliği için. ,,Tamam Kayra. Herkes hazır ! on adam ve üç araba. Sen yarıına üç çocuk al. Ben dört kişi alıyorum. Şu Volvo'ya da diğerleri binecek. Önemli olan pinou'nun Garıa'daki adamlarına kesinlikle bir şey belli etmeden sınırda malı teslim almak. Zaten planın gerisini de biliyorsun. Haydi yola çıkalım ! Eğer zamanındarı önce orada olursak daha iyi olur. Kimse şüphelenmez." Aslında şu an koca Afrika kıtasmda gerçekten şüphelenen saclece iki kişi vardı. Öylesine şüpheliydiler ki, karşı taraftan gele_ cek en ufak tatsız lafta bile bellerindeki silahları çekip ateşleyebilirlerdi. Aralarındaki göri,irımez gerginlik en üst safhadaydı. Bu iki kişi tabiİ ki, Fernand ve ben oluyorduk. İkimizin de birbirimize zerre kadar güveni olmadığı için merak ediyorduk mah ele geçirdikten sonra"olacaklan. Belki de yanındaki maymunlanna beni, Bouak6'yi geçtikten sonra derhal öldürme emri vermişti. Ama belki de ben, Fernand'ın kum torbası boksörlerine aynı iş karşılı_ ğında verdiği parantn iki katını vermiştim, patronlarının boğazını kesmeleri için. İkimiz de konuşurken birbirimizin gözlerinin içi_ ne bakıyorduk, birkaç saat sonra atılacak herharıgi bir kazığın sinyaJini görebilir miyiz diye...

306

307
ırına do kunamıyorlardı. Yukandan bakıldığında, sefalet bataklığı-

palmiye tarlalarmın arasrnda ilerlerken, güneş yükselmeye başlamış ve ensemizi kendisine mesken tutmuştu. ve üç silahlı köYlü Çocuğu ile ben, Orta Afrika,nın en büyüı. !_,gst"rlerinden birini soJ.rnaya değil de, pi}cniğe gidiyormuşuz giil şarkılar söylüyorduk. İnsanın en zorl en acrlr anrnda bile gülebilmesinin, birkaç
rıp ki... Abengourou'ya on kilometre kala plana uygun olarak, önümdeki volvo durdu. ve ben de arka koltuktaki |ocuklardan birini indirdim, Dört kişilik grup yaşh volvo'yla yolun clışına çıkıp palmiyelerin arasında kayboldu. Motorlar çalıştı. Devam ettik. Başrmın ağnsı hayli hafiflemişti ama tamamen geçmemişti. ve belki de, zihnim ölene kadar geçmeyecekti... Abengourou sınırdan üç kilometre uzaklıktaydı. kasabanrn sakinleri alıŞık oldukları arabakonvoylarına benzer bir tanesi daha geÇtiği iÇin ilgilenmenrişlerdi bizimle. Burası, Gana,dan kaçak so_ kulan her tür malın Batı Afrika sahillerine dağıtılmak üzere, içinden geçirildiği ktiçük bir kasabaydı. Burada yaşayanlar gözlerinin önünden geçen milyon dolarlık mallarla dolu tırları görüyor
kelime de olsa şarkı mınldarımasrnrn mümktin olması o kadar ga-

ye başladılar şarkıya.

yazdığı "A]lez les El6phants !" şarkısını söylüyordu. Ve aralarındaki en büyuğünün on sekiz yaşında olduğu üç çocuk, bir refleks olarak önce kısık sonra da gittikçe yükselen bir sesle

Blondy'nin sesi doldurdu. Fildişi kıyısı futbol milli takımı için
eşlik etme-

sadece hayatlarınıbiraz daha parayla süslemek istemişlerdi. Öyle bir hayat yaşıyorlardı ki, çok azmiktarda bir para bile her şeylerini değiştirebilirdi. Bunun için boksu tercih etmişlerdi. kırılan burunların, açılan kaşların, kapanan gözlerin hiçbir önemi yolctu, maç sonrası Fernand'ın avuçlarına sıkıştırdığı birkaç ytiz frankla aldıkları bisikletlerin yanında... Hepsi de uzakları seyrediyordu ta ki ben radyoytr açana kadar. ve birden lacivert arabaJn A-lpha

ler gelebileceğini hiç kestireneyen yanımdaki ve arkamdaki üç köylü çocuk ağızlarını açmadan dışarıyı seyr.ediyorlardı. onlar

sonuçta arabalara bindik. ve üç kalabalık konvoyumuz Abengourou'ya doğru yol almaya başladı. Gerçekten de başlarına ne-

rıın içinden geçen altın bir kordondu, üzerinden geçtiğimız yol,. Sınıra geldiğimizde her zamanki gibi, yolun kenannda bambudarı inşa edilmiş karakolun gölgesinde oturan askerleri gördük. Fernand'ın kamyoneti karakolun yanında durdu. Biz de arkasrnda. Çocuklar arabalarda beklerken Fernand ve ben askerlerin yanına gittik. Ufak bir selamlaşnradarı sonra sarı bir zart dört askerin en ri.itbelisine uzatıldr. Bunun içindeki miktann yetmiş bin Frarısrz Frangı olmadığı açıktı. Sadece önceden Pinou tarafindan ayarlanmış bir işte jest yapıyorduk askerlere. Tabii a1yrı,zamanda Ferrrarıd'rn o yetmiş bin frank için söylediği yalanı doğru gösterme çabalarrndarı birVdi. Dört askere de kötü purolarından i}<ram ettikten sonra bir tane de kendi yaktı. Bana uzattığında, "Kullanmlyonrm. Bıra}<tım tütünü" deyince, sanki annesine küfretmişinr gibi şaşkın bir ifadeyle ytizüme baktı. Anlayamamıştı böyle stresli bir zamarıda verebilmiş olduğum kararı. Ve şaşkınlığının bir bölümü d.e, tütünü bıralanaya karar verecek kadar uzun, sağlıkh ya-

şamayı düşünüyor olmamdan kaynaklanıyordu. Demek ki, önümüzdeki iki gün içinde ölmeye niyetim yo}ctu ! Dolayısıyla bir şeylere güveniyor olmalıydım. Yani Fernand'ı her arı safdışı brakabilirdim. Daz|akşişko bütün bunları kafasından geçirirken yolun Garıa tarafinda, ufukla birleşen no}<tasında toprak havalanmaya başladı. Toz bulutu büyüyerek yaklaşıyordu bize doğru... Eğer Fildişi Kıyısı isimli ülkede avcrlarrn, kaçakçıların, safari or gaııizatörlerinin yaşamalarına izin verdikleri birkaç fil kalmışsa, bu yaklaşan mekanik mamutları görünce kendilerine çok yakın hissecteceklerdi. Yer sarsıldı. Otuz sekiz tonluk altı tır göğü delen görüntüleriyle içinde bulunduğumuz ülke ile komşustııru ayran ince rnetal çubuğun önüne kadar gelip durdular. Bir yerlerde, bütün bu seslerden ötürü bir hayvan sürüsüntin korkup koşarken yön değiştirdiğini hissedebiliyordum... En öndeki tırdan bir adam atladı yola. Yanımrza hızlı adımlarla gelip eliınizi sıkti, her seferinde kafasını eğerek verdiği selamı da ekleyerek. Sonra Fernand'a dönüp, "Evet, bizim işimiz bu kadar. Yolcultık şu ana kadar sorunsuz geçiyor. Umarrm siz de bir

,

308

309

zimle tokalaşırken çıkardığı siyah gözlüğünü tekrar takarken, "Evet, artık tırlar sizin tarafa geçsin. Beni ve adamlanmr birkaç dakika sonra almaya gelecekler. size iyi yolculuklar!'' deyip sağ eliyle öndeki tuın şofcirüne ilerlemesini işaret etti. Motorlar çaııştı. Afrika kalktı, oturdu. Yerinden oynadı. Sırayla önümüzden geçip Fildişi kıyısı topraklarının ilk kilometresinde sıralarımış şekilde durdular. ve biz de askerlerle ileride görüşmek üzere veclalaştıküan sonra Fernand ikinci bir düdük komutuyla a}tı adamını

adamlarındarı ol_ malıydı. Belki de bu tırlara Somali'den beri eşlik ediyordu. Gerçekten sert biri olmahydı. ve büyük ihtinralle de aklından, karşısında dikilmiş dazlak şişko beyazın boşuna kiralanmış olduğunu geçiriyor ve patronunun bir hata yaptığını düşünüyordu. Böyle bir kızgmlığı varsa bile bize belli etmeme konusunda gayet nrşrnlıydı... yolu kesen demir çubuk havaya dikildi. İsmini hAlö bilmediğimiz uzun boylu adam yolun kenarına yıirüyerek iki kolunu aa yukarı kaldırdr ve yüksek ama kısa bir ses çıkardı. ve altı tırın sağ kapılan a5mı anda açılıp altı adam atladı toprağa. Hepsinin siyah gömlekleri ve pantolonlan vardı. Ellerindeki kalaşnikoflarla neredeyse düzenli ordu askerlerini andınyorlardı. Fernand'ın da bu gösterişli hareketlerin altında kalmaması için bir şeyler yapma zaJnanı gelmişti. Gömleğinin cebinden bir düdük çıkanp içine üfledi. Bir an için, üzerindeki baskıya dayanam ayarak delirdiğini sandım. Ama on saniye sonra bizim boksör çocukların arkamda yan yana dizildiklerini görünce Fernand'ın da kendi anlayışına göre karikatür bir askeri birlik çizdiğini anladım. Düdük sesine ayarlanmış askerler. İyı fikirdi aslında. yaptığı işi ciddiye aldığını sanmalannı sağlayacaktr, pinou'nun adamlarının.
fJzun boylrr bi-

yardımcrsı. Gerelcmedikçe mola vermeyin. İyi şanslar !'' dedi... Evet, işte stilini sevdiğim adamlardan birisiydi karşımızda durup hiçbir gereksiz tanışma faslı yaratmadan direkt konuya giren zenci. Zayıf, uzun boylu, iki kolunun altınd a da 44'likler taşıyan gerÇek bir Profesyoneldi. Pinou,nun güvendiği

problem yaşamadan gideceği yere götürebilirsiniz malı, Bay pinou size iletmem için bir zaıf verdi. IIer tırda iki kişi var. Şofcir ve

ııltı trra yolladı. Sonra da Chewolet'sine binip bastı gaza.Konvoyun en önünde Fernand gidecekti. Ben de hAlö radyosunun açık olduğu ve içten içten bir reggae parçası çaJdığı Mercedes'e bindim. KonvoJ^rn gerisinden sonımluydum. Kadınlarda kalçalarcları, konvoylarda gerilerden sonrmluydum Ve sekiz araçlık sürü ilerlemeye başladı. Fernand 80'i geçmiyordu. Dolayısıyla kimse geçmiyordu. On beş dakika sonra, diğer çocukları bıraktığımız noktada olacaktık. Orada çocuklar Volvo'5ru yolu kapatacak şekilde park etmiş olacaklar ve sanki arabada bir sorun valm§ gibi dawanacaklardı. Büttin konvoy duracak ve benimle birlikte Fernarıd ve şoförlerin yardımcılarr arabalardan inecekti. Ben ileridekiler Volvo'ya doğru yürürken önümdeki tırın şoför yardımcısrnr srrtındarı vurarak zincirleme cinayetleri başlatacaktım. Her şeyin bir arıda ve çok çabuk olması gerekiyordu. Çünkti Fernand'rn srnrrda şoforlerin suratlarına teker teker bakınca yüzü asıldığına göre, içlerinde belki de vahşiliğiyle meşhur olanları tarıımıştı. Benim tabancamdan çıkacak sesi duydukları anda tırlardaki boksörler yanlarında oturan şoförleri vuracaklardı. Ve aynı anda da Fernand birden arkasına dönüp peşinden gelen yardrmcıyı öldürecekti, Volvolu diğer dörtlü geriye kaları şoför yardımcılarını temizlerken. Teoride fena değildi plan. Sadece ortadaki dört yardrmcryl öldürmek, diğerlerine göre daha zor o|acaktı. Volvo'dakilerin ellerini çabuk tutmaları gerekiyordu. Tirtukluk yapacak bir silahı kaldırabilecek hafiflikte değildi on iki adamr on saniye içinde öldürmek... Silah seslerinin boş vadide çok yankı yapacağınr aına benim pek duymayacağımı düşünürken önümdeki tırın stop lambaları yandı. Duruyorduk. Yirminci kilometreye gelinmişti. Şimdi, adamlarımız kendi ülkelerinde olmarıın ve Fernarıd'ın patron olmasrnln getİrdİğİ otorİteyle şoför yardımcılarına, inip neler olduğuna bal«nalarını emredeceklerdi. Ben arabadan inmiş, ellerim ceplerimde, önümdeki tınn sağ tarafindarı yürümeye başlamıştım. Gereken emirler verilmişti ki, sağ kapılar açılıp altı adam atladı toprağın asfaltı yuttuğu yola. Tabii ki Volvo'dakilerin ne numaralar çeürdiklerini olduğum yerden göremiyordum. Ama yine
!

iffi,

310
de bütün felaketi ben başlatacağım için rahattım. yarıi ilk nrermi-

311

dan da ileriye doğru yürüdüm.

hAlA çalışıyordu. saklandığım yerden çıkıp yolun kenarrna, ora-

vardı. İkinci tırı geçtim. En öndekiler volvo'ya daha ulaşmış olamazlardı. Başımın arkası zonklamaya başlactı. Ensem kilitlenmiş bir kasa kadar sert ve soğuktu. Bir an önce bitsin istedim. Başlasrn ve bitsin ! ve çektim silahı, fazlakaldırmadan, iki ktirek kemiğinin arasrna saldım mermiyi. Adamın yere tamaJnen yap§masına birkaç saniye kala sanki havai fişekleri atılıyormuş gibi birbirini kovalayan patlamalar duyuldu. Ben, ikinci İıe üçüncü tır arasına saklanmıŞtım ateş ettikten sonra. Başımı ikinci tırın ön ca_ mrna çevirdiğim anda krmrzr bir leke oluştu baktığım yerdei Şofcirün be5minin infilak ettiği anda kafamı çeürmiş olmalıydım. öncesini ya da sonraslnı kaldırabilirdim ama aJmt anda olması biraz midemi bulandırmıştı. cama içeriden çünik bir domates atılmış gibiydi. silah sesleri devam etti ve kesildi. Tırların motorlan

nin namludan, kendi etrafinda dönerek firlayacağı anı sadece ben biliyordum. Hiç acele etmeden yürüdüm. İıı. tr., geçtim. önümdeki yardımcıyla aramda yirmi metre civarında bir mesafe

dört çukur kazıldı yolun iki yüz metre uzağında, Fernand'ın kamyonetindeki küreklerle. Ve ne bir dua, ne bir işaret. Gömüldü on dört adam sanki hiç doğmamışlar gibi. Bouak6 girişine yakrn, tırlar boksörlere emanet edilerek, gizlendi palmiyelerin arasına. ve telefon trafiği başladı. Dört adamın

ortada on dört ölü vardı. o iki çocuk da karşılarındakilerle aynı anda YemiŞti kurşunları. işlerini yapmışlardı. Ama bitirdikten sonra hayatta kalınması gerektiği aynntısrnr

Tırlar yolun kenanna çekildi. Boksör çocukların dev makineleri kullaııabiliyor olmalarrna hayran kalmıştım. cehaletin yaptıramaYacağı iŞ yoktur, ctiye düşündüm. Koklayarak buluyorlardı vites kolunu ne tarafa ittireceklerini. İki adamı mızlaberaber

gittiğim için ortaklılda yatanceset göremiyordum. vahşi katliam sağ tarafta yaşanmıştı. parayı simgeleyen ve birilerinin kendilerini gelip almasını bekleyen tırların egzozlarından çıkan dumanlar gökytizünü griye boyamıştı... Fernand'ı ağzındaki puroyu yal«naya çalışırken buldum. Beni görünce, "Tamam ! Hepsi öldü" dedi. o da benim kadar umursamıyordu insan hayatını. o da benim kadar vicdansızdı. Tabii o, uzun uğraŞlardan sonra kaybetmişti insanlığını ama ben zaten o tarafim eksik doğmuştum...

Tırların solundan

unutmuş olmalılardı. on

bancı arasında. Tırlann yükü Fernand'ın beklediği gibi fantastik silahlardan oluşmuyordu. Her birinde onluk sandıklara konulmuş bin M-16 vardı. Toplam altı bin M-16. Ve tabii ki merak ettiğimiz ama yalrrtını arıcak birkaç gizli servisin toplanıp bulabileceği soru, Amerikan silahlarınrn Rusya'dan buralara kadar nasıl geldiğiydi? İşin bu losmını sadece merak etmekle kaldık... Dört adamın konuşması yahi Fernand'ın General İsac'la, benim Feridoun'la pazarlığım bir süre sonra iki adamın konuşmasına dönüştü. Feridoun, İsac'tan daha çok imkAna sahip olduğu için bir M-16'yı 750 dolaraalarak, toplam 4200 000 dolar ödemeyi kabul etti. Ayrıca eski bir silah kaçakçılığı geleneği olarak, miktar yuvarlak hesaba çewildi. Dört buçuk milyona. Üç yu bin dolar, dökiilen kan ve terlerin karşılığıydı... Feridoun'la çalışmak çok sağhkh bir karardı. Lübnanh bütün batı sahilinde at koşturabiliyordu. Tanımadığı devlet bakanı, kral yoktu. sınır geçişlerini birkaç saatte ayarladığını müjdeledi bize. Tırlarla yolculuk devam etti. yedi yüz elli kilometreye yakın bir mesafe on kiisur saatte alındı... Feridoun'un adamları tırlarr, Sierra Leone'ye girdikten sonra teslim aldılar. Ve geriye üç araba kaldı. Fernand boksörlerin her birine l 000 dolar vererek ülkelerine geri yolladı. Artık sadece ikimiz kalmıştık. Pinou'nun silahlarının başına gelenleri öğrenmesine yirmi beş saat vardı... Feridoun hastalık hastası bir adam olduğundan, yaptığı bütün işleri büyuk bir titizlikle inceler ve gerçekleştirirdi. Kendisine ait bir otobüs firması vardı. ve bu firma binasının bodrum katına kurmuştu karargAhını. Hıristiyan'dı. Hıristiyan bir Arap. Gerçekten de Afrika'da her tipten insan bulunabileceğinin iyi bir örneğiydi. Daha önce bir kez karargAhına girmiştim. Önündeki para sayTna makinesi ve ultraüyole ışıkla çalışan sahte para dete}<tö-

arasrnda. Birbirine zerre kadar benzemeyen Afrika'daki dört ya-

312 313

dü.üstçe çalıştığını herkes bilirdi. Milyonlarca insanın dünyanın bir yerlerinde birbirlerini kurşunlayarak öldürmelerine neden olsa dahi çok gelişmiş bir ahlak anlayışı vardı. Üçüncü Dünya ulkelerinde geçen irili ufaklı her üç çatışmadan birinde kullarulan silahlar Feridoun'un gemilerinin ambarlarını muhakkak bir süre işgal etmiş olduklarındarı belki de, kendine böyle bir inanç sistemi yaratmıştı. yalan söylenmesinden nefret ederdi. Hele kendisine kazık atan birini, testislerini kesmeden bıraktığı hiç görülmemişti... Bizden, bütün parayt temin etmek için on saat süre istemişti. Dört buÇuk milYonu vermeyeceğinden korlunuyorduk. Fernand ile ben şu anda dünya üzerinde birbirimizden başka kimseden korl«nuyor ve yine birbirimiz dışında da herkese güveniyorduk... Feridoun'un otellerinden birine yerleştirildik, adamları tarafından. Ben bir ara otelden ayrılıp Greenülle limanına gittim. Bir balıkçı tel«ıesi ayarlamakzorolmadı. yaşlı kaptan nereye gideceğimizi sorduğunda aklıma ilk gelen yer Gambiya oldu. Önce, .Ha5'ır GambiYa değil, başka bir yere gitmek için kirahyonım tekne_ ni" demek istedim. Gerçekten Gamb iya'ya gitmek istemediğimi düşünerek. Ama susmayı tercih ettim. Beş yüz dolar verip bir iki gün içinde geleceğimi, bir yere ayrılmadan beni beklemesini söyledim... Arabayla Greenville'in sokaklarında yerleştiğimiz oteli ararken, Gambiya fikrinin zihinsel ölüm yolculuğumu düzenleyen zihnimin gizli bölmesinden gelen bir emir olduğunu kabul et-

kendisiyle bir sahte para satışı için görüşmüştüm. Anlaşamamıştık. Ama o adil dawanarak beni öldürmemişti. Şimdiyse gideceği, harcarıacağı yeri asla tahmin edemeyeceği bir parayı bana vermek üzere saymakla meşguldü. Feridou.,'ri

Vaiikarı'da yaptığı bir konuşma esnasında çekilmiş fotoğrafı, ofisine girer gi.*"r"ııı. r*t edilen aYrıntıYdı. İkinci a5rrıntı ise, Feridou.,r, iki yanında duran ve Uzi taşıyan devler...

rüyle resimli romanlardaki kötü adamlara benziyordu. Gözleri aşın derecede bozuk olduğu için kalın camlı gözlüklerinin arkasındaki gözbebekleri iki belirsiz nokta gibi sedmlardı karşısındaki deri koltuklarda oturan misafirlerini. Arkasındaki bütün duvan kaplayan Papa II. Johannes Paulus'un

bir klima koydurtmuştu odalara. Afrika için fazlasıy|a lükstü
elektronik cihaz. Havada dönen iki tahta parça.sı da idare ederdi... Dintenmek için "ğozkapaklanmı indirip düşünmeye çalıştım.

tim. Böyle olmalıydı, çünkü Gambiya'ya adrmrmı atmamrş ve sadece Banjul ismindeki sahil şehrinin adını duyrnuştum. Bana kalırsa Dakar'a doğru kuzeye gitmem gerekiyordu ama zihinsel ölümümün Banjul yakınlarında gerçekleşmesini istemişti demek ki, beynimin gizli çekrnecesi... Resepsiyondan sorduğumda Fernand'rn odasında dinlendiğini söylediler. parayı almamıza sekiz saatten biraz faz|a kalmıştı. Ben de kendi odama çıkıp yatağa uzandım. Feridoun misafirlerine iyi dawanıp şımartmayı sevdiğini göstermek için mükemmel

Yirmi dört saattir uyumuyordum. Başım ağnmaya devam ediyordu. Hatta dozunu ytikseltmişti. Kafatasımı içeriden yumnıklayarı mi}«oskobik adamlar olduğıınu di§ünüyordum. Öğleden sonra saat üçte Feridoun'un adamları gelip bizi alacaklardı. Paramızı almaya karargAha gidecektik. Feridoun için uykusuz kalmanın bir önemi yoktu. Zaten rahat bıral«nayarı alerjileri yıizünü kaynamış bir domates çorbasının yüzeyine dönüştürdüğiirıden, uyumayı aklına bile getirmiyordu. Güneşe alerjisi olan, Afrika'da yaşayarı Hıristiyarı bir Arap ! Feridoun'da dünyarıın büttin çelişkileri vardı. Ve duyduğu acılar yüzünden yatakta yüzüstü dönmemek için kendini bağlattığı dedikoduları yayılmıştı... Sonuçta benim ondan daha çok uykum vardı. Ama uyumam demek, Fernand'a beni öldiirme hakkını vermekle aJmı anlama geliyordu. Tabii ki bedenimin zihnimden önce dünyadan a5rnlmasını istemiyordum. Belki de uyuyabilmek için rahatça saat üçe kadar, öldürmeliydim Fernand'ı. Evet, öldürmeliyım. Feridoun bu hareketime kızmaz. Kendi aramrzda bir sorun bu. "Madem tek kişi kaldınız o zaman sorun da yok" der ve tüccar kafasıyla kendine dokunmayan yılanları bodyguard olarak işe almayı tercih eden biri olarak görmezden gelirdi cinayetimi... Ama ya Esthelle? O da Feridoun kadar anlayışlı olabilir miydi kocasrnrn ölümü karşısında? Evet, belki evliliği boyunca onlarca adamla kocasını aldatmıştı ve hayatta kaldığı sürece de aldatmaya devam edecekti ama yine de seüyordu o

314 315

sin !"

dazlak şişkoyu. sermreseycli çoktan kaçmış, yok olmuş olurdu. Belki de kazandıkları paraylagidecekleri yerlerde nrut]u olacak_ larını hayal ediyorlarch Fernand'la... Ayağa kalkıp gerindim. Belki de Çocuk YaPmayı düşünüyorlardı. Ayakkabılarrmr çıkartıp at_ tığım için soğuk tuş koridorda ytirümek gi-izeldi. Belki d.e Hawaii'ye gidip bir malikAne yaptırırlar. 28,30,i2. Evet, burası. Esthelle çok sever herhalde Hawaii'yi ! Cennet gibi bir yer olnralı. Aslında birbirlerine yakışıyorlar... Üç hareket: 32 nunraralı, Fernand'ın kaldığı odanın kapısına bir el ateş. sol ayağımla parçalanan kilidin üzerine atıları bir telcne. yataktan rrrıJ*,ş ve silahın a uzanmaya çalışan Fernand'ın dazlak kafasının en parıak yerine bir,eı ateş,.. Evet, çok mutlu olurlardı Hawaii'de, dıye düşündüm, koşarak Yanıma gelen komiye, yerde yatan şişkonun beni öldürn_ıek istediğini, kendimi koruduğumu söyledikten sonra, odanra uytımaya giderken... Çıplak ayaklanmla serin taş üstünde yürüdüm. Bana tabii ki inanmamış ama söylediğimi dolru kabul etmek dışında da bir çaresi olmayan ve arkamdan beniseyı,ettiğini tahmin ettiğim komiye bağırdım "Beni iki buçulcta uyandır! o saate kadar kimse rahatsız
etme-

dıklan ses ise gerçekten de çoksesli oda müziğini aratmayacak türden kalabalık bir yapıya sahiptir. Kirişler, kilit, menteşeler, ahşabın kendisi. Ufak bir koro oluşturarak kısa bir konser verirler. İşte ben cte böyle bir konsere davet edilmiş olmalıydım ki, odanın kapısını kırarıların çıkardıkları ahenksiz sesleri dtıyabiliyordum yattığım yerden. Bvet, böylesine akortsrız bir kırılma, parçalarıma sesiyle uyanmak sinir bozucuydu ama sürdürdüğürn hayat tarzınrn gereklerinden biri, diye düşünerek kendin,ıi teselli ettim. Kirişlerinden firlayıp odanın ortasrna kadar havalanıp düşn-ıüş kapının üzerine dört ayak bastı. İki sağ, iki sol. Bunlar, ellerinde Uzileri olan siyah ğomle1.1i iki zenciye aitti. Feridoun'un adamları oldukları kesindi ama neden kapıyı birilerine açtırmaktansa kırmayı tercilr etmişlerdi ? Belki de ben Fernand'ınkini kırdığım için aynı acryl da barıa yaşatmak istenrişlerdi. Göriiyor musun kapı kırmanın ne kadar gereksiz, şiddet içeren bir hareket olduğunu? Anladrn rnr şimdi, bir dahayapmaınan gerektiğini? demek istemişlerdi belki de. Amatabii bunları sadece ben düşünüyordum. Onlar sadece Uzilerinin namlularını kapıya doğru çevirerek ve hareketlerini tekrarlayarak dışarı çıl«nam gerektiğini belirtmeye gelmişlerdi. Namlu dilinden biraz arılayabiliyordunr. Kendi silahımı yavaşça belimden çıkarlp yere bıraktım. Sonra da koridora çıktım. Omuzlarıma dokundurdukları namlunun ucuyla ne tarafa gideceğinri biliyordum. Sol omza bir dokunuş. Ve soldaki merdivenlere yöneliyordum hemen. Bu şekilde dünyayı dolaşabilirim diye, düşündün. lJzaktan kumandalı bir adam olarak... Sonuçta üç kişilik grubunruzu otelin önünde bekleyen bir Chrysler'e bindik. Ben hiçbir sonı solTnuyordum, onlar da henüz tek kelime etmiş değillerdi, Feridoun'a gittiğimiz ve bu adamların 14.30 rarıdevumuza gelmiş kişiler olduklarından eınindim. Ama kapı kırma,IJzi lisanı, bütün bunlar ne anlama geliyordu?.. Evet, Feridoun'un büyük otobüs garajına gelmiştik. Araba dtırdu. Bir ara şoförü ve yanrmdakileri aynı anda nasıl öldürebileceğimi buldunr. Sonra o kadar sevindim ki bulduğuma, heyecandarı olsa ge-

Hayatım boyunca birkaç kapıyı tekme ya da omuz atarak kırmayı başarmışımdır. Genelde yunruşak bir ahşaptaıı yapılnrış olan kapılar sanki bir Hollywood studyosundaJrrnşız gibi en fazla üçüncü ytiklenişimde kırılnrışlardır. Çoğu durumda, tek bir ses çıkar kapı kırılmasından. kilit krsmrna vurulan darbe tek ve tok bir ses doğurur. Ama tabii, mutlak surette kapının arkasına geçmek için yanıp tutuşarı kişinin akli dengesi yaşadığı bu stresten dolayı bozulmuşsa, darbeleri kapının ortasrna doğru kayacaldır. ve bu durunrda da, eli ya da ayağıhızlı bir şekilde kapının obür tarafina geçerek delikler oluşturacaktır. söz konusu ufak delikleri birbirlerine bağlanraksa omuz darbeleriyle mümkiin olabilir. Tabii brınu yapmak için güçlü bir vücudun ve çok kızmış bir beynin yan yana gelmesi şarttır. ortalarından kırılian kapıların çıkar-

Tek yapnram gereken gözlerimi kapatmaktı. Gidip getirmeme gerek yoktu. Uyku kendi başına
geldi...

rek unutrıp onlarla birli}<te arabadan inmek zoırında kaldım. Binanın içine girip asansöre bindik...

316

317 tülük yaptığuıızı söyledi. Bu drırumda sözü kendisine brralcyorum. " Bırak ! İstediğin her şeyi bırak. Pinou'yu daha önce hiç görmemiş ama hakkında bir sürü hiköye duymuştum. O arı bir ortak nokta yaratmak adrna, ezberimde İbranice bir dua olmadığı için nefret ettim kendimden. Ve son derece hafif, şık görünen takım elbisesinin ardındarı konuşmaya başladı adamlarrnı öldürüp, si-

Karşımızdaki büyük holün sonundaki kapının arkasında, Papa'nın duvarlanndan birini süslediği oda vardr. Kapının önüne girdik. Uzili adamlardan biri kapıyı çaldı. Dokuz sarıiye sonra kapı açıldı. Başka bir tJzili açıyordu kapıyı. Ve açıldıkça, durduğum yerden gördüğüm açı büyüyordu. Önce, geniş çalışma masasrnrn arkasında oturan Feridoun'u gördüm. Ve yüzündeki kırmızı kabarcıklan, Ellerini masasının üzerinde birleştirmiş, bekliyordu.,, Sonra yanrnda, koltuğunun arkasına elini dayayarak ayakta duran başka bir adam. Bir beyaz. Bllilerinde. Ve bütün kapı kaybolduğunda gözlerimin önünden, ekranımın sağını süsleyen başka bir yaratık çıktı ortaya. Kendisine Esthelle denilen bir kadın. Kendi vücudunu satarak bir yere varalnalnış, başkalannınkini de satmaya karar vermiş bir kadın. Bana bakarak gülümsüyordu deri bir koltukta oturan krrmızı elbiseli Esthelle... İçeri adımımı attım. Uzili adamlar arkamdan kapıyı kapadılar. Çünkii bu odada, iki tane daha vardı bunlardan. Nasıl besliyor Feridoun bu kadar adamı, diye düşündüm. Belki adamları besleyebiliyor ama ellerindeki Uzilere yetecek mermiyi nereden buluyor ? Tabii bu benim sonrnum değildi. Benim sonınum, şu an taraflarından tepeden tırnağa süzüldüğüm iki adam ve bir kadrnın sessizliğiydi. Konuşmadıklan siirece de odadan çllop çıkamayacağımı bilemeyece}ctim. Tabii, Vatikan'daki evinin balkonıındarı binlerce kişiye konuşan Papa'nın da ne yazık ki sesi duyulmuyordu Ve en sonunda, oda bir erkek sesiyle doldu. Feridoun'un ağrz hareketleriyle uyduğuna göre konuşan o olmahydı. "Birisiyle tarıışmanı istiyorum. Yarıımdaki beyefendi Bay Pinou. Samuel Pinou." Evet, güzel. Gerçekten iyi. Söyleyecek pek fazla bir şey yok. Buharlaşıp havaya karışamayacağıma göre, sakin olup dinlemeliyim. Benimle h6li konuşuyorlarsa ölmüş de olamam "Ve dosttım Pinou, senin ve arkadaşının kendisine büyük bif kö! !

asansör yolculuğu boyunca o yaşlı Arap gibi düşünmeye çalıştım ama kesinlikle bir sonuca varmadım. Asansör kaprsının iki kanadı sağa ve sola kayarken Feridoun'un karargAhına adım atmıştık.

Feridoun'un niyetini tahmin etmenin imkAnı yoktu. Bütün

lahlarını çaldığımı z adartı. "Yanrlmryorsam, isminiz Kayra. Fernand'ı severdim ama öldürdüğünüze üzülmedim. Sevgili eşi bize bu sabah, olanları arılattı. Kendişine minnettar olduğumu tekrarlanıalıyrm. " Çok nazik g"rç"İ.t"., de. Ama ölümün nezaketi yok "Sonuçta soygun planınız başarısız oldu. Sizinle ne yapacağımı, bu birkaç saat içinde düştinme firsatrm oldu. Hayatta kalmanrztn mı yoksa ölmenizin mi benim için daha kaIh olacağını dü!

şündüm."

Esthelle kocasını öldürdüğüm için barıa kızgın gibi görünmüyordu. Tam tersine içeri girdiğimden beri yüzüne yerleştirmiş olduğu tebessümü de koruyarak beni izliyordu. Herkes beni seyrediyordu. Pinou'nun kAr hesabının sonunu dinlemek için kulaklarımı yine ona çeürdim. "Ve benim için bir iş yaptığınız takdirde size bu silah satışuıdarı düşen payınzm yarıında hayatınızı da verme}<te karar kıldım." Çok iyi bir karar. Bravo Pinou "Sizden, çok iyi taıııdığurızı dr§ündüğüm birini öldiiı:menizi istiyorum. Kendisi Afrika'ya geldiğinden beri huzrınrmuzu kaçıracak birçok işe karıştı. Ve bütirn aramalar[fl|za rağmen bir tiirlü bulamaük. Sizin bulacağınızdan eminim. Aslında kişisel bir sorun. Söz konusu k§i kardeşimin oğlıınun katilidir ve ben intikamımı almazsam itibarım bütün lotada zedelenecektir. Bir buçuk yıldu izine
!

hiçbir yerde rastlayamadık. Onu bulup öldürürseniz, iki buçuk milyon dolaruı saJribi olarak hayatınıza devam edebilirsiniz." Pinou'nun bir kardeşi ve onun da bir oğlu olduğunu ilk defa duyıryordum. Ölümümü başka birinin ölümüne bağlamış olmasına rağmen ilginç bir teklifti. O, uzun ve nazik konuşmasını sürdürürken benim tanıdığım insanların hangisinin böylesine aptalca

318

319

"Bütün şartlarrnızı kabul ediyorum. Amidou'ytı bulabilirim. Bana tiç gün verin. size gözlerini getireJnm ! Üç gün sonra bütün parayı nakit istiyonım. ve bir de, beni istediğim yere bırakacak bir telcre. Kinyas'ın Güney Amerika'da olduğunu duydum. Bulunmasr imkAnsız, ama Amidou'yu şimdiclen ölü bir adam olarak kabul edebilirsiniz." on beş dakikadır altı kişinin bulunduğu geniş odada sadece ikimiz konuşuyorduk. ve ikimiz de ayaktaydık. Ellerimi arkamda kavuşturnıuş, ensenıden girecek mermiyi beklerken böylesine bir teklifle karşılaşmıştım... Anridou'nun hayattan bekledikleri vardı. Dünyayı siyaha boyan-ıak gibi. siyah ırkı hükümdar yapmak gibi. Ama başarısız olmuş ve btınu her diişündüğünde kahrolarak geçiriyordu günlerini. Her ne kadar New orleanslı yaşlı bir zenci olcluğunu clüşünerek mutsuzluğundan kaçarak içkiye,

Ben biliyorum soyadını. İsterseniz söyleyeyim !.. Aklım almıyordu kinyas'rn böyle bir işe bulaşmış olabileceğini. Bir buçuk yıl önce Amidou'yla buluşup pinou'nun kardeşinin oğlunu öidürmeye mi gitmişti ? Bilmek istemiyordum. ve biraz da nezaketsizce pinou'nun sözünü keserek geldiğinrden beri ilk defa konuştum.

önünden, tam İgnace'dan sonra Julian khyle'ı düşünüyordum ki, karşımda durmadan konuşan ve sesini kafamda kıstığım adamın ağzındarı da birden yüksek sesle "Julian Khyle !'' ismi çıkiı. Aynı anda bulmuştuk öldürülecek adamı. "Kendine Amidou Ali ctiyor. Gerçek ismiyse Julian lftıyle. Amerikan pasaportu taşıyor. Gizlendiği yer konusundaki tek fi}«imiz batıda olduğu bilgisinden ileri gitmiyor. ve işin ilginç yanı, kardeşimin oğlunu öldürenin yanında başka birinin olduğunu da biliyöruz. sürekli pasaport değiştiren, izinin bulunması çok zor olan genç bir adam. kendisini suçlamıyonrnr ama eğer onu bulursanz Julian'a ulaşabileceğinizi düşünüyonrm. soyadını bilmiyonı z. sadece Kinyas olarak tanınıyor.''

ne de bildiğinr isimleri alfabetik sırayla geçirirken gözümün

bir iş yapmış olabileceğini bulmaya çalışıyordum. Aklınrdan birçok isim geçiyordu. kim olursa olsun öldürebilirdim... Looping dışında kimseye insani bir duygu beslemiyordum kıtacia. Ama yi-

şarkılara ve tembelliğe sığınmış olsa da, içindeki o başladığı işi bitirememiş olmasının kavunrcu ateşi vardı. Tek bir mermi, bütün kaygılarrnı, anlamsız hayal kırıklıklarını, pişmanlıklarını yok edebilirdi. ve biraz da barutla, Anridou'nun bütün acrlarrnr dindi
rebilirdim...
gün boyunca yakından takip edilecektim. Ellerimde Amidou'nun gözleriyle döndüğümde de paramt ahp gidebilecektim. Tabii göz

Pinou'yla detaylar konuşuldu. Ben Abidjan'a dönecektim. Üç

masına neredeyse şaşırıyordum ki aklıma Feridoun'un temizlik hastalığı geldi... Bir duş alıp eşyalarımr topladım. silahım ve elli iki mermi bana bir törenle teslim edildi... Mercedes'i çalıştırırken, ne kadar duyarsız olduğumu ve bu noktaya nasıl gelmiş olabileceğimi düşünüyordun-ı. Bir süre önce beraber, kendi dilimclen şarkılar söylediğim birini öldürmeye gidiyordum... Yola çıktığımda, bir cipin arkamdan geldiğini gördüm. Bu cipi öntimüzdeki üç gün boyunca defalarca göreceğimi biliyordıınr. Radyoytı açtm. Bob Marley, "My fear is my only courage" diyordu. Benim cesaretiminse nere'den geldiği belli değildi. Hissetmediğim için cesur görünüyordum, içimdeki, yaşayan her şeyden uzak durmaya çalışan ve korkan adama rağmen... Başımın ağnsı aıtmıştı. Sakinleşmeye çalıştım. "Çok az kaldı" dedim. "Çok az kald_ı Banjul'a gitmeye. Hepsi bitecek. Her şey sona erecek. Hiçbir şey kalmayacak. TJzay boşluğundaki bir astronot kadar kesin ve huztırlu bir şekilde söyleyebileceğim kapanış sözümü: hiçbir şey yok."

çıkarma fikri benden çıkrnıştı ve daha şimdiden midem bulanmıştı. Ne tür bir malzemeyle böyle bir işin yapılabileceğini düşünüyorclum Bir tatlı kaşığı çok uygundu aslında... Feridoun sonrnun böyle çözümlenmiş olmasrna sevinmişti. Bütün bu işler bittiğinde, elinde iyi bir komisyon ve Esthelle adında bir vampir kalacaktı... Esthelle'le hiç konuşmadık. Uzili adamlar beni otelime göttirdüler. Kırılan iki kapının da yerine yenilerinin takılmrş, kısa sürede ortalığın temizlenmiş ol-

320

321

lini de ben ödüyordum, başımdaki, uzun süre açık kalan spotların trafolarındarı gelen sürekli ve tekdüze gürültüye benzeyen sesle. Hayatı boyunca spor yapmalruş birinin bir sabah uyarup
resince bütün kaslarının kibuslar gördürtecek kadar acımaslna benziyordu be5mirnin ağrısı... Uyuyabilirdim Amidou gelene kadar. Büyuk ihtimalle Koffi'nin dediği gibi bugün gelemeyecekti. Çünkii eminim ki, arıcak gece
Grarıd Hötel'in lobisinde Koffi bir adamla oturmuş konuşuyordu içeri girdiğimde. Beni görünce ayağa kalkıp yaklaştı. "Hoş geldin ! Kalacak mısrn?" diye sordu. "Evet" dedim. "İki gece yatacağım otelinde." Ve kulağına fisıldadım. "Amidou'yu çağır. Kendisine ihtiyacım olduğunu söyle. Bu akgün boyunca ağırhk çalışmaya başlaması sonucu on beş gün sü-

Aslında Koffi'nin Amidou'yu bulup bulamayacağındart emin değildim. Belki de, Amidou çoktarı olTnana karışmıştı. Ama Koffi beni ağzından çıkarı fısıltısıyla rahatlattı. "Peki, kendisine iletirim. Ancak bu akşam gelebileceğini sanmıyorum."

yarısından sonra haberi olabilecekti kendisini beklediğimden. Güneşin aydınlattığı sokaklarda Koffi'nin ona gitmesi imkArısız olduğundan tahmi4lmce ancak yarrn gece görebilecektim Amidou';ru. Böyle bir durumda kalsa, onun beni öldürüp öldürmeyeceğini düşündüm. Yanıt hemen geldi. Hiç zor değildi tahmin etmek. Amidou önce Pinou'ya işi kabul ettiğini söyler ve karargAhtan kurtulur. Daha sonra da Pinou'nun peşine taktığı adamları bir şekilde öldürerek yok olurdu. Beni öldürmemek için bu kadar zahmete katlarıırdı. İdealini gerçekleştiremediği için yeterince utanıyordu kendinden. Bir de, beni öldürmenin getireceği vicdaıı
azabını ekleyemezdi utancrna.

Birkaç eşyamı odama çıkanp gözlerimi yoracak aynalara bakmamaya çalışarak bir duş ahp yatağa uzandım, En son ne zamaJt yemek yediğimi hatırlamıyordum. Bu sabah ? Dün ? Bilmiyonım. Ve normalde, böyle bir durumda midem içimde yaıatacağı ufak bir eziklik hissiyle haber verirdi. Ama herhangi bir sinyal gelmiyordu bedenimin derinlerinden... Yerimden kalkıp balkona çıkfrOyı, biraz olsun o§anusa bakmayı istedim. Ama ağulaşmıştı vücudum. Kalkamadım yata}<tan. Bir arı önce Amidou'yu öldürüp paramt almaktan başka bir şey düşünemediğim için duyduğum sabırsızlrk geçmeyen baş ağrımı daha da aritırıyordu. Bu baş ağrrsmın Barıjul'da, içinde ölene değin kalacağım eü bulana kadar süreceğini biliyordum... Gerçek hayatla, somut olaylarla ilgili düşündüklerimden dolayı çatlıyordu kafatasım. Zihnimin bir bölümünün indirmek istediği kepengi diğer bölümü bir süre daha aralık tutmak için sabahlıyordu. Ve iki bölümün çatışmasrnrn bede-

Doğruları, prensipleri olan insanlan hep sevdim. Onlara imrendim. Eğer kendime bu kadar kolay yalan söyleyemiyor olsaydım ben de onlar gibi olurdum. Ama her sabah edindiğim bir doğnrw on iki saat sonra, gecesinde yerle bir ettiğim için ve üstelik bunu yapmama da son derece mantıklı, inandırıcı bahaneler bulabildiğim için sadece stili olan bir adam oldum ben. Prensiplerim yoktu belki ama stilim vardı. Stilime uzun, düz kesimli saçlarım, özenle şekillendirilmiş bıyığım, siyah gömlek, pantolon, ceketlerim ve her zarnan temizlenmiş olarak ateşlenmeyi bekleyen silahım dahildi. O kadar. Hayatımdatekrarlarıan başka dabir alışkarılığım yoktu. Ama Banjul'a ayak bastığımda, onlar da yok olacaktı. Sırasıyla hep kaybolacaktı... Güneş yavaş yavaş krallığına çekilmeye başlamıştı. Yann savaşa kaldığı yerden devam edece}<ti. Ve elbet bir gün dünyayı ışınlarıyla patlatacaktı. Her maddenin kaynama ve buharlaşma noktası olduğunu öfuenmiştik. Dünyanın da olmalıydı. Ve büyük bu-

322

323

harlaşma günü gelene kadar güneş atmosferi, gölgelikleri, siyah gözlükleri, her şeyı parçalayıp delmek için uğraşacaktı. Hiçbir şey dost değil bu ewende. İnsanların arılamasının zamanı geldi. Güneşin sayesinde değil dünyadaki hayat. Güneşin dünyayı buharlaştırma arzusundan dolayı hayat var gezegende. Düşünmeye çalışırken, artrk seyrek de olsa geçmişten gelen arıılardan birini yakaladım, tam hafizamın dehlizlerine kaçmaya çalışırken... on beş yaşımdaydım. Ailemle, Avrupa kıtasınrn en srkrcr ülkesi olan Lüksemburg'un dört şeritli otobarılarındarı birinde ilerliyorduk. saatte ortalama hemen hemen bütün arabaların 130ıla gittiği bir yoldu, üzerinde gittiğimiz. uçakların sıkıştıklannda inebilecekleri genişlikte. saat gece yansma yaklaşıyordu. ve yolun bütün şeritleri kırmur ışıklarla doldu birden. otobarıda o yaşrma kadar hiç görmemiş olduğum bir trafik vardı. yüzlerce araba gecenin kararıhğında birbirlerinin arkalarına srralanmış duıuyordu. Biz de beklemeye başladık. sonunu göremediğimiz dört şeritlik kuynık birkaç saat hareketsiz kaldı. Herkes arabasından inmiş, ne olduğunu anlayabilmek için birbirine sorular soruyor, bir oraya, bir buraya koşuşturuyordu. Bir elektrik direğinin dewilmiş
rılma ihtimalinden takla atmış bir tınn yolu kapatmış olabileceğine kadar sayrsrz tahmin uçuyordu havada. Annem, bablm ve ben

ğilim..."

ki A]fa Romeo'da bir kadın ile adam vardı. Arabayı kullarıan adaının koltuğunun arkasında kadınrn yüzünü profilden görebiliyordum. Adammsa sadece alnı ve saçları görünüyordu. Birbirlerine sıkrşmış trafi}<te çok ateşli bir şekilde kelimeler söylüyorlardı, konuşmalarrnın sıcaklığını yaptıklan hareketlerden anlayabiliyordum. kadın elini açarak adamın ytizüne doğru tutarken, yanındaki de direksiyonu yumrukluyordu aradabir. kavga ettikleri kesinlik kazarımıştı... Annemler birbirlerine tath sözlerle hitap ederek başladıkları konuşmalarrnı sürdürtirlerken ben, kadrnın açilıp kapanan ağzını hayali kelimelerle dolduruyordum. "Artık seni sevdiğimden emin değilim. Hiçbir şeyden emin de-

"çok saçma konuşuyorsun

!

şeyden ?"

İnsan nasıl emin olamaz böyle bir

şında doktor olmaya karar vermiş, başanlı ve yetenekli bir çocukları vardı arka koltukta oturan, buğulu camdarı dışarıyı seyrederken hiçbir şey duymayan... Aramrzda belki sadece kırk santimlik bir mesafe vardı ama ben, ailemin arabasında kendimi bagajdaki çelcrıe halatı gibi hissediyordum... kafamı dayadığım calnın titremesi arttı. Hareket ediyorduk. yavaş da olsa, diğer şeritler de ilerlemeye başlamıştı. Birkaç kilometre bu şekilde gittik. Diğer araba]ardakileri seyı,ediyordum. Ne konuştuklarını tahmin etmeye çalşıyordum. Ağızlannın oynayışlarına uygun diyaloglar uyduruyordum kafamda... yanımrzda-

arabadarı inmemiş, bekliyorduk. sohbet ediyorlardı her zamarıki gibi. Hayattarı, arkadaşlanndan, tatilde gidilecek yerlerden bahsediyorlardı. Annem ile babam. Gülüyorlardı bazen. on beş ya-

ra kadmı öpmeye başladı. Görüp görebileceğim kavga sonrası öpüşmelerinin en gerçeklerinden bir tarıesi. Anladım ki, aslında tahmin ettiğim kadar ağır konulardan kesinlikle konuşmamışlardı. Belki de adam. dün seyrettiği bir filmi arılatıyor, kadın da arabaya girmiş bir sineği koı.rmaya çalışıyordu. Bu olay, gerçeğin ha-

rum." "Tabii ki seni görüyorum ! Ben seni seüyonrm. Her şeyi zorlaştırarı sensin !" Burada adam sol elinin işaret parmağını kadına doğrultuyor. ve parmak unutulduğu için kadın konuşurken de birkaç saniye havada kahyordu. "Ben seni sevebilecek tek kaünım dünyada. seni sevebilecek tek kadın ! Tabii anneni sa5rrnazsarı !" Burada adamrn güldüğünü geriye doğru giden kafasından tahmin edebiliyordum. ve en kötüsü, ilerlemeye başlıyorduk. Alfa'yr geride bırakıp birkaç araba önlerine geçtik. sinirlenmiştim, kendi yazdığım ve hiç tartımadığım iki kişiyi oynattığım piyesimin yarıda kesilmesine. On dakika sonra tekrar yanrmrza ulaştılar. Ve bu sefer de, adam ütesi boşa atıp el frenini çektikten hemen son-

rüst olsaydın. Bana baktığında beni gördüğünü bile saJunlyo-

"Anlamryorsun beni. Her şey çok farklı olabilirdi eğer sen dü-

324 yal ettiğimle aynı olamayacağrnr, hayalimdekilerin gerçek dünyada asla yerlerinin olamayacağını anlamama yardımcı oldu... yanm saat sonra trafiğin sıkışmasının nedeninin yanından ya-

325 yas'ırı aynr lrızla barıa doğru gelen zihni varü alna o da son anda direksiyonu lanp bana çarpmaktan vazgeçm§ti. Onun için sadece bir duvaraihtiyacımvardı şimdi.Aslındatam olarak dört duvara. Ve bir çatıya Son nefesime kadar ölü zihnimle içinde yatabileceğim, yerin

ni iddia edeceklerdi, barlarda içki içerken. Üzerime yiizlerce suç atacaklarü, kendi işledikleri. Ama ka;ırahuı hayateti devam edecekti Afrika yollaıınd4 silahıyla korku saçmaya.. Ailemin evinden kaçtığun gtinden beri saatte 200'le siiı,mi§ttim zi}mimi. Tek ihtiyacrm, çaıpacak bir duvardı. kaşımda çarpşabileceğim sadece kin-

letim dolaşacaktı büttin Afrika'da. İsmımi bilenler beni gördükteri-

vaşça geçtik. yolun çeşitli yerlerine dağılmış sekiz araba. Hepsi de hurdaya dönmüştü, ancak bir tanesi markasının bile anlaşılamayacağı durumdaydı. Bir akordeon gibi katlanmıştı. yerler kıpkırmızıydt, yarrn bu yoldan geçecek olanlar kan temizleyeceklerdi çamurluklanndan. polisin yardrmıyla yanlarından geçip gittik. Ambulanslar ortada olmadığına göre çoktan yaralılan ve akordeondaki ölüyu ahp gitmişlerdi... o gece bilemezdim tabii ki, markasrnı çözemeyeceğim kadar perişan olmuş arabanın bir porsche olduğunu. ve şoförünün de intihar etmek amacıyla otobarıda ters yöne girerek, üstüne gelen dört şerit arabaya doğru gra bastığını. Gazetede ''Hayalet Araba" vakası deniliyordu. Daha sonra da, birkaç kez okudum gzu,etelerde hayalet arabalan. kendi öltfuniinü yeterli görmeyip başka birilerinin de yanında gelmesini isteyen, yalnrzlıktan sıkılacağını düşünen bu adamlar baııa çok ilginç gelmişlerdi. Gördüğüm en gösterişli intihar tarzıydı. 150'yle üzerine gelen arabaiara 200'le çarpmak srradan bir fare zehiri işi değildi, İsim de uygundu bir efsane yaratmak için. Araba kaşıdan gelenlerle çarp§arak duruyor, beden en fazla havada yirmi metre uçtuktan sonra yere yapışıyor ama intiharcrnrn ve hurdaya dönmüş arabarırn hayaleti saatte 200 kilometre hızla gitmeye devam ediyordu. on beş yaşındaki bir çocuk için ilgi çekici bir geceydi... Ama ya şimdi ki kayra için ne ifade ediyordu o gece gördüğüm, hikdyesini okuduğum hayatet araba? Belki de kendimi di§tinmüştiim o geceye geri dönerek. o arabaııur içindeymış gibi hissediyordum belki de. Ba4iul'da çarpacaktrm zihnimin bittigi yere ve haya-

iistiirıdeki tek mezar olacak bir kulübeye ihtiyacrm vardı. Vücudumsa çtiı,timeyen tek ceset olacaktı, dtinya üzerindeki.

Koffi kapıyı çaldığında gece çoktan gelmişti. Yemek getirmişti yaşlı adam. "Aç değilim ama yine de koy masanın üstüne" dedim. "Birazdan Amidou'ya gideceğim. Söylememi istediğin başka bir şey var mı?" diye sordu.
"Hayır !" dedim.
"Sadece bilsin ki, bu bir ölifun kalım meselesi. Mutlaka gelmeli."

Kara mizah bendim. Öltim kalım meselesi

!..

Getirdiği balıktan bıraz yıyip uwmaya çalıştım. Dışarıda olup bitenleri bilmek istemiyordum. Bir önlem olarak dışarılarda bir yerlerde beni gözetleyen siyah ciptekilere ortalarda görünmemeleri gerektiğini, yann gece patronlannrn emrinin yerine getirileceğini söylemeliydim. Çünkti Fildişi Kıyısı gibi fakir bir ülkede büyuk bir Amerikarı arabası Amidou'5ru şüphelendirmekle kalmaz, sonsuza dek izini kaybetmemize neden olabilirdi. Ama konuşmak istemiyordum kimseyle. Güciirn yoktu. Sadece bir tetiği çekip gitmek istiyordum. Hepsi o kadar... Öğlene doğru uyandığımda, Amidou'5ru rüyamda gördüğümü hatırladım. Konuşuyordu benimle ama ben du5rmuyordum. Şu anki durumumuza çok uyuyordu bu sahne. Sonra yok oldu... Kendimi kötü hissetmiyordum, öldiireceğim adamın yüzünü uykumda gördüğiim için, ağlamayı düşünmüyordum. Ama hıçkırıklara boğulmasam da, bilinçaltımın böyle bir oyun oynam§ olmasına sinirlenmiştim bftaz. Artık her şeyi kontrol ettiğim inancında olmasaln da, zihnimin bir bölümünün tamamen bağımsız çalışıyor olmasının yanrnda bir de deweye istediğini yapan bir bilinçaltının girmesi mantığımı korumamı zorlaştrrrrdı... İyi ile kötüyu insanlann anlattığı kadarıylabiliyordum. Amatarifleri benimkilere benzemiyordu. Ne yapacağını bilemeyen, piş-

*
326

327

tün Afrika'darı kuşkulanabilecekleri, ancak asla benden zarar gelmeyeceğini düşünüyor olmalarrydı. Amidou'ya kazık atacak son adam bendim. koca kıtada sadece benimle Türkçe konuşuyordu. sırf pratiğimizi kaybetmemek için bile birbiriüizi ötdürmeyeceğimizi bilirdi. sonuçta koffi, Amidou'nun bu gece gelmeye çalışacağını söyleyerek odadan çıktı... Dün gece çok terlediğim için çarşaflann değişmesi gerekiyordu. Ben duş alırken, koffi yeni çarşafları yatağasermiş ve çı}unıştı. ortalıkta duran tabancayr önemsemeyecek kadar ne işler çevirdiğimi bilirdi. soğumuş capuccino'yu balkonda yudumlarken, gö§tizü ile suyun buluştuğu çizgi üzerindeki beyaz köpükleri seyrettim. Ne zamarı taşacak sular, denizler, o§anuslar, diye düşündüm. Ne zaman bütün dünya taşan nehir sularının altında kalacak? Yaratıcı ne zalnan anlayacak hatasını?.. Eşyaları sözden geçirdim. kıyafetlerimi koyduğum valiz, belgelerim ile bugüne kadar yazöklanmı içine koyduğum büyuk spor çarıtası. ve birkaç ufak eşya daha. kinyas'ın son görüşmemize kadar yazdıklan arabadaydı, başka bir çarıtada. Ne yapacağımakarar veITnemiştim yazıLar|a. Üzerlerinde tarih ve şehir isimleri yazan binlerce satrr yr|...Ve hepsi karışık duruyordu. Sıraya koymak isteyenin yıllarını alır, diye düşündüm. Ne yapacağımı bilmi

yanımdaki sehpanın üzerinde telefonu açıp koffi'den bir capuccino istedim. on beş dakika sonra $etirip yatağın ucundaki masaya koydu. Hasta olup olmadığımı sordu. Endişelenmişti, daha önce hep kadınlarla yatmak ve uyumak için kullandığım otel odasındarı, geldiğimden beri hiç çıkmadığım için. sağlığımın yerinde olduğunu ancak kendimi yorgun hissettiğimi, dinlenmem gerektiğini söyledim. Amidou'yu clün gece saklarıdığı yerde bulmuş ve mesajınrı iletmişti. koffi'nin dediğine $öre, önce önerrrsememiş arıcak sonra neden çağırdığımı öğrenmek için bir sürü sonr solTnuştu. Belli ki şüphelenmişti bir şeylerden. Belki Koffi garip bir hareket sezmişti yaptıklanmda. Belki de siyah cipi fark edip Amidou'ya haber vermişti. Ama emin olduğum tek konu, bü-

manlık içinde yaşayan birini öldürmemin beni kötüler sınıfina sokacağını düşünmüyordum...

sel ölümümü başlatmak... Amidou'nun getmesini beklemekten ve bütün düşüncelerin-ıi bu konuda toplamaya çalışmaktan başkayapacağım bir iş yoktu. Odadan bir yurüniş yapmak için bile çıkrnak istemiyordum. Duvardaki saat öğleden sonra dördü gösteriyordu. Önümde en az a|tı saat daha vardr. Amidou geldiğinde hemen burada öldüremez-

yordum ama zihnimin h6kim olamadığım, içinde neler olup bittiğini bilmediğim bölümünün barıa zamanı geldiğinde gerekli emri vereceğini de biliyordum. Bu emirler son anda geliyordu. Birden beynimde kelimeler canlanryordu ve o şekilde aırhyorduın yapılması gereken bir iş olduğunu. Sonunda tam bir şizofren olmayr başarmıştım. Beyninri tamamen ikiye bölmüştüm. Bir tarafi yaşadığım hayata dair kararlar alırken, diğer tarafızihinsel ölümümle ilgileniyordu. Ve bu yazılar| yazarL ben, diğer tarafla karşılaşmadan yaşıyordum. Ama iki tarafinda da tek bir arzu yarıkrlanıyordu, kafamın. Bir an önce bedenimin yaşadığı hayatı bitirip zihin-

tılanlara göre kolonicilerin annesine tecavüzlerini izlemek zorunda bıralııldığından, yaşayan her beyazdarı gizti ama derin bir tonda nefret ediyordu. Ve kendi yapamaüğını Amidou'nun gerçekleştirmiş, siyah bir isyan başlatmış olması, onu gözünde ilahlaştırmıştı. yerde cesedi yatarken söyleyeceğim hiçbir sözü duymaz ve kendi elleriyle boğarak öldürürdü beni. DolayısıylaAmidou'yu özel bir konuşma yapmak istediğimi söyleyerek arabaya bindirecektim. Öıdurtıımek istendiğimi, sürekli takip edildiğimi söyleyerek şehrin dışma çıkana kadar oya|ayacak ve torpido gözünden bir şey almasını istediğimde bakışlartnı eğdiği arıda sol elimle kemerimdeki tabarıcayı çekip vuracaktım. zor bir iş değildi. zor olan, bugüne kadar kaç kişinin canrnı aldığımı hatırlamamdı... saatler ilerlerken iki capuccino daha içtim. odanrn içinde, ka-

Jrunca bütün beyazlar tarafindan hor görülmüş olduğundan, anla-

dim. silah sesi otelin duvarlannı delip koffi'nin kulağına kadar giderdi. ve çıplak garsonlannı, komilerini, toplayıp üstiime salardı hepsini. Öyle bir durumda beni dinleyeceğini hiç sanmryordum. Amidou'yla ara]armda kardeşçe bir ilişki vardr. Koffi, Julian Khyle'rn yaşamış olduğu hayata hayrandı. Kendisi hayatı bo-

328

329

pıdan balkona kadar yırmi defa gittim, geldim. 37 ekran televizyonun önünden geçerken ne kadar uzun zamandır seyretmediğimi düşündüm. Oysa ailemle yaşarken bazen yürmi dört saat hiç başından ayrılmadığım zamanlar olurdu. Reklamlar, filmler, ekonomi programlan, çizgi filmler, kadın programları, ne olursa.,. O kadar qyuştururdu ki beynimi televizyon, se5/retmek büyük bir zevk olurdu. Kafamdaki evden kaçma, Afrika'ya gitme fikirlerini dondururdu. Ama sabairlara kadar seyrettiğim televizyon yüzünden hiçbir yere yetişemez olmuştum. Bunu önlemek için de annemler odamdaki televizyona el koymuşlardı. Benim iyıliğim için. Okula geç kalmamam, sabahlan rahatça uyanmam için. Bi lemezlerdi tabii, teleüzyon seyretmeyince beynimde halay çelİ"., garip fikirlerin çözülmeye başlayıp kullanılabilir hale geldiklerini. Birkaç yıl daha izleseydim reklamlan, belki de h6li eümde annem, babamla oturuyor ve muayenehanemdeki sekreterin göğüslerini süzüyor olurdum. Belki de o zamarılar istediğim gibi, bir cerrah olurdum. Ama daha kendimi ameliyat edemedikten sonra ne işe yarardı ki? Saat ilerlemeye devam ediyordu. Işığı kapatmış, bekliyordum. Yatal.<ta otururken ve gözlerimin karanlığa ne kadar alışabildiğini keşfetmeye çalışırken kapının vurulduğunu duydum. Gözlerimin karanlıkla olan ilişkisi konusunda hiçbir zalnan yeterince karanlık olamayacağı, insarı gözünün mutlaka tam görmese de belli noktalan algılayabileceği sonucuna vararak kesin bir karar verip kapıyı açtım, ışıkla beraber. Geçen seferki deri pantolonuyla karşımda duruyordu Amidou. "Gel, dışarı çıkalım. Konuşacaklanmız var" dedim. Yatağın üzerindeki sila}u alıp belime soktum. Ve çıktık. Hareketlerimde hiçbir gariplik yoktu. Her zamarıki kabalığun ve ukala tarnrlanm üzerimdeydi. Silahı görmüş olması hiçbir şey ifade etmiyordu çiinkii kendisinin de üzerinde en azlki tane vardı. Mecburduk böyle gezmeye. Birbirimizi böyle seviyorduk. Silahlı !.. Koffi'nin yarıındarı geçerken ikimiz de bir kafa hareketiyle se-

edecektibirkaçgüniçinde.Amaböğrünekurşunsaplayacakbir

binince sordu, Kayra olmayacakiı ortalıkta", Arabaya "Ne var? Ne oluyor?" diye. Dikiz a}masına, dikkaBirazdaha sustum, merakı artsrn

tiniçekebilecekşekildeüçdörtkezbaktım.Takipediliyorolma ihtimalimiziakluıagetirsindiye.BöyleceanlatacağımhikAyeye da rol yapmama gerek yoktu, daha çok inanr"rl,tl Zaten faz|a durumlarda yaptığım
bu Gerçekten takip ediliyorduk, Başladım,
gibi kısık sesle konuşmaya,

..Amidou,çokbüyükbirtehlikedeyim.Barıayardımetmelisin. yerde adamları var, Her an üsPinou beni öldü,m;F istiyor, Her güvenebilirim değil mi?" tiirne atlayabitirler.'peki ya sen? sana UfakbirHollywoodnumarasıydr.Çoktelevizyonseyretmenin yararlan! ..A]aymrediyorsun?Aynıadambeniikiyıldırheryerdeanyor. Sen ne yaptın peki?" ,,Faz|abirşeydeğil.SadecePinou,nuna]tıbintaneM-16,srnı
öğrendi," ça]ıp sattrm. Ve o her şeyi

yola çıl«narna on dakika Abiğan'dan Grand-Bassam'a giden varü.Şehirlerarasıyoldakiilkaskerkontroli.inegelmeden,palmi. yelerinarasundangeçenüçwzmetrelikbirmesafevardı.oraya tutup gittiğimiz yeri me_ kadar ımıoou,n rn"ııjı.irrı anlattıklarımda yaŞına rağmen en ufak rak etmemesini sağİamaııydım. ilerlemiş o gijur,bir arabadarı atlamaktatereddüt etmezdi, şüphesinde 80,1e yoluyla nasıl bir strre sorıra deniz beni nerelere saklayabileceğini, kaçırabileceğinianlatırken,bennamluyamermisürüpsürmediğimidüşünüyordum.Eğerunuttuysamölürdiim.Amidou,nunsilahınıçekipağzırrıa"oıon*.veateşlemesisadeceikisarıiyesinialırdl. elimde tutar_ palmiyeler uzaktarı göriirıüyorlardl. Direksiyonu sağ kensolelimidebacağrmınüzerinekoymuştum.Biryandanda..Asbeni bu durumdan lında seni buld,,ğ"*u çok mutluyım, Çiınkıi kurtaracaktekkişisensin.Sanagüvenebileceğimibiliyordum.Hayatrmıkurtaracaksuı.Sarıaminnettanm!,'diyordum.Doğruydu Ama ölerek, ,tlyl"ailaerim. Hayatımı kurtaracaktı, Palmiyelerbşladı.Torpidogözünebaktırmafikriaptalcagel-

yuk ihtimalle, Koffi de beni öldürüp intikamını almaya yemin

lam verdik. Çok sevdiği arkadaşını öldürmeye götürüyordum. Bü-

330 di. ve aklıma dünya kadar eski bir numara geldi. ve geldiği için

331

luda mermi olduğuna emindim. Tlrtukluk yapmıştı. Tetik sesini duyduğu anda Amidou kafasını çeürip, önce dolunayın ışığıyla parlayarı kendisine doğrultulmuş çeliğe, sonra da gözlerime baktı. Bir saniye birbirinıizin gözlerine baktık. Ruhlarımızın röntgenlerini çektik o bir saniye boyunca. sağ elinin deri montunun İçinde kaybolduğunu görünce ikinci kez bastım tetiğe. Öyle bır ses oldu ki camları kapalı arabada, deprem olduğunu, yerin yanldığınr, dünyanın bölündüğünü sandım. kafasına doğnı tuttuğum silahtan çıkan kurşun yanağından girmişti. Arabanın sağ ön camı karanlıkta, üzerime bir kovayla siyah boya atılmış gibi dunıyordu. yüzüme birkaç damla kan sıçradığının farkındayüm. Ama 'hala sesini kulaklarımda duyduğum patlamanın çınlamasını dinliyordum. kısa mesafeden başına yediği kurşun Amidou'yı, derisini deldikten hemen sonra öldürmüştti. silahın geri tepmesinden, dirseğimi kapının koluna çarpmıştım. Amidou'nun kafası kurşunu ilk içine aldığında, sağ tarafadoğru havalarııp uçmak istemiş, ama seksen kiloluk bir vücuda bağlı olduğu içinfazlauzağa gidememiş, önüne düşmüştü. Çenesi neredeyse göğüs hizasına kadar inmişti. Gözleri açık ve h1l6 silah tutukluk yaptıktan sonraki ifadeleriyle bakıyordu. o bir saniye, yıllardır tanıdığım Amidou'nun bana anlatmak istediği, dünyaya haylormak istediği her kelimeyi, her küfrü gizliyordu içinde. Eğer beyrıimin yansrnı zihinsel ölümüme ayumış olmasaydım, gözlerimin içine bakarı o siyah, iri gözleri asla unutamaz ve geri kalan hayatım boyunca kAbuslarımrn vazgeçilmez misafirleri yapardım... Ama barut kokusundan başka hiçbir şey hissetmiyordum. Hiçbir pişmanhk, acıma, ne olursa, hiçbir duygunun parçasl yoktu. sadece silahı tutan elim titriyordu...

yani sağ taraftaki bambu evleri göstererek, ''Maquis Quatre Parasols burada mıydı ?" diye sordum. cümlenin bitimiyte kafasını yanındaki caına çevirdi. Aynı anda sol elimle belimdeki silahı çıkarıp, sağ kolumun üstünden tutup tetiğe bastım. Hiçbir ! Namşey

uygulamalıydıın buldıığum numarayı. sol elimle deniz tarafindaki,

de utandım kendimden ama palmiyeler de bitecekti birazdan.

Palmiyeleri geçtikten sonra sahile çeürdim arabanın tekerleklerini. Sert kumlarrn üzerinde denizin dibine kadar gittim. Daigalar yüksekti. Birkaç saat sonra çekilecekti o§arıus. Medcezir temizleyecekti kumun içindeki her pisliği... Kapısını açtığımda Amidou'nun, cansız vücuduyla birlikte arabanrn içindeki kan kokusu da dışarı firladı. Sürükleyerek, dalgaların içine götürdüm ağr vücudunu. Dizlerim ıslanıyor ve Amidou'nun vücudu ıslartarı kıyafetlerinden, derilerinden dolayı ağırlaşıyordu. Ve yeterince açıldığımı yani suyun bel hizama geldiğini görünce o§anusun yüzeyinde bata çıka duran vücudu serbest bıraktım. Olduğu yerde bir ileri bir geri gitmeygbaşladı. Sadece vücudun ince bir bölümü suyun üzerindeydi, batan bir kayık gibi. Sahile çıktım. Dönüp karanlıkta supn üzerindeki vücudu görmeye çalıştım. Dolunay yardım etti. Akıntı yardım etti. Uzaklaşmayabaşladı. Bir iki saat sonra kıyıdart kilometrelerce ıızak<ta olacaktı. Benim için, iki gün boyunca bulunmalnuısr yeterli olurdu... Arabaya döndtim, torpido göziinü açtım. Siyah torbayı alıp içindekileri elime boşalttım. İki tarıe karılı siyah top. Amidou'nun o bir saniye boy-ınca Sezar'ın Brütüs'e baktığıyla aynı bakan gözleri. Kaşıkla değil ama usturayla çıkarmıştım. Zedelememeye çahşarak. Ama fazlasıyla parçalamak zorunda kalmıştım yüzünü arabada, bu gözleri çıkarmaya çalışırken... Otele ancak biraz olsun kuruduktan sonra dönebilirdim. Sabaha doğru. Sonra da eşyalarımı toplayıp Feridoun'a yani Greenülle'e doğru basacaktlm gaza... Sahilde, arabarırn içini ve yüzümü deniz suyuyla temizledikten sonra, dört saat boyunca oturdum motor kapağının üsttinde. Ön calna sırtrmı yaslayıp ayaklanmı uzattım. Bir ara sol ayağımrn yanrnda Mercedes'in yıldızını gördüm. Tek bir tekmede kanştı o da Afrika'nın kumuna. Hepimizin er ya da geç karışacağı toprağa... Amidou'yu unutmamak söz konusu değildi çtfuıkii hiç düşünmüyordum bile. Ben sadece, camlardarı çıl«nış ama döşemeden git-

memekte ısrar eden kartı düşünüyordum. Pinou, Amidou'nun gözleriyle misket oynayabilir ya da limuzininin dikiz aynasura asabilirdi, ilgilenmiyordum. Sadece paramı istiyordum. Ve Barıjul'a gitmek. Hepsi bu.

*'*' ____,_ :*---:: -*"''

--,-+:|

-,-.-.,

332

555 yardrmcr rolündekiyse Feri_ lideri olamayacağını bilerek yaşayan

Bu kadar kan al«nasına gerek kalmazdı eğer birisi çıkıp benimle ölene kadar ilgileneceğini söyleseydi. Biri çıkıp da barıa
6şık olsaydı... Otele dönerken, Amidou'yla beş saat önce geçtiğimiz yo|da yaptığımız konuşmayı hatırladım. Çok berbat bir adanrdrm. Barıa güvenen birini öldürmek arınenri öldürmeme benziyordu. Yapar mıydım anneme de a5mısınr, diye düşündüm. Yarııt veremedim.

ılounoluyordu.Papa,nrnikiyanrnda,duvarayapışmışolarak yani çıkar amaçlı şiddeti lıekleyen silahlı zencilerse işin özünü
t.enrsil ediyorlardı...

Simsiyahtı zihnim. İçeridekiler çot<tan uykuya dalmıştı. Ya da böylesine zor bir sonıya yanıt velTnemek için uyuyor taklidi yapıyorlardı...

oturduğu büyük ça_ ıçeri girer girmez Feridoun,un arkasrnda iç cebinden Çıkardığım külışma masasrnrn üzerine ceketimin poiki adım geri çekildim, Esthelle kaıılı çük, şeffaf poşeti koyup için kısık bir igren_ etınekfe gecil«nediği şetin içindekileri tümin için kendini zor|ame sesi çıkarö- Pinou şaşırrn§ ğörünmemek yarak "Bunlar Julian'rn mı?" diye sordu, ,,kontrol etmek isterseniz o§anusa açılmamrz gerekir" diyerek yanrt verdim.

Koffi'yi gördüm kapıda. Bu adam hiç uyumaz

mL,

diye düşün-

düm. Odama çıkıp eşyalanmı aldım. İkl nln dolar çıkarıp koydum Koffi'nin eline. Afrika'nın en pahalı otellerinden birinde kalıyor-

dum. Gecesi bin dolar! Eşyalarımı bagaja koyduktarı sonra Koffi'nin elini sıktım. Bunu ilk defa yapıyordum. İlk kez Koffi'ye dokunuyordum. Belki de geçmişte kendini yumruklayanlar dışında o da ilk kez bir beyaza dokunuyordu. "Her şey için teşekkiir ederim" dedim. Tamamladım içimden. Buna, öldiirmem için ayağıma kadar getirdiğin en iyı dostun dahil. Liberya'ya geçerken sınrrda blraz problem çıktı. Askerlerden biri dürüstlük abidesini o1muyordu. Çünkii daha çok nakit istiyordu. Ama ben üzerimdekilerin hepsini zaten vermiştim. Feridorrn'a telefon ettim, beton sınır karakolundan. Ne de olsa Liberya, içini kasıp kavuran iç savaştan önce bambu sınır karakollu komşusundarr daha zengin bir ülkeydi bir zamanlar. Ama şimdi Liberya'da herkes zengindi. Liberya ve Liberyalılar hariç ! Greenville'deki Feridoun'un karargAhrna, Uzileriyle bütünleşmiş iki adamrn eşliğinde girdiğimde, kaşımda üç gün önce bıraktığım aynı manzara karşıladı beni, Üç insarı da aynı pozisyonda durmuşlardı. Belki de hiç kımıldamamşlardı yerlerinden. Odanın ağr, yeraltı dünyası havasını korumak için yapılan bir gösteriydi belki de bu... Paranrn satrn aldığı güzel kadın Esthelle oluyordu. nou'ydu. Ve hiçbir zaman tam olarak bir yasadışı örgütün gerçek

Boşyereyapılaıtkonuşmalaradayanacakdunrmdadeğildim. Biranöncekurtulmakistiyordumyerinaltındakiodadan. etti
aynlmayan adamlarının nou. Tabiı ki inanacaktı ! kıçımdan gibi emindim...
,,size inanıyoruz. sinirlenmenize gerek yok" diye devam

pi_

Ami

beni seyrettiklerinden adrm dou,nun cesedini denize bırakrrken Feridoun'a bakarak, 'Para" dedi.

o

da kurulmuş bir oyuncak

gibiyanındakiikiçantayısıraylaalıpmasanrniistünekoydu.Sonra da açıp bana doğnı çevirdi, ..Saymakisteyeceğinizisanmıyorum"diyerekiçindebulundu-

ğumuzgerginhavayıdağıtmayaçalıştıPinou.Tabiikisaymakisyok olmak,
temiyordum
ye sordu Pinou, ben çantaları kapatırken, ,,Benzer bir iş için ihtiyacımrz olursa sizi nasrl bulabiliriz?" di_
!

Tek istediğim gitmekti, Kaçmak,

..Bulamazsınlz,,diyerekkestiripattım.Tersyanrtrmbvazrisk-

liydi.AmaPinouda,bende,biradamınistemediğitakdirdeAfriimkansız olduğunu ka denen çukıırda bulunmasrnın neredeyse pinou,nun ellerini sıktıktarı niiv"ra.,ı.. üst"ıemedi. Feridoun ve

gelip dışan çrktrm. Çantaları arasonra Esthelle,i de görmezden

Paraya bütün akan kanlardarı sonra el koyan yaşh çirkin Pi-

barıınbagajınakoyupPinou'nunadamlarınınsürdüğücipitakip etmeyebaşlaüm.Sözverdiğigibibaxıabirte}«ıeayarlamıştı.Ve Limana girdik, Birkaç adamları da beni o telcıeye götürüyordu. yüzmetredahailerlediktensonraikiyelkenlibirtel«ıeninönün-

*,
334
335

de durduk. Kaptanla tanıştınldım. Eşyalarım taşındı. Ve hemen yola çıkmak istediğimi söylediğim için bir saat süren hazırlıklardan sonra denize açildık. Telcnenin ismi Hope'tu. Yani Umut. Umut teknesiyle, bu hayat ve dünyadan umutsuz olduğum için zihnimi öldürmeye gidiyordum. Çelişkilerin yakamı bırakmaya ıriyetleri lriçbir zaman olmamıştı... Denizin üzerindeki yolculuğumuz bir hafta sürdü. Kıyıya çok yakın yol almamıza rağmen dalgalar izin vermemişti hızlı gitmemize. Ne kaptarı, ne de iki kişiden oluşan mürettebat benimle ilgilenmişti. Kamsar yakmlarında neredeyse batıyorduk. Onun dışında pek bir sonrn çıl«nadı.,. Günlerimi genellikle geminin burnunda üzerimde battaniyey\e, yazaıak geçirdim. Elimde klğıt ve kalem olmadığı zamanlarda kamaradaki yatağa uzanmış, düşüncelerimin akmasına izin veriyor oluyordum... Kaptan ile tayfalardan birinin arasında herharıgi bir patron işçi ilişkisinden faz|ası olduğunu anlamam uzun sürmedi. Geceleri çok ses çıkanyorlardı. Berıse gözlerimi kapatınca hiç gitmediğim Banjul'un yakınlannda bulacağım sarayrmı düşiinüyordum. Çok az yemek yediğim için sürekli bir yorgunluk vardı üzerimde. İlk başlarda az yemek, tam tersine $özle görülür bir enerji katmıştı vücuduma. Dirileşmişti organlanm. Ama yemekten uzaklaşma eylemim artık gerçek sonuçlarını doğurmaya başlamıştı. Bazı geceler, k1ğıt oynamıştık. Kazandığım içkiler bana bir şey ifade etrrıediklerinden, oyundan sonra geri veriyordum koutoukou şişelerini... Ve bir sabah, kamaramda uyanmrş, annemi düşünürken kaptarı içeri girip Baq|ul limanına yanm saat sonravaracağımzı söyledi... Yanm saat geçti. Attık demiri. Ba4iul'un beton limarıına ilk ayak basan ben oldum. Sonra eşyalar geldi. Kaptan ayarladı birkaç bin dolarla ülkeye girişimi... Ve daha önce hiç gelmediğim bir ülkede kendimi yapayalnız buldum. lJmut ismindeki Liberya bandırah telcıenin uzaklaşmasını seyrederken. Bissau yakuılanna bir paket teslim etmeye gidiyorlarü...
"İşte !" dedim. "Umut bu. Bir telone. Başka bir şey değil. Koca okyartusta dewilmeden yol almaya çabalayan bir tel«ıe. Sonsuzluğun dalgalanyla savaşan bir ceviz kabugu. Hepsi bu. Köhne bir tekrıe."

Ben bindim. Kamarasurda uyudum. Hiçbir şey değişmedi, İsterdinr yeni bir insart olarak inmeyi o tekrıeden. Değişmeyü, iyü biri olmayı, yetmediğini hissetmeyi, sermreyi. Hepsini isterdim. Ama istemenin yetmediğini ! Diirıyayla mesafeli bir çok erken arılaüm. Hiçbir şey]n verüği dostluk kurmak zorunda katdım. Çiınkti kuşkularıdrm bana kaybettim. Buldum, Umut adın_ hediyelerden. Her şeyden ! Kendimi daki tehnede bir hafta katdrm. Nö ooı,melerim silindi, ne de zihnim ölmekten vazgeçti... Betki de her gün düzenli olarak kullaııacağım

Lustral benzeri bir antidepresanla her şey düzelebilirü, Doktor konffoliınde gelişen bir tedaviyle yaşamaya alşabilirdim belki de, insanlann arasuıda sosyoloji kitaplanndaki o meşhur birey olur_ gerçekleştirdunr belki tedavinin sonrrnda Hedefleri olan, kendini meye çüşarı, toplıimıın temelini tırnaklarıyla inşa etm§ o birey Terolurdum. Amaolmadı!Ne doktoragittim, ne de ilaç kullanüm,
da}ıa

ki sine ben doktor o}maya çalıştım. Dt§manı tarıımak için, Anladrm gun l«avatı_ sonr4 di§marıım da mutsuz kafesinde. o da bir
nr kopanp, öniine

lerde koşmak istiyoç üsttirıe gelen araba|aradoğru, O da dinamitle_ mek istiyor, her giirı biraz daha insanlığuıdaıı ödiinç verdiği topluyapacak bir şey mun temelini. Göriince gizli anusunu düşmanımın, kalmaüğrnı arüadrm. Ne di§marı varü, ne de ben vardım. "olmak

ilk çıkanı öldiirüp yok olmak istiyor. o da cadde_

ve var olmak aıasırıda çok fark var" derler, wzyılın ortasındaıı çıyok", lop gelmiş seçkin entelektüeller... Ama bilmiyorlil H, ikisi de Var olmak bir hayal, olmayan bir diirıyada", Dünyanın var olmadığını yıllar önce bir arkadaşıma söyledi_

yarııtını almrştım. Tarüışmanın galibi ğimde, "Bu senin düşüncen" olmak için verilecek yanıt basitti, ,.Dünyanrn var olduğu da, başlarıgıçta birinin düşüncesiydi, Belki Tann,nrn ! Belki de başka bir gücün. Ama mutlaka, bu dün_ yanrn da düşiince aşamasrnda olduğu bir zaman vaxdı."

337 beden taşımacılığı işinden kazandığı parayla geçinemiyor ve her gördüğü, simasını tanımadığ ı beyaza bildiği bütün ahlaksızlıkları teklif ediyordu. "Bana uzun süredir kimse yardım etmedi. Senin de etmeni istemiyorum" dedim sert bir tonda. Jesus, böyle bir çıl«ş beklemediği için ve beni yaka paça arabasından atamayacağı kadar çok para verdiğim için Hotel Capricorne'un önüne gelen kadar bir daha konuşmadı. Ve ben sessiz ensesini seyrettim... Capricorne ismindeki otel dört katlt, sıvası yeni yapılmış bir binaydı. Banjul oftaaüyüklükte bir şehirdi. Beni şaşırtan binalar ya da insanlar görmemiştim arabarıın içinden dışarıya athğım bakışlar esnasrnda. Sıradarı bir Afrika şehriydi. Rutubeti, güneşi, gündüzleri farelerin yuva yaptıklan palmiyeleri ve sokaklannda

rim size."

nundaki adamın ensesine bakıyordum, dışandaki binaların hızlı bir şekilde yok olmaları gözlerimi rahatsız ettiğinden. ve o ense konuştu. Aslında tabii ki önümdeki terli ense değildi konuşan. Tam arkasına düşen ağızdarı söylenenler. çıloyordu "Ba4jul çok güzeldir. Ben Jesus ! Her konuda yardrmcı olabili-

la başlamıştım. 1976 model olduğunu tatımin ettiğim Peugeot'nun direksiyo-

Ancak altı yolcu aldığı takdirde hareket edecek oları station wagon Peugeot'nun şoförüne, Banjul,un merkezine kadar beni götürmesi için arabadaolmayan diğer beş kişinin de parasrnı verdim. kabul etti ve çıktık yola. Limandan şehre giden yol geniş bir caddeydi. İkı tarafta da gözün görebileceği en uzak noktaya kadar yayılmış yeşil renk h6kimdi. ve patmiyeler. uzun süredir kanıksamış olduğum, beni artık kesinlikle etkilemeyen ancak ilk defa Afrika'nrn batrsrna gelmiş birini kendine hayrarı bırakacak manzaxa yavaş yavaş renk değiştirdi . Beyaza,griye dönmeye başladı. Binaların krallığına gelmiştik. nenı sıraoan bir otele Şoföre, götürmesini söylemiştim. Merkezde olmasr, aradığım tek özellikti, çünkti araba sahn alıp ya da kiralayıp kullanmayı kesinlikle düşünmüyordum. Bir arabayı nasıl en iyi şekilde kullanabileceğime dair sahip olduğum bilgilere güvenemiyordum. ve tek istediğim ytirümekti. Bundan sonra, eşyalarımı başka bir yere götiirmediğim takdirde her yere yürüyerek gidecektim. Araba kullanma)n rürümekten daha sonra öğrendiğim için unutmaya da onun-

çewe ülkelerdeki birçok taksi, dolmuş şoförü gibi Jesus da

rayatağa yattım. Ne yapacağrmr, sırasıyla gitmem gereken yerleri, hepsini bilmeliydim. Beni zihinsel ölümüme göttirecek işlerin hepsini aklımda isimlendirmiş olmalıydım. Ama hayır ! Hiçbir şey gelmiyordu. Hiçbir fikir ışığı yoktu. Kulaklanmın daha az duymasını, içkiyi, tütünü, kadınlan bıral«namı, çok seyrek yemek yememi emretmiş olan zihnimdeki gizli bölme susmuştu. Ne bir ses, ne de bir resim. Hiçbir rota gelmiyordu zihinsel yolcuğumun kaptanından...

dewiye gezen hAki üniformalı askerleriyle... Hotel Capricorne dar bir sokağın içinde, şehir merkezi diye adlandınlan yere insanların çıplak ayaklarınrn seslerini duyabileceğim kadar yakındı. Odanın içi basit ve kullarıışlı eşyalarla doldurulmuştu. Çift kişilik bir yatak. Ki ihtiyacım olmayacaktr, barıa yansr da yeterdi çünkü kadınlannla yatmıyordum artık. İçimde cinsel hiçbir istek yoktu. Kesinlikle tam bir kararılık. Hiçbir duygu düşmüyor beyin sinirlerimin ağrna, seks deyince. Ve yatağın yanında bir masa. Öbtlr tarafta da bir gömme dolap. Komiye cebimdeki birkaç Fransrz Frarıgı'nr verip, bir duş aldım. Su soğuktu. Bu bir mucize olmalıydı çünkti Afrika'da yıkanmak için soğuk su bulmak, sokakta dilenci görmeden yürümekten daha zordu... Duştan çıktıktan son-

338

339

Birkaç saat sonra h6Ji yatakta çırılçıplak yatıyordum. Ve sadece neden ne yapacağımı bilemediğimi düşünebilmiştim geçen zaman içinde. Acaba öyle bir bölme yok muydu beynimin içinde ? Zihinsel öltimü tamamen ben mi uydurmuştum ? Sadece gerçek hayatta ahlaki değerler dahilinde başarrsız olnruş bir zavallınrn kendini uyuşturabilmek için uydurduğu bir masal mıydı ?.. Terliyordum. Yatal<ta, çarşafin üzerinde kendi etrafimda dönerken, kumaş derime yapışıyordu. Kurtulmak için dönüyordum olduğum yerde. Ama hareket ettikçe daha çok yapışryordu. Kendimi nasıl böylesi bir ölüme inandırabilmiştim?,. Bütün diinya yapışıyordu artık vücuduma. Her şey. Çocukluğum, eski arkadaşlarım, ailem, altı milyar insan. Bıral«nak istenriyorlardı beni. Gitmemi, yoİ< olmamt, zihnimi öldürmemi engellemeye çalışıyorlardı. Bense dönüyordum yata|<ta. Gözlerimi açmaktarı korkuyordum. Bu panik, beynimden bir emrin gelmemesi, zihinsel ölümün varlığı hakkırıdaki şüphem, içimdeki bütün acı belki de, köklerimi saldığım dünyadan kopmamın bedeliydi. Belki de iki kutu ilaç içip kendisini kurtarmaları için polisi arayan birinin korkusuydu vücudumu kaplayan... Bir süre sonra yavaşladı yüzümden fişkıran terler. Nehirler du-

tıdarımıgirmişbuişe?Nedeninibiliyor.Sadeceçağınınçocuklaiçin_
bir tarıe. Her şeyin, rına değil, kimseye tunzemiyor, Nedeni necteni bir tane, o da yaşadığı cle her gün büyu;en sonsuzluğun

lrayatauzaktarıbakabilmeyeteneği.Kişininönceliklekendine

bütün hayatrna, dostla_ uzaktan balonasıyla başlayan dalra sonra yeteneğı, za, rlna yayarak kestinteştirdiği uzaktan seyredebilme

marıiçindenormalbirinsanmyapmasıgerekenlere,bunlanyaparkenitaatetmesigerekentoplumsal,ahlakiveyasalkurallara

jeteneği. Ve Kayra içinde keŞfettiği bu Yeteuzaktan bakabilme gerÇek Yüzlerini bilen ve nekle kendini, sihirbazın numaralarrnm onu güldüITneye çalışarı eğlenemeyen bir çoeuk gibi hissediyor.

palyaçonunmaı.yajınınaltındakiacılarlfarkedebildiğindengülekulislerinde gezdiği için meyen bir çocubi ı"n ivor... Hayatın bakabilmek olup bitenle_ sahneden nefret eden biri gibi. uzaktan reonuyaşayandeğil,varolarıdeğil,görenveiğrenenhatinegetiriyor.Bellibirsüresonraiğrenmeninyeriniduygusuzlukveka-

yıtsızlıkalıyor.Diinyaüzerindeoynanangündelikhayatoyunununkurallarınr,onlarau},Tnayacakkadariyitanıyor.Kadınları öperkengözlerinikapatmıyor.Birusturaylakolununüzerineya. zıyazarkenacrdu5rmuyoççünktioarılardakendinibaşkasınrn vücudundaymışgibiseyretmeklemeşguloluyor.Varolanherşekaprlamıyor, Ve göz_ ye uzaktan namüıaiği için hiçbirinin sihrine

ruldu. Nefes nefese kollarımı açıp durdum. "Sakin olmalıyım !" dedim. "Hayal görmedim. Rüya değildi olaıılar. Sakin olmalıyım. Büttin yarııtlar bende. Sorabileceğim bütün soruların karşılığı ciğerlerimde. Sakin olmalıyım. Şimdi durumun analizini yapalım. Elimizde bir adam var..." Bir muhasebeci gibi hesap yaptığım için utanıyordum kendimden. Utanacak başka kimsem yoktu... Bir adam var. Ve zihnini, düşünceler sistemini kapatmak, iptal etmek, yok etmek istiyor. Böyle bir şeyyapmasmrn nedeni, bütün bunlar aç*ken kendini hiçbir zaman iyi hissetmemiş olması. Bu kadar basit mi? Evet ! Sadece iyi hissetmek için mi bunları yaptı bugüne kadar? Evet ! Her şeyi denedi mi hayatta, böylesi önemli bir kararı vermeden önce ? Hayır ! Peki aceleyle verilnriş yanlş bir karar olmadığına emin mi ? Evet ! Ama daha sadece yirmi dokuz yaşında. Geç bile kalmış ! Dünyayı reddinin nedenini belirleyebilmiş mi kafasında, yoksa o da kuşağının çocuklan gibi sıkın-

lerigördüğüiçinhayatınarkasrnr,dünyanınokadardaiyitasarlarımışbiryerolmadığınıbiliyor.Veuzaktanseyrettiğihayatateşionuısıtmadığııçın"zihnimiöldürürüm',diyor.oysauzaktarı bakamayacağıherharıgibiriyadabirşeyçıksakaşısrna,hazır, ateşinasırlaşm,ş,ç,pıakelleriyletutmaya...Vemilyardabirgörü-

da var. Farkında olmadan len uzaktan naı.auiırne yeteneği kayra vazgeçirecek kadar geliştirdiği, bütün insanlığı yaşadığı hayattan aşkz, paraya, ideallebüyüttüğü bir yetenek, Dünyaya, Taırn'ya,

re,herşeyeuzaktanbakabilmeyeteneğinesahipolmasındarıötübir zihin, ve bu den. Hepsi bu. kendisine uzalıüarı bakan

rühayatıdagerçekdeğil.Gülerkenkendisideğil.oldürürken Kayradeğil.Sadece,bunlarıyaparı75kilotukbiretyığını.Birbeyetene_
ğininyokolmayaöağınıbildiğinden,kendisinibüyüleyecekkadar

340

341

mükemmelleşmiş bir hayatın, böylesi bir yeteneğe sahip olanlann bile uzaktan bakamayacakları, davetkAr bir dünyanın gelmeyeceğini bildiğinden zihnini öldürmeye karar veriyor... yarrsrnr yıiksek sesle, yarrsrnr içimden yaptığım, içimdeki seslerin konuşmasrndan doğan diyalog sayesinde biraz olsun rahatlamıştım. onaylamadığım bir yöntem de uygulamış olsam, kafasını toplamaya ihtiyacı olan ve her şeyi sırasıyla düşünerek çözüme ulaşmaya çalışan insanlann yöntemini uygulamış da olsam, işe yaramıştı. seslerden birinin son yaptığı konuşma bana, içimde bulduğum durumun nereden ka}maklandığını, zihinsel ölümü neden arzuladığrmı arılatmaya yetmişti. Artık biliyordum, tamamen kontrolden çılonış bir yetenekten kaynaklarıüğını. Ben sadece fazlasıyla ciddiye almışhm, ktiçükken babamın barıa birini üzdüğümde söylediği o sözü. "kendini karşındakinin yerine koy." ve ilk başlarda bunu o kadar çok yapmıştım ki, bir gün dönüş yolunu yarıi kendimi bulamadım ve beynimin bir parçası boşlukta uçuşan, hayata uzaktarı bakan, sadece se5ıreden bir çift göze dönüştü. Bütün duygulan bilen ama hiçbirini hissetmeyen biri oldu kayra. İşte her şey, vardığım nokta, üzerinde döndüğüm yatakta gerçek ismimi hatırlayamıyor oluşum bundan kaynaklarııyordu. Bende gerçeklik duygusu yoktu. Hepsi bu Doğruldum yattığım yerde. Bitmişti sorular. sıra geldi, yağmur gibi yağan emirleri dinlemeye. Çark dönüyor ve program devam ediyordu. kendimi dinlemek işe yaramıştı. saklandığı yerden çıkan zihnimin diğer tarafi, kararılık yüzü dışan gitmemi emretti. yürümemi. Önce Ba4jul'un içinde sonra dışına doğru. sahilden yürümemi fisıldıyordu kulağıma. RüzgArın uçurduğu o§arıus zeırelerinin sağ yarıağıma değdiklerini hissedebileceğim kadar sahilden. Ve bulacaksrn, diyordu. Belki bir ev, belki de bir kulübe. Ben de biliyordum bulacağımı. siyah lasa kollu gömleğim, siyah keten pantolonum. yanıma silah almaüm. sadece çorabıma sıkıştırdığım küçük solingen usturam. Saçlanmı taradım a}marun karşısında. Yavaşça. Hiçbir telini üzmeden. Eskiden gitarımın tellerini de böyle o§ardım. Bıyığıma daha da korkunç bir şekil verdim parmaklarımla. ve kostü!

ıııümü tamamlayarı siyah gözlüğümü taktım. Mümki.in olduğunca ı;ıplak ayakla ya da beyazların çoğunun yaptığı gibi sandaletlerle ıttılaşmadım. Afrika'ya ilk geldiğimden beri. Gittiği yerlere uyum sıığlayan bir değildim. Her ay bir yenisini aldığım, bağcıklı siyah

ılcri ayakkabılar giyiyordum. Çünkti çıkabilecek

kavgalarda :ıyakkabılann sağlam burunlarıyla atılacak tel«nelerin çok yararı ııluyordu. Dolayısıyla bir turistten çok, bir elmas kaçakçısına lıenzetirlerdi beni, sokakta yürürken. Son bir kez aynada kendiııre baktım. Gömlekten taşmış kollarımdaki döı.rmelere baktım. Ne zamarı yaptırdığımı bile hatırlamıyordum birçoğunu. Anlamlaı,ını, hiçbir şeyi hatırlamıyordum. Ve güldüm kendime bakarak, sahip olduğum tek şy oları bedenimi böylesine hoyratça kullarıılığım için. Annem derdi zaten:
"Dokunduğun her şeyi bozuyorsun
na."
!

İyi bakmryorsun eşyaları-

Haklıymış... Bedenimi de bozmuştum... Otelin kapısına inip sağa sola baktım. A§amüstiirıün kokuları ve serinliği bastırmştı Gambiya'ya. İngiliz ktiltiiründen nasibini almış bir halkuı arasrnda, seslerin en çok geldiği taraİa doğru yurümeye başladım... Ben bıraz ğarip yiirüyordum. Çok hafif yaylanarak. Kollanmı fazlasıyla sallayarak. Ayda yürüyormuş gibi... Bir-

kaç beyaz gördiirn sokaklarda. Yol sorarı. Kendilerine uzatılan sahte, markalı parfümlere bakarı. Birkaç tarıe de, geçen aııabaların içinde gördiim. Tarııüm onlan hemen. Kaymağuıı yiyenlerdi onlar. Derilerinin renginin doğal hakkını aİanlar. Afrikanrn etini yiyen beyaz|ar. Pinou benzeri yarasalar. Büyuk siyah Mercedes'ler içinde geziyorlardı şehrin sokaklannda. Eğer vazgeçmeseydim hayattan, ben de onlar gibi otacaktrm. En şiddetli işi bile kabullenebildiğimi, tamamlayabildiğimi biten bu adamlar beni de yarılanna katmak için her şeyi yapacaklarından, karşr koyamayacak ve Ortaçağ soylularına benzeyen yılarıların arasrrra kanşacaktım... Gördüğüm ilk bara girdim. Kafalann bana dönmesi uzun sürmedi. İçeridekilerin yansl fahişe, yar§ı da şişko beyazlardı. Bunlar genelde, birkaç haftalığrna karılarrndarı kurtulmak ve seks için buralara gelmiş turistlerdi. Her masada bir zenci erkek var-

342 dı, şişkolan otellerinden alıp buraya getirmiş ve kadınlarla anlaşmalannı sağlayacak oları... Anladılar benim o beyaz|ardan olmaclu...

343

dığımı. Ne ayağımda Nike terlikler, ne de a5mı renkten belimde bir freebag vardı. Boş olan bir masaya oturup neredeyse göğüslerinin tamamrnı açıkta brrakan bluzuyla ortalı}<ta dolaşan garson
burnuma girmesini önlemek için kafamıbiraz geri çekmek zorunda kalarak, "Bir capuccino" dedim. Gözlerini açarak şaşıITnasmı beklemek istemedim, en azrndan viski istememi bekleyen iri göğüslü kadın garsonun. "Hemen !" diye bitirdim aramrzdaki ilişkiyi. Bir şeyler mınldanıp kendi kabile dilinde, bara doğru gitti siparişimi söylemek için. Gözlüklerirni çıkarıp gömleğimin cebine astrm. Üzerimde sadece Fransız Frarıgı vardı. İki ktisur milyon dolar odamdaydı. Umuısamryordum bir temizlikçinin meraklı hareketlerle çantalann içeriğini keşfedip sevinçten çığlık atma ihtimalini...

Ve ara[(||Za,göğüslerini bütün gözlere ikram eden garson ka_ koydu, par_ ctın girdi. Bordo ojeli bir sağ el önüme capuccino,mu bo5muna, ırraklanndan başlayan yolu takip edip koluna, omzuna, gözlerinde bitirdim yolculuğumu, çenesine geçerek en sonunda dedim, deminki kabalığımı affettirmek "çok teşekkür ederim"
için_

kzın ne içeceğimi sormasınr bekledim. Ve geldi. Göğüslerinin

yaloşıklı olmasam da, cebimde par,a otduğuna işaret eden kı_ yafetlerim ve bölgede değeri asla düşmeyecek beyaz bir derim uzun vardı. Dolayslyla yüzüne bir gülümseme oturffnası faz|a koku_ sürmedi. Bvaz daha yaktaşıp eğildi yüzüme doğru. Tütün
yordu. Mentollü.
,,Ne zamaıı

dudakbir tokat patlattıktarı sonra ağzından saçılan kelimelerle, larını yaklaştırdığı sol yanağıma, bu kez kalçalannı konuşturma_ ya başladı . En az vücudunun önü kadar çok hikaye anlatıyordu arkası da. Gerçek bir gösteriydi kadrn. Böyle insanlar tarıımıştım, One-man-show'lar !.. sağ çaprazrmda oturan fahişe beni bakışlarryla pişman etmeye için kendimi öldürmemi istiyor çalışıyordu hala. onu reddettiğim hiçbir cinsel olmalıydı. Ama benim öyle bir niyetim yoktu. Benim

istersn çağır beni. Buralardaylm..." diye fahişane

Kafamı kalürdığrmda, kaşımda bir kadının oturduğunu gör-

tim, sandalyeyi çekip karşıma oturduğunu? Bir fahişeydi. Koyu kızıl saçlı bir zenci. Bembeyaz dişleriyle sıntıyordu. Ve masanrn altındarı, sağ eli sol dizimi o§amaya başlamıştı. Elimi parıtolonun cebine ğötürüp, tomarın içinden üç yüzlük olduğunu tahmin ettiğim banl«ıotları çıkanp dizimi okşayan eline yine masarım altındarı tutuşturdum. Pararıın dokununca verdiği hissi en gerçek orgaz,m olarak kabul ettiğinden, birden gözleri krsrldı, yüzüne daha da

düm. Gerçekten de aJgılarım zayıflıyordu. Nasıl fark edememiş-

niyetimyoktu.Capuccino,nunköpüğü,geldiğindeçokazvetadı

en son ne da acıydı. yarrsrna geldiğimde zaten rahatsrz olmadarı

yayılü ağzı.

"Teşekkiir ederim. Ama neden?" diye sordu düzgün İngilizcesiyle.

"Beni rahat bıral«nan için

!" deyince ağzı birden

tek bir nokta-

zaman olu_ zalnan bir şeyler yiyip içtiğimi düşündüm. Bir hayti dişetlerimi acıtı_ yordu. yemek yerken ağzımaattığım her lolana yor, mideme inene kadar dokunduğu her yeri yırtıp parçalıyordu, Tabiı ki, bu sadece benim öyle hissetmemden kaynaklarııyordu, za_ Fizyolojik bir rahatsızlığım yoktu, laonik sıtma dışında, Ama öyle olmasr_ ten hayatn kendisi de fizyolojik değildi. Biz insanlar nı istemiştik ! Anlaşrlması daha kolay olsun diye", yü_ ve bıraktm elimdeki fincanr. Büyük ihtimalle ister istemez

ya dönüştü ve gürültülü bir şekilde, iri kalçasrnrn yardımıyla san-

nrgaJı çaırtasrnın dibine. Ama yine de oturduğu yerden beni görebildiği için karyısındaki yaşlı beyaz|a gülümseyerek konuşurken, arada bir zenci kadınlara has melek-şeytan bakışlannı firlatıyor-

dalyesini geri iterek kalkıp iki masa yakındaki başka bir beyazın kaışısına oturdu. Tabii ki benim 300 frartk çoktarı inmişti siyah

altı sa_ zümü buruşturmuştum. Bir şeyleri ağzına atıp çiğnemek, bütün bunlar at sonra vücudunun başka bir yerinden çıkarmak, bir iştah_ barıa doğadışı geldi. yani carıavarca. Çewemde, büyük bulandı, la patatesleriniyiyen insarılan görünce daha da midem

Ağızlanna sokup çünkii onlara balonca içlerini görebiliyordum. yerlerinden kaybettikleri patates parçasının geçtiği yoldan, mola

ffi.

*=
344
345

meyeceği de belliydi.Zatendahabirkaç kelime döl«neye firsat bulamadan kendimi yürtirken buldum, koluma girmiş bir fahişeyle.

haberim vardı. Eğitilmenin miimktin olmadığını anlamasaydım daha çok bilgiye sahip olurdum tabli ki, konu üzerinde... Capuccino'nun parasmı nasanrn üzerindeki tuzluğun altına koyup kalktım. Gözlüğümü taktım. Havanın kararmasrna yarrm saatten az kaldığını biliyordum. Ama dünya, üzerine benzin dökülmüş ve gümüş bir Zippo'yla yakılmış kadar gözümü alıyordu... Masaların arasmdarı geçip dışan çıktım. Öyle düzenli ve acıtmayan adımlar ahyordum ki Cezayir'e kadar yürüyebilirmişim gibi hissettim. Hemen sağımdaki sokağa saptım. Burası daha tenhaydı. Birkaç dilenci ve se}T.ar satıcı. Arkamdan gelen düzensiz ayak sesleri duydum önce, sonra bir el hissettim sağ omzumda. Beni buralarda öldürmek isteyebilecek birileri yoktu. Koffi, Amidou'nun öldüğünü öğrenmiş olsa bile, burada olduğumu bilemezdi. Onun için sakin bir biçimde durup döndüm. Karşımda,biraz önce beni rahat bıral«nası karşılığında kendisine 300 Frarısız Frangı verdiğim kadın vardı. "Ne istiyorsrrn?" diye sordum. "Bana para verdin. Ben de kaşılığını vereceğim. Dolandıncı değilim ben !" diyerek yanıtladı. Eğer bende kurtancısını görmüş olmasaydı, asla koşmazdı peşimden. Tek istekleri kıtadan kurüulup bir beyazın peşinde, da}ıa çok ma§4| malzemesi çeşidi olan bir ülkeye gitmek olaıı siyah kadınlann, kendilerine böylesi bir iyiliği yapacağını hissettikleri erkeği bıral«nadıklaırnı biliyordum. Kinyas'rn ilk geldiği sıraJarda, ondarı bir çocuk sahibi olmak için ayaklanna kaparıan on a]tı yaşındaki bir kızın ağlamasına tanık olmuştum... Kaşımda durarı güzel ve genç kaduıa verebileceğim caydrncı yanrtlar listesini taradım. Ama hiçbirinin yeterli gel-

kabileismini,aramızdakifarkıyüzünevurabilmekiçinamaüstelemedim.Yürüyordukikisevgiligibi,koyulacivertgökyiızünün altında hiç üşenmeden, ..Bugeceseninleka]makistiyorum''derkendahadasıkısanlyüzüne ba}«nıYorduk, Kaldıdı koluma. Konuşurken birbirimizin Ama durumu kendisine rım taşlarr.,O, gtl,ilyorduk yüzlerimizi, olsa, birkaÇ Yüz frank getirebir şekild e ızahetmetiydim. Ne de kallop gelmişti yanlma, cek bir müşterinin masasrndarı seninle yatmayacağım' "Benimle kalmana gerek yok' Çünkü

Benbirsüredirhiçbirkadınlayatmryonını.'' Aklma,böylebirsözkarşısındaherkesinsoracağrSorugeldi. "Erkeklerle mi?'' hiç ,.Hayır,, dedim, tebessüm ederek kaldınma doğnı, "Hayrr, geceyi benimle geçirirsen," kimseyle. orrrrr, için sıkılırsın eğer geçtik. Türistler otelle_ B|razdaha yortıorrt. Büyuk ui, .raa"yi riniyarrmpansiyonfiyatlarınadahilolanakşamyemeklerinikaçırmamakıçınortaıardankaybolmuşlardı.Sokakbirazdahate. istemeyen bir adama nemizü artık. ve Anita düşünüyordu. seks
ler sunabileceğini düşünüyordu,

..Benimıçınonemıideğil.Benseninyanrnd.akalmakistiyo-

rum,,diyetekrartadıyükseksesle,aklındarıgeçeni.Dahafazla reddetmeninbiraıılamıyoktu.Sonsözünekarşrsuskunluğumu

konryarak kabul ettiğimi gösterdim", "Aç mrsın?" diye sordum Anita'ya, "Evet!" dedi, "Biraz," pahah lokantasl hangisi ? "Peki, söyle bakalım, Banjul'un en bir yer istŞorum," Şık beyazların gittiği J^_ ^,ızın Aniim
geçti ve geri geri yiirümeye başladı, bir ,,Journey ! Journey adında ji, y", var. Görmelisin l Harika garsonlar, Muhteipek elbiseli kadrnlar, beyaz yelekli

Heyecanlanmıştıbunlanduyunca.Kolumdançıkıpöniime

"Adın ne ?" dedi. "Seninki ne ?" dedim. Soruya soruyla yarııt vermek. İşte böyle dawarıilmalıydı erkeklerin hormonal zaailanndarı yararlanarak, medeni ülkeler turu peşinde koşanlara "Anita" diye fisıldadı kulağıma. Sorabilirdim asıl ismini yani
!

restoran. şem bir yer!" Bir ara, geri geri

wrüwp Journey'ye olan

hayranlığrnr ve lo-

karıtanınkalitesinianlatırken,arkasrndakibirtaşatakıldı.Tiıtmasayd,ım kolundan, düşecekti,

346 "Tamam. Oraya gidiyoruz. Journey'ye.''

347

önümdeki çatal, bıçak, kaşıkların ve daha, nefret ettiğim bütün gereksiz soylu yemek yeme aygıtlannın kalünlmasını istediğimde, bizimle ilgilenen beyazyelekli bir anlam veremedi.

Taksinin kapısını Anita'nın bahsettiğ i beyaz yeleklilerden biri açtı. yüksek duvarların arasındaki geniş bir kapının öniinde durmuştuk. kapıya doğru yurüdük ve orada başka bir beyaz yelekli bizi, içinde küçük nehirlerin aktığı bir çiçek bahçesinin ortasındaki yoldart geçirip eski İngiliz yapısı olan binaya göhirdü. koloni mimaıisi. Büyük camlar, geniş melTner basamaklar... Girişinde, yüzyıl önce dikitmiş iki palnriye. Gerçekten de, Anita'nın söylediği kadar gösterişli bir yerdi. İçeriden piyano melodileri geliyordu. Büyuk sarı yaldızlı demir kapının önüne geldiğimizde, sarıki bizi çok önceden bekliyormuş gibi açıldı demir kanatlar. ve büytik bir salon gözüktü. yuvarlak masalarla doldurulmuş, flev bir kristal avizenin her yeri, yemek yiyenlerin kulaklarının içlerini bile aydınlattığı bir sa]on... yanımızda biten başka bir beyaz yelekli, rezervasyon yaptınp yaptırmaüğımızı sordu. Açıkçası, ilk gördüğü anda Anita'dan nefret etmişti. İkısi de zenciydi. İkisi de beyaz|ara hizmet ederek kannlarnı doyunıyorlardı, ama Anita işini yaparken üsttirıde en faz|aiç çamaşırlan oluyordu ve bu aralarındaki tek farktı. cebimden çıkarttığım yüz dolan yeleğinin saat cebine yerleştirdikten sonra, "Şimdi yaptırdık!'' dedim. Küstah bir taırır takınmam için çok az sayıdaneden yeterli olurdu genelde. Göz ucuyla cebine soktuğum paraya bakan yaşlı zencigülümseyerek, "Evet Efendim. Lütfen beni takip edin'' deyıp masa]aruı arasından yürümeye başladı kıntarak. Anita çok heyecaıılıydı. Elimi sıkıca tutuyor ve üzerindeki minicik elbise yüzünden herkesin kendine baktığuıı bildiği için utanıyordu. Genç bir sarışın adamrn çaldığı piyartonun üç masa yakınına oturduk. Anita'nın ne yiyeceğine ben karar verdim. ve neredeyse mönüdekilerin üçte birini istediğimi söyledim. Tabii bir şişe de şarap. Anita gireceği kolu doğru tutturmuştu. prensesti birkaç saatliğine. zaten prenseslerin de Anita'dan farkı yoktu. onlar sadece doğru adamla yatmışlardı. O kadar!..

"Kaldır önümdeki her şeyi ! Sadece bir capuccino istiyorum. O
kadar."

Tabii patronundan, her türlü beyaz kaprise boyun eğmesi geiçin fazla diretmedi. Ve iki garsona, söyledikyaptırdl Ben sadece sıcak bir şey içmek istiyordum. Bülerimi yuk köpüklü bir capuccino... Anita bir rüyada gibiydi. Fresklerin süslediği kubbe şeklindeki tavana, duvarlara bakıyordu... Kocalanyla Afrika'ya taşınmak zorunda kalmış ve geldikleri ilk aydan beri reglleri sıca}ctan, sıkıntıdaıı düzensizleşmiş kadınların zarif elbiselerini gösteriyordu barıa Bugüne kadar en iyimser ihtimalle wz erkekle yatmış on yedi yaşlanndaki lh:ıita, lunaparkta doğum gününü kutlayan bir çocuk gibiydi... Yemekler geldi. Genelde deniz ürünleri istemiştim, uzun zamandır kendini hamurla doyurduğunu tahmin ettiğim kadına. Balıkçılar dışmda erkekler, o§anusun birkaç metre ötesinde yüzme bilmeden yaşarken, kaünlar da paraları yetmediği için bahk tadrnı bilmeden ölürlerdi bu bölgelerde. Ben sosyal adaleti kurmak için Afrika'dayüm. Komtirıist bir Afrika için çarpışmaya gelmiştim. Bunları düşiirıürken gülüyordum tabii. Ciddi siyasi tartışmalar içinde marşlar söyleyip silahımı temizlerken
re}<tiğini öğrendiği

nasrl görünürdüm acaba ?.. Ağzındaki kılçığı parmaklarıyla

çıkardıktan sonra sordu Anita: "Hala ismini söylemedim. Adın ne ve ne iş yapryoısun ?" Capuccino'ma şeker atarken, "Yoksa polis misin ?" dedim. Aslında tabii ki aJay etmek için söylemiştim. Ama almı anda aklıma iki yıl önce, tanıdığım birine benzer bir şekilde yaklaşıp birkaç bilgi alüktan sonra zehirleyip öldüren bir fah§e hikdyesi gelmişti... Bir zamanlar Fransız gizli servisi hesabrna çalşmış bir kadın.
Sonradan öğrendiğimiz kadanyla, DST'den bilinmeyen bir nedenle kovıılunca, Batı Afrika'daki kaçak silah ticaretinin ayrıntılzırrnr açığa çıkarıp servisine büyuk bir onurla dönmek istemişti. Ancak

İngilizlerin kendi topraklan dışında çalışan MI6 ajaıılan kadını tutuklayıp yok etmişlerdi. Kendi başına çalışarı dengesiz bir casus istenmiyordu, ortalıkta dolanarı. Ancak ele geçirdiği bitgiler göz önüne alındığrnda, o histeriğin iyi çahştığı anlaşılmış ve

:ffi::ffi***

348

349 gibi, türden değildi. Bunu bilmem yeterli. Tahmin edebileceğin belli etbir doktor değilim!" diyerek konuyu kapatmak istediğimi gelen sufleden dolayı benimle ve tim. zaten Anita,nın da önüne yoktu, Eğer sonrsuna verdiğim yanıtla ilgilenmesine pek imk6n geçirebi_ beni rahatsrz etmezse, fazla konuşmazsa geceyi onunla

önemli sırlann ortaya çıl«rıası için kullandığı fahişelik metodunun gizli servislerce yeniden gündeme getirilmesi söz konusu olmuştu. Dolayısıyla karşımda oturan kadının bir an için, herhangi bo}çtan bir servisin maaşlı çalışarıı olabileceğini düşündüm. Ama daha sonra, bir ara tuvalete gittiğinde çantasrnı karıştınp içinde üç tarıe erkek kol saati bulunca fikrimi değiştirip rahatladım. Aniemin olduğu zamanlarda, genelde seks yapan bir fahişeydi. Ama gerçekten de içimdeki sonrast hırşızlık paranoya makinesi çalışmıştı...
ta, yakalanmayacağından

leceğimi düşündüm. kendisiyle asla yatmayacaktım ama a}ml yeterdi, odada kalabilirdim. sadece yokmuş gibi dawanmasr
Çünki.i ben öyle dawanacaktrm, Üçiıncü capuccino,yu da bitirdikten sonra dört kişilik bir aile_

Hiçbir gizli servisin yuzümü tanımadığından emindim. Yoksa şimdiye kadar en azından CİA tepeme binmiş olurdu. Sadece bir defasında, ufak bir sorun yaşamıştık Kinyas'la beraberken, konuyla ilgili. Sahilde tarııştığı bir kadınr eve getirmişti. Ve iki gece boyunca kendilerini kapattrklan odadan çıkrnamışlardı. Ve ben, bir saba}ı eve geldiğimde Kinyas'r çınlçıplak, salonda, korkudan
beyazlaşmış şekilde, titreyen parmaklarrnrn arasrndaki sigaradan nefesler alırken buldum. Kadrn, beynini bularıdırarı Kinyas'rn,

masadan nin iki haftalık yemek masrafina eşit olan hesabı ödeyip binip ilk karşılaştığımız bann kalktım. Tabii Anita da. Bir taksiye önüne geldik. yol boyunca, sanki kendisinden tek beklediğim şe_

yin sessizlik olduğünu arılamışçasına hiç konuşmamıştı.

şim_

yalva_ diyse, motorunun çalıştığı taksinin arka koltuğunda barıa ak_ ran gözlerle bakıyordu. Benimle gelmek istiyordu, Geçirdiği

rağmen... Bir süre karanlık_ şamrn bütün garipliği ve zenginliğine doğru "Gi_ ta gözlerini aradlktan sonra çevirmeden kafamı şoföre

üzerinde uyguladığı en akla gelmeyecek bedensel oyrnlardarı sonra mesleğini açıklam§ ve DST için çahştığını söylemişti. Aslında kadın tatile gelmişti ve iki gece boyunca beraber olduğu adamrn işlediği suçlardan haberdar değildi. Ama yine de bir ülkenin gizli servis memuresiyle aynı yatağa girmiş olmak Kinyas'r, düzenlediği seks ayinini bozacak kadar sarsmıştr... Gizli servisler mayrn gibidir Afrika'da Her arı üstiirıe basabilir insarı. Ve eğer şartslıysa, sadece bir iki organmı orada bıralop koşar. Çok ciddi bir sorun değildir çünkti kıtadaki güçler dengesi, yüzlerce örgütün çizdiği sınrrlarla sağlanmaktadır... Sonuç olarak, sokakta yürürken insarırn, yantna yaklaşan siyah bir Amerikan arabasına çekilip kaçırılma ihtimali, sıradan bir çocuk gaspçı tarafından bıçaklarıma ihtimalinden daha düşüktiir. Anita'nrn meraklr gözlerinden rahatsız olarıa dek bunlan düşünmüştüm. Ancak şimdi bir yarııt velTnem gerekiyordu. "Ben hiçbir iş yapmıyonrm. Sadece paraIn var. Nereden geldikleri önemli değil. En azmdarı bunu söyleyebilirim. Bir zamanlar yaptığımı iş, seninki gibi kamusal alanda gerçekleştirebileceğim
. .

delim" dedim. "Hotel Capricorne

odaya çıktık. kollanmdaki dörrmelerin çoğunun omuzlanm_ h6l6 ka_ darı geldiğini gördü, gömleğimi çıkanp dolaba asrnca. o prnrn önünde dunıyor, elinde çantasıyla kendisine herharıgi bir yediği zengin, beyaz kadın yemeği komut vermemi bekliyordu. içindeki fahişeyi dizginliyordu. Belki de Anita uzun zamarıür ilk dönüp, defa kendisi gibi dawarııyordu. Gömleğimi astıktan sonra ara ve kendine bir şişe şampanya söyle" "Telefonla resepsiyonu yatağa dedim. ve o donuk bakışlan tekrar carı buldu. Çantasınl geldiği arıda emir üs_ firlatıp telefonun başına koştu. Karşıdarı ses viski, Son tüne emir yağdırmaya başladı, Meyve, şampanya,bız, söylediğini evine götürmek için istediğini anlamak zor değildi, Balkona çıktık. Ihsa boylu binaların çatıları görünüyordu olduğu_ ve iki muz yerden. Biraz da o§anus.. Geniş bir balkon. Bir masa sandalye vardr hasırdarı. Oturduk", on dakika sonra ayrıı yerdeydik ama aralnızdaki mıısarırn üzerinde ananas, muz ve şampanya duruyordu. Anita elbisesini çı_

!"

ieE :i-

350

351

Zihnimin kontrolünü elinde tutan gizli bölme onda rahatsız edici bir taraf bulamamış ve varlığını kanıksamıştı. Hatta belki de, bana geri kalan hayatımdabakacak insanın Anita olduğunu söylüyordu. Ama öncelikle onun fikrini öğrenmeliydim. Korkutmadan bu sapkın sonryu sormahydım. Dikkatimi ağzımdan çıkan kelimelere vererek konuşmaya başladım. "Şimdi beni çok iyi dinle Anita," Büttin vücudumla ona dönmüş, gözlerinin içine bakıyordum. Bir çeşit evlenme teklifiydi yaptığım. "Ben ölüyorum. Ama tahmin ettiğin gibi değil. Krsa bir süre sonra, nefes almaya devam edecek olmama rağmen beynim çalışmasrnı durduracak." Daha açık konuşmalıydım. "Belli bir süre sonra düşiinememeye başlayacağım. Kafam ölecek ama kalbim yani bedenim yaşayacak." Söylediklerimin yarattığı tepkiyı görmeye çalışıyordum. Ama hiçbir açık vermiyordu. Sadece dikkatli bir biçimde dinliyordu. Gerektiği zalnan ciddi olabileceğini gördüğüm için rahatlamıştım. "Ve o gün geldiğinde, barıa birinin bakması gerekecek. Benimle ilgilenmesi. Bedenimin bütün ihtiyaçlannı karşılaması. Ve ben Banjul'da o kişiyi anyonım." Sustum. Ne düşündüğünü anlamaya çalıştım. Elindeki şampanya kadehini bırakrrıış ve sigarasını söndürmüştü. Hala ilgisini çekiyordu küçük tiradım.

karmış, beyaz iç çamaşırlanyla oturuyordu. Aslında bu bölgelerde kadınlann çoğu çok geç başladıklarından ya da asla sutyen takrıradıklarından göğüs kasları on beş on altı yaşlarındarı itibaren gevşemeye başlar. Aı"ıra Anita'nın göğiisleri hiç de böylesi bir şekilsizleşmeyi yaşam§ gibi göriirımüyordu. Çok çekici bir vücudu olduğunu zihnim kabul ediyordu ama bir insanı artık asla çekici bulamayacağımı da ben biliyordum... Konuşnrayı Anita başlattı. Sessizlik bazı insaıılara çok ağır gelir. Dayanılmayacak kadar ağır. "Benimle yatmayacaksın. Bunu anladrm. Peki ne yapnrak istersin? Yani bundarı sonra ne yapacaksın?" diye sordu.

"Söz konusu kişinin işi çok zor olacak. Yani bir çeşit felç geçirecek oları vücudumu hayattatutmak sanıldığı kadar kolay olmayacak. Ama karşılığını da fazlasıyla alacak. Bu çok garip gelecektir sana ama ben, demin de söylediğim gibi o kişiyi arıyorum." rattığı hafifliği yok etmişti. Elbisesini giyip geldi. Belki de üşüdüğiinü düşündü, bu cehennem sıcağrnda, aklrnın alamadığı bir durumda olan benim karşımda. Ve karmaşık cümlelerime gelebilecek en mekanik ve mantrklr yanrt, bir soru kıhğında geldi. "Sana, daha doğrusu bedenine nerede bakılmasr istiyorsun?" F aa|a düşünmede,n yanrtladım.. "Ne ülke, ne de şehir önemli. Onemli olan tek unsur güvenlik. Vücudumun mutlak bir güvende olması gerekiyor. Dış dünyanın bütün tehlikelerinden ıza]*<ta olma]r !" Kafasuıda canlandrrmaya çalışıyordu düşiirımeyen bir bedeni. Çewesindeki, tanıöğına ihtimal verdiğim felçli insarılann göriintiisü gelmişti göztini,in öni,ine. Devam ettim konuşmaya. Başlamışken bitirmeliydim. Zihnimin gizli bölmesi Anita'ya inarııyordu. "Ve benimle ilgilenecek kişinin bu konuyla ilgili barıa en ufak bir sonr solTnasını istemiyonım. Bir hastalık olarak düştinebiliriz. Bir çeşit uyku hastatığı. Ölene kadar uyumak gibi. Ve belki de

Anlattıklarımın tuhaflığı, üç kadeh şaJnpanyarırn üzerinde ya-

bilinmesi gereken tek konu, uykunun ne zalnan başlayacağına benim karar verecek olmam." İşte asıl noktaya getinmişti. Tepkisi derhal aklında yoğunlaşıp bir yanardağ gibi patlaü ağzında. Kelimeleri kaynayan lavlardan
sıcaktr.

"Peki neden yapıyorsun bunu kendine ?" diye, gizlemediği bir dehşetle sordu. Bense her zamanki gibi başka şeyler düşünüyordum. Yani o bu soruyu telaffuz ederken bile aklım başka bir yerdeydi. Bugüne kadar hiç hamakta yatmadığımı düşünüyordum. Zaten karşımdaki insanlann söylediklerini biraz olsun di;ıleyebilseydim, belki de şimdi bu nokıtada olmazdım... Ve boşlukta uçarken gördüğüm fikirlerimi bir kelebek ağıylayakalayıp tekrar kafatasımın içine soktuktan sonra yanıtladım... Krzmalıydım.
Krzdım
l.

=352

"Sana hiçbir sonrya yanıt velTneyeceğimi, soru istemediğimi söylemiştim !" Tekrar içine kapanmıştı. odaya ilk girdiğindeki ifadesini tekrar bağlamıştı yüzüne. Belki de acıyordu bana. Çok önemli bir hastalık, büyuk bir felaket yaşamış ya da yaşıyor olmalıydım... Ben biliyordum hastalığımı. Adı bile vardı. Belki tıp kitaplarında değil, ama edebiyat ve felsefe kitaplannda rastlarııyordu ismine:
Yaşama hastalığı... Bir çeşit aledi. Oksijene. Güneşten kopup odama kadar gelen ışığın yüzünden uyarımak zonrnda kaldım. Sabah olunca uyanmak isteseydim kendime bir çaLar saat alırdım. Birden gözümün önüne kızgın güneşi, üzerine dev bir sürahiden döktüğüm suyla söndürdüğiirn geldi, dünyaya dönüp "Haydi, herkes yatağına! Uytıyoruz !" demek için...

Yataktan kalkıp geceden kapatmış olmam gereken perdeyi çektim. Artık yaşanabilir aydınlıkıtaydı oda. Loş... Çeweme bakındığımda, Anita'nın hil6 içeride olduğuna dair tek bir işaret bile göremedim. En başta vücudu yoktu. O aıı, tahminlerinin hepsi boşa çıkmış borsacılar gibi boğazımda bir şeylerin birikmesi, yatağa oturup başımı ellerimin arasına almam gerekirdi. Ama hayır, ben mini ban açıp, içinden su alıp içtim. Çünkii susamışttm ve Anita'nrn gidişini önemsemeyecek kadar, dışarı çıkıp başka bir Anita bulmaya yetecek kadar zamanım vardr. Dün gecenin bir yerlerinde, kelimelerin noktalandığı yerde yatağa uzarıdrğımrzı hatırlıyorum. Anita'nın bana sanldığınr sonra ikimizin de uyumak için gözlerimizi kapattığımrzı. Hatrrhyonrm, dokunarak beni tahrik etmeye çalıştığrnı. Ama vücucltımun bana ait olmasındarı dolayı onu değil de beni dinlediğini hatırhyonrm... Kısa bir yıkanmadan sonra saçlanmı taradrm ve yüzüme baktım a5mada. Romanlardaki "genç adam" tanımlamasına uwyor muJrum, diye düşündüm. Gözlerimin altında biriken halka]arın sayrsr artmıştı. Yaşlarımam bile normal gelişmiyordu. Her zaman için saçlarımın dökülmesinden korl«nuştum. Çiinkti kendime yakıştırdığım başka bir saç şekli yoktu, uzun saçtan başka. Ve ailemdeki kel orarır srfira yalon olduğu için gen tarırrlarınrn yardı-

354

355
bil_ berdar etmeyeceksin. senin dışında, kimse benim yaşadığımı bitirdim, İşin özel_ meyecek. Kabul ediyor musun?" diye sorarak likle zor bölümlerini söylemiştim, kendi ciddiyet seviyesini ölçebilsin diye. Ama diretiyordu. "Hepsini kabul ediyonrm," ,,Peki !" dedim. "Bu işi sadece paJa için yaptığını söyle ve ko_ nuyu kapatalınr. Duymak istediğim bu çünkü," "Hiçbir zalnan öğrenemeyeceksin gerçek nedenini aJna sen pa_ göğ_ ra için yaptığımı düşiirıebilirsin istersen..." dedi telaar başını srası barıa gelmişti, Ne süme dayamadarı önce. Şimdi düşünme demek hiçbir zalnan nedenini öğrenememek ? Neden ? sadece para_ para için yapmıyorsdböyle bir işten ne çıkan olabilirdi ki? rallisine katılmıştım. Bütün arabaların yarırndan ses hr-

mıyla hiln gür bir post vardı kafamda. Ama konuşmaktan eskimiş ağzım, bakmaktan parlakhğını yitirmiş gözlerim kesinlikle sıradan yaşlarıma belirüileri değildi. Bunlar, bedenimin değil beynimin yaşlandığını gösteriyordu. Ve tam ben bunları düşünürken, iki elimi lavabonun kenarlarına dayamtş, aynaya on santiın yakndarı bakarak, pdanın kapısının açıldığını duydum. Banyonun kapısı kapalıydı. Benim çok eskilere dayanan bir alışkarılığımdır. İçinde bulunduğum odalarrn varsa kapılarını kapatmayı öğretmişti ailem bana. Özel hayat ancak kapanan kapıların ardındayeşerirdi çünkti. HaH bir alşkarılığımın devam ediyor olmasına sinirlendim ve ani'bir hareketle kapıyı açtım. Karşımda elindeki ,3 poşetlerle, Anita duruyordu. "Benim, Anita. Yiyecek bir şeyler almaya gitmiştim" dedi kısık sesle, beni sinirli görünce, Demek dönmüştü. Kaçmamıştı beni karşısına çıkararı talihin kendisine yuklediği görevden. Tabii daha bilmiyordum teklifimi kabul edip etmediğini. "Tamam" dedim. "Korlona ! Sadece kapınm açıldığını duydum ve uyandığımda seni de odada bulamayınca başka birinin girmiş olabileceğini düşündüm. "

noyaklar

Sevinmeli miydim gitmemiş olmasrna ? Umurumda değildi.

yorTnuşçasına benim|e faz|a konuşmuyor, genelde belli bir eşyaya uzun uzun bakarak dahyordu. Ve göğsüme yasladığı başını kaldırıp "Evet !" dedi. Dinlemeye devam ettim. "Evet, sana bakacağım. Ölene kadar." Halö dinliyordum. "Barta para vereceksin karşılığında. Çok para ! Ve sen de sormayacaksın bunu neden yaptrğımı." Dinlemek yolTnuyordu. Ama bir şeyler de söylemeliydim. "Tamam, bana sen bakacaksın. Altımı temizleyeceksin. Üç günde bir üç öğün yemek yedireceksin. Haftada bir vücudumu sabunlu bezle sileceksin. Ve en önemlisi, varlığımdan kimseyı ha-

Meyveleri ve birkaç parça yiyeceği buzdolabına yerleştirdikten sonra klimarıın zor bela serinlettiği odada yatağa uzandık birlikte. Ne yapmak istediğimi söylediğimden beri Anita sessizleşmişti. Sarıki kafasında sürekli bunu neden yaptığımı çözmeye çalışı-

zıyla geçiyordum. yoksa gerçekten de gizli servislerden gelmiş ayarladığı bir kadın mıydı? olamaz l Çoktarı başırna bir iş olurdu. Belki de, hep duyduğumuz afl]ıa hiç görmediğimiz kara büyu tarikatlarından birinin miirididir. Bedenimle ilkel deneyler yapmak istiyorlarür belki de. En önde gidiyordum rallide, Nereva_ deyse kazarıacağım ! son bir sonı daha, bitiş çizgisine birinci rabilmek için. Acababedenimi iğrenç seks oyunlarına a]et etmek için erkeklere, kadmlara pazarlamak üzere mi giriyordu bu işe? bir be_ Evet. kazandrm! Benden daııa şüpheci ve yoktan var eden peşini. Eğer yin olamaz. Bravo !.. Ama bıraktrm bütün şüphelerin istemiyorsa, kend.ine göre mantıklı bir nedeni vardır,

birinin

söylemek

diye düşündüm... daki resimlerin tizerinde gezdiren kaduıa ayruıtılardarı bahsetme_ liydim. Nasıl bir işte karşı karşıya olduğunu ıyıce arılamalıydı. .Önce bir ev bulmamız gerekiyor. Senin kaldığın yerde, her ne_ girdim bodos_ resiyse rahat edebileceğimi sarımıyonım" diyerek lama, işin en gerçek taraftarlarına, ,,Evet, imkAnsız bir ev_ çtinkii Barıjul,un dışında, ailemle küçük sesle. Soğukkarılr olmasr ilgimi ve de kalıyor11m" dedi kuru bir belinmerakrmı uyandınyordu, kendini öldürmek isteyen birine !" diyen biri_ deki tabarı cayı ızatıp, "Al, bununla daha kolay olur

Şimdi,losasaçlıbaşnıgöğsümedayamışvesağelinivücudum-

;ffi--^._

{

*i'

,--:!:,.,-.

.----

356

357 "Dolayrsryla otuz yedi yaşındayken yirmi bin dolar alıyor olat:aksrn her ay ve bu seni Banjul'un en zengin kadınlarındarı

Dinlediklerini teker teker, harf harf hazmetmeye çalışırken kendisine bir soru sorduğum için irkilmiş ve birkaç sarıiye duraladıktan sonra kafasını toplayıp yanıtrnı vermişti.
"On yedi !"

bir anlaşm a imza|ayacağız" dedim ve devamı geldi sözlerimin. "Ev büYük olmalı. iki ya da üç kath bir üıı;. Ben en üst katta bir odada kalırken, sen eün geri kalan kısmında hayatını istediğin gibi yaşayacaksın. Demin dediğim gibi, daha sonra ayrıntısıyla anlatacağım şekilde bedenimle ilgileneceksin. Her ay 5 000 dolar alacaksın. Maaşın ben ölünceye kadar devam edecek. Kaldı_ ğım odanrn kapısının tek anahtan sende olacak. Başka kimse girmeyecek oraya. ve bilmeyecek içeride benim olduğumu. Bu çok önemli ! ilk hafta odanın bütün pencereleri siyaha ;;r;;ff;; rak kalacak. İçeriye tek bir ışık damlası uııe İirmeyecek. ve tek bir ses olmayacak. Ancak daha sonra, ihtiyaç duyarsan ışığı açabilirsin. Beni rahatsız etmeyecektir...'' Bunları ben söylemiyordum. Beynimdeki, zihinsel ölüm projesinin programlayrcrcı konuşuyordu benim ağzım|a. "sen istediğin tarzdabir hayat yaşayacaksın. Ne istiyorsan yapabilirsin. Belki de evlenirsin. Bedenimi ihmal etmediğin sürece her şeyi yapmakta özgiirsün. yirmi dokuz yaşımdayım ve ailemdeki ortalama yaşama süresi göz önüne aıınaiğında, bedenim iyi bakıldığı takdirde otuz yıla yakın bir zaman Jrr,, hayatta kalacaktır. Dolayısıyla senden kendine çok iyi bakrnanı isteyeceğim. sağlıklı beslenmeni. Benden önce ölmeni istemem. paraııı, her ayın beşinci gününde sana göstereceğim bir bankadan imza atarak alacaksrn. Her ay elli dolar daha tazıarıu.rı..,r,. Yani yuvarlak bir hesaP Yaparsak, yırmi yıl sonra ayda rnrmi bin dolara ya_ kın para alıyor olacaksrn. Kaç yaşrndasın ?''

ninkine benziyordu sesindeki kayıtsızhk. "Tamam, o zaman bir ev satın alacağız. Ev benim üzerime olacak ve nefes aldığım sürece böyle kalacak. Ama ben öldükten sonra senin adına geçmesini sağlayacak hukuki gerçekliği oları

birisi

.yapmaya fazlasıyla yetecek. Senden istediklerim ve sana teklif ettiklerim bunlar. Tekrar soruyorum. Kabul ediyor musun ? Eğer şimdi hayır dersen anlayabilirim ve konuşınamızı hiç yapılmamış

seni öldürmek zorunda kalınm. Çiınkti yapacağımla la bilgiye sahipsin."

kabrıl ederim. Ama şimdi kabul edip sonra fikrini değiştirirsen

ilgili çok faz-

Tehdidimi sanki hiç duymamış ve böyle bir drırumda kendisini öldürmem gayet doğalmış gibi biraz önceki sakin ses tonuyla, "Evet, kabul ediyorum !" dedi... Gözlerimizi kapatıp düştirımeye başladık. Birbirinden milyonlarcakilometre urui&uiki beyin yan yana yatıyordu. Ben zihinsel ölümüme giden yotda bir aüm daha ilerlediğim için rahatlamıştım. Diirüstlüğüne inarımak zorundaydrm. Belki de beni öldürüp kurtulmak isteyebilirdi ama zihnimde şüpheye yer olmamalıydı, ölümumün gerçekleşmesini sağlayacak huzura kavıışabilmem için. Zorlaşarı nefes alıp vermelerinden uyuduğunu anladım. Solunum yollannda bir problem olmalıydı. Benim uykum yoktu. Ama yine de sürekli çalışarı klimanın soğuttuğu odadaAnita'nın yanmda yatmak sakinleştiriciydi benim için. Teklifimi kabul edişinin nedenini merak etmemeye söz verdim. Daha faz|a üstelemek be-

Gerçekten de daha bir çocuktu. Ama iklim onu çoktan olgun bir kadına döndürmüştü.

ni yorar ve boşaltmaya çalıştığım zihnimi meşgul ederdi. Konu kaparımıştı. Bedenimle ilgilenecek biri vardı artık. Geriye bulunması gereken o büyük ev kalıyordu... Bütün paramr Lüksemburg'da açtırdığım bir hesaba yatrrmayı düşünüyordum. Parayla en iyi oynayan insarılar orada yaşıyordu. Ve yeteneklerini benim param için de kullarıacak, ayda bir defa buradaki bir bankaya önceden kendilerine vereceğim tutar prograınt dahilinde yollayacaklardı. Aslında Lüksemburglu bankacı telefonda yatıracağım miktan duyunca, devletinin bir milyon dolar üstüne vatandaşhk verdiğini, istersem yararlanabileceğimi söylemişti. Ama ben Lüksemburglu olamayacak kadar vahşiydim... Anita hiçbir zaman anaparaya ulaşamayacaktı ama her ay yatarıparayı çekebilecek yetkiye sahip olacaktı. Sürekli uğraştık-

358

- 359 danönce.Hayrr,benzemiyordumYunanfelsefesindekidüşünürlere,benzemiyordumtasawııfpeşindekilereyadlmutlakyalnızlığıseçen,hilcredeyaşamayıseçmişkendileriniTarırı,yaadamış benim. Sadece Katolik rahibeler"... Gı. isteğim düşünmemekti dtişünmeyibıral«nak.Kolumukesergibisahipolduğuminsarıiyebedenimden, Gerçekleşmesi_ teneği mi cle sökiip atmak istiyonrm gerçekleŞeceğini de biliYornin zor olacağuıı biliyordum. Ama dum..,Yazdıklanmbanaçokyarümcıoluyor.Bukesin.Çünkiikiğıtlaradöktilenlrerkelimebeynimdenakrpgiden.birhücregibi... Yazdıklanmıhatırlamryorum,düşünmüyonrmbirdaha.İçimde hiçbirfikirtohumukalmayarıakadaryazmakistiyorum.Bitiptükenmek. Tek isteğim bu,

cağıydı. Ve bu durunrlarda Alman bankacılardarı daha çevik ınanewalar yapabiliyorlardı. Her ay yükselecek olan kazanç Anita'yı belki de dünyanın en mutlu kadınlarından biri yapacak şekilde sonuçlanacaktı. On yıl sonra paranrn tamamı onun ismine açılmış başka bir hesaba dewedilecek ve kendisi de haberdar edilecekti. Yirmi yedi yaşında sahip olacağı para Batı Afrika'da muazzam bir servet anlamına geliyordu. Düşünceme göre, ilk on yıldan sonra böylesine wklü bir miktara ulaşınca asla beni bırakmazdı... Anita'nrn karşına çıkmış bir mucizeydim. Artık Tarın'ya

ları kirli para işleri göz önüne alındığında, yaptırmak istediğim ufak işlemler zinciri Lüksemburglu bankacılar için çocuk oyun-

inanabilirdi

!

den beri yani dokuz yaşımdarı beri içimden asla çıkrrıamıştım. Benim yapmaya uğraştığım, kendime sonsuz bir yalnızlık içinde yaşayabileceğimi kanıtlamak da değildi. Çünkii zatenbir insarıın hissedebileceği en büyük yalnızlık suyunu içiyordum her uykum-

O gün, a§ama kadar yatakta kaldık. Anita uyudu. Ben düşündtim. Ve gece de kall«rıadık yataktan. Sadece bir ara, çarşaflan değiştirttim. Seyrettik temizlikçi kadını ustalıkla işini yaparken. Gece boyuncaAnita sevişmek için birkaç girişimde bulundu. !hrmak istemedim. "Lütfen" dedim. "Yapma." Bu medeni kelimeyi söylemeyeli kaç yıl oluyordu acaba ? Ve bir daha tekrartamadı. İleride de yapacağını sanmıyonım çünkti anladığmı biliyorum. Benim nasrl bir çıplaklaşmanın, yükselmek için yük atmarıın peşinde olduğumu anladığını düşünüyorum. Sabaha karşı uyarıdığımda, aklımda şimdiye kadar kendilerini hayattan geri çekıniş, çileci derviş yaşamları sürmüş bütiin insarılar vardr. Mağaralarda yaşamayı kabul etmiş, şehirlerden uzakta yapayalınız, çırılçıplak yaşamayı medeniyete başkaldın olarak görmüş insanlar vardı aklımda. "Acaba" dedim. "Benim içimdeki isteğin kaynağı da böylesine bir medeniyet düşmanhğı mı ya da içine dönme alzusu mu ?" Medeniyete düşman değildim. Sadece zararveren yönlerinin farkındaydım. İçime dönmeninse peşinde asla değildim, çünkti çok boyırtlu düşünebilmeye başladığım gün-

..Haydi,birazçabukol!Bayılacaksrneve.Tamistediğingibi. diyordu, bir eliyle de üç katlı. Bak, şu ilerideki sarı renkli olan"
gösterirken, sadece kendisinin gördüğü evi

Anita kolumdan çekiyordu yürürken,

SabahoteldenEı.a,ı.",.istediğimevibulanakadardönmeye. ceğinisÖyleyerekgitrniştiAnita.Veşimdide,Banjul'unonkilometrekadargüneyinde,sahilevlerininolduğu,o§anusunuğul. dadığıbiryerdeydik.o§anustanitibarenşayarsaksırasıyla bir yol vardı. ve taksiy_ kumsal, evler, pjmıyeler ve şehirlerarasr lebirnoktayakadargelebilmiş,Anita'nrnbarıagöStelTnekistediğievedoğrupalmiyelerinarasrndakipatikadanyürüyorduk. sonra gerİguçla, bittiğinde ve bir elli metre daha wrüdükten çektendetarifettiğigibigenişbirbahçeniniçinde,çitlerleçewiTabiı gördüğüm
bir ev $ördüm, li bir alanrn ortasında üç katlı sarı
krsmı olmalr, diye

tarafarkasıydı.HersahilevigibiengöSterişlitarafidenizebakan
Kapıc h bir adam bekli_ Bahçe kapısındarı içeri girip ytirüdük,

düşündüm,

yordu.Birbeyaz.Emlakçılıkdaparagetiriyorduburalarda.Dola.

yısıylaodabirbeyazişiydi.Bizigörürgörmezkoşaradrmyanı.
m|Zayaklaşıpöncesahtebirnezaketle,normaldesokaktagörse yatmakiçinellidolardanfaz|atenezzületmeyeceğiAnita'nıneli- ülkaYıP vahŞiler ni öptü. Daha sonra da, içinde bulunduğumuz kesindeikiuygarolduğumuzubirbirimizehatırlatmakistercesi.

-ilF.

360
361 ne uzun uzun tokalaştık. İsminin Ren6 Deman olduğunu söyledi. Ben de bir şeyler söylemeliydim, isim, soyadı gibi. "Louis Perrot" dedim. "Tanıştığı m,zamemnun oldum.''

çok Daha fazla terlerse içindeki bütün suyu boşaltıp öleceğini düşündüm ve rüyalarında dahi görse inanamay acağı o kelimeleri yuvarladım ağzımdan.

"çok isabetli bir karar vermiş harumefendi. kendisini tebrik ederin-ı, Çünkii satıilin en güzel üllası olrnakla beraber fiyatı da uygun !''

Evin btiYul' giriŞ kap§ını, cebinden çıkardığı anahtarla açar_ ken alnındaır süzülen ter damlalarına aldırmadan üçüncü sınrf tacir
konuşmasrna devam ediyordu.

pıyordu.

o da elinden tutarak cennete çıkardığım bir aziz!.. Anita içi boş eün her yerini koşarak geziyor, girdiği her odadr" b;;;;;; du, gidip görmem için. Çok geniş bir salon ve mutfak birinci katı doldurmuştu. İkinci katta acııt yatak odası ve iki banyo, en üst katta da bir yatakodasıyla bir banyo daha vardı. işte buna seünmiştim. Üçüncü kat beni, ortalama otuz yıl boyunca misafir ede"taşıtıarak cek, cesedimin Anita tarafindarı birkaç kişiye içinden çıkacağı yerdi. Eün beni ilgilendiren tek yeri. İkinci kattaki odaların ikisinin terasa açılan kapılan vardr. ve terasrn iki tarafinda da zemin kattaki verandaya inen dar merdivenler. Bir çeşit malik,neydi ev. Ama eğer bir gün hikAyem duyulursa, bütün Gambiya'da lanetli olarak anılacaktı gösterişli bina... Üçüncü kattaki oda da denize bakıyordu. Geniş pencereleri vardı ama bir kutu siyah boyayla on dakikada, g""*ir, en karanhk olduğu saate ayarlayabilirdim burayı... Aşağ, inip Ren6'nin yanrna, verandaya yürüdüm. Beni görünce kalbinin atışları dengesizleşti yine. "Evet, ne düşünüyorsunuz? Harikadeğil mi?'' diye sordu, elindeki çantayı sallayarak. ki bu hareketi belki de heyecarundan ya-

Artık sıcak gelmiyordu hava, Ren6'ye. Dünyadaki açlık, SaVaş önemsizdi. Mutluluk sarmıştı dört bir yanını. nen bir melektim.

"Değil !" dedim sert bir tonda. Ve yeniden başladı ter şelaleleri. Ancak terler soğumuş çıkıyordu gözeneklerinden. Benim gibi zengin bir beyazı ikna edememiş olması utanç vericiydi. Daha faz|a dayanamadrm, karşımda ayakiistü ge ç irdiği p anik-atak krizine. "Harika değil" dedim. "Mükemmel ! lbm istediğim gibi. Derhal işlemleri başlatın. Ben sadece tapuya imza atanm. Başka hiçbir işe kanşmam. Gerisini siz halledeceksiniz. Anlaştık mı?" Bir ara boşaldığınr sandım, yüziinün gevşediğini görünce. "Tabii ki anlaştık ! Siz hiç merak etmeyin" deyip duraladı. Geri zekAlının aklına daha paradarı hiç konuşmadığımız gelmişti. "Ama, Bay Perrot, evin fiyatını sormadınız !" cümlesi çıktı ince dudaklarınrn arasrn4an... Ren6'yi ilkokulların önünde küçük kızları kanduTnaya çalışırken çok iyi hayal edebiliyordum. Belki o da binlerce beyaz gibi bu nedenden Afrika'daydı. Küçük kızlar için ! "Önemli değil" dedim. "Zaman kaybı ! Sizin fiyatınız benim fiyatm. Ödemeyi nakit yapacağım. İl<i giin sonra bütün ewaklan tamamlamrş olarak gelin, burada buluşalım ve paranızıalıacak<s|nuz." Artık, büy"tık ihtimalle uzun yıllar boyunca parabiriktirerek sa-

tın aldığı son model Chewolet Blazer'ına bindirip bizi otelimize bırakabilirdi. Ve nitekim öyle de yaptı. Giderken, arabadaki üç kişi de kendisini çok farklr nedenlerden dolayı iyi hissediyordu. Biz bir aileydik, san villanın etrafinda el ele tutuşarak dönen. Herkes mutluydu. Film burada bitebilirdi. Ama bitmedi. Daha, gerçek trajediyi de, tırnağrn etten, Ka5tra'run hayattan kopanlışrnı da izlemesi gerekiyordu seyircilerin... Otelin önünde Anita benden ayrıldı. Ailesini görmeye gitmek, müjdeyi vermek istiyordu. Ona benden bahsedebileceğini ama bir süre sonra ülkeme döneceğimi, evi kendisine bırakacağımı da anlatması gerektiğiııi belirttim. Ve odaya çıktım. Paxa çantalarda duruyordu hAli. İl<i gtin daha kalacaklardı almı şekilde. Evin ve alınacak mobilyalarm parasrnı verene kadar. Sonra, bir ay içinde Anita ilk ceset bakıcılığı maaşmt alacaktı. Çantaları dolabın içine koyup bir capuccino getirnrelerini istedim, resepsiyonda duran ve her telefonu açtığında "İyi günler ! Hotel Capricorne'un resep-

362

363

siyonisti Abdoul Kimboto'yla görüşüyorsunu z. Arzu|annrz emirdir. Nasıl yardımcı olabilirim ?" diyen geri zekihdan. Gerçekten de, her zanan almı hareketli ritimde neşeli bir şekilde söylediği bu cümleyle telefbnu açıyor olması sinir bozucuydu. Onunla beraber içinrden tekrar ediyordum kelimeleri aynı anda. İkinci günümde oteldeki, ezberlemiştim giriş konuşnasrnr, neşeli aptal
zencinin...
A]<şama doğru küçük bir valizle, Anita açtı kapıyı. Gülüyordu. "Eşyalarrmı topladrm. Aileme, beni beklememelerini, bir Aırnrpalıylayaşayacağırnı söyledim. Kardeşlerim benim için mutlu oldular

ama annem para istedi. Yarın biraz götiiı,menr gerekecek" dedi, va-

lizini benim para çarıtalarımm yanma dolabın içine koyarken. , "Tamam" dedim. "Annen istediği paIayı alacak." Yataktan kalkıp pantolonumun cebinden, önceden hazırlayıp koyduğum paralan çıkartıp uzattım. "Şimdi dışarı çık ve ev için biraa mobilya al. Yatak, koltuk. Neye ihtiyaç varsa ! Bu para yetmezse yann tekrar veririm. Ama söyle eşyalan atdığın yerlere, iki gün sonra akşamüstü getirsinler eve. Da}ıa önce değil!" Bir yandan paraları sayarken incecik parmaklanyla, diğer yandarı da kendisiyle gelmem için i}cna etmeye çalışıyordu. Ama benim kesinlikle buzdolabı markalan hakkında tartışacak bir halim yoktu. Tek istediğim, Anita gittikten sonra yatağa uzanrp içimde kaları son birkaç bin düşünceyle ilgilenmekti. Dışarı çıl«nayaca-

ğımı arılayrnca rsrar etmekten vazgeçip çarıtasına doldurduğu p.ralarla firlad-ı odadarı. Onun yaşındayken nerede ve nasıl bir hayat yaşadığımı hatırlamıyor oluşumu büyük bir şaşkınlık ve mut-

lulukla fark ettim. Hafizam köreliyordu. Geçmişim siliniyordu. Çok yavaşça oluyordu. Ama doğal karşılıyordum. Yirmi dokuz yıtı yirmi dokuz saniyede unutmayı beklemiyordum... Geçmişimin silikleşmesi bir mucize gibi geldi. Uçaklann gö§i,izünde bıraktıkları izler gözümün önüne geldi. Geçmişimin o izler gibi gö§tizünde sessizce silindiğini hayal ettim. Sarhoş gibiydim yatağayatarken. Çok büyuk bir gelişmeydi hafıza kaybım. Hatırlamamak, unutmak, en seıt içkilerin kanşrmından daha sarhoş etmişti beni.

kendimi güçlü hissediyordum. Ama asla, herharıgi bir ihtiyaçduyulantürdenbirgüçdeğitdibu.Sadecegüçlüydüm. varlık gibi", olümsüz, Sonsuz. Doğumu ve ölümü olmayan bir olduğunu tah_ unutmanın sahibine böytesi güven veren bir silah yaşımı, Daha önce_ min edemezdinr. Hatırlamıyordurrr on yedinci üzesini. sürekli bunu düşünerek zevkini çıkarıyordum, dtinya yani hafizamın si_ rinde yaşadığım günlerin tek gerçek tanığnın, kim hatırlaya_ linmeye başlamasınrn. Ben de unutursam kendimi, gerçek kayra,yr eğer ben hatırlayamaz_ bilirdi ki? kim bilebilirdi Yaptık_ sam ? Kimse ! Hiç kimse. Yaşadığıma tek kanıt hafizamdı, de sahte olabi_ larrmrn tek kanıtı. Belgelere inanmıyordum. Hepsi perdesinin lirdi. Tıpt<ı pasaportum gibi. zilrinsel ölümümün ilk ve tad,rnı çıkarıyordum, zih_ ad.ı: silinen geçmiş... Yatakta dönüyor o kadar heye_ nimin gizli bölmesinin yarattığl sonucu düşünerek. gereken unutma gtin_ canlandrrmıştı ki beni, dünyada kutlanması yılda bir gün, leri olması gerektiğini düşünmeye başlamıştm. ve çe}<tirdikle_ dünya halklan birbirlerine yaptrklarını, çektikleri unutarı halklann kahkaha_ ri acıyı unutmalı. Hayal edebiliyordum gereksizli_ larrnın yükselişini. unutkarılık yaratarı bütün ilaçlann gerek yoktu. Çünkü unutabili_ ğinin canlı kanıtıydım. Hiçbirine düşünerek. ve bir giirı gelecek, sa_ yordum ben. kendim ! sadece yok edecektim, Ay,a dece düşünerek, düşünmenin kendisini de ilk ayak basan adam gibi hissediyordum kendimi her za_ Anita dönene kadar düşündüm... İçeri girdiğinde, elleri bir gömlek manki gibi doluydu. ve bir torbarıın içinden de bana teşekkiir etmek için, o da Anita,nın, çılırtı. Bir hediye. Elini öptüm bir soylu taklidi yaparak uzatmıştı elini. Hayat doluydu şımank edebili_ Anita. Bense ölüm dolu ! Hiç yorulmadarr sürekli hareket Beni yor, konuştuğu zaman eğlenceli hikAyeler anlatabiliyordu, zamanlar odayr te_ ve birkaç hafta sonra olacaklan düşünmediği gömleği yo_ mizliyordu, kendi dilinde şarkılar söyleyerek... Aldığı giydim. Üzerinde yeşil, siyah ve kahve_ ğun lsrarlanndan sonra bütün tonları renginin karıştığı bir kumaştan dikilmişti. Ttopikal giysisi gibiydi. Ama benim için taşıyordu. Bir tür askeri kamuflaj buluşma yefarklı bir anlamr vardr, üzerimdeki değişik renklerin
kavgada
!

364 355

tağm karŞısrndaki, normalde seüşirken insanlarrn kendilerine bakabilecekleri şekilde yerleştirilmiş aynada kendime ve yeni gömleğime bakıyordum "drşarı" lafını duyduğumda. Dışannın ne kadar pis koktuğunu, kalabalık olduğunu ,e ge.ektiğinde kavga edemeyecek kadar güç kaybettiğimi biliyordıim. Çünkü zihnimdeki emir merkezi bedenimi şimdiye kadar çok uıi kullarımamı sağlayan çeşitli sinirleri ahp karanlık olan tarafayönlendirmişti. kayra bedeninden beynine taşıyordu. ve orası da birkaç hafta sonra çökecekti. Buna bir pları denirse evet, bir planım vardı. sokağa Çılcrıak, insanların yanımdan geçerken bana değeceklerini önceden bilmek, Anita'nın yaklaşarı dilenci çocukları kendi dillerinde kiifürlerl e korrmasr, taksi şofcirlerin in biz kaldırımda yürür-

kadar. Nedenler o kadar da önemli değil. Nedenlerin değil, siyah rengin bir şekilde buluşturduğu insanlardık biz. Önceıııı" ı.*r*sarlrk ve umutsuzluğun simgesiydi siyah. Evet, bu nedenle giydim. sonra geceye karışmanln ve şiddetin rengiydi. Bu nedenle de giydim. sonra renkli insanlann yanında entelektüel olanı gösterirdi siyah. pembe kazaklı birinin hayat felsefesi merak edilmez ! ve bu nedenle de giydim. En son olarak da, kan lekeleri üzerinde kuruyunca görünmez ve daha da önemlisi zayıf gösterir ki ben bütün bu nedenlerden dolayı giydim. Tabii, siyah liyıımeslyle ilgili neden-sonuç komikliği bir yıl civarında sürer. sonra alışkarıhk haline gelmiş bir giyim tarzı, insanın hayatına arıiden girip, dolabındaki diğer renkleri kıskanıp yakılmalarını sağlar... "Bu akşam dışan çıkacağız!" diye bağırdı A.itr, banyodan. Ya-

Neden siyah ? Thbii binlerce nedeni olabilir. Dünya üzerinde hayatları boyunca siyah giymeye karar vermiş milyonlarca kişi olmalı. Benim de onlardan bir farkım yoktu bugrine

her Yeni şehirde ilk işim, hepsinden beşer tane almak olurdu.

ri olan gömleğin. Dokuz yıldır siyah dışında hiçbir renkte kıyafetim olmamıştı. Ama alışkanlığrmrn böylesine kolayca değişebildiğini görmek, dokuz yıllık bir stilin, uzatılan gömleği iki lütfenden sonra alıp gi5rmekle nolctalanmasl gerçekten de iyi bir gelişmeydi, Artık üzerime giydiğim gömleğin, pantolonun, çorabrn, ayakkabının rengi önemli değildi. Büyuk bir aşamaydı. Çünkii gittiğim

ken takip ederek, her on metrede bir klaksona basıp varlıklarını

lıatırlatması... Hepsinden de uzakta olmak istiyordum. Dışarrsı lıayatın kaynadığı yerdi. Ama ben istemiyordum o hayattan. Hayır ! Soka}<ta yeterince zaman harcamıştım. Biliyordum neler olduğunu orada. Kimse gelip arılatmasrn bana, sokaklarda olup bit,enleri...

Ama şimdi bitti. Artık, dört duvarla çewelenmiş olmaktır özgürlük. Bilsem sağlıklı kalmamı sağlayabilecek kadar iyi bakım verilen bir hapishane, müebbet ceza almak için gerekirse bir futbol takımını öldürürdüm. Amigoları dahil ! Bn geniş yerler hücreler. En buyuk cennşt, o daracık evler. Çünkü istila edilme ihtimali yok. Ve bunlann dışında kalan her yer, ancak dişlerini biledikten sonra çıkabileceğin cehennemi sokaklar... Ve o sokaklardan birine daldık Anita'yla. Ne kadar reddedebilirdim ki on yedi yaşındaki bir kadını?.. Anita'ya ailesiyle ilgili, fahişeliğe başlamasıyla ilgili hiç soru solTnuyordum. Nedeni açıktı. Bilmek istemiyordum öz babası tarafindarı haftanın ikinci günleri tecavüze uğradığını. Ve diğer kardeşlerin de geri kalan günlerde, babanın çocukluğuna dayanan ve alkolle güçlenen cinsel sapkınhğrndarı paylarına düşeni aldıklarını öğrenmeyi de istemiyordum... Bu gece, Banjul'un beyaz girmemiş sokaklarında gezdiriyordu beni, Anita. Bir yandaıı da anlatıyordu, iki katlı, sıvaları dökülmüş evlerin duvarlannın arkasında dönen dolaplan. İngilizcesi istediği bir açıklamayı yapmasına izin verecek kadar iyiydi. Sokakta büyüyerek böyle iyi bir İngilizce öğrenmiş olması normal gelmiyordu bana. Tamam, birkaç kuşaktır halk İngilizce konuşmaya çalışıyordu, ama okula gitmeden öğrenmek hemen hemen imkdnsızdı, sokak aralarrnda tek kelimesini bilmeden sadece kabile dilleriyle bütün hayatı yaşayabilecekleri göz önüne alrnrrsa. En sonunda, Anita beni ufak bir bara soktu. Burasr daha çok bir batakhaneydi. Fahişeler, travestiler ve zengin zenciler vardı. Tütün, alkol ve esrar kokusu havada neredeyse elle tutulacak kadar somut bir bulut yaratmıştı. Hatta bir ara, buluta çarpmamak için kafamı eğdim, bann diplerine yürürken. Anita, yüksek sesle

6;-i;,

*.
366 çalan reggae parçann kim tarafından söylendiğini bağırarak kulağıma anlatıyordu. Genç kızlann, diirıyanın neresinde olursa olsunlar, ne iş yaparsa yapsınlar, şarkıcılara ilgi duymalan, üzerine araştırmalar yapılması gereken sosyolojik bir vakadr. Genç kız ve yakışıkh erkek şarkıcı. Ayrılmış bir büttin ! Stanley Laurel ve miştim. Ob6lix gibi. Küçükken içine düşmüştüm, 367

ogece,sabahakadariçkiveesrannyardımıylaAfrika,daoldu-

Oliver Hardy gibi... Bir masa bulduk kalabalığrn arasrnda. Bara hAkim dört renk üstüınüze innreye başlamıştı. Sarr, yeşil, siyah, krrmrzı. Unutulmaz renkler. Kıtaya yıllar önce, ilk ayak bastığımda cannabis'in süslediği bir sohbette, artrk yaşamayan Moctar'ın anlattığı renkler. Tam olarak ne demişti? Evet, hatırlıyorum. "Afrika'yı anlamak için dört rengi bilmek yeter. Sarı ! Sıcağın rengidir. Yeşil ! Her yeri kuşatmış olan orTnanın rengi. Siyah ! Karşında oturarı benim derimin rengi. Ve kırmızı ! Üzerinde oturduğunuz toprağın sahibi olabilmek uğruna döktilmüş karun rengi..." Anita, kendisine bir viski istedi. Ben "Su" dedim. Yanımdaki kızrn siması tarııdık olmasa siparişim, yüzümde ve kaburgalarımda zarar|ara neden olabilirdi. Ama şansrmr fazla zorlamamak için
devam ettim.
"Ve viski şişeyle. En ıyı ne varsa, onu getir!" Üniversitedeyken birkaç arkadaşım, belli süreler ömrü kalmış

ğunuunuttuherkes.Anitasarhoşoldu.Dansettiönüneçlkan o geceye yakın bir eylem. herkesle... Eğlenmek buna benziyor. müzik ve dans, Tabii son_ Daha fazlasına ihtiyaç yokl içki, esrar, sıralayacak kadar tükettiği maddelere r a da,hflld birkrç ı."ıi*"yi meydanokuyanayıklarınanlattığıhikiyeler.Ensonundada
israf", seks. Eğlenmenin özeti, Daha fazlıası luk kadınlara çok

Birara,Anita,nıngözlerindenyaşlargeldiğinigördüm.Sarhoş,riı* dawarıabiliyordu bazen. Hafizarırn en ka_

insanlarla ilgili araştırmalar yapmışlardı. Altı ay ve daha az bir süre ömrü katmış olarılar, tamamen gerçek bir anarşiste ve bencil bir sefatıat hayvarıırta dönüşüyorlardı. Suç işliyorlar, ağrr uyuşturuculara başlıyorlar, alollanna gelen her şeyi yapıyorlardı. Ama aitı ayı geçen bir süre doktor tarafindan telaffuz edilmişse, normal bir insaıırn baştarı çıkmasr daha zor oluyordu. Onlar para biriktirmeye, vergi ödemeye devam ediyorlardı. Eşlerini aldatmaOlümlerind,en sonra ailelerinin, dostlarrrun durumlarınrn ne olacağını düşünecek kadar sakinleşmek için zamarılan oluyordu önlerinde. Ben on giin içinde ölecektim. Ve en büyük deliliğim şu o1du, bardaki ilk yanm saatimin sonunda: "Herkese benden üski !" Benim dışımda herkes içiyordu. Ben daha önce yeterince iç-

rarılıkodalannıaydınlatanbirprojet<töredönüşebiliyordu.Kenkafasrnı kaldırıp en derini_ disine balııhğımı hi§setmiş olacak ki, belli bir derinlik seviye_ me baktı. Bir şey göremedi tabiı, Çünkti sindenSonraışıkyo}<tur.Anlatmakistedi.Nedenteklifimikabul ettiğini.ÇocukçasrlTrnrsöylemekistedi.Ağzıoynadı.Vebelki söyledi,belkisoylemedi.Amabirkaçsartiyehareketedendudaklarrnınyanındahoparlörlerdençıkanmüziğinyüzündenenufak birsesgelmediuana.Yadahiçbirkelimeçıl«namıştıağzındarı. Hepsi bu. sonra sanldı sadece s[Trnı dudaklarıyla düşünmüştü. Her şey sessiz bir fllm bana Başını göğsüme dayayıp birazağladı, sağırlar için bir tiyat_ gibiydi. sadece müzik vardl, duyulan. Gerisi Kim kimin çığ_ Kim kimi duymuştu ki zaten, bugüne kadar?
ro...

lığınakoşmuştuki?Komşulannrnhıçkırıklannıduymazdangevardı, Dünyada yar_ len insanların kaderinde sessizce ağlamak zaman da olmamlŞtı. Gönüllü drm istenecek kimse yoktu. Hiçbir yüz bin kişiyi, ama yardrm kuruluşlan doyrruyordu belki birkaç
duyabiliyo,

*ryor,

insan_ karnrnı bayat yemeklerle doldurduğu

darı yaşamaya çalışarak, varsa çocuklanyla ilgileniyorlardı.

larınhayhnşlarrnr?..Bendeo§adlmAnita'nrnlosasaçlannı.Alyer._
etti dansına, kaldlğ, nrna değdirdim dudaklarrmı. Ve d,evam

den.Geceinsanlarmmayinidevametti,kaybolmuşluğunkatıkahayakarıştığıloşışıkta...Anita'nıngözyaşlanyanaklarrnda,kenrüzginndan kurumuş_ di etrafinda dönerek darıs ederken kendi tu...Benağlamam,,dedimkendime...KurutamangöZyaşlarımı diye ağlamam, Bütün damarlarım, çünkü. Başlarsam duramam kemiklerimçıkarğÖzpınarlarrmdaıı.Geriyetekbirderimkalrr..."

369 358

Şimdi uyuyor Anita. Güneş perdelerin arasından çoktan yolunu bulmuş, dolaşıyor odanın içinde. Bir iki saat uyudum ben de. Rüya görmediğimi fark ettim. Gözlerimi kapatınca dev bir karanhk geliyordu artık. Bin bir rengi kanştığı bin bir resim değil. Yarm evin satışı tamanrlarıacak ve mobilyalar gelecek. Yarın, hayattaki son durağıma yerleşeceğim. Daha ilerisi yok. Buraya kadar! diyeceğim kendime. Ve belki de gelecek hafta bugiin, zihnim ölmüş olacak... Anita'nın uyanmasrnı istemiyonrm. Düşünmek istiyonrm. Kinyas'ın yüzünü düşünmek istiyorum. Çağınyorum göriintüsünü beyrıimin kilerinden. Ama gelmiyor. Hiçbir şey. Hatırlamıyorum, zamanında kendisiyle dünyayı paylaştığrm adamın yüzünü. Çabalıyorum. Ama koca bir hiç. Tarif edebiliyorum kelimelerle burnunu, saç rengini, gözlerini ama birleşmiyorlat' Bu kiğıttaki kelimeler kadar cansız kalıyorlar... Hayatın tasvirini de yapanm, diyorum. Onun da anlatırrm neye benzediğini. Ama yaşayamam
!

lıiliyorum.Birkaşıkhareketiyle,içinedüştüklerikaynarSluya zamarra karışmak istediğimi de l<arıştıkları gibi parçalanmak ve
tıiliyorum...

Sarı (jlümüm ile beni ayrran. yapamayacağımı düŞünüYonrm, yerleştireceğim yatağın cvin üçüncü katındaki odasınrn ortasrna olmaYacağından korkuüzerinde günlerce yatsam bile hiçbir şey sonra beynime de yorum. Bedenime yaptığım onca kötütükten düşünüyozulüm ,rvg,rıry*ak kendimi kandırdığımı
benzer bir
rum.

Bazen,demirdenbirduvargeliyorgözümünönüne,zihinsel

Hiçbir zafira\tamamen artnanrayacağımı famdakisonfikirvebilgizerresidegidenekadar,bütündüşüncelerimden.Pekineyaparrmozalnan?Yazihnimincançekişmesiyıllarsürerse?Yabedenimzihnimdenöncepesederse?Neola- !" bir kumarb az]rm, Ya hep, ya hiç cak o zamarı? Bilmiyonrm. Ben yazarlığa baş_
layacağımı arııaiığımda

düşiinüyorum, ka-

düşündüğümü, Aileme, ilk kez eğitimimi bırakmayı sor_ "peki, ya başarısrz olursan ?" diye

Yanımdaki telefona uzanrp açıyorum. Resepsiyondaki aptalın uzun açılış konuşmasını, onunla beraber içimden tekrarladrktan sonra "Bir capuccino !" diyonım kısık sesle. Anita'}n değil, kendimi düşündüğümden. "Kapının önüne bırakın ve hafifçe vtırun !" Kimse uyandırmasın kimseyi. Herkes mutlu uyurken. En kötü k1bus bile iyidir hayatm kendisinden. İlk cinayetlerimden sonra görmüştüm birkaç gece, ellerimle boğduğum adamın renk değiş-

muşlardıbütiİtiyiniyetleriyle.Verecekbiryanrtrmyoktum.BaNeden ben böytek yanıt, kaçmak oldu, şarıstz oldum. Verdiğim

leyim?Bunoktayanus,ıgeldim?AslındabenzersorulanSoITna. Benim zihnim yacak kadar ı<arıiı<sadım içimdeki canavarları. Tek bildiğim bu", pandığında, bütün dünya da bitecek,

ka_

tiren yüzünü rüyamda. Ama sonra uyandığımda, hikiirüklerini bulamayınca ellerimde, anladım hiçbir şeyin hayat kadar kötü olmaüğını. Ben bile değildim... İnsanlar hayatın aynasr. Kötülüğü ondarı öğreniyorlar. Bense kendim öğrendim vahşeti. Daha doğrusu, vahşeti görüp duymamayı... Kapıdarı gelen hafif bir ses uyarıdınyor, üstüne içi düşüncelerimle dolu çok kalın bir yorgarı örttüğüm zihnimi. KaJkıp alıyorum capuccino'mu. Anita uyuyor. Ve yarın öğlene kadar odadan çıkrnayacağımı biliyorum. Capuccino'ytı yatağın kenanna oturmuş, sessizce yudumluyorum. Anita'nın her nefes alışında titreyen yatakta günlerce oturabilirim. Köpüğün içinde kayboları küp şekerler gibi yok olmak istediğimi

Hatırlıyorum,birikiyazarl\güllegibicümtelerini,filozofların kestikleriraconu:..Bildiğimteı<şey,hiçbirşeybilmediğimdir.'' bildiği iÇin yanilıyor hepsi de. insarı, hiçbir şeyi değil, her ŞeYi mutsuz.Benherşeyibiliyonrm.Vebunlaçyı,irürkendengemibo-bü_ kurtulmak hepsinden, zacakkadar ,6,r-glııyor. Tek isteğim tünbilgilerden,bütündüşüncelerden.Geridönmekhiçdoğmahepsinde ayrı
ki, dünyaya, mış Kayra'ya.Ve en kötüsü, biliyorum

coğrafyalarda,ayrlZarnanlardayüzdefabindefadahagelsem,yineöldürmeyekararveririmzihnimi.HazmetmektenbıKım.Şimdi kusup szma zamanr", Anitau.yanmrş,giyinmemiseyrediyordu.DuştarıçıkmışveSaçlarrmrtaramıştım.-er.ıuvailkgeldiğimdenberiuzunsaçlanmı kurutmamrştrm,duştarıSonra.omuzlanmadokundukçavücudumuserinletmeleri,katilsıcağakarşıtekmücadelebiçiminrdi.Do-

370
371

ödemiştim odarıın ve ekstralann. Tam çağılan taksiye binmek için otelin kapısındarı çıkıyordum ki, birden dönüp resepsiyona doğru yıirüdüm. Telefonlarr açan ,;.";;i;;;; tin önünde durdum. Çantayı bırakıp sağ elimi ona uzattım. *Seni tebrik ederim !" dedim. "Mükemmel bir iş yapıyorsun. Eğer bazen konuŞmanın eksikliğini hisseo*s"*, uruyrbilir miyim se;rl?İ'
du uzattığım eli.

manla öğrendim ustura kullanmanın inceliğini. Daha öneeleri favori malzemem neşterdi. onunla tıraş olnraya çat,şmaksa tan-ı bir sinir savaşına dönüşüyordu. İnsanın ytizııne yapabileceği en bü}nik kötülük. Beteri var belki. Kezzap!... Anita da giyinnıiş ve odadaki eşyalanmızı topl amayabaşlamıştı, Dün, a5mı saatlerde capuccino içıyorarr,-. r*rr. güzelin yatağ'ldu, ŞimdiYse, Hotel Capricorne bir daha hatırlanmamak üzere terk ediliyordu... Komi, Anita ve ben eşyalarla aşa$ya indik. Parasınl önceden

kuz yıldır usturayla tıraş oluyordum. İlk başlarda, neredeyse kendimi ötdürüyordum, çeneırrin altındaki sakallan budarken . za-

şaşırmıştı tabii. Ama iltifatlar kolay karıdrrrr. Gururla sıkıyor-

Burada ufak bir alay vardı. Anlayıp alınmasına z€ıInarı velTneden, elini bırakıp cebimden çıkardığım beş yüz dolara yakın parayı uzattım. Aimak istemedi önce. Sonra sıfirlar fazlageldi, reddetrrıesini önleyecek kadar. Gerçekten de hak etmişti aldığı paraün, Hayatı boyunca, tek bir şiir bile ezberleyememiş olan benim, Abdoul kimboto, tam on üç kelimelik, tekerlemeye benzeyen bir konuşmayı
Dün, odadan hiç çıl«nam§ ve Anita'yla uzun uzun konuşmuştuk, Daha doğrusu, ben konuşmuştum, o dinlemişti. Bundan son_ ra yaşayacağı zengin hayatına dair tavsiyeler vermiştim Öncelikle,'iki adam tutmasını, birini güvenlikle diğerini de bahçenin bakrmr ve temizliğiyle görevle.,Jirmesini söyledim. İyi bir araba al_ masrnrn ve bir de şoför bulmasının gerektiğini anlattım. Güvenli-

"Tabii ki arayabilirsiniz !'' diye yarııtladı. "Ama aynı şekilde açacaksın telefonu. Bana, burada kaldığım sürece ezberlettiğin giriş konuşmarıla.''

zihnime sol.rnuİt,r...

tım. Şimdiden bir sürü vize kaşesiyle dolmuştu sayfaları. Süte bir belgenin bu kadar ciddiye alındığını ilk defa görüyordum. Evin fiyatı tam düşündüğüm gibiydi. Dünyanın hiçbir medeni ülkesinde, bu paraya, değil böyle bir ev, dört odalı bir apartman dairesi bile bulunmazdı. Dünyanın dibinde yaşıyorduk. Emlak fiyatlannın komik olması normaldi. Cehennemden bvaz pahalı ! Kim-

üllada kalmaması getıkiyordu. Ve eün temizliği, yemek gibi konular için de, bir ya da gcrekirse iki kadın tutmalıydı. Tabii, Anita'nın görevi de, evde dol:şacak olan bu kadar insarıdan beni gizlemekti. Başarnrası çok z.«ırdu ama buna nrecbur olduğunu söyledinr. Üçüncü kata çıkan ıııerdivenin başına demir bir kapı yaptıracaktım. Ve anahtarı sa«lece Anita'da olacaktr... Ve benzer birçok ayrıntıyı daha anlattım. I)ikkatlice dinledi. O kadar çok detay veriyordum ki, telefonun yanıırdaki kiğıt ile kalemi alıp not tutmak zorunda kalmıştı. İngilizce yazıyordu. Ve ben bunu yapabilmesine şaşırmıştım... Taksi, Ba4jul'a çok uzak oln-ıayarı san eümizin önünde durdu. Bagajlar indirilirkenlA,nita'ya, aIrayoldan eve kadar giden patikayı genişleterek, arabanın geçebileceği bir yol yaptırmasınr söyledim. Şimdilik, yürümek gerekiyordu, ellerimizdeki eşyalarla. Rene bizi kapıda bekliyordu. Görür görmez, sol elimdeki iki çarıtanın birini almak için koşarak geldi yanrma. İçeri girdik. Evin bazı köşelerine güneşin ulaşamıyor olması b\raz olsun içeriyi serinletmişti. Ama Anita'ya iki kata da klima koydurmasını söylemeyi ihmal etmedim. Verarıdada plastik bir masa vardı. Ren6 ewakları siyah deri çantasrndarı çıkarıp üzerine koydu. "Bay Perrot !" dedi. "Bakın, beni hepsini hazırladrm. Sizin hiçbir resmi kuruma gitmenize gerek kalmadı. Sadece birkaç \mza atacaksrnız. Geri kalarıınr ben ha]ledeceğim. Buyurun pasaportunuz... Yan villada İngiliz bir aile kalıyor. Dün, onlarda çay içerken sizden bahsettik. Çok sevindiler sizin gibi bir centilmen ve bir hanımefendinin komşulan olacaklarına. " Yalan söylüyordu. Dev bir yaları ! Hiçbir İngiliz, komşulannın zenci bir fahişe ile bıyıkh bir katil olmasını istemezdi. Zaten kim isterdi ki?.. İmzaladım gösterdiği yerleri. Pasaportuma bir göz atği sağlayacak olan adam dışında hiçbirinin
ı

372

373

se, elektriğini bağlatmak için resmi kurumlarla altı ay mücadele etmek istemezdi ya da suJ.un günde yirmi kez kesilmesini. ya da, bir gece birilerinin eve girip canlıların boğazını kestikten sonra dolapta bulduğu elbiseleri giııp gitme ihtimalini... Emlak a]ım satımında en önemli unsurun çewe olcluğunu bir kez daha anlamış bulunuyordum. Birkaç ytiz kilometre ötede kabileler arası savaşın olduğu bir yerde zaten ev fiyatları ne kadar olabilirdi ki? silah seslerinin yaırında olçarıusun ihtişamı sönük kalırdr tabii ki !.. odalardan birine girdim. Eün parasnı ayınp aşağıya indim. Ren6, sağ elimdeki nakiti görünce düşüp bayılacak sandım. Zava||ı, o kadar uğraşmış olmalıydı ki, bini bir sorun çıkaran cimri, üçkA-

ıçeri girip para çantalarımdan birini aldım ve ikinci kattaki

lıktan ! Fransa'dayken her seçimde Mitli Cephe'ye oy verdiğine bahse gireceğim Ren6'nin birden gözleri parladı ve bir sır veriyormuş gibi kulağıma eğilip, "Bay Perrot, bir bilsenizbıı yamyamlarrn neler çevirdikterini ! İnanılmaz ! Bütün devlet kokuşmuş. Hepsi rüşvet istiyor. Askerler, politikacılar. Tam bir orman ! Siz merak etmeyin. Kimse rahatsız etmeyecektir sizi. Vatansever sözü !" Evet, bitiyordum ! Şişko domuz, beni Fransız ve kendi gibi ırkçı sandığı için başlamıştı itiraflarrna. Biraz daha cesaretlendirseydim anlatacaktı belki de, kiiçük zenci krzlarr, sağ kolunda Milli Cephe bandı takılıyken, siyah ırka hak ettiğini vermek adrna na-

sıl düzdüğünü. Bir saate yakırı,

b,__9ş

evin salonunun ortasında yere uzanıp dur-

ğıtçı Awııpalılarla. Belki de artık komşularımlza değil, bize çay içmeye gelmeliydi. Ama bizde ona verecek çay yoktu. kan vardı. Kendi karıı !.. Bütün parayı saymasr yarım saat aldı. uzun sürdü, çünkii ellerinin titremesinden kanştırıyordu belli bir noktadan sonra. Ren6, bana A]bert'i arıımsatmıştı. Ellerinin titremesi. Krrmrzr, damarlı burnu, Büyuk ihtimalle, her gün bu saatlerde içmeye başlıyordu. Elleri kurulmuş bir saat kaclar dakikti. Tam zamanrnda titremeye başlamışlardı. Ren6 de bir alkolikti, Afrika'daki bütün yaşlı beyaz|ar gibi...

duk. Anita sonrlar sordu evin bakımıyla ilgili. Odama koyacağı yatağı arılattım. Başka hiçbir eşya istemiyordum odada. Yerde de yatabilirdim. Ama bedenimin hasta]anmasrna neden olabilirdi... Ilk defa evimizin kapısı çaiındı. Anita koşarak gitti açmaya.

pıya doğru sürüklerken, "kimsenin bizi rahatsız etmesini istemiyonrm. Asker ya da polis ! Biliyorsunuz, bizbeyazlar alışık değiliz bu tarz işlere. siz sadece parayı doğru yerlere dağıtın. size güveniyorum" dedim. Çok iyi bir yerden yakalamıştım Ren6'yi. Irkçı-

sonra aşağıya indim. Ren6'yi, eline tutuşturduğum bu parayla, ka-

satış işlemi tamamlanmıştı. Şimdi s[a, resmi kuruluşlara dunımumuzun bildirilnresine gelmişti. zorunlu bir iş olarak baııa yonrcu görünüyordu. Ama Ren6, kınşmış sağ gözkapağını bir saniye içinde indirip kaldırarak yarıi dostça bir tavırla göz lnrparak bu işi kendisine bıral«namı, kendi yöntemleriyle halledebileceği ni söyledi. sıkılmaya başlamıştım gereksiz aynntılardan. İkinci kattaki odada bıralıtığım çantartın yaırna dönüp Gambiya'da birçok kapıyı açabileceğini tahmin ettiğim bir miktarı çıkardıktan

Her adımrnda kısacık eteği havalanıyordu. Onun mutlu olmasrnr istedim o an. Belki evlenmesini. Ama gülmesini istedim. Evet, evlenmeliydi. Kendine iyi bir adam bulup mutlu yaşamalıydı. Benim için sorun olmazdr. Her gece, eve başka bir erkek geleceğine, sadece aynı kişi olurdu Anita'nrn yatağında ve kıtada kol gezen bütün öltirncül bulaşıcı hastalıklardan doğal bir şekilde uzak kalırdı. Balııcrmın herhangi boktarı bir hastalrktan ölmesini istemiyordum... Kapı açıldl Ve eşyalar zinciri akrnayabaşladı. Sonundabir evim oluyordu. İlk defa ! Kendi paramla aldığım ve döşediğim. Annem görse gunrr duyardı. Tabii, bir aile kurmayacaktım içinde.

Amayine de ev evdir, diye düşündiirn. İşte koltuklar, yataklar, dolaplar. Televizyon bile var. Kapıdan giriyor hepsi. Bir müzik seti, bir finn. Sandalyeler. Her şey. Evim var! Ne güzel ! İçinde kendimi öldürebileceğim bir evim var. Hayat bu işte ! Sırf kendi eünde ölebilmek için, emekli olana kadar yıllarca çalışanların hissettiklerini arıhyordum. Sahibi olduğu bir evde ölmek tek amacıydı, para için çalışan insanrn. Ne mutluluk ! Umanm bir gün, Anita da bu evde öltir. UmanIIı, evin çalışarıları da bu çatı altında ölürler. Umanm, san ev aile mezarlığımız olur
!

375

kata çıktm, Demir kapr, Anita mutfağa giderken, ben üçiirıcü iki duvann arasrna yerleşti_ gerçekten ae isteJiğim gibi yapilmıştı. kimse yaşamadığı için kilit_ rilmişti. Evde, şimdilik bizim dışrmızda

tideğildi.Basamaklarrtrrmandım.Herbirihayatımadörtsaniye ka_ kararılık olduğıınu gördiirn, kattı. odama geldiğimde, içerisinin famıuzattığımda,pencerelerinboyanmlşolduğıınugördüm.odaışığrnı açıp aydrnlattrm l«allığımı, nrn tam kanşsırıdaki banyonırrı Tamortada,üzerind.esiyahipektenbirçarşafolarıyatakduruyordu.Veaynıipektenbirtolıfageçirilmişyastığım.RengibenseçmişboYatmaYı düŞünmi§him ama üm. Bir ara, duvarlan da siyaha Sonra,bırnunhiçdeönemliolmadığınakararverdim.Ancak,pencereleribenhatulathadanboyattığıiçinAnita'yıtelcartebrikettimiçimden.Veodada,üççel«necelibirdeetajervarÖ.Herçekkullarıacağı havlu, çarşaf, mecesinde, Anita,nrn beni ziyaretlerinde

Kapıyı Anita açh. Eün anahtarı sadece onda vardr. Zili çalmak zorunda kalmıştım. Elimdeki çantayı alıp sordu. "Nasıl geçti?" Halledebildin
"Evet !" dedim. "Her ayın beşinde, Citibank'tan paranı alacaksın." "Banka müdürüniin kartı. Bir sorun çıkarsa, başka kimseyle konuşmadan onu gör. Sana yardımcı olacaktu. Bu ayki paranı sana ben vereceğim" dedim... Yorulmuştum. Dışannın sıcağı, insan ko-

mi?"

j

Gömleğimin cebinden çıkanp uzattığım kartviziti verirken,

kusu. Hepsi yormuştu. Lüksemburg'daki bankacılarla yaptığım

sabrrn,makas,jitetgibieşyalarvardr.Bufazladanmobilyayakat-ra_ etmiyordu beni, Hiçbir lanmak zorundaydım. Asluıda rahatsız gizli bölmesi de, benimle aynı hatsızlık arrv*,6,ğına göre zihnimin fikirdeolmahyÖ.ooua*çıkıpkapıyıkilitledim.Anahtanüstiirıde aşağı indim, bıraktım. Barıyonun da ışğırıı kapatıp Anitayı,verarıdadakihasırkoltuklardanbirind.eoturmuŞ,be"İyi misin ?" dedi, Karyaz şarapiçerken buldum, Beni glörünce, şısındakikoltuğaoturupo§anusabalııtım.Dalgalar,köpükleç sörf tahtasr gibi kulla_
telmesi, gövdelerini çok uzakta uir iaııı<çr

giliz mobilyalarıyla döşemişti. Gerçekten de bir büyükelçi rezidansrnr andınyordu ev. Şık ama sade.. İkinci kattan üçüncü kata dönerek çıkan merdivenin başladığı yere, istediğim demir kapının yapıldığını söyledi Anita. Ben yokken halletmişti. Onun birdenbire, sonrmluluklarrnı yerine getiren, ciddi bir kadına dönüşmesini hayrarılıkla izliyordum. On yedi yaşında olduğunu düşündükçe hayranlığım daha da büyüyordu. Eün bütün diizenlemesini kendi yapmış, anayoldan kapıya kadar gelen patikayı genişletmek için gerekli adamlan bulmuş ve bahçeyle uğraşacak birini bile ayarlaryıştı. Belki de, hayahmda yaptığım tek doğru tercih, karşımda duran güzel siyah l«zdı... Para işlerinin hepsini hailettiğim için rahattım. Yeterli miktarda komisyonla banka şubeterine yaptırılmayacak iş yoktur bu dünyada...

uzun ve sıkrcı telefon konuşmaları, Citibarık'ın müdürüne en uygun şekilde, yapmasını istediklerimi açıklamak. Hepsi beni yormuştu... Üç gündür sa"rı evde kahyorduk. Anita evin her yanını İn-

nanktiçükçocuklar.Hepsioradaydı.Abidjan'dakigibi.Veracruz,dakigibi.o§anusvebenhiçdeğişmiyorduk...Kinyas,la,lnl. laröncebirsaldlrıyauğradığımzzalnandökiilenkanlanmızbu Suyakarışmrştı.Köpüreno§anusa.odakankardeşimdi.Bitektemizlemişti' Hayatlmrzı lerimde açrlan yaralan tuzlu suyıryla o§anus,
göze gelmeye çalıştığım kurtarmıştı o zaman, şimdi göz

Büyükbirdostunyanrndaydım.Benibıral«nayacakbirdost.Bana,Anita,dandahaiyibakacakolano§anusrrnyanındaydrm. !" "İyiyim" dedim Anita'ya, "Çok iyiyim getiremediği ve aklının almadığı zi_ Gözünün önüne bir türlü birden yere dü_ hinsel ölümümün nasrl olacağrnı bilmediğinden,

şüpkalmamıbekliyordu.Enazrndan,bütünhikAyenin,kalpliri-

ffi
Ğ377 376

cuklan eğlendirmesini izlerken. "Dinliyorum" dedim. "Sarıa bir şey söylemek istiyonım" cümlesiyle başladr. "Bu yaptrklann, yani bana verdiklerin... Her şey çok güzel ! Burası çok güzel bir ev. Sen çok iyisin. Ama ben mutsuzum. Çünki.i... Çünkii seni seviyorum ! Ve ölmeni istemiyonım !" Evet, en başa dönmüştük. Kendime bir bakıcı bulduğuma seünirken, on yedi yaşında bir kızı aşık etmiştim. İhtiyacım olan son şeydi, Anita'nın beni se,,rmesi. Büttin dünya bana Aşık da olsa, beni kAinatın imparatoru da ilan etseler fikrimden vazgeçmeyecektim. Zihnim ölmeye başlamıştı. Durdurmak için beynime bir kurşun sı}«nam gerekirdi. Eğer konuşmaya başlarsam, kesinlikle onu üzecek kelimeler söyleyeceğimden, sessizliğimi sürdürdüm. Anita da konuşmasına devam etti. "Journey'de yemek yediğimiz akşam sana Aşık oldum. Bunu senden daha fazla gizlemek istemiyorum. Ve hiçbir anlam veremediğim ama tamamen ruhsal bir sonrn olarak düşündüğüm rahatsızlığınr anlatrnca, yantnda kalabilmek için teklifini kabul etmeliydim. İşte sana söylemekten utandığım, kabul edişimin nedeni... Seni çok seviyorum ! Tarııdığım kimseye benzemiyorsun. Senin iyileşmen için elimden geleni yapacağım. Tekrar yalnız kalmak istemiyonım !" Artık konuşmarırn zaJnanı gelmişti, çünki.i Anita'nrn hayallerinde kurguladığı ilişki mutlu sonla noktalarıabiliyor bile olabilirdi ve ben o sondarı çok uzakt"aydım. Daha arılayamamıştı sonunda ölüm olan bir hayatta mutlu son olmasının marıtığa aykın olduğunu. Olüm mutlu bir son olamazdı. Kimse için. Ama yine de insanlar, kendilerini kandırmak için hayatlannı dönemlere bölüyorlar ve arıcak o dönemlere mutlu sonlar uydurabiliyorlardı. Oysa hayat, her bölümünde ayn bir hikiyenin döndüğü neşeli bir dizi değil, sonunda herkesin öldüğü ve katilin bulunamadığı sıkrcı bir filmdi... Eskisi kadar iyi konuşamıyordum. Anlatmak istedik-

zine benzer bir komplikasyonla başlayacağını düşünüyordu. Dolayısıyla günde onlarca defa iyi olup olmadığımı soruyordu. "Seninle konuşabilir miyim ?" dedi, ben yaşlı o§anusun küçük ço-

lerimigereksizcümlelerlekirletipkaşımdakininaklınıkanştrrı. bu, Bazı durumlargibi malıydım. Birkaç gtln aptal

bir oyunuydu yordum. Zihnimin gizli yüzünün bile gelmiyordu, Ama al§b[ da, aklrma stlyleyJileceğim 1atan konuşnaya alışmalıydım, Ani-

ta,ya,içindenuıunouğulnuzdurumuizahedebilmemiçingerekli toplayıp yutkundum, olan ana başhklan kafamda "Anita, sen çok iyi bir kızsın," iltifat başlığının üstünü çiz_ Güzel bir uaşlartiıçtı. kafamdaki,
dim.

"seninle karşılaştığım için çok şarıslıyım,"
İyi gidiyor

..Amabenimgibibirinitanımadığınısöylerkenhaklıydm.Beni Daha on dışında her şeyi verebilirim, tanrmryorsun, Sİ",, kendim kendine müolacağrn parayla yedi yaşındası.n ! Bu ev ve sahip kemmel bir hayat kurabilirsin," gitmiyordu, ry" diretmeWdim, Gözleri yaşardığına göre iyi ..Veben,seninmutluolmarııistiyorum.Benimleolamazsrn. f.aız et, Birkaç gün sonrayata, öltimctıl bir hastalığım olduğunu ğabağlanacak}<adarhastalanacağrmı.İyileştirilmesininimk6nı olmayanbirhastalrk.Evet,benboylebirhastalığasahibim.,' Eskidenolsa,biryandanilmaederken,diğeryandandasaat tutardrm,insankandrrmarekorudenemelerimiçin.Amaşimdi dünyarunensafinsarılarındanbirikonuşuyordu,binbiryalan Kayra nın ağzındarı r _ ı_^.^^ A^,ı. nırlrığıınıı rli, dü_ ..Şunu d, b;i;;*m, Anita. Sen, sadece bana hşık olduğunu şünüyorsun.Amabarıadeğil,senioilkgördüğümbardarı,birdahageribrra}«namaküzereçıkaranadama6şıksın.Vebirgünanlayacaksrn,bunuseniniçindeğil,kendimiçinyaptığımı.Çünkü sevemem," seni se,,ımiyorum ! Ben kimseyi

!

ı

Budaneredençılonıştışimdi?Birden,anibirşekildeböylekesinbirlafedilirmiydifuık,gençbirkıza?Gerçektendeaptallaşgitmeden düzeltmeliy-

Anita kaçıp maya başlıyordurn demek ki, dim hatamı. gibi seı.rmiyorum seni, Sana ihtiyacım "Yarıi senin isteyeceğin
var.
,'

.3

78

379

kadar sessizce.-. Benim de, ne onu mutlu edebilecek, ne de onun için üzülecek gücüm vardr. Beni ölümsüzlermişçesine seven ailemi terk ettikıten sonra bile yüzlerini sadece in olra rüyamda görmüştiim, Bu küçük kız mr hayat öpücüğü verecekti, olmayan ücdanıma? Bir ara Anita kalkıp içeri girdi. Bir şişe şarabı kiiçük yudumlarla bitirmiş ve gözlerini kısmaya başIamıştı. Başı dönüyordu belli ki... Ben, zihnim ölmeden önce neler yapmam gerektiğini düşünüyordum. Geçmişime dair birçok tarih, isim silinmeye başlamışsa da kinyas yok olmuyordu. onun hayatta olduğuna emindim. Doğaüstü, bilimkurgu bir yetenekten kaynaklanmtyordu tabii ki bu inancım. sadece, kinyas'rn kolay ölmeyecek biri olduğunu ve çok şanslı adımlar attığını biliyordum. o kadar. Ve kinyas'a son bir kez ulaşabilmenin yolunu düşiinüyordum. Birbirimizi en son gcirdüğtımüz yer Ankara'daı<ı Hiıton'du. Ama tabii ki, oradan uzun zamanönce yok olduğunu niııvororm. Afrika'ya dönmüş olamazdı... Sanmıyorum kıtaya te}<rar geleceğini. Öyle bir şey olduysa bile, bunu tek bilecek insan Loopıng'di. Çünkti mutlaka Cafe des Sports'a uğrardı. orasr, bizim yıllar önce Afrika'da llk pizza yediğimiz yerdi ve belli bir kutsallığa sahipti. Looping'e telefon edip etmemek arasında bir kararsızlık yaşarken,

noktalad,^. Ai-;rd;; biri bana böyle sözler söylese, önce onu sonra da akvaryumdaki balıklarına kadarselam verdiği her canlıyı öldürürdüm. Ama kendisine acıyamadığım Anita, sessizce ağlamakla yetiniyordu. Bir şeyler söylemek istediği kesindi. Ama bana ne söylenebilirdi ki? Tabii ki hiç ! O da öyle yaptı... Akşama kadar, verandada tek kelime etmeden oturduk. Lıayatında ilk kez birine 6şık olmuş, o da ruh hastası çıkrnış her insan gibi
hayal kuıklığı uçurumundan aşağıya yuvarlandr, akşama

ölür, ne de eski haline döner ! "Ben çok hastayım, ve senin, bana olan aşkını unutmanı istiyorum..." diyerek, başarısız konuşmamı

Evet, bu sözden sonra da intiharı düşünmeye başlarsa hiç şaşırmamalıydım. kafamdaysa sürekli otarak alarm veriliyordu: şu eğer onu üzüp gitmesine neden olursan, artık başka birini asla bulamazsın. ve hayatın bo5runca, zihnin bu aşamada

kalır. Ne

Anita elinde kalın bir defterle yanıma geldi. Hayır, bu bir defter değildi, bir fotoğraf albümüydü. Hazırladığı gösteriyi izlemek için arkama yaslanıp gözlerimle takip ettim albümü. Önce önümdeki dikdörtgen masaya kondu. Sonra da, oturduğu koltuğu bana doğru yaklaştıran Anita ilk sayfasını açıp konuşmaya başladı. "Benim hakkımdaki her şeyi bilmeni istiyonıın. Her zaman bir fahişe değildim tabii ki ! Bak, bu arınem ve babam. Bunlar da kardeşlerim. Tek kız benim. Babanr beni İngiliz okuluna yazdırmrştı." Birkaç sayfa çevirıp devam etti anlatmaya. "Bunu bana neden yapıyorsun ? Beni ilgilendirmiyor ki hiçbiri" diyemeyecek kadar üzmüştüm Anita'yı, Onun için yüzüme, elimden geldiğince, ilgilenen bir ifade takıp dinledim. "Bu, okuldaki sınıfimla çekilmiş bir fotoğraf. Babam, Amerikalılann kurduğu bir madende çalışıyordu. Kazartdığr para bize iyi bir hayat vermesine yetiyordu."

Demek, İngitizcesi fotoğraftaki okul binasından süzülüp çıkmıştı. Çok rahatlamıştım. Ben de Anita'yr, İngiltere'den kaçınlm§ sanşrn bir Emma sanryordum !.. Anlatıyordu. "Sonra maden kapandı. Babam uzun süre iş aradı. Ama bulamadı. Kimse yardım etmedi. Kardeşlerim ve ben çalışmaya başladık. Önceleri iyi gidiyordu. Ama sonra b\raz büyüyünce, evini temizlediğim kadının kocasr annemlere, barıa ayarlayabileceği çok paralı bir işten bahsetti. Ve babam, adamrn beni nereye götüreceğini, fahişe olacağımı bile bile kabul etti. Üç ,y önce de öldü babam. Hiç üzülmedim !.. Sonra da seni gördüm o barda... Ben hep mutsuz oldum. Ama seninle hayatımın değişeceğini sarıdım. Ama sen de herkes kadar kötüsün. Erkeklerden nefret ediyorum !" "Ben de" dedim içimden. İşte bir ortak nokta! Üstelik, ben nefretimde da}ıa da cömerttim. Kadınlardan da nefret ediyordum. Anlıyordum Anita'nın çocukça oyununu. Her dakika daha da dalgalanan duygusal bir denizde yüzüyordu. Bir yanda, bırakamayacağı kadar rahat bir hayat, diğer yarıdan da aşık olduğu ama kendisine karşı hiçbir duygu beslemeyen adamla ilgilenmek mecburiyeti. Gururlu bir insann yapması gereken kapıyı çekip gitmek

il*a-]

380
381

olabilirdi. Ama o da, ben de, uzun zamar.önce gurunımuzu bir şişeye koyup o}cyanusa bıral«nıştık. İhtiyacı olan birine ulaşması ümidiyle. Bizim gibi insanlann işine yaramazdı gunrr... Aklımdan geçen düşünceyi, zihnimin gizli bölmesinin kesinlikle yasakladığını ve bu düşünceyi gerçekleştirdiği takdirde zihinsel ölümümün gecikeceğini, belki de tehlikeye gireceğini biliyordum, Ama çok insan azararvermiştim. Bir tanesini daha ağlatıyor olmak, her ne kadar umursama§am da, meşgul edecekti aklımı. "Anita, bu gece seninle yatacağım. iıı. r.Jon kez ! Ve bir daha asla olmayacak. Bu gece aşkın sönecek'' dedim. Ve mucize. Gurur konuştu. Fotoğraf albümünün sayfalarını sol eli tutuyordu. sağ eliyse boşta sallanıyordu. o el havalandr ve sol yarıağıma indi. kızmam gerekirdi. o elin parmaklarını eklem yerlerinderi.krrmalıydım. Ama sadece, Anita'nrn yüzüne bakıyordum, o art dünyadaki en boş gözlerle. Tabii, bir de birkaç .L'or,"" ölmüş insanlar böyle bakıyordu o an. "NasıI böyle bir şey söylersin ! Çok iğrençsin !'' Evet, bu tepkiyi beklemiyordum. Ama aslında vermek istediğim etkiyi içeriyordu. Ben sadece, bu tepkiyi yann sabah alacağıml sanlYordum. Büttin gece seüşip kemerimı" .*r.,, dövdükten sonra. Daha kolay olmuştu. "Haklısın..." dedim, bezgin bir sesle. ''Korkunç bir insarıım. uyıtulması gereken ı<uauz nır köpek gibiyim. ve şimdi de uyumaya gidiyorum" deyrp kalkıtım. Gözlerinden neredeyse, çizgi filmlerdeki gibi şimşekler çıkacaktı. Merdivenleri çıkarken ağır ağır, beni çağırdığını duydum. Eğer bunu pişmanlıktan, h6l6 beni sevdiğinden YaPlYorsa onu öldürmeliydim. Anita ya, onu sevme_ diğimi anlatmanın başka bir yolu var mıydı ? Evet, belki kalbimi ve penisimi yerlerinden söktip, "Tamam, aJ bunlaır. Git, ileride oyna!" diyerek de halledebilirdim sorunu aına yanrmda steril bir neşter yoktu. ıkinci kattaki odalardan birine girip içerideki yatağauzandm. üst kattaki odamı, zihnimi ele geçirmesine çok azkalmış oları taraf emretmedikçe kullanmayacaktım... sonra ayaksesleri duydum, Kapı açıldı. Anita ve fotoğraf albümü. n..i., neşe kayııakla-

tıığa doğru. "Uyu" dedim. Göğsüme başmı koymuş ve gözlerini l<ııpatmıştı. Sağ koluyla sanlmıştı bana. Anita hAlA aşıktı bana. Ama artık, aşkını beyninde açtığı bir çukura gömmeyi öğrenmişt,i. Köpeklerin kemiklerini gömmesi gibi. O gece, Anita'nın bedenime, yaşadığı müddetçe en büyıik şefkati, ilgiyi göstereceğine inandım. Anita doğru bir seçimdi. Ama ben, onun için yanhş olarıdım. Sonra uyuduk ikimiz de. Biraz okyanusu duydum. Sonra o da sustu. Anlamıştı herhalde, dostunun gözlerini kapattığıru...

ı,ı. Yine ağlamaya başlamıştı. Birkaç saniye bana baktıktan sonra, "'l'amam. Seni serrmeyeceğim ! Ve ölene kadar bakacağırn" dedi. l(olumu kaldırıp elimi uzattım. Yaklaştı. Elinden tutup çektim ya-

Looping'in sesi çok kötü geliyordu, telefonun diğer ucundarr. Önce, h6lA hayatta olduğumu öğrendiği için seünmiş, daha sonra ise birden ciddileşip nerede olduğumu solTnaya başlamıştı. "Ka5[a, burada hiç iyi şeyler olmuyor. Birkaç kez, Koffi oğluyla kafeye geldi" dedi. Koffi'nin bir oğlu olduğunu ilk kez duyuyor"Orta]ıkta, senin Amidou Aii'yi öldürdüğün haberleri dolaşıyor. Amidou kimsenin umunrnda değil. Ama Koffi intikam peşinde. Seni görüp görmediğimi sordu. Gerçeği söyledim. Yarıi Abidjan'dan aynldığınr ve nereye gittiğini bilmediğimi. Ama o seni bulacağına yemin etti karşımda. Ve o yaşlı keçinin bunu yapmak için gereken bütün inada sahip olduğunu da biliyorum ! Oğlu da senin peşinde. Amidou, yıllar önce onu da Müslümarı yapmış. Senin ölümünün Allah'ın bir emri olduğunu söyledi. Eğer hAlA buralardaysan, derhal terk et olduğun yeri ! Koffi'den değil, ama oğlundan korkmalısın !" Hiç aklıma gelmemiş oları bir gelişmeden bahsediyordu. Koffi'nin, Amidou'nun ölümüne üzüleceğini biliyordum alna işi bu kadar ileri götüreceğini tahmin etmiyordum. Ve üstelik, intikama, beni öldürmeyi dini bir şart olarak gören oğlu da kanşmıştı. Hayat peşimi bırakrnıyordu, her zamarıki yaprykarılığıyla. "Teşekktir ederim Looping, bana bunlan anlattığin için" diye
dum.

383 382

söze başladım. "Ben gerekeni yaparım. Sen sadece bu konuşmayı unut. O kadar. Seni aramamın asıl nedeni..." derken, Looping sözümü kesti. "Söylemeyi unuttum ! İki gün önce, üzerinde isminin yazı|ı olduğu bir kutu geldi brıraya. Açmadım tabii ki. Bomba olsaydı, çoktan ölmüş akrabalarıma kavuşmuştum ! Nerden geldiğini anlayamadım. Şimdilik duruyor. Ben de ne yapacağımı düşünüyordum."

beyazbir adama kimse inarımaztu. öltı bir zenci varken ortada, dıAbi4jarı,da.Dolayısıylageriyekalantekçare,onlarbeniöldi-iröldiirmemdi. Bu işi yapam ayacağı_ ıneden, beninr koffi ve oğlunu beyinlerini mermiyle doldurama_ ının, yani onları bir yere tıstınp yacağımınfarkınduya,*.Birbaşkasınayaptınnalngerekiyordtı. kadar aclmasz ve giiçlü birine, kesin bir sonuç elde edebilecek Aklımabirisimgelmişti.Bedenengüçlüolmasada,sahipoldukBalthazar,ı haline ğetinniş_ ları onu Afrika,nın belli bir bölgesinin ti.Feridoun!Evet,banayardrmedebilecektekadam,yüzünde Ama karşılığını a]madan güneşin açtığı yaralarla dolartan Arap'tı,

Bana Caf6 des Sports aracılığıyla ulaşmak isteyen tek kişi olabilirdi, o da Kinyas ! "Sana bir adres vereceğim" dedim. Ve Ren6'nin emlak bürosunun adresini yazdırdım. Looping, Koffi'ye haber vermezdi ama yine de Afrika'daydık ! İnsanlar, karı bağlan olan birinci dereceden al«abalarını, yarıi arıne babalarının midelerini caJn parçalarıyla deşiyordu. Dikkatli olmalıydım. "Gambiya mı?" dedi. "Ne yapryorsun orada?" "Llzun hikiye...Sen kutuyu verdiğim aüese yolla !" dedim. Biraz daha konuştuk Abidjan'daki son gelişmeler hakkında. Fernand'ı Pinou'nun öldürttüğü sanılıyordu. Rahatlamıştım. Bir de, Fernand'ın aptal boksör çocukları tarafindart intikam için kovalarımak istemiyordum. Sonra, Looping sordu: "Sen, ne söylemek için aramıştın beni?" Yutkundum. Yalan söyleyecektim. "Sadece sağlığını sormak için. Çok teşekki.ir ederim Looping. Gerçek bir dostsun !" deyip kapattım telefonu... Anita dışanda başlayan yol yapımıyla ilgileniyordu. Verandaya çıkıp oturdum. Koffi sonrnu akhmı kanştırmıştı. Bir daha şiddet işlerine girmem imkinsızdı. Yeteneklerimin çoğu tarihe kanşmıştı. Abi(ian'a asla dönemezdim. Ve burada da beklediğim sürece Koffi'nin ya da oğlunun her zaman için beni bulma ihtimali olurdu. Hiç beklemediğim bir anda, cinayet plarılarına dönmüş ve kimi kime öldürteceğimi düşünmeye başlamış olmam, bütün bunlar beynimde kapanmrş çekrrıecelerin, üstlerine kilit vurulmuş dolapların yeniden açılması arılamına geliyordu. Bir çözüm bulmalıydım. Öncelikle Koffi'yi, hiçbir zaman, Amidou'yu öldürmediğime inaııdıramayacağımı bildiğim için, ikna etme şansım yok-

kılrnıbilekıpırdatmayacağınıdabilı.ıriyordum.Yaparayadaişineyarayacakbirbilgi.Amaşuaralar,dahaonyediyaşımdayken neredeolduğumubilehatırlayamayanben,Feridoun,unişineyarayacakbilgilerkonusundadazenginsayrlmazdrm.Ancakherne bir tane yaratade, sahte kadar gerçek bir bitgiye sahip değilsem

pinou için ters takla bile atabilirdi, bilirdim. Feridoun, Samuel onayararımakiçinkendiannesiniöldürtürdü.VePinou'nunakki, ölü olarak ayaklanna seril_ lında bir isim r_or. Öyle bir isim diğitakdirdemutluolacaktı.Buisim,hatırlayamadığımbirsüre önce,sözkonusukişininkendiparmaklannaharfleriniyazdığı

isimleayrtıydı:KinyasKankardeşiminhayatınıkendiminkini kurtarmakiçınsatabilirdim.BelkidehayatımrnSonyalanıola. caktrbu.Amabenpeşimdekiikivahşidenkurtulmuşolacaktım.

Ateşleoynadığımın.farkındaydım.VereceğimadresteKinyas,ıbuiyi organize olmuŞ suÇ örgütleri lamayınca kıçıma Afrika,nrn en

takılacaktı.Dolayısıylabütünsoğukkanlılığımıkoruyarak,açrk kalan dolandıncılık yeteneğimi kullanmavelTnemek için bilmemesi "ii*d" benim burada olduğumu kimsenin
lıydım. Öncelikle,

gerekiyordu.Ktayıdenizyoluylaterkettiğimsöylentisiniyayabi- düsonra. Evet, en iYisi bu, diYe lirdim Feridoun,la konuştuktan kakaldınp kulağıma dayayana kadar şündüm. Telefon ahizesini raJVelTniştimbütünyapacaklarrma.İkikezçaJdıtelefon,aradı. gelmeden açıldı, ğım yerde. Üçüncüsü
"Alo !" Seviyordum dostumun sesini,

385

384 "Looping. Benim Kayra. Senden iki şey istiyorum." Bir şey söylemesine zaman bıralanadan devam ettim. "Birincisi, F'eridoun'un Greenville'deki otobüs garajının telefon numarası. İkincisiyse, üç gün sonra, benim Afrika'yı Gambiya'dan bindiğim bir transatlarıtikle terk ettiğim haberinin her yere yayılması. Özellikle Feridoun'un kulağına gitmesini istiyo-

..Tel«arlaı,,dedi"..otelinveadamlannisimlerinisöyle.Senibuvar mı?" liıbileceğim bir numara ..Yok!,,dedim...Yirmıdörtsaattebitrnesiniistiyonınrişin.Ben seniyirmibeşincisaatİearayıpadresivereceğim.Barıagüvenmek
zonrndasıır

Fazlıadüşünmedi,

!"

rıım."
Sustum ve dinledinr. Looping düşünüyordu. Adını telaffuz ettiğim adamlann tehlike boyutlannı, benimle oları garip dostluğunun değerini... Ve konuştu.
"Yaz|."

Aslında,benonagüvenmekzorundaydım...Sarıagüvenıyoyaptığım konuşma, içimde kaları, rum" deyip kapattr tJefonu, gerçekhayatınişleriniYoluna-sol.rr.am.sağlayansonenerjimide büwk kanepede yatı_

r _ı__

..<

Numarayı verdi ve ikinci isteğimi de yerine getireceğini söyleyerek telefonu kapattı, Benim içinde yüzdüğüm tehlike, onun için fazla derindi... Telefondarı gelen la tonundaki hat sesinin üstüne konuştum. "Sen bir dostsun, Looping..." Birkaç dakika sonra Feridoun'la konuşuyordum. İşleri yoğundu ve ne istediğimi bir arı önce öğrenmek istiyordu. "İki adam ! Abi(|arı'da Grarıd Hötel'de, Koffi ve oğlu" dedim. "Öldürülmelerini istiyorum. Amidou'yu öldürdüğüm için beni arıyorlar." Hiç tereddüt etmedi. "Sana verdiğimiz paranın üçte birini getir ve halledelim işini." Ben de biliyordum bu kadar çok para isteyeceğini. Aslında, üç beş gram kokaine öldürecek insarılar bulabilirdim Koffi ve oğlunu, alna o zalnan da evden çıkıp araştrrma yapmam gerekirdi. İstemiyordum artık dışan çılcrıak. Ve kesinlikle servetimin bir bölümünü kabarmış suratlı adama vermek gibi bir niyetim de yoktu. "Hayır !" dedim. "Sana para verTneyeceğim. Ama daha değerli bir şey vereceğim." Paradan daha değerli ne olabilir, diye kendine sorduğunu duyar gibiydim. "Pinou'nun aradığı Kinyas'ın yerini öğrendim. İsmini verdiğim adamlan yok et. Ben de sarıa Pinou'nun nefretle andığı birini yere seITne imkAnmı vereyim."

salondaki tüketmişti... An; döndüğünde yanlma klstu Sadece yoryordum. Beni ovl" gtl,ti""",t"l,şlarııp Halbuki bir ş*v oi*"aığını.söyledim, gun olduğumu, korkulacak

korkulacakenazikikonu,*d,.Koffi'ninoğluveFeridoun'un
Uziliadamları.Amahiçbirinidüşünmekistemiyordum.Biranönce,oracrktazin-nimintııııpyoı.oI**,...istedim.Sonra,hiçbirşe. Anita, yolu gen§leten adamla_ yin önemi r" d;;;;i ı.aırnavaclktı. "Jrn, Aynca, kendisin_ o"rir,il kaldığını söyledi. da evin güvenliği rın bir günlük otduğunu ve onu den iki yaş büynlk bir kuzenı ;rri* Anita, halatla incelip kop_ için tutacrğ,ru stıvıeaı. Kabul muşolanuug,*,..ıtitarafuııelleriyletutmuş,elektriğigeçirirgibigerçekn,,o,..ı,ştırryorduna,,a,..İsmininNoatıolduğunusöy. lediğioğlanverarıdana,,o",*...İsterseçatıdayatsın!''İçimden dedimtabii...Zihniminiçindegu,uobüti.i,ndi§üncelerdikenlerle çiziyorlardı, Köpekbalıkları kaplıymş gibi kafamın içini ,,1İro* gibidönüyo.ı,,a.kafamda.Zihinselöliiryniirnekadardüşünerekola_ geleceğini, bir işkence
gibi geçireceğim her sarıiyenin ""oi_ heİ geçen gün,":l*:,:T: i*: cağını biliyordum, Katlarım,sı Unuttuğum geçmıştmın

kaynağı, min can çekişmesiydi acımın herparças.,,ih,.i*denakarınıraamıakandı...Nabzımhızlanıyordu.Anitanınhazırladrğrcapuccino'5ruiçmekiçinyattığımka. gibiydi", yerinden fırlayacakmş
nepede

d.ğ;d"ğumda, t.ıuii-

Bütii,ndünyapsikiyatrlaJİmınbevnimiincelemesiniistiyordum. Bütünnörologlarınbeynimdekileriaraştırmasınıistiyordurn. ilk yapabıldiklerimin açıklamasını Kendime, r.JJ"" di§ünerek veren,kesinNobel,ialrrdr.nırgeceaeüzüntüdensaçlannıbeyaz.

385 387

götüreceksin. Bunu bave kuzenini de bir arı önce çağır. Birkaç gün boyunca Çok dikkatli olmamız gerek ! Baaıinsanlar, ölü olmamı canlı kal_ miuna tercih ediyorlar. Ama bilmiyorlar ki, beni benden başkası öldüremez !''
na hatırlat
!

latan insarılan da geçmiştim. Düşüncelerimi o kadar ciddiye al_ mıştım ki, hepsini öIdürmek istiyordum. Capuccino'5ru yıdumlarken, "Yarından sonraki gün, Ren6'nin bürosuna git !'' dedim, karşımda sıkıntılı bir ifadeyle oturmuş, beni seyreden Anitaya. "Benim için gelmiş birpaket olacak. onu aI ve getir. Ayrıca,yann sana vereceğim bir zarfı da postaneye

«lürıya yiirüme rekorunu kırarak. Ve ben de, elimdeki zarfin srrtı.1tılatine

ııa Looping'in adresini yazarken bunlan düşünüyordum. Zarfta sanlmış para vardı. Looping'in benim için yaptıklarının tleğerinin binde biri kadar para. Hiçbir zaman çok parası olmadığı için hediyemin onu biraz olsun rahatlatacağını düşünüyor«tıım...

"Yukarr Çıkrnama yardım et. Yatmak istiyorum. Dinlenmeli_ yim" dedim. sağ kolunu omzrıma atıp ince bedeniyle bana destek olmaya çalıştı, ikinci kattaki odaya girene kadar. sorua da attım kendimi yatağın ortasına. Ka]bim yavaşladı. Tansiyonum noITnale döndü... Hararet ibresi düştü... Hayat normale döndü. Ben dönmedim ! Batı Afrika'da güvenilecek tek resmi kurum postarıedir, yollanan büttin ewaklar, mektuplar bir gtin mutlaka yerine ulaŞır. Üstelik, buralarda Arınıpa'dan daha çJt ır,"* yaşamasına rağmen daha az aües vardrr. postayla yapıları tasamrf yatırrmr, halkın çok rağbet ettiği bir para değerlenJirme biçimidir. Herkesin bir kutusu vardır postanede ve her hafta kontrol edilir. Askerler yönetime el ko_var, iç savaş çıkar, posta hizmetleri aksamaz. Afrika'nrn en iyı işleyen mekanizması. Bir mektup yazsam oITnana, oraYa bile götürür çıplak ayaklı postacılar, rarıo.,a, olmadan ılginçtir,

Atçşim yoktu. Titremiyordum ama kafam patlayacak gibiydi. Gözlerimin önüne, ibrenin krrmızı bölgede olduğu bir harLt göstergesi geliyordu, Bıraz daha bağınp çağırdıktan sonra capuccino'yu bitirmeden koydum yere. "Yardım et !'' dedim Anita'ya. Zava||ıkız, bir felaket yaşadığım.,zlve bugünlerin geride kalacağını söylüyor olmahydı kendisine, her mutsuz insarı gibi. Bugtır,ıe. geride kaiacak... KaJmayacak| Her gece, herkes bütün uJ..r., hatırlayacak gözlerini kapattığında. Böyte olmasa, binlerce çeşidi olur muydu uyku ilaçlannın ?

sıtma krizlerimdeki gibi saçmalamaya başIamıştım.

Anita verarıdadarı salona girdi. "Kuzenim Noah geldi. Dışarıda bekliyor. İstersen çağırayım" dedi. Elimdeki zarfı Anita'ya uzatrp "Şimdi neyle meşgul oluyorsan bırak ve bunu postaneye götür" tledim, oturduğum kanepede arkama yaslarıırken ve asrl sonrsuıra yanıt olarak ekledip. "Evet, çağır kuzenini. " Anita, bir saat içinde döneceğini, şehre inmişken birkaç alışveriş yapacağını söyleyerek çıktı. Anita'nrn peşinde hiçbir pezevengin olmayışı, onu fahişeli}<ten kopartırken kimseye bedel ödemeıniş olmam normal değildi. Belki de bana söylemeden, kendisine

verdiğim parayla işin o kısımlannı halletmişti. Büyuk ihtimalle annesi satıyordu Anita'yı ve bir defaya mahsus olarak gidip, büyük bir para verip kurtulmuştu herhalde, diye düşünürken, veranda kapısından içeri kafasını eğerek, iki metre civannda bir adam girdi. Silahımı hep belimde taşıyordum, Feridoun'la yaptığım görüşmeden sonra. Birden elim kabzasrna gitmişti bana doğru gelen devi görünce. Ama Anita'nrn kuzenini bekliyor olduğumu hatırladrm. Bu gelen de kuzendi ! İki kuzen gibi duruyordu ama bir kişiydi. Öntirne geldi ve durdu. Ellerini önünde birleştirip ayaklanna bal«naya başladı. Ben otunıyordum karıepede ve o gerçekten de bir yarı tarın gibi görünüyordu. Üstünde sadece, dizini altına kadar inen, kesilmiş bir pantolon vardı. Her kasrnrn, ben de buradayım dercesine, kendisini bedenden dışan çıkarmaya çalıştığı ve dolayısıyla üniversitede birinci sınıftayken gördüğüm ideal insan maketlerine benzeyen gövdesiyle çok güçlü görünüyordu. İkl yıl sonra M6lina'nın Diedonnd'sinden daha da irileşeceği kesindi, çünkii bildiğim kadanyla daha sadece on dokuz yaşındaydı. Çocuğa karşı otoriter dawanmak yersiz olurdu. Büyük ihtimalle, kıızeninin fahişelik yapmasma, evde tek dayana-

= 388 389

edici bir rakam olur. son bir şey daha ! ݧe başladığın anda, benim ve Anita'nın hayatı senin hayatın demektir. Anlatabildim mi ?'' göstermek için kafasını sallamıştı. ve şimdi de, tek eksiğimiz bir "Evet Efendim !" olarak gözüküyordu ki onu da söyledi, Zihinsel ölümü bana getirecek huzur gemisinin ikinci tayfası da hazırdr. "silah kullanmasını biliyor musun ?" diye sordum. "Evet Efendim. Ben avcryım. Tüfek kullanınm. Ama tabarıcayı bilmem" dedi. Belimdeki silahı çıkarıp mekarıizmasını anlatmaya başladım. Eğer zihnim sahra Çölü'ne düşmüş bir buzdağı gibi çö-

ıngilizcesinin iyi olması için yalvarıyordum, yalvarabileceğim bütiin mercilere. "Benim çok sakin bir hayatım yok. ve pek çok insanla da sorunlanm var. Dolayısıyla zor bir işin olacak. Evin neresinde yatacağına Anita karar verecek. Ancak, havalar milsaade ettiği sürece verarıdada yatman daha iyi. En iyi şekilde karnrn doyacak ve Anita sana, kendi belirleyeceği bir maaş verecek. Eminim, tatmin zaten her cümlemin sonunda utangaç tavırlarla, arıla.dığını

mayan oydu. Elimle sağımdaki koltuğu gösterdim. *Lütfen otur'' dedim. Anita yla nasıl bir ilişkimiz olduğunu çözebildiğini sanmıyordum. Ama daha bo5mumu kırmadığına göre, onu beyaz dostlarıma ikram ettiğim gibi kurgusal hikiyelere inanmıyor demekti. Çünkii bulunduğumuz sahil Güney Afrika'ya kadar, içini genç kız|arla doldıırdukları evleri kiralayıp ya dasatm alıp oturarı beyaz|ar|a doluydu. Koltuğa otururken, genç oluşumdan ve Anita'ya verdiğim paradarı dolayı benim de o beyaz domuzlardart biri olmadığımı arılamıştı. "Hoş geldin Noah !" dedim. "Sarıa, yapacağın §ten bahsedeyim. Öncelikle, giinüniin }armi dört saati ev ve civannda geçecek. Burada olduğum sürece benim, ben gittikten sonra da Anitp'nın güvenliğinden sorumlu olacaksm. "

deki iki ayrı örgüt vardı. Ben sadece isimlerini duymuştum. Ancak, daha çok kuzey ve doğuda iş yaptıklan için karşılaşmıştık.

Büyük ihtimalle onlar da, Kinyas ile benim isimlerimizi duy-

nou'n:ın uyuşturucu işi yaparken orüaklığa girmek zorunda katdığı, Altın Üçgen'den gelen malı bölüştüren, iki Tiirk'ün liderliğin-

zülüyor olmasaydı, beni verebileceği bütiin dikkatiyle dinleyen dev çocuk gibi on tarıe daha bulup pinou'yu devirir ve yerine geçerdim. ve yeniden birileriyle Türkçe konuşurdum,

çtınktı rı-

muştu. Ama taşınan bir uyııştunıcu sandığı belli bir kiloyu aşhktan sonra değil vatandaştnın, annenin bile önemi katmadığı için kimse kimseyi, ülkeden bahsetmek için aramıyordu... Noah'ya silahı şarjöründeki mermilerle verdikten sonra, "Şimdi ilk işin, dışan çıkıp patikayı genişletenleri bvaz korkutnrak. Söyle onlara, akşama, bir arabarım geçeceği genişlilıte ve düzgünlükte bir yol istiyorum. Diirıden beri ugraşıyorlar, bir türlü bitmedi !" dedim. Kendisiyle gurur duyuyor olmalıydı Noah. Benim gibi sert ve güçlü birpatronun sağ koluydu. Oysa on dakika önce sa]ona adım attığında, zaval.|ı bir zenci olarak durmuştu karşımda.. Feridoun'u aramama dört saat vardı. Yirmi beşinci saat, bundarı sonraki hayatımın fotoğrafinı çekecek kadar önemliydi. Önümdeki dört saat içinde, Kinyas'la ilgili bir hikAye uydurmalıydım. En son gördüğümde Ankara'daydr, diyemezdim tabii ki ! İştahlannı açacak bir ülke olmalıydı. Kinyas'ın iğneye, sokaklarınrn samanlığa benzediği tiirden. Ashnda böyle bir yer vardı. İklimiyle, bitki örti.isüyle gerçekten de samarılığı andırıyordu ama Kinyas'rn orada çevirdiği işi de uydurmak gerekirdi. Evet, komşusu Kongo'yla ilgili bir iş olabilir. Kongo'da kaçak elmas ticaretinin yapıldığını herkes bilirdi. Tamam ! HikAye kendine gelmişti... Kinyas Gabon'da, Franceville'de kalıyor ve Kongo sınınndan geçen elmasları Libreville'e, oradarı da o§arıusun uzandığı her yere yolluyordu. Orta sınf bir garıgster için uygun büytiklükte bir yasadışı ticaretti. Libreville'de bir ay kaJmıştım ama Franceülle'e giden yolu bile bilmiyordum. Dolayısıyla, daha kesin bir aües ya da otel adı vermemin imk6nı yolctu. Bir an önce, bütün uğraşlann bitmesini, üçi.incü kattaki odamda boşalmış zihnimle yalnız kalmak istiyordum... Verandaya çıkıp hasır koltuklardan birine oturdum... Kinyas'la ilk gördüğümüzde, "body-su.fing" adrnr taktığımız, çocuklann okyanusun dalgalanyla oynadıklan oyunu seyretmeye başladım... Çocuk önce yürüyebildiği derinliğe kadar ilerliyordu sonra o çok

390

391

üzerinde, kollannı açarak uçarı çocuğun sefalet ve şiddet ülkesinde böylesine bir mutluluğu yaşayabileceği, saiıilden başka bir yer yoktu. Belki bir de marihuanauçuracalıtı çocuğu biraz dahabüyudüğünde. Ama hiçbir zaman gerçek bir uçak değil. Çünkil büyüdüğü zamarı, ne o uçağa verecekpzırast, ne de gitmeyi hayal ettiği ülkelerden birinin elçiliğinin, kirli pasaporüuna ınrrduğu vize damgası olacaktı. Tekrar koştu denize doğru, daJgaların üstiinden at|ayarak. Yeniden uçmak için. Bedavaydı o§arıusla oynamak ! İl<l el hissettim omuzlanmda. İncecik parmaklar taşıyan iki el. Ve ellerin sahibi geçip karşıma oturdu. Anita'ya bakıyordum. Her geçen gün güzelleşiyordu. Kıyafetleri, kendi ülkesinin kadınlarınrn tarzrnda değil, okuduğunu anlattığı İngiliz okulundaki İngiliz öğretmenlerin tarzındaydı. Bn önemlisi, artık sürekli sutyen takıyordu. Soylu bir kandı, Anita'nın damarlannda akan.

iyi bildiğim korkuyu hissediyordu, suyun üzerindekiyle ters yönde işleyen akıntıyla, kumların ayağının altından çekilmesinden kaynaklanan. Yüzücülüğüne güvendiği oranda bu sınrrı aşabilirdi. Ama genelde, tehlikeli olurdu böylesi açılmalar. Suyun içinde şuursuzca atılan taklalarla sonuçlanabilirdi ya da suyun içindeki bir kaya parçasnın dağıttığı kafasıyla, kuzeydeki koya vurrnuş bir çocuk cesediyle de bitebilirdi... Her dalga gelişinde, çenesinin hizasındaki suyun içinde zıp|ayarak bekleyen çocuk, o muhteşem dalgarıın uzaktan geldiğini görünce kollarını havaya kaldırarak kendini hazırladı. Deniz bile titredi, o büyük dalgayı görünce. Çocuk metreleri sayıyordu. Üç metre kala kulaç atmaya başladı, layıya doğru. Dört kulaç atmıştı ki, dev dalga zayıf. vücudu sırtlayıp kaldırdı. Dünyanın en mutlu insaırıydı artık, küçük Çocuk. Milyon dolarlık uçaklann yapabildiğini, o suyla yapıyordu. Deniz seviyesinden yaklaşık iki metre yukarıda uçuyordu. Hiçbir radar fark edemezdi ktiçük planörü. Sonra hafifçe inmeye başladı. İndi, indi ve suyla kumun bir olduğu yerde kayboldu. Satıili döven dalgalarla birkaç takla attı, olduğu yerde. Sonra da ayağa kaIkıp yüziinü ufka döndü. Gördüğü su, onu havalarıürmştı. Suyıın kaldırma kuwetinin yanında, ölene kadar yaşayabileceği en mutlu arüardarı bir tanesine tarıık olduğunun da farlondaydı. Dalganın

.,Tıraş olma]rsuı" dedi ve yanıt velTneyeceğimi anlayırıca, "Bir

şeyistermisin?Yemek,capuccino?''diyesordu.Vegülerekekle. «li. "Ya beni?" Kendimi,iktidarsızbiribnegibihissetmiştimsonsözününkar-

boyı_ınca. sonra yok oldu o düşün_ şısrnda. Ama sadece bir saniye

ce.Zihnimingizlibölmesikansergibiyayıtıyordukafatasıma. ..Hayır.Hiçbirşeyistemiyorum.Kuzeniniişealdım.Artık,oda ve tutacağrn, bu evde kalacak. Şimdilik verandada yatsın. ona parayı yarrn bankadan gidip evin diğer çalışarıllarına vereceğin

alacaksın.Müdürlekonuştum.A]tıayboyuncabütünmaaşları

Ayrrca, ihtiyacın ol_ dağıtabileceğin kadar büytık bir para olacak. için de evde arğu taktirde olağapüstü dunımlarda kullanabilmen duvarına kasa yaptırmanı duracak. yarın, kendi yatak odanrn bir öğrenilebilir. Bunda bir sonrn yok,

istiyorum. kasanın varlığı olarak, üzerindeki Ama içindeki parayı kimse bilmemeli ! ve son

beyazgömleğinveeteğinlegerçekbirmeleğebenziyorsun.,' Banaolanaşkınıdizginlemektenöte,belkidekendiiçindeyok dawanarak yücel_ etmişti. ya da kaşılık lormediği için kayıtsız güveniyordum, meye çalışıyordu. Ne olursa olsun, ona ..Tamam,yarınsabahtan,ortaodayakasayıyaptınnm.Akşayaparım, Noü çok iyi ma kadar bitirilmesi için elimden geleni ederim !" dedi' bir çocukıtur. onu işe aldığın için Sana teşekkiir son dere_ son birkaç haftada geçirdiğim değişim inanılmazdı, yedi yaşuıdaki kace sağlıklı bir adamdım. ve karşımda duran on biriydi ve ben hiçbir dın, dünya üzerindeki en seksi yaratıklardan Kendime oynadığım oyunlann sonu yoktu"'
şey hissetmiyordum.

saate kaydı, Birden, gözüm salonun duvarındaki ahşap çerçeveli söYlemiŞAslında, evde tek bir saatin bile olmasınr istemediğimi ne kadar sağırlaşır_ tim Anita,ya, çünki.i nerede olursam olayrm,

samsağırlaşayrm,heposaniyesesleriniduyuyordumzihnimin görüyorbir köşesinde. sürekli olarak atan o sarıiye Çubuğunu dum.Amabenimdışımdabirhayatvardrveo,akrepsiz,yelkovansz, hele hele sarıiyesiz hiç yaşayamıyordu
!

saniyeler, salise_

lerolmasayümevcutsporlannyansıolmazdı.Çokdaıyıolurdu! oları en krsa insanlar bir yerden bir yere koşacaklarırıa miimkiin

'**.**=.....*-=*_,
392 393

stirede, gerçekfen işe yararlardı,.. Duvardaki saat ise Feridoun'u araınaına tam olarak yedi dakika kaldığını söylüyordu. Belki de, saatlere oları nefretim herharıgi bir felsefi gerekçeden değil, tarnaınen çocukluğuma dayanarı bir aptallığımdan da kayrıaklanıyor olabilirdi. Ben, ayakkabımı bağlamayı ve saat okumayı ancak on iki yaşımda öfuenebilmiştim. Aklım ikisini de çok uzun zaman reddetmişti. Bugün bile, diiital olmayart bütün saatlere, birkaç

bir kalemle bekliyorum'" geldi, Kinyas isimli dostumuza!Elimde

Feridoun,ungerçektendeKoffiveoğlunuöldürttüğüneinarımakistiyordum.Dahadogrusu,inanmayamecburdum.Looping,i

arayrpeminolmakiçinartıkçokgeçti.Eskidenböylebirdetayı porselen dükkinındaki atlamayacak kadar çevikiim, ,*, şimdi birfilkadaryalansöyliiyorveişçeviriyordum. *Gabon. Franceville,de. Ko.go da* gelen elmaslan kaşılıyor,"
nerede ?" diye sordu, arılayuıca, sabırs]zlrkla, "peki, Franceville,de "on ,,Bunu bitmemi beklerniyorsun herhaİde, değil mi?" dedim, araştırma yaptrsan' derha] bulurlar adarnrnr yollayıp iki saatlik bir da olabila," Kinyas'ı. Jack isşriyle ortalıkta dolanabiliyor başka yerdeydiler. Ama Beni Jake, rirri*,, da Jack bilenler Assouind6'de böyle bir yaları söylemek gelmiŞti.

uzun saniye bal«nadan anlayamıyordum kaçı göşterdiklerini.

Dahafaz|abilgivermeküzerekonuşnrayadevametrneyeceğimi

"Şimdi önemli bir telefon ğörüşmesi yapmam gerekiyor. Beni yalnız bırakr mısın lütfen" dedim Anita'ya. O da üst kata çıktı. Kendi odasına girdiğini tahmin ettim, çıkardığı seslerden, sonra da kapanan kapısınr duydum. Ben de salona geçip yemek masasrntn üzerindeki telsiz telefonu aldım ve bir koltuğa oturdum. Derin bir nefes aiıp, söyleyeceklerimi gözden geçirip cebimden çıkardığım kiğıttaki numaralann aynılannı tuşlann üzerinde bularak s}raslyla üzerlerine bastım...

Yasadışı hayatımla, cinayetierle, uyuştunrcularla, kaçma-kovalama sistemi üzerine kunılmuş hayatım ile zihinsel ölümiirn arasındaki son kapıyı açıyordum. Bu telefonu kapattıktan sona bir daha asla düşünmeyecektim, Afrika'da geçen sekiz yılımın özeti oian kan, kurşun ve kokain başlıklan altında toplayabileceğim işlerimi. Üç o'K" harfinden kurtulmama sadece bir telefon konuşmasr kalmıştı... Feridoun'un çatlak sesi, telefon $örüşmesi kurallarrna uygun olarak "AIo !" dedi. "Ben KElıra." Her zarnarıki gibi meşgul olduğu için acelesi vardı ve hemen sözümü keserek konuya girdi. "İsmini verdiğin insanlar artık çok uzaktaiar."

birden aklıma yakıştırmışlardı isimleri bi_ tanırlardı bizi bu isimterle. kendileri ze.Çünküilkgördüklerinde,buisimleritaşıyanikişarkıcıyabenve tek benzerliğimiz bırinin zetmişlerdi. Tabii, şarkıcılar zenciydi kısa,diğerininuzunsaçlrolmasıydı.HiçbirZarflandinleyernedik yaptıklarımüziği.Sadecebirposterlerinigörmüştiim.Ellerinde Fildişi kıyrsr,nın dunya_ gitarlanyıa, saniıde çekilmiş bir fotoğraf, Jake ve Jack ikilisi sadece ya açılan penceresi, Pop müzik ! Ama kasabacivanndatarıınmaklakalmış,oysakendiRastafaximüziğiniyaparıAlphaBlondy,yibütündünyadaninsarılaralkışlamıştı. JakeveJackarasındakiincetelaffuzfarkınadikkatedereksöylemeyeçalışmalarıhepeğlendirmiştiAssouind6sakinlerini...Tabiİbizimiçinbirismin,birdiğerindendatıaiyiolmamasındandotayıönemsizdiküçükoyunlarr.Benbunlandüşiinürken,Feridosonra kapattı telefo_ un bir iki gereksiz cümle daha söyledikten KinYas'r söYlediğim nu. Tam iyi dinlememiştim ama herhalde, yerdebulurlarsabenimiçiniyiolacağıtürdenlaİlardı,Feridoun'un ağzından son düşenler,

Telefonlarının dinlenmesini önleyecek makineler için büyuk

paralar harcamasına rağmen temkinli konuşma alışkarılığı vardı. "Bitaz zorluk çıkardılar arıcak sonunda teklif etüiğim uzun tatili kabul ettiler." Öltlme yakıştırdığı tatil benzetmesi kendisini bile eğlendirmiş-

Ekledi. "Tatilin şartlan o kadar iyiydi ki, reddedemediler ! Evet. Sıra

Arkamayaslandrm,Telefondaxıöncealdığımderinnefesibıra}rtımuzunuzun.Artıkbitmişti.Kayra,nrngangsteroyunlansonaermişti.BeşparasızveTürkpasaportuylageldiğimAfrika'da'

sekizylsonraF,*.,,vedolarmilyoneriydim.Düamıilerlenıiş

iGi,.

395 394

yoksa daha mı gerilemiştim? Bana sorulduğu taktirde hiç hareket etmemiş olduğumu söylerdim. Afrika'ya geldiğim o ilk günden farkıR, şü an hayatımrn neredeyse yarrsmr hatırlamıyor o1mamdı. Ve tabii bir de, zihnimin, sıl«lan bir süngerin su5runu attığı hızda bilgi kusuyor olması.., Yerimden kalkıp merdivenlere yürüdüm. Mermer basamakları çıktım, ağır ağır. Soldan ikinci kapı. Vurmadan girdim. Anita yatağında kitap okuyordu. Beni kapıda görünce, kitabını kapatıp komodinine koydu. Elini uzattı bana doğru. Faz|a direnmedim. Yanına uzarıdım. Genelde, yalnızken yaptığımız gilbibaşını göğsüme koydu.
,. "Bir karar verdim" dedi. "Okulumu bitireceğim !" Afrika'nın ilk kadın devlet başkanı olması durumunda bana nasıl bakacağınr soracakıtım ki, sorunun saçmalığını son aırda fark ettim. Ama kendini geliştirme hırsının da bir amacı olmalıydı. Amaçsız hırslar benim gibi insarılara mahsustu. Ve var olan her şeyi reddetmeye kadar varryordu sonuçlan. "Umanm, beni ihmal etmezsin" dedim, eğer varsa öyle bir ton, alrnmış bir insanın ses tonuyla. Elimden geldiğince öyle bir tonu yakalamayaça-

olunabilecektekkadınrnr.onunlakarşıIaştığıiçininsanrnTanrıyanmaya razı olduğunu haykıSına, cehennemde sonsuzakadar racağıgüzelliktekikadınıgördüm.İıkdefagözlerimikapatmıştım güneşi gördüm " Ama beninı adım bir kadını öperken, Açtığımda Kayra,yd'ı!Kimseninhayaledemeyeceğiyerlerdegeziyordrızihkadar vahşiydi, O an, Anita'ya nirn. Hiç kimseye esir olamayacak gözleo içime bakart siyah büyuk sarılıp Aşık olmam gerekirken, telaar için", olurdum, diye düşünüp uyumak

riyle,yarattığımuci,uninetkisinisabırsızlıklabeklerken,ben ilk öptüğüm kza AŞık gözlerimi kapattım... otabilseydim,

lıştım.

"Hayır!" dedi, başını kaldırıp gözlerime bakarak. "Seni asla bırakrnam. Sadece sınavlara girerek de mezun olabilirmişim. Evde çalışarak. Tek istedikleri, yıllık ücret."

Tel«ar göğsüme yasladığı saçlannın arasında parmaklanmı

gezdirirken, kendime h6kim olamayarak sordum. "Anita, barıayaşaüğın müddetçe bal«naya söz veriyor musun?"

Yanıt vermedi birkaç saniye. Saçları elimden kaydı. Gözlerimin siyah noktalarrna baktı. Ve eminifr H, ne göITnek istiyorsa orada, hepsini gördü o an. "Evet" dedi, fisıltıyla, Bütün dünya bizi seyrediyordu. Okyanustan dört dalga saydrm, kıyıya vuran. Evetten sonraki sessizlikte. Ve sadece uzarıdı. Birkaç sarıtim uzağında olduğu dudaklanma... Güneşin kavurduğu kıtadaki en serin dudaklan hissettim o an. Gözlerim kapalı. İçimden sayarken, sahile vuran dalgalan, üçüncüsünde çekti dudaklannı. Açtığımda gözlerimi, dünyanrn en güzel kadınrnı gördüm. Dünyanın, Aşık

.*.
397

kullanabileceği bir işte başarılı olarak çalıştığıydı,
bü}nik beyaz bir kutu girsu görüyordum. Birden, görüş sahama bırakrrııştı, Kafamr kaldırıp di. İki ince kol onu masaJrın üzerine Anita'ya baktım,

oturduğumyerden,önümdekimasayrvearkasındakiokyanu-

..Ren6,ninbürosundanaldığımpaketlAbidian'dangeliyor.Ay-

ğüm en uzun boylu ve kaslı darısöz bir travestiydi. Sokaklarda kendilerini satanlar da, benden en az bir kafa daha uzunlardı. paris'teki Queen'de eğlenenler de en az başka yerlerdekiler kadar irilerdi. Tiavesti diinyasının boy orta]aması 1,85 m civarmdaydı ve ben artık anlayabiliyordum, insanrn neden 1,80 ktisuru geçtikten sonra kendine cinsel kimliğiyle ilgili sonıIar sormaya başladığını. Belki de ozon tabakasındaki delikten kaynaklanıyordur. Kafalannın diğer insarılara $öre ğüneşe daha ya}on olmasr, cinsel tercihleri üzerinde bir etki yaratıyordur belki de. Noah'nın böyle bir hayal peşinde koşmaüğı açıktı. l'abil, kadın iç çamaşırları giymiyorsa ! Bunu ben bilemezdim... Tek bildiğim, iriliğini çok iyi

Evdeki gürültüden başım çatlıyordu. Matkabın çıkardığı bütün sesi, sanki sadece benim duyrnam gerekiyornruş gibi, kulaklarım dev hunilere dönüşmüştü. Verarıdaya çıktım, biraz olsun, kasayı yerleştirmek için oyulan duvann ağlamasını dinlememek için. Noah adamlann başında, bir aıı önce işlerini bitirmeleri bekliyordu. Gerçektende de dün kendisine, yolu yaparılarr acele ettirme görevini velTnem bir sonuç ğetirmişti. Adamlar iki metrelik bir boy ve otomatik bir silahı yan yana görünce, yapabildiklerinin en iyisini en kısa zamanda yapıp gitm§terdi. Noah sessizdi, bütün dev adamlar gibi... Zaten eskiden kalma bir teorim varür, uzun boylu insanlar hakkında Belli bir uzrınluğu -ki bu 1,85 metrediraşhküan sonra karşılanna iki yol çılayordu. Birincisi, iriliklerini kullanabilecekleri işler, ikincisiyse kadın olmak! Böyle bir sonuca valmam için ülkemde ve diinyarıın çeşitli ülkelerinde travestilerle ilgili kısa bir gözlem yapmam yetmişti. Hayatımda gördü-

rlca,bankadanparayldagetirdim.Biri,çantamdabukadarpara Hemen bir taksiye binip taşıdığımı anlayacak diye çok korktum, kendi biirosuna g"ioi*. Renı5, senin adına gelmiş bir kutunun yollarımlşolmasrnaçokşaşırmş.Ancak,sabahkaprsınrnönünde bulduğupaketideaçmamış.Evin,postarıesrnırlarrnagirmediği gibisindenbirkaç5}alarıgeveledim.AmainandığınlSanmryonım. Sadece,birdahaböytebirşeyolduğutakdirdeöncedenkendisine haber verilirse sevineceğini söyledi,"

güvenli bir şeklide YerleŞtirildiğinah,nın yanrna git ve kasanrn

Çokhızlıı.o.,.ş,vo,au.Eıimikaldırıpsusturdum."LütfenNo-

deneminoııgirgeceodarıdayatarken,duvardançıkıpkafarıa
düşmesiniistemem,,dedim,masadakikutuyuönümedogruçekerken.

KutuKinyas,tarıgeliyordu.ondanemindim.AmaLooping,Kinkoyup yollamıŞtı. Çünkii üzeyas,ın kutusunu da iaşka bir kutuya lhyısı,ndan geliyordu, İçinde rindeki damgalara balolırsa, Fild§i

hernevarsa,Kinyas,rnsonbulunduğuyerdenyollarımştı.Ve

marıtıklıdüşünüldüğiinde,dünyarıınpostahizmetiverenbütünkinve ben de damgayı ğörerek kunıluşlarınrn bir damgası vardı. yas,ınneredeolduğunuanlayacaktrm.Vereceğirnkarar,bundan koşusuna fazlasıyla etki ede_ sonraki günlerimde, zihnimin ölürn bilirdi.Dolayısıytaiyidt§ünmemgerekiyordu.Üçseçenekvardı karşımda.Adınapaketgelenhernormalinsangibi,üzerindeki bütünyazıLarıokuyaraksakinbirşekildeaçmak...YukarıdanNo. ona açtınp içindekileri uzaL a}ı'yı çağınp ben balanadan, kutuyu bıçak getirip Kinyas'rn beni maslnı beklemek... Mutfalırtarı bir gereken kini boŞaltterk etmesinden dolayı kendisine duymam makiçinkutuyuparçalayıpatmak.İlkseçenek,tarafimdarıtelaf-

fuzedilüğiarıd.auçupgitrnişti.Geriyekalarıikitercübarıa,bir

398

399

bombanın yeşil ve krrmızı telleri gibi bakıyordu. Uçüncü seçenek sempatikti. Küçükken, el«nek bıçağını bir telefon rehberine defalarca sapladığımı hatırlıyordum. Hatta, rehberi, yukarı kaldırdığım sağ elimden bırakıp havadayken yarı yolda, sol elinrdeki bıçağı, öbür tarafindan çıkacak kadar hızlı saplayarak düşüşünü durdurmaya çalıştığımı da hatırlıyordum. Buna göre, bir şeylere bıçak solanak baıra yabancı değildi. Ancak kinlenmek, evet, ba-

na yabancıydı. Kinyas'a kızgın değildim, beni bıraktığı için. Bıçaklayamazdım yolladığı kutuyu. Geriye ikinci seçenek kaiıyordu. Doğru yarııt buydu. İkinci şık ! Keşke hep bu kadar marıtıklı yollardan giderek çözseydim sorunlanmı, diye düşündüm. Belki de böyle olmazdrm o zaman. Ama hayatım boyunca, belli bir mantık düzeyini de tutturmaya çalışmrştrm, ta ki mantıklı yollann da marıtrksrzlık kavşağına varabildiklerini görene kadar... Matkabın durduğu arılardarı birini yaşıyordu sarr villa. Acele etmeliydim yeniden başlamadan, boşlukta dönen bir transatlarıtik peıvarıesi kadar çok ses çıkararı alet. "Noah !" diye bağırdım. Bürik evlerde patronlar megafonla dolaşmalı, diye düşiirıdüm. Günde üç defa Noah'yı böyle çağırsam, sesim iki hafta kısık kalırdı... Önce büyuk ayaklarr, sonra kalın bacaklan ve beli, en sonunda da daz|ak kafası göründü merdivenin basamaklannda. Hızlı adımlarla yaruma geldi. Beni, sağlıklı ve tek başıma bulunca üzülmüştü. En azmdan, burnumu koparmaya çalışan üç haydut bekliyordu karşısrnda, o ismini bağırma biçimim düşünüliirse. Kutuyu uzattım. Aldı. "Arkaııı dön. Kutuya aç.İçinde bir kutu daha var. Onu da aç ve içinde ilk dokunduğun şeyi bana ver. Ve boşalttıktarı sonra kutularırı ikisini de, benim göremeyeceğim şekilde yok et!" dedim. Ardı ardrna gelen, faz|asayıda komut içeriyoryapacaklannı" dedim içimden. Ama unutmadı hiçbir emri. Sol omzunun üstünden uzattığı kAğıdı alüm. Bu, Kinyas'ın el yaz§ıyü. Okuduğum ilk üç kelimede, elimde tuttuğum sayfanrn, bana ilk başta silah zoruy|ayazdırdığı kişisel hiklyelerimizin bir parçası olduğunu anladrm. Demek ki, Hilton'dan beri yazdrklannın hepsini barıa yollamıştı. Ve tamalnrnı yolladığına göre, artık bir
du cümlem. "Neyse, o başlasın, unuttuğu zaman ben hatırlatrrrm

daha yazmayacaktr. Noah, elindeki kutularla mrıtfağa doğru yurürken "Dur !" dedim. "Kutunun içindeki bütün kiğıtlan masanrn üzerine koy, Sonra da kutulan at." Masaya konan yüzlerce sayfaya, üzerlerinde neler yazdığını için mutfağa $öremeyecek kadar uzaktım. Noah kutuları atmak doğru yöneldiğinde, elimdeki kAğıda bakmaJnaya çalışarak koltuklardarı birine çöktüm. Çöktüm, diyonrm çünkü tansiyonumun düştüğünü hissetmiştim. Kinyas'ın bana her şeyi yollamasını beklerdim. o kutunun içinden kendisinin çılonasını bile beklerdim de, yazdrklarrnı bana yollayacağını asla tahmin etmezdim, Eğer bir daha katemi alıP yazmayacaksa sonuna gelmiş demekti, bir

geceler boyu hakkında koşeylerin. Ama neyin sonuna? Belki de, gerçekleştirmişti. Belki de Kinyas, nuştuğumuz zihinsel öliimü benim yapabilmek için bu kadar çaba harcadığım işi başarmıştı, Ve bütün yazdıklarını bana yollayarak, kendisi gibi öldürebilmem için zihnimi, bana ipuçları velTneye çalışmıştı. Belkiler, bando eş-

liğinde zihnimde resmi geçit düzenliyordu. Anlayamıyordum hareketinin nedenini. Hele yazılanlann tek bir kelimesini bile oku_ mak istemiyordum. İçine girdiğim otobanda çıkış tabelası görmek istemiyordum. Nerede olduğunu, bunca zaman ne yaptığını ve şimdi ne hale geldiğini öğrenmek, sadece, zihnimi canlı tutmaya yarardı. Ve bu, ihtiyacım oları son şeydi. Ben, yazdıklanmı hiçbir yere yollamayı düşünmemiştim. İkinci kattaki duvann içine yerleştirilen kasaya, ev yıkılana dek orada kalmaları için konulmalarrnr isteyecektim Anita'dan. Üçüncü kattaki siyah ipek çaryazılartlan yollama şafin üzerine yattıktan bir hafta sorua... Ama, işi de nereden çıkmıştı? Neden insanlar yazdıklarını başkalannrn da okuma,srnr istiyordu ? Neden yazdıklarını defalarca okuyııp kendilerini daha iyi keşfetmeye çalşmak yerine başkalannın kendilerini keşfetmelerini tercih ediyorlardı? Neden Kinyas dü-

şüncelerini öğrenmemi istemişti ? Anita aşağı inmiş ve kasanın yerleştirilmesinin tamamlarıdığını söylüyordu. Matkap sesinin uzun zamandrr kesilmiş olduğunu fark edememiştim, düşüncelerimden yumak yapıp kedi gibi oy-

:.
400
401

Diğer k6ğıtlar, benim şimdiye kadar, Kinyas,rn da Hilton ,aka_ dar yazdıklarınrızdı. Elimdekini de alıp bütün kAğıttarı topladıktan sonra çıktı yukarıya. Ellerindu *rtkuplarıyla iki adam indi. üstleri, duvann sıvasından bembeyaz olnruştu. Arkalarında Noah vardı. Adamlardan yaştıca olanr, ''Tamam Beyefendi. Bitti. Kale gibi sağlam bir kasanız oldu. Şifrenin Vazdığ.l YAğıö ve anahtarları hanımefendiye verdik. Eğer bir sorun ç,i*a lütfen bizi ara)nn !" dedi. "Hiçbir sorun çıI«naz'' dedim ıçımoen. Çıksa bile ben hallederdim. Bir defasmda, yukandakinin benzeri bir kasa5n, üzerimde anahtarı olmadığı içı" ıı.i parmağm kalınlığuı da c4'le açmŞtım, Bvaz ÇalŞarak, bir dahayapabilirdim gerekiıse ! Noah pa_ ralannı verdi ve gittiter. Ben, hdJ6 oturduğum yerden kalkamamış, Kinyas'ın yolladığı kutuyu dt§iinüyo.or*. Hareketi, bir yardım çağnsı değildi. Bu, ge.iek bir vedaydı ! Bir ctaha bana asla hiÇbir ŞeY Yollamayacağıiçin, çok önem verdiği yazılarınıbir ku_ tuya koyup üzerinde Looping'in adresiyle postaya vermişti... Belki de böyle olacağını tahmiıietmişti ! Belki de, yazüi<larını okumak istemeYeceğirni tahmin etmişti ! peki o ,uİn*,önemli olan neYdi ? HiÇbir ŞeYden ders a]masınr bilmeyen ben, bundan ne ders çıkartacal,<tım ? Di§ünüyordum elimden geldiğince, fikirlerimle kovalamaca oJmuyordum. Sanki, belli b]r ,,ne arıyoffnu_ şum ve arkadan hepsi birbirine benzediği için, her birıni bin bir güçlükle yakalayıp yüzlerine baktıktan .o*u aradığım fikir olmadığını anlayınca, bir başkasının peşinden gidiyorrnuş gibiydim. Yanm saat kadar sürdü, kovaladıklarımın ,'rı".ıou bakma oyunu, Ve sonunda, bir tanesininki aradığımla a}mı çıktı. o da, yollarnak fıkriydi ! Kinyas, yazdıklannı haııgi .,"Ju.,o"r, olursa olsun, okumayacağımı biliyordu çünkü eğer merak etseydim yazdıklarını, daha o yarıımdayken okurdum hepsini. ve ooıaınsıyla

nadığım için. Masamrn üzerindeki kAğıtlardan birini alıp incelemeye başlanrıştı. "Ne yazlyor bunlarda ? Hiçbir şey anlanadım. Hangi dil bu?" dedi. Sorutarın yanıtları bin taneydi. Hangisinden başlayacağımı bilemediğimder,''ö.u*ıi;uji; dedim. "Hepsini topla ve odamdaki siyah çr.,ta.ir içine, diğer k^ğtlarrn yanrna koy.''

yazdıklarıyla değil, hareketiyle bir şey anlatmaya çalışıyordu. O da, yollaınak ! Kurtulmak için. Bitirmek için. Yeni bir hayat için. Yeıri bir ölüm için. Her şey için ! Biz ailelerimizi, onlan bir yere yollayamadığrmrz, öldüremediğimiz için terk etmiştik. Ve şimdi, Kinyas bulunduğu yeri terk etmek istemediği için geçmişini, yaşamamasr gereken Kinyas'ı bana yolluyordu. Evet, sen gidemiyorsan, o zaman yollarsın içindekileri. Kinyas bunu diyordu. Ne için yolladığını tam olarak arılayabilıneırr için kAğıtlan okumam gerekirdi ama nedenleri merak etmiyordum çünkü biliyordum artık, yazı|arıIarla neler yapılması gerektiğini. Kinyas, beni yazmaya zorlamıştı. ve şimdi de yazdıklarımı yollamam için zorluyordu. Belki de, yollayhcak, atıp hafifleyeceğim bir şeylerim olması mtin başlangıcından önceki hareket, gerçek dünya ile zihinsel öliim arasmdaki son sınır, yazıLaıı her kiğıdı yollamaktı. Böylece hiçbiri yaşanmamış olacaktı. Böylece bütün hayatımrz, kAğıtlar üzerinde kurumuş mürekkep lekelerinden ibaret olacaktı ! Bir insan hayatmın dönüşebileceği en iğrenç şeye, yaz|ya dönüşmüş olacaktı hayatlanmız. Miirekkebin içinde boğmuş olacaktık geçmişlerimizi, zihnimizi yok edecek kadar bilgisiz, hatırasız ve fikirsiz kalabilmek için. Kinyas'la tarııştığım gün, bilemezdim hayatımı saylsız kez kurtaracağını. Artık aklımdaki tek düşünce, yazılarılann hepsini herhangi bir yere yollamak olacaktı. Bu isteği ve ihtiyacı zihnimin giz|i, açık bütün bölmelerinde hissediyordum. Çınlçıplak kalabilmek için hayatın karşısında, bütiin yazdıklarımı bir
daha asla göremeyeceğim bir yerlere göndermeliydim.

için yazdırmrştı bana hikAyemi. Benden bu kadar uzaktayken, hdlA hayatımı etkileyebilmesine hayrarı kalmıştım. Zihinsel ölümü-

bana

Düşünmeye başladım konuyu. Hiçbir ışık yanmıyordu. Hiçbir çığhk gelmiyordu beynimin koridorlanndarı. Bir saat geçmişti, duvardaki saate göre ama ben hAll bulamamıştrm bir isim, bir adres. Yollama fikrinin kafamın içini oyacağrnr, yok olması için beslenmesi gereken yırtıcı bir hayvan gibi beynimi kemireceğini biliyordum, bir çözüm bularıa kadar... Anita'ın bacaklan göründü merdivende. Yarııma oturmak için bana doğru gelirken birden durup, "Ağlryorsun !" dedi. Elimi sol gözümün altına götürdüm. Is-

403 402

lak döndü. Gerçekten de ağlıyordum. Ağlamıştım. Farkında değildim ! Belki de, en scınunda zihinsel ölümün var olduğunu ve benim ona ulaşabileceğimi anlamıştım. Hayatımda ilk defa, doğru bildiğim bir şey çıknııştı ! Varlığına sadece benim inandığım, çocukluğum boyunca hayal ettiklerimin hiçbiri gerçek değildi. Ama zihnim, gerçekten de ölümünü bulmuştu. İçindekilerin hepsini, bütün bildiklerimi, beş duyumun algıladığı hayatı k6ğıda döküp değersiz yazılara dönüştürdüğüm gün zihnim sonuyla buluşacaktı.
Tek yapmam gereken, son bildiklerimi de yaz|yadölarreye devam

bakıyordu, Elinde bir dereceyle, barıa

*ffi:iffi;J*Tİİ*a
Tansiyonun düşmüş,

Sonra baYılotururken ağlıyordun.

tlın.Yanevdekiingilizlerd",,y*a,*istedim.Kadırıhemşireymiş. Srtma krizi olabiVe ateşin ae çol, yok""Y,:, leceğinisöyledi.BütüngeceSayıı.ıua,".Terledin,Noahşehirden badiye getildi, Uç t*" içİrdim, U"p v*,"daydm, ,§nvas' ! Ateşin kinin iyisin anlaş,l*,yo',j", Ama şimdi olduğrınu, heğuön. Söyledikterin beni, Bilseydim sıtman 37,5'adüştü, Çol, to,1,otturı siler_ yecanlanmazdrmbukadar.u**,..,bilmediğim-baskabirhastalıbilik; terıeri nemli bir havluyla gn yoktur,, u"*, ,nımda
geri dönmüştü ğrm, srtma

etmekti... Anita yanrma oturmuş, gözyaşlanmı silerken, "Beni sewneyeceğini biliyorum. Anlayamadığım bir şekilde kendini öldürmeye çalıştığının da farkındayım. Ve eve, bana harcadığınparaJn ancak insan öldürerek kazanmış olduğunu da biliyorum... Ama sana yine de aşığım ! Ve bu, hiçbir zaman değişmeyecek. Ama bil ki, senin çatmrn altında başka erkeklerle sevişeceğim. Çığlıklanmı duyacaksın. İçki içip sarhoş olacağım. Kahkahalarınrı duyacaksrn. Ben senin gibi değilim. Ben insanım !" dedi. Söylediği her kelime, gözümün öniirıde miizik nota]arı gibi uçuşuyordu. Haklıyü. Büttfuı dünya haklıydı ! Annem tembel olduğumu, babam aptal olduğumu söylerken haklıydı. Sadece fitili kalmış mum gibiydim. Hiçbir şey ifade etmiyordu ne ytizüm, ne bedenim.
Hiçliğe dogru adım adrm giderken, an ve an hissettiklerimi arılamaya çalışıyordum. Anita'nrn yuzü ş§meye başladı. Elleri büyüdü, parmaklan uzadr. Bir ara Kinyas'ı gördiim. Benden bir sigara istedi. "İçmiyonım ki ben" dedim. "Brraktım ! Teşekkiir ederim yolladığın paket için" dedim. "Yapmam gerekeni barıa arılattığuı için teşekkiir ederim." "Ben sana hiç paket yollamaüm" dedi. Gülmeye başladı. Kahkahaları kilise çarılannın sesine benziyordu. Kulaklanmı kapattım ellerimle. Koşmaya başladı.m. Elimde usturam varü. Bileklerimden karılar al«yordu. Koşuyordum. Bütün gördüğiirn renkler midemi bulandırıyordu. Ve birden, ayağım kaydı. Okulu terk ettiğim gün, binanuı önündeki merdivenlerden son kez inerken düştüğüm gibi düştiim yere. Ama yer değildi üzerine düştügum ! Elime taş, toprak ya da herharıgi bir ot gelmiyordu. Yumuşaktı. Serindi. Gözlerimi açtım. Anita'yı gördüm.

ken.Dem"ı.,x"..oi,ihiunutturm"*,*lT],^olarıtekalışkarılıkahküa o uçuşarı $örüntüler,
seslerivehatırlayamaüğmresimıerinhepsiyinebüyukihtimalle tataynalaanmııtı, !1n hastalığımı 4l'e ftrlam,u o'* ateşimden odama çıktığımda Anita,nut,
Üçüncü mamen unutmuştum.

'"İ:O,

k;*k,

bedebanahaftadabiriçirmesiiçinNivakin,1,oT.gerekecekti.Tabii, ateşimin çıktığuıı ama

arılayamazöm ben zihnim ölmüşken

nimtitrerdi.Veu,t,ı.onunaaa.,ç"ton.uı,,iistemiyordum,ikimiz bütün wkiı taşı_ de ı<jouauilecekleri yani beaenim de, zihnim de, yuklerin çoğu hayaliydl Kabul mışlardı o*r.rırrrrrda. ";;;*, faz|aacıtacak kadar hisset_ gerçekten hrn, hıç_ Ama benim için hayal acıları gördüğiimü, bütiin ı."r.oı.,i. gi. ş"ı.ıo", niitl* bacaktiriyordu dünyayı a,lı,"Wordu1, kınk cinslerini duyduğumu 'T*, yerini ve her şe_ Her gibiydim,

ui. larırıın arasuıdarı çıkarmş bir anne kadar", Her yini biliyoror*, otğurduğu P";$"itarııYarı olacakil: tek bir cümle
şeyi

ı.rJ*

bildiği,";İ;tiyetimde

yeterince gördüm "Beni yüzüstü gömün, Çünkü arni düş,erk"" şim hızla Otiş,lv",O*

!"

Bütüngünüyatarak,"n"vu,,u,u,,,seyrederekgeçirdim.AteO" bedenimi yanında çekiyor-

du.Bukadarçabukateşin,,u***esininhiçdesağlıklıolmadı. derslerde' Ama beokulda' -'a' bir girdiğim

uygun ğınl öğre"miştim Eğer valsa, karakterime iyileşen, nim vücudum böyle çalışıyordu. J"ğrşro*, hızla hastalanıp bir etti benimki.. Hıziaşekil

.:Eş

404

405

Kinyas, Cassandra'daki sıtmasınrn dışında, hiçbir zaman Afrika'nın kalıcı yerel hastalıklarındarı birine yakalanmamıştı ama bünyemin ve beslenme tarzrmın saçmalığı yüzünden ben, tropikal mikropların arasında oyrıuyordrım. Sebze yemediğim için annem de çok üzüliirdü. Büyudiim. Hala sebze yemiyorum alna eğer beni böyle görse, muhakkak üzülecek olan arınemin hayatta olup olmadığını da bilmiyorum. Sadece kırmızı vebeyaz et ile hamur yiyerek yaşanabileceğinin en büyük kanıtıyırrr. Tadını bilmediğim onlarca sebze ve yeşil doğal gıda maddesi var. Kokularına dayanamtyonrm haşlarıdıklarında. Bir de görünüşleri. Bataklık gibi duruyorlar tencerenin içinde. Zaten yemekle ilişkim, gerçekten de uzaktan akrabaların görüşme sıklığıyla srnırlı. İl<l günde bir, Anita'nrn önüme koyduğu balığı yiyorum sadece. Arada bir capuccino içiyorum hölö, ama genelde suyla yetiniyonrm... A§am oluyor. Saçlarım ıslak. Terden birbirlerine yap§mışlar. Bıyıklanm, yeni çıkan sakallanmrn aras]nda kaybolmamak için büyük bir mücadele veriyor. Biliyorum H, yatmaya devam edersem, günlerce kalkamayacağım yataktarı ve çıkamayacağım, klimaJun beni üşütmeyen bir serinliğe bularıdrdığı odadarı. Kapı kapalı ama eün kalaıı kısmından gelen sesleri du5ımamı engellemiyor. Kulaklarımdaki du5nna sorunu düzeldiğinden değil, kapının ardındaki hayatın çok ytiksek sesle seyrediyor olmasından dolayı seçebiliyorum konuşmaları. Noah'nın tok sesini ve Anita'nrn ince sesini biliyorum alna bu duyduğum, onlardan biri değil. Evde, ismini ya da işini bilmediğim biri olmalı. Bu iyi değil. Hiç değil ! Aklıma Feridoun'un adamlan geliyor. Beni öldürmeye geldiklerinden eminim. Kelimeleri değil, sadece sesleri duyduğum için arılayamıyorum konuşulanlarr, yattığım yerden. Kall«nalıyım, diyorum kendime. Bal.unalıyrm, görmeliyim evde olup bitenleri. Hdkimi benim bu toprağın ! Söytenen her lafi duymahyım. İşte, böyle psikolojik bir halden kaynaklarııyor devletin, insanlarrnr dosyalama sistemine başvuITnası, diye düşünüyorum. Devletten habersiz hiçbir iş yapılmamalı ! Onun anlayamayacağı kelimeler çıkmamalı yuıttaşların ağzından. Devlet beş yaşındabir çocuk gi bi. Onun seüyesinde konuşulmazsa, büyükler gezmeye giderken

dölirneye başlıyor, Dünyanın yanlanna alınmazsa ağlamaya, krnp yataklarından kalkamaYan hastalar gibi, bütün devletleri böyle. yurttaşlarrnın na_ yaşlıtar giniı uer şeyi bilmek istiyorlar.

kaprisli ! Herhangi en çok kimin kiifrettiğini, Her şeyi sıl seüştiğini, vurabilecek "ğe gün, yüzlerine bir yurttaş isyanrnın hayat bulduğu ölmesini istipisliklerini herkesİ1, "Sen
güçte oluyorlar,

yordun!Sus!SenseotobüsteyaşlılarayerVeITniyorsun!Sende sus!Arkadakişişko!Sen,dahaoıı,",ı..ıçukkardeşininekmeğini çalarkennasrlolurda,bugünbana,devletekarşıgelirsin?''diye. her şeyi. Her insanrn bir utancr rek susturmak için bilmek istiyor günü gelene kadar bu utançları vardır. Devletin görevi, kullanma sozıeşme diye bir saçmalık hiç_ toplayıp ,rtıaıIl]ktıİ. Toplumsaı

T:1*

birzamanvarolmamıştır.Kimse,kendiçıkarlarriçinbirilerine
devletolmayetkisinivermemiştir.Bencillervekorkaklardünyasrndaçıkar,kişiseldolandlrrcrlrkyeteneğiyleeldeedilir.Veinsanlarınbirbirlerineattrklarıkazrklarrnyanuıda,devletinonlaraattıkalrr, ğı fazlasıyla hafif Zihniminhiliböylesinegereksizvebeniitgilendirmeyendüşüncelerledoluolduğunugörüncesinirlenerekyataktankalktım.

Anihareketigetirenk,zgınııkbirbakımaişeyaradıçünkübugi
dişle,üçgündahayatardımıslakyatağımda.Kapıyıaçrpseslerin geldiğiaşağıkatainmekiçinbasamaklarıadımlamayabaşladım. Çıkarken,herbirihayatrmakatrlmışdÖrtsaniyeydiamapekiya inerken?Gidiyormuyduacabaodörtsaniyeler,geldiklerigibi? basamağa dokunmadan, atladım Bu riski gözealam"d,m, Son üç girişim koltuklarda otuüzerlerinden. Salona, bu ani ve a}aobatik Tabii, bilemezlerdi hayatımr ran üç kişiyı heyecanlarıdırmıştı, uzatmakiçin,banaarılamsrzcabakarıgözleriniAmidou'nunkiler Ne önemi vardı, üstüngibi oyabileceğimi, Sadece üç basamak, İen atladığım sayısız hayatrn yanında? kollanmı açarak, "Hoş Anita ayağakallirnıştı neni görünce. geldiniz!,,dedimikiadama.onlarda,salonazıplayarakgl,:*j: evsahibigormeninşaşkınlığınıüzerlerindenatmışlarVeayaga kall«nışlardı.AdamlardanbiriRen6'ydi.Diğerininelinisıkarken, emin oldum, Ren6 deweyüzünü daha önc9 hiç görmediğimden

Ğ.
405

#
407 jen tüpü hazırlayıp daldı. "Bay Perrot, sizinle bir süredir tanryıyonız ancak mesleğinizin ne olduğunu hölA bilmiyonrm." Meraklı görünmek için kaşlarını kaldırıyordtı. Aslında, böylesine benzersiz ve kaygan topraklar üzerinde yaşayan insanlara, bir emlakçı olarak mesleklerinin sorulmanrası gerektiğini bilmeliydi ama bir hata yapıp sormuştu artık.
"Ben..."

komşulanmıza!

ret etmek istedim.'' Ren6 ye verdiğim onca nakit paradan sonra sadece bir centilmen olarak beni komşulan m|za anlatmasına doğrusu üzülmüştüm, Ben en azından, öz babası olarak tanıtılacağımı sanıyordum

laYısıYla ikinci konuya geçebİııraim. "özür dilerim. Geldiğinizi duymadım. Rahatsızım biraz ve iyileşmeye çahşıyontm. sizler nasılsınız ?" diye bir cümleler kümesi çıktı ağzımdan. Bu kadar nazik konuşabildiğimi bilmiyordum. Mclaren denen, kalın çerçeveli bir gözlük takan ve kzıla yakın saçlan oları adam konuştu. "IJmaıım bir an önce iyileşirsiniz ! Eşim birazyardımcı olmaya çalıştı, Ben, sizin yanınızdaki evde eşim Liz'leyaşıyorum. Ren6, sizin gibi bir centilmenin taşındığın, scıyıeyır,"" n, eve, bir ziya-

ye girdi ve "Joshua Mclaren" dedi, sol eliyle karşımdaki, gülümseyen orüa yaşlardaki adamı göstererek. ve sonra da, beni gösterip, "Louis Perrot" diyerek tanıttı. Sahte ismimi tekrar du.runca, keşke daha gösterişli bir isinr seçseydiın, diye düşündüın. Edebiyat öğretmeni ismi gibi. Louis perrot ! Daha sıradan olamazdı herhalde. Ateşim düşmüştü ama hafif hafif srrtım ile alnımın nöbetleşe terlediklerini hissedebiliyordum. saçlarım ve bıyığım McLaren'ı biraz ürktitmüş olacak ki, iki koltuk uzağıma oturdu. AsIında bir an, solTnayı düşündüm, "Ne istiyorsunĞ z uır" geldiniz ?'' diye ama benden sonra A.,it ir,r., uzun yıllar san evde yaşayacağını düşünerek sustum. onu zor duruma düşürmek, komşularıyla arasrnr açmak istemezdim. Ev sahibi olarak söze başladım. Ellerinde, buzlu scotch'lan olduğuna göre ikram fash geçmişti. Do-

Ben ne?

"Bir dilbilimciyim. Latin dilleri ile Afrika dillerinin etkileşimini inceliyorum. Bunun üzerine bir araştıITna yazlyonım." Kim inarıırdı bojİle saçma sapan bir işe ? Evet, bir tane çıktı
inanan.

Babamın, evimize gelen misafirlere konuştuğu gibi konuşuyordum. yarıımdaki kül tablasında yarımakta olan Rene'nin purosunu kendi boğazımda söndürmek istedim. Ama Anita'dan bir bardak su istemekle yetindim. Ren6 sahildeki herkese, oturduklan eü satmış bir emlakçı olarak, konuşmanın kendi dışında gelişmesine daha fazladaYanamadı ve kullanacağı kelimelerden bir oksi_

"Anita ve ben, sizi ziyaret etmek istiyorduk arıcak tahmin edebileceğiniz gibi eün birçok yerini yeniden yaptırmak gerektiği için hiç boş zamarıımrz olmadı.''

nuşmaya. Ve öyle de yaptı. "Evet, ben de öyle düştirıüyorum. Yani, ulnarun bunu kanıtlayabilirsiniz |. Zaten, en büyük kanıt bugiirı, Afrika'nuı dörtte üçiirıde Latin dillerinin okullarda okutulu5,or olmasıdır, değil mi Joshua!" Joshua, Ren6 kadar kudurmuş değildi. Konuya daha temkinli yaklaşıyordu. Böyle insarılar vardrr. Vücutlannm çewesine, tekneler gibi araba lastikleri bağlamış insanlar. Herhangi bir çarpışmada mahvolacaklannr düşünenler. Airbag'i icat edeırler. McLaren da bunlardan biriydi. "Bay Perrot'nun araştırmasının sonucunu be klemek gerek, hangi dil grubunun hangisinden en çok etkilendiğini belirlemek için.

"Ne kadar ilginç !" diyen Mclaren. "Bu konuda birkaç makale okumuştum" diye devam etti. Böyle bir konrrnun varlığından, özellikle de üzerine yazılmış makalelerin varlığındarı kesinlikle haberdar olmayarı ben, "Evet, bu araiarA,oııpa'da çok moda. Kendi dilimizin bu vahşilerden gelmediğini, aslında aralarında hiçbir etkileşim olmadığını karııtlamaya çalışıyorı_ım" dedim. Şimdi, gerçekten de inandıncılık şansrmı zorlamıştım. Zihnim benim tarafimda değildi. O bana, ben ölüyorum, sense hayatçılık oJmuyorsun iki bunakla, diyordu. Ren6'nin alanuıa girdiği için söylediklerimin ana filcıi, yaııi bizim uygar, topraklannda yaşadrklaırmrzuı ise vahşi olduklan slogaırı ona çok marttıklı geldiği için başlayabilirdi ko-

409 408

Ama biliyoruz ki, dil paranrn peşindedir ! Paranın gittiği her yere gider. Ortada Amerikan Dolan varsa, İngilizce de vardır." Mclaren, hiç de düşündüğüm gibi Ren6 benzeri bir geri zek6lı değildi, Söyledikleri son derece mantıklı ve doğruydu. Bir an, Ren6'yi öldürüp Mclaren'a akşam vEmeğe kalması için ısrar etmeyi düşündüm. Uzun zamandrr kimseyle konuşr-ıruyordum, gözle görüln-ıeyen konular hakkında. Ve yazmanrn yanında, konuşarak da

olduki, her bir bokun tekrar hayatrn, Ve neyazrk lırrla doluydu,

;;;"

vu^lrr*au" Anitanekadarmedenİbirevsahipliğiyapmayıarzulamrşolsa ve gerekli sayıda sağlayacat bilgiye mut_ da, bunun g*;i;;esini yemekleri pek de Frarısrz

bilen bir hafizamız vardı", Duşuaçıp,srcakSu}^ln,dörımelerimisilemeyeceğinianlayrnca g"çlp gitmesini seyrettim",

zihnimi zayıflatabileceğimi biliyordun. Eğer bana söylenenleri

dakika sonra Ren6, düşüncelerimi okumuş gibi izin isteyip kalkması gerektiğini söyledi. Joshua'nın da zeki kafası, yerli halk için söylediğim kelimeye takılmış olacak ki o da gitmek istedi. Ama Ren6'nin gidişine anlayış gösterebileceğimi ancak, yeni tanıştığım komşumun yemeğe kalmadan gitmesine üzüleceğimi söyleyince, kansrnı alıp dönmeyi kabul etmek zorunda kaldı... Anita'ya yemek hazırlamasını söyledim. Entelektüel beyazlann yemeğini hazırlamak ve aralannda yiyecek olmak onu da heyecarılandırmıştı. Mutfağa doğnı giderken aklıma geldi. "Herkesle yatabilirsin ama eğer bir gün, ne nedenle olursa olsun Ren6 domuzuyla yatarsan, ne kadar ölü olursam olayım, ikinizi de biçmeye gelirim !" diye bağırdım arkasından. Mutfağın kapısrnda bunışmuş yüzü göründü Anita'nın. "Merak etme ! Sa}ıildeki teknelerin ktireklerini tercih ederim o şişkoya" dedi. Gün geçtikçe keskinle-

rimi kelimelere dökerken, belmimde yeni fikirlerin oluşmasını engellersem, zihnimin ölmesine de yardımcı olabilirdim... Birkaç

dinlemez, önemsemez ve sadece aklımı meşgul eden düşüncele-

değildi. GJ; servis tabağına ;;; bodn_ımunu}rrnuyor v,e İ"v*_şarap ^U1,"*, Joshua ve fağınrn çeşitliliğine de çilanwrdu, Ama_yine dan, özel bi, k;;;Ş"^O," Yemekteki eksikliği

gtı*r,iiv.rlardı, Liz, durumlarındarı hoşnut konularr atr_ oıır"v1"" iıgi çekici sohbet giderebilm"k i;;;ç yorduortaya.v**o,oturanLizve-karşrmdaşarabnryudumla. birkaç hafta önce niıJ;di ev .unin"ı"rinin daha hissedelerdi aca_ yan Joshu, bir fahişe olduğunu.ne. barlarda müşt;;i ;rayan ve pilavı ğetir_ A.r r"*"o oi* *Zro, balığı de ba, diye düşü*;;;. gavet srcak dawanarr Liz içln masaİan kalkan enlta]va mek hili Ren6 giiçin peşint**İ",ğJjl'*Ş":9"i, Joshua ben_ yardrm etmek için bir biı;;Jar*, sarıdığı bi ırkçr bir beyaz, kibirli tercih ediyordu, den çok, ş*,n,yl, ilgilenmeyi kadehinden diy" sordum, Gözlerini "Sizin mesleğiniz nedir?"

-'İHİ:İ#,'İfrİ:l*,

çahşyııa yakın ç"ş,tıi iioiversitelerde l"", ver$ı1 Kopamadrm tabii hktan sonra buraya v",l"ş*uv"" U,nç"lİİ:İ"lki gilrmüşsünüz1,o,0,* bitkilerden, ltfak bi, "",u

diir.Birkaçdeneyyaplyonrm,bitkianatomisiyleilgili.Pekilginç

içlerine on sekiz yaşlarına geldiklerinde patlayacak bir bomba yerleştirirdim, diye düşündüm. İlk on sekiz yildarı sonrasr tekrar-

şiyordu Anita'nın zekAsı. Ve bacakları sanki daha da çekici oluyordu. Ben sadece görüyordum ama iki beyazın da ister istemez baktıklan iki siyah sarmaşık, onlarda fizyolojik başka etkiler de yaratmıştı... Sarı evde, ilk ve belki de son kez benim katılacağım bir akşam yemeği veriliyordu. Komşularımla yiyeceğime değil, komşulanmrn olmasına inanamıyordum. Bu a§am kendimi zorlayıp, biraz olsun balıktan yıyip su içmeliydim. Ter kokıtuğumu fark ettim. Banyoya çıkarken yıkanmak için, çocuklarım olsayü,

*HffiHiliJl;ill]
kinden
kara}<ter denilen

ıçin de uir r,"d"r, bulamıyor}ardr," rinden kadar Gambiya da ^"f.;;;;;"ı"rı gitmişti, Belki de, bugüne Sözlerim hoşuna tek insandrm, O"U""rİair bir filai o}an insani tanıştığı ontlra,da verüği bazr *Haklı"" otabilirsiniz. Ama J;ğ; yaklaş_ başka hiçbir tohumu

u"** "u]5l:T *:,İ:ililJH,tr" azındarı, onlar da daha ilginç |n çok "ld;;;*'"İ"yoktur! Dolayrsıyla birbirle_ işe yaram_,roir*

yönler vat, Bazıbitkiler *";;;;e trrmaz.Bazılarıysa,sadece-birkaççeşidinyanındavarolabiliı

410
411

"_;fflİrJ"*"t. rindetoplanmı;iHİ,ffi ,Tff

o, drşrnda,nz !'' söyledikleril$en çıkardığım sonucu beğenmiş olmah ki, kadehini, yüzündeki hafif bir tejessiimle yeniJen doldurdu. Anita ve Liz yerlerine oturmuş, balığın servisini yapmışlardr ben konuşurken, Ve hepimiz Joshua yaiakıyorduk. Konuş*, .,r*ı ondaydı. Aiüak, tercih yeteneğimlri.,, arh, doğrusu
"Baz| bitkiler vardrr. Bunlar, hayat

emirıere uyarak yapsalardı hıçbir zamaf,I eylemlerinden dolayı suçlanam aziardı. Tercihler yapabildiğimiz için suçları Lyoruz. Ya ahlakın içinde,

"Ve ahlak da, buradan doğuyor'' diye başladım. ..Eğer insanlar da bitkiler gibi,

ğımız konuşma bir tür terapıydi zihnim ıçın. Damperi kaldırıp boşaltmam gerekiyordu içinje1.1l".l.

verdiği iki örnek bütün insarılığı kapsayacak kadar geçerliydi. onunla aynı sofrada oturuyor olduğum için kendimi iyi hissediyordum, Gerçek bir düşünce sistemi vardı kafasında. Ama yaptı-

Bahsettiğim hayat tarzlarıpek yabarıcı gelmiyordur herhalde, değil mi? İnsanlann da düşt'ıgt n".,re. a,,n mı* voı. mu? Bitkiler_ le aramızdaki tek fark, niziaptıı<lanmızın bilincindeyiz, onlarsa mecburlar kötü olmaya bazı şartlarda. Biz tercih ediyoruz, onlarsa doğaya boyun eğiyor.''

hareketleriıii

men müdahale etti, kocasını düşünen her medeni kadın gibi. "Joshua, lütfen ! Sofra da başka konulardan bahsetsek !" dedi. Birbirlerine yakışıyorlardı. Huzurlu bir hayat sürmek için gelmişlerdi kıtaya. Ren6 gibi parazitlerle arkadaşlık yapmak zorunda kalmışlardı, beyaz cemaatinden dışlarımamak için, ama yine de mutlu görünüyorlardı. Liz, bölgedeki çocuk hastalıklarını Birleşmiş Milletler'e duyurmak için arkadaşlanyla bir dernek kurduğunu ve elçiliklerle de görüşerek yardım talep ettiklerini arılattı. Verdiği çocuk ölümü rakamları can sıkıcıydı. Afrika'da, bir sofrada sarhoş olana kadar iyi şeylerden bahsetmenin imk6nı yoktu. Çünkii iyilik, bu topraklarda yaşayamayacak kadar zarif ve kınlgandı. Benim asil Üıoşuma giden Joshua'nın bahsettiği gizli hayattı. Aslında, ben de o kuru yosunlara benziyordum. Daha doğnısu, benzemeye çalışıyordum. Fark edilemeyecek kadar az hayat belirtileri göstermeleri muazzam bir durumdu. Demek, her zaman için, ktiçümsediğim doğada da, içinde bulunduğu kalabalıktarı korkarı, var olan bütün carılılardarı ızal<ta, kendinden bile uzakta yaşamaya çalşan bir güç vardr. İnarımıyordum tabii, o Budizm

haberdar olam *ı*. sanki varlıklarının öğrenilmesi sonlan olacalanıŞ gibi. Biz botanistler, buna gizli hayat denz. Herhangi bir ansiklopediyi açarsaruz, göreceksiniz ki, karşılığında tam olarak şu cümleıer yer a'ır: fızyotojik görevlerin hemen hemen bulunmadığı ya a, ç"ı. zor fark edilecei düzeyde bulunduğu hayat tarzı,İ, ş*tı*a, yuşrv*, en bilinen bitkiyse kuru yosunlardır. varlıklannl Tann'i n bile unuttuğunu düşiinürüm bazen, Ve insan da, eğer b".,r". bir hayat yaşarca, belki sizin dediğiniz o ahlak laskacındarı kurtulabiıir. saalce tercıhıerle itgili. Akılla ilgili... Sizin btiyuı. ihtilalinizde giyotinler büyük et parçalannı kestikleri gibi btıruı. zekAları da bedenlerinden aJnrmışlardu!'' Liz, giyotin kelimesinden sonra gelenleri duyunca irkildi ve he-

ıu .ıı.ı* arasında bir de dururlar. Saklarıırlar. çizgiDiğer bitkiler, o.rır.,rr-r, ayattaolduklanndan bile

J,,İ"İ11,'i#jJilt*Hffil

hiklyelerine ama bardağıma su koyarken, mümktinse gelecek sefere, kunr yosun olarak geleyim dünyaya diye bir yakanş firlattrm uzaya. Ben de, gizli bir hayat yaşamıştım. En azrndan, ailemle otururken. Onlara hiçbir zamzın söylemezdim gerçek düşüncelerimi. Tabii, arkadaşlanm da bilmezdi hayata ve dünyaya dair görüşmelerimi. Dikkat çel«neyecek kadar srradan, kadmların ilgisini çekecek kadar değişik konuşmalar yapardım kalabalık içinde. Tuttunılması zor bir dengeydi. Ama on yıla yalon bir süre boyunca başarabilmiştim. Eğer devam edebilseydi o gizli hayat ve çewesindeki, yalarıdarı inşa ettiğim kalkarı, belki de iki çocuklu bir aile babasr olurdum, hafta sonlannda sevişen. İçimdeki Ka5rra'yr kimse fark etmemişti o zamarılar. Joshua'nın dediği gibi, belki Tann bile bilmiyordu içimdeki canavann varlığını. Daha sonraysa, etrafa kan saçarak çıktı. Hüktim sürdü, gittiği her yerde. Şimdiyse, yıllar önce nasıl gizli kalmışsa yine o şekilde saklanmak istiyordu. Ama bu kez sonsuza kadar gizlenmekten bahsediyordu. Va4lığına son vererek gizlenmekten.

413

Mutfakta kendime bir capuccino hazırlarken, içeri Noah girdi. Dönüp, "Her şey yolunda mı ?'' diye sordum.

İngitiz komŞularımız geçen geceki davetimizden çok memnun kalmışlardı ki Liz'i veranaaaa Anita'yla sohbet ederken buldum, uyanlp aşağı indiğimde. Benim bir iş seyahatine çıkacağımhan bahsediyordu. Akıllıca bir yalanoı, jcıntıştu Jı.,aigim tel«ıenin batması da zekice bir devamı olurdu bu yalarıın. Böylece, ortadarı yok olmamrn, cesedimin bulun€ıInamasının iyi bir nedeni olurdu. Ama kesinlikle önemsemiyordum artık benzer planlan, önceden yapıları hesapları. verandaya çıkıp Anita ve Liz'in konuşmalanna katılmak istemedim. Bir ,., jorhra'nın serasrnda ya da evinde yalnız olabileceğini, kendisine kısa bir ziyaretyapabileceğimi düşündüm, Bu kiiçük heyecan kıvılcrmındarı vazgeçmem uzun sürmedi, o tür bir bilim adamıyla ge.çirilmiş uır aı«şam yemeği genellikle yeterli olurdu ve aynı korirı*, o,ırtıp nırnırımızi yıpratmamız için ortada bir neden yoktu... Looping'i arayıp Abi{|aıı'daki gelişmeleri öğrenmeliydim. En azrndan, Feridoun'un Kinyas'r bulamayrnca ne iaar. sinirlendiğini bilmeliydim. Aslında kızgınlığından, yüztinü öğlen saatlerinde güneşe tutmaya karar vermiş o]sa dahi , fazlayapabileceğim bir şey yoktu, Evden kıpırdayamayacağıml çok ivı liiıvoraum. kaçamazdrm, kendimi savunaInazdrm, uzileriyle ut rru vahşet saçaıt adamlar evi ku§attığında. vazgeçtim gerçeklerin farkına vardıktan sonra, Looping'i arayıp ııe.tıangı bir bilgi aJmaktan. Feridoun'un beni öldü[neye karar verdiğini bııp bıTmemek hareketlerime yeni bir yön velTneyecekti...

"Evet Efendim. Bir sorun yok. Yarın hanrmefendi bir araba satın alacakmış. Bir şoför bulmak gerek. Ben kullanamam" dedi. Demek, bir araba alacaktı Anita. Güldüm kendime. "On yedi vaşında bir kıza o kadar parayü emanet edersen, bir zeplin almaclığına sevinmelisin" dedim içimden, büyıik çorba kaşığının üzerinde gördüğüm şekilsiz suratrma bakarak. Sonra kapının yanrnda duran Noah'yı düşündüm. Bütün gün ve gece, eün içerisinde voltalar atıyor, elinden geldiğince güvende olmamızı sağlıyordu. Onun yaşındaki bir genç adamın spelTn sayılarını bir zaman|ar ezberlermiş olmama rağmen kesinlikle hatırlamıyordum, ama önümüzdeki birkaç haftpyı da bu şekilde evden hiç ayrılmadarı geçirirse, kendi kuzenine, bana ya da komşularımua sa]dırma ihtimalinin yüksek olduğunu biliyordum. "Bugi.in izinlisin. Anita'dan para al ve şehre in" dedim. "Gece, çok geç olmadan dönersin." Önce kabul etmedi. Bir avcr olarak, tehlikenin çok uzaklarda olmadığını sezdiği için evden a5rnlmak istemiyordu. Ama ben kesin bir emirle son verdim, sadrk hizmetkir bağlılığına. "Şehre in ve eğlen !"

Silahını barıa verip gitti... Mutfakta capuccino'mu içerken, Liz evine dönmüş olacak ki Anita içeri girip karşrma oturdu. "Bir arabaalacal«nışsrn" dedim, tam olarak niyetini öğrenmek için. "Evet, şehirdeki arkadaşlarrmdarı biriyle konuştum. İhgiliz bir işadamı cipini satıyormuş. Onu almayı düşünüyonrm. Ve şoförü de buldum sayılır. Hıristiyan mahallesinde oturan eski bir arkadaşım var. Taksisi vardı ama satmak zorunda kaldı. İyi biri. İşi ona teklif etmeyi düşünüyorum." Capuccino'ytı istediğim gibi yapamamıştım. Çok acı olmuştu. Fincarıı masanrn orüasına, önüne konan yemeği beğenmeyen şımarık bir çocuk gibi ittirirken söylenmeye başladım. "Güvendiğin biriyse ıyı ! Ama çok yalon bir arkadaşınsa olmaz üzerinde otorite kurabileceğin insarılan çalıştrrmalrsrn, kimse, bu evde, benim dışımda sana isminle hitap etmemeli. İ;e aldığın kişi kardeşin bile olsa !"
!

414

415

Nefret ettiğim şirket yöneticileri gibi konuşuyordum. Ama Anita'nın sahip olduğu parayı en iyi biçimde değerlendirmesi için gerekli tavsiyeleri vermem de şarttı. "Liz, senin çok ilginç biri olduğunu düşünüyor" dedi. "Sevgili olduğumuzu sanıyorlar. Bir yolculuğa çıkacağını anlattım. " Saçlaırmı parmaklannrla geriye atrp, burnunun o güzel kaüsini inceliyordum, ciimleleri havada sinekler gibi karıat çuparken. Ayııı brırun, on bin kez büyüttilse Aıusturyalı kayakçılar en iyi atlayışlarını yaparlardı, üzerinden. Benim burnumdansa sadece, aynı Avusfuryalı kayakçıların çocuklan lozaklanyla kayarlarü herhalde... Anita'yı mutfakta bırakıp ikinci kattaki odama girdim. Soyunup yatağa uzandrm. Geceleri iyi uyuyamıyordum. Genellikle uykuya daldıktarı birkaç saat sonra açıyordum gözlerimi. \'e yataktan kalkmadan, sabaha kadar kararılığın içinde seçebildiğim eşyalan seyrediyordum, o §arıusun usanmadan savıırduğu dal galann sesinin eşliğinde. Bu geceler, yaşadığım bu günler, yeryüzünde düşünme yeteneğiyle geçirdiğim son saatlerdi. Büyük bir so-

ktiçük paletleri andıran uygun uzunlu}<taydı. Benim ayaklanmsa, genişleyerek gidiyorlardı. et parçalanydı. ioprğ,r*dan itibaren

Dörtyaşımda,tabandüşüklüğüteşhisikonduğuiçinbüttinçodönemde ben, orto_ cuklann spor ayakkabılanyla gezdikleri bir pedistlerinuygungördükleripostalbenzeriayakkabılarladolarııyordum.Altıyıl,ti,.*iışttıtedaviveSonundabenimdeayaklarrm,

bıral«rıaya başlamıştı, herkesinki gibi, kumda daha belirgin izler Askerli}<te yapa_ Tedaüyı yaptıran ailem geleceğimi düşünmüştü, iÇin gerekli gÖrmüŞcağım sabah koşulannda ağrılar çekmemem Bir erkek olmak için lerdi. Ama ber, ler"kli görmedim askerliği,

başkayollardenedim.Veeminimherhangibirordununherhangi birsubayıkadarbilğisahibioldum,silahlaraveonlannnasılkul- en bir kuruma, lanılacağına dair. En tepesine varamayacağım aşağısındarıbaşlamakanlamsızgelmişti.Eğerherharıgibirülke, komutarılığı makamını askere aldığı adamlara, kara kuwetleri hedefgösterebilseydi,belkidahageçerliolurduaskerlik... ,,kendimi yukandaki odaya kapatmadan önce sana son bir gö_ bir yarııt bekleyen Anita,ya, rev vereceğim" dedim, söylediklerine ,,Evd,e, üzerinde el yazım oları her kAğıdı toplayacak ve o siyah odaya girdiğim ilk günün akşamrnda çarıtaya koyacaksrn, Ayrrca, yakınlarında, onu da çan_ son bir kAğıt daha bulacaksın yatağın istiyorum, Ve sana bir adres taya, diğerlerinin yanrna koymanı verdiğim adrese yazdracağım. O çantayı da bir kutuya kowp gün bir kutu içinde geyollayacaksrn.-- Neler yazdığıma ve geçen etmemeye çalrşman takdir len yazılann içeriğine gelince", Merak ne gücüm, ne de keliettiğim bir çaba. Sana bunları açrklayacak

nun gelişini hissedebiliyordum. Korkrnuyordum olacaklardaıı.

Hızlandırmak ise mümkün değildi, zihinsel ölümümü. Sadece yazarak boşaltıyordum içimi. Elimden gelen buydu. Büyük bir mekarıizmarıın işleyişini dinliyordum. Patlamasını kimsenin engelleyemeyeceği bir saatli bombanın geri sayrmrnı dinler gibi. İki arıa parçayabölünmüş zihnimin somut hayatla ilgili kısmı her gün küçülüyordu. Ve diğer bölüm bütün zihnime hökim olduğu gün, dünya üzerindeki Kayra aklı da sona erecekti... Kaprnın açıldığını du5runca, gözlerimi o yana çevirip içeri giren Anita'ya baktım. "Yarııma gel" dedim. Yatakta, benden boş kaları yere uzandı. Ellerini göğüslerinin altında birleştirip tavarır seyretmeye başladı. Sessizliğe dayanıklı değildi genç kadın. "Yazdıklannı okumak isterdim" dedi. "O siyah çarıtanın içindekilere bir göz attım ama tek kelimesini bile anlamadım. Bazı cümlelerde kendi ismimi gördürn. Biliyorum, merak etmemeliyim ama yine de sormak istiyorum ne yazdrğrnı ?" Gözlerim, arıcak ikimizin de ayaklarını görebiliyordu. Anita'nın ayaklan ince ve ktiçüktü. Parmakları ayaklannm boyuna

memvar.NeyazıkkiöğrenemeyeceksinhiçbirZaman!Amaşu. adrese yollaman, arada nu söyleyebilirim. o kiğıtları vereceğim

rahatlatacaktır beni," bir gelip altımı temizlemenle a5ını derecede

SözlerimtabiikitatminetmemiştiAnita,yı.Hattadahadakafasınıkarıştırmıştı.Belkidebuyüzümüğörmesiilerisiiçindahaiyiysağlayabilirdi, beni di. Benim için hissettiklerinin kaybolmasını mutlu olmasını istiyor_ anlayamaması. kendine bir koca bulup

dum,Anita,nrn.Hepsibu.BiradresVereceğimisöylemiştim.

hamlesiyle uYandırdığı ÇöEvet, adres fikri, Kinyas,ın bende son

416

417

zümün bir sonucuydu. Ama yazılarımı kime yollayacaktım ?.. Anita benimle sessizliği paylaşmaktan sıkılmış ve odadarı çıkmıştı... Önce, aklrma ailem geldi. Aruıem ve babam. Onlara yollayabilirdim hayaturrı. Yıllarca tek bir güliinrsenresi için uğraştıklan insanln, gerçekte neler yaşadığınr ve ne şekilde varhğına son verdiğini öğrenmeyü fazlasıyla hak ediyorlardı. Sekiz yıldır benden hiçbir haber alamamışlardı. Ve belki de öldüğiimü düşünüyorlarü. lmk6nsız ancak, belki de unuffnuşlardı beni. Her doğum giirıiirnde barta hediyeler alan ailemi, ölümürnü müjdeleyen yazı|ar|a üzmenin bir yararı var mıydı? Beni bildikleri, onlarla beraber yaşaüğım müddetçe tarııdıklan gibi yarti garip ama iyi bir çocuk olarak hatırlamalaruıı tercih ederdim. Kendimi parçalayıp yok etmeye haklom varü artra onlarırı hafizalarındaki hatıramı mahvetmeye yoktu. Vazgeçtim bu fikirden... Benim Kinyas üşında hiç dostum olmamıştı. Zihnimin en ücra köşesindeki düşiincelerden, hayallerden haberi oları kimseyi tarıımamıştım yasal hayatım boyunca. Dolayısıyla o dönem arkadaşlanmdarı birine böyle bir hikAyeyi yollamak, evin dışuıdaki, yolun sonundaki çöpe atmakla eşdeğerli. Her zamartki gibi ne istediğime bir tiirtü karar veremiyordum... Yazılanm kime ulaştığı takdirde zihinsel ölümüm tamamlarıabilirdi ? Looping'i düşiindüm. Yaşlı Fransz'ı. Büyük ihtimalle, daha önceden kendisine emarıet ettiğim eşyalara yaptığı gibi, eline geçen kutuya da dokunmazve kafenin arkasındaki kiiçük barakaya koyardı. Bir siire sonra da, el yazrmı taşıyarı kağıtlar kurtlar tarafindan yenirdi. Zaten vücudumun akıbeti bu olacaktı. Bir de yazılmış hayatmuı aynı şekilde sonuçlarımasını istemiyordum.. Eğer hayatrmda bir kadını serrm§ olsaydrm, ona yollardrm. Onun da beni sevmemesinin bende yarattığı deliliği görmesi için. İhsarıi bir intikam duygusuyla. Ama hayır, hiçbir kaün gelnriyordu gözi,irnün öniine. Hiçbir kadrnın ismi yazılmıyordu zihnirnin el«anına...

Hatırlayabildiğim kadanyla, sekiz yıldır yaşadığım yerlerde karşılaştığım insanlann yüzlerini düşündüm. O yüzlerde bir zeki, aradım. Belli bir dürüstlük. Hiçbir insanın tamamen dürüst olamayacağını bilecek kadar tanryordum kendimi. Ama yine de, bir ytiz bulmaya çalıştım onlarca insan arasında... Öyle bir yüz olma-

okuduklannr anlayacak kalıydı ki, gözlerinin arasındaki beyin, darTürkçebilmeliydi.Öylebiryüzolmalıydıki,benimlebirkaç saatdeolsakonuşmuşbirağzasahipolmalıydı.Türkçebilentek ellerimle öldürmüştüm", tarııdığım olan Amidou,yu da kendi bir yüz bulmak çok Düşünmek çok yorucuydu, Bu dünyada yazrlarr, her Şeyi. Alevler zordu. Hepsini yal«nak istedim. Bütiilı Ama bu da çok koyemeli, diye düşündüm, Hayatımı, Öllimlimü, düşünsel yolculuğunun kaplay olurdu. zihnimin, ölümüne siden tarılığınıyapanpaIçasıkarşıçıl«ruşolmalı.kihemenvazgeçtim... Tanıdığımyüzlerindefitesidevamediyordu.Kimseyibulamamayollamayı bile düşünnrn ça^resizliğiyle, şiyah çantayı Kinyas'a düm.Buhareket,,onayapılacakenbüyükkötülükolurdu.Benimboyunca yaşadıklarının hepsinle beraber yapilklarından, hayatı denkurtulmakiçinyazdıklarınıbarıayollamışbiradamaverilecek en zatiry ceza olurdu", Vederken,öncelerisonderecebelirsizolaııbiryüz,diğerlerinin önünegeçti.Gözleri,burnu,çenesibelirginleşti.Siyahbeyazportyüziirı zihnimde aÇtıg Yerin resi renklendi. Kontrol edemiyordum büyiirnesini.Hatrlamryordumyiiziinsahibigençadamınismini. adr: soyadı geldi: Giirıday, Sonra Bir süre Sonra, o da belirdi. Önce Hakan.MeksikadatarıışbğımTiirk.Yeracruz'dabenimlebirgece olarak çözemediğimiz geçirm§, oradaki varlığınuı nedenini tam adam...Benirahatsızedenbirsözünübulmayaçalştım.Amabırlamadrm.Tekhatırladı$m,bütüngeceiçmesinerağnensarhoşol- içvazgeçmeyen, gittiği her yere mamasıydr. Ve alşkarüklarından her turist gibi yanında getirm§ kisini, çerezini bavulunda $ötiiren olduğurakışişelerinihatırladrm.ogeceçokkonuşmamışhk.Ama Kinyasda,bende,oadamrnyolculuğumuzdakaşrmızaçılanşil. ginçbirtesadüfolduğunukabuletrniştik.Kinyas'rnHakan'ıtehdit korl«nuş olmalıyö, Ama ettiğini öğrenm§tim ,o*,, Zavü|ı, çok oncayolboyunc,tuş,a.g,rakısırırbizimlecömertçepaylaşması, göstergesiydi", içindeki diirüstlüğiirı ve iyili$n bir Üzerindeelyazılarımrzrnolduğubütiİtkiğıtlarıoadamayol-deyazılarımızla ne yapacağl umurumda lamaya karar vermiştim. da rahatlatıyordu be_ ve üstelik aküetlerini bilmemek da}ta
ğitdi.

418

419

ni. Tek istediğim yollamaktı. Cümlelerimizin ve hikiyelerimizin ondayaratabileceği etkileri de önemsemiyordum. Belki de postada kaybolurdu, yaz|ya dökülmüş bütün düşüncelerimiz. Belki de ileride, Hakan'ın çocuklan okurdu, birkaç gün boyunca babalarının birlikie olduğu adamlann hikAyelerini. Beynimde kırışıkların açildığını hissettim. Zihnisel ölümümü gerçekleştirebilmemin son şartrnı da yerine getirmeme az kalmıştı... Yataktan kalkıp yan odaya geçtim. Dolaptaki valizi çıkardım. İçindeki, üzerinde Louis Perrot isminin yazdığı resmi belgeleri bir kenara firlatıp aramaya başladım. Bir klğıt olduğunu biliyordum, Hakarı'ın adresinin kendi el yazısıyla yazıldığı. Valizin içindeki bütün kiğıtları firlatmama rağmen bulamamıştım. Kafamı kaldırıp dolapta asılı duran dört siyatı cekete baktım. Bunlardarı birini Meksika'da giymiş olmalıyım, diye düşiindiirn. Terlemeye başlamıştım. Eğer adresin yazdığı köğıdı bulamazsam ne yapacağımı bilmiyordum. Eroin krizindeki bir bağımlı gibiydim. Ceketlerin hepsini yatağın üzerine, dağılmış kiğıtlann ortasrna attım. Ceplerinde, çakrnak ceplerinde hayatımı zırryordum. Ellerim titriyordu, Zihinsel öltirıiimü arıyordum ceketin yırtılmış iç cebinin dibinde, astar ile kumaşın arasında ufak bir kAğıt hissettim. Elimi geri çekerken cep tamamen yırtıldı. Klğdı gözlerimin önüne getirdiğimde, önce ismini sonra da adresini okudum, Hakan'rn. Kalbim, uzaya firlatılacak bir mekiğin motoru gibi çalışıyordu.
Olduğum yere çöktüm. K6ğıdı, başparmağım ve işaret parmağımla öyle sıkıyorduffi H, altı milyar insarı gelse alarıaz|axdı benden. Yerde srrtmr dolaba yaslamış otururken, çıkardığrm onca sesten dolayı bir l«iz geçirdiğimi düşünen Anita içeri girdi. Tek bir kelime etmesine firsat vermeden, "İşte !" dedim, kiğıdı göstererek. "Adres bu ! Buraya yollayacaksrrı yazı|arı|artl." Valizden çıkanp firlattığım k6ğıtlan, eşyalan toplarken Anita,

İşinibitirdiktenSonrasalonainipyarıımaoturdu.Belkide,delicehareketlerimetanıklıkedince,kendimibirodayakapatmamın o düşünmeye baŞlamıŞtı. Hatta
olduğunu çok marıtıklı bir dawanış

1

l

$iirıüngelmesiiçinsabırsrzlanıyorbileolabilirdi.Çiinktideminyubiliyordum. ir.,o. gtıroıiğ,ı açılan gözlerimden korktuğunu ,.Sana soyledijim her şeyi hatırlıyorsun, değil mi ?" diye sor_

l
\

dum.Haklıolarak,düşüncelerimiokuyamadığıiçin,..Hangikonuda?" dedi.
,,Bana nasıl bakacağınla ilgili olarılar" dedim, bitkin bir İngiliz_ yavaş unutmama rağmen, hala ce'yle. Bütün bildiklerimi yavaş hayret ediyor_ shakespeare,in lisanrnr hatasız konuşabildiğime

],

1i

ll
l1

l\
1l

dum.Belkide,zihnimbunuenŞonasaklıyordu.İşineyarayarıbilkadınlar ve çocuklar gileri en son temizle}ecekti, belki de. Önce
gitmişti
,,Evet" dedi. "Seni nasrl besleyeceğimi, ne sıklıklatemizleyece_
!..

l

\
\t

ğimi biliyorıJım."

..BunlarrnyarındaüçgündebiryedireceğinyemeklerinSonun-

il

dabiradetNivakiniçirmelisin.Veonbeşgiindebir,saçlanmıkesip tıraş etmelisin," göriişlerimi de telirarlamalıydrm, Bensiz, ilerideki hayatuıa dair

\l
l

..Buçatmınaltındabirhayatkuracaksınkendine.Belkievlenip geldiğinde, Ama bedenim asla raçocuk doğuracaksın, zamanı hatsrz olmamalı, Anlıyor musun?"
Anlıyordu. Aptat değildi,

..Yarınocipisatınal.Vearkadaşınıdaişeal.Arabakullanma-

ben devam ettim konuşmaya. Bu sefeq kendi dilimde kısık bir
sesle.

"Belki hayatrmı kurtaramazsrn. Ama ölümiirnü kurtarabilirsin... " Sanki söylediklerimi arılamış gibi, Anita birkaç sarıiye yüzüme baktıktan sonra devam etti etrafi toplamaya..,

)n,Sanadaöğretmesiniiste.Yalonlardabiryerde,birkulübeyaponu işinden etmeyecektır ve orada yatsm, Şoförlüğü öğrenerek, en at sayıda insana muhtaç sin. Sadece, mümkün olduğu kadar Anita ! kısacık hayatrnda olmanı istiyorum. İnsarılar iyi değildir bunu,el|azbenimkadariyiöğrendiğinibiliyonrm.Gereksizoları- Saemrinde ÇalıŞarılarla ları asla hayatrna solana Ve en önemlisi, kınyatma!,,dedim,Sağelimle,rahatsızetmeyecekkadarkaslı ettim verdiğim hayat dersine, olan bacaklarınr okşarken. Devam açıklayan, yatalak bir YaŞlı gibiYdim' çocuklarrna vasiyetini *SahipolduğungücünvegüzelliğinfarkınaVar!Sensefalet

421

420

içinde bir zenginlik yaşayacaksrn. En zonrdur. Dikkatli ol ! Ve ailenle ilişkilerini, mümkün olduğunca mesafeli tut. Zamanında, seni satarak yemek yemeye çalışmış insanlarr eüne sokmanraya özen göster. Birlikte olacağın erkeği, kendinden daha az. paraya sahip olanlaruı arasından seç. Belki, bu sarıa aclmasz gelebilir alna sana say$ dulnnasını sağlayacaktıı Afrİka'da para, gösterİş ve saygıyı satın alır. Medeniyet sadece alçak kaldınmlarla olmaz !" Kaldınm yükseklikleriyle, bir ülkenin fert başına gelir seviyesi arasındaki bağlantıyı kurmasını beklemek bir hataydı tabii ki, ama ben yine de devam ediyordum, sosyal içerikli dersime. "Uygar dünyadaysa para sadece lüksü ğetirir, ki bunun göstergesi evin yanındaki tenis kortudur. Buradaki bir dolarla, İsveç'te harcayacağın bir doların satın a]abilecekleri arasındaki f#k çok büyüktiir. Sen, sahip olduklarınla ve birkaç yıl sonra elinin altmda oluşacak servetle bir l«aliçe olabilirsin. Kendini şimdiden hazrrla geleceğine !" Başımr çevirip dalmış gözlerini görünce, söylediklerimi şimdiden hayal etmeye başladığını anlaüm. Hata yapmazsa mutlu olurdu. Ben yirmi bir yaşıma kadar hiç hata yapmamrştrm, ama mutluluğu da bulamamıştım. Çünkü kurulan hiçbir mantıklı denklemde yer almayacak kadar garip düşünceler geziyordu içimde. Sonra bir sürü hata yaptım. Yüzlerce. En kiiçüğünden en büyüğüne kadar. Birçok zaman teğet geçtim mutluluğa. Belki daha az düşünseydim, dokunabilirdim o siirekli duyguya ama mutluluğrın, tatrnin olmarıın bir göz krrtrımasr kadar losa sürdüğiinü anlamam zor olmadı. Uğruna hatalardaıı kaçmılacak bir

lı,diyedüşündüm.Toprağınüzerindekazandığıparayıdenizde tam olarak çözemeı;tık dikkatli

nereden geldiğini lıarcıyordu. Bu saatleİde, ,",*d,ya, Ve yarıında da, ancak tliğim balık kokuları geliyordu tal<tirde duyulacak bir

din;;iğ"l

ııindğ,dedeböylebirsesduyardımakşamları.İwiçrelibirgezgrn, r" |aı**ını yerlilerden öğrendiği sahildeki taşın üstüne oturur ağlatırdı, kızıllığı kalmış güneşe doğnı t,arntamı, kendisi ğitmiş tlerisineelininiçiylevurarak.Herkesseverdioİsviçreliyi.Tantie kimse birinde kalırdı. İsmini bilmezdik, li,ose,un nrrrı.rirrındarı çağırmaza,o,,.,.Hepyakınlardaolurduçünkü...LeSuisse!''der. sömürme_ İsviçreliydi. Kıta sakinlerini dik. Tarııdığrmrz i"ı. _vrr ongörmeyen, en dürüst biçimde yen, kendini zencilerden farkh zııjn,te bir matbaada işçi olarak ça_ lar gibi yaşayan bir İdamdı. sabir iş olmalıydı ki, altı ay batı lıştığını söylerdi, Ancak, ilginç

","oT ?İ]'_fj,l-

hitinigezer',ıt,uvdaZürih,tekalırdı.Sonramalaryadarıöldü. zenci çocukla_ o gerçek bir ğez$indi. Küçük Tamtam ""rı"Juıtti. raşehirdenşekerlergetiren,teknelerinionaranbalıkçılarayardrmedeng",ç"tbirinsandı.Neyaşadıklannr,tanrkolduğuilkelliklerialaycrtavırlarlaanlatarıiı.ıvtızııibirseyahatyazarrydr,ne deülkesınınuirı<açfrangıkarşüğrndakendisinebekaretlerini en dürüst medeni_

peşinaeydi,-TanıOğım velTneye haz ır tıztann parayt buradaki fakirlerle yet düşmanıydr, İsviçre'de t""*a,ğl a"vd1gy* tamtam sesleri paylaşan bir kiiçük kahraman, Ş" "" Siirekli gülen

bok değildi mutluluk Güneşin kendini soğutmak için o§anusa daldrğı saatler gelmişti. Gökyiizü, liızıldan maüye dönüyordu. Ressam olmadığım için şükrettim. Dünyayı, giineşi, renkleri çizmek çok zoç diye düşiindüm. Doğadaki seslçr taklit edilebilirdi ama renklerin bir tuval üzerinde hayat bulmaları imkAnsıza yal«ndı... Verandadaki hasır koltuğa oturmuş, ayaklanmr masaya uzatmıştım. Satıilde oynayan çocuklar, a}«şam yemeğini kaçrrmamak için evlerine giL mişlerdi. Artık yengeçlerin orüaya çıkma saati yaklaşıyordu. Çok ileride, beyaz bir yatın ışıklan yandı. Zengin bir beyaza ait olma!

ı.orruşar, biri değildi, onunkilere benziyordu. çok onu, Ama malarya faz|a gördü yuzü yeterdi kendisini anlatmaya kaÇakÇrsı, PaKan emici, sitah batı sahilindeki yoksul çocuklara. gitti, vatandaşı dururken,,onu alıp

ra aklayrcr onlarca

Anita,elindekikrzartrlm§muzveananasladolutabaklaveran. dayaçıktı.Öuurelindede,herakşamikikadehiçtiğibeyazşarabüwktü_ koydu. beı..a, geldiğindeyse, br vardı. Hepsini masaya Bazı ğünüinkilredemeyeceğimbirköpüğesahipcapuccino'yladöniyi bir saaiteydik_ Zaten böyledir, dü. Afrika,da olmrı. içir,

saatlerbazıkıtalara,ülkelereyakışır.A§amınbaşlangıcıdaburayaaitti.KadehinicapuccinofincanrmavunıpiçtiAnita.İçinde butunduğ..*.,,durumda,uğnrnakadehterimizikaldırabileceği-

42,i

422

anahtann deliğine girmesi kadar eksiksiz dolmuştu. Anita hak ettiği ve hayal ettiği zenginliğe, ben de bedenimin melek kalpli bakıcısuıa kavırşmuştum. Ve ikimiz de biliyorduk ki birbirimize verebileceğimiz başka bir şey yoktu. İki insanın birbirine muhtaç olmasınrn, onlan bütün dünyadan koparabilecek bir güç olduğunu düşünüyordum. Benim Anita'ya olan bağımlılığımın tamamen bedensel olması ve onun da bana maddi açıdarı kendini sadık hissetmesi varabileceğimiz en iyi noktaydı. Belki bulunduğumuz noktayı biraz da olsa kirleten Anita'nın bana duyduğu aşk vardı ama onun da çok uzun süreceğini sanmryordum... Noah evde olmadığı için ikimiz de çıplak oturuyorduk. Zaten Anita gibi bir kadının göğüsteri bile, herhaııgi yerli bir çocuk için ilginç değildi. Herkes birbirini çıplak gördüğü için heyecanlanmazdr Afrika'da... Bir defasrnda, daha üniversiteye giden bir çocukken, evinde geceyi geçirdiğim kadına hiç dokunmadaıı onu orgazma ulaştırmayı başarmıştım. Sadece konuşarak, doğru kelimeler bularak. Uzun sürmüştü, aırlattrklanma yoğunlaşıp hayal etmesi, ama orgazm da uzun sürmüştü ! Kelimelerle yapabileceğim en büyük gösteriydi. Belki bir de, herhangi bir bankaya girip sadece konuşarak, veznedarr bana öniindeki bütün parayı verTneye i}ıra etmek, hatın sayılır bir gösteri olurdu... Tabii, bir kadına dokunmadan sevişmek pek normal bir yöntem değildi ve bazen çok sıkıcı olabiliyordu ama yine de kullarıılan kelimelerin a5mılannın, yerlerini değiştirerek, bir marangozluk işi tarifinde de kullanılabiteceklerini bilmek büyuk bir zevkti... Ağzına attığı büyuk ananas diliminin suyu altdudağından çenesine süzülürken, Anita'ya da böyle bir gösteri sunup srınamayacağımı düşündüm. Son bir hediye olabilirdi. Kullanacağım kelimeleri düşündüm. Birkaç tanesi topal adımlarla geldi aklıma. Zihni-

bir karşılamaydı ki bizimkisi, hayatlanmızdaki boşluklar bir

miz faz|a kawam yoktu. Sağlıktan yarıa benim, hayatınuı bir bölümünde fahişelik yapm§ olan Anita'nın da şereften yana şansı yolıtu. Bu durumlarda birbirimizin gözlerine bakıp talihin bizi karşılaştırTn§ olmasına içiyorduk şarap ve capuccino'5ru. Öyle

ıninvardığınoktayıküçümsemiştim.Değilbirkadınıkendindtııı söylemem bile bir mucizeygeçirmek, bir dilİm ananas istediğimi l.uOr hiç karşılaşmadığım bir tli, bu zihin boşluğunda. Şimdiy" iÇinde, birilkİez hissettiğim bir duygu. BoŞluk,
tlunımdaydım. duyuyordum

banndrrbaşka hiçbir düşünce zerresi kaç temel bilgi ve görüşten aklrmdan geçenle-

ınayan, boş bir akıl, Yankrlannr otabilmeme hilA inanamryordum, rin. Kendime bunu yapabilmiş görünalmış gibi, az sayıda ve karmaşık Çok ağır uwştunr""l-

tülervardrhafizamda.Bütünseslera5rnıydı,hatırladığım.KokuDünyadan kopuyordum, doğduğumda tar farklılıklannı yitirmişti, annemde,.ı.opt,ğ,mgibi.Amabusefer,benkesiyordumaramrz-

dakibağı!

"

tığını hissettim.

Anitanı"nirisiyahgözleriveuzunkirpikleriyleyinebarıabakvazgeçirmek xrr,ri*ak istiyordu. Belki de beni

istiyordu.Kadınlığınıtektifetmiş,işeyaramamıştı.Şefkatiniver. yolu yolumaan, Onu ikna etmenin bir miş, yine de dtlnıİemiştim geçenleri Okuyamıyordum aklından olmalr, diye düşünüyordu, son kalaıı ananas dilimi_ ama duyabııiyordum. Önündekiiabakta

nideikiyebölüpağzınaattıktansonra,..Pekibenimledahaönce Varmak istedi-

muydun ?" diye sordu, karşılaşmrş olsan, aşık olur yedi yaşında ıyı bir başlangıçtı. onun on ği noktay, gio"r,-voida

birzek6sı,benimseyaklaşıkaltıyaşseviyesindebirzihnimvararasrndaki fark açılıp setler_ dı. Babam tenis oynarken, ratıuıjıe
dedurum2-0olduğundaveherkesonunyenildiğinidüşünmeye ve bana şu sözü başladığında, kendİsine havlusunu ğötürürdüm
söylerdi. "Dunım
2-0, Yani berabere !"

VegerçektendetoparlamasrZormaçlönceeşitler,Sonrada32alırdr.obaşantrolmayaseçmişbirinsandı.Neyapa.rsayapsm başarılıolurou.Bende,Anitaylaaramrzd.akizihinselürilikfarkıdüşündüm,
olduğumuzu nı göITnera". gelerek, berabere

..Benkimseye6şıkolmadım,,dedim...EskidentarııdığımbirkaAma ne kadar kolay yalan söydına Aşık olmayı çok istemiştim, aşk gibi asil bir duyguyu leyip aldatabildiğİmi görünce aklrmın olduğunu anladım"' kaldıramayacak kadar ikiyüzlü

424 425

*:öhiT#ffiiliş*** ;ilŞç
."

"Biliyorum. Aş,k oimadım hıçbır ihtimalle büyük nır

Anita'ya yalan söylüyordum. Ve onu incitmemek için n,..,u yapmam gerekiyordu.
vaıanc, Ya da kalbi ı.r.,ı. bir kibir hastası olbir zaman ı.ı.n."vı
is te

öyle bir kadın hatırlamıyordum.

;;,;iyen

birinin, büyük

ı,:»ıyla alacağım yemeğin her lokmasında bana yıllar önce yazdığı me}<tupları hatırlayacağımı biliyordum. Ben ona, o oteldeki get:e

ı,ııyı almadan, otelden çıkıp evime kadar koştum. Çünkü onun pa-

j:;İijrT];

Belkiuı"ıoıv,şayacağım,biı.:;:},İTJilffi
fileyi geçmiş, Anita'nın

nuşma yapıyordum. o krd*.'u' "Annem ile babamı bile tuçnr. zaman çocukları gibi sevdiğimi sanmlyonrm, Nedeni kötü olmam değil. sadece, sevmek yok duygularımın arasında. Daha aog.u.r, Jrr,ır-"lorğum hiçbir duygu kalıcı değil, Daha çok zevk,-ı.Lgınııt, iğrenme gibi anlık hisler oldu, bedenimi yönlendirenler. Ama hiçbiri üç günde n faz|asürmedi. Belki de, hayat yeterlĞ

J## Jffi?İ

!m Yüz kelimeYle doğaçlama uı. ı.o_

diğim i

b

en

d

e

kestiremiyo

r_

göre birilerini sever, geri kalarılardan nefret ederdim Evet, bir

;f lll}"*Til
!''

Üzücü bir hikiye. Düşük bütçeli bir Hint filmi senaryosu. İll< «lefa dinlediğim bir acı değildi, Anita'nın anlattığı. Yoksulluk ve güzel bir vücut yan yana geldiğinde, dünyanın hemen hemen her yerinde aynr sonuçtar doğardı. Diirtyarıın en eski mesleği fahişelikse, dünyanın en eski hayal kınkhğı da aşktı... Ben insanları seyrederek büyümüştüm. Aş,k olarılarla, ayrılanlarla, birbirlerinden nefret edenlerle ilgilenmiştim, derslerimden daha çok. Ve bir ara|ax, kendime kıİdığımı da hatrlıyonım. Bir kadını sevemediğim için sinirimden ağladığım geceler de oldu. Ama bir türlü, başka bir insarıın varlığını hayatımdavazgeçIlmez kılamadım. Ta ki bugüne kadar. Kaşımda oturan kadına bedenimin ihtiyacı vardı.

hilA frşıktrm

!"

şekild" ,onr",

Iarınıçı"a"ı.ı.,inboşatt,ı;;;}HT]"r#T,'lti}"iݧXl";Ö"}:

onu, benirn.lnr*orki gi bir noktaya yollamasını herhanbekliyordum. Aftığımız servislerle, servislerle ka§' sahadaki teneke kutulan ;;#;::::,,::1*. ]1ız

;";;*

nrglr*,ş; ;;;;;maını.

Şimdi, top

ili[Jffl,;:::::,-.:"J"*tr*ı:;;;;",'İr".*,ç,.o,g,*,
"okulda bir oğlana 6şık oımrştrm.

maktan, içindekini içmeyi t"."ıi ediyordu*. n"iro de, içkiye alışmam o tenis okulu günlerime dayanıyordur. Hatırlamlyorum. "Ben 6şık oldu-'id"di a"ır, Karşimaa nr. r".**, normal bir

O olmasa, iki haftadan fazla yaşayamazdr ve düşi,irıdiirn de, belki de aşk benim için buydu. Evet, Anita'ya bağımlıydım ! Hayatrmda ilk defa, varlığım bir başkasınrn varlrğına bağlıydı. Ve o kişiyi de ben seçmiştim. Bir çeşit aşk değil miydi yaşadıklanmız? Büttin betirtiler benziyordu. Bunları yüksek sesle söyleyip Anitaya anlatmak istedim ama böytesine gerçekle bağdaşmayan bir aşkı arı-

Bir Alman. Birbirimize mektuplar yazardık. nı. gL"", o;un eünde seüştik. Sonra, bütün okula bunu arılat!1 Ve nu., j", onu öldürmek istedim. o kadar üzülmüştüm ki !.. Yıllar Sarhoştu. Para "or,.r,i"ni bulduğr., J* geldi bir gece. çıkarıp ,ı.,tımu ı.oydu. T*r*r*ıştı beni. Ve benim de, eüme yemek götürmem gerekiyordu. onunla yine seüştim, Sızıp kaldıktan sonra ,unJ, kadar agıaa,m. Kendimden bütün hayatımdan utanıyordum, ve
yaptığmJan dolayı. verdiği pa-

layamayacağınr, kenösiyle alay ettiğimi sarıacağını düşünerek sustum ve anlattığı hikiyeye üzülüyolTnuş gibi yapmaya, yani sabit bfu şekilde masadaki boş tabağı seyretmeye devam ettim-.. "Ve sonra, sana 6şık oldum" dedi, ince sesiyle. Duymak istemeyeceğim kelimelerin geleceğini anlamıştrm. Patlayan su borusunun deliğini elimle kapatıyormuşçasrna, sözlerini de durduramayacağımı biliyordum. "Ama sen, beni bir hizmetkfir gibi gördiirt. Belki de bütiin insarıları böyle görüyorsun. Her şeyi bildiğini saıııyorsun, ama benim gibi bir kadının hissedebileceklerinden zerTe kadar haberin yok ! Senin için üzülüyonrm. Mutlu olmayı tercih etmeyen herkese üzülüyorıım" diye bitirdi konuşmasını. Eskisi kadar sağlam zırhlar öremediğim için etrafima, karşımdaki genç loz bile anlamrştı, her şeyi.bildiğimi sarıdığınrı. Böyle insanlara hep sormak

427 426

istemişimdir. "Peki, bana bilmediğim herharıgi bir şeyi söyleyebilir misiniz?" diye. Kimde böyle bir sır varü? Bütün dehalar sırlannı dünyayla paylaşmışken, harıgi bilinmeyenden bahsediyorduk ? Anita'yla aynt verandada karşılıklı oturuyorduk ama bir Iraklı ile bir Avustralya yerlisi kadar farklı konulardan bahsediyorduk. Daha doğrusu, benim bahsedecek konum kalmamıştı. Anita'nınkilere asılıyordum... Parazitlerin hayatı hep ilgimi çekmiştir. Ben de onlardarı biri olmuştum. Deliliğini teyit etmek için toplunr içinde yaşayan bir olmuştum. Ama artık bitiyordu. Kimseye ihtiyacrm yoktu. Smrrsrz yalnızlığımın içinde kaybolmaınrn zamanı her geçen saniye yaklaşıyordu. Saatlerin durmaması yine tek tesellimdi. Zaman makinesini, ben zihnimi öldürmeden icat edecek adamı diri diri gömebilirdim ! Anita boş tabağı götürmek ve her aşk konusu açıldığında dolan gözlerinin yaşlarını boşaltmak için mutfağa gitmişti. Onun mutsuzluğunu değiştirebilecek yeteneğim yoktu. Zaten, hayatım boyunca kimseyi gerçeliten mutlu edememiştim. Dağıttığım paralar, akrobatik hareketlerle kurtardığım hayatlar. Hepsi kendimi

gelen o insanrn beyninden kulağına lıen kaprldım, Belki de, her tarafim_ itilirken, ırr"*iil tarafrndan ellerinin tersiyle
sesler, ,vrr,

ılankucaklanmışlardı.Veşimdi,n"^ıbulunduğumnoktayagetirtlnbencilliğimyinebirinsanrmutsuzediyordu.Beniyaratana ttuyduğum,.,,,",,"tdebencilliğimdendi...B-enböyleyim!''deöyle söylemiş_ soz yot<tiı. Ama ben hep ırrek kadar korkunç bir olmadığını düşündüklerimin doğru tim, karşrmda pp"1,1u,ımın, Değişemeyeceiırsanlara, Ben böyleyiırr, söyleyen ve beni seven zevkki l Yokuş aşağı inmek kadar inarımak o kadar kolaydı
ğime

kaııdırmak içindi. İçimde, en derinimde iyi bir insanın yattığına kendimi inandırmak içindi. Oysa ben, kelimenin tam anlamıyla bir bencildim. Dünyada yaşayan en bencil adam ! Sadece kendimi düşiinmüştiim bunca yıl. Hiçbir zalnan değişmeye çalışmamıştım. Ailemin beni istedikleri yerde görme arzularını kiiçümsemiş, onlarrn gerçekte neler hayal ettiklerini önemsememiştim. Tek bir çabam olmamıştı, beynimdeki sesleri sustulTnaya yönelik. Tek bir çabam yoktu, normal bir insan olmak uğruna harcadığım. Bütün idealleri aşağılamaJn, bütiin başarılan utarıç verici rekabetlerin sonucu olarak görmem sadece ve sadece sonsuz tembelliğim ve bencilliğimden kaynaklanıyordu. Birine Aşık olmayı istediğimi söylerken Anita'ya, aslında dürüstttim. Doğruydu, sabah uyanıp bir kadını sevdiğimin farkına varmak istediğim. Ama hiç uğraşmış mıydrm bunu başarmak için? Okulumu bitirmek, bir aile kurmak, çewemi sevgiyle donatmak için hiç çabalamış mıydım ? Koskoca bir hayır ! Sadece boyun eğdim içimdeki acımasızlığa. Belki, her insarıda olan kötülüğe, büytik bir zayıflık örneği olarak

tisiyoktur.Heletrrmananlarla,hervuksetdikteribirkaçsarıtimde nıhuetmek ne kadar darahaülatırdı kilolarcater dökenlerle alay mu!Zayıfolduğum,içinkötüy.-*Trrmanamadlğımiçinnorma} Çü"P tesadüfen keşolmadığım, l,aJJ "tnrTneye çalrşryordum, bu yolla birçok ve konrrörr,. Dolayısıyla fetmiştim düşünmeyi. benden başarılar insanr, aklımın ı.r"ia o1duğuna-ırr*orr*rştrm, beklememeteriiçin.Amadünyarıınensrradaninsanıkadarnoryaıan söylüyordum herkese. Hepsi bu' maldim aslrnda. Vesonrainandımbirgünbütünyalanlarıma.okadarinandım kizihnimiöldürmeyekararverdim.HerzamaniçinençoksevdiBunu *Hiçbir şey için geç değitdir !" ctimlli olmuştur, söz,
ğim

kendimetekrarlayarak,kaçırdığımıtahminettiğimvagonlannasOysa, artık rahatlıkla dila bitmeyeceğine inanmaya çrİ,şr.dr*. g,bi, geç İ gu"l* yh" ve aklr iltihapyebilirim ki her şey için çok

-zatenokultarda larladolubiradamınyapmas,g","ı.",.enloğnıişzihniniöldiirboyun ğetilen bir_doğa kanunrına kadar Hem mesidir.

Bugüne yaramazs,İol, olur!" kanunu, eğiyorum ben, "İşe uyuŞturucuüzülmüyor oluşum, sattığım katlettiğim ir,".r,i*için oluŞu", Yok ol-

uykumu kaçırmıYor larla komaya gireceklerin
geçerli nedenler", maln için fazlasıyla

kötü yapar!

Benkötübirinsanım.Üstelikfarkındaylmvebubenidahada

#b+
429

arıyonım, Bu nedenle sekiz nım. İçinde yok olacağım karambolü ayacağı bölgelerde yaşıyonım", yıldır, hiçbir beyazrn dayanam Dakkar ral}isini, O büwk 1991'de yapılan ralliyi hatulıyonım,

Banjul'un bir sihri olmalı. Başım artık ağrımıyor. Buraya geldiğimden beri bir yırüılma hissetmiyonım beynimin zarında. Aslında yeni fark ettim geçtiğini. İnsan her acrya kolayca alışabildiği ve bir süre sonra varlığını bile unuttuğu için, yokluğunun da farkına varamıyor. Biraz önceki, Anita'yla yaptığım konuşmanın ve bana düşündürdüklerinin, kafamı daha da boşalttığını arılayabiliyonrm. Anita mutfağa gittikten sonra dönmedi yanıma. Daha o1gun bir bakrcı bulmahydım kendime... Gaz lambasının yandığı bu saatlerde Afrika'da hissedilen yalnızlık için burada olduğumu biliyonım. San eün verandasında o§arıusun değişnrez nakaratıyla otunıyonım. Suyun melodisi bazılarrna ninni gibi gelirken, bazılarını da uyutmuyor benim gibi. Kinyas gibi ben de uyumuyorum artık. Son gecelerimi geçirdiğimin farkındayım. Son temizliği yapıyorum zihnin,ıde. Son hatırladıklarıml yaztyorum. Evin bahçesini kuşatan palmiyeler rüzgdrsızlılctarı, dev ağaç heykelleri gibi görünüyor oturduğunr yerden. Tek bir hareket yok. Okyanus ve benim dışımda bütün carılılar uruyor... Bir zamanlar kıyısında yaşadığım Kuzey Denizi'ni düşünüyorum. Geniş beton sahillerini. İsmini hatırlamadığım kuşların üzerinde uçuşlarrnı görüyorum, gözlerimi kapattnca. Bildiğim en soğuk deniz. En çirkin deniz. Daha çok, içinde binlerce insanrn savaşlarda boğulduğu bir kan ve çamur gölü hatırlıyorum o denizi düşündükçe. Aırnıpa'nın, üstünden geçmeye korktuğu için altını kazdığı o pis deniz... Afrika'dan başka hiçbir yerde yaşayaJnayacağımı anlıyorunr yaşadığım uygar ülkeleri düşündükçe. Ben medeniyet istemiyo-

skarıdalı.obüyukcinayeti.Küçükbiryerlikızın,motosikletlibir yanşçıtarafindanezilipöldürülmesininkıtadayarattığıyarıkıIan. yine Fransız bir yanşçıyı başın_ ve aynı yıl Mali,de bir militarıın danvunıPÖldürmesinihatırlıyonrm.Veenkötüsüoyrl,ikiolaya d,evam ettiğini de hatırhyonım, rağmen rallinin durdunrlmayıp olsaydr, eğer kendime saygın Eğer sekiz yıl başka türlü qeçmiş Ren6 gibi, Bilemezdim O'iTi,l], bir iş bulup yaşamış olsaydım oldür_ ben safariye hiç çı}«nadım, Yorulmazdr* b;ıı;;rr. e,o,

kapVe sayılan yeryüzünde, fillerden, düklerim sadece insandı,

tantardandahaçokolduğuiçin-ö,."*,"*iyordum,mermilerimin aldrklarınr", gö ğüslerini delerek canlarırıı Afrikanınasladeğişrneyeceğinibiliyo,*.Yüzyillarboyunca top oynadığı ülkelerin böyle sefaletin ve şiddetirt sokakl*,İOu muben değiştim mi ? Ren değişiyor kalacağını biliyorum, Peki, yum?Hayırısaaecedahadakeskinleştivücudumveaklım,dünyaatlasınrnbtı.sayfasındakaldığımsiirece.Böylebirkıtabulmaktop_ alıp verebileceğim bir için çılanış,r* yoiu. §nı artda,lefes keolduğunu biliyorum, Bedenim rak. Ve artık o toprağın Afrika silincehayattan,Sanevinba}ıçesinegömüleceğimidebiliyorum. Bir yaşama makinesi haline Ve en ufak bir acr hissetmiyonrm, gelmişolmamdan,tamamenbensonımluyum.Eğerdoğsaydıln. yine kaçardrm evimden! Hatagiltere kraliçesinin çocuğu olarak lıbirüretimolarak,yaşamakherzamankolayo}madlamaherinsandandahaözgüroldum'Kendivarlığrmrbilereddettim.HeryeAma birini dinleyip bin ayn iş yaptım, ni gtirı, içimdekibin sesten Ve uzun zaKayra orLaya Çrktr. oyunum faz|asiirmedi. Gerçek mandır,sadeceonunlaidareediyorum.Aileminyarırndakalıpon. larlaülkemedönseydim,y,p*,ogerekenleriyapıpkendimcbir Unutabidiye düşünüyorum bazen, düzen kursaydım ne olurdu,

ürmiydimacabaiçimdeki"",ı",ızGörmezdengelerekyaşayabi yanından Kayra yı? Bir gece kanmrn lir miydim yrllprca, içimdeki koridordan ge_ uyandrrmamak için sessizce
katlap, çocr.kianmı

431

430

sevgi dolu insanlarla yaşayabilecek biri olmadığımı arıladım. Ben, toplumun bana öğütlediği gibi konuşabilecek, yıirüyebilecek, para kazanabilecek bir insan olmadığımı anladım. Ben, bir insan olmadığımı anlayabildim... Başka bir tür vardı içimde. O türe boyıın eğerek, dediklerini yaptım. Ve o türün ölümünün arıcak gerçekleştireceğim şekilde olduğunu da biliyonım.
. .

çip kaçar mıydım ? Artık biliyorum bu sorulann yanıtlarını. Belki yirmi birimde değil ama kırk birimde terk ederdim sahip olduğum her insanı ve eşyayı. Mutlaka yapardım ! Ben, çewesinde

lt

Sırf ulaşabilmek iÇin sessizliğe ıılanrna istediklerini yaptırmıştı. inanıp gördüğüm rüyalan yaşadığıma vt, huzura... Bğer ge,ç"l""" her şey istemeseydim, lıir de gündüz ,rİlo"", gerçekleJtirmek
ı;tık farkh olurdtı",

Yegazı,muu'.sönüyor,Fitili.bitti.Bunlaratanlkhketmekbesoniçin dünyaya gelmişim, Bütün ııim görevim belki de, Bunun

ardrndan ağlamak için ! lıırı, bitişl"rl gtlmp hepsinin oturuyorum verandada, KumsalSabaha üç beş satrr kalmış, sesi, Bir gölge, Sanki denizden çıktları gelen, kumlarrn yarrlma

le oyrıuyor ve hd|6, yazıyonım. Hatırladıklanmın hepsini. Belki yeterince insarıla karşilaşmadım, belki de tesadüfler tanrısı'izin vermedi. Ama barıa benzeyen biriyle tanışmadım. Çok istiyordum bir zamanlar, cümlelerimin sonunu getirecek bir erkek ya da kadın bulmayı. Belki, o bulacağım kişi biliyordur yanıtlan, diye düşünüyordum. Eğer biliyorsa yarutları, bana söylerdi ve benim
dı. Yirmi bir yaşımdarı önce tanısaydrm böyle birini, belki de hiçbirini yapmazdım... Kinyas bazen, "Bütün yaşadıklarımzı hayal edebilseydik, gerçekten yapmamıza gerek kalmazdı" derdi. Gülüp geçerdim, barıa korkakça gelen sözüne. Ama betki de haklıdır, diye düşünüyorum şimdi. Eğer iddia ettiğim kadar güçlü olsaydı hayallerim, eğer gerçelıten öldürdüğüm insanlann çığlıklannı, üzerinde kadınları dövdüğüm toprakların kokusunu hayal edebilseydim, belki de ihtiyacım kalmazdı hepsini gerçekten yapmalna. Ama bir kez daha kendimi karıdırdım, hayal gücümiirı kaslı olduğunu düşünerek. Aslında hayallerim, rüyalarım, gerçekleşmeden birer hiçti. Ve kendimi drşında gördüğüm insanlığın tam ortasındaydım aslında. Yetmemişti hayal etmek ! Bir de, gerçek olsunlar istedim. Ve bugün, yaptıklanmın kaçınılmaz sonucunu yaşıyorum. Hayatım boytınca sahip olduğum bilgiler, kurduğum düşünceler zinciri yüzümdeki deliklerden akıp gidiyor. Eğer hayal edebilseydim zihinsel ölümü, belki de birkaç gün sonra kendimi üçüncü kattaki o odaya kapatmama gerek kalmazdı. Sonsuz bencilliğim deweye $irmiş ve zihnimin kiiçücük bir bölümü geri
de bütün geçtiğim yerlerde kan, gözyaşı dökrneme gerek kalmaz-

Gece önüne geleni ezip geçiyor. Gaz lambası kalemin gölgesiy-

ıılışgibi.c"ı",,,a"vNoah.Yalpalamasrndaniçkiliolduğubelli,
ıımaistemiyorar.ıamamı.Tektekçıkıyorkelimelerağzından,Sağa sota çarpmamulİ'lçln,

"Özür dilerim, Geç kaldrm"," anlatmaya gerek var mr karHepimizin t,", ş"v" geç kaldığını

şımdaki çocuğa?

. 1 : __^- I1^,ın}ro ilri hrrz atve gel!" ,.Önemlideğil.Buzdolabrndaviskivar.Kadeheikibuzatvegel!,' salona girdi, UlliT^::: Ayağmdakl pl*tiX terlikleri çrkarrp ,:ii h,x*rnr veITneye yemrn geldi mutfaktan, Ve döndü, benim

etmişıriao,.m,elindebirkadehvıstiyıe.Önümekoyup,..Başka biristeğini,uuml?,,diyesordu...Var,,dedim,solelimleensesinO"r, yul.rladığım hasır koltuğu çekerken,

içeceksin," "Otur ve kadehi eline al, Sen

Diretmedi.oturdu.Eğerı.ar..naaalkololmasaydıyadaciğerindekiduman,dinlemezdibeni.Aramrzdakisosya]srnıffarkınrn 'A*; biz de ingiltere,de deĞildik ! Uppermiddle bilincindeydi. kadar ağr_ içki markasrnı çağrıştıracak class,ın, burada arıcakbir ettiğim kalın uyuştuğunu lT*i" lığı vardı. llk yudumu almasrnı, dudaklarınınbuzparçalannadeğmesinibekledim,konuşmaya kada_ stınmiş, karanlığın aydınlattığı başlamak için. Gaz lambasr

rrylayetiniyorduk,

..Hiçrüyagörii'rmiisiin?,diyesordum.Hemenyanıtvermedi'Içtılovoldu yol, üeynındeki baskl bir yolu kinin genzinde açtığı her ..Görürüm.Herkesgibi...,,a"oı,derdinianlatmayayetenIngi_
lizcesiyle. "Peki" dedim., "Ne görürsün ?"

ı

_^

ı.,^.-n

,

i§E*,,

432

433

Bir yudum daha alıp benim gibi, sadece sesini duyduğumuz o§anusa yüzünü çevirerek, "KaI yağdığmı görürüm. Rüyalanmda kar yağar. Ve kardeşlerimle oyunlar oynanm. Kardarı ev yapa-

rım" dedi. Sustu. Sanki patronuyla bu konuları konuşuyor olmasının yanlış olduğunu düşünmüş gibi. "Ben..." dedim. "A5mı rüyayı görmem. Ama her seferinde kendime rızaktan bakıyor olurum. Sanki, bir başkasının gözleriyle
seyrediyorunuşum gibi. " Sustuk ikimiz de. Rüyalarrmrzı düşünüyorduk, hatırladığımız kadanyla. Hayatımızda, hiçbir korkunun olmadığı tek arılan. "Ben çok hastayım, Noah" dedim. Sesimi tam ayarlayamamıştım. Yüksek çıkrnıştı. "Yakrnda hiç hareket edemeyeceğim. Üçüncü kattaki odada ölene kadar kalacağım." Ya Anita çenesine hAkim olamayıp söylemişti ya da sarhoş olduğu için söylediklerimi anlamıyordu, Ama gördüğiim kadanyla, hiç şaşırmamrştı. "Ben kendimi buraya kapattım" dedi birden. "Ben hasta deği lim ! Ama kendimi bu eve kapattrm." Beklemiyordum Noah'dan böyle bir cümle. Şaşırma srrasr bendeydi. Demek, kendini buraya, sahile, bu ülkeye kapattığını düşünüyordu. Çocukla aramızda hiç fark yoküu. Sadece, ben datıa dar bir yere sokuyordum vücudumu. O kadar. Hepimiz hapistik aslutda, dünyada. Hepimiz de bir yerlere kaparımrştrk, isteyerek. Farkımrz var mıydt, uygar diirıyaııın mozaşist delilerinden? Kendilerine birilerinin zaıar vermesinin, aşağılayrcı sözler söylemesinin hayalini kuranlardaıı farkımız var mıydı?.. Brüksel'deki Moda Moda isimli sado-mazo barrn müdaümlerinden birini taıırmıştım. Evli ve üç çocuklu bir adam. İçinde önlenemez bir istek vardı gerçek bir kaltağa dönüşebilmek için. Tek

de söz sahibi olmasrnr istiyordu. Olantarı, ailesinin duymamasr için yalvarmıştı, jiletlerle açılmış yaralarını diken doktora, Sonra, ülkemin cehalet içinde yüzen bölgeterindeki kadınlarını düşündüm. Gündüz dövülüp gece yasal kocalan tarafindan yasal teca_ viizlere uğrayan kadınları. Ne farkları vardı, karşımda o gece, hastane sedyesinde yüzüstü yatan adamdan ? Daha az ğösteriş, daha az edebiyat bilgisi. Hepsi bu ! Belki isteniyordu o kadınlar acıyla yüklenıniş kaderterini devam ettirmeyi, ama değiştirmek de ellerinden gelnriyordu. Adamı alıp oraya götürmek, başlık parasıyla sattıktan sonra kocasrnın merhametine bıral«rıak istemiş_ gi_ tim o an. Ama şimdlanlıyonım ki, altı milyar insan da o adanr kırbaçlarımak isbi. Belki, gece yansından sonra dönüşmüyorüz teyen bir hilkat garibesine ama hapsolmuşuz görünmeyen duvarlı hücrelere. Herkesin kendine göre bir hücresi var. Bazılannınki daha genişse, neyi değiştirir ? Mahküm olduktan sonra hayata, fark eder mi üçe üç bir oda ya da binlerce kilometrekarelik bir ül_

ke? Hayattarunva sadece acr yön veriyor. Dejenere mazoşistletızı. Dövülmek, hapsolmak, aşağılanmak için yanıp tutuşuyoruz. Acr ! Noa}ı,nn acrsr fakirliktir. Benim acrmsa elle tutulmaz.Hayatın kendisidir.

arzusu bir fahişe olabilmekti. Koridorlarında dolandığım hastaneye geldiği zam€ın gecenin ilerisinde, derin kesiklerini diktirmek için, iç çamaşnndarı hijyenik ped çılırnıştı. O giirı düşiinmüştüm, bütün bu acryr neden çelanek isteyebileceğini. Biraz konuştuğumuzda, bedenine başkalarının sahip olmasından büyük bir haz duyduğunu arılatmıştı. Kendisi dışında herkesin, vücudu üzerin-

Sabahın ilk kızıllığına kadar hiç konuşmadan oturduk verandada Noah mutfaktan şişeyi getirmiş ve yarılarnıştı içindekini, Bense oturmuştum, karırmda di.irıyanın en büyük uyuşturucusu olan acryla. Hiç uykum yoktu. Beni bekleyen büyük bir uyku var_ kadı, nasıl olsa. Noah dayarıamamış olacak ki içkiden ağırlaşmış fasına, ağzında buz pateni yapaJı öline hikim olmaya çalışarak izin isteyip kalktı. yengeçler geldikleri yere dönmüştü. Güneş, barıa son kez söz geçirebileceği günü yaşatmak için doğuyordu, Biliyordum yaJ:rn sabah yok olacağını bütün dünyanrn. Çünkii zihnim ölecekti. Bir hafta sonra, iki gtin sonra değil, yann sabah bitmiş olacaktı her şey. sarıki günlerce uwmuş ve yine giinlerce ayakta kalabilecekmiş gibi hissediyordum kendimi. zihnim attık_ içindekileri, bedenim güçlenmişti. Artık sadece birkaç düşünça
ce ve bilgi

kınntısı kalmıştı kafamda. İsmimin Kayra olduğunu ve birazdan Anita,nın uyanacağını biliyordum. Dünyarıın yuvarlak

434

435

te}cıeye, su bellerine geldiğinde. Hayat ve mücadele bütün dünya için devam ediyordu. Kimse bilmeyecekti, benim zihnime ateş et-

oldıığunu ve kendi etraftnda döndüğünü de hatırlıyordum. Hatta bir ara, ufak bir mucize oldu. Ve dünyarıın dönüşünü, Mevleülerin semahına benzetebildim. İsimler, yüzler hız|a siliniyordu. Hakan'ın adresini Anita'ya verdiğim için rahattım, çünkü o adarnın da varhğını birkaç sonra unutmuş olacaktım. Bir tekrıe gördüm. Bahkçı teknesi. Denize açılan. Kalaba]ık bir erkekler sürüsünün ittirerek o§anusa yolladıft bir tekne. Sonra teker teker çıktılar

Hafifvehızlıaümlarlainiyordu,herkimse.Çıplakayaklarınmerlllere,saniyeninyanslkadarbirsüreiçindeolsa,değerkençıkarclığısesçokrıoşuma$itmişti'TabiikiAnita'ydıuçanayaklarınsa. hibi.Bendepeşindenindim.Arkasındaolduğunruancaksalonun ortalarrnageldiğindeanladı.Gözkapaklarıçokazdaolsa,şiş. Kızgınlığı geÇmiŞ olmamişti uykudan. İeni görünce gülümsedi. sol yanağrmdan öptü, Dindar değildim ama
lıydı. Hatta, gelip sağ yanağımr da çevirmek istedim o an",

tiğimi. Kimsenin hayatı değişmeyecekti kendimi yok ettiğim için. On yıl sonra çok zengin bir kadın olacak Anita bile bir ay sonra
kanıksayaca}ctr hareketsiz bedenimi. Annemin pazar günleri bul-

maca çözerken, yüzüne astığı sakinliğe benzer bir ifadeyle silecekti vücudumu. Hiç doğmamış gibi olacaktım. Ve tek isteğim
buydu
!..

Dünyadarı geçmektense, direkt cehenneme gitmeyi tercih ettim her zaınaır. Ben sadece, olacaklan hızlaııdırdım. Bedenime ihtiyaçlan yoktu cehennemde. Ama bomboş bir zihni de görünce çok şaşıracaklardı, şeytan ve adamlan. Yeni alınmış bir okul defteri kadar boş ve temiz bir zihinle karşılaşınca Tanrı bile, insarı imalatı hakkında oturup yeniden düşiinecekti. Bir yerlerde hata yapmış olmalıydı. Ben hataydım. Altı milyarda bir gelen hata ! Hazırdım iade edilmeye. Doğduğum günki kadar temiz ve boş b\r zihinle. İlk gtlnkü gibi Çok hafif bir rüzg6r saçlarrmr olqadı. Güneşin emekleme devrelerinde, genelde ılık bir rizgdr eser, denizden gelen. Denizci olsaydrm bilirdim adını. Geceden beri, verarıdadaki koltukta, hiç kalkrnadarı sadece şortumla oturduğumu hatrlattı bana esinti. Ayağa kalkıp eve girdim. Hasır koltuğun yaslandığrm krsmının fotokopisi olmalıydı srrtımda. İkinci kattaki odama çıkıp dolaptan keten pantolonlarımdan biri ile siyah bir gömlek alıp giydim. Bunu sadece önümdeki son günüm için yapıyordum. İngiliz komşularrmızın, beni çıplak gördükleri takdirde teşhircilik yaptığım için yakınlardaki bir askeri karakola şikAyet etmelerini istemiyordum. Odadan çıkarken merdivenlerden birinin indiğini duydum.
!

ilk defa kendisiyle ilgilen_ kutunun deliğini dayadı ağzına. Benim bir litrelik kutuya aldırma_ diğimi fark etmiş oü"uı. ü, ağzındaki darı, gözleriyle beni seyrediyordu, "Haydi !" dedim, "Yürüyüşe çrkalrm," Kesinlikle benimki Böyle bir şey söylediğime inanamıyordum, ama teklifı yapil, tarııdığm eski değil, başka bir ağız konuşmuştu oğlene doğnr tok bir kaluılığa kayra sesiydi. saian çatlak çıkarı. ulaşan.Akşamüstütel«arçatlamayabaşlayarı,Ka5[a,nınsesi.Evdennekadarbirsüredirçıl«nadığrmrhatırlamıyordumamaeskidenyaptığımgibisahildeyiiı.ümekistem§timdemekki.Anita'nrn üstirndebirtişörtveşortvarü.Yarıtvermesinibeklemeden,tutverandaya, Oradan da sahile, tum elinden. Salonu geçip çıktık saat sonra karrnılacak Okyarıus çekilmişti, arkasrnda birkaç onun rahat bıraktığı kumların ıslak kumlar bırakarak, Ve biz de, üzerindenyürümeyebaşladık.Anitakolumagirmişti.Barıjul'un gibi, kendimi iyi hissediyor_ sokaklarrnoa vtırtıdtiğiimüz akşam dum.Çokazdüşüncevardıkafamda.SadecebeşduyumunalgıYanm beni hayat. Rutubet kokuyordu. ladı$ kadar

Mutfağagirdi.Bendetakipettim.Buzdolabındarısütüçıkanp

"tüıyo.du saattir,artıkmasmaviolangökyiizigöz|erimizikamaştırryorve kutaklarımız,alrştrklandalgaşarkılarınıdinliyordu.Uzaktarıbirisifotoğrafimzrçekse,gençkızlarınodalarrnaastıklarıromanTabiİ, benim bıyıklanm ve döv_ tik bir 6şıklar posi"ri olabilirdik. melerimbirazbozardıfotoğrafi.Pekdegençkadınlarınhayallerindekitemizyüzlüadamabenzemiyordum.Dahaçok,Meksi. ka,dabirkaçkezpokeroynadığımuyuşturucukaçakçılarrnrandırryordum.

ffi
435

437 larında. Başımı hiç o5matmadarı gördüğüm alan içinde Joshua'nın ki.içük serası vardı. Daha ilk oturduğumuz andan itibaren, o seraya ba}<rnaya başladığımı görünce hiç susmadan anlattı içindekileri, deneylerini. Joshua konuştu. Liz konuştu. Anita sonrlar sonrp yanıtlarını a]dı. Sahil arkadaşları b irbirleriyle röp ortaj yapıyorlardı. Bense dinledim. Kafamı salladrm, tam altı kez. Bir kez de, "Ah evet!" dedim. Masadaki üç insaıırn da, birden sandalyelerini geriye itip ayağa kalktıklarını görünce, önce benim onlan dinlemediğimi anladıklan için kafamda sürahiyi kıracaklarınr sandım ama sonra ziyaretimiz sona erdiği için ayakta olduğumuzu anladım. Yüzümde sabit bir tePessüm vardı, yanrlmryol§aln Joshua'nın elini sıktığımda başlayan ve san evin verandasına kadar taşıdığım. Anita, artık yavaş yavaş kendimi kaybettiğimin farlondaydı ama korktuğunu da anlayabiliyordum. Tlrhaf dawarıışlanm beklemediği belirtilerdi. Yere düşüp titresem sonra da hareketsiz bir heykele dönüşsem daha anlayışla kaşılayacaktı ölümümü. Salona girerken "Sana bir capuccino hazırlayım mı?" diye sordu. Yarııt vermedim. Aslında ağzımı açmıştım, evet demek için ama hiç ses çıkmamıştı. O mutfağa doğru yürürken ben, bütün gece oturduğum hasır koltuğa tel«ar bırakrruştım kendimi. Sutımda braktığı derin izler hasırlara tam oturdu. Legolar gibi. Dirseklerimi önümdeki masaya dayadım. Ve ellerimi de kaınışturup üsttine çenemi koydum. O§anusu görüyor zuna duymuyordum... Sadece göriinmezbır saatin saniye sesleri vardr, çok uzaktan gelen, da}ıa önce duyduğum tamtam seslerine benzeyen... Noah'nrn "Özür dilerim. Geç kalüm..." demesi üzerine kafamı çeürdim. Aynı sözü dün gece de söylememiş miydi? Bilmiyorum ama tanrdık gelmişti kelimeler. Aklımda birden, çelik bir namlu oluştu sonra tetik, kabza, on beş mermilik bir şarjör. "Silahın yemek masasının üstünde" dedim. Bu sefer ses çıkmştı ağzımdarı ki Noah çıktığı kapıdan içeri girip kayboldu. İki dirseğimin arasına bir fincan geldi. İçindeki sıvıdan çıkan duman gözlerimin yakmındart göğe yükseldi. Ve Anita yanrma oturdu. Önce köpüğünü çektim dudaklanmın arasrndan içime capuccino'nun, sonra da kendisini yudumlaüm... Güneş alnrmı selamlıyordu. Biraz geriye

yın !" diye bağırü arkamızdarı Joslrua. Bize baktıkça gençliklerini hatırlıyor olamazlardı, zenci bir fahişe ile bir katili yan çünkü yana görünce kimse bir şey hatırlamazdı. "Anita, bugün son. Hissediyorum. Yürüyebildiğim, konuşabildiğim son gtin..." dedim, deniz kabuklan.,, u^*l*uk İ;İ ;;;me bakarken.

İngilizlerin evinin öntinden geçiyorduk. Bir kadın sesi, ''Anita!'' diye bağudı. Dönüp baktık. Liz'di bu, İngiliz aksarııyla okyanusun sesine rakip çıkan. Joshua'yla verandalannda oturmuş, günün ilk ça}anı içiyorlardı. Bütün orta yaşını geçmiş insanlar gibi onlar da uyuyamıyor, erkenden kalkıyorlardı demek ki. Rahat, kuştüyü yastıklan daha güneş doğmadan en sert kayayadönüşüyordu... El salladık Mclaren çiftine, iyi komşuıar gibı. ''Dönüşte
uğra-

geldikleri evler. onun için hepsinin ahşap pa4jurları kapalıydı. "Dönelim" dedim. Yorulmamıştım. Aksine, dünyanın etrafinda bu hız|a on yıl civarında sürecek bir tur atabilecek kadar dinçtim ama bir yaran da yoktu ytirümenin... Nezaket kurallan, bizi Mclaren'lann verarıdasına kadar kendi elleriyle götürüp bıraktı. Gözümü açtığımda Joshua'nın sürahiden döktüğü portakal suyunu, elimdeki bardakla topluyordum. "Teşekkür ederim" diyebildim, komşuluk ilişkilerine dair bütün bilgileri silmiş zihnime rağmen. Bir saate yakın oturduk veranda-

n için yaptınlmış evlerdi. Mesai günleri sömürmekten yorulan beyazlann rahatlamak ve dinlenmek için tatillerini geçirmeye

nin için başka yapabileceğim herhangi bir şey var mı?'' Konuşurken kolumu daha da sıkıyordu. "Ha5nr" dedim. "Sen, teklifimi kabul ederek bana en büyük iyiliği yaptın. sadece, bundan sonra mutlu bir kadın olmanr istiyorum. O kadar." Tam dört adım attık ve yanıt geldi. "Olacağım. Söz veriyorum.'' üç sahil evinin önünden daha geçmiştik. Genelde, hafta sonla-

zıyordun. Fil«ini değiştiremeyeceğimi biliyorum artık. Ama se-

"Biliyordum" dedi. "Son birkaç giindür çok azkonuşuyordun. Saatlerce, hiçbir şey yapmadan oturuyor, bazen de saatlerce ya_

438

439

çektim koltuğumu. Artık, göğsümde ufak bir noktaydı güneş... "Şehre gidip cipi göreceğim. Sarıa bahsettiğinr arkadaşımla. Eğer o tamam derse satrn alacağım" dedi Anita, gömleğimdeki barıa ait, dökiilmüş birkaç saç telini eliyle alıp rüzgira bırakırken. "Evet" dedim. Başka söyleyecek bir söz gelmiyordu aklıma. İki yırdum daha aldım önümdeki fincandan. Belirli bir tat gelmiyordu ağzıma. Sadece sıcaklığını hissedebiliyordum... Güneş tekrar alnrma geldiğinde, Anita giyinmiş, bana gideceğini söylüyordu. Ben yine "Evet" dedim. İngilizce evet denrek kolaydı. Her dilde kolaydı aslında. Kolay olduğu için anlamı evetti... Bir ara Noalr, yanında tanımadığım bir adamla gelip yeni bir bahçıvan bulduğunu, eskisinin işe yarafiIaz olduğunu söyledi. Yanrnda duran adamı işe almayı kabul edip etmediğimi soruyordu. Bu kez, yarııtrm sonryla uyumlu olacaktı. Hiç nazlanmadan, "Evet" dedim... Şu arı bana yapılacak en iğrenç tekliflere bile evet diyeceğimi bildiğim için, beni benden korusun diye tutmuştum Noah'yı. Birilerine güvenmek zorundaydrm... Önümde sadece bir gün ve bir gece kalmıştı. Bir güneş, bir ay. Sanki beynime binlerce iğne saplanm§ ve şınnglalarla içindeki bütün düşünceler, bilgiler çekiliyoITnuş gibiydi... Veraııdada oturduğum sürece, giyinik olmadığımı düşünerek iki kez gömlek ve pantolon almaya kalkıyordum ki, son anda fark ettim zaten izerimde ikisinden de birer tane olduğunu... Kendimle konuşmaya çalışıyordum. Ama genelde yüz sesin birbirine karıştığı zihnimde yankı yapıyordu tek bir Kayra. Herkes gitmişti. Geriye sadece tek bir ses kalmıştı. Son hatırladıklarımın önümdeki kiğıtlara dökülme sesleri.,.

harfleri görebilmiş bir şok yaşadım, çünkii ilk baktığrmda sadece

amabütününüanlayamarnıştım.Yaniokumayröğrenmemişbir bir olarak görünmüş, toplanınca çocuk gibi, harfler bana şekiller dakika bakmaya devam kelime oluşturmamışlardı. Ancak birkaç yazıSını okuyabildim' okumayı "Grand Cherokee"
ettikten Sonra,

unutuyorolamazdrm.Eğeröyleolsaydıbusayfalandolduramazdım.Amabirsinyaldianlıkduraksamam.BütünKayra'nınbaşlangıcıolanokumayazmayıdaunutacağlmanlngeleceğininhasöyledim, bercisiydi. Bir iki kesik cümleyle , arabayıbeğendiğimi söyledikleri arı duy_ sadece Genç bir adamla tanıştınldım. İsmini biri herharıgi başka bir kelime ettiğinsonrasrnda
dum ve hemen

deunuttum.Noah,-bahçlvan,şoförolaraktanıştı.nlanadamve Anita,hepsidehayranlıklaseyrediyordubeyazcipi.oanbinsem biraz gidebilsem bile, dahi kullanr*uyu"rğımı düşiirıdüm. Çünkii

arabanrn motonrnun na_ nasrl kullandığımr, neden kullarıdığrmr, bir yanıt çık_ sıl çalıştığını düşünmeye başlayacak ve sonılanma

palmiyelere çarpa_ mayacağı için ,it rrı*a"n, yolun kenanndaki cağımı biliyordum..,

Evegirdim.Dışarıdadurduğumondakikaiçindeterlemiştim. Evinserinhavasrnefesalmamıkolaylaştrnyordu.Belkinasrlne- Sagün, diYe düŞünüP güldüm... fes alındığını da unutabilirim bir üzerinde düğ_ londaki karıepeye oturdum. Önümdeki sehpada, Aldrm, düğmelerden rengi meler oları kiiçük bir kutu duruyord,u. sesi kaPladı. BağınYorfarkh olana bastım. Evi birden, bir erkek duvarda, veranda ile salodu. Kafamı kaldrdığımda sesin kaşı
nuayırancamrnköşesinded'uranbirzencidengeldiğiniarıladım. anlamam, SöyBirkaç sarıiye sürdü televizyonu açm§ olduğumu eden insarılar vardı, lediklerini anlamıyordum. Çewesinde dans
televizyon seyretmemiş_ düm. kim bilir ne kadar uzun bir süredir

Ögleden sonra bir motor gürültüsü doldurdu evi, verarıdayı, sahili, Afrika'yı. Birkaç dakika sonra Anita, heyecandarı fazlasıyla terlemiş bir şekilde yanrma gelip kolumdan çekerek beni evin öbür tarafina götürdü. Yarıi büyük giriş kapısına. Kapıyı iki adımda aştık. Ve on metre ötede, beyaa bünik bir cip duruyordu. Anita çewesinde dolanıyor, bana durmadan özelliklerini sayıyor, bir yerlerini gösteriyordu. Cipin yanrna gittim. Üzerinde markası yaztyor olmalıydı. Parlak metal harfleri buldum. Ve kalp lcıizine eş

zenciadamrn.Belkibirkutlama,dinibirtörendiıdiyedüşün-

tim?Dahaboşbakılamazdrherhalde,ŞUilenazüZaykadarboş bakarıgözlerimden...TeleviZyonseyrediyordum.Anlamadlğım diye
hep böyle olsa, bir dilde konuşarı adamr dinliyordum. keşke

düşündüm.Keşı<ehiçbirlisanıbilmeseydim.Anadilimikonuşamasayclrm.Böylecebanasöylenenlerinhiçbirinianlamazdım'Ne

441

440

kadar huzur verici olurdu. Şimdi Çin'e gidip bir milyar insanın tek kelimesini anlamadığım sözlerini dinlemek ! Tam olarak hayal ettiğim gibi gelişmiyordu zihnimin boşalması. Başımı elleri min arasına alıp büyük dehalar gibi olduğum yerde dengesizhareketler yaparak, atasözü olacak kadar büyuk son sözler söylemiyordum. Ben televizyon seyrediyordum. O kadar. Gambiya'nın resmi kanalında bir programı izleyerek boşaltıyordum zihnimi... Yeni bir program başlamıştı. Daha asık suratlı konuşan bir adam vardı artık ekranda. Gözlerini bana dikrniş, sanki elimde tuttuğum bir k5ğıttan okuyormuş gibi konuşuyordu. Devlet kanalının
haber saatiydi...

suseyredebilirdim,istediğimkadar.Sonrabirsoğuklukhissettim once birkaç tel gördüm havada, ensemde. Bir me_taiin soğuı<ıuğu. Saçlarım otvanry1 doğru uÇuyorSonra daha kalabalık oı,or,ı-. saçlarımı ke_ dotunuiıa.rlnt hissettiğim du. yillardır omuzlannra Elindeki makası alıp ka]bine siyordu Anita. Bağırmak istedi;. saplamakistedim."AmaAnita,benistemedenböylesinebüyükbir hamteyapamazü.Demekkibenemretmiştimsaçlarlmrnkesilmesinivesadecehatırlamıyordum...KumsalrnheryerinegötiirAnita Güneş o§anusa sanldığında, dü rüzgir, oç,ş* saçlarrmr, ediYordu, Ne jiletinyardımıyla tıraŞ kafamdaki son saçIan da bir kadarkomikvebeyazgörüneceğimitahminetmeyeçalışıyorbaşı_ gelmiyordu. sadece, sağ elimi dum. Ama hiçbir şqy komit magöttirdüğümde"ıı*ı,.içi,kendisikadartemizbirderiyedokundu.BütünsaçlanmıkazırnıştrAnita.Yüzümdekiıslaklıkve her ve o*^ma değmesi, sakallarrmr Anita,nın sol göğsünün ,rg bıyığımı da tıraş ettiğini anlamama sabah özenle şuf,iııur,airüğim

Anita yanıma gelip kendini kanepeye atana kadar seyrettim ekrandaki insanlan. Hayatının en mutlu gününü yaşıyor olmalıydı. Sol elimi tutuyor ve öpüyordu, konuşmasına nefes almak için
verdiği aralarda. Beyaz cip onu, artık gerçek bir harıımefendi yapmıştı. Bense hayatrmın en boş gününü geçiriyordum. Bekleme salonlarındaki dergi karıştıranlar kadar yapacak işim yolııtu. Sadece otunıyordum. Bir ara hareketli ve müzikal konuşması yavaşça ritim kaybetti ve kulakla duytılur bir şekilde ağırlaştı. Ne dediğini arüayamıyordum tam olarak. Ama benden bahsettiği kesindi. Bazı kelimeleri ayırt edebiliyordum diğerlerinden. "Lütfen... Yapma... Mutluyum..." Bunlan seçiyordu demek ki zihnim, Anita'nın söylediklerinin arasrndan. Sonra yarıağıma dudaklannı değdirip koşar adım gitti. Yine arabasrna bal<rnaya gidi yor olmalıyü. Belki de tanıştırdığı genç adam şoför değil, sevgilisiydi. Belki de, beni yıllardır takip ediyorlardr ve servetimi ele geçirmek için içkilerime attıkları ilaçlarla beni bu hale getirmişlerdi... Belki de ben çok televizyon seyretmiştim! başlamasrndaıı. Anita telaar yanrma geldi. Ama oturmaü. Elini uzattı. Ttıttum. Verandaya çıktık... Satıile indik... O§anusun birkaç metre yakınına gelip durduk. Anita, bana doğnı dönüp omuzlarımdan tuttu. Hafifçe bastırdığına göre oturmam gerekiyordu. Beden dilini h6li anlayabiliyordum. Bağdaş kunıp güneşin srcaklığını konıyan kuma oturdum. Anita arkama geçti. Artık o§anu-

'"TJ, rn iğinde, eııerimi doıaştırm* "1,,gliyj*,: :r#11 Amagerekyoktu.Hiçbirönemiyoküu,yıllardırstiliminendeğerliparçalar,oı,ouuçı,nm.nveuıyığımın.onlarrtaşıyacakbiryüzBay;kt". Elimden tutuP kalürdı, belki hili vardr alna bir zihin
nakatılakatılagüleceğinisanrrken,birgözyaşıgördümkumsala peşinden ğiden, ve o§anus, ğl""ş saçlarımın

Verandayaçıktık.Kulağıma"ğı,pherkesiyolladığını,büttin is_ Teşekkür etmek gece evde srd""u ikimizin oır.uğr,isöyledi. tedim.Harflerisıralayamadım.HerharnbulmakiçinAdanitibaiçin, Saaraöğımı g<irüp tanıyabitmem ren saJrmam gerekiyordu,
dece,tuttuğumelinisrktrm.n"nıhllösevdiğinibildiğimianlamaÖnüme kXğıt ve kalem kowp sı için. ro.,,,şu*ua,ğ*, 1lalnııH, evegirdi.GazlambasrnıiçerideyalarıışvegetirTnişti.Masayıve yüzlerimiziaydınlatanfitilinışığındaot*g"ı.Duyabildiğimka- vafarkına ÜzerlnOe tı1ii§,T da olsa darıyla Otl"vuv, dinledim, rabildiklerimitaşıyarıhayattakisongecemiyaşıyordum.YazmaBıkrnadan aaığım kalemıe. enıta beni seyretti, ya başladım

A§amuı yaklaştığını anlayabiliyordum, güneşin silikleşmeye

"ıı*L izledihareketlerimi,batışlarımı.Birışıkaradıgözlerimde.Birkı-

443 442

vılcım. Ne olursa. En ufak bir işaret. Yeniden hayata dönebileceğime dair ktiçücük bir hareket. Hazırdı bana bildiklerinin hepsini öğretmeye. Büyütebilirdi, yeni doğmuş bir bebeğinkine benzeyen zihnimi. Ser..rnesini biliyordu Anita. Benim gibi değildi... Gaz lambasrna ikinci fitili tat<tığında ben hilh yazryordum. İki fincan capuccino birit«nişti sağ elimin yanında. İçmiyordum ana belki fikrimi değiştiririm diye o $etiriyordu... IJyumayacaktı Anita. Beni bekleyecekti. Benim uyumamı. Ancak çocuklan yattıküan sonra başını yastığına koyabilen bir anne
gibi...

kağıtilebirkalemdunıyorduyerde.oturdumyatağa.Çırılçıplak. Bir derim vardı üzerimde", Bir de döırmelerim", son hatrrladıklanmı Klğıdı alıp dizime yasladım, Ve üzerine, aldırmadan, slra geldi zihnimi cla karaladıktan ,o.,r, karanlığa

lriliayaktatutanüçkelimeye,onlardatelaffuzedildiğiZaman
tek bir Kayra kalmayacak geriye", yüksek sesle: Hem yazıyonım, hem söylüyorum

Hiçbir şey yok"," "Hiçbir şey yok ! Hiçbir şey yok,

RüzgAr hızlanmıştı. Dalgaların sahili tokatlama sesini duymuyor ama tahmin ediyordum. Ellerim üşüyordu. Titriyordu boşaları zihnim, aç bir çocuk gibi. Artık sokağa çılcna yasağı vardı kafamda. Bulduğumu tutuklayıp atıyordum önümdeki kiğıda Sol elimin parmaklan acıyordu kalem tutmaktan ama son ana kadar yazmalıyrm, diyordum kendime, her ne kadar karşıdan bir yanıt gelmese de... Ben, hayatrmda kendi kendime konuşmamrştım. Kendime söylediklerime daima yüzlerce farklı sesten yüzlerce farklı yanrt gelmişti. Şimdiyse yalnızüm. Aynı ses sonıp yarııthyordu. Kendi başına olmak böyle bir şeydi herha]de Sabah elçilerini yolluyordu geceye. Geliyorum, diyordu. Kaç !.. Biz de katktık koltuklanmızdarı. Geniş salonu kol kola rurüdük. Bu sefer ben girdim Anita'nın koluna. Ağır ağır çıktık basamaklan. Kaç saniye uzatryordu bunların her biri hayatı? İkinci kata geldik. Koridora baktrm, belki annemi görürüm diye. Erken kalkar o. Fazla uJruyamaz... Anahtar sesi duydum, önümdeki demir kapının kilidinde dönen. Yeniden basamaklara attık çıplak ayaklanmızı. Son bir adım ve önündeydik karanlık odanrn.,. Kapı aralıktı. Görüyordum içerideki yatağı. Kendimi görüyordum üzerinde. Başımı çevirip baktım Anita'ya. Kimseye sanlmadığımız kadar sarıldık birbirimize... Son insanlığım da, srrtrmdaki elleriyle gitti. Daha fazlabal«nadım yaşlı gözlerine. Hissetmiyordum çünkii ac§ınr... Tek bir adım attrm ve artık odadaydım. Kapıyı arkamdan kapatıp siyah ipek çarşaflı yatağa yürüdüm. Duydum kilitlenişini demir kapının... Bir

Kinyas'ln Yolu

ffi.

yolun karşısındaki binarıın üzerindeki yazıyı görebiliyorum. "Siyasal Bilgiler Faktilİesi"... Ayaklanm sızlıyor. Onları unutrnuşum, Hilton'dan buraya kadar yürürken... Önce bilemedim nereye gideceğimi. Yorgundum. Ve önüme çıkan ilk yokuştan aşağı indim. KızıLay'a geldiğimde bir iki insan gördüm, Sakarya'dan sarhoş çıkmış. Ben de içmek istiyordum aJna bilincimin yerinde olması gerekiyordu, içinde bulunduğum durumu düşünebilmek için. Devam ettim yürümeye... dum ve sığındım bir karanlığa. Her şehirde sokak lambalannın ulaşamadığı yerler vardır... Neden Kayra'yı terk ettiğimi, neden

Cebeci... Tabelasında "Saray" yazan bir otel. }httığım yerden,

Polis arabalan geçti yarıımdan. Eski ahşkanlık. Hemen dur-

kaçtığımı düşündüm. Çok yanıtı vardr sorulanmrn ama hiçbiri derdimi tam anlatamadı... TED'in önüne geldim. Birkaç kişi tanımışhm zamanrnda, önünde durduğum okuldan mezun oları... Bir sigara yakıp devam ettim. Neye ihtiyacım olduğunu, neyi aradığımı bilmeden yürüdüm. Sonra, karşı kaldırımdaki binalann birinde ışıklı bir pano gördüm. "Saray tel." "O" harfi tarihe karışmıştı.

Binanrn kapısrndan içeri girdim. Krrmızı halı serilmiş basamakları trrmandım. Merdivenin döndüğü noktada kendimi gördüm. Duvardaki ayna hatırlattı Kinyas'ı barıa. Basamaklar bitti ve soldaki kapıdan içeri girdim. Yaşlı bir adam, üzeri kalabalık masanrn arkasına oturmuş, teleüzyon seyrediyordu. Yanındaki koltukta da bir kadın uyuyordu. "Bir oda istiyorı-ım" dedim, sesimi teraziledikten sonra. "Kaç saatliğine ?" deyince $özlerini televiz-

448

449

yondan ayıITnadan, anladım otelin T\ırizm Bakarılığı'ndarı aldığı yıldız adedini. "Şimdilik bir gece" dedim... Parayı peşin aldı. Ve topallayarak, ağır gövdesini içinde bulunduğumuz salona açılan altı kapıdan birinin önüne kadar götürdü, Elindeki anahtarla açıp
sarayrnı tanıttı. "Yatak. Sandalye." Kör olduğumu düşünüyordu herhalde... İçeri bir adım attrm ve

benzeyen,odarrrnkaprsrnınaltındarıgiriyorlardr.Ben,sekizyıl öncehayattankaçarı.aynradamdım.HiçbirişeyaramaJnıştıacı
ve zevk dolu yolculuğum,

kapı arkamdan kapandı. Kilitlenmesinin bir önemi yoktu. Çok zorlasa, dokuz yaşında bir çocuk kırabilirdi, sara;nmı salon benzeri lobiden ayrran tahtaparçasnt. Yaşlı adamuı açtığı ışığı kapattım, çantalnr yere bıraktıktarı sonra... Küçük bir masa vardı duvara dayalı. Üstünde de bir ayna bekliyordum ama onun yerine bir poster asılıydı. Küçük masanın üzerinde eskiciye satilmayı dört gözle bekleyen abajuru yaktım. Ve aydınlattı, kafamı kaldınnca gördüğüm duvardaki resmi. Bir manzara fotoğrafı. Palmiyelerin olduğu bir sahilin yükse}<ten çekilmiş fotoğrafi. İster istemez, acı bir tebessüm yaktı dudaklarımı. O palnriyelerin arasında yaşamıştım sekiz yıl. Hindistanceviziyle bir adamın kafatasını çatlatmıştrm. Biliyordum ne olduğunu o sahilin Tahta sandalyeyi calnın kenanna çektim. Oturup ayaklanmı yatağa uzattım. O an anladım onlara faz|a yüklendiğimi. Zavallı ayaklarıma... Saatim olmadığı için ne kadar bir süre yürümüş olduğumu bilmiyordum. Ama sokakların nüfusu otelden çıktığım zaJnana göre hayli azalmıştı. Kayra'dan aldığım paketi çıkarıp bir sigarayaktım. Duman abajunrn ışığında darıs etmeye başladı. Yeni yeni fark ediyordum kendime neler yaptığımı... Sekiz yıl sonra lağım kokarı bir otel odasında, camdan sokağı seyrediyordum... Değişmiş miydim geçen zamarıdan sonra ? Hayır !.. Ailemin evinden gizlice çıktığım gece neler hissettiğimi, neler düşündüğümü harfi harfine hatırlıyordum. Ve hAl6 aynı duygular vardı içimde. O zaman da kendime faz|a geliyordum şimdiki gibi. Aklım bir firtına kadar karışıktı. Her gözümü kırptığımda, kaçak hayatımda yaptıklarımı görüyordum. Yollan, evleri, o§anusu, kadınlan, öldürdüğüm isimsiz adamları,.. Hepsi bu gece, beni pişman etmek için dönmüşlerdi. Camrn ahşap çerçevesinin, kalın bir kartona
!

de emin ol_ zevkve acl. İsimlerinden de, hissettirdiklerinden hayvan gibi yaşadığım günlerde cluğum kawamlar, Hayatımı bir boynumataktığımtasmanrnüzerindekielmaslar.Zevkveacr.Hayatrnanlamr.Merakedilir,sorulurheryerde.İştesöylüyorum! acılar çıkanldı_ Hayat, ölene kadar hissedilen zevklerden, çekilen zı;yk- acı, Sonuç pozitifse yaHayat = ğı zamarı geriye kalandır, gün, Tabii Negatifse ölmüşsündür doğduğun şamışsındrr hayatı, yetmemiştir ha_ ise zamarırn bir de sıfir ihtimali var. Bu durumda yatıarılamaya.Erkenayrrlmışsrndrrpartiden,göremedensonu-kaNe kadar eksik oysa! Ne nu... Böyle düşündüm ben yıllarca,

daritkel.Nekadarkorkunç.Nasılbirinsarıkendinibudenliaza indirebilir?NasıI,sadeceikizıtelektroniksinyalinbütünvarlığınahAkimolmasınaizinverebilir?..SorularÇinlilergibi.Milyarın
üstünde.

iki renk hatırlryorDönüp bakıyordum geçmişime", Sadece dum.Kı.rmızrvesiyah.KarırnbeynimiişgalettiğinekarııtolankrrmıZlgözlerim...Vehercinayetimdensonraunutabilmekiçinkarşımdakidewilenadamr,başımıçevirdiğimsiyahtoprak...Ihrmızızevkin,siyahacrnınrengi.Benikisiyledeboyadımzihnimi... Bilmiyorum..'Kimsebilmiyor.Benneyaplyonım?..Eğerbirkerpetenletekertekerçekilseydidişterim,belkivermezdibukadar acr.Amayavaşdaolsafarkınavarmakaslındahiçbirşeyindeğişmediğinin,",n,*,yakıyordusankibirterzininbütüniğnelerini yutmuşumgibi...Üşümeyebaşlamıştım.Titriyordum.Dişlerim birbirineçarplyordu...Soğukt.,,ougı,bedenimdekiyedideliğin yaptığıcereyarıdanüşüyordum.Aklımdanhız|ageçenlerinrizghyıııarca zihinsel ölüm için yaŞamıŞtrm. Vardı rrndan üşüyordum.
biramacrm.Amaşimdiherşeydentereddütedenbiradamdım. Bilmiyord,.*,,'"."yegideceğimi...Enbaşadönmüştüm.Nefarkımvardı,ailesininevindengizlicekaçançocuktan?Hiç!..Yıllar boşadönmüştü.Takvimlerdekisayfalarboşunaçewilmişti.Ben hilliçindesiyahvekrmızınınhüki.imsürdüğüadamdım...Ken-

*, rc,
j=*r.

450

451

dimde duyduğum nefretin seviyesi ölçülse, elbet bir madalya olurdu boynumda. sadece hilö nefes alabildiğim için yaşıyor olmayı kendime yal«ştıramıyordum... Benim sorunum, hayatı kendime yakıştırmalnaln oldu. Ben yakışıklıydım aIna o değildi Başladığım noktaya döndüğümü görmek midemi bularıdınyordu. Bütün gözyaşlan boşuna, bütün kanlar boşluğa döktilmüştü. Kinyas, geçen bunca zamanrağmen hAlA Kinyas'tı... Belki de Kayra'yı terk ettiğim için şüphe etmeye başlamıştım kendimden. Kendimi ikiye ay,rıp ikizimi yaratmak istedim o aJı... Uyımak istedim. Hem de çok. Uruwp unutmak. KaJrra'nın yaptığı gibi. onun gibi rüyalar görmek istedim. Ama bütün dünya sözleşmişti, bana §özlerimi kapattırmamak için... sürekli, kendime bunhan sonra ne yapacağımı soruyordum. Hep aynl sonryu. yüz kez. Bin kez... Üıkeme, ailemin eünin olduğu yere dönmüştüm. Ama daha düne kadar bunlardarı tamamen uzakolan ben, korkuyordum saray otel'in boktan odasında, ailemin evine yakın olmaktan. İyileşmiyordu içimdeki Kinyas. Daha da dibe dahyordu.IJzattığım eli!

aynı adamdım. Yıllar önce şu an camdarı gördüğüm, üzerinde ismi yazan üniversiteye benzer bir okulun amfisinde herkes ders dinlerken, kendimi öldürmenin en basit on yolunu sraya kazıyan genç adamdım. Yapmam gerekeni yapmamtştım. Diretmeliydim oysa, norma] bir insan gibi yaşamak için. Mücadele etmeliydim deliliğimle. Çok çabuk yenilmiştim kendime. Ve kaderin bana armağan ettiği Kayra, belki de bir cezaydı. Şeytarıi bir ortaklıktı bizimkisi. Kafamızdaki en gizli hayalleri ortaya çıkarmak için kurulmuş olan... Bir zamarılar uyurdum. Hatırlıyorum o günleri. Annemin yeni

me tüki,irüyordu

!..

camı açtım. Rüzg6r girsin istedim odaya ama tek bir toz kıpırdamadı. Bir sigara daha yaktım. Afrika'ya dönmeyi düştirıdüm. Evet. İlk uçağa atlayıp ait olduğum yere dönmeliydim. karış kanş tanıdığım toprağa...Ama birden fark ettim ki ne ben, ne de başka birisi hiçbir yere ait değildi. Aidiyet bir karıdırmacaydı kiiçük çocuklara anlatılan. Hiçbir yerde hiç kimse beklemiyordu beni. Ailemin, ölmüş olduğuma uzun zamarıdır kendilerini alıştırdıklarını düşünüyordum. salondaki teleüzyonun sesi geliyordu. Du;rmamaya çalıştım. Hiçbir şeye sahip değildim. Doğa barıa bir aile vermişti, ama ben onlan da reddetmiştim Hiçbir şeyim yoktu. ve dönüp içime baktığımda, göle eğilmiş bir çocuk gibi sadece kendi yüzümü gördüm. Gözyaşı bile yo}rtu, suJru bularıdıracak olan... Yanlıştı, diye düşündüm. Hepsi yanlıştı. Ewenin her yerini dolduracak kadar büyuk bir hata. Evden kaçmak. Afrika'ya gitmek. İnsan öldürmek. Uyuşturucu satmak. Hepsi hataydı ! Bunu bu gece arılayabiliyordum. kendimi, garip düşüncelerle dolu zihnimi unutmak için yapmıştım her şeyi ama işe yarzımamıştı. HAIA

değiştirdiği çarşaflaruı kokusunu içime çekerdim ve gözlerimi kapattığımda gelirdi uyku bekletmeden. Nasıl bu hale geldim ? Nasıl bu kadar insarıhktarı çıkabildim ? Seyrettiğim filmlerdeki kahramanlann gerçek olabileceklerine nasıl inarıdım ? Romanlarrn, tuvalette okunmak için yazılmış olabileceklerini nasıl düşünemedim ? Belki de kan kardeşimim terk ettiğim ve gömülü olduğum topraktarı çıktığım için böyle düşünüyordum. Korumasız kalmıştım. Yine şehir beni yemeye çalışıyordu, eskisi gibi. Kayra'nrn paketi bitmişti, sabah geldiğinde. Bir sonraki hamlemi düşünmeye başlaüm. Ve en acıklı bölümüyse, önümdeki tercihleri sıralamaktı. Çünkti hepsi de birbirinden zordu. Yeniden, herhangi bir Üçüncü Dünya ülkesine gidip yeni bir yasadışı hayat kuracak kadar inançlı değildim. İll< nartasında, ensemden bir kurşunla yere sererlerdi beni. Çünkü çığlıklan duyrnaya başlayacağımı hissedebiliyordum. Eskisi gibi duygusuz olmadığımı fark ediyordum... Bir gecede değişmiş miydim ? Hayır, sadece kendimden gizlediğim insarılığım mezarrndan elini çıkarmaya başlamıştl.. Bu odada kendimi öldürmeyi düşüncliirn. Önce marıtıklı geldi. Tavandan sallanan ampul ve kablosu çok uygundu. Zaten, kendimi bir kaşık suda boğabilecek kadar ölümle içli dışlıydım... Ama korktum ! Evet, öliimden korktum. Ölmekten. Yok olmaktan. Cesedimin kirli bir battaniyeye sarılıp yaşlı bir kamyonetin arkasına konulmasındarı korktum. Sekiz yıldır ölümü adeta bir ayna gibi yüzüne tutmuş olan ben, ölmekten korktum. Kaybedeceklerimden dolayı değil. Sadece, hAl6 istediğimi kazanamaInış

#,
452 olmakhan dolayı yaşamak istedim. sekiz yıl boyunca bulamadığımı kazarımak için ölmedim bu gece. ve geriye kalaıı son tercih, son yol en yıpratıcı olandı. Bu düşü."" *rİgeldi aklrma, bilmiyonrm ama yerleşmişti diğer seçeneklerin yanına. Büyük harflerle "GERİ DoN !" diyordu barıa, bu tercih. Eve, ailene, kendine, gerçeğe, hayatageri dön !

mez, çünkü bir saat sonra yaşayacaklarrnı bilemeyecek kadar insansrndrr...

Hayata yeniden başlamak. Bıraktığım yerden değil. Daha geri, den. saf bir çocukken yaşaüklanmdan itibare., nrşı*rr, ıbiıvo rum hayat, Düşünüyorum da, Ka5rra'yla geçirdiğim, yalnız dolaştığım onca zar.andünyayı ve kendimi çözmeye çaııştım. Hep bunu düşündüm. kendime bir alev yarattım. vegerçekte var olmayan o alevin karşısında erimeye başladım. zihinsel ölüm buydu. Erime ! Tam bir saçmalık. Hayatı yok etmenin zaJnanr asla gel-

Saray otel. Cebeci. Hata çıkmış değilim odadan, Afrika'ya giden bir uçağa bilet almak için. H6lA €ısmış değilim kendimi, altmış vatlık ampulün ucunda sallandığı kabloya. v" urtrı. biliyorum hangi yolu seçtiğimi. Eüme dönmek istiyorum.

Ailemin yanma.

edeceğim.

sergıyı yaşayacağım. Bugüne kadar reddettiğim bütün hediyeleri kabul

Bu, boyalan döktilmüş dört duvar arasrnda ruhum bedenime döndü. Öıatıratıkıerime hayat verdim. kendi kendimi doğurdum. Artık gerçeği biliyorum. Biryerlerde hayatın ve mutluluğun olduğunu, aşkın kol gezdiğini biliyonıIn. Ve hepsini bulacağım ! Hayatım boyınca yokluğunu hissettiğim bütün insanhğımı,

yaşlı bir adamın üzerini örterek borcunu ödeyebiliyorsa, saray Otel gerçekten de saraydır o kadın için. Aşağı inip yiyecek bir şeyler bulmaya çıktım. Çöp kamyonu caddenin ortasından gidiyordu. Hava aydınıanmrş ama saat h6ld erkendi. Bir polis arabası geçti yanımdan. ve bu sefer
kaçmadım.

kapıyı açıp çıktım. yaşh adam koltuğunda uyuyordu. yarıındaki kadınsa, birkaç saat önce üzerinde duran battaniyeyi adamın üstüne örtmüŞ ve gitmiştim. Bvsizlik bir kadın için felakettir. Ama sadece,

Dışarıdaki televizyon hiç susmaınlştı gece boyunca.

Dimdik yürüdüm kaldırımın üzerinde, Eğer kaçarsam, geri dönemezdim. Ve eğer şehirde yaşayacaksam, alşmalıydım insarıları düşmarılarım olarak görmemeye. İçimdeki iyimsertiğin nedenini anlamış değildim. Büyuk ihtimalle, çaresizlikten kayııaklantyordu. O kadar ne yapacağımı bilmez duruma gelmiştim ki, mutlu olabileceğimi düşünmeye başlamıştım. Çünkii bugüne kadar, belki de denemediğim bir o kalmıştı... Bir finn buldum, önünde ekmek kasalan oları. "Beş dakika bekle ! Poğaçalar çıkacak. O zamarı alırsrn" dedi, daha o saatte terini harcamaya başlamış beyaz önlüklü adam. "Eyvallah !" demeyi özlemişim. Tam üç kez, art arda söyledim, tadına doyamayıp. Gerçekten de, beş dakika sonra bir gazete sayfasınaqsarılı dört poğaçayla yürüyordum otele doğru. Kepengini kaJdırarı bir bakkal gördüm. Daldım içeri. O an, ağzımdan çıkacak sözün çok büyük bir önemi vardı benim için. İki kelime arasrnda, bir duvar saatinin sarkacı gibi gidip geliyordum. Süt ! Rakı ! Süt ! Rakı ! Süt, yanında çağnştırdığı bütün iyi niyetli duygularla birlikte, Afrika'ya dönmemin ya da kendimi öldürmemin başlangıcı olacak rakıya karşı savaştyordu. Eğer otel odasına, buradan alacağım iki büyuk rakıyla dönüp, öğlene kadar şişelerin içlerini boşaltıp masanın üzerindeki palmiyelere baksaydım, derhal eşyalarımı toplayıp kendimi bir uçağa atacağımı biliyordum. Çok sarhoş bile olsam Kayra'nrn yanma gitmeyeceğimden emindim. Çiirıkii o içimdeki şeytartları uyandınyordu. Beni, mutsuzluğa ve aclya mahküm eden şeytarılan... Elimi uzatıp, kasanın arkasında duran adamın siya}ı bir torbaya koyduğu sütü alıp dışarı çıktım. Yıllar sonra, ilk defa kahvaltı yapacaktım. Biraz zayıftı mönü ama yeni bir hayat için mükemmel olduğunu düşündüm... Kırmrzı halıyı ezip basamaklan tırmarıdım. Almada, içlerini uykusuzluktan karı basmış gözlerimi gördüm. Önemsemedim. Bedeliydi bunlar, başlayacak olan temiz hayatrmın. Televizyonun sesi hili otel sakinlerinin kulaklarının pislikleri arasınd,a kendine geçiş yolları aramakla meşguldü Yaşlı adam uyanm§ yüzümü hatırlamaya çalışıyordu, "Birkaç saat sonra giderim" derken. Sarayrma girdim. Camın yarundaki sandalyeye oturup gazetenin içindeki poğaçaları çıkardım, Dumanla-

455 454

n ve kokulan yayıldı bütün şehre. Ve ben bütün şehri soludum burnumdan. Çiğnemeden yıttum dördünü de. Dışan baktığım zaman, hademe olduğunu tahmin ettiğim bir adamın karşıdaki oku-

lun demir parmaklıklı kapılarını açtığını ğördüm. Artık eğitimime devam etmem imkAnsızdı, ama oturduğum yerden seyredebilirdim üniversite öğrencilerini. İlk dersin başlamasına bir iki saat olmalıydı. Şimdilik giden gelen yoktu, Kendimi düşünmeme yetecek bir zalnan vardı önümde. Verdiğim kararı ve bunun altından kalkıp kalkamayacağımı düşünmeye başladım. Ailemin eüne gi-

görecegım ıııal,küçümsenmeyecekkadarkalabalıkgeliyorduüzerime. korkuyordum, dörrmelerimi tiömleğimi çıXarmaya çalışıyordum, l"ç saat ağlar J"" t,"",lamaya ve akhmr", için. Anne* gtl"" boğazımı nrl., Trdri Urr*'*oİ, Bel_ Siit işe ,*r*u*uİ, ;';;;r^o" da kalamazdım,

kadar Ama hayatrmın ,or,o^, ki yanımdu1,1
ııma
p

yeterdi bu yatakta yatmama p*u, bir yıl Uory",

eki,u,o,iJ;

.i!"111f}H1fi}T}ru#İil?},L?u

decektim ! Kapıyı çahp bekleyecektim. Babamın, annemin, kız kardeşimin hilA hayatta olduklarına ve beni beklediklerine kerrdimi inandrrmaya çalışıyordum. Eğer bulamazsam hiçbifini, eğer birkaç saatliğine de olsa dışan çıktıkları için çaldığım kapı açilmazsa, biliyordum pes edip gideceğimi, bir daha dönmemek üzere... Bir tatil olduğunu düşünüyordum yolculuğunun. Bir tatile çıkmıştım ben, Ve geri dönüyordum. Sadece, sekiz yıl yaşlanmıştı vücudurn ile yüzüm. Beni kabul edeceklerini hayal etmekten, ümit etmekten başka bir seçeneğim yo}<tu. Ne yaparsam yapayım, beni sewneye devam edecek insarıların, ailem olduğunu tek-

o, J* l,;*,n ffi :J:'*;İHIJ; -""" alamadrm

ınrşil içeride, N"t",

ateş edertanrk o}sl mutlaka duygular öliim efsanesiyle son gizli anlaş*;.ö zihinsel gıbi, zi, di üzerime. Çünkii Tıpkı aileme ettiğim ihanet etmişiim l bir bulacaktr. ve ben Çok büyuk öldürecekt", u*'İ *;}1ğl1* değil varlrğrmr, hinlerimizi boşaltıp uorı""ı* bir ölüm için hayaldi. Ama'rfir;;;,

kalm air o tllj en z err esi gerçek beni böyle görse,

a,e*,İ;;p", ,a,U,g,*,

o.,,,vuv,uiıeumu,:'*1iXT,İtuİ**.ffi
kolay

işl,ffS,İ;ş

bir adama X*'lşilhiil§İİ}',,1Hl*,l";;,*T*"#HT'dö_ er,ı.r., a. aiı.trti çel«ıreyen

or*r;;;;,

rar ediyordum kendime, buluşmamızın traj ediye dönüşmeyecek olmasına inarıabilmek için. Sütün bütün pislikleri temizlediğine inanırdım çocukken. Her gizli giz|ı içtiğim sigara ve içkiden sonra süt içerdim. Annemin beni tarııyabilmesi için ağzımın süt kokrnasını isterdim. Eğer benim ytizümden ailemin bir ferdine herhangi bir fiziksel rahatsızlık geldiyse, kendimi bunu öğrendiğim arıda öldüreceğime karar verdim. Tek istediğim unutmaktı. Yaptıklarımı, geçmişi, her şeyi. Sevebileceğimi hissediyordum, insanları. Normal bir insan gibi çalışıp para kazanabileceğimi... Sonra umutsuzluk birden gözyaşına dönüşüyordrı. Birkaç damla döküyordum, cama sıçrayan. Hayır, diyordum. Hiçbirini bulamayacaksın. Babanı ölmüş, anneni deliırıriş, kız kardeşiniyse kayboln-ıuş bulacaksın, diyordum kendime. Değişemeyeceksin. Her gece birileri uyurken, sen gözlerin açık kAbuslar göreceksin. ÖlalirOiigün insanların yalvanşlarını, nefeslerinin kesilmesini duyacaksrn, diyordum. Ve bu ihti-

"uil"}oamarlanmdakibütü",q"{i}lT:1"Hl",;işT"i"
canavaradönüşmüşolanu"",.ui.ii.*daotlbilirdim.Sütveramidem bulanr_ klarasındagidensarkaç,Canavarveinsanarasrndauçmayabaşsarkacın *;;;l, ,allanmaktan içmediğim lamıştı. Benimse, ,,e"ıii l" suttendir,' dedim. "IJZun zamandrr yordu.

İ;,"-h;xf#l;İT,1':t'İ;ıan.Eııeril|eı<itanıarıyıamerdimemur;;;;,;rd*l

okul baŞlıarasından geÇtiler' as_ demir nrr*u5ırtfu venleri çıkıp oğlan4 birkaç yıl sonra tığrenci o"r,ivor.ıu, ai_ yordu. B_r:;; diyeceklerdi, Haffia,
de ker, claha ileride

lebabası.Amaherzanranni,,,r,t,olacaKr,adındanöncegelen. acr çekm:* peki, n",ı* o,t,a ne kadar 9::,Til"Jİl;§::f,rj: için? AfrikaYa gitmemı
,,tat ı.arar-,auiı*"*

uykusuzluktu, Peki, grui Daha kalabalrk nir

neydi?" ,g,r]* insan olmanrrr bedeli

her *ulun bahçesine, Atılan

456

457
girbütün gözeneklerimden ölüm ı,ıık, bedenimi doldurması için, hız_ yatmak", Düşüşüm çok

adımda bir plan yatıyordu. Hazırlaııan ödevler, okunarak gelinmiş kitaplar kollannın altında, geleceklerini koparmak için kaderin ağzından, siriyorlardı okullarının bahçesine... Bense, içerideki yaşh adam gibi, televizyon ekrarıına bakarcasma seyrediyordum ne istediklerini bilen gençleri. Kayra'nrn ne yaptığını düşündüm birkaç kez. Barıa nasıl ktifrettiğini duyuyordum, İlk defa birimiz diğerini böylesine bırakıp gitmişti. Gelip, beni bulup ötdüreceğinden korktum. Ama sonra geçti kaygım. Kayıra, bırakıldığını, terk edildiğini bile kabullenmeyecek kadar kibirli bir yapıya sahipti. Kimsenin peşinden koşmayacak kadar kendini, arkaya taranmış uzun saçları ve gösterişli bıyığıyla bir yarı tarıny,a benzetmeye çalışmıştı. Şimdilik onu düşünmeyebilirdim... Üzerinde yoğunlaşmaın gereken konu ailemi bulmaktı. Ama bana hiç mi sonr sorTnayacaklardı ? Hiç mi babam yumruk atmayacalctı, kendilerine çektirdiğim onca acrntn karşılığında? Ne arılatabilirdim ki karşılanna çıkınca? Delirdiğimi mi? İnsarı sekiz yıl boyunca bir sinir l,ırizi geçirebilir miydi? Nasıl söylerdim , o zamanlar ölümlerini hayal ettiğimi ? Bütün ailemin yok olmasını, sahip olduklan evlerin bana miras kalmasını istediğimi nasıl söyleyebilirdim? o evleri satıp dünyarıın öbür ucuna gitmek istediğimi, onlar ölürse terk edeceğim birileri kalmayacağından arkamda, daha da uzağa gidebileceğimi nasrl kelimelere dökerdim ? , Hangi kelimeleç ctimleler bu kadar korkunç duyguları kaldırabilirdi? Hangisi beni onlara anlatırdı? Kafamı camayaslamış, düşünüyordum. Ailemin, yerleştiklerini tahmin ettiğim evlerine giden yolun ismini düşünüyordum. Her ayrıntıyı. Her önemsiz ayrıntıyı

ıııesi için, isteyerek HİV+ bir kadınla

gerçek olmayanlardan kurlı oluyordu. Hayallerden kurduğum, ıluğum,üzerindedurduğumdağınyıkrlmasıokadarçabukolu. .yorduki,düşüşünhızrndaııkulaklartmtıkanıyordu.Sorular.Yabeni, YamaÇtarı aŞağı ıııtlar. pişmarılıklar. çığ gibi kovalıyorlardı Düştükçe olgunla_ koşarken düşe kalka. Dtıştııı<çe büyüyorctum. yirmi dokuz yaşında biri oluyordum, Kenşıyordum. Düştükçe climdennefretetmemgerekirdi.Hemenbuodadakesikbilekleriizlerini takip etmem yeterdi!" ıni, tekrar kesmem g"oı.ıraı. Dikiş
erişme isteğim o kadar fazlalaşmıştı yordum geçmişimi ve kendimi,

Hiçbiriniyup*,d.*.Normalbirinsarıınsahipolduklarına ne de görüki, ne duyııyor,

geldim. köşelerine Bir adım attrm. Duvardaki posterin önüne Zatarvermeden,söktümbeyazboyanınüzerinden.odanıniçindekilavaboyayünidiim.BirkaçsarıiyeSonrapalmiyeleryanıyordu.Afrikaateşebürünmüştü.Sahilinherateşalarıkumtanesinde,alevyükselipdüşüyordu.Bütüngeçmişimindekirtilavaboda böyle bir mucizenin olmayanıyor olmasın, istedim, Biliyordum söylüyorlardr: yacağını ama yine de çıkarı alevler bana ..Palmiyelenbizhallederiz.Afrikayıyakaru!Senhayatadön!''

DumanlarÖşarıSrzmrşolacakki,kaprvuruldu."Gir',dememe gerekkalmadı.Yaşlıadamodayaad.rmınıatmıştıbile.Deminki olan ba haftalık be,delini, yaııan posterin karşılığı
hareketimin sonra çrktım, oda ücretini verip eşyalanmı topladıktan
arasrndan sıyrılarak kaldınmlan dolduITnuş üniversitelilerin geçerken,kendiÖğrencilikgünlerimidüşündüm.Aslrnda,isteye_ ilgınç ve komik arkadaşla_ rek girdiğim bir bianşta okuyordum. rrmvardı.Amahepimizindetekortaknokt,ası,dörtyılsonunda alacağımızdiplomayıyakrnakistiyoroluşumuzdu.Çokciddibir fakiiltede,Yrtreçoı<cioaıprofesörlerleyapılanderslere$iripçıkıytizdür-

geçiriyordum aklımdarı, geciktirmek için yeniden doğuşumu. Sancılanması umurumda değildi, beni doğuracak oları hayatın. Sadece bekliyordum. Ne kadar dayarıabileceğimi görmek için. Peki ya o Meksika'daki kadın ? Ondan ödünç aldığım hastalık ? Ya o hastalık, ailemi bulduktarı altı ay sonrabeni öldürürse, o zarnan yaratmış olacağım acıdarı ikinci bir Çin Seddi inşa edilmez miydi? Ne büyük aptallık ! Ne büyük çocukluk ! Evden kaçmak. Haritanın en köşesine gitmek. Suç içinde yaşamak. Var olan bütün canlılardan uzak durmak için zihnimi öldürnreye kalkışmak. Ve son ola-

kesen nehirde yorduk. Diplomasından kayık yapıp şehri verip üst sınıflara geçtiler, meye yemin etmiş olanlar sınavlarrnı Jerry,den

Vebenhdlaçızgifilmindevamettiğinidüşünüyordum.Tom,un kurallarına u}mla_ aıoıgı:tıer darbenin sonucunda fizik

459

458 yan dönüştüğü hallerden, bir sonraki sahnede normal görünümüne dönmesini son derece mantıklı buluyordum... Gerçek değil, diyordum. Ne bu dersler, ne bu okul, ne öğrenciler, ne de tuttuk-

ları kalemler ! Ben yaşamam onlar gibi diyordum. Kabul etmem verilenleri. Dünyadaki tek gerçek benim. Gerisi dekor, diyordum. Ve bir dekor kınlır, yerine yenisi gelir.,. Kızıl.ay'a kadar yüriidüm, gömleğimin kollannı indirip. Elleri me döT me yaptırmadığım için şaııslıydım. Zaten, en vahşi dörrme-

ler ellere yapılanlardır. Dönüşü olmayaıılar. Tek yönlü yollar. Par-

maklanna harfl er yazdıranlar, saklay amaz|ar deliliklerini, ellerini tokalaşmak için, iş istedikleri adama uzatırken. Gizleyemezler içlerindeki firtınayı. Dokunduklan anda normal bir insana, rüzgdn hisseder karşıdaki. Üşüı titremeye başlar ve ellerinde yazılar yazan adamı, içinden çıktığı çukura geri yollamak amacıyla işi kendisine veremeyeceğini söylemek için kırıcı olmayan nedenler düşünmeye başlar.

şıyorclum.ÜlkeninsorunlanylailgilenmeyebaşlamarırnzaJnanr yıllarca yaşadrğım top_ gelmişti. Her şeyi bitmeliydim, uzağında değişti. Kalınlaştı' Ne rak hakkrnda... Ama birden, spikerin sesi yangrn,nedetoprak.Başkabirşeysöylüyorduartık...Kinyas!'' diyorduKa5rra,insanlantehditederkenyaptığıgibifısıldayarak. Vebiraniçin,gerçektenarkamdaduranlroparlörlerdenellerinin düşündüm, Ve tam şoföre durmasınr çıkıp boğazımı sıkacağını söyleyecekken,kaçmakiçin,spikeryenidenbaşladıkonuşmaya. gücümün, kendisini öldürEkonomi haberlerine geçmişti, Hayal mediğimiçinbendennefretedenzihniminbiroyunuyduhepsi. Çokiyibiliyordum^ofisıltıyı.ÇokiyitarııyordumKa5rra'nınsesi_ nasil uzat_ ni. İsmimi söylerk*l,,, ıık harfini bastınp_sonuncusunu yaptığım tercihin betığını çok iyi hatırlıyordum, Farkındaydım CinnahCaddesi'nitrrmanmayabaşlamıştık.Hayatımrnenzor

en zor olacak parçasl geç_ delinin. ka5rra,nrn fisıltısıydr, unutmasl mişimin.-.

yoksa kıçında mı olduğumuzu bilmiyordum. Ama arka koltuğun sağ camından gördüğtim kadanyla, insarılar kravat talorıışlardı, kadınlar tayyörler giymiş, koşuşturuyorlardı. Onlardan biri olmayı o kadar istedim ki, o arı ! O kadar istedim ki, sabah uyanıp gideceğim bir işim olmasınr. Ne olursa!.. Her çiğnediğimiz metrede umduğum eve yaklaşıyor olmanın bana bir böbrek taşı sancısı olarak geri döneceğini sanıyordum. Ama hiçbir ipucu yoktu, derinlerde hissettiklerime dair. Sekiz yıl. bo;runca bir arkadaşımda kalmış ve evinre dönüyor gibiydim. Sadece, anahtarım olmadığı için ailemi uyandır acak olnıamdan çekiniyordunı.. Taksinin radyosrı sabah haberleriyle doluydu. Bir erkek konuşuyordu. Güney bölgesindeki bir olTnan yangınından bahsediyordu. Bütün dikkatimi ona vermeye çalışıyordum. Dinlemeye çalı.

Daha faz|a yürümek istemedim. İll< gorOüğüm taksiyi durdurup bindim. "Cinnah Caddesi. Pilot Sokak !" dedim, dikiz a}masndan alışık olmadığı tarzdaki saç kesimime bakan şofcire. En son, saçımı kendim kestiğim için bazı yerleri, herhangi garip bir hastalıktan dolayı dökülmüş gibi duruyordu... Haftanın başında mı,

hayata dair bir isteğim ol_ anlnr yaşayacaktım birazdan. Öıumü,

kalbimin hızlanmasını bekliyordum. Ailemin içinde olduğunu

madığıiçinönemsemediğimgünlerde,çokkorkunçdakikalargeLiberya palalan, Defalarca üzeriçirmiştim. Boğazıma dayanmış meslkllmışkurşunlar...Amaevedönmekdahazorduterketmektenvehepsinden.Amayinede,garipbirsakinlikvardıüzerimde. Anlaşılmazbırhuzur.Belkideitkdefayaptığımbirşeydenemin olduğumiçinböytehissediyordum.Nepahasrnaolursaolsun,ailemibirkezdahagörmekistiyordum.BelkihiçbirZaİnanaçıklayamayacaktrmo,,ı,,,Kinyas,ramayinedeyanlanndaolmakistiyordum.Nefesleribenitedaviedecekti.Babamınkanl,benioğulluğataşıyacaktı.Çokiyimserdim.Masallardakiaptalçocuklar
kadar...

sokağının adıyazanta_ üzerinde, beni yeniden var edecek evin

belayıgördüm,arabayanrnd'angeçerken,Hafızam,hiçolmadığı kadardirilmiştiSaymayabaşladınrapartmanları.Vedokuzuncuda..Dur!,,dedim.BundanŞonrasrn],yurümekistiyordum'Fazla yakınd'ımaileme.Taksideninipbirkaçapartmarırnönündengeçkalabilmem için oturuyor tim ve dtırdunı. İşte ! Ailemin, hayatta olmasınruırrduğtımapaıtmanlnönünegelmiştim.Biradımdaha

,#
460
461

atarsam bahçe kapısından içeri girip srnırlarrna dahil olacaktım. Ama gelmedi o adrm. Takside yoı.ırgrna şaşırdığım nabız hızlaıı-

:1-jitri,jl1

lrlörn

lzoro,^,_^

9.::*

-^ ^:

katdınma
r

ı

,

ç,ü*

;;;H"i*'ffi,ffi?,il,::_

il;;;Şffi

tüllerden, evde birilerinin hayatını sürdürdüğünü görebiliyordum. Ama yazmıyordu tabii perdelerin üzerinde, içeride kimin yaşadığı, Gerginliğim bitmeyecek gibiydi. Asla ronu erTneyecek bir heyecan gibi ruhumu sıkıştırıyordu. kendimi rahatlatmam gerektiğini biliyordum. Birazsonra ailemle karşılaşacağım gerçeğinden başka bir şeyler düşünmeliydim. Farklı ni. g"".ç"ği. Geçmişte olan, komik bir hikiyeyi mesela
!

dı, Birbirlerine çay içmey" gid".,, hayattan bahseden, aruıemin çocukları hakkında konuşurken gözleri dolduğu için bu konuyu açmamaya özen gösteren komşulardl belki ae. nger bir süre daha böyle duvara yaslarımış oturursaın, çewedeki apartmanların kapıcılan tarafindan fark edilip süpürgelerle tehdit edileceğimi biliyordum. İıı< kararlilığımı, ayağa kalkarak gösterdim. karşıdaki apartmarıın ikinci katına baktığımda, crmıidaki kapaiı

bir sarıiye sonra kararır. Ben de onun gibiydim. ve kadın beni, içimin göründüğü o anda yakalamıştı. Belki de, annemin bir arkadaşıy-

olduğumu. kötü bir evlat olduğumu. ı'ıasıı gizleyebilirdim ki, çaresizlik içinde çrılçıplak yüzerken ? okyanusun dibi bir sarıiye görünür,

kapısından. sadece bir saniye baktı bana. ve hızlı adımlarla yürüdü caddeye doğnı.

liirn qrol-__^ tüm aralanna. son adımın çok zor olacağı belliydi. Belki de kapısını, hiç tanrmaüğım insanlar açacaktr, karşıdaki apartmanın ikinci katındaki dairenin. Belki de evi satmış ya da kiraya vermişlerdi. Belki de bütün ailem bir trafik kazasında ölmüştü. İhtimaller kafamı acrtan buz parçalan gibi yağıyordu üzerime. korunmaya çalıştırn yağarı doludan çöktüğüm yerde, başımı ellerimin arasrna alarak. Garip görünüyor olmahydım. o kaldırımda, öyle hareketsi z dururken, Bir

;;;;Ş;

Ş#_

Ve imdadıma hafizaınrn Afrika'ya ilk gittiğim dönemlerine bakarı departmanı yetişti. Kayra'yla Abidjan'ın sokaklarrnda damak zevkimize uygun bir restoran bulamadığımız için açlıktan bayılmak üzereyken aklrrnrza, dünyanrn her yerinde bulunduğundan

şüphe etmediğimiz bir McDonald's olabileceği geldi Fildişi Kryrsr'nrn başkentinde. Bir tane olmalıydr, bazı semtlerinin gayet

kadın çıktı, duvanna yaslandığım bahçenin

Emindim arıladığına. Anlamıştı bir katil

medeni ve gösterişli olduğu şehirde. Bunu en iyi bilebilecek olarılarsa tabii ki taksicilerdi. Bir tanesini çeürip bindik. Kayra, su kadar bilinen ve tarrrnaJı ewensel bir kawamı ifade ediyormuş gibi kendinden son derece emin, "McDona]d's !" dedi. Ve şoför, birinci ütese takarken, "Tabii" diyerekbizi diinyarırn en mutlu aç adamlan yaptl Sonunda alışık olduğumuz medeniyetin bir yüzüyle buluşacak olmamızınhayaliyle camlar açıldr, kollar çıkanldı. Şehrin sokaklarınd a hız|a ilerliyor ve McDonald's'rn, en azındarı Amerikarı Doları kadar tanırımrş olmasının ne büyük bir guç olduğunu düşünüyorduk. Hattabir ara, kiiçükbir kaygı bile du5ımuştum konuyla ilgili. Çiinkıi eğer bulunduğumuz yerde hA]a bir McDonald's bulabitiyorsak, demek ki yeterince uzaklaşamamıştık... Kayra'yla birbirimize bakıp tebessümler alıp veriyorduk. Yiyeceğimiz burger çeşitlerini sayıyorduk içimizden. Bizim gibi iki mederıi hayvarıın rüyasrydı, krzgın yağda kızartıları, kimyasal maddelerle soslaJrm§ etler yemek... 0n dakikadır, bir sokaktarı diğerine giriyorduk. Ama hala McDonald's'dan bir haber yoktu. Kayra sabırsızdı. Bir kez daha, "McDonald's?" dedi. Radyodaki yerel dilde söylenen şarkıya eşlik eden şoför çok rahattı. "Evet. Donald..." diye yarııt verdi. Ne yaptığını biliyor olması bizi de rahatlatmrytı. Telırar arkamıza yaslarııp, yıllar sonra üzerinden yüzlerce kez, kAh kovalamak, kah kaçmak için geçeceğimiz Grand-Bassam yolunun çewesindeki binaları se5rretmeye başladık. Ama binalar azaJıyordu her dakika. Bir süre sonra hiç kalmadı. McDonald's'rn genelde, şehir merkezlerine yatınm yaptığını bilecek kadar kapitalizmle büyümüştük. Mora]imizi kimse bozarrıazdı ancak. Kendimiz bile ! Beş dakika daha geçti ve anayoldan ayrılan ktiçük bir toprak sapağa girip yıiz metre gittikten sonra durduk. Frene bastığı arıda şoför, sağ eliyle tarafimızdaki tek katlı, beyaz binayı gösterir-

463 462 keniçindeydim, İkisine de bastım, lııııdırdığım komik hiklyemin geldi, Birile_ sesler devam ederken, lçeriden tli kendime ğülmeye

ken "Donald. İşte geldik !" dedi. Kayra'nın ve benim almı anda, kafamızı açık olan sağ camdan dışarı çıkarıp gördüğümüz karşısında sinirden ya da şaşkınlıktan bayılmamamz, o an için bir mucize olmuştu. Binanın kapısının üzerindeki dev tabelada Donald Duck'ın ördek ördek gülümseyerek bakan suratı vardı. Ve altında da, geceleri yanıp söndüğünü sonradarı öğrenmek zorunda kaldığımız neonlarla, "Donald Duck Chinese Restaurant" yazıyordu. Şoföre hatırı sayılrr bir para verdikten sonra şehirden en az on kilometre uzaklıktaki bu Çin lokantasında, yine en az şehirdekiler kadar damak zevkimize uJ.rnayan yemekler yemek zorunda kaldık. Şofcirle ararrıızdaki yarıhş anlaşılrnada kimin hatalı olduğu konusunu ise aylarcatartışmamıza rağmen mutlak bir sqnuca ulaştıramadık. Geçmişe ait hikAyeyi düşünüp o anları yaşarken, farlonda olmadarı gülmeye başlamştım. Toz içindeki yolda durarı taksinin camından çıkardığımız kafalarımuı ve Walt Disney'in en asabi karakteriyle karşılaşmamızı düştindükçe gülüyordum. Ve yürümeye başladım. Önce karşıya geçtim. Bahçe kaprsından içeri girdim. Tabii, Ka5ıra'nın elinde mönüyle gelen Çinli kıza umutsuzca "Hamburger yok muydu?" diye sormasını da unutamazdım. O görüntüyle beraber apartmanın merdivenlerini çıki,ım. Kahkahalanm boşlukta yarıkılanıyordu. En son aklıma gelense, benim o gün yediğim sebzeli pilav sosunun bozuk olmasındarı dolayı ishal olup günde beş sefer, şehirde dolaşırken otel aramamdı. Ve tabii sebzeyle arasr hiç iyi olmayarı ve tavuk yemiş ola