Kayıp Halkanın Sırrı by Ümmühan Yaşar - Read Online
Kayıp Halkanın Sırrı
0% of Kayıp Halkanın Sırrı completed

About

Summary

   Yazar, başından geçen gizemli olayları okuyucusuyla paylaşmaktadır.Yazar yaşlı bir kadını tesadüfen kaldırımda baygın vaziyette bulur hastaneye kaldırır fakat daha sonra hastane odasında bırakır ve mutsuz şekilde Bodrum’a geri döner. Çünkü yayınevlerinden beklediği ilgiyi görmez.Doktor hemşire ve hastalar kadını çok sever ve sahip çıkarlar.Yaşlı kadına daha sonra devlet sahip çıkar ve onu bir huzur evine yatırır. Yaşlı kadın orada da çok sevilir. Fakat huzur evi müdürü kadından şüphelenir.
   Yazar ise bir türlü istediği eseri yazamamaktadır. Üstelik çok sevdiği ruh eşine kavuşamamaktadır. Bütün sıkıntılarını çözecek güç yaşlı kadındır fakat yazar bunu bilmez. Fakat yazarın kader döngüsü değişmek üzeredir ve yaşlı kadın onu kendisine doğru çağırır.Yazar başlarda bununla mücadele etmeye çalışır fakat daha sonra pes eder.
   İstanbul’a doğru yolculuk yapmaya karar verir. Yolculuk esnasında rüyasında gerilim ve gizemli olaylar görür bilmediği şey aslında bu olayların gerçekte yaşandığıdır. Yaşlı kadın düşündüğü kişi değildir.Yazarın gizemli bir şekilde tanıştığı yaşlı kadının sırları vardır. Yazarı gerçek görevi için çağırmaktadır.Aslında yazar kayıp halkadan birisidir.

Published: eKitap Projesi an imprint of PublishDrive on
ISBN: 9786059496384
List price: $2.34
Availability for Kayıp Halkanın Sırrı
With a 30 day free trial you can read online for free
  1. This book can be read on up to 6 mobile devices.

Reviews

Book Preview

Kayıp Halkanın Sırrı - Ümmühan Yaşar

You've reached the end of this preview. Sign up to read more!
Page 1 of 1

*

İçindekiler (Table of Contents)

Yazar hakkında {About Author}

Önsöz {About the Book}

KAYIP HALKANIN SIRRI

YAŞLI KADIN

BOSNA GAZİSİ VE BEN

KARANLIK VE AYDINLIK

RUH İKİZİNİ BULMAK

ÖYKÜLERİN SONU: KAYIP HALKANIN SIRRI

Yazar hakkında {About Author}

Kısa Özgeçmiş:

Yazar, 01.06.1977 tarihinde doğdu. Ankara Üniversitesi, Eğitim Psikolojisi Hizmetleri (EPH) bölümünü kazanıp, yatay geçiş yaparak OMÜ Psikolojik Danışmanlık & Rehberlik (PDR) Bölümünden 2001 yılında mezun oldu.

2001 yılından bu yana, Milli eğitim bakanlığına bağlı çeşitli okullarda il il görev yaptı. En son ve halen, Bodrum'da görev yapmaktadır..

Kayıp Halkanın Sırrı isimli ilk eserini 2013 yılında kaleme aldı..

Ümmühan Nimet Yaşar, Eylül / 2013

******

Önsöz {Kitap Hakkında}

Başlangıçlar… Sevgili okuyucu! Bu başlangıcı ikinci kez yapıyorum. İlk kitabımda acayip heyecanlanmış, farklı bir başlangıç yapmak istemiştim hala da öyleyim. Kitabıma başlarken merhaba okuyucu ben geldim bakın, yine ben geldim diyorum ne kadar güzel bir şey değil mi? Anlıyorsun beni değil mi okuyucu?

Bu bir annenin çocuğuna kavuşması gibi bir şey... Bana kavuşacaksın! Ve kavuştun. Sen ve sen...Bunları yazarken, ben güneşe doğru yol alacağım. Arkamda sen varsın! Bu kitap... Onlara söyle bu kitabı dikkatle okusunlar, beni satırların içinde bulacaklar. Öykümü okuyacaklar. Bu kitap bildikleri çeşitten değil! Hiç değil! Bu beni anlatacak. Başta yanılsamalar yaşayacaklar ama sonunda anlayacaklar! Ben güneşten size bakacağım, hepinize umut dağıtmaya devam edeceğim. O yaşlı kadını aralarında bulacaklar. Hiç ummadıkları bir yerde ve zamanda!

Bu kitap bir bilgilendirmedir…

Bu kitap… her şeyden önce bir gerçek..

Öncesinde bir kurgu, öncesinde bir öykü…

Öncesinde bir hayal…ama hayal edilen şey gerçekte olacakların ta kendisi…

Bu dünyada herkese ait bir umut dalgası var..

Kimisi onu yaşar, kimisi yaşayamaz..

Kimi görür, kimi görmez! Onu yaşlı görmek hepimizin çaresizliği… Umutsuzluğu!

Ama bu demek değil ki, onu yaşlı görmemiz gençleşmeyeceği! Ona sahip çıkar, onu yeşertirsek o güçlenecek… değilse ölecek…

İçimizdeki umuda sahip çıkalım! Çünkü karanlıkla vereceğimiz mücadeleye karşı ÇOK İHTİYACIMIZ VAR ONA, HEPİMİZİN!

Şimdi duygusal düşüncesel ayrılığın, birbirimizi kınamanın, yermenin ortalığı germenin zamanı değil! Şimdi, güç birliği yapmanın zamanı… KAYIP HALKA tamamlandı ve büyük mücadeleye hazır olmalıyız hepimiz…

O mücadele, ışıkla karanlık arasında olacaktır, İşte bu kitap size bu sırrı anlatacak… Son bir güçle hepimizi yıkıma götürecek bir hazırlık yapılmaktadır… Ama karanlık ışığa karşı bu savaşın sonunda yenik düşecek, bu bir gerçek! Çünkü, onun geldiği güç sonsuzdur. Ama karanlık, görevini yapmak zorunda… Çünkü, o bunun için var oldu!

Sevgi umudu yeşertir… Umut da bağlılığı güçlendirir… Bağlılık da güçlü olmayı sağlar… Güç birliği olmayı sağlar…

Herkes kendi öyküsü içinde yaşar! Bu kitapta onu göreceksiniz… Asla umutsuzluğun olmadığını da!

******

Ben bir yazarım… Görünüşte bir yazar evet! Ama ne olduğumu bilmiyorum… Kim olduğumu bilmiyorum… Çünkü öyküyü yazmak benim görevimdi. Yazdım fakat öykünün içinde benim de olduğumu söylesem kim inanır bana?

Onun dediği gibi…Onun bana ihtiyacı vardı ama benim ona daha çok ihtiyacım vardı.. Çünkü, o benim aslolan arayışımdı.. Umudumdu.. Her şeyimdi! Ben görevimi yaptım… Bilgilendirmeyi sundum! Sen de gördün! Bu bir bilgilendirmedir her şeyden önce dedin bana! İnan bunu dedin, ben de inandım… Bilgilendim… Hem de çok bilgilendim..

Şimdi tüm insanlığın bilgilenmesi gerek dedin bana… Evet… Ben ne medyumum, ne falcıyım, ne de şarlatan! Bu bir ilham gibi bir şeydi ve ben bunu yazdım… Altın çağa doğru gideceğiz bu bir gerçek! Kıyamet senaryoları yazılıyor durmadan.. Ama kalemim ve vicdanım Altınçağı yazmam gerektiğini söyledi bana… Asla umutsuzluk yok dedi..

Ve yazdım… Kelimeler su gibi geldi ve yazdım.. Hep yazdım.. Durmadan yazdım.. Bir ay bile sürmedi yazdıklarım… İz sürücüler yoktu yanımda, kimse yoktu ve ben hep yazdım. Ta ki iz sürücüler işi fark etti, ben noktaladım. Buraya kadar dedim… Çünkü, ruhu gitti yazdıklarımın.. Çünkü, bu onunla benim aramda bir şeydi!

İstanbul’da birşeylerin başlayacağını hepimiz az çok tahmin ediyoruz… Ama bunlar nelerdi? Nasıl bir şeylerdi bunlar? Bir uyanış mı yoksa başka bir şey mi? Bir umut dalgası gibi bir şey galiba… Tanrıya emanetiz hepimiz… Hepimiz bizi kurtaracak bir mucizeyi bekliyoruz… Hep bekledik ve bekliyoruz… İçimizdeki umut belki bu.. Güneşe bak! Güneşe bak.. Altın renginde.. Altın sarısı renginde… Ya mavi rengi? Gök mavisi? Ya da başka bir mavi… Kalplerimizdeki korkuyu, yılgınlığı parçalayan şey.. Bir ışık…

İstanbul’dan başlayan bir umut dalgası tüm dünyaya yayılacak! Orada bir şeyler oluyor… Herkes görsün bilsin!

İşte, Bosna gazisi..yazdım seni.. Seninle beraber beni de yazdım.. Umarım seni gördüğüm o yaşlı halinden daha iyisin.. Çünkü, umudu yeşerttik yeniden. Güç verdik ona… Onu içimizde öldürmedik, asla da öldürmeyeceğiz… Gün gelecek hepimiz yaşayacağımız o ALTINÇAĞ’a ulaşacağız evet! Ben şimdiden ulaşır gibiyim!

******

Sözüm burada bitmek zorunda! Çünkü sözü artık ona bırakmak zorundayım…

Bilgilendirmeyi o yapacak, hepimiz dinleyeceğiz… İçimizdeki umut bize sesleniyor… Öykü içinde öyküyü yaşayacak olan ben ve sizler, günün sonunda nelerle karşılaşacaksınız göreceksiniz… Ben dilim döndüğünce anlattım size bunu!

Şimdi sen…

Bilgilenmeye hazır mısın okuyucu?

Evet.. hazırsın… hazır olmalısın.. Senin umudun da seni yakalayacak! Sen de görecek sen de şahit olacaksın! Yıkılan umutlarının tamir olmasını bekliyorsun şu an.. Evet bilgilen.

-Sevgili yazar! Beni anlattın, anlatmaya çalıştın. Gördüm ve umutlandım! Ben yaşlı bir kadınım evet ama şunu görüyorum ki, artık çok genç ve çok diriyim. Bilgilendirmeyi yaptın. Bu ikinci kitabında var oldu! Diğer bölümlerde de var olacak… Ta ki güneş herkese ulaşana kadar.. Karanlıkta kimse kalmamalı ama isteyenler için! Seçme hakkı size aittir.. Şimdi, arkana yaslan ve yaslansınlar.. Senin dilinle beni okuyacaklar… Altınçağa doğru adım adım ilerliyorsunuz ama ondan öncesinde büyük bir savaş vereceksiniz.. Karanlık hala hazırlığını yapıyor… O bıkmaz… asla pes etmez… Her gün, öfkesine öfke kinine kin ekliyor… Işıktan gelen temiz insanın evlatları! Hiç kaybetmeden bunu görün ve buna hazırlanın.. İçinizdeki umudu asla yok etmeyin..Çünkü savaşta buna ihtiyacınız olacak… Ne diye umutsuz olasınız ki? Tanrı sizinle olacak.. Gücünüz sonsuz olacak…

Tan ve diğerleri umuda nasıl ulaştı gördün mü? Önemli olan bunu sizin istemeniz? İrade gücünüz! Onu iyi kullanırsanız umudu kendinize doğru çekeceksiniz evet! Ben, şimdilik bu kadar bilgilendiriyorum. Herşey öykülerde saklı…

Evet kendim de dahil gördüm… Gördük ve göreceğiz…

Okuyucuyu daha fazla merakta bırakmak istemiyorum…

Bilgilenmek onun da hakkı..

Evet sevgili okuyucular…

Kişisel savaşınıza başlıyorsunuz!

******

KAYIP HALKANIN SIRRI

Umutsuzluk yok! Pardoranın kutusu açılacak!

Başlangıçlar… Sevgili okuyucu.Bu başlangıcı ikinci kez yapıyorum. İlk kitabımda acayip heyecanlanmış, farklı bir başlangıç yapmak istemiştim. Hala da öyleyim. Kitabıma başlarken Merhaba okuyucu ben geldim diyorum. Ne kadar güzel birşey değil mi? Anlıyorsun beni değil mi okuyucu? Bu bir annenin çocuğuna kavuşması gibi bir şey!

Ve bana kavuşacaksın! Kavuştun! Sen ve sen! Sen bunları yazarken ben güneşe doğru yol alacağım. Arkamda sen varsın.Bu kitap! Onlara söyle bu kitabı dikkatle okusunlar. Beni satırların içinde bulacaklar.Öykümü okuyacaklar... Bu kitap bildikleri çeşitten değil! Hiç değil! Bu beni anlatacak. Başta yanılsamalar yaşayacaklar ama sonunda anlayacaklar. Ben umutla size bakacağım, hepinize umut dağıtmaya devam edeceğim. O yaşlı kadını aralarında bulacaklar. Hiç ummadıkları bir yerde ve zamanda! Ve şimdi bu kitapta. Onlara söyle. Bu bir bilgilendirmedir. Bilgilensinler diye sen buradasın ve bu kitabı yazıyorsun. Sizi seviyorum. Not: Hala buralardayım. Yerimi sorma, söyleyemem! İz sürücülere meydan vermemeli

-Evet anlıyoruz merak etme. Gayet iyi anlıyoruz. Yeni başlangıçlar yapmak zaten hep heyecan vericidir. Bir de şunu düşün senin başlangıcını heyecanla bekleyen diğerleri de var, mesela diğer okuyucular. Ben ve arkadaşlarım. Onlar da senin çocuğuna kavuşmanı bekliyorlar.

-Ha ha haaa. Hani nerde arkadaşların?

-Çay içmeye gittiler şimdi gelirler.Söyle bakalım, neden bahsedeceksin bu kitapta?

-Hımm. Düşüneyim güzel bir soru sordun. Sana bir şey diyeyim mi aslında ben bu kitabı yazmakla, yani nur topu bir kitap dünyaya getirmekle, ENTERESAN bir şeyler ortaya çıkarmayı düşünüyorum. Yani klasik bir kitap değil, orijinal, şöyle böyle bir şey olsun istiyorum, biliyor musun?

Bu elinde değil... Bu kitap enteresan değil başka bir şey olacak! Kaderi sen çizmedin.Kader çizginde yaşıyorsun. Senin öyküye ihtiyacın vardı bizim de sana. Bu senin görevindi zaten. Ama dilin böle söyleyebilir. Çünkü mucizeye şahit olmak başka, mucizeye sahip olmak başka bir şeydir!

Akışına gelince, yer yer konulardan bahsedeceğiz arada sen kaynayacaksın, konuya seninle sohbet edeceğiz kavga edeceğiz.Sen de bazen kafana kitap yiyeceksin. Nasıl fikir?

"İçimi rahatlatmam lazım. Görevim büyük ve enteresan. Deşarj olabilmem için bir şeylere tutunmalıyım. Kusura bakma. Ah yazarken ellerim titriyor. O beni görüyor evet görüyor. Yeni bir başlangıç. Yeni bir heyecan ama sen çok daha büyüğünü yaşadın zaten. Bir yerlerde.Hepsi öykünün içinde. Evet hepsi öyküde saklı.

-Neden ayol? Niye kafama kitap yiyeceğim?

-Sinirlendireceksin belki.Ben de öfkelenip kitabı kafana geçireceğim işte!

-Kitabın bu fonksiyonu da varmış demek ki…

-Hangi fonksiyon?

-Hangisi olacak bu fonksiyon. Kitabı bu maksatla kullananı da seni görür gibi görüyorum. Al işte kitap başlamadan tuhaflıklarına başladın.

-Ha ha haa! Kitap dediğin öyledir her işe yarar. Kafa doldurmaya da kafa boşaltmaya da. Ben hepsini sende deneyeceğim.

-Yani beni hem doldurup hem de boşaltacaksın ha! Diğerleri ne yapacak?

-Ee arada bir silkelenip kendine gelirsin. Hangi diğerleri? Okuyucular mı? Diğer okuyucular da seni hastaneye getirir götürür.

-Aman çok acımasızsın! Can tehlikesi yaşıyorum burada. Kusura bakma kardeş. Ben senin stres topun değilim.

-Şaka yani espri olsun diye söyledim. Sadece seni kendine getirmek için söyledim.

-Ben hep kendindeyim merak etme. Sen kendini topla da güzel şeylerden bahset. Her türlü şiddete karşıyım zaten. Zorla kendini bana kabul ettiremezsin. Yazar sen olabilirsin. Güç senin elinde olabilir ama bana fikirlerini kabul ettiremezsin. Özgür bir ülkedeyiz. Bana inat gitme, deme hakkına sahip değilsin unutma. Hıh! Neyse bunu boş ver de sakin sakin yaz. Şimdi başka ne yapacaksın bakalım. Ne tür gariplikler göreceğiz daha?

Bir insan kendisiyle yüzleşebilmeli yazar. Vicdanının sesini dinle…Seni okuyucunla baş başa bırakmamızdaki hikmeti anla.Her şey öykülerde saklı. İleride sen de göreceksin: KENDİ KENDİNLE VERECEĞİN MÜCADELEYİ!

-Hımm? Öyle olsun bakalım okuyucu. Gariplik demeyelim. Enteresanlık diyelim. Sana bir soru; kitapçıları dolaşırken varsayalım bu kitaba rastladın aldın eline, sayfalarını şöyle bir evirip çevirdin. Ne düşünürsün bu kitap hakkında?

-Hımmm düşüneyim.. Kitapçıdayım, elimde poşetler ve kitapları dolaşıyorum ve tesadüfen sana rastladım.

-Hımm evet!

-Önce kapağına bakarım tabi. Alır elime evirir çeviririm.Sonra fiyatına bakar yerine korum ha ha nasıl?

-Hadi ya!

-He he.Hep gıcıklıkları sen yapmayacaksın elbette. Ben okuyucuysam benim de gücüm var , ben o kitabı almazsan sen beklemeye mahkumsun. Sana fikirlerini kendine sakla diyebilirim gayet net şekilde.

-Ne kadar da alıngansın sen. Şaka yaptık sadece.Yani fazla umursamazsın?

-Yooo dur bakalım. Şaka şaka nereye kadar. Ben fazla şakaya gelmem. Şakaların arkasına sığınma! Burada gerçekçi konuşalım. Sen de bir kitapsın. Bakarım içine biraz şöyle. İçini kurcalarım biraz, birkaç satır okurum. İlginç tarafını görürsem devamını okumak isterim. Sıkıcı bir şeysen bir başka bahara!

-Ama sen eğlenceli bir şey istiyorsun. Senin gibi düşünmeyen bir sürü okuyucular var.

-Var tabiî ki, seni tuhaf gören okuyucular da çıkacaktır. Senden bir çeşit olsun diye, seni alıp kütüphanesinin tozlu yerine koyanlar da çıkacaktır. Sen de toz toprak içinde öksürüp duracaksın. Sararıp duracaksın orada.

Beklemek zordur. İnsan acelecidir. Bir an önce sonucu görmek ister. Fakat sonuca vardığında vardığı sonuçla yetinmez. Başka sonuçlara ulaşmak ister. Sürekli çalışmak,hep daha iyiye koşmak bunun içindir. Hırsının kurbanı olma yazar! Bekle… Çalış ama bekle… Beklemesini de bil! Beklemesini bilen en iyi sonuçlara ulaşabilir. Olgunlaşmamış meyveyi yersen ne zevk alabilirsin, ne de meyve istediğini verebilir sana. Okuyucu beklemesini bilmeyen yönüne hitap ediyor. Ama Tanrı beklemeyi öğretti bize. Sabırlı olmayı öğretti. Zor bir görev. Bunu başarabilirsen olgunlaşacaksın!

-Sağol ya! Ne güzel rahatlatıyorsun beni!

-Gerçekçi olalım! Seni her alan her gün burnunun dibine sokup okumaz ki! Senin kütüphanende sayfaları sararmış kaç kitabın var? Kimilerinin ciltleri hala açılmamış. Kimileri fazla okunmaktan yıpranmış savaştan çıkmışlar!

Boş ver sen bunları! Bu kitap öyle bir kitap olacak ki... Sen buna inandın değil mi? İnandın. Umutsuzluk yok.Umutsuzluk yok unutma! Beklesin. Daha zaman var. Değişmesi için daha zaman var unutma!

-Haklısın pestilleri çıktı zavallıların. İlgimi çeken kitap görünce alıp onu her gün okumaktan sıkılmam. En sevdiğim, gece uyumadan önce kitapla zaman geçirmek. Böyle birkaç kitap var içimi açan ve rüyalar ülkesine beraber yolculuk yaptığım.

-Umarım sen de o tip bir kitap olursun!

-Teşekkür ederim. Burada sana çok iş düşüyor, yani sen ve senin saz arkadaşlarına.

-Hımmmm yani sohbet mi edeceğiz hep böyle?

-Bakalım!

İnsanoğlu, ileriyi göremez. Fakat ileriyi görmek isteyecektir hep. Anı yaşamayı çok az kişi becerecek. Çoğunluk hep gelecekle ilgili kaygılar ve korkular yaşayacaktır. Çünkü anı yaşama güzelliğini görmemesi için uğraşan kötü güçler var. Felaket tellallığı yaparak insanın anlık güzellikleri görmemesi için elinden geleni yapacaktır. Karanlık, her zaman gözleri karartmak isteyecektir. Oysa, anı yaşamak insana manevi haz verir. Kendini dinlemesi, kendini sorguya çekmesi için. Zamanı durdur yazar. Uçan balonla uç! Anları yaşamak ve yakalamak senin işin. Bir psikolojik danışman olarak bunu becer ve beceremeyenlere yol göster!

-Bak bakalım...

-Evet sohbet edeceğiz. Tartışacağız atışacağız cağız, çağız.

Deşarj olmalıyım.Korkuyorum… Bu bilgilendirmeyi başarabilecek miyim bilmiyorum.Ama umutsuzluk yok asla asla asla.Başaracağım! Evet başaracağım… Ya da başarmak zorundayım!

-Dikkat çekmek için mi söylüyorsun bunları anlamadım.

-Neden?

-Tartışmak atışmak. Bunlar bu kitabın formatı mı olacak yani? Hey millet buraya bakın. Burada büyük kavga var.Bu mudur olay yani?

-Ha ha haa aman hayır elbette. İşin esprisi bu. İşin gerçeği sonuçta bir noktada buluşacağız seninle. Format hayatın kendisi olacak. Hayatla iç içe yaşıyoruz sonuçta ama bilmiş bilmiş konuşmaktan daha fazlasını yapmalıyız değil mi? Eğer bir farkımız olacaksa.

-Piyasa kitabı mı yapacaksın yoksa?

-Hayır canım ne alaka?

-Ama yan cebime koy misali.

-Uf!

-Hadi hadi seni bilirim ben. Kitabın iyi satış yapsın diye kendini yırtacaksın muhakkak.

Ah keşke bilebilse… Kendimi yırtmak! Bu kelimeler ne kadar anlamsız kelimeler!

Bu söz bir çok kere kullanılır yazar. Çünkü, gizli amaç para kazanmaktır. Bunu kendine itiraf edebilirsin. Para ve ün! Senin öyküye ihtiyacın vardı… Amacın para ve ündü. Bunu biliyoruz. Çünkü, hiç olmak insanoğlu için büyük üzüntüdür. İnsan, hem temel ihtiyaçlarını karşılamak ister, hem de kendini gerçekleştirmek ister. Işıktan gelen hepsine sahipti ama kolay olmadı. Başarı kolay yoldan elde edilmez yazar. Başına gelenleri düşün. Öykünün içine girince sen de okuyucun da diğer okuyucuların da daha iyi anlayacak. Umutsuzluk yok!

-Görüşlerini kendine sakla sayın okuyucu... Böyle bir şey olmayacak. Amaç eğer topluma hizmetse piyasa miyasa vız gelir. Sadece bir şeyler yapmaya çalışacağım, iyi bir şeyler ama.

Evet! Bu çok iyi bir şey olacak. Bu mucizeye herkes hazır olmalı.Onları buna hazırlamalısın. Pandoranın kutusu açıldı. Şimdi kimsenin fark etmediği bir mucizeyi anlama zamanı geldi. Buna sen de tanık olacaksın. Buna hazır ol yazar, hazır ol, hazır ol. Kendini hazırla. Herkes kendini buna hazırlasın!

-Hadi bakalım.Öyle olsun. Gerçekten meraklandım şimdi.

-Ben de! Sözün özü; Bu kitapta parçadan bütün, bütünden parça bulacaklar ne demekse bu?

Görecekler… Bunu da hem görecek hem de yaşayacaklar!

-Alemsin, iyi bakalım başla bir yerden öyleyse.

-Evet başlayalım artık. Ama başlayamıyorum.

-Hayrola ne oldu?

-Kendimi toparlamam lazım... İyice dağıttık.. Hımmm dur bakalım nereden başlasak ki?

-Aslında kitabın başında başladın da haberin yok!

-Galiba haklısın seninle sohbet edince film koptu. Oradan başlayayım. Evet, enteresan iki serisi olan bir kitap gibi olacak ya da başka bir şey…

Belki de kitabı okuyanlar kendilerini Pandoranın kutusunun içinde bulacaklar. Bu onları kızdıracak mı, korkutacak mı? Umutsuzluk mu yaşayacaklar? Konulara hakim olmak isteyecekler senin gibi ama kendileri konu olacak! Sıradanlığın dışında başka bir şeyle karşılaşacak okuyucu. Ve kitaptan kendilerini alamayacaklar! Belki de bu yüzden öfke krizleri geçirecekler.Ta ki mucizeye şahit olana kadar… Işık onlara değince onlar da mucizeye şahit olacaklar!

-Yani öfkeleri kendine çekmek istiyorsun?

-Bilmiyorum... Ama ideali uğruna canla başla çalışan insanlar var... Umut dağıtmak için! Dünyayı yeniden yaşanır kılmak için! Bosna...Ya da başka bir yerde. Savaşın ve acının olduğu yerlerde... Kim olursa olsun, hangi tür ideolojiyi savunduğundan ziyade gösterdiği inanç bana çok müthiş geliyor! Güneşin doğmadığı yerde güneş olmak... Her şeye rağmen umut dağıtabilmek... Kirli ve kanlı ellere dokunabilmek... Ağlayan masum gözleri silebilmek ve bağırlara basabilmek... Bu inanılmaz bir şey değil mi? Bundan dolayı öfkeleri, kinleri kendine çekmek, saldırılara açık olmak iyi ile kötünün savaşı değil mi? Buna değer diye düşünüyorum. Evet. Umut dağıtmak uğruna o öfkeler bana vız gelir biliyor musun? Vız gelir tırıs gider! Bir yazar düşün, mesela... Mesela bir kitap yazarken hem eğlendirip hem de eğitebilir hem de ortaya çok güzel bir şey koyabilirse! Haydi söyle! ve mucizeler yaşanabilirse! Bundan güzel bir şey olabilir mi? Yani ideal! Yani dev insan olmak... Kim bilir idealistler gökyüzünden gelmiş çok özel insanlardır. Aramızda sıradan yaşarlar. Sıradan insan olurlar. İdeali yaşar ve yaşatırlar ve sonunda da geldikleri gibi gökyüzüne uçar giderler! İnan ya da inanma ama mucizeler vardır. İdeal de bunlardan birisidir.

-Evet ideal öyle bir şeydir. İdeali uğruna nice zahmetlere katlanan, açlık susuzluk nedir bilmeyip, canlı ceset gibi ortalıklarda dolaşan insanlar var. Bu bana da çok garip geliyor doğrusu. Mucizevi bir duygu evet!

" İdeal, bir mucizedir ! Ama asıl mucize mucizeyi ideal uğrana yapabilmekte… Bunu biliyor muydun? Hayır bilmiyordun. Bilgilendirildin sevgili yazar !"

-Demek sana da garip geliyor, iyi öyleyse anlaşacağız gibi bu durumda.

-Garip değil aslında müthiş!

-Hımm ideal işte böyle yüce bir duygu... Evet müthiş Neyse bu yüksek duyguları bırakıp, daha alçaklara inelim biraz başım döndü de.

-Ha ha haaa.

-Ahh! nerde kalmıştık evet kitaptan bahsetmeye devam. Bu benim de idealim aslında. Kelimelerle bilinmezliklere uçmak bana da acayip bir his veriyor nedense. Bu kitapta çok farklı bir şey yaşayacağız bana göre. Ne bileyim içime doğuyor!

Bu bir gerçek, yazar. Umutlanmaya hazır mısın? Hazır mısınız? Kendi öykülerinizi düşünün. Buradaki öyküler sizsiniz. İçinizden birileri… Herkes kendi öyküsü içinde yaşar. Ama umut öykü dışından gelir. Güneşin tepeden doğuşu gibi. Karanlıkta kalmak isteyen için ışık yok. Işık isteyen için ışık çok. Ta ki sonsuz karanlıklar gelene dek. Şimdi… Pandoranın kutusunu açıyorsun yazar! Bilgilendirme!

Ben de bu kitabı bir nevi kelime oyununa çevirip nevrini döndürmek istiyorum dünyanın, nasıl fikir?

" Dünyanın nevrini döndürme. Nevri dönen dünyaya umut dağıt.. İşte bu kitap bunun için var!

-Enteresan!

-Evet adı da enteresan yani.

-Enteresan iki mi bu?

-İyi fikir nasıl?

-Tuhaf...

-Neresi tuhaf bunun, gayet iyi bence.

-Göreceğiz. Birinci enteresan kitabın kabul görürse ikincisine de eyvallah...

-Evet, haklısın okuyucu ama kabul görsün ya da görmesin ben bu yolda devam etmeyi düşünüyorum. Çünkü, fikirlerim enteresan yani bana göre öyleler.

Belki de yapmam gereken bir görev bu. Enteresanlıklar arasında kaybolup asıl yapmam gereken onu anlatmak. O kim, ne ne? Bunu şu an açıklayamam ama okuyucumu da daha ilk sayfalarda kuşkulandıramam. Alıştıra alıştıra asıl hedefime ulaşmalıyım. Bu kitap aslında onu anlatıyor.Başından sonuna... Çünkü, onunla başladı her şey! Onunla da bitecek. Onu gördüm ve bana umut verdi. Beni yönlendirdi. O kim? O işte içimdeki umudum. Benim sonsuz gücüm. Benim idealim ışığım... Her neyse Seni bilmem!

-Burada olduğuma göre bana da enteresan geliyorsun.

-Ha ha haaaaaaaaaaa!

-Ee hadi bakalım aç da görelim enteresanlıklarını.

-Pekala şuna ne dersin?

-Kendimle savaşım!

Çoktan beridir verdiğim bir savaş. Yazıyı senden önce ve senden sonrasına ithaf ediyorum. Kişisel tarihim. İster inan ya da ister inanma mucizeler vardır

Bazen kendimi yeniyorum, bazen yeniliyorum. Ben ve kendim savaştayım. Eski ben yeni benimle devamlı çatışıyor. Eski ben, bana eskilerden devamlı dem tutuyor; yeni ben ise, hadi oradan diyor eski ben ama ama ama diyordu; şimdi yeni ben ise bunu duymak istemiyor. Kulaklarını tıkıyor. Uzaklara kaçmak dağlara kaçmak istiyor.Eski ben, geçmişini unutma diyor, yeni ben, hani nerdeler göstersene diyor? Eski ben, onlar senin tarihin –kara tarih-, onları uzağa attın diyor- geçmişini- yeni ben bu tarih. Beni karanlığa gömen tarih bu. Eski ben, tarih tarihtir diyor; yeni ben her tarih onur duyulacak tarih değildir. Eski ben, bunları unutursan tekrar yaşarsın diyor. Yeni ben, ben karanlık tarihle mücadele etmek istemiyorum. Ben aydınlık tarihi istiyorum diyor. Eski ben, sana kendini hatırlatacaktır diyor, yeni ben